<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kendini | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/kendini/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kendini</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2026 16:32:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>kendini | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/kendini</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;KO-MEK&#8217;te herkes kendini buluyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ko-mekte-herkes-kendini-buluyor-635427</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 16:32:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[buluyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[derince]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[ko-mek]]></category>
		<category><![CDATA[kurs]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitim Kursları(KO-MEK) ilçe sergilerinde son durak Derince oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ko-mekte-herkes-kendini-buluyor-635427">Büyükakın: &#8220;KO-MEK&#8217;te herkes kendini buluyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitim Kursları(KO-MEK) ilçe sergilerinde son durak Derince oldu. Katılımın yoğun olduğu sergide konuşan Başkan Büyükakın, kurs merkezlerinde herkesin kendinden bir şeyler bulduğunu vurguladı.</p>
<p><b>YOĞUN KATILIMLA AÇILDI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitim Kursları (KO-MEK) Derince ilçe sergisi yoğun katılımla açıldı. Yenikent Kültür Merkezi’ndeki açılışa Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Derince Kaymakamı Mustafa Demirelli, Derince Belediye Başkanı Sertif Gökçe, AK Parti Derince İlçe Başkanı Mustafa Tırpan, usta öğreticiler ve çok sayıda kursiyer katıldı. El emeği göz nuru eserlerin görücüye çıktığı sergiye kursiyerlerin başarı hikâyeleri ve dayanışma ruhu damga vurdu.</p>
<p><b>SERTİF GÖKÇE’DEN TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Açılışta kursiyerler adına konuşan Necla Akgözlüoğlu, yaşadığı zorlu süreci KO-MEK sayesinde aştığını ifade etti. Akgözlüoğlu, “Burada yeni bir ailem oldu, yeniden kendimi buldum. İyi ki varsın KOMEK” dedi. Sertif Gökçe ise KO-MEK kurslarının yalnızca eğitim verilen yerler olmadığını belirterek, “KO-MEK insanların sosyalleştiği, en çok da kendini bulduğu yerler olmaya başladı. Bu nedenle KO-MEK gibi meslek ve sanat eğitim kurslarına daha çok ihtiyaç var” ifadelerini kullandı. Kaymakam Mustafa Demirelli de kursiyerleri tebrik etti.</p>
<p><b>“HAYATA YENİDEN TUTUNUYORLAR”</b></p>
<p>Konuşmasında KO-MEK’in toplumsal yönüne dikkat çeken Başkan Büyükakın, “Yine rengârenk bir KO-MEK buluşmasındayız. Bu renklerle şehrimiz çok daha güzelleşiyor. Burada dinlediğim hikâyelerle görüyorum ki insanlar hayata yeniden tutunuyor, inancını yeniden kazanıyor, kafasındaki stresi ve dertleri atıyor. Bu anlamda KO-MEK bir iyileşme merkezi olmuş durumda” dedi.</p>
<p><b>“SOSYALLEŞMENİN MERKEZİ”</b></p>
<p>Teknolojik gelişmelerin insanları yalnızlaştırdığına dikkat çeken Başkan Büyükakın, KO-MEK ve Anne Şehir merkezlerinin bu yalnızlaşmaya karşı önemli bir sosyal alan oluşturduğunu ifade ederek, “Teknoloji bizi komşuluktan ve insan ilişkilerinden uzaklaştırıyor. KO-MEK’ler insanların sosyalleştiği, bir araya geldiği önemli merkezler oldu. KO-MEK’te herkes kendini buluyor” diye konuştu.</p>
<p><b>DERİNCE’YE MÜJDE</b></p>
<p>Derince’ye yönelik çalışmalara da değinen Başkan Büyükakın, vatandaşın huzuru ve mutluluğu için hizmet üretmeye devam ettiklerini söyledi. Büyükakın, “Biz birlikte Türkiye’yiz. Aslolan halktır. Halkına hizmet eden kalır, başarısız olan gider. Benim tek korkum hakkınızı helal etmemenizdir. Onun için sürekli sizlerin mutluluğunu düşünülürüm” dedi. Başkan Büyükakın konuşmasının sonunda Derince Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nin yakında temelini atacaklarını müjdeledi.</p>
<p><b>KO-MEK BOHÇASI TAKDİM EDİLDİ</b></p>
<p>Konuşmaların ardından Başkan Büyükakın, geleneksel KO-MEK bohçasını nişanlı kursiyere hediye etti. Açılış kurdelesini kursiyerler ve çocuklarla birlikte kesen protokol üyeleri, sergi alanını gezerek el emeği göz nuru ürünleri inceledi. Ürünler hakkında bilgi alan Başkan Büyükakın, emeklerinden dolayı kursiyerleri kutladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-ko-mekte-herkes-kendini-buluyor-635427">Büyükakın: &#8220;KO-MEK&#8217;te herkes kendini buluyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizlik de bir yardım çığlığı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:01:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çığlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sessizlik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ülkü]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü kapsamında şiddet ve zorbalığa maruz kalan çocukların neden çoğu zaman sessiz kaldıkları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544">Sessizlik de bir yardım çığlığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü kapsamında şiddet ve zorbalığa maruz kalan çocukların neden çoğu zaman sessiz kaldıkları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bazı çocuklar sessiz kalarak kendini korumaya çalışır!</strong></p>
<p>Şiddete maruz kalan bazı çocukların yardım isterken bağırmadığını, kapıyı çarpmadığını, yüksek sesle itiraz etmediğini ifade eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Daha sessiz bir yol seçerler; susmak. O sessizlik, çoğu zaman bir boşluk değil, tam aksine, içi korku, utanç ve çaresizlikle dolu bir alandır.” dedi.</p>
<p>Akran şiddetine maruz kalan çocukların bir kısmının kendini savunmaması ya da durumu yetişkinlerle paylaşmamasının, dışarıdan bakıldığında ‘tepkisizlik’ gibi görünse de, aslında bir hayatta kalma stratejisi olduğunu aktaran Ülkü, “Çocuk, tehdit karşısında bedensel ve duygusal olarak kilitlenir. Ne söyleyeceğini bilemez, hareket edemez, sanki sahnenin içinde ama kendisi yokmuş gibi hisseder. Bu durum, güçsüzlükten çok, beynin kendini koruma biçimidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur! </strong></p>
<p>Çocukların neden anlatmadığına değinen Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun arkasında çoğu zaman görünmeyen ama güçlü duygular vardır. ‘Söylersem daha kötüsü olur’ korkusu, ‘ben bir şey yaptım, hak ettim’ gibi içselleştirilmiş suçluluk ya da ‘kimse bana inanmaz’ düşüncesi… Zorbanın aynı sınıfta olması, arkadaş grubunun dağılacağı kaygısı ya da daha önce yardım isteyip sonuç alamamış olmak da çocuğu sessizliğe iter. Böylece çocuk, kendini korumanın yolunu görünmez olmakta bulur.</p>
<p>Oysa sessizlik çoğu zaman ipuçlarıyla konuşur. Okula gitmek istemeyen, ders başarısı aniden düşen, içine kapanan ya da tam tersine öfke patlamaları yaşayan bir çocuk bize bir şey anlatıyordur. Sık sık karın ağrısı ya da baş ağrısı yaşayan, eşyalarını kaybeden, arkadaşlarından uzaklaşan çocukların hikâyesine dikkatle bakmak gerekir. Bazen de ipuçları dijital dünyadadır; telefonunu saklayan, mesajlardan kaçınan bir çocuk, siber zorbalığın hedefi olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuk yalnız kalmamalı! </strong></p>
<p>Böyle durumlarda tek bir doğru olmadığına işaret eden Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Her durumun dinamiği farklıdır. Ancak çocuklara şu temel yollar öğretilmeli; güvenli değilse ortamdan uzaklaşmak, kalabalığa yönelmek, güvendiği bir yetişkinden yardım istemek ve sınır koyan kısa cümleler kullanmak… ‘Bunu istemiyorum’, ‘dur’, ‘bana dokunma’ gibi net ifadeler, çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Özellikle siber zorbalıkta, kanıtları silmeden saklamak da önemlidir. En kritik nokta ise şu; çocuk yalnız kalmamalı.” dedi.</p>
<p>‘Hayır deme’ ve sınır koyma becerisinin, bir günde öğrenilen bir davranış olmadığına vurgu yapan Ülkü, “Bu beceriler, evde ve okulda tekrar ederek, deneyimleyerek gelişir. Çocuklara duygularını tanıma, rahatsızlık hissettiklerinde bunu fark etme ve ifade etme alanı açılmalı. Küçük yaşlardan itibaren ‘istemiyorsan hayır diyebilirsin’ mesajını duyan bir çocuk, zorbalık karşısında da daha güçlü durabilir. Burada en önemli model yine yetişkinlerdir. Kendi sınırlarını sağlıklı şekilde ifade eden bir ebeveyn, çocuğuna en etkili dersi verir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bir çocuğu korumanın ilk adımı, söyleyemediklerini fark etmektir! </strong></p>
<p>Çocukların yardım isteyebilmesi için yalnızca bireysel değil, toplumsal bir güven alanına ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Okulların açık kapı politikası benimsemesi, zorbalıkla ilgili net ve uygulanabilir kurallar koyması, çocukların kendilerini ifade edebileceği güvenli alanlar yaratması gerekir.” dedi.</p>
<p>Ailelerin ise yargılamadan dinleyen, suçlamadan anlayan bir tutum benimsemesinin hayati önem taşıdığının altını çizen Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“‘Sana inanıyorum, bu senin hatan değil ve birlikte çözebiliriz’ cümlesi, bir çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha büyük bir yer açar. Medya da bu süreçte önemli bir rol üstlenir; yardım aramayı zayıflık değil, cesaret olarak gösteren bir dil kullanmak gerekir.</p>
<p>Unutmamak gerekir ki, şiddete uğrayan bir çocuğun sessizliği boşluk değildir. O sessizlik, dikkatle dinlendiğinde bize çok şey anlatır. 4 Mayıs Uluslararası Şiddet Mağduru Çocuklar Günü, yalnızca bir farkındalık günü değil; çocukların duyulmayan seslerini gerçekten duymaya başlamak için bir hatırlatmadır. Çünkü bazen bir çocuğu korumanın ilk adımı, onun söyleyemediklerini fark edebilmektir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessizlik-de-bir-yardim-cigligi-632544">Sessizlik de bir yardım çığlığı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narsisizmin kökeni çocuklukta şekilleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/narsisizmin-kokeni-cocuklukta-sekilleniyor-628812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[Karşı Taraf]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kökeni]]></category>
		<category><![CDATA[narsisizmin]]></category>
		<category><![CDATA[Narsistik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[şekilleniyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, narsisizmin  gelişim nedenleri, ilişkilerdeki dinamik etkileri ve narsistik özelliklerle karşılaşıldığında nasıl sağlıklı iletişim kurulabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/narsisizmin-kokeni-cocuklukta-sekilleniyor-628812">Narsisizmin kökeni çocuklukta şekilleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, narsisizmin  gelişim nedenleri, ilişkilerdeki dinamik etkileri ve narsistik özelliklerle karşılaşıldığında nasıl sağlıklı iletişim kurulabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Narsistik bireyler için özür dilemek tehdit olarak algılanabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde sıkça kullanılan ‘narsisizm’ kavramının, çoğu zaman yanlış ve yüzeysel biçimde ele alınabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bu nedenle, bu kavramı bir ‘etiketleme aracı’ olarak kullanmak yerine, altında yatan dinamikleri anlamak ve benzer özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılabileceğini değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olur.” dedi.</p>
<p>Narsisizmin; kişinin kendini aşırı derecede merkeze alması, kendini üstün görmesi ve başkalarının ihtiyaç ve duygularına karşı duyarsız kalmasıyla karakterize edilen bir kişilik örüntüsü olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Bu kişiler genellikle bencildir; her şeyi kendilerine hak görme eğilimindedirler. Kuralları esnetebilir, değiştirebilir veya tamamen yok sayabilirler. Kendini beğenme tek başına olumsuz bir özellik değildir. Ancak narsisizmde bu durum, başkalarını küçümseme ve değersizleştirme üzerine inşa edilir. Bu nedenle daha çok ‘kibir’ kavramına karşılık gelir. Kişi kendini üstün görürken, diğerlerini aşağıda konumlandırır. Bir diğer önemli özellik ise sürekli onay ihtiyacıdır. Narsistik yapıdaki bireyler, değer duygularını içsel olarak değil, dışarıdan gelen takdir ve beğeniyle beslerler. Empati kurmakta zorlanırlar; başkalarının duygularına karşı bir tür ‘körlük’ söz konusudur. Ayrıca içten bir pişmanlık yaşamak ya da samimi bir şekilde özür dilemek onlar için oldukça zorlayıcıdır. Özür dilemek, benliklerine yönelik bir tehdit olarak algılanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Narsisizm gelişiminde çocukluk deneyimleri belirleyici bir rol oynuyor!</strong></p>
<p>‘Narsisizm’ kavramının, mitolojik olarak Narkissos’un kendi yansımasına aşık olması hikâyesine dayandığını hatırlatan Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak burada önemli olan, kişinin kendine değil, kendi zihninde oluşturduğu idealize edilmiş yansımasına hayranlık duymasıdır. Bu, aslında kırılgan bir benliğin, şişirilmiş bir benlik algısıyla telafi edilmeye çalışılmasıdır.” dedi.</p>
<p>Narsisizmin gelişiminde farklı etkenler rol oynasa da, çocukluk deneyimlerinin belirleyici bir yer tuttuğuna işaret eden Dr. Shukurov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu noktada iki temel model öne çıkar. İlki, aşırı koruyucu ve şımartıcı tutum. Çocuğun hiçbir zorlukla karşılaşmasına izin verilmez, tüm ihtiyaçları anında karşılanır. Bu durum, çocuğun gerçekçi bir benlik algısı geliştirmesini engeller. İkincisi ise duygusal yoksunluk ve koşullu sevgi. Çocuk, olduğu haliyle değil; yalnızca başarıları ve performansı üzerinden kabul görür. Sevgi, koşullara bağlıdır. Bu da çocuğun kendini değerli hissetmesini zorlaştırır.</p>
<p>Özellikle erken çocukluk döneminde (1-5 yaş), çocuğun ‘hissedildiğini hissetmesi’ büyük önem taşır. Yani anlaşılmak, dinlenmek ve duygularının karşılık bulduğunu görmek… Bu ihtiyaç karşılanmadığında, birey ilerleyen yaşamında kırılgan benliğini korumak için savunma mekanizmaları geliştirir. Zamanla bu savunmalar bir ‘zırh’ haline gelir. Ancak bu zırh, sadece incinmeyi değil; sevgi, yakınlık ve duygusal bağ kurma kapasitesini de sınırlar.”</p>
<p><strong>Narsistik ilişkiler aslında karşılıklı bir dinamik!</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerin, ilişkilerde çoğu zaman tek taraflı bir sorun olarak görülse de, aslında karşılıklı bir dinamik içerdiğini dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, “Bu tür ilişkilerde sıklıkla ‘anahtar-kilit’ uyumu söz konusudur.” dedi.</p>
<p>Narsistik özellikler gösteren kişilerin; kendini sürekli suçlayan, sınır koymakta zorlanan, terk edilmekten korkan bireylerle daha kolay ilişki kurabildiğini kaydeden Dr. Shukurov, “Narsistik kişi Terk edilme korkusunu bastırarak ‘kimseye ihtiyaç duymuyorum’ tavrı sergilerken; karşı taraf tam tersine ilişkiye tutunmak için kendinden ödün verebilir. Narsistik birey kusurluluk/utanç duygusundan kaçmak için kendini yüceltirken; karşı taraf ‘ben zaten bunu hak ediyorum’ düşüncesiyle olumsuz davranışlara katlanabilir. Bu durum, ilişkide dengesiz ve sağlıksız bir bağ oluşmasına neden olur. Hatta bazı kişiler, ilişki içinde kendilerini yalnızken hissettiklerinden daha yalnız hissedebilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En önemli nokta, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmek!</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerle karşılaşıldığında nasıl davranılması gerektiğine değinen Dr. Bahruz Shukurov, “En önemli nokta, karşı tarafı değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmektir. Çünkü birini değiştirmek doğrudan mümkün değildir. Ancak kişinin kendi tutumlarını değiştirmesi, karşı taraf üzerinde dolaylı bir etki yaratabilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada izlenebilecek temel adımları da sıralayan Dr. Shukurov sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Farkındalık geliştirmek önemeli. Kişi önce kendi duygularını, düşüncelerini ve bedensel tepkilerini fark etmeli. ‘Şu an ne hissediyorum?, Bu durum bende nasıl bir etki yaratıyor?’ gibi sorular, sağlıklı tepkiler verebilmenin ilk adımıdır.</p>
<p>Sempati değil empati kurmak gerekir. Karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışmak önemlidir. Ancak bu, onun davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Empati, doğru tepkiyi verebilmek için bir araçtır.</p>
<p>Eleştiri yapılacaksa kişiliğe değil, davranışa yönelik olmalıdır. Örneğin; ‘sen böylesin’ yerine ‘bu davranışın beni şu şekilde etkiledi’ demek daha yapıcıdır.</p>
<p>Dengeli bir tutum benimsenmeli. Ne tamamen boyun eğmek ne de saldırgan bir tavır sergilemek çözüm değildir. Amaç, karşı tarafı incitmek değil; farkındalık kazandırmaktır.</p>
<p>Yumuşak ama net iletişim kurulmalı.<strong> </strong>Sınırlar açık bir şekilde ifade edilmeli; ancak bu süreçte kırıcı ve saldırgan bir dil kullanılmamalı. Sert tepkiler, narsistik savunmaları daha da güçlendirebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/narsisizmin-kokeni-cocuklukta-sekilleniyor-628812">Narsisizmin kökeni çocuklukta şekilleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emine Kış, Anne Şehir&#8217;le kendini buldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emine-kis-anne-sehirle-kendini-buldu-625248</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:52:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[buldu]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[emine]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[kendimi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kadınlara yönelik hayata geçirdiği Anne Şehir Merkezleri, sadece fiziksel değil duygusal ve sosyal anlamda da büyük değişimlere kapı aralıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emine-kis-anne-sehirle-kendini-buldu-625248">Emine Kış, Anne Şehir&#8217;le kendini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kadınlara yönelik hayata geçirdiği Anne Şehir Merkezleri, sadece fiziksel değil duygusal ve sosyal anlamda da büyük değişimlere kapı aralıyor. Gebze Gelincik Anne Şehir Merkezi’nde hizmet alan 50 yaşındaki emekli Emine Kış’ın hikâyesi ise bu dönüşümün en samimi örneklerinden biri oldu.</p>
<p><b>“İÇİMDEN RESMEN BİR ÇOCUK ÇIKTI”</b></p>
<p>Emine Hanım’ın hikâyesi, Anne Şehir Merkezleri’nin kadınlar için sadece bir hizmet noktası değil, aynı zamanda bir değişim ve umut alanı olduğunu da ortaya koyuyor. Sporla birlikte gelen değişimi anlatırken heyecanı her cümlesine yansıyan Emine Hanım, artık bambaşka bir enerjiye sahip olduğunu ifade ederek, “Ben buraya geldiğimde 96 kiloydum. Önceden iki merdiven çıkınca nefes nefese kalıyordum. Diyetisyenimin söylediklerine birebir uyarak 3,4 ay gibi bir sürede 96 kilodan 69-70 kiloya kadar düştüm. Hatta bir ayda 7 kilo verdiğim oldu. Gerçekten içimden bir çocuk çıktı. Şimdi koşuyorum, zor hareketleri yapmak istiyorum. Enerjim bitmiyor. Ailem bana ‘çocuk gibisin’ diyor.”</p>
<p><b> “SAĞLIĞIMA KAVUŞTUM, İLAÇLARI BIRAKTIM”</b></p>
<p>Kilo vermenin ötesinde sağlığına da kavuştuğunu vurgulayan Emine Hanım, eski alışkanlıklarını geride bıraktığını ve bunun hayatına büyük bir rahatlık getirdiğini belirtip, “Gece çok yemek yiyordum, canım isterse kalkıp yiyordum. Onu tamamen bıraktım. Tansiyon ve şeker ilacı kullanıyordum, onları da bıraktım. Mide yanmalarım geçti, bağırsak sorunlarım düzeldi. Yani sadece kilo vermedim, sağlığıma da kavuştum” dedi.</p>
<p><b>“ARTIK KENDİMİ İFADE EDEBİLİYORUM” </b></p>
<p>Emine Hanım’a Anne Şehir’in en büyük katkılarından biri de özgüven kazanması olmuş. Emine Kış, özellikle kitap kulübüyle birlikte kendini ifade etmeyi öğrendiğini şu sözlerle anlattı; “Ben konuşamazdım, iki kelimeyi bir araya getiremezdim. Okumam yazmam da çok iyi değildi, insanlar güler diye korkuyordum. Ama Deniz hocam bana ‘Sen yaparsın’ dedi. Başladım ve gördüm ki kendimi ifade edebiliyorum. Şimdi rahat rahat konuşuyorum.”</p>
<p><b>“ESKİDEN KİMSEYE SARILAMAZDIM”</b></p>
<p>Yıllarca insanlara mesafeli yaşadığını ancak bu duvarları Anne Şehir’de yıktığını dile getiren Emine Hanım, “Kimseye güvenemezdim, kendimi hep geri çekerdim. Hatta sarılamazdım kimseye. Ama burada onu aştım. Şimdi insanlara sarılabiliyorum. Arkadaş ortamım oldu. 3 yıldır geziyorum, sosyal oldum. Kendimi değerli hissediyorum.”<b> </b></p>
<p><b>“HOCALARIM ARKAMDA BİR DAĞ OLDU”</b></p>
<p>Merkezde aldığı desteklerin sadece hizmet değil, aynı zamanda bir gönül bağı olduğunu vurgulayan Emine Hanım, duygusal anlarını ise şöyle aktarıyor: “Spor, diyetisyen, psikolog… Hepsinden faydalandım. Ama en önemlisi gördüğüm ilgi ve sevgiydi. Çok zor zamanlarım oldu, maddi manevi destek oldular. Bir gün çok kötüydüm, Deniz hocamla konuştum, bana öyle moral verdi ki sanki arkamda bir dağ varmış gibi hissettim.”</p>
<p><b>“ÖNCEDEN BİTSİN DERKEN ŞİMDİ BAŞLASIN DİYORUM”</b></p>
<p>İlk geldiği günlerde sadece zaman geçirmek için katıldığı merkezin bugün hayatının vazgeçilmezi olduğunu söyleyen Emine Hanım, yaşantısındaki değişimi tek cümleyle özetliyor: “İlk geldiğimde ‘bitsin gideyim’ diyordum. Şimdi ‘bir an önce başlasın’ diyorum. Hatta ‘bir saat daha olsa yine yaparım’ diyorum. İyi ki gelmişim, burası iyi ki var.”</p>
<p><b>TEŞEKKÜR VE VEFA MESAJI</b></p>
<p>Hayatındaki bu büyük değişim için emeği geçenlere teşekkür eden Emine Hanım, duygularını şu sözlerle tamamladı: “Bu imkânları bize sunan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız Tahir Büyükakın’a, Daire Başkanımız Nagehan Malkoç’a ve tüm hocalarımıza gönülden teşekkür ederim. Hepsi çok değerli. Onlar sayesinde kendimi buldum.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emine-kis-anne-sehirle-kendini-buldu-625248">Emine Kış, Anne Şehir&#8217;le kendini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşsizlik Tartışması Düşündürüyor: Artık Üniversite Diplomasından Fazlası Gerek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/issizlik-tartismasi-dusunduruyor-artik-universite-diplomasindan-fazlasi-gerek-608604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[diplomasından]]></category>
		<category><![CDATA[durman]]></category>
		<category><![CDATA[düşündürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mehmet Durman: “Diploma bir sonuçtur. Asıl mesele, üniversitenin gençlere nasıl bir düşünce biçimi kazandırdığıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/issizlik-tartismasi-dusunduruyor-artik-universite-diplomasindan-fazlasi-gerek-608604">İşsizlik Tartışması Düşündürüyor: Artık Üniversite Diplomasından Fazlası Gerek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mehmet Durman: “Diploma bir sonuçtur. Asıl mesele, üniversitenin gençlere nasıl bir düşünce biçimi kazandırdığıdır.”</p>
<p>Üniversite diplomasının giderek değer kaybettiği yönündeki tartışmalar, artan işsizlikle birlikte yeniden gündemin üst sıralarına taşındı. Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, bu tartışmanın yalnızca “iş bulma” ekseninde yürütülmesini eksik buluyor.</p>
<p>Durman’a göre mesele, diplomanın varlığından çok, üniversitenin bireyi değişen dünyaya nasıl hazırladığıyla ilgili. Üniversitenin temel işlevinin, öğrenciyi sürekli dönüşen koşullara uyum sağlayabilecek bir düşünme ve öğrenme becerisiyle donatmak olduğunu vurgulayan Durman, diplomanın bu sürecin yalnızca bir çıktısı olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Geleceğin Güvencesi: Kendini Güncelleyebilmek</strong></p>
<p>Birkaç yıl öncesine kadar “geleceğin garantili mesleği” olarak görülen pek çok alanın bugün dönüşüm geçirmesi, diplomanın ötesinde yetkinliklerin önemini artırıyor. Prof. Dr. Durman’a göre asıl belirleyici olan, tek bir meslek bilgisine sahip olmak değil; kendini yenileyebilme ve öğrenmeye devam edebilme kapasitesi.</p>
<p>Prof. Dr. Durman, şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>“Bir dönem belirli teknik beceriler, tek başına güçlü bir gelecek vaadi olarak görülüyordu. Ancak bugün bilgiye erişim hızlandı, araçlar çeşitlendi ve teknoloji birçok alanda insan emeğinin sınırlarını dönüştürüyor. Bu tablo, tek bir beceriye ya da mesleğe yaslanmanın yeterli olmadığını gösteriyor. Kalıcı olan, bireyin değişen koşullara uyum sağlayabilme ve kendini sürekli yenileyebilme kapasitesidir. Geleceğin iş dünyasında ‘tek meslek’ anlayışı, yerini birden fazla alanda düşünebilen ve kendini yeniden konumlandırabilen bireylere bırakıyor.”</p>
<p><strong>Üniversite Gençleri Neye Hazırlamalı?</strong></p>
<p>Üniversite eğitiminin yalnızca sınıflarla ve ders programlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, eğitimin doğasına ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>“Hayat tek disiplinli değil. Üniversite de öyle olmamalı. Öğrenci, dersin dışına çıkmalı; araştırmayla, üretimle, gerçek problemlerle karşılaşmalı. Mezuniyet, devam eden bir sürecin bir aşamasıdır.”</p>
<p><strong>Üniversite Tercihi Artık Nasıl Yapılmalı?</strong></p>
<p>Üniversite diploması etrafında yürüyen tartışmaların aday öğrenciler ve veliler için kaygı verici olmasının doğal olduğunu söyleyen Prof. Dr. Durman, çözümün üniversite eğitiminden vazgeçmek değil, üniversiteyi doğru yerden tanımlamak olduğunu belirtiyor:</p>
<p>“Bugün gençler için en büyük güvence, sadece diplomaya sahip olmak değil; düşünebilen, üretebilen ve gerektiğinde kendini yeniden inşa edebilen, farklı koşullara göre yön değiştirebilen bireyler olarak yetişmektir. Bu nedenle üniversite tercihi, yalnızca puan ve bölüm üzerinden değil, sunulan eğitim anlayışı üzerinden yapılmalıdır.”</p>
<p><strong>Veliler ve Gençler Aynı Soruyla Karşı Karşıya</strong></p>
<p>Velilerin çocuklarının geleceğine dair kaygılarının anlaşılır olduğunu ifade eden Durman, bugünün dünyasında güvence kavramının da değiştiğine dikkat çekiyor:</p>
<p>“Artık tek bir diplomayla ömür boyu güvende olmak mümkün değil. Ama öğrenmeye açık, kendini geliştirebilen ve değişime uyum sağlayabilen bireyler her koşulda ayakta kalabilir.”</p>
<p>Gençlere ise üniversite tercihi yaparken şu soruyu sormalarını öneriyor: “Bu üniversite bana ne kazandıracak değil; beni nasıl bir insan yapacak?”</p>
<p><strong>Bir Kriz Değil, Dönüşüm Süreci</strong></p>
<p>Üniversite diplomasının değeri üzerine yürüyen tartışmayı bir krizden çok, yükseköğretimi yeniden düşünme çağrısı olarak değerlendiren Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, üniversitelerin açık ve dürüst bir dil kullanması gerektiğini söylüyor:</p>
<p>“Nicelikten çok niteliği önceleyen, gençleri geleceğe hazırlayan bir anlayış olması önemlidir. Bir üniversitenin değeri, verdiği diplomadan çok, yetiştirdiği insanla ölçülmelidir.”</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/issizlik-tartismasi-dusunduruyor-artik-universite-diplomasindan-fazlasi-gerek-608604">İşsizlik Tartışması Düşündürüyor: Artık Üniversite Diplomasından Fazlası Gerek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenişehir Belediyesinden temizlik hareketi: &#8220;Kendini de Kentini de Koru&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-temizlik-hareketi-kendini-de-kentini-de-koru-605678</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atıkları]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinden]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentini]]></category>
		<category><![CDATA[koru]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşları]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605678</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin Yenişehir Belediyesi, çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında “Kendini de Kentini de Koru” sloganıyla 2026 yılı itibarıyla yeni bir uygulama sürecini hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-temizlik-hareketi-kendini-de-kentini-de-koru-605678">Yenişehir Belediyesinden temizlik hareketi: &#8220;Kendini de Kentini de Koru&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span>Mersin Yenişehir Belediyesi, çevre kirliliğiyle mücadele kapsamında “Kendini de Kentini de Koru” sloganıyla 2026 yılı itibarıyla yeni bir uygulama sürecini hayata geçiriyor. Kent estetiğini bozan, çevre sağlığını tehdit eden ve kamu düzenini olumsuz etkileyen davranışlara karşı denetimler artırılacak.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span><span>“Amacımız Ceza Değil, Korumak”</span></span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, uygulamanın temel amacının yaptırım değil, çevre bilincini güçlendirmek olduğunu vurgulayarak, “Temiz, düzenli ve yaşanabilir bir Yenişehir’i ancak hep birlikte mümkün kılabiliriz. Bu uygulama, çevreye duyarlı bir kent kültürünü güçlendirmek için hayata geçiriliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span><span>Denetimler Artacak, Bilgilendirme Sürecek</span></span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yenişehir Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Yücel Avcı ise konuya ilişkin olarak: “Belediyemiz sorumluluk alanında bulunan sokakların süpürülmesi, semt pazarlarının temizlenmesi, evsel atıkların toplanması, budama atıklarının toplanması ve taşınması Temizlik İşleri Müdürlüğümüzün görev kapsamı içerisindedir. Bu çalışmalar, Zabıta Müdürlüğü ve ilgili diğer birimlerimizle eş güdüm halinde yürütülmektedir.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kent estetiğini bozan moloz, budama atıkları ve hacimli ev eşyalarının çevrede yaşayan vatandaşları rahatsız ettiğini ifade eden Avcı, bu konuda vatandaşların duyarlılığının büyük önem taşıdığını vurguladı. “Bu tek başına belediyenin çözülebileceği bir sorun değil. Vatandaşlarımızın da bu sürece destek vermesi gerekiyor. Hacimli atıkları bulunan vatandaşlarımızın belediyemize başvurarak kayıt oluşturmaları halinde, gerekli işlemler ekiplerimiz tarafından gerçekleştirilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sahada yürütülen denetimlere ilişkin bilgi veren Yenişehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü: “Belediyemizin sorumluluk alanı içerisinde sigara izmaritleri, dal ve bahçe budama atıkları, moloz ve inşaat atıkları ile kullanılamaz hale gelmiş ev eşyalarının çevreye gelişigüzel bırakılmasının önlenmesi amacıyla denetimlerimiz 24 saat esasına göre devam etmektedir. Çevreyi kirlettiği fiilen tespit edilen kişiler hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırımlar uygulanmaktadır. <strong><span>İlgili kanuna göre, bu tür kabahatler için 3 bin 705 TL&#8217;den başlayarak 191 bin 867 TL&#8217;ye varan idari para cezaları kesilebilmektedir</span></strong>.” şeklinde bilgilendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yenişehir Belediyesi, tüm vatandaşları temiz, düzenli ve yaşanabilir bir kent için duyarlı olmaya davet ederken, uygulamaya ilişkin detaylı bilgilere Yenişehir Halk Masası (444 33 54) üzerinden ulaşılabilecek.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehir-belediyesinden-temizlik-hareketi-kendini-de-kentini-de-koru-605678">Yenişehir Belediyesinden temizlik hareketi: &#8220;Kendini de Kentini de Koru&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kendini Arayan Zürafa&#8221; Buca&#8217;da miniklerle buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kendini-arayan-zurafa-bucada-miniklerle-bulustu-602237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arayan]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[miniklerle]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[zürafa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602237</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Şehir Tiyatroları’nın çocukları sanatla buluşturmak üzere Buca’da sahnelediği “Kendini Arayan Zürafa” oyununda, minikler oyunun şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendini-arayan-zurafa-bucada-miniklerle-bulustu-602237">&#8220;Kendini Arayan Zürafa&#8221; Buca&#8217;da miniklerle buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Şehir Tiyatroları’nın çocukları sanatla buluşturmak üzere Buca’da sahnelediği “Kendini Arayan Zürafa” oyununda, minikler oyunun şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti.  </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın (İzBBŞT) “Kendini Arayan Zürafa” isimli oyunu İzmirli miniklerle buluşmaya devam ediyor. Çocukları tiyatro sanatıyla buluşturmak üzere kentin farklı noktalarında sahnelenen oyunun yeni durağı Buca oldu. Oyun, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler Şube Müdürlüğü iş birliği ile Şehit Muhammed Cihangir Çubukçu Anaokulu&#8217;nda sahnelendi. Okulda gerçekleştirilen iki farklı gösterimde çocuklar “Zürafa” ve arkadaşlarının maceralarıyla yeni şeyler öğrenirken oyunun şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti.  <br />Çocukların hayal dünyasını renklendirerek onlara farklı bakış açıları kazandırmayı amaçlayan “Kendini Arayan Zürafa” oyunu sonrası çocuklara minik hediyeler de dağıtıldı. İzBBŞT, tiyatroyu toplumun her kesimine ulaştırma misyonu kapsamında farklı oyun ve projeler aracılığıyla İzmirliler ile buluşmaya devam edecek. </p>
<p><strong>Oyun hakkında:</strong><br />“Kendini Arayan Zürafa” hayatını anlamlandırmak, amacını bulmak isteyen Zürafa’nın çıktığı yolculuğu konu ediniyor. Acaba Zürafa, yol boyunca birçok arkadaş edinip farklı alanlarda bilgiler öğrenerek ne olmak istediğini bulabilecek mi? “Kendini Arayan Zürafa”, Selen Şeşen tarafından kaleme aldı. Kadrosunda ise Dine Altıok ve Devrim Karakoyun yer alıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendini-arayan-zurafa-bucada-miniklerle-bulustu-602237">&#8220;Kendini Arayan Zürafa&#8221; Buca&#8217;da miniklerle buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kültüründe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan beyninin ödül-ceza sistemine verdiği tepkilerin hayvan beyninden farklı işlediğini belirterek, modern eğitim anlayışında içsel motivasyonun ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Hayvan beyninin cezaya daha önce tepki verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir. Çok cezayla yetiştirilmişse cezaya daha erken tepki verir; ödüle ise daha sonra karşılık verir. İnsan bunu değiştirebiliyor, yorumlayabiliyor. Hayvanda ise ceza tepkisi daha hızlıdır. Beyinde negatif olaylara tepki, pozitif olaylara tepkiye göre altı misli daha fazla ve hızlıdır.” dedi.</p>
<p>EEG testleriyle bu durumun ölçüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin negatif uyaranlara 50 milisaniye içinde tepki verirken, pozitif uyaranlara tepki için 300 milisaniye gerekir. Yani beynimiz olumsuz bilgiyi olumluya göre yaklaşık 6 kat daha hızlı algılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar</strong></p>
<p>Modern nörobilimde “ödül-ceza” yerine “ödül ve kaçınma yolakları” tanımının kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Köpeğe iyi davranış için şeker vermek, kötü davranış için cezalandırmak işe yarar. Ama insan beyninde sadece dopamin sistemiyle, dışsal motivasyonla ilerlemek kişiyi sahte davranışlara sürükler. Modern anlayış diyor ki, sadece dopamin değil; serotonin sistemini de çalıştırın. Çünkü serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreci ödüllendirin, içsel motivasyon gelişsin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın karakter ve sorumluluk bilincinin, dışsal ödüllerle değil süreç odaklı eğitimle geliştiğine işaret ederek<strong>, </strong>“Bir insana sürekli ‘şunu yap, al ödül; bunu yap, al destek’ derseniz, içsel motivasyon gelişmez. Hep başkasının gözüne bakan, müdür varken çalışan, kontrol edilmediğinde kaytaran insanlar yetişir. Halbuki insanın özerklik duygusu gelişmeli, yalnız kaldığında da doğruyu yapabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir </strong></p>
<p>İnsan kişiliğinin yalnızca üçte birinin genetik olduğunu, geri kalanının ise epigenetik yani öğrenilmiş alışkanlıklardan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir. 6 hafta tekrarlarsanız alışkanlık, 6 ay tekrarlarsanız kişilik olur. Epigenetik mekanizmalar sayesinde beyin yanlış dürtüleri kapatabilir, doğru davranışları otomatik hale getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Baskı kültürleri zeki ama tembel bireyler yetiştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, totaliter sistemlerin eğitim anlayışını da dikkat çekerek, “Otoriter, korku odaklı eğitim kültürlerinde insanlar genellikle pasif agresif olur. ‘Evet’ der ama yapmaz. Bu yüzden bu toplumlarda zeki ama tembel insan çoktur. Çünkü dışsal motivasyona bağımlı yetişmişlerdir. Yenilikçi ve girişimci bireyler bu nedenle az çıkar. Güvenli toplumlarda hukuk işler, kişi öngörülemez sürprizlerle karşılaşmaz. Yanlış yaptığında cezalandırılmak yerine öğrenme fırsatı sunulur. Bu yüzden özerklik, risk alma ve yenilikçilik gelişir. İçsel motivasyonun temelinde de bu güven vardır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için güvenli bağlanma, empati ve içsel motivasyonun önemine dikkat çekerek, “Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık. Bunun arkasında egoların şişmesi ve çıkar odaklı yaşam anlayışı var. Oysa insanın çıkar değil, doğruluk odaklı öğrenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanma ve derin ilişkiler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yakın çevre ile kurulan ilişkilerin birey için bir güven alanı olduğunu belirterek, “Bir insanın birinci dereceden yakınlarıyla kurduğu bağlar derin ve anlamlıysa güvenli bağlanma vardır. Ev güven alanıdır. Sosyal ilişkiler de güvenli olabilir fakat anlamlılık açısından daha sınırlıdır” diye konuştu.</p>
<p>Bireylerin yalnızca iş yaşamıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, insanların mutlaka amatörce uğraşacağı, keyif alacağı bir meşgalesi olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Narsistik bakış açısı yalnızlaştırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde ilişkilerin hızla tüketildiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şimdilerde ‘sana uymuyorsa git’, ‘yapamıyorsan ayrıl’ gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu, narsistik bir bakış açısıdır. ‘Sen değerlisin, sen önemlisin, herkes sana uymak zorunda’ anlayışı insanı yalnızlaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çıkarcı olmak mı, erdemli olmak mı?</strong></p>
<p>Kapitalist sistemin çıkar odaklı bir ahlak anlayışı öğrettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Kapital sistem ‘çıkarcı olmak kârlıdır’ diyor. Ancak içsel motivasyonu önceleyen eğitim anlayışları ‘erdemli olmak kârlıdır’ der. Çünkü erdemli olan kişi orta ve uzun vadede kazanır, çıkarcı olan ise kısa vadede kazansa da sonunda kaybeder” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif disiplin ve ödül sistemi</strong></p>
<p>Öğrenme süreçlerinde ödülün esas, cezanın ise istisna olması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin korkuyla değil, anlam ve amaç odaklı öğrenmeyle kalıcı şekilde öğrenir. Çocuklara hata yaptıklarında bağırmak ya da cezalandırmak yerine, o hatayı bir öğrenme fırsatına dönüştürmek gerekir. Böylece çocukta suçluluk yerine sorumluluk ve empati gelişir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İçsel motivasyonun 3 temel unsuru</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyde yetkinlik, özerklik ve kendini aşan bir amacın varlığının içsel motivasyonun temel unsurları olduğunu belirterek, “Dış ödül odaklı kişiler rüzgârla giden yelkenli gibidir. Rüzgâr yoksa ilerleyemezler. İçsel motivasyonu olan kişiler ise buharlı gemi gibidir; kendi gücüyle yol alabilir. Bu nedenle eğitim sistemleri bireye içsel motivasyonu öğretmelidir” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın kendini değerlendirme biçimi</strong> <strong>ilişkilerini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın kendini değerlendirme biçiminin hem kişisel gelişimi hem de toplumsal ilişkileri doğrudan etkilediğini dile getirerek, “Öz güven, kişinin olumlu yönlerini görüp onları öne çıkarırken olumsuz yönlerine karşı da önlem almasını sağlar. Ancak öz beğeni, kişinin kendini kusursuz görmesine yol açar. Bu da narsistik kişilik yapısına zemin hazırlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fedakârlık şeması merhamet yorgunluğuna yol açar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilik yapılarında fedakârlığın aşırıya kaçtığını kaydederek, “Fedakârlık şeması olan kişiler herkese iyilik yapmak zorunda hisseder. İyilik yaptığında iyi, yapmadığında kötü bir insan olduğunu düşünür. Hak edene de etmeyene de aynı şekilde davranır. Karşılığında nankörlük gördüğünde ise yıkılır, kendini suçlar. Bu noktada suçluluk duygusu gerekçesi biliniyorsa öğrenmeye dönüşür; ama gerekçesiz suçluluk hastalıktır. Yoğun suçluluk ve yetersizlik duyguları depresyon belirtileridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan kendini aldatma ustasıdır</strong></p>
<p>İnsanın en büyük tuzaklarından birinin zihinsel zaafları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan çok zeki olmasına rağmen aptalca şeyler yapabilir. Çünkü insan kendi kendini aldatma ustasıdır. Hızlı kararlar çoğu zaman zihinsel tuzaklara yol açar. İçsel motivasyonu güçlü olanlar ise olayları daha iyi analiz eder ve cezaya gerek kalmadan doğruyu seçer” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fiziksel görünüm kutsallaştırıldı, toplum dopamin bağımlısı oldu</strong></p>
<p>Sosyal medyanın fiziksel görünüme aşırı vurgu yaptığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bugün gençsen, güzelsen, yakışıklıysan değerlisin; değilsen değersizsin anlayışı hâkim. Hollywood dopamin endüstrisi gibi çalışıyor. Oysa asıl olan serotonin toplumudur. Anlam, sanat, edebiyat, şiir ve kendini aşan amaçlarla elde edilen mutluluk daha kalıcıdır. Dopamin toplumu tüketim kültürünü körüklerken, serotonin toplumu erdemi ve anlamı öne çıkarır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özgürlük sorumlulukla dengelenmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özgürlüğün yanlış anlaşıldığını belirterek, “İnsan özgürdür ama sorumsuz değildir. Başkasına da kendine de zarar verme özgürlüğü yoktur. Örneğin bağımlılık tedavisinde kişi algıları bozulduğu için kendi kararını veremez. Böyle durumlarda zorunlu tedavi uygulanır. Özgürlük, sorumlulukla dengelenirse gerçek anlamına kavuşur. Özgürüz ama sorumsuz değiliz. Özgürüz diye başkasına zarar verme özgürlüğümüz yok. Kendimize de zarar verme özgürlüğümüz yok.” dedi.</p>
<p><strong>Karma inancı ve yüksek bir anlamın parçası olmak güven sağlar</strong></p>
<p>İnsanın belirsizliğe tahammül edemediğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu nedenle insan yaşadığı olayları mutlaka anlamlandırmak ister. İnanç sistemleri, kültür ya da yüksek bir amaca bağlanma bu noktada devreye girer. Kişi kendini daha büyük bir anlamın parçası hissettiğinde belirsizlik azalır, güven duygusu artar. Anlam ve inanç, insan zihninde koruyucu bir kalkan görevi görür. İnsan yaşadığı olayları anlamlandırıyor ve bir inancın parçası oluyor. Karma da anlamlandırma yapıyor. Yüksek bir anlamın parçası olmak kişi de belirsizliği gideriyor. Kendini güvende hissediyor. Korkular azalıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemal Süreya şiirinin sosyolojisi bu kitapta: &#8220;Kendini Yazan Habitus&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cemal-sureya-siirinin-sosyolojisi-bu-kitapta-kendini-yazan-habitus-599118</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[cemal]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitapta]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[şiirinin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[süreya]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599118</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Elyesa Koytak’ın kaleme aldığı “Kendini Yazan Habitus” adlı kitabı okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cemal-sureya-siirinin-sosyolojisi-bu-kitapta-kendini-yazan-habitus-599118">Cemal Süreya şiirinin sosyolojisi bu kitapta: &#8220;Kendini Yazan Habitus&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), Elyesa Koytak’ın kaleme aldığı <em>“Kendini Yazan Habitus”</em> adlı kitabı okurlarla buluşturuyor. Türkiye&#8217;nin en çok okunan şairlerden biri olan Cemal Süreya özelinde, İkinci Yeni şiirinin oluşumunu sosyolojik açıdan inceliyor. Süreya’nın 1950’ler boyunca yazdığı şiirlerle toplumsal deneyimi arasında mekik dokurken; şairi dönemin politik ve kültürel iklimine, diğer şairlerle girdiği ilişkilere yerleştiriyor.</strong></p>
<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) insan ve toplum kitaplığı, Elyesa Koytak’ın kaleme aldığı <em>“Kendini Yazan Habitus”</em> ile genişlemeye devam ediyor. Cemal Süreya özelinde İkinci Yeni denilen şiir tarzının nasıl doğduğu sosyolojik açıdan inceleyen bu kitap, aynı zamanda habitus ve eser arasındaki karşılıklı şekillenme süreçlerini birlikte okumayı teklif eden yeni bir teorik zemin sunuyor. Bu kapsamlı çalışma, Süreya’nın 1950’ler boyunca yazdığı şiirlerle toplumsal deneyimi arasında mekik dokurken; şairi dönemin politik ve kültürel iklimine, diğer şairlerle girdiği ilişkilere yerleştiriyor. Mülkiye öğrencilerinin sosyal profilinden şiirdeki söz sanatlarına kadar farklı gerçeklik boyutlarını bir araya getiren kitap, toplumsal eylem olarak şiirin sosyopolitik belirlenimlere karşı kendini yazma yolu olabileceğini gösteriyor. Böylece, günümüz sosyolojisinde yaygın olan habitus kavramını da yeniden ele alarak ufuk açıcı bir inceleme ortaya koyuyor. “Şiir sosyolojik bir gözle açıklanabilir mi?”, “Yeni bir şiirin doğuşu sadece poetik tartışma ve ayrışmaların sonucu mudur?”, “Şiirin en kapalı ve öznel taraflarında toplumun etkisini nasıl görebiliriz?” gibi sorularının izini süren <em>“Kendini Yazan Habitus”,</em> sadece sosyal bilimcilerin ve edebiyat uzmanlarının değil, şiire ve Cemal Süreya’ya ilgi duyan herkesin ilgisini çekecek bir çalışma. </p>
<p><strong> Kitaptan:</strong></p>
<p>“Bu kitap şiirin doğuşunu insani bir seviyede incelemeyi amaç­lıyor. İnsani seviye veya düzlem, insanın her şartta ünsiyet, iliş­ki, irtibat içinde oluşuna; kendi başına olmadığına işaret eder. Sosyolojinin kökeninde bulunan <em>socius </em>takip eden, eşlik eden anlamına gelir. Bu nedenle insanı toplumsal açıdan görmek ona eşlik eden, irtibat hâlinde olduğu gerçeklikleri araştırmanın mer­kezine almak demektir. Şiirin doğuşunu tam olarak insan oluşla açıklamak gerektiğinde devreye giren sosyolojik açıklama, meta­fizik açıklama gibi şiiri başka bir şeyin, ilhamın açıklanamaz so­nucuna indirgemek yerine, şiire dışsal ama irtibatlı fenomenlerle şiir metni arasındaki ilişkiselliği kurmayı hedefler ve böylece, her bilimsel faaliyetin nesnesinin nasıl oluştuğunu açıklamakla mu­kayyet olmasından dolayı, bir <em>poèmologie </em>yahut şiirbilimi hâlini alabilir. Kısacası sosyoloji şiiri ilhamdan çok insan eseri kabul eden ve açıklayan bilimsel yollardan biri olabilir.”</p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>1989 İstanbul. Galatasaray Lisesinden mezun oldu. Sosyoloji lisans eğitimini Galatasaray Üniversitesinde, yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesinde tamamladı. İstanbul Medeniyet Üniversitesinde hazırladığı doktora tezi <em>Mesleğin Dönüşümü: Hekimler ve Avukatlar </em>adıyla kitaplaştı ve 2023’te TÜBA TESEP ödülünü kazandı. Meslekler, elitler, sosyal tabakalaşma ve eşitsizlik konularında araştırmalarını sürdürmektedir. İki şiir kitabının yanı sıra (<em>Hicretsizlik</em>, 2015; <em>Bütün Nehirler Bizimdir</em>, 2020), bir eleştiri kitabı vardır (<em>Anlamın Kıyameti: Modern Türk Şiiri Üzerine Denemeler</em>, 2017). <em>Fayrap </em>dergisinin editörlüğünü yürütmüş olan Koytak ayrıca Ezra Pound’un üç şiir kitabını tercüme etmiştir. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde görev yapmaktadır.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: İnsan ve Toplum </strong></p>
<p><strong>Yazar: Elyesa Koytak</strong></p>
<p><strong>Kitap Editörü: Muhammed Fazıl Baş</strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Kendini Yazan Habitus </strong></p>
<p><strong>Proje Editörü: Mesut Bostan</strong></p>
<p><strong>Son Okuma: Büşranur Hazar  </strong></p>
<p><strong>Sayfa Uygulama ve Kapak: Yümna Sarıkaya   </strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 156</strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cemal-sureya-siirinin-sosyolojisi-bu-kitapta-kendini-yazan-habitus-599118">Cemal Süreya şiirinin sosyolojisi bu kitapta: &#8220;Kendini Yazan Habitus&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlıkta doz çok önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlikta-doz-cok-onemli-590823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 08:02:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, 11 Kasım Yalnızlar Günü kapsamında yalnızlığın nedenlerini, olası yarar ve zararlarını, birey üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlikta-doz-cok-onemli-590823">Yalnızlıkta doz çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 data-start="347" data-end="754"><strong data-start="347" data-end="406">Başkalarına alan açmayan kişi, sonunda yalnız kalabilir</strong></h3>
<p data-start="347" data-end="754">Modern yaşamda yalnızlığın sosyolojik ve psikolojik pek çok nedeni olduğunu belirten Aydın, “Eskiden köylerde insanlar birbirine bağımlıydı ve sosyal etkileşim yüksekti. Günümüzde ise bireyler çoğunlukla yalıtılmış evlerde veya geçici yerleşimlerde yaşadıkları için aidiyet duygusu gelişmiyor ve derin sosyal ilişkiler kurmak zorlaşıyor” dedi.</p>
<p data-start="756" data-end="1385">Psikolojik nedenlere de değinen Aydın, “Bu yüzyılın önemli sorunlarından biri narsisizm; kişinin kendini aşırı önemli görmesi ve diğerlerinden üstün olduğunu düşünmesi. Bu bakış açısına sahip bireyler, başkalarına alan açmaz ve fedakarlık yapmaktan kaçınır. Sonuçta, bu tek kişilik dünyada yalnızlık kaçınılmaz hale gelir. Bazıları ise dışlanmışlık, hayal kırıklıkları veya ilişkilerden beklentilerinin karşılanmaması nedeniyle yalnız kalmayı seçer. Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, gelecekteki ilişkilerden de korkmalarına yol açabilir. Bu nedenle sosyal ilişkilerden uzak durmayı tercih edebilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<h3 data-start="1387" data-end="1723"><strong data-start="1387" data-end="1423">Yalnızlık bazen konfor da sağlar</strong></h3>
<p data-start="1387" data-end="1723">Yalnız olmanın bazı dezavantajlar taşısa da kişiye özgürlük sunduğunu belirten Aydın, “Hesap soran kimsenin olmaması, birilerine bir şey yapmak zorunda olmamak, kişinin istediği gibi yaşamasına imkan verir. Bazı insanlar bu konfordan vazgeçmek istemez ve bu nedenle yalnızlığı tercih eder” dedi.</p>
<p data-start="1725" data-end="2012">Aydın, modern kapitalist dünyada maddi motivasyonun ilişkileri derinleştirmeyi zorlaştırdığını da vurguladı: “İlişkilerin maddi getirisi olmadığında, insanlar bu ilişkileri derinleştirmekten kaçınabiliyor. Maddiyatın ön planda olduğu bir dünyada derin sosyal bağlar kurmak güçleşiyor.”</p>
<h3 data-start="2014" data-end="2533"><strong data-start="2014" data-end="2061">Kalabalık içinde de yalnız hissetmek mümkün</strong></h3>
<p data-start="2014" data-end="2533">Yalnızlık ile sosyal izolasyonun aynı şey olmadığını belirten Aydın, “Yalnızlık, etrafta kimse olmaması anlamına gelmez; kalabalıklar içinde de kişi kendini yalnız hissedebilir. Çok çocuklu ailelerde büyüyen bir çocuk veya yoğun sivil toplum faaliyetlerinde bulunan biri de aidiyet duygusu eksikliği nedeniyle yalnız hissedebilir. Sosyal izolasyon fiziksel olarak ayrışmayı ifade ederken, yalnızlık öznel bir deneyimdir ve olumlu ya da olumsuz olabilir” diye konuştu.</p>
<h3 data-start="2535" data-end="2990"><strong data-start="2535" data-end="2596">Yaratıcı süreçler için yalnızlık önemli bir alan olabilir</strong></h3>
<p data-start="2535" data-end="2990">Aydın, yalnızlığın bireyin içsel deneyimlerini düşünmesi ve yaratıcı süreçler için fırsat sunduğunu belirtti: “Kişi, kendini ve ilişkilerini sorgulama zamanı bulabilir. Şairler geceleri yalnız kalarak şiir yazabilir, mühendisler izole çalışarak büyük projeler üretebilir. Tercih edilmiş yalnızlık, ideal hedeflere ulaşmak için gerekli bir süreçtir ve bireye tatmin ve huzur duygusu sunar.”</p>
<h3 data-start="2992" data-end="3577"><strong data-start="2992" data-end="3033">Yalnızlık doz aşarsa zararlı olabilir</strong></h3>
<p data-start="2992" data-end="3577">Ancak yalnızlığın fazla olduğunda zararlı bir etkiye dönüşebileceğini söyleyen Aydın, “Pandemi sonrası sosyal izolasyon arttı ve yalnızlığın zararları daha belirgin hale geldi. Eğer kişi derin duygusal yaralar hissetmeye başlıyorsa, sevilmediğini veya hayatta bir yerinin olmadığını düşünüyorsa bu yalnızlık tehlikeli hale gelmiştir. Uzun süreli yalnızlık, uyku bozukluklarına, artan strese ve buna bağlı sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca yalnız bireyler obezite, tansiyon, depresyon ve anksiyete gibi sorunlara daha yatkındır” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlikta-doz-cok-onemli-590823">Yalnızlıkta doz çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HONOR, Çin&#8217;de Dünyanın İlk Kendini Geliştiren Yapay Zekâ Ajanı İşletim Sistemi MagicOS 10&#8217;u Tanıttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/honor-cinde-dunyanin-ilk-kendini-gelistiren-yapay-zeka-ajani-isletim-sistemi-magicos-10u-tanitti-587271</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[geliştiren]]></category>
		<category><![CDATA[honor]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşletim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[Magicos 10]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587271</guid>

					<description><![CDATA[<p>HONOR, yapay zekâ odaklı inovasyon vizyonunu yeni MagicOS 10 ile bir üst seviyeye taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/honor-cinde-dunyanin-ilk-kendini-gelistiren-yapay-zeka-ajani-isletim-sistemi-magicos-10u-tanitti-587271">HONOR, Çin&#8217;de Dünyanın İlk Kendini Geliştiren Yapay Zekâ Ajanı İşletim Sistemi MagicOS 10&#8217;u Tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HONOR, yapay zekâ odaklı inovasyon vizyonunu yeni MagicOS 10 ile bir üst seviyeye taşıyor. Dünyanın kendini geliştirebilen ilk yapay zekâ ajanı işletim sistemini tanıtan marka, aynı zamanda kapsamlı yapay zekâ cihaz ekosistemi stratejisini de duyurarak insan merkezli akıllı deneyim çağını başlatıyor.</strong></p>
<p>Küresel yapay zekâ cihaz ekosistemi markası HONOR, Shenzhen’de düzenlenen <strong>ilk Küresel Geliştirici Konferansı’nda MagicOS 10 işletim sistemini</strong> tanıttı. Dünyanın kendini geliştirme yeteneğine sahip ilk yapay zekâ ajanı işletim sistemi olan <strong>MagicOS 10</strong>, teknoloji dünyasında işletim sistemi çağından “Yapay Zekâ İşletim Sistemi Çağına” geçişin sinyallerini verdi.</p>
<p>HONOR ayrıca konferansta, <strong>1×3×N ekosistem stratejisini ve güncellenmiş HONOR AI Connect</strong> platformunu da duyurdu. Bu strateji; HONOR’un yapay zekâ altyapısını küresel iş ortaklarına açan (“1”), onları ekosistem, kanal ve teknoloji &#038; marka olmak üzere üç farklı gelişim alanında destekleyen (“3”) ve eğitim, ofis, akıllı ev, ses &#038; giyilebilir cihazlar, oyuncak ve evcil hayvan teknolojileri gibi çok sayıda sektörel alana ölçeklenebilen (“N”) bir yapı sunuyor.</p>
<p><strong>HONOR CEO’su James Li,</strong> lansmanda yaptığı açıklamada şunları söyledi:<br />“Gerçek bir yapay zekâ işletim sistemi, yalnızca kendini geliştirme yeteneğine sahip, insan odaklı bir değer sıçraması gerçekleştirebilen bir sistem olabilir. HONOR olarak kullanıcılarımız, sektör paydaşlarımız ve geliştirici ekosistemiyle iş birliği içinde çalışmayı sürdüreceğiz. Kullanıcıyla ortak yaratım, sektörle simbiyotik iş birliği ve ekosistemle birlikte büyüme, MagicOS’un evrimini ileriye taşıyan üç temel güç.”</p>
<p><strong>İşletim Sisteminden Yapay Zekâ İşletim Sistemine Geçiş</strong></p>
<p><strong>MagicOS 10</strong>, geleneksel bir işletim sisteminden gerçek bir yapay zekâ işletim sistemine çok boyutlu bir sıçrama yapıyor. Sistemin odağı, cihaz-bulut koordinasyonundan ajan merkezli bir yapıya evrilerek daha gelişmiş bir zekâ düzeyine ulaşıyor. <strong>MagicOS 10’un</strong> merkezinde, HONOR’un kendi geliştirdiği <strong>MagicLM 3.0 altyapısıyla</strong> güçlendirilmiş, artık görme, hatırlama ve eyleme geçme yeteneklerine sahip yeni nesil <strong>YOYO</strong> yer alıyor. </p>
<p>Kullanıcılar tek bir dokunuşla <strong>YOYO’ya</strong>; Magic Color ile yapay zekâ destekli renk düzenleme, komut bazlı görsel düzenleme, yemek siparişi, alışveriş veya ulaşım çağırma gibi günlük ya da yaratıcı görevleri kolayca devredebiliyor. Çoklu cihaz kullanımı arttıkça, MagicOS 10, sektörde platform sınırlarını tamamen ortadan kaldıran ilk işletim sistemi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Kullanıcılar artık HONOR, iOS, Android ve Windows cihazları arasında görsel, video ve belge aktarımını kesintisiz biçimde gerçekleştirebiliyor; bu da benzeri görülmemiş bir konfor ve verimlilik sağlıyor. Ayrıca <strong>MagicOS 10</strong>, sistem genelinde şeffaf görsel efektler sunan <strong>Zero-Gravity Transparency Design </strong>tasarımıyla da dikkat çekiyor. Kilit ekranından masaüstüne, uygulama içi görünümlerden menülere kadar uzanan bu tasarım, güç tüketimini artırmadan estetik ve performans dengesini koruyor. Bunun yanı sıra geliştirilen <strong>AI Deepfake Detection</strong> sistemi, sahte sesleri, deepfake filtreleri ve dolandırıcılık senaryolarını akıllı biçimde tespit ederek kullanıcı güvenliğini üst düzeyde koruyor.</p>
<p><strong>HONOR AI Connect ve 1×3×N Ekosistem Stratejisi</strong></p>
<p>İlk olarak 2022 yılında hayata geçirilen <strong>HONOR Connect platformu</strong>, bugüne kadar 30 milyondan fazla cihazı birbirine bağlayarak güçlü bir bağlantı altyapısı oluşturdu.<br />HONOR şimdi bu temeli bir adım ileriye taşıyarak platformu <strong>HONOR AI Connect</strong> seviyesine yükseltiyor.<br />Bu geçişle birlikte marka, “bağlantıdan zekâya” yaklaşımını benimseyerek kapsamlı bir yapay zekâ destekli bağlantı ekosistemine geçiş yapıyor. <strong>HONOR AI Connect</strong>, iş ortaklarının sürece daha kolay dâhil olabilmesi ve geliştirme maliyetlerinin azaltılması için tasarlanıyor. Geliştiriciler, ses, görüntü ve çoklu etkileşim gibi olgunlaşmış çok modlu teknolojileri yeniden altyapı kurmaya gerek kalmadan kullanabiliyor ve farklı senaryolarda yapay zekâ tabanlı iş birliği hizmetlerine erişebiliyor.   Bu sistematik yaklaşım, zekâ paylaşımı, erişim paylaşımı ve ekosistem paylaşımı gibi yenilikçi adımlarla her cihazın daha akıllı hale gelmesini sağlıyor.</p>
<p>HONOR, halihazırda 200’den fazla ekosistem ortağıyla iş birliği yapıyor ve ücretsiz IoT bağlantısı sunan özel bir programla iş ortaklarına üst düzey değer yaratıyor. Ayrıca <strong>HONOR Alpha Flagship Store </strong>ve diğer mağaza erişim programları aracılığıyla markanın iş ortaklarına kaynak, görünürlük ve büyüme desteği sağlanıyor. Tüm bu çalışmalar, insan odaklı bir inovasyon ekosistemi oluşturma hedefini güçlendiriyor.</p>
<p>HONOR, önümüzdeki dönemde de açık iş birliği yaklaşımını sürdürmeyi planlıyor. Küresel iş ortaklarını yapay zekâ cihaz ekosistemini birlikte inşa etmeye davet eden marka, bu sayede akıllı teknolojinin herkes için erişilebilir hale gelmesini ve AI işletim sistemlerinin bir sonraki evresine birlikte geçilmesini hedefliyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/honor-cinde-dunyanin-ilk-kendini-gelistiren-yapay-zeka-ajani-isletim-sistemi-magicos-10u-tanitti-587271">HONOR, Çin&#8217;de Dünyanın İlk Kendini Geliştiren Yapay Zekâ Ajanı İşletim Sistemi MagicOS 10&#8217;u Tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne-babalara çağrı: Lise döneminde sadece notlara değil, çocuğunuzun gelişimine odaklanın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-babalara-cagri-lise-doneminde-sadece-notlara-degil-cocugunuzun-gelisimine-odaklanin-572145</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 13:07:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lise dönemi, gençlerin hayal kurma biçimlerinin daha gerçekçi hale geldiği, “kim olmak istiyorum?” sorusunun daha yüksek sesle sorulduğu, yanıtlarının daha ısrarla arandığı yıllardır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalara-cagri-lise-doneminde-sadece-notlara-degil-cocugunuzun-gelisimine-odaklanin-572145">Anne-babalara çağrı: Lise döneminde sadece notlara değil, çocuğunuzun gelişimine odaklanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lise dönemi, gençlerin hayal kurma biçimlerinin daha gerçekçi hale geldiği, “kim olmak istiyorum?” sorusunun daha yüksek sesle sorulduğu, yanıtlarının daha ısrarla arandığı yıllardır. Lise, sadece bir okul dönemi değil; hayatı anlama, kendini tanıma ve geleceğe yön verme sürecidir. Liseye geçiş, bir öğrencinin sadece sınıf değiştirmesi değil; iç dünyasında, çevresiyle olan ilişkisinde ve geleceğe bakışında köklü bir dönüşüm yaşamasını sağlıyor. Bu dönüşümün sağlıklı bir şekilde desteklenmesi, yalnızca akademik başarıyı değil, yaşam boyu iyi oluş halini de doğrudan etkiliyor.</p>
<p><strong>Lise yılları, kendini ve dünyayı keşfetme dönemi</strong></p>
<p>Lise yılları, gençlerin 21. yüzyıl becerilerini geliştirmeleri açısından doğal bir öğrenme alanıdır. Problem çözme, yaratıcı düşünme, empati kurma, zaman yönetimi, liderlik ve duygusal dayanıklılık gibi beceriler; bu dönemde atılan her adımda gelişiyor.</p>
<p>Gençler, potansiyellerinin daha da derinleştiği, kendini tanıdığı, hayallerini somut adımlara dönüştürdüğü bir döneme giriyor. Bu yüzden lise yolculuğunu sadece sınav maratonu olarak değil, “kendini ve dünyayı keşfetme fırsatı” olarak görmek gerekiyor. <strong>Final Eğitim kurumları Ortaokul ve Lise PDR Koordinatörü Uzman PDR Bora Serhat Çelik</strong> konuya ilişkin şunları söylüyor;<em> “Bu yıl liseye başlayan çocuğunuz, 2030 yılında mezun olacak. Geleceğin en kaçınılmaz özelliği, mutlaka gelecek olmasıdır. O geldiğinde hazır olmak ise bugünden başlar. Hazır olmak; öğrenmeyi öğrenmiş, öğrenme konusunda öz yeterlilik kazanmış, bugün seçtiği davranışların gelecekte değiştireceği şeyleri fark edebilen bir birey olmak demektir. Lise yılları bu farkındalığın filizlendiği, gençlerin hem kendi hayatının hem de başkalarının hayatlarının mimarı olabileceğini gördüğü yıllardır.</em> <em>Ebeveynlerin ve eğitimcilerin bu dönemi sadece notlar ve tercihler üzerinden değil, gençlerin sosyal-duygusal ihtiyaçlarını merkeze alarak değerlendirmesi, onların hayata daha donanımlı adım atmasını sağlar.” </em></p>
<p><strong>Fark edilmeyen gelişimsel ihtiyaçlar: Kimlik arayışı ve duygusal dönüşüm</strong></p>
<p>Ergenlik döneminin ortalarına denk gelen lise başlangıcı, gençlerin “Ben kimim?”, “Nasıl biri olmak istiyorum?” gibi soruları yoğun şekilde sormaya başladığı bir dönemdir. Bu süreçte gençlerde, aileden ayrışma ihtiyacı artıyor, bağımsızlık arayışı güçleniyor, yeni ilgi alanları ve değer yargıları gelişiyor. Bu kimlik arayışı, zaman zaman içsel çatışmalara veya çevreyle gerginliklere yol açabiliyor.</p>
<p>Aynı zamanda gelecek kaygısı ve meslek seçimi gibi uzun vadeli düşünceler de gündeme gelir. “Nasıl bir insan olacağım?” sorusu, akademik hedeflerin ötesinde genç zihninde yer etmeye başlar. Bu nedenle lise yılları, yalnızca sınav başarısı açısından değil; duygusal olgunluk ve karakter gelişimi açısından da belirleyici bir dönemdir.</p>
<p>Güvene dayalı iletişim kurulmazsa bu kaygılar hem genç hem aile için yıpratıcı olabiliyor. Rehberlik birimlerinin aileleri de sürece dahil ettikleri çalışmalar ve bu duygusal geçişlerin sağlıkla atlatılabilmesi için, bireysel danışmanlık, duygusal farkındalık eğitimi gibi destekler büyük farklar yaratıyor. <strong>Final Eğitim kurumları Ortaokul ve Lise PDR Koordinatörü Uzman PDR Bora Serhat Çelik</strong> ekliyor: <em>“Eğitim, hayata hazırlık değil; hayatın ta kendisidir.” Eğitimci ve filozof John Dewey’in bu sözü sadece felsefi bir yaklaşım değil, aynı zamanda yaşamın gerçeğidir. Çünkü lise yılları yalnızca sınavlara hazırlık dönemi değil, aynı zamanda kimlik gelişiminin, sosyal bağlılığın ve duygusal dönüşümün yaşandığı en yoğun dönemlerden biridir</em>. <em>Lise çağındaki gençler için arkadaş çevresi, benlik algısının en önemli aynasıdır. Bu yaş grubundaki bireyler, bir gruba ait olmayı, kabul görmeyi ve olduğu gibi saygı görmeyi ister. Arkadaş ilişkileri, sosyal statü kadar duygusal desteğin de kaynağı haline gelir. Bu süreçte, gençlerin çevresindeki yetişkinler –ebeveynler, öğretmenler ve diğer rol modeller– yalnızca bilgi kaynakları değil, aynı zamanda değer ve davranış biçimlerinin örnekleridir. Genç, kendi kararlarını alma isteğiyle hareket ederken, çocukluk yıllarında ona güven veren ebeveyninin hâlâ yanında olduğunu bilmeye de ihtiyaç duyar.”</em></p>
<p><strong>Anne-babalara çağrı: Dinlemek, desteklemek, rehberlik etmek önemli</strong></p>
<p>Gençlerle kurulan ilişkinin güçlü kalması çoğu zaman onları gerçekten dinlemekle başlıyor. Yargılamadan, öğüt vermeden dinlemek, genç bireyin kendini değerli ve anlaşılmış hissetmesini sağlıyor. Karar alma süreçlerine saygı duymak, hata yapmalarına alan tanımak ise onların bağımsızlık becerilerini geliştirmeleri açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Birlikte geçirilen zamanlar, küçük sohbetler ve paylaşılan anlar aile içi bağı güçlendirirken; özgürlükle disiplin arasında kurulan sağlıklı denge de güvenli bir gelişim ortamı sunuyor. Bu dönemde, sadece başarıların değil, gösterilen çabanın ve sorumluluğun takdir edilmesi gençlerin motivasyonunu artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalara-cagri-lise-doneminde-sadece-notlara-degil-cocugunuzun-gelisimine-odaklanin-572145">Anne-babalara çağrı: Lise döneminde sadece notlara değil, çocuğunuzun gelişimine odaklanın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı' konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8216;Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı&#8217; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kendini eve hapsetme…</strong></p>
<p>Japonca kökenli bir kavram olan ‘Hikikomori’nin &#8220;hiki&#8221; kaçınma, &#8220;komori&#8221;nin ise içe kapanma ya da kendini eve hapsetme anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Türkçeye kavramsal olarak ‘kendini izole etme sendromu’ ya da ‘sosyal geri çekilme bozukluğu’ şeklinde çevrilebilir. Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan bu durum, ilk olarak 1990’lı yıllarda Japonya’da tanımlanmış; başlangıçta Japon kültürüne özgü sanılsa da günümüzde küresel bir sorun halini almıştır. Hikikomori&#8217;nin temel belirtileri şöyle; kişi sosyal ortamlardan uzak durur, evden çıkmak istemez, kendini eve kapatır, sadece fiziksel olarak değil, duygusal ve zihinsel olarak da içe kapanır, sosyal etkileşimleri neredeyse sıfıra indirir; neşeli görünebilir ama içsel olarak izoledir, sanal oyunlara aşırı düşkünlük görülür, özellikle okul ve iş gibi yapısal sorumluluklardan uzak dururlar, ev tek güvenli alan haline gelir ve anne babaya bağlılık vardır, ancak bu bağ mesafeli ve çelişkilidir; aile bireylerine duygusal yakınlık göstermez ama onlardan da kopamaz.”</p>
<p><strong>6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Bu durum 6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Japonya’da geliştirilmiş 25 soruluk bir değerlendirme ölçeği vardır; Türkiye&#8217;de de 8 soruluk bir uyarlaması mevcuttur. Bu sendrom, depresyonun alt türlerinden biri olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların genellikle aşırı korumacı anneler ve işiyle meşgul, mesafeli babaların çocukları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Aşırı korumacılık, çocuğun sorumluluk almadan büyümesine neden olur. Küçük yaşta yeterli sorumluluk verilmeyen çocuklar, dış dünyaya karşı güvensiz hale gelir. Ayrıca bu çocukların ilgi alanlarının sınırlı olması, zihinsel gelişimlerini daraltır. Ebeveynlerin çocuğu çeşitli sosyal etkinliklere yönlendirmesi, oyun, sanat, doğa gibi çok yönlü alanlarda deneyim kazandırması çocuğun beyin gelişimini ve dayanıklılığını artırır. Sorumluluk almayan çocuklar çalışma eyleminin getirdiği tatmini de tanıyamaz. Oysa ev işlerine katkı sağlamak, bir büyüğe yardımcı olmak bile çocuğun gelişimi açısından oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreç ilerledikçe okul ve akran reddi gelişiyor</strong></p>
<p>Bu çocukların yetiştiği ailelerde sıklıkla sağlıklı iletişim eksikliği görüldüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Evde çatışmalar küçük bir sorundan bile büyük gerilimlere dönüşebilir. Bu durumda çocuk kendine odasında bir güvenli alan oluşturur ve zamanla sosyal izolasyonu normalleştirir. Süreç ilerledikçe okul reddi ve ardından akran reddi gelişir. Normalde 10 yaş sonrası çocuk için akran ilişkileri anne-babadan daha önemli hale gelirken, bu çocuklar akranlarından da kaçınır. Bu durum onları akran zorbalığına açık hale getirir ve yalnızlık döngüsünü derinleştirir. Nitekim Japonya ve İngiltere, yalnızlık bakanlığı kurarak bu duruma dikkat çekmiştir. Artık sadece bireysel değil, toplumsal boyutta bir sorun haline gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne babaya bağlı değil bağımlı hale geliyorlar</strong></p>
<p>Bu çocukların genellikle sosyal medya ve dijital ortamlar aracılığıyla sahte bağlar kurduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Gerçek ilişkilerden uzak, yüzeysel, geçici ve yapay övgülerle tatmin olurlar. Bu sahte bağlar çocuklara sahte bir ‘değerli olma’ hissi verir. Gerçek ile sahte arasındaki farkı ayırt edemedikleri için de bu ortamları daha güvenli görürler. Anne babanın aşırı eleştirel ya da yargılayıcı tutumu, çocuğun evde bile kendini bir mahkeme salonunda gibi hissetmesine neden olur. Bu nedenle çocuk, daha çok dijital dünyada bağlantı kurmaya yönelir. İnsan bağ kurmadan yaşayamaz; çocuk da sanal bağlarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Ancak bu bağlar yapaydır ve yalnızlık hissini daha da derinleştirir. Yalnız kalmak zamanla bir alışkanlık haline gelir ve sahte bir huzur hissi yaratır. Bu durumun sonunda çocuk, anne babaya bağlı değil bağımlı hale gelir ve süreç ilerledikçe onları da reddetmeye başlar.” dedi.</p>
<p><strong>Yalnızlık günde bir paket sigara içmek kadar hasar veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Birleşmiş Milletler&#8217;in geleceği bekleyen üç büyük küresel tehditten biri olarak ilan ettiği &#8220;yalnızlığın&#8221;, artık somut bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirterek, &#8220;Yapılan istatistikler, &#8216;çok yalnızım&#8217; diyen kişilerde kronik hastalık riskinin yüzde 26 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, günde bir paket sigara içmek kadar bedenimize hasar veriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin &#8220;bireyselleşme&#8221; adı altında &#8220;bencilleşmeyi&#8221; yücelterek bu küresel salgını körüklediğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kalabalık yalnızlık&#8221; kavramının Türkiye&#8217;de &#8220;yılın kelimesi&#8221; seçilmesini, modernizmin &#8220;sessiz çığlığı&#8221; olarak niteledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal bir varlık olan insanın, başkalarına muhtaç olmadan yaşama öğretisiyle aslında kendi doğasına aykırı bir yola itildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Seçilmiş yalnızlık bilgelik…</strong></p>
<p>Her yalnızlığın kötü olmadığını, &#8220;seçilmiş yalnızlığın&#8221; kişinin kendini tanıdığı bir &#8220;iç keşif yolculuğu&#8221; ve bilgeleşme fırsatı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, asıl tehlikenin, bireyin istemediği halde yalnızlığa itilmesi olduğunu, bu durumun arkasında yatan bencilliği &#8220;sosyal kanser&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p>&#8220;Bencil ve narsist insanlar, tıpkı bir tümör hücresi gibi sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Vücudumuzun bu hücrelerle savaştığı gibi, toplumun da bu &#8216;toksik&#8217; kişiliklerle mücadele etmesi gerekir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, yalnızlığın oluşturduğu kronik stresin bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını bozduğunu, bu küresel tehdidin bir sonraki adımının depresyon olduğunu ve çözümün, sosyal bağları güçlendirmekte yattığını ifade etti.</p>
<p><strong>Kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde erken yıpranma oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan ve okul reddi gibi sorunlarla kendini gösteren kronik yalnızlığın, beyinde somut ve ölçülebilir hasarlara yol açtığını dile getirerek, &#8220;Yapılan araştırmalar, kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde; bellek alanı olan hipokampus, duyguları düzenleyen anterior singulat korteks ve anlamlandırmayla ilgili bölgelerin fiziksel olarak küçüldüğünü gösteriyor. Bu durum kişileri erken yıpranmaya ve ruhsal bozukluklara karşı savunmasız bırakıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın yarattığı sürekli stresin, gen ifadesini bozarak vücudun &#8220;tehlike olmadığı halde tehlike var&#8221; sinyali vermesine ve tiroit gibi otoimmün hastalıklara yol açtığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimin zayıf olduğu, kuralların nezaketle dengelenemediği ortamlarda büyüyen gençlerin bu riske daha açık olduğunu, çözümün, çocuklara sağlıklı iletişim ve problem çözme becerilerinin öğretilmesinde yattığını vurguladı.</p>
<p><strong>Yalnızlık salgınında erkekler neden daha fazla risk altında?</strong></p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon konusunda erkeklerin kadınlara göre daha büyük risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun temelinde kadın ve erkek beyninin genetik kodlarındaki farklılıkların yattığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Kadın beyni, doğuştan gelen annelik kodları nedeniyle empati ve sözel ifade becerilerinde daha gelişmiştir. Stres altında kadın, konuşarak ve sosyalleşerek çözüm ararken, erkek beyni zihinsel sığınağına çekilerek içe kapanır.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, bu temel farklılığın, erkekleri akran zorbalığına, sosyal izolasyona ve kendini eve hapsetme gibi durumlara daha yatkın hale getirdiğini belirtti.</p>
<p>Kendini hayata kapatan gençlerde zaman kavramının dahi bozulabileceğini, hangi ayda veya günde olduklarını unutabileceklerini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kadınların daha sosyal genetik şifreler taşıması nedeniyle teorik olarak bu küresel yalnızlık salgınına karşı daha dirençli olmasının beklendiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası gençlerde &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; arttı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; ve yalnızlık salgınının temelinde, ailelerin çocuklarına sunduğu sınırsız konfor ve yanlış yaşam felsefesinin yattığını ifade ederek, “Aman sorun çıkarmasın diye çocuğun her istediğini yapan, evin liderliğini ona kaptıran anne-babalar, aslında ona hayatın sınırlarını öğretmiyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Evde stres seviyesi yüksek olan çocukların, emek vermeden kolayca haz kaynaklarına ulaşılan sanal dünyayı bir &#8220;sığınak&#8221; olarak gördüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, eline &#8220;ucuz bakıcı&#8221; olarak tablet verilen ve rüyasında bile parmağıyla ekran kaydıran bebekler olduğunu, İskandinav ülkelerinin 3 yaşına kadar ekranı tamamen yasakladığını hatırlattı.</p>
<p>&#8220;Biz çocuklarımıza orta ve uzun vadeli hedefler sunmak yerine, sadece anlık haz ve dopamin odaklı bir hayat öğretiyoruz. &#8216;5-10 sene sonra nerede olacaksın?&#8217; sorusunu sormayan genç, para, şöhret ve alkışla dolu sanal dünyanın esiri oluyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, ailelere çocuklarına anlam ve amaç odaklı bir hayat sunmaları çağrısında bulundu<strong>.</strong></p>
<p><strong>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; </strong></p>
<p>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, gerçek fiziksel temasın olmadığı bu etkileşimlerin beynin sadece hayal kurmayla ilgili alanını çalıştırdığını belirtti.</p>
<p>&#8220;Gerçek sosyal hayatta beş duyu, motor beceriler, empati ve sosyal sınırlar öğrenilir. Sanal ortamda ise çocuk hata yapıp karşı tarafın tepkisinden ders çıkaramaz, bu yüzden sosyal sınırları öğrenemeyen bireyler yetişir.&#8221; diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, özgüveni düşük ve stresini yönetemeyen kişilerin, sahte bir onay ve sürükleyicilik sunan sanal ortamlara, özellikle de oyunlara kaçtığını ifade etti.</p>
<p>İnsanın &#8220;ilişkisel bir varlık&#8221; olduğunu ve sosyal olarak kendini güvende hissettiğinde beynindeki tehlike devrelerinin sustuğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla yalnızlık arasında doğrudan bir nedensellik bağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yalnızlığa itilen kişilerin, gerçek problemlerden kaçmak için anlık hazlara sığındığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Halbuki amaç ve anlam odaklı bir hayat seçseler, başlangıçta zorlansalar da orta ve uzun vadede kazanırlar. İnsan, bir bütünün ve bir anlamın parçası olmak ister; asıl mutluluk ve yalnızlığın çözümü burada yatar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Aileler negatifle savaşmak yerine, pozitifi artırmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 15 yaşındaki bir gencin protestocu ve negatif tavırlarının altında genellikle ailenin &#8220;fazla sevgiyle karışık fazla müdahalesinin&#8221; yattığını ifade ederek, &#8220;10 yaşından sonra çocuğu yönetemezsiniz; ona heykeltıraş gibi şekil vermeye çalışmak yerine, hayat yolunda bir &#8216;yol arkadaşı&#8217; olmalısınız.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buyurgan bir tavrın, özellikle özerklik duygusu gelişmiş çocuklarda tam tersi bir tepkiye ve &#8220;ters kimlik&#8221; gelişimine yol açtığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ailelere &#8220;negatifle savaşmak&#8221; yerine, &#8220;pozitifi artırma&#8221; stratejisini önerdi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun dünyasına girebilmek için onun ilgi alanlarından (müzik, bilgisayar, sanat) bir kapı açın. Nasihat ve konferans vermek yerine, önce çocuğun iyi yönlerini övün. Güven ilişkisi tazelendiğinde, çocuk yanlışı zaten kendiliğinden bırakacaktır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon ve otizme bakılıyor</strong></p>
<p>Kendini eve kapatan, hatta tuvalete bile gitmekte zorlanan &#8220;Hikikomori&#8221; benzeri vakalarda, ilk olarak altta yatan biyolojik bir neden olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Bu gençlerde öncelikle depresyon ve otizm spektrum bozukluğu gibi sosyal iletişim güçlükleri olup olmadığını tarıyoruz. Eğer nonverbal (sözel olmayan) öğrenme güçlüğü gibi sorunlar varsa, tedavi tamamen değişiyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Pandemi sonrası bu tür vakalarda ve ergen intihar girişimlerinde ciddi bir artış yaşandığını, daha önce nadiren ihtiyaç duyulurken şimdi ergen servislerinde yer bulmakta zorlandıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Eğer ailede anne ve baba ortak bir dil konuşuyor, tutarlı davranıyor ve çocuklar arasında kutuplaşma yaratmıyorsa, bu gençler hızla toparlanıyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon yaşayan ergenlerin en temel ihtiyacının &#8220;adam yerine konmak&#8221; ve &#8220;değer verilmek&#8221; olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ailelerin &#8220;Bugün nasılsın?&#8221; gibi basit sorular yerine, &#8220;Şunu nasıl yapalım?&#8221; diyerek onu karar süreçlerine dahil etmesinin çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ancak tüm bu çabalara rağmen, bir gencin sık sık ölümle ilgili konular açması, sorular sorması veya &#8220;uzun bir yolculuğa çıkıyor&#8221; gibi bir ruh haline bürünmesinin çok ciddi bir alarm sinyali olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu durumda ailelerin vakit kaybetmeden mutlaka bir uzman desteği alması hayat kurtarıcıdır.&#8221; diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BTÜ, Enerji Sektörüne Özel Kendini Onaran Malzeme Üzerinde Çalışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/btu-enerji-sektorune-ozel-kendini-onaran-malzeme-uzerinde-calisiyor-552242</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 11:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[btü]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[onaran]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[sektörüne]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552242</guid>

					<description><![CDATA[<p>BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Kotan’ın yürütücülüğündeki “Radyasyon Altında Kendini Onarabilen Alaşımların Geliştirilmesi” başlıklı proje; Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) TAGEP Reaktör Teknolojileri Çağrısı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/btu-enerji-sektorune-ozel-kendini-onaran-malzeme-uzerinde-calisiyor-552242">BTÜ, Enerji Sektörüne Özel Kendini Onaran Malzeme Üzerinde Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Bilge Demirköz’ün araştırmacı olduğu proje, 24 ay sürecek. Çalışma, enerji sektöründe kullanılan reaktörlerin yüksek sıcaklıklara dayanmasını, radyasyon hasarlarını kendi kendine onarabilmesini sağlayacak malzemelerin geliştirilmesini hedefliyor. Projenin, karbon emisyonunu artırmadan enerji üretme potansiyelinin geliştirilmesi ve güç santrallerinin kurulumu için ihtiyaç duyulan ileri teknoloji malzemelerin yerli imk&acirc;nlarla geliştirilmesi hedeflerine katkı sağlaması da bekleniyor.</p>
<p>&ldquo;<b>REAKTÖRLER ENERJİ ÜRETİMİNDE ÖNEMLİ BİR ALTERNATİF&rdquo;</b></p>
<p>Türkiye’nin enerji talebindeki artış oranı bakımından dünya genelinde üst sıralarda yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Hasan Kotan, ancak mevcut enerji kaynaklarının, Türkiye’nin giderek artan enerji ihtiyacını karşılamada yetersiz kaldığını vurguladı. Prof. Dr. Kotan, &ldquo;Bu durum, enerji arz güvenliğinin sağlanmasını ve dışa bağımlılığın azaltılmasını, ülkenin öncelikli hedeflerinden biri haline getirdi. Bu çerçevede, reaktörler, enerji üretiminde önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Bu reaktörler, hem sürdürülebilir enerji arzının sağlanması hem de iklim değişikliğiyle mücadelede stratejik bir rol üstleniyor&rdquo; dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/btu-enerji-sektorune-ozel-kendini-onaran-malzeme-uzerinde-calisiyor-0-XH8YYstF.jpeg"></p>
<p>&ldquo;<b>GÜÇ REAKTÖRLERİNDE KULLANILAN MALZEMELERİN ÖMRÜNÜ UZATACA&#286;IZ&rdquo;</b></p>
<p>Güç reaktörlerinde kullanılan malzemelerin, yapısal ve mekanik kararlılıklarının, zamanla zayıflayarak hasara uğramalarına ve ömürlerinin kısalmasına yol açtığını ifade eden proje yürütücüsü Prof. Dr. Hasan Kotan, &ldquo;Bu bağlamda, özellikle yeni nesil güç reaktörlerinde kullanılacak malzemelerin tasarım ömrünün artırılması, malzeme teknolojileri alanında temel Ar-Ge hedeflerinden biri olarak ön plana çıkıyor. Biz de 24 ay sürecek projemiz kapsamında güç reaktörlerinde kullanılacak malzemelerin ömrünün artırılması noktasında çalışmamızı yürüteceğiz&rdquo; ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>REKTÖR ÇA&#286;LAR: PROJE BİLİM DÜNYASINA BÜYÜK KATKI SA&#286;LAYACAK</b></p>
<p>Proje ekibini tebrik eden Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, &ldquo;Üniversitemiz öğretim üyelerinin ülkemizin stratejik öncelikleriyle uyumlu alanlarda yürüttüğü bu tür nitelikli projeler, sadece bilimsel gelişmeye değil, aynı zamanda milli teknoloji hamlemize de katkı sunmaktadır. Reaktör teknolojileri gibi kritik öneme sahip bir alanda, yerli ve ileri malzeme geliştirilmesini hedefleyen bu çalışmada görev alan değerli akademisyenimizi tebrik ediyor, projenin ülkemize ve bilim dünyasına hayırlı olmasını diliyorum&rdquo; diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/btu-enerji-sektorune-ozel-kendini-onaran-malzeme-uzerinde-calisiyor-552242">BTÜ, Enerji Sektörüne Özel Kendini Onaran Malzeme Üzerinde Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendini sevmekle narsisizm aynı şey değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kendini-sevmekle-narsisizm-ayni-sey-degil-542167</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 12:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[narsisizm]]></category>
		<category><![CDATA[sevmekle]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542167</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 4 Haziran Kendine Sarılma Günü kapsamında, bireylerin kendini sevmesi ve kendiyle barışık olmasının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendini-sevmekle-narsisizm-ayni-sey-degil-542167">Kendini sevmekle narsisizm aynı şey değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 4 Haziran Kendine Sarılma Günü kapsamında, bireylerin kendini sevmesi ve kendiyle barışık olmasının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel taşlarından biri bireyin kendisini sevebilme kapasitesi…</strong></p>
<p>‘Kendine Sarılma Günü’ gibi günlerin bireylerin kendileriyle olan ilişkilerini gözden geçirmeleri için anlamlı bir fırsat sunduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendine Sarılma Günü, bireylerin kendi iç dünyalarına dönerek kendileriyle barışık olma yolunda önemli bir hatırlatıcıdır.” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın temel taşlarından birinin de bireyin kendisini sevebilme kapasitesi olduğunu vurgulayan Bal, bunun kesinlikle geliştirilebilen bir beceri olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Her bireyin ‘sağlıklı bir ben’e ihtiyacı var! </strong></p>
<p>Kendini sevmenin, bireyin kendisini kabul etmesi, kendi değerini nesnel ve şefkatli bir biçimde takdir etmesi olarak tanımlanabildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendini kabul demek bireyin her yönünü olduğu gibi yüceltmek anlamına da gelmemeli. Burada vurgu, kendine acımasızca yaklaşmadan gerekli durumlarda değişime açık olabilmekte.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin, kişinin kendine yönelik olumlu tutum geliştirmesi, özsaygısını güçlendirmesi ve kendine karşı eleştirel olmayan, destekleyici bir içsel diyalog geliştirmesi anlamına geldiğini ifade eden Bal, “Bunu gerek tek başına gerek profesyonel destek eşliğinde yapabilen birey, hayatın diğer alanlarında bir zorluk yaşadığında iç motivasyonundan destek alarak ayakta kalmayı başarabilir. Sağlıklı sınırlarda kendini sevme, psikolojik dayanıklılığı artırmakta ve bu sayede bireyin stresle başa çıkma mekanizmalarını olumlu yönde etkilemektedir. Her bireyin ‘sağlıklı bir ben’e ihtiyacı vardır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kendini seven bireyler, başkalarını da sevme potansiyeline sahiptir!</strong></p>
<p>Kendini sevmenin aynı zamanda kendini görmekten geçtiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kendini görmek dediğimiz ifade ötekini yok saymak gibi algılandığında narsistik örüntüleri konuşuyor oluruz. Toplumda kendini sevme ile narsisizm kavramları sıklıkla karıştırılmakla birlikte, klinik açıdan birbirinden net olarak ayrılır.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde ‘sağlıklı ben’ ihtiyacının, ‘sadece ben’ gibi bir noktaya evrilebileceğine işaret eden Bal, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu durumda bireyin kendisi dışındaki diğerlerini görememesi söz konusudur. Bu dengeyi sağlayamayan birey klinikte ‘ben artık bencil olmak istiyorum’ gibi ifadelerde bulunabilir. Kendi ihtiyaçlarına kulak vermenin bencillik gibi algılandığı yanlış bir algı ortaya çıkıyor. Bununla birlikte bencil tutumlarda bulunan kişilerin davranışlarını öz değerlilik, öz farkındalık, öz şefkat gibi kavramlarla açıklaması da uygun değildir.</p>
<p>Narsisizm, kendini aşırı abartma, empati eksikliği ve başkalarının ihtiyaçlarını görmezden gelme eğilimini içerir, büyüklenmeci bir tutum söz konusudur. Buna karşın, kendini sevme, sağlıklı sınırlar içinde, özsaygı ve öz şefkatin varlığı ile karakterizedir. Gerçek anlamda kendini seven bireyler, başkalarını da sevme potansiyeline sahiptir. Hem kendilerinin hem de çevrelerindekilerin ihtiyaçlarına saygı gösterme becerileri gelişmiştir.</p>
<p><strong>Bireyin kendini kabulünü artırmayı ve özsaygısını güçlendirmeyi hedefleyen öneriler…</strong></p>
<p>Kendini sevme sürecinde zorluk yaşayan bireylerde genellikle içsel eleştirinin yüksek, özsaygının düşük olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu bireylerin uygulayabileceği bazı yöntemlerden bahsetti.</p>
<p>Bal, “Bireyin kendine yönelik tutumunu yumuşatmak amacıyla, öz şefkat temelli bilişsel-davranışçı teknikleri uygulanabilir. Olumsuz ve yıkıcı iç seslerin farkına varılması ve bu seslerin destekleyici ifadeler ile yer değiştirilmesi teşvik edilebilir. Mindfulness teknikleri aracılığıyla, bireyin kendisiyle barışık bir ilişki geliştirmesi desteklenebilir. Bu desteği kendi kaynaklarıyla sağlayamayan bireyler için psikoterapi etkili bir yöntemdir. Psikoterapi bireyin kendini kabulünü artırmayı ve özsaygısını güçlendirmeyi hedefler.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Kendisiyle barış içinde olmayanlar, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta da zorlanabilir</strong></p>
<p>Kendiyle barışık olmayan bireylerde, düşük özsaygı ve yüksek kendine yönelik eleştirinin kaygı, depresyon ve stres düzeylerinde artışa yol açtığının gözlemlendiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bu durum, bireyin sosyal ilişkilerinde, iş yaşamında ve genel yaşam doyumunda olumsuz etkiler yaratır.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte kendisiyle barış içinde olmayan bireylerin, çoğu zaman başkalarıyla da sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlandığının altını çizen Bal, “Bu da kişilerarası çatışmaların ve yalnızlık duygusunun artmasına neden olabilir. Psikoterapi ile kendini sevme becerisinin geliştirilmesi, bahsedilen psikososyal sorunların azaltılması ve yaşam kalitesinin artırılması açısından öncelikli hedeflerden biridir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kendini-sevmekle-narsisizm-ayni-sey-degil-542167">Kendini sevmekle narsisizm aynı şey değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinleri de Etkileyen Parvovirüs B19 Yoğun Eklem Ağrısıyla Kendini Gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinleri-de-etkileyen-parvovirus-b19-yogun-eklem-agrisiyla-kendini-gosteriyor-458077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 May 2024 21:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[b19]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[parvovirüs]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinleri]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=458077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle çocuklarda yaygın olarak görülen ve beşinci hastalık olarak bilinen Parvovirüs B19 son günlerde yetişkinleri de etkilemeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinleri-de-etkileyen-parvovirus-b19-yogun-eklem-agrisiyla-kendini-gosteriyor-458077">Yetişkinleri de Etkileyen Parvovirüs B19 Yoğun Eklem Ağrısıyla Kendini Gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tıbbi Mirobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya’nın verdiği bilgiye göre, yetişkinlerde şiddetli eklem ağrısı ve şişlikle seyreden bu durum farklı hastalıklarla da karıştırılabiliyor. Parvovirüs B19’un kronik bir hastalığı olmayan çocuk ve yetişkinlerde hafif seyirli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Topkaya “Ancak bazı kişilerde sinirleri, eklemleri veya kan sistemini etkileyen ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Anemisi olan veya bağışıklık sistemi zayıf olanlarda kan sayımında ciddi bir düşüşe neden olabilir” dedi. </em></p>
<p>Parvovirüs B19 çocuklarda sıklıkla &#8220;tokatlanmış yanak&#8221; döküntüsüyle seyreden Beşinci Hastalığın nedeni. Bununla birlikte yetişkinlerde de görülebiliyor. Ancak bulaştığı kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna göre değişen belirtilerle seyreden hastalıklara neden oluyor. Yaklaşık her 3 ila 4 yılda bir küçük Parvovirüs B19  salgınları meydana geldiğini söyleyen Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya salgınların kış sonu, ilkbahar ve yaz başlarında ortaya çıktığını hatırlattı. </p>
<p><strong>YETİŞKİNLERDE YOĞUN EKLEM AĞRISIYLA KENDİNİ GÖSTERİYOR</strong></p>
<p>Özellikle son günlerde yoğun eklem ağrısı şikayetiyle başvuran yetişkin sayısında da artış gözlendiğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Topkaya, konuyla ilgili önemli bilgiler verdi: “Hastalık her 10 kişiden 2 sinde belirtisiz seyreder. Ateş, baş ağrısı, öksürük, boğaz ağrısı, döküntüler ve eklem ağrıları sık karşılaşılan belirtilerdir. Bunun yanında çocuklarda ve yetişkinlerde hastalık farklı şikayetlerle seyrediyor. Parvovirüs B19 enfeksiyonu yüzde kırmızı döküntülere neden olur (tokatlanmış yanak). Döküntü, ateş ve baş ağrısı gibi semptomlardan birkaç gün sonra ortaya çıkar ve çocuklarda yetişkinlere göre daha sık görülür. Yüzdekilerden sonra göğüs, sırt, kalça veya kol ve bacaklarda da döküntüler ortaya çıkabilir. Döküntüler özellikle ayak tabanlarında kaşıntılı olabilir. Genellikle 7 ila 10 gün içinde kaybolur ancak birkaç hafta boyunca tekrarlayabilir. Birçok eklemde ağrı ve şişlik gelişebilir ki da bu şikayetler yetişkinlerde ve kadınlarda çocuklara göre daha sık görülür. Bazı yetişkinlerde ise yalnızca eklem ağrısı görülür. Genellikle ellerde, ayaklarda veya dizlerde hissedilen eklem ağrısı 1 ila 3 hafta sürer. Ancak hastanın durumuna göre bu şikayetlerin aylarca ya da daha uzun sürdüğü durumlar da gözlemlenmektedir.” </p>
<p><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ DÜŞÜK OLANLARI DAHA ÇOK ETKİLİYOR</strong></p>
<p>Parvovirüs B19’un kronik bir hastalığı olmayan çocuk ve yetişkinlerde hafif seyirli olmakla birlikte bazı kişilerde sinirleri, eklemleri veya kan sistemini etkileyen ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Topkaya: “Parvovirüs B19 enfeksiyonu açısından risk altında bulunanların başında hamileler geliyor. Bununla birlikte bağışıklık sistemi zayıflamış olan, orak hücre hastalığı ve talasemi gibi kan hastalıkları olan kişiler, lösemi veya diğer kanser hastaları, organ nakli gerçekleştirilmiş kişiler, HIV enfeksiyonu olanlar da risk altında. Enfeksiyon, anemisi olan veya bağışıklık sistemi zayıf olanlarda kan sayımında ciddi bir düşüşe neden olabilir. Yüzdeki &#8220;tokatlanmış yanak&#8221; şeklindeki döküntü tanı koydurucudur.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>PARVOVİRÜS B19 FARKLI YOLLARLA BULAŞABİLİYOR</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aynur Eren Topkaya’nın verdiği bilgiye göre, Parvovirüs B19, kişiden kişiye, tükürük, solunum damlacıkları, kan veya kan ürünleri ile bulaşıyor. Hamilelik sırasında ise anneden bebeğe geçiyor. Parvovirüs B19 enfeksiyonu olan ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerin daha uzun süre bulaşıcı olabileceklerine dikkat çeken Prof. Dr. Topkaya, “Virüs, enfeksiyonun erken döneminde, genellikle sadece ateş veya soğuk algınlığı belirtilerinin olduğu dönemde bulaşıcıdır. Döküntü ve eklem ağrıları gibi belirtiler ortaya çıktıktan sonra bulaşıcılık azalır. Bu nedenle döküntü ortaya çıktığında işe veya okula geri dönmek genellikle güvenlidir.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>GEBELİKTE PARVOVİRÜS B19 A DİKKAT!</strong></p>
<p>“Özel durumlarda, Parvovirüs B19 enfeksiyonuna karşı bağışıklık durumu veya yakın zamanda enfeksiyon geçirilip geçirilmediğini anlamak için kanda antikorlara bakılabilir. Hamilelik bu özel durumlardan biridir” diyen Prof. Dr. Topkaya “Hamilelik sırasında Parvovirüs B19&#8217;un geçirilmesi riskli bir durumdur. Bu nedenle Parvovirüs B19&#8217;a maruz kalma olasılığı olan hamilelerin en kısa zamanda bir sağlık kurumuna başvurması gerekir” diye uyarıda bulundu. </p>
<p>Yetişkinlerin yaklaşık yüzde 50&#8217;sinın  Parvovirüs B19 enfeksiyonunu geçirdiğini ve bu nedenle bağışık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Topkaya, bağışık olmayan kişilerin çoğu virüse maruz kalsa bile enfekte olmadıklarını veya hafif belirtilerle seyreden bir hastalık süreci geçirdiklerini anlattı. Enfeksiyonu geçirmenin genellikle hamileliği etkilemediğini söyleyen Prof. Dr. Topkaya konuyla ilgili şu bilgileri aktardı: “Enfeksiyonu geçiren gebelerde virüs nadiren bebeğe bulaşabilir. Ancak özellikle hamileliğin ilk yarısında Parvovirüs B19 enfeksiyonuna yakalanmak, düşük riskini yaklaşık yüz 5 artırabilmektedir. Hamilelik sırasında kanda Parvovirüs B19 antikorlarına bakılarak, Parvovirüs B19&#8217;a karşı bağışıklık saptanabilir. Virüsle karşılaşıldığı kan testi ile kanıtlanırsa gebeyi takip eden kadın doğum uzmanı rutin kontrollere ilave olarak yeni muayeneler, kan testleri ve ultrason önerebilir. Düşük riskini azaltmak için uzmanın önerilerine uyulmalıdır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinleri-de-etkileyen-parvovirus-b19-yogun-eklem-agrisiyla-kendini-gosteriyor-458077">Yetişkinleri de Etkileyen Parvovirüs B19 Yoğun Eklem Ağrısıyla Kendini Gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailenin sakin ve telaşsız tutumuyla hasta kendini rahat hissediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-450161</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2024 11:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hissediyor]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[rahat]]></category>
		<category><![CDATA[sakin]]></category>
		<category><![CDATA[telaşsız]]></category>
		<category><![CDATA[tutumuyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik seyirli bir beyin hastalığı olan şizofreninin tüm toplumda görülme sıklığının yüzde 1 olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, hastalığın sıklıkla 15-35 yaş arasında başlamaya eğimli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-450161">Ailenin sakin ve telaşsız tutumuyla hasta kendini rahat hissediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kronik seyirli bir beyin hastalığı olan şizofreninin tüm toplumda görülme sıklığının yüzde 1 olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, hastalığın sıklıkla 15-35 yaş arasında başlamaya eğimli olduğunu söyledi.</p>
<p>Şizofreninin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Bolluk, aile ve yakın çevrenin tutumlarının önemine işaret ederek “Hasta sosyal ortamlara katılmaya teşvik edilmeli, hastanın, diğer insanlarla iletişim içinde olmasına izin verilmelidir. İlgili olmak iyidir ancak müdahalecilik, abartılı duygusal ilgi, eleştirel tutumlardan kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, 11 Nisan Dünya Şizofreni ile Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada şizofrenide aile ve yakın çevrenin etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Genç yaşlarda görülmeye başlanıyor</p>
<p>Şizofreninin kronik seyirli bir beyin hastalığı olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Şizofreni, genellikle genç yaşlarda başlayan, kişinin dış dünyadan uzaklaşarak içine kapandığı; duygu, düşünce ve davranışlarında önemli bozuklukların ortaya çıktığı, beynin yapı ve işleyişinde değişiklerin saptandığı, kronik seyirli psikiyatrik bir beyin hastalığıdır” dedi.</p>
<p>Erkeklerde daha erken yaşlarda ortaya çıkabiliyor</p>
<p>Tüm toplumda görülme sıklığı yüzde 1 olan şizofreninin kadın ve erkekte eşit oranda görüldüğünü ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Erkeklerde daha erken yaşlarda başlangıç dikkati çeker. Sıklıkla 15-35 yaş arası başlamaya eğilimlidir” dedi.</p>
<p>Genetik, en önemli risk faktörü  </p>
<p>Şizofrenide en önemli risk faktörünün genetik olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Hastaların birinci derece akrabalarında hastalığa yakalanma riski yüzde 3-7 oranındadır. Gebeliğin 2. trimesterinde geçirilen viral enfeksiyonların riski artırdığı yönünde çalışmalar vardır. Beyinde bazı yolaklarda dopamin hormonu ile ilgili düzensizlikler mevcuttur” dedi.</p>
<p>Toplumdan uzaklaşma ve ifadelerde azalma görülebiliyor</p>
<p>Şizofreni belirtilerinin diğer ruhsal bozukluklarla benzerlik gösterebildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “Bu hastalarda gerçek dışı algılar ve düşünceler, toplumdan uzaklaşma, öz bakımda, düşünce üretiminde, soyut düşünme becerisinde ve duygusal ifadelerde azalma, irade ve ilgi kaybı, zihinsel işlevlerde yavaşlama, amaca yönelik davranışları sürdürmede bozukluklar sık görülen belirtilerdir. Şizofreni, diğer psikotik bozukluklar, duygudurum bozuklukları ve alkol-maddeye bağlı bozukluklarla karışabilir” diye konuştu.</p>
<p>Tedavi sürecinde intihar riskine dikkat!</p>
<p>Şizofreninin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “19. Yüzyılın başlarından itibaren tıpta araştırma yöntemlerinin gelişmesiyle hastalığın nedenlerine, seyrine ve tedavisine yönelik araştırmalar artmış ve 1950’li yıllarda antipsikotik ilaçların keşfiyle tedavi edilebilir bir hale gelmiştir. Tedavide akut dönemde temel hedef, psikotik belirtileri yatıştırmaktır. İlaç tedavisi ve eğer dirençli ise EKT (elektroşok tedavisi) uygulanır. Bu dönemde depresyon gelişimi ve intihar riskine dikkat edilmelidir. Daha sonra stabilizasyon dönemi ile kazanımlar korunmaya çalışılır. Sürdürüm döneminde ise amaç, nüksün önlenmesi ve hastanın işlevselliğinin arttırılmasıdır. Bireysel psikoterapiler, aile terapileri, grup terapileri, metakognitif terapiler şizofrenide uygulanabilen terapi yöntemlerinin başında gelir” dedi.</p>
<p>Ailenin sakin ve telaşsız tutumu hastaya rahat hissettirir</p>
<p>Şizofrenide hastanın ailesine ve yakın çevresine tavsiyelerde bulunan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, şunları söyledi: “Ailenin sakin ve telaşsız davranabildiği durumlarda hasta kendini daha rahat hisseder. Hastanın savundukları mantıklı olmasa da gerçekten savunduklarına inanıyor olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Şizofreni hastasını yapmak istemediği şeyler konusunda zorlamamak onun güvenini artırır. Şizofreni hastaları da işe veya okula gitmek ya da daha önceden keyif aldığı aktivitelere katılmak istemeyebilirler. Böyle durumlarda hastanın üzerine gitmeden bunun nedenlerini araştırmak yararlı olacaktır. Hasta sosyal ortamlara katılmaya teşvik edilmeli, hastanın, diğer insanlarla iletişim içinde olmasına izin verilmelidir. İlgili olmak iyidir ancak müdahalecilik, abartılı duygusal ilgi, eleştirel tutumlardan kaçınılmalıdır. Aile içinde iş bölümü yapılmalı ve hastaya çok da ağır olmayan sorumluluklar verilmelidir.”</p>
<p>Tedavi sürecinde hastanın yanında olmak önemli</p>
<p>Hastayı tedavisi konusunda desteklemek ve bu süreçte onun yanında olmanın önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bolluk, “İlaçlarını düzenli alması ve randevularına gitmesi konusunda hastaya hatırlatmalarda bulunulması gerekir. Şizofreninin varlığıyla yaşamak hem hasta hem de hasta yakını için çok kolay değildir. Ancak bazı noktalara dikkat ederek, hastalık yok sayılmayarak, hastanın hakları gözetilerek ve profesyonel yardım almaktan çekinilmeyerek bu süreç kolaylaştırılabilir” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailenin-sakin-ve-telassiz-tutumuyla-hasta-kendini-rahat-hissediyor-450161">Ailenin sakin ve telaşsız tutumuyla hasta kendini rahat hissediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemirli çocuklar, Mika ile kendini korumayı öğreniyorlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemirli-cocuklar-mika-ile-kendini-korumayi-ogreniyorlar-422516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Nov 2023 08:08:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemirli]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[korumayı]]></category>
		<category><![CDATA[mika]]></category>
		<category><![CDATA[öğreniyorlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi, okul öncesi çocukların cinsel istismardan korunma konusunda bilgilenmesi ve gerekli becerileri kazanması için Mika ile Kendimi Korumayı Öğreniyorum Programı’nı 44 çocuğa ve 37 ebeveyne uyguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirli-cocuklar-mika-ile-kendini-korumayi-ogreniyorlar-422516">Gaziemirli çocuklar, Mika ile kendini korumayı öğreniyorlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemirli çocuklar, Mika ile kendini korumayı öğreniyorlar</p>
<p>Gaziemir Belediyesi, okul öncesi çocukların cinsel istismardan korunma konusunda bilgilenmesi ve</p>
<p>gerekli becerileri kazanması için Mika ile Kendimi Korumayı Öğreniyorum Programı’nı 44 çocuğa</p>
<p>ve 37 ebeveyne uyguladı.</p>
<p>Gaziemir Belediyesi’nin Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü etkinlikleri</p>
<p>kapsamında, Ege Üniversitesi akademisyenlerinin hazırladıkları Mika ile Kendimi Korumayı</p>
<p>Öğreniyorum Programı, okul öncesi dönem çocuklarına uygulandı. Okul öncesi dönem çocuklarının</p>
<p>cinsel istismardan korunma konusunda bilgilenmesi ve gerekli becerileri kazanması için hazırlanan</p>
<p>çalışma kapsamında, Sarnıç Toplum Merkezi ile Pozitif Yaşma Merkezi’ndeki Çocuk Oyun</p>
<p>Atölyeleri’ne katılan 44 çocuğa ve 37 ebeveyne 6 grupta eğitim verildi.</p>
<p>Belediyede görev yapan psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve özel eğitim öğretmenleri tarafından</p>
<p>uygulanan program kapsamında çocuklara, duygular, bedenimiz ve özel bölgelerimiz, iyi kötü</p>
<p>dokunuşları ayırt etme ve doğru tepki biçimlerini öğrenme, iyi sır kötü sır ayrımı ve yapılması</p>
<p>gerekenler gibi konularda bilgi verildi. Mika ile Kendimi Korumayı Öğreniyorum Programı’nda 37</p>
<p>anne-baba da eğitimlere katıldı.</p>
<p>“İstismarı önleme çalışmaları çok önemli”</p>
<p>Mika ile Kendimi Korumayı Öğreniyorum Programı’nın rehberliğinde özel tekniklerle çocuklara</p>
<p>cinsel istismarı ve korunma yollarını anlattıklarını ifade eden Uzman Psikolog Melike Şen, bu</p>
<p>desteklerin çocuklar için hayati önemde olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Eğitim programı hakkında bilgi veren Uzman Psikolog Yağmur Cumert, “Çocuklara uyguladığımız</p>
<p>programla onların duygularını tanımalarına, iyi/kötü hissettiren duyguların ayrımını yapmalarına,</p>
<p>yaşadıkları ile duyguları arasında ilişki olduğunu fark etmelerine, bedenlerinin kendilerine ait olduğu</p>
<p>öğrenmelerine, özel bölgeleri ve bu bölgelere kimsenin dokunamayacağını fark etmelerine, iyi ve</p>
<p>kötü dokunuşların farkını bilmelerine, istismarın çocuğun suçu olmadığını anlamalarına, böyle bir</p>
<p>durumda ne yapmaları gerektiğini öğrenmelerine katkı sağladık” diye konuştu.</p>
<p>“Suçlu çocuk değil, faildir”</p>
<p>Çocukların istismar konusunda anlattıklarını mutlaka dikkate almaları konusunda ailelere uyarılarda</p>
<p>bulunan Özel Eğitim Öğretmeni Öyküm Sütçü Ünver ile Gözde Yıldırım, “Çocukların cinsellikle</p>
<p>ilgili kelime hazneleri ve deneyimleri istismarla ilgili hikâye uydurabilecek kadar geniş değildir.</p>
<p>Çoğu zaman bu konuda yalan söylemezler. Bizler çocuklara inanmadıkça da bu eylemleri</p>
<p>açıklamaları zorlaşacak, istismarı saklama oranları yükselecektir. Cinsel istismarda suçlu çocuk</p>
<p>değil, failin kendisidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Cinsel istismar yaygın ama görünür değil”</p>
<p>Çocuğun cinsel istismarını, “Yetişkinin cinsel hazzı için çocuğun kullanılması çocuğa yönelik cinsel </p>
<p>istismardır. Fiziksel temas içeren şekilde olduğu gibi fiziksel temas içermeyen şekilde de</p>
<p>gerçekleşebilir” şeklinde tanımlayan Sosyal Hizmet Uzmanı Damla Yeşilçimen, “Cinsel istismar, her</p>
<p>ne kadar bildirimi az da olsa toplumda oldukça yaygındır. Sadece görünür değildir. Çocuklukta</p>
<p>cinsel istismara maruz kalma sıklığı yüzde 10-40 olarak bildirilmektedir. Cinsel istismar failleri</p>
<p>genellikle mağdurun yakın çevresinden tanıdığı biri olabilmektedir. Araştırmalar cinsel istismarın;</p>
<p>güven bağının kurulduğu uzun süreli ilişkilerde, zamana yayılarak gerçekleştiğini gösteriyor.</p>
<p>İstismar failleri genellikle erkekler olmakla birlikte kadınlar da fail olabilmektedir. Erkek çocukları</p>
<p>da cinsel istismara uğrayabilmektedir. İstismar sosyo-ekonomik durum, etnik köken, eğitim seviyesi,</p>
<p>statü, yaş ve yerleşim yeri fark etmeksizin toplumun her kesiminde gerçekleşebilmektedir” dedi.</p>
<p>“Herkes istismarı bildirmekle yükümlüdür”</p>
<p>Çocuğun cinsel istismara uğraması durumunda yapılması gerekenler, yasal sorumluluklar ve başvuru</p>
<p>yapılacak kurum ve kuruluşlar hakkında bilgi veren Sosyal Hizmet Uzmanı Öznur Yavuz, şunları</p>
<p>söyledi: “Bir çocuğun cinsel istismara uğradığını öğrendiysek mutlaka resmi bildirim yapmalıyız.</p>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun; 278 maddesine göre herkes, 279 maddesine göre tüm kamu çalışanları,</p>
<p>çocuk cinsel istismarını bildirmekle yükümlüdür. Çocuğun kendisi, ailesi, bir yakını ya da istismarı</p>
<p>duyan bir kişi; Cumhuriyet Başsavcılığı, kolluk kuvvetleri, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve</p>
<p>ALO 183’e başvurabilir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirli-cocuklar-mika-ile-kendini-korumayi-ogreniyorlar-422516">Gaziemirli çocuklar, Mika ile kendini korumayı öğreniyorlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiltere&#8217;de 8,5 Yılda Kendini Amorti Eden Yatırım Fırsatı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ingilterede-85-yilda-kendini-amorti-eden-yatirim-firsati-415184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 15:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatı]]></category>
		<category><![CDATA[ingilterede]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415184</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere Türk vatandaşlarına banka ve borsaya alternatif bir yatırım aracı sunuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ingilterede-85-yilda-kendini-amorti-eden-yatirim-firsati-415184">İngiltere&#8217;de 8,5 Yılda Kendini Amorti Eden Yatırım Fırsatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere Türk vatandaşlarına banka ve borsaya alternatif bir yatırım aracı sunuyor. Bugüne kadar Deutsche Bank, UBS gibi yatırım bankaları tarafından toplu olarak alınan çok özel emlak projelerinden artık perakende satış işlemleri de başladı. 25 yıl süresince yıllık yüzde 10 kira garantisi de sunan bu emlak projeleri diğer tüm yatırım araçlarından daha yüksek getiri sağlıyor.</p>
<p>İngiltere’de bakıma ihtiyacı olan yetişkinlere güvenli, destekleyici ve sürdürülebilir konut sağlamak amacı ile kar amacı gütmeden faaliyet gösteren vakıflar tarafından kiralaması yapılan daireler yatırımcıya da yüksek getiri garantisi sunuyor. Bu vakıfların bütçesi hükümet veya yerel belediyeler tarafından karşılanıyor.</p>
<p>Yeni Bir Hayat firmasının, Türk yatırımcılara sunduğu 94 daireli İngiltere’de yer alan emlak projesinde bir veya iki yatak odalı daireler bulunuyor. Dairelerin tapu işleminin tamamlanmasının ardından 25 yıl kira garantisi veriliyor. Kiralama işlemi devlet tarafından bütçesi karşılaman bir vakıf tarafından yapılıyor; ilk yıl için verilen yüzde 10 kira garantisini sonraki yıllar için yüzde 10’nun üzerine tüketici fiyat endeksi +1 puan olarak hesaplanıyor.  </p>
<p>Yeni Bir Hayat firması kurucu ve CEO’su Şevki Akaydın, İngiltere genelinde son 25 yıl içinde konut fiyatlarının 4,5 kat arttığını belirterek “Benzer artışın devam etmesi durumunda daire fiyatının 25 yıl sonunda pound bazında yaklaşık 4 kat artacağı tahmin ediliyor. Kira geliri ile birlikte yatırımın 8 katın üzerinde bir kazanç sağlayacağını öngörüyoruz” dedi.  </p>
<p>Tüm Birleşik Krallık içinde 4,3 milyon ev açığı bulunduğuna işaret eden Akaydın, “Yılda 300 bin yeni konut inşa hedefi saptanmış olmakla birlikte son 4 yıl içinde yılda sadece 200 bin yeni konut inşaatı tamamlanmış durumda. Her yıl 300 bin konut hedefine ulaşılsa bile 4,3 milyon konut açığının kapanmasının 50 yıldan fazla süreceği hesaplanmakta. Ortalama konut fiyatları yıllık ortalama maaşın 10 katının üzerinde. Kiralık konutlarda ülke genelinde sadece yüzde 1 kiralanmayıp boşta kalan konut bulunuyor” diye belirtti. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ingilterede-85-yilda-kendini-amorti-eden-yatirim-firsati-415184">İngiltere&#8217;de 8,5 Yılda Kendini Amorti Eden Yatırım Fırsatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji Sektörü Zaman İçerisinde Kendini Yeniledi ve Farklı İhtiyaçlar, Farklı Branşlar Doğurdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknoloji-sektoru-zaman-icerisinde-kendini-yeniledi-ve-farkli-ihtiyaclar-farkli-branslar-dogurdu-392549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 07:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[branşlar]]></category>
		<category><![CDATA[doğurdu]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[içerisinde]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yeniledi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı, şimdi tercih zamanı! Bu yıl üniversitelerde 1 milyon 111 bin kontenjan bulunuyor ve adaylar 8 Ağustos’a kadar gelecekleri için seçim yapma maratonuna giriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-sektoru-zaman-icerisinde-kendini-yeniledi-ve-farkli-ihtiyaclar-farkli-branslar-dogurdu-392549">Teknoloji Sektörü Zaman İçerisinde Kendini Yeniledi ve Farklı İhtiyaçlar, Farklı Branşlar Doğurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı, şimdi tercih zamanı! Bu yıl üniversitelerde 1 milyon 111 bin kontenjan bulunuyor ve adaylar 8 Ağustos’a kadar gelecekleri için seçim yapma maratonuna giriyor.</p>
<p>Kişisel ve profesyonel yaşamın üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olan üniversite seçiminde birçok kriter öne çıkıyor. Üniversite ve bölüm seçmek gibi iki ayrı dinamiği değerlendiren adaylar; üniversite seçerken büyüklük, yer, maliyet, akademik kalite, kampüs güvenliği, yan dal olanakları, sosyal olanaklar gibi unsurlara odaklanırken, bölüm seçerken ilgi, yetenek, değerler ve istihdam oranı gibi kriterleri dikkate alıyor.  Ülkemizde meslek seçimindeki en büyük önceliğin “istihdam oranı” olduğu da düşünülürse karşımıza “geleceğin meslekleri” adıyla birçok öneri çıkıyor ve bu meslekler teknoloji sektörü üzerinde yoğunlaşıyor.</p>
<p>Son yüz yıl içerisinde yaşanan teknolojik gelişmeler birçok yeni meslek çıkardı ve gelecekte de katlanarak artacak bu teknoloji devrimi, farklı birçok istihdam alanı sağlayacak. Bu yıl üniversite eğitimine başlayacak bir gencin ortalama 4-5 yıl içerisinde iş gücüne katılım sağlayacağı düşünüldüğünde adaylar, teknoloji sektörüyle ilgili mesleklere yoğun ilgi gösteriyor. Teknoloji sektörüne yoğunlaşan adaylar için yarının resmini biraz daha netleştirmek gerekiyor ve bu sektörlerdeki istihdam kriterlerini de konuşmak doğru tercih yapılması için büyük önem taşıyor. Konuyla ilgili uluslararası alandaki 22 şirketiyle, teknoloji odaklı birçok sektörde çözümler üreten Açık Holding’in İnsan Kaynakları Direktörü Arzu Şafak “Teknoloji, kendi içindeki gelişim ve devinimini sürdürüp, hayatımızın akışını değiştirirken bir yandan da yeni iş kolları ve mesleklerin ortaya çıkmasını sağlayarak, iş hayatımızın da belirleyicisi olarak konumlandı. Bugün yaşanan teknoloji devriminin ivmesini sürdüreceği ve her geçen gün katlanarak artacağı ön görüsünden hareketle, gelecekteki mesleklerin teknoloji sektörü etrafında şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor. Açık Holding olarak çeyrek asra yakın süredir 6 farklı sektörde yenilikçi çözümler üretiyor ve her işimizde teknoloji odaklı olduğumuzun altını çiziyoruz. İnşaattan telekomünikasyon ve bilişim teknolojilerine, savunma ve havacılık sanayiinden sağlık sektörüne kadar birbirinden farklı alanlarda ürettiğimiz her işte teknoloji odaklıyız ve istihdam kaynağımızın da çok ciddi bir oranı, teknolojiyle ilişkili branşlar üzerine yoğunlaşıyor. Teknoloji sektörü dendiğinde ilk akla gelen mühendislik bilimleri olsa da sektör zaman içerisinde kendini yeniledi ve farklı ihtiyaçlar, farklı branşlar doğurdu. Artık teknoloji sadece belli mühendislik branşları üzerinden ilerlemiyor ve yeni bölümler, büyümenin “belirleyici gücü” olarak nitelendiriliyor. Günümüzde yapay zekâ mühendisliği, bilişim sistemleri mühendisliği, otomasyon mühendisliği, robotik mühendisliği gibi yeni mühendislik dalları öne çıkıyor ayrıca yönetim bilişim sistemleri, bilişim sistemleri ve teknolojileri ve bilgi güvenliği teknolojisi gibi bölümler de doğrudan teknoloji sektörüne hizmet veriyor. Gelecekte teknoloji sektöründe çalışmak isteyen öğrenciler için pek çok seçenek öne çıkıyor ve bu da gençlere büyük bir avantaj sunuyor. Çünkü artık teknoloji sektörü birçok değişik ilgi alanına ve puan sıralamasına hitap eden bölüm içeriyor ve bu da yerleşme oranına artı olarak yansıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Yetenekleri Yetkinliğe Dönüştürmeye İstekli, Sürekli Gelişim Hedefleyen Kişiler Teknoloji Sektöründeki Meslekleri Tercih Etmeli </strong></p>
<p>Adayların üniversitede seçeceği bölüm ve üniversitenin ileride yapacakları iş başvurularında fark yaratacağının da altını çizen Şafak “Teknoloji sektöründe 2500’ü aşkın kişi istihdam eden bir holdingin İnsan Kaynakları yöneticisi olarak tercih yapacak adaylara önerim; üniversite tercihlerinde gerçekçi olunması. Öğrenciler teknoloji sektörünün getirdiği popülizme kapılmadan kendi ilgi alanlarını ve yeteneklerini değerlendirmeli. Genel olarak teknoloji sektöründe çalışacak adaylarda; araştırma becerisi, bilişsel esneklik, kritik düşünme, insan yönetimi, raporlama yeteneği, sayısal muhakeme, duygusal zekâ, süreç geliştirme ve planlama gibi yetkinlikler arıyoruz. Bu yetenekleri yetkinliğe dönüştürmeye istekli, sürekli değişim ve gelişime açık kişilerin teknoloji sektöründe katma değer yarattığını gözlemliyor, insan kaynağımızı bu vizyondaki kişilerden oluşturmaya özen gösteriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Artık Mühendislerden Yönetişim Yetkinliği de Bekleniyor</strong></p>
<p>Yeni çağda eskiden beri süregelen mühendislik dallarında da beklentilerin değiştiğini ifade eden Arzu Şafak “Bugünün teknoloji çağında yapbozun önemli bir parçasını oluşturan bilgisayar mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği gibi bölümler var olan popülaritesini artırmakla kalmıyor, sahip olunması gereken bilgi, beceri ve yetkinlikler de her geçen gün farklılaşıyor. Bu nedenle, iş gücü piyasasında rekabetin çok yoğun olduğu teknoloji sektöründe fark yaratmak isteyen öğrencilerimizin, iyi bir akademik eğitim almak kadar öğrenme ve gelişim odaklı olup çok boyutlu yönetişim yani yönlendirme, yönetme ve kontrol edebilme becerisine de sahip olması gerekiyor. Özetle teknoloji sektörü, temel bilgiler üzerine sürekli bir inşa sürecini içeren zamansız bir yolculuk. Yeniliklere ve sürekli öğrenmeye açık kişiler teknoloji odaklı bölümleri seçerse iş bulmakta zorluk yaşamayacak ve birçok rakibinin de önüne geçecektir. Üniversite yolundaki tüm adaylara başarılar dilerim.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-sektoru-zaman-icerisinde-kendini-yeniledi-ve-farkli-ihtiyaclar-farkli-branslar-dogurdu-392549">Teknoloji Sektörü Zaman İçerisinde Kendini Yeniledi ve Farklı İhtiyaçlar, Farklı Branşlar Doğurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 09:16:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[over]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisi]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD), 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü'nde hayata geçirdiği “Merak Et Kendini”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944">Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD), 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde hayata geçirdiği “Merak Et Kendini” projesi ile yumurtalık kanserinde erken teşhisin ve düzenli kontrolün önemini vurguluyor. TTOD web sitesinden erişilebilecek meraketkendini.com üzerinden ziyaretçiler yumurtalık kanseri hakkında merak ettikleri tüm bilgilere ulaşabilecek ve hastalık farkındalıklarını test edebilecek.</strong></p>
<p> </p>
<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, 8 Mayıs Dünya Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde başta kadınlar olmak üzere, tüm toplumu yumurtalık kanseri konusunda bilinçlenmeye davet ediyor. Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü özelinde hayata geçirilen “Merak Et Kendini” projesi kapsamında, derneğin web sitesi üzerinden erişilebilen meraketkendini.com adresini ziyaret edenler, yumurtalık kanseri hakkında tüm bilgilere ulaşabilecek ve hastalık hakkındaki bilgilerini test edebilecek.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yumurtalık (over) kanseri Türkiye’de jinekolojik kanserler arasında en sık görülen 2. kanser türü</strong></p>
<p> </p>
<p>Yumurtalık kanseri, erken evrede belirti göstermeyen ve teşhisi ileri aşamalarda yapılabilen bir hastalık. Dünyada kadın kanserleri arasında görülme sıklığı en fazla olan 7. kanser türü olan; Türkiye’de ise jinekolojik kanserler arasında en sık görülen 2. kanser türü olan yumurtalık kanserinde erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p>Yumurtalık kanserinin semptomları arasında kasıkta ağrı hissi, karında şişkinlik, kilo alımı hissi, hazımsızlık, kabızlık, idrar yapma şikayetleri, kilo kaybı ve aşırı yorgunluk yer alıyor. Bu semptomların uzun süre devam etmesi durumunda hastaların geç olmadan bir jinekoloğa başvurması tavsiye ediliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Yumurtalık (over) kanseri en sık 60-64 yaş arası kadınlarda görülüyor </strong></p>
<p> </p>
<p>Kadınlarda genellikle ileri yaşlarda görülen bir hastalık olan yumurtalık kanserinde, hastaların önemli bir bölümü menopoz sonrası dönemde yer alıyor. En sık 60-64 yaş aralığındaki kadınlarda görülmekle birlikte; teşhis konulan hastaların üçte biri 65 yaş ve üzerinde. Yumurtalık kanseri vakalarının yüzde 10-15’i ise kalıtsal özellik gösteriyor ve bu vakalarda hastalık çoğu zaman normalden 10-15 yaş daha genç yaşlarda görülüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu</strong> konuyla ilgili şunları söyledi: &#8220;Yumurtalık kanseri maalesef başlangıçta belirti vermeyen, dolayısıyla erken teşhisi zor bir hastalık. Öyle ki bazı durumlarda bu hastalık, farklı hastalıklarla yönelik yapılan testler sonucu tesadüfen teşhis ediliyor. Erken evrede teşhis edilmediğinde ölümcül olabilen bir hastalık olması sebebiyle kadınların yumurtalık kanseri semptomları hakkında bilinçli olması ve düzenli kontrollerini ihmal etmemesi hayati önem taşıyor. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak bu yıl Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde hayata geçirdiğimiz Merak Et Kendini projesi ile yumurtalık kanseri hakkındaki bilinç düzeyini yükseltmek ve erken teşhis oranını artırmayı amaçlıyoruz. Semptomu olsun olmasın, tüm kadınların meraketkendini.com üzerinden yumurtalık kanseri konusunda bilinçlenmeye ve bilgi düzeyini ölçmeleri için hazırlanan testi yapmaya davet ediyorum.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944">Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
