<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>etki | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/etki/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etki</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 17:42:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>etki | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etki</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Küresel Para Haftası Kapsamında Ankara Üniversitesi&#8217;nde Finans ve Gayrimenkul Okuryazarlığı Ele Alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuresel-para-haftasi-kapsaminda-ankara-universitesinde-finans-ve-gayrimenkul-okuryazarligi-ele-alindi-626161</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:42:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[finansal]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel ölçekte finansal farkındalığın artırılmasını amaçlayan Küresel Para Haftası (Global Money Week), 2026 yılı etkinlikleri kapsamında Türkiye’de çeşitli programlarla kutlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-para-haftasi-kapsaminda-ankara-universitesinde-finans-ve-gayrimenkul-okuryazarligi-ele-alindi-626161">Küresel Para Haftası Kapsamında Ankara Üniversitesi&#8217;nde Finans ve Gayrimenkul Okuryazarlığı Ele Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ölçekte finansal farkındalığın artırılmasını amaçlayan Küresel Para Haftası (Global Money Week), 2026 yılı etkinlikleri kapsamında Türkiye’de çeşitli programlarla kutlandı. Finansal okuryazarlığın özellikle çocuklar ve gençler arasında erken yaşta geliştirilmesini hedefleyen bu uluslararası girişim, 2012 yılından bu yana dünya genelinde geniş bir etki alanına ulaşmaya devam ediyor.<br />2018 yılından itibaren Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) öncülüğünde yürütülen Küresel Para Haftası, Türkiye’de Sermaye Piyasası Kurulu koordinasyonunda ve ilgili paydaşların katkılarıyla gerçekleştirildi. Bugün 176 ülkede eş zamanlı olarak düzenlenen etkinlikler, milyonlarca kişiye finansal bilinç kazandırmayı amaçladı.<br />2026 yılı Türkiye etkinlikleri, Borsa İstanbul’da gerçekleştirilen gong töreniyle başladı. Açılış programı; Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği ve ilgili kurumların iş birliğiyle düzenlendi. Törende yapılan konuşmalarda, finansal okuryazarlığın bireysel refahın artırılmasında, yatırımcı güveninin güçlendirilmesinde ve ekonomik istikrarın sağlanmasında kritik rol oynadığı vurgulandı.<br />Küresel Para Haftası kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri olan “Finans ve Gayrimenkul Okuryazarlığı ile Finansal Dönüşümü Başlatmak” başlıklı program, 8 Nisan 2026 Çarşamba günü Ankara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü ev sahipliğinde gerçekleştirildi.<br />Türkiye’de “Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi” alanında lisans düzeyinde eğitim veren ilk akademik birim olma özelliğine sahip bölüm, uluslararası düzeyde sahip olduğu güçlü akreditasyon ve iş birlikleriyle dikkat çekti. Uluslararası Değerleme Standartları Konseyi üyeliği, RICS akreditasyonu, IFMA iş birliği ve European Facility Management Network üyeliği gibi önemli bağlantılar, bölümün küresel ölçekteki konumunu bir kez daha ortaya koydu.<br />Program kapsamında, finansal okuryazarlık ile gayrimenkul okuryazarlığı konuları bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. Alanında uzman konuşmacıların katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, özellikle gençlerin veri temelli ve rasyonel karar alma becerilerinin geliştirilmesine yönelik önemli değerlendirmeler paylaşıldı.<br />Küresel Para Haftası, yalnızca finansal bilgi paylaşımı sağlayan bir etkinlik olmanın ötesinde, bireylerin ekonomik hayata bilinçli ve aktif katılımını teşvik eden küresel bir farkındalık hareketi olarak önemini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-para-haftasi-kapsaminda-ankara-universitesinde-finans-ve-gayrimenkul-okuryazarligi-ele-alindi-626161">Küresel Para Haftası Kapsamında Ankara Üniversitesi&#8217;nde Finans ve Gayrimenkul Okuryazarlığı Ele Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor. Oysa bilimsel veriler, sağlıklı beslenmenin tek bir besini hedef almakla değil; dengeli ve sürdürülebilir bir modelle mümkün olduğunu gösteriyor. Üstelik bu denge yalnızca kilo kontrolü için değil, kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalığın riskini azaltmada da kritik rol oynuyor. </p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kanser riskine etkileri ve Akdeniz diyetinin bu süreçteki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Akdeniz diyeti koruyucu etki gösteriyor</strong></p>
<p>Araştırmalar sebze, meyve, zeytinyağı, tam tahıl ve balık ağırlıklı beslenmenin, özellikle kolorektal kanser başta olmak üzere birçok kanser türünde risk azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin temelinde; antioksidanlardan zengin beslenme, düşük inflamasyon ve bağırsak sağlığının korunması yer almaktadır. Yıllardır dünyanın en sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz diyeti, yalnızca kalp sağlığını değil, kanser riskini de doğrudan etkileyen bir özelliğe sahiptir. Akdeniz diyeti modeli, güçlü bilimsel kanıtlarla da etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fakir sofrasından modern tıbbın rehberine</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti, bir moda akımı değil; tarihsel bir gerçekliğin ürünüdür. 2. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk döneminde şekillenen bu beslenme biçimi, 1950’lerde Amerikalı bilim insanı Ancel Keys tarafından yapılan çalışmalarla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. “Yedi Ülke Çalışması”, beslenme ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur ve bugün hala referans alınan en önemli araştırmalardan biridir.</p>
<p><strong>Kanserden korunmada asıl mesele “bütüncül beslenme”</strong></p>
<p>Kanser gelişiminde tek bir besin suçlu değildir. Risk; uzun vadeli beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve metabolik dengeyle ilişkilidir. Akdeniz diyeti işlenmiş gıdaları sınırlar, liften zengin beslenmeyi destekler, sağlıklı yağları ön plana çıkarır ve anti-inflamatuvar etki gösterir. Bu bütüncül yaklaşım, hücresel hasarı azaltarak kanser gelişimini önleyici bir ortam oluşturur.</p>
<p><strong>Tek suçlu gluten olarak görülmemeli</strong></p>
<p>Son yıllarda gluten, kanser dahil birçok hastalığın nedeni gibi gösterilmektedir. Oysa bilimsel veriler bu yaklaşımı desteklememektedir. Toplumun yalnızca küçük bir kısmında görülen çölyak hastalığı dışında, glutenin genel popülasyon için doğrudan bir kanser riski oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Asıl problem çoğu zaman gluten değil; işlenmiş, rafine ve düşük lifli besinlerin fazla tüketimidir.</p>
<p>Glutensiz ürünler çoğu zaman daha az lif içerir ve besin değeri açısından zayıf olabilir. Oysa tam tahıllar; bağırsak sağlığını destekleyen ve özellikle kolorektal kanser riskini azaltan önemli bileşenlerdir. Bu nedenle beslenmede hedef, belirli bir bileşeni tamamen çıkarmak değil; sağlıklı dengeyi kurmaktır.</p>
<p><strong>Beslenme planınızda sebze, tam tahıl ve zeytinyağı var mı?</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti yasaklar üzerine değil, denge üzerine kuruludur. Rafine yerine doğal olanı, aşırılık yerine ölçülülüğü savunur. Kanserden korunmada da en kritik nokta, kısa süreli radikal değişiklikler değil, sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklardır. Kanserden korunma, tek bir besini hayatımızdan çıkarmakla değil; doğru beslenme modelini istikrarlı şekilde sürdürmekle mümkündür. Bu nedenle sofraya bakarken yalnızca “neyi çıkardığımıza” değil, “neyi eklediğimize” odaklanmak gerekir. Sebze var mı? Tam tahıl var mı? Zeytinyağı var mı? Bu kontrolleri yapmamız gerekir. Sağlık çoğu zaman radikal değişimlerde değil, doğru dengeyi sürdürebilmekte gizlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dijital Benim İşim&#8221; Projesiyle 61 Binden Fazla Kadın Kursiyere Ulaşıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-benim-isim-projesiyle-61-binden-fazla-kadin-kursiyere-ulasildi-625649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[61]]></category>
		<category><![CDATA[benim]]></category>
		<category><![CDATA[binden]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[sim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Vodafone Vakfı iş birliğiyle kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Dijital Benim İşim” projesi kapsamında eğitimler, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı halk eğitimi merkezleri aracılığıyla yürütüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-benim-isim-projesiyle-61-binden-fazla-kadin-kursiyere-ulasildi-625649">&#8220;Dijital Benim İşim&#8221; Projesiyle 61 Binden Fazla Kadın Kursiyere Ulaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Vodafone Vakfı iş birliğiyle kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen <strong>“Dijital Benim İşim”</strong> projesi kapsamında eğitimler, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı halk eğitimi merkezleri aracılığıyla yürütüldü. Projeyle 6 yılda <strong>61 binden fazla</strong> kadın kursiyere Dijital Okuryazarlık, Dijital Pazarlama ve Dijital Dünyaya Giriş eğitimleri verildi. </p>
<p>Projenin etkisini ortaya koymak amacıyla hazırlanan sosyal etki analizinde; eğitimlere katılan yararlanıcı gruplarla gerçekleştirilen anketler ve odak grup görüşmelerinden elde edilen veriler esas alındı. Bu kapsamda farklı eğitim programlarına katılan yüzlerce kadından toplanan nicel veriler ile derinlemesine görüşmelerden elde edilen nitel bulgular birlikte değerlendirilerek projenin çok boyutlu etkisi analiz edildi. Analiz sonuçlarına göre, proje kapsamında 6 yılda <strong>123 milyon TL’yi aşkın</strong> sosyal değer elde edilirken, son bir yılda yapılan her 1 TL’lik yatırımın <strong>15,73 TL’lik</strong> sosyal getiri sağladığı hesaplandı.</p>
<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürü Cengiz Mete,</strong> şunları söyledi:</p>
<p>“Millî Eğitim Bakanlığı olarak, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirmek ve hayat boyu öğrenme kültürüyle her bir vatandaşımızın potansiyelini en üst düzeye çıkarmak temel önceliğimizdir. Vodafone Vakfı ile 6 yıldır sürdürdüğümüz ‘Dijital Benim İşim’ projesi, bu vizyonun somut ve sürdürülebilir bir örneği haline gelmiştir. Bakanlığımıza bağlı halk eğitimi merkezlerimiz aracılığıyla Türkiye’nin dört bir yanındaki kadınlara ulaştırdığımız eğitimler, sadece birer kurs değil; aynı zamanda modern dünyanın dijital gerekliliklerine açılan birer kapıdır. Bugüne kadar 61 bini aşkın kadın kursiyerimizin dijital okuryazarlıktan pazarlamaya kadar geniş bir yelpazede yetkinlik kazanmış olması, toplumsal kalkınmamız adına çok kıymetli bir kazanımdır. Özellikle belirtmek isterim ki; projemizin sosyal etki analizinde gördüğümüz sonuçlar, kamu-özel sektör iş birliğinin ne kadar stratejik ve çarpan etkisi yüksek sonuçlar doğurabileceğinin ispatıdır. Millî Eğitim Bakanlığı olarak, halk eğitimi merkezlerimizin kapasitesini dijital çağın imkânlarıyla birleştirmeye ve kadınları ekonomik hayatın merkezine taşıyacak bu tür nitelikli projelere öncülük etmeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel</strong> ise şöyle konuştu: </p>
<p>“Dijital geleceğin toplumdaki her kesimi kapsaması hedefiyle hayata geçirdiğimiz ‘Dijital Benim İşim’ projesi, kadınların dijital ekonomiye entegrasyonu ve toplumsal kalkınma hedefleri doğrultusunda stratejik bir dönüşüm aracı haline geldi. Bu projeyle bugüne kadar 61 binden fazla kadın kursiyere Dijital Okuryazarlık, Dijital Pazarlama ve Dijital Dünyaya Giriş eğitimleri verdik. Projemizin etkisini de düzenli olarak ölçümlüyoruz. Son dönem sosyal etki raporumuza göre, projenin sunduğu eğitim modülleri, yalnızca teknik beceri kazandırmanın ötesine geçerek, kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki konumlarını güçlendiren bir ekosistem inşa ediyor. Özellikle deprem bölgesindeki illeri de kapsayan geniş coğrafi yayılım, projenin toplumsal dayanıklılık ve kriz sonrası iyileşme süreçlerine sunduğu katkıyı derinleştiriyor. Projeye yaptığımız her 1 TL’lik yatırımın 15,73 TL’lik değer yarattığını gördük. Bu sonuç, projeye yapılan her birim yatırımın toplumda çok boyutlu ve çarpan etkisi yaratan bir değer ürettiğini somutlaştırıyor. Vodafone Vakfı olarak, kadınların yanında durmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlıkta artış </strong></p>
<p>Dijital Okuryazarlık eğitimlerine katılan yararlanıcılarla gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, mobil cihaz kullanımı alanında katılımcıların %83’ü cihazları günlük işlerinde etkin kullanabilir hale geldiğini, %70’i temel özellikleri ve uygulamaları anlayabildiğini belirtti.</p>
<p>Dijital hizmetler alanında e-devlet kullanımı %88, MHRS üzerinden randevu alma %81, internet bankacılığını güvenli kullanma %70 oranlarına ulaştı. İletişim ve sosyal medya alanında ise sosyal medya hesaplarını güvenli kullanabilme %81, arama motorlarını etkin kullanabilme %86 olarak ölçüldü.</p>
<p>Eğitim sonrasında temel dijital yetkinliklerde kapsamlı bir dönüşüm gözlemlendi. Katılımcıların %99’u temel cihazları kullanabilir, %99’u interneti güvenli kullanabilir, %98’i iletişim platformlarını aktif kullanabilir hale geldiklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital pazarlama yetkinliklerinde gelişim </strong></p>
<p>Dijital Pazarlama eğitimine katılan yararlanıcılarla gerçekleştirilen anketler ve odak grup görüşmelerine göre, katılımcıların %86’sı pazarlama stratejilerini anlayabildiğini, %55’i müşteri ilişkileri stratejileri geliştirebildiğini, %48’i dijital pazarlama stratejilerini uygulayabildiğini belirtti.</p>
<p>Dijital araçlar ve uygulamalar alanında sosyal medya pazarlaması yapabilme %68, içerik üretimi ve yönetimi %52, dijital kampanya performansını ölçebilme %45 oranlarına ulaştı.</p>
<p>Dijital ortamda müşteri iletişimi yürütebilme %95, sosyal medya platformlarını iş amaçlı kullanabilme %94 ve dijital pazarlama araçlarını etkin kullanabilme %94 seviyesine ulaştı.</p>
<p><strong>Dijital dünya farkındalığı arttı</strong></p>
<p>Dijital Dünyaya Giriş Semineri’ne katılan yararlanıcılarla yapılan anketler ve odak grup görüşmeleri, katılımcıların dijital dünya farkındalığında önemli bir artış olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Katılımcıların %82’si dijital dünyanın günlük hayattaki önemini anladığını, %70’i dijital araçları bilinçli kullanabilir hale geldiğini belirtti.</p>
<p>Seminer sonrasında katılımcıların %99’u dijital hizmetleri kullanabilir hale geldiğini, %97’si yeni dijital araçları keşfedebildiğini ifade etti. Dijital platformlarda etkili iletişim kurabilme becerisinde %95, dijital araçları kişisel ve mesleki gelişim için kullanabilme alanında %93 oranında olumlu değişim gözlemlendi.</p>
<p><strong>Dayanışma ağları oluştu</strong></p>
<p>Odak grup görüşmelerinden elde edilen nitel bulgular, eğitimlerin yalnızca bireysel becerileri değil, katılımcılar arasında güçlü bir dayanışma ve sosyal ağ yapısını da desteklediğini ortaya koydu.</p>
<p>Program kapsamında yürütülen görüşmeler ve geri bildirimler, katılımcılarda özgüven artışı, sosyal destek hissi ve iş hayatına katılım motivasyonunda güçlenme gibi önemli etkiler yarattığını ortaya koydu.</p>
<p>Kadınlar arasında kurulan iletişim ve deneyim paylaşımı alanları, eğitimin sınıf ortamının ötesine geçerek sürdürülebilir bir topluluk desteğine dönüştü. Bu yapı, projenin sosyal etkisinin uzun vadede devam etmesini destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Tamamlayıcı bir model de oluşturuldu</strong></p>
<p>Dijital Benim İşim eğitimlerinden yararlanan katılımcılar için tamamlayıcı ve derinleştirici bir destek modeli de geliştirildi. <strong>Dijital Köprüler Rehberlik Programı</strong> adı verilen modelle, dijital pazarlama ve dijital okuryazarlık eğitimlerini tamamlamış veya almakta olan kadınlara stratejik yönlendirme, deneyim paylaşımı ve bire bir destek sağlandı. Program, katılımcılarda “değer görme”, “özgüven tazeleme” ve “yalnız olmadığı hissi” gibi derin duygusal etkiler yarattı. Dijital Köprüler Rehberlik Programı, bilgi aktarımının ötesinde kurulan güçlü bağlarla kadınların içindeki potansiyeli açığa çıkaran bir güç birliğine dönüştü. Teknik yetkinliklerin insani dokunuşlarla harmanlandığı bu süreç, kadınların dijital geleceğe umut ve güvenle bakmasını sağlayan sürdürülebilir bir model ortaya koydu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-benim-isim-projesiyle-61-binden-fazla-kadin-kursiyere-ulasildi-625649">&#8220;Dijital Benim İşim&#8221; Projesiyle 61 Binden Fazla Kadın Kursiyere Ulaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 13:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sobe]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında 10 yıllık yolculuğunu ve geleceğe yönelik hedeflerini kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727">SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında 10 yıllık yolculuğunu ve geleceğe yönelik hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. Eğitim alanındaki yatırımlarını büyütme kararlılığını vurgulayan vakıf, İstanbul’da açılacak yeni şubesinin müjdesini verdi.</p>
<p>SOBE Konferans Salonu’nda düzenlenen programa Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ve SOBE Başkanı Mustafa Ak katıldı.</p>
<p><b>“42 öğrencimizin otizm tanısı kaldırıldı”</b></p>
<p>Gelinen noktada SOBE’nin yalnızca bir merkez değil; binlerce hayalin buluştuğu bir ekosistem olduğuna işaret eden Mustafa Ak, “10 yılda yüzlerce çocuğumuzun gelişimine, ailelerimizin umut yolculuğuna eşlik ettik. Bugüne kadar 800’ün üzerinde öğrencimize eğitim verdik. 457 binin üzerinde eğitim ve terapi seansı gerçekleştirdik. 73 milyon TL’nin üzerinde burs desteği sağladık. Ancak bu rakamı yalnızca bugünün değeriyle değil, verildiği yılların koşullarıyla birlikte düşündüğümüzde, SOBE’nin ortaya koyduğu katkının çok daha büyük bir ekonomik ve sosyal karşılığa ulaştığını görüyoruz. Eğitim ve rehberlik çalışmalarımızla 23 binden fazla kişiye ulaştık. Biz etkimizi yalnızca rakamlarla değil, dokunduğumuz hayatlarla tanımlıyoruz. 42 öğrencimizin otizm tanısı kaldırıldı. Cumhuriyet tarihinde Türkiye’de istihdam edilen 100 otizmli bireyin 11’ini SOBE olarak iş hayatına kazandırdık. Bu sonuçlar, uyguladığımız modelin gerçek ve sürdürülebilir çıktılar ürettiğinin en açık göstergesidir” dedi.</p>
<p><b>“İstanbul şubemize öğrenci ön kayıtlarının başladığını ilan ediyoruz”</b></p>
<p>2022 yılı Ocak ayı itibarıyla merkezin tam kapasiteyle hizmet vermeye devam ettiğini ancak mevcut kapasitesinin tüm ihtiyaca cevap veremediğini belirten Ak, “SOBE bugün Türkiye’de altı şehirde danışmanlık verirken, Kosova, Azerbaycan ve Moğolistan’daki uluslararası iş birlikleriyle yolculuğunu küresel ölçekte sürdürmektedir. Erken dönemde verilen nitelikli eğitim; yalnızca bir çocuğun hayatını değil, aynı zamanda toplumun geleceğini de değiştirir. Yapılan araştırmalar, bir çocuk için sağlanan erken eğitimin yaşam boyu kamuya 1 milyon Euro’nun üzerinde katkı sağladığını göstermektedir. Ve tam da bu nedenle İstanbul’da yeni bir SOBE şubesi açıyoruz. İstanbul şubemize öğrenci ön kayıtlarının başladığını ilan ediyoruz. Bu adım, yalnızca fiziksel bir büyüme değil, Konya’da kurduğumuz modelin yeni bir şehre taşınmasıdır. Aynı zamanda Konya’daki merkezimizi de güçlendirmeye devam ediyoruz.<b> </b>Selçuklu’da yapılan yeni yatırımlar ve eğitim alanlarıyla kapasitemizi artırıyor, daha fazla çocuğa ulaşmayı hedefliyoruz. Biz bu yapıyı yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren değil, gelecekte de ayakta kalabilecek güçlü bir model olarak inşa ediyoruz. Bu güçlü yapının oluşmasında desteklerini esirgemeyen Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay’a ve Selçuklu Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Pekyatırmacı’ya, kamu kurumlarımıza, üniversitelerimize, çalışanlarımıza ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum. Bugün 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık günü. Bence farkındalık demek, farkında olduğumuz durumun gereğini yapıyor olmak demektir. SOBE olarak biz on yıldır bunun için çalıştık, emek harcadık. Konya olarak üzerimize düşen görevin gereğini yerine getirmeye çalıştık. Biz şubeyi vakıf, belediye, üniversite işbirliği ile oluşan ve kâr amacı büyütmeyen bir grup olarak meydana getirdik. İnşallah Türkiye&#8217;ye yayılmasında İstanbul Şubesi&#8217;ne açıyor olmamızın faydası da çok olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><b>Başkan Pekyatırmacı,“ SOBE sadece Konyamızda ve Türkiye&#8217;de değil, artık Dünyada eğitim faaliyeti yürüten bir çınar, bir vakıf haline geldi”</b></p>
<p>2 Nisan Dünya Otizm Günü&#8217;nde, SOBE Vakfı’nın 10. kuruluş yıldönümünde bir arada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı,“ SOBE Vakfımız ve eğitim merkezimiz 10 yıl önce faaliyetlerine başladı. Tabi burada 10 yıl önce vakfımız faaliyetine başladı ama bunun bir de öncesi var. Bu merkezin önce hayal edilmesi, ondan sonra işletmeyle ilgili vakıf faaliyetlerinin başlatılması ve yürütülmesi uzunca bir süreç. Bugün geldiğimiz noktada vakfımız  Konya Büyükşehir Belediye Başkanı olan dönemin Selçuklu Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay Başkanımızın samimiyetiyle, gayretiyle, büyük çabalarıyla toprağa dikilmiş bir fidan, bugün çok şükür büyük bir çınara dönüştü. Sadece Konyamızda değil, Türkiye&#8217;de değil, artık dünyada otizmli bireylerin eğitim faaliyeti yürüten bir çınar, bir vakıf haline geldi. Bu nedenle başlangıçtan itibaren hem merkezimizin hayata geçmesi ve vakfımızın kuruluş döneminde çok büyük gayret ve çabaları nedeniyle Uğur İbrahim Altay Başkanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Buradaki merkezin hayata geçmesinde vakfımızın kuruluşunda ve çalışmalarını yürütülmesinde Mustafa Ak başkanımızın en baştan itibaren çok büyük emekleri, gayretleri, çabaları ve bugün de aynı şekilde sürdürdüğü çalışmalar var. O yüzden Mustafa Ak başkanımıza tüm buradan hizmet alan otizmli bireyler ve aileleri adına teşekkür ediyorum. Yine yönetimimizde bulunan çok kıymetli yönetim kurulu üyelerimize de aynı şekilde vakfımızın çalışmalarının sürdürülmesi noktasında verdikleri emekler için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Çünkü fedakarlık yapıyorlar ve kendi zamanlarından alarak buraya geliyorlar ve sürekli katkı sunuyorlar. Burada hem eğitim faaliyetleri hem rehabilitasyon faaliyetleri çok nitelikli bir şekilde yürütülüyor. Hem akademik, hem sosyal hem de psikolojik anlamda ailelerimiz ve otizmli bireylerimiz destekleniyor. Otizm alanında daha ne yapabiliriz, daha nasıl farklı işler üretebiliriz diye ekibimiz sürekli çalışıyor. Bu yüzden merkezimizde görev alan tüm değerli hocalarımıza, eğitim kadromuza, idarecilerimize merkezimizi artık ulusal anlamda da faaliyet yürüten bir merkez haline getirdikleri için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar” dedi.</p>
<p><b>“Tüm hemşerilerimizi vakfımıza, SOBE vakfımıza ve merkezimize destek olmaya davet ediyorum”</b></p>
<p>İnsanların hayat standardını yükseltmek ve de zorluklarını ortadan kaldırmayı öncelikli görev edindiklerini belirten Başkan Pekyatırmacı, “Bu manada Büyükşehir Belediyemizle merkez ilçe belediyelerimizle iş birliği halinde bu faaliyetlerimize en güçlü şekilde inşallah devam ettireceğiz. Bu noktada Büyükşehir Belediyemizle birlikte yeni bir binanın yapımı ile ilgili süreci başlattık. Şu anda merkezimizin yanında bulunan 15 bin metrekarelik alanda inşaat faaliyetleri başladı. İnşallah onu da en kısa sürede tamamlayıp buradaki faaliyetleri daha geniş bir alanda sürdürmek mümkün olacak. Yine aynı şekilde merkezimizin ön tarafında bulunan ticari alanda da vakfımızın ticaret yapılarıyla ilgili çalışmalar hem hayırseverlerimizin hem de bizim katkılarımızla devam ediyor. Bu çalışmalar tamamlandığı zaman inşallah vaktimiz mali anlamda da ciddi bir katkıyı elde etmiş olacak. Burada yapılan eğitim çalışmaları hem birebir yürütülüyor hem yoğun yapılan eğitim çalışmaları ve ciddi bir maliyet de gerektiriyor. Bu anlamda buradaki faaliyetlerin yürütülmesinde vakfımıza hayırseverlerin desteği çok önemli. Konyamızda hayırseverlerimiz bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Vakfımızı bu noktada destekliyorlar. Ama tabii bu çalışmaları daha kapsamlı bir şekilde yürütebilmemiz için bu desteklerin de artması gerekiyor. Herkesin desteği bizim için önemli ve desteğin küçüğü büyüğü olmaz. Önemli olan sürekli olması ve bu desteklerin vakfımızın sürdürülebilir bir çalışmayı yürütmesine katkı sağlaması. Bu anlamda tüm hemşerilerimizi ve SOBE Vakfı&#8217;na az da olsa sürekli şekilde destek olmaya davet ediyorum. Belki aylık yapılacak küçük destekler burada çok büyük dokunuşlar meydana getirecek. Ailelerimize, otizmli bireylerimize çok büyük katkılar sağlayacak. Onun için tabii ki hayırseverlerimiz, firmalarımız, şirketlerimiz bize destek oluyorlar. Ama tüm hemşerilerimizi vakfımıza, SOBE vakfımıza ve merkezimize destek olmaya davet ediyorum ki bu çalışmaları daha güçlü bir şekilde yürütebilelim. Otizmli bireylerimiz inşallah aileleriyle birlikte daha güzel günlerde, sağlıklı, huzurlu, mutlu bir şekilde güzel bir hayat geçirirler diye de temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Konyamız kimseyi ötekileştirmeden dayanışma kültürünü her zaman sımsıkı tutmuştur”</b></p>
<p>Dünya Otizm Farkındalık Günü vesilesiyle birlikte olmaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay; “Dünya Otizm Farkındalık Günü, otizm spektrum bozukluğu konusunda toplumsal bilinci arttırmayı amaçlayan özel ve anlamlı bir gündür. Bu vesileyle birbirimizi daha iyi anlamak, aynı hayatın içinde birlikte yan yana yürüdüğümüzü hatırlamak ve hatırlatmak üzere bir aradayız. Çünkü mesele sadece bir gün hatırlamak değil, bir ömür anlamaya çalışmaktır. Tam da bu noktada şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Memleketimiz sosyal hayatın her alanında ortaya koyduğu duyarlılığı sosyal destek projelerinde de güçlü bir şekilde göstermektedir. Çünkü başkentlerin başkenti Konyamız kimseyi ötekileştirmeden dayanışma kültürünü her zaman sımsıkı tutmuştur. Mevlana Hazretleri diyor ki birisini Allah korursa, ona kuş da bekçi olur, balık da. Cenab-ı Hak bütün kullarını korur ve gözetir. Ama dünyada bazı kullarının da başkalarına destek olma imkanı verir. İşte o imkan aslında aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Bizim yapmaya çalıştığımız tam da işte budur. Gücümüz yettiğince, imkanımız olduğunca bir hayatın daha elinden tutabilmek. Çünkü bazen eksik saydığımız şeyler aslında ilahi bir hikmetin parçasıdır. Ve çoğu zaman bizi güçlü yapan, birbirimize benzediğimiz yerler değil, farklı olduğumuz yerlerdir. Şems-i Tebrizi’nin dediği gibi, insanı değerli kılan sureti değil, sırriyetidir. Bugün bizler de aynı şiarla bu şehirde kimsenin yalnız olmadığını hissettirmek için büyük bir gayret gösteriyoruz. Türkiye&#8217;de bir ilk olan ve bugün pek çok şehrimizde örnek olan SOBE&#8217;nin ortaya çıkışı da aslında bu anlayışın bir sonucudur.” dedi.</p>
<p><b>“SOBE bizim için çok büyük bir gurur ve mutluluk vesilesidir”</b></p>
<p>SOBE’nin 2016 yılından bu yana her geçen yıl kendini geliştirerek çok önemli bir noktaya ulaştığını belirten Başkan Pekyatırmacı,“ Ülkemizde ilk kez vakıf, belediye ve üniversite işbirliği de kurulan bu sarmal yapı sadece bir merkez değildir. Aynı zamanda evlatlarımızın hayatına dokunan büyük bir sorumluluğun da adıdır SOBE. Bugün burada yapılan çalışmalar hem otizmli bireylerin hayatına dokunmakta hem de ailelerimizin yükünü hafifletmektedir. Selçuklu Belediyemizin öncülüğünde hizmet veren SOBE gibi, Meram Belediyemizin hayata geçirdiği DOSD Meram ve Karatay Belediyemizin bünyesindeki Karatay Alzheimer Derneği de bu şehrin kimseyi geride bırakmadığının en güçlü kanıtıdır. Büyükşehir Belediyesi olarak bizler de bu kurumlarımızı sadece birer hizmet binası olarak asla görmüyoruz. Bizler buraları toplumsal dayanışmanın en güçlü yüzleri olarak değerlendiriyoruz. Bu anlayışla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm bu kurumlarımızın her ihtiyacında her projesinde yanlarında olmaya devam edeceğiz. Ama şunu da açık yüreklilikle söylemek isterim ki işin en kolay kısmı binalar yapmak ve maddi destekte bulunmak. Asıl zor olan o binanın içini sevgiyle, sabırla, emekle ve bilgiyle doldurabilmektir. Bugün gelinen noktada SOBE hem fiziki yapısı hem eğitim kalitesi hem de ulaştığı öğrenci sayısıyla Türkiye&#8217;nin en memnun markalarından biri haline gelmiştir. Bu da bizim için çok büyük bir gurur ve mutluluk vesilesidir. Sözlerimi bitirirken yaptığımız her işi bir görev olarak değil bir gönül meselesi olarak gördüğümüzü ifade etmek isterim. Bugün bir çocuğun hayatına dokunabiliyorsak, bir ailenin yükünü adledebiliyorsak, işte o zaman gerçekten doğru bir iş yapmış sayıyoruz kendimize. Bu yolda emek veren, katkı sunan, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Farklılıklarınızı bir zenginlik olarak gördüğümüz Dünya Otizm Farkındalık Gününüzü kutluyor, toplumsal duyarlılığımızın artmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“SOBE’nin bugünlere gelmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum”</b></p>
<p>Başkan Altay konuşmasını,“ 10 yıl önce bir çınar fidesi dikmiştik ve o fidenin bugün çınara dönüştüğünü görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu konuda özellikle görev aldığı günden itibaren Sobe Vakfı&#8217;na desteğinden dolayı değerli Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı ve ekibine sonsuz teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Tabii ki en büyük teşekkür SOBE Vakfımızın değerli başkanı Sayın Mustafa Ak, yönetim kurulu üyelerine, mütevelli heyet üyelerine ve vakfa çok ciddi maddi bağışta bulunan kıymetli bağışçılarımıza onların desteği olmasa bu işin sürdürülebilmesi mümkün değil. Bugün gelinen noktada görüyoruz ki SOBE her yıl kendisi için bir hedef belirleyen ve bu stratejik plan çerçevesinde kendini geliştiren ulusal hatta uluslararası bir kurum haline geldi. Bu vesileyle SOBE vakfımızın değerli çalışanlarına da teşekkür ediyorum. Burası sadece maaşla çalışılacak bir yer değil. Arkadaşlarımızın hepsi gönülden bu süreci yürütüyorlar. İnşallah ailelerimizin mutluluğuna dahil olmak, çocuklarımızın hayatına bir kapı açmaya bundan sonra devam edeceğiz. Bende Selçuklu Belediye Başkanımız gibi özellikle ulusal medya temsilcilerine teşekkür ediyorum. Bu konuların anlatılması sadece Konya&#8217;da iyi işlerin anlatılması için değil, güzel örneklerin ülkemizde yaygınlaşması adına çok önemli. Verdiğiniz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum.” dedi.</p>
<p>Bilgilendirme toplantısı soru cevap bölümünün ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sobenin-10-yillik-etki-ve-stratejik-hedefleri-anlatildi-624727">SOBE&#8217;nin 10 yıllık etki ve stratejik hedefleri anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine  yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker, </strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong> son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker,  “Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor? </strong>PRP yöntemi<strong> </strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor.  Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor. </p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ </strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>bu yöntemin<strong> </strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong> Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong> </strong>tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Etki süresi: </strong>Kök hücre tedavisinin<strong> </strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT </strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong> </strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor.  Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.  </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor? </strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623777</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br />İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. <br />Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.</p>
<p><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”</strong><br />Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi. <br />İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı</strong><br />Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br />Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br />Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor</strong><br />Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”</strong><br />“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br />Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br /> <br /> İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü.<br /> Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.<br /> <br /><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”<br /> </strong>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi.<br /> İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.<br /> <br /><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı<br /> </strong>Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br /> Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br /> Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.<br /> <br /><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor<br /> </strong>Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong> “2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”<br /> </strong>“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br /> Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ ve yenilik, İngilizce dil eğitiminde geleceği şekillendiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ve-yenilik-ingilizce-dil-egitiminde-gelecegi-sekillendiriyor-623744</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[British Council]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitiminde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[ngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623744</guid>

					<description><![CDATA[<p>T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) ve British Council iş birliğiyle düzenlenen Ulusal Politika Diyaloğu: İngilizce Dil Eğitiminde İnovasyon ve Teknoloji etkinliği, 25–26 Mart tarihlerinde Ankara’da başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ve-yenilik-ingilizce-dil-egitiminde-gelecegi-sekillendiriyor-623744">Yapay zekâ ve yenilik, İngilizce dil eğitiminde geleceği şekillendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü (YEĞİTEK) ve British Council iş birliğiyle düzenlenen <em>Ulusal Politika Diyaloğu: İngilizce Dil Eğitiminde İnovasyon ve Teknoloji</em> etkinliği, 25–26 Mart tarihlerinde Ankara’da başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İki gün süren diyalog, Türkiye genelinden üniversiteler, enstitüler ve kamu kurumlarının dahil olduğu 55’i aşkın kuruluşu bir araya getirdi. University College London ve Birleşik Krallık merkezli eğitim paydaşlarının da uzmanlıklarıyla katkı sunduğu bu geniş katılım, başarılı ve sürdürülebilir uygulama modelleri için gereken çok sesli bir değerlendirme ortamı sağladı. Katılımcılar, yapay zekâ ve dijital dönüşümün eğitimdeki rolünü bu kapsamlı perspektifle ele aldı.</p>
<p>Yapay zekânın eğitim ve dil öğrenimini dönüştürme potansiyelini stratejik bir düzeyde irdelemeyi hedefleyen etkinlikte; bu teknolojinin sunduğu avantajlar, zorluklar ve olası risklerin yönetimi üzerine kapsamlı tartışmalar yürütüldü. Bakanlık ve British Council&#8217;ın ortak önceliği olan yapay zekâ okuryazarlığının geliştirilmesi kapsamında, hem öğretmenler hem de öğrenciler için etkili destek mekanizmalarının tasarlanması hedeflendi. Bu diyalog; Bakanlık, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, ÖSYM, üniversiteler ve özel sektör gibi paydaşların girişimlerini birleştirerek politika, kaynak ve sınıf uygulamaları arasındaki boşluğu dolduran stratejik bir alan yarattı.</p>
<p>YEĞİTEK, Türkiye’de eğitim teknolojileri ve dijital dönüşüm alanındaki lider rolünü ortaya koyarak, ulusal politika ve uygulamalar hakkında kapsamlı bir çerçeve sundu. Genel Müdürlük, yenilikçi çözümlerin eğitim sistemine entegrasyonu ve ölçeklenmesi konularında önemli perspektifler paylaştı. British Council ise etkinlik boyunca uluslararası uzmanlığı ve küresel ağını paylaşarak, İngilizce dil eğitiminin geleceğine yönelik stratejik bakış açıları sundu. Kurum, özellikle eğitimde kalite, kapsayıcılık ve sürdürülebilir etki odağında yürüttüğü çalışmalarla diyaloğa önemli katkı sağladı.</p>
<p>Etkinlik boyunca öne çıkan ortak mesaj, yapay zekâ ve teknolojinin eğitimde dönüştürücü bir potansiyele sahip olduğu; ancak bu dönüşümün öğretmenlerin güçlendirilmesi, etik ilkeler ve anlamlı öğrenme çıktıları odağında ilerlemesi gerektiği oldu. Ulusal Politika Diyaloğu kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye’de İngilizce dil eğitiminin geleceğine yönelik politika süreçlerine katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Etkinlikten Görüşler</strong></p>
<p><strong>Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Celile Eren Ökten:</strong></p>
<p>&#8220;Yapay zekâ artık sadece geleceğe dair akademik tartışmalarla sınırlı bir kavram değil; öğretmenlerimizin rehberliğinde ve öğrencilerimizin bizzat kullanımında, sınıflarımızda hâlihazırda yaşanan bir gerçektir. Bizi farklı kılan, kullandığımız yazılımların gücü değil, bu araçlara anlam ve amaç kazandıran pedagojik derinliktir. Bir milyona yakın öğretmenimizin dijital yetkinliklerini artırırken, bu süreci yakın zamanda yayımladığımız &#8216;Eğitimde Yapay Zekâ Politika Belgesi ve Stratejik Planı&#8217; aracılığıyla etik bir çerçeveye ve şeffaf bir hesap verebilirlik modeline dayandırdık.&#8221;</p>
<p><strong>ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Bayram Ali Ersoy:</strong></p>
<p>&#8220;Yapay zekâ sistemlerinin gücü büyük ölçüde veriden geliyor ve bu durum bizlere ciddi bir sorumluluk yüklüyor. Öğrenenlerden elde edilen verilerin toplanması, analizi ve kullanım amacı yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda mahremiyet ve güvenliği de kapsayan derin bir etik meseledir. Özellikle dikkat etmemiz gereken husus, bu teknolojilerin mevcut eşitsizlikleri azaltmak yerine yeniden üretmemesidir. Bu nedenle geliştirdiğimiz her sistemde &#8216;Bu teknoloji kime hizmet ediyor?&#8217; ve &#8216;Herkes için adil mi?&#8217; sorularını sormaya devam etmeliyiz. Bu süreci sadece teknolojik bir dönüşüm değil, insan merkezli yaklaşımı korumamız gereken bir sorumluluk alanı olarak görüyorum.&#8221;</p>
<p><strong>British Council Türkiye Direktörü Denise Waddingham:</strong></p>
<p>“YEĞİTEK ile ev sahipliği yaptığımız bu etkinlik, İngilizce öğretiminde yenilikçi ve insan merkezli dijital dönüşüme olan ortak bağlılığımızı vurgulamaktadır. İş birliğimizle Bakanlığın dijital inovasyon hedeflerine destek olmayı umuyoruz. Eğitimi yeniden kurgularken, British Council araştırmaları dâhil olmak üzere, kanıta dayalı ve etkili yapay zekâ uygulamalarını keşfetmeliyiz. Öğretmenlerimizi yapay zekâ okuryazarlığı ve sürdürülebilir mesleki gelişim modelleriyle güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu forumla oluşturacağımız stratejik yol haritası sayesinde, politikadan kolektif eyleme geçerek paydaşlar arası uyumu pekiştirebiliriz.”</p>
<p><strong>YEĞİTEK Genel Müdürü Mustafa Canlı:</strong></p>
<p>&#8220;Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, geleneksel yaklaşımların ötesine geçme ve öğrenenlerin iletişim, eleştirel düşünme ile hem ulusal kimlik hem de küresel etkileşim konularında güçlü bir farkındalık gibi geniş bir yetkinlik seti geliştirmelerini destekleme kararlılığımızı yansıtmaktadır. Bu vizyon çerçevesinde, başta İngilizce olmak üzere yabancı dil eğitiminin güçlendirilmesi stratejik bir öncelik olmaya devam etmektedir. Bizim rolümüz, bu çabaları daha bütünleşik bir şekilde bir araya getirmek olmuştur. Teknolojiyi bağımsız araçlar yığını olarak görmek yerine; içeriği, platformları, veriyi ve pedagojiyi birbirine bağlayan geniş bir dijital eğitim ekosisteminin parçası olarak yaklaşıyoruz. Eğitimi dönüştürmek, özellikle dil öğrenimi gibi karmaşık alanlarda tek başına başarılamaz. Ulusal ve uluslararası güçlü ortaklıklar; birbirimizden öğrenmemize, yeni fikirleri test etmemize ve geleceğe daha büyük bir güvenle ilerlememize olanak tanır. British Council ile olan iş birliğimiz bu yaklaşımın kıymetli bir örneğidir.&#8221;</p>
<p><strong>British Council Eğitim Direktörü Ayşen Güven:</strong></p>
<p>&#8220;Yapay zekânın eğitim ve yabancı dil öğretimini dönüştürme potansiyelini stratejik bir boyutta ele alırken, odağımıza öğretmenlerimizin sürekli mesleki gelişimini ve dijital pedagoji yetkinliklerini yerleştiriyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı ve British Council olarak paylaştığımız vizyon doğrultusunda, yapay zekâyı yalnızca teknik bir yenilik olarak değil; bu teknolojinin &#8216;neden ve nasıl&#8217; kurgulanması gerektiğini pedagojik bir süzgeçten geçiren bütüncül bir yaklaşımla değerlendiriyoruz. Amacımız, hem öğretmenlerimizin hem de öğrencilerimizin yapay zekâ okuryazarlığını geliştirerek öğrenme çıktılarını en üst düzeye çıkaracak sürdürülebilir destek mekanizmaları oluşturmaktır. Bu diyalog platformunun ulusal eğitim politikaları ile sınıf içi uygulamalar arasında güçlü bir köprü kuracağına inanıyoruz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ve-yenilik-ingilizce-dil-egitiminde-gelecegi-sekillendiriyor-623744">Yapay zekâ ve yenilik, İngilizce dil eğitiminde geleceği şekillendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Ve Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tercihleri]]></category>
		<category><![CDATA[torun]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden birinin kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, toplumda kalp ve damar hastalıklarının yaygın şekilde görülmesinde yaşam tarzı ve tercihlerin etkili olduğunu söyledi.</span></span></span> Y</b><b><span><span><span>aşam alışkanlıklarının değiştirilerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmesinin etkili bir önlem olacağını belirten Torun, “Doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, 25-31 Mart Kalp Haftası kapsamında kalp sağlığının korunmasına ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp ve damar hastalıkları, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının kanserle birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Sadece hayatı tehdit etmekle kalmayan bu hastalık grubu, aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyebilen çeşitli rahatsızlıklardan meydana geliyor.  Bu rahatsızlıklar genel olarak kalp damar tıkanıklığı, boyun ve bacak damar tıkanıklıkları, kalp yetmezliği ve kapak hastalıkları ile kalp ritim bozukluklarından oluşmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp hastalıkları, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastalıkların bir kısmının önlenebilir olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan olabilmekle birlikte birçoğu sonraki tercihlerimiz neticesinde oluşmaktadır. Örneğin kalp krizine baktığımız zaman buna birçok sebep etki ederken bu sebeplerin yüzde 90’ı değiştirilebilir faktörlerden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle yüzde 90’ı bizim yanlış tercihlerimiz neticesinde oluyor. Belki genetik risklerden kaçamayız ama yaşam tarzı alışkanlıklarımızla bunların bir çoğunluğunun önüne geçmek mümkün” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her üç ölümden biri kalp damar hastalıklardan kaynaklanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarına ilişkin verilere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Ülkemizde yaş ilerledikçe sıklığı artmakla birlikte her üç ölümden biri kalp damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Yıllık olarak baktığımızda bir yetişkinin kalp krizi riski ülkemizde yüzde 0,5-1 arasında gözükmektedir. Kalp damar hastalıklarının yanına ritim bozukluklarını, kalp yetmezliklerini ve kapak hastalıklarına da eklersek ülkemizde yaklaşık 5 milyon kalp damar hastası olduğu düşünülmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam tarzı en önde gelen risk faktörleri arasında yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının bu denli yaygın olmasının ana sebeplerinden birinin yaşam tarzı olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, “Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımız zaman Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarının daha sık olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük sebebi, maalesef bizim tercihlerimiz. Biz Avrupa’nın en çok sigara içen ülkesiyiz ve en obez ülkesiyiz. Bunun yanında düzenli spor alışkanlığı en düşük ülkeyiz. Hal böyle olunca kalp damar hastalıkları majör risk faktörleri arasında yer alan bu faktörler, ülkemizde daha çok kalp damar hastalıklarının görülmesinde başı çeken sebepler olarak öne çıkıyor. Bunların dolaylı etkileri olarak da hipertansiyon, şeker hastalığı ve kolesterol bozuklukları meseleyi daha da olumsuz hale getiriyor. Bilimsel gerçekler bu denli ortadayken ve ülke olarak son derece olumsuz birinciliklerimiz varken kalp damar hastalığı yönünden ortalama bir Avrupa vatandaşına göre çok daha riskliyiz” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>40 yaş sonrası kardiyoloji kontrolleri yaptırılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için alınacak tedbirlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Akın Torun, şu tavsiyelerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Kalp ve damar hastalıklarında değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri vardır. Dolayısıyla her şeyden önce yaşam alışkanlıklarımızı değiştirerek kan şekeri, tansiyon ve kolesterol bozukluklarının önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların kontrol altında tutulması, doğru ve dengeli beslenme, mümkün olduğunca fazla yüksek nabızla hareketi arttırmak, sigara ve alkolden uzak durmak olası birçok kalp ve damar hastalığının önüne geçecektir. Bunun yanında günümüz teknolojisiyle kalp damar hastalıkları çok erken dönemde yakalanabilmektedir. 40 yaş sonrası yaptırılacak kardiyoloji kontrolleri, olumsuz bir sürprizle karşılaşmadan büyük oranda kalp hastalıklarının kontrol altına alınmasında etkili olacaktır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hatali-yasam-tarzi-tercihleri-kalp-ve-damar-sagligini-tehdit-ediyor-623085">Hatalı yaşam tarzı tercihleri, kalp ve damar sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygulara]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[Oksitosin]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde, Osmangazililere vücut ve beyinde salgılanan kimyasalların duygu, davranış ve düşünceler üzerindeki güçlü etkileri anlatıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde, Osmangazililere vücut ve beyinde salgılanan kimyasalların duygu, davranış ve düşünceler üzerindeki güçlü etkileri anlatıldı. Atölyede, insan vücudunda salgılanan bu kimyasalların duygu, düşünce ve davranışlar üzerindeki belirleyici rolü bilimsel veriler ışığında ele alındı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Osmangazi’de yaşayan vatandaşların farklı alanlarda bilinçlenerek kendilerini geliştirmelerine katkı sunan Osmangazi Belediyesi, düzenlediği çeşitli atölye çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Bu kapsamda gerçekleştirilen “Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”nde katılımcılara, duygu durumunu olumsuzdan olumluya çevirebilecek kelime ve ifade biçimleri öğretildi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde gerçekleştirilen atölyeye konuşmacı olarak katılan İnsan Kaynakları Danışmanı ve Eğitmen Sezgin Akgün Hacızade, sunumunda beyin kimyasallarının insan davranışları üzerindeki etkilerini örneklerle anlattı. Hacızade, özellikle mutluluk, motivasyon ve bağ kurma süreçlerinde rol oynayan hormonlara dikkat çekerek katılımcılara önemli bilgiler aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Eğitimde ayrıca, karşılıksız yapılan iyiliklerin insan vücudunda oksitosin hormonunun salgılanmasını artırdığı vurgulandı. Bu hormonun, bireyin hem kendisine hem de çevresine karşı daha şefkatli, anlayışlı ve merhametli olmasını desteklediği ifade edildi. Katılımcılar, küçük iyiliklerin yalnızca bireysel mutluluğu değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendirdiği konusunda farkındalık kazandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Olumsuz Kurulan Cümleler İnsan İlişkilerini Olumsuz Anlamda Etkiliyor”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Vücut ve beynimizde salgıladığımız kimyasalların duygularımız, davranışlarımız ve düşüncelerimiz üzerine çok büyük etkileri olduğunu belirten İnsan Kaynakları Danışmanı ve Eğitmen Hacızade, “Kullandığımız kelimeler ve beden dilimizle duygularımıza müdahale edebilir, onları dönüştürebiliriz. Bugün katılımcılarımıza, hangi kelimelerle oksitosin ve serotonin gibi hormonların salgılanmasını destekleyebileceğimizi ve duygu durumumuzu olumsuzdan olumluya nasıl çevirebileceğimizi anlatmaya çalıştık. Özellikle ‘ama’ kelimesi çok kritik. Bir kişiyi överken ya da eleştirirken ‘ama’ kelimesini kullandığımızda, öncesinde söylediğimiz tüm olumlu ifadeleri adeta yok saymış oluyoruz. Bu da iletişimi zayıflatıyor. Olumsuz ifadelerle kurulan cümleler, insan ilişkilerini de olumsuz etkiliyor. Örneğin, ‘Ben filanca kişiyle anlaşamıyorum’ dediğimizde, beynimiz bu durumu kesin bir yargı olarak kabul ediyor ve çözüm üretme sürecini durduruyor. Oysa ‘Filanca kişiyle henüz anlaşma yolunu bulamadım’ dediğimizde, beynimiz iletişime açık kalıyor ve çözüm aramaya devam ediyor.” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span> “Karşılıksız İyilik Yaptığımızda Oksitosin Salgılıyoruz”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Omuzları çökük biçimde bilgisayar başında uzun süre durulduğunda vücudun beyine olumsuz anılar komutu gönderdiğini söyleyen Hacızade, “Bu konu, bilimsel araştırmalarla da destekleniyor. Dik durduğumuzda ve daha aktif hareket ettiğimizde, beynimize daha olumlu düşünceler gelmeye başlıyor. İnsanların sizi dinlemesi için öncelikle kişinin kendini dinlemesi gerekiyor. Kendini dinlemeyen ve fark etmeyen birini, başkalarının fark etmesi de mümkün değildir. Çünkü iletişim, her şeyden önce kişinin kendi içinde başlar. Bu noktada kendimize karşı şefkatli ve merhametli olmamız büyük önem taşıyor. Herkes hata yapabilir ve yapılan hataların büyük bir kısmı telafi edilebilir. İyi bir iletişim kurabilmek ise insanın hayatına çok önemli katkılar sağlar. Oksitosin, beyin ve kalpte salgılanan önemli bir kimyasaldır. İyi niyetli, yapıcı ve olumlu davranışlar sergilediğimizde bu hormonun salgılanmasını artırırız. Oksitosin, öncelikle kişinin kendisine karşı daha şefkatli ve anlayışlı olmasını destekler. Bu kimyasal en kolay, karşılıksız iyilik yaptığımızda salgılanır. Herhangi bir beklenti olmadan birine yardım ettiğimizde, hem kendimiz hem de çevremiz için olumlu bir etki oluştururuz. Bugünkü atölye çalışmasını özetleyecek olursak; ‘Duruşunu değiştir, duygun değişsin’ diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Duygusal Dayanıklılık Atölyesi”ne katılan vatandaşlar çok önemli bilgiler öğrendiklerini söyleyerek Bu güzel etkinliği düzenlediği için Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkür etti. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-duygulara-dokunan-atolye-calismasi-623043">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden &#8220;Duygulara Dokunan Atölye&#8221; Çalışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni tek kullanımlık plastik düzenlemesi sanayide dönüşümü başlatıyor: &#8220;Doğru malzeme ayrımı yapılırsa biyoplastikler Türkiye için stratejik fırsat&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-tek-kullanimlik-plastik-duzenlemesi-sanayide-donusumu-baslatiyor-dogru-malzeme-ayrimi-yapilirsa-biyoplastikler-turkiye-icin-stratejik-firsat-2-622475</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bazlı]]></category>
		<category><![CDATA[biyoplastik]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümü]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımlık]]></category>
		<category><![CDATA[malzemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<category><![CDATA[sanayide]]></category>
		<category><![CDATA[sunar]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-tek-kullanimlik-plastik-duzenlemesi-sanayide-donusumu-baslatiyor-dogru-malzeme-ayrimi-yapilirsa-biyoplastikler-turkiye-icin-stratejik-firsat-2-622475">Yeni tek kullanımlık plastik düzenlemesi sanayide dönüşümü başlatıyor: &#8220;Doğru malzeme ayrımı yapılırsa biyoplastikler Türkiye için stratejik fırsat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde  biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken <strong>Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu</strong> bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. </p>
<p>“<strong>Her plastik aynı değildir”</strong></p>
<p>Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>&#8220;Aynı sepete konması teknik bir hata&#8221;</strong></p>
<p>Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren<strong> Çomu</strong>, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Planlanan <em>yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir.”</em></p>
<p><strong>Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren <strong>Packaging and Packaging Waste Regulation</strong> ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. </p>
<p>Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen <strong>EN 13432</strong> standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>“Sunar NP olarak, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği destekliyoruz”</strong></p>
<p>Türkiye, nişasta bazlı hammaddeleri ve güçlü üretim altyapısıyla biyoplastik alanında önemli bir potansiyele sahip. Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, 2014 yılında başlattığı Ar-Ge çalışmalarıyla Türkiye’de nişasta bazlı biyopolimer üretimini hayata geçiren ilk şirket. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan <strong>Mustafa Nuri Çomu</strong>, “<em>Biyoplastik, plastik kullanımına sadece bir alternatif değil; doğru malzemenin geleceğe uyarlanmış halidir. Sunar NP olarak, doğaya geri dönebilen biyopolimerlerimizle çevresel etkiyi azaltırken, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği de destekliyoruz. Türkiye’de biyoplastiklerin doğru politikalarla teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına katkı sağlar hem de sanayide katma değer yaratır. Aynı zamanda ithal petrokimya bağımlılığını azaltır ve ülkemizi uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşır</em>” ifadelerini kullandı.  Bu açıdan bakıldığında biyoplastikler, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-tek-kullanimlik-plastik-duzenlemesi-sanayide-donusumu-baslatiyor-dogru-malzeme-ayrimi-yapilirsa-biyoplastikler-turkiye-icin-stratejik-firsat-2-622475">Yeni tek kullanımlık plastik düzenlemesi sanayide dönüşümü başlatıyor: &#8220;Doğru malzeme ayrımı yapılırsa biyoplastikler Türkiye için stratejik fırsat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suyun Aktığı Yerde Eşitlik Büyür</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/suyun-aktigi-yerde-esitlik-buyur-622286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aktığı]]></category>
		<category><![CDATA[büyür]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[karaosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kız Çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[Su Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[suyun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yerde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Dünya Su Günü açıklamasında güvenli su ve sanitasyonun insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kritik öğeleri olduğuna dikkat çekerek herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçerek su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim çağrısı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/suyun-aktigi-yerde-esitlik-buyur-622286">Suyun Aktığı Yerde Eşitlik Büyür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Dünya Su Günü açıklamasında güvenli su ve sanitasyonun insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kritik öğeleri olduğuna dikkat çekerek herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçerek</strong> <strong>su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim çağrısı yaptı.</strong></p>
<p>Her yıl, evlerine yakın güvenli suya erişimi olmayan 2,1 milyar insanı etkileyen önemli bir soruna dikkat çeken bir tema ile 1993 yılından beri kutlanan 22 Mart Dünya Su Günü’nde İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçerek su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim çağrısı yaparak SÜT-D Su Perileri Projesi ile etki yaratıyoruz dedi.</p>
<p><strong>Suyun aktığı yerde eşitlik büyür</strong></p>
<p>Bu yıl Birleşmiş Milletler(BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları(SKA) içinde SKA5:Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve SKA6: Temiz Su ve Sanitasyon ile güvenli su ve sanitasyonun insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kritik öğeleri olduğuna 22 Mart Dünya Su Günü’nde dikkat çekilerek tüm kadın ve kız çocuklarını güçlendirmek hedefli kampanya “Suyun aktığı yerde eşitlik büyür” teması ile yürütülüyor bilgisini veren İTÜ Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof.Dr. Filiz Karaosmanoğlu,  küresel su krizi herkesi etkiliyor. Ancak bu etki eşit değil. Eşitsizlikler artarken en büyük yükü kadınlar ve kız çocukları taşıyor, dedi.</p>
<p><strong>Su, kadın ve korkutucu sayılar</strong></p>
<p>Prof. Karaosmanoğlu BM verisine göre: </p>
<ul>
<li>Kadınların dörtte birinden fazlası, 1 milyardan çok kadının güvenli içme suyu erişimi yok</li>
<li>1,8 milyardan fazla evde içme suyu yokken  her üç haneden ikisinde su toplamadan kadın sorumlu</li>
<li>Veri bulunan 53 ülkede kadınlar ve kız çocukları  erkekler ve erkek çocuklardan üç kat daha fazla olarak günde 250 milyon saat su toplama işi yapıyor</li>
<li>Güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen her gün beş yaşın altındaki yaklaşık bin çocuğun ölümüne neden oluyor</li>
<li>Ülkelerin yaklaşık %14&#8217;ünde kadınların suyla ilgili karar alma ve su yönetimine eşit şekilde katılımını sağlayacak mekanizmalar bulunmamakta</li>
</ul>
<p>korkutucu sayılarına vurgu yaparak hepimize düşen görevleri bilme gereğine dikkat çekti. </p>
<p><strong>Su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim</strong></p>
<p>Su yönetimi çözümlerinde evde, okulda, işte, yolda, tarlada, ormanda, yaşamda her yerde en doğru ve iyiyi başarmak için kadın ve kız çocuklarını merkeze alma vakti geldi.Kadın sesinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam tanındığı, su kararlarında eşit söz hakkına sahip olduğu, dönüştürücü, kapsayıcı, hak temelli yeni bir yaklaşım şart. Hepimiz, tüm paydaşlar öğrenmeli, etki yolumuzu seçmeli ve nasıl değer yaratacağımızı belirlemeliyiz diyen Dr. Karaosmanoğlu sivil toplum kuruluşlarının bu yolda paydaş sorumluluğu yüksek değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>SÜT-D’nin su perileri görevde</strong></p>
<p>SÜT-D Başkanı Karaosmanoğlu “15 Eylül 2025’te kız çocuklarına sürdürülebilir yaşam kültürü için su yönetimini öğretme, uygulatma ile değer yaratma hedefli Su Perileri projemizi başlattık. İlk paydaş okulumuz Beşiktaş Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM). BİLSEM okullarımızda yetenekli öğrencilerin gelişimleri hızlandırılmakta, okul saatleri dışında özel eğitimler verilmekte. Beşitaş BİLSEM’de Müdür Dr. Meral Topal, Öğretmen Aysel Gökçe ve Öğretmen Ayşe Demirkan koordinasyonunda projemizde  20 kız çocuğu, 20 anne ve 6 kız kardeş ile ilerliyoruz. Bugün çevrim içi kutlamamızı yapacağız, dedi.</p>
<p><strong>Harekete geçelim</strong></p>
<p>Herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçmek için hepimizin her yerde yapacakları olduğunu ifade eden Dr. Karaosmanoğlu, harekete geçelim çağrısı ile Dünya  Su Günü kutlamasını sundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/suyun-aktigi-yerde-esitlik-buyur-622286">Suyun Aktığı Yerde Eşitlik Büyür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şarkıdan Kitaba, Markadan Sahneye: Basın Bülteni Servisi Neden Vazgeçilmez?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkidan-kitaba-markadan-sahneye-basin-bulteni-servisi-neden-vazgecilmez-622190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 15:37:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[Basın Bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[dağıtım]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[kitaba]]></category>
		<category><![CDATA[markadan]]></category>
		<category><![CDATA[markalar]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sahneye]]></category>
		<category><![CDATA[şarkıdan]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[servisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital içerik üretiminin hız kazandığı günümüzde, üretilen çalışmaların doğru kitleye ulaşması en az içerik üretimi kadar önemli hale geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkidan-kitaba-markadan-sahneye-basin-bulteni-servisi-neden-vazgecilmez-622190">Şarkıdan Kitaba, Markadan Sahneye: Basın Bülteni Servisi Neden Vazgeçilmez?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital içerik üretiminin hız kazandığı günümüzde, üretilen çalışmaların doğru kitleye ulaşması en az içerik üretimi kadar önemli hale geldi. Müzik, medya, yayıncılık ve kurumsal iletişim alanlarında faaliyet gösteren kişi ve markalar için görünürlük; yalnızca üretmekle değil, doğru stratejiyle dağıtım yapmakla mümkün oluyor.</p>
<p>Bu noktada <strong>basın bülteni dağıtımı</strong>, içeriklerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan en etkili yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Profesyonel şekilde hazırlanan ve güçlü bir dağıtım ağıyla servis edilen içerikler, hem dijital basında yer buluyor hem de arama motorlarında kalıcı bir görünürlük elde ediyor. Bu süreçte doğru yapılandırılmış bir <strong>basın bülteni servisi</strong>, içeriğin yalnızca yayınlanmasını değil, aynı zamanda doğru konumlandırılmasını da sağlıyor.</p>
<p>Son dönemde özellikle şarkı çıkaran sanatçılar, yeni klip yayınlayan müzisyenler, kitap lansmanı gerçekleştiren yazarlar ve tiyatro oyunlarını duyurmak isteyen ekipler; basın bülteni dağıtımı ile projelerini daha geniş kitlelere ulaştırıyor. Bunun yanı sıra kurumsal firmalar, yeni ürününü tanıtmak isteyen markalar ve hizmet lansmanı yapan girişimler de bu yöntemi aktif olarak kullanıyor.</p>
<p>Türkiye’de dijital PR ve medya dağıtımı alanında faaliyet gösteren <strong>BultenYolla.com</strong>, sunduğu basın bülteni servisi ile farklı sektörlerden birçok projeye görünürlük kazandırıyor. Platform, içeriklerin sadece yayınlanmasını değil, aynı zamanda medya ağında etkili bir şekilde konumlandırılmasını sağlayarak sürdürülebilir bir dijital etki oluşturmayı hedefliyor. Basın bülteni dağıtımı süreçlerinin profesyonel şekilde yönetilmesi, içeriklerin doğru mecralarda yer almasını mümkün kılıyor.</p>
<p>Dijital tanıtımın bir diğer önemli ayağını ise video odaklı kampanyalar oluşturuyor. Özellikle müzik projeleri, ürün tanıtımları ve marka iletişiminde kullanılan <strong>YouTube reklam</strong> çalışmaları; hedef kitleye doğrudan erişim sağlama açısından önemli bir avantaj sunuyor. Basın bülteni ile desteklenen YouTube reklam stratejileri, çok kanallı bir iletişim modeli oluşturarak etkileşimi artırıyor.</p>
<p>BultenYolla.com, yalnızca basın bülteni servisi sunmakla kalmayıp, aynı zamanda dijital tanıtım süreçlerini bütünsel bir yaklaşımla ele alarak içeriklerin hem medya hem de dijital platformlarda daha güçlü bir şekilde yer almasına katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, farklı sektörlerden üreticilerin ve markaların projelerini daha geniş kitlelere ulaştırmasını kolaylaştırıyor.</p>
<p><strong>BultenYolla.com Hakkında</strong></p>
<p>BultenYolla.com, sanatçılar, markalar ve kurumsal firmalar için basın bülteni dağıtımı ve dijital PR hizmetleri sunan bir platformdur. Geniş medya ağı sayesinde hazırlanan içeriklerin ulusal ve yerel basında yer almasını sağlayan platform, aynı zamanda dijital görünürlüğü artırmaya yönelik çözümler geliştirir. Müzik, medya, etkinlik ve kurumsal iletişim alanlarında birçok projeye profesyonel basın bülteni servisi sunmaktadır.</p>
<p><strong>Warble Medya Ltd. Hakkında</strong></p>
<p>Warble Medya Ltd., dijital medya, müzik dağıtımı, PR ve içerik yönetimi alanlarında faaliyet gösteren uluslararası bir medya şirketidir. Farklı markaları ve hizmetleriyle sanatçılar, ajanslar ve markalar için kapsamlı çözümler sunan şirket, dijital dönüşüm süreçlerinde stratejik iş ortaklığı sağlamayı hedeflemektedir.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkidan-kitaba-markadan-sahneye-basin-bulteni-servisi-neden-vazgecilmez-622190">Şarkıdan Kitaba, Markadan Sahneye: Basın Bülteni Servisi Neden Vazgeçilmez?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen ile Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, Dünya Diş Hekimleri Birliği tarafından bu yıl ki teması ‘Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ olarak belirlenen 20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü kapsamında, tüm yaşam boyunca korunması gereken alışkanlıklar ve farklı yaş dönemlerine göre dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Süt dişleri, kalıcı dişler ve gelişim için önemli! </strong></p>
<p>Süt dişlerinin sağlığı neden önemli olduğu konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Süt dişleri 6. aydan başlayarak 12 yaşa kadar ağızda kalır.” dedi. </p>
<p>Bu uzun zaman aralığında süt dişlerinin pek çok farklı konuda bireye hizmet ettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Gıdaların çiğnenmesini sağlayarak çocuğun beslenmesini ve büyümesini destekler. Kalıcı dişler için yer tutar, onların doğru pozisyonda çıkmasını sağlar. Konuşma gelişimini destekler, seslerin doğru telaffuzuna yardımcı olur. Çene kemiklerinin ve dental arkın gelişimini stimüle eder. Estetik görünüm ve çocuğun özgüvenini olumlu etkiler. Süt dişlerinin erken kaybı komşu dişlerin devrilmesine dolayısıyla alttaki daimi dişin yerinde sürememesine veya yanlış pozisyonda sürmesine neden olabilir.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Karyojenik gıdalar, erken yaşta sınırlanmalı!</strong></p>
<p>Doğru beslenmenin küçük yaşta kazandırılmasının önemine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Karyojenik gıda tanımı iyi öğrenilmeli. Karyojenik gıda; diş çürüğüne yol açabilen yiyecek ve içeceklerin tamamını ifade eder.” dedi.</p>
<p>Diş çürüğüne yalnızca şekerli gıdaların neden olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Kraker, cips, beyaz ekmek veya tuzlu kurabiye gibi nişastalı ve ağızda kolay yapışan gıdalar da dişler üzerinde uzun süre kalarak çürük oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu nedenle ara öğünlerde tüketilen bu tür yiyeceklerin sıklığını azaltmak önemlidir. Bunun yerine elma, havuç gibi lifli gıdalar tercih edilmesi hem ağız temizliğine yardımcı olur hem de dişlerin daha sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Çocuğumuzu alıkoyamıyorsak da tükürük akışının yoğun olduğu ana öğünlerden sonra vermeli, gün içinde karyojenik gıdalarla sık sık atıştırmasına izin vermemeli böylece maruziyet sıklığını azaltmalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkiliyor!</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde hormonal değişimler, özellikle östrojen, progesteron ve testosteron seviyelerindeki artışın, diş ve diş eti sağlığını olumsuz etkilediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu değişiklikler diş etlerini daha hassas hale getirerek iltihaplanma riskini artırır. Hormonlar diş etlerindeki kan akışını artırır, bu da plak ve bakterilere karşı anormal reaksiyonlara yol açar. Diş etleri şişer, kızarır, parlaklaşır ve kolay kanar; ‘ergenlik gingiviti’ olarak bilinen bu durum yaygındır. Ergenlik döneminde tükürük akışı azalarak çürük riskini yükseltir ve plak birikimini kolaylaştırır. Düzenli fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel kontrollerle etkiler minimize edilebilir. Hormonal dalgalanmalar sırasında ağız hijyeni kritik önem taşır.”</p>
<p><strong>Diş ve çene bozuklukları erken düzeltilmeli! </strong></p>
<p>Diş teli ve diğer ortodontik tedavilerin zamanında uygulanması gerektiğini de hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Çocukluk döneminde ortaya çıkabilecek çene ve diş gelişim bozukluklarının erken dönemde fark edilip düzeltilmesi açısından önem taşır. Ağız solunumu, uzun süre emzik kullanımı veya parmak emme gibi alışkanlıklar dişlerin dizilişini ve çene gelişimini olumsuz etkileyerek çapraşıklıklara yol açabilir. Ayrıca süt dişlerinin erken kaybı sonucunda oluşan dişsiz boşluklar da dişlerin yer değiştirmesine ve ark yapısının bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle bu tür durumlarda erken dönemde uygulanan koruyucu veya önleyici ortodontik tedaviler büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>İhmal edilen ağız bakımı, yetişkinlikte de diş sorunlarına yol açar!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz ise yetişkinlik döneminde ağız bakımının ihmal edilmesinin, düzensiz diş hekimi kontrollerinin ve bazı sistemik faktörlerin çeşitli diş ve diş eti problemlerinin ortaya çıkmasına neden olabileceğine dikkat çekti. </p>
<p>Yetişkinlerde en sık karşılaşılan diş sorunlarını açıklayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Diş çürükleri, diş eti hastalıkları, diş eti çekilmesi, diş hassasiyeti, diş aşınmaları ve ağız kokusu (halitozis) sıklıkla karşılaşılan sorunlar arasında. Ağız ve diş sağlığımızı korumak için, dişler günde en az iki kez doğru teknikle fırçalanmalı, diş ipi veya ara yüz temizleyicileri düzenli kullanılmalı, şekerli ve asitli gıdaların tüketimi sınırlandırılmalı, en az 6 ayda bir diş hekimi kontrolü yapılmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Ağız sağlığı, bakım kadar hormon, stres ve beslenmeyle de ilgili!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının, yalnızca ağız bakım alışkanlıklarıyla değil; hormonal değişimler, psikolojik durum ve beslenme düzeni gibi birçok faktörle yakından ilişkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle hamilelik dönemi, yoğun stres ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ağız sağlığını doğrudan etkileyebilen önemli etkenler arasında yer alır.</p>
<p>Hamilelik döneminde vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler diş eti dokularını daha hassas hale getirebilir. Mide bulantısı ve kusma gibi durumlar da ağız içi asit seviyesini artırarak diş minesinde aşınmaya neden olabilir. </p>
<p>Yoğun stres, ağız ve diş sağlığını hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileyebilir. Stres altında bazı bireylerde diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) alışkanlığı gelişebilir. Bu durum dişlerde aşınmaya, çene ekleminde ağrıya ve baş ağrılarına yol açabilir. Ayrıca stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak diş eti hastalıklarına yatkınlığı artırabilir. Stresli dönemlerde ağız bakımının ihmal edilmesi ve düzensiz beslenme alışkanlıkları da ağız sağlığını olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alır.</p>
<p>Beslenme düzeni ağız ve diş sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar. Özellikle şekerli ve rafine karbonhidrat içeren gıdaların sık tüketilmesi, ağız içindeki bakterilerin asit üretimini artırarak diş çürüğü oluşumuna zemin hazırlar. Buna karşılık; kalsiyum, fosfor ve vitamin açısından zengin besinler diş ve kemik dokusunun sağlığını destekler. Süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, balık ve kuruyemişler diş sağlığı açısından faydalı besinler arasında yer alır. Ayrıca yeterli su tüketimi ağız içi temizliğin desteklenmesine ve tükürük üretiminin artmasına yardımcı olur.”</p>
<p><strong>Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde büyük önem taşır!</strong></p>
<p>Yaşlanma sürecinin, vücudun birçok sisteminde olduğu gibi ağız ve diş sağlığında da çeşitli değişikliklere neden olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “İleri yaşlarda diş kaybı, ağız kuruluğu ve protez kullanımı daha sık görülür. Bunun temel nedeni, yıllar içinde biriken ağız sağlığı problemleri, sistemik hastalıklar ve kullanılan ilaçların ağız dokuları üzerindeki etkileridir.” dedi.</p>
<p>Yaşlılık döneminde ağız sağlığını korumak için önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Ağız ve diş sağlığının korunması, yaşamın her döneminde olduğu gibi özel fizyolojik veya yaşam tarzı değişikliklerinin yaşandığı dönemlerde de büyük önem taşır. Bu süreçte ağız bakımına özen göstermek, olası diş ve diş eti problemlerinin önlenmesine yardımcı olur. Ağız sağlığını korumak için; dişler günde en az iki kez, uygun teknikle ve florür içeren diş macunu kullanılarak fırçalanmalıdır. Diş fırçasının ulaşamadığı bölgelerde biriken plak ve gıda artıklarının uzaklaştırılması için diş ipi veya ara yüz fırçaları kullanılmalı. Şekerli ve asitli gıdaların sık tüketiminden kaçınılmalı. Su tüketimi ağız içinin nemli kalmasına yardımcı olur ve bakterilerin oluşturduğu asitlerin etkisini azaltır. Olası diş ve diş eti hastalıklarının erken dönemde tespit edilebilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemeli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğal dişler ile protez ihtiyacı arasında denge önemli!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığında temel amacın, mümkün olduğunca doğal dişlerin korunması ve ağız fonksiyonlarının sürdürülebilir şekilde devam ettirilmesi olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz “Ancak çeşitli nedenlerle diş kaybı meydana geldiğinde, çiğneme fonksiyonunun ve estetiğin yeniden sağlanabilmesi için diş protezleri önemli bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle tedavi planlamasında doğal dişlerin korunması ile protez kullanımının gerekliliği arasında doğru bir denge kurulmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Protez tedavileri; hareketli protezler, sabit köprü protezleri veya implant destekli protezler şeklinde planlanabilir. Tedavi seçeneği belirlenirken hastanın ağız içi durumu, kemik yapısı, mevcut dişlerin sağlığı ve genel sağlık durumu dikkate alınır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ağız sağlığına gösterilen özen, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı!</strong></p>
<p>Yaşam boyu ağız sağlığını korumak için temel üç alışkanlığın düzenli ve doğru ağız bakımı, dengeli ve sağlıklı beslenme ile düzenli diş hekimi kontrolleri olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yıl için belirlenen ‘mutlu bir ağız, mutlu bir hayat’ teması; ağız ve diş sağlığının yalnızca estetik bir gülüşten ibaret olmadığını, genel sağlığın önemli bir parçası olduğunu vurgular. Sağlıklı dişler ve diş etleri, doğru beslenme, rahat konuşma ve güçlü bir yaşam kalitesi için temel bir rol oynar. Düzenli ağız bakımı ve diş hekimi kontrolleri sayesinde yalnızca ağız hastalıkları değil, genel sağlık üzerinde de olumlu bir etki sağlanabilir. Bu nedenle ağız sağlığına gösterilen özen, daha sağlıklı, konforlu ve mutlu bir yaşamın önemli bir adımıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-621802">&#8216;Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzu azalt, sağlığı artır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artır]]></category>
		<category><![CDATA[azalt]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[tuzu]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792">Tuzu azalt, sağlığı artır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Günlük tuzu 1 gram azaltmak bile kalp ve inme riskini düşürüyor!</strong></p>
<p>Tuzun, vücut için gerekli bir mineral olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel süreçlerde rol oynar. Ancak ihtiyaçtan fazlası özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek sorunları açısından risk oluşturur.” dedi.</p>
<p>Yapılan çalışmaların, günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp-damar hastalıkları riskinde anlamlı düşüş sağlayabildiğini gösterdiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, küçük bir azalmanın, büyük bir etki yaratabileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Fazla tuzun önemli bir kısmı, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor! </strong></p>
<p>Yüksek sodyum alımının vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açabileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebilir.” dedi.</p>
<p>Tuzun doğrudan yağ artışına neden olmadığına işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflamak isteyen bireylerde ödem nedeniyle kilo verme sürecini zorlaştırabilir ve motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerirken, Türkiye’de ortalama tüketim bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Üstelik fazla tuzun önemli bir kısmı sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor. Ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, cipsler, bulyonlar ve hazır çorbalar günlük sodyum alımına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle yalnızca ‘yemeğe tuz atmamak’ çoğu zaman yeterli değil.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığı! </strong></p>
<p>‘Tuzlu yeme alışkanlığı genetik midir?’ sorusunun sıkça gündeme geldiğini hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tat duyusuna ilişkin bireysel farklılıklar kısmen genetik olabilir; ancak belirleyici olan büyük ölçüde çevresel faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmanın, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketiminin bu tercihleri şekillendirdiğini dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yani çoğu durumda mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede anlamlı bir fark yaratır! </strong></p>
<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için en etkili stratejinin ani ve radikal kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, “ Damak tadı yaklaşık 2–4 hafta içinde daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir.” Dedi.</p>
<p>‘Az tuzlu yemek tatsızdır’ düşüncesinin çoğunlukla alışkanlıktan kaynaklandığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tuz azaldıkça besinlerin kendi aroması daha belirgin hale gelir. Etiket okumak, sodyum içeriği yüksek ürünleri sınırlamak, yemek pişirirken tuzu en son aşamada ve ölçülü eklemek, sofraya tuzluk koymamak pratik ama etkili adımlardır.</p>
<p>Lezzeti artırmak için tuza bağımlı kalmak gerekmez. Limon, sirke, sarımsak, soğan, taze otlar ve baharatlar yemeğin tadını zenginleştirir. Doğru planlanmış, işlenmiş gıdalardan uzak ve dengeli bir beslenme modeliyle tuz tüketimini azaltmak mümkündür. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede hem kalp sağlığı hem de kilo kontrolü açısından anlamlı bir fark yaratır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792">Tuzu azalt, sağlığı artır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojide]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojide Kadın Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin farklı sektörlerinden lider kurumları temsil eden yöneticilerden oluşan yeni yönetim kurulu, sahip olduğu geniş sektör temsiliyetiyle derneğin etki alanını daha da büyütmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348">Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin farklı sektörlerinden lider kurumları temsil eden yöneticilerden oluşan yeni yönetim kurulu, sahip olduğu geniş sektör temsiliyetiyle derneğin etki alanını daha da büyütmeyi hedefliyor. Farklı alanlardan gelen liderlerin bir araya gelmesi, Teknolojide Kadın Derneği’nin teknoloji ekosisteminde kurduğu güçlü iş birliği ağını ve çok paydaşlı yapısını da ortaya koyuyor.</p>
<p>Yeni yönetim kurulu döneminde dernek; yapay zekâ, veri ekonomisi, siber güvenlik, fintech ve sürdürülebilir teknoloji gibi alanlarda kadın yetkinliğini artırmaya yönelik projeleri büyütmeyi, genç kadınların teknoloji ekosistemine katılımını hızlandırmayı ve Türkiye’nin dijital geleceğinde kadın liderliğini daha görünür hale getirmeyi hedefliyor.</p>
<p><b><strong>Teknolojide Kadın Derneği Güçlü Yönetim Kurulu</strong></b></p>
<p>Zehra Öney – Kurucusu &#038; Yönetim Kurulu Eş Başkanı, Teknolojide Kadın Derneği / Kurucu Başkanı, 360+ Media Interactive, Hayriye Karadeniz – Yönetim Kurulu Eş Başkanı / Bilgi Teknolojileri Koordinatörü, Koç Holding, Yasemin Bedir – Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı / Doğu Avrupa Bölge Başkanı, Mastercard, Banu Soyak – Sayman / Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, Lenovo, Ayşegül Arıcan Şeker – Yönetim Kurulu Üyesi / İcra Kurulu Başkan Yardımcısı, Vodafone, Ersin Esentürk – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Enerjisa Perakende Satış Şirketleri, Ebru Özdemir – Yönetim Kurulu Üyesi / Yönetim Kurulu Başkanı, Limak Holding, Seda Özdemir Şen – Yönetim Kurulu Üyesi / Satış Müdürü, Dell, Burçak Türkeri – Yönetim Kurulu Üyesi / Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri, Ford Otosan, Ekrem Emre Ultav – Yönetim Kurulu Üyesi / Kurumsal Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, SAS Türkiye, Berrin Özselçuk – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Amazon Türkiye, Burcu Sönmezyalçın Döker – Yönetim Kurulu Üyesi / Hukuk Direktörü, MediaMarkt, Ayşenur Hıçkıran – Yönetim Kurulu Üyesi / Bireysel Bankacılık ve Varlık Yönetimi’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, DenizBank, Özden Önaldı – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür Yardımcısı, Yapı Kredi, Berrak Kutsoy – Yönetim Kurulu Üyesi / Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü &#038; ESG Başkanı, Esas Holding, Başak Kural Uslu – Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Müdür, Logo Finansal Teknolojiler, Funda Göğüş – Yönetim Kurulu Üyesi / Kariyer Gelişim Bölüm Başkanı, Akbank, İrem Cantaş Aygün – Yönetim Kurulu Üyesi / Büyümeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CGO), SabancıDx</p>
<p><b><strong>Derneğin Yeni Dönem Öncelikleri</strong></b></p>
<p>Teknolojide Kadın Derneği yeni dönemde yalnızca eğitim programları yürüten bir yapı olmanın ötesine geçerek teknoloji politikalarının, yetenek ekosisteminin ve geleceğin dijital dönüşüm alanlarının şekillendiği platformlarda daha aktif rol almayı hedefliyor. Bu kapsamda dernek, özellikle yapay zekâ ve ileri teknolojilerin toplumsal etkileri üzerine odaklanan çalışmalarını genişletmeyi planlıyor.</p>
<p>Yeni dönemde derneğin öncelikleri arasında:</p>
<ul>
<li>Yapay zekâ, veri ekonomisi ve ileri teknoloji alanlarında kadınların teknik yetkinliğini artırmaya yönelik eğitim ve mentorluk programlarının genişletilmesi,</li>
<li>Yapay zekânın etik kullanımı, regülasyon süreçleri ve hukukla ilişkisi üzerine farkındalık ve bilgi üretimine katkı sağlayacak çalışmalar yürütülmesi,</li>
<li>İnsan ve robot etkileşiminin geleceği, algoritmik karar sistemleri ve teknolojinin toplumsal etkileri üzerine çok paydaşlı düşünce platformları oluşturulması,</li>
<li>Genç kadınların teknoloji kariyerlerine daha güçlü adım atmalarını sağlayacak programların yaygınlaştırılması,</li>
<li>Kadın girişimcilerin yarışmalar, eğitim programları ve iş birlikleriyle desteklenmesi</li>
<li>Ulusal ve uluslararası ölçekte kurumlar, akademi ve kamu ile iş birliklerinin artırılması</li>
</ul>
<p>yer alıyor.</p>
<p>Dernek, bu çalışmalarla kadınların teknoloji alanında yalnızca kullanıcı değil; üretici, karar verici ve lider aktörler olarak konumlandığı daha kapsayıcı bir teknoloji ekosisteminin oluşmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p><strong>Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney şunları ifade etti:</strong></p>
<p>“<em>Teknolojide Kadın Derneği’ni kurma fikri, 2017 senesinde teknoloji dünyasında çok önemli bir eksikliği fark etmemle ortaya çıktı. Rakamlara baktığımızda küresel yapay zekâ iş gücünün yüzde 78’inin erkek olduğunu, yapay zekâ modellerini besleyen veri setlerinin yüzde 80’inden fazlasının erkek perspektifinden üretildiğini görebiliyoruz. Bu yalnızca bir eşitsizlik değil, aynı zamanda teknolojinin geleceğini etkileyen kritik bir sorun. Ve bu sorunun karşısında adım atma sorumluluğunu üstlenmek gerektiğini düşündüm.</em></p>
<p><em>Bu nedenle Teknolojide Kadın Derneği, kadınların teknoloji alanında yalnızca kullanıcı değil; üreten, yöneten, yaratan ve karar süreçlerinde söz sahibi olan aktörler haline gelmesini önceliklendiriyor. Özellikle yapay zekâ, veri ve ileri teknoloji alanlarında kadınların uzmanlaşmasını, bu alanlarda liderlik üstlenmesini ve küresel teknoloji ekosisteminde daha güçlü temsil edilmesini hedefliyoruz. İşte bu nedenle kuşaklar arası farkı ortadan kaldırarak 23 gencin yer aldığı Genç Yönetim Danışma Kurulumuzu oluşturduk. Onlar da Yönetim Kurulu toplantılarımızda bizimle birlikte yer alıyorlar.</em></p>
<p><em>Bugün yapay zekâ yalnızca teknolojik bir gelişme değil; etik, regülasyon, hukuk ve toplumsal etkileri olan çok katmanlı bir dönüşüm alanı. Önümüzdeki dönemde insan ve robot etkileşiminin nasıl yönetileceği, algoritmik karar sistemlerinin nasıl düzenleneceği ve teknolojinin toplum üzerindeki etkilerinin nasıl şekilleneceği büyük önem taşıyor. Teknolojide Kadın Derneği olarak kadınların bu alanlarda derinleşmesini, uzmanlaşmasını ve geleceğin teknoloji liderleri arasında yer almasını destekleyen çalışmalar yürütüyoruz.</em></p>
<p><strong>Yönetim Kurulu Eş Başkanı Hayriye Karadeniz ise şunları söyledi:</strong></p>
<p>“<em>Teknoloji artık yalnızca şirketlerin değil, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen en kritik unsur haline geldi. Bu dönüşüm sürecinde yetenek havuzunun yarısını oluşturan kadınların teknoloji alanında daha görünür ve etkin olması büyük önem taşıyor. Teknolojide Kadın Derneği olarak yeni yönetim kurulumuzla birlikte; gençlerin teknoloji kariyerlerine daha güçlü adım atmalarını sağlayacak programlar geliştirmeyi, kurumlar arası iş birliklerini büyütmeyi ve Türkiye’nin teknoloji ekosisteminde kapsayıcı bir dönüşüme katkı sunmayı hedefliyoruz.</em>”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sektorun-lider-sirketleri-yeni-donemde-teknolojide-kadin-derneginin-yonetim-koltuklarina-oturdu-619348">Sektörün Lider Şirketleri Yeni Dönemde Teknolojide Kadın Derneği&#8217;nin Yönetim Koltuklarına Oturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Sağlık Grubu &#8220;Kadınlar Omuz Omuza Projesi&#8221;yle Kadınları Güçlendirmeye Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-saglik-grubu-kadinlar-omuz-omuza-projesiyle-kadinlari-guclendirmeye-devam-ediyor-618349</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[omuza]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618349</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk yılında sanat aracılığıyla geniş kitlelere ulaşan sergi projesiyle başlayan girişim, sonraki dönemlerde dezavantajlı kadın gruplarına ve depremden etkilenen kadınlara yönelik mesleki desteklerle kapsamını genişletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-saglik-grubu-kadinlar-omuz-omuza-projesiyle-kadinlari-guclendirmeye-devam-ediyor-618349">Memorial Sağlık Grubu &#8220;Kadınlar Omuz Omuza Projesi&#8221;yle Kadınları Güçlendirmeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk yılında sanat aracılığıyla geniş kitlelere ulaşan sergi projesiyle başlayan girişim, sonraki dönemlerde dezavantajlı kadın gruplarına ve depremden etkilenen kadınlara yönelik mesleki desteklerle kapsamını genişletti. Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü bireyler olarak yer almasına katkı sunmayı hedefleyen proje, bu yıl herhangi bir nedenle eğitim ve iş hayatından mahrum kalmış kadınlara istihdama giden yolda eğitim ve gelişim programları sağlayarak sürdürülebilir ve bütüncül bir güçlendirme yaklaşımına odaklanıyor. </p>
<p><strong>Kadınların Gücünü Görünür Kılan Bilinçlendirme Filmleri</strong></p>
<p>Kadınların toplumsal rolünün güçlenmesine, görünürlüğünün artmasına ve ilham veren hikâyelerin çoğalmasına katkı sunmayı amaçlayan <strong>Kadınlar Omuz Omuza Projesi’nin </strong>bilinçlendirme filmleri, yıl boyunca farklı mecralarda yayımlanarak geniş kitlelere ulaşacak. Proje kapsamında Ahu Sungur, Aydilge, Atiye, Hande Subaşı, Özge Borak, Suzan Kardeş, Zara ve Tanju Babacan başta olmak üzere sanat, müzik ve televizyon dünyasının sevilen isimleri, kadınların toplumsal hayattaki dönüştürücü gücüne dikkat çekecek.</p>
<p>Videoların ilk gösterimi ve ilham buluşması, <strong>Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde</strong> gerçekleştirilen program kapsamında video gösterimlerinin ardından Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz ve projeye destek veren sanatçıların katılımıyla kadınların toplumsal etkisine odaklanan bir sohbet düzenlendi.  </p>
<p><strong>“Güçlenen her kadın, toplum için zincirleme bir dönüşüm yaratır.”</strong></p>
<p>Kadınların güçlenmesi, bireysel bir başarı hikâyesinin de ötesinde, toplumsal dönüşümün temeli olduğunun altını çizen <strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz </strong>projeyle ilgili açıklamasında şunları söyledi<strong>: </strong>“Ekonomik bağımsızlığını kazanan, mesleki yeterlilik edinen ve özgüveni artan her kadın; ailesi, çocukları ve çevresi için de bir rol model haline gelir. Bu zincirleme etki, toplumun genel refahını ve dayanıklılığını doğrudan etkiler. Kadınlar Omuz Omuza projesinin her yıl büyüyerek devam etmesi ve kalıcı bir kurumsal değer alanına dönüşmesinden gurur duyuyoruz.   Memorial Sağlık Grubu olarak sağlığı yalnızca tedavi süreçleriyle sınırlı görmüyor, toplumsal esenliği güçlendiren yapısal katkılar sunmayı sorumluluğumuzun bir parçası kabul ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de kadınların yaşamın her alanında daha güçlü bireyler olarak yer almasına katkı sağlayan projeleri kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p>
<p><strong>Mesleki Gelişimle Hayata Yeniden Katılım</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu ve İyi Niyet Derneği’nin kadınların toplumsal rolünü güçlendirmeye yönelik ilham veren projeler gerçekleştirdiği “Kadınlar Omuz Omuza”, herhangi bir nedenle eğitim ile istihdam olanaklarına erişimde zorluk yaşayan kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlenmesini destekleyen bir proje olarak 2022 yılında hayata geçirildi. Daha sonra ise depremden etkilenerek iş olanaklarını kaybeden kadınlara yaptığı istihdam ve mesleki desteklerle sosyal dayanışma boyutu güçlendirildi. Kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha güçlü bireyler olarak yer almasına katkı sunmayı hedefleyen proje, bu yıl herhangi bir nedenle eğitim ve iş hayatından mahrum kalmış kadınlara istihdama giden yolda eğitim ve gelişim programları sağlayarak iş hayatında uzun süre tutunma ve sürdürülebilir istihdama olanak sağlayacak.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, önümüzdeki dönemde de toplumsal esenliği merkeze alan, kültür-sanat ve sürdürülebilirlik perspektifini bir araya getiren sosyal etki projeleriyle geniş kitlelere ilham vermeye ve ölçülebilir değer üretmeye devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-saglik-grubu-kadinlar-omuz-omuza-projesiyle-kadinlari-guclendirmeye-devam-ediyor-618349">Memorial Sağlık Grubu &#8220;Kadınlar Omuz Omuza Projesi&#8221;yle Kadınları Güçlendirmeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobil Dünya Kongresi&#8217;nde Vodafone Standına Yoğun İlgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mobil-dunya-kongresinde-vodafone-standina-yogun-ilgi-618095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geniş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[şebeke]]></category>
		<category><![CDATA[standı]]></category>
		<category><![CDATA[standına]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[vodafone]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618095</guid>

					<description><![CDATA[<p> Dünya GSM Birliği (GSMA) tarafından düzenlenen ve mobil iletişim sektörünün en büyük global etkinliklerinden biri olan Mobil Dünya Kongresi (MWC) sona erdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-dunya-kongresinde-vodafone-standina-yogun-ilgi-618095">Mobil Dünya Kongresi&#8217;nde Vodafone Standına Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Dünya GSM Birliği (GSMA) tarafından düzenlenen ve mobil iletişim sektörünün en büyük global etkinliklerinden biri olan Mobil Dünya Kongresi (MWC) sona erdi. İspanya’nın Barselona kentinde “IQ Çağı” temasıyla düzenlenen etkinlikte Vodafone Grubu’nun standı yoğun ilgi gördü. Toplam 8 ana bölümde yapay zekâdan uydu teknolojilerine kadar pek çok çözümün tanıtıldığı Vodafone standı ziyaretçilerden büyük övgü topladı. </p>
<p><strong>“Deniz Tabanından Yıldızlara”</strong> temasıyla oluşturulan bölümde, Vodafone’un okyanus, kırsal, kentsel ve uzay ortamlarını kapsayan teknolojileri tanıtıldı. Vodafone’un 150 ülkeyi kapsayan denizaltı kablo ağı, dünyanın en uzun denizaltı ağı 2Africa, Amazon LEO ortaklığıyla kurulan uydu bazlı 5G projesi gibi çalışmalar ilgi çekti. Vodafone ve AST SpaceMobile işbirliğiyle hayata geçirilen ve dünyada bir ilk olan uydu tabanlı 4G/5G akıllı telefon görüntülü görüşmesi ve sonrasındaki gelişmeler de dikkat çeken konu başlıkları arasında yer aldı. </p>
<p><strong>“Afrika&#8217;dan Etkileyici Hikâyeler”</strong> temasıyla oluşturulan bölümde, 7 videoda Vodacom ürün ve çözümlerinin dokunduğu insan hikâyeleri paylaşıldı.  Su yönetiminden çiftçi platformlarına kadar çeşitlenen ve önemli toplumsal etki yaratan bu hikâyeler, Vodafone’un gelişmekte olan ülkelerdeki sosyal etkisini ortaya koydu.</p>
<p>Vodafone standında şirketin <strong>yeni nesil ev teknolojileri</strong> de tanıtıldı. Sergilenen çözümler arasında WiFi 7 destekli Ultra Hub 7, TV Play ve Bang &#038; Olufsen ses sistemi, Smart Modes, Smart Motion Sensing gibi gelecek odaklı ev teknolojileri yer aldı.</p>
<p>Standın <strong>Cihaz Galerisi</strong> bölümünde, 1980&#8217;lerden günümüze kadar 55 mobil cihaz sergilendi. Bugün her biri “efsane” haline gelen Motorola DynaTAC, Nokia 3310, Ericsson uydulu modeller, Samsung ve Honor’ın yeni nesil katlanabilir modelleri gibi cihazlar ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. </p>
<p>Vodafone standını ziyaret edenler, 1990’lı yılların ikonik mobil oyunu Snake&#8217;in Vodafone için özel olarak tasarlanmış versiyonu olan <strong>Viper</strong> oyununu oynama ya da “cep telefonu öncesi, 1980&#8217;ler, 1990&#8217;lar, 2000&#8217;ler veya gelecek” temalarından birinde <strong>yapay zekâ ile oluşturulmuş fotoğraflar çektirme</strong> imkânı da buldu. Ayrıca, Vodafone standını çevreleyen ekranlarda “Zaman içinde markalaşma ve müşteriler”, “Vodafone&#8217;un ilkleri”, “Reklamlar”, “Kadınlar UEFA”, “Vodafone Şampiyonlar Seyahat eSIM”, “Uluslararası futbol”, “Bugünün Vodafone&#8217;u” ve “everyone.connected dönemi” temalarında hazırlanmış <strong>fotoğraf ve videolar</strong> da gösterildi.</p>
<p><strong>Avrupa’da doğrudan cihaza uydu hizmetlerinde yeni dönem</strong></p>
<p>Satellite Connect Europe, Avrupa mobil şebeke operatörlerine doğrudan cihaza (direct-to-device) geniş bant uydu bağlantısı sunmak üzere faaliyete geçti. Merkezi Lüksemburg’da bulunan Satellite Connect Europe, karasal şebekelerin kapsama sınırlarının ötesinde mobil erişimi genişletme yönündeki ortak hedef doğrultusunda Mobil Şebeke İşletmecileri (MNO) ile işbirliği yapıyor. Şirket, 2025 yılında Vodafone ile AST SpaceMobile arasında kurulan bir ortak girişim olarak duyurulmuştu. Satellite Connect Europe, Avrupa’daki 5 pazarda konumlandırılacak yer istasyonlarının kurulum sürecini ilerletiyor. İspanya ve Birleşik Krallık’ta inşa çalışmaları başlamış olup, üç ek lokasyonun belirlenmesi süreci devam ediyor. Bu yer istasyonları, Avrupa genelinde tam kapsama sağlayacak. Söz konusu altyapı, mevcut mobil şebekelerle kesintisiz entegre olan ve mevcut tüketici cihazlarını herhangi bir donanım yükseltmesine gerek olmaksızın destekleyen doğrudan cihaza hizmetleri destekleyecek şekilde tasarlandı.</p>
<p>Satellite Connect Europe hâlihazırda Avrupa’daki MNO’larla yakın işbirliği içinde çalışarak, karasal kapsama alanını tamamlayıcı nitelikte uydu destekli mobil bağlantı hizmetlerinin devreye alınmasını destekliyor.</p>
<p><strong>Avrupa ve Afrika’da mobil kapsama genişletilecek</strong></p>
<p>Vodafone ve Amazon’un alçak Dünya yörüngesindeki (LEO) uydu geniş bant ağı Amazon Leo, Avrupa ve Afrika genelinde bağlantı erişimi sınırlı olan müşteriler için kapsama alanını iyileştirmek amacıyla, uzak bölgelerdeki daha fazla 4G ve 5G mobil sahayı bağlamak üzere bir anlaşma imzaladı. Vodafone, Amazon Leo sayesinde, daha önce hizmet götürülmemiş bölgelere 4G ve 5G baz istasyonlarını daha hızlı ve daha uygun maliyetle kurabilecek. Bu sayede çekirdek şebekeye uzun mesafeli fiber ya da sabit kablosuz bağlantılar kurmanın zaman ve maliyet yükü ortadan kalkacak. Özellikle kırsal ve erişimi zor bölgeler için önemli olan bu çözüm, fiber bağlantıların kopması ya da sel gibi doğal afetlerden etkilenmesi durumunda acil ve kritik online hizmetler için şebeke dayanıklılığını da artıracak. Yeni anlaşma kapsamında Vodafone, Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki çekirdek telekom ağlarına coğrafi olarak dağınık mobil baz istasyonlarını bağlamak için Amazon Leo’yu kullanacak. Ardından hizmet, Vodacom aracılığıyla Afrika genelinde kademeli olarak devreye alınacak. Şirketler, ilk mobil sahaların 2026 yılında bağlanmasını ve Amazon Leo’nun uydu takımyıldızını genişletmesine paralel olarak hizmetin yaygınlaştırılmasını planlıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-dunya-kongresinde-vodafone-standina-yogun-ilgi-618095">Mobil Dünya Kongresi&#8217;nde Vodafone Standına Yoğun İlgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 09:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[39]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş Düşürücü]]></category>
		<category><![CDATA[ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[çıktığında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[dereceye]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hemen]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapmayın]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ateş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir.  Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.  </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz;   ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor. Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.  </p>
<p><strong>Havale riskini doğrudan belirlemiyor!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında  kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor.  <strong>Dr. İrem Bulut,</strong> 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.” </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.</p>
<p><strong>Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın  mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika &#8211; 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>“Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor.  Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde  parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-ve-ikade-bekar-annelerin-surdurulebilir-istihdam-ekonomik-guclenmesine-destek-programi-617584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alanı]]></category>
		<category><![CDATA[annelerin]]></category>
		<category><![CDATA[bekar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gelir]]></category>
		<category><![CDATA[kade]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[qnb]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stihdam]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon bekar anne çocuklarını tek başına büyütüyor. Bu grubun önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle iş hayatının dışında kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-ve-ikade-bekar-annelerin-surdurulebilir-istihdam-ekonomik-guclenmesine-destek-programi-617584">QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon bekar anne çocuklarını tek başına büyütüyor. Bu grubun önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle iş hayatının dışında kalıyor. Bekar annelerin ekonomik sistemin dışında kalması yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve ekonomik maliyetler doğuran önemli bir toplumsal mesele olarak öne çıkıyor. Kadın istihdamındaki her artış; hane gelirinden çocukların eğitimine, sosyal refahtan ekonomik büyümeye kadar geniş bir etki alanı yaratıyor. QNB Türkiye ve IKADE iş birliğiyle hayata geçen programı, sadece bireyleri değil, aileleri ve dolaylı olarak gelecek nesilleri güçlendirmeyi hedefleyen bütüncül bir sosyal yatırım modeli olarak kurgulandı.</p>
<p>Program kapsamında katılımcılara, dijital pazarlama, e-ticaret ve e-ihracat, fintech ve dijital finans uygulamaları, yapay zekâ temelli çözümler, veri analizi ve içerik üretimi gibi alanlarda eğitimler sunulacak. Bunun yanı sıra hukuki danışmanlık, kişisel gelişim ve psikososyal dayanıklılığı destekleyen modüllerle çok boyutlu bir destek yapısı oluşturulacak. Program, ekonomik güçlenmenin yanı sıra katılımcıların sosyal ve bireysel dayanıklılıklarını artırmayı da hedefliyor. </p>
<p>Pilot aşamada 100 bekar annenin doğrudan desteklenmesi ve ilk altı ay içinde katılımcıların en az yüzde 40’ının istihdama geri dönmesi veya gelir getirici bir faaliyete başlaması hedefleniyor. Çocukları ve yakın çevreleri dikkate alındığında yaklaşık 500 kişilik dolaylı bir etki alanı oluşturulması öngörülüyor. Bu yönüyle program, kısa vadeli istihdam hedeflerinin ötesinde toplumsal dayanıklılığı artıran sürdürülebilir bir model sunuyor.</p>
<p>QNB Türkiye, bu projeyle yalnızca bir sosyal sorumluluk inisiyatifi başlatmakla kalmıyor, özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gereken bir alanda örnek bir model ortaya koyuyor. Program, Banka’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve kapsayıcılık hedeflerine doğrudan ve ölçülebilir katkı sunan somut bir adım niteliği taşıyor.</p>
<p>QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kadınların ekonomik hayata tam ve etkin katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değil. Bekar anneler hem ekonomik hem de sosyal açıdan yüksek dayanıklılık gerektiren bir sorumluluğu üstleniyor. Bu programla hedefimiz, yalnızca eğitim sunmak değil, kadınların dijital ekonomi içinde kalıcı bir yer edinmelerine katkı sağlamak. QNB Türkiye olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği odağımızı, kapsayıcılığı geniş ve sosyal etkisi yüksek bu projeyle daha da güçlendiriyoruz. Finans sektörünün dönüştürücü rolüne inanıyor, kapsayıcı büyümenin somut ve ölçülebilir adımlarla mümkün olduğunu düşünüyoruz.”</p>
<p>İKADE Yönetim Kurulu Başkanı Sevtap Küçük ise projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “İKADE olarak, kadın özgürlüğünün en temel unsurlarından birinin ekonomik bağımsızlık, yani gelir üretme gücü olduğuna inanıyoruz. Bu ihtiyaç özellikle bekar annelerin yaşamında daha belirgin şekilde karşılık buluyor. Tüm projelerimizde olduğu gibi, bu projede de kadınların ekonomik olarak güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesini odağımıza alıyoruz. Uzmanlık alanımız olan dijital gelir ve e-ihracat ekosistemi doğrultusunda bu modeli hayata geçiriyoruz. Projemizi üç temel etki alanı üzerine kurguladık: Anne ve çocuk odağı, gelir üretimi ve toplumsal güçlenme. Annenin güçlenmesinin çocuğun geleceğini doğrudan etkilediğine inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca ekonomik değil, anne ve çocuğun ruhsal ve fiziksel iyilik halini destekleyen bir yaklamışımı benimsiyoruz. Bu süreçte birlikte hareket ettiğimiz tüm paydaşlarımızın katkısının, projenin etki alanını daha da güçlendirdiğine inanıyoruz.’’</p>
<p>Program sonunda oluşturulacak mezun ağı ile katılımcıların birbirlerine mentorluk sunmaya devam etmeleri ve dayanışma yapısının sürdürülebilir bir modele dönüşmesi hedefleniyor. QNB Türkiye, finans sektörünün dönüştürücü gücünü yalnızca finansman sağlamakla sınırlı görmüyor, sosyal sermayeyi güçlendiren kapsayıcı modellerle toplumsal etki yaratmaya devam ediyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiye-ve-ikade-bekar-annelerin-surdurulebilir-istihdam-ekonomik-guclenmesine-destek-programi-617584">QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kodluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Telkin]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! </strong></p>
<p>Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi.</p>
<p>Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi.</p>
<p>Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi.</p>
<p>Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar.</p>
<p>Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meliha Ercan Vakfı İlk Yılında Eğitim ve Toplumsal Gelişim Alanında Önemli Çalışmalara İmza Attı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meliha-ercan-vakfi-ilk-yilinda-egitim-ve-toplumsal-gelisim-alaninda-onemli-calismalara-imza-atti-616468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[meliha]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurucu Ercan Ailesi’nin “Eğitim, toplumları dönüştüren en güçlü araçtır.” yaklaşımı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Meliha Ercan Vakfı, ilk yılında kız öğrencilerin güçlenmesini hedefleyen projelerle eğitimde fırsat eşitliğine katkı sundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meliha-ercan-vakfi-ilk-yilinda-egitim-ve-toplumsal-gelisim-alaninda-onemli-calismalara-imza-atti-616468">Meliha Ercan Vakfı İlk Yılında Eğitim ve Toplumsal Gelişim Alanında Önemli Çalışmalara İmza Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurucu Ercan Ailesi’nin “<strong>Eğitim, toplumları dönüştüren en güçlü araçtır</strong>.” yaklaşımı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Meliha Ercan Vakfı, ilk yılında kız öğrencilerin güçlenmesini hedefleyen projelerle eğitimde fırsat eşitliğine katkı sundu. Eğitim ve mesleki gelişim alanında gerçekleştirdiği bütüncül çalışmalar ile yalnızca gençlerin hayatına değil, toplumsal dönüşüme de destek verdi.</p>
<p>Eğitimden sağlığa, sosyal hizmetlerden kültür ve sanata kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren vakıf, “<strong>Bir Hayalin Olsun</strong>” yaklaşımı doğrultusunda; hayalleri olan gençlerin potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için destek mekanizmaları oluşturdu. Aynı zamanda eğitim, sağlık ve sosyal alanlarda toplumun kullanımına sunulan kalıcı eserler inşa ederek ilgili kamu kurumlarına bağışlamak suretiyle kamu hizmetlerine sürdürülebilir katkılar sundu.</p>
<p>Ülkemizin farklı illerinde inşa edilerek ilgili kamu kurumlarına bağışlanan huzurevi, hasta konukevi, engelsiz yaşam merkezi, eğitim merkezi, okul, yüksekokul ve kreş projeleriyle birlikte vakıf ve kurucularının geçmiş dönem katkıları da dahil olmak üzere bugüne kadar 2025 Faaliyet Raporu’nda ayrıntıları yer alan toplam 12 eser kamu hizmetine kazandırıldı. Toplumun her kesimine hitap eden bu yatırımlar, çok sayıda vatandaşın yaşamına doğrudan temas eden sürdürülebilir sosyal değerler üretti. Vakıf, söz konusu eserleri yalnızca hayata geçirmekle kalmayıp, uzun vadeli sorumluluk anlayışıyla süreçleri yakından takip etti; ihtiyaç duyulması halinde bakım, yenileme ve geliştirme çalışmalarına destek vermeyi sürdürdü.</p>
<p><b>Gençlerin Geleceğine Güçlü Destek</b></p>
<p>Bursiyerlerin kariyer ve kişisel gelişimlerini desteklemek amacıyla yürütülen <em><strong>Mentorluk Programı</strong></em> kapsamında öğrenciler, farklı sektörlerden deneyimli profesyonellerle bir araya getirildi. <em><strong>MELEA Akademi</strong></em> çatısı altında düzenlenen iletişim, liderlik ve kariyer becerilerine yönelik sertifika programları ve eğitim modülleriyle bursiyerlerin akademik ve mesleki donanımlarının güçlendirilmesi hedeflendi.</p>
<p><b>Toplumda Kalıcı Etki Yaratan Projeler</b></p>
<p>Vakıf, gönüllülük faaliyetleriyle toplumsal dayanışmayı güçlendirmek amacıyla sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerle iş birlikleri gerçekleştirdi. Bu iş birlikleri kapsamda <em><strong>Sulukule Gönüllüleri Derneği</strong></em> ile kız çocuklarına yönelik etkinlikler düzenlendi; otizmli bireylere yönelik farkındalık çalışmaları hayata geçirildi. Engelliler Haftası kapsamında <em><strong>Manavgat Belediyesi</strong> </em>iş birliğiyle<em> <strong>HürFEST – Özgürce Yaşam Festivali</strong> </em>organize edilirken, huzurevi sakinleri ile özel çocukları buluşturan etkinliklerle kuşaklar arası dayanışmaya katkı sağlandı.</p>
<p>Vakıf, <em><strong>Suna’nın Kızları Vakfı</strong></em> iş birliğiyle ve <em><strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi</strong></em>’nin <em>(ÇOÇA)</em> desteğiyle yürütülen <em>Kız Çocuk Danışma Ekibi</em> kapsamında düzenlenen “<em><strong>Kız Çocukları Tanışma Ekibi Çalıştayı</strong></em>”na da ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin farklı illerinden gelen 12–17 yaş aralığındaki 40 kız çocuğunu bir araya getiren çalıştayda, katılımcılar ihtiyaçlarını ve deneyimlerini paylaşma fırsatı buldu. Çalıştayla kız çocuklarının karar alma süreçlerine katılımının desteklenmesi, seslerinin güçlendirilmesi ve hak temelli bir yaklaşımın yaygınlaştırılması hedeflendi. Etkinlikler, çocukların üstün yararı ve kişisel verilerin korunması ilkeleri gözetilerek yürütüldü.</p>
<p><em><strong>Bilecik İl Millî Eğitim Müdürlüğü</strong></em><strong> </strong>iş birliğiyle hayata geçirilen<strong> “</strong><em><strong>Mesleğin Yıldızları</strong></em><strong>” </strong>projesi kapsamında ise, mesleki ve teknik eğitim öğrencilerinin yapay zekâ ve ileri teknoloji alanlarında yetkinlik kazanmaları hedeflendi. Kaizen yaklaşımıyla yenilikçi projeler üretmeleri desteklenen öğrenciler, akademisyenlerin katkılarıyla düzenlenen eğitim ve atölyeler sayesinde geleceğin mesleklerine hazırlanma fırsatı buldu.</p>
<p><b>Birinci Yıl Bursiyerlerle Birlikte Kutlandı</b></p>
<p>Meliha Ercan Vakfı, kuruluşunun birinci yılını bursiyerlerinin katılımıyla düzenlenen iftar programında kutladı. Programa vakfın Onursal Başkanı Nurullah Ercan, Ercan Ailesi üyeleri, vakıf yöneticileri ve paydaş kurum ve destekçi temsilcileri katıldı. Bursiyerlerle bir araya gelen Onursal Başkan Nurullah Ercan, gençlerin yanında olmaya devam edeceklerini vurgulayarak birlik ve dayanışma mesajı verdi.</p>
<p><strong>Meliha Ercan Vakfı Genel Müdürü Nil Batu</strong>, vakfın ilk yılına ilişkin değerlendirmesinde şu açıklamalarda bulundu:</p>
<p><b>“Kuruluşumuzun ilk yılında ortaya koyduğumuz çalışmalar, yalnızca projelerden ibaret değil; sürdürülebilir ve ölçülebilir bir etki modeli inşa etme kararlılığımızın somut göstergesidir. Eğitimden sağlığa, teknolojiyi merkeze alan yenilikçi sistemlerden kalıcı eserlere uzanan bütüncül yaklaşımımızla, toplumsal gelişime uzun vadeli katkı sunmayı hedefliyoruz. ‘Bir Hayalin Olsun’ anlayışımız doğrultusunda, hayali olan her gencin yanında olmaya ve ülkemizin geleceğine değer katmaya devam edeceğiz.” </b></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meliha-ercan-vakfi-ilk-yilinda-egitim-ve-toplumsal-gelisim-alaninda-onemli-calismalara-imza-atti-616468">Meliha Ercan Vakfı İlk Yılında Eğitim ve Toplumsal Gelişim Alanında Önemli Çalışmalara İmza Attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük iyilikler büyük mutluluklar getiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluklar-getiriyor-616462</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[getiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirici]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[iyilikler]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluklar]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, yardım etmenin hem birey hem toplum için psikolojik, biyolojik ve sosyal açıdan iyileştirici etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluklar-getiriyor-616462">Küçük iyilikler büyük mutluluklar getiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, yardım etmenin hem birey hem toplum için psikolojik, biyolojik ve sosyal açıdan iyileştirici etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yardım etmek, başkası kadar kendi ruh sağlığınızı da iyileştiriyor!</strong></p>
<p>Psikoloji literatüründe ‘yardım etmek iyileştirir’ ifadesinin, bireyin başkasına destek sunduğunda yalnızca karşı tarafın değil, kendi psikolojik iyilik halinin de güçlendiğini anlattığını aktaran Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, yardım etme davranışının beyinde dopamin, oksitosin ve serotonin gibi iyi hissettiren kimyasalların artmasına yol açtığını, bunun da kişinin ruh halini düzenlediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Yaşlı bir komşunun alışverişini taşımak ya da bir arkadaşının zor anında yanında olmak gibi küçük bir desteğin bile kişide ‘değerliyim, işe yarıyorum’ duygusunu tetiklediğini ifade eden Aydın, bu nedenle yardım etmenin yalnızca dışa dönük bir prososyal davranış değil; aynı zamanda kişinin içsel dünyasında bir iyileşme döngüsü başlatan psikolojik bir süreç olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>Yardım etmek, beden ve ruh üzerinde iyileştirici bir etki yaratıyor!</strong></p>
<p>Yardım etmenin ruh sağlığı üzerindeki etkilerinin biyolojik, psikolojik ve sosyal mekanizmalar üzerinden açıklandığını dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bilimsel çalışmalar, yardım eden kişilerin stres hormonlarında azalma, mutluluk hormonlarında artış yaşadığını, bağışıklık sisteminin bile güçlendiğini ortaya koyuyor. Gönüllülük üzerine yapılan uzun dönemli araştırmalar, düzenli yardım eden kişilerin depresyon oranlarının anlamlı şekilde düşük olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni, yardım etmenin kişide bir ‘anlam hissi’ oluşturması, kimlik duygusunu güçlendirmesi ve kişinin kendini daha işlevsel hissetmesini sağlamasıdır. Böylece yardım etme davranışı, hem biyolojik hem duygusal hem de bilişsel düzeyde iyileştirici bir etki yaratır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Güçlü toplumsal bağlar, güçlü ruhsal dayanıklılık demek!</strong></p>
<p>Yardım etmenin toplumsal bağları belirgin şekilde güçlendirdiğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu bağların güçlü psikolojik etkileri vardır.” dedi.</p>
<p>Bir toplumda insanların birbirine destek verdikçe aralarındaki güvenin arttığına işaret eden Aydın, “‘Bu toplumun bir parçasıyım’ duygusu pekişir ve yalnızlık hissi azalır. Sosyal destek ağlarına sahip bireylerin stres karşısında daha dayanıklı olduğu, travmatik olayları daha hızlı atlattığı, hatta yaşam memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur. Apartmanda komşusuna yardım eden veya iş yerinde bir arkadaşının yükünü hafifleten bir kişi, farkında olmadan kendi psikolojik direnç kapasitesini de artırır. Toplumsal bağlar güçlendikçe bireylerin ruhsal dayanıklılığı ve yaşamla başa çıkma becerileri de güçlenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Uzun vadeli iyileşme, küçük ama sürekli iyiliklerle mümkün!</strong></p>
<p>Küçük günlük iyiliklerle büyük çaplı yardım eylemleri arasında etki derinliği açısından fark olduğuna değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ancak ikisi de olumlu psikolojik sonuçlar doğurur.” dedi.</p>
<p>Günlük küçük iyiliklerin hızlı bir moral yükselmesi sağladığını vurgulayan Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Kapıyı tutmak, birine nazikçe gülümsemek veya bir arkadaşına kısa bir mesaj göndermek bile bu etkiye örnektir. Bu davranışlar kişide anlık bir iyi olma hali yaratırken, düzenli bir sosyal sorumluluk projesine katılmak gibi büyük çaplı yardım eylemleri daha kalıcı bir anlam ve kimlik duygusu sağlar. Ancak büyük yardım eylemleri daha fazla zaman, enerji ve duygusal kapasite gerektirdiğinden sürdürülebilirlik çoğu zaman küçük iyiliklerde daha fazladır. Bu nedenle psikolojik açıdan en dengeli ve uzun vadeli iyileşme, küçük ama sürekli yapılan iyiliklerle sağlanır.”</p>
<p><strong>Zorunlu yardım iyileştirmez!</strong></p>
<p>Yardım davranışının zorunlulukla ya da baskı altında yapıldığında, beklenen iyileştirici etkinin genellikle ortaya çıkmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çünkü bu durumda kişi içsel motivasyonla değil, dışsal baskıyla hareket eder.” dedi.</p>
<p>Psikolojide bu durumun ‘dışsal motivasyon’ olarak adlandırıldığını belirten Aydın, “Nörobiyolojik olarak ödül sistemini aktive etmez. Bu nedenle kişi yardım ederken kendini yorgun, baskılanmış ya da tükenmiş hissedebilir. Örneğin aile baskısıyla bir akrabaya bakım veren ya da iş yerinde zorunlu gönüllülük programına katılan bir kişinin ruhsal açıdan rahatlamak yerine daha fazla stres yaşaması sık görülür. Yardım etmenin iyileştirici etkisinin ortaya çıkması için eylemin gönüllülük, özgür irade ve içten bir istekle gerçekleşmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yardım kusursuz olmak zorunda değil; bazen sadece dinlemek de yeter!</strong></p>
<p>Yardım etmenin iyileştirici etkisini günlük yaşama entegre etmenin, büyük adımlar gerektirmediğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Küçük ama düzenli davranışlarla bu süreç kolayca yerleşir.” dedi.</p>
<p>Her gün bir kişiye küçük bir iyilik yapmanın, ihtiyaç duyan birine kısa bir mesaj göndermenin, aile içinde daha fazla teşekkür etmenin, bir komşunun ya da arkadaşın küçük bir işine destek olmanın bu döngüyü güçlendireceğini dile getiren Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gönüllülük çalışmalarına küçük adımlarla başlamak hem kişinin toplumla bağını güçlendirir hem de stres düzeyini düşürür. Günlük hayatın içine yerleştirilen bu küçük destek davranışları, kişinin hem topluma katkı sağladığını hissetmesine hem de kendi ruh sağlığını korumasına yardımcı olur.</p>
<p>Yardım etmek isteyip çekingen davranan kişilere ilk öneri, yardım davranışını büyük sorumluluklar gibi görmek yerine küçük sosyal temaslarla başlatmalarıdır. Çoğu çekingen birey ‘yanlış anlaşılırım’, ‘yardımım yeterli olmaz’ ya da ‘rahatsız ederim’ düşünceleriyle geri durur; ancak bilişsel davranışçı terapinin de gösterdiği gibi bu düşünceler gerçeklikten çok kaygı odaklıdır. Bu nedenle kişinin küçük adımlarla pratik yapması önemlidir; birine gülümsemek, küçük bir teşekkür notu yazmak ya da yakın çevresinde kısa süreli bir destek sunmak bu süreci başlatabilir. Ayrıca kişinin, hayvanlarla çalışmak, çevrimiçi gönüllülük yapmak veya birebir iletişimi az olan etkinliklere katılmak gibi ilgi alanına uygun yardım yollarını seçmesi kaygıyı azaltır. Yardımın kusursuz olmasına gerek yoktur; bazen sadece birini dinlemek bile hem yardım eden hem de yardım alan için iyileştirici bir temas yaratır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-iyilikler-buyuk-mutluluklar-getiriyor-616462">Küçük iyilikler büyük mutluluklar getiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerden Net Mesaj: Yapay Zeka Araçtır, İnsan Esastır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universitelerden-net-mesaj-yapay-zeka-aractir-insan-esastir-615875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[araçtır]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitelerden]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitelerin]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zeka alanındaki hızlı teknolojik gelişmeler ve uygulamalar yükseköğretimde ve çeşitli sektörlerde daha görünür ve değişimi hızlandıran bir aşamaya geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universitelerden-net-mesaj-yapay-zeka-aractir-insan-esastir-615875">Üniversitelerden Net Mesaj: Yapay Zeka Araçtır, İnsan Esastır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zeka alanındaki hızlı teknolojik gelişmeler ve uygulamalar yükseköğretimde ve çeşitli sektörlerde daha görünür ve değişimi hızlandıran bir aşamaya geliyor. Dersliklerden kampüslere, ölçme ve değerlendirmeden akademik yönetime kadar pek çok alanda kullanılan bu teknoloji, üniversitelerin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Ancak bu hızlı yaygınlaşma, temel bir soruyu da beraberinde getiriyor: Teknoloji bu kadar öne çıkarken, eğitimin insani boyutu nasıl korunacak?</p>
<p>Son dönemde yapılan araştırmalar ve üniversitelerin uygulamaları, bu soruya ortak bir noktadan yaklaşıyor. Yapay zeka uygulamaları yaygınlaşırken öğrenmenin merkezinde hala insan yer alıyor. Üniversiteler, teknolojiyi yalnızca uygulamakla kalmayıp; etkisini ölçen, çıktıları analiz eden ve kanıta dayalı karar mekanizmaları geliştiren bir yaklaşımı benimsiyor.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat, yapay zekanın üniversitelerdeki rolünün bilimsel bir çerçeve içinde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Bayat’a göre yapay zeka, eğitimi destekleyen ve önemli derecede zaman kazandıran güçlü bir araç; ancak tek başına bir hedef olarak görülmemeli.</p>
<p>Yapay zeka, eğitimi daha verimli, daha kapsayıcı ve daha kişiye özel hale getirebilir. Ancak bu teknoloji kendi başına bir amaç değildir. Önemli olan, yapay zekayı insanı merkeze alan ve etkisi ölçülebilen bir eğitim anlayışının hizmetine sunabilmektir.” </p>
<p><strong>Kişiye Özel Öğrenme Olanakları Artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Oğuz Bayat, yapay zekanın ders içeriklerinin kişiye özel hale getirilmesinden öğrencilerin öğrenme güçlüklerinin erken tespitine kadar pek çok alanda önemli katkılar sunduğunu belirtiyor. Ölçme ve değerlendirme süreçlerinin daha sağlıklı yürütülmesi, öğrenme analitiklerinin daha sistematik kullanılması ve akademisyenlerin idari yükünün azalması da bu katkılar arasında yer alıyor.</p>
<p>Özellikle özel öğrenme ihtiyacı olan ve dikkat, algı ya da öğrenme farklılıkları bulunan öğrenciler için yapay zeka destekli özetleme ve uyarlama araçlarının, eğitime erişimi kolaylaştırdığına dikkat çekiliyor.</p>
<p><strong>Riskler Göz Önünde Bulundurulmalı</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu imkanların plansız ve denetimsiz kullanımının riskler barındırabileceğine de işaret ediliyor. Prof. Dr. Oğuz Bayat’a göre yanlı veya doğruluğu teyit edilmemiş verilerle beslenen sistemler, eğitimdeki zorlukları arttırabilir. Hızla gelişen teknolojinin etkileri, henüz yeterli sistematik ölçüm ve bilimsel değerlendirme yapılmadığı için sağlıklı biçimde analiz edilemiyor. Yapay içerik üretimine bağlı özgünlük sorunları, denetimsiz otomasyon ve yüz yüze etkileşimin zayıflaması, üniversitelerin ortak bir çerçeve oluşturarak bu araçların etik kullanım ilkelerini açık biçimde tanımlamasını zorunlu kılıyor. </p>
<p>Araştırmalar, akademisyenlerin bir bölümünün üretken yapay zeka kullanımına temkinli yaklaştığını gösteriyor. Bu çekincelerin önemli bir kısmı, etik kullanım ilkelerini açık biçimde tanımlamamış olmasından kaynaklanıyor. Eğitim, şeffaf veri paylaşımı ve bilimsel değerlendirme süreçleri arttıkça, yapay zekaya yönelik kaygılar azalıyor ve daha sağlıklı bir kullanım zemini oluşuyor.</p>
<p><strong>Önce Hedef, Sonra Teknoloji</strong></p>
<p>Üniversitelerde yürütülen pilot uygulamalar, yapay zekanın doğru kullanıldığında öğrenme deneyimini güçlendirdiğini ortaya koyuyor. Prof. Dr. Oğuz Bayat, teknoloji seçiminden önce üniversitelerin eğitim hedeflerini netleştirmesi gerektiğini vurguluyor. Plansız şekilde devreye alınan teknolojilerin hem maliyetleri artırdığına hem de kurumsal karmaşaya yol açtığına dikkat çeken Bayat, sürdürülebilir bir dönüşüm için deneysel uygulamalar, etki analizi ve sürekli iyileştirme kültürünün esas alınması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p> <strong>Geleceğin Mezunlarından Ne Bekleniyor?</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Bayat’a göre üniversitelerin en önemli sorumluluklarından biri, öğrencilere yalnızca teknolojiyi kullanmayı öğretmekle sınırlı değil. Aynı zamanda ne zaman ve hangi durumlarda kullanılmaması gerektiğinin de öğretilmesi gerekiyor.</p>
<p>Prof. Dr. Bayat, “Geleceğin mezunları, yapay zekayı sorgulamadan kullanan değil; onu doğrulayan, veri kaynaklarını analiz eden, etik sınırlar içinde yöneten ve aldığı kararların sorumluluğunu bilen bireyler olacak. Yapay zeka, yükseköğretimde önemli bir dönüşüm potansiyeli taşıyor. Ancak bu dönüşümün yönünü teknoloji değil; üniversitelerin araştırma kültürü, eğitim anlayışı ve insanı merkeze alan yaklaşımı belirleyecek” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universitelerden-net-mesaj-yapay-zeka-aractir-insan-esastir-615875">Üniversitelerden Net Mesaj: Yapay Zeka Araçtır, İnsan Esastır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru Probiyotik Ramazan Ayında Bağırsak Sağlığınıza İyi Gelir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliginiza-iyi-gelir-615826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 08:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayında]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınıza]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yoğurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında uygulanan intermittent fasting yani aralıklı oruç, yani gün ışığı saatlerinde yemekten uzak durma, bağırsaklardaki mikroorganizma topluluğu olan mikrobiyotayı önemli ölçüde yeniden şekillendiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliginiza-iyi-gelir-615826">Doğru Probiyotik Ramazan Ayında Bağırsak Sağlığınıza İyi Gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında uygulanan intermittent fasting yani aralıklı oruç, yani gün ışığı saatlerinde yemekten uzak durma, bağırsaklardaki mikroorganizma topluluğu olan mikrobiyotayı önemli ölçüde yeniden şekillendiriyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, bu sürecin mikrobiyal çeşitliliği artırdığını ve kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) üretimini teşvik ettiğini gösteriyor. SCFA&#8217;ler, bağırsak duvarını güçlendirerek iltihaplanmayı azaltıyor, bağışıklık sistemini destekliyor ve hatta beyin sağlığına olumlu etki ediyor. Ramazan ayı, kilo kaybı veya enerji seviyeleriyle ilişkilendirirken, mikrobiyota değişiklikleri gibi derin etkiler göz ardı ediliyor. Oysa bu; obezite, diyabet ve sindirim sorunları gibi modern hastalıklarla mücadelede kritik rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Berna Ertuğ, orucun bağırsak sağlığına faydası hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Oruç tutmak bağırsak sağlığına iyi geliyor</strong></p>
<p>Ramazan ayı, milyonlarca kişi için manevi bir “yenilenme” dönemi olmanın yanı sıra, beden sağlığı üzerinde de ilginç etkilere sahiptir. Ancak sahur ve iftar yemekleri, su tüketimi veya kilo yönetimi gibi yaygın konuların ötesinde, az bilinen bir etkisi de orucun bağırsak mikrobiyotası üzerindeki dönüştürücü etkisidir. Yapılan araştırmalarda Ramazan sonrası mikrobiyota çeşitliliğinin arttığı ve faydalı bakterilerin (örneğin, kısa zincirli yağ asidi üreten türler) çoğaldığı gözlemlenmiştir. </p>
<p><strong>Ramazan ayının sağlığa uzun vadeli, olumlu katkıları oluyor</strong></p>
<p>Ramazan ayı, uzun süreli açlık dönemleriyle birlikte sindirim sistemimizi zorlayabilir. Bu süreçte probiyotik gıdalar, bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek hazımsızlık, gaz, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sorunları önlemeye yardımcı olur. Probiyotikler, canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanır ve fermente gıdalar yoluyla alınabilir; bu da sindirimi sağlayan enzimleri aktive eder ve iyi bakterilerin sayısını artırır.</p>
<p>Bu etkiler yaş, mevcut sağlık durumu gibi bireysel faktörlere göre değişebilir. Hamileler, diyabet hastaları veya kronik rahatsızlığı olanlar, oruç öncesi doktorlarına danışmalıdır. Bağırsak mikrobiyotası yeniden yapılandırılarak uzun vadeli sağlık kazanımları sağlanabilir.</p>
<p><strong>Probiyotik gıdaların Ramazan ayında bağırsak sağlığına etkileri şu şekildedir;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Sindirim Düzenlemesi:</strong> Oruç sırasında mide ve bağırsaklar dinlenir, ancak iftar ve sahurda dengesiz beslenme hazımsızlık yaratabilir. Probiyotikler, bu dengesizliği gidererek ağrı ve şişkinliği azaltır.</li>
<li><strong>Bağışıklık Güçlendirme:</strong> Ramazan&#8217;da bağışıklık sistemi zayıflayabilir; probiyotikler, kötü bakterilerin kana karışmasını engelleyerek genel sağlığı korur.</li>
<li><strong>Bağırsak Florasını Destekleme:</strong> Özellikle sahurda tüketildiğinde, mikrobiyotayı yenileyerek uzun vadeli faydalar sağlar. Araştırmalar, probiyotik takviyesinin sindirim sorunlarını etkili şekilde azalttığını göstermektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Probiyotikten zengin gıdalar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Yoğurt ve kefir:</strong> Ev yapımı yoğurt veya kefir, günlük probiyotik ihtiyacını karşılar. Sahurda bir kase yoğurt, sindirimi kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Turşu ve lahana turşusu:</strong> Lahana turşusu gibi fermente sebzeler, yüksek probiyotik içerir. İftarda salata yanında tüketin.</li>
<li><strong>Peynir, tarhana ve şalgam suyu:</strong> Eski kaşar gibi peynir çeşitleri ve tarhana çorbası, probiyotik kaynağıdır. Şalgam suyu ise bağışıklığı destekler.</li>
<li><strong>Diğer örnekler:</strong> Kimchi, kombucha, miso veya elma sirkesi gibi uluslararası seçenekler de faydalıdır, ancak Türk mutfağına uyarlayarak kullanın.</li>
</ul>
<p>Probiyotik gıdaları aşağıdaki şekilde tüketin;</p>
<ul>
<li><strong>Sahurda:</strong> Probiyotik gıdaları sahurda tercih edin; örneğin, yoğurtla karıştırılmış probiyotik takviyesi veya kefir. Bu, gün boyu sindirimi destekler.</li>
<li><strong>İftarda:</strong> Ağır yemeklerden sonra turşu veya yoğurt ekleyin. Prebiyotik gıdalar (pırasa, enginar) ile birleştirin ki probiyotikler daha etkili olsun.</li>
<li><strong>Günlük Miktar:</strong> Günde 1-2 porsiyon yeterli. Aşırı tüketimden kaçının ve suyla destekleyin.</li>
</ul>
<p> Eğer divertikülit gibi kronik bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışmadan tüketmeyin.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliginiza-iyi-gelir-615826">Doğru Probiyotik Ramazan Ayında Bağırsak Sağlığınıza İyi Gelir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eczacımın Dijital Dünyası 2026&#8217;da 700 milyon liralık değer üretildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-615598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 08:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[700]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Ecza]]></category>
		<category><![CDATA[eczacımın]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[liralık]]></category>
		<category><![CDATA[lokman]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lokman Group çatısı altında Lokman Ecza Deposu ve Tane Itriyat tarafından 13’üncü kez düzenlenen Eczacımın Dijital Dünyası-Değişimin Şifası etkinliği, Antalya’da sektörün yoğun katılımıyla, eczacılık ekosisteminde güçlü bir sinerji yaratarak ve yüksek ticari etki üreterek başarıyla tamamlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-615598">Eczacımın Dijital Dünyası 2026&#8217;da 700 milyon liralık değer üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lokman Group çatısı altında <strong>Lokman Ecza Deposu</strong> ve <strong>Tane Itriyat</strong> tarafından 13’üncü kez düzenlenen <em>Eczacımın Dijital Dünyası-Değişimin Şifası</em> etkinliği, Antalya’da sektörün yoğun katılımıyla, <strong>eczacılık ekosisteminde güçlü bir sinerji yaratarak ve yüksek ticari etki üreterek</strong> başarıyla tamamlandı. Yaklaşın <strong>bin katılımcı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı etkinlikte </strong>binlerce ürünün tanıtımı, lansmanı ve satışı gerçekleştirildi. Organizasyon, <strong>yaklaşık 700 milyon lira ciro ile hedeflerin üzerinde bir ekonomik değer üretirken</strong>, eczacılar ve firmalar arasında kurulan güçlü iş birlikleriyle sektörel etkileşimi derinleştirdi. Lokman Ecza Deposu, ilaç dışı ürünlerde Türkiye genelinde eczanelere hizmet veren en çeşitli depolardan biri olarak, eczacıların sürdürülebilir gelir modelleri oluşturmasına katkı sunmayı hedefliyor. 13 yıldır 100’ün üzerinde farklı firmayı eczacılarla buluşturan organizasyon sayesinde, yeni ürünler doğrudan eczacıların hizmetine sunulurken; <strong>topluma eczacı danışmanlığıyla ulaşan sağlık ürünleri, toplum sağlığı açısından nitelikli bir değer zinciri oluşturuyor.</strong></p>
<p><strong>Doğru modelin sahadaki karşılığını gördük </strong></p>
<p>Etkinlik kapsamında ilk kez sektörle buluşan <strong>Lokman AI karakteri ve etkinlik alanından üretilen dijital içerikler,</strong> organizasyonun teknoloji odaklı yaklaşımını yansıtırken, katılımcılara deneyim odaklı ve yenilikçi bir etkileşim alanı sundu. <strong>Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz,</strong> organizasyon sonrası yaptığı değerlendirmesinde, “Eczacılığı bugünün ihtiyaçlarının ötesine taşıyarak, geleceğin sağlık ekosistemine göre konumlandırıyoruz. Eczacımın Dijital Dünyası organizasyonunu; eczacının ticari gücünü, mesleki yetkinliğini ve dijital kaslarını birlikte geliştiren bir dönüşüm platformu olarak kurguluyoruz. Yaklaşık olarak 700 milyon liralık ekonomik hacim Lokman Group olarak bizim açımızdan bir sonuç değil; doğru model ve doğru iş birlikleriyle sektörümüzün nasıl ölçeklenebileceğinin güçlü bir göstergesi” dedi. </p>
<p><strong>Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıklar başladı</strong></p>
<p>Sektörden gelen güçlü geri bildirimlerin, organizasyonun oluşturduğu güven zeminini ve karşılık bulan modelini net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan <strong>Öz</strong>, Eczacımın Dijital Dünyası’nın gelecek yıllarda daha fazla uluslararası marka ve iş ortağını kapsayacak şekilde büyütüleceğini belirtti. Lokman Group, eczacıların mesleki gücünü destekleyen ve sektörü geleceğe taşıyan buluşmayı geliştirerek sürdürmeyi hedeflerken, Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıkların başladığını da kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-615598">Eczacımın Dijital Dünyası 2026&#8217;da 700 milyon liralık değer üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50–51 iken Türkiye’de kadınlar genellikle 47–49 yaş arasında menopoza giriyor. Ancak, bazı etkenler menopoz yaşını birkaç yıl önce çekebiliyor! <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali,</strong> menopoz yaşının en çok aile öyküsünden ve genetik faktörlerden etkilendiğine dikkat çekerek, “Ayrıca, kanser öyküsü ve tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı cerrahi müdahaleler ile otoimmün hastalıklar da menopozun erken görülmesine neden olabiliyor. Bu etkenler menopozun değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor” diyor. Bunların yanı sıra menopoz yaşını öne çeken bazı etkenlerin ise önlenebileceğini vurgulayan <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>“Sigara ve nikotin kullanımı, yoğun stres ile uykusuzluk menopozu hızlandıran en önemli üç etkendir. Özellikle sigara alışkanlığı menopozun görülme yaşını ortalama 2 yıl öne çekiyor” uyarısında bulunuyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>menopoz sürecini hızlandıran değiştirilebilir risk faktörlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Sigara alışkanlığı</strong></p>
<p>Sigara, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmelerine yol açabiliyor. Bunun nedeni ise nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturmaları.  2018’de yayımlanan geniş bir meta-analiz, sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl daha erken girdiğini gösteriyor. Benzer şekilde Amerikan Üreme Tıbbı Derneği de sigaranın yumurta rezervini azalttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Düşük vücut kitle indeksi (aşırı zayıflık)</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, yağ dokusunun sadece enerji deposu değil, aynı zamanda östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku olduğunu belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Çok merkezli çalışmalardaki veriler incelendiğinde, çok zayıf kadınların menopoz yaşının anlamlı şekilde daha erken olduğu görülüyor. Özellikle uzun süreli kalori kısıtlaması yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.”</p>
<p><strong>Kronik stres ve yoğun yaşam temposu</strong></p>
<p>American Journal of Epidemiology Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma, yüksek algılanan stres düzeyinin menopozun daha erken yaşta görülme riskini artırabileceğini gösteriyor. Modern çağın önemli bir sorunu olan kronik stres durumunda vücut sürekli “alarm halinde” kalıyor ve stres hormonu olan kortizol yükseliyor. Sürekli yüksek stres, üreme hormonlarının düzenlendiği hipotalamo-hipofizer-ovaryan aksını etkileyebiliyor. Dr. Cavide Ali, “Bu durum, hormon dengesini bozarak, yumurta rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun daha erken başlamasına zemin hazırlayabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Uykusuzluk </strong></p>
<p>Düzenli ve kaliteli uyku, over (yumurtalık) sağlığının korunmasında önemli bir faktörü oluşturuyor.  Dr. Cavide Ali,<strong> </strong>vücudun hormon dengesini düzenleyen biyolojik saatin uyku bozukluğundan çok ciddi etkilendiğini belirterek, “Özellikle gece salgılanan melatonin, üreme hormonlarının dengelenmesinde önemli rol oynuyor. Uykusuz kalındığında melatonin hormonu yeterince salgılanamadığı için hipotalamo-hipofizer-ovaryan aks üzerindeki düzenleyici etkisini ve yumurtalıklardaki güçlü antioksidan koruyucu rolünü tam olarak yerine getiremiyor; bu durum artmış oksidatif stres ve bozulmuş GnRH ritmi üzerinden folikül kaybını hızlandırarak menopoz sürecini öne çekebilecek bir zemin oluşturabiliyor. Ayrıca, kronik uykusuzlukta stres hormonu kortizol yükseliyor ve bu da  yumurtalıkları yöneten hormonal sistemi baskılayabiliyor” diye konuşuyor.  2018 yılında yayımlanan bir çalışma, uzun süreli uyku sorunları yaşayan kadınlarda menopozun daha erken görülebileceğini bildiriyor.  2023’te yayımlanan başka birçok merkezli çalışmada da düşük kaliteli uyku ile erken menopoz geçişi arasında anlamlı bir ilişki olduğu vurgulanıyor. </p>
<p><strong>Hatalı beslenme alışkanlıkları</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, beslenme alışkanlıklarının da menopoz yaşını etkileyebilen değiştirilebilir risk faktörlerden biri olduğunu vurguluyor. Dr. Cavide Ali, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiği; buna karşılık rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise bu süreci önce çekebildiği gösterilmiş. Nurses’ Health Study adlı çalışmanın verileri de bitkisel protein ve yeterli D vitamini alımının erken menopoz riskini azalttığını ortaya koyuyor.  Antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler, yumurtalık yaşlanmasında rol oynayan oksidatif stresi azaltarak, koruyucu etki gösterebiliyor. Buna karşılık, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar ise hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor.” </p>
<p><strong>Endokrin bozucu kimyasallar (BPA, ftalatlar)</strong></p>
<p>Plastiklerde bulunan bazı kimyasallar vücutta östrojen benzeri etki gösterebiliyor ve bunun sonucunda östrojen reseptörlerine bağlanarak fizyolojik geri bildirim mekanizmasını bozabiliyor. Bu yalancı östrojenik uyarı hipotalamo-hipofizer aksı baskılayıp, folikül gelişimini düzensizleştirerek, uzun vadede over rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun erkene kaymasına zemin hazırlayabiliyor. Journal of Clinical Endocrinology &#038; Metabolism Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmada, kanda yüksek düzeyde bazı çevresel toksinler bulunan kadınlarda, menopozun daha erken görülebildiği ortaya konmuş. Bu nedenle, günlük hayatta plastik kullanımını azaltmak, cam ürünlerini tercih etmek ve kimyasal maruziyeti sınırlamak büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 09:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerler]]></category>
		<category><![CDATA[çöl]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[toz]]></category>
		<category><![CDATA[tozu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuzey Afrika üzerinden gelen yoğun toz taşınımı Marmara Bölgesi’ni etkisi altına aldı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman uyarıyor: Bu durum, özellikle solunum sistemi açısından ciddi sağlık riskleri barındırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403">Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Afrika üzerinden gelen yoğun toz taşınımı Marmara Bölgesi’ni etkisi altına aldı. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman uyarıyor: Bu durum, özellikle solunum sistemi açısından ciddi sağlık riskleri barındırıyor.</p>
<p>Libya üzerinden havalanarak atmosferin üst katmanlarında taşınan çöl tozlarının, İstanbul başta olmak üzere birçok ilde etkili olabileceği öngörülüyor. Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman’a göre, bu süreçte özellikle solunum yolu hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor.</p>
<p>Çöl tozlarının masum olmadığını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, bu partiküllerin akciğer sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti.</p>
<p>“Çöl tozları yalnızca kum taneciklerinden oluşmaz. Yapılan araştırmalar, bu partiküllerin akciğer dokusunda hücrelere zarar veren ve iltihaplanmayı artıran bir etki oluşturduğunu gösteriyor,” diyen Akduman, tozların ağır metaller, polenler ve mikroorganizmalar taşıyabildiğini, solunum yoluyla akciğerlerin en derin noktalarına kadar ulaşabildiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Gizli Astım” Riski</strong></p>
<p>Toz taşınımının etkili olduğu dönemlerde acil servis başvurularında artış yaşandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, şu uyarıda bulundu:</p>
<p>“Güncel bilimsel çalışmalar, yoğun toz maruziyetinin yalnızca astım ve KOAH gibi mevcut solunum hastalıklarını tetiklemediğini, sağlıklı bireylerde bile yeni tanılı astım gelişimine zemin hazırlayabildiğini gösteriyor. Hava yollarında oluşan bu hassasiyet ve iltihaplanma, toz bulutları dağıldıktan sonra dahi haftalarca sürebiliyor.”</p>
<p><strong>Tozlu Havalar için 5 Hayati Öneri</strong></p>
<p>Özellikle çocuklar, yaşlılar ile kalp ve akciğer hastalarının bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, çöl tozunun etkili olduğu günlerde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>* Pencereleri kapalı tutun: Dış ortam havasının iç mekana girmesini sınırlayın.</p>
<p>* Maske kullanın: Dışarı çıkmak zorunda kalanlar cerrahi maske, tercihen N95 maske kullanmalı.</p>
<p>* Klima ayarlarını kontrol edin: Araçlarda ve kapalı alanlarda hava sirkülasyonu dışarıdan hava alacak şekilde değil, iç hava dolaşımı modunda olmalı.</p>
<p>* Açık hava sporlarını erteleyin: Derin nefes gerektiren aktiviteler, zararlı partiküllerin akciğerlere daha fazla ulaşmasına neden olur.</p>
<p>* Risk grupları evde kalmalı: Bebekler, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar mecbur olmadıkça dışarı çıkmamalı.</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/col-tozu-geliyor-akcigerler-icin-sessiz-risk-613403">Çöl Tozu Geliyor: Akciğerler için Sessiz Risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 07:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[basınç]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı]]></category>
		<category><![CDATA[meteorolojik]]></category>
		<category><![CDATA[metre]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[santimetre]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613313</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Kuvvetli lodos ve alçak basıncın birleşik etkisiyle deniz seviyesi 60 santimetre yükselirken, 1 metreye ulaşan dalgalarla birlikte kıyı hattında toplam su etkisi 1,5 metreye yaklaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313">İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Kuvvetli lodos ve alçak basıncın birleşik etkisiyle deniz seviyesi 60 santimetre yükselirken, 1 metreye ulaşan dalgalarla birlikte kıyı hattında toplam su etkisi 1,5 metreye yaklaştı. İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, “Bu tablo sıradan bir lodos kabarması değil; ön hesaplara göre yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek ölçekte dalga ve seviye koşullarına işaret ediyor. Meteorolojik kaynaklı ve geçici olsa da, kıyı şeridinde dikkatli olunmalı” değerlendirmesinde bulundu.<br /> <br />İzmir, 15 Şubat 2026 tarihinde son yılların en güçlü meteorolojik olaylarından birini yaşadı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü verilerine göre kent genelinde ölçülen en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Bu değer, şehir içinde saatte 130 kilometre hızla ilerleyen bir aracın oluşturduğu rüzgar gücüne yakın bir etki anlamına geliyor. Menderes/Çileme Köyü, Çiğli Havalimanı, Dikili/Çukuralan, Güzelbahçe Feneri ve Balçova başta olmak üzere birçok noktada 100 km/saatin üzerinde fırtına değerleri kaydedildi. Körfez ve kıyı hattındaki ölçüm istasyonlarında yer yer tam fırtına şiddetinde rüzgar etkili oldu. Bu seviyedeki rüzgar; çatıların yerinden sökülmesine, ağaçların devrilmesine ve açık alanlarda yürümeyi zorlaştıracak bir etkiye neden olabilecek güçte.</p>
<p>Ancak tablo yalnızca rüzgarla sınırlı kalmadı. Bostanlı ve Pasaport istasyonlarından alınan verilere göre alçak basınç sistemi nedeniyle İzmir Körfezi’nde deniz seviyesi son 24 saatte yaklaşık 60 santimetre yükseldi. Kuvvetli lodosun oluşturduğu 90 santimetre ile 1 metre arasındaki dalgalarla birlikte kıyı hattında hissedilen toplam su etkisi yer yer 1,5 metreye ulaştı. Bu durum özellikle düşük kotlu bölgelerde deniz baskını, dalga aşması ve yağmursuyu sistemlerinde geri basma riskini artırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU ekipleri kıyı hattında ve riskli bölgelerde su tahliyesi ve kontrol çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.<br /> <br /><strong>Dr. Işıkhan Güler: Bu değerler yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek ölçekte</strong><br />İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, yaşanan süreci teknik verilerle değerlendirerek, “İzmir’de şu an güneyli rüzgârlar zaman zaman 35–40 knot hızlara ulaşıyor. Körfez genelinde dalga yüksekliği 90 santimetre ile 1 metre arasında ölçülüyor. Uzun süredir etkili olan düşük basınç sistemi ise deniz seviyesinde yaklaşık 60 santimetrelik bir yükselmeye neden olmuş durumda. Bu iki etki birleştiğinde kıyı hattında 1,5 metreye varan bir su etkisi oluşuyor. Ön hesaplamalarımıza göre bugün gözlenen dalga koşulları istatistiksel olarak yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek şiddette bir olaya işaret ediyor. Bu sıradan bir lodos kabarması değildir” diye konuştu.<br /> <br /><strong>Salı gününe dikkat</strong><br />Güler, Alsancak ve Karşıyaka kıyılarında gözlenen geri basmaların yapısal bir sorundan değil, eş zamanlı meteorolojik koşullardan kaynaklandığını vurgulayarak, “Düşük basınç deniz seviyesini doğal olarak yükseltir. Rüzgâr bu suyu kıyıya doğru ittiğinde dalga aşmaları görülebilir. Aynı dönemde yağışın devam etmesi, yağmursuyu sistemlerinin denize deşarjını zorlaştırarak mazgallardan geri basmaya neden olur. Bu geçici bir meteorolojik tablodur. Basınç yükselip rüzgâr zayıfladığında deniz seviyesi normale dönecektir. Salı günü öğle saatlerinde basıncın 1000 mb’nin altına düşmesinin bekleniyor.Bu nedenle deniz seviyesinde kısa süreli yeni bir artış daha yaşanabilecek” dedi.<br /> <br /><strong>Neden deniz yükseldi?</strong><br />Uzmanlara göre üç ana etken aynı anda devreye girdi:<br />•Alçak basınç: Deniz seviyesinde yaklaşık 60 cm yükselmeye neden oldu.<br />•Kuvvetli lodos (35–40 knot): Denizi kıyıya doğru iterek 90 cm–1 m dalga oluşturdu.<br />•Yağış: Suyun denize akışını zorlaştırarak geri basma riskini artırdı. Bu üçlü etki birleşince özellikle düşük kotlu alanlarda deniz baskını riski ortaya çıktı. Yetkililer, kıyı tahkimatlarının normal dalga koşullarına göre tasarlandığını; ancak çok kuvvetli rüzgâr, düşük basınç ve yükselen deniz seviyesinin aynı anda etkili olduğu ekstrem durumlarda dalga aşmalarının görülebileceğini vurguluyor. Bu durum yapısal bir yetersizlik değil, olağanüstü meteorolojik koşulların geçici sonucudur.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313">İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[kurak]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tunçez]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde gözlenen sıcaklık artışları ve yağış rejimlerindeki değişimler, iklimde yaşanan dönüşümün etkilerini daha belirgin hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665">Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Dünya genelinde gözlenen sıcaklık artışları ve yağış rejimlerindeki değişimler, iklimde yaşanan dönüşümün etkilerini daha belirgin hale getiriyor. Bu süreç, bilimsel çalışmaların odağında yer almasının yanı sıra günlük yaşamda da giderek daha fazla fark ediliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Enerji Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatma Didem Tunçez, iklim değişikliğine ilişkin güncel gelişmeler ve alınabilecek önlemler hakkında değerlendirmelerde bulundu. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Buzullar Eriyor, Kuraklık Daha Sık Yaşanıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Enerji Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatma Didem Tunçez, küresel iklimde yaşanan değişimlerin özellikle yarı kurak kuşakta yer alan Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek; “Bilimsel veriler, son yüzyılda dünya yüzey sıcaklığının yaklaşık 0,6°C arttığını, atmosferin alt katmanlarında ise her on yılda ortalama 0,15°C’lik bir yükseliş kaydedildiğini gösteriyor. Kar ve deniz buzullarındaki azalma, iklim sistemindeki dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Buzul alanlarında ve kar örtüsünde gözlenen değişimler ile birlikte sıcak hava dalgaları ve kurak dönemlerin daha belirgin hale geldiği görülüyor. Bu sürecin etkileri Akdeniz Havzası’nda da yakından izlenmektedir. Kuzey Kutbu’nda buz kalınlığının yaz aylarında yaklaşık %40 oranında inceldiği tespit edilirken; orta ve yüksek enlemlerde şiddetli yağışların arttığı, subtropikal bölgelerde ise kurak koşulların daha yaygın hale geldiği ifade ediliyor. Ayrıca sıcak günlerin sayısında artış gözlenirken, soğuk hava dalgalarının daha sınırlı yaşandığı değerlendirilmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“İklim Değişikliği, Tarımsal Üretimi de Etkiliyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tunçez, küresel ısınmanın Türkiye ve tarımsal üretim üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’nin büyük bir bölümünün yarı kurak iklim kuşağında yer alması, iklim değişikliğinin etkilerinin daha yakından izlenmesini gerekli kılıyor. Çölleşme eğilimleri, tarım topraklarında nem dengesinin korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve kıyı alanlarının korunması gibi başlıklar önem kazanıyor. Bununla birlikte sel, taşkın ve orman yangınlarına karşı önleyici tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. İklim değişikliği tarımsal üretim süreçlerini de yeniden şekillendiriyor. Sıcaklık artışları ve yağış rejimindeki değişimler, ürün verimliliğinin korunmasına yönelik yeni uygulamaları gündeme getirirken; hasat takvimlerinin planlanması, sulama imkânlarının etkin kullanımı ve hayvancılıkta verimliliği artıracak stratejiler üzerinde duruluyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İklim Değişikliğinin Turizm ve Enerjiye Yansımaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İklim değişikliğinin tarımın yanı sıra turizm ve enerji sektörüne de etki ettiğine değinen Tunçez; “İklimde yaşanan değişimler, farklı sektörlerde planlama ve uyum çalışmalarının önemini artırıyor. Kış turizmi bölgelerinde sezon sürelerinin yeniden şekillenebileceği, yaz aylarında ise artan sıcaklıkların destinasyon tercihlerinde değişimlere yol açabileceği öngörülüyor. Enerji tarafında, hidroelektrik üretiminin su seviyelerindeki dalgalanmalardan etkilenmesi ve artan soğutma ihtiyacının elektrik talebini desteklemesi söz konusu olabilir. Bu süreç, enerji arz ve talep dengesinin dikkatle yönetilmesini gerekli kılıyor. Ayrıca güneş enerjisi santrallerinin sıcak ve kurak dönemlerde oluşabilecek çevresel etkilere karşı hazırlıklı olması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımının ise tüm enerji tesisleri açısından önemini koruduğu değerlendirilmektedir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Geleceğimiz İçin Bilinçli Adımlar Atmalıyız”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı uyum kapasitesini güçlendirecek politikalarla önemli bir dönüşüm fırsatına sahip olduğuna dikkat çeken Tunçez; “Geleceğimiz için doğru planlama ve zamanında atılacak bilinçli adımlar ile olası riskleri yönetilebilir düzeye indirebiliriz. Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynaklar, genç nüfus ve teknik altyapı, bu sürecin başarıyla yönetilmesinde önemli avantajlar sağlıyor. İklim değişikliğini doğru strateji ile ele alındığımızda çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve ekonomik dayanıklılık açısından yeni fırsatlar da sunabilir. Etkin su yönetimi ve tasarruf uygulamalarının yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı ve verimliliği artıran tarım tekniklerinin geliştirilmesi gibi adımlar hem çevresel dengeyi korumaya hem de ekonomik istikrarı güçlendirmeye katkı sağlayacaktır” diyerek bilinçli ve duyarlı adımlar atılmasının, sürdürülebilir bir gelecek inşasında belirleyici olacağını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665">Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapılan Her 1 TL’lik Yatırım, Topluma 4,80 TL Değer Kattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapilan-her-1-tllik-yatirim-topluma-480-tl-deger-katti-610987</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 06:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[80]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kagider]]></category>
		<category><![CDATA[lik]]></category>
		<category><![CDATA[tl]]></category>
		<category><![CDATA[topluma]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610987</guid>

					<description><![CDATA[<p>KAGİDER, son 5 yıldaki toplumsal fayda kapasitesini çarpıcı verilerle ortaya koydu. “Yatırımın Sosyal Getirisi Etki ve Nitel Araştırma Raporu”na göre KAGİDER, yürüttüğü projelerle kadınların hayatında profesyonel, sosyal ve duygusal alanlarda kalıcı bir dönüşüm sağladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapilan-her-1-tllik-yatirim-topluma-480-tl-deger-katti-610987">Yapılan Her 1 TL’lik Yatırım, Topluma 4,80 TL Değer Kattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KAGİDER Başkanı Esra Bezircioğlu</strong>, “KAGİDER projelerinde yapılan her 1 TL’lik yatırım, paydaşlar için 4,80 TL değerinde sosyal fayda oluşturdu. Çarpan etkimizi Anadolu’nun her köşesine yayarak büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu. </p>
<p>Türkiye’de kadın girişimciliğini desteklemek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek amacıyla faaliyetlerini sürdüren Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), 2020-2025 dönemini kapsayan faaliyetlerinin sosyal etkisini ölçümlediği “Yatırımın Sosyal Getirisi Etki ve Kalitatif Araştırma Raporu” sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. </p>
<p>Dünyada en yaygın kullanılan etki analizi çerçevesi olan Yatırımın Sosyal Getirisi yöntemiyle hazırlanan araştırma sonuçlarına göre, KAGİDER’in 2020–2025 dönemindeki projelerinde yapılan her 1 TL’lik yatırım, paydaşlar için 4,80 TL değerinde sosyal fayda oluşturdu. </p>
<p><strong>“KAGİDER’İN ÇARPAN ETKİSİ ARTARAK DEVAM EDECEK”</strong></p>
<p><strong>KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu</strong>, KAGİDER ile bugüne kadar yol arkadaşlığı yapan tüm paydaşlarına teşekkür ederek toplumsal fayda sağlamayı birlikte başardıklarını söyledi. Gerçekleştirdikleri araştırma raporunun geleceğe ışık tuttuğunu belirten Bezircioğlu, “Bu rapor, sadece geçmişimizin bir özeti değil, geleceğimizin de pusulasıdır. Yatırımın Sosyal Getirisi oranımızın 1:4,80 çıkması, toplumsal fayda üretme kapasitemizin ne kadar yüksek olduğunu kanıtlarken; kadınların hayatındaki o ‘cesaret’ ve ‘aidiyet’ duygusunu görmek bizler için en büyük başarı ödülüdür. Çarpan etkimizi Anadolu’nun her köşesine yayarak büyütmeye devam edeceğiz” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Geleceğe Dönük Kapsayıcı Yol Haritası</strong></p>
<p>Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular doğrultusunda KAGİDER’in gelecek dönem stratejik önceliklerini değerlendiren <strong>Bezircioğlu</strong>, çalışmanın yalnızca etkiyi ölçen bir analiz değil, aynı zamanda derneğin güçlü yönleriyle birlikte gelişim alanlarını da bütüncül ve samimi bir biçimde ortaya koyan stratejik bir yol haritası sunduğunu ifade etti. Raporla birlikte gelecek yol haritasını da şekillendireceklerini belirten Esra Bezircioğlu, şöyle konuştu: “Dernek olarak, önümüzdeki dönemde Anadolu odaklı kapsayıcı stratejilere ağırlık vermeyi, kurumsal hafızayı dijital bir kütüphane aracılığıyla arşivleyerek bilginin sürdürülebilirliğini sağlamayı, farklı iş alanlarında kadın girişimciliğine alan açmayı ve teknoloji-yapay zeka odaklı içeriklerle kadınları güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda kamu/özel sektör iştiraklere ve tüm paydaşlara kapımız açıktır.”</p>
<p><strong>Anadolu Odaklı, Süreklilik Esaslı Gelecek Vizyonu</strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarının KAGİDER’in gelecek döneme ilişkin stratejik yönelimini de net biçimde şekillendirdiğini belirten <strong>Bezircioğlu</strong>, daha kapsayıcı bir iletişim dilini merkeze alacaklarını, Anadolu odaklı stratejileri derinleştireceklerini ve mikro topluluklar üzerinden etkileşimi süreklilik kazanacak şekilde yapılandıracaklarını söyledi. Düzenli geri bildirim ve takip mekanizmalarıyla projelerin sahadaki etkisini daha yakından izlemeyi hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Kurumsal hafızanın korunması, bilginin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve stratejik yetenek yönetiminin önümüzdeki dönemin temel yapı taşları arasında yer aldığını vurgulayan <strong>Bezircioğlu</strong>, bu sistematik yaklaşımın KAGİDER’in mevcut etki alanını genişletirken kadınların güçlenmesine yönelik daha kalıcı, yaygın ve ölçülebilir bir dönüşüm yaratacağını söyledi.</p>
<p><strong>Kadınların Hayatında “Kalıcı Değişim”</strong></p>
<p><strong>KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi Gülin Yücel</strong> araştırma raporunun ayrıntıları basın mensuplarıyla paylaştı. Raporda, KAGİDER’in yarattığı etkinin sadece ekonomik verilerle sınırlı kalmadığını belirten Gülin Yücel, KAGİDER Etkisi’nin paydaşların hayatında üç ana başlıkta derinleştiğini söyledi: </p>
<p>• Profesyonel Değişim: Kadın girişimciler iş süreçlerini daha bilinçli yönetmeye ve stratejik düşünmeye başladı; KAGİDER’den alınan destek ve eğitimler girişimciler için bir “onay ve güven kaynağı” haline geldi.</p>
<p>• Sosyal Değişim: Benzer süreçlerden geçen kadınlarla kurulan temas, girişimcilikte sıklıkla hissedilen yalnızlık hissini azalttı. KAGİDER ile ilişkili olmak, hem bireysel hem kurumsal düzeyde prestij ve itibar artışı sağladı.</p>
<p>• Duygusal Değişim: Derneğin dokunduğu kadınlarda özgüven ve cesaret artarken, “ben de yapabilirim” inancı en belirgin dönüşüm olarak öne çıktı.</p>
<p><strong>Genç Kadınlardan Şirketlere Geniş Etki Ağı</strong></p>
<p>Gülin Yücel araştırmanın, KAGİDER’in farklı paydaş grupları üzerindeki özgün etkilerini de kanıtladığını aktardı: </p>
<p>• Genç Kadınlar: “Geleceğin Kadın Liderleri” (GKL) gibi projelerle gençlerde “Sen yeterlisin” farkındalığı oluşturuldu ve iş dünyasına dair özgüven kazandırıldı.</p>
<p>• Girişimci Kadınlar: Özellikle Anadolu’dan katılan kadınlarda vizyon genişlemesi ve işlerini büyütme motivasyonu sağlandı.</p>
<p>• Kurumsal Partnerler: Fırsat Eşitliği Modeli (FEM) sertifikası alan şirketlerde toplumsal cinsiyet eşitliği uygulamaları görünürlük kazanırken, kurum içi kültürün dönüşmesine katkı sağlandı.</p>
<p><strong>Güçlü Marka Algısı, Gelişen Kapsayıcılık Alanları</strong></p>
<p>Araştırmanın, KAGİDER’in dışarıdan bakıldığında güçlü, profesyonel ve yüksek itibara sahip bir sivil toplum markası olarak algılandığını ortaya koyduğunu belirten <strong>KAGİDER Yönetim Kurulu Üyesi Gülin Yücel</strong> dernekle temas kuran paydaşlar açısından ise samimi, destekleyici ve güven veren bir topluluk deneyimi sunduğunu söyledi.</p>
<p>İlk başta ‘ben nasıl KAGİDER’in parçası olabilirim’ çekincesinin, KAGİDER projelerine dahil olundukça hızla değiştiğini; güçlü bir aidiyet, destek ve dayanışma duygusunun öne çıktığını ve katılımcıların süreç boyunca son derece olumlu deneyimler yaşadığını vurguladı. Bu tespitlerin, erişilebilirlik, kapsayıcılık ve proje sürekliliği alanlarında önemli bir gelişim potansiyeline işaret ettiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kurumsal Güç, Dijital Hafıza ve Etkiyi Büyütme Alanları</strong></p>
<p>Proje ve insan kaynağı yönetimine ilişkin değerlendirmelerin, KAGİDER’in güçlü bir içerik üretim kapasitesine, profesyonel bir ekibe ve geniş bir gönüllü ile mezun ağına sahip olduğunu ortaya koyduğunu belirten Yücel, etkiyi daha da derinleştirmek için yapısal alanlarda çalışmaya devam edeceklerini iletti. </p>
<p>Bu kapsamda kurumsal hafızanın dijitalleştirilmesi, bir “KAGİDER Kütüphanesi” oluşturulması, stratejik bir “Yetenek Havuzu” kurulması, paydaş segmentasyonunun güçlendirilmesi ve mezunlarla ilişkilerin daha sistematik biçimde sürdürülmesinin, KAGİDER’in çarpan etkisini artıracak önemli adımlar arasında yer aldığını vurguladı.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapilan-her-1-tllik-yatirim-topluma-480-tl-deger-katti-610987">Yapılan Her 1 TL’lik Yatırım, Topluma 4,80 TL Değer Kattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-2-610915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[a101]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[medya101]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[Perakende Medya]]></category>
		<category><![CDATA[platformu]]></category>
		<category><![CDATA[tedarikçi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610915</guid>

					<description><![CDATA[<p>A101’in ev sahipliğinde Rixos Tersane İstanbul’da gerçekleşen Medya101 lansman töreninde, perakendede tedarikçilerle birlikte şekillenen yeni medya iş modeli tanıtıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-2-610915">A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>A101’in ev sahipliğinde Rixos Tersane İstanbul’da gerçekleşen Medya101 lansman töreninde, perakendede tedarikçilerle birlikte şekillenen yeni medya iş modeli tanıtıldı. “Oyunun kuralları değişiyor” yaklaşımıyla tanıtılan Medya101’in, yeni dönemdeki perakende medya iletişimindeki stratejik rolü paylaşıldı.</strong></p>
<p>A101, tedarikçi ilişkilerinde yeni bir dönemi temsil eden Medya101 lansman törenini 3 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirdi. “Oyunun Kuralları Değişiyor” konseptiyle düzenlenen lansman etkinliğinde Medya101A101’in tedarikçi ekosistemine bakışındaki dönüşümün somut bir çıktısı olarak tanıtıldı.</p>
<p>Moderatörlüğünü Yekta Kopan’ın üstlendiği etkinlikte; perakende medyanın yükselen rolü, ortak akılla karar alma süreçleri ve birlikte büyüme yaklaşımı farklı oturum ve panellerle ele alındı. A Milli Kadın ve Fenerbahçe SK Kadın Voleybol Takımı Kaptanı Eda Erdem’in de panel konuşmacıları arasında yer aldığı etkinlikte milli voleybolcu, spor ve takım kültürü perspektifinden sürdürülebilir dönüşümün nasıl mümkün olabileceğine dair görüşlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Yıldız: “Perakende medyada erişimi değil, etkiyi yönetiyoruz”</strong></p>
<p>A101 Ticaret ve Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Volkan Yıldız, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde “Perakende medya A101 için yalnızca bir iletişim alanı değil; sahip olduğumuz saha gücünü, ölçeği ve veriyi ticari değere dönüştüren stratejik bir yapı. Medya101 ile satın alma anına en yakın temas noktalarında doğru ürünün, doğru kişiyle, doğru yerde buluşmasını sağlıyoruz. Bu yapı sayesinde tedarikçilerimiz, ölçülebilir metotlarla yatırımlarının karşılığını hızlı bir şekilde alabiliyor. A101’de perakende medyayı erişim değil, etki odaklı bir büyüme alanı olarak ele alıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilgiç: “Bu bir lansman değil, birlikte kurgulanan bir iş modeli”</strong></p>
<p>Medya101 Genel Müdürü Yeliz Yahşi Bilgiç ise, “Perakende medyada oyunun kuralları değişiyor. Artık markalar için yalnızca görünür olmak değil, temasın neye karşılık geldiğini net biçimde görebilmek önemli. Medya101’i mağaza içinden dijitale uzanan temas noktalarını tek bir yapı altında ele alan, kampanyaları satışla ilişkilendiren entegre bir perakende medya modeli olarak kurguladık. Bu yapıyı da tedarikçilerimizle birlikte değer üretmeye ve uzun vadeli büyümeye odaklanan bir iş modeli olarak konumlandırıyoruz.” açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Medya101 buluşması, A101’in tedarikçileriyle şeffaf, entegre ve uzun vadeli bir iş birliği anlayışıyla ilerlediği yeni dönemin güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-2-610915">A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrekleri]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kreatin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[takviyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[uçar]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yorabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde <strong>yaklaşık 850 milyon kişi</strong> böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.<strong> </strong>Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası; bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada <strong>ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor</strong>. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi</strong> <strong>Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Zuhal Atan Uçar,</strong> böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni</strong></p>
<p>Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,<strong>  </strong>böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong> Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması. <strong> </strong>Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><b> <strong>Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike</strong>Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda <strong>kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor. </strong> Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,   “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için <strong>en tehlikeli risk faktörlerinden biri</strong> haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor. Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor. A<strong>şırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken</strong>Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen <strong>önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor. Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.  Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlikeÇok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin <strong>gereksiz ve kontrolsüz kullanımının</strong> böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık <strong>yüzde 10-20’sinin</strong> böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor. Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor. Önlemek için: Takviye ürünlerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor. </b></p>
<p><strong>Obezite: Böbreklere de yük oluyor</strong></p>
<p><b>Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere <strong>hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi</strong> yoluyla hem de <strong>dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon</strong> üzerinden zarar vermesi. Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor. Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskliÇok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor. Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.  Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor</b></p>
<p>Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong><strong> </strong>Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor. </p>
<p><b> </b></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-610657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[a101]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[medya101]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[Perakende Medya]]></category>
		<category><![CDATA[platformu]]></category>
		<category><![CDATA[tedarikçi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610657</guid>

					<description><![CDATA[<p>A101, tedarikçi ilişkilerinde yeni bir dönemi temsil eden Medya101 lansman törenini 3 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-610657">A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>A101, tedarikçi ilişkilerinde yeni bir dönemi temsil eden Medya101 lansman törenini 3 Şubat’ta İstanbul’da gerçekleştirdi. “Oyunun Kuralları Değişiyor” konseptiyle düzenlenen lansman etkinliğinde Medya101A101’in tedarikçi ekosistemine bakışındaki dönüşümün somut bir çıktısı olarak tanıtıldı.</p>
<p>Moderatörlüğünü Yekta Kopan’ın üstlendiği etkinlikte; perakende medyanın yükselen rolü, ortak akılla karar alma süreçleri ve birlikte büyüme yaklaşımı farklı oturum ve panellerle ele alındı. A Milli Kadın ve Fenerbahçe SK Kadın Voleybol Takımı Kaptanı Eda Erdem’in de panel konuşmacıları arasında yer aldığı etkinlikte milli voleybolcu, spor ve takım kültürü perspektifinden sürdürülebilir dönüşümün nasıl mümkün olabileceğine dair görüşlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Yıldız: “Perakende medyada erişimi değil, etkiyi yönetiyoruz”</strong></p>
<p>A101 Ticaret ve Pazarlamadan Sorumlu İcra Kurulu Üyesi Volkan Yıldız, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde “Perakende medya A101 için yalnızca bir iletişim alanı değil; sahip olduğumuz saha gücünü, ölçeği ve veriyi ticari değere dönüştüren stratejik bir yapı. Medya101 ile satın alma anına en yakın temas noktalarında doğru ürünün, doğru kişiyle, doğru yerde buluşmasını sağlıyoruz. Bu yapı sayesinde tedarikçilerimiz, ölçülebilir metotlarla yatırımlarının karşılığını hızlı bir şekilde alabiliyor. A101’de perakende medyayı erişim değil, etki odaklı bir büyüme alanı olarak ele alıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilgiç: “Bu bir lansman değil, birlikte kurgulanan bir iş modeli”</strong></p>
<p>Medya101 Genel Müdürü Yeliz Yahşi Bilgiç ise, “Perakende medyada oyunun kuralları değişiyor. Artık markalar için yalnızca görünür olmak değil, temasın neye karşılık geldiğini net biçimde görebilmek önemli. Medya101’i mağaza içinden dijitale uzanan temas noktalarını tek bir yapı altında ele alan, kampanyaları satışla ilişkilendiren entegre bir perakende medya modeli olarak kurguladık. Bu yapıyı da tedarikçilerimizle birlikte değer üretmeye ve uzun vadeli büyümeye odaklanan bir iş modeli olarak konumlandırıyoruz.” açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Medya101 buluşması, A101’in tedarikçileriyle şeffaf, entegre ve uzun vadeli bir iş birliği anlayışıyla ilerlediği yeni dönemin güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/a101-yeni-nesil-medya-platformu-medya101in-lansmanini-yapti-610657">A101, Yeni Nesil Medya Platformu Medya101&#8217;in Lansmanını Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky, 2026 Kış Olimpiyat Oyunları Öncesinde Siber Tehditlere Karşı Uyarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-2026-kis-olimpiyat-oyunlari-oncesinde-siber-tehditlere-karsi-uyariyor-610531</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyat]]></category>
		<category><![CDATA[öncesinde]]></category>
		<category><![CDATA[oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[saldırılar]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sporcular]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610531</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 Kış Olimpiyatları, 6 Şubat’ta İtalya’da başlıyor. Hem fiziksel hem de dijital dünyada milyonlarca sporseverin odağında olan bu dev organizasyon, yüzlerce sporcuya ve ev sahibi şehirlerde büyük kalabalıklara ev sahipliği yapacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-2026-kis-olimpiyat-oyunlari-oncesinde-siber-tehditlere-karsi-uyariyor-610531">Kaspersky, 2026 Kış Olimpiyat Oyunları Öncesinde Siber Tehditlere Karşı Uyarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 Kış Olimpiyatları, 6 Şubat’ta İtalya’da başlıyor. Hem fiziksel hem de dijital dünyada milyonlarca sporseverin odağında olan bu dev organizasyon, yüzlerce sporcuya ve ev sahibi şehirlerde büyük kalabalıklara ev sahipliği yapacak. Kaspersky uzmanları, lokasyondan bağımsız olarak bu tür büyük uluslararası etkinliklerde ortaya çıkabilecek kritik tehditleri sıraladı</p>
<p><strong>Etkinlik izleyicileri hedefte </strong></p>
<p>Olimpiyatlar, ev sahibi ülkeye seyahat eden binlerce kişiyi bir araya getiriyor. Fiziksel izleyiciler, dolandırıcılar tarafından yayılan sahte biletler gibi tatsız sürprizlerle karşılaşabilir. Bu durum, sporseverlerin etkinlik alanına girmek yerine banka hesaplarının boşaltılmasına veya kripto para cüzdan bilgilerinin çalınmasına yol açabilir. Diğer yandan, oyunları çevrimiçi takip eden hayranlar ise sahte canlı yayınlar ve favori sporcularının ürünlerini sattığını iddia eden dolandırıcı web sitelerinin riskine maruz kalıyor.</p>
<p>Gezginlerin karşılaşabileceği bir diğer tehlike ise hücresel veri planı sunuyormuş gibi görünen ve kişisel/finansal bilgileri ele geçirmeyi hedefleyen sahte hizmetler veya platformlardır. Bu tür fiziksel SIM kart karmaşasından ve dolandırıcılık risklerinden korunmak için, güvenli bağlantı sunan  Kaspersky eSIM Store gibi çözümler tercih edilebilir.</p>
<p><strong>Sporculara yönelik saldırılar </strong></p>
<p>Siber suçlular, yarışmalara katılan sporcuların popülerliğinden ve kamuya açık bilgilerinden faydalanabiliyor. Hedefli oltalama (phishing) saldırıları ve deepfake tabanlı operasyonlar; veri hırsızlığı veya şantaj amacıyla kullanılabiliyor. Sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesi de sporcular açısından önemli riskler arasında yer alıyor. Ayrıca, özel bilgilerin rıza dışı ifşa edilmesi (doxxing) ve benzeri dijital taciz yöntemleri, sporcuların kişisel güvenliğini doğrudan tehdit edebiliyor</p>
<p>Tehdit aktörleri, çevrim içi güvenlik açıklarından ve kullanıcı verilerini etkileyen veri sızıntılarından da yararlanabiliyor. Kaspersky Premium içerisinde yer alan Data Leak Checker özelliği, kullanıcıların hesaplarının olası bir veri ihlalinde etkilenip etkilenmediğini tespit ederek risklere karşı erken uyarı sağlıyor.</p>
<p><strong>Kentsel altyapıya yönelik saldırılar</strong></p>
<p>Kâr odaklı veya farklı motivasyonlara sahip tehdit aktörleri; ulaşım, enerji, iletişim ağları ve özellikle güvenliği zayıf halka açık Wi-Fi noktaları gibi kritik şehir altyapılarını hedef alabiliyor. Kaspersky’nin 2024 yılında Paris Yaz Olimpiyatları öncesinde yaptığı bir araştırmaya göre, şehir genelinde incelenen yaklaşık 25 bin ücretsiz Wi-Fi noktasının yüzde 25’inde zayıf ya da hiç şifreleme bulunmadığı tespit edildi. Bu durum, kullanıcıların kişisel ve bankacılık verilerinin çalınması riskini ciddi ölçüde artırıyor.</p>
<p>Bu tür saldırılar; kötü amaçlı yazılımlar, ağ ihlalleri veya bağlı sistemlerin manipülasyonu yoluyla gerçekleştirilebiliyor ve şehir hizmetlerinin sürekliliğini tehdit edebiliyor. Kaspersky Premium gibi kapsamlı güvenlik çözümleri ve VPN kullanımı, internet bağlantısını şifreleyerek çevrim içi aktivitelerin güvenliğini artırıyor.</p>
<p><strong>Fidye yazılımı (Ransomware) tehditleri</strong></p>
<p>Yüksek kazanç hedefleyen fidye yazılımı grupları, büyük organizasyonları ve bu organizasyonlarla bağlantılı tedarik zinciri aktörlerini cazip hedefler olarak görüyor. Ev sahibi şehirdeki otel ağları, stadyumlar, resmi bilet satış platformları ve etkinlikle ilişkili diğer dijital kaynaklar bu saldırıların odağında yer alabiliyor.</p>
<p><strong>APT saldırıları</strong></p>
<p>Gelişmiş Kalıcı Tehdit (APT) aktörleri, küresel görünürlükleri ve karmaşık BT altyapıları nedeniyle büyük uluslararası etkinlikleri stratejik hedefler olarak değerlendiriyor. 2018 PyeongChang Kış Olimpiyatları’nda kullanılan Olympic Destroyer zararlı yazılımı, bu tür saldırılara çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Saldırı, ele geçirilen kimlik bilgileri aracılığıyla organizatörlerin ağı içinde yayılarak etkinliğin işleyişini sekteye uğratmayı amaçlamıştı.</p>
<p><strong>Aktivizm Odaklı Saldırılar (Hacktivism)</strong></p>
<p>Hacktivist gruplar, stratejik hedeflerine ulaşmak ve kamuoyunda görünürlük sağlamak amacıyla etkinlikle bağlantılı kurumlara yönelik saldırılar düzenleyebiliyor. Veri hırsızlığı ve sızıntılar, yanlış bilgi yayılımı veya yayın altyapısı ile biletleme sistemlerinin devre dışı bırakılması gibi saldırılar; hem izleyicileri hem de organizasyonları doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Küresel Araştırma ve Analiz Ekibi (GReAT) Direktörü</strong> <strong>Igor Kuznetsov</strong>, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “<em>Olimpiyat Oyunları gibi büyük ölçekli etkinlikler, siber suçluların yoğun ilgisini çeker. Bu tehditler; izleyicilerden şehir altyapılarına, sporculardan dijital hizmetleri kullanan milyonlarca kişiye kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Uluslararası boyutu ve geniş kitlesi, bu tür organizasyonları özellikle sofistike tehdit aktörleri için cazip hale getiriyor. Bu nedenle etkinliğe dahil olan herkesin risklere karşı hazırlıklı olması büyük önem taşıyor</em>.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-2026-kis-olimpiyat-oyunlari-oncesinde-siber-tehditlere-karsi-uyariyor-610531">Kaspersky, 2026 Kış Olimpiyat Oyunları Öncesinde Siber Tehditlere Karşı Uyarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD doları neden değer kaybediyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abd-dolari-neden-deger-kaybediyor-609643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 05:48:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[doları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[euro]]></category>
		<category><![CDATA[kaybediyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609643</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD dolarının son dönemde değer kaybetmesi, ekonomi çevrelerini alarma geçirdi. Uzmanlar, doların değer kaybını Trump ABD’sine güvenin düşmesiyle açıklıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abd-dolari-neden-deger-kaybediyor-609643">ABD doları neden değer kaybediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD doları, 2025’te başlayan düşüş trendini sürdürerek önemli para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam ediyor. Geçen yıl ABD para birimi, yaklaşık son on yılın en sert değer kaybını yaşadı.</p>
<p>2025 yılında doların, farklı para birimlerinden oluşan bir döviz sepeti karşısındaki kaybı yüzde ona yaklaştı. 2026 yılının başından bu yana ise değer kaybı yüzde 2,6&#8217;ya ulaştı.</p>
<p>Doların değer kaybı euro ve diğer para birimleri üzerinde de etkili oluyor. Avrupa&#8217;nın ortak para birimi euro, 2021’den bu yana ilk kez 1,20 ABD doları seviyesini gördü. İngiliz sterlini ve Japon yeni de dolar karşısında yeni zirvelere ulaştı.</p>
<p><b>Yatırımcıların güveni Trump nedeniyle azalıyor</b></p>
<p>Birçok ekonomist ve analist, doların süregelen değer kaybını, yatırımcıların ABD para birimine duyduğu güvenin azalmasına bağlıyor. Bunun temel nedenlerinden biri olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarının öngörülemezliğinin sürüyor oluşu gösteriliyor.</p>
<p>Bazı çevreler ise, Trump ve ekonomi ekibinin önemli bir bölümünün, ABD ihracatını ucuzlatarak daha rekabetçi hâle getirmek amacıyla doların değer kaybetmesini bilinçli olarak istediği görüşünde. Trump, bu yöndeki iddiaları yatıştırmak için henüz herhangi bir hamle yapmış değil. Birkaç gün önce kendisine doların zayıflamasından endişe duyup duymadığı sorulduğunda, &#8220;Hayır, bunu harika buluyorum&#8221; yanıtını verdi.</p>
<p>Şu anda ABD Merkez Bankası (Fed) Yönetim Kurulu üyesi olan, Trump&#8217;ın eski ekonomi danışmanlarından Stephen Miran, Kasım 2024’te &#8220;küresel ticaret sisteminin yeniden yapılandırılmasına&#8221; ilişkin bir rehber yayımladı. Bu belgede, ABD’nin ticaret açığını azaltmak için gümrük tarifeleri ve doların değer kaybı önemli araçlar olarak sıralandı.</p>
<p><b>Bu durum Avrupa’yı neden ilgilendiriyor?</b></p>
<p>Doların zayıflığı yalnızca ABD ekonomisini etkilemekle kalmayıp, euro bölgesi ekonomisi ve euro üzerinde de sonuçlar doğuruyor. Avrupa Birliği’nin ortak para birimi euro, 2025 yılında dolar karşısında yüzde 13 değer kazandı. Bu, 2017’den bu yana görülen en güçlü artış oldu.</p>
<p>Araştırma şirketi Capital Economics’te euro bölgesinden sorumlu başekonomist yardımcısı Jack Allen-Reynolds, euronun yükselişinin &#8220;AB’de ekonomik performans, iş gücü piyasası ve hanelerin mâli durumu açısından önemli bir rol oynadığını&#8221; söylüyor. Allen-Reynolds, DW&#8217;ye yaptığı açıklamada, &#8220;Daha güçlü bir euro, ihracatı daha az rekabetçi hâle getirir ve bu da bölgedeki üreticilere zarar verir&#8221; diye konuştu. Öte yandan ithalatın ucuzlamasının tüketici fiyatlarını aşağı çektiğini de söyledi.</p>
<p>Oxford Economics’te euro bölgesi başekonomisti olan Ricardo Amaro ise, euronun dolar karşısında daha da yükselmesinin, ABD&#8217;ye yoğun ihracat yapan Avrupalı şirketlerin rekabet gücünü zayıflatabileceğini tekrarlıyor. Amaro’ya göre bu durum, ABD ürünlerinin Avrupa&#8217;da ucuzlamasıyla kısmen dengelenebilir. Ancak genel olarak, mevcut döviz kurunun bu seviyede kalması hâlinde Avrupa&#8217;daki büyüme olumsuz etkilenecek.</p>
<p>Amaro, DW&#8217;ye yaptığı değerlendirmede, &#8220;Hesaplamalarımıza göre, Temmuz sonunda varılan ancak Trump&#8217;ın Grönland ve ek gümrük vergileri tehdidiyle donudurulan AB-ABD ticaret anlaşması sonrasında referans alınan 1,16 dolar seviyesi yerine, euro-dolar kuru mevcut 1,20 seviyesinde kalırsa, euro bölgesinin bu yılki Gayrisafi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) yaklaşık yüzde 0,2 daha düşük olur&#8221; dedi.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/abd-dolari-neden-deger-kaybediyor-0-Kwz41JTZ.jpg"><br />ABD pazarı, Avrupalı üreticiler için hayati önem taşıyor Fotoğraf: Evelyn Hockstein/Reuters</figure>
<p><b>İhracatçılar için karmaşık tablo</b></p>
<p>Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel’de makroekonomist olan Zsolt Darvas ise tersine iyimser. Euronun bugünkünden çok daha yüksek değerlendiği dönemlerde bile Avrupa ihracatının iyi performans göstermeye devam ettiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Darvas, mevcut 1,20 dolar seviyesinin, 2021&#8217;deki seviyelerin altında ve 2004-2014 döneminde sıkça görülen 1,30 ila 1,50 dolar aralığının da belirgin biçimde gerisinde olduğunu söylüyor. &#8220;Son dönemde doların hafif değer kaybının Avrupa’da kayda değer ekonomik sorunlara yol açması beklenmiyor&#8221; diyen Darvas, buna rağmen Trump’ın gümrük tarifesi politikalarından ciddi şekilde etkilenen ihracatçılar için, olumsuz bir döviz kurunun &#8220;ek bir darbe&#8221; anlamına gelebileceğine dair endişelerin bulunduğunu da belirtiyor.</p>
<p>Goldman Sachs verilerine göre, Avrupa&#8217;nın en büyük şirketlerini kapsayan STOXX Europe 600 endeksindeki firmalar gelirlerinin yaklaşık yüzde 30&#8217;unu ABD&#8217;den elde ediyor.</p>
<p>Ricardo Amaro&#8217;ya göre, zayıf dolar özellikle ilaç ve otomotiv sektörlerini olumsuz etkileyebilir. Ancak Amaro, ABD&#8217;nin Avrupa menşeli ilaçlara olan bağımlılığının olası zararları kısmen telafi edebileceğini de ifade ediyor.</p>
<p>Jack Allen-Reynolds ise, son yıllarda Euro Bölgesinin ihracatının genel olarak zayıf seyrettiğini, bunun da özellikle Çin&#8217;den gelen yüksek rekabetten kaynaklandığını vurguluyor. Allen-Reynolds, &#8220;Şu ana kadarki gelişmelerin Avrupa ihracatına olan talep üzerinde çok büyük bir etkisi olacağını düşünmüyoruz. Ancak yardımcı da olmayacaklar&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/abd-dolari-neden-deger-kaybediyor-1-K1Ekc33Y.jpg"><br />Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın euronun giderek daha fazla güç kazanmasına karşı nasıl bir tutum izleyeceği merak konusuFotoğraf: Daniel Kalker/picture alliance </figure>
<p><b>Avrupa Merkez Bankası devreye girmeli mi?</b></p>
<p>Euronun dolar karşısında yükselmesi, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB, AMB) herhangi bir şekilde müdahale edip etmemesi gerektiğine dair spekülasyonları da beraberinde getirdi.</p>
<p>Avusturya Merkez Bankası Başkanı Martin Kocher, euronun son dönemdeki yükselişini &#8220;ılımlı&#8221; olarak nitelendiriyor. Ancak Kocher’e göre, euro daha da değer kazanırsa, ECB’nin müdahale etmesi gerekebilir.</p>
<p>Ricardo Amaro, ECB&#8217;nin halihazırda piyasa beklentilerini etkilemeye çalıştığını belirtiyor. Buna örnek olarak, üst düzey ECB yetkililerinin &#8220;durumu izlediklerini&#8221; ve &#8220;son gelişmelere ilişkin endişelerini dile getirmelerini&#8221; gösteriyor. Amaro&#8217;ya göre bu söylemler, faiz indirimi ihtimalini gündeme getirerek euronun değer kazanmasına karşı bir etki yaratıyor.</p>
<p>Jack Allen-Reynolds da, şu ana kadarki kur hareketleri nedeniyle acil bir adım atılmasını gerekli görmüyor. Ancak yıl içinde yaşanabilecek ilave gelişmelerin, ECB’yi faiz indirimine yöneltebileceğini düşünüyor.</p>
<p>Mevcut durumda enflasyon üzerindeki etkinin neredeyse sıfır olduğunu ve hiçbir sektörün özellikle kırılgan olmadığını savunan Zsolt Darvas ise, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Döviz kurları son on yıllarda büyük dalgalanmalar yaşadı. Şirketler, bugün gördüğümüzden çok daha büyük dalgalanmalarla başa çıkmaya alışkın.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abd-dolari-neden-deger-kaybediyor-609643">ABD doları neden değer kaybediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 11:21:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[htiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[laçlar]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik İlaç]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609280</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikiyatrik ilaçların, yalnızca ağır ruhsal hastalıklarda kullanılmadığını belirten uzmanlar, depresyon, anksiyete ve bazı fiziksel ağrı durumlarında da tedavinin önemli bir parçası olabildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280">Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güncel psikiyatri anlayışı, beyin ve nörobilim temelli yaklaşımlarla kişiye özel tedavileri esas aldığını vurgulayan</strong><strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkileri de vardır. Psikiyatrik ilaçların yan etkileri, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıkar. İlacın olumlu etki edebilmesi için zaman gerekir.” dedi. Psikiyatrik ilaçlarla birlikte alkol ve bazı gıdaların tüketiminin ilacın etkisini bozabildiği uyarısında bulunan </strong><strong>Dr. Zorbozan, ilaç seçiminin hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre yapıldığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>
<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-2-609280">Psikiyatrik İlaçlar, Hastanın Yaşam Tarzı ve İhtiyacına Göre Belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacına]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrik İlaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, psikiyatrik ilaçların güncel psikiyatrideki yeri, kimler için gerekli olduğu, yan etkileri, kullanımda dikkat edilmesi gerekenler ve ilaçlara dair yanlış inanışlar hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bazı psikiyatrik sorunlar, psikiyatrik ilaç kullanımı gerektirebiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde psikofarmakolojinin çok geliştiğini ifade eden Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Psikiyatri artık sadece Freudyen bir ekolle devam etmiyor. Beyin odaklı, neuroscience (nörobilim) odaklı ve ilaç tedavilerinin ön planda olduğu bir güncel psikiyatri anlayışı söz konusu.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrların ilaç yazabildiklerini aktaran Dr. Zorbozan, “Psikiyatrik ilaçları kullanmak için kişinin çok ciddi bir akıl rahatsızlığına sahip olması gerekmez. Depresyon ve anksiyete bozukluğu da bir psikiyatrik hastalıktır; psikiyatrik ilaçlara ihtiyaç duyulur. Bu ilaçları kullanan bir kişiye yapılabilecek en iyi şey, bir sorunu olduğunda doktoru ile görüşmesini öğütlemek ve bunun son derece normal ve insani bir durum olduğunu vurgulayarak onun tedavide kalmasını sağlamaktır. Bu ilaçlar sadece psikiyatrik bozukluklarda değil; nöropatik ağrı tedavisinde, migren tedavisinde, kronik yorgunluk tedavisinde ve kanser hastalarının ağrı tedavilerinde de zaman zaman kullanılabilir. Bununla birlikte bazı psikiyatrik bozukluklar ilaç gerektirmez, sadece psikoterapiler ile tedavi edilebilir. Örneğin sosyal fobiler, ilişki sorunları ve evlilik problemleri ilaç tedavisi olmadan da tedavi edilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarla birlikte tüketilen bazı gıda ve maddeler, ilacın etkisini bozabilir!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar kullanılırken tüketilmemesi gerekenlere değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu, ilacın ihtiva ettiği etken maddeye göre değişebilir. Fakat genel olarak dikkat edilmesi gereken şeylerden biri alkoldür.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçlar ile alkolün metabolize olurken karaciğeri kullandıklarına işaret eden Dr. Zorbozan, “İkisinin birden kullanımı karaciğeri yorabilir. Ayrıca alkol tıpkı psikiyatrik ilaçlar gibi beyin etkili bir madde. Dolayısıyla birbirlerinin çalışmasını etkileyebilir, birbirlerini bozabilir veya beyindeki gaba reseptörleri için birbirleriyle yarışa girebilirler. Bu nedenlerle genel olarak alkolün, psikiyatrik ilaçlarla birlikte kullanılmaması gerekir. Ayrıca eğer çoklu anti depresan kullanımı varsa yoğun peynir tüketilmemeli. Bu bazı özellikli ilaçlar için geçerlidir ve hekiminiz size bu ilaçlara göre bir uyarıda bulunacaktır. Yine aynı şekilde lityum kullanımında tuzlu gıdalardan uzak durulmalı, bol sıvı tüketilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlarda yan etkiler erken, fayda ise zamanla ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>İlaçların iyileştirici etkileri olduğu kadar bir takım yan etkilere de sahip olduklarını hatırlatan Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Bu çerçevede sadece psikiyatrik ilaçlar değil, bütün ilaçların insan hayatına bir takım olumsuz etkileri olabilir.” Dedi.</p>
<p>Psikiyatrik ilaçların yan etkilerinin, ilacın ilk kullanılmaya başlanıldığı zamanlarda ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Zorbozan, “Ağız kuruluğu, kabızlık, mide bulantıları gibi yan etkiler vardır. Kişi önce yan etkileri görmeye başlar, hastalığına yararlı etkiyi erken aşamada göremez. Bunun sebebi psikiyatrik ilaçların çok geç etki etmesidir. Akut etki etme oranları düşüktür. Bu ilaçlar etki edebilmek için kan beyin bariyerini geçerler. Kan beyin bariyerini geçmek için de moleküller bir süre vücutta depolanır; ilacın etki edebilmesi için zaman gereklidir. Yan etkilerin erken görülmesi, bir ön yargı oluşturabilir. Bu konuda sabırlı olmak çok önemlidir, akut yan etkiler genellikle ilk bir haftada ortadan kalkar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar kişiye özel seçilir; etkileri ve yan etkileri hekim kontrolünde değerlendirilmeli!  </strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların uyku durumu üzerinde de olumlu ve olumsuz etkilere sahip olabildiğine dikkat çeken Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Anti depresan ilaçlar genellikle rem uykusunun süresini kısaltır, yani kaliteli uykunun süresini kısaltılmış olur. Dolayısıyla bu ilaçlar uykusuzluk problemi yapabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı ilaçların da uykuyu arttırdığını kaydeden Dr. Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dürtüselliği fazla olan hastalarda kullanılan ilaçların yoğun uyku yapma gibi sedatif yan etkileri mevcuttur. Bu tür ilaçlar hekim tarafından hastanın ihtiyacına, yaşam tarzına ve şikâyetine göre seçilir ve hasta, yan etkiler hakkında hekim tarafından bilgilendirilir.</p>
<p>Psikiyatri ilaçlarının kilo aldırdığı, kişinin duygularını tamamen ortadan kaldırdığı ve bağımlılık yaptığı gibi şehir efsaneleri de vardır. Özellikle sanal ortamda, ürün yorumları kısmında ilaçlar hakkında çok fazla yanlış bilgi dolaşır. Eğer bir yan etkiye maruz kalırsanız veya kafanızda bir soru işareti oluşursa, ilacı reçete eden hekim ile iletişime geçmelisiniz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hastanin-yasam-tarzi-ve-ihtiyacina-gore-belirleniyor-609274">Psikiyatrik ilaçlar, hastanın yaşam tarzı ve ihtiyacına göre belirleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeksepeti’nden Türkiye Ekonomisine Dev Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemeksepetinden-turkiye-ekonomisine-dev-destek-608927</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomisine]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[milyar]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemeksepeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yemeksepeti, Türkiye ekonomisine sağladığı katma değeri açıkladı. Buna göre şirket, Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’na (GSYH) 3 milyar Euro’yu aşan bir katkı sağladı. Geniş ekosistemi aracılığıyla 121 bini aşkın istihdamı destekleyen Yemeksepeti, hanehalkı bütçesinin en güçlü destekçilerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeksepetinden-turkiye-ekonomisine-dev-destek-608927">Yemeksepeti’nden Türkiye Ekonomisine Dev Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin En Sevilen* ve En Teknolojik** Online Yemek Sipariş Markası Yemeksepeti, 2025 yılında Türkiye ekonomisine sunduğu katkıya dair verileri açıkladı. “Keyfin Yerine Gelsin” mottosuyla kullanıcılarının hayatına dokunan şirket, sadece sipariş teslimatı yapmadığını, yarattığı ekonomik büyüklükle de Türkiye’nin itici güçlerinden biri olduğunu kanıtladı.</p>
<p><strong>Bulgular, g</strong><strong>üç</strong><strong>l</strong><strong>ü </strong><strong>ekonomik etkiye i</strong><strong>ş</strong><strong>aret ediyor</strong></p>
<p>Yemeksepeti’nin çatı şirketi Delivery Hero verileri ile güvenilir dış kaynakların birlikte kullanıldığı ve Temmuz 2024 – Haziran 2025 dönemini kapsayan, Centre for Economics and Business tarafından gerçekleştirilen sosyo-ekonomik etki analizine göre şirketin Türkiye ekonomisindeki rolü iki ana başlık altında teyit edildi:</p>
<p><strong>GSYH</strong><strong>’</strong><strong>ye g</strong><strong>üç</strong><strong>l</strong><strong>ü </strong><strong>katk</strong><strong>ı</strong><strong>:</strong> Operasyonları, restoran ve iş ortağı ağı, kurye ekosistemi ve tedarik zinciri üzerinden; ayrıca bu gelirlerin ekonomide tekrar harcanmasıyla oluşan dolaylı etki dâhil olmak üzere Yemeksepeti toplamda 3,06 milyar Euro’luk ekonomik değer yarattı. Bu rakam, Türkiye GSYH’sinin %0,21’ine karşılık geliyor.<strong>121 bin ki</strong><strong>ş</strong><strong>ilik istihdam etkisi:</strong> Yemeksepeti’nin kendi çalışanları, kurye iş ortakları ve platformda faaliyet gösteren işletmelerin yanı sıra tedarik zinciri ve dolaylı ekonomik faaliyetler dâhil edildiğinde, şirket 121.267 tam zamanlı eşdeğer (FTE) istihdamı destekledi. Bu sayı, Türkiye toplam istihdamının %0,35’ine denk geliyor.</p>
<p><strong>Kullan</strong><strong>ı</strong><strong>c</strong><strong>ı </strong><strong>faydas</strong><strong>ı </strong><strong>14,2 milyar TL ile ikiye katland</strong><strong>ı</strong></p>
<p>Yemeksepeti, makroekonomik katkısının ötesinde, kullanıcı bütçelerine sağladığı doğrudan finansal destekle de 2025 yılında rekor kırdı. Kampanyalar, kuponlar ve sadakat programları aracılığıyla sağlanan toplam kullanıcı faydası, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık iki katına çıkarak 14,2 milyar TL’ye ulaştı.</p>
<p>Bu desteğin önemli bir kısmı, YeClub sadakat programı sayesinde hayata geçti. Program kapsamında 6 milyar TL’nin üzerinde puan dağıtıldı. Günlük siparişleri daha avantajlı hale getiren bu katkı, Yemeksepeti’nin kullanıcı bütçesini destekleyen ve günlük hayata değer katan güvenilir bir yol arkadaşı rolünü pekiştirdi.</p>
<p><strong>“</strong><strong>Etkimiz sipari</strong><strong>ş</strong><strong>in </strong><strong>ç</strong><strong>ok </strong><strong>ö</strong><strong>tesinde</strong><strong>”</strong></p>
<p>Rapor sonuçlarını ve 2025 yılını değerlendiren Yemeksepeti CEO’su Oytun Çalapöver, ortaya çıkan tablonun bir gurur vesilesi olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“2025, hem Yemeksepeti hem de içinde bulunduğumuz hızlı ticaret ekosistemi için dönüşümün hızlandığı bir yıl oldu. Bu yılı salt büyüme rakamlarıyla tanımlamak eksik kalır. Çünkü asıl büyüme, yarattığımız toplumsal ve ekonomik değerde gerçekleşti. GSYH’ye 3 milyar Euro’yu aşan katkımızın yanı sıra; çalışanlarımız, kurye iş ortaklarımız, market tarafında toplayıcı ve depocularımız dâhil 121 bin kişilik güçlü bir istihdam etkisi yaratmamız bunun en somut göstergesi. Kullanıcılarımıza sunduğumuz ekonomik desteği neredeyse iki katına çıkararak 14,2 milyar TL’ye ulaştırırken, tüm paydaşların kazandığı sürdürülebilir bir model inşa ettik. Bu, işimizi büyütürken ülke ekonomisini de büyüttüğümüzün net bir kanıtı.”</p>
<p><strong>Teknoloji ve yapay zek</strong><strong>â </strong><strong>y</strong><strong>ı</strong><strong>l</strong><strong>ı</strong></p>
<p>2025’i “altyapı ve yapay zekâ yılı” olarak tanımlayan Çalapöver, şirketin gelecek vizyonuna dair de değerlendirmelerde bulundu. Yapay zekânın artık kişiselleştirme, talep tahmini ve lojistik optimizasyonunun merkezinde yer aldığını vurgulayan Çalapöver, şöyle devam etti: “Delivery Hero’nun küresel teknoloji gücünü yerel içgörülerle birleştirerek daha akıllı ve daha hızlı bir deneyim sunduk. Yemeksepeti için 2026, daha fazlasını yapmak değil, doğru işleri daha iyi yapacağımız bir yıl olacak.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeksepetinden-turkiye-ekonomisine-dev-destek-608927">Yemeksepeti’nden Türkiye Ekonomisine Dev Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düşürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastikler]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamımızın her alanında yer alan mikroplastikler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da ciddi oranda etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814">Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamımızın her alanında yer alan mikroplastikler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da ciddi oranda etkiliyor. Mikroplastikler hastalıklara davetiye çıkarmakla kalmayıp, aynı zamanda üreme sağlığını da tehdit edebiliyor ve bu durumun ilerleyen dönemlerde bebek sahibi olmanın önündeki engellerden biri olabileceği düşünülüyor. Bu konuda kişisel ve toplumsal önlemlerin alınması büyük önem taşırken, kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin vakit kaybetmeden uzman yardımı alması öneriliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Prof. Dr. Ebru Çöğendez, mikroplastiklerin üreme sağlığına etkisi hakkında bilgi verdi ve bebek sahibi olmak isteyen çiftlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>İçtiğimiz su ve tükettiğimiz gıdalar mikroplastik tehlikesi altında</strong></p>
<p>Mikroplastikler, 5 milimetreden küçük plastik parçacıklar olarak tanımlanmaktadır. Büyük plastik atıkların zamanla ufalanması ya da kozmetik ürünler, tekstil lifleri, gıda ambalajları gibi yaygın kullanımlardan kaynaklanan bu parçacıklar, yaşamımızın her alanına sızmayı başarmış durumdadır. Çevresel bir sorun olarak yıllardır tartışılan mikroplastiklerin etkisi, insan sağlığına yönelik taşıdığı büyük risklerle artık yalnızca bir çevre meselesi olmaktan çıkmıştır.  </p>
<p>Bilimsel çalışmalar, tükettiğimiz yiyeceklerden soluduğumuz havaya kadar her ortamdan mikroplastik alabileceğimizi göstermektedir. Bu parçacıklar, kan dolaşımına karışarak karaciğer, böbrek, beyin ve özellikle hormon dengesi açısından hassas dokularda birikme eğilimi gösterir. Bu durum, üreme sistemi üzerinde ciddi tehditler oluşturabilmektedir. Her ne kadar mikroplastiklerin uzun vadeli etkileri üzerine yapılan araştırmalar henüz başlangıç aşamasında olsa da bilim insanları maruziyet arttıkça riskin de büyüdüğü konusunda hemfikir durumdadır. </p>
<p><strong>Düşük yumurta kalitesi ve doğurganlık sorunları sık görülüyor</strong></p>
<p>Mikroplastiklerin kadın üreme sağlığı üzerindeki olası etkileri giderek daha dikkat çekici hâle gelmektedir. Yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin hormonal dengesizliğe yol açabileceğini saptamıştır. Bu durum adet düzensizlikleri, düşük yumurta kalitesi ve doğurganlık sorunları gibi ciddi sonuçlara neden olabilmektedir. Üstelik mikroplastiklerin taşıdığı toksik kimyasallar, östrojeni taklit ederek hormonal sistemde daha büyük tahribatlara sebep olabilmektedir.   </p>
<p><strong>Erkeklerde sperm kalitesi de olumsuz etkilenebilir</strong></p>
<p>Mikroplastik maruziyetinin erkek üreme sağlığına olan zararları da olabilmektedir. Sperm sayısı ve hareketliliği üzerinde olumsuz etkileri bulunan mikroplastiklerin, testis dokusunda birikerek Sperm DNA&#8217;sında hasar ve erkek kaynaklı kısırlık oranlarında artış gibi sonuçlara yol açabileceği düşünülmektedir. Erkek üreme sağlığının geri dönüşü olmayan zararlarla karşı karşıya kalma riski, mikroplastiklerin göz ardı edilemeyecek bir tehdit olduğunu açıkça göstermektedir.  </p>
<p><strong>Tüp bebek tedavisine başlarken yaşam tarzınızı da düzenleyin</strong></p>
<p>Mikroplastiklerin üreme sağlığı üzerindeki negatif etkileri, tüp bebek tedavilerinin önemini daha da artırmış durumdadır. Mikroplastiklerin yumurta ve sperm kalitesini düşürmesi riski, çocuk sahibi olmak isteyen birçok çiftin yardımcı üreme tedavilerine başvurmasına yol açmaktadır. Uzmanlar, tüp bebek tedavisinden önce çevresel toksinlerden kaçınılmasının başarı oranını artırabileceğinin altını çizmektedir. Bu nedenle mikroplastiklere karşı alınabilecek koruyucu önlemler, üreme sağlığı üzerinde olumlu bir etki yapabilir.  </p>
<p>Mikroplastiklere maruz kalmayı tamamen engellemek mümkün olmasa da; zararlı plastiklerin kullanımından kaçınmak, doğal içerikli ürünler tercih etmek, sağlıklı beslenmeye özen göstermek bizi hem daha sağlıklı bir birey olma yolunda destekleyecek hem de gelecek nesillerin güvenli bir dünyada yaşama şansını artıracaktır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814">Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Pijamalarla Masal Dünyasına Yolculuk&#8221; Anne-Çocuk Atölyesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pijamalarla-masal-dunyasina-yolculuk-anne-cocuk-atolyesi-608469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 16:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anne-çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasına]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[pijamalarla]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevşehir Başkan Rasim Arı, çocukların becerilerinin desteklenmesi ve kültürel gelişimlerine katkı sağlanmasının önemli olduğunu belirterek Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Çocuk Aktivite Merkezi tarafından düzenlenen Anne Çocuk atölye etkinliğine katıldı ve çocuklara metel anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pijamalarla-masal-dunyasina-yolculuk-anne-cocuk-atolyesi-608469">&#8220;Pijamalarla Masal Dünyasına Yolculuk&#8221; Anne-Çocuk Atölyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Nevşehir Başkan Rasim Arı, çocukların becerilerinin desteklenmesi ve kültürel gelişimlerine katkı sağlanmasının önemli olduğunu belirterek Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Çocuk Aktivite Merkezi tarafından düzenlenen Anne Çocuk atölye etkinliğine katıldı ve çocuklara metel anlattı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Nevşehir Belediyesi tarafından 4–6 yaş grubu çocuklara yönelik olarak düzenlenen “Pijamalarla Masal Dünyasına Yolculuk” Anne-Çocuk Atölyesi, miniklerin ve annelerin katılımıyla gerçekleştirildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Sıcak ve samimi bir atmosferde düzenlenen etkinlikte, masalı Belediye Başkanı Rasim Arı bizzat anlatarak çocuklarla keyifli anlar yaşattı. Pijama temasıyla hazırlanan atölye, çocukların kendilerini rahat ve güvende hissetmelerini sağlarken, masal dünyasının büyülü kapıları aralandı. Masal anlatımı sırasında çocuklar hayal güçlerini kullanarak hikâyeye dahil olurken, dikkat ve dinleme becerilerini geliştirme fırsatı buldu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Etkinlik, çocukların dil gelişimini, kelime dağarcığını ve kendini ifade etme becerilerini desteklerken; masal kahramanları aracılığıyla duyguları tanıma, empati kurma ve problem çözme gibi bilişsel ve duygusal gelişim alanlarına da katkı sağladı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Anne-çocuk etkileşiminin ön planda olduğu atölye, güvenli bağlanmayı güçlendirerek çocukların sosyal gelişimine olumlu etki sundu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Nevşehir Belediyesi veli, öğrenci ve belediye iş birliğinin daha çok güçlendirilmesi adına çalışmalarına devam edecek.</span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pijamalarla-masal-dunyasina-yolculuk-anne-cocuk-atolyesi-608469">&#8220;Pijamalarla Masal Dünyasına Yolculuk&#8221; Anne-Çocuk Atölyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 11:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[edilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nöralterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388">Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Nöralterapi ile sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimi düzenlenebiliyor!</strong></p>
<p>Nöralterapinin, vücuttaki sinir sistemi bozukluklarını düzenlemek amacıyla lokal anesteziklerin çok düşük dozlarda belirli noktalara enjeksiyonu ile yapılan tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Burada ki amaç anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemektir.” dedi.</p>
<p>Nöralterapide kullanılan lokal anesteziklerin düşük dozlarda, iyon kanalları ve membran stabilitesi üzerinde düzenleyici etki sağladığını aktaran Dr. Kakı, “Böylelikle antiinflamatuar, vazodilatör ve nöromodülatör etkileri ortaya çıkar. Bu etki sayesinde  Nöralterapi otonom sinir sistemini düzenler, vücuttaki bozulmuş elektriksel alanları (bozucu alanlar) dengelemeye yardımcı olur, kan dolaşımını ve doku beslenmesini destekler, ağrı ve fonksiyon bozukluklarının azalmasına katkı sağlar. Kısaca nöralterapinin etkisi  sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu  sağlayan bir tedavi yöntemidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nöralterapi, bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefliyor!</strong></p>
<p>Nöral terapideki bozucu alan tanımına açıklık getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, şunları söyledi:</p>
<p>“Vücutta daha önce geçirilmiş; ameliyat izleri, travmalar, enfeksiyonlar, diş ve çene problemleri gibi durumlar, sinir sistemi üzerinde sürekli uyarı oluşturarak başka bölgelerde şikâyetlere yol açabilir. Nöralterapi, bu bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefler. Bozucu alanların oluşturduğu bozulmuş elektriksel iletimi düzenleyerek otonom sinir siteminin regülasyonunu sağlar.”</p>
<p><strong>Nöralterapi birçok hastalıkta tercih edilebiliyor!</strong></p>
<p>Nöralterapinin hangi durumlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilebileceğine değinen Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Baş, boyun ve bel ağrıları, migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kas ve eklem ağrıları, fibromiyalji, sinir sıkışmaları, spor yaralanmaları, ameliyat veya travma sonrası ağrılar, sindirim sistemi fonksiyon bozuklukları, adet düzensizlikleri ve bazı jinekolojik şikâyetler, stres ve otonom sinir sistemi dengesizlikleri nöralterapinin kullanılabildiği hastalıklar arasında yer alır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Nöralterapi nasıl uygulanır?</strong></p>
<p>Nöralterapi uygulamasında öncelikle hastadan şikayetlerin başlangıcı, tetikleyen sebepler, geçirilmiş enfeksiyonlar ve operasyonlar, beslenme şekli gibi detaylı öykü alındığını kaydeden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Ardından detaylı fizik muayene yapılır.” dedi.</p>
<p>Enjeksiyon için tetik noktalar, sinir çıkışları, skarlar (yara dokuları) gibi noktaların belirlendiğini aktaran Dr. Kakı, “Belirlenen noktalara enjeksiyon yapılır. Uygulama genellikle ince uçlu iğnelerle yapılsa da bazı bozucu alan yada organ patolojilerinde, ganglion enjeksiyonlarında (sinir düğümlerine yapılan enjeksiyonlar) derin enjeksiyonlar tercih edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Nöralterapi bazı durumlarda uygulanamaz! </strong></p>
<p>Seans sayısının kişiye ve şikâyete göre değiştiğini vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Enjeksiyon sonrası hastalarda değişik refleks yanıtlar (nöralterapide buna fenomen denir) görülebilir. Bu fenomenler enjeksiyon bölgesi ve sıklığını planlamada yol göstericidir.” dedi.</p>
<p>Nöralterapinin kimlere uygulanamayacağı hakkında da bilgi veren Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Lokal anestezik alerjisi olanlar, ciddi kalp ritim bozukluğu olanlar, bazı özel durumlarda hamileler ve  kanama bozukluğu olanlarda uygulanmaz. Nöralterapi sonrası, enjeksiyon yerinde kızarıklık, kısa süreli baş dönmesi, geçici ağrı artışı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388">Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 09:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotikler]]></category>
		<category><![CDATA[çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Dirençli Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotiklerin yanlış ve gereksiz kullanımı, bu ilaçlara dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına yol açarak enfeksiyonların tedavisini zorlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334">Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antibiyotiklerin yanlış ve gereksiz kullanımı, bu ilaçlara dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına yol açarak enfeksiyonların tedavisini zorlaştırıyor. Bu durum hastalık sürelerinin uzamasına, hastanede yatışların ve ölüm riskinin artmasına neden olabiliyor. Hekimlerin böyle tablolarla karşılaştığında daha güçlü, daha pahalı ve daha fazla yan etkiye sahip ilaçlara yönelmek zorunda kaldığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Antibiyotikler ateş düşürücü ya da ağrı kesici değildir, bu nedenle her enfeksiyonda işe yaramaz. Gereksiz kullanımlar bugün fayda sağlamadığı gibi, yarın gelişen direnç nedeniyle daha ciddi bir hastalıkta kişinin tedavisiz kalmasına da yol açabilir” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin bu ilaçlara karşı etkisiz hale gelmesiyle ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunu. Bu durumun “sessiz pandemi” olarak adlandırıldığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Bu sessiz pandemi, COVID-19 gibi ani salgınlar kadar görünür olmasa da etkileri yavaş, sinsi ve süreklidir. Direnç kazanmış bu bakteriler seyahat, gıda ve çevre yoluyla tüm dünyaya yayılır. Dirençli enfeksiyonlar ise daha uzun hastane yatışlarına, daha maliyetli tedavilere ve artan ölüm riskine yol açar” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Evde kalan antibiyotikler hastalığı ağırlaştırabilir</strong></p>
<p>Her enfeksiyonda hastalığa neden olan bakterinin aynı olmadığını ve her antibiyotiğin tüm bakterilere aynı oranda etki edemeyeceğini belirten Çetinkaya, “Özellikle evde kalan bir antibiyotiğin aynı hasta tarafından tekrar kullanılması ya da bir yakınına tavsiye etmesi, hastalığın uzamasına ve daha ağır enfeksiyonlara yol açabilir. Üstelik bu ilaçlar çoğu zaman son kullanma tarihi geçmiş haldedir ve bu nedenle beklenen etkiyi göstermez. Özetle, antibiyotiklerin mutlaka hekim önerisiyle doğru şekilde kullanılması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Bağışıklığı zayıf kişiler için tehlike daha büyük</strong></p>
<p>Antibiyotiklere dirençli bakterilerin herkes için önemli bir risk oluşturduğunu söyleyen Çetinkaya, “Sık ve gereksiz antibiyotik kullanan kişiler farkında olmadan kendi vücutlarında dirençli bakterilerin gelişmesine zemin hazırlarlar. Bu dirençli bakteriler temas, eller, gıdalar ve yakın çevre yoluyla başkalarına da geçebilir. Başta kendi yakınları olmak üzere bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, dirençli enfeksiyonlara karşı daha savunmasızdır. Özellikle dikkat edilmesi gereken bireylere; yaşlılar, bebekler, kanser tedavisi görenler ve kronik hastalığı olanlar örnek verilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, vücutta antibiyotik direnci gelişmesine yol açabilecek altı hatalı alışkanlığı sıraladı:</p>
<ol>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanmak: Soğuk algınlığı, grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak, direnç gelişimine doğrudan katkı sağlar.</li>
<li>Antibiyotik tedavisini erken kesmek: Kullanılan ilaç keyfi olarak bırakıldığında en dirençli bakteriler hayatta kalır ve tekrar çoğalırlar.</li>
<li>Yanlış doz veya düzensiz antibiyotik kullanmak: Düşük dozlar bakterileri öldürmez, onları daha dirençli hale getirir.</li>
<li>Reçetesiz antibiyotik kullanmak: Doktor kontrolü olmadan kullanılan antibiyotikler çoğu zaman gereksizdir veya hastanın durumunu daha da kötüleştirir.</li>
<li>Başkasına yazılan antibiyotiği kullanmak: Her enfeksiyon için aynı antibiyotik etkili değildir, yanlış ilacı kullanmak direnci artırır. </li>
<li>Hayvancılık ve tarım sektöründe bilinçsiz antibiyotik kullanımı: Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonucu gelişen dirençli bakteriler, gıdalar yoluyla toplu şekilde insanlara geçebilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334">Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026 sektörün küresel buluşması görkemli bir finalle tamamlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/masters-of-events-by-ace-of-m-i-c-e-awards-2026-sektorun-kuresel-bulusmasi-gorkemli-bir-finalle-tamamlandi-607088</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 15:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[ace]]></category>
		<category><![CDATA[Ace Of M.ı.c.e.]]></category>
		<category><![CDATA[awards]]></category>
		<category><![CDATA[by]]></category>
		<category><![CDATA[En İyi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[events]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[masters]]></category>
		<category><![CDATA[of]]></category>
		<category><![CDATA[organizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası toplantı, etkinlik ve organizasyon sektörünün en prestijli platformlarından ACE of M.I.C.E., 23. yılında MICE dünyasını bir kez daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masters-of-events-by-ace-of-m-i-c-e-awards-2026-sektorun-kuresel-bulusmasi-gorkemli-bir-finalle-tamamlandi-607088">Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026 sektörün küresel buluşması görkemli bir finalle tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası toplantı, etkinlik ve organizasyon sektörünün en prestijli platformlarından <b>ACE of M.I.C.E.</b>, 23. yılında MICE dünyasını bir kez daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir araya getirdi. <b>17–18 Ocak 2026</b> tarihlerinde Elexus Hotel &#038; Convention ev sahipliğinde gerçekleşen <b>Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026</b>, iki gün boyunca sektör profesyonellerini iş birlikleri, B2B görüşmeler, sahne performansları ve prestijli ödül töreni etrafında buluşturdu.</p>
<p>Yaklaşık 14 milyar dolarlık ticari hacme sahip MICE sektörünün “Oscar”ları olarak kabul edilen organizasyon, 2026 yılında da ulusal ve uluslararası ölçekte sektöre değer katan referans bir platform olma konumunu güçlendirdi. ACE of M.I.C.E. 2026, yalnızca bir ödül töreni değil; sektörün bugününü ve geleceğini aynı zeminde buluşturan stratejik bir buluşma noktası olarak öne çıktı.</p>
<p><b>Katılımcılar</b></p>
<p>ACE of M.I.C.E. 2026 kapsamında, kurumsal markaların etkinlik, pazarlama ve satın alma karar vericileri; etkinlik ajansları; oteller, kongre ve toplantı merkezleri, DMC’ler, acenteler ve servis sağlayıcı firmalar ile turizm ve etkinlik sektörünün üst düzey yöneticileri iki gün boyunca yoğun bir program çerçevesinde bir araya geldi.<b> </b>Yüzlerce kurumsal markanın etkinlik satın alıcılarının yanı sıra kongre, acente ve etkinlik firmalarının üst düzey yöneticileri, iki gün boyunca hosted buyer (satın almacı) olarak ağırlandı.<b>  </b>Gerçekleştirilen B2B toplantılar, yeni iş birliklerinin temellerini oluştururken organizasyon, sektörün ticari potansiyeline doğrudan katkı sağladı.</p>
<p><b>Gala Gecesi</b></p>
<p><b>Işık, Sahne ve Prestijin Buluştuğu An</b></p>
<p>Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026’nın gala gecesi, güçlü sahne kurgusu, yüksek prodüksiyon kalitesi ve görsel atmosferiyle organizasyonun en çarpıcı anlarına sahne oldu. Kırmızı halıda başlayan gece, ödül töreninin ihtişamını daha ilk andan itibaren hissettiren akışıyla davetlileri karşıladı. Sahne tasarımı, ışık kullanımı ve ritmi yüksek geçişlerle ilerleyen gala gecesi, MICE sektörünün yaratıcılığını ve enerjisini yansıtan etkileyici bir deneyime dönüştü.</p>
<p>Gecenin sunuculuğunu Başak Koç üstlenirken, gala gecesinde sahne alan Cenk Eren, performansıyla davetlilere unutulmaz bir müzik ziyafeti sundu. Ödüllerin alkışlar eşliğinde sahiplerini bulduğu gece, sektör profesyonelleri için prestijli bir buluşma ve kutlama atmosferi yarattı.</p>
<p><b>MOE Party</b></p>
<p>Organizasyonun ikinci gününde gerçekleştirilen MOE Party<b>, </b>ACE of M.I.C.E. 2026’nın networking ruhunu daha enerjik ve sosyal bir atmosferle tamamladı. 18 Ocak gecesi sahne alan müzisyen Zeynep Büyükçınar’ın sahne performansı, DJ Merve Topuz ve DJ Yeşim Çankal setleriyle MOE Party’nin temposunu yükseltti. MOE Party, sektör profesyonellerinin bir araya gelerek bağlantılarını pekiştirdiği özel anlardan biri olarak öne çıktı.</p>
<p><b>Volkan Ataman</b>, <b>Dream Project CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi</b>, organizasyona ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “ACE of M.I.C.E., yıllar içinde sektörün doğal buluşma noktalarından biri haline geldi. 23. yılında da bu yapıyı koruyarak, profesyonellerin bir araya geldiği, fikir alışverişinde bulunduğu ve yeni iş birliklerinin temellerinin atıldığı verimli bir ortam oluşturduk. Katılımcıların ilgisi ve etkileşimi, organizasyonun sektördeki karşılığını bir kez daha gösterdi.”</p>
<p><b>Görkem Aydıner</b>, <b>Elexus Hotel &#038; Convention Genel Müdürü</b>, organizasyona ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “ACE of M.I.C.E. gibi uluslararası ölçekte bilinirliği olan bir organizasyona ev sahipliği yapmak, Elexus Hotel &#038; Convention ve Kuzey Kıbrıs için son derece değerli. İki gün boyunca sektörün önde gelen temsilcilerini tesisimizde ağırlamak, bölgemizin MICE alanındaki potansiyelini bir kez daha ortaya koydu.”</p>
<p><b>ÖDÜL ALANLAR</b></p>
<p>Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026 kapsamında, MICE sektöründe fark yaratan projeler alanında uzman 80 kişilik kurumsal jüri tarafından değerlendirilerek 30 farklı kategoride ödüllendirildi. Yaratıcılık, inovasyon, uygulama başarısı ve etki gücü kriterleri doğrultusunda verilen ödüller, sektörün güncel üretim gücünü ve vizyonunu yansıttı.</p>
<p><strong>Ödül verilen kategoriler şu şekilde yer aldı:</strong></p>
<p><strong>İstanbul Kongre ve Ziyaretçi Bürosu En İyi Spor Etkinliği:</strong> Decathlon Türkiye&#8217;nin En Hızlısı /Bro&#8217;event</p>
<p><strong>En İyi Çocuk Etkinliği:</strong> Decathlon Türkiye&#8217;nin En Hızlısı /Bro&#8217;event</p>
<p><strong>En İyi Etkinlik Prodüksiyonu:</strong> BYD Türkiye &#8211; BYD Teknoloji Şovu/Ondokuz Organizasyon &#038; Message İletişim</p>
<p><strong>En İyi Stant ve Etkinlik Alanı Tasarımı:</strong> BYD Türkiye &#8211; BYD Teknoloji Şovu/Ondokuz Organizasyon &#038; Message İletişim</p>
<p><strong>En İyi Hibrit/Dijital Etkinlik :</strong> Toyota Türkiye &#8211; Toyota Hybrid Moduna Geç &#038; Brekkie Breakfast Club İş Birliği /Ondokuz Organizasyon</p>
<p><strong>En İyi Zirve:</strong> TÜRKİYE E-TİCARET HAFTASI /AYYILDIZ</p>
<p><strong>En İyi Zirve Jüri Özel:</strong> Zirve 23 /Capital Events</p>
<p><strong>En İyi Belediye Etkinliği:</strong> 15. Uluslararası Ot Festivali / Çeşme Belediyesi</p>
<p><strong>Skyteam Airline Alliance  En İyi Sosyal Sorumluluk Projesi:</strong> Hayat İyi Yaşam Merkezi /Hayat Holding</p>
<p><strong>Döveç Construction En İyi Lansman Etkinliği:</strong> Mercedes-Benz Yeni CLA Türkiye Lansmanı /Mercedes-Benz Otomotiv</p>
<p><strong>Portaxe En İyi Davet Etkinliği:</strong> &#8220;100 Yıllık İmza&#8221; &#8211; Anadolu Sigorta 100. Yıl Gala Gecesi /Lobby Event Factory</p>
<p><strong>McArthurGlen Group En İyi Alışveriş Merkezi Etkinliği:</strong> Zorlu Yılbaşı Festivali / Zorlu Center</p>
<p><strong>Grand Harilton Hotel En İyi Incoming Incentive Etkinliği:</strong> Silk Route Classic&#8217;25 (Klasik Otomobillerle İpek Yolu Macerası ) / Jules Verne Business MICE Travel</p>
<p><strong>Trendy Hotels  En İyi Etkinlik:</strong> Yapı Kredi FEST /Setur</p>
<p><strong>Bumerang Group En İyi Incentıve Etkinliği:</strong> 70. Yıl Arçelik &#038; Beko Yetkili Satıcılar ve Yetkili Servisler Toplantısı /SETUR</p>
<p><strong>En İyi Influencer Kampanyası:</strong> Audi &#038; Alem Winter Summer Experience /d event and Experience</p>
<p><strong>En İyi Influencer Kampanyası Jüri Özel:</strong> Dyson  Festival De Cannes Experience /Allforbrands</p>
<p><strong>Metafour  En İyi Roadshow:</strong> Mercedes-Benz Sağlık Bakım Tırı /Oksijen Events &#8211; Oksijen Etkinlik ve Yönetim Danışmanlığı</p>
<p><strong>En İyi Roadshow Jüri Özel:</strong> Türk Telekom Selfy Fest /UNITS</p>
<p><strong>En İyi Moda Etkinliği:</strong> Hair by Schwarzkopf 2025 Kapadokya /Schwarzkopf Professional &#038; bluechip creative events</p>
<p><strong>En İyi Festival:</strong> İstanbul Festivali / Focus İstanbul </p>
<p><strong>En İyi Ses, Işık, Görüntü Uygulaması</strong>: İstanbul Festivali /Focus İstanbul </p>
<p><strong>En İyi Konser Etkinliği:</strong> Jennifer Lopez İstanbul Festivali Konseri /Focus İstanbul</p>
<p><strong>En İyi Halkla İlişkiler Etkinliği:</strong> Şerefiye Sarnıcı&#8217;nda Arçelik ile 5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü /Think Event</p>
<p><strong>En İyi Sürdürülebilirlik Projesi:</strong> Arçelik Back2Life &#8211; Geri Dönüşümden Sanata /Think Event</p>
<p><strong>En İyi Kültür &#038; Sanat Etkinliği:</strong> Astra Lumina İstanbul /Devin Etkinlik Yönetimi AŞ</p>
<p><strong>Air Arabia En İyi Çıkış Yapan Etkinlik Toplantı Yönetim Firması:</strong> Unilever DT MGU Lansmanı /The Vibe Creative</p>
<p><strong>Events</strong></p>
<p><strong>En İyi Gerilla Etkinliği:</strong> Oriflame &#8211; Glow &#038; Go Summer Tour /Proset Event &#038; Creative Agency</p>
<p><strong>En İyi Gerilla Etkinliği Jüri Özel: </strong>Cornetto x Hande Yener /Double Creative Events</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/masters-of-events-by-ace-of-m-i-c-e-awards-2026-sektorun-kuresel-bulusmasi-gorkemli-bir-finalle-tamamlandi-607088">Masters of Events by ACE of M.I.C.E. Awards 2026 sektörün küresel buluşması görkemli bir finalle tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktive]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[modundan]]></category>
		<category><![CDATA[Sarılma]]></category>
		<category><![CDATA[sarılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla, sarılmanın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766">Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla, sarılmanın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarıyor!</strong></p>
<p>Sarılmanın, basit bir temas gibi görünse de beyin ve sinir sistemi açısından oldukça güçlü bir düzenleyici etkisi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Nörobiyolojik açıdan bakıldığında sarılma, insan bedenine ‘güvendesin’ mesajı veren en temel uyaranlardan biridir.” dedi.</p>
<p>Sarılma sırasında beyinde başta oksitosin olmak üzere bazı nörokimyasal maddelerin salınımının arttığını aktaran Erol, “Oksitosin, bağlanma, güven ve sakinlik duygusuyla ilişkilidir. Aynı anda stres hormonu olarak bilinen kortizol düzeyi düşmeye başlar. Bu denge değişimiyle birlikte kişi daha sakin, daha bağlı ve daha regüle hisseder. Kalp atışları yavaşlar, nefes derinleşir ve kas gerginliği azalır. Yani sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinir sistemi, sarılma yoluyla gevşeme fırsatı buluyor! </strong></p>
<p>Sarılmanın özellikle parasempatik sinir sistemini aktive ettiğine değinen Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu sistem, bedenin dinlenme ve onarım modudur.” dedi.</p>
<p>Günlük yaşamda sürekli tetikte olan sinir sisteminin, sarılma yoluyla kısa süreli de olsa gevşeme fırsatı bulduğunu kaydeden Erol, “Bu yüzden sarıldıktan sonra birçok kişi rahatladığını ya da daha iyi hissettiğini ifade eder. Bu his psikolojik olduğu kadar biyolojiktir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sarılma, duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebilir! </strong></p>
<p>Yalnızlığın sadece duygusal bir durum olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Beyinde tehdit algısını artıran bir süreçtir. Fiziksel temasın azalması, beynin sosyal güvenlik sinyallerini zayıflatır.” dedi.</p>
<p>Sarılmanın ise bu sinyalleri yeniden aktive ederek kişiye ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiğini dile getiren Erol, bu nedenle sarılmanın, özellikle duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, stres sistemini aktive edebilir! </strong></p>
<p>Çocuklarda sarılmanın, gelişmekte olan sinir sistemi için temel bir düzenleyici olduğunun altını çizen Klinik Psikolog İpek Erol, “Güvenli ve tutarlı fiziksel temas, çocuğun stres sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Sarılan çocuk, duygularının fark edildiğini hisseder ve bu deneyim beyninde duygu düzenleme yollarının gelişmesini destekler.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların ilerleyen yaşlarda duygularını daha iyi tanıyacağını, sakinleşme becerilerinin daha güçlü olacağını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sarılma, çocuk beyninde güven ve sakinlik duygusunu destekleyen güçlü bir düzenleyicidir; ancak etkili ve sağlıklı olabilmesi için sınırlarla birlikte düşünülmeli. İstenmeyen, zorlayıcı ya da ani temas ise tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Yani aynı davranış, rıza yoksa beyin tarafından ‘tehdit’ olarak algılanabilir.</p>
<p>Sağlıklı sarılmanın sınır ilkelerinin başında ‘rıza’ gelir. ‘Sarılabilir miyim?’ gibi basit bir soru, çocuğun bedenine saygıyı öğretir. Zamanlama da önemli bir noktadır. Çocuk yoğun öfke, korku ya da utanç içindeyken sarılmak istemeyebilir. Böyle durumlarda önce regülasyon, sonra temas daha uygundur. Sarılmanın süresi ve yoğunluğu da önemlidir. Kısa ve yumuşak temas, çocuğun sinir sistemi için genellikle daha güvenlidir. Sarılmak istemeyen çocuk için el tutma, yanına oturma, göz teması gibi seçenekler sunulabilir.</p>
<p>Sarılmak her bireyde psikolojik açıdan aynı etkiyi yaratmaz. Nörobiyolojik olarak sarılmanın yatıştırıcı etkisi ancak kişi kendini güvende hissediyorsa ortaya çıkar. İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Bu nedenle sarılmanın iyileştirici olması için rıza, zamanlama ve karşı tarafla kurulan güven ilişkisi belirleyicidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766">Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış Aylarında Gripten Korunmanın 6 Etkili Yolu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-gripten-korunmanin-6-etkili-yolu-606618</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606618</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk havaların etkisini artırdığı, kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirdiğimiz kış aylarında grip, nezle ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-gripten-korunmanin-6-etkili-yolu-606618">Kış Aylarında Gripten Korunmanın 6 Etkili Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk havaların etkisini artırdığı, kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirdiğimiz kış aylarında grip, nezle ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Gripten korunmak ya da hastalığı daha hafif atlatmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Doğru beslenerek vücudun savunma mekanizmalarını güçlendirmek bu hastalıklara karşı doğal bir kalkan oluşturabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, bağışıklık sistemini güçlendiren beslenme yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Protein, vitamin ve antioksidan içeren besinleri tercih edin</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi; virüs, bakteri ve diğer zararlı mikroorganizmalara karşı vücudu koruyan karmaşık bir savunma ağıdır. Bu sistemin hücreleri; vitaminlere, minerallere, proteine ve antioksidanlara ihtiyaç duyar. Yetersiz ve dengesiz beslenme, bağışıklık hücrelerinin sayısını ve etkinliğini azaltarak grip gibi enfeksiyonlara yakalanma riskini artırır. Grip ve nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için bu yöntemler; </p>
<ol>
<li><strong>Savunmanın Temel Taşı Protein:</strong> Bağışıklık hücrelerinin yapımı için yeterli protein alımı şarttır. Yumurta, yoğurt, kefir, balık, tavuk, hindi, kırmızı et, kuru baklagiller; grip savar beslenmenin olmazsa olmazlarıdır. Özellikle iştahsızlığın arttığı hastalık dönemlerinde, çorbalara eklenen et, tavuk veya bakliyatlar protein alımını destekler. </li>
<li><strong>En Bilinen Bağışıklık Destekçisi C Vitamini:</strong> C vitamini, bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır ve enfeksiyon süresinin kısalmasına yardımcı olabilir. Portakal, mandalina, limon, kivi, kuşburnu, kırmızı biber, brokoli ve maydanoz en zengin kaynaklardır. C vitamini kaybı olmaması için bu gıdalar çiğ olarak tüketilmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki C vitamini tek başına mucize değildir; düzenli ve yeterli alımı önemlidir.</li>
<li><strong>Solunum Yollarının Koruyucusu A Vitamini ve Beta Karoten:</strong> A vitamini, burun ve boğaz mukozasının bütünlüğünü koruyarak virüslerin vücuda girişini zorlaştırır. Havuç, balkabağı, ıspanak, roka, yumurta sarısı ve süt ürünleri bu açıdan değerlidir. </li>
<li><strong>Bağışıklık Hücrelerinin Gizli Kahramanları Çinko ve Demir:</strong> Çinko eksikliği, enfeksiyonlara yatkınlığı artırır. Kırmızı et, kabak çekirdeği, tam tahıllar ve baklagiller iyi çinko kaynaklarıdır. Demir ise oksijen taşınmasını sağlayarak bağışıklık hücrelerinin etkin çalışmasına katkıda bulunur. Kırmızı et, ciğer, mercimek, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler demir kaynağıdır. Demir kaynağı gıdaların emilimini artırmak için C vitamini kaynağı olan besinlerle birlikte tüketilmelidir. Bitkisel demir kaynağı içeren gıdalarla birlikte süt ürünü tüketilmemelidir. Örneğin ıspanak yemeği ile yoğurt birlikte tüketildiğinde ıspanaktaki demirin emilimi azalmaktadır. </li>
<li><strong>Bağırsak Sağlığı Güçlü Bağışıklık Sistemi Demektir Probiyotikler: </strong>Bağışıklık hücrelerinin yaklaşık büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunur. Yoğurt, kefir, ev yapımı turşu ve fermente gıdalar; bağırsak florasını destekleyerek vücudun hastalıklara karşı direncini artırır. Şeker, işlenmiş ve katkı maddesi içeren gıdalar ise bağırsak sağlığını olumsuz etkilediği için bağışıklığı zayıflatabilmektedir. </li>
<li><strong>Bağışıklığın Sessiz Destekçileri Antioksidanlar:</strong> Grip ve benzeri enfeksiyonlar sırasında vücutta oksidatif stres artar. Antioksidanlar, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirerek bağışıklık sisteminin daha güçlü ve dengeli çalışmasına yardımcı olur. Renkli sebze ve meyveler antioksidanlardan zengindir. Özellikle nar, yaban mersini, üzüm, portakal, kivi, havuç, balkabağı ve koyu yeşil yapraklı sebzeler; bağışıklık hücrelerini destekleyen önemli bileşenler içerir. Yeşil çay, zerdeçal ve zencefil gibi besinler ise antiinflamatuar etkileriyle hastalık sürecinin daha hafif geçirilmesine katkı sağlar. Antioksidanlar en etkili şekilde doğal besinler yoluyla alınır. Bilinçsiz kullanılan takviyeler yerine, çeşitli ve dengeli bir beslenme modeli bağışıklık sistemi için en güvenilir yaklaşımdır.</li>
</ol>
<p><strong>Grip ve nezleyi daha hafif atlatmak için bol sıvı tüketin</strong></p>
<p>Yeterli sıvı alımı; boğazın nemli kalmasını sağlar, toksinlerin atılmasına yardımcı olur ve ateşle artan sıvı kaybını telafi eder. Suya ek olarak ıhlamur, adaçayı, ekinezya, zencefil-limon gibi bitki çayları tercih edilebilir. Ancak bitki çaylarının da aşırı tüketilmemesi gerektiği ve bazı ilaçlarla etkileşime girdiği unutulmamalıdır, bu nedenle kronik hastalığı olan kişiler tüketmeden önce mutlaka hekimine danışmalıdır. Grip döneminde aşırı şeker tüketimi bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltabilir. Paketli gıdalar, şekerli içecekler ve aşırı rafine karbonhidratlar yerine; doğal, ev yapımı ve besleyici öğünler tercih edilmelidir. Alkol tüketimi de bağışıklık sistemini baskılayıcı etki gösterebilir.</p>
<p><strong>Bağışıklık dostu çorba </strong></p>
<p>Gripten korunmak yalnızca birkaç günlük bir çaba değil; bütüncül bir yaşam tarzının sonucudur. Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku, stres yönetimi ve fiziksel aktivite bir araya geldiğinde bağışıklık sistemi en güçlü haline ulaşır. Unutmayın, mutfakta atılan küçük ama doğru adımlar, kış aylarını daha sağlıklı ve enerjik geçirmenin anahtarıdır.</p>
<p>Soğuk kış günlerinde bağışıklık sistemini desteklemenin en pratik yollarından biri, besin değeri yüksek ve sindirimi kolay çorbalardır. Aşağıdaki tarif; protein, antioksidan, vitamin ve mineralleri bir araya getirerek grip döneminde vücudu desteklemeyi amaçlar. Bu çorba; iştahsızlık, boğaz hassasiyeti ve halsizlik gibi grip belirtilerinin görüldüğü dönemlerde, ana öğün yerine veya destekleyici bir öğün olarak rahatlıkla tüketilebilir.</p>
<p>Malzemeler (4 porsiyon):</p>
<ul>
<li>1 adet orta boy soğan</li>
<li>1 diş sarımsak</li>
<li>1 adet havuç</li>
<li>1 küçük kâse kırmızı mercimek</li>
<li>1 yemek kaşığı zeytinyağı</li>
<li>1 çay kaşığı zerdeçal</li>
<li>1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil</li>
<li>5–6 su bardağı sıcak su veya ev yapımı tavuk suyu</li>
<li>Tuz, karabiber</li>
<li>Servis için birkaç damla limon suyu</li>
</ul>
<p><strong>Hazırlanışı:</strong></p>
<p>Zeytinyağını tencereye alın, doğranmış soğan ve sarımsağı hafifçe kavurun. Küp doğranmış havucu ve yıkanmış kırmızı mercimeği ekleyin. Zerdeçal ve zencefili ilave ederek kısa süre karıştırın. Üzerine sıcak su veya tavuk suyunu ekleyip mercimekler yumuşayana kadar pişirin. Piştikten sonra çorbayı blenderdan geçirin, tuz ve karabiber ekleyin. Servis ederken birkaç damla limon suyu ilave edin.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-gripten-korunmanin-6-etkili-yolu-606618">Kış Aylarında Gripten Korunmanın 6 Etkili Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor. </strong>Zorbalığa maruz kalan öğrencilerde içe kapanma, okuldan uzaklaşma ve akademik başarısızlık gibi belirtilerin sıkça görüldüğünü belirten Büyükşehir Belediyesi Psikologları, uygun destekle çocukların yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak, özgüvenini yeniden kazanabileceğini belirtti.</p>
<p><b>ÇOCUKLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ</b></p>
<p>Sosyal medya başta olmak üzere ekranlara yansıyan görüntüler akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Öğrenciler arasında fiziksel, sözel ve psikolojik şiddet olarak kendini gösteren durum çocukların geleceği için önemli bir risk barındırıyor. Psikologlar, zorbalığın yalnızca mağdur olan öğrencileri değil, zorbalığı uygulayan ve tanık olan çocukları da olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Bu kapsalda Büyükşehir Belediyesi Lokomotif Çocuk Köyü Psikoloğu Bedriye Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların görünmeyen mücadelesidir” dedi.</p>
<p><b>“ALAY EDİLMEK ÇOCUĞUN BENLİK ALGISINI ZEDELİYOR”</b><br />Akran zorbalığının çocukların gelişimini kötü yönde etkilediğine dikkat çeken Psikolog Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların psikolojik sağlamlığını doğrudan etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğurabilen ciddi bir risk faktörüdür. Alay edilmek, dışlanmak, tehdit edilmek ya da sosyal ortamlarda küçük düşürülmek çocuğun benlik algısını zedelerken, kendine dair olumsuz inançlar geliştirmesine ve akademik motivasyonunun düşmesine yol açabilir. Örneğin sınıf içinde sürekli lakap takılan bir çocuk, zamanla ‘Ben zaten yetersizim’ düşüncesini içselleştirebilir ve derse katılmaktan kaçınabilir. Aynı zamanda çocuğun kendini güvende hissetme ihtiyacını sarsarak, sosyal ilişkilerden geri çekilmesine neden olabilir. Teneffüsler de yalnız kalmayı tercih eden ya da grup çalışmalarında geri planda duran çocuklar bu geri çekilmenin sık görülen örneklerindendir” dedi.</p>
<p><b>“DAVRANIŞSAL SİNYALLER AİLELER İÇİN BİRER İPUCUDUR”</b></p>
<p>Açıklamalarına devam eden Bedriye Gizem Top, “Saha gözlemlerimde, zorbalığa maruz kalan birçok çocuğun yaşadıklarını sözel olarak ifade etmekte zorlandığını, ancak davranışlarıyla güçlü sinyaller verdiğini görüyorum. Okula gitmek istememe, ani ders başarısı düşüşleri, içe kapanma, kaygı belirtileri, öfke patlamaları, uyku ve iştah değişiklikleri ile özgüvende belirgin azalma bu sinyaller arasında yer almaktadır. Çocuğun verdiği bu sinyaller aileler için önemli bir ipucudur. Örneğin daha önce okula severek giden bir çocuğun sabahları karın ağrısı bahanesiyle okula gitmek istememesi ya da akşamları yoğun huzursuzluk yaşaması, altta yatan bir zorbalık deneyiminin işaretleri olabilir. Çoğu zaman çocuklar, yaşadıklarını anlatmanın bir çözüm getirmeyeceğine ya da daha fazla sorun yaratacağına inanarak sessiz kalmayı tercih edebilirler. Bazı çocuklar ‘Şikâyet edersem daha çok dalga geçerler’ düşüncesiyle yaşadıklarını saklar. Bu noktada ebeveynlere ve bakım verenlere önemli sorumluluklar düşmektedir” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUĞUN YAŞADIKLARINI KÜÇÜMSEMEYELİM”</b></p>
<p>Çocuğun anlattıklarını küçümsemek, ‘takma kafana’ ya da ‘herkesin başına gelir’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmenin çocuğun yalnızlık ve çaresizlik duygusunu arttırabildiğini ifade eden Top, “Örneğin yaşadığı zorbalığı paylaştığında ciddiye alınmadığını hisseden bir çocuk, bir sonraki adımda tamamen içine kapanabilir. Bunun yerine, yargılamadan dinlemek, duygularını geçerli kılmak ve çocuğa yalnız olmadığını hissettirmek koruyucu bir etki sağlar. ‘Bunu yaşaman çok zor olmalı, birlikte ne yapabileceğimize bakalım’ gibi ifadeler çocuğun güven duygusunu güçlendirir. Gerekli durumlarda okul ile iş birliği yapmak ve profesyonel destek almak, sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından oldukça önemlidir. Erken fark edilen akran zorbalığı, doğru psikososyal destekle ele alındığında çocuğun psikolojik sağlamlığını güçlendirebilir ve kalıcı olumsuz etkiler bırakmadan yönetilebilir. Uygun destek alan birçok çocuk, yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak özgüvenini yeniden kazanabilmektedir” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlik Aşıları Bir Efsane mi? Kolajen Gerçekten Cildi Gençleştiriyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclik-asilari-bir-efsane-mi-kolajen-gercekten-cildi-genclestiriyor-mu-604385</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[cildi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[Cilt Yaşlanması]]></category>
		<category><![CDATA[dermatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gençleştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[kolajen]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda “gençlik aşıları” ve kolajen takviyeleri, cilt sağlığını desteklemek isteyen pek çok kişinin gündeminde yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-asilari-bir-efsane-mi-kolajen-gercekten-cildi-genclestiriyor-mu-604385">Gençlik Aşıları Bir Efsane mi? Kolajen Gerçekten Cildi Gençleştiriyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda “gençlik aşıları” ve kolajen takviyeleri, cilt sağlığını desteklemek isteyen pek çok kişinin gündeminde yer alıyor. Bu uygulamaların nasıl etki gösterdiği, kimler için ne ölçüde fayda sağlayabileceği ve beklentilerin nasıl şekillendirilmesi gerektiği ise en az uygulamaların kendisi kadar önemli. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, gençlik aşıları ve kolajenin cilt kalitesini destekleyen uygulamalar olduğunu ve doğru etkiyi görebilmek için nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Gençlik Aşısı Gerçekten Gençlik mi Sağlıyor?</strong></p>
<p>Pek çok kişinin gençlik aşılarıyla daha canlı, daha parlak ve daha sağlıklı görünen bir cilt elde etmeyi hedeflediğini belirten <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Ancak bu noktada kavramı doğru tanımlamak önem taşıyor. Gençlik aşıları, adının çağrıştırdığının aksine klasik anlamda bir aşı değildir. Bu uygulamalar; cildin ihtiyacına göre hyalüronik asit, vitaminler ve benzeri destekleyici içeriklerin cilt altına verilmesini amaçlayan dermatolojik işlemler olarak tanımlanır. Temel amaç, cildin nem dengesini desteklemek ve genel cilt görünümünü iyileştirmektir” diyor. </p>
<p><strong>Kolajen Cilt Yaşlanmasını Durduruyor Mu?</strong></p>
<p>Kolajen kullanımı ile ilgili de bilgi veren <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>,” Güncel bilimsel çalışmalar, düzenli kullanılan kolajen takviyelerinin cildin elastikiyetini ve nem dengesini destekleyebileceğini gösteriyor. Ancak bu etki, kolajenin tek başına cilt yaşlanmasını durdurduğu ya da cildi yıllar öncesine taşıdığı anlamına gelmiyor. Elde edilen faydalar; kişinin yaşı, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve günlük cilt bakım rutiniyle yakından ilişkili. Bu nedenle kolajen ve benzeri takviyeler, tek başına bir çözüm olarak değil, cilt sağlığını korumaya yönelik bütüncül bir yaklaşımın tamamlayıcı bir parçası olarak değerlendirilmelidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Cilt Yaşlanmasında Tek Bir Çözüm Yok</strong></p>
<p>Ne gençlik aşıları ne de kolajen takviyelerinin cilt yaşlanmasını tek başına tersine çeviremeyeceğini belirten <strong>Dr. Ayşenur Şam Sarı, </strong>“Çünkü cilt yaşlanması yalnızca takvim yaşıyla değil; güneş ışınlarına maruz kalma, çevresel etkenler ve yaşam tarzı gibi pek çok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkan çok boyutlu bir süreçtir. Bu nedenle en etkili yaklaşım, cildi tek bir yöntemle değil; güneşten korunma, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış topikal ürünler, uygun dermatolojik uygulamalar ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alındığı, kişiye özel bir stratejiyle desteklemektir” diyor. </p>
<p><strong>Gerçekçi Beklentilerle Daha Sağlıklı Bir Cilt</strong></p>
<p>Gençlik aşıları ve kolajen uygulamalarının doğru hasta seçimi ve gerçekçi beklentilerle ele alındığında cilt kalitesini destekleyici yaklaşımlar sunduğunu söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, </strong>“Bu uygulamaların bilimsel sınırlarının net biçimde çizilmesi, abartılı pazarlama söylemlerinden ayrıştırılması ve mutlaka dermatoloji uzmanı rehberliğinde planlanması büyük önem taşır. Estetik dermatolojide kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar; kısa vadeli vaatlerden çok, bilimsel kanıta dayalı, kişiye özel ve uzun vadeli cilt sağlığını merkeze alan yaklaşımlarla mümkün olmaktadır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-asilari-bir-efsane-mi-kolajen-gercekten-cildi-genclestiriyor-mu-604385">Gençlik Aşıları Bir Efsane mi? Kolajen Gerçekten Cildi Gençleştiriyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Affetmek nasıl özgürleştirir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Affedici]]></category>
		<category><![CDATA[Affetme]]></category>
		<category><![CDATA[affetmek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[özgürleştirir]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskın</strong></p>
<p>İnsanların kendilerini kötü hissettiren bir olay veya kişiye karşı öç alma, kaçınma ya da affedicilik gibi üç farklı tepki geliştirebildiğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskındır. ‘Bana yaptıysa ben de yaparım’ şeklinde bir tepki oluşur. Zayıf ve kaçıngan kişiliklerde ise kişi olaydan uzaklaşır, izolasyona gider. Bu iki uç da ruhsal dengeyi bozar. Oysa affedicilikte kişi olayı analiz eder, ‘Ne kadarından ben sorumluyum ne kadarından değilim?’ diye düşünür ve süreci kabullenmeye çalışır.” dedi.</p>
<p><strong>Affedememek biyolojik bir yük oluşturur</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca psikolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren nörobiyolojik bir etki yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kin, öfke, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygular beyindeki ‘beş karanlık atlı’dır. Bu duygular aktifleştiğinde beyinde asidik kimyasallar salgılanır. Bu durum bağışıklık sistemini zayıflatır, stres hormonlarını artırır. En çok mide ve bağırsak sistemi etkilenir, depresif kişilerde cilt rahatsızlıkları görülür. Kronik stres, uzun vadede kanser gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Affetmemek kibirdir</strong></p>
<p>Bazı kişilik yapılarının affetmeye dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsistik ve paranoyak eğilimli bireylerin en çok affedemeyen gruplar arasında yer aldığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Affetmemek kibirdir. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler eleştiriyi haksızlık gibi algılar, kin tutar, unutmamakla övünür. Onlar için affetmek zayıflıktır. Ancak bu kişilerde kronik stres çok fazladır ve bu kadar zihinsel yükle uzun yaşamak mümkün değildir. Paranoyak kişilikler de benzer şekilde kendilerine yöneltilen eleştirileri tehdit gibi algılarlar. Bu kişiler unutamaz, affedemez, hep hesap tutar. ‘Deve kini’ denilen bu durum ilişkileri bozar, güveni yok eder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek mümkün değilse kabullenmek gerekir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ihanet, aldatma veya adaletsizlik gibi olaylarda affetmenin her zaman mümkün olmadığını ancak kişinin “radikal kabullenme” yoluyla zihinsel yükünü hafifletebileceğini ifade ederek, “Bazen karşı taraf özür dilemez, affedilecek bir durum da yoktur. Bu durumda kişi ‘Evet, haksızlığa uğradım. Affedemiyorum ama kabulleniyorum’ diyebilir. Bu, duygusal bir kapanıştır. Kişi olayı kutuya koyar, rafa kaldırır ve hayatına devam eder. Böylece affetmeden de unutmayı başarabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan adaletsizlik travma bırakır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklukta yaşanan haksızlıkların bireyin yaşamı boyunca kalıcı izler bıraktığını ifade ederek, “Bir olayda, dövülen bir çocuk karakola götürülüyor ve döven kişi rütbeli biri olduğu için çocuk ondan özür dilemeye zorlanıyor. Çocuk altını ıslatmış halde el öptürülüyor. Bu olay çocuğun zihninde fotoğraf gibi kalır. Ancak ilerleyen yıllarda bu çocukta haksızlığa karşı güçlü bir duyarlılık gelişebilir. Travma bazen kişilik olgunlaşmasını da tetikleyebilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Affetmek kişiyi özgürleştirir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişiyi hem ruhsal hem de bedensel anlamda özgürleştirdiğini belirterek, “Affetmek, geçmişin zincirlerinden kurtulmak demektir. Kişi affettiği zaman kendini özgürleştirir. Affetmeyen kişi ise geçmişte yaşadığı olayın mahkûmu olur. Olay bitmiş olsa bile zihin onu yeniden yaşar. Bu nedenle affetmek, bir erdem olmanın ötesinde, kişinin kendi sağlığına yaptığı en büyük yatırımdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmenin antidepresan etkisi var</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca ilişkileri onarmadığını, aynı zamanda kişinin psikolojik yükünü hafiflettiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, affetmenin beyindeki antidepresan etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Affeden kişi kendi içindeki yükü atar, özgürleşir. Sosyal bağlanma teorisine göre affetme, güven ilişkisini yeniden kurar ve sosyal bağları güçlendirir. Psikolojik olarak da kişinin kaygısını ve depresif yükünü azaltır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmeyi başaramayan kişilerde çözülmemiş yas ve tamamlanmamış travma belirtileri görüldüğünü söyleyerek, “Kişi affedemediğinde, travmayı yeniden ve yeniden yaşar. Bu, beyinde açık kalmış bir dosya gibidir. Kapatılmadığı sürece zihni yavaşlatır, kişiyi duygusal olarak tüketir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek sadece karşı tarafı bağışlamak anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca karşı tarafı bağışlamak değil, aynı zamanda radikal kabullenme ve kendini affetme süreci olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendini affedebilmesi için önce öz farkındalığı olması gerekir. Eğer kişi her olayı başkasına bağlıyorsa, hep ‘o hata yaptı, o özür dilesin’ diyorsa, affetme sürecini tamamlayamaz. Oysa olayı analiz edip kendi payını görebilen kişi, travmayı fırsata dönüştürmeyi başarabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Affetmenin ilişkilerde uzlaşmayı ve yeniden yapılanmayı da kolaylaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir ilişkiye yatırım yapılırsa, affedicilik sayesinde nefretin sevgiye, kırgınlığın güvene dönüşmesi mümkündür. Bu, duygusal regülasyonun bir sonucudur.” dedi.</p>
<p>Affetme sürecinde samimiyetin nörobiyolojik etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Samimiyetin nörobilimi var. Ayna nöronlar, duygusal okuryazarlığımızı yönetir. Empatisi yüksek kişiler karşısındakini hisseder. Ancak aşırı empati, kişinin benlik saygısını düşürür. Benlik algısı çok düşerse depresyon, çok yükselirse narsisizm gelişir. Bu dengeyi kurabilen kişiler, sağlıklı bağlar oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affetmenin bir yönü de öz şefkat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişide duygusal kırılganlık oluşturduğunu ancak bu kırılganlığın doğru yönetildiğinde travmayı çözümlemenin en etkili yolu olduğunu dile getirerek, “Affedemeyen kişi, geçmişle şimdi arasındaki duygusal dosyayı kapatamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Affetmenin bir yönünün de öz şefkat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kişi haksızlığa uğradığında hemen kendini suçlama eğilimindeyse, öz şefkat geliştirmemiştir. Öz şefkatte ‘ortak insanlık değeri’ vardır. Hatasız insan yoktur. Hata yapabilirlik insana özgüdür. Kişi ‘Bu hata bana ne öğretti?’ diyebilirse, tehdit boyutunu değil fırsat boyutunu görür. Hatalarını dönüştürebilen kişiler, olumsuz duyguları olumluya çevirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artıyor</strong></p>
<p>Affedemeyen kişilerin çoğunun geçmişten getirdiği duygusal yükleri ilk karşılaştığı olaylara yansıttığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan trafikte orantısız öfkeleniyorsa, sırtında duygusal çöpler taşıyor demektir. Birikmiş öfkesini, ilk karşısına çıkan kişiye boşaltıyor. Linç kültürünün psikolojisi de budur.” dedi.</p>
<p>Affetmemenin bedensel etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artar. Beyin ACTH salgılayarak böbreküstü bezini uyarır. Kortizol pompalanır, vücut savaş haline girer: damar direnci artar, kaslar kasılır, tansiyon yükselir. Bazı insanlar kaç tepkisi verir, damarlar gevşer, tansiyon düşer. Hatta ani stres şokuyla ölen insanlar bile vardır. Adli tıpta travma izi bulunmayan ölümler, çoğu zaman kortizol fırtınasına bağlı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affedicilik cinsiyete göre farklılaşıyor…</strong></p>
<p>Cinsiyetler arasında affediciliğin biyolojik temellerine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kadın ve erkek stres altında farklı hormonlar salgılar. Kadında oksitosin salgısı artar, bu da sakinlik ve şefkat oluşturur. Erkekte vazopressin salgısı artar, damarları sıkar, liderlik ve sahiplenme davranışını tetikler. Kadın iç ilişkilerde, erkek dış ilişkilerde daha travmatiktir. Bu genetik roller, affedicilik farklarını da açıklar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir denge</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yok saymanın affediciliğin bir savunma biçimi olduğunu belirterek, “Uzaklaşmak kaçınma davranışıdır. Eğer kişi ‘Bu kişi üzülmeye bile değmez’ diyorsa, bu bir travma çözümüdür. Ama kişi olayı sürekli düşünüyorsa, o artık izolasyondur. Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir dengedir. İntikam toplumu yıkar, sosyal ilişkileri bozar. Kişi öfkesini günlerce yaşatırsa en büyük zararı kendine verir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin aynı zamanda sevgi ve değer temelli bir mesaj taşıdığını söyleyerek, “Affetmek, ‘Sen benim için önemlisin, değerlisin’ mesajıdır. Karşısındaki kişi empati yapabiliyorsa, bu bağları güçlendirir. Ancak merhamet ve utanma duygusu zayıf kişiler affedemez. Karşısındakine acı çektirmekten haz alırlar.” diye konuştu.</p>
<p>Son yıllarda affediciliğin yalnızca ahlaki veya dini bir konu olmaktan çıkarak nörobilimsel bir çalışma alanına dönüştüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Affetme, sadece manevi ya da felsefi bir kavram değil; nörobiyolojik bir süreçtir. Beynin stres sistemini düzenler, kortizol salınımını dengeler. Son 10 yılda affedicilikle ilgili çok sayıda bilimsel yayın çıktı. Çünkü artık biliyoruz ki, affetmek ruhu değil, bedeni de iyileştiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem</strong></p>
<p>Affediciliğin hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl ki aile içinde anne-baba affedici ise, çocuk da bunu rol model alır. Aynı durum toplum için de geçerlidir. Lider affedici ise toplum affedicidir, lider kinciyse toplum da kinci olur.  Yani affedicilik de sahtecilik de bulaşıcıdır. Toplumsal değerlerin şekillenmesinde rol model kişilerin büyük etkisi vardır.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEGV geleceğe iz bırakmak isteyenleri gönüllü olmaya davet ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tegv-gelecege-iz-birakmak-isteyenleri-gonullu-olmaya-davet-ediyor-603541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 07:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[isteyenleri]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[olmaya]]></category>
		<category><![CDATA[tegv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603541</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” anlayışıyla çağdaş nesillerin yetişmesine katkı sunan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na (TEGV), gönüllü başvuruları başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tegv-gelecege-iz-birakmak-isteyenleri-gonullu-olmaya-davet-ediyor-603541">TEGV geleceğe iz bırakmak isteyenleri gönüllü olmaya davet ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” anlayışıyla çağdaş nesillerin yetişmesine katkı sunan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na (TEGV), gönüllü başvuruları başladı. Türkiye’nin dört bir yanındaki etkinlik noktalarında çocuklara nitelikli eğitim desteği sunan TEGV’in tüm çalışmaları, gönüllülerin özverisiyle hayat buluyor. TEGV, gönüllülüğü yalnızca bir destek faaliyeti olarak değil; çocuklar, toplum ve gönüllüler için dönüştürücü bir sosyal etki alanı olarak ele alıyor.</p>
<p>Zamanlarını, bilgi ve deneyimlerini çocuklarla paylaşan gönüllüler; çocukların özgüvenli, sorgulayan ve güçlü bireyler olarak yetişmesine destek oluyor. Kuruluşundan bu yana 3.3 milyondan fazla çocuğa, 108 binin üzerinde gönüllüye ulaşan TEGV’in yaygın gönüllü ağı; her yıl binlerce yeni gönüllünün katılımıyla büyümeye devam ediyor. TEGV’de çocuklar, gönüllü “abla” ve “ağabey”lerinin rehberliğinde öğrenirken; gönüllüler de toplumsal fayda yaratmanın değerini deneyimliyor. Çocuklarla kurulan bağ, ekip çalışması ve ortak bir amaç etrafında bir araya gelmek; gönüllülerin toplumsal aidiyet duygusunu pekiştiriyor. </p>
<p>Geçmişte TEGV etkinliklerine katılan birçok çocuk ise bugün gönüllü olarak vakfa geri dönüyor; edindikleri kazanımları yeni nesillere aktararak gönüllülük zincirinin bir parçası oluyor. TEGV, eğitimin dönüştürücü gücüne inanan ve geleceğe umutla katkı sunmak isteyen herkesi, “Gönüllü ol, gelecekte izin olsun” çağrısıyla gönüllü olmaya davet ediyor.</p>
<p><strong>Nasıl TEGV gönüllüsü olunur</strong></p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanında etkinlik noktalarıyla çocuklara ulaşan TEGV’de gönüllü olmak için 18 yaşını doldurmuş ve lise mezunu olmak gerekiyor. İstisnai gönüllülük kapsamında izin süreçlerine bağlı olarak 15-17 yaş gönüllü desteği de sağlanabiliyor. Bu koşullara sahip, çocuk sevgisiyle dolu herkes TEGV’de gönüllü olabilir. Başvuru sürecinde; çocuk ve eğitim hassasiyetini merkeze alan, TEGV’in kurumsal yapısıyla uyumlu ve ISO kalite anlayışı çerçevesinde tasarlanan Adım Adım Gönüllülük Modeli uygulanıyor. www.tegv.org sitesinden başvuru yaparak gönüllü olabilmenin ilk adımı atılıyor. Daha sonra vakıf tanıtımını, temel gönüllü eğitimini ve program gönüllü eğitimini kapsayan ‘adım adım’ gönüllülük süreci belirlenmiş yönlendirmeler ve takiple yürütülüyor. </p>
<p>TEGV gönüllülük programına gösterilen yoğun ilgi doğrultusunda, gönüllü ihtiyaçları birimler bazında planlanmakta ve başvuru süreçleri güncel ihtiyaçlara göre yönetilmektedir. Bu nedenle başvuruda bulunan adayların süreci düzenli olarak takip etmeleri önerilmektedir. Ayrıntılı bilgiye https://tegv.org/gonullu-ol adresinden erişilebiliyor.</p>
<p><strong>Gönüllüler anlatıyor: Bambaşka bir mutluluk kaynağı</strong></p>
<p>TEGV gönüllülerinden bazıları, gönüllülüğün hayatlarında yarattığı etkiyi şu sözlerle ifade ediyor:</p>
<p>“Herhangi bir karşılığı olmadan bu denli güçlü bağların kurulabileceğini, çocukların yüzündeki o gülümsemeyi görmenin ne demek olduğunu TEGV sayesinde deneyimledim. ‘Daha ne yapabiliriz?’ diyerek birlikte çabalamak bambaşka bir mutluluk kaynağı.”</p>
<p>“TEGV’de geçen 20 yıl, yalnızca bir gönüllülük hikâyesi değil; umutla dokunan binlerce geleceğin bir parçası olmaktı. Bir tebessümün dünyaları değiştirdiğine şahit olduğum bu yolculuk bana hayatımın en büyük mutluluğunu verdi.”</p>
<p>“2011’de adım attım kapıdan içeri. Yıllar geçti, bana kattıkları belki de benim kattıklarımdan daha fazla oldu. ‘Gönüllülük, iyi bir insan olmaya çalışma meselesidir’ demiştik. Hâlâ o noktada olmaktan gurur duyuyorum.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tegv-gelecege-iz-birakmak-isteyenleri-gonullu-olmaya-davet-ediyor-603541">TEGV geleceğe iz bırakmak isteyenleri gönüllü olmaya davet ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. Kanserle mücadelede en kritik unsur, hastalığı beklemek yerine riskleri erken dönemde yönetmekten geçiyor. Araştırmalar 2026’nın ilk günlerinden itibaren kanserle mücadelede en etkili yaklaşımın erken tanı, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yeni yılda kanser hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Uzun yaşam, sağlıklı yıllar anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Kanser, modern çağda ortaya çıkmış bir hastalık değildir. Tarihsel ve arkeolojik bulgular, kanserin binlerce yıldır insanlıkla birlikte var olduğunu göstermektedir. Günümüzde kanser sıklığındaki artışın temel nedeninin, tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrünün uzaması olduğu bilinmektedir. İnsanlar artık daha uzun yaşamakta; bu durum, kanser riskinin daha geniş bir zaman dilimine yayılmasına neden olmaktadır. Son iki yüzyılda ortalama yaşam süresi belirgin biçimde artmıştır. Ancak asıl belirleyici olan, bu sürenin ne kadarının sağlıklı geçirildiğidir. Daha uzun yaşayan toplumlarda kanserin daha sık görülmesi, korunma ve erken tanı stratejilerinin her zamankinden daha önemli hale gelmesine yol açmıştır.</p>
<p><strong>Erken tanı mümkün ama katılım düşük</strong></p>
<p>Günümüzde meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünde erken tanı sayesinde tedavi başarısı önemli ölçüde arttı. Buna rağmen tarama programlarına katılım oranları hala düşük seviyelerde seyrediyor. Birçok kişi, kanser olasılığıyla yüzleşmekten kaçınmakta ve tarama testlerini ertelemektedir. Oysa erken tanı sayesinde hastalık kontrol altına alınabilmekte ve tedavi süreci çok daha etkili şekilde yönetilebilmektedir.</p>
<p><strong>2026’da kanser tarama testlerinizi yaptırın!</strong></p>
<p>Kanser çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve erken evrede saptandığında ise tedavi şansı belirgin şekilde artar. Ailede kanser öyküsü bulunuyorsa, son dönemde nedeni açıklanamayan bazı şikayetler ortaya çıktıysa ya da yaş itibarıyla risk grubuna girildiyse “bir şeyim yok” denilmemeli ve vakit kaybetmeden tarama testleri için hekime başvurulmalıdır. Kanser tarama testlerinin, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin belirlenmesinde hayati bir rol üstlendiği unutulmamalıdır.</p>
<p><em><strong>Kadınlar için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>40 yaş sonrası düzenli mamografi</li>
<li>21–65 yaş arası smear ve HPV taramaları</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi veya dışkıda gizli kan testleri</li>
</ul>
<p><em><strong>Erkekler için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>50 yaş sonrası PSA testi ve prostat muayenesi</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi</li>
<li>Uzun süre sigara kullanmış bireylerde düşük doz akciğer tomografisi</li>
</ul>
<p>Bunların dışında, kadın erkek fark etmeksizin yaşı kaç olursa olsun her bireyin yılda bir kez temel kan ve biyokimya testlerini yaptırması, genel sağlık durumunun izlenmesi açısından faydalı olabilir. Aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre karaciğer ve tiroit ultrasonu gibi kişiye özel taramalar planlanmalıdır. Özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde taramaların daha erken yaşta ve daha sık aralıklarla yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>“Ben sağlıklıyım” yetmez “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz!</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalarda, kanser riskinin yalnızca genetik yatkınlıkla değil; günlük yaşamda benimsenen alışkanlıklarla da yakından ilişkili olduğu ortaya konulmaktadır. Hareketsizlik, düzensiz ve dengesiz beslenme, aşırı kilo alımı ve kronik stres gibi faktörlerin etkisinin yalnızca bireyle sınırlı kalmadığı, aynı yaşam alanını paylaşan tüm aile bireylerini etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi alışkanlıkların aile içinde birlikte uygulanmasının, uzun vadede koruyucu bir etki sağladığı kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Akdeniz diyetini ve aktif yaşamı benimseyin</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları açısından Akdeniz diyetinin, kanser riskini azaltıcı etkileri bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin artırılması, zeytinyağı ve balık ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesi; bunun yanında düzenli fiziksel hareketin sağlanması, yeterli ve kaliteli uykunun desteklenmesi ile stresin yönetilmesi, korunmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşımın geçici bir diyet programı olarak değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak benimsendiğinde daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içeren]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, uzun süreli yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu,</span></b><span> <b>uzun süreli</b> <b>yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi. Yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açtığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, işlenmiş gıdaların tümünün, beyin için yüksek risk oluşturduğuna dikkat çekti.</b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirerek beyin sağlığının korunmasına ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Günlük yaşam alışkanlıkları beyin sağlığını etkiliyor. Anlık kısa vadeli etkilenmeler de olabiliyor, uzun vadeli etkilenmeler de olabiliyor. Temennimiz uykusuzluk ve kötü beslenme gibi olumsuz davranışların kısa vadeli etkiler yapması. Düzenli egzersiz yapmak, uyku hijyenini sağlamak gibi iyi alışkanlıklarımızın da uzun vadeli etkiler yapmasını isteriz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kronik uykusuzluk demans riskini artırıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni yoran ve daha hızlı yaşlanmasına neden olan alışkanlıkların başında yetersiz uykunun geldiğini belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Yetersiz uyku, kısa vadede dikkat, hafıza ve öğrenme kapasitesini etkilerken; uzun vadede kronik uykusuzluğun demans riskini artırdığını biliyoruz. Fiziksel olarak hareketsizlik, kısa vadede enerji düşüklüğü ve zihinsel yorgunluk gibi sonuçlarla kendini gösterirken; uzun vadede yine bilişsel fonksiyonlarda gerileme ve nöron bağlantılarının zayıflaması gibi etkiler ortaya çıkabiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uykusuzluk beyni olumsuz etkiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uykusuzluğun özellikle beynin hipokampüs, prefrontal korteks ve amigdala bölgeleri üzerinde etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Uykusuzluk özellikle hafıza merkezi denilen hipokampüs ve dikkat ve karar verme gibi yüksek entelektüel fonksiyonların kontrol edildiği prefrontal korteks dediğimiz alanları etkileyen bir faktördür. Amigdala, duygusal ve dürtüsel kontrolün sağladığı bir alandır. Bu alan da yetersiz uykudan olumsuz etkilenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hafıza zayıflıyor, öğrenme kapasitesi düşüyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzun süreli uyku yetersizliğinin, hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Hipokampüs etkilendiği zaman, hafıza oluşumu ve bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması bozuluyor. Çünkü kısa bellekteki bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması, derin uykuda gerçekleşen bir hadisedir. Prefrontal korteks etkilendiğinde, dikkat ve odak sorunları ortaya çıkabiliyor. Problem çözme ve karar verme yetilerinde aksamalar yaşanabiliyor. Günlük hayatta farkında olmadan birçok entelektüel fonksiyonumuzu kullanırız, gün içerisinde bir sürü problem çözeriz. Örneğin sabah işe gideceğiz, aracımız arızalandı hemen çözüm üretmeye çalışırız. Ya taksiye bineriz ya da başka bir çözüm bulmaya çalışırız. Bunlar problem çözme yeteneklerimizin bir örneğidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Abartılı duygusal reaksiyonlar ortaya çıkabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yetersiz uykunun duygusal ve dürtüsel kontrolü sağlayan beyin bölgesi amigdalayı da etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Amigdala, uykusuzluktan şu şekilde etkileniyor: Aşırı uyarılıyor. Abartılı duygusal reaksiyonlar ve dürtüsel tepkiler ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla kişinin toplumsal uyumu da azalıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uyku sırasında glimfatik sistem devreye giriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Pandemi sonrası uykunun tamamen gereksiz bir şey gibi algılanmaya başlandığını kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, oysa uyku sırasında beyin için çok önemli olan işlemlerin gerçekleştiğini söyledi: “Uyku, özellikle gün içinde saatler yetmediği zaman feragat edilecek şey olarak görülüyor. Oysa uyku sırasında glimfatik sistem dediğimiz özel sistem devreye giriyor, özellikle gün boyunca beyinde biriken toksinleri siliyor. Bu süreç bellek oluşumuna, sinir hücrelerinin onarımına ve birtakım kognitif bozuklukların onarımına yardım eden bir süreç. Glimfatik sistemin aktivasyonunu şöyle anlatabiliriz: Uyku sırasında beyin hücrelerinin arasındaki boşluklar genişliyor ve beyin omurilik sıvısı bu boşluklardan akarak gün içinde biriken toksinleri, amiloid beta gibi zararlı proteinleri temizliyor. Özellikle derin uyku evresinde aktif oluyor. Gün içinde nöronlar çalışarak birtakım metabolik atıklar biriktiriyor. Bunlar yine beyin omurilik sıvısı aracılığıyla uykuda temizleniyor. Glimfatik sistem devreye girince toksinler temizlenir, sinir hücrelerinin arasındaki iletişim de yeniden dengelenmiş olur. Hafıza ve belleğimiz de etkileniyor. Uyku hipokampüsteki kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya dönüştürme fonksiyonunu indüklüyor. Bu süreçte sinaptik bağlantılar güçleniyor ve öğrenilen bilgiler de kalıcı hale geliyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İşlenmiş gıdalar beyin için yüksek risk oluşturuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni olumsuz etkileyen faktörlerden birinin ise kötü beslenme olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Özellikle yüksek şeker içeren işlenmiş gıdalar, odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açıyor. İşlenmiş gıdaların tümü, beyin için yüksek risk oluşturuyor. Çünkü bunlar çok yüksek şeker, yüksek oranda tuz ve düşük kaliteli yağlar denilen trans yağ içeriyor. Bu da beynimizin ödül mekanizmasını bozarak bağımlılık yaratıyor. Aslında en büyük problem bu” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyinde dopaminerjik sistem üzerinden ilerleyen bir ödül mekanizması olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “İhtiyaç sahibi bir insana yardımda bulunduğunuzu ve onun size şükran duyduğunu düşünün. Bu size kendinizi iyi hissettiren ve haz veren bir durum. Bu, size beyninizin ödülü. Dopaminerjik sistemin verdiği bir ödül bu. Normal şartlarda beynimiz, iyi bir şey yaptığımızda bizi ödüllendirir ancak bu işlenmiş gıdaları tükettiğimizde yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozar. Dahası enflamasyonu artırır, hafıza ve bilişsel işlevi zayıflatır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hipokampüsün yapısı da bozuluyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Cips, şeker ve fastfood gibi yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların dopamin salınımını aşırı düzeyde uyardığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ürünler, sürekli bir ödül alıyormuş gibi beyni uyarıyor. Buna haz tuzağı diyoruz ve beyin bu gıdalara bağımlı hale geliyor. Çünkü bunları tükettiği zaman kendini sürekli iyi hissediyor ancak bir süre sonra uzun vadede dopamin reseptörleri duyarsızlaşıyor. Dolayısıyla motivasyon ve ruh hali bozuluyor; inflamasyon ve oksidatif stres, sinaptik bağlantıları zayıflatıyor. Birtakım hayvan deneyleri var, bu deneylerde hayvanlara kafeterya tipi besinler veriliyor. Hipokampüste yapısal bozulma gözlenmiş. Şimdiye kadar hep elektriksel iletim, nöro transfer dengesi, dopaminal sistemin etkileri konuşulurken hayvan sistemlerinde hipokampüsün yapısının dahi bozulduğu, bellek üzerinde ne kadar olumsuz etkileri olduğu görülüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yetersiz su tüketimi, beyin fonksiyonlarını nasıl etkiliyor?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığı için su tüketiminin de önemine işaret eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Yetersiz su içmek, beyin hücrelerinin hacmini küçültüyor ve elektrolit dengesini bozuyor ve toksinlerin temizlenmesini engelliyor. Bu da hafıza, dikkat, konsantrasyon ve ruh hali üzerinde doğrudan olumsuz etki yapıyor. Beyin dokusunun üçte ikisinden fazlası su. Su, sinir hücrelerinin elektriksel iletişimi ve metabolizması için de kritik bir bileşen. Su kaybı olduğunda sodyum ve potasyum gibi iyonların dengesi de bozuluyor ki bunlar sinir iletimi için elzemdir. Sinir iletiminin yavaşlamasıyla bilişsel fonksiyonlar da zayıflıyor. Dehidrasyona bağlı olarak hücre hacmi de küçülüyor, büzülüyor yine aynı şekilde sinaps iletişimi ve bilgi işleme hızını düşürüyor. Yeterli su olmadan toksin temizliği mümkün değil çünkü yine omurilik sıvısının ana içeriği su. Metabolik atıklar da temizlenmemiş oluyor. Bilhassa yaşlılar ve çocuklar dehidrasyon yani susuzluğa karşı çok hassastır. Özellikle demans hastaları az su içtikleri için bile çok ciddi kötüleşme yaşayabilirler” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verin</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığını korumak için yapılması gerekenler konusunda da önerilerini sıralayan Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, şunları söyledi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Her gün açık havada 20 dakika yürüyüş yapılmalıdır. Egzersiz, BBFN dediğimiz Beyin Kökenli Nörotronik Faktörü artırıcı özelliği sayesinde stresi azaltan, kan akışını düzelten ve artıran etkisi ile uzun vadede uyku düzenini de etkilemektedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Uzun vadede uyku düzeninizi mutlaka yoluna koyunuz. Bunun için gerekirse yardım alınmalıdır. Kronik uykusuzluk, bazen ilaç tedavisi ve hekim yardımı gerektiren düzeylere gelebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sosyal izolasyondan kaçınılmalıdır. Bireylerin yalnız kalmaktan imtina etmesi önemlidir çünkü beyin ne kadar çok uyaran alırsa o kadar çok kendini yenileme, çalışma ve fonksiyon görme yetilerini korur. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sağlıklı ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir. Kişinin eksiği varsa D vitamini ve Omega 3 gibi takviyeler de alınabilir.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 09:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[nefesi]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ton]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinliğe İletişim Uzmanı Şaban Özdemir konuk oldu. Sağlık alanında iletişimin yalnızca bir “yumuşak beceri” değil; insanı merkeze alan, iyileştirici ve koruyucu bir güç olduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Sağlık alanında öğrencilerin ilgi gösterdiği söyleşide Özdemir, özellikle sağlık çalışanlarının hasta ile kurduğu ilişkinin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini dile getirerek, güçlü iletişimin hastada güven duygusunu artırdığını, bunun da plasebo etkisini tetikleyen önemli bir unsur olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Hastalar şefkat dolu bir ifade bekliyor…</strong></p>
<p>Sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmının iletişim kazalarından kaynaklandığını dile getiren Özdemir, hastaların çoğu zaman tıbbi bilgiden önce şefkatli bir ses, sakin bir ton ve anlaşılma hissi aradığını söyledi.</p>
<p>Özdemir, “Bugün sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmı iletişim kazalarından kaynaklı yaşanıyor. Elbette sistemsel aksaklıklar da söz konusu onları bir kenara bırakırsak özellikle sizler sağlıkçı olduğunuz için bunu vurgulamak istiyorum. Sağlıkta güçlü iletişimin plasebo etkisi olduğunu düşünüyorum. Hastalar sağlık personelinin dudakları arasından çıkacak bir sese, şefkat dolu ve güven veren bir ifade bekleyişi içinde. Sağlıkta hastalar sadece vaka olarak görülmemeli. Son teknolojik aletlere sahip olabilirsiniz, donanımlı sağlık komplekslerinde çalışıyor olabilirsiniz ancak sadece reçete etmek bir kimyasal, ilaç vermekten öteye gidemeyecektir. Sağlık alanında iletişimi tedavinin bir parçası olarak görüyorum. Hastalarımızı, danışanlarımızı ve bizlere ihtiyaç duyan kişileri bundan mahrum bırakmamalıyız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nefes, en büyük cephanemiz!</strong></p>
<p>İletişimin büyük bölümünün kelimelerle değil; beden dili, ses tonu ve tonlama ile kurulduğuna dikkat çeken Özdemir, iletişimin yaklaşık yüzde 90’ının sözcüklerin ötesinde gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>“En doğru tonlama, kelimeye anlamsal olarak hakkını verebilmektir” diyen Özdemir, bir kelimenin ancak doğru ses, ton ve vurgu ile duygusunun verilebileceğini ifade etti.</p>
<p>Özdemir, “Nefes en büyük cephanemiz. Nefesi doğru, ekonomik ve tasarruflu kullanmak zorundayız. Aldığınız nefesi boğazdan geçirip, ses tellerindeki titreşimi maske bölgesine taşıyıp tınlatacaksınız. Sesi buraya taşıdığınızda hacimsel olarak daha geniş bir alanda yayılıyor sesiniz daha güzel tınlıyor ve ses tellerinize fazla yük binmiyor, zorlanmadan, yorulmadan kolay ve uzun süre konuşabiliyorsunuz. Birçok öğretmenin ses tellerinde nodül gibi sorunlar yaşamasının nedeni de aslında diyafram nefesini doğru alamamaları ve nefesi düzgün kullanmayıp ses tellerine yüklenmeleridir. Spikerler, sunucular ve sesiyle sürekli çalışan kişiler ses tellerini çok fazla yormazlar. Çünkü sesi maske bölgesine taşırlar ve doğru tonlamayı orada yaparlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif yaklaşım iletişimi güçlendiriyor</strong></p>
<p>İletişimde samimiyetin önemini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsanların dilleri gibi beyinleri de konuşuyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamızın da vurguladığı gibi beyinde ayna nöronlar var. Eğer iletişimde samimiyet varsa, beyinler de etkileşime giriyor. Birbirimizi anladıkça, tanıdıkça ve güvendikçe, belki iddialı olacak ama gerçekten bir olmaya, tek olabilmeye başlıyorsunuz. Bu da karşımdaki kişinin bana verebileceği reaksiyonu önceden sezebilmemi sağlıyor, kişi güvendiği için kendisini size açıyor. Benzeşiyorsunuz… İletişim samimi bir şekilde akıyor. İletişim bir manada niyetlerin değiş tokuşu bu bağlamda da. Niyet açık ve samimi olunca ortaya enerji çıkıyor, iki kişinin enerjisi sinerjiye dönüşüyor. Kişilik olarak pozitif biriyim, pozitif olmayı çok seviyorum. Pozitif olmak iletişimin seyrini de belirliyor, iletişimin gücünü artırıyor. Benim en büyük yakıtım pozitif olmak, pozitif enerji. Bu da iletişim hayatının temel kurallarından biri aslında. Pozitif kalabilme ve pozitif olabilme gayreti…”</p>
<p><strong>Heyecan doğru yönetilmeli…</strong></p>
<p>Programda sahne korkusu ve heyecan konusuna da değinen Özdemir, heyecanın bastırılması gereken bir duygu değil, doğru yönlendirildiğinde başarıyı besleyen bir enerji olduğunu, heyecanın ses, beden dili ve mimiklere doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kalemle konuşma egzersizi ve nefesin gücü</strong></p>
<p>Şaban Özdemir, artikülasyon ve diksiyon çalışmaları için kullandığı “kalem tekniği” ni kendi yaşamından örneklerle aktarırken; doğru nefesin sesi koruyan ve güçlendiren en temel unsur olduğunu vurguladı. Özdemir, diyafram nefesi ve sesi maske bölgesine taşımanın, özellikle sağlık çalışanları ve eğitimciler için sağlıklı ve etkili iletişimde hayati öneme sahip olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Öğrenciler yoğun ilgi gösterdi</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik üstlendi.</p>
<p>Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği program, soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlandı.</p>
<p>Programın sonunda Özdemir’e teşekkür belgesi takdim edildi…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatmada]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Diş beyazlatmanın, diş renginden memnun olmayan hastalara önerilebilen minimal invaziv bir estetik diş hekimliği uygulaması olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekim kontrolünde klinikte uygulanan ofis tipi beyazlatma yöntemleri ya da hastanın evde, kişiye özel hazırlanan plaklar yardımıyla uygulayabildiği ev tipi beyazlatma yöntemleri bu amaçla kullanılabilir. Bu uygulamalar sayesinde hastaların doğal diş rengi birkaç ton açılabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Diş beyazlatmayla ilgili yaygın yanlış inanışlara dikkat! </strong></p>
<p>Diş beyazlatma hakkında yaygın yanlış inanışlar olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, bu yanlış inanışları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Mit 1; diş beyazlatma diş minesine zarar verir.<strong> </strong>Diş hekimi kontrolünde, uygun ajanlar ve doğru konsantrasyonlar kullanılarak yapılan beyazlatma işlemleri diş minesine kalıcı zarar vermez. Bilimsel çalışmalar, uygun sürede ve uygun konsantrasyonlarla gerçekleştirilen beyazlatma işlemlerinin diş minesinde herhangi bir yapısal bozukluk oluşturmadığını gösteriyor.</p>
<p>Mit 2; diş beyazlatma dişleri aşırı hassas yapar.<strong> </strong>Beyazlatma sonrası hassasiyet görülebilir; ancak bu durum geçicidir. Genellikle 24 ila 72 saat arasında kısa süreli bir hassasiyet oluşabilir. Uygun hassasiyet giderici ajanlar kullanılarak bu durum kontrol altına alınabilir.</p>
<p>Mit 3; beyazlatma işlemi kalıcıdır.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi kalıcı değildir. Zaman içerisinde çay, kahve ve sigara tüketimi gibi faktörlere bağlı olarak beyazlıkta azalma görülebilir. Ancak iyi bir ağız bakımı ve düzenli ağız hijyeni ile beyazlatmanın etkisi 1 ila 3 yıl boyunca korunabilir. </p>
<p>Mit 4; herkesin dişi aynı derecede beyazlar.<strong> </strong>Beyazlatma işleminin etkisi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Hastanın doğal diş rengi, mevcut lekelerin tipi ve hastanın yaşı gibi faktörler beyazlatma sonucunu doğrudan etkiler.</p>
<p>Mit 5; evde yapılan doğal yöntemler güvenilirdir.<strong> </strong>Limonla veya karbonatla diş fırçalama gibi yöntemlerin sık uygulanmasının güvenli olduğu düşünülse de bu tür doğal yöntemlerin kontrolsüz şekilde kullanılması kesinlikle tavsiye edilmez. Bu uygulamalar diş minesine kalıcı zarar verebilir, dişlerin daha hızlı renklenmesine yol açabilir ve zamanla hassasiyete neden olabilir. Bu nedenle söz konusu yöntemler güvenli değildir ve hekimler tarafından önerilmez.</p>
<p>Mit 6; beyazlatma dolgu ve kaplamaları da beyazlatır.<strong> </strong>Beyazlatma işlemi yalnızca doğal diş dokularının rengini açabilir. Dolgu ve kaplama gibi restoratif materyaller üzerinde herhangi bir beyazlatıcı etkisi bulunmaz.</p>
<p>Mit 7; beyazlatma her yaşta yapılabilir.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi 18 yaş altındaki bireylere genellikle önerilmez. 18 yaşını doldurmuş erişkin hastalarda ise beyazlatma işlemi güvenli bir şekilde uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Beyazlatma işlemi hekim kontrolünde, uygun doz ve randevu sayısıyla yapılmalı!</strong></p>
<p>Beyazlatma işlemiyle ilgili bir diğer yanlış inanışın, yüksek konsantrasyonlu ajanların daha etkili sonuçlar sağlayacağı yönünde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekimler olarak hedefimiz, uygun ve yeterli konsantrasyonda beyazlatma uygulamaktır. Yüksek konsantrasyonlu ajanlar hızlı etki gösterebilir; ancak bu durum daha yüksek riskler barındırır. Bu nedenle beyazlatma işleminin hekim kontrolünde, önerilen doz ve randevu sayısı doğrultusunda yapılması önerilir.” dedi.</p>
<p>Diş beyazlatma işleminin etkisinin genellikle 1–3 yıl boyunca korunabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, “Oluşabilecek hassasiyet kontrol altına alınabilir. Ancak bazı gruplarda beyazlatma işlemi önerilmez. Hamilelik, emzirme dönemi ve 18 yaş altı bireylerde beyazlatma yerine farklı tedavi seçenekleri tercih edilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 10:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarılma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Zihinsel Performans]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçası!</strong></p>
<p>Beslenme ve içecek tercihlerinin, bilişsel işlevleri tek başına belirleyen unsurlar olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Daha çok beynin çalıştığı genel fizyolojik zemini etkilerler. Kan şekeri dengesi, sıvı alımı ve bedenin uyarılma düzeyi; dikkat ve zihinsel sürdürülebilirlik üzerinde dolaylı bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu etkilerin genellikle kısa süreli ve kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini aktaran Alp, “Sağlıklı bireylerde, tek bir içeceğin hafıza ya da üst düzey bilişsel işlevleri kalıcı biçimde güçlendirmesini beklemeyiz. Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>‘Zihni keskinleştirme’ algısı, geçici bir uyanıklık hissini yansıtıyor!</strong></p>
<p>‘Zihni keskinleştirme’ ifadesinin bilimsel bir kavramdan ziyade gündelik bir betimleme olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Nörobilimsel açıdan bu tür içeceklerin oluşturduğu etki çoğu zaman dikkat sistemlerinde geçici bir uyanıklık artışıyla sınırlıdır. Bu durum, bilişsel kapasitenin artmasından çok, mevcut zihinsel durumun daha belirgin hissedilmesiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendini daha ‘açık’ hissetmesinin, her zaman ölçülebilir bir performans artışı anlamına gelmeyebileceğini ifade eden Alp, bu tür ifadelerin bilimsel dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Pancar suyunun zihinsel performansa etkisi fizyolojik ve öznel algılarla ilişkili! </strong></p>
<p>Son dönemde pancar suyunun zihinsel performansla ilişkilendirilmesine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Pancar suyu ile zihinsel performans arasındaki ilişki, doğrudan bilişsel süreçlerden ziyade fizyolojik mekanizmalar üzerinden ele alınır.” dedi.</p>
<p>Pancar suyu içeriğinde yer alan bileşenlerin damar genişlemesini desteklemesinin, beyin kan akışı üzerinde dolaylı bir etki meydana getirebileceğine işaret eden Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu durum, bilişsel işlevlerin otomatik olarak güçlendiği anlamına gelmez. Mevcut araştırmalar, bu etkinin daha çok genel uyanıklık ve bedensel enerjiyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle pancar suyunun bilişsel etkileri sınırlı ve dolaylıdır.</p>
<p>Pancar suyu sonrası bildirilen ‘zihinsel açılma’ hissi çoğu zaman öznel bir deneyimi yansıtır. Uyanıklık artışı, bedensel farkındalık ve beklenti bu algının oluşmasında etkili olabilir. Nöropsikolojik açıdan gerçek bilişsel değişim, standart testler ve nesnel ölçümlerle değerlendirilir. Kişinin kendini daha iyi hissetmesi, bilişsel işlevlerin gerçekten güçlendiği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle öznel deneyim ile ölçülebilir bilişsel değişim arasındaki ayrım önemlidir.”</p>
<p><strong>Gerçek bilişsel güçlenme öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir!</strong></p>
<p>Kısa süreli dikkat artışının, beynin uyarılma düzeyindeki geçici bir yükselmeyle ilişkili olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu durum genellikle anlık performansı etkiler ve kalıcı değildir. Gerçek bilişsel güçlenme ise öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir.” dedi.</p>
<p>Tekil uyaranlar ya da içeceklerin çoğunlukla ilk grupta yer aldığını aktaran Alp, “Bu ayrım, bilişsel etkileri doğru yorumlayabilmek açısından önem taşır. Zihinsel uyarılma oluşturan içecekler her bireyde aynı etkiyi göstermeyebilir. Kaygı bozukluğu, panik atak ya da dikkat düzenleme güçlüğü olan kişilerde bu tür etkiler rahatsızlık hissini artırabilir. Aşırı uyarılma, odaklanmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir. Beynin verimli çalışması, her zaman daha fazla uyarılmayla sağlanmaz. Bu nedenle bireysel farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkili!</strong></p>
<p>Zihinsel berraklığı destekleyen temel unsurların düzenli uyku, stresin yönetilebilmesi ve dikkat yükünün dengelenmesi olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Uyku sürekliliği, özellikle bellek ve yürütücü işlevler için belirleyicidir.” dedi.</p>
<p>Gün içinde zihinsel molalar verebilmenin ve dikkat bölünmelerini azaltmanın da bilişsel verimi desteklediğinin altını çizen Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Fiziksel hareket ve günlük rutinler, beynin düzenleyici sistemlerine katkı sağlar. Bu alışkanlıklar, tekil içecek etkilerinden çok daha kalıcıdır. Zihinsel berraklık arayışında öncelikle kişinin kendi zihinsel ritmini tanıması önerilir. Dikkatin ne zaman düştüğünü ve bunun hangi koşullarda gerçekleştiğini fark etmek önemlidir. Kısa vadeli çözümler yerine, zihinsel yükün nasıl dağıtıldığına odaklanmak daha sürdürülebilir sonuçlar sağlar. Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkilidir. Bu farkındalık, uzun vadede zihinsel performansı daha sağlıklı bir biçimde destekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Horizon Europe BUDGET-IT Projesinin Kapanış Etkinliği Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/horizon-europe-budget-it-projesinin-kapanis-etkinligi-gerceklestirildi-601683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[budget-it]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[europe]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirildi]]></category>
		<category><![CDATA[horizon]]></category>
		<category><![CDATA[kapanış]]></category>
		<category><![CDATA[kapasite]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesinin]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Eşitliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa'nın bilimsel araştırma ve yenilik projelerini destekleyen en büyük finansman programı Horizon Europe kapsamında yürütülen BUDGET-IT Projesinin çevrim içi kapanış etkinliği, 4 Aralık 2025 Perşembe günü gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/horizon-europe-budget-it-projesinin-kapanis-etkinligi-gerceklestirildi-601683">Horizon Europe BUDGET-IT Projesinin Kapanış Etkinliği Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa&#8217;nın bilimsel araştırma ve yenilik projelerini destekleyen en büyük finansman programı Horizon Europe kapsamında yürütülen BUDGET-IT Projesinin çevrim içi kapanış etkinliği, 4 Aralık 2025 Perşembe günü gerçekleştirildi.</strong></p>
<p>Ortak kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmeyi amaçlayan ve üç yıla yayılan kapsamlı çalışma sürecinin tamamlanışı, düzenlenen kapanış etkinliğiyle ele alındı. Uygulama süreci boyunca proje, ortak kurumların kurumsal kapasitelerini güçlendirmeyi hedefleyerek Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planları’nın (GEP) geliştirilmesine, toplumsal cinsiyet+ bütçeleme yaklaşımlarının kurumsal yapılara entegre edilmesine ve bu alanlarda kalıcı bir dönüşüm yaratılmasına odaklanıyor. Kapanış etkinliğinde, projenin ortaya koyduğu somut çıktılar, uygulama sürecinde karşılaşılan zorluklar ve bu süreçte edinilen deneyimler paydaşlar ve katılımcılarla paylaşılırken, iyi uygulama örnekleri ve sürdürülebilirlik perspektifi de sunuldu. </p>
<p>Etkinliğin açılış konuşması, <strong>Avrupa Komisyonu Araştırma ve Yenilik Alanında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kesişimsel Araştırmalar Politika Sorumlusu Oriana Gilloz</strong> tarafından gerçekleştirildi. Açılışta, araştırma ve yenilik politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kesişimsel yaklaşımın stratejik önemine vurgu yapıldı.</p>
<p>Üç yıl süren proje kapsamında, Türkiye, İtalya, İspanya, Bosna-Hersek ve Sırbistan’dan belediyeler ile üniversitelerden oluşan uluslararası bir konsorsiyum, toplumsal cinsiyet eşitliği planlarının (GEP) geliştirilmesi amacıyla yakın iş birliği içinde çalıştı. Proje çalışmaları; toplumsal cinsiyet bütçeleme unsurlarının GEP’lere entegre edilmesi ve kesişimselliğin yol gösterici bir çerçeve olarak benimsenmesi olmak üzere iki ana eksen etrafında şekillendirildi. Bu bütüncül yaklaşım, yeni faaliyetlerin tasarlanmasına, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine ve ileri araştırmalar için sürdürülebilir bir zemin oluşturulmasına katkı sağladı.</p>
<p><strong>Akademi ve Yerel Yönetimlerin Güçlü İş Birliği</strong></p>
<p>Proje sürecinde üniversiteler, belediyeler için mentör ve rol model işlevi üstlenerek toplumsal cinsiyet eşitliği planlarının dönüştürülmesinin kurumsal gelişime, yönetişim süreçlerine ve çalışanlara sağladığı somut katkıları ortaya koydu. Bu iş birliği modeli, bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirirken, yerel yönetimlerin toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki kurumsal kapasitelerinin artırılmasına önemli ölçüde katkı sundu. Proje kapsamında hazırlanan ve kayda alınan kapasite geliştirme eğitimleri, projenin YouTube kanalında erişime açılarak, proje tamamlandıktan sonra da bilgi paylaşımının ve etki alanının sürdürülebilir biçimde devam etmesi hedeflendi.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi koordinasyonunda hayata geçirilen BUDGET-IT Projesinin uluslararası ortakları arasında Alicante Üniversitesi, Brescia Üniversitesi, Saraybosna Bilim ve Teknoloji Okulu ve Belgrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi yer alırken; Brescia Belediyesi, Novelda Belediyesi, Maltepe Belediyesi ve Belgrad Stari Grad Belediyesi de yerel yönetim ortakları olarak projeye katkı sundu. Ortak kurumlar bünyesinde toplumsal cinsiyet eşitliği politika ve uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayan BUDGET-IT Projesi, aynı zamanda gelecekte hayata geçirilecek çalışmalar için yol gösterici olacak sürdürülebilir araçların, kurumsal bilgi birikiminin ve kapasitenin oluşturulmasına olanak sağladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/horizon-europe-budget-it-projesinin-kapanis-etkinligi-gerceklestirildi-601683">Horizon Europe BUDGET-IT Projesinin Kapanış Etkinliği Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir &#8216;Kentsel Hareketlilik Cityhonu&#8217;na ev sahipliği yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-kentsel-hareketlilik-cityhonuna-ev-sahipligi-yapti-600972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[cityhonu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hareketlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeler]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliği]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi, “Kentsel Hareketlilik Cityhonu Antalya 2025” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Etkinlikte, turizmin kent içi ulaşıma etkilerini azaltmaya yönelik akıllı, çevreci ve kullanıcı odaklı yenilikçi fikirler yarıştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-kentsel-hareketlilik-cityhonuna-ev-sahipligi-yapti-600972">Büyükşehir &#8216;Kentsel Hareketlilik Cityhonu&#8217;na ev sahipliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi, “Kentsel Hareketlilik Cityhonu Antalya 2025” etkinliğine ev sahipliği yaptı. Etkinlikte, turizmin kent içi ulaşıma etkilerini azaltmaya yönelik akıllı, çevreci ve kullanıcı odaklı yenilikçi fikirler yarıştı.</span></span></p>
<p><span><span>Kentsel Hareketlilik Cityhone Antalya 2025 etkinliği, Antalya Büyükşehir Belediyesi, EIT Urban Mobility Ağı ve Fark Labs iş birliğiyle HUB Antalya Girişimcilik Merkezi’nde gerçekleştirildi. Girişimciler, akademisyenler, kamu çalışanları ve gençlerin katılımıyla gerçekleşen inovasyon programında, “Turizmin yarattığı kent içi ulaşım sorunlarının çözümü” teması ele alındı. Üç gün süren programda altı ekip, mentörlük desteği alarak dijital uygulamalar, akıllı biletleme sistemleri ve çevreci mobilite çözümleri üzerine projeler geliştirdi.</span></span></p>
<p><span><span>PROJELERİ JÜRİ ÜYELERİ DEĞERLENDİRDİ </span></span></p>
<p><span><span>Katılımcı ekipler; trafik yönetimi, yoğunluk azaltma, toplu taşıma erişilebilirliği, akıllı ulaşım sistemleri, kent merkezi entegrasyonu ile turistler ve yerel halk için dijital ve çok dilli çözümler içeren proje fikirlerini jüri üyelerine sundu. Jüri değerlendirmeleri; Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Cem Oğuz, AOSB Teknopark Proje ve İş Geliştirme Yöneticisi Dr. Melih Koçyiğit, YTÜ Yıldız Teknopark Mentör ve Yatırımcı İlişkileri Kıdemli Uzmanı Akay Beyazay ve EIT Urban Mobility Türkiye Koordinatörü Proje Yöneticisi Duygu Kayaalp tarafından yapıldı.</span></span></p>
<p><span><span>KAZANAN PROJELERE ÖDÜL VE GELİŞİM DESTEĞİ </span></span></p>
<p><span><span>Cityhon Antalya 2025’te birincilik ödülünü, “Pisidia Projesi” ile Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi yüksek lisans öğrencileri Ece Seynur Cin ve Şakir Kaya kazandı.</span></span></p>
<p><span><span>“Antalya Motion” projesiyle Doğukan Türksoy ve Gürkan Çelik ikinci olurken, “Hızlı Portakal AI” projesiyle Hatice Aksoy, Armağan Atılgan ve Vehbi Yazıcı üçüncü oldu. Dereceye giren ekiplere para ödülünün yanı sıra, projelerini geliştirebilmeleri için gelişim ve etki odaklı destekler sağlandı.</span></span></p>
<p><span><span>PROJELERİ ANTALYA’DA UYGULAYACAĞIZ</span></span></p>
<p><span><span>Ödül töreninde konuşan Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Başdanışmanı Cem Oğuz, Cityhon’un farklı disiplinleri bir araya getiren önemli bir inovasyon programı olduğunu belirterek, “Turizmin kent içi ulaşıma etkilerine yönelik geliştirilen çevreci ve akıllı projeleri titizlikle değerlendirdik. Bu projeleri Antalya’da hayata geçirmek için desteklerimiz sürecek. Büyükşehir Belediyesi olarak 2040 yılını hedefleyen Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı üzerinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Yeni kavşak düzenlemeleri, akıllı ulaşım sistemleri, raylı sistem etapları ve yol projeleriyle Antalya’da kapsamlı bir ulaşım dönüşümü hayata geçiriliyor” dedi. </span></span></p>
<p><span><span>YAPAY ZEKA İLE YOLCU YOĞUNLUĞU ANALİZİ </span></span></p>
<p><span><span>Birincilik ödülünü kazanan ‘Pisidia Projesi’ hakkında bilgi veren ekip üyesi Şakir Kaya, yapay zekâ destekli görüntü işleme teknolojisiyle toplu taşımadaki yolcu yoğunluğunu anlık olarak analiz eden bir sistem geliştirdiklerini, sistem sayesinde yolcuların, ulaşım araçlarındaki doluluk durumunu önceden öğrenebileceğini ve mobil uygulamalar ile duraklara entegre edilebileceğini ifade etti.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-kentsel-hareketlilik-cityhonuna-ev-sahipligi-yapti-600972">Büyükşehir &#8216;Kentsel Hareketlilik Cityhonu&#8217;na ev sahipliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal İnovasyon Ajansı&#8217;ndan &#8220;Etki İş Birliği Forumu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-inovasyon-ajansindan-etki-is-birligi-forumu-599922</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 00:56:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ajansı]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[forumu]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[ndan]]></category>
		<category><![CDATA[novasyon]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi Sosyal İnovasyon Ajansı yürütücülüğünde “Etki İş Birliği Forumu” düzenlendi. Program ile; sosyal, çevresel ve ekonomik etki alanında çalışan kurumlar bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-inovasyon-ajansindan-etki-is-birligi-forumu-599922">Sosyal İnovasyon Ajansı&#8217;ndan &#8220;Etki İş Birliği Forumu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi Sosyal İnovasyon Ajansı yürütücülüğünde “Etki İş Birliği Forumu” düzenlendi. Program ile; sosyal, çevresel ve ekonomik etki alanında çalışan kurumlar bir araya geldi.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi Sosyal İnovasyon Ajansı (SİA) yürütücülüğünde “Etki İş Birliği Forumu” düzenlendi.</p>
<p>SİA Meram Yerleşkesinde düzenlenen forum ile; sosyal, çevresel ve ekonomik etki alanında çalışan kurumlar bir araya geldi.</p>
<p>Etki ekosistemine katkı sağlama amacıyla tasarlanan program kapsamında; üniversiteler, girişimler, belediyeler, vakıflar, dernekler ve kalkınma alanında çalışan kurumlar bir araya geldi.</p>
<p>SİA’nın proje ve faaliyetlerinin tanıtıldığı açılış sunumlarıyla başlayan program, etki alanında çalışan uzman isimlerin sunumlarıyla devam etti. Bunun yanı sıra SİA’nın desteğiyle hazırlanan “Sosyal Etki Değerlendirmesi İçin Bir Rehber” başlıklı yayın için kitap galası gerçekleştirildi.</p>
<p>Ortak etki alanlarının odağa alınmasına yönelik oturumların düzenlendiği programın devamında, kurumların iş birliklerini kurgulayacakları “Yenilik Hatırına: Kartvizit mi Kaldı?” network etkinliği gerçekleştirildi.</p>
<p>Etki üreten kurumların ve bu alanda çalışan uzman isimlerinin bir araya geldiği programla, ortak etki alanları keşfedildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-inovasyon-ajansindan-etki-is-birligi-forumu-599922">Sosyal İnovasyon Ajansı&#8217;ndan &#8220;Etki İş Birliği Forumu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[D Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[emziren]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Muharrem Çidem, yüksek doz alımının, kanda kalsiyum artışına neden olacağını, bu durumun organ ve sistem hasarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, genel sağlık için elzem olan D vitamininin dikkatsiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />D vitamini önemli görevler üstleniyor<br />D vitamininin güneş ışığı sayesinde vücutta doğal olarak üretilebilen ve genel sağlığımız için büyük öneme sahip bir vitamin olduğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Özellikle kemik gelişimi ve korunmasında önemli rol oynar. Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin bağırsaklardan emilimini destekleyerek, kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Bu yönüyle, sadece çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yetişkinlik ve yaşlılıkta da kemik sağlığının korunmasında kritik bir işlev üstlenir. D vitamini yalnızca kemiklerle sınırlı bir görev üstlenmez. Aynı zamanda kas fonksiyonlarının sağlıklı şekilde sürdürülmesi, sinir sisteminin verimli işleyişi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonu için de gereklidir” dedi.<br />D vitamini düzeyi, 30-50 ng/ml arasında olmalı<br />D vitamini düzeyinin 30ng/ml üzerinde olmasının normal düzey olarak kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini değerleri, 30 ng/ml ve üzerinde normal; 20–30 ng/ml arasında yetersizlik; 10–20 ng/ml arasında eksiklik; 10 ng/ml altında ciddi eksiklik olarak kabul edilmektedir. Hedeflenen, serum D Vitamini düzeyini 30-50 ng/ml arasına çıkartmak veya bu düzeyde tutmaktır. Önerilen günlük D vitamini alım miktarı ise yaşa göre farklılık göstermektedir. 1 yaşına kadar günlük 400 iu, 70 yaşına kadar 600 iu ve 70 yaş üzeri 800 iu olarak alınmalıdır” dedi. <br />D vitamini yüksekliği ciddi bir sağlık sorunu<br />Son yıllarda D vitamini hakkında toplumda büyük bir farkındalık oluştuğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Eksikliğinin ne kadar önemli olduğu anlaşıldıkça, birçok kişi bu vitamini daha sık kullanmaya başladı. Ancak bu farkındalık ve dikkatsiz kullanım zararlı etkileri de beraberinde getirdi. Kandaki D vitamini düzeyi 120 ng/ml’nin üzerine çıktığında, D vitamini fazlalığı olarak adlandırılır. 150 ng/ml’nin üzerinde ise toksik seviye olarak kabul edilir ve bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir” uyarısında bulundu.<br />Yaygın kullanım hataları yapılıyor<br />D vitamini yüksekliğine yol açabilecek yaygın kullanım hatalarına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, basit ve yan etkisiz bir vitamin olduğu düşünülerek fazla kullanımın zararsız sanılması, herhangi bir hastalık ya da eksiklik olmamasına rağmen gereksiz şekilde takviye alınması ve ‘eksiklik oluşmasın’ düşüncesiyle önlem amaçlı kendi kendine kullanmanın D vitamini yüksekliğine yol açtığını söyledi.<br />Bebek ve çocuklarda gereksiz kullanıma dikkat!<br />Özellikle bebek ve çocuklarda gereksiz D vitamini kullanımına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Bazı ebeveynlerin çocuğun erken yürümesi veya diş çıkarması için gelişigüzel D vitamini vermesi gereksiz D vitamini kullanımına sebep olmaktadır. D vitamini iştah açar diye düşüncesiyle iştah açıcı gibi kullanılması hatalı uygulamalar arasında gelmektedir. Günlük ihtiyacı olan D vitamini dozunu alan çocukta ekstra verilen multivitamin veya ilaçlarda da bulunan D vitamininin dikkate alınmadan beraber kullanılması, doktora danışılmadan, normal düzeyde D vitamini olan çocuğa aralıklı olarak fazladan ek doz verilmesi ve özellikle bebek ve çocuklarda piyasada bulunan yüksek dozda ampul formunun ebeveynler veya sağlık personeli tarafından kullanılması da D vitamini yüksekliğine yol açan önemli etkenlerdir” uyarısında bulundu.<br />Bebeklerde kusma D vitamini yüksekliği belirtisi olabilir<br />Bebeklerde D vitamini yüksekliğinin en sık kusma şikayetiyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için uzun süre depolanarak bağırsak ve kemik üzerine etki edip kan kalsiyum düzeyinin uzun süre yüksekliğine yol açabilir. Bazı insanlarda D vitamini duyarlılığı vardır ve hafif yüksek verilmesi durumunda bile toksik etki yapabilmektedir, bu açıdan da dikkatli olunmalıdır” dedi.<br />Gebelikte ve emzirme döneminde dikkatli kullanılmalı<br />D vitamini kullanımına özellikle gebelik ve emzirme dönemlerinde dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, gebelikte uygun olmayan dozda D vitamini kullanmanın hem anneye hem de bebeğe zarar verebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Annenin aldığı vitamin çocuğa da geçerek kalsiyum yükselmesine yol açabilir. Bebeklerde kalsiyum yüksekliği mental ve fiziksel gelişmede gerileme riski oluşturabilir. Gebelerde yüksek D vitamini anne karnındaki bebekte şekil bozukluklarına, doğumdan sonra da oluşabilecek kalsiyum dengesizliği yenidoğanda kasılma ve nöbetlere neden olabilmektedir. Emzirme döneminde fazla D vitamini sütle bebeğe geçmektedir. O nedenle uygun dozda alınması önemlidir” dedi.</p>
<p>Yüksek D vitamini kandaki kalsiyum değerini yükseltiyor<br />Yüksek D vitaminin zararlı etkilerinin sindirim sisteminden kalsiyumun daha fazla emilerek kandaki kalsiyum değerini yükseltmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Anormal kalsiyum düzeyi, santral sinir sistemi, kardiyovasküler sistem, kas-iskelet sistemi, deri, sindirim sistemi ve böbrek dahil olmak üzere çok sayıda organ ve sistemi etkileyebilecek geniş bir spektrumda seyredebilir” diye konuştu.<br />Kalsiyum yüksekliği pek çok sistemi etkileyebiliyor<br />D vitamini fazlalığına bağlı oluşan kalsiyum yüksekliğinin organ ve sistemler üzerinde pek çok etkiye yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Muharrem Çidem, bu etkileri şöyle anlattı:<br />“Nörolojik sistemde huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, sinirlilik, depresyon, uykuya eğilim ve psikotik belirtiler ortaya çıkabilir. Kardiyovasküler sistemde kalp ritminde bozulmalar ve aritmi, kan basıncında değişiklikler ve hipertansiyon oluşabilir. Kas-iskelet sisteminde kaslarda güçsüzlük ve yorgunluk görülebilir. Dermatolojik etki olarak kaşıntı ortaya çıkabilirken sindirim sisteminde bulantı ve kusma, ağız kuruluğu ve aşırı su içme ihtiyacı, kabızlık ve iştahsızlık sorunları ortaya çıkabilir. Böbreklerle ilgili renal sistemde önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Böbrekler, kandaki fazla kalsiyumu atmaya çalışır. Bu süreç, zaman içinde böbrek fonksiyonlarında bozulma, böbrek yetmezliği, sık ve bol miktarda idrara çıkma gibi sorunlara neden olabilir. Kalsiyum, fizyolojik düzeyin üzerine çıktığında çeşitli organlarda birikerek patolojik sonuçlara yol açabilir. Böbrekte biriken kalsiyum böbrek taşı gelişimine neden olurken; koroner arter duvarlarında biriken kalsiyum, damar sertliği ve aterosklerotik plak oluşumu ile ilişkilendirilmektedir.”<br />Bu uyarılara kulak verilmeli<br />Prof. Dr. Muharrem Çidem, D vitamini kullanımında dikkat edilmesi gereken noktaları ve uyarılarını şöyle sıraladı:<br />-D vitamini, sağlığımız için gereklidir ancak fazlası zararlıdır.<br />-Yüksek doz alımı, kanda kalsiyum artışına, bu durum da organ ve sistem hasarına yol açabilir.<br />-Bebekler ve çocuklar fazlalıktan en çok etkilenen risk grubudur. Bebek ve çocuklarda  özellikle yüksek doz D vitamini içeren ampul formundan kaçınmak daha uygun olacaktır.<br />-Gebelikte ve emzirme döneminde vitamin D düzeyine bakılarak doktor önerisiyle kullanıma özellikle dikkat edilmelidir.<br />&#8211; Takviye, mutlaka doktor önerisiyle ve takibiyle yapılmalıdır.<br />&#8211; En doğru yaklaşım: Bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanımdır.<br />-D vitamini nispeten güvenli bir vitamindir ama yüksek dozları toksiktir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>100 Milyon ABD Doları Tutarında &#8220;Üçlü Etki&#8221; Sürdürülebilir Tahvil İhracı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/100-milyon-abd-dolari-tutarinda-uclu-etki-surdurulebilir-tahvil-ihraci-599755</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:24:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[doları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kapsayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[Qnb Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[tutarında]]></category>
		<category><![CDATA[üçlü]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599755</guid>

					<description><![CDATA[<p>QNB Türkiye, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında 100 milyon ABD doları tutarında “üçlü etki” sürdürülebilir tahvil ihracını başarıyla tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/100-milyon-abd-dolari-tutarinda-uclu-etki-surdurulebilir-tahvil-ihraci-599755">100 Milyon ABD Doları Tutarında &#8220;Üçlü Etki&#8221; Sürdürülebilir Tahvil İhracı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>QNB Türkiye, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında 100 milyon ABD doları tutarında “üçlü etki” sürdürülebilir tahvil ihracını başarıyla tamamladı. İhraç, QNB Türkiye’nin Sürdürülebilir Finans ve Ürün Çerçevesi altında, ICMA (Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliği) Yeşil ve Sosyal Tahvil İlkeleri ile tam uyumlu olarak gerçekleştirildi.</strong></p>
<p>İklim, kadın ve genç odaklı üçlü etki yaklaşımıyla tasarlanan ihraçta, fonların yüzde 65’i yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, yeşil binalar ve düşük karbonlu üretim gibi alanlardaki yeşil yatırımlara yönlendirilecek. Kalan yüzde 35’lik kısım ise ekonomik hayata katılımda yapısal zorluklarla karşılaşabilen kadın ve genç girişimcilerin liderliğindeki işletmelerin desteklenmesini amaçlıyor. Banka, daha önce gerçekleştirdiği mavi tahvil ihracı ile de Türkiye’de özel sektörde ilk kez gerçekleştirilen uygulamalar arasında yer almıştı. QNB Türkiye, bu alandaki çalışmalarına bir yenisini daha ekleyerek finans sektöründeki öncü rolünü ortaya koymaya devam ediyor.</p>
<p>QNB Türkiye, tahvil ihracı ile <em>“EBRD Finansal Kuruluşlar Paris Uyum Matrisi”ne göre </em>İklim Geçiş Planı’nı geliştirerek, iklim riskine ilişkin uygulamalarını kamuya raporlayan Türkiye’deki ilk özel banka olma yönünde önemli bir adım atıyor. Kredi portföyünün düşük karbonlu dönüşüme göre şekillendirilmesi ve QNB Türkiye’nin 2050 Net Sıfır vizyonunun somut adımlarla hayata geçirilmesi bu yol haritasının temelini oluşturuyor. Bu yeni yaklaşım sektörde önemli bir kilometre taşı niteliğine sahipken, Türkiye’deki finans sektörünün Paris Anlaşması doğrultusunda sürdürülebilirlik hedeflerine daha hızlı uyum sağlamasına da katkı sunuyor.</p>
<p>QNB Türkiye’nin dönüşüm odaklı finansman anlayışı, eğitim, teknik danışmanlık ve dijital ölçüm altyapılarıyla desteklenen bütünsel bir yaklaşım üzerine kurulu. Banka, tüm iş birimlerini ve şubelerini sürdürülebilirlik kriterleri konusunda sağladığı eğitim programlarıyla güçlendirirken, müşterilerinin ihtiyaçlarını sahada birebir analiz ediyor ve uluslararası sertifikasyon süreçlerine uyum için teknik rehberlik sunuyor. Dijital Köprü platformu üzerinden yapılabilen karbon ayak izi ölçümü, sürdürülebilirlik performans takibi ve raporlama çözümleri sayesinde finansman süreçleri dijital olarak izlenebilir hâle geliyor. Böylece QNB Türkiye, sürdürülebilir kalkınmanın yalnızca finansörü değil, aynı zamanda tasarımcısı ve hızlandırıcısı kimliğini pekiştiriyor.</p>
<p>QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:<br /> “EBRD ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği, finansmanın dönüştürücü gücünü sahadaki gerçek ihtiyaçlarla buluşturan önemli bir adım. Bu ‘üçlü etki’ sürdürülebilirlik tahviliyle yalnızca yeşil projeleri değil, kadınların ve gençlerin liderliğindeki işletmeleri de destekleyerek kapsayıcı, dirençli ve geleceğe hazırlıklı bir ekonomik yapıya da katkı sağlıyoruz. QNB Türkiye olarak finansmanı yalnızca bir kaynak değil, sürdürülebilir dönüşümün en etkili kaldıraçlarından biri olarak görüyoruz. Bu nedenle hem yeşil hem de sosyal ekonomiyi destekleyen bu yapı bizim için bir finansman işleminden öte, kapsayıcı ekonominin inşasında belirleyici bir güç anlamına geliyor. Türkiye’de özel sektör için bir ilk olacak İklim Geçiş Planı çalışmalarımızla portföyümüzü Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu biçimde dönüştürme kararlılığımızı da ortaya koyduk. İnanıyoruz ki finans sektörünün iklim, kapsayıcılık ve yönetişim alanlarındaki sorumluluğu arttıkça ülkemizin sürdürülebilir kalkınma yolculuğu daha da hızlanacak.”</p>
<p>EBRD Türkiye Başkan Vekili Oksana Yavorskaya şu açıklamada bulundu: “Bu dönüm noktası niteliğindeki üçlü etki yatırımımızla QNB Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik yolculuğunu desteklemekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırım yalnızca iklim gündemini ilerletmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye ekonomisi için de kapsayıcılığı ve güçlenmeyi teşvik ediyor. Ayrıca, dayanıklı ve kapsayıcı bir geleceğin şekillendirilmesine yönelik önemli bir adım olan İklim Geçiş Planı’nı geliştirmedeki liderliği dolayısıyla QNB Türkiye’yi takdir ediyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/100-milyon-abd-dolari-tutarinda-uclu-etki-surdurulebilir-tahvil-ihraci-599755">100 Milyon ABD Doları Tutarında &#8220;Üçlü Etki&#8221; Sürdürülebilir Tahvil İhracı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise beslenmenin, özellikle beynin enerji metabolizmasını hedef alan yaklaşımların, Alzheimer tedavisinde destekleyici bir rol oynayabileceği tartışılıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer ve beslenme ilişkisini ele alan güncel bilimsel çalışmalara dikkat çekerek, ketojenik diyetin beyin enerji kullanımı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırıldığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre keton cisimlerinin beyin için alternatif bir enerji kaynağı oluşturması, Alzheimer’da görülen glukoz kullanımındaki bozulmalar açısından umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilimsel çalışmalar, ketojenik diyetin Alzheimer hastalığında beyin fonksiyonlarını ve bilişsel işlevlerin korunmasını destekleyebileceğine işaret ediyor; bu alandaki bulgular ise giderek artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişiyi etkileyen Alzheimer, demansın en yaygın nedeni olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise 700 binin üzerinde hastayı ilgilendiren bu hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar daha çok semptomların kontrol altına alınmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına odaklanıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada beslenme temelli stratejilerin, özellikle de ketojenik diyetin, destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>Ketojenik diyet, vücudu alıştığı enerji düzeninden çıkarıp farklı bir “yakıt sistemine” geçiren özel bir beslenme modeli olarak biliniyor. Yani ketojenik diyette karbonhidrat çok ciddi şekilde kısıtlanıyor, yağ oranı artırılıyor, protein ise kontrollü tutuluyor. “Burada amaç, vücudu ketozis denen metabolik duruma sokmak. Bu durumda vücut enerji için glukoz yerine yağdan üretilen ketonları kullanmaya başlıyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer hastalığında beynin enerji kullanımında ciddi bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor: “Sağlıklı bir beyinde temel enerji kaynağı glukozdur. Ancak Alzheimer hastalığında beynin glukozu kullanma kapasitesi azalır. Nöronlar adeta aç kalır. Bu noktada keton cisimcikleri, beyin için alternatif ve daha kolay kullanılabilen bir yakıt haline gelir”… </p>
<p>Araştırmalara göre ketojenik diyetin Alzheimer hastalarında tedaviye olumlu etki ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Ketojenik diyet karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan zengin bir beslenme modeli sunarak vücudu keton üretimine yönlendiriyor. Böylece beyin, glukoz yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Yani beynin aç kalan hücrelerine alternatif bir enerji kapısı açılıyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>10 Klinik Çalışma, 691 Hastada Dikkat Çeken Sonuçlar</strong></p>
<p>2024 yılında <em>The Journal of Nutrition, Health &#038; Aging</em> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, Alzheimer hastalarında ketojenik diyet ve orta zincirli trigliserit (MCT) bazlı beslenme yaklaşımlarını inceleyen 10 farklı klinik çalışmayı analiz etti. Toplam 691 Alzheimer hastasının yer aldığı bu çalışmalarda, ketojenik veya MCT yağdan zengin diyet uygulanan bireylerde bilişsel işlevlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu bulguları şöyle değerlendiriyor:</p>
<p>“Mini Mental Durum Testi (MMSE) ve ADAS-Cog gibi bilişsel değerlendirme testlerinde belirgin puan artışları görülmesi son derece önemli. Bu, diyetin yalnızca teorik değil, klinik olarak da ölçülebilir bir etki yaratabildiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ketojenik Diyet Herkese Uygun Değil </strong></p>
<p>Ketojenik diyetin Alzheimer üzerindeki etkileri yalnızca tek bir çalışmaya dayanmıyor. <em>Experimental Gerontology</em>, <em>Progress in Neurobiology</em> ve <em>Frontiers in Nutrition</em> gibi saygın dergilerde yayımlanan araştırmalar, ketonların beyin hücrelerinde enerji üretimini artırabildiğini, oksidatif stresi azaltabileceğini ve bazı hastalarda hafıza performansını destekleyebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Literatürdeki ortak noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışmaların büyük bölümü, ketojenik yaklaşımın Alzheimer’da bozulan enerji dengesini kısmen de olsa yeniden kurabildiğini söylüyor. Ancak bilim insanları bu etkiyi ‘umut verici ama sınırlı’ olarak tanımlıyor” diyor. </p>
<p>Her bilimsel bulguda olduğu gibi, ketojenik diyetin de riskleri bulunuyor. İncelenen çalışmalarda bazı katılımcılarda trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerinde artış gözlendi. Ayrıca diyetin katı yapısı nedeniyle bazı hastaların uzun süre uyum sağlayamadığı bildirildi. Ketojenik diyetin herkese uygun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Özellikle kalp-damar hastalığı, lipid metabolizma bozuklukları olan bireylerde mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde planlanmalıdır” şeklinde uyarıda bulunuyor. </p>
<p><strong>Alzheimer’da Beslenme Yaşam Kalitesini Yükseltiyor </strong></p>
<p>Mevcut çalışmaların önemli bir kısıtlılığı, sürenin genellikle 8–12 hafta ile sınırlı olması. Uzun yıllar süren bir hastalık olan Alzheimer’da, ketojenik diyetin uzun vadeli etkileri ve güvenliği henüz net değil.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada temkinli iyimserlik çağrısı yapıyor:</p>
<p>“Bugün için şunu söyleyebiliriz: Ketojenik diyet Alzheimer’da bazı ilaçların etkisini taklit edebilir, hatta destekleyebilir. Ancak ilacın yerini alacak mucizevi bir çözüm olarak görülmemelidir.”</p>
<p>Alzheimer hastalığıyla mücadelede beslenme, giderek daha güçlü bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Ketojenik diyet, beynin enerji krizine alternatif bir yol sunarak umut verici bir pencere açıyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye özel, kontrollü ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiği konusunda hemfikir.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme, Alzheimer’da tek başına bir tedavi değil; ama doğru planlandığında hastaların yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunabilecek güçlü bir araçtır. Önümüzdeki yıllarda daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla bu tablonun çok daha netleşeceğine inanıyoruz” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ ile Tahsilat Süreçlerinde Verimlilik Dönemi Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-tahsilat-sureclerinde-verimlilik-donemi-basliyor-599157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[mastercard]]></category>
		<category><![CDATA[Modeller]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[Optimizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[süreçlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[tahsilat]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verimlilik]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mastercard, Garanti BBVA ile tahsilat stratejilerini dönüştüren kapsamlı bir projeye imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-tahsilat-sureclerinde-verimlilik-donemi-basliyor-599157">Yapay Zekâ ile Tahsilat Süreçlerinde Verimlilik Dönemi Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mastercard, Garanti BBVA ile tahsilat stratejilerini dönüştüren kapsamlı bir projeye imza attı. Değişen müşteri davranışları, artan operasyonel maliyetler ve dijitalleşme ihtiyacına yönelik geliştirilen bu iş birliği, Mastercard’ın yapay zekâ destekli modelleme ve optimizasyon konusundaki global danışmanlık uzmanlığını, Garanti BBVA’nın güçlü bankacılık altyapısıyla birleştiriyor.</p>
<p>Geleneksel ve tek tip tahsilat yöntemlerinin yerini veri odaklı karar alma mekanizmalarına bıraktığı projede, “En İyi Sonraki Adım” (Next Best Action) modelleri ve stokastik optimizasyon motoru devreye alındı. Bu sayede banka, her müşteri için en uygun aksiyonu belirleyerek bütçe ve insan kaynağı kapasitesini gerçek zamanlı olarak en verimli şekilde yönetme imkânına kavuştu.</p>
<p><strong>Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü Onur Faydacı: “Sınırlı kaynakları stratejik yöneterek en yüksek değeri sağlıyoruz.”</strong></p>
<p>Yapay zekânın finansal hizmetler sektöründe sadece bir araç değil, daha güvenli ve verimli bir geleceğin anahtarı olduğunu vurgulayan <strong>Mastercard Türkiye ve Azerbaycan Genel Müdürü Onur Faydacı</strong>, iş birliğine dair şunları söyledi: “Dünya genelinde şirketlerin %78’inin en az bir iş fonksiyonunda kullandığı yapay zekâ, finans sektöründe operasyon ve risk maliyetlerini azaltırken gelir artışı yaratma potansiyeline sahip. Garanti BBVA iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Tahsilat Optimizasyonu projesi, bankacılık sektöründe yapay zekâ kullanımına dair öncü niteliğinde. Bu çözümle tahmin modellerimiz her müşteri için en etkili eylemi belirlerken, optimizasyon motorumuz sınırlı kaynakları portföyler arasında akıllıca tahsis ediyor. Bu, çağrı merkezi kapasitesinin artık manuel değil, stratejik olarak yönetildiği ve her etkileşimin mümkün olan en yüksek değeri sağladığı anlamına geliyor. Mastercard olarak, yapay zekâ tabanlı teknolojilerimizle iş ortaklarımıza kişiselleştirilmiş, güvenli ve verimli çözümler sunmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Yapay zekâ ile %30 verimlilik artışı</strong></p>
<p>Proje, yalnızca teknolojik bir altyapı kurulumu değil, aynı zamanda etkin operasyonel süreçler ve müşteri deneyimi dönüşümü olarak öne çıkıyor. Gerçekleştirilen optimizasyon çalışmaları sonucunda, ek personel istihdamına ihtiyaç duyulmadan iletişim başı etkinlikte %30’un üzerinde artış yakalandı. Ayrıca, risk yönetiminin en kritik göstergelerinden biri olan NPL (Takibe Düşen Kredi) girişlerinde %15’e varan bir azalma sağlandı. Dijitalleşmenin etkisiyle müşterilerin banka ile etkileşim tercihleri de değişti. Çok kanallı stratejinin bir sonucu olarak, yeniden yapılandırma işlemlerinin yarısı ve ödeme sözlerinin üçte biri artık dijital kanallar üzerinden gerçekleşiyor. Bu durum, müşteri memnuniyetine ve Net Tavsiye Skoru’na (NPS) olumlu katkı sağlıyor.</p>
<p>Tahsilat süreçlerimizin yalnızca bir geri ödeme mekanizması olmaktan çıkıp, veriyle güçlenen stratejik bir işlev hâline geldiğini vurgulayan<strong> Garanti BBVA Bireysel Ürünler Tahsilat Direktörü Teoman Alponat, projenin çıktılarını şu sözlerle değerlendirdi:</strong> “Tahsilat süreçlerimizi yeniden ele almamızın temelinde, kaynaklarımızı daha verimli kullanma ve değişen müşteri dinamiklerine uyum sağlama ihtiyacı vardı. Mastercard Danışmanlık iş birliği, iç yetkinliklerimizi global uzmanlıkla buluşturmamız açısından bizim için önemli bir katalizör oldu. Bugün yapay zekâ destekli modeller sayesinde çağrı merkezi kapasitemizi en fazla etki yaratabileceğimiz müşteri temaslarına yönlendirebiliyoruz. Gelecekte, düşük riskli ve dijital iletişimi tercih eden müşterilerimiz için yapay zekâ destekli çağrı botlarını devreye almayı; temsilcilerimizin ise daha karmaşık ve empati gerektiren görüşmelere odaklanmasını hedefliyoruz. Bu dönüşüm, tahsilatı yalnızca bir operasyon olmaktan çıkarıp, müşteriyle bağı güçlendiren ve güven inşa eden bir etkileşim noktasına dönüştürüyor.”</p>
<p><strong>Geleceğin tahsilat vizyonu: Hibrit modeller ve yapay zekâ asistanları</strong></p>
<p>Mastercard ve Garanti BBVA’nın bu iş birliği, tahsilatın geleceğine dair de ipuçları veriyor. İlerleyen dönemde, rutin etkileşimlerin yapay zekâ destekli çağrı botları (chatbot) tarafından yönetilmesi; insan kaynağının ise katma değeri daha yüksek konulara odaklanması hedefleniyor. Dijital self-servis çözümler ve insan uzmanlığını birleştiren hibrit modellerin, sektörün yeni standardı olması bekleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-tahsilat-sureclerinde-verimlilik-donemi-basliyor-599157">Yapay Zekâ ile Tahsilat Süreçlerinde Verimlilik Dönemi Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:05:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeyi]]></category>
		<category><![CDATA[rage]]></category>
		<category><![CDATA[Rage Bait]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyen]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Öfke uyandıran içerikler, daha dürtüsel davranmaya yol açıyor!</strong></p>
<p>Öfkenin diğer temel duygularımıza kıyasla yüksek uyarılmanın daha belirgin olduğu bir duygu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Öfke hissettirebilecek bir duruma karşı zihnimiz; ‘bir sorun ya da tehlike var, eyleme geç’ şeklinde sinyal verir.” dedi.</p>
<p>Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilen ‘rage bait’in, çevrimiçi etkileşimi artırmak için öfkeyi tetikleyen, kışkırtıcı veya incitici paylaşımlar anlamına geldiğini aktaran Beyaz, “Rage bait bu öfke halini direkt tetikleyebilecek bir boyutta karşımıza çıkıyor. Bu konuyla ilgili yapılan çeşitli çalışmalardan çıkabileceğimiz sonuçların rage bait ile birtakım davranışların değişebileceğini bize gösteriyor. Örneğin, öfke uyandırabilecek bir içeriğin duygusal beyini tetiklemesi nedeniyle, daha akılcı veya sağlıklı düşünmek ve davranmak yerine, daha dürtüsel yani sonuçların düşünülmeden harekete geçilmesi söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra öfkeyi tetikleyen yahut şok edici içeriklere maruziyet, normal içerikler karşısında dikkat sürelerini kısaltıp olumsuz yönde etki edebiliyor. Ayrıca öfke karşısında savaş modunun açılmasıyla sosyal medya tüketimi artabiliyorken, gündelik hayatta da empati göstermede güçlük ve beraberinde de daha tartışmacı bir kimliğe bürünme söz konusu olabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Rage bait’e yoğun maruz kalmak, duygu düzenleme becerisini zayıflatabilir! </strong></p>
<p>Rage bait içeriklere maruz kalmanın duygu düzenleme becerisinde zedeleyici denilebilecek bir etkisi bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Rage bait’e yoğun maruz kalan ya da bu tür içerikleri tercih eden bireylerin beynindeki prefrontal korteks (yani düşünme, karar verme ve idari görevler gibi bilişsel becerilerde rol oynayan kısım) aktivitesinde azalmalar görülebilir. Bu durum öfke ve şok uyandırması sebebiyle limbik sistemi (duygusal beyin) daha aktive edici şekilde çalıştırmakta. Bu da duygu düzenleme kasının zayıflamasına etki eder. Sürekli bir ‘savaş ya da kaç’ modunun aktif olması strese dayanma hacmini azaltır. Gündelik hayatta daha tahammülsüz olmayı ve öfke kontrol güçlüğü yaşamayı artırabilir veya rage bait’e devamlı maruziyet kişiyi gerçek üzücü ve öfke hissettirici durumlara karşı hissizleştirip duyarsız hale de getirebilir.”</p>
<p><strong>Rage bait içeriklerini haftada 2 saatten fazla tüketenlerde depresyon riski yüzde 37 artıyor!</strong></p>
<p>‘Rage bait’in en tehlikeli sonuçlarından birinin toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilme potansiyeli olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir meseleyi iki zıt kutbun varlığı üzerinden değerlendirenler kendilerini otomatik olarak bir tarafa yerleştirebiliyor. Bu durum, ortak alanın boşalmasına ve uç görüşlerin daha da belirginleşmesine yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yani bu tür içeriklerin, bu ayrımdaki kişilerin kendi görüşlerine olan inancını daha da pekiştirmesine neden olabildiğine işaret eden Beyaz, “Kişiler daha radikal bir hale bürünebiliyor. Zihinsel gettolaşmalara hizmet edebiliyor. Rage bait içeriklerin bireysel psikolojik sağlık üzerindeki potansiyel zararları açısından birçok şeyden bahsetmek mümkün. 2023’te yapılan bir meta analize göre, hafta da 2 ve daha fazla saat rage bait tarzı içerik tüketen bireylerde depresif belirti riski yüzde 37 artabiliyor. Bu etkileşime girme, bireylerde stres hormonunun salgılanmasına ve beraberinde de anksiyete, tükenme ve umutsuzluk hali uyandırabilmekte.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Rage bait’in amacını fark etmek, bu içeriklerin üzerimizdeki etkisini azaltır!</strong></p>
<p>Özellikle çocuk ve ergenlerde bu durumun ciddi bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Özellikle prefrontal korteks gelişiminin 25 yaş civarına kadar devam ettiğini göz önünde bulundurursak, rage bait çocuk ve gençler için daha vahim bir noktada karşımıza çıkıyor.” dedi.</p>
<p>‘Rage bait’ düşük empati, agresyon ve dürtü kontrol güçlüğüne sebebiyet verebildiği için, çocuk ve ergenlerde bu sorunların daha kökleşmeye gitme potansiyeli taşıdığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çatışma ve saldırganlığın normal olduğu bir çarpık dünya algısı şekillenmekte ve nezaketin, zayıflık olarak görülmesine sebebiyet vermekte. İlaveten rage bait tarzı yüksek duygusal uyarana maruziyet, gündelik yaşamın olağan akışındaki düşük uyarılma etkenlerine odaklanmakta zorlanmayı artırabilmektedir.</p>
<p>Öfke bizleri kolaylıkla güdüleyen bir duygu. Ancak tutum ve davranışlarımıza yön vermesi sonucunda pişmanlık yaşatabilen bir bedeli de var. Bu nedenle öfke veya şok uyandırabilecek içeriklerden, iletişimlerden hatta kişilerden mümkün olduğunca uzaklaşabilmeli ve bir mesafe oluşturabilmeliyiz. Zaten özü itibariyle ‘rage bait’in maksadının farkındalığına erişmek onun içeriğinin gücünün azalmasını sağlayacaktır. İçeriklere bu bilişsel filtreyle yaklaşmak duygusal bir mesafe için makul bir opsiyon.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 10:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşındırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[florür]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Karbonat]]></category>
		<category><![CDATA[karışımlar]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[minesini]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yüzey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, karbonatın diş temizliği ve beyazlatmadaki etkileri, sınırlılıkları ve yanlış kullanımlarının oluşturduğu riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962">Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, karbonatın diş temizliği ve beyazlatmadaki etkileri, sınırlılıkları ve yanlış kullanımlarının oluşturduğu riskleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Karbonatın beyazlatma etkisi, dış yüzey lekelerinin sürtünmeyle uzaklaştırılmasına dayanıyor! </strong></p>
<p>Karbonatın diş beyazlatmada nasıl etki ettiği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Karbonatın beyazlatma etkisinin büyük kısmı, diş yüzeyindeki dış lekelerin fiziksel olarak sürtünme ile uzaklaştırılmasına dayanır.” dedi.</p>
<p>Bazı çalışmalara göre karbonat içeren diş macunlarının, lekeleri ve plak birikimini azaltmada etkili bulunduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Sodyum bikarbonatın pH yükseltici etkisi, ağız ortamında asidik atakları nötralize ederek kısa süreli olarak mineral dengenin korunmasına yardımcı olabilir. Ayrıca bakteriyel atıkları etkileyerek plak oluşumunu azaltmaya katkıda bulunabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Karbonat tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamıyor!</strong></p>
<p>Karbonatın, diğer sert aşındırıcı maddelere kıyasla göreceli olarak düşük aşındırıcı bir profile sahip olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Doğru formülasyonda ve uygun kullanımda minede belirgin aşınma yaratmayabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak partikül büyüklüğü, uygulama yöntemi, kullanılan konsantrasyon ve sıklığın aşındırma riskini artırabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mimir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Uzun süre ve kötü uygulama ile minede aşınma, parlaklığın azalması ve hassasiyet gözlenebilir. Bu sebeple mutlaka hekimin reçete etmesi ve kontrolü altında kullanılması uygundur. Karbonatın kısa süreli uygulamaları genellikle sistemik olarak zararsızdır. Bazı bireylerde aşırı ovalama veya mekanik travma sonucu gingival irritasyon, çekilme veya hassasiyet ortaya çıkabilir. Ayrıca karbonatın tek başına florür içermemesi nedeniyle çürük koruması sağlamadığı unutulmamalı. Yani karbonat kullanımına eşlik eden florürlü diş macunu, düzenli profesyonel bakım gibi temel koruyucu önlemler önemlidir.”</p>
<p><strong>Bazı renk değişiklikleri karbonat ile düzelmez!</strong></p>
<p>Karbonatın, çay, çikolata, nikotin gibi dış yüzey lekelerinin giderilmesinde etkili olabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Klinik çalışmalarda karbonat içeren dental ürünlerin leke gideriminde bazı standart dental ürünlere göre üstün olduğu raporlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Etkisinin olmadığı veya sınırlı olduğu alanların varlığından da bahseden Dr. Öğr. Üyesi Mimir, “Tetracycline kaynaklı, travma sonrası dentin değişiklikleri, restoratif malzeme kaynaklı renk değişiklikleri gibi intrinsik lekeler karbonat ile düzelmez. Bu tip renk bozuklukları genellikle profesyonel ağartma veya restoratif çözümler gerektirir. Yaşlanma ve dentin sararmasında karbonat sınırlı düzeyde etki gösterir, daha derin renk değişiklikleri için profesyonel yöntemler düşünülmelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmamalı!</strong></p>
<p>Kompozit, porselen, amalgam gibi restoratif materyallerin yüzey özelliklerinin farklı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bazı restoratif yüzeylerde karbonat uygulanması yüzey parlaklığını değiştirebilir veya kompozitlerin yüzey pürüzlülüğünü artırarak leke tutulumunu kolaylaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Büyük restorasyonlar veya estetik önemi olan restorasyonların varlığı durumunda temizleme gerekiyorsa hekimin bunu daha güvenli ve etkili şekilde yapacağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Mimir şunları söyledi:</p>
<p>“Aktif bir diş eti hastalığı varken sert mekanik uygulamalar diş etini tahriş edebilir ve durumun kötüleşmesine yol açabilir. Periodontal problemi olan kişilerin önce diş hekimi/periodontolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Diş eti sağlığı stabilize edilmeden kozmetik uygulamalara başvurulmaması önerilir.”</p>
<p><strong>Asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörü! </strong></p>
<p>Sosyal medya platformlarında sıkça paylaşılan ‘karbonat + limon (ve benzeri)’ yöntemlerin riskli olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Limon suyu yüksek asidite içerir ve ‘limon + karbonat’ veya ‘sirke + karbonat’ gibi asit ile abrasiv kombinasyonu diş yüzeyinde hem kimyasal olarak çözündürme hem mekanik aşındırma riski oluşturur. Bu tür karışımlar mine kaybını hızlandırır, uzun vadede hassasiyet ve renk değişikliklerine yol açar. Bazı olgu raporlarında sirke ve karbonat karışımı kullanımının diş aşınmasına yol açtığı bildirilmiştir. Limon, sirke, soda gibi asidik ajanlar dental erozyon açısından iyi belgelenmiş bir risk faktörüdür. Bu sebeple diş temizliği için diş hekimi kontrolünde profesyonel işlemler tercih edilmeli. Diş beyazlatma için ise diş hekimi muayenehanesinde doz ayarı yapılmış ajanlar ile beyazlatma uygulaması yapılmalı.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritik! </strong></p>
<p>Diş temizliği ve beyazlatma için ticari, test edilmiş ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Karbonat içeren hazır dental ürünler genellikle klinik olarak test edilmiş formülasyonlara sahiptir. Bunlar kontrollü aşındırma ve ilave yararlar sunar.” dedi. </p>
<p>Karbonat kullanılması durumda günlük florür uygulamasının ihmal edilmemesi gerektiği önerisinde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Florür, remineralizasyon ve çürük korunması için kritiktir. Eğer karbonat içeren macun florür içermiyorsa, en azından florür kullanımını başka şekilde sağlayın. Sert fırçalama ve aşındırıcı sürtünmeden kaçının. Yumuşak kıllı fırça ve nazik teknik kullanın. Haftada birkaç kez yoğun karışım uygulamaları yerine günlük, nazik ve kontrollü uygulama güvenlidir. Limon, sirke ve asidik bileşenler içeren ‘kendin yap’ karışımlardan kaçının. Restorasyon ve periodontal durumunuz varsa hekiminize danışın. Özellikle karbonat veya başka aşındırıcı uygulamalar yapıyorsanız yıllık veya altı aylık diş hekimi kontrolleri ile mine durumunu, hassasiyeti ve restorasyonların yüzey bütünlüğünü takip ettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-tipi-karisimlar-dis-minesini-asindiriyor-597962">Ev tipi karışımlar diş minesini aşındırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 14:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[babalık]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesini]]></category>
		<category><![CDATA[Raylı Sistem]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tramvay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuşmasında Büyükşehir’in tramvay projesini öven Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, <b>“</b>Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır” dedi.</p>
<p><b>UZMANLAR BİRİKİMLERİNİ PAYLAŞIYOR</b><br />Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen UITP Avrasya Konferansı’nın ilk gününde “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuyla ilgili düzenlenen panelin moderatörlüğünü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı yaptı. Panelin konuşmacıları ise Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün, UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ve Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık oldu. Konuşmacılar, raylı sistemlerin yeni planlara uyumlu olarak yapılmasının yanı sıra planlama yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği konularında katılımcılarla düşüncelerini paylaştı. İki gün sürecek olan konferansta alanında uzman isimler katılımcılara birikimlerini aktaracak.</p>
<p><b>“ULAŞIM SİSTEMİ KENTİN KİMLİĞİNİ YANSITIR”</b><br />İki yönlü etkileşimde ulaşım siteminin kente etkilerinden söz eden Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, Kocaeli’de tramvay örneğinin kentin kimliğine etki ettiğini belirterek, “Yapıların içinde erişilebilirlik çok önemli. Her raylı sistem istasyonu için değil ama önemli raylı sistemler için dünyada mimarı yarışmalar düzenleniyor. Kentin en önemli erişilebilirliğini sağlayan bir yapının yanındayım demek çok önemli. Ulaşım sistemi, kentin kimliğine ve imgesine de etki ediyor. Kocaeli’de tramvayın yüksek bir platformdan gitmesi, çok önemli bir imge örneği. Tramvay yatırımının kentin imgesine önemli bir katkısıdır. Hem sanat yapılarını hem mimari yapıları kente entegre etmek gerekiyor” diyerek, mimari ve sanatsal yapıların raylı sistemlerle birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><b>“RAYLI SİSTEMLER YENİ PLANLARA UYGUN OLMALI”</b><br />Raylı sistemlerin planlanma sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Babalık, “Bir raylı sitem planlanırken kentin mekânsal ve metropolitan planlarına, kentin mekansal büyüme planlarına referans vererek gelişmek ülkemizde yerleşmiş bir durum. Bir kentte raylı sitem hattının yatırımı yapılırken arazi kullanım türlerine hizmet etmek önemli. Kocaeli’de tramvayın; otogara, kongre merkezine, hastaneye gitmesi tüm bunlar iyi entegrasyon örnekleri. Yeni bir plan geliştirdiğimizde buna kentin raylı sistemleriyle gidebiliyor muyum? Bunu yerleştirmek çok önemli. Plan değişiklikleri yapıldığında trafik etki değerlendirmesi analizi de yapılması zorunludur. Zor bir planlama kültürü ama muhakkak yerleştirilmesi ve geliştirilmesi gereken bir planlama kültürü” dedi.</p>
<p><b>“ARAÇLAR İKLİME UYGUN TASARLANMALI”</b><br />İklim değişikliklerinde raylı sistemlerin dönüşümü konusunda konuşan Prof. Dr. Babalık, “Bu planlamaya entegre edilen bir konu. Kocaeli’de tramvay örneğine bakalım. İçindeki iklimlendirmeyi inceledim. Aracın dirençliliği açısından beyaz çatılı araçlar dikkate alınmaya başlandı. Kentlerdeki yeşil araçlar, ağaçlıklı yollar ısı adası etkisini kırabilecek özellikler. Gölgelikli, ağaçlıklı yollar durak tasarımları çok önemli. Bunlar, sıcak havanın etkisinden bekleyeni koruyacak şekilde tasarlanmalı. Yeşil çatı ve yeşil tramvay yolu ile şiddetle yağan yağmurun hızla taşkına yol açmasını en azından erteleyebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“30 YILDIR RAYLI SİSTEMLERLE UĞRAŞIYORUM”</b><br />Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ise müdürlüğün çalışmalarından bahsederek, “Toplu taşıma neden yapılır, şehirler nereye gitmeli? Bence en başta bunu çözmeliyiz. 30 yıldır raylı sistemlerle uğraşıyorum. Tahir Hocam benim kadar uğraşmamıştır ama benim uğraştığımın ötesinde bir şey söyledi. Bunu hepimizin kulağımıza küpe yapması lazım. AYGM, 15 yıl öncesine kadar raylı sitemleri planlayan ve büyükşehirlerin yapmak istediği planları onaylardı. 2011’den sonra raylı sistemlerin yapımı ve teslim edilmesini de yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><b>“FOSİL YAKITLI ARAÇLARI SINIRLANDIRMAK İSTİYORUZ”</b><br />Yalçın Eyigün, sözlerinin devamında, “Bir şehir, 500 binleri buluyorsa raylı sitemin ihtiyacını da üretebilir. Yeşil mutabakata uyan bir şehre dönüşüm elbette ki raylı sistemlerle olur. Tramvay aracının içinde kaç kişiyi taşıyacağımız önemli. 10-15 kişi taşıyan bir minibüs gece 11’e kadar çalışıyor ama bir tramvay da büyük elektrik enerjisi sarf ediyor. Yerel ve ulusal bazda buna dikkat ediyoruz. Lastik tekerlekten elektriğe dönüşümde süper hızlı tren projemiz kent içi değil ama bulunduğumuz şehre, Sakarya’ya, İstanbul’a ve Ankara’ya hizmet edecek bir proje ile akaryakıt bazlı tüketim olan fosil yakıtlı araçları sınırlandırmak istiyoruz. Bu anlamda bütün büyükşehirlerde yürüttüğümüz çalışmalar var” dedi.</p>
<p><b>“BÜYÜKŞEHİRLERLE İRTİBAT HALİNDEYİZ”</b><br />Yalçın Eyigün, yerel yönetimlerle koordinasyon konusunda ise, “Japonya’da Tokyo yakınlarında Tsukuba hattı vardır. Kentsel geliştirme ve arazi geliştirmenin ürünü olan bir hat. Yerel yönetimlerle etkileşim ve koordinasyonu olmazsa olmaz olarak görüyoruz. Kuzey Metro Hattını beraber planladık. Güney Metro Hattını kendileri planladı ama biz yine koordinasyon içindeyiz. Sadece biz yaparsak doğru yapmış olmayız. Bütün büyükşehirlerle irtibatımız daha projenin başında başlıyor. Bu yollarda beraber yürümek çok doğru” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“TOPLU TAŞIMA HER AÇIDAN FAYDALI”</b><br />UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ise yönetişim ve finansman konusunda metro yatırımlarının ilişkisini aktardı. Mezghanı, “Bu konuda yöneticilerin oynadığı rol önemli. Toplu taşımayı bir yönetim koordine ve organize ediyor. Belediyeler var ama dünyanın her yerinde belediyeler müdahale etmiyor. Bizim bir yönetime ihtiyacımız var koordinasyonu sağlayacak. Raylı sistemlerde aynı zamanda fonlamaları nasıl yapacağına bakmaları lazım. Toplu taşımanın yararları var ekonomi için çevre için şehir için. Toplu taşımada kamu fonlarının olması da normal. Dünyada genelde devlet fonları sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“PROJE ŞEHİR İÇİN İYİ GÖRÜLMELİ”</b><br />Kent içi raylı sistemlerin başarılı bir şekilde uygulanması konusuna da değinen UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı, “Projenin şehre entegre edilmesi bu projenin etkileri neler olacak bunları görmeye çalışıyoruz. Bu projelerin regülasyonu politikalarla ilerlemeli. Bazı şehirlerde bu projelerin siyasi zorluklara rağmen başarılı şekilde yapıldığını görüyoruz. Projenin şehir için iyi görünmesi önemli. Siyasi devamlılık sağlanması ve siyasi olarak da desteğe devam edilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“AVRUPA RAYLI SİSTEMLERDE YAVAŞ”</b><br />Raylı sistemler konusunda planlamanın olabildiğince erken yapılması gerektiğini belirten Mezghanı, “Kısa vadede planlama yapıp bunu uygulamaya koymamız gerekiyor. Paydaşlarla bir araya gelmeniz gerekiyor. Bir tren siteminiz, raylı siteminiz olduğu zaman paydaşların da kabul etmesi gerekiyor. Şehrin kendi stili var, insanları kendi tarafına çekmeniz gerekiyor. Avrupa’nın raylı sistem uygulamalarında çok yavaş olduğunu görüyorum. Bunları nasıl daha iyi optimize edebiliriz ona bakıyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astımın]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan birinde görülen astım, doğru yönetilmediğinde tekrarlayan öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ile çocukların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563">Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan birinde görülen astım, doğru yönetilmediğinde tekrarlayan öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ile çocukların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Aile farkındalığı ve erken tanıyla doğru tedavi planlaması, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli rol oynuyor. Çocukluk çağı astımının anlaşılması ve doğru şekilde yönetilmesi için bazı bulgular yol gösterici nitelik taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, çocuklarda astım hastalığı hakkında bilgi verdi ve alınması gereken önlemleri anlattı.</p>
<p><strong>Çocuğunuzun öksürüğünü basit bir enfeksiyon sanmayın</strong></p>
<p>Astım, bronşların zaman zaman daralmasıyla ortaya çıkan tekrarlayıcı öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ataklarıyla seyreden bir hastalıktır. Öksürük astımın en temel belirtisidir, öksürüksüz bir astım hastalığı olmaz. Türkiye’de çocuklarda astım görülme sıklığı yüzde 5–9 arasında değişmektedir. Kuru ve yüksek bölgelerde daha az, nemli ve deniz kıyısı bölgelerde daha fazla görülür. Maalesef pek çok çocuk astım ilacı kullanmasına rağmen, ailesi onun astım olduğunu bilmemekte ve bronşit, alerjik bronşit veya zatürre başlangıcı gibi yanlış tanılar alabilmektedir. Bu nedenle önce doğru tanı konulmalıdır. Ayrıca, her çocuğun akciğerlerinin yanı sıra,  burun içi de detaylı değerlendirilmelidir. Çünkü eşlik eden bir alerjik rinit de sıklıkla birlikte bulunabilir. Özellikle 2-3 yaş altındaki çocuklarda viral enfeksiyonlara bağlı kısa süreli hışıltılı ataklar görülebilir ve bu durum çoğu zaman yaş ilerledikçe kaybolur. Ancak bu çocuklar yakından ve düzenli olarak izlenmeli; gereksiz uzun süreli ilaç tedavisinden de kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuklarda astımı fark etmek için bu 9 bulgu önemli</strong></p>
<p>Astım belirtileri her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmaz. Çocuklarda astım belirtileri farklılık gösterebilir. Astımda yalnızca solunum güçlüğü değil, tekrarlayan kuru veya balgamlı öksürük de tek başına belirti olabilir. Hırıltılı solunum, nefes verirken duyulan ıslık sesi, gece artan öksürük, eforla gelen öksürük nöbetleri, ağır ataklarda göğüs duvarında çökmeler ve solunumda zorlanma görülebilir. Çocuklarda astımı fark edebilmek için bu belirtileri göz ardı edilmemelidir:</p>
<ol>
<li>Gece artan öksürük</li>
<li>Hırıltılı solunum</li>
<li>Nefes verirken duyulan ıslık sesi</li>
<li>Tekrarlayan kuru veya balgamlı öksürük</li>
<li>Koşma, gülme, ağlama gibi eforla gelen öksürük</li>
<li>Atak dönemlerinde omuz ve kaburga aralarında solunum eforunun artması</li>
<li>Ciddi nöbetlerde halsizlik, huzursuzluk ve nadiren bilinç değişikliği</li>
<li>Çocuğun geçmişinde besin alerjisi, egzama bulunması</li>
<li>Ailede alerjik hastalık varlığı</li>
</ol>
<p><strong>Alerjiler kontrol edilmezse astım kontrolü zorlaşır</strong></p>
<p>Çocukluk çağı astımının yüzde 70’inden fazlası alerjik kökenlidir. Ailede alerji veya astım öyküsü, çocukta astım görülme riskini artırabilir. Astımı olan çocuklarda sıklıkla, inek sütü proteini alerjisi gibi besin alerjileri, egzama ve burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma, göz kaşıntısı gibi bulgularla seyreden alerjik nezle de görülebilir. Özellikle alerjik nezlenin tedavi edilmemesi, astım kontrolünü zorlaştırabilir.</p>
<p><strong>Astımda uzun süreli bir tedavi planı gerekli </strong></p>
<p>Astım kronik bir gidişle, yıllarca devam eden bir hastalık olduğundan yalnızca atak dönemlerinde değil, atak dışı uzun süreli tedavi gereklidir. Dünya genelinde kabul gören basamak tedavisi yaklaşımı ile çocuğun durumuna göre tedavi düzeni belirlenmelidir. Son yıllarda solunum yolundan alınan kortizonlu ilaçlar, astımın uzun süreli tedavisinin en önemli ögelerinden biri haline geldi. Bu ilaçların dozu ağızdan alınanlardan çok daha düşük olduğundan, diğer kortizonlu ilaçların alınmasıyla sıkça gözüken yan etkiler bunlarda gözükmez. Koruyucu etkileri olan bu ilaçlar doktor kontrolu altında uzun süre kullanılabilirler. Hava yolu ile kullanılan (inhaler ya da nebülizer) ilaçların doğru kullanımlarının öğrenilmesi başarılı bir tedavi için son derecede önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru yönetilen astım tedavisi çocukların yaşam kalitesini artırır</strong></p>
<p>Çocukluk çağı astımı, ailelerin doğru bilgilendirilmesi ve uygun tedaviyle yönetildiğinde çocukların yaşam kalitesini olumsuz etkilemeden kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Öksürüğün küçümsenmemesi, alerjik belirtilerin dikkate alınması ve uzman hekim takibi, çocukların sağlıklı bir geleceğe adım atması için kritik öneme sahiptir. Tedavide amacımız atak sayısını azaltmak, atakların şiddetini hafifletmek, komplikasyonları önlemek, çocuğun yaşına uygun fiziksel aktiviteleri sürdürebilmesini sağlamak, büyüme ve gelişmenin normal devamını sağlamak, ilaç yan etkilerinden korumak ve hem aileleri hem de çocukları hastalık konusunda bilinçlendirmektir. Astım konusunda ailelerin bilinçli olması ve astım ataklarını önleyici tedbirler almaları da çocukların yaşam kalitesine önemli derecede etki eder. Ailelerin sigara içmesi çocuk astımını olumsuz etkileyen çok ciddi bir faktördür.</p>
<p><strong>Çocuğunuzda ev tozu akarı alerjisi varsa astım ataklarını önlemek için bu önlemleri alın!</strong></p>
<ul>
<li>Yatak odasında halı bulundurmayın.</li>
<li>Tüylü oyuncak ve yünlü eşyaları azaltın.</li>
<li>Toz tutan eşyaları kapalı dolaplarda saklayın.</li>
<li>Nevresim ve çarşafları haftada iki kez 60°C üzerinde yıkayın.</li>
<li>Yatak, yorgan ve yastığın yün, kuştüyü olmamasına dikkat edin.</li>
<li>Akar barındırmayan özel yataklar tercih edin.</li>
<li>Gerekli durumlarda HEPA filtreli hava temizleme cihazları kullanın.</li>
<li>Düzenli doktor kontrolleri ihmal etmeyin.</li>
<li>Doktorunuz uygun görürse özel durumlarda alerji aşı tedavisi gerekebilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563">Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-sosyal-etki-ve-gonulluluk-festivali-basladi-597142</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 11:21:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllülük]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ünsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597142</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi’nin düzenlediği SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali başladı. 104 sivil toplum kuruluşunun katıldığı; proje geliştirme eğitimleri, bağış süreçleri ve sosyal etki paylaşımlarından oluşan zengin bir programla devam edecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-sosyal-etki-ve-gonulluluk-festivali-basladi-597142">Karşıyaka&#8217;da Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi’nin düzenlediği SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali başladı. 104 sivil toplum kuruluşunun katıldığı; proje geliştirme eğitimleri, bağış süreçleri ve sosyal etki paylaşımlarından oluşan zengin bir programla devam edecek. Açılışta konuşan Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Gönüllülüğün küçük iyilikleri büyük bir dönüşüme dönüştüren gücüne duyduğumuz inançla, tüm zorluklara rağmen sivil toplumun yanında durmaya ve bu merkezleri yaşatmaya devam edeceğiz” dedi.</b></p>
<p>Karşıyaka Belediyesi ve Social Business Global iş birliğiyle, İzmir İl Sivil Toplumla İlişkiler Şube Müdürlüğü ortaklığında düzenlenen SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali, Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde kapılarını açtı. 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü kapsamında başlayan festival; sivil toplum kuruluşlarını, gönüllüleri, gençleri ve sosyal etki alanında çalışan tüm paydaşları üç günlük kapsamlı bir programda bir araya getirecek. Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal’ın ev sahipliğinde düzenlenen açılış törenine; İzmir İl Sivil Toplumla İlişkiler Şube Müdürü Himmet Uygun, hangel.org kurucusu ve sosyal girişimci İsmail Hilmi Adıgüzel, meclis üyeleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gönüllüler ve vatandaşlar katıldı. Karşıyaka Belediye orkestrasının müzik dinletisi ile başlayan program kapsamında Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi Sorumlusu Saadet Uylaş, festival programına ilişkin bilgi verdi.</p>
<p><b>“KÜÇÜK İYİLİKLERLE BÜYÜK DÖNÜŞÜM”</b><br />Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Bugün burada, Karşıyakamızın kalbinde dayanışmanın ve gönüllülüğün en güzel hâliyle bir araya gelmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Ben de daha önce bir eğitim vakfının yönetim kurulu başkanıydım ve sivil toplumun önemini çok iyi biliyorum. Sizler, kendi çabanızla bir şeyler yapıyorsunuz, başka insanlara yol açmaya çalışıyorsunuz. Hepinize teşekkür ederim. Gönüllülük, bir toplumun kalbinin ne kadar güçlü attığını gösteren en saf, en samimi davranıştır. Bugün burada buluşan herkes bir şeyleri değiştirme iradesine sahip olduğu için burada. İşte sivil toplum dediğimiz güç tam da budur; küçük iyilikleri büyük bir dönüşüme çevirmektir. Sancar Maruflu’nun adını taşıyan bu yerleşke yıllarca gönüllülüğün kalbi oldu ve bugün o kalp yeniden, çok daha güçlü bir şekilde atıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“BİRLİKTE ÜRETEN BİR KARŞIYAKA İÇİN EL ELE”</b><br />Başkan Ünsal, konuşmasına şöyle devam etti: “Karşıyaka; dayanışmayı bir kültür, iyiliği bir yaşam biçimi hâline getirmiş bir şehirdir ve biz belediye olarak bu kültürü büyütmek, desteklemek ve güçlendirmek için yanınızdayız. Gelin, bu festivali bir başlangıç kabul edelim. Gelin, gönüllülüğü daha görünür, daha etkili, daha yaygın bir hale getirelim. Birlikte üreten, birlikte başaran ve kimseyi geride bırakmayan bir Karşıyaka için el ele verelim. Sizleri bu yerleşkede buluşturmak için zorlandığımızı, denetim süreçlerinde sorgulandığımızı bilin ama pes etmiyoruz, etmeyeceğiz. Bu merkezlerin sosyal sorumluluk niteliğini anlattık ve destek alabilirsek ne mutlu, alamazsak da sivil toplumun güçlenmesi için elimizden gelen desteği vermeyi sürdüreceğiz.”</p>
<p>İzmir İl Sivil Toplumla İlişkiler Şube Müdürü Himmet Uygun, “Sivil toplumlar, milletin sinir uçlarıdır; demokrasinin nefes aldığı bi alandır. Böyle önemli bir organizasyon için başta Belediye Başkanımız olmak üzere katkı sunan herkese teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.<br />Festivale sundukları katkı ve destek çin İzmir İl Sivil Toplumla İlişkiler Şube Müdürü Himmet Uygun, hangel.org kurucusu ve sosyal girişimci İsmail Hilmi Adıgüzel adına, olanakları kısıtlı öğrenciler için bağışta bulunuldu; Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal da teşekkür belgesi takdim etti.<br /> </p>
<p>Sosyal girişimci, hangel.org kurucusu İsmail Hilmi Adıgüzel ise, “Bu bizim düzenlediğimiz altıncı buluşmamız, bu buluşmayı festivale çeviren Karşıyaka Belediye Başkanımız Yıldız Ünsal’a, desteğini esirgemeyen tüm kurumlara ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.</p>
<p><b>104 STK İLE DOPDOLU PROGRAM</b><br />104 sivil toplum kuruluşunun katıldığı festival boyunca proje yazımından gönüllülük yönetimine, gelir modeli oluşturmadan dijital araçların kullanımına kadar pek çok başlıkta ücretsiz eğitimler ve oturumlar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün yanı sıra üniversiteler, uzman eğitmenler ve STK profesyonellerinin yer aldığı programda katılımcılar ayrıca alandaki STK stantlarını ziyaret ederek kuruluşların çalışmalarını yakından inceleyebiliyor.<br />Festivalin ilk gününde sivil toplum kuruluşlarında gelir modeli oluşturma ve sürdürülebilirlik eğitimi düzenlendi. Festival bugün (6 Aralık Cumartesi) Canva Nonprofit, Google Nonprofit ve Help Steps eğitimleri; sosyal etki odaklı oturumlar, iyi örnek paylaşımları ve gönüllülük ağırlıklı etkinliklerle devam edecek. Google, hangeI, Canva, Microsoft, AbilityPool ve Help Steps’in sağladığı desteklerle hayata geçirilen festival kapsamında 7 Aralık Pazartesi gününe kadar düzenlenen tüm eğitimler ve stant alanları ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-sosyal-etki-ve-gonulluluk-festivali-basladi-597142">Karşıyaka&#8217;da Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik dayanıklılık engelleri aşmayı kolaylaştırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-engelleri-asmayi-kolaylastiriyor-596070</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 14:38:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşmayı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklı]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılık]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[engelleri]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[özellikli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını etkileyen faktörleri değerlendirdi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-engelleri-asmayi-kolaylastiriyor-596070">Psikolojik dayanıklılık engelleri aşmayı kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop,<strong> </strong>3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını etkileyen faktörleri değerlendirdi.  </p>
<p><strong>Engellilik bireyin mizacına göre olumlu veya olumsuz etkiler gösterebiliyor</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, engelliliğin doğuştan, kaza sonucu veya uzun süren bir hastalığa bağlı olarak organ bozukluğu ya da yokluğu nedeniyle bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yeteneklerde çeşitli derecelerde kayıp olarak tanımlandığını ifade ederek, “Bazı bireyler engelli olarak doğarken, bazıları için engellilik yaşamın herhangi bir döneminde aniden ortaya çıkabilir veya zaman içinde yavaş yavaş gelişebilir. Bu iki durumun psikolojik etkileri farklılık gösterebilir. Bireyin mizacı, kişilik özellikleri ve sahip olduğu psikolojik, sosyal, çevresel ve finansal kaynaklar, özellikli bireylerin iyi oluşu üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler gösterebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığı şartlara da bağlı</strong></p>
<p>Psikolojik dayanıklılık, bireyin stresli ve zorlayıcı yaşam deneyimleri karşısında uyum sağlayabilme, esneklik gösterebilme ve güçlenerek ilerleyebilme yeteneği olduğuna dikkat çeken Aytop, “Engellilik deneyimi psikolojik dayanıklılığı hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyebilir. Engellilik deneyimi, bireyleri yaşamın zorluklarına karşı daha sabırlı, esnek, uyumlu ve anlayışlı olmaya teşvik edebilir. Bu süreç, problem çözme becerilerini geliştirmelerine ve mevcut şartları daha yaratıcı ve işlevsel kullanmayı öğrenmelerine katkı sağlayabilir. Öte yandan, eşlik eden ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar, engele bağlı gelişen fiziksel sınırlılıklar, toplumsal önyargılara ve etiketlemelere maruz kalmak, dışlanmak, sosyal izolasyon, çeşitli imkanlara erişilebilirlik sorunları (eğitim, sağlık, istihdam gibi), ekonomik zorluklar bireyin öz-şefkatini, öz-saygısını, öz-değerini, öz yeterliğini, öz- farkındalığını, kendisi ve çevresi üzerindeki kontrol hissini, umudunu, yaşam doyumunu, motivasyonunu, kişiler arası ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını zedeleyebilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını artıran faktörler neler?</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını artıran faktörlere işaret ederek, “Bireyin öz-şefkati, öz-saygısı, öz-değeri, öz-yeterliği, öz-farkındalığı, kendini kabulü, anlam ve amaç arayışı, erdemleri ve karakter güçleri ile etkili iletişim ve empati becerileri, dayanıklılığı güçlendiren önemli psikolojik kaynaklar arasında yer alıyor. Ayrıca aile içi sağlıklı iletişim, karşılıklı anlayış, adil görev dağılımı ve değişen koşullara uyum, bireyin kendini değerli hissetmesini ve zorluklarla başa çıkmasını destekliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sosyal ve toplumsal desteklerin de kritik olduğunu belirten Aytop, “Sosyal çevreden algılanan destek, yalnızlık ve izolasyon hissini azaltarak kaygı ve depresyona karşı koruyucu rol oynuyor. Yapılandırılmış psikoterapi, bireylerin esneklik, farkındalık ve problem çözme becerilerini artırırken, erişilebilir fiziksel ortam, eğitim ve istihdam olanakları, zorbalık ve ayrımcılığın azaltılması; özellikli bireylerin hem günlük yaşamda hem de psikolojik olarak daha dayanıklı olmalarını sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Toplumdaki önyargılar özellikli bireyin kendini değerli hissetmesini zorlaştırıyor</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığını zayıflatan risklere de dikkat çekerek, “Engelin getirdiği zorunlu sınırlamalara ek olarak, toplumdaki önyargılar, etiketleyici tutumlar ve ayrımcılık bireyin kendini değerli hissetmesini zorlaştırıyor; eğitim, istihdam ve sosyal yaşamda yaşanan eşitsizlikler aidiyet duygusunu azaltıyor. Sürekli mücadele gerektiren mimari ve sistemsel engeller, kronik stres, tükenmişlik ve yorgunluğa yol açarken, aşırı korumacı veya baskıcı aile ve çevre tutumları bireyin bağımsızlık, özgüven ve kendini gerçekleştirme çabalarını engelleyebiliyor. Özellikle sonradan özellikli olan bireyler kayıp ve yas süreciyle karşı karşıya kalıyor, umutsuzluk ve belirsizlik düşünceleri psikolojik dayanıklılığı zayıflatıyor; tüm bunlar depresyon ve kaygı bozuklukları gibi ruhsal sorunların ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Hobilerle ilgilenmek ruhsal dengeyi ve içsel güveni artırıyor</strong></p>
<p>Özellikli bireylerin günlük yaşamda psikolojik dayanıklılıklarını artırmak için duygusal farkındalık geliştirmelerinin, zor duyguları tanıyıp kabul etmelerinin ve bunları yargısızca deneyimlemelerinin önemli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bireylerin güçlü yönlerine odaklanması, sanatsal ve sportif faaliyetler, problem çözme, teknoloji kullanımı gibi alanlarda kendini ifade etmesi özsaygı, öz-yeterlik ve motivasyonu artırıyor. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel hareket ve planlı bir gün gibi günlük rutinler ile sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi dayanıklılığı besliyor. Kendine zaman ayırmak, hobilerle ilgilenmek, öz-şefkat göstermek ve küçük, gerçekçi hedefler belirlemek ruhsal dengeyi ve içsel güveni artırıyor. Ayrıca rehabilitasyon programları, destek grupları ve gerektiğinde profesyonel psikolojik destek, bireyin kaynaklarını etkin şekilde kullanmasını, zorluklarla başa çıkmasını ve anlamlı, amaçlı bir yaşam sürmesini sağlıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Engellilere destekte toplumun rolü de büyük</strong></p>
<p>Özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığının yalnızca bireysel çabalarla sınırlı olmadığını, toplumun tutum, norm, değer ve fiziki yapılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ifade eden Aytop, “Toplumun özellikli bireyleri kabul eden, kapsayıcı ve çeşitliliği değerli gören bir atmosfer oluşturması, bireyin kendisini ait ve değerli hissetmesini sağlar. Fiziksel çevrede erişilebilirlik düzenlemeleri, eğitimde fırsat eşitliği ve kapsayıcı politikalar; bireyin bağımsızlık, özgüven ve sosyal aidiyet duygusunu güçlendirerek psikolojik dayanıklılığa katkı sunar. Ayrıca toplumun özellikli bireylere yönelik bilinçlenmesi ve farkındalık çalışmaları, yanlış inanç ve önyargıları azaltarak sosyal izolasyon ve psikolojik sıkıntı riskini düşürür.” şeklinde konuştu. </p>
<p>Toplumun rolünün yalnızca farkındalıkla sınırlı kalmadığını; istihdam politikaları, sosyal destek sistemleri, gönüllü çalışmalar ve sosyal hizmet mekanizmaları da bireyin dayanıklılığını güçlendirdiğini ifade eden Aytop, “Özellikli bireylerin kamusal alanda görünür olması, karar alma süreçlerine dahil edilmesi ve haklarının uygulanabilir olması, kendilerini değerli ve güvende hissetmelerini sağlıyor. Sağlık hizmetlerine, rehabilitasyon ve psikolojik desteğe erişim imkânları ile sosyal güvenlik mekanizmaları; yaşam kalitesini artırarak, özellikli bireylerin hem zorluklarla başa çıkma kapasitesini hem de içsel güçlerini destekliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yüksek psikolojik dayanıklılık sağlığı olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, yüksek psikolojik dayanıklılığın özellikli bireylerin hem fiziksel hem de sosyal sağlığını olumlu etkidiğini belirterek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dayanıklı bireyler stresle daha sağlıklı başa çıkar, duygularını düzenler, sorunlarla etkili şekilde yüzleşir ve gerektiğinde sosyal veya profesyonel destek alarak ruhsal yüklerini hafifletir; bu durum bağışıklık sistemi ve iyileşme süreçleri üzerinde koruyucu etki sağlar. Aynı zamanda dayanıklılık, bireyin kendi sağlığına yönelik sorumluluklarını yerine getirmesini kolaylaştırır; düzenli kontroller, tedaviye uyum, ilaç kullanımı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları daha kolay benimsenir. Sosyal yaşamda da dayanıklılık, güvenli ilişkiler kurma, iletişimde rahatlık ve sosyal etkinliklere katılımı artırır; yalnızlık ve izolasyonu azaltarak yaşam doyumunu yükseltir. Dayanıklı bireyler zorluklarla karşılaştığında pes etmek yerine çözüm yolları üretir, eğitim, iş ve topluluk faaliyetlerinde aktif rol alır, özgüven ve öz-yeterlik duyguları sayesinde toplumsal rollere daha cesurca katılır. Bu tutum, hem sosyal başarıyı hem de yaşamdan keyif alma ve üretken olma kapasitesini artırarak özellikli bireylerin genel yaşam kalitesini güçlendirir.”</p>
<p><strong>Aileler aşırı koruyucu olmaktan kaçınmalı</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, özellikli bireylerin psikolojik dayanıklılığında ailelerin ve bakıcıların rolünün belirleyici olduğuna vurgu yaparak, “Bireyin engelliliğini kabul etmek, eleştirel değil destekleyici bir tutum sergilemek ve güçlü yönlerine odaklanmak, özsaygı, yeterlilik inancı ve kendine güveni artırıyor. Aşırı koruyucu tutumlardan kaçınmak, bireyin bağımsızlık kazanmasını ve problem çözme becerilerini geliştirmesini sağlarken, etkili iletişim de duyguların ifade edilmesini kolaylaştırıyor. Bireyin günlük yaşamda sorumluluk almasına izin vermek, kişisel bakım, ev işleri veya sosyal aktivitelerde katkıda bulunmasını desteklemek; kontrol duygusunu ve dayanıklılığı güçlendiriyor.” dedi.</p>
<p>Ailelerin duygusal destek sağlamasının, empati kurmasının ve bireyin duygularını geçerli bulmasının psikolojik sağlamlık için kritik olduğunu belirten Aytop, “Özellikli bireylerin toplumsal hayata katılımını teşvik etmek, eğitim ve sağlık süreçlerine aktif katılımını desteklemek, başarılarını fark edip takdir etmek dayanıklılığı artırıyor. Ayrıca ailelerin ve bakım verenlerin kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarına özen göstermesi, sosyal ve profesyonel desteklerden faydalanmaları; özellikli bireye sağlıklı ve sürdürülebilir bir destek sunabilmelerini sağlıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-dayaniklilik-engelleri-asmayi-kolaylastiriyor-596070">Psikolojik dayanıklılık engelleri aşmayı kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deri Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dozunda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[içilen]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri ve Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi ağırladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan</strong> <strong>Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri</strong> <strong>ve</strong> <strong>Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi</strong> <strong>ağırladı.</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, yıllardır yürüttüğü çalışmalarda kafeinin özellikle güneş ışığıyla etkileşime girdiğinde</strong> <strong>deri kanserine karşı güçlü bir koruma sağladığını belirtiyor. Acıbadem Üniversitesi’nde verdiği seminerde, “Kahve içmek sadece keyif değil; doğru zamanda içildiğinde bir koruyucu tedbir. Koruyucu etkisi özellikle güneş ışınlarıyla ortaya çıkan kahveyi sahilde tüketmek çok faydalı. Güneş altında içilen kahve, vücudu kansere karşı koruyabiliyor. Hayvan deneylerinde her bir fincan kahvenin, deri kanseri riskini %5 azalttığını tespit ettik” diyerek çarpıcı bilgiler paylaşıyor… </strong></em></p>
<p>Kafeinle ilgili araştırmalarının temellerinin asistanlık yıllarına uzandığını anlatan Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin kanserden koruyucu etkilerinin dikkat çekici olduğunu belirtiyor: “Kahvenin deri kanseri üzerindeki etkisini 2004 yılında, daha asistanken araştırmaya başladım. Hocalarımla birlikte beslenmenin deri kanserini önlemedeki rolünü inceledik. Önce yeşil çayın etkisine baktık çünkü yeşil çayda yüksek oranda kafein bulunuyor. Deneysel çalışmalarımızda yeşil çayın deri kanserini önlemede belirgin katkısı olduğunu gördük.”</p>
<p>Bu bulguların ardından kafeinin mekanizmasına odaklandıklarını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kafeinin kanseri nasıl önleyebildiğini merak ettim ve içinde kanser gelişimini önleyici bazı moleküller ve proteinler olduğunu tespit ettim” diyor.</p>
<p><strong>“Kahveyi Güneş Altında İçin”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’ye göre kafeinin asıl gücü, güneş ışığıyla birleştiğinde ortaya çıkıyor: “Kahve içtiğimizde kafein tüm vücuda yayılıyor. Güneş ışığı cildimizle temas ettiğinde kafein aktive oluyor ve kanseri önleyen proteinleri harekete geçiriyor. Yani kafein, güneşle birlikte çalışıyor. Deri kanserini önleyebilmek için kahveyi güneş ışınlarına maruz kaldığınız sırada içmelisiniz. Yani sahilde… Sahilde, plajda kahve içmek bu nedenle çok etkili. Kafein bizi, güneşe maruz kaldığımız zaman deri kanserinden koruyor. Kısacası zamanlama çok önemli”… </p>
<p><strong>“Kahve Tüketimini Artırmadan Önce Hekiminize Danışın” </strong></p>
<p>Kafein tüketimiyle kanser riski arasındaki ilişkiye dair bulgular da dikkat çekici. “Hayvan deneylerinde yaptığımız çalışmalarda kahvenin, özellikle deri kanseri riskini belirgin bir şekilde düşürdüğünü gösterdi” diyen Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin sadece deri kanseri değil, karaciğer, rahim, ağız ve yutak kanseri gibi diğer kanser türlerine karşı da koruyucu etkiler gösterdiğini belirtiyor… Ancak Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kahve tüketimini artırmadan önce mutlaka bir doktora danışılması gerektiğinin de altını çiziyor. Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon, ritim bozukluğu, mide hassasiyeti veya anksiyete gibi sorunları olan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini; bilinçsiz ve aşırı tüketimin sağlık açısından risk oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kafein: Hem İçilen Hem Sürülen Koruyucu</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve içmenin genel olarak ömür uzattığını ve ölüm oranlarını azalttığını gösteren çok sayıda çalışma var. Çayın da benzer etkileri mevcut, ancak kahve kadar güçlü değil; etkisi yarı yarıya daha az” diyor. </p>
<p>Kafeinin sadece içilerek değil, farklı formlarda da etkili bir koruma sağladığına dikkat çeken Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve olarak içmek, hap şeklinde almak ya da merhem olarak cilde sürmek — hepsi deri kanserini önlemede etkili yöntemler. Kafein bir antioksidan olarak etki ediyor; serbest radikalleri nötralize ediyor ve cilt hücrelerini koruyor. Ancak en dikkat çekici etki, yine güneş altında gözleniyor. Güneş altında kahve içtiğinizde kafein sizi zaten güneşin zararlı ışınlarından koruyor. Kafein bu durumda adeta bir güneş koruyucu gibi işlev görüyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Yüksek Riskli Hastalar Üzerinde Yeni Çalışmalar Planlanıyor</strong></p>
<p>Bugüne kadar yürütülen araştırmaların çoğunun fareler üzerinde yapıldığını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, artık insan çalışmalarına geçmek istediklerini söylüyor: “Bir sonraki hedefimiz, kanser riski yüksek insan gruplarında, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış, organ nakli geçirmiş ya da sık nüks eden deri kanseri hastalarında kafeinin koruyucu etkisini incelemek. Bu hastalar kanserin tekrarlama olasılığı açısından en riskli grubu oluşturuyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, uzun vadede bu çalışmaların kişiselleştirilmiş koruyucu tedavilerin önünü açabileceğini de düşünüyor. Geleceğe dair öngörülerini de paylaşan bilim insanı, kanserle mücadelenin yön değiştirdiğine dikkat çekerek, “Önümüzdeki yıllarda kanseri önlemeye yönelik çalışmalar artacak. Kafein dışında da koruyucu bileşikler üzerine araştırmalar yürütülüyor. Ayrıca immünoterapi gibi yeni tedavi yaklaşımlarını da daha sık göreceğiz” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den İstanbul&#8217;u Kucaklayan Şeb-i Arûs Buluşmaları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-istanbulu-kucaklayan-seb-i-arus-bulusmalari-595717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Aralık 2025]]></category>
		<category><![CDATA[arûs]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulda]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[kucaklayan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mevlevi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şeb-i]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595717</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB, yüzyıllardır hoşgörü ve barışın sembolü olan mutasavvıf, şair ve âlim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi, Hakk’a kavuştuğu Şeb-i Arûs’un 752. yıl dönümünde 5–17 Aralık tarihleri arasında düzenlenen “İstanbul’da Şeb-i Arûs” etkinlikleriyle anıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-istanbulu-kucaklayan-seb-i-arus-bulusmalari-595717">İBB&#8217;den İstanbul&#8217;u Kucaklayan Şeb-i Arûs Buluşmaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB, yüzyıllardır hoşgörü ve barışın sembolü olan mutasavvıf, şair ve âlim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi, Hakk’a kavuştuğu Şeb-i Arûs’un 752. yıl dönümünde 5–17 Aralık tarihleri arasında düzenlenen “İstanbul’da Şeb-i Arûs” etkinlikleriyle anıyor. Bu özel günlerde aşkın, irfanın ve geleneğin buluştuğu program; konserler, paneller, âyin-i şerifler, söyleşiler, sema mukabelesi, ney ustalık sınıfı ve Mevlevîhâne gezileriyle kültür ve musikinin ortak nefesine ev sahipliği yapıyor. Etkinliklerde alanında uzman akademisyenler, sanatçılar ve araştırmacılar bir araya geliyor.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Şeb-i Arûs’u bir anma gününden öte, yaşayan bir kültür buluşması olarak İstanbul’un dört bir yanına taşıyor. Etkinlikler; Artİstanbul Feshane, İBB Fatih Ali Emiri Efendi, İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi, İBB Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi ve Sultanahmet’teki Sıbyan Mektebi başta olmak üzere birçok tarihî mekânda izleyicilerle buluşacak. İstanbul’un kültür hayatına değer katan bu büyük buluşmaya tüm İstanbullular davetli.</p>
<p>“İstanbul’da Şeb-i Arûs”, İBB Kültür’e bağlı Dini Kurum ve Topluluklarla İlişkiler Müdürlüğü’nün İstanbul Müzik Çalışmaları Birimi ile 5 Aralık Cuma günü saat 18.30’da Sıbyan Mektebi’nde düzenleyeceği “Mevlevi Müziği Üzerine” adlı dinleti ve söyleşi ile başlayacak. Besteci ve ney sanatçısı Mustafa Hakan Alvan’ın konuşmacı ve icracı olarak yer alacağı programda, geçmişten günümüze Mevlevî müziğinin Türk musikisi üzerindeki etkileri ve musiki ve edebiyat okulu olarak görev üstlenen mevlevîhanelerde üretilen müzik eserleri konu edilecek. Etkinlikte, ney enstrümanıyla âyin-i şerif formundan taksimlere Mevlevî musikisinin geleneksel çalgılardan oluşan zengin ses dünyasından örnekler sahnelenecek. “İstanbul’da Şeb-i Arûs” etkinlikleri kapsamında ayrıca; 9–16 Aralık tarihlerinde Artİstanbul Feshane’de çeşitli konserler gerçekleşecek. Etkinliklerde İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu ve İBB Orkestra, Mevlevî mûsikisi geleneğini farklı temalarla ele alan özel bir repertuvarla İstanbullularla buluşacak. </p>
<p><strong>YEGÂH ÂYİN-İ ŞERÎFİ BU YIL YENİDEN İCRA EDİLECEK</strong></p>
<p>İstanbul’un kamusal alan olarak en büyük kültür-sanat mekânı olan Artİstanbul Feshane, 14 Aralık Pazar günü saat 20.00’de “Yegâh Ayin-i Şerifi” ile çok özel bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor. İBB Orkestra’nın titiz çalışmasıyla gün yüzüne çıkarılan ve Harun Korkmaz’ın öncülüğünde Derviş Abdülkerîm’in uzun süre kayıp kabul edilen Yegâh Âyin-i Şerîfi, bu yıl Şeb-i Arûs’ta yeniden sunularak kültür hayatına kazandırılacak. Osmanlı döneminde bestelenip daha sonra kaybolduğu düşünülen eser, Arel arşivindeki notaların bulunmasıyla tekrar gün yüzüne çıkmış, modern kayıt teknikleriyle yeniden kaydedilerek günümüze taşınmıştı. İBB Kültür Merkezleri de Şeb-i Arûs’un kültür buluşmalarına ev sahipliği yapıyor. Feyzullah Çelebi konseri 14 Aralık Pazar akşamı saat 20.00’de İBB İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde, İstanbul Sema Grubu’nun Suzidilâra Mevlevî Ayini ve Sema Töreni 17 Aralık Çarşamba akşamı saat 20.00’de İBB Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde, aynı akşam ve saatte Hüseyin Fahreddîn Dede’nin Acemaşîran Mevlevî Âyin-i Şerîfi’nin sunulacağı “Bab-ı Mevlevî Topluluğu ile Şeb-i Arûs” İBB Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde olacak. </p>
<p><strong>MEVLEVÎHANE GEZİLERİ</strong></p>
<p>Tarih boyunca Mevlevî geleneğinin en önemli merkezlerinden biri olan İstanbul’un mevlevîhaneleri, müzik, edebiyat ve hat sanatının gelişme alanı olarak büyük bir miras bırakmıştır. “İstanbul’da Şeb-i Arûs” etkinlikleri kapsamında, İBB Kültür’e bağlı Dini Kurum ve Topluluklarla İlişkiler Müdürlüğü tarafından 9-12 Aralık 2025 tarihlerinde şehrin önde gelen Mevlevî tekkeleri olan Galata, Yenikapı, Bahariye ve Kasımpaşa Mevlevîhaneleri’ne düzenlenecek geziler, katılımcılar için bu mirası yerinde gözlemleme ve Mevlevî kültürünün izlerini takip etme imkânı sunacak.</p>
<p><strong>MEVLEVÎLİK KÜLTÜRÜNÜN İSTANBUL ŞEHİR HAYATINA YANSIMALARI</strong></p>
<p>İBB Dini Kurum ve Topluluklarla İlişkiler Müdürlüğü, Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin Vuslat’a erişinin 752. yılı anması kapsamında 13 Aralık 2025 Cumartesi günü düzenliyor. Celalettin Çelik, Mustafa Batuhan Bozkurt ve Mehmet Hakan Kekeç katılacağı panelde, Mevlevîlik kültürü ve sanatıyla İstanbul şehir hayatındaki etki ve yansımalarına dair ilgi çekici bilgi ve tecrübeler aktarılacak. Panelin ardından düzenlenecek söyleşide ise, geçmişten bugüne Türk kültür mirasının önemli bileşenlerinden Mevlevîlik ve Mevlevî dünyasının düşünce, kültür ve sanat hayatındaki değişik boyutları, Prof. Dr. Kenan Gürsoy ve Prof. Dr. Baha Tanman’ın anlatımlarıyla ele alınacak. Panel ve söyleşinin ardından gerçekleşecek Yansımalar konseri, grubun klasikleşmiş parçalarının yanı sıra bu konser için özel düzenlenmiş repertuvarı ile dinleyicilerini otuz yıllık içsel bir yolculuğa çıkmaya davet ediyor.</p>
<p>Görüşleri ve eserlerinden yapılan tercümeler aracılığıyla tüm dünyada geniş bir kitleyi etkileyen Mevlânâ’nın Hakk’a vuslatına işaret eden Şeb-i Arûs’un (Düğün Gecesi) yıl dönümü, her yıl aralık ayında çeşitli etkinlikler eşliğinde kutlanıyor. “İstanbul’da Şeb-i Arûs” etkinlikleriyle, Mevlânâ ve insanlığı kucaklayan öğretileri yeniden hatırlanacak.</p>
<p><strong><u>PROGRAM</u></strong></p>
<p><strong>5 Aralık 2025 Cuma</strong></p>
<p>18.30           Söyleşi-Dinleti: “Mevlevi Müziği Üzerine” / Sıbyan Mektebi</p>
<p>        Mustafa Hakan Alvan</p>
<p><strong>9 Aralık 2025 Salı </strong></p>
<p>18.00           Konser: İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu “Ayin Peşrevleri” / Artİstanbul Feshane</p>
<p><strong>10 Aralık 2025 Çarşamba</strong></p>
<p>18.00           Konser: İBB Orkestra “Bir İstanbul Sadâ’sı” / Artİstanbul Feshane</p>
<p>Solist: Mustafa Başkan</p>
<p><strong>11 Aralık 2025 Perşembe</strong></p>
<p>18.00           Konser: İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu “Kasideler ve İlahiler” / Artİstanbul Feshane</p>
<p><strong>12 Aralık 2025 Cuma</strong></p>
<p>18.00           Konser: İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu “Hüzzam Mevlevî Ayin-i Şerifi”</p>
<p><strong>13 Aralık 2025 Cumartesi</strong>15.00  Panel: “İstanbul’da Mevlevî Kültürü” / Artİstanbul Feshane</p>
<p>Celalettin Çelik, Mustafa Batuhan Bozkurt, Mehmet Hakan Kekeç</p>
<p>17.00           Söyleşi: “İstanbul’da Mevlevî Kültürü” / Artİstanbul Feshane</p>
<p>        Prof. Dr. Kenan Gürsoy, Prof. Dr. Baha Tanman</p>
<p>19.00           Konser: Yansımalar / Artİstanbul Feshane</p>
<p><strong>14 Aralık 2025 Pazar</strong></p>
<p>20.00           Konser: Feyzullah Çelebi / İBB İdris Güllüce Kültür Merkezi</p>
<p>20.00           Konser: İBB Orkestra “Yegâh Ayin-i Şerifi” / Artİstanbul Feshane</p>
<p><strong>15 Aralık 2025 Pazartesi</strong></p>
<p>20.00           Konser: İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu “Mevlânâ’nın Dilinden” / Artİstanbul Feshane</p>
<p>        Solist: Adem Yay</p>
<p><strong>16 Aralık 2025 Salı</strong></p>
<p>20.00           Konser: İBB Türk Sanat Müziği Topluluğu “Ney Üzerine” / Artİstanbul Feshane</p>
<p>        Solist: Engin Canlı</p>
<p><strong>17 Aralık 2025 Çarşamba</strong></p>
<p>20.00           Suzidilâra Mevlevî Ayini ve Sema Töreni: İstanbul Sema Grubu / İBB Bülent                                     Ecevit Kültür Merkezi</p>
<p>20.00           “Bab-ı Mevlevî Topluluğu ile Şeb-i Arus” / İBB Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi</p>
<p>        Acemaşîran Mevlevî Âyin-i Şerîfi (Hüseyin Fahreddîn Dede)</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-istanbulu-kucaklayan-seb-i-arus-bulusmalari-595717">İBB&#8217;den İstanbul&#8217;u Kucaklayan Şeb-i Arûs Buluşmaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakırköy&#8217;de Kadınların Sesine Kulak Veren Söyleşi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-kadinlarin-sesine-kulak-veren-soylesi-595595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 12:06:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköy]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[sesine]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin her Cuma İspirtohane Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir oldu. “Kadınların Sesine Kulak Ver” konulu söyleşisi ile medya dili ve toplum bilinci hakkında konuşan Demir kitabını okuyucuları için imzaladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-kadinlarin-sesine-kulak-veren-soylesi-595595">Bakırköy&#8217;de Kadınların Sesine Kulak Veren Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin her Cuma İspirtohane Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir oldu. “Kadınların Sesine Kulak Ver” konulu söyleşisi ile medya dili ve toplum bilinci hakkında konuşan Demir kitabını okuyucuları için imzaladı.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi’nin geleneksel hale gelen “Bakırköy Muhabbeti” söyleşileri, bu hafta gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir’i ağırladı. İspirtohane Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte Demir, “Kadınların Sesine Kulak Ver” başlıklı söyleşisiyle katılımcılarla bir araya geldi. İnteraktif şekilde ilerleyen söyleşide Demir, özellikle medya dilinin toplum bilincini şekillendirmedeki rolüne dikkati çekti. Sunumunda kadın cinayetlerine ilişkin örnek haberlerden ve güncel verilerden yola çıkan gazeteci, medyada kullanılan dilin çoğu zaman mağduru görünmez kıldığını ve şiddeti normalleştirici etki yaratabildiğini vurguladı. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Demir, etik haberciliğin toplum bilincini oluşturmada ve şiddetle mücadelede kritik rol oynadığını ifade etti. Etkinlik, Sinem Nazlı Demir’in kitabını okuyucuları için imzalamasıyla sona erdi. Bakırköylülerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, kadınların sesinin duyurulması, medya dilinin dönüşümü ve toplum bilincinin oluşması konularında farkındalık oluşturmayı amaçlayan anlamlı bir buluşma oldu.</p>
<p><b>“Bakırköy Belediyesi’nin kadınların yanında olduğunu hissediyorum”</b></p>
<p>Söyleşi sonrasında duygu ve düşüncelerini paylaşan gazeteci Sinem Nazlı Demir, “Bu etkinlikleri yapıyoruz fakat bitmeyen bir gerçeklikle de karşı karşıyayız. Dolayısıyla yerel yönetimlerin ‘Biz de bu çözümün parçasıyız’ demesi bizim için çok önemli. Bu gibi durumlarda bazı kurumlar ‘Bu bizim sorumluluğumuzda değil’ diyerek yükümlülüğü başka kurumlara atmaya çalışıyorlar diye düşünüyorum ancak kadın haklarının temel anlamda kadın cinayetlerinin bitmesi yöneliminde çözülümü yerel yönetimleri de ilgilendiriyor. Bakırköy’de yaşayan bir kişinin sadece Bakırköy’deki kolluğa ya da Bakırköy’de çalışan gazetecilere değil Bakırköy Belediyesi’ne de güvenmesi lazım ve Bakırköy’de yapılan farkındalık etkinlikleri ve söyleşilerle bunun burada olduğunu gördüğüm için kendimi şanslı hissediyorum. Bu farkındalığa sahip belediyelerin çoğalması gerektiğini, sadece 8 Mart‘ta ve 25 Kasım’da değil yılın geri kalan kalan günlerinde de bu gibi konuları ele alan belediye sayısının az olduğunu düşünüyorum. Bakırköy Belediyesi’nin kadınların yanında olduğunu hissediyorum, bu nedenle Bakırköylü kadınları şanslı buluyorum ve Bakırköy Belediyesi’ne yılın geri kalan günlerinde de bu konuyu hatırladıkları için teşekkür ediyorum” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakirkoyde-kadinlarin-sesine-kulak-veren-soylesi-595595">Bakırköy&#8217;de Kadınların Sesine Kulak Veren Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SivilFest 5-6-7 Aralık&#8217;ta Karşıyaka&#8217;da: STK&#8217;lar için başvurular başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sivilfest-5-6-7-aralikta-karsiyakada-stklar-icin-basvurular-basladi-595556</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2025 11:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[5-6-7]]></category>
		<category><![CDATA[aralık]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[lar]]></category>
		<category><![CDATA[sivil]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[sivilfest]]></category>
		<category><![CDATA[stant]]></category>
		<category><![CDATA[stk]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595556</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi’nin Social Business Global iş birliğiyle düzenlediği SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali, 5-6-7 Aralık tarihlerinde Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivilfest-5-6-7-aralikta-karsiyakada-stklar-icin-basvurular-basladi-595556">SivilFest 5-6-7 Aralık&#8217;ta Karşıyaka&#8217;da: STK&#8217;lar için başvurular başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi’nin Social Business Global iş birliğiyle düzenlediği SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali, 5-6-7 Aralık tarihlerinde Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek. Üç gün sürecek etkinlik kapsamında sivil toplum kuruluşları eğitim ve oturumlara ücretsiz katılabilecek, ücretsiz stant açmak için 2 Aralık Salı gününe kadar başvuru yapılabilecek. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Toplumsal etkiyi büyütmek için tüm sivil toplum kuruluşlarını SivilFest’te stant açmaya ve dayanışmanın parçası olmaya davet ediyorum” dedi.</b></p>
<p>Karşıyaka Belediyesi’nin Social Business Global iş birliğiyle hayata geçirdiği SivilFest: Sosyal Etki ve Gönüllülük Festivali, 5-6-7 Aralık 2025 tarihlerinde Sancar Maruflu Sivil Toplum Yerleşkesi’nde gerçekleştirilecek. 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü kapsamında düzenlenen üç gün sürecek festival; sivil toplum kuruluşlarını, gönüllüleri, gençleri ve sosyal etki aktörlerini bir araya getirerek güçlü bir dayanışma ve iş birliği ortamı yaratacak. SivilFest kapsamında proje yazma, gelir modeli oluşturma, gönüllülük yönetimi, dijital araçların STK’larda kullanımı, bağış süreçleri ve sürdürülebilirlik gibi birçok başlıkta eğitimler ve oturumlar düzenlenecek. Programda; İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü, üniversiteler, uzman eğitmenler ve sivil toplum profesyonelleri yer alacak. Festival; İzmir’deki üniversite topluluklarına, gönüllülere ve gençlik gruplarına da açık olacak. Katılımcılar üç gün boyunca eğitimlere ve STK stantlarına ücretsiz olarak erişebilecek.</p>
<p><b>STK’LARA ÜCRETSİZ STANT DESTEĞİ</b></p>
<p>Festival kapsamında sivil toplum kuruluşları için ücretsiz stant alanı sağlanacak. Stant açmak isteyen sivil toplum kuruluşlarının 2 Aralık Salı gününe kadar başvuru formunu doldurması gerekiyor. Başvuru formuna forms.gle/vHBEtsNHdxp68a7q6 adresinden ulaşılabiliyor. SivilFest, Google, hangeI, Canva, Microsoft, AbilityPool ve Help Steps tarafından sağlanan hibe ve desteklerle gerçekleştiriliyor. Festivalin ikinci gününde proje geliştirme, bağış toplama, Canva Nonprofit, Google Nonprofit ve Help Steps eğitimleri başta olmak üzere yoğun ve nitelikli bir program katılımcıları bekliyor.</p>
<p><b>“GELECEĞİ BİRLİKTE BÜYÜTECEĞİZ”</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal, “Karşıyaka olarak sivil toplumun geliştirdiği projeleri, yarattığı değeri ve toplumsal etkiyi çok önemsiyoruz. SivilFest’i; STK’ların görünürlük kazanacağı, paydaşlarla buluşacağı ve yeni iş birlikleri geliştirebileceği güçlü bir platform olarak hazırladık. Eğitimler, dijital araçlar ve gönüllülük yönetimi gibi konularla programı zenginleştirirken, aynı zamanda STK’ların kendi çalışmalarını tanıtabilecekleri ücretsiz stant alanları da sağlıyoruz. Tüm sivil toplum kuruluşlarını projelerini, hikâyelerini ve topluma kattıkları değeri paylaşmak için festivalde stant açmaya davet ediyorum. Karşıyaka Belediyesi olarak sosyal faydayı artıran her çalışmanın yanında olmaya, STK’ların ihtiyaç duyduğu desteği sunmaya devam edeceğiz. İyilik üreten bir geleceği hep birlikte büyüteceğiz” diye konuştu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivilfest-5-6-7-aralikta-karsiyakada-stklar-icin-basvurular-basladi-595556">SivilFest 5-6-7 Aralık&#8217;ta Karşıyaka&#8217;da: STK&#8217;lar için başvurular başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadelede Beylikdüzü&#8217;nde Birlik ve Dayanışma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadina-yonelik-siddete-karsi-mucadelede-beylikduzunde-birlik-ve-dayanisma-595316</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 15:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beylikdüzü]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadına]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kasım]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddete]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında hafta boyunca düzenlediği etkinliklerle kadına yönelik şiddete karşı toplumsal farkındalığı güçlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadina-yonelik-siddete-karsi-mucadelede-beylikduzunde-birlik-ve-dayanisma-595316">Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadelede Beylikdüzü&#8217;nde Birlik ve Dayanışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Beylikdüzü Belediyesi, <strong>25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında </strong>hafta boyunca düzenlediği etkinliklerle kadına yönelik şiddete karşı toplumsal farkındalığı güçlendirdi. Tiyatrodan atölyeye, söyleşiden eğitime uzanan etkinlikler, ilçede dayanışma ve bilinçlenmeye yönelik önemli bir etki yarattı. Kadınların güçlenme süreçlerine dikkat çeken programlar, geniş katılımla 25 Kasım’ın anlamını pekiştirdi. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Beylikdüzü Belediyesi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında ilçede farkındalık oluşturmak amacıyla hafta boyunca bir dizi etkinlik düzenledi. Belediyenin kültür merkezlerinde gerçekleştirilen programlara, hem içerikleri hem de iş birlikleriyle ilçe genelinde geniş bir katılım sağlandı. Haftanın ilk etkinliği olan “Ben Anadolu” tiyatro oyunu, Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi Beylikdüzü Sahne’sinde seyirciyle buluşarak güçlü kadın hikayelerini sahneye taşıdı. Ardından, 26 Kasım Çarşamba günü Beylikdüzü Özgecan Aslan Kültür Merkezi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Güvenli İlişkiler Atölyesi” ile program eğitim odaklı bir boyuta taşındı. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği iş birliğiyle gerçekleştirilen seminerde güvenli ilişki tanımı, sınırlar, şiddet türleri ve destek mekanizmaları üzerine kapsamlı bir bilgilendirme yapılarak özellikle genç yetişkinler ve kadınlar için önemli bir farkındalık sağlandı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>Dayanışmanın süreçteki önemi ele alındı</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Hafta boyunca süren etkinlikler, 28 Kasım Cuma günü Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi Fuaye Alanı’nda gerçekleştirilen söyleşiyle sona erdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü işbirliği ile düzenlenen “Kadın Yazarlar ile Şiddet Üzerine Söyleşi” etkinliğinde gazeteci/yazar Sinem Nazlı Demir, şiddetin toplumsal boyutlarını, kadınların güçlenme süreçlerini ve dayanışmanın bu süreçteki önemini ele aldı. Katılımcılar ile interaktif olarak gerçekleşen ve vatandaşın yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, 25 Kasım haftasının anlamına vurgu yapan güçlü bir kapanış niteliği taşıdı. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadina-yonelik-siddete-karsi-mucadelede-beylikduzunde-birlik-ve-dayanisma-595316">Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadelede Beylikdüzü&#8217;nde Birlik ve Dayanışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kediler ve Köpekler İnsan Sağlığı İçin Kritik Rolde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kediler-ve-kopekler-insan-sagligi-icin-kritik-rolde-595157</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:38:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Arama Kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kediler]]></category>
		<category><![CDATA[köpekler]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[rolde]]></category>
		<category><![CDATA[royal]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595157</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan ile kedi ve köpekler arasındaki bağ; sevgi, güven ve mutluluk üzerine kuruludur. Bu bağ, kimi zaman öyle derinleşir ki, hayvanların terapötik süreçlerde kullanımını içeren zooterapi gibi tamamlayıcı yöntemlerin doğmasına bile imkân sağlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kediler-ve-kopekler-insan-sagligi-icin-kritik-rolde-595157">Kediler ve Köpekler İnsan Sağlığı İçin Kritik Rolde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ile kedi ve köpekler arasındaki bağ; sevgi, güven ve mutluluk üzerine kuruludur. Bu bağ, kimi zaman öyle derinleşir ki, hayvanların terapötik süreçlerde kullanımını içeren zooterapi gibi tamamlayıcı yöntemlerin doğmasına bile imkân sağlar. Dünya stresle ilişkili rahatsızlıkların, depresyonun¹ ve mevsim normallerinin dışındaki iklim koşullarının² arttığı bir dönemden geçerken, kediler ve köpekler yalnızca yaşamlarımızı paylaştığımız canlılar değil; aynı zamanda fiziksel ve zihinsel sağlığı destekleyen gerçek birer yol arkadaşı, terapist ve hatta hayat kurtarıcı hâline geliyor.</p>
<p>Hastanelerde, huzurevlerinde, mahkemelerde, okullarda ve afet bölgelerinde kediler ve köpekler; kaygının azalmasına, sosyal bağların güçlenmesine, ağrının hafiflemesine, stresin yönetilmesine ve bazı hastalıkların erken tespitine katkıda bulunarak insanların yaşamlarında değerli bir rol üstleniyor.</p>
<p>İnsan-hayvan ilişkisini güçlendirmeyi ve bu ilişkinin topluma sunduğu faydaları desteklemeyi amaçlayan Royal Canin Vakfı, kuruluşunun 5. yılında; kedi ve köpeklerin insan sağlığını nasıl desteklediğini ve dünya genelindeki topluluklarda nasıl somut bir etki yarattığını bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p><strong>Kediler ve Köpekler: Her Biri Eşsiz Bir Yetenek</strong></p>
<p>Kediler ve köpekler dikkat çekici ve birbirinden farklı yeteneklere sahiptir. Kedilerin mırlama sesi; sakinleştirici etkisiyle iyileşme süreçlerini destekleyebilir, ağrı ve kaygının azalmasına yardımcı olabilir. Olağanüstü koku alma duyusuna sahip köpekler ise, olimpik ölçekteki bir yüzme havuzuna karıştırılmış yarım çay kaşığı şekeri tespit edebilecek kadar yüksek bir algılama kapasitesine sahiptir³. Bu olağanüstü özellikler sayesinde kediler ve köpekler, uygun eğitim ve profesyonel bakıcılarıyla aralarındaki güven ilişkisi sayesinde, insanların fiziksel ve ruhsal sağlığını destekleyen birer kahramana dönüşebilir; acil durumlarda kritik roller üstlenebilirler.</p>
<p><strong>Royal Canin Vakfı ile Hayata Dokunan Beş Yıl</strong></p>
<p>2020’den bu yana Royal Canin Vakfı; 19 ülkede 26 projeyi destekledi, 300’den fazla kedi ve köpeğin yer aldığı çalışmalarla 16.000’den fazla insana dokundu. 22 yerel kuruluşla iş birliği yapan Vakıf, kedi ve köpeklerin insan sağlığına ve yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunduğu sürdürülebilir programlara fon sağlıyor. Vakıf Program Yöneticisi Anne-Sophie Thomas, yürüttükleri çalışmaları şöyle özetliyor: “Toplulukların ihtiyaçlarını en iyi bilen yerel kuruluşlarla çalışarak, insan sağlığına doğrudan katkı sunan sürdürülebilir ve etkili projeleri hayata geçiriyoruz.”</p>
<p><strong> Royal Canin Vakfı ve AKUT’tan Afetlerde Hayat Kurtaran İş Birliği</strong></p>
<p>Royal Canin Vakfı, Türkiye’de ise ülkemizin önde gelen arama-kurtarma kuruluşu AKUT ile yürüttüğü program kapsamında arama-kurtarma köpeklerinin beslenme ihtiyaçlarını ve operasyonel hazırlık süreçlerini destekliyor. Bu iş birliği, afet anlarında hızlı, güvenli ve etkili müdahaleye katkı sağlayarak insan hayatını doğrudan etkileyebilecek niteliğe sahip.</p>
<p>Royal Canin Avrasya Kurumsal İlişkiler Direktörü Tuba Güven Saraçoğlu iş birliğini şu sözlerle ifade ediyor: “Royal Canin Vakfı’nın destekleriyle hem insan hem de hayvan sağlığı için çalışıyoruz; arama-kurtarma köpeklerinin kahramanlığını ve toplum üzerindeki iyileştirici etkisini birlikte büyütüyoruz. AKUT ile imzaladığımız iş birliği kapsamında arama-kurtarma köpeklerimize ihtiyaç duydukları sağlıklı beslenmeyi sunabilmek ve ekipman desteğinde bulunabilmek bizler için büyük mutluluk.”</p>
<p><em><strong>Royal Canin Vakfı Hakkında</strong></em><br /><em><strong> </strong>Royal Canin Vakfı, toplumda kedilerin ve köpeklerin olumlu rolünü görünür kılan projeleri desteklemeye adanmış, kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. 5 Kasım 2020’de kurulan Vakıf, Royal Canin Grubu’ndan bağımsız olarak faaliyet göstermektedir.</em></p>
<p><em>Vakıf, kedilerin ve köpeklerin insan sağlığını ve iyi olma halini desteklediği üç ana alandaki girişimleri desteklemektedir:</em></p>
<ul>
<li><em> Arama-kurtarma köpekleri ve araştırma çalışmaları</em></li>
<li><em> Fiziksel sağlığa hizmet eden hayvanlar</em></li>
<li><em> Ruh sağlığına hizmet eden hayvanlar</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kediler-ve-kopekler-insan-sagligi-icin-kritik-rolde-595157">Kediler ve Köpekler İnsan Sağlığı İçin Kritik Rolde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zerdecal-ve-karabiberi-birlikte-kullanin-594837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:32:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme Ve Diyet Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[C Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[karabiberi]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kullanın]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[zerdeçal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları; soğuk hava ve kapalı alanlarda uzun süre kalma sonucunda artan enfeksiyon riski nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zerdecal-ve-karabiberi-birlikte-kullanin-594837">Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları; soğuk hava ve kapalı alanlarda uzun süre kalma sonucunda artan enfeksiyon riski nedeniyle bağışıklık sistemimizin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu bir dönem. Güçlü bir bağışıklık sadece hastalıklardan korunmamız için değil mevsimsel yorgunluklara karşı direnç gösterebilmemiz için de önemli. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,</strong>   doğru ve dengeli beslenmenin bağışıklık sistemimizin en temel yakıtı olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü vücudumuz savunma hücrelerini üretmekten onları aktive etmeye kadar her aşamada kaliteli besin öğelerine ihtiyaç duyar” diyor. Kış mevsiminde sağlıklı beslenmenin sadece yeterli miktarda yemek anlamına gelmediğine işaret eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,</strong> “Sağlıklı beslenmek; doğru vitamini, minerali ve antioksidanı doğru şekilde ve gerekli miktarda  almak anlamına gelir. Bu nedenle C, D, A ve E vitaminleri ile çinko, selenyum ve omega-3 kaynaklarını günlük beslenmede tüketmek büyük önem taşır. Ayrıca, uzun açlıklardan kaçınmalı, her öğünde kaliteli protein, sağlıklı yağ ve lifli besinlere yer verilmelidir” bilgisin veriyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik,</strong> kış aylarında bağışıklık sistemimizi güçlendiren beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Yemeklerinize günde bir diş sarımsak ekleyin</strong></p>
<p>Sarımsak, içeriğindeki allicin sayesinde antibakteriyel ve antiviral etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, düzenli tüketildiğinde sarımsağın bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırdığını belirterek, “Günde bir diş çiğ veya ezilerek yemeğe eklenen sarımsak soğuk algınlığına karşı koruma sağlar. Özellikle çorbalara ve sulu yemeklere pişirme sonunda eklendiğinde daha fazla etkili olur” diyor. </p>
<p><strong>Çorbalarınıza kemik suyu ilave edin</strong></p>
<p>Kolajen, prolin ve glisin gibi bağışıklık sistemini destekleyen aminoasitler açısından zengin olan kemik suyu ayrıca bağırsak bariyerini güçlendirerek vücudun iltihap yanıtını da  dengeliyor. Çorbalarınıza veya yemeklerinize günde bir kepçe (yaklaşık 100 ml) eklemeniz kış aylarında güçlü bir savunma sağlayacaktır. Ancak, kan kolesterol düzeyiniz yüksekse kemik suyunu haftada  iki kezden fazla tüketmemelisiniz. </p>
<p><strong>Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın </strong></p>
<p>Zerdeçalın ana etken maddesi olan kurkumin vücutta tek başına yüzde 2 oranında emilirken, karabiberdeki piperin ile birlikte tüketildiğinde emilim yüzde 20’lere çıkıyor. Bu kombinasyon güçlü bir anti-inflamatuar etki oluşturarak bağışıklığı destekliyor. Günde bir çay kaşığı zerdeçal ve bir tutam karabiberi çorba, omlet veya sıcak sütle tüketebilirsiniz.</p>
<p><strong>C vitamini kaynağı meyve şart</strong></p>
<p>C vitamini bağışıklığın temel savunucusu olan beyaz kan hücrelerinin üretimini artırmak gibi önemli bir işlev üstleniyor. Portakal, mandalina, kivi ve çilek gibi C vitamini içeren meyveler hem antioksidan sağlıyor hem de enfeksiyon süresini kısaltıyorlar. Dolayısıyla, günde bir porsiyon, yani 100-150 gram C vitamini kaynağı meyve tüketmeye özen gösterin. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, ancak C vitamininin depolanan bir vitamin olmadığını vurgulayarak, “Bu vitaminin fazlası idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu nedenle,  C vitamini içeren meyveyi fazla tüketmek kan şekeri regülasyonunu bozabilir ve gereksiz şeker alımına yol açabilir. Dolayısıyla, özellikle diyabetik hastalar bir porsiyondan fazla tüketmemelidir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Sofranızda haftada en az iki kez balık olsun</strong></p>
<p>Haftada en az iki kez somon, uskumru veya sardalya tüketmeyi alışkanlık edinin. Bu balıklardaki omega-3 yağ asitleri inflamasyonu, yani yangıyı<strong> </strong>azaltıyor ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini güçlendiriyor. Ancak, sağlığınız için fırın veya ızgara pişirme yöntemini tercih etmelisiniz. </p>
<p><strong>Her gün bir avuç kuruyemiş tüketin</strong></p>
<p>E vitamini, çinko ve sağlıklı yağlar açısından zengin olan kuruyemişler bağışıklık hücrelerini oksidatif stresten koruyor. Cevizdeki alfa-linolenik asit ayrıca antiviral savunmayı da destekliyor. Bu nedenle, günde bir avuç (25–30 gr) çiğ fındık, badem veya ceviz tüketmeniz bağışıklığınızın güçlenmesinde etkili oluyor. </p>
<p><strong>Probiyotik kaynaklarını unutmayın</strong></p>
<p>Bağışıklığın yüzde 70’i bağırsaklarda olduğu için probiyotikler güçlü bir bağışıklık sisteminin sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Kefir ve yoğurttaki lactobacillus ile bifidobacterium türleri enfeksiyona karşı koruma sağlıyor. Günde iki su bardağı (350-400 gr) probiyotik kaynaklı yoğurt veya kefir tüketmek bağışıklığı belirgin şekilde güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Bir tutam maydanozu limonla birlikte tüketin</strong></p>
<p>Maydanoz hem C vitamini hem de klorofil bakımından zengin bir besin. Klorofil oksijenlenmeyi artırırken toksinlerin de atılmasına yardımcı oluyor. Kahvaltıda veya salatalarda bir avuç maydanoz tüketmek  kış hastalıklarına karşı koruyucu etki gösteriyor. Limonla birlikte yenildiğinde C vitamini etkisi daha da güçleniyor. </p>
<p><strong>Her gün bir yumurta önemli</strong></p>
<p>Yumurta; A vitamini, D vitamini, çinko ve kaliteli protein içeriyor. Bu vitamin ile minerallerin<strong> </strong>bağışıklık hücrelerinin oluşumu ve onarımı için gerekli olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, “Günde bir adet yumurta tüketmek, özellikle mevsim geçişlerinde vücudun direncini artırır. Ancak, kan kolesterol seviyesi yüksek olan kişiler haftada üç adet yumurta tüketmeliler” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Günde 1,5 litre su içmeyi unutmayın </strong></p>
<p>Bağışıklık hücrelerinin büyük kısmı lenf sistemi içinde taşınıyor. Su olmazsa lenf akışı yavaşlıyor ve bağışıklık yanıtının gecikmesine sebep oluyor. Su aynı zamanda vücuttan toksinlerin atılmasını ve mukozaların savunma gücünü destekliyor. Dehidratasyon ise bağışıklığı hızla düşürüyor. Bu nedenle, susama hissiniz az olsa bile günde 1.5 litre (6–8 bardak) su  içmeyi asla ihmal etmeyin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zerdecal-ve-karabiberi-birlikte-kullanin-594837">Zerdeçal ve karabiberi birlikte kullanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung inovasyonu yaratıcılıkla buluşturan &#8220;Galaxy Circle&#8221; programını duyurdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-inovasyonu-yaraticilikla-bulusturan-galaxy-circle-programini-duyurdu-592710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[buluşturan]]></category>
		<category><![CDATA[circle]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[galaxy]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[İçerik Üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[meta]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[programını]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılıkla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592710</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçerik üretme tutkusunu global bir platforma dönüştürmeyi hayal edenlerin beklediği an geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-inovasyonu-yaraticilikla-bulusturan-galaxy-circle-programini-duyurdu-592710">Samsung inovasyonu yaratıcılıkla buluşturan &#8220;Galaxy Circle&#8221; programını duyurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçerik üretme tutkusunu global bir platforma dönüştürmeyi hayal edenlerin beklediği an geldi. Samsung Electronics MENA, Meta ile iş birliğiyle, bölgenin en yetenekli içerik üreticilerini, yeteneklerini bir üst seviyeye taşımaya davet ediyor. Samsung&#8217;un en yeni Galaxy cihazları ve Meta&#8217;nın son teknoloji araçlarını kullanan içerik üreticilerine yönelik ikincisi düzenlenen Galaxy Circle, Samsung&#8217;un yıl içerisindeki en büyük mobil lansman etkinliği olan 2026 Galaxy Unpacked’e özel davet ödülü veriyor. </p>
<p><strong>Yaratıcı içerikler ödüllendiriliyor</strong></p>
<p>İçerik üreticilerine, fikirlerini etki yaratan gerçekliğe dönüştürme fırsatı sunan Galaxy Circle, hikayelerini yaratıcılık ve tutkuyla anlatanlar, influencerlar ve yenilikçi üreticiler gibi tüm içerik üreticilerine kapılarını açıyor. Seçilen içerik üreticilerine, yeni nesil etkileyici içerikler yaratmaları için, yapay zekâyla ve en son teknoloji özelliklerle donatılmış en yeni Galaxy katlanabilir telefonlar verilecek. Yaratıcılığın her adımını kutlamayı amaçlayan Galaxy Circle tarafından katılıma ve performansa bağlı olarak verilecek ödüller, içerik üreticilerinin sınırları zorlamasına ve inovasyonlar yapmasına ilham kaynağı olacak. Özel atölye çalışmalarından mentorluk fırsatlarına ve Samsung&#8217;un sosyal kanallarında yapılacak bölgesel tanıtım aktivitelerine kadar programın her aşaması, katılımcıların yeteneklerini geliştirmek, erişimlerini artırmak ve geleceklerini desteklemek için tasarlandı. </p>
<p>Samsung Electronics MENA Bölge Pazarlama Direktörü ve Pazarlama ve Online İş Birimi Başkan Yardımcısı Omar Saheb şunları söyledi: “Bu program, yaratıcı işler yapanlara yeteneklerini geliştirme ve küresel sahnede iz bırakma şansı tanıyor. En yeni Galaxy cihazlarına erişim, sektör liderlerinden mentorluk imkânı ve çalışmaları sergileme platformu sunan Galaxy Circle, yeni bakış açılarını ve cesur fikirleri hayata geçiren eşsiz bir fırsat sunuyor.”</p>
<p><strong>Global sahne yolculuğu</strong></p>
<p>Samsung, Meta ile iş birliği yaparak yaratıcılık ekosistemindeki uzmanlığını şu üç temel alanda en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor:</p>
<ol>
<li><strong>İçerik Üreticilerin Programa Dahil Edilmesi:</strong> Meta, geniş ağını kullanarak en iyi yeteneklerle çalışmak için üst düzey içerik üreticileri belirleyip işe alacak.</li>
<li><strong>Eğitim Atölyesi:</strong> Şirket bünyesinde fiziksel katılımlı bir atölye çalışması düzenleyecek olan Meta, seçilen içerik üreticilerine uygulamalı eğitimler verecek, en iyi uygulamaları geliştirme ve özel içerikler oluşturma stratejileri öğretecek.</li>
<li><strong>İçerik Danışmanlığı:</strong> Atölye sonrasında Meta, nihai içeriklerin Samsung&#8217;un marka standartlarıyla ve kampanya hedefleriyle uyumlu olmasını sağlamak için yapıcı geri bildirimler ve öneriler sunarak kesintisiz danışmanlık hizmeti verecek.</li>
</ol>
<p>Stratejik iş birliği, içerik üreticilerini güçlendirmeyi, kampanyaların kalitesini ve programın etkisini artırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Meta olarak bölgedeki yeni nesil içerik üreticilerini desteklemeye kararlı olduklarını söyleyen Meta Industries Başkanı Alain Mayni, “Galaxy Circle programı kapsamında Samsung ile yaptığımız iş birliği sayesinde, içerik üreticilerine, potansiyellerini tam olarak ortaya çıkarmak ve yeni kitlelere ulaşmak için ihtiyaç duydukları araçların yanında rehberlik ve çeşitli fırsatlar sunmanın heyecanını yaşıyoruz. Birlikte, yaratıcılığın ve inovasyonların geliştiği hareketli bir ekosistem oluşturuyoruz,” dedi.</p>
<p>Büyük ödül ise Samsung&#8217;un en büyük mobil lansman etkinliği 2026 Galaxy Unpacked&#8217;e katılma imkanı sunan, insanın hayatında karşısına bir kez çıkabilecek bir altın bilet. Seçilen içerik üreticileri, bu etkinlikte, global medya ve diğer içerik üreticileriyle birlikte mobil teknolojilerin geleceğini ilk elden deneyimleme şansı elde edebilecek.</p>
<p>Yaratıcılıkta dönüm noktalarını teşvik etmeye odaklanan program, dönüştürücü gelişmeye ilham veriyor. Sadık Galaxy kullanıcıları, Samsung’a geçiş yapan yeni kullanıcılar ve geçen yılın programında öne çıkan içerik üreticileri dahil olmak üzere, program herkese açık. Başvurular https://www.samsung.com/tr/galaxy-circle/ adresinden yapılabiliyor.</p>
<p><strong><u> </u></strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-inovasyonu-yaraticilikla-bulusturan-galaxy-circle-programini-duyurdu-592710">Samsung inovasyonu yaratıcılıkla buluşturan &#8220;Galaxy Circle&#8221; programını duyurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı bir telefon için 12 bin litreden fazla su tüketiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-bir-telefon-icin-12-bin-litreden-fazla-su-tuketiliyor-592273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 09:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[litre]]></category>
		<category><![CDATA[litreden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller hem bölgesel hem ulusal ölçekte yaşanan su krizini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bir-telefon-icin-12-bin-litreden-fazla-su-tuketiliyor-592273">Akıllı bir telefon için 12 bin litreden fazla su tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller hem bölgesel hem ulusal ölçekte yaşanan su krizini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Su krizi sadece çevresel bir sorun değil</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, suyun tüm canlıların en temel ihtiyaçlarından ve yapıtaşlarından biri olduğunu dile getirerek, “Geçtiğimiz yaz aylarında artan sıcaklıklar, kuraklık ve iklim değişikliği etkisiyle ortaya çıkan düzensiz yağış rejimi, bu aylarda artan su ihtiyacıyla birlikte ülkemizin birçok bölgesinde ciddi bir su krizine yol açtı. Bu kriz yalnızca çevresel bir sorun değil; aynı zamanda halk sağlığını, gıda güvenliğini ve ekonomik istikrarı tehdit eden bir boyut da kazandı. Özellikle ülkemizdeki su kaynakları ve nüfusun değişken bir yapıda olması su kaynaklarının az, nüfusun yüksek olduğu bölgelerde büyük su sıkıntılarının yaşanmasına yol açıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 25’i güvenli ve temiz suya tam anlamıyla erişemiyor</strong></p>
<p>İçme suyundaki azalmanın, özellikle suyun kalitesinin düşmesi ve hastalık yapma riski barındıran bazı mikroorganizmaların daha kolay çoğalabilmesi nedeniyle ciddi sağlık riskleri meydana getirdiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Yeterli ve temiz suya erişim sağlanamadığında bulaşıcı hastalıklar artmakta, hijyen koşulları bozulmakta ve toplumun genel sağlığı olumsuz etkilenmektedir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olan bireyler bu süreçten daha ağır etkilenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre günümüzde hala dünya nüfusunun yüzde 25’i yani dörtte biri güvenli ve temiz suya tam anlamıyla erişememektedir. Bu durum DSÖ verilerine göre yılda 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiğini ortaya koymaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Su tüketiminin büyük bir bölümü sanayi ve tarım alanında gerçekleşiyor</strong></p>
<p>Su sıkıntısının gündelik hayatta olduğu gibi tarımsal ve sanayi üretiminde de önemli ihtiyaçlar arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ülkemizde ve dünyanın pek çok ülkesinde su tüketiminin büyük bir bölümü sanayi ve tarım alanında gerçekleşmektedir. Su kıtlığı, tarımsal üretimin azalmasına ve ürün verimliliğinin düşmesine yol açmaktadır. Bu durum gıda fiyatlarının artmasına, ithalat bağımlılığının yükselmesine ve gıda güvenliğinin zayıflamasına neden olabilir. Sanayide yaşanacak su sıkıntısı ise üretim maliyetlerini artırarak ekonomi üzerinde doğrudan olumsuz etki yapmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12.000 litreden fazla su tüketiliyor</strong></p>
<p>Sadece ülkemizde değil, içerisinde bulunduğumuz coğrafyada da pek çok ülkenin su sıkıntısı yaşadığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yapılan çalışmalar Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinin iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yüzden vatandaşlarımıza sadece su sıkıntısının en üst düzeyde olduğu yaz aylarında değil, yılın tamamında suyun korunması ve tasarruflu kullanımı noktasında önemli görevler düşmektedir. Bu görevler arasında doğrudan kullandıkları günlük su kullanımını olabildiğince azaltmaları yanında satın aldıkları her üründe dolaylı olarak su tükettiklerinin bilincinde olmaları gerekmektedir. Günümüzde büyük şehirde yaşayan bir kişinin doğrudan su tüketimi kabaca günlük 200 litre seviyesindedir. Ancak aynı kişinin ortalama günlük dolaylı su tüketimi 4 bin litrenin üzerinde olabilir. Örneğin satın aldığınız bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12 bin litreden fazla su tüketilmektedir. Bu açıdan bakıldığında tüketim alışkanlığını değiştirmek yılda milyonlarca litre su tasarrufuna sebep olabilir. Bu yapılan günlük su tasarrufların yanı sıra yağmur suyu hasadı gibi küçük ama etkili uygulamalara yönelinmesi, tarımda modern sulama yöntemlerinin desteklenmesi de kritik önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Su kaynaklarının azalması, ekosistemlerde geri dönüşü zor tahribatlar yaratıyor</strong></p>
<p>Eğer su krizine karşı etkili önlemler alınmazsa, ülke genelinde hem çevre sağlığı hem de ekonomik yapının ağır darbe alabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Su kaynaklarının azalması, ekosistemlerde geri dönüşü zor tahribatlar yaratırken; tarım ve sanayideki aksaklıklar işsizlikten enflasyona kadar pek çok olumsuz ekonomik etkiyi beraberinde getirecektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bazı barajlarda suyun bitmesi su krizinin somut göstergesi</strong></p>
<p>Bazı barajlarda suyun tamamen bitmesinin, su krizinin somut bir göstergesi olarak kabul edilebileceğini de ifade eden Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İçme suyu kaynakları açısında sınırda olan illerimize altyapı yatırımlarına hız verilmesi ve halkın ihtiyaç duyacağı suyun garanti altına alınması gerekiyor. Belediyeler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının vatandaşları bilinçlendirme konusunda daha etkin adımlar atması gerekmektedir. Eğitim kampanyaları, tasarruf yöntemlerinin tanıtımı ve toplumun su yönetimi süreçlerine katılımı, bu sürecin en önemli parçalarıdır. Dönemsel olarak kurumaya yüz tutan pek çok gölümüzde yıllık ortalama su seviyeleri neredeyse %50 seviyelerinin üzerine çıkan azalma gösterdi. İklim değişikliği, artan nüfus ve yanlış su politikaları göz önünde bulundurulduğunda, sürdürülebilir su yönetimi artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Eğer bugünden adım atılmazsa, su kıtlığı sadece bölgesel değil, ülke çapında ciddi bir kriz haline gelecektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bir-telefon-icin-12-bin-litreden-fazla-su-tuketiliyor-592273">Akıllı bir telefon için 12 bin litreden fazla su tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>QNB Türkiye&#8217;den Sokak Hayvanlarına Destek İçin &#8220;İyilik Kermesi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiyeden-sokak-hayvanlarina-destek-icin-iyilik-kermesi-592237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 09:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlarına]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[qnb]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592237</guid>

					<description><![CDATA[<p>QNB Türkiye’nin, düzenlediği geleneksel “İyilik Kermesi” nin dördüncüsü, bu yıl 13 Kasım Perşembe, Dünya İyilik Gününde, Kristal Kule Fuaye Alanı’nda gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiyeden-sokak-hayvanlarina-destek-icin-iyilik-kermesi-592237">QNB Türkiye&#8217;den Sokak Hayvanlarına Destek İçin &#8220;İyilik Kermesi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>QNB Türkiye’nin, düzenlediği geleneksel “İyilik Kermesi” nin dördüncüsü, bu yıl 13 Kasım Perşembe, Dünya İyilik Gününde, Kristal Kule Fuaye Alanı’nda gerçekleşti. Banka çalışanlarının emeğiyle hazırlanan kermeste, sokak hayvanlarının tedavi ve beslenme ihtiyaçlarına destek olmak amacıyla bağışlar toplandı.</strong></p>
<p>Ayrıca etkinlikte, Darülaceze ve Make a Wish Türkiye (Bir Dilek Tut Derneği) de stantlarıyla yer alarak hem el emeği ürünleriyle hem de özel satış gelirleriyle kermese katkı sağladı. </p>
<p>Kermesin açılışı, QNB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aras’ın katılımıyla yapıldı. Aras, çalışanlarla bir araya gelerek stantları gezdi ve çalışma arkadaşlarımıza katkılarından ötürü teşekkürlerini iletti.</p>
<p><strong>İyilikle Büyüyen Bir Gelenek</strong></p>
<p>QNB Türkiye İnsan Kaynakları bünyesindeki “Çalışan Mutluluğu Ekibi” tarafından organize edilen kermes, yıllar içinde hem kapsam hem de etki alanı açısından büyüyerek kurumsal bir geleneğe dönüştü.</p>
<p>Dünya İyilik Gününde düzenlenen kermeste, QNB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Aras, çalışan gönüllülüğünün bankanın değerlerinin temelinde yer aldığını belirterek şöyle konuştu:</p>
<p>“İyilik Kermesi, sadece bir yardım etkinliği değil; dayanışma kültürümüzü yaşatan, birbirimize ve topluma dokunduğumuz bir gelenek. Bu yıl sokak hayvanlarına destek olmanın yanı sıra Darülaceze ve  Make a Wish Türkiye (Bir Dilek Tut Derneği) gibi paydaşlarımızla birlikte topluma katkımızı büyütüyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın içten emeğiyle, her yıl daha fazla iyiliğe vesile olmak bizim için büyük bir mutluluk kaynağı.”</p>
<p>Gün boyu süren etkinlikler eşliğinde ziyaretçiler bağışlara katkı sunmak amacıyla alışveriş yaparken, çocuklar için düzenlenen özel etkinlikler günün enerjisini ve neşesini artırdı.</p>
<p>Ayrıca Masterpiece Resim Atölyesi ile Melek Algir’in “Hayatın Algoritması” kişisel analiz atölyesi, sanat ve kişisel gelişim alanlarında keyifli birer deneyim sundu. Gün, QNB Türkiye Müzik Kulübü’nün sahne performansıyla son buldu.</p>
<p><strong>QNB Türkiye’nin Gönüllülük Kültürü</strong></p>
<p>QNB Türkiye, çalışanlarının gönüllü olarak yürüttüğü “İyilik Hareketi” çatısı altında; çocukların eğitimi, çevre, hayvan hakları ve sosyal destek alanlarında çok sayıda projeye imza atıyor. Banka, her yıl düzenlediği bu etkinliklerle hem çalışan bağlılığını güçlendiriyor hem de topluma somut katkılar sunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/qnb-turkiyeden-sokak-hayvanlarina-destek-icin-iyilik-kermesi-592237">QNB Türkiye&#8217;den Sokak Hayvanlarına Destek İçin &#8220;İyilik Kermesi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 10:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gerektirmez]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906">Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Antibiyotik direnci, tedavi edilebilen hastalıkları giderek daha ölümcül hale getiriyor!</strong></p>
<p>Önemli bir çalışmanın, antimikrobiyal dirençle (AMR) bağlantılı çocuk ölümlerinde rahatsız edici bir artış olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “ESCMID Global 2025 konferansında sunulan bu araştırma önemli bir direnç riski taşıyan ve dünyada kullanım oranları izlenen ‘dikkat antibiyotikleri’nin kullanımlarının Güneydoğu Asya&#8217;da yüzde 160 ve Afrika&#8217;da yüzde 126 oranında arttığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Yaygın antibiyotiklerin etkinliğini yitirdikçe, zatürre, sepsis ve ishalli hastalıklar gibi daha önce tedavi edilebilen durumların etkilenen bölgelerdeki çocuklar için giderek daha ölümcül hale geldiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Çalışma, bu kısır döngünün düşük ve orta gelirli ülkeleri orantısız bir şekilde nasıl etkilediğini vurguluyor. Her ne kadar kesin bir sayı yoksa da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin önemli bir kısmının dirençli bakterilerle oluşan enfeksiyonlar olduğu öngörülüyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doğru antibiyotik kullanımı için, enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı! </strong></p>
<p>Doğru ilaç kullanımının hastanın bireysel ihtiyaçlarına en uygun ilacın, uygun dozda,  yeterli sürede ve en düşük maliyetle verilmesi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılmasının, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması gibi sonuçlara yol açabileceğini ve bu gibi durumlarda antibiyotiklerin uygun kullanılmamış olacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Gelişen direnç bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde! </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün 2024 tarihli raporuna göre, 2050 yılına kadar antibiyotik direnci nedeniyle yılda 10 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gelişen direnç ne yazık ki bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde.” dedi.</p>
<p>Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil hayvan yetiştiriciliği ve tarım alanında da kullanıldığına değinen Dr. Mamçu, “Tüm dünyada yaygın ve kontrolsüz kullanılmaları, gıda, su, çevre yoluyla dirençli bakterilerin çok daha kolay yayılmasına ve insana geçmesine neden oluyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını bir arada içeren, ulusal ve uluslararası politikalarla ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dirençli mikroorganizmalar ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor! </strong></p>
<p>Ülkemizde yazılan her 100 reçetenin 14’ünde en az bir antibiyotik yer aldığını kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotikler tüketilen ilaçlar listesinde maliyet ve kullanım oranı açısından ikinci sırada yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesinin bu anlamda çok önemli bir yarar sağladığını dile getiren Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Antibiyotiklerin doğru kullanılması için yürütülen faaliyetler sonucunda antibiyotik tüketiminde bir miktar azalma olsa da, hem antibiyotik tüketimi hem de antimikrobiyal direnç açısından istenilen seviyelere erişilemedi. Dirençli mikroorganizmalarla gelişen enfeksiyonlar özellikle de yoğun bakım ortamında ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor. Dirençli bakterilerin neden olduğu bu hastalıklar, tedaviye de dirençli olup, hastanede yatış sürelerinin uzamasına ve bununla ilgili komplikasyonların gelişmesine, ölüm ve hastalığa yakalanma oranlarında artışa neden oluyor. Koordineli küresel politikalar, özellikle yüksek riskli bölgeler için geliştirilen antibiyotik yönetimi programları ve alt yapı destekleri umut veriyor.”  </p>
<p><strong>Antibiyotik gerekip gerekmediğine karar verme yetkisi yalnızca doktora ait!</strong></p>
<p>Antibiyotiklerin etkili ve güvenli kullanılması için önerilerde bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk ve en önemli adım doktorun talimatlarına uymak. Antibiyotikler her zaman bir doktor reçetesi ile alınmalı. Doktorunuzun belirlediği dozajı, sıklığı ve tedavi süresini tam olarak uygulayın. Antibiyotikleri tam olarak bitirin, reçetede belirtilen sürede tamamen kullanın. Enfeksiyonun belirtileri geçse bile, ilacı erken bırakmak direnç gelişimine ve enfeksiyonun tekrarlamasına neden olabilir. Antibiyotiği düzenli aralıklarla alın. Eğer bir dozu kaçırırsanız, normal sürecinize geri dönün ve sonraki dozu zamanında alın. Eğer herhangi bir yan etki veya rahatsızlık fark ederseniz, hemen doktorunuza başvurun. Antibiyotiğinizi değiştirmesi veya dozajı ayarlaması gerekebilir.</p>
<p>Antibiyotiklerin doğru ve düzenli kullanımı, enfeksiyonların etkili bir şekilde tedavi edilmesine ve direnç gelişiminin önlenmesine yardımcı olur. Unutmayın; her boğaz ağrısı, baş ağrısı ve geniz akıntısının, antibiyotik kullanmayı gerektirecek bir durum olmayabilir. Antibiyotik gerekip gerekmediği konusunda karar verme yetkisi yalnızca doktora aittir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906">Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 08:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kaslarını]]></category>
		<category><![CDATA[kesin]]></category>
		<category><![CDATA[Midye]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[saatler]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[toksin]]></category>
		<category><![CDATA[toksinler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gıda zehirlenmeleri bazı durumlarda ölümcül olabilecek sonuçlara varabiliyor. Geçtiğimiz günlerde Fatih'te bir otelde konaklayan Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet ve Masal, mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine hastaneye kaldırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888">Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda zehirlenmeleri bazı durumlarda ölümcül olabilecek sonuçlara varabiliyor. Geçtiğimiz günlerde Fatih&#8217;te bir otelde konaklayan Servet ve Çiğdem Böcek ile çocukları Kadir Muhammet ve Masal, mide bulantısı ve kusma şikayetleri üzerine hastaneye kaldırıldı. Çocuklar ve anne hayatını kaybetti. Babanın ise tedavisi devam ediyor. Ailenin midye ve kumpir tükettiği belirtilirken kesin ölüm nedenleri için laboratuvar sonuçları bekleniyor. İstinye Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, laboratuvar sonuçlarını görmeden kesin bir yargıya varılamayacağını belirterek olası bir zehirlenmenin midyeden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Erdoğan’a göre, hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri genellikle toksin kaynaklı oluyor. Bu nedenle de bu olayda gıda zehirlenmesi varsa bunun midyeden kaynaklı olma ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor</p>
<p><strong>“Toksinler ısıya karşı dayanıklıdır”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, olayla ilgili şunları söylüyor:</p>
<p>“Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Bu tür olaylarda kesin neden ancak laboratuvar sonuçlarıyla ortaya çıkar. Bir hekim olarak sonuçlar çıkmadan ‘kesin budur’ dememiz mümkün değil. Ancak tablonun çok hızlı gelişmiş olması, bazı ihtimalleri diğerlerinden daha ön plana çıkarıyor. Genel olarak gıda zehirlenmelerinin büyük bölümü hafif seyreder; bulantı, kusma gibi belirtilerle kendiliğinden düzelir. Fakat hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen gıda zehirlenmeleri de vardır. Bunlar genellikle toksin kaynaklıdır. Yani gıdanın içinde daha önceden oluşmuş bir zehirden söz ediyoruz, bu nedenle pişirmek veya kaynatmak çoğu zaman koruyucu olmaz. Toksinler ısıya dayanıklıdır.”</p>
<p><strong>“Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir”</strong></p>
<p>Kabuklu deniz ürünlerinde biriken toksinlerin dakikalarla, saatler içinde solunum kaslarını felç edebileceğinden bahseden Doç. Dr. Erdoğan, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Botulinum toksini (botoks zehirlenmesi) en bilinen örneklerden biridir; özellikle ev yapımı konservelerde görülür. Daha çok görme bozukluğu, çift görme, yutma güçlüğü gibi belirtilerle başlar ve solunum kaslarını etkileyebilir. Ancak bu toksinin belirtilerinin başlaması genellikle birkaç saat ile üç gün arasında değiştiği için, çok ani seyreden tablolarda ilk sırada düşündüğümüz etken değildir. Buna karşılık özellikle kabuklu deniz ürünlerinde, yani midye gibi filtrasyon yoluyla beslenen canlılarda biriken ciddi nörotoksinler vardır. Bu toksinler dakikalarla saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir ve bu durum ani hayati kayıplara yol açabilir. En önemli özellikleri, ne kadar pişirilirse pişirilsin yok olmamalarıdır. Dolayısıyla ‘piştiği için güvenlidir’ düşüncesi doğru değildir.”</p>
<p><strong>“Salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz”</strong></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda İzmir’de bir vatandaşın kumpir yedikten sonra hayatını kaybetmesi Salmonella bakterisini gündeme getirmişti. Doç. Dr. Erdoğan bu bakterinin bu kadar hızlı ölüme götürmediğini belirterek şu açıklamayı yapıyor:</p>
<p>“Enfeksiyon kaynaklı bir gıda zehirlenmesi, örneğin salmonella, böyle hızlı bir tabloya sebep olmaz. Salmonellada belirtiler daha yavaş gelişir; kanlı ishal ve ateş gibi bulgular olur. Bu nedenle enfeksiyon ihtimali bu olayda öncelikli görünmüyor.”</p>
<p><strong>“Toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir”</strong></p>
<p>Toksinlerin herkeste farklı şekilde etki edebileceğini belirten Erdoğan, “Ailenin farklı bireylerinin farklı hızlarda etkilenmesi de açıklanabilir bir durum. Çünkü her midye aynı miktarda toksin içermez. Ayrıca toksinin vücuda dağılmasında kilo önemli bir belirleyicidir; çocukların ve annenin daha hızlı etkilenmesi bu nedenle olağandır. Tabii çok düşük bir ihtimal de olsa yiyeceğe karışmış kimyasal bir madde—örneğin bir temizlik ürünü—de benzer şekilde hızlı etki yaratabilir. Fakat toksin ihtimali daha güçlü bir olasılık olarak duruyor” diyor.</p>
<p><strong>“Zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var</strong></p>
<p>Bu tür vakalarda erken müdahalenin hayati önem taşıdığını belirten Erdoğan, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Eğer toksin solunum kaslarını felç ettiyse, hastanın solunumu durabilir. Böyle bir durumda tek tedavi, solunum cihazıyla hastayı yaşatıp toksinin etkisi geçene kadar destek sağlamak. Yani zamanında hastaneye ulaşıldığında iyileşme ihtimali var.”</p>
<p><strong>“Bulantı ve kusma başlarsa zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı”</strong></p>
<p>“Vatandaşlar açısından bakarsak, böyle bir tehlikeyi gıdanın tadından, kokusundan veya görünüşünden anlamak mümkün değil. Bu yüzden özellikle kabuklu deniz ürünlerinin mutlaka denetimli ve güvenilir kaynaklardan alınması gerekir. Sokakta satılan ürünler her zaman daha risklidir. Kumpir gibi mayonez, sosis, sucuk gibi kolay bozulan malzemeler içeren ve uzun süre açıkta bekleyebilen yiyeceklerde de risk artar. Aynı gıdayı yiyen birden fazla kişide kısa sürede bulantı ve kusma başlarsa, özellikle çocuklarda zaman kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Son olarak tekrar söylemek lazım: Kesin neden laboratuvar sonuçlarıyla belirlenecek. Ancak mevcut bilgiler ışığında bu kadar hızlı gelişen bir tabloda nörotoksinler daha olası görünüyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toksinler-saatler-icinde-solunum-kaslarini-felc-edebilir-591888">Toksinler saatler içinde solunum kaslarını felç edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı yaşamın yeni trendi, fermente besinler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasamin-yeni-trendi-fermente-besinler-591505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 11:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fermente]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[trendi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, fermente besinlerin sağlık üzerindeki faydaları ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasamin-yeni-trendi-fermente-besinler-591505">Sağlıklı yaşamın yeni trendi, fermente besinler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, fermente besinlerin sağlık üzerindeki faydaları ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Fermente besinler artık sağlık için tercih ediliyor… </strong></p>
<p>Son yıllarda kronik ve salgın hastalıkların artması ile birlikte bir besinin doyurucu olmasının yanı sıra sağlığa faydalı etkisinin olmasının da önem kazandığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu noktada geleneksel besinlere, fermente yiyeceklere yönelim devreye girdi.” dedi.</p>
<p>Tarihsel süreçte fermente besinlerin kullanım amacının besinleri daha uzun süre saklayabilmek olduğunu hatırlatan Yiğit, “Günümüzde ise çoğunlukla sağlık üzerindeki olumlu etkileri sebebiyle tercih ediliyor. Fermente yiyecekler; yararlı mikroorganizmalar sayesinde, besinlerin fermantasyonu sonucunda, çeşitli enzimatik değişimlerin ve sağlığa yararlı son ürünlerin meydana geldiği fonksiyonel besinlerdir. Yoğurt, kefir, kambucha, tarhana, boza, sofralık zeytin, şalgam suyu ve adlarını daha az duyduğumuz Kore turşusu olarak bilinen kimchi, sofu (<em>fermente soya peyniri</em>) fermente besinler arasındadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Fermente ürünler, anti-diyabetik ve antihipertansif etki gösterebilir!</strong></p>
<p>Yapılan bazı araştırmalara değinen Hülya Yiğit, “Araştırmalarda, fermente besinlerde bulunan bazı probiyotik mikroorganizmaların yeterli miktarda tüketildiklerinde, ürettikleri çeşitli metabolitler sayesinde psikolojik rahatsızlıklar üzerinde olumlu etkiler gösterdiği tespit edildi.” dedi.</p>
<p>Fermente ürünlerin içerdiği biyoaktif moleküller sayesinde vücutta anti-diyabetik, antihipertansif (<em>yüksek tansiyonu düşürücü veya kontrol altında tutucu</em>) etkileri de olduğunu aktaran Yiğit, kefir gibi fermente süt ürünlerinin, laktoz sindirimini arttırıcı etkisi ile laktoz intoleransı olan bireylerde olumlu etkilerinin olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda fermente besinlere ihtiyacımız var!</strong></p>
<p>Fermente bazı yiyeceklerin tuz içerikleri yüksek olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle tüketim miktarı ve sıklığına dikkat etmek oldukça önemli.” dedi.</p>
<p>Özellikle hazır turşular alınırken tuz içeriklerinin mutlaka incelenmesini öneren Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Turşu, çok yararlı fermente bir besin olsa da her gün yüksek porsiyonlarda tüketmek tansiyon dengesizliklerine, mide sorunlarına sebep olabilir. Fermente besinler eğer evde yapılacaksa ortam sıcaklığına, saklama süresine ve saklama kaplarına dikkat edilmeli. Özellikle plastik içermeyen kaplar, mümkünse cam olanlar tercih edilmeli. Eğer satın alınacaksa etiketler mutlaka okunmalı. </p>
<p>Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda; psikolojik sağlamlık, güçlü bir bağışıklık sistemi ve kronik hastalıklardan korunmak için fermente besinlere ihtiyacımız her zamankinden daha fazla olacak gibi görünüyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yasamin-yeni-trendi-fermente-besinler-591505">Sağlıklı yaşamın yeni trendi, fermente besinler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklerle]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[Kenger]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[şekerini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemeklerinizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591433</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu. Kenger, diyabetin kan şekerinin kronik olarak yüksek seyretmesiyle karakterize metabolik bir hastalık olduğunu belirterek “Kan şekerini kontrol altında tutmak, diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını önlemek açısından büyük önem taşır. Özellikle beslenme alışkanlıklarında yapılacak basit değişikliklerle, kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak ve daha dengeli seyretmesini sağlamak mümkün” dedi. </p>
<p><strong>Yemeğe hangi besinle başladığınız önemli</strong></p>
<p>Besinlerin tüketim sırası, kan şekeri üzerindeki etkisini doğrudan belirliyor. Kenger, öğünlere lifli sebze veya salata ile başlamanın, midede sindirim hızını etkileyerek glikozun kana karışma hızını değiştirdiğini belirtti: “Öğünlere sebze ve proteinle başlayıp karbonhidratı en sona bırakmak kan şekerinin daha kontrollü yükselmesini sağlar. Yapılan araştırmalar, aynı öğünde karbonhidratı sona bırakan bireylerin kan şekeri ve insülin düzeylerinin çok daha düşük olduğunu gösteriyor” dedi. </p>
<p><strong>Pişirme şekli ve sıcaklığı kan şekerini etkiliyor</strong></p>
<p>Yiyeceklerin pişirilme yöntemleri, süresi ve servis sıcaklığının yiyeceklerin glisemik indeksini değiştirebildiğini belirten Kenger, “Karbonhidrat içeren besinlerin pişirilme biçimi, nişastanın yapısını ve sindirim hızını değiştirerek glisemik indeksini etkiler. Bir besin ne kadar uzun süre pişirilir veya işlemden geçirilirse o kadar hızlı sindirilir ve kan şekerini o denli hızlı yükseltir.  Patates gibi nişastalı bir gıdayı fırında çok uzun süre pişirmek veya ezerek püre haline getirmek, nişastayı kolay parçalanır duruma getirip daha yüksek bir glisemik etki yaratabilir. Buna karşın, bazı pişirme ve hazırlama hileleriyle aynı yiyeceğin kan şekerine etkisini azaltmak mümkün” dedi.</p>
<p>Kenger, pişirme sürecinde “dirençli nişasta” oluşturmanın önemine dikkat çekerek “Pişirilip soğutulan pirinç, makarna veya patates daha fazla dirençli nişasta içerir. Bu formdaki nişasta ince bağırsakta sindirilmez, dolayısıyla kan şekerini klasik nişastalar kadar yükseltmez ve bağırsaklardaki faydalı bakteriler için lif benzeri bir görevi olur. Yapılan araştırmalar, taze pişmiş sıcak pilav yerine pişirilip 24 saat buzdolabında soğutulduktan sonra ısıtılan pirincin 2,5 kat daha fazla dirençli nişasta içerdiğini ve tüketildiğinde kan şekerinde daha küçük bir yükselişe yol açtığını gösteriyor. Benzer şekilde, soğutulmuş patatesin glisemik indeksi, sıcak patatese kıyasla da yüzde 25–28 daha düşüktür” dedi.</p>
<p>Kenger, makarna gibi nişastalı yiyeceklerin çok yumuşayana kadar pişirilmesinin, nişastayı fazla jelatinize ederek glisemik indeksini yükselttiğini belirtti. Buna karşın, “al dente” yani biraz daha kısa süre pişirilmiş makarnanın daha yavaş sindirildiğini ve kan şekerini daha yavaş yükselttiğini de vurguladı.</p>
<p><strong>‘Sebzeyi püre yapmak yerine bütün tüketin’</strong></p>
<p>Yiyeceklerin fiziksel formunun önemine değinen Kenger, “Bütün halde tüketilen tahıllar veya sebzeler, meyveler püre veya suyu sıkılmış formlara göre daha düşük glisemik etki gösterir. Aynı besini farklı şekillerde hazırlamak kan şekeri üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Daha düşük ısıda veya kısa süre pişirmeyi, yemekleri mümkünse biraz soğutup tüketmeyi, besinlerin lifli kısımlarını öğünlerde bırakmayı deneyerek glisemik yükü azaltabilirsiniz” dedi.</p>
<p><strong>‘Hızlı yemekten kaçının’</strong></p>
<p>Kenger, günlük yaşamda uygulanabilecek bazı pratik önerilere de dikkat çekti. Yemekleri yavaş tüketmenin, yemek sonrası kan şekeri ve insülin seviyelerinin yükselmesini önlediğini belirterek yavaş yemenin hem tokluk sinyallerini artırdığını hem de daha dengeli bir kan şekeri seyri sağladığını vurguladı. Öğün atlamamanın ve porsiyonları dengelemenin de önemli olduğunu ifade eden Kenger, uzun süre aç kalıp ardından fazla yemek yemenin kan şekerinde keskin yükselişlere yol açabileceğini, bu nedenle üç ana ve üç ara öğün şeklinde düzenli beslenmenin faydalı olduğunu söyledi. Ayrıca, günde bir çay kaşığı tarçın tüketiminin açlık kan şekerini düşürmeye ve insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olabileceğini, yemek sonrası 5–10 dakikalık hafif bir yürüyüşün de kan şekeri artışını yavaşlattığını belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sesin Bilimle Buluştuğu Nokta: 16. Ulusal Akustik Kongresi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sesin-bilimle-bulustugu-nokta-16-ulusal-akustik-kongresi-589896</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 12:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akustik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilimle]]></category>
		<category><![CDATA[buluştuğu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Has]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[sesin]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589896</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Türk Akustik Derneği (TAKDER) tarafından organize edilen 16. Ulusal Akustik Kongresi ve Sergisi, “İşleyen Sesler” temasıyla düzenleniyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sesin-bilimle-bulustugu-nokta-16-ulusal-akustik-kongresi-589896">Sesin Bilimle Buluştuğu Nokta: 16. Ulusal Akustik Kongresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Türk Akustik Derneği (TAKDER) tarafından organize edilen 16. Ulusal Akustik Kongresi ve Sergisi, “İşleyen Sesler” temasıyla düzenleniyor. Ulusal ve uluslararası ölçekte akademi, kamu, sektör ve tasarım dünyasını bir araya getiren ve dinamik bir platform sunmayı amaçlayan kongre, 6-7 Kasım tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Bu yıl, mesleki akustiği iş sağlığı ve sürdürülebilirlik ekseninde ele alan 16.Ulusal Akustik Kongresi, yapı ve hacim akustiğinden gürültü kontrolüne, ses sağlığından işitsel konfora uzanan geniş bir yelpaze sunuyor. Akademisyenleri, tasarımcıları, politika yapıcıları ve sektör profesyonellerini tartışma zeminine davet eden kongre, ortak kullanıma açık alanlarda sürdürülebilir akustik ve işitsel peyzaj gibi konuların da bu yelpazede değerlendirilmesine ve sesin sosyal, çevresel ve kültürel boyutlarıyla ele alınmasına katkı sağlıyor. </p>
<p>Kongrede, University College London (UCL)’den Prof. Dr. Jian Kang, Uluslararası Akustik ve Titreşim Enstitüsü (IIAV) Başkanı Prof. Dr. Sergio Luzzi ve IIAV Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Maria De Diego-Anton davetli konuşmacı olarak yer alıyor. Alanında uluslararası düzeyde öncü çalışmalar yürüten bu isimler, akustiğin geleceğine yön veren yenilikçi yaklaşımlar ve küresel uygulama örnekleri üzerine görüşlerini paylaşacak. Ayrıca, Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yücel Demiral’ın moderatörlüğünde, kamu kurumlarında uzman olarak görev yapan Kadir Kadiroğulları, Esra Aydın Özgür ve Özkan Kaan Karadağ’ın katılımıyla “Mesleki Gürültü Maruziyeti: Ölçümden Sağlık Etkilerine” başlıklı bir panel düzenleniyor. Panelde, işyerlerinde gürültüye maruziyetin ölçümü, değerlendirilmesi ve çalışan sağlığı üzerindeki etkileri çok yönlü biçimde ele alınıyor.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen kongre, tarihi Haliç Kampüsü’nde bilim, tasarım ve teknolojinin kesiştiği ilham verici bir ortamda gerçekleşiyor. Üniversitenin sürdürülebilirlik, inovasyon ve kent kültürüne katkı vizyonuyla örtüşen bu etkinlik, sesin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini çok boyutlu biçimde tartışmaya açıyor. Katılımcılar, Kadir Has Üniversitesi’nin yenilikçi akademik atmosferinde, akustik alanındaki güncel araştırmalar, uygulamalar ve politikalar üzerine fikir alışverişinde bulunma fırsatı yakalıyor.</p>
<p>Kongreye dinleyici olarak katılım ücretsiz olup, katılım bilgilerinin [email protected] adresine e-posta yoluyla iletilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kadir Has Üniversitesi Hakkında: </strong>Kadir Has Üniversitesi, Türkiye’nin önde gelen hayırsever iş insanlarından Kadir Has’ın eğitime kalıcı bir katkı sunma vizyonuyla 1997 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Kurucusunun “ülkeme hizmet etmek istiyorum” sözüyle şekillenen üniversite, nitelikli eğitimi toplumla bütünleştiren bir yaklaşımla faaliyet göstermektedir. Disiplinler arası akademik yapısı, araştırma odaklı vizyonu ve yenilikçi eğitim modelleriyle dikkat çeken Kadir Has Üniversitesi, öğrencilerini yalnızca akademik bilgiyle değil; aynı zamanda eleştirel düşünme, etik sorumluluk, toplumsal duyarlılık ve küresel farkındalık gibi çağın gerektirdiği yetkinliklerle donatmayı hedeflemektedir. </p>
<p>İstanbul’un tarihi dokusu içinde yer alan kampüsüyle kültürel mirasla çağdaş eğitimi bir araya getiren üniversite, bilgi üretiminde ulusal ve uluslararası ölçekte etki yaratmayı amaçlar. “Hayal et, keşfet, değiştir” felsefesiyle özgür düşünceyi destekleyen Kadir Has Üniversitesi, bilimsel gelişimi teşvik eden, toplumsal sorunlara çözüm üretmeye yönelik bir öğrenim ortamı sunar. Kalite güvencesini tüm akademik ve idari süreçlerine entegre eden üniversite; şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürekli iyileştirme ilkeleri doğrultusunda eğitim-öğretim, araştırma ve toplumsal katkı faaliyetlerini sürekli olarak geliştirir. Times Higher Education (THE) tarafından açıklanan Impact Rankings gibi uluslararası listelerin yanı sıra Üniversite Araştırmaları Laboratuvarı (ÜniAr) tarafından yürütülen Türkiye Üniversite Memnuniyet Araştırması (TÜMA) gibi ulusal saygın listelerde de adından söz ettiren Kadir Has Üniversitesi, bugünün değil yarının dünyasına yön verecek bireyler yetiştirme hedefiyle, Türkiye’nin geleceğine değer katmaya kararlılıkla devam etmektedir.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sesin-bilimle-bulustugu-nokta-16-ulusal-akustik-kongresi-589896">Sesin Bilimle Buluştuğu Nokta: 16. Ulusal Akustik Kongresi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk havalar artrit şikayetlerini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-havalar-artrit-sikayetlerini-artiriyor-589700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 15:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[havalar]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetlerini]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hareketsizliğin modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Kısa mesafeleri yürümemek, merdiven yerine sürekli asansör kullanmak, TV karşısında saatlerce oturmak bizi hareketsizleştirip hastalığa, obez olmaya, tembelleşmeye doğru sürüklüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-havalar-artrit-sikayetlerini-artiriyor-589700">Soğuk havalar artrit şikayetlerini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hareketsizliğin modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Kısa mesafeleri yürümemek, merdiven yerine sürekli asansör kullanmak, TV karşısında saatlerce oturmak bizi hareketsizleştirip hastalığa, obez olmaya, tembelleşmeye doğru sürüklüyor. Elbette masa başı çalışmada hareketsiz yaşamı tetikleyen en büyük etmenlerden biri.” dedi.</b></p>
<p><b>Artritin kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Özellikle kadınlarda menopoz sonrası östrojen hormonunun azalması etkili olmaktadır.” dedi.</b></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin, eklemleri etkileyen artrit hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><b>Artrit, eklemlerin düşmanı</b></p>
<p>Artritin, eklemleri etkileyen ve zamanla kaslarda güçsüzlük ile hareketsizliğe yol açan bir hastalık grubu olduğunu belirten Doç. Dr. Şevgin, “Ağrı, şişlik, kızarıklık ve fonksiyon kaybı en sık görülen belirtilerindendir. Artrit grubu hastalıkları kişinin yaşam kalitesini etkilemekte ve günlük yaşam aktivitelerinin sınırlandırmaktadır. En sık görülen türleri osteoartrit, romatoid artrit ve ankilozan spondilit olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi.</p>
<p><b>Yaşam tarzı en büyük belirleyici</b></p>
<p>Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok faktörün etkili olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şevgin, “Genetik geçişli olan hastalar olabildiği gibi yaşa bağlı olarak da vücutta ortaya çıkan aşırı ve zorlayıcı kullanım ile gelişen eklem harabiyeti de olabilmektedir. Özellikle osteoartrit yaşa bağlı olarak gelişen bir artrit çeşididir. Yaşam tarzı bu hastalığın oluşmasında tabi ki önem arz ediyor. Eklemlerimize aşırı yük bindirmek ve sürekli tekrarlı zorlayıcı hareketlerde bulunmak zamanla eklem yüzeylerinin aşınmasına sebep olacak ve geri dönüşümsüz bir süreci tetikleyecektir. Örnek verecek olursak; sürekli ağır poşet taşımak, 2 el ile yapabileceğimiz işleri tek elle yapmaya çalışmak, çalışma aralarında molalar vermemek, kilomuzun normal sınırların üzerinde olması (kilolu, obez gibi), ev veya çalışma ortamında ergonomik bir dizaynın olmaması gibi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>Hareketsizlik artriti körüklüyor</b></p>
<p>Hareketsizliğin modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ömer Şevgin, şöyle devam etti:</p>
<p>“‘İşleyen demir pas tutmaz’ ve ‘Nerde hareket orada bereket’ atasözleri aslında tüm durumu özetliyor. Son zamanlarda teknolojinin de vermiş olduğu rahatlık ile hareketsiz yaşam oldukça artmış vaziyette. Kısa mesafeleri yürümemek, merdiven yerine sürekli asansör kullanmak, TV karşısında saatlerce oturmak bizi hareketsizleştirip hastalığa, obez olmaya, tembelleşmeye doğru sürüklüyor. Elbette masa başı çalışmada hareketsiz yaşamı tetikleyen en büyük etmenlerden biri. Kilo artışı, eklemlerde sertlik, kaslarda kullanmamaya bağlı gelişen güçsüzlük artrit oluşma riskini arttırır. Var olan durumunda ilerlemesine sebep olur.”</p>
<p><b>Kadınlarda daha yaygın</b></p>
<p>Artritin kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Artritlerin görülme oranı kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Bunun en önemli sebeplerinden biri hormon farklılıkları diyebiliriz. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası östrojen hormonunun azalması etkili olmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><b>Artrit tedavisinde fizyoterapi hemen başlanmalı  </b></p>
<p>Artrit tedavisinde fizik tedavinin önemine değinen Doç. Dr. Şevgin, şunları kaydetti:</p>
<p>“Artrit tedavisinde fizyoterapiye 3 önemli aşamada yer verebiliriz. Koruyucu fizyoterapi uygulamaları, tedavi edici uygulamalar ve hastalık ilerlemesini durduran yaşam tarzı değişiklikleri ile hasta eğitimi aşamaları genel fizyoterapinin yönetimini oluşturuyor. Kişi artrit hastası olmadan önce hareketli yaşam tarzının topluma aşılanması, çeşitli aktiviteler ve etkinliklerle düzenli egzersiz, postür farkındalığı ve ergonomik düzenlemelerin (evde, işte) okul çağından itibaren gençlerimize öğretilmesi koruyucu fizyoterapi uygulamaları olarak verilebilir. Tedavi edici uygulamalarda artrit tanısı konduktan sonra hemen akut yani ilk 3 aylık periyotta fizyoterapiye başlanmalıdır.”</p>
<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyonun bu hastalarda sıkça tercih edilen ve sonuçları gayet olumlu olan bir yöntem olduğunu kaydeden Doç. Dr. Şevgin, “Fizyoterapi eklemlerdeki deformasyonlarını geçiremez ama bu deformasyonun ilerlemesini yavaşlatıp engelleyebilir. Bunu da ağrıyı, şişliği azaltarak ve eklemde hareketlenmeyi arttırarak sağlar.” dedi.</p>
<p><b>Artrit hastaları için uygun egzersiz türleri hangileri?</b></p>
<p>Artrit hastaları için en uygun egzersizlerin ekleme yük bindirmeyen ve özellikle kişinin kendi vücut ağırlığı ile yaptığı kalistenik denilen egzersizleri örnek veren Doç. Dr. Şevgin, “Aynı zamanda imkan var ise su içinde yapılan egzersizler de yine artrit hastaları tarafından tolere edilebilecek egzersizlerdir. Esneme ve germe egzersizleri ile aerobik egzersizlerde yine önerilebilir. Egzersiz bir tedavi yöntemidir aslında sayısı, sıklığı, süresi ve çeşidi vardır; bu yüzden egzersiz yapılacaksa muhakkak bir fizyoterapistten bilgi alınmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><b>Soğuk hava ağrıyı artırabilir</b></p>
<p>Özellikle sonbahar ve kış aylarında hastaların şikayetlerinin arttığına işaret eden Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bunun sebebi olarak tam bilimsel bir açıklama olmasa da bazı güçlü varsayımlar mevcut. Soğuk havalarda eklemlerdeki sertliklerin artması, nemli havalarda hava basıncının ekleme etki etmesi. Gün ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini ve iltihap üzerine etsinin azalması gibi.” şeklinde konuştu. </p>
<p><b>Yeni tedaviler umut verici ama geçici</b></p>
<p>Son yıllarda öne çıkan yeni tedavilere de değinen Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bu konuda sürekli araştırmalar yapılmakta ve yeni yöntemler gündeme gelmektedir. Bu yöntemlerin çoğu ağrı üzerine odaklanarak hastanın yaşam kalitesini arttırmayı hedeflemektedir. Ancak tedavi edilen bu ağrı belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır. Henüz kalıcı bir yöntem olmasa da kısa süreli etkiler olumludur. Bana göre hiç eskimeyen ve eskimeyecek olan yöntem yaşam tarzı değişikliğidir. Kişi kendinin doktoru olacak ve yaşam tarzını değiştirecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><b>Artrit hastalarına öneriler</b></p>
<p>Doç. Dr. Ömer Şevgin, artrit hastalarının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: </p>
<p>“Ağrı varken hareketi devam ettirmeyin.</p>
<p>Kilonuzu kontrol altında tutun.</p>
<p>Evde, işte, yolda fark etmez bir iş yaparken muhakkak dinlenme molaları verin. </p>
<p>Postürünüzün farkında olun doğru postürde olmaya özen gösterin.</p>
<p>Bir hareketi yaparken eklemlerinizin doğru pozisyonda olduğundan emin olun.</p>
<p>Tekrarlayan hareketlerden kaçının.</p>
<p>Büyük eklemleri kullanın.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-havalar-artrit-sikayetlerini-artiriyor-589700">Soğuk havalar artrit şikayetlerini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademileri]]></category>
		<category><![CDATA[akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589655</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin, eklemleri etkileyen artrit hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655">İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin, eklemleri etkileyen artrit hastalığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Artrit, eklemlerin düşmanı</strong></p>
<p>Artritin, eklemleri etkileyen ve zamanla kaslarda güçsüzlük ile hareketsizliğe yol açan bir hastalık grubu olduğunu belirten Doç. Dr. Şevgin, “Ağrı, şişlik, kızarıklık ve fonksiyon kaybı en sık görülen belirtilerindendir. Artrit grubu hastalıkları kişinin yaşam kalitesini etkilemekte ve günlük yaşam aktivitelerinin sınırlandırmaktadır. En sık görülen türleri osteoartrit, romatoid artrit ve ankilozan spondilit olarak karşımıza çıkmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı en büyük belirleyici</strong></p>
<p>Hastalıkların ortaya çıkmasında birçok faktörün etkili olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şevgin, “Genetik geçişli olan hastalar olabildiği gibi yaşa bağlı olarak da vücutta ortaya çıkan aşırı ve zorlayıcı kullanım ile gelişen eklem harabiyeti de olabilmektedir. Özellikle osteoartrit yaşa bağlı olarak gelişen bir artrit çeşididir. Yaşam tarzı bu hastalığın oluşmasında tabi ki önem arz ediyor. Eklemlerimize aşırı yük bindirmek ve sürekli tekrarlı zorlayıcı hareketlerde bulunmak zamanla eklem yüzeylerinin aşınmasına sebep olacak ve geri dönüşümsüz bir süreci tetikleyecektir. Örnek verecek olursak; sürekli ağır poşet taşımak, 2 el ile yapabileceğimiz işleri tek elle yapmaya çalışmak, çalışma aralarında molalar vermemek, kilomuzun normal sınırların üzerinde olması (kilolu, obez gibi), ev veya çalışma ortamında ergonomik bir dizaynın olmaması gibi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hareketsizlik artriti körüklüyor</strong></p>
<p>Hareketsizliğin modern çağın en büyük sağlık risklerinden biri haline geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ömer Şevgin, şöyle devam etti:</p>
<p>“‘İşleyen demir pas tutmaz’ ve ‘Nerde hareket orada bereket’ atasözleri aslında tüm durumu özetliyor. Son zamanlarda teknolojinin de vermiş olduğu rahatlık ile hareketsiz yaşam oldukça artmış vaziyette. Kısa mesafeleri yürümemek, merdiven yerine sürekli asansör kullanmak, TV karşısında saatlerce oturmak bizi hareketsizleştirip hastalığa, obez olmaya, tembelleşmeye doğru sürüklüyor. Elbette masa başı çalışmada hareketsiz yaşamı tetikleyen en büyük etmenlerden biri. Kilo artışı, eklemlerde sertlik, kaslarda kullanmamaya bağlı gelişen güçsüzlük artrit oluşma riskini arttırır. Var olan durumunda ilerlemesine sebep olur.”</p>
<p><strong>Kadınlarda daha yaygın</strong></p>
<p>Artritin kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Artritlerin görülme oranı kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Bunun en önemli sebeplerinden biri hormon farklılıkları diyebiliriz. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası östrojen hormonunun azalması etkili olmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Artrit tedavisinde fizyoterapi hemen başlanmalı  </strong></p>
<p>Artrit tedavisinde fizik tedavinin önemine değinen Doç. Dr. Şevgin, şunları kaydetti:</p>
<p>“Artrit tedavisinde fizyoterapiye 3 önemli aşamada yer verebiliriz. Koruyucu fizyoterapi uygulamaları, tedavi edici uygulamalar ve hastalık ilerlemesini durduran yaşam tarzı değişiklikleri ile hasta eğitimi aşamaları genel fizyoterapinin yönetimini oluşturuyor. Kişi artrit hastası olmadan önce hareketli yaşam tarzının topluma aşılanması, çeşitli aktiviteler ve etkinliklerle düzenli egzersiz, postür farkındalığı ve ergonomik düzenlemelerin (evde, işte) okul çağından itibaren gençlerimize öğretilmesi koruyucu fizyoterapi uygulamaları olarak verilebilir. Tedavi edici uygulamalarda artrit tanısı konduktan sonra hemen akut yani ilk 3 aylık periyotta fizyoterapiye başlanmalıdır.”</p>
<p>Fizyoterapi ve rehabilitasyonun bu hastalarda sıkça tercih edilen ve sonuçları gayet olumlu olan bir yöntem olduğunu kaydeden Doç. Dr. Şevgin, “Fizyoterapi eklemlerdeki deformasyonlarını geçiremez ama bu deformasyonun ilerlemesini yavaşlatıp engelleyebilir. Bunu da ağrıyı, şişliği azaltarak ve eklemde hareketlenmeyi arttırarak sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Artrit hastaları için uygun egzersiz türleri hangileri?</strong></p>
<p>Artrit hastaları için en uygun egzersizlerin ekleme yük bindirmeyen ve özellikle kişinin kendi vücut ağırlığı ile yaptığı kalistenik denilen egzersizleri örnek veren Doç. Dr. Şevgin, “Aynı zamanda imkan var ise su içinde yapılan egzersizler de yine artrit hastaları tarafından tolere edilebilecek egzersizlerdir. Esneme ve germe egzersizleri ile aerobik egzersizlerde yine önerilebilir. Egzersiz bir tedavi yöntemidir aslında sayısı, sıklığı, süresi ve çeşidi vardır; bu yüzden egzersiz yapılacaksa muhakkak bir fizyoterapistten bilgi alınmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Soğuk hava ağrıyı artırabilir</strong></p>
<p>Özellikle sonbahar ve kış aylarında hastaların şikayetlerinin arttığına işaret eden Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bunun sebebi olarak tam bilimsel bir açıklama olmasa da bazı güçlü varsayımlar mevcut. Soğuk havalarda eklemlerdeki sertliklerin artması, nemli havalarda hava basıncının ekleme etki etmesi. Gün ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini ve iltihap üzerine etsinin azalması gibi.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yeni tedaviler umut verici ama geçici</strong></p>
<p>Son yıllarda öne çıkan yeni tedavilere de değinen Doç. Dr. Ömer Şevgin, “Bu konuda sürekli araştırmalar yapılmakta ve yeni yöntemler gündeme gelmektedir. Bu yöntemlerin çoğu ağrı üzerine odaklanarak hastanın yaşam kalitesini arttırmayı hedeflemektedir. Ancak tedavi edilen bu ağrı belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır. Henüz kalıcı bir yöntem olmasa da kısa süreli etkiler olumludur. Bana göre hiç eskimeyen ve eskimeyecek olan yöntem yaşam tarzı değişikliğidir. Kişi kendinin doktoru olacak ve yaşam tarzını değiştirecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Artrit hastalarına öneriler</strong></p>
<p>Doç. Dr. Ömer Şevgin, artrit hastalarının dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Ağrı varken hareketi devam ettirmeyin.</p>
<p>Kilonuzu kontrol altında tutun.</p>
<p>Evde, işte, yolda fark etmez bir iş yaparken muhakkak dinlenme molaları verin.</p>
<p>Postürünüzün farkında olun doğru postürde olmaya özen gösterin.</p>
<p>Bir hareketi yaparken eklemlerinizin doğru pozisyonda olduğundan emin olun.</p>
<p>Tekrarlayan hareketlerden kaçının.</p>
<p>Büyük eklemleri kullanın.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ogretmen-akademileri-kapsaminda-felsefe-ve-dusunce-akademisi-gerceklestirildi-589655">İzmir Öğretmen Akademileri Kapsamında &#8221;Felsefe ve Düşünce Akademisi&#8221; Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji içeceğiyle alkol karışımı: İlk belirtiler çarpıntı ve tansiyon yükselmesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/enerji-icecegiyle-alkol-karisimi-ilk-belirtiler-carpinti-ve-tansiyon-yukselmesi-589640</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 09:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Enerji İçeceği]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[içeceğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[içecekleri]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[karışımı]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[Miligram]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589640</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de 16 yaşındaki bir gencin enerji içeceğini alkolle karıştırarak yaşamını yitirmesi sonrası, gözler enerji içeceklerine ve etkilerine çevrildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-icecegiyle-alkol-karisimi-ilk-belirtiler-carpinti-ve-tansiyon-yukselmesi-589640">Enerji içeceğiyle alkol karışımı: İlk belirtiler çarpıntı ve tansiyon yükselmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de 16 yaşındaki bir gencin enerji içeceğini alkolle karıştırarak yaşamını yitirmesi sonrası, gözler enerji içeceklerine ve etkilerine çevrildi. Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, enerji içeceğiyle birlikte alınan maddelerin yarattığı sağlık sorunlarına dikkat çekerek “Bir sorun olduğuna dair ilk belirtiler genellikle kalp çarpıntısı ve tansiyon yükselmesidir. Böyle bir durumda kişiler ‘geçer’ diyerek beklememeli, hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Bu erken müdahale hayat kurtarabilir” dedi. </p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, yüksek miktarda kafein içeren enerji içeceğiyle alkol, kahve veya benzeri maddelerin birlikte tüketilmesinin sağlık açısından tehlikeli olduğuna dikkat çekti. </p>
<p><strong>‘Enerji İçeceği Uyarıyor, Alkol Sakinleştiriyor, Doz Artıyor’</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Aydın, “16 yaşındaki bir gencimizin enerji içeceğiyle alkolü karıştırarak hayatını kaybetmesi hepimizi derinden üzdü. Bu olay, ciddi bir halk sağlığı problemiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Enerji içecekleriyle alkolün birlikte tüketilmesi, gençlerimizin sağlığını ve yaşamını tehdit eden tehlikeli bir alışkanlıktır. Bu nedenle konunun üzerinde çok dikkatle durmamız gerektiğini düşünüyorum. Enerji içeceği başlı başına farklı bir alan, alkol ise başka bir alan. Ancak gençlerimizin azımsanmayacak bir kısmı bu iki maddeyi birlikte tüketiyor. Bu durum son derece tehlikeli. Çünkü enerji içeceği uyarıcı etkisi nedeniyle içiliyor; içerisinde yoğun miktarda kafein bulunuyor. Alkol ise ilk başta uyarıcı gibi etki etse de bir süre sonra tam tersi şekilde sakinleştirici etki gösteriyor. Dolayısıyla, bir kişi hem uyarıcı hem de bastırıcı etkili iki maddeyi aynı anda aldığında, bu maddeler birbirinin etkisini azaltıyor. Bu durumda kişi etkisini hissetmediği için hem enerji içeceği hem de alkol miktarını artırma eğilimine giriyor. Bu da kısır bir döngü yaratıyor” dedi.</p>
<p><strong>‘Her Maddenin Toksik Bir Dozu Vardır’</strong></p>
<p>Doz aşımının yol açtığı sorunlara dikkat çeken Aydın, “Sonuç olarak, kişi yüksek miktarda kafein ve alkol almış oluyor. Her maddenin bir toksik (zehir etkisi yaratan) dozu vardır. Bu doz aşıldığında, vücutta ciddi ve istenmeyen sağlık riskleri ortaya çıkar. Her iki madde de tek başına risk taşırken, birlikte kullanıldıklarında ölümcül sonuçlar doğurabilir. Enerji içeceklerinin içeriğindeki kafein miktarı markadan markaya değişiyor. Bir kutuda 80 miligramdan 300 miligrama kadar kafein bulunabiliyor. Hangi markanın, ne kadar kafein içerdiğini her zaman bilmiyoruz. Ayrıca, alkol miktarı ve türü de önemli. Bu nedenle olayın detayları ancak yapılacak analizlerle netleşecektir. Ancak ölümün temel nedeni büyük olasılıkla bu iki bileşenin etkileşimidir. Enerji içeceklerinde sadece kafein yok; yüksek oranda şeker, glukuronolakton ve taurin gibi maddeler de bulunuyor. Bu bileşenlerin alkolle etkileşimi konusunda elimizde yeterli bilimsel veri yok. Ancak bu maddelerin hepsinin etkileşim potansiyeli bulunduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘İki Kutu Enerji İçeceği Altı Fincan Kahveye Denk’</strong></p>
<p>Kafein ve alkolün etkileşimi kalp üzerinde ciddi baskı oluşturabilir” diyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, şöyle devam etti: </p>
<p>“Örneğin, eğer bir enerji içeceği 300 miligram kafein içeriyorsa ve kişi bu etkiden tatmin olmayıp ikinci kutuyu da içerse, bu 600 miligram kafein anlamına gelir. Bu miktar, kalp ritmini bozacak düzeye yakın bir dozdur. Aynı anda 600 miligram kafein almak, yaklaşık altı fincan Türk kahvesine denk gelir. Bir kişinin kısa sürede altı fincan kahve içmesi kalpte ciddi ritim bozukluklarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>‘Kahveyle Birlikte İçilmesi de Riskli’</strong></p>
<p>Enerji içeceklerinin sadece alkolle değil, kahve gibi diğer kafeinli içeceklerle birlikte alındığında da tehlike oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Aydın, “Enerji içeceği sadece alkolle değil, kahve gibi diğer kafeinli içeceklerle birlikte tüketildiğinde de benzer riskler ortaya çıkar. Çünkü kahveler de 100 miligramdan başlayarak yüksek oranda kafein içerir. Bu da toplamda kafein miktarının toksik seviyelere ulaşmasına neden olabilir. Bir yetişkin için 700 miligram kafein, toksik etki yaratabilecek ciddi bir dozdur” dedi. </p>
<p><strong>‘Geçer Diye Beklemeyin’ </strong></p>
<p>Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Aydın, şu uyarılarda bulundu: </p>
<p>“Özellikle alkolle birlikte kullanıldığında, ilk belirtiler genellikle kalp çarpıntısı ve tansiyon yükselmesi şeklinde görülür. Böyle bir durumda kişiler ‘geçer’ diyerek beklememeli, hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Bu erken müdahale hayat kurtarabilir. Yaş grupları ve bireysel farklılıklar da önemlidir. Kafeinin toksik etkisi kişiden kişiye değişebilir. Kalp fonksiyonlarında bozukluk, genetik yatkınlık ya da tansiyon gibi kronik hastalıkları olan kişiler bu tür içecekleri kesinlikle kullanmamalıdır. Ayrıca tansiyon ilacı gibi kalp ve damar sistemini etkileyen ilaçlar kullananların da enerji içeceklerinden uzak durması gerekir. Bu tür ilaçlarla kafein veya alkolün etkileşimi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.”  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-icecegiyle-alkol-karisimi-ilk-belirtiler-carpinti-ve-tansiyon-yukselmesi-589640">Enerji içeceğiyle alkol karışımı: İlk belirtiler çarpıntı ve tansiyon yükselmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de &#8220;Atatürk Temalı Tahta Kalıp Baskı Sanatı&#8221; atölye çalışması yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-temali-tahta-kalip-baski-sanati-atolye-calismasi-yapildi-588681</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 11:17:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel]]></category>
		<category><![CDATA[kalıp]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[tahta]]></category>
		<category><![CDATA[temalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Emel Akın Meslek Yüksekokulu tarafından “Atatürk ve Cumhuriyet Günleri” etkinlikleri kapsamında “Atatürk Temalı Tahta Kalıp Baskı Sanatı” adlı atölye çalışması yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-temali-tahta-kalip-baski-sanati-atolye-calismasi-yapildi-588681">EÜ&#8217;de &#8220;Atatürk Temalı Tahta Kalıp Baskı Sanatı&#8221; atölye çalışması yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Emel Akın Meslek Yüksekokulu tarafından “Atatürk ve Cumhuriyet Günleri” etkinlikleri kapsamında “Atatürk Temalı Tahta Kalıp Baskı Sanatı”<b> </b>adlı atölye çalışması yapıldı. Küratörlüğünü Emel Akın Meslek Yüksekokulu öğretim görevlileri Şükran Tümer  ve Berna Aybartürk’ün yaptığı etkinliğe öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Etkinlikte geleneksel sanatlarından olan “yazmacılık sanatı” çalışılarak öğrencilere farklı bir atmosfer yaşatıldı.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Öğr. Gör. Şükran Tümer, “Emel Akın Meslek Yüksekokulu olarak her yıl Cumhuriyet Bayramı etkinliklerimizde Atatürk temalı tahta kalıp baskı çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Derslerimizde, Berna Aybartürk hocamla birlikte uygulamalı atölye çalışmalarına özellikle önem vererek tahta kalıp baskıyı öğrencilerimize ‘yazmacılık sanatı’ olarak anlatıyoruz. Yazmacılık, geçmiş yıllarda Anadolu&#8217;nun birçok şehir ve kasabasında icra edilmiş geleneksel bir Türk el sanatıdır. Bu sanatta kullanılan tahta kalıplar, genellikle ıhlamur ağacından oyularak yapılır. Ihlamur ağacından kalıp oyan ustalara ‘oyma ustası’ veya ‘tahta kalıp oyma ustası’ denir. Bu kalıpları kumaşa basan sanatkârlara ise ‘bezeme ustası’ adını veririz. Aslında, o dönemin tahta kalıp baskı ustaları, günümüzün baskı tasarımcıları olarak kabul ediliyor. Bu önemli geleneksel sanatı her yıl düzenlediğimiz çalıştaylarda öğrencilerimizle paylaşmaya devam ediyoruz. Öğrencilerimizin geleneksel sanatları öğrenmesini çok önemsiyoruz. Adını başörtülerinden alan geleneksel Türk el sanatlarımızdan yazmacılıkta, zaman zaman geleneksel Türk motiflerini, zaman zaman da Hitit üçlemesi gibi yöresel ve medeniyetlere ait dönem motiflerini işliyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Atatürk&#8217;ü ve imzasını konu alan baskılar yapıyoruz”</b></p>
<p>Öğr. Gör. Şükran Tümer, “Bugün, Cumhuriyet Bayramı ve Atatürk&#8217;ü Anma etkinlikleri kapsamında, özellikle Atatürk&#8217;ü ve imzasını konu alan baskılar yapıyoruz. Uyguladığımız yüzey düzenlemeleriyle öğrencilerimize hem bu geleneksel sanatı tanıtıyor hem de Cumhuriyet&#8217;i anma etkinliklerimizde bu anlamlı çalışmalara yer veriyoruz. Kalıplar, özellikle Tokat bölgesinde geleneksel olarak elle oyulmaktadır. ‘Elle oyulması mı daha doğru, yoksa modern teknikler mi?’ sorusu, katıldığımız sempozyum ve kongrelerde sıkça tartıştığımız bir konudur. Elle üç saatte  üç kalıp yapılabiliyorken, lazer teknolojisiyle aynı sürede yirmi kalıp üretilebiliyor. Peki, bu durumda hangisi daha doğru? Dijital çağda lazerle üretim daha mantıklı gibi görünse de el oyması kalıpların kendine has bir değeri vardır. Ustanın küçük dokunuşları, motiflerdeki hafif asimetriler ve her birinin diğerinden biraz farklı olması, baskıya daha özgün bir etki katmakta ve el yapımı hissini güçlendirmektedir. Lazerle yapılan kalıplarla yapılan baskıların ise kusursuzluğu nedeniyle serigrafi baskıdan ayırt edilmesi zorlaşabilmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Etkinlikte öğrenciler, öğretim görevlileri eşliğinde tahta kalıplarla baskı yapma deneyimi yaşadı. Her öğrenci Atatürk&#8217;ün ve imzasının basılı olduğu kalıplarla yazmalara baskılarını uyguladı ve geleneksel yazmacılık sanatını birebir deneyimledi. Uygulamalı atölye çalışması sayesinde öğrenciler, hem sanata dokundu hem de kültürel mirasa katkı sağladı. Etkinlik, katılımcılardan büyük ilgi ve beğeni topladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-temali-tahta-kalip-baski-sanati-atolye-calismasi-yapildi-588681">EÜ&#8217;de &#8220;Atatürk Temalı Tahta Kalıp Baskı Sanatı&#8221; atölye çalışması yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı. İstanbul’da düzenlenen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda hava kirliliği ve iklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla, güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı; temiz havanın çocuklar için temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı. Üç panel ve bir forum oturumundan oluşan sempozyumun konuşmacıları arasında, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ddr. Bülent Tandoğan, Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Orbak, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Duygu Övünç Hacıhamdioğlu, Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Dr. Selin Çakmakcı Karakaya ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Emine Zengin yer aldı. </p>
<p>Hava kalitesi, özellikle sanayileşme ve kentleşmenin hızla arttığı ve/veya halihazırda yoğun olduğu bölgelerde, günümüzde insan sağlığının en önemli çevresel belirleyicisi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (DSÖ) göre dünya çapında 5 yaşından küçük her 10 çocuktan 1’i hava kirliliğine bağlı olarak hayatını yitiriyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de 1 Yılda 538 Yenidoğan Kirli Hava Nedeniyle Hayatını Kaybetti </strong></p>
<p>Zira çocuklar, hava kirliliği söz konusu olduğunda en kırılgan toplum kesimi. Fizyolojik ve metabolik özellikleri nedeniyle hava kirliliğinin olumsuz etkilerine daha açıklar. Akciğerleri ve bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş; solunum hızları daha fazla ve kan-beyin bariyerleri daha geçirgen. Yetişkinlere göre açık havada daha çok vakit geçiriyorlar. Bununla birlikte hava kirliliğinin tehlikeleri konusunda daha az farkındalığa sahipler. Düşük sosyo-ekonomik statüye sahip hanelerde yaşayan ve çalışan çocuklar için risk daha da fazla. Erken dönemde hava kirliliğine maruz kalma ömür boyu hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan</strong> şöyle konuştu: “Türkiye’de ölüm sebepleri arasında hava kirliliği 5. sırada. Ülkemizde sadece 2021’de 538 yenidoğan hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi; 0-6 günlük bebeklerde ölümlerin yüzde 10,1&#8217;i ve 7-27 günlük bebekler arasında ölümlerin yüzde 7,52&#8217;si hava kirliliğine atfediliyor. Sadece ölümlere değil, hastalıklara da yol açan hava kirliliği, bir halk sağlığı sorunudur ama özellikle üzerinde durulması gereken, önlenebilir bir sağlık sorunu olması. Hava kirliliği, etkili politikalar ve hava kirliliği kaynaklarının kontrolü ile engellenebilir.” </p>
<p><strong>Anne Karnında Başlayan Etki</strong></p>
<p>Hamilelikte önemli hormonal değişiklikler olur ve hava kirliliği bu hassas dengeyi bozabilir. Toksinler, annenin solunum, dolaşım ve bağışıklık sistemi üzerinden plasentadan fetüse geçiyor. Gebelikte kirleticilere maruz kalmak, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor, çocukların ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor. </p>
<p>Bebeklerin hayata sağlıklı bir başlangıç yapabilmelerinin, anne karnında temiz havaya erişimleri ile yakından ilgili olduğunu belirten uzmanlar, temiz havanın yüz binlerce yenidoğan ölümünü önleyebileceğinin altını çizdi.  </p>
<p><strong>Ağaçlandırma Kanser Gelişimini Yüzde 20 Azaltabilir</strong></p>
<p>Anne karnında ya da doğum sırasında maruziyet ile çocukluk çağı kanser riski arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın kanserojen olarak tanımladığı PM2.5, NO₂, ozon ve benzen gibi kirleticiler, tümör gelişimini tetikleyerek çocukluk çağı kanserlerinin riskini artırıyor. </p>
<p>Çalışmalar, çocukların kansere yakalanmasında; annenin gebeyken kirli hava solumasının yüzde 32, doğum sonrası maruz kalmasının yüzde 37 ve babanın maruziyetinin ise yüzde 12 oranında etkili olduğunu gözler önüne serdi. </p>
<p>Sempozyumda, hava kirliliğinin ve buna bağlı kanser gibi hastalıkların önlenmesinde yönetimlere büyük bir görev düştüğü vurgulandı. Bir bilimsel çalışmaya göre ağaçlandırmanın hava kirliliğine bağlı kanser gelişimini yüzde 20 azaltabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Alzheimer Hastalığı Riskinin Artmasında Rol Oynuyor</strong></p>
<p>“Günümüzde, 2 milyar çocuğun hava kirliliğinden şiddetli şekilde etkilendiği tahmin ediliyor. Çocukluk döneminde kirli havaya maruz kalan bireylerde genetik faktörlerin de etkisiyle ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığını ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır” diyen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>Çocuk Nörolojisi Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Semih Ayta</strong> sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Gebelik ve çocuklukta hava kirliliğine maruz kalmanın beyin gelişimi üzerine olumsuz etkileri olduğu saptandı. Üstelik bu olumsuz etkiler, hava kirliliği için Avrupa Birliğince izin verilen limitlerin altında da gözlemlendi. Kısaca, insan yaşamı süresi boyunca muhtemel kalp-damar, solunum, merkezi sinir sistemine yönelik hastalıkların ortaya çıkmasında hava kirliliğinin etkisi var. Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda dinlediğimiz bilimsel çalışmalar, temiz havanın çocuk sağlığı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu, yetişkinlik döneminde yaşam kalitesine etki ettiğini ortaya koyuyor.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda, artan düzeylerde kirli havaya maruz kalmanın, epileptik nöbetler nedeni ile acil servise başvuruları arttırdığı gündeme getirildi.  Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozuklukları (OSB) gibi gelişimsel sorunlarda da yine hava kirliliğinin etkisi olduğu belirtildi. </p>
<p><strong>Solunum Yolu Hastalıkları, Böbrek Sorunları, MS, Diyabet… </strong></p>
<p>Hava kirliliği, solunum sistemi hastalıklarının oluşmasındaki temel etkenlerden. Hava kalitesindeki değişiklikler, özellikle influenza ve RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs gibi viral spesifik solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Her yıl dünyada 33 milyon bebek RSV enfeksiyonu geçiriyor, 100 bine yakın çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kirli hava çocukların bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Çocuklar; zatürre, bronşiolit ve alerjik bronşit gibi hastalıklara karşı savunmasız kalıyorlar. Yine astım sıklığı ve şiddeti artarken hastalık süreleri uzuyor. </p>
<p>Son yıllarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar PM2.5 maruziyetinin kronik böbrek hastalığı, hipertansiyon ve böbrek iltihabı riskini de artırdığını ortaya koydu. Hava kirliliği ne kadar yüksekse böbreklere o kadar fazla yük biniyor; böylece ileride hipertansiyon veya böbrek hastalığına yakalanma riski artıyor. </p>
<p>Ayrıca hava kirliliğinin çocuklarda obezite, diyabet, D vitamini eksikliği, osteoporoz ve tiroid bozuklukları, hipertansiyon ile buna bağlı kalp krizi ve inme, multiple skleroz (MS) ve uyku bozukluklarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. </p>
<p>Öte yandan 2022 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklara neden olduğu biliniyor; toplumun önemli bir bölümü hava kirliliğini doğrudan hastalıkla ilişkilendiriyor. Hava kirliliği denildiğinde akla ilk gelen kavramların yüzde 27,5&#8217;i hastalıkla ilgili. Çocuğu olan katılımcıların yüzde 87,4&#8217;ü, çocuklarının kirli hava solumaktan dolayı hastalanmasından endişe ediyor. </p>
<p><strong>“Temiz Hava Hakkımızı Savunalım” Çağrısı</strong></p>
<p><strong>Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel</strong> de şunları kaydetti: “İklim krizi ve hava kirliliği sağlığın çevresel belirleyicilerinin başında gelen ve birbiri ile iç içe geçmiş iki yaşamsal sorun. Her ikisinin de en önemli kaynakları fosil yakıtların kullanıldığı insan faaliyetleri. Hava sıcaklıklarında artış, ozon oluşumunu ve partikül yoğunluğunu arttırarak hava kirliliğinin sağlık risklerini daha da belirgin hale getiriyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda Temiz Hava Hakkı Platformu olarak politika, araştırma ve bilgilendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önlenebilir bir halk sorunu olan hava kirliliği, gelir grubundan bağımsız, tüm çocukları ve insanları etkiliyor. Karar vericilere ve topluma açık çağrımız: Türkiye’de PM2.5 için limit değer belirlenmeli. Bunun için hedeftemizhava.org sayfasında bir kampanya başlattık. Herkesi, temel bir çocuk ve insan hakkı olan temiz hava hakkını savunmaya davet ediyoruz.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun <strong>sonuç bildirgesinde</strong>, “Çocukların temiz hava hakkı, yaşam ve sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası. Hava kirliliği ve iklim krizi, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda çocuk hakları ve toplumsal adalet sorunu. Kirliliğin önlenmesi, sadece teknik önlemlerle değil; enerji, ulaşım, kentleşme ve sağlık politikalarında çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesiyle mümkün. Çocukların temiz hava hakkını korumak için bilimsel veriye dayalı, adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir” denildi. </p>
<p>Sempozyum kapsamında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Onkoloji Bölümünde lösemi tedavisi gören ve Farabi İlk ve Orta Okulu öğrencilerinin yaptığı ‘Temiz Hava Haktır’ konulu resimler de sergilendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 09:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[görünür]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[liderler]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın görünürlüğü, eşit temsil ve dayanışma Çeşme’den yükseliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579">Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın görünürlüğü, eşit temsil ve dayanışma Çeşme’den yükseliyor</p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında kadın liderliğini, eşit temsili ve dayanışmayı merkezine alan Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi (International Çeşme Women Leaders Summit – ICWLS), 24 Ekim Cuma günü Çeşme’de başladı. Çeşme Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Kamu Teknoloji Platformu iş birliğiyle düzenlenen zirve, farklı ülkelerden gelen kadın liderleri, akademisyenleri, sanatçıları, iş insanlarını ve aktivistleri bir araya getirdi.</p>
<p><b>“Kadın kadının yurdudur”</b></p>
<p>Zirvenin açılış konuşmasını yapan Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli, kadınların görünürlüğünün yalnızca konuşulan değil, hayatın her alanında icra edilen bir mesele olması gerektiğini vurguladı.<br />Başkan Denizli konuşmasında, “Kadınların hikâyeleri, aslında direncin ve değişimin hikâyesidir. Biz burada yalnızca sesini duyuramayan kadınlar için değil, sesleri kısılmaya çalışılan herkes için bu kürsüyü kurduk. Kadın kadının kurdu değildir; kadın kadının yurdudur.” sözleriyle büyük alkış aldı.<br />Başkan, Çeşme Belediyesi’nde eşit temsil ilkesinin benimsendiğini, kadınların yalnızca görünür değil, karar verici olduğu bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirdiklerini belirterek, “Biz kadınlar için değil, kadınlarla birlikte çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Kadınların Sesi, Dayanışmanın Gücü</b></p>
<p>Açılış konuşmasının ardından Tunuslu feminist aktivist ve Afrika Birliği eski Gençlik Özel Temsilcisi Aya Chebbi, “Kadın Görünürlüğü ve Beş Cesaret Eylemi” başlıklı etkileyici bir konuşma yaptı. Chebbi, kadınların sesini sahiplenmesinin, alan açmasının, sosyal normları dönüştürmesinin ve dayanışma ağları kurmasının görünürlük mücadelesinin temel taşları olduğunu vurguladı.</p>
<p>Zirvenin oturumlarında kadınların entelektüel, sanatsal, sportif, toplumsal ve ekonomik alanlardaki varlığı farklı yönleriyle ele alındı.<br /> </p>
<p>İlk oturumda, “Entelektüel Dünyada Kadınlar: Düşünsel Sınırları Aşmak” başlığı altında, moderatör Eylül Görmüş’ün yönettiği panelde; müzisyen Aylin Aslım, yazar Buket Uzuner, heykeltıraş Hadiye Kalkavan ve yazar-anlatıcı Yasemin Şefik, sanat ve düşünce dünyasında kadınların görünürlüğü üzerine fikirlerini paylaştılar. Katılımcılar, entelektüel üretimde kadınların varoluş mücadelesini, toplumsal önyargılarla hesaplaşma biçimlerini ve sanatın dönüştürücü gücünü tartıştılar.</p>
<p>İkinci oturum olan “Erkek Egemen Sporda MVP Kadınlar” panelinde, moderatörlüğünü milli sörfçü Çağla Kubat’ın yaptığı söyleşide, eski milli binici Azade Apa Triolet ve Fenerbahçeli futbolcu Yağmur Uraz, sporun farklı dallarında kadın olmanın zorluklarını ve başarıya giden yoldaki direniş hikâyelerini anlattılar. Panelde, kadın sporcuların yalnızca rekabet alanlarında değil, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde de öncü rol üstlendikleri vurgulandı.</p>
<p>Öğle arasının ardından gerçekleştirilen “Kadın Hareketinin Küresel Etkileri” oturumunda, moderatör Prof. Dr. Feride Acar (akademisyen ve kadın hakları aktivisti) yönetiminde; siyaset bilimci Şule Kut, kadın hukuku uzmanı Nazan Moroğlu, Havle Kadın Derneği kurucusu Rümeysa Çamdereli ve KEDV kurucusu Şengül Akçar, kadın hareketlerinin tarihsel mirası, küresel etki alanları ve dayanışma ağlarının sürdürülebilirliği üzerine derinlikli bir tartışma gerçekleştirdiler.</p>
<p>Günün son oturumu “Ekonomide Kadının Gücü” başlığı altında düzenlendi. Girişimci ve sosyal etki stratejisti Münteha Adalı’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Figen Baz (Duymer &#038; Bazekol Sağlık Grubu Kurucu Ortağı) ve Nilüfer Aktan (Air France–KLM Türkiye Ticari Müdürü), ekonomik alanda kadın liderliğinin gücünü ve dönüştürücü etkisini masaya yatırdılar. Konuşmacılar, iş dünyasında kadın temsilinin artmasının yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir gelişmişlik göstergesi olduğunun altını çizdiler.</p>
<p><b>Bir Fidan, Bir Umut</b></p>
<p>Çeşme Belediyesi, zirveye katılan konuşmacılara geleneksel çiçek yerine sakız fidanı bağışı takdim etti. Bu sembolik tercih, hem Çeşme’nin endemik bitkisine hem de doğaya verilen değere dikkat çekti. Başkan Denizli, “Bu yıl yaşadığımız yangınların ardından her hediye bir fidan, her fidan bir umuttur.” sözleriyle bu anlamlı jestin arkasındaki duyarlılığı paylaştı.</p>
<p>Zirve ikinci gününde de devam ediyor</p>
<p>Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi, ikinci gününde de güçlü bir programla devam edecek.<br />Bugün, “Kadınların Siyasette ve Kamu Yönetiminde Yükselişi”, “Medya ve Kadın”, “Kadın Girişimcilerin Başarı Hikâyeleri”, “Teknolojide Kadınlar Çağı: Sistaverse” ve “Dijital Aktivizm ve Kadın” başlıklı oturumlarda; siyasetten medyaya, girişimcilikten teknolojiye ve dijital dayanışma ağlarına uzanan alanlarda kadınların dönüştürücü gücü ele alınacak. Zirve, kapanış konuşmalarıyla birlikte kadın liderliğinin uluslararası ölçekte kalıcı bir platforma dönüşmesi yönündeki adımları pekiştirerek sona erecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-cesme-kadin-liderler-zirvesi-basladi-586579">Uluslararası Çeşme Kadın Liderler Zirvesi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;nın aktifleri 190 milyar TL&#8217;yi aştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasinin-aktifleri-190-milyar-tlyi-asti-586364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 12:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aktifleri]]></category>
		<category><![CDATA[bankası]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[öztop]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizin]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, 2025 yılının ilk dokuz ayına ait finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) açıkladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasinin-aktifleri-190-milyar-tlyi-asti-586364">Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;nın aktifleri 190 milyar TL&#8217;yi aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, 2025 yılının ilk dokuz ayına ait finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) açıkladı. Banka, 2025 yılının üçüncü çeyreğinde aktiflerini bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24 artırarak 190,7 milyar TL’ye yükseltti </p>
<p>Kredi hacmi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artışla 116,4 milyar TL seviyesine ulaşırken, aktif kalitesinin önemli bir göstergesi olan brüt takipteki kredilerin toplam kredilere oranı ise yüzde 0,51 düzeyinde seyretti. Bankanın ortalama özkaynak kârlılığı yüzde 34,5 seviyesinde gerçekleşirken, net kârı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 47 artışla 6,4 milyar TL’ye yükseldi. </p>
<p><strong>Uluslararası iş birlikleriyle Türkiye ekonomisine katkımızı sürdürüyoruz</strong></p>
<p>2025 yılının üçüncü çeyreğinde uluslararası finans kuruluşlarıyla güçlü iş birliklerini sürdürdüklerini belirten Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, “Dünya Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Çin Kalkınma Bankası, Japon Uluslararası İşbirliği Bankası ve diğer önde gelen finans kuruluşlarıyla yürüttüğümüz çalışmalar doğrultusunda ülkemize kaynak temin etmeye devam ettik. Mayıs ayında Dünya Bankası ile imzaladığımız 500 milyon ABD doları tutarında finansman anlaşmasıyla, depremlerden etkilenen 11 il ile komşu 7 ilde kayıtlı istihdamın artırılmasına yönelik önemli bir adım attık. Ağustos ve Eylül aylarında ise Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Çin Kalkınma Bankası ile toplam 400 milyon ABD doları tutarında yeni finansman anlaşmaları gerçekleştirdik. Bu kaynaklarla ülkemizin yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve reel sektörün finansmana erişim süreçlerine katkı sağlamaya devam ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Yatırım bankacılığı faaliyetleriyle ülkemizin yatırım ekosistemine katkı sağlıyoruz</strong></p>
<p>Yatırım bankacılığı faaliyetlerimiz kapsamında kamu kurumları ve özel sektör firmalarına değer kattıklarını vurgulayan Öztop, “Birleşme ve satın alma danışmanlığı hizmetlerimizle ülkemizin yatırım ekosistemine katkı sağlamaya devam ettik. Teknoloji, start-up, gıda, döngüsel ekonomi ve turizm gibi stratejik alanlarda faaliyet gösteren firmalara danışmanlık hizmeti sunarken, turizm ve sağlık tesisi projeleri ile sosyal ve ekonomik etkisi yüksek yatırımlara da finansal danışmanlık desteğimizi sürdürdük” dedi. Sermaye piyasaları alanında önde gelen kuruluşların halka arz ve sukuk ihraçlarını başarı ile gerçekleştirdiklerinin altını çizen Öztop, kurumsal yatırımcılara, kamu kurumlarına ve reel sektöre yönelik yatırım bankacılığı kapsamında ürün ve hizmetleri çeşitlendirmek ve bankanın piyasadaki öncü rolünü pekiştirmek amacıyla çalışmalara hız kesmeden devam ettiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Girişimcilik ekosistemine stratejik yatırımlarla destek veriyoruz</strong></p>
<p>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, girişimcilik ekosisteminin gelişimine verdikleri önemi vurgulayarak şunları söyledi: “2025 yılının dokuz aylık sürecinde Türkiye Kalkınma Fonu aracılığıyla stratejik yatırımlar gerçekleştirdik. Yılın üçüncü çeyreği itibarıyla; Türkiye Kalkınma Fonu çatısı altında 39 doğrudan yatırım için 29 milyon ABD doları, 8 fon yatırımı için 27,5 milyon ABD doları ve 440 TÜBİTAK BiGG girişimi için yaklaşık 11,6 milyon ABD doları olmak üzere toplamda 68,1 milyon ABD doları kaynak aktarımı sağladık. Yılın son çeyreğinde de hem doğrudan yatırımlar hem de fon yatırımlarıyla girişimcilik ekosistemimizi desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz.”</p>
<p><strong> Sürdürülebilir kalkınma misyonumuzla çevresel ve toplumsal etkimizi derinleştiriyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda yatırımlarına devam ettiklerini belirten Öztop, “Sürdürülebilirlik temalı kredi portföyümüz toplam portföyümüzün yüzde 96’sını oluşturuyor. Temin ettiğimiz kaynakların yüzde 61’ini yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerine yönlendirerek ülkemizin yeşil dönüşümüne katkı sağlıyoruz. Türkiye’deki yenilenebilir enerji yatırımlarının yaklaşık %7,3’ü Bankamız tarafından finanse edilirken, bu projeler aracılığıyla 4,2 milyon ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına destek olduk. Bununla birlikte, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile uyumlu Sürdürülebilirlik Raporumuz ve GRI standartlarına uygun olarak hazırlanan 2024 yılı Entegre Raporumuz kamuoyu ile paylaşılmış, çevresel ve sosyal etki yönetimi sistem ve performansımızı içeren Etki Prensipleri ile uyumlu ülkemizin dördüncü Etki Raporu yayımlanmıştır. Ayrıca PCAF (Partnership for Carbon Accounting Financials) üyesi olan ilk kamu bankası olarak, Kapsam 3 emisyonlarını PCAF metodolojisine göre hesaplayarak ve uluslararası standartlarda ölçümleyerek karbon yönetiminde öncülük etmeye ve finans sektörüne örnek olmaya devam ediyoruz. Tüm bu çalışmalar, sürdürülebilir kalkınma vizyonumuzu yalnızca bir hedef değil, stratejik bir sorumluluk olarak benimsediğimizin göstergesidir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasinin-aktifleri-190-milyar-tlyi-asti-586364">Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;nın aktifleri 190 milyar TL&#8217;yi aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 18:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı. Dijital dünyada dikkati korumak için tavsiyelerde bulunan Doğan Bektaş, süre sınırlaması getirilmesini, bildirimlerin azaltılmasını, fiziksel planlayıcılar kullanılmasını, düzenli egzersiz yapılmasını, ekransız zaman dilimleri oluşturulmasını, uyku ve beslenme düzeninin korunmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile teknoloji kullanımı arasındaki bağlantıya ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ekim ayının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak kutlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, çocukluk çağında başlayan ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devam eden DEHB’nin yalnızca ‘dikkatini toplayamama’ sorunu olmadığını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>DEHB, yetişkinlikte de belirti verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu bozukluk; planlama, organize olma, dürtüleri kontrol etme, zamanı yönetme ve duygusal dengeyi sürdürme becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bugün artık biliyoruz ki DEHB çocuklukta tanı konmamış olsa bile yetişkinlikte de belirti verebilir. Ancak bu belirtiler çoğu zaman günlük hayatın karmaşasında gözden kaçar. Kişi, sürekli dağınık hissedebilir, yaptığı işleri tamamlamakta zorlanabilir, e-posta yazarken veya bir toplantıya hazırlanırken kolayca başka bir şeye kayabilir. Zaman kavramı bulanıklaşır; ‘sadece beş dakika’ diye başlayan bir sosyal medya gezintisi, farkına bile varmadan bir saati bulabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yetişkinlerde DEHB’nin yaşamsal etkileri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yetişkin DEHB’sinin genellikle üç temel alanda belirti verdiğini ancak bu belirtilerin çocuklukta olduğu kadar gözle görülür olmayabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bunları dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik olarak sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dikkat eksikliği:</span></span></span></b><span><span><span> Uzun süre odaklanmayı gerektiren görevlerde çabuk sıkılma, yapılan işleri yarım bırakma, unutkanlık ve organize olamama sık görülür. Kişi genellikle dağınık hisseder ve öncelik belirlemekte zorlanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dürtüsellik:</span></span></span></b><span><span><span> Düşünmeden hareket etme, sabırsızlık, söz kesme veya acele karar verme gibi davranışlar iş ve sosyal ilişkileri zorlayabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hiperaktivite (içsel huzursuzluk):</span></span></span></b><span><span><span> Çocukluktaki yerinde duramama hali, yetişkinlikte sürekli bir “zihinsel hareketlilik” olarak kendini gösterebilir. Kişi dinlenmekte zorlanır, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İş hayatında sorunlar ortaya çıkabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>DEHB’li yetişkinlerin genellikle “potansiyelini kullanamadığını” ifade ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş,             “İş performansında dalgalanmalar, sık iş değişiklikleri, randevulara geç kalma, finansal planlama güçlükleri veya ilişkilerde sabırsızlık gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, zamanla benlik saygısını da etkileyebilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital kullanım DEHB’li bireyleri daha fazla etkiler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformları, beynimizin ‘ödül sistemi’ni sık sık uyarır. DEHB’li bireylerde bu etki daha belirgindir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çünkü beyinleri dopamin gibi ödül ve motivasyonla ilişkili kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Hızlı geri bildirim sağlayan içerikler, bu kişiler için adeta çekim alanı oluşturur. Ancak bu durum, dikkat süresinin daha da kısalmasına, odaklanma kapasitesinin azalmasına ve erteleme davranışlarının artmasına yol açabilir. Kaydırılan ekranlar, yeni uyarıcılara kolay geçiş olanağı sunduğu için beyni sürekli bir ‘yenilik arayışında’ tutar. Bu, uzun süreli konsantrasyon gerektiren işlerde performansın düşmesine neden olur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku düzeni de olumsuz etkileniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, teknoloji kullanımının aynı zamanda uyku düzenini de etkileyebileceğine dikkat çekerek “Özellikle akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalmayı güçleştirir, sabahları yorgun uyanmaya sebep olabilir. Bu da DEHB belirtilerini —dikkat dağınıklığı, sabırsızlık, unutkanlık— daha da belirgin hale getirir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital dünyada dikkati korumak için 6 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; ancak onu bilinçli yönetmek mümkün” diyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Süre sınırlaması getirin: </span></span></span></b><span><span><span>Pomodoro gibi zaman yönetim teknikleri (25 dakika odaklanma, 5 dakika mola) üretkenliği artırabilir. Sosyal medya için ekran süresi sınırlayıcı uygulamalar kullanmak da faydalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Bildirimleri azaltın: </span></span></span></b><span><span><span>Anlık mesajlar ve bildirimler, DEHB’li bireylerin odaklarını en çok bozan etkenlerdendir. Gerekli olmayan bildirimleri kapatmak, dikkat bölünmesini azaltır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Fiziksel planlayıcılar kullanın: </span></span></span></b><span><span><span>Dijital uygulamalar yerine ajanda, defter veya yazılı listeler, zihni sabitlemeye yardımcı olur. “Yapılacaklar listesi”ni görmek, görev tamamlamayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Düzenli egzersiz yapın: </span></span></span></b><span><span><span>Fiziksel aktivite, dopamin ve noradrenalin düzeylerini artırarak dikkat ve motivasyonu destekler. Günlük yürüyüşler, yoga, bisiklet veya dans gibi aktiviteler ruh halini dengelemeye de yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Ekransız zaman dilimleri oluşturun: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek saatlerinde, yatmadan önce veya sabah uyanır uyanmaz ekransız kalmak, zihinsel dinlenme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Uyku ve beslenme düzenini koruyun: </span></span></span></b><span><span><span>Kafein tüketimini azaltmak, düzenli uyku saatleri oluşturmak ve akşamları ekran maruziyetini sınırlamak, belirtileri hafifletebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Teknolojiyi yönetmek, kendini yönetmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Teknoloji doğru kullanıldığında DEHB’li bireylerin yaşamını kolaylaştırabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Hatırlatma uygulamaları, zamanlayıcılar, görev yöneticileri ya da dikkat artırıcı uygulamalar doğru şekilde kullanıldığında işlevselliği destekler. Burada önemli olan, teknolojinin kişiyi yönetmemesi; kişinin teknolojiyi kendi yararına kullanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık, anlama ve destek zamanı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “DEHB bir karakter özelliği ya da ‘disiplin eksikliği’ değildir; biyolojik temeli olan bir nörogelişimsel farklılıktır. Erken farkındalık, uygun tedavi ve yaşam düzenlemeleriyle, bu bireyler potansiyellerini en verimli şekilde ortaya koyabilirler. Bu farkındalık ayı, DEHB’li yetişkinler ve yakınları için bir hatırlatma niteliğinde:<br />Dijital dünyanın hızına kapılmadan, kendi ritmini bulmak mümkündür ve çoğu zaman, iyileşmenin ilk adımı kendini anlamaktan geçer.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasarımcılar &#8220;Dirlik&#8221; için çalışacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-dirlik-icin-calisacak-585115</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 12:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[çalışacak]]></category>
		<category><![CDATA[dirlik]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliği]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Sunum]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585115</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, Akdeniz Akademisi koordinasyonunda düzenlenen İyi Tasarım/Good Design İzmir_10,  bu yıl “Dirlik” temasıyla organize ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-dirlik-icin-calisacak-585115">Tasarımcılar &#8220;Dirlik&#8221; için çalışacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, Akdeniz Akademisi koordinasyonunda düzenlenen İyi Tasarım/Good Design İzmir_10,  bu yıl “Dirlik” temasıyla organize ediliyor. Projenin açılış töreni, tarihi Bıçakçı Han’da tasarımcıların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. </p>
<p>Tasarımın kalbi, bu yıl yine İzmir’de atacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Akdeniz Akademisi tarafından düzenlenen İyi Tasarım/Good Design İzmir_10 kapsamında, 7 Kasım’a kadar sergiler, atölyeler, paneller, film gösterimleri ve kamusal etkinlikler yapılacak. Bu yıl “Dirlik” temasıyla organize edilen İyi Tasarım’ın açılışı, tarihi Bıçakçı Han’da gerçekleştirildi. Sunumların yapıldığı açılışta, birbirinden farklı sergiler de gezildi. </p>
<p><strong>“Birlikte şifalanmak üzere kurguladık”</strong></p>
<p>Açılış konuşmasını yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Akdeniz Akademisi Şube Müdürü Zeynep Özen Barkot, “İyi Tasarım, 10 yıl boyunca sürekli kendini yenileyen, üreten ve hatta kendi üretim sürecini şeffaflıkla paylaşan bir süreç. Dolayısıyla sürekli değişen, dönüşen bir deneyim alanı. Nefes aldığımız bir özgürlük alanı olması, onu nadir ve değerli kılan en önemli özelliklerden biri. Bu etkinliği 10. yılında birlikte şifalanmak üzere kurguladık. Bu yılı bir iyilik ve esenlikle anmak istiyoruz. İyilik ve esenliği nasıl tasarımın gücüyle dayanışarak sağlayabiliriz, bunu birlikte düşünmek istiyoruz. Sanıyorum ki bunun için iyi bir başlangıç noktası. Bugün salgın haline gelmiş kötülüğün sıradanlığına karşı koymaktan geliyor. Bu tarz bir sıradanlık; ayrıştırmayı, bölmeyi, yalnızlaştırmayı ve yabancılaştırmayı getiriyor. Dirlik ise birlikte düşünmeyi, bir aradalığı ve bu bir aradalığın temelini kuracak fikirleri çağırıyor” dedi. </p>
<p><strong>Bu yıl ilk kez etkinliğin etkisi ölçülecek</strong></p>
<p>Zeynep Özen Barkot’un ardından temayı tanıtmak üzere bu yılın tema küratörü Cem Güvenir ve ekibi sahneye çıktı. Güvenir, “Dirlik konusunu hep beraber arıyoruz. Dirlik denilen şeyde canlı olma, hareketli olma, uyum içinde olma hali, kolektif iyileşme var ama hepimizin dirliği çok farklı ve hepimiz bunu yaratıcı süreçlerde göreceğiz. Bu sene hedefimiz, jenerasyonlar ve disiplinler arası üretim kültürünü en azından tasarım aracılığı ile deneyimlemek” diye konuştu. Daha sonra kürasyon ekibi temaya ilişkin sunum yaptı. “Dirlik” kavramının çok katmanlı yapısına, bireysel iyilik hâlinden toplumsal uyuma, dayanışmadan ortak yaşama uzanan anlamlarına değinildi. Sunumda, bu yıl ilk kez etkinliğin etkisini ölçmek için bir çalışma da yapılacağı duyuruldu. Bu kapsamda katılımcılara bir haftanın ardından etki anketi gönderilecek ve etkinliğin nasıl bir iz bırakılacağı irdelenecek. </p>
<p><strong>“Her tasarım iyi tasarım değildir”</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından Akdeniz Akademisi İyi Tasarım’ın kurucu danışmanlarından ve yürütücülerinden Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu ve Kültür Yöneticisi Emre Erbirer, “Dirlik” temasını farklı bakış açılarıyla ele alan konuşmalar gerçekleştirdi. Sunumunda İzmir’in tasarım geçmişini aktaran Balcıoğlu, “Tasarım kelimesinin yavaş yavaş içinin boşaltıldığını gördüm. Her tasarım iyi tasarım değildir. Bu aşırı kullanım; sözcüğü yıpratıyor, anlamını kaydırıp değersizleştiriyor diye düşünüyorum. Tasarım, gökten zembille inmez. İyi tasarım da var; yerine uygun olmayan, zamansız, aşırı tasarım da var. İyi tasarımdan anladığımız, bu tartışmayı yürütebileceğimiz bir zeminin olması meselesidir. Tasarım alanında gündemin nabzını tutmada bence çok yetkiniz. Kendimizi asla Batı ülkelerinden daha aşağıda görmemeliyiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Tema yazılmasını çok önemli ve özenli buluyorum” </strong></p>
<p>Kültür Yöneticisi Erbirer ise “Dirlik teması benim için çok öğretici ve heyecan verici oldu. Belli bir etkinliğin bir temayla yapılması, tema için içerik çalışılması, araştırılması, kürasyon için bir temanın yazılmasını çok önemli ve özenli buluyorum. Dirlik teması benim için de araştırma ve öğrenme süreci oldu” diyerek hem kendi hakkında hem ürettiği işlerini aktararak dirlik üzerinden bir sunum yaptı. </p>
<p><strong>Sergi gezileri yapıldı</strong></p>
<p>Programın son bölümünde davetliler, “İyi Tasarım İzmir: İlk 10 Yıl” başlıklı sergiyi gezdi. Kürasyon ekibinden Elif Kocabıyık Savasta, Emre Gönlügür ve Ziyacan Bayar, ziyaretçilere sergi hakkında bilgi verdi. Sergi, İyi Tasarım İzmir’in 10 yıllık yolculuğunu, kentle kurduğu ilişkiyi ve tasarım kültürüne yaptığı katkıyı arşiv niteliğinde sunuyor. Gezi kapsamında üniversitelerin tasarım bölümlerinden mezun olan öğrencilerin tez çalışmalarından oluşan sergileri de incelendi. </p>
<p><strong>Dirlik: Birlikte iyileşmenin, üretmenin ve dayanışmanın adı</strong></p>
<p>Bu yılki tema olan “Dirlik”; canlılık, uyum, dayanışma ve ortak iyilik gibi çok katmanlı anlamlarıyla, bireysel ve toplumsal düzeyde iyileşmeyi odağına alıyor. Program kapsamında 7 Kasım’a kadar sürecek sergiler, atölyeler, paneller, film gösterimleri ve kamusal etkinlikler; kentin farklı noktalarında tasarımın dönüştürücü gücünü görünür kılacak. Bu kapsamda düzenlenen “Açık Sınıf: Bergama Vapuru’nda Kamusal Dersler” başlıklı programda ilk ders, 20 Eylül’de yapıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Öğr. Üyesi Turgay Gülpınar, “Gecekonduyu Özneleşme Üzerinden Düşünmek: Kolektif Yaratıcılıktan Devrimci Potansiyele” başlıklı dersiyle katılımcılarla buluştu. </p>
<p><strong>“Şehirde Tasarım Var”</strong></p>
<p>2016 yılından bu yana İzmir Akdeniz Akademisi tarafından düzenlenen İyi Tasarım İzmir, Akdeniz ve dünya meselelerine odaklanan tasarım çalışmalarını bir araya getiren, İzmir’in tasarım kapasitesini eşitlikçi, işbirlikçi ve katılımcı bir yaklaşımla geliştirmeyi hedefleyen kapsamlı bir kamusal program olarak öne çıkıyor. Türkiye’de sayılı, İzmir’de ise tek uzun soluklu tasarım etkinliği olan İyi Tasarım İzmir, 10’uncu yılında da “Şehirde Tasarım Var” sloganıyla kentte ortak düşünme ve üretme alanı yaratmayı sürdürüyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tasarimcilar-dirlik-icin-calisacak-585115">Tasarımcılar &#8220;Dirlik&#8221; için çalışacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artaş Holding Perakendede 30. Yılını Görkemli Bir Etkinlikle Kutladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/artas-holding-perakendede-30-yilini-gorkemli-bir-etkinlikle-kutladi-584037</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 16:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[artaş]]></category>
		<category><![CDATA[avm]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikle]]></category>
		<category><![CDATA[görkemli]]></category>
		<category><![CDATA[holding]]></category>
		<category><![CDATA[kiğılı]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[perakende]]></category>
		<category><![CDATA[perakendede]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yılını]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu Başkanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584037</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artaş Holding, 30. yılında ‘Hafıza, Deneyim, Vizyon’ temasıyla perakende sektörünün dününü ve bugününü değerlendirirken geleceğe dair ufuk açıcı mesajlar verdi </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artas-holding-perakendede-30-yilini-gorkemli-bir-etkinlikle-kutladi-584037">Artaş Holding Perakendede 30. Yılını Görkemli Bir Etkinlikle Kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><i>Artaş Holding, 30. yılında </i>‘<i>Hafıza, Deneyim, Vizyon</i>’ <i>temasıyla perakende sektörünün dününü ve bugününü değerlendirirken geleceğe dair ufuk açıcı mesajlar verdi </i></p>
<p>Türkiye’nin önde gelen gayrimenkul ve perakende yatırımcılarından Artaş Holding, perakende sektöründeki 30. yılını İstanbul’da düzenlediği özel bir etkinlikle kutladı.</p>
<p>1995 yılında Carousel AVM ile başlayan yolculuğunu bugün Türkiye’nin en prestijli alışveriş merkezleriyle sürdüren Artaş Holding, geçtiğimiz günlerde Radisson Collection Hotel İstanbul’da iş, ekonomi ve perakende dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi.</p>
<p>“Hafıza, Deneyim, Vizyon” temasıyla gerçekleşen etkinlikte, sektörün geçmişi, bugünü ve geleceğine dair önemli değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p><b>Önde Gelen İsimler Aynı Platformda</b></p>
<p>Etkinliğin ev sahipliğini <b>Artaş </b><b>Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya</b> üstlendi. Programın moderatörlüğünü ise sektörün duayen ismi <b>Alkaş </b><b>&#038; HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş</b> yaptı. Etkinliğin sunuculuğunu ise başarılı televizyoncu Melda Yücel üstlendi. Konuk konuşmacılar arasında <b>Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı</b>, <b>LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı </b><b>Vahap Küçük</b> ve <b>Ekonomist &#038; Stratejist M. Fatih Keresteci</b> yer aldı.</p>
<p><b>Perakendede 30 Yıllık Yolculuk – Hayata Değer Katıyoruz</b></p>
<p>Artaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya etkinlikte yaptığı konuşmada “Carousel için inşaata 1993’te başladık. 21 ayda 76 bin metrekare işi bitirecektik ancak pazarlamada desteğe ihtiyacımız vardı. Avi Alkaş ile buluştuk. 1995’in Eylül ayında inşaatı açmak zorundaydık ancak mağaza doluluk oranımız yüzde 20 idi. Açıldıktan sonra mağazalar gelmeye başladı ve AVM dolmaya başladı. Carousel’e ayda 1,5 milyon insan girdi, yılda Carousel’i ziyaret eden 15 milyon nüfus vardı.” ifadeleriyle Carousel’in kuruluş hikayesini ve başarının formüllerini anlattı.</p>
<p>“Bundan sonrasında yeni AVM yapmamız çok zor. Mevcut olanları yenileyerek, canlandırarak ilerleyeceğiz” diyen Çetinsaya, sektöre “450 bin metrekare kiralanır alanımız var, bize ait olan şirketler de var, ortaklarımız da var. 150 bin metrekare de cadde mağazalarımız var. Bizden hisse senedi alırsanız; indi çıktıya bakmayın. Borsada indi çıktılar olur. Kira geliri gibi düşünün” sözleriyle çağrı yaptı.</p>
<p><b>“Değişen tüketici alışkanlığına göre aksiyon alınmalı”</b></p>
<p>Açılış konuşmaları sonrası sunum yapan Ekonomist ve Stratejist Fatih Keresteci sözlerine “Ben mevcut duruma “değişim” demiyorum, “devinim” diyorum. Çok hızlı değişen bir dünya var, bizim de ona uyum sağlamamız lazım.” ifadeleriyle başladı.</p>
<p>“Sanayide son dönemde bir yavaşlama gözleniyor. Son 2-3 yıldır sektör bir dengelenme sürecinde. Bu süreçte rekabet gücümüzde bazı zorluklar yaşasak da, yeniden yapılanma ve verimlilik artışı açısından önemli fırsatlar da ortaya çıkıyor. Enflasyonda son günlerde sapmalar olsa da, finansal istikrarı korumak için kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz.” diyen Keresteci, “Krizden söz etmek doğru olmaz; farklı tüketim sınıflarında değişen alışkanlıklar var. Bizler de bu yeni koşullara hızla uyum sağlayarak doğru aksiyonlar alacağız.” ifadeleriyle durumu değerlendirdi. Keresteci ayrıca, “2026’nın ikinci yarısından itibaren sanayide toparlanmanın belirgin hale geleceğini öngörüyoruz.” dedi.</p>
<p><b>Sektöre Işık Tutan Bir Kutlama</b></p>
<p>Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, perakende sektörünün dönüşümü, yeni tüketici trendleri ve geleceğe dair stratejiler ele alındı. Artaş Holding’in 30. yıl etkinliği, sektör temsilcileri için hem hafıza tazeleten hem de geleceğe ışık tutan bir buluşma olarak kayda geçti.</p>
<p>Moderatörlüğünü <b>Alkaş </b><b>&#038; HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş</b>’ın yaptığı “Nesilden Nesile Perakende Deneyimi” panelinde sektörün duayen isimleri <b>Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı </b><b>Vahap Küçük</b> ve <b>Artaş </b><b>Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya</b> perakende sektörünün geçmişini anlattı ve geleceğe dair öngörülerini paylaştı.</p>
<p>Panel Avi Alkaş’ın alışveriş merkezlerinin tarihi gelişimini ve dönüşümünü anlattığı sözleriyle başladı; “İlk nesil var olmak, 2. nesil keşfetmek ve gelişmeyi aramak, 3. nesil sosyalleşme ve kavuşma, 4. nesil deneyimleme ve kişiselleşme üzerine kuruluydu. 5.nesil perakendeciliğe hazırlanırken hiper kişiselleştirilmiş alışveriş imkanına odaklanıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kariyer yolculuğunda babasının desteğinin büyük rol oynadığını vurgulayarak sözlerine başlayan Artaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya, “1982 yılında Artaş Şirketi’ni bana devrettiler. İlk işim, Beyazıt’ta Azak Sineması’nı kat karşılığı almak oldu. Ardından işler hızla gelişti; 1993’te Bakırköy’deki eski yağ fabrikası arsasını gösterdiler ve ‘Artık birinci lige geçebilirsin’ dediler. Böylece 76 bin metrekarelik Carousel projesiyle yeni bir döneme adım attık ve bugünlere ulaştık.” dedi. Çetinsaya, “45. yılımda 45 bin konut ürettim; 50. yılımda bu sayıyı 50 bine çıkarmayı hedefliyorum.” sözleriyle de gelecek hedeflerini paylaştı.</p>
<p>“Babamın hastalığı nedeniyle dükkânı ben açmaya başladım. Ailem karar verdi, ben uyguladım.” diyen Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, ailesinin bazı itirazlarına rağmen cesaretle risk aldığını ve her seferinde başarı çıtasını daha da yükselttiğini ifade etti. Kiğılı, perakende sektörünün sürdürülebilir büyümesi için AVM sahipleri ile şirketlerin iş birliğini güçlendirmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>LC Waikiki Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük, “2009’da ilk yurt dışı mağazamızı Romanya’da açtık. Bugün 750-800’ü yurt içinde olmak üzere 1000’in üzerinde mağazamız var. 59 ülkede faaliyet gösteriyoruz ve bunların 24’ünde sektör lideriyiz.” sözleriyle markanın küresel başarısını paylaştı.</p>
<p>Küçük, “AVM’ler olmasaydı caddelerde büyümemiz mümkün olmazdı. Yurt dışında rekabet edebilir hale geldiysek, bu yurt içindeki başarılarımızın bir sonucudur. Bu nedenle perakende sektörü ile AVM’leri birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak görüyorum.” dedi. AVM’lerin sosyal yaşamda üstlendiği role de dikkat çeken Küçük, “AVM’ler sadece alışveriş değil, aynı zamanda sosyal buluşma alanları haline geldi. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine aldı, esnek çalışma imkânı sundu ve yazılımcıdan kimyagere, mühendisten tasarımcıya kadar birçok alanda istihdam yarattı. Ekonomik olarak zorlu bir dönemden geçiyoruz, ancak önemli olan etki alanımızda en iyisini yapmaya devam etmek.” ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artas-holding-perakendede-30-yilini-gorkemli-bir-etkinlikle-kutladi-584037">Artaş Holding Perakendede 30. Yılını Görkemli Bir Etkinlikle Kutladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hekim-aile-öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dikkat eksikliği, dersi dinleme ve görev tamamlama güçlüğüyle ilişkili!</strong></p>
<p>DEHB belirtilerinin okul başarısı üzerinde olumsuz etki gösterdiğinin bilindiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Dikkat eksikliği, dersi dinlemekte güçlük, ders sırasında dalıp gitme, verilen ödevlerde dağılma ve görevleri tamamlamakta güçlük ile ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>DEHB’li öğrencilerin öğrenim yönteminin nasıl olması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Sınavlarda soruların daha kısa olması ya da alt bölümlere ayrılmış olması, sınav süresinin kısa tutulması, uzun sınavlarda gözetmen eşliğinde sınıfa girip çıkmaya izin verilmesi gibi uygulamalar DEHB’li öğrencilerin dikkatlerini sürdürebilmelerine olanak sağlayabilir, daha az dikkat hatası yapmalarına vesile olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ödevler ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı! </strong></p>
<p>DEHB tanısı konmuş çocuklar için eğitimde özel ihtiyaçlar ve yaklaşımlar olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB &#8216;li öğrencilerin öğretmene yakın yerlerde oturması gerekir. Bu şekilde dikkatlerini öğretmenin anlattıklarına daha kolay yönlendirebilirler.” dedi.</p>
<p>Uymaları gereken kuralların DEHB’li öğrencilere net bir şekilde öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “İstenen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağı belirlenip öğrenci tarafından bilinmesi sağlanmalı. Yapacakları ödevler olabildiğince ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı ve adım adım ilerlemeleri sağlanmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen ekip olmalı!</strong></p>
<p>DEHB’li öğrencilerin ders sırasında yerinde oturmakta zorlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Ders anlatılırken kalkıp dolaşabilir. Oturmayı sürdürse dahi kıpır kıpırdır, oturduğu yerde bacağını sallar veya bir başka arkadaşı ile uğraşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu davranışları yönetmenin öncelikle psikiyatrik takip ve tedavi ile mümkün olduğunu dile getiren  Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“DEHB ile ilgili kişiye ve aileye psikoeğitim verilmeli, yaşanan zorlukların DEHB ile ilgili olduğu anlatılmalı. Psikiyatrist ile aile ve öğretmen arasındaki iş birliği tedavi için önem taşır. Etkin müdahale ve tedavi stratejileri için hekim-aile-öğretmen iletişim içerisinde olmalı. Özetle, DEHB tedavisi ekip çalışmasıdır. DEHB’li kişinin ne tür zorluklar yaşadığının ailesi ve öğretmeni tarafından fark edilmesi, kişinin anlaşılmış hissetmesini ve tedaviye motivasyonunun artmasını sağlar.”</p>
<p><strong>İlaç tedavisi sonuçları yüz güldürücü… </strong></p>
<p>İlaç tedavisinin, DEHB tanısı konmuş öğrencilerin sınıf içindeki performansını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB’de ilaç tedavisi sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. DEHB’de ilaç tedavisi ile kişinin potansiyelini ortaya koyması mümkün olur. Kişinin akademik performansında, sınıf içi ve arkadaşlık ilişkilerindeki uyumunda düzelme gözlenir. Bu noktada öğretmen ve velilerin empatik ve kapsayıcı rolü süreci olumlu etkiler.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem dayanışmayı, dayanışma umudu doğurdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-dayanismayi-dayanisma-umudu-dogurdu-583085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayı]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğurdu]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[umudu]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Umutsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583085</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi bünyesinde çalışmalar yürüten Psikoloji Laboratuvarı’nda gerçekleştirilen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen çalışmada, 6 Şubat depremleri sonrasında üniversiteli gençlerin umutsuzluk ve deprem farkındalık düzeyleri incelendi. Araştırma sonuçlarına göre, genel öğrenci grubunda umutsuzluk düzeyleri artmadı, aksine istatistiksel olarak anlamlı biçimde azaldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-dayanismayi-dayanisma-umudu-dogurdu-583085">Deprem dayanışmayı, dayanışma umudu doğurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi bünyesinde çalışmalar yürüten Psikoloji Laboratuvarı’nda gerçekleştirilen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen çalışmada, 6 Şubat depremleri sonrasında üniversiteli gençlerin umutsuzluk ve deprem farkındalık düzeyleri incelendi. Araştırma sonuçlarına göre, genel öğrenci grubunda umutsuzluk düzeyleri artmadı, aksine istatistiksel olarak anlamlı biçimde azaldı. Çalışma, bir yandan gençlerin umut duygusunu dayanışma aracılığıyla koruyabildiğini gösterirken, diğer yandan kırılgan gruplara yönelik psikososyal destek programlarının gerekliliğine işaret etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Araştırmaya katılan öğrencilerin yüzde 82’sinin deprem sonrasında yardım kampanyalarına ya da gönüllü çalışmalara katıldığı kaydedildi. Çalışmanın danışmanı İTBF Dekanı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, “Literatürde prososyal davranışların yani başkalarına yardım etmenin bireyin ruh sağlığı üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Bu araştırmada da benzer bir eğilim gözlendi. Yardım faaliyetlerine katılan öğrencilerde umutsuzluk düzeylerinin daha düşük olması, dayanışmanın umudu besleyen bir faktör olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgularla tutarlı olarak, çalışmamızda psikolojik dayanıklılığın yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda sosyal bağlarla, duygusal destekle ve erişilebilir hizmetlerle güçlenebileceği görülmüştür.” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Laboratuvarı’nda İTBF Dekanı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn danışmanlığında ve Öğr. Gör. Elifcan Ayaz yürütücülüğünde gerçekleşen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen araştırmada 6 Şubat depremleri sonrasında üniversiteli gençlerin umutsuzluk ve deprem farkındalık düzeyleri incelendi. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, “Depremler yalnızca fiziksel yıkıma değil, umut ve gelecek algısında da yıkımlara yol açabilir. Biz de bu araştırmada üniversite gençliğinin deprem sonrası umutsuzluk düzeylerini inceledik. Bulgularımız, bazı yönleriyle beklenenin aksine umut verici, bazı yönleriyle ise dikkat çekici riskler barındırıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Umutsuzluk beklenenin aksine düştü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Afetlerden sonra bireylerin geleceğe dair beklentilerinde umutsuzluk düzeylerinde artış gözlenmesinin, psikoloji literatüründe oldukça yaygın bir bulgu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, “Ancak bu araştırmada ortaya çıkan sonuç, bu beklentiyi tersine çevirmiştir. Deprem öncesinde öğrencilerin ortalama umutsuzluk puanı 6,5 iken, deprem sonrasında 6’ya gerilemiştir. İlk bakışta küçük görünen bu fark, istatistiksel açıdan anlamlıdır. Klinik anlamda her iki değer de ‘hafif umutsuzluk’ düzeyine karşılık gelse de beklenen artışın aksine bir düşüşün gözlenmiş olması, afet sonrası psikolojik uyum sürecine dair önemli ipuçları vermektedir. Bu bulgu, olağanüstü koşullarda toplumsal dayanışmanın gençler için koruyucu bir işlev görebileceğini düşündürmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Afet sonrası gençlerde umutsuzluğun artmasının en sık görülen sonuç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, “Ancak çalışmamızda bunun yerine düşüş saptamamız, gençlerin kriz koşullarında beklenenden farklı bir psikolojik yanıt verdiklerini gösteriyor. Travmatik bir olayın ardından ortaya çıkan bu tablo, öğrencilerin tamamen çaresizliğe teslim olmadığını; aksine, zorluklara rağmen geleceğe tutunabilecek bir psikolojik esneklik sergilediklerini ortaya koyuyor. Bu bulgu, umut duygusunun yeniden inşa edilebileceğini de gösteriyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Başkalarına yardım etmek iyi hissettiriyor</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>Araştırmaya katılan 325 öğrencinin yüzde 82’sinin deprem sonrasında yardım kampanyalarına ya da gönüllü çalışmalara katıldığını söyleyen araştırmanın yürütücüsü Öğr. Gör. Elifcan Ayaz, “Bu oran, gençlerin yalnızca izleyici konumunda kalmadığını, aksine sürece aktif olarak dahil olduklarını göstermektedir. Literatürde prososyal davranışların yani başkalarına yardım etmenin bireyin ruh sağlığı üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Bu araştırmada da benzer bir eğilim gözlendi. Yardım faaliyetlerine katılan öğrencilerde umutsuzluk düzeylerinin daha düşük olması, dayanışmanın umudu besleyen bir faktör olduğunu ortaya koymuştur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Destek olmak umutlarını korumalarına yardımcı oldu</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>İTBF Dekanı Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, şunları söyledi: “Öğrencilerin bu kadar yüksek oranda yardım süreçlerine katılmış olması bizi çok etkiledi. Afet gibi zorlayıcı bir deneyimin ardından gençlerin yalnızca kendi duygularıyla baş etmeye çalışmakla kalmayıp başkalarına da destek olmaları, hem umutlarını korumalarına yardımcı oldu hem de bizlere geleceğe dair güven verdi. Bu tablo, İstanbul Atlas Üniversitesi gençlerinin dayanışma yoluyla ruhsal olarak ayakta kalabildiklerini ve aynı zamanda toplum için de önemli bir güç kaynağı olduklarını gösteriyor. Bu zorlayıcı süreçte gençlerin aktif rol alması biz araştırmacılar için de sevindirici ve umut verici bir bulguydu. Genel öğrenci grubunda umutsuzluğun azalması, afet sonrası dayanışmanın ve gönüllülüğün ruhsal iyilik için koruyucu bir faktör olarak işlev görebildiğini gösterdi. Bu bulgu, kriz koşullarında bireylerin yalnızca edilgen bir şekilde etkilenmediklerini, aynı zamanda aktif katılım ve destek davranışlarıyla kendi umut duygularını da güçlendirebildiklerini ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kayıp yaşayanlarda daha yüksek umutsuzluk ölçüldü</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>Genel öğrenci grubunda umut duygusu korunmuş görünse de depremde doğrudan kayıpları olan öğrencilerde tablonun farklı olduğunu belirten araştırmanın yürütücüsü Öğr. Gör. Elifcan Ayaz, “Yakınını kaybedenler deprem öncesinde hafif düzeyde umutsuz iken deprem sonrası ‘orta düzey umutsuzluk’ kategorisine yükselmiştir. Ayrıca evi hasar gören veya yer değiştirmek zorunda kalan öğrencilerde de umutsuzluk belirgin şekilde artmıştır. Bölgesel açıdan bakıldığında ise Doğu Anadolu’da yaşayan öğrenciler, Marmara bölgesindekilere kıyasla daha yüksek umutsuzluk bildirmiştir. Çalışmanın verileri, felaketin etkilerinin homojen olmadığını; bireysel kayıp ve yaşam koşullarının, psikolojik durumu önemli ölçüde farklılaştırdığını göstermektedir. Kayıp yaşayan öğrencilerde umutsuzluğun artması beklenen bir sonuçtu ancak ulaşılan değerler bu grubun kırılganlığını özellikle vurguluyor. Bu öğrenciler için daha yoğun destek mekanizmaları geliştirilmesi gerekli görünüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık tek başına umudu korumaya yetmedi</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>Araştırmada öğrencilerin deprem farkındalık düzeyleri ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki incelendi. Bulgular, farkındalık düzeyinin umutsuzluk üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını ortaya koydu yani deprem hakkında bilgi sahibi olmak ya da hazırlıklı hissetmek, öğrencilerin umut veya umutsuzluk düzeylerini belirlemedi. Bu sonuç, yalnızca bilişsel düzeyde farkındalığın yeterli olmadığını; bireysel deneyimlerin ve yaşanan kayıpların psikolojik iyi oluş üzerinde daha belirleyici olduğunu gösterdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yoğun gündem takibi psikolojik yükü artırabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Araştırmaya katılan öğrencilerin büyük bir kısmı, deprem haberlerini gün boyunca düzenli olarak takip ettiğini belirtti. En sık kullanılan kaynak ise sosyal medya oldu. Bulgular, haberleri yoğun şekilde takip eden öğrencilerin umutsuzluk puanlarının daha yüksek olduğunu gösterdi. Bu durum, afet dönemlerinde sürekli haberlere maruz kalmanın ikincil travmatik etki yaratabileceğini ve psikolojik yükü artırabileceğini düşündürdü. Prof. Dr. Ayşe Ayçiçeği Dinn, bu sonucu “Sürekli deprem haberlerini takip eden öğrencilerde umutsuzluğun daha yüksek olması, haber maruziyetinin ruh sağlığını zorlayıcı bir faktör olabileceğini gösteriyor. Bu nedenle kriz dönemlerinde sağlıklı bilgiye erişim kadar bilgiye maruziyetin düzeyi da önemlidir” şeklinde değerlendirdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Afet sonrası psikolojik destek mekanizmaları yaygınlaştırılmalı</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>Araştırmada öğrencilerin yüzde 76,6’sı depremden psikolojik olarak etkilendiğini ifade etti. Buna karşın yalnızca yüzde 5,8’i psikolojik destek aldığını belirtti. Bu çarpıcı farkın gençlerin psikolojik destek ihtiyacının çok yüksek olmasına rağmen bu hizmetlere erişimde ciddi sınırlılıklar olduğunu düşündürdüğünü kaydeden araştırmanın yürütücüsü Öğr. Gör. Elifcan Ayaz, “Bu durum, afet sonrası ruhsal destek mekanizmalarının daha yaygın ve erişilebilir olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Gençlerin çok büyük bir kısmı depremden psikolojik olarak etkilendiğini dile getirmesine rağmen, profesyonel destek oranı son derece düşüktür. Bu durum, üniversitelerde ve toplum genelinde psikolojik hizmetlerin daha görünür ve ulaşılabilir hale getirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle psikososyal destek hizmetlerinin daha sistematik, erişilebilir ve sürdürülebilir biçimde sunulması gerektiğini düşünüyoruz. Gençlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri için dayanışmanın yanında profesyonel desteğin de eşit şekilde güçlendirilmesi zorunludur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik dayanıklılık sosyal bağlarla ve duygusal destekle güçleniyor</span></span></span></b></span></span></span><br /><span><span><span><span><span><span>Doğrudan kayıp yaşayan öğrencilerde ve felaketi sürekli takip edenlerde umutsuzluğun anlamlı biçimde yükselmesinin, travmatik yaşantıların bireysel düzeyde yarattığı yükün ne kadar derin olduğunu gösterdiğini kaydeden Öğr. Gör. Elifcan Ayaz, “Yani dayanışma ve gönüllülük birçok öğrenci için umut kaynağı olmuş olsa da kayıpların yarattığı acı ve yoğun maruziyetin duygusal sonuçları, bu koruyucu etkilerin ötesine geçmiştir. Bir diğer önemli nokta, deprem farkındalığının öğrencilerin umutsuzluk düzeyleri üzerinde anlamlı bir fark yaratmaması oldu. Bu sonuç bize, farkındalığın tek başına koruyucu bir unsur olmadığını; psikolojik dayanıklılığın yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda sosyal bağlarla, duygusal destekle ve erişilebilir hizmetlerle güçlenebileceğini gösterdi” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-dayanismayi-dayanisma-umudu-dogurdu-583085">Deprem dayanışmayı, dayanışma umudu doğurdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 20:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[mevcut]]></category>
		<category><![CDATA[mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[otopark]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seçeneği]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582652</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Çankaya Katlı Otopark ve Alışveriş Merkezi binası, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652">&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Çankaya Katlı Otopark ve Alışveriş Merkezi binası, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olarak tespit edilmiştir. Kamuoyundan gelen talepler doğrultusunda binanın yıkımı yerine güçlendirme alternatifinin değerlendirilebilmesi amacıyla son bir yıl içinde kapsamlı çalışmalar yürütülmüştür. Geçen süre içerisinde fizibilite çalışmaları gerçekleştirilmiş, altyapı bilgileri temin edilmiş ve yapının güçlendirilmesi ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmalara eş zamanlı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Ziraat Bankası’nın muvafakatleri temin edilmiş, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararları doğrultusunda gerekli sondaj ve incelemelere ilişkin izin süreçleri tamamlanmış, ilgili Daire Başkanlıkları arasında protokol taslakları ve mali ön onay işlemleri yürütülmüştür.</em></p>
<p><em>Yapıya ilişkin son bir yılda yürütülen idari, mali ve teknik işlemler kapsamında, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ilkesi doğrultusunda güçlendirme seçeneği yeniden değerlendirilmiştir. Bu süreçte, performans analizleri, güçlendirme projeleri ve uygulama aşamasına ilişkin fizibilite çalışmaları yapılmış; artan inşaat maliyetleri ve enflasyon koşulları nedeniyle daha önce yapılan mali hesapların güncelliğini yitirdiği belirlenmiştir.</em></p>
<p><em>Mühendislik ön incelemelerinde, mevcut taşıyıcı sistemde, binanın kolonlarının aynı yönde (tek doğrultuda) sıralanmış olması, düşey yüklerin ve deprem kuvvetlerinin aktarımında belirli bir hat üzerinde yoğunlaşmasına neden olduğu görülmüştür. Bu durum yapıda düzensizlik (rijitlik düzensizliği) oluşturmakta ve sistemin genelinde bir zayıflık meydana getirmektedir. Bu nedenle, kolonların mantolanması ve perde ilavesi ile güçlendirebileceği düşünülmüştür. Yapılan ön tasarımda,  otopark olarak kullanılan yapının işlevselliği değerlendirilmiş; uygulama sonrası mevcut kapasitenin azalması nedeniyle işletme ve erişim açısından kullanım verimliliğinin düşeceği ve uygulamanın ekonomik olmaktan çıkacağı öngörülmüştür.</em></p>
<p><em>Ayrıca, güçlendirme sonrası yapının bodrum ve zemin katındaki depo ve dükkan olarak kullanılan bağımsız bölümlerin de etkileneceği düşünülmüştür.</em></p>
<p><em>Bu değerlendirmeler sonucunda, önerilen güçlendirme ve genel onarım maliyetinin yeni yapım maliyetine oranının yaklaşık yüzde 60 seviyesine ulaştığı, ülkemizde geçerli uygulama kriterleri ve Bakanlık görüşlerine göre güçlendirme maliyetinin ekonomik olarak kabul edilebilir sınır olan yüzde 40 oranını geçtiği belirlenmiştir. Ayrıca, yapılması muhtemel temel ve zemin iyileştirme çalışmalarının bu oranı daha da artıracağı öngörülmektedir. Yapının mevcut durumu, önerilen müdahalelerin yapı bütünlüğü ve kullanım işlevi üzerindeki olumsuz etkileri ile birlikte değerlendirildiğinde, güçlendirme seçeneğinin ekonomik açıdan sürdürülebilir olmadığı ve bu nedenle kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı açısından uygun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</em></p>
<p><em><strong><u>Plan kararlarına göre de güçlendirme çalışması mümkün değil!</u></strong></em></p>
<p><em>Çankaya Katlı Otoparkı’nın bulunduğu alan, Agora ve çevresini içeren koruma amaçlı imar planlarında ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenmiştir.  Agora ve çevresi 1. Derece ve 3. Derece arkeolojik sit alanlarını kapsamaktadır. Bölgenin tarihi ve kültürel mirasını yaşatmak üzere plan bütünlüğü içerisinde kararlar oluşturulmuştur. Bu kapsamda, ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenen bölgede yer alan Çankaya Katlı Otoparkı’nın, mevcut plan kararları ve bütünlüğü yönünden yıkılıp yeniden ‘Katlı Otopark’ olarak yapılması mümkün olmamakla birlikte güçlendirme yapılması da plan kararıyla çelişmektedir.</em></p>
<p><em><strong>Bu veriler ışığında özetlemek gerekirse;</strong></em></p>
<ul>
<li><em>Sistemsel sorunlar ve taşıdığı riskler itibariyle binanın güçlendirme çalışmasıyla dahi güvenli bir hale getirilmesi mümkün görünmemektedir.</em></li>
<li><em>Güçlendirme yapılsa bile yapılan müdahaleler sonrası bina işlevselliğini kaybedecektir.</em></li>
<li><em>Güçlendirme maliyetinin yeni yapım maliyetinin yüzde 60 seviyesine ulaşması nedeniyle bu seçenek ekonomik olarak da kabul edilebilir sınırı aşmaktadır.</em></li>
<li><em>Tüm bunların ötesinde imar planlarında ‘Arkeoloji ve Tarih Parkı’ olarak belirlenen bu alanda ne güçlendirme ne de yeniden yapım gibi bir faaliyetin söz konusu edilmesi mümkün değildir.</em></li>
</ul>
<p><em><strong>Sonuç olarak;</strong></em></p>
<p><em>Çankaya Katlı Otoparkı’nın yıkılması halinde İzmir Ulaşım Ana Planı ve Otopark Eylem Planı’nda öngörülen çözüm, mevcut otoparkların daha verimli kullanılması ve kapasite artırımıdır. Hazırlanan alternatif plan çerçevesinde Kahramanlar Katlı Otoparkı ve Eşrefpaşa Katlı Otoparkı arasında yalnızca otopark kullanıcılarına özel bir ring sistemi kurulması planlanmaktadır. İki otopark arası mesafe: yaklaşık 3 km, yolculuk süresi 15 dakikadır. Ayrıca Konak Alsancak bölgesinde İzelman AŞ tarafından işletilen otopark alanları yer almakta olup bu süreçte onların da bu iki otopark alanını desteklemek için kullanılması düşünülecektir. Çankaya Otoparkı kullanıcılarının Kahramanlar ve Eşrefpaşa otoparklarına yönlendirilmesi ve ring sistemi kurularak desteklenmesinin İzmir trafiğine olumlu bir etki yaratacağı öngörülmektedir.”</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclendirme-secenegi-teknik-olarak-da-mevzuat-acisindan-da-mumkun-degil-582652">&#8220;Güçlendirme seçeneği teknik olarak da mevzuat açısından da mümkün değil&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 08:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Cömert olan daha mutlu ve uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda pozitif psikolojinin önemli bir alt dalı haline gelen &#8220;iyilik psikolojisi&#8221; ne dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Harvard Business School&#8217;un 136 ülkede iş adamları üzerinde yürüttüğü geniş kapsamlı bir araştırmada, yardımsever ve cömert olan iş adamlarının, olmayanlara göre hem daha mutlu oldukları hem de ortalama ömürlerinin daha uzun olduğu tespit edildi. Bu, iyiliğin doğrudan yaşam kalitesine ve süresine etki ettiğini gösteren en net kanıtlardan biridir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İyilik stresi azaltıyor!</strong></p>
<p>İyilik yapmanın nörolojik ve hormonal etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Düzenli olarak iyilik yapan kişilerde, ‘savaş ya da kaç’ hormonu olarak bilinen ve kortizolü tetikleyen ACTH hormonunun %23 daha az salgılandığı tespit edildi. Bir kişi iyilik yapmayı hayal ettiğinde bile, beynin ödül merkezi olan ventral striatum bölgesi aktif hale geliyor. Bu, beyinde haz ve odaklanma kimyasalı olan dopamin ile bağlanma hormonu olan oksitosin salgılanmasını sağlıyor. Tüm bu kanıtlar gösteriyor ki iyilik yapmanın antidepresan etkisi var. Hatta diyebiliriz ki en güzel antidepresan iyiliktir. Yani iyilik yapmak en güzel antidepresan.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İyilik bulaşıyor… </strong></p>
<p>İyiliğin bulaşıcı &#8220;dalga etkisi&#8221; ne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişinin yaptığı bir iyiliğin, kısa sürede 300 kişiye ulaşabildiğini gösteren çalışmalar var. Patronundan çekinen bir genç, katıldığı bir kursta aldığı tavsiye üzerine aksi patronuna bir kravat hediye eder. Patronu önce terslese de gencin samimiyetinden etkilenir ve o da kendi oğluna bir hediye almaya karar verir. Hediye karşısında ağlamaya başlayan oğlu, &#8216;Baba, kimse beni sevmiyor diye bu gece intihar etmeyi planlıyordum&#8217; itirafında bulunur. İşte iyiliğin dalga etkisi budur. Gerçekten iyiliğin antidepresan etkisi var. Hem kişinin beyin fonksiyonlarını, kimyasını etkiliyor, hem de diğer insanları. İyilik yaparken hemen büyük iyilik düşünmemek lazım. Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç güzel söz, içten bir selam veya bir helalleşme de en kıymetli iyiliklerdendir. &#8216;Kalbini kırdıysam özür dilerim&#8217; demek bile müthiş bir iyileştirici güce sahiptir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İyilik psikolojisinin nörobiyolojik temelleri var</strong></p>
<p>İyilik ve iyiliğin psikolojisinin nörobiyolojik temelleri olduğunu işaret eden Prof. Dr. Tarhan, iyilik psikolojisinin sadece bireysel bir erdem olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik refahın temelini oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Karşılık bekleyerek yapılan iyiliği yazar Cemil Meriç&#8217;in &#8220;tefecilik&#8221; olarak tanımladığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, gerçek ve karşılıksız iyiliğin sosyal bağları ve toplumsal güveni artırarak en büyük sermayeyi oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Davranış iktisadının kurucusu Kahneman&#8217;a atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, büyük ekonomik kararların bile salt çıkara göre değil, güven ve sevgi gibi psikolojik faktörlere göre alındığını ifade ederek, “Fukuyama&#8217;nın da belirttiği gibi, yüksek güvenlikli toplumlarda yatırımlar artar, çünkü güven riskleri azaltır. Güven ortamının temelinde ise karşılıklı ve çıkarsız iyilik ilişkileri yatıyor.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik projeleri, okullarda akran zorbalığını azaltıyor… </strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülükle mücadelenin en etkili yolunun, iyiliği bir eğitim politikası haline getirmek olduğunu ifade ederek, Türkiye&#8217;nin kendi kültüründe var olan bu değerleri eğitim sistemine entegre etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>&#8220;Bizim kültürümüzde zaten var olan sadaka ve yardımlaşma kültürünü, nasılsa aileden öğreniliyor diye eğitim sistemi önemsemiyordu. Ancak artık aileler kültür aktarıcısı değil. Eğer okulda da öğretmezsek, çocuklarımız bu değerlerden mahrum kalacak.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Rastgele iyilik projeleriyle teşvik edilen çocukların olduğu okullarda akran zorbalığı da şiddet olayları da azalır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Eğitim sisteminin amacının robotik bireyler yetiştirmek değil, sosyal ve duygusal zekâsı gelişmiş, merhametli ve iyi insanlar yetiştirmek olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ağlayan bir insana uzatılan bir elin, verilen bir ekmeğin yarattığı tebessüm hem alanı hem de vereni mutlu eder. Çocuklarımıza bu mutluluğu öğretmeliyiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Tembele iyilik, tembelliğe teşvik ediyor </strong></p>
<p>‘Merhamet yorgunluğu’ denilen bir şey olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan,<strong> </strong>&#8220;Tembel kişilere yapılan iyilik onları tembelliğe, bencil kişilere yapılan iyilik ise onları parazit gibi beslenmeye teşvik eder. Bu, iyiliğin kötüye kullanımıdır ve karşı tarafa iyilik değil, kötülük yapmaktır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyiliğin &#8220;doğru ve yanlış&#8221; uygulanması arasındaki ince çizgiye dikkat çekerek, &#8220;İyilik yapıyorum derken karşı tarafın hayatına ne kattığımızı, bu iyiliğin onu iyiye ve doğruya götürüp götürmediğini sorgulamalıyız. Sadece kendimizi iyi hissetmek için yapılan, içinde anlam olmayan iyilikler, uzun vadede zarar verir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek&#8221; ilkesinin iyilikte de geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Emek vermeden, yorulmadan elde edilen bir şeyin kıymeti bilinmez. Eğer bir kişiye sürekli emek harcamadan bir şeyler verirseniz, onu sorumluluk almaktan uzaklaştırırsınız. Bu çocuğunuz da olabilir, bir yakınınız da. Bu bir merhamet değil, &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217; veya kişinin kendi egosunu tatmin etme çabasıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Yanlış kişiye iyilik yaparsanız, etrafınızda kan emiciler toplanır.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güçlüyken yanınızda olup düştüğünüzde kaybolan insanlardan şikâyet ediyorsanız, bunun sebebi genellikle zamanında yaptığınız yanlış iyiliklerdir. İyilik, hak edene, hak ettiği şekilde ve karşı tarafı geliştirecek biçimde yapılmalıdır.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden biri &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden birinin &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221; olduğunu ifade ederek, &#8220;Bir elinle dilenciye para verip diğer elinle selfie çekmek, iyilik değil, ego tatminidir. Gerçek iyileşme, kimseye göstermeden, sessizce yapılan ve narsistik dürtüleri eğiten iyiliktir.&#8221; dedi.</p>
<p>İyilik yaparken sergilenen gösterişin ve kendini öne çıkarma çabasının, iyiliğin ruhuna aykırı olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu tür eylemlerin genellikle beklenen ilgiyi görmediğini ve &#8220;soğuk&#8221; kaçtığını söyledi.</p>
<p>Narsistik kişilik özelliklerine sahip veya narsisizm puanı yüksek çıkan kişilere yaptıkları bir iyiliği hiç kimseye anlatmamalarını, göstermemelerini tavsiye ettiklerini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin içinde &#8216;herkese anlat, göster&#8217; diyen bir ses vardır. Bu sese rağmen iyiliği gizli tutabilmek, kişinin kendi narsisizmini ve çıkarcı dürtülerini eğitmesinin en güçlü yollarından biridir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapılan iyilikler bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin çocuklarına yaptıkları iyilikleri bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanmasının yanlış olduğunu belirterek, &#8220;Çocuğunuza para verirken kendi egonuzu tatmin etmek için bahşiş vermeyin. Ona sorumluluk almayı ve bütçe yönetimini öğretmek için &#8216;hak ediş&#8217; verin. Aksi takdirde para yönetimini öğrenemeyen bireyler yetiştirirsiniz.&#8221; dedi.</p>
<p>Aile içi ilişkilerde sıkça yapılan &#8220;iyilik hatalarına&#8221; da dikkat çekerek, &#8220;Ben sana iyilik yapıyorum, sen de dediğimi yap&#8221; mantığının çocuk yetiştirmede büyük zararlar verdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Saçımı süpürge yaptım&#8221; diyerek sürekli karşılık bekleyen ve şikâyet eden ebeveynlerin, aslında çocuklarına iyilik yapmadığını, tam tersine hem kendilerini hem de çocuklarını huzursuz ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;merhamet yorgunluğu&#8221; ve yaşam doyumu düşük kişilikler ortaya çıkardığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı empati nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, empatinin sıkça &#8220;karşı tarafın yerine kendini koymak&#8221; olarak yanlış anlaşıldığını belirterek, &#8220;Sağlıklı empati, kendi kimliğini ve sınırlarını unutmadan karşı tarafı anlamaktır. Sınırlarını korumadan kendini tamamen feda etmek, &#8216;fedakârlık şeması&#8217; denilen psikolojik bir sorundur ve &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217;na yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Empati ve sempati arasındaki farkı vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kreşte bir bebek ağladığında diğerlerinin de ağlamaya başlaması sempati duymaktır. O bebekler, kendi acılarıyla başkasının acısı arasındaki ayrımı henüz öğrenememiştir. Sağlıklı empati ise &#8216;O acı çekiyor, ona yardım etmeliyim ama kendi haklarımı ve sınırlarımı da korumalıyım&#8217; diyebilmektir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yardımseverlik gibi kültürel değerleri kaybediyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’nin sıcak ve yardımseverlik gibi kültürel değerlerini, genç nesillere aktaramaması halinde kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonya gibi ülkelerin ve Harvard, Yale gibi öncü Batı üniversitelerinin, çocuklara küçük yaşta akademik bilgiden önce değerler eğitimini ve &#8220;İyilik Psikolojisi&#8221;ni öğreterek bu soruna çözüm bulduğunu, Üsküdar Üniversitesi’nin de bu dersi 2013 yılında, Harvard’dan bile önce başlatarak öncülük ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, fedakârlık ve empatiyle ilişkili genlerin var olduğunu ancak bu genlerin, değerleri öğretmeyen bir çevre ve eğitim sistemi tarafından &#8220;susturulabildiğini&#8221; ifade ederek, genetik yatkınlıklarımıza rağmen, iyiliği veya saldırganlığı seçmenin &#8220;özgür irademize&#8221; ve aldığımız eğitime bağlı olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Kadın beyninin empati ve iç gerçekliğe, erkek beyninin ise mantık ve dış gerçekliğe olan biyolojik yatkınlığının, endüstri devrimiyle değişen sosyal rollerle birlikte yeni bir denge gerektirdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığımız iyilikleri küçük görmeyelim; onun dalga ve bulaşıcı etkisi muazzamdır. Ancak bu sihir, sadece karşılık beklenmeyen, samimi iyiliklerde ortaya çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Şirketler iyilik projeleri başlatmalı</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik yapma sorumluluğunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na bırakılmasının büyük bir hata olduğunu, zira dinin artık kurumsal bir kimlik olmaktan çıkıp bireysel bir &#8220;hal&#8221;e dönüştüğünü belirterek, Türkiye&#8217;de de cemaat ve tarikatlara olan güvenin 15 Temmuz sonrası eridiğini ve yeni STK&#8217;ların da ticarileşip dünyevileşerek iyi bir temsil sunamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu boşluğun ancak eğitim sistemi, şirketler ve diğer kurumlar tarafından doldurulabileceği uyarısında bulunarak, kurumsal aidiyeti artırmak isteyen şirketlerin &#8220;iyilik projeleri&#8221; başlatması gerektiğini, okullarda ise &#8220;karşılıksız iyiliklerin&#8221; ödüllendirilmesinin, gençlerdeki şiddeti ve politizasyonu azaltacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dünya İçin Lazım &#8211; Greenfest&#8221;, yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-icin-lazim-greenfest-yaklasik-900-gonullu-ve-cocugun-katilimiyla-gerceklesti-581469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 07:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[greenfest]]></category>
		<category><![CDATA[kategorisinde]]></category>
		<category><![CDATA[lazım]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[temalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581469</guid>

					<description><![CDATA[<p> Vodafone, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği ortaklığında elektronik atıkların geri dönüşümünü teşvik ederken, sürdürülebilirlik farkındalığına sahip elçiler yetiştirmek amacıyla hayata geçirilen “Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında özel bir festival düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-icin-lazim-greenfest-yaklasik-900-gonullu-ve-cocugun-katilimiyla-gerceklesti-581469">&#8220;Dünya İçin Lazım &#8211; Greenfest&#8221;, yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Vodafone, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği ortaklığında elektronik atıkların geri dönüşümünü teşvik ederken, sürdürülebilirlik farkındalığına sahip elçiler yetiştirmek amacıyla hayata geçirilen “Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında özel bir festival düzenlendi. İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>“Dünya İçin Lazım &#8211; GreenFest”</strong> etkinliğine civar okullardan ve farklı illerden yaklaşık <strong>900 gönüllü ve çocuk </strong>katıldı. Vodafone Gönüllüleri’nin de çocuklarda doğa bilincinin ve elektronik atık farkındalığının artırılmasına yönelik düzenlenen çeşitli atölyelerde aktif görev aldığı festivalde, <strong>“Dünyanın Bir Çağrısı Var!”</strong> temalı resim yarışması finali de gerçekleşti. Festivalde <strong>Ceyda Düvenci </strong>ve kurucu ortağı olduğu <strong>Taş Kağıt Makas Atölyesi</strong> de “Doğal Boya ile Renklendirme Atölyesi” ile çocuklarla buluştu.</p>
<p><strong>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel</strong>, şunları söyledi: </p>
<p>“Her ne kadar birçok ülkede mevzuata dayalı çeşitli toplama sistemleri mevcut olsa da, geri dönüştürülebilen e-atık miktarı üretilen toplamın çok altında kalıyor. E-atıkların geri dönüşümünü teşvik etmeye ve farkındalık yaratmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu inançla başlattığımız ‘Dünya İçin Lazım’ projesinde amacımız; e-atıkları dönüştürerek doğamızın korunmasına katkıda bulunmak, e-atık dönüşümü sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak, sürdürülebilirlik eğitimleriyle bu toplulukları geliştirerek büyütmek. Projemizin bir parçası olarak düzenlediğimiz ‘Dünya İçin Lazım &#8211; GreenFest’ etkinliğinde de amacımız çocuklarda doğa ve e-atık bilincinin artırılmasıydı. Yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla renkli bir festival gerçekleştirdik. Festivalde emeği geçen tüm paydaşlarımıza, değerli jüri üyelerimize, gönüllülerimize ve katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Daha sürdürülebilir bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz.” </p>
<p><strong>WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Gül Gürsoy </strong>şöyle konuştu: </p>
<p>“‘Dünya için Lazım’ projesiyle bir yandan e- atıkların geri dönüştürülmesiyle doğanın korunması, bir yandan da doğa bilinci yüksek nesiller için bir araya geldik. WWF-Türkiye olarak, çocukları, gençleri yalnızca yarınların garantisi olarak değil, bugünden doğayla bağ kurması gereken bireyler olarak görüyoruz. Onların doğayla kurduğu ilişkinin geleceğimizin yanı sıra bugünü de dönüştürme gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, eğitimin ve doğa koruma bilgisinin çocuklara ulaşması önceliklerimizin başında yer alıyor. İşin aslı, çocuklara doğa koruma bilgisi taşımak bizim için sadece bir eğitim meselesi de değil; çocukların yaşamla kurdukları bağı güçlendirme yolu. ‘Dünyanın Bir Çağrısı Var’ resim yarışması ve GreenFest kapsamında düzenlenen etkinlik ve atölyelerin de gösterdiği gibi çocuklarımıza doğayı tanıma, anlama ve değer verme imkânı sunduğumuzda hem bugünü hem de geleceği birlikte koruyabileceğiz.”</p>
<p><strong>Habitat Derneği İcra Kurulu Başkanı Bora Caldu </strong>ise şunları ifade etti:</p>
<p>“‘Dünya İçin Lazım’ projesi ile çocukların doğa, sürdürülebilirlik ve gelecek konularında farkındalık kazanmalarını hedefliyoruz. Onları bu yolculuğun merkezine alırken, aynı zamanda eğitmenleri ve ebeveynleri de sürece dahil ederek kalıcı bir etki yaratıyoruz. GreenFest ise bu ortak geleceğe olan inancımızın güçlü bir yansıması. Hep birlikte, dünya için sorumluluk almaya ve daha sürdürülebilir bir yarın için çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Resim yarışmasına 39 şehirden 372 başvuru alındı</strong></p>
<p>Festival kapsamında düzenlenen resim yarışmasına <strong>39 şehirden 372 başvuru</strong> alındı. Finalde Hatay, Şanlıurfa, Şırnak, Bursa ve İstanbul’dan ilkokul ve ortaokul öğrencilerine ait toplam <strong>6 eser</strong> değerlendirildi. İş, sanat ve sürdürülebilirlik dünyasından seçili isimlerin yer aldığı jüri tarafından yapılan değerlendirmede, eserler, izleyicide bıraktığı duygu, genel etki ve bütünlüğü, hayal dünyasının zenginliği, farklı ögelerin kullanımı, kompozisyon ve düzen, renk uyumu ve estetik, mesajın netliği, çevresel/sosyal etki, özgünlük, farklı fikirlerin kullanımı, çizim ve yöntem kalitesi, malzeme kullanımı gibi kriterler göz önüne alınarak puanlandı. Değerlendirme sonucu 6 kategoride ödül kupaları verildi. Buna göre, 7-10 yaş grubunda “Dünyanın Sesi” kategorisinde “Dünya Senin Elinde” temalı eseriyle <strong>Öykü Mercan Keskin</strong>, “Hayal Gücü Kahramanı” kategorisinde “Kalbinde Umut Taşıyan Dünya” temalı eseriyle <strong>Zeynep Erva</strong> <strong>Kılıç,</strong> “Renklerin Büyüsü” kategorisinde “Güzel Bir Dünya İçin Sürdürülebilir Çevre” temalı eseriyle <strong>Asya Alyanak;</strong> 11-14 yaş grubunda ise “Dünyaya Mesaj” kategorisinde “Sessiz Çığlık” temalı eseriyle <strong>Kayla Şahin</strong>, “Özgün Bakış” kategorisinde “Geleceğe Bir Dünya Bırakalım” temalı eseriyle <strong>Melis Ada Uyanık</strong>, “Sanatsal Ustalık” kategorisinde “Yeşilin Nefesi” temalı eseriyle <strong>Meva Nil Biçen</strong> ödüle layık görüldü. Her kategoride ödül sahiplerine <strong>30 bin TL’lik</strong> teknoloji hediye çeki de sunuldu.</p>
<p><strong>Farklı konularda atölyeler düzenlendi</strong></p>
<p>Festivalin ikinci yarısında ise E-Atık Sanatı, E-Atık Dedektifleri (İnceleme ve Tanıma), Biyoçeşitlilik, Tohum Topu Yapım, Geri Dönüştürülmüş Kağıt, Doğa ve Canlılar Keşfi, Bez Çanta Tasarlama, Dans, Yüz Boyama Alanı, Doğa Dostlarının Sesi Alanı gibi birbirinden ilginç konularda atölyeler düzenlendi. 7-14 yaş arası çocuk ve gençlerin katılımıyla gerçekleşen atölyelerde katılımcılara doğayla ilgili temel kavramlar deneyimletilerek hem eğitici hem de eğlendirici bir ortam sunuldu. </p>
<p><strong>“Dünya İçin Lazım” projesine herkes dahil olabiliyor</strong></p>
<p>“Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında elektronik atıklar ülke genelinde Vodafone mağazaları veya ücretsiz kargo aracılığıyla toplanıyor ve geri dönüştürülüyor. Doğaya “sıfır atık” katkısında bulunulmasının yanı sıra verilen doğa eğitimleri ile   sürdürülebilirlik bilinci gelişen bir topluluğun oluşması da hedefleniyor. Projeye e-atıklarını geri dönüştürmek isteyen herkes dahil olabiliyor. Projenin ilk yılında 15 ton e-atığın geri dönüştürülmesi ve 60 bin kişiye doğa eğitimi verilmesi hedefleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-icin-lazim-greenfest-yaklasik-900-gonullu-ve-cocugun-katilimiyla-gerceklesti-581469">&#8220;Dünya İçin Lazım &#8211; Greenfest&#8221;, yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 10:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayakta]]></category>
		<category><![CDATA[bandaj]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[deriyle]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetik]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre Türkiye’de 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunuyor ve bu rakam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249">Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre Türkiye’de 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunuyor ve bu rakam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor. Sanılanın aksine diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliği ile sınırlı olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Zamanla göz, böbrek, kalp-damar sistemi ve sinirler de bu rahatsızlıktan olumsuz etkilenebiliyor. Bu komplikasyonlardan biri olan diyabetik ayak hastalığı, sinir hasarı ve dolaşım bozukluğu nedeniyle ayakta yaraların iyileşmesini zorlaştırıyor; enfeksiyon riskini artırarak ilerleyen dönemlerde ayak ya da bacak kaybına kadar gidebiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Diyabetik ayak tedavisinde en önemli klasik yaklaşımlar; kan şekerinin kontrolü, düzenli yara bakımı, enfeksiyon tedavisi ve gerekirse cerrahi müdahaledir. Günümüzde eksozom, amniotik membran ve şok tedavileri gibi yeni yaklaşımların dikkat çektiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Eksozom tedavisi iltihabı azaltıp iyileşmeyi hızlandırıyor, plasentadan elde edilen zar dokusu amniyotik membran biyolojik bandaj gibi etki ederek doku onarımını destekler, şok dalga tedavileri ise hücreleri uyararak zor kapanan yaraların iyileşmesini kolaylaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Eksozom tedavisiyle vücudun onarım gücü destekleniyor</strong></p>
<p>Vücudumuzdaki hücrelerin birbiriyle haberleşmesini sağlayan çok küçük parçacıklara eksozom dendiğini dile getiren Prof. Dr. Çetinkaya, “Kök hücreler tarafından üretilen bu parçacıklar iyileşmeyi destekleyen bilgiler, proteinler ve büyüme faktörleri taşır; yani hücrelerin birbirine ‘iyileş’ sinyali göndermesini sağlar. Eksozomlar yaralarda üç mekanizmayla etki eder: aşırı iltihabı kontrol altına alır, onarıcı hücrelerin daha aktif çalışmasını sağlar ve yeni damar oluşumunu destekleyerek yaranın beslenmesini ve iyileşmesini hızlandırır. Vücudun kendi hücreleri de eksozom üretir, ancak doğal miktar bazen yeterli olmaz. Eksozom tedavisinde; kök hücrelerden elde edilen eksozomlar laboratuvar ortamında yoğunlaştırılarak yara bölgesine uygulanır ve bu süreç dışarıdan desteklenmiş olur” dedi.</p>
<p><strong>Plasenta yaraları iyileştiriyor</strong></p>
<p>Amniyotik membranın, hamilelik sırasında plasentaya bağlı olarak bebeği saran zar tabakası olduğunu ifade eden Çetinkaya, “Plasenta, bebeği dış etkenlerden korur ve gelişimi boyunca ihtiyaç duyduğu birçok maddeyi sağlar. Doğumdan sonra artık kullanılmayan bu zar, özel işlemlerden geçirilerek tedavi amaçlı kullanılabilir hale getirilir. Özellikle zor iyileşen yaralarda etkili olan amniyotik membran, cilt üzerine ya da ihtiyaç duyulan başka bir bölgeye uygulanarak adeta bir biyolojik bandaj gibi görev yapar. İçerdiği doğal büyüme faktörleri ve proteinler sayesinde hücre yenilenmesini hızlandırarak hızlı iyileşme sağlar. Yaralı bölgede şişlik ve iltihabı azaltmaya, ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur. Ayrıca yara izinin oluşmasını önleyebilir ve yeni, sağlıklı doku oluşumunu teşvik ederek doku onarımını destekler” dedi.</p>
<p><strong>Şok dalgaları “iyileş” mesajını taşıyor</strong></p>
<p>Tıpta giderek daha fazla kullanılan yöntemlerden birinin de şok dalga tedavisi olduğunu açıklayan Çetinkaya, “Tıbbi adıyla Extracorporeal Shock Wave Therapy, vücuda dışarıdan uygulanan ses dalgalarıyla iyileşmeyi hızlandırır ve özellikle zor kapanan yaralarda etkili sonuçlar verir. Düşük yoğunlukta ve kontrollü şekilde uygulanan şok dalgaları, cilt üzerinden yara bölgesine bir cihaz aracılığıyla gönderilir. Bu dalgalar cilde veya dokuya zarar vermeden hücrelerin çalışmasını hızlandırarak adeta vücuda ‘Harekete geç, kendini onar!’ mesajı iletir” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Biyoyazıcılarla kişiye özel deri üretimi bekleniyor</strong></p>
<p>Diyabetik ayak tedavisinde yakın gelecekte önemli gelişmeler beklendiğini belirten Çetinkaya, “Yakında akıllı bandajlar yalnızca koruma sağlamayacak; yarayı analiz edecek, enfeksiyonu algılayacak ve ilaç salımı yaparak adeta ‘minik bir doktor’ gibi çalışacak. Daha saflaştırılmış eksozom ürünleri ile hazır jel ve spreyler geliştirilecek. 3D biyoyazıcılarla hastanın kendi hücrelerinden kişiye özel deri yamaları üretilebilecek ve vücut bu dokuyu daha kolay kabul edecek. Yaranın mikrobiyomunu koruyan probiyotik kremler kötü bakterileri baskılayarak doğal savunma sağlayacak. Ayrıca akıllı tabanlıklar, basınç sensörleri ve sıcaklık ölçen cihazlar sayesinde ayakta yara oluşmadan önce risk fark edilip önlem alınabilecek” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249">Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürüyüş hem bedeni hem ruhu iyileştiriyor! Kısa bir yürüyüş bile zihni resetliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuruyus-hem-bedeni-hem-ruhu-iyilestiriyor-kisa-bir-yuruyus-bile-zihni-resetliyor-581075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 11:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[resetliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[vadede]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[Yürüyüşün]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, yürüyüşün özellikle ruhsal sağlık üzerindeki kısa ve uzun vadeli faydaları ile toplum genelinde yaygınlaştırılmasının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-hem-bedeni-hem-ruhu-iyilestiriyor-kisa-bir-yuruyus-bile-zihni-resetliyor-581075">Yürüyüş hem bedeni hem ruhu iyileştiriyor! Kısa bir yürüyüş bile zihni resetliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, yürüyüşün özellikle ruhsal sağlık üzerindeki kısa ve uzun vadeli faydaları ile toplum genelinde yaygınlaştırılmasının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Kısa bir yürüyüş bile zihinsel reset görevi görebiliyor!</strong></p>
<p>Yürüyüşün, en ulaşılabilir ve en basit görünen ama etkisi çok derin olan bir egzersiz biçimi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Psikolojik açıdan bakıldığında, düzenli yürüyüşün stres seviyesini azalttığı, kaygıyı hafiflettiği ve depresif belirtileri azaltmaya yardımcı olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Uzun yıllar süren çalışmaların, haftada 150 dakika yürüyen kişilerin depresyon riskinin yaklaşık yüzde 30 daha düşük olduğunu gösterdiğini hatırlatan Aydın, “Bunun sebebi, yürüyüş sırasında salgılanan endorfin ve serotonin gibi ‘iyi hissettiren’ hormonlardır. Günlük hayatta basitçe söylemek gerekirse, yürüyüş zihni toparlar, düşünceyi berraklaştırır ve ruhu rahatlatır. Özellikle yoğun iş temposunda kısa bir yürüyüş bile zihinsel reset görevi görebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her yürüyüş iyi, ama doğada yapılan yürüyüş ‘çifte etkili’…</strong></p>
<p>“Şehir içinde yapılan yürüyüş de elbette faydalıdır, ancak doğa yürüyüşlerinin ekstra katkıları vardır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Doğada yürümek, sadece hareket etmeyi değil, aynı zamanda çevresel faktörlerden beslenmeyi de içerir. Kuş sesleri, temiz hava, yeşil renklerin sakinleştirici etkisi beyin üzerinde doğrudan rahatlatıcı bir etki yaratır.” dedi.</p>
<p>‘Yeşil alan terapisi’ olarak bilinen çalışmaların, doğada geçirilen 20 dakikalık bir yürüyüşün bile kan basıncını düşürdüğünü, zihinsel yorgunluğu azalttığını ve yaratıcılığı artırdığını gösterdiğini kaydeden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Şehirde yürürken kalabalık, gürültü ve trafik dikkati dağıtabilir. Yine de şehirde yürüyüş yapmak, hareketsiz kalmaktan çok daha faydalıdır. Spor salonunda ya da evde koşu bandında yürümek de kalp-damar sağlığını ve kas sistemini güçlendirir. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, doğanın sunduğu çok-duyulu deneyimi tam olarak vermez. Kısacası, her yürüyüş iyidir, ama doğada yapılan yürüyüş ‘çifte etkilidir’ diyebiliriz.”</p>
<p><strong>Kısa vadede ruh halini düzeltiyor, uzun vadede duygusal dayanıklılığı artırıyor!</strong></p>
<p>Yürüyüşün kısa vadede ruh halini hızla iyileştirdiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Zihinsel olarak sıkıştığınız bir anda dışarı çıkıp 15 dakikalık bir yürüyüş yaptığınızda kaygı düzeyinizin düştüğünü, düşüncelerinizi daha net toparlayabildiğinizi fark edersiniz. Bunun nedeni, yürüyüşün beynin dopamin ve endorfin üretimini hızla artırmasıdır.” dedi.</p>
<p>Uzun vadede ise düzenli yürüyüşün, daha kalıcı bir duygusal denge sağladığına vurgu yapan Aydın, “Araştırmalar, yürüyüşün beyin yapısını bile olumlu yönde değiştirdiğini gösteriyor. Düzenli egzersiz yapan bireylerde öğrenme ve hafıza ile ilişkili beyin bölgesi hipokampus hacminin arttığı görülmüştür. Bu, sadece daha iyi bir hafıza değil, aynı zamanda daha dirençli bir duygu düzenleme sistemi anlamına gelir. Yani kısa vadede ruh halini düzeltir, uzun vadede ise duygusal dayanıklılığı artırır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yürüyüş, şehir yaşamını iyileştiren bir alışkanlık olarak görülmeli!</strong></p>
<p>Yürüyüşü yaygınlaştırmanın en önemli yolunun, onu günlük hayatın doğal bir parçası haline getirmek olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belediyeler güvenli, aydınlatılmış ve yeşil yürüyüş yolları yapmalı. İnsanlar kendini güvende hissettikçe yürüyüş alışkanlığı artar. Mahallede ya da iş yerlerinde grup yürüyüşleri düzenlenebilir. İnsanlar sosyalleşirken hareket etmeyi daha kolay benimser. Medyada ve okullarda yürüyüşün ‘sağlık yatırımı’ olduğu daha çok vurgulanmalı. Örneğin Japonya’da ‘orman banyosu’ kültürü halk sağlığının bir parçası haline geldi. Araba ya da toplu taşıma yerine kısa mesafelerde yürümeyi tercih etmek, asansör yerine merdiven kullanmak gibi küçük değişiklikler bile büyük fark yaratır.</p>
<p>Toplum genelinde yürüyüş, sadece bireysel sağlık değil, aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren ve şehir yaşamını iyileştiren bir alışkanlık olarak görülmeli.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-hem-bedeni-hem-ruhu-iyilestiriyor-kisa-bir-yuruyus-bile-zihni-resetliyor-581075">Yürüyüş hem bedeni hem ruhu iyileştiriyor! Kısa bir yürüyüş bile zihni resetliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 10:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki var! </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde en yaygın ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 verilerine göre ise, ülkemizde gerçekleşen ölümler arasında yüzde 36 oranı ile kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Kalp-damar hastalıklarına yol açan pek çok farklı etken bulunduğunu ve bu etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini aktaran Aytop, “Fiziksel risk faktörlerine ek olarak, ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin de önemli olduğu bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Depresyon, anksiyete ve kronik stres gibi psikolojik sorunlar, kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırabilir ve mevcut hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sosyal izolasyon, yetersiz sosyal destek ve yalnızlık gibi etkenler de hem kalp sağlığını hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları fiziksel sınırlılıklar, sosyal ve iş yaşamında değişiklikler, maddi sıkıntılar ve belirsizlikler gibi etkenler aracılığıyla depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon, kalp-damar hastalıkları riskini hem doğrudan hem de yaşam tarzı üzerinden artırıyor! </strong></p>
<p>Ruhsal iyilik hâlinin hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağladığının bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kalp sağlığının yerinde olması da ruhsal iyiliği destekler. Bu nedenle, kalp sağlığını değerlendirirken bireyin ruhsal durumunu da dikkate almak, hastalığın önlenmesi ve tedavisinde daha etkili bir yaklaşım sağlar.” dedi.</p>
<p>Depresyon yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıklarının daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Depresyon, duygu, düşünce ve davranışları olumsuz etkileyen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Kronik, düşük dereceli iltihaplanmaya yol açarak damar iç yüzeyinde hasara ve damar daralmasına neden olabilir. Depresyon sırasında artan kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi kimyasallar kan basıncını yükseltebilir, kalp ritim bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca trombosit aktivitesini artırarak kalp krizi veya inme riskini yükseltebilir.</p>
<p>Davranışsal olarak depresyon, sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlar; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç tedavisine uyumsuzluk daha sık görülür. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları tanısı alan bireylerde yaşanan değişiklikler depresyon ve anksiyete gelişimi için risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ruh hali, sağlıklı bir kalp demek!</strong></p>
<p>Ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin, duygularla daha dengeli başa çıkabildiklerini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu kişilerin psikolojik dayanıklılıkları güçlüdür, sorunlarla başa çıkma kapasitesine sahiptir ve gerektiğinde destek aramaktan çekinmezler.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bireylerin bedenlerine özen gösterdiğini, sağlıklı beslendiğini, düzenli uyuduğunu ve fiziksel aktiviteyi yaşamlarına dahil ettiğini dile getiren Aytop, “Stres tepkileri uyumludur ve tedavi süreçlerine uyum sağlarlar. Bu bilişsel, duygusal ve davranışsal artılar; kalp ritmi, tansiyon, damar esnekliği ve inflamatuar süreçler üzerinde koruyucu etki yaratır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikoterapi ve stres yönetimi kalp sağlığını koruyor!</strong></p>
<p>Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin kalp sağlığına etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Psikoterapi, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini fark etmesine ve daha işlevsel biçimde yapılandırmasına yardımcı olur. Psikolojik dayanıklılık, özyeterlilik, özgüven, özdeğer ve içsel motivasyon güçlenir. Bu süreç, kalp-damar sağlığını destekleyen fizyolojik mekanizmaları dengeler, inflamasyonu azaltır, damar yapısını korur ve kan akışını düzenler. Psikoterapi ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya yardımcı olur.</p>
<p>Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri, meditasyon ve farkındalık temelli uygulamalar yani stres yönetimi teknikleri otonom sinir sistemi üzerinde dengeleyici etki oluşturur, kalp atım hızını ve kan basıncını düzenler. Uzun vadede stresin kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.”</p>
<p><strong>Kalp ve zihin sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilmeli!</strong></p>
<p>Psikolojik sorunların kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu nedenle, sorunları göz ardı etmemek, sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve kontrollerin aksatılmaması ve kalp fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve sosyal destek güçlü tutulmalıdır. Kalp ve zihin sağlığını birlikte korumanın en önemli adımı, bunların ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul etmek ve fiziksel ile psikolojik sağlığa bütüncül bir yaklaşımla özen göstermektir. Bu, sağlıklı yaşam tarzı, dengeli yaşam ve gerektiğinde profesyonel destek almayı kapsar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerel Strateji, Küresel Etki: SECAP Maltepe&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yerel-strateji-kuresel-etki-secap-maltepede-579028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:37:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[secap]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yerel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi ve İSTAÇ iş birliğiyle düzenlenen “SECAP Sera Gazı Azaltım ve Uyum Çalıştayı”, Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yerel-strateji-kuresel-etki-secap-maltepede-579028">Yerel Strateji, Küresel Etki: SECAP Maltepe&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi ve İSTAÇ iş birliğiyle düzenlenen “SECAP Sera Gazı Azaltım ve Uyum Çalıştayı”, Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Çalıştayda, Maltepe ilçesi özelinde sürdürülebilir çevre politikaları, emisyon azaltım hedefleri, uyum stratejileri ve iklim krizine karşı çözüm önerileri ele alındı. Çalıştay sonunda elde edilen görüş ve öneriler, Maltepe Belediyesi&#8217;nin Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) yol haritasını şekillendirmede önemli bir rol oynadı. Etkinlikte, &#8220;Ulaşım&#8221;, &#8220;Enerji&#8221; ve &#8220;Atık&#8221; başlıklarında oluşturulan tematik masalarda çalışmalar yürütüldü. Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen de çalıştaya katılarak çalışmalar hakkında bilgi aldı. Başkan Köymen, sürdürülebilir enerji, iklimin korunması ve sera gazı salınımının azaltılmasına yönelik geliştirilen görüş ve önerileri dikkatle dinledi.</p>
<p><b>“İKLİM KRİZİ KAPIMIZDA DEĞİL, HAYATIMIZIN TAM ORTASINDA”</b></p>
<p>Maltepe Belediye Başkanı Esin Köymen, yapmış olduğu açılış konuşmasında iklim krizinin boyutlarına dikkat çekerek “Bugün burada bir araya gelişimiz dünyamızın karşı karşıya olduğu felaket sebebiyle bir zorunluluk çünkü hepimiz biliyoruz ki; iklim krizi artık kapımızda değil, hayatımızın tam ortasında. Yaşadığımız her sıcaklık dalgası, her sel felaketi, her kuraklık uyarısı yani her çevresel felaket bize geleceğimizi korumak için vakit kaybetmeden harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“MALTEPE VE İSTANBUL İÇİN ÖRNEK OLACAK BİR YOL HARİTASINI HEP BERABER ÇİZECEĞİZ”</b></p>
<p>Çalıştayın önemine dikkat çeken Başkan Köymen, “Göreve gelirken de en çok dikkat çektiğimiz başlıklardan birisi çevre konusuydu. Dördüncü kuşak haklar, bir diğer ifade ile sürdürülebilir yaşam hakları arasında yer alan çevre hakkı da yerel yönetimler olarak korumak ve geliştirmek yükümlülüğü altında olduğumuz bir başlıktır. Bu itibarla Maltepe Belediyesi olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri ile komşularımızın ve diğer tüm canlıların nitelikli ve sağlıklı bir çevrede yaşayabilmeleri için yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Paris İklim Anlaşması ve Barselona Sözleşmesi gibi tarafı olduğumuz, yükümlülükler doğuran uluslararası anlaşmaların gereklerini yerine getirmek, dünyamızı gelecek kuşaklara daha da fazla zarar verdiğimiz bir yer olarak bırakmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Çevre konusu yerel yönetimlerin gücünün en az yettiği bir konu, çünkü merkezi hükümetlerin işbirliği ve desteği çok önemli olduğu gibi devletlerin sermaye ile ilişkisi de bu konuda kritik. Sera gazı emisyonu salınımı yapan birçok insan temelli çalışmaları veya endüstriyel faaliyetleri elinde tutan sermaye grupları, devletleri ve yasa koyucuları dahi birçok zaman baskı altına alabilmekte. Biz bu noktada yine de elimizden geleni yapmaya gayret gösteriyoruz ve farkındalığı artırmaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımla Maltepe’de, yalnızca bugünü değil, yarını da düşünerek hareket eden bir belediyeyiz. Çocuklarımıza bırakacağımız mirasın yalnızca binalar, yollar ve parklar değil; yaşanabilir, adil, sürdürülebilir ve iklim dostu bir kent olmasını istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yerel-strateji-kuresel-etki-secap-maltepede-579028">Yerel Strateji, Küresel Etki: SECAP Maltepe&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni fikirlere açık çalışma ortamı, çalışan mutluluğunda önemli rol oynuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-fikirlere-acik-calisma-ortami-calisan-mutlulugunda-onemli-rol-oynuyor-578915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 16:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışan Mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[fikirlere]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İş Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğunda]]></category>
		<category><![CDATA[ortamı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578915</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca’nın aralarında bulunduğu ekip tarafından gerçekleştirilen çalışmada işyerinde çalışan mutluluğu ve çalışanların iş yaşamındaki öznel iyi oluşunu belirleyen iş yeri koşulları araştırıldı. Turizm sektörü çalışanları ile yapılan araştırmada yenilikçi iklim, çalışanların öznel iyi oluşunu artıran anlamlı bir motivasyon kaynağı ve önemli bir faktör olarak öne çıktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-fikirlere-acik-calisma-ortami-calisan-mutlulugunda-onemli-rol-oynuyor-578915">Yeni fikirlere açık çalışma ortamı, çalışan mutluluğunda önemli rol oynuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca’nın aralarında bulunduğu ekip tarafından gerçekleştirilen çalışmada işyerinde çalışan mutluluğu ve çalışanların iş yaşamındaki öznel iyi oluşunu belirleyen iş yeri koşulları araştırıldı. Turizm sektörü çalışanları ile yapılan araştırmada yenilikçi iklim, çalışanların öznel iyi oluşunu artıran anlamlı bir motivasyon kaynağı ve önemli bir faktör olarak öne çıktı. Araştırmaya göre, yeni fikirlere açık, kaynak sağlayan bir çalışma ortamı, çalışanların işte yaşadıkları olumsuz duyguları dengelemesine ve olumlu duygusal deneyimlerini güçlendirmesine yardımcı oluyor.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca’nın aralarında bulunduğu araştırma ekibi tarafından gerçekleştirilen Çalışan Mutluluğu Araştırması’nda çalışanların iş yaşamındaki öznel iyi oluşunu belirleyen işyeri koşullarının belirlenmesi amaçlandı.</p>
<p><b>İş yerindeki faktörler çalışan mutluluğunu nasıl şekillendiriyor?</b></p>
<p>Turizm sektöründe çalışan 62 kişiyle gerçekleştirilen araştırmayı gerçekleştirilen ekipte Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca’nın yanı sıra Doç. Dr. Nihan Birincioğlu, Doç. Dr. Hüseyin Çiçeklioğlu ve Phd İlker Çitli yer aldı. Çalışmada, çalışanların öznel iyi oluşunu etkileyen örgütsel kaynaklar ve tehdit unsurları, Pozitif Psikoloji ve İş Talepleri–Kaynakları (JD-R) modeli çerçevesinde ele alındı. Araştırma, yenilikçi iklim, psikolojik güvenlik ve iş güvencesizliği gibi faktörlerin çalışan mutluluğunu nasıl şekillendirdiğini ortaya koyarak, iş yaşamındaki çalışan deneyimlerinin çok boyutlu yönlerini gözler önüne serdi.</p>
<p><b>İş yerindeki mutluluk sadece bireysel bir mesele değil</b></p>
<p>İş yerindeki mutluluğun sadece çalışana bağlı olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Çalıştığımız kurumun iklimi, yöneticilerimizin tutumu ve iş güvenliğimiz gibi birçok dış faktör, hissettiklerimizi şekillendirir. Biz de bu araştırmada hem çalışanları güçlendiren kaynaklara hem de onları zorlayan tehditlere odaklandık. Amacımız, iş yerindeki mutluluğu sadece bireysel bir mesele olarak değil, içinde bulunduğumuz örgütsel çevrenin bir sonucu olarak da değerlendirmekti. Bu çalışma, yenilikçi iklim ve psikolojik güvenlik gibi destekleyici kaynakların iyi oluşu nasıl güçlendirdiğini, iş güvencesizliği gibi bir tehdidin ise onu nasıl zayıflattığını ortaya koymayı amaçladı” diye konuştu.</p>
<p><b>İşte öznel iyi oluş: İşten duyulan ‘hissedilen tatmin’</b></p>
<p>İş hayatının birbiriyle iç içe geçmiş bir sürü duyguyla dolu olduğunu, bazen aynı anda hem çok mutlu hem de biraz gergin hissedilen anların olduğunu kaydeden Uzunkoca, “İşte tam da bu karmaşık duyguları anlayabilmek için, biz araştırmamızda çalışanların işte öznel iyi oluşunu ve bunu etkileyen iş ortamı dinamiklerini ele aldık. Peki, bu ne demek? Basitleştirmek gerekirse, işte öznel iyi oluş, işimizden duyduğumuz ‘hissedilen tatmin’dir. Yalnızca &#8220;İşimi seviyorum&#8221; demek değil, iş günümüzü şekillendiren tüm o olumlu ve olumsuz duyguların toplamı ve bunlara dair genel yargımızdır. Öznel iyi oluşun en ilginç yanı, duygularımızın birbiriyle yarışmıyor oluşu. Örneğin terfi aldığınızda kendinizi inanılmaz mutlu, gururlu ve heyecanlı hissedebilirsiniz ama aynı zamanda da yeni sorumluluklarınız nedeniyle içinizde bir endişe de hissedebilirsiniz. Bu çok normal.  Olumlu duygularınız yüksekken, olumsuz olanlar da aynı anda var olabilir. Önemli olan, bu duyguların genel dengesidir” dedi.</p>
<p><b>Olumlu, olumsuz duygular ve iş tatmini birlikte ele alındı</b></p>
<p>Araştırmada çalışan mutluluğuna tek bir soruyla (&#8220;Mutlu musun?&#8221;) cevap aramadıklarını, bunun yerine, üç önemli bileşeni birlikte değerlendirdiklerini belirten Uzunkoca, bunları heyecan, ilham, gurur gibi işteki olumlu duygular; sinir, tedirginlik, sıkıntı, korku gibi işteki olumsuz duygular ve işe dair duyulan genel memnuniyet yani iş tatmini şeklinde ele aldıklarını, bu üçlüyü bir arada ölçerek, çalışanların iş yaşamlarına dair dengeli kapsamlı ve gerçekçi bir fotoğraf elde ettiklerini söyledi.</p>
<p><b>Üç temel faktör incelendi</b></p>
<p>Araştırma kapsamında işyerinde yeni fikirlere açık olan ve bu fikirler için kaynak sağlayan “yenilikçi iklim”, tüm ekip üyelerinin kendilerini güvende hissederek düşüncelerini, endişelerini ve fikirlerini paylaşabildiği bir ortam olarak tanımlanan “psikolojik güvenlik” ve çalışanları zorlayan en önemli tehditlerden biri olan “iş güvencesizliği” olmak üzere üç faktör incelendi.</p>
<p><b>Yenilikçi iklim, anlamlı bir motivasyon kaynağı</b></p>
<p>Araştırmanın öne çıkan bulgusunun yenilikçi iklim olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Yenilikçi iklim, çalışanların öznel iyi oluşunu artıran anlamlı bir motivasyon kaynağı ve önemli bir faktör olarak öne çıktı.  Yeni fikirlere açık, kaynak sağlayan bir çalışma ortamının, çalışanların işte yaşadıkları olumsuz duyguları dengelemesine ve olumlu duygusal deneyimlerini güçlendirmesine yardımcı olduğunu bulduk” dedi.</p>
<p><b>Psikolojik güvenlik, kalkan görevi üstleniyor olabilir</b></p>
<p>Beklentilerinin aksine psikolojik güvenliğin öznel iyi oluş üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi gözlemlenmediğini söyleyen Uzunkoca, “Bunun birkaç nedeni olabilir: Psikolojik güvenliğin asıl etkisi, öğrenme ve iş birliği gibi takım düzeyindeki davranışsal sonuçlarda görülebilir ve bireysel duygusal durumları doğrudan etkilemeyebilir. Bununla birlikte psikolojik güvenlik, yüksek stresli ortamlarda bir &#8220;tampon&#8221; işlevi görüyor olabilir; yani her durumda doğrudan mutluluk getiren bir kaynaktan ziyade, kötü şeyler olmasını engelleyen bir kalkan görevi üstleniyor olabilir” diye konuştu.</p>
<p><b>İş yeri koşulları çalışan mutluluğunu şekillendirmede önemli </b></p>
<p>Araştırmada incelenen yenilikçi iklim, psikolojik güvenlik ve iş güvencesizliği şeklindeki bu üç değişkenin çalışanların işyerindeki öznel iyi oluşunun yaklaşık yüzde 22.4&#8217;ünü açıkladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Sosyal bilimlerde, öznel iyi oluş gibi çok boyutlu ve karmaşık bir yapı için bu, pratik açıdan anlamlı açıklayıcı bir güce işaret etmektedir ve iş yeri koşullarının çalışan mutluluğunu şekillendirmede dikkate değer bir rol oynadığını göstermektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>İnsan kaynakları ve yönetim ekiplerine ışık tutacak</b></p>
<p>İşte öznel iyi oluşun iyimserlik gibi kişisel kaynaklar ve aile desteği gibi iş dışı etkenlerden de etkilendiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Ancak bu alanlar üzerinde kurumların doğrudan müdahale kapasitesi sınırlıyken, yenilikçi iklim gibi işyeri faktörleri yöneticilerin geliştirebileceği ve iyileştirebileceği alanlardır. Dolayısıyla araştırmamız, insan kaynakları ve yönetim ekiplerinin çalışanların öznel iyi oluşunu artırmak için etkili biçimde yön verebilecekleri kritik alanlara ışık tutmaktadır” dedi.</p>
<p><b>İş güvencesizliğinin etkisi anlamlılık sınırında kaldı</b></p>
<p>Araştırmada iş güvencesizliğinin öznel iyi oluş üzerindeki negatif etkisinin, istatistiksel olarak anlamlılık sınırında (p=.050) kaldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca<b>, “</b>Oysa araştırmada iş güvencesizliği, çalışan mutluluğu üzerinde negatif bir etki eğilimi göstermiş, fakat bu bulgu istatistiksel olarak sınırda kalmıştır. Teorik beklentilerimizle uyumlu olan bu bulgu, ilişkinin hiç olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu durum bağlamsal faktörlerden kaynaklanabilir. Örneğin, çalışanların işsiz kalma tehdidini nasıl algıladıkları, kişisel finansal durumları ya da kendilerini ne kadar istihdam edilebilir hissettikleri, iş güvencesizliği ile mutluluk arasındaki ilişkinin daha sınırlı görünmesine yol açmış olabilir” dedi.</p>
<p>Söz konusu araştırma Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de Corvinus Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen Yönetim Akademisi Derneği (TAOM) Konferansı’nda, “Workplace Drivers of Subjective Well-Being” başlıklı çalışmada uluslararası akademik toplulukla paylaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-fikirlere-acik-calisma-ortami-calisan-mutlulugunda-onemli-rol-oynuyor-578915">Yeni fikirlere açık çalışma ortamı, çalışan mutluluğunda önemli rol oynuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stanford&#8217;un Dünyaca Prestijli Akademisyenler Listesinde DEÜ&#8217;den 42 Akademisyen</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stanfordun-dunyaca-prestijli-akademisyenler-listesinde-deuden-42-akademisyen-578830</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:22:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim İnsanları]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaca]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kategorisinde]]></category>
		<category><![CDATA[listesinde]]></category>
		<category><![CDATA[prestijli]]></category>
		<category><![CDATA[stanford]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi tarafından her yıl güncellenerek yayımlanan ve dünyanın en etkili bilim insanlarını ortaya koyan listede, bu yıl da Dokuz Eylül Üniversitesinden (DEÜ) çok sayıda akademisyen yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stanfordun-dunyaca-prestijli-akademisyenler-listesinde-deuden-42-akademisyen-578830">Stanford&#8217;un Dünyaca Prestijli Akademisyenler Listesinde DEÜ&#8217;den 42 Akademisyen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Stanford Üniversitesi tarafından her yıl güncellenerek yayımlanan ve dünyanın en etkili bilim insanlarını ortaya koyan listede, bu yıl da Dokuz Eylül Üniversitesinden (DEÜ) çok sayıda akademisyen yer aldı. Elsevier’in ICSR Lab’ı tarafından sağlanan <strong>Scopus</strong> verileri temel alınarak hazırlanan çalışmada, bilim insanları 22 ana bilim dalı ve 174 alt bilim dalında; “Standardize Atıflar”, “H-İndeks”, “Hm-İndeks”, “C-Skor” ve “Yazar Sırasına Bağlı Atıf” gibi kriterlerle değerlendirildi.</p>
<p><b>DEÜ’DEN İKİ KATEGORİDE BÜYÜK BAŞARI</b></p>
<p>Dünya genelinde farklı bilim alanlarındaki yayın ve atıf performanslarının dikkate alındığı listede, DEÜ akademisyenleri tıp, mühendislik, fen ve eğitim bilimleri alanlarındaki çalışmalarıyla öne çıktı.</p>
<p>2024 yılına göre (Yıllık Etki): DEÜ, Türkiye’den sıralamaya giren 1564 akademisyen arasından 20 isimle 15. sırada yer aldı.</p>
<p>Kariyer Boyu Etki kategorisinde: Üniversitemiz, 1308 akademisyen arasından 22 isimle 12. sıraya yükseldi.</p>
<p><b>“KARİYER BOYU ETKİ” KATEGORİSİNDE DEÜ’DEN 22 AKADEMİSYEN</b></p>
<p>“Kariyer Boyu Etki” kategorisinde Üniversitemizden 22 akademisyen yer aldı. Akademisyenlerimizin isimleri ve görev yaptıkları birimler şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Prof. Dr. İbrahim Emre BORA</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Erol BAŞAR</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Adil BAYKASOĞLU</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Yücel BİROL</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Fikret KARGI</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Delia Teresa SPONZA</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Araş. Gör. Ahmet Gökay KORKMAZ</td>
<td>Fen Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Halit YAZICI</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Mustafa ODABAŞI</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Serdar AYDIN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Yoldaş SEKİ</td>
<td>Fen Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. İlgi KARAPINAR</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Burak FELEKOĞLU</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. İsmail Hakkı TAVMAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Ahmet Turan IŞIK</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Onur SAYMAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Hasan SELİM</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Uǧur ÇAM</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Derya BİRANT</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Leman TARHAN</td>
<td>Fen Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Yunus DOĞAN</td>
<td>Buca Eğitim Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Can Özgür ÇOLPAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><b>“YILLIK ETKİ” KATEGORİSİNDE DEÜ’DEN 20 AKADEMİSYEN</b></p>
<p>“Yıllık Etki” kategorisinde ise üniversitemizden 20 akademisyen yer aldı. Akademisyenlerimizin isimleri ve görev yaptıkları birimler şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Prof. Dr. İbrahim Emre BORA</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Adil BAYKASOĞLU</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Erol BAŞAR</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Halit YAZICI</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Yücel BİROL</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Serdar AYDIN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Ahmet Turan IŞIK</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Derya BİRANT</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Yoldaş SEKİ</td>
<td>Fen Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Fikret KARGI</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Araş. Gör. Ahmet Gökay KORKMAZ</td>
<td>Fen Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Mehmet Birhan YILMAZ</td>
<td>Tıp Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr.  İsmail Hakkı TAVMAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Şermin GENÇ</td>
<td>Sağlık Bilimleri Enstitüsü</td>
</tr>
<tr>
<td>Doç. Dr. Fehmi Burçin ÖZSOYDAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. İlgi KARAPINAR</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Hasan SELİM</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Can Özgür ÇOLPAN</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Prof. Dr. Delia Teresa SPONZA</td>
<td>Mühendislik Fakültesi</td>
</tr>
<tr>
<td>Öğr. Gör. Muhammet DAMAR</td>
<td>Rektörlük</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><b>PROF. DR. BAYRAM YILMAZ: ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTEMİZİN VİZYONUNUN SOMUT BİR GÖSTERGESİ</b></p>
<p>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, elde edilen başarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bilim insanlarımızın uluslararası alanda görünürlüğü ve akademik başarıları, araştırma üniversitemizin vizyonunun somut bir göstergesidir. Bizleri ayrıca gururlandırmakta olan bir diğer konu ise, dünyanın en etkin bilim insanları listesinde yer alan 42 akademisyenimizin (hem yıllık hem de kariyer boyu veri tabanlarında) büyük çoğunluğunun bu ülkede yetişmiş ve üniversitemiz bünyesinde kendilerini geliştirmiş kişilerden oluşmuş olmasıdır. Bu da bilimin ve hayatın merkezi olan DEÜ’nün başarılı bilim insanlarını çekirdekten yetiştirerek dünya biliminde en etkin yerlere ulaştırabileceğinin kanıtı olmuştur. Listede uzun yıllar üniversitemize hizmet veren değerli bilim insanlarının yanında, genç bilim insanlarımızın da yer alması, aynı zamanda listeye yeni bilim insanlarımızın da eklenmekte olması, bizler için gurur vericidir. Bu başarıyla, DEÜ’nün uluslararası bilimsel arenadaki yerini pekiştiren değerli akademisyenlerimizi bir kez daha tebrik ediyorum,” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stanfordun-dunyaca-prestijli-akademisyenler-listesinde-deuden-42-akademisyen-578830">Stanford&#8217;un Dünyaca Prestijli Akademisyenler Listesinde DEÜ&#8217;den 42 Akademisyen</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milletvekili Özdemir, Kalıcı Yaz Saati Uygulamasını TBMM’ye Taşıdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/milletvekili-ozdemir-kalici-yaz-saati-uygulamasini-tbmmye-tasidi-578629</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 02:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578629</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, Türkiye’de 2016’dan bu yana uygulanan kalıcı yaz saati uygulamasının sonbahar ve kış aylarında öğrenciler üzerindeki olumsuz etkilerini TBMM’ye sunduğu soru önergesiyle gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milletvekili-ozdemir-kalici-yaz-saati-uygulamasini-tbmmye-tasidi-578629">Milletvekili Özdemir, Kalıcı Yaz Saati Uygulamasını TBMM’ye Taşıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, önergesinde kalıcı yaz saatinin sabah erken saatlerde karanlıkta okula gitmek zorunda kalan öğrencilerin sağlık, güvenlik ve akademik başarılarını olumsuz etkilediğine dikkat çekti.</p>
<p>Kış aylarında günün geç aydınlanması nedeniyle çocukların biyolojik ritimlerinin bozulduğunu ve bunun fiziksel ile ruhsal sağlıklarını etkilediğini vurgulayan Özdemir, önergesinde uygulamanın temel gerekçesi olarak sunulan enerji tasarrufu iddialarının bilimsel verilere dayanmadığını belirterek, kamuoyunun tatmin edici ve şeffaf bilgilerle aydınlatılmasını talep etti.</p>
<p>Nimet Özdemir, kalıcı yaz saati uygulamasının yeniden gözden geçirilmesi ve kış saatine geçiş yapılması gerektiğini vurgulayarak, bu taleplerini Meclis gündemine taşıdı. Özdemir&#8217;in verdiği soru önergesinde şu sorulara yanıt arandı:</p>
<ul>
<li>Öğrencilerin sabah erken saatlerde, henüz kahvaltı yapmadan okula gitmelerinin çocuk gelişimi ve sağlığı üzerindeki etkileri ve bu konuda yapılmış herhangi bir çalışma olup olmadığı.</li>
<li>Kalıcı yaz saati uygulamasının öğrencilerin uyku düzeni, dikkat süresi ve okul başarısı üzerindeki etkilerine dair yürütülen güncel araştırmalar.</li>
<li>Sabah karanlığında okula giden öğrenciler ve öğretmenlerin psikolojik ve fiziksel güvenliğiyle ilgili değerlendirmeler ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışmalar.</li>
<li>Uygulamanın biyolojik ritim, uyku kalitesi, ruh sağlığı ve günlük yaşam performansı üzerindeki etkilerine dair üniversiteler veya bilimsel kuruluşlarla iş birliği yapılıp yapılmadığı.</li>
<li>Vatandaşlardan gelen şikayet, öneri veya taleplerin değerlendirilip değerlendirilmediği ve bu geri bildirimlerin politika belirleme sürecine etkisi.</li>
<li>Toplumsal memnuniyet düzeyine ilişkin kamuoyuna yönelik anket, saha araştırması veya etki değerlendirme planlarının olup olmadığı.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milletvekili-ozdemir-kalici-yaz-saati-uygulamasini-tbmmye-tasidi-578629">Milletvekili Özdemir, Kalıcı Yaz Saati Uygulamasını TBMM’ye Taşıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Muhtarlar Akademisi başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-muhtarlar-akademisi-basliyor-578396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 12:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[muhtarlar]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Kaymakamlığı, Bornova Belediyesi, Yaşar Üniversitesi ve Bornova Muhtarlar Derneği’nin ortaklığıyla hazırlanan “Bornova Muhtarlar Akademisi” Projesi, İçişleri Bakanlığı’ndan 200 bin TL hibe aldı. Kasım ayında başlayacak projeyle 45 mahalle muhtarına 6 ay boyunca çeşitli eğitimler verilerek iletişim ve yönetim becerileri geliştirilecek. Başkan Ömer Eşki, “Güçlü muhtar, güçlü Bornova demektir” diyerek projenin önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-muhtarlar-akademisi-basliyor-578396">Bornova&#8217;da Muhtarlar Akademisi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Kaymakamlığı, Bornova Belediyesi, Yaşar Üniversitesi ve Bornova Muhtarlar Derneği’nin ortaklığıyla hazırlanan “Bornova Muhtarlar Akademisi” Projesi, İçişleri Bakanlığı’ndan 200 bin TL hibe aldı. Kasım ayında başlayacak projeyle 45 mahalle muhtarına 6 ay boyunca çeşitli eğitimler verilerek iletişim ve yönetim becerileri geliştirilecek. Başkan Ömer Eşki, “Güçlü muhtar, güçlü Bornova demektir” diyerek projenin önemini vurguladı.</p>
<p>Bornova Kaymakamlığı, Bornova Belediyesi, Yaşar Üniversitesi ve Bornova Muhtarlar Derneği’nin ortaklığında hazırlanan “Bornova Muhtarlar Akademisi” Projesi, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından desteklenmeye değer bulundu. 200 bin TL hibe almaya hak kazanan proje için Valilik’te protokol imzalandı.</p>
<p>Türkiye’de ilk defa belediye bünyesinde hayata geçirilecek olan Muhtarlar Akademisi, Kasım ayında başlayacak.</p>
<p><b>6 ay sürecek eğitim programı</b></p>
<p>Bornova Belediyesi Muhtarlık İşleri Müdürlüğü koordinesinde yürütülecek proje kapsamında, 45 mahalle muhtarına Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi akademik kadrosu tarafından 01 Kasım 2025 – 30 Nisan 2026 tarihleri arasında çeşitli eğitimler verilecek.</p>
<p><b>P</b>rogram dahilinde muhtarlar; Dijital Okuryazarlık, Temel Bilgisayar ve İnternet Kullanımı, Etkili Sosyal Medya Yönetimi ve Dijital İletişim, Online Toplantılar ve Veri Güvenliği, Topluluk Önünde Konuşma, Dinleme ve Not Alma Teknikleri, Etkili Toplantı ve Zaman Yönetimi, Halkla İlişkiler ve Etkili İletişim, Diksiyon, Hitabet ve İkna Kabiliyeti başlıklarında eğitimler alacak.</p>
<p>Bunun yanı sıra “Muhtarlıkta İyi Uygulama Örnekleri ve Fark Yaratan Muhtarlar Semineri” ile “STK ve Muhtarlar Buluşması” da gerçekleştirilecek.</p>
<p><b>450 Bin Bornovalıya etki edecek</b></p>
<p>Proje sonunda farklı demografik, sosyo-ekonomik, kültür ve eğitim düzeylerine sahip 45 mahallede yaklaşık 450 bin Bornovalıya hizmet veren muhtarların, bireysel, mesleki ve kurumsal iletişim becerilerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu sayede muhtarların vatandaşlarla, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ve yerel yönetimle iletişimi daha sağlıklı, etkin ve verimli hale gelecek.</p>
<p><b>Başkan Eşki: “Güçlü muhtar, güçlü Bornova demektir”</b></p>
<p>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, projenin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Muhtarlarımız, yerel demokrasimizin en temel unsurları. Onların çağın gerektirdiği bilgi ve becerilerle donanması, hem vatandaşlarımızın hayatına doğrudan yansıyacak hem de Bornova’nın daha katılımcı ve kapsayıcı bir yönetim anlayışıyla geleceğe hazırlanmasını sağlayacak. Güçlü muhtar, güçlü Bornova demektir.”</p>
<p><b> </b></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-muhtarlar-akademisi-basliyor-578396">Bornova&#8217;da Muhtarlar Akademisi başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 13:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ceyda]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[iwf]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Lider]]></category>
		<category><![CDATA[leadership]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578146</guid>

					<description><![CDATA[<p>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine, bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine</strong>, <strong>bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.  Cambridge, Harvard ve INSEAD gibi saygın üniversitelerde gerçekleşen prestijli ve güçlü programa IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, akademik başarılarıyla olduğu kadar sosyal etki yaratan liderlik yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve kanser biyoloğu Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, International Women’s Forum (IWF) tarafından yürütülen ve dünyanın dört bir yanından kadın liderlerin kabul edildiği Global Leadership Fellows Programı’nın 2025–2026 dönemine <strong>tam bursla</strong> kabul edildi. IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Açılan Ayhan, zorlu uluslararası jüri süreci sonunda bu prestijli liderlik programında yer almaya hak kazandı.</p>
<p>Türkiye’nin yanı sıra Kanada, Kosta Rika, Jamaika, Meksika, Singapur, Güney Afrika, Birleşik Krallık, ABD, Kırgızistan’dan seçilen 39 kadın lider arasında yer alan <strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan,</strong> dünyada kabul edilen bilimsel çalışmaları ve “Enkazdan Bilime” (From Ruins to Research) adlı toplumsal etki projesiyle dikkat çekiyor. Enkazdan Bilime projesi, depremden etkilenen bölgelerdeki genç kadınları bilimin dönüştürücü ve iyileştirici gücüyle buluşturmayı amaçlıyor. </p>
<p><strong>Önde Gelen Üniversitelerle İş Birliği </strong></p>
<p>30 yılı aşkın süredir yürütülen IWF Global Leadership Fellows Programı, Harvard Üniversitesi, <strong>Cambridge, Harvard ve INSEAD </strong>gibi uluslararası çapta önde gelen üniversitelerde yürütülüyor. Program; liderlik gelişimi, vizyon oluşturma, küresel ağlara erişim ve bire bir mentörlük gibi başlıklarda katılımcılara yoğun bir gelişim süreci sunuyor. </p>
<p><strong>Türk Mezunlar ve Uluslararası Dikkat Çeken İsimler </strong></p>
<p>Mezunları arasında Chanel CEO’su Leena Nair, NASA Johnson Space Center Direktörü Vanessa Wyche gibi küresel liderlerin yanı sıra Song Service Practice-Accenture EMA Lead <strong>Dilnişin Bayel</strong> ile Ashoka Global Community &#038; Resources Co-Director <strong>Zeynep Meydanoğlu Ertan</strong> yer alıyor.  </p>
<p><strong>Seçim Kriterleri: Liderlik Potansiyeli, Sosyal Etki ve Sorumluluk</strong></p>
<p>IWF Global Fellows Leadership Programı’na katılım, yalnızca mesleki başarılarla değil; adayın liderlik potansiyeli, toplumsal etki kapasitesi ve etik değerleriyle değerlendirilmesini gerektiriyor. Adaylar; liderlik yolculuklarındaki kararlılıkları, alanlarında yarattıkları etki, vizyonları ve deneyimleri temel alınarak seçiliyor. Ayrıca programa başvuran adayların, üst düzey rollere 3–5 yıl mesafede olması bekleniyor.</p>
<p><strong>2025–2026 Dönemi Adaylar ve Fon </strong></p>
<p>Bu yılki programa katılım için 11 ülkeden 27 IWF Forum tarafından aday gösterilen 61 aday ile 180’den fazla görüşme yapıldı; ciddi değerlendirme süreci sonunda 39 lider programa katılıma layık bulundu. Bu değerli programda seçili lider adaylarına burs imkânı yaratmak amacıyla “Leadership Fellows Legacy Scholarship” fonu hayata geçirildi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan: </strong><em>“IWF Global </em>Leadership<em> Fellows Programına seçilmek, hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarım açısından çok büyük bir anlam taşıyor. Bu program sayesinde dünyanın farklı noktalarından ilham verici kadın liderlerle bir araya gelme ve küresel ölçekte bir liderlik ağına dahil olma fırsatı bulacağım. Aynı zamanda ‘Enkazdan Bilime’ projesini daha geniş kitlelere taşıma imkânı elde edeceğim. Depremlerle yıkıma uğramış bölgelerdeki genç kadınların bilimin iyileştirici gücüyle tanışmasını sağlamak, benim için bir kariyer hedefinden çok daha fazlası; bu, inandığım bir yaşam amacı. IWF’in sunduğu vizyon ve destek, bu amaç doğrultusunda atacağım adımları daha da güçlendirecek.”</em></p>
<p><strong>Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün, IWF Türkiye Başkanı: </strong><em>“Kadınların birbirinden öğrenerek ve dayanışmayla güçlendiği bir dünyada; IWF Türkiye olarak, Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın vizyonumuzla örtüşen liderlik yolculuğunu IWF Leadership Fellows Programı’nda tam bursla desteklemekten gurur duyuyoruz. Hikâyesi; bilimin gücü ve sosyal etkinin iç içe geçtiği ilham verici bir yolculuğu temsil ediyor. Prof. Dr. Ceyda Açılan’ın uluslararası alanda Türkiye’yi temsil etmesi hem bilimsel bir gurur hem de Türk kadınların dönüştürücü gücünü tüm dünyaya gösteren önemli bir mesajdır. IWF Türkiye olarak, kadın liderliğini geliştirmeye ve çoğaltmaya kararlıyız.”</em></p>
<p><strong>Prof. Dr. Funda Sivrikaya, IWF Küresel Yönetim Kurulu Üyesi: </strong><em>“IWF’in küresel vizyonu, kadın liderliğini güçlendirmek ve aynı zamanda toplumsal dönüşüm yaratan hikâyeleri desteklemek üzerine kurulu. Türkiye’den bir bilim kadının akademik yetkinliğiyle ve vizyoner, dönüştürücü ve insana dokunan liderlik anlayışıyla bu seçkin programa kabul edilmesi, bizler için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın bilimi ve toplumsal sorumluluğunu merkezine alan liderlik modeli, IWF’in temsil etmekten onur duyduğu değerleri ile daha da güçleniyor.” </em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp bebeğe destek: PRP yöntemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebege-destek-prp-yontemi-576926</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 11:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğe]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576926</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen bazı çiftler için bu yolculuk zaman zaman uzun ve sabır gerektiren bir süreç olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebege-destek-prp-yontemi-576926">Tüp bebeğe destek: PRP yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bebek sahibi olmak isteyen bazı çiftler için bu yolculuk zaman zaman uzun ve sabır gerektiren bir süreç olabiliyor. Ancak tıbbın her geçen gün gelişen imkanları, bu süreci kolaylaştırıyor ve pek çok engelin aşılmasına yardımcı oluyor. Son yıllarda tüp bebek tedavilerinde öne çıkan yöntemlerden PRP’nin (trombositten zengin plazma) giderek daha fazla ilgi gördüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Umut vadeden bu hücresel yaklaşım özellikle düşük yumurtalık rezervine sahip kadınlar için yeni bir alternatif sunuyor. PRP, hastadan alınan az miktarda kanın özel bir işlemle hazırlanıp yumurtalıklara verilmesiyle, oradaki doku yenilenmesini destekleyen bir yöntem” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>PRP uygulamasında hastadan küçük bir çay bardağının onda biri kadar, yani yaklaşık 10–20 cc kan alınır. PRP’nin, kan hücreleri içinde en fazla büyüme faktörü barındıran trombositleri kullandığı için önemli olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Hastadan alınan kan özel bir işlemle ayrıştırılır ve trombositten zengin plazma elde edilir. Yaklaşık yarım saatlik hazırlığın ardından elde edilen plazma, tüp bebekteki yumurta toplama işlemine benzer şekilde fakat bu kez tersine, ultrason eşliğinde vajinal yoldan yumurtalıklara enjekte edilir. Hafif anestezi altında gerçekleştirilen işlem ortalama 15–20 dakika sürer. Daha önce dermatoloji ve ortopedide cilt ve kıkırdak yenilenmesi amacıyla kullanılan bu yöntem, artık yumurtalık rezervi azalmış hastalarda da yumurtalıkların canlandırılması için tercih ediliyor” dedi.</p>
<p><strong>Yaş değil yumurtalık rezervi önemli</strong></p>
<p>Yumurtanın olgunlaşma süresi 80 gün olduğundan, PRP’nin etkisini görmek için üç ay beklemek gerekir diyen Prof. Dr. Kutlu, “İşlem tekrarlanabilse de genellikle tek bir uygulamada en yüksek etki bu dönemde alınır ve tam sonuçların 3–6 ay sürdüğü düşünülür. Aynı zamanda PRP tedavisi yaşa göre değil, yumurtalık rezervine göre değerlendirilir. Örneğin genç yaşta da olsa rezervi düşük ve tüp bebek tedavisine yeterli yanıt vermeyen hastalar için uygun olabilir. PRP’ye ihtiyaç duyan hastalar halihazırda tüp bebek aşamasına gelmiş kabul edilir. Bu nedenle yalnızca PRP sonrası doğal gebeliği beklemek çoğunlukla zaman kaybına yol açar. En etkili dönem olan ilk 3–6 ayda tedaviyi tüp bebek süreciyle birleştirmek en doğru yaklaşımdır” dedi.</p>
<p><strong>Deneysel bir tedavi olduğu bilinmeli</strong></p>
<p>PRP tedavisinin henüz deneysel kabul edildiğinin altını çizen Kutlu, “Bazı hastalarda olumlu sonuçlar alınsa da bazı hastalarda belirgin bir fayda görülmeyebiliyor. Bu nedenle yöntemin kesin kanıtlanmış bir tedavi olmadığı bilinmeli. Ayrıca PRP tedavisi özellikle tüp bebekte en yüksek doz ilaçlara rağmen yalnızca bir ya da iki yumurta elde edilebilen ve tekrar denemelerde de sürekli düşük sayıda yumurta gelişen hastalar için uygun bir seçenektir. Yani, ilk denemelerde yeterli sayıda yumurta ve embriyo elde edilmesine rağmen gebelik sağlanamayan hastalar PRP için uygun bir teknik değildir” dedi.</p>
<p><strong>Olası yan etkiler tüp bebekle aynı</strong></p>
<p>Kişinin kendi hücrelerini kullanan bir yöntem olduğu için herhangi bir olumsuz etkiye sahip olmadığını ifade eden Kutlu, “Ancak yine de cerrahi bir işlem olduğu unutulmamalı. Tıpkı tüp bebek uygulamalarında olduğu gibi hastalar işlemin tüm yönleriyle ilgili bilgilendirilir ve bir onay alınır. Teknik olarak benzer bir işlem olduğundan, tüp bebekte bahsettiğimiz riskler burada da geçerlidir. Kanama, enfeksiyon ya da organ ve damar yaralanması gibi riskler her cerrahi işlemde olduğu gibi olasılıklar dahilindedir. Fakat deneyimli sağlık merkezlerinde bu ve benzeri ihtimaller çok düşüktür ve elde edilen faydalar bu risklerden çok daha fazladır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebege-destek-prp-yontemi-576926">Tüp bebeğe destek: PRP yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geciktiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576691</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her geçen gün daha uzun bir ömür sürmemize rağmen, asıl önemli olanın sağlıklı ve bağımsız yaşlanmak olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691">Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Her geçen gün daha uzun bir ömür sürmemize rağmen, asıl önemli olanın sağlıklı ve bağımsız yaşlanmak olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bilimsel araştırmalar, yaşlanmayı hızlandıran en önemli faktörlerin hareketsizlik, kronik stres, düzensiz uyku ve yalnızlık olduğunu gösteriyor. Bu noktada, en etkili ve doğal çözümün düzenli egzersiz olduğu vurgulanıyor. Acıbadem Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Doç. Dr. Nuray Alaca, egzersizin yalnızca fiziksel değil, hormonal, metabolik ve zihinsel açıdan da yaşlanmayı yavaşlatan güçlü bir araç olduğuna dikkat çekerek, “Egzersiz, insanın biyolojik saatini yavaşlatıyor. Düzenli yürüyüş yapan kişilerin biyolojik yaşlarının daha genç olduğunu bilimsel araştırmalar göstermiştir. Spor yapan insanlar daha dinç kalıyor, yaşlanma hızları yavaşlıyor” diyor.</strong></em></p>
<p>Doç. Dr. Nuray Alaca’ya göre, egzersiz yalnızca bedeni değil, ruhu da genç tutuyor:</p>
<p>“Uyku kalitesinden hormon dengelerine, kalp-damar sağlığından sosyal bağlara kadar yaşamın her alanında olumlu etki gösteriyor. Kısacası egzersiz, uzun ve sağlıklı yaşamın en güçlü reçetesi.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“Yürüyen Daha Genç Kalıyor”</strong></p>
<p>Düzenli egzersizin yaşlanmayı geciktirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, birçok kronik hastalığa karşı koruyucu etki sağladığını da vurguluyor. Egzersizin yalnızca bedensel değil, aynı zamanda hormonal ve metabolik dengeler üzerinde de güçlü etkileri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nuray Alaca, “Egzersiz büyüme hormonu ve IGF-1 salınımında destekleyici rol oynayarak hücre yenilenmesini destekler. İnsülin duyarlılığını artırır, metabolik sendrom ve insülin direnci riskini azaltır. Direnç egzersizleriyle testosteron ve östrojen seviyeleri korunabilir, kortizol yani stres hormonu dengelenir” diyor.</p>
<p>Düzenli sporun uyku kalitesine de iyi geldiğini belirten Doç. Dr. Alaca, “Düzenli egzersiz, uyku kalitesini ilaçsız şekilde belirgin biçimde iyileştirebilir. Egzersiz yaptığınız gün daha kaliteli uyuduğunuzu hemen fark edersiniz” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Yaşlılığa Karşı Hangi Egzersizler Yapılmalı?</strong></p>
<p>Yaşlanmayı geciktirmek için en önemli egzersizlerin aerobik ve direnç egzersizleri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Nuray Alaca, şunları ekliyor:</p>
<p>“Yürüyüş, koşu, yüzme, jimnastik, bisiklet gibi aerobik egzersizler kalp-akciğer kapasitesini artırır, kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltır, biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır, ayrıca beyin sağlığını korur ve bilişsel fonksiyonlara olumlu etki eder. Haftada 2-3 kez direnç egzersizi yapmak ise kas ve kemik sağlığı açısından çok önemlidir. Özellikle yaşlılarda düşmeye bağlı kalça kırıkları ölüm riskini artırıyor. Direnç egzersizleri bu riski ciddi şekilde azaltıyor. Haftada 40 dakikalık kuvvet egzersizlerinin çok güzel sonuç verdiğini biliyoruz. Diyabet ve kalp-damar hastalıklarında ise hastaların haftada 60 dakika kuvvet egzersizi yapmalarını öneriyoruz. Aşırı egzersiz yapmanın ise bağışıklık ve eklem sağlığına zarar verdiğini gösteriyor bilimsel çalışmalar. Yani haftada 2, en fazla 3 direnç egzersizi yeterli. Direnç egzersizlerini, kasların belli bir kuvvete karşı çalışmasını sağlayarak onları güçlendiren ve şekillendiren egzersiz türü olarak tanımlayabiliriz. Direnç egzersizlerine örnek olarak ağırlık kaldırma, şınav, direnç lastiğiyle yapılan egzersizler, pilates topu veya reformer ile yapılan dirençli hareketleri sıralayabiliriz.” </p>
<p>Düzenli egzersizin başta kalp-damar hastalıkları, diyabet ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu olduğunu belirten Doç. Dr. Nuray Alaca, “Egzersiz; kas kaybı, denge bozukluğu ve bağımlılık riskine karşı güçlü bir kalkan. Düzenli yürüyüş yapan insanların biyolojik olarak daha genç bir yaşa sahip olduklarını görüyoruz. Yani egzersiz, yaşlanmayı yavaşlatıyor, gençliği koruyor” diyor.</p>
<p><strong>Esneme Egzersizleri ve Kısa Süreli Koşular Önemli </strong></p>
<p>Kısa süreli koşuların önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, “Mesela yürürken 10-15 saniye, en fazla 30 saniye hızlı koşmayı öneriyoruz. Vücudu şaşırtmak çok önemli. Yürürken birden zıplamanın veya 15 saniye koşup durmanın sağlığa olumlu katkıları var” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Esneme egzersizlerinin de sağlığa faydasının büyük olduğuna değinen Doç. Dr. Nuray Alaca, özellikle yoga, pilates gibi faaliyetlerin hem fiziksel hem ruhsal açıdan yararlı olduğunu belirtiyor: “Esneme egzersizleri kişinin kendini iyi hissetmesini sağlıyor, kas esnekliğini artırıyor. Ayrıca zamanla eklem sertliğini, kas kısalmasını ve duruş bozukluğunu da önlüyor. Özellikle de omurga, kalça ve omuz esnekliğini koruyarak yaşa bağlı ağrı ve hareket kısıtlılığını azaltıyor. Yoga gibi disiplinler ayrıca stres hormonu seviyelerini düşürerek zihinsel rahatlama da sağlıyor.”</p>
<p><strong>Sosyal Bağlar Ömrü Uzatıyor</strong></p>
<p>Egzersizin sadece bedensel değil, sosyal faydaları da olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Nuray Alaca, “Sağlıksız beslenme ve fiziksel aktivite eksikliği dışında yaşlılıkta kırılma riskini artıran en önemli şeylerden biri, yalnızlık. Yalnızlık, yaşlılıkta ömrü kısaltan en önemli faktörlerden biri. Sosyal bağların, ortalama ömrü yaklaşık 7 seneye kadar anlamlı derecede uzattığı, sosyal yaşlıların daha uzun yaşadıkları bilimsel araştırmalarla da gösterildi. Dolayısıyla biz pilates gibi grup egzersizleri öneriyoruz yaşlı insanlara. Grup egzersizleri, pilates, dans ya da yürüyüş gibi aktiviteler sosyal bağları güçlendiriyor ve ömrü uzatıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egzersiz-yaslanmayi-geciktiriyor-yuruyen-daha-genc-kaliyor-576691">Egzersiz Yaşlanmayı Geciktiriyor, Yürüyen Daha Genç Kalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 16:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asit]]></category>
		<category><![CDATA[bileşik]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Kaman]]></category>
		<category><![CDATA[kayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kayısı Çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[şifa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, geleneksel tıpta ve modern farmakolojide önemli bir yere sahip olan kayısı çekirdeğinin faydaları ve riskleri hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477">Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, geleneksel tıpta ve modern farmakolojide önemli bir yere sahip olan kayısı çekirdeğinin faydaları ve riskleri hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Antikanser, anti-enflamatuar, antioksidan etkileri var</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin tıbbi ve aromatik bitkiler arasındaki yerini tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, &#8220;Semen Armeniacae olarak da tanımlanan kayısı çekirdeği, Rosaceae (Gülgiller) Prunus armeniaca bitkisinin tohumudur, hem geleneksel tıpta hem de modern farmakolojide kullanımı olan, bitkisel yağlar ve fitokimyasallar açısından değerli bir bitkidir. Kozmetik, gıda takviyesi ve farmasötik alanlarda sıkça kullanılan bu çekirdek; uçucu bileşenler, yağ asitleri, fitosteroller ve polifenoller bakımından oldukça zengindir. Elde edilen soğuk pres yağı; cilt bakımından iltihap giderici etkisine kadar çok sayıda alanda kullanılmaktadır. İçeriğindeki etkin bileşenler sayesinde antikanser, anti-enflamatuar, antioksidan, immunmodülatör ve hepatoprotektif etkileri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Zengin bir biyoaktif bileşik profiline sahip</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin, zengin bir biyoaktif bileşik profiline sahip olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Sabit yağ oranı oldukça yüksek olup (%27.7–66.7), protein (%14–45), şeker, potasyum, magnezyum, demir gibi mineraller, arjinin, lösin esansiyel aminoasitler ve çeşitli fenolik bileşikler içerir. Oleik asit, linoleik asit ve palmitik asit gibi doymuş ve doymamış yağ asitlerinin yanı sıra özellikle E vitamini (tokoferol) açısından zengindir. Ana toksik maddesi ise siyanojenik glikozit olan Amigdalin (%2–5.5) dir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Acı ve tatlı kayısı çekirdekleri arasındaki temel fark nedir?</strong></p>
<p>Acı ve tatlı kayısı çekirdekleri arasında en temel farkın, amigdalin içerik düzeyi olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Acı kayısı çekirdeği yüksek miktarda amigdalin içerir, tadı acı ve keskindir. Tatlı kayısı çekirdeği ise hafif tatlı ya hiç amigdalin içermez ya da çok düşük seviyededir. Tıbbi aromatik açıdan acı çekirdek, amigdalin içeriği sayesinde daha fazla farmakolojik etki gösterdiği için kullanım alanları tıbbi maçlı ve geleneksel tedavilerdir. Ancak bu aynı zamanda toksikolojik risk anlamına da gelir, yüksek zehirlenme riski vardır. Tatlı çekirdekler ise daha çok kozmetik ve gıda amaçlı kullanılır ve zehirlenme riski doza bağlı olarak düşüktür.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi hücreleri üzerinde uyarıcı etkisi var</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeği ve yağının bağışıklık sistemini stimüle edici (immunostimülan) etkilere sahip olduğu, oksidatif stresi azaltarak bağışıklık sisteminin genel direncini artırabildiğinin bildirildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Çekirdekte bulunan amyidalinin, doğrudan bağışıklık sistemi hücreleri üzerinde uyarıcı etki gösterebildiği, düşük dozda ve kontrollü kullanıldığında anti-enflamatuar ve bağışıklık sistemi üzerinde destekleyici etkilere sahip olabildiği bildirilmiştir.” dedi.</p>
<p><strong>Hücre yaşlanmasını geciktiriyor </strong></p>
<p>Bilimsel araştırmaların, kayısı çekirdeği özütlerinin güçlü antioksidan kapasiteye sahip olduğunu gösterdiğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Özellikle içeriğinde yer alan polifenoller ve flavonoidler (salisilik asit, kafeik asit, quercitrin, kaempferol, ferulik asit ve gallik asit gibi) serbest radikallerle reaksiyona girerek hücresel hasarı önlemeye yardımcı olur. Bu bileşikler, hidroksil ve süperoksit radikallerinin yanı sıra hidrojen peroksite karşı da koruyucu etki gösterir. Ayrıca yüksek E vitamini içeriği sayesinde oksidatif stresi azaltarak hücre yaşlanmasını geciktirir ve genel sağlığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sedef hastalığı ve egzamada da faydası var</strong></p>
<p>Cilde topikal olarak uygulandığında yumuşatıcı ve nemlendirici bir bileşen görevi gördüğüne de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Linoleik asit ve oleik asit gibi değerli yağ asitleri sayesinde anti-enflamatuar, cildi aydınlatıcı, cilt nemini artırma ve cilt bariyer fonksiyonunu iyileştirme yeteneği ile bilinir.  E vitaminin antioksidan özelliklerinden dolayı akne, sedef hastalığı, egzama gibi dermatolojik durumlarda faydalı olmasının yanı sıra ayrıca cildin sağlıklı ve nemli kalmasını sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koroner kalp hastalıklarının önlenmesinde faydalı </strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin diyet proteininin yanı sıra yağ ve lifin de önemli bir kaynağı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Geleneksel olarak kabızlık ve parazit tedavisinde kullanıldığı ve anti-ülseratif etkilere sahip olduğu bildirilmiştir. Oleik (Omega-9) ve linoleik asitler (Omega -6) yağ asitleri sayesinde kalp dostudur. Kayısı çekirdeklerinin içeriğinde bulunan fitosteroller ve fenolik bileşiklerin koroner kalp hastalıklarının önlenmesinde faydalı olduğu, LDL ve total kolesterolü düşürürken, HDL’yi arttırdığı ve kalp dokusunu oksidatif hasara karşı koruduğu bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Acı çekirdeklerin çiğ ve yüksek miktarda tüketimi ölümcül olabiliyor</strong></p>
<p>Çekirdekte bulunan amigdalinin β-glukozidaz enzimi ile vücutta hidrolize olarak hidrojen siyanüre (HCN) dönüştüğünün bilindiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “HCN, hücresel solunumu engelleyerek hipoksiye yol açar.   Aşırı miktarda tüketilmesi halinde mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, uyuşukluk, sinirlilik, eklem ve kaslarda çeşitli ağrılar, bilinç kaybı, koma ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Özellikle acı çekirdeklerin çiğ ve yüksek miktarda tüketimi ölümcül olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Günde en fazla üç küçük kayısı çekirdeği…</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi&#8217;nin (EFSA) belirlediği güvenli tüketim limitlerini paylaşarak sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>&#8220;EFSA, bir porsiyonda üçten fazla küçük çiğ kayısı çekirdeği ya da bir büyük çekirdeğin yarısından azının tüketilmesinin, güvenli sınırları aşabileceğini bildirmektedir. Buna göre, ortalama bir yetişkinin Akut Referans Doz (ARfD) sınırını aşmadan günde en fazla üç küçük kayısı çekirdeği (yaklaşık 370 mg) tüketmesi mümkündür. Çocuklar içinse bu miktar bir küçük çekirdeğin yarısı kadardır (yaklaşık 60 mg). Sonuç olarak, yetişkinlerde günlük 1 ila 3 küçük çekirdekten fazlası tavsiye edilmemekte, hamileler, emziren kadınlar ve çocuklar için ise kesinlikle önerilmemektedir.&#8221;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477">Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir Belediyesi Doğu-Batı Kampı ile gençleri buluşturdu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-belediyesi-dogu-bati-kampi-ile-gencleri-bulusturdu-573290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 12:16:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[kamp]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Doğu-Batı Kampı, Türkiye’nin farklı illerinden ve yurt dışından gençleri bir araya getirdi. Kampta çok kültürlü ortamlara erişimi sınırlı gençler bir araya gelerek kültürlerarası etkileşim sağladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-belediyesi-dogu-bati-kampi-ile-gencleri-bulusturdu-573290">Büyükşehir Belediyesi Doğu-Batı Kampı ile gençleri buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen Doğu-Batı Kampı, Türkiye’nin farklı illerinden ve yurt dışından gençleri bir araya getirdi. Kampta çok kültürlü ortamlara erişimi sınırlı gençler bir araya gelerek kültürlerarası etkileşim sağladı.</p>
<p>“Bridge to Turkey Fund” destekli Doğu-Batı Kampı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi’ne bağlı Gençlik Kampı’nda gerçekleştirildi. Kültürlerarası diyalogla gençlerin bir araya gelmesi sağlayan kampta takım oluşturma etkinlikleri, İngilizce aktiviteler ve su oyunları oynandı. Ülke ve şehir sunumları gerçekleştirildi ve kültür gecesi yapıldı. Deneyimlerini paylaşma imkanı bulan gençler etkinlikte gençler keyifli vakit geçirdi.</p>
<p><strong>GENÇLER İÇİN GÜVENLİ BİR ÖĞRENME ALANI </strong></p>
<p>Kamp koordinatörü Nancy Güzeliş, “Doğu-Batı kampımız, kültürlerarası diyalog araçlarıyla gençleri bir araya getirmeyi amaçlıyor. Kamp sonunda gördüğümüz en büyük sosyal etki, katılımcıların özgüvenlerindeki artış. 2022’den bu yana sosyal etki raporları hazırlıyoruz; çıktılarımız gençlerin 21. yüzyıl becerilerine katkı sağlandığını gösteriyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi ile ilk çalışmamız. Burası çok güzel bir alan ve her aşamada destek sunan bir ekiple birlikteyiz. Belediyeye verdikleri destek için teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p><strong>DEZAVANTAJLI GENÇLERE KÜLTÜRLERARASI DENEYİM </strong></p>
<p>Dezavantajlı gençlerin daha fazla kültürlerarası iletişim becerisi elde edebilmesi ve bu becerilerini geliştirebilmesi için bu kampı gerçekleştirdiklerini vurgulayan Sedat Gündoğdu, “Doğu-Batı Kampı’nı 2008’den beri Türkiye’de kültürlerarası iletişimi güçlendirmek için gerçekleştiriyoruz. Özellikle çok kültürlü yapıya erişimi kısıtlı gençlerin, yabancı akranlarıyla dil bariyeri olmadan deneyim paylaşabildiği bir ortam kuruyoruz. Antalya Büyükşehir Belediyesi de alan tahsisiyle yanımızda yer aldı. Temel yaklaşımımız, dezavantajlı gençlere farklılıkları deneyimleyebilecekleri bir kültürlerarası iletişim fırsatı sunmak” dedi.</p>
<p><strong>FARKLI KÜLTÜRLERLE KENDİMİZİ KEŞFEDİYORUZ </strong></p>
<p>İki yıl önce Doğu-Batı kampına katılan ve farklı deneyimler elde eden Elif Çetinkaya ise “Geçen yıl gönüllüydüm, bu sene eş koordinatörüm. Kamp; kültür geceleri, psikolojik oyunlar ve etkinliklerin ardından yapılan çözümlemelerle hem kendimizi hem farklı kültürleri tanımamıza olanak veriyor. Sadece Türkiye’den değil; Fransa, Danimarka, Endonezya, Çin gibi birçok ülkeden katılımcılarla kültürlerarası bir köprü kuruyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-belediyesi-dogu-bati-kampi-ile-gencleri-bulusturdu-573290">Büyükşehir Belediyesi Doğu-Batı Kampı ile gençleri buluşturdu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung IFA 2025&#8217;te Yeni Sound Tower modellerini tanıttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-ifa-2025te-yeni-sound-tower-modellerini-tanitti-572648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 14:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[kolu]]></category>
		<category><![CDATA[mod]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung Electronics, taşınabilir ses sistemlerindeki son inovasyonlarıyla geliştirdiği yeni Sound Tower (ST50F ve ST40F) modellerini tanıttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-ifa-2025te-yeni-sound-tower-modellerini-tanitti-572648">Samsung IFA 2025&#8217;te Yeni Sound Tower modellerini tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsung Electronics, taşınabilir ses sistemlerindeki son inovasyonlarıyla geliştirdiği yeni Sound Tower (ST50F ve ST40F) modellerini tanıttı. Kalabalık buluşmalar için tasarlanan yeni ürünler, gelişmiş akustik teknolojilerini dinamik ve modern tasarımlarla birleştirerek, ışık ve sesle eğlenceli parti deneyimleri sunuyor. Yeni Sound Tower modelleriyle tüketicilerin iç ve dış mekanlarda eğlenceyi deneyimleme şeklinde yeni bir standart belirlediklerini söyleyen Samsung Electronics Görsel Ekran İş Birimi Başkan Yardımcısı Hun Lee, “Özelleştirilebilir ışık efektlerinin yanında sesi herkese duyuran gelişmiş bir tasarım kullanan Samsung, müşterilerin farklı yaşam tarzlarına inovatif ses çözümleri sunma konusundaki kararlılığını vurguluyor” dedi.</p>
<p><strong>Güçlü parti müziği</strong></p>
<p>Yeniden tasarlanan akustik yapısıyla Sound Tower, net ve derin baslarıyla 240 Watt&#8217;a kadar, zengin ve ortamı dolduran sesler sunuyor. Samsung&#8217;un çift kubbe tweeter&#8217;larda kullandığı Waveguide teknolojisi, sesleri dağıtarak geniş, dengeli bir ses sahnesi oluşturuyor. Bu optimizasyon, net duyulabilen keskin tizler sağlarken çift woofer ise Deep, Punchy ve Gentle modları üzerinden özelleştirilebilir bas seçenekleriyle dinleyicilerin tercihlerine göre ses deneyimleri ayarlamasına imkan tanıyor. Standard, Wide, Stadium ve Outdoor seçeneklerinden oluşan dört ek ses modu sayesinde ise dinleyiciler, sesleri arka bahçedeki barbekü alanından kalabalık dans pistlerine kadar her ortama uygun şekilde hassas ayarlayabiliyor.</p>
<p>İç ya da dış mekanlarda, kullanıcılar tek bir şarjla 18 saate kadar kablosuz çalma süresi elde ederek uzun performansın keyfini çıkarabiliyor. Değiştirilebilir batarya partilerin kesintisiz devam etmesini sağlarken, ürünlerin IPX4 suya dayanıklılık derecesi, dış mekan kullanımında gönül rahatlığı sunuyor. Etkileyici bir ses ortamı oluşturmak için kullanıcılar, Auracast<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2122.png" alt="™" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Group Play ile birden fazla farklı üniteyi birbirine bağlayabiliyor veya iki Sound Tower ünitesini Stereo Play ve True Wireless Stereo (TWS) aracılığıyla eşleştirerek gerçek sol-sağ stereo ses elde edebiliyor.</p>
<p><strong>Canlı Party Lights + özelliğiyle her moda uyan ışıklar</strong></p>
<p>Sound Tower’da yer alan Party Lights + sistemi, her buluşmayı etkileyici bir görsel-işitsel deneyime dönüştürüyor. Önceden ayarlanmış beş mod ve altı dinamik aydınlatma deseniyle kullanıcılar, Samsung Sound Tower uygulamasını kullanarak muhteşem atmosferler oluşturabiliyor. Gerçek zamanlı tepkiler veren sistem, şarkıların ritim ve frekanslarını analiz ediyor, ritimle senkronize çalışan düzinelerce LED&#8217;i etkinleştiriyor.</p>
<p>Özelleştirilebilir mod seçenekleri arasında Wave, Trail, Spark, Breeze, Flow ve Flare dahil olmak üzere çok çeşitli efektler, hareketler ve renkler yer alıyor. Böylece festivalden dinlenme ortamına kadar uzanan atmosferler yaratmak kolaylaşıyor.</p>
<p>Hoparlörün beş ana düzleme yayılan geliştirilmiş LED aydınlatma seçenekleri 360 derece etki sağlıyor:</p>
<ul>
<li>Şerit ışığı: İki woofer ünitesini çevreleyen ve canlı desenler gösteren ikonik LED yarış pisti tarzı ışıklardır.</li>
<li>Halka ışık: LED ışıklar, iki tweeter ünitesinin etrafında baskın renkleri vurgular.</li>
<li>Çizgisel ışıklar: Hoparlörün gövdesini çevreleyen ve atmosferik bir etki yaratan, dört kenardaki çizgi ışıklarıdır.</li>
<li>Kristal ışıklar: Hoparlörün tabanında ve ayaklarında yer alan bu ışıklar enerjik bir atmosfer yaratır.</li>
<li>Tutma kolu ışığı: İşlevsel bir detay olarak kontrol panelini aydınlatır, müzik ile ayarların etkileşimini ve kontrolünü kolaylaştırmak üzere tablet veya akıllı telefona destek sağlar.</li>
</ul>
<p>Eğlenceli ortamlar için, yerleşik bulunan DJ Booth, Karaoke modları ve gitar girişi, her mekanı canlı müzik yapılan bir sahneye dönüştürüyor, güçlü sesler ile ışıklandırmayı bir araya getirerek gerçek bir parti deneyimi yaşatıyor.</p>
<p><strong>Taşınabilir ve dayanıklı</strong></p>
<p>Hem işlevsel hem de görsel olarak dikkat çeken Sound Tower, cesur geometrik tasarımı, entegre aydınlatma özelliği ve taşımaya uygun yapısıyla çok yönlü kullanım için geliştirildi. Güç, tasarım ve rahatlık arasında kurduğu dengeyle Sound Tower, taşınabilir parti ses sistemlerini yeniden tanımlıyor. Yeni modellerde ayrıca Samsung&#8217;un Grip &amp; Roll tasarımına da yer verildi. ST40F modelinin alt kısmında tutma yuvası ve entegre tutma kolu bulunuyor. Tekerlekler ve teleskopik tutma kolunun eklendiği ST50F modelinin de taşınabilirliği kolaylaştırıldı.</p>
<p>İki model de farklı ihtiyaçlara uyan üstün bir ses deneyimleri sunmak üzere geliştirildi:</p>
<ul>
<li>Sound Tower ST50F: 240 W çıkış gücü, 18 saate kadar pil ömrü, 6,5 inç çift woofer, 25 mm çift kubbe tweeter, teleskopik tutma kolu + tekerlekler, IPX4 suya dayanıklılık.</li>
<li>Sound Tower ST40F: 160 W çıkış gücü, 12 saate kadar pil ömrü, 5,25 inç çift woofer, 20 mm çift kubbe tweeter, entegre tutma kolu, IPX4 suya dayanıklılık.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-ifa-2025te-yeni-sound-tower-modellerini-tanitti-572648">Samsung IFA 2025&#8217;te Yeni Sound Tower modellerini tanıttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sesinizden Memnun Değilseniz…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sesinizden-memnun-degilseniz-571056</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 08:01:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[İşlemler]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sesimiz, kimliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Kimimiz için mesleğimizi icra etmenin bir yolu, çoğumuz içinse düşüncelerimizi, duygularımızı ve kimliğimizi ifade etmenin temel aracıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sesinizden-memnun-degilseniz-571056">Sesinizden Memnun Değilseniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sesimiz, kimliğimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Kimimiz için mesleğimizi icra etmenin bir yolu, çoğumuz içinse düşüncelerimizi, duygularımızı ve kimliğimizi ifade etmenin temel aracıdır. Özellikle pandemi sonrası yaygınlaşan görüntülü görüşmeler, uzaktan eğitim ve dijital iletişim platformları sayesinde insanlar seslerinin nasıl duyulduğunu daha çok fark ediyor. Bu artan farkındalık, sesle ilgili sorunların daha erken fark edilir hale gelmesine ve daha fazla kişinin profesyonel destek arayışına girmesine neden oluyor. İşte ses cerrahisi tam da bu noktada devreye giriyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Erol Bozbora, ses teli cerrahisi hakkında merak edilenleri cevapladı.</p>
<p><b>Bireylerin sesi, psikolojilerini dahi etkiliyor</b></p>
<p>Ses, yalnızca fiziksel bir özellik değil; kişinin kendini var etme biçimlerinden birisidir. Bireyler için sesin toplumsal cinsiyet kimliğiyle uyumlu hale getirilmesi, kişisel yolculuklarının önemli bir parçasıdır. Sesin toplumsal algılarla ilişkisi bulunmaktadır. İnce sesli erkekler ya da kalın sesli kadınlar zaman zaman toplumun yerleşik cinsiyet beklentileriyle çatışan bir algıya maruz kalabilmektedir. Bu durum, bireylerin seslerinden dolayı yanlış anlaşılmalarla karşılaşmalarına, özgüven kaybı yaşamalarına ya da sosyal dışlanma korkusu taşımalarına yol açabilmektedir.</p>
<p><strong>Ses cerrahisine ne zaman başvuruluyor?</strong></p>
<ul>
<li>Ses tellerinde iyi huylu oluşumlar (nodül, polip, kist vb.)</li>
<li>Ses teli felci (tek taraflı ya da çift taraflı)</li>
<li>Spazmodik disfoni (istemsiz kas kasılmaları nedeniyle gelişen ses bozukluğu)</li>
<li>Reinke ödemi (genellikle sigarayla ilişkili olup ses tellerinde sıvı birikimiyle ortaya çıkan, kalın ve boğuk sesle seyreden durum)</li>
<li>Yapısal bozukluklara bağlı kronik ses kısıklığı</li>
<li>Cinsiyet uyum sürecinde sesin kimlikle uyumlu hale getirilmesi</li>
</ul>
<p><strong>Kimliğinize uygun sese kavuşmanız mümkün</strong></p>
<p>Ses cerrahisi, ses tellerinde (vokal foldlar) meydana gelen yapısal ya da işlevsel sorunları düzeltmeye yönelik çeşitli işlemleri kapsamaktadır. Bu cerrahiler ses kalitesini iyileştirmek, kaybedilen ses fonksiyonunu geri kazandırmak ya da kişinin kimliğiyle daha uyumlu bir ses elde etmesine yardımcı olmak amacıyla uygulanmaktadır. Amaç kimi zaman kısıklığı gidermek, kimi zaman zayıf sesi güçlendirmek ya da sesin tonunu, tınısını değiştirmek olabilmektedir. Tüm bu durumlarda ses cerrahisi kişiye özel çözümler sunmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>Uygun sesi bulmak için birçok tedavi seçeneği bulunuyor</strong></p>
<p>Ses teli tedavisinde birden farklı yöntem mevcuttur. Her ses cerrahisi süreci detaylı bir değerlendirme ile başlamaktadır. İlk olarak ses tellerinin yüksek çözünürlüklü hareketli görüntülenmesi olarak bilinen Videolaringostroboskopi işlemi yapılmaktadır. Ardından akustik ses analizini yapılır ve Dil ve Konuşma terapistinin değerlendirmesi ile işlemler tamamlanır. Bunların sonucuna göre hangi tedavi yönteminin uygulanacağı planlanmaktadır.</p>
<p>Tedavi seçenekleri;</p>
<ul>
<li>Mikrolaringoskopi: Mikroskop eşliğinde ağız içinden girilerek yapılan ve ses tellerindeki nodül, kist, polip gibi iyi huylu lezyonların çıkarılmasını sağlayan minimal invaziv cerrahidir.</li>
<li>Tiroplasti (Ses Teli Yer Değiştirme): Ses teli felci olan hastalarda, etkilenen telini destekleyerek sesi güçlendirmeyi amaçlayan cerrahidir.</li>
<li>Ses Teli Dolgusu (Enjeksiyon Laringoplasti): Özellikle yaşa bağlı ses zayıflığı veya ses teli felci gibi durumlarda uygulanan, ses tellerine biyouyumlu dolgu maddesi enjekte edilerek sesin güçlendirilmesini sağlayan etkili ve pratik bir yöntemdir.</li>
<li>Ses İnceltme / Kalınlaştırma Ameliyatları: Cinsiyet uyumu ya da estetik ses talepleri doğrultusunda, ses tellerinin gerginliği, uzunluğu veya kalınlığı değiştirilerek sesin tonu üzerinde etki sağlanır.</li>
<li>Botulinum Toksin (Botoks) Enjeksiyonları: Spazmodik disfoni gibi kas spazmı kaynaklı ses bozukluklarında, istemsiz kasılmaları azaltmak amacıyla uygulanır. Etkili ve gerektiğinde tekrar edilebilir bir tedavi seçeneğidir.</li>
</ul>
<p><strong>İşlemin hemen sonrasında yeni sesiniz ile güne devam edebilirsiniz</strong></p>
<p><strong> </strong>Her ses teli cerrahisi sonrasında süreç bireye özel olarak planlanmaktadır. Ses dinlenmesi, ses terapisi ve düzenli kontrollerle iyileşme yakından takip edilmektedir. Hedefimiz yalnızca yapısal sorunu çözmek değil, kişinin günlük yaşamında konforla ve güvenle iletişim kurmasını sağlamaktır. Ses teli dolgusu veya Botoks gibi işlemler poliklinik şartlarında kısa sürede uygulanıp aynı gün taburculukla tamamlanabilirken, ses inceltme, tiroplasti vb. işlemler ameliyathane şartlarında 1 saati geçmeyecek sürelerde yapılıp 1 gün hastanede yatış ile tamamlanabilmektedir. Bazı işlemlerden sonra kısa süreli ses istirahati önerilmektedir. Kimi işlemlerde ise ses istirahatine hiç gerek kalmadan işlemden hemen sonra hasta amaçlanan yeni ses ile konuşmaya başlayabilmektedir.</p>
<p>Ses cerrahisi sadece anatomiyi düzeltmekle ilgili değildir. Kimi zaman bireyin kendisi gibi duyulmasına, kimi zaman kaybettiği sesini yeniden kazanmasına, kimi zaman da hayal ettiği sesi elde etmesine olanak tanımaktadır. Deneyimli bir ekip, multidisipliner bir yaklaşım ve dikkatli bir takip süreciyle, ses teli cerrahisi yaşam kalitesini anlamlı biçimde artırabilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sesinizden-memnun-degilseniz-571056">Sesinizden Memnun Değilseniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet&#8217;in 102. yılında kadın liderler Çeşme&#8217;de buluşacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetin-102-yilinda-kadin-liderler-cesmede-bulusacak-569279</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 15:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[liderler]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569279</guid>

					<description><![CDATA[<p>Afganistan’dan Hollanda’ya, belediye başkanlarından dijital dönüşüm liderlerine; uluslararası başarılarıyla öne çıkan girişimcilerden genç kadın sporculara kadar pek çok güçlü kadın, 23-25 Ekim’de Çeşme’de gerçekleşecek olan Uluslararası Kadın Liderler Zirvesi’nde buluşacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetin-102-yilinda-kadin-liderler-cesmede-bulusacak-569279">Cumhuriyet&#8217;in 102. yılında kadın liderler Çeşme&#8217;de buluşacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Afganistan’dan Hollanda’ya, belediye başkanlarından dijital dönüşüm liderlerine; uluslararası başarılarıyla öne çıkan girişimcilerden genç kadın sporculara kadar pek çok güçlü kadın, 23-25 Ekim’de Çeşme’de gerçekleşecek olan Uluslararası Kadın Liderler Zirvesi’nde buluşacak.</p>
<p>Uluslararası Kadın Liderler Zirvesi, <b>Kamu Teknoloji Platformu</b> tarafından 23-25 Ekim’de Çeşme’de düzenlenecek. Bu yılki tema “<b>Kadın Görünürlüğü</b>.” <b>“Who keeps the World moving?”</b> yani “Dünyayı kim ilerletiyor?” sloganıyla duyurulan zirve, dünyadaki kültürel ve sektörel gelişmelerin yaratıcılığını ve liderliğini üstlenen kadınların görünürlüğünü tartışıyor. Siyaset, sanat, medya, girişimcilik, ekonomi, teknoloji ve spor gibi birçok alanda iz bırakan kadınlar, Çeşme’de aynı sahnede buluşacak. Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli&#8217;nin ev sahipliğinde gerçekleşecek bu tarihi organizasyon, kadınların toplumsal hayattaki rollerini daha görünür kılmayı, onları güçlendirmeyi ve küresel çapta bir değişime ilham vermeyi amaçlıyor.</p>
<p><b>CESARETİN, TEMSİLİN VE İLHAMIN SESİ KADINLAR</b></p>
<p>Zirvenin özel konuşmacısı, Afganistan’ın en genç kadın belediye başkanı olarak dünya gündemine oturan <b>Zarifa Ghafari</b>, görev süresince verdiği cesur mücadeleyle dikkat çekmişti. İnsani yardım çalışmalarıyla tanınan <b>Rola Hallam</b>da küresel adalet mücadelesindeki rolünü ve deneyimlerini Çeşme’de paylaşacak.</p>
<p>Bosna Hersek’in Saraybosna Belediye Başkanlığı görevinde de bulunmuş olan, Novo Sarajevo’nun genç Belediye Başkanı <b>Benjamina Karić</b>, kadınların yerel yönetimlerdeki etkisini anlatacak. Avrupa’da Türk kadınını temsilen öne çıkan, Hollanda&#8217;nin Rijswijk Belediye Başkanı <b>Huri Şahin</b> ise çeşitlilik, temsil ve etki üzerine konuşacak.</p>
<p>Zirvenin ev sahibi olan <b>Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli</b>, Çeşme’nin ilk kadın belediye başkanı. İlk gençliğinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisinde siyasete katılan Başkan Denizli, genç yaşına rağmen bugüne dek birçok görevde yer aldı. Zirvede, bu topraklarda bir kadın olarak büyümenin, bir kadın olarak siyasette var olmanın anlamına dair kendi hikâyesini ve deneyimlerini paylaşacak.</p>
<p><b>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Selin Sayek Böke</b> ise toplumsal cinsiyet eşitliği, demokrasi ve sosyal adalet mücadelesindeki tutarlı ve güçlü duruşuyla yalnızca siyasette değil, fikir dünyasında da ilham veren bir kadın lider. Zirvede, kamu politikalarında kadın temsiliyetinin yapısal önemine değinerek, Cumhuriyet’in eşitlik idealini yeniden hatırlatacak.</p>
<p>Toplumsal meselelere sesiyle ışık tutan sanatçı <b>Aylin Aslım</b> ve kalemiyle kadınların dünyasını yazıya döken yazar <b>Buket Uzuner</b>, mizahı ve enerjisiyle kadın dayanışmasını görünür kılan <b>Yasemin Şefik </b>kültür ve sanatta kadının dönüştürücü gücünü sahneye taşıyacak.</p>
<p>Dijital aktivizmin kadın mücadelesindeki dönüştürücü etkisinin tartışılacağı oturumda İçerik Üreticisi <b>Nihan Çumralıgil</b>ve Avukat <b>Bedia Büyükgebiz</b> deneyimlerini paylaşacak.</p>
<p><b>EKONOMİDEN SPORA KADINLARIN GÜCÜ </b></p>
<p>İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Yönetim Kurulu Üyelerinden biri olan <b>Işınsu Kestelli</b>, kadınların iş dünyasında eşit katılımı için verdiği mücadele ve liderliği ile sesini duyuracak. Moda alanında kültürel bir ifade biçimine dönüşüm yaratan tasarımcı <b>Dilek Hanif</b> ise yaratıcı vizyonunu paylaşacak. Sporda sınırları zorlayan isimler; milli sörfçü <b>Çağla Kubat</b> ve ultra maraton yüzücüsü <b>Bengisu Avcı</b>, azim ve kararlılıkla yazılmış başarı öykülerini aktaracak. Uluslararası pazarlama stratejileriyle dikkat çeken MUBI Kıdemli Pazarlama Müdürü <b>Tuğçe ArslanÜçer</b> ile, havacılık sektöründe uzun yıllardır yöneticilik yapan ve Air France–KLM Türkiye Ticari Müdürü olarak görevini sürdüren <b>Nilüfer Aktan</b>, kadın bakış açısının sektörlerdeki dönüştürücü etkisine dikkat çekilecek.</p>
<p><b>TEKNOLOJİ, GİRİŞİMCİLİK, MEDYA VE GELECEĞİ ŞEKİLLENDİREN KADINLAR </b></p>
<p>Teknoloji ve medya dünyasından da güçlü kadınlar zirvede sahnede olacak. Seri girişimci ve melek yatırımcı <b>Sanem Oktar</b>, girişimcilik dünyasındaki tecrübelerini aktarırken, Cisco Türkiye Genel Müdürü <b>Didem Duru</b>, dijital dönüşümde kadın liderlerin etkisini ortaya koyacak. Meta-Artist ve müzisyen<b> </b><b>Beyza Doğuç</b>, teknoloji ile sanatı birleştiren yaratıcı perspektifini paylaşacak. Güçlü sesi ve cesur gazeteciliğiyle tanınan <b>Şule Aydın</b> ise medya dünyasında kadınların rolüne değinecek.</p>
<p>Etkinliğin sonunda yayımlanacak ortak bildirge ve politika önerileri, kadın liderliğini hem Türkiye&#8217;de hem de uluslararası düzeyde güçlendirecek bir yol haritası sunacak. Çeşme Uluslararası Kadın Liderler Zirvesi, 23-25 Ekim tarihleri arasında, Kamu Teknoloji Platformu tarafından Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetin-102-yilinda-kadin-liderler-cesmede-bulusacak-569279">Cumhuriyet&#8217;in 102. yılında kadın liderler Çeşme&#8217;de buluşacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Greyfurt]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçlarla]]></category>
		<category><![CDATA[Soya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor. Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz</strong>, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Nar Suyu </strong></p>
<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>
<p><strong>Yeşil Çay </strong></p>
<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>
<p><strong>Greyfurt Suyu </strong></p>
<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Süt ve Süt Ürünleri</strong></p>
<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>
<p><strong>Soya </strong></p>
<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-567952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:09:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[bunlar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, son dönemde ölümlere neden olan zayıflama ürünlerinin içine gizlice katılan ve tüm dünyada yasaklanan "Sibutramin" maddesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-567952">Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, son dönemde ölümlere neden olan zayıflama ürünlerinin içine gizlice katılan ve tüm dünyada yasaklanan &#8220;Sibutramin&#8221; maddesi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>“Yemek yeme arzusu azalıyor ancak tehlikeli olan da bu…”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, “Sibutramin” maddesinin beyinde neden olduğu etkiyi ve tehlike boyutunu şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Bu madde, herkesin bildiği dopamin, serotonin, noradrenalin gibi nörokimyasalların etkilerini arttırıyor. Onların sinir uçlarında daha fazla etki göstermesine neden oluyor. Evet, iştah azalıyor, yemek yeme arzusu azalıyor. Ancak tehlikeli olan da bu. Noradrenalini arttırması nedeniyle zaten hipertansiyonu arttırması beklenir. Damar yataklarında ciddi bozukluklara, kanamalara, örneğin inmeye yol açabiliyor. Bu özellikleri nedeniyle hem Amerikan Gıda İlaç Dairesi (FDA) tarafından hem de Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından yasaklandı ve piyasadan çekildi.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Problem, onayın Tarım Bakanlığı&#8217;ndan alınması&#8221;</strong></p>
<p>Tehlikenin temelinde yatan yasal boşluğa ve denetim zafiyetine dikkat çeken Prof. Dr. Uzbay, &#8220;Buradaki problem aslında bu gıda takviyelerinin Tarım Bakanlığı tarafından onaylanması, kolayca piyasaya sürülmesi ve denetimlerinin az olmasıdır. Sibutramin maddesi başka nelere konuyor, onu bilmiyoruz. Bu yetkinin tamamen Sağlık Bakanlığı&#8217;na geçmesi ve bu ürünlerin bu kadar kolay piyasaya çıkmaması lazım.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Bitkisel olan zararsızdır&#8221; efsanesi bir aldatmaca</strong></p>
<p>Halk arasında yaygın olan yanlış bir algının tehlikeyi büyüttüğünü belirten Prof. Dr. Uzbay, &#8220;bitkisel&#8221; ve &#8220;ilaç değildir&#8221; etiketlerinin birer aldatmaca olduğunu söyledi:</p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, &#8220;Halkın ilaç okuryazarlığı maalesef çok düşük ve şöyle bir şey pompalandı: &#8216;Bitkisel olan, bitki kökenli ürünlerin tamamı zararsızdır.&#8217; O nedenle de burada Sağlık Bakanlığı denetimi devre dışı kaldı. Önemli olan etken maddenin böyle bir etki oluşturmasıdır. Bitkisel olması, bir etken maddenin yan etkileri olmayacağı anlamına gelmiyor. Bu ürünlerin üzerinde ne yazıyor? ‘İlaç değildir.’ Ama bunların hepsi sağlık için pazarlanıyor, hastalıklara iyi geleceği iddia ediliyor ve aynen bir ilaç gibi eczanelerde de satılıyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Viagra etken maddesi de katılıyor&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, bu sahtekarlığın sadece zayıflama ürünleriyle sınırlı olmadığını, cinsel gücü artırdığı iddia edilen takviyelerde de benzer bir durumun yaşandığını ifade ederek, “Cinsel gücü arttırdığı iddia edilen birçok başka takviye var piyasada satılan. Bunlar üzerinde de inceleme yapılsa çoğunda Viagra diye bildiğimiz sildenafil etken maddesi bulunuyor. Bunlar internetten ve elden pazarlayan şirketlerden de temin edilebiliyor, kuryelerle kapıya kadar getirilebiliyor.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bu işleri yapanların bu işlerden men edilmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu ölümcül ticaretin önüne geçmek için atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:</p>
<p>&#8220;Bunu yapan firma ve bunu piyasaya sürenler her kimlerse, bunların cezalandırılması gerekiyor. Yani yasaklamaktan önce caydırıcı cezaların açık seçik ortaya konması lazım. Bu işleri yapanların bu işlerden men edilmesi gerekiyor. Ve denetimi yapmaya yetkili olan bakanlığın Tarım Bakanlığı&#8217;ndan ziyade Sağlık Bakanlığı olması lazım. Üzerinde ‘ilaç değildir’ yazınca sorumluluktan da kurtuluyorsunuz. Hâlbuki bir hekim böyle bir ilaç verse ve hasta zarar görse ciddi sorumlulukları var. Bunların da bir sorumluluk dâhilinde olması lazım.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Ezbere ilaç kullanmayın!&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, sözlerini vatandaşlara yönelik hayati bir uyarıyla tamamladı:</p>
<p>&#8220;Bir ayda 10-15 kilo vermek çok sağlıklı bir şey değildir. Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz. Mutlaka bir endokrinoloji uzmanının değerlendirmesi, reçetesi veya tavsiyesi ve bir diyetisyenin gözetiminde yapılması lazım. Yoksa insanlar çok ağır sonuçlarla karşılaşabilir.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-zayiflama-amaciyla-ister-gida-takviyesi-ister-baska-bir-ilac-olsun-ezbere-ilac-kullanilmaz-567952">Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Zayıflama amacıyla, ister gıda takviyesi ister başka bir ilaç olsun, ezbere ilaç kullanılmaz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecek Etki Fonu&#8217;ndan OctaiPipe&#8217;ye üç milyon Sterlin yatırım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecek-etki-fonundan-octaipipeye-uc-milyon-sterlin-yatirim-452329</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2024 12:08:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fonundan]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[octaipipeye]]></category>
		<category><![CDATA[sterlin]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=452329</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vestel Ventures ve Tacirler Portföy Yönetimi ortaklığıyla yönetilen Gelecek Etki Fonu, ilk yurtdışı yatırımını İngiltere merkezli OctaiPipe’ye yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecek-etki-fonundan-octaipipeye-uc-milyon-sterlin-yatirim-452329">Gelecek Etki Fonu&#8217;ndan OctaiPipe&#8217;ye üç milyon Sterlin yatırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Vestel Ventures ve Tacirler Portföy Yönetimi ortaklığıyla yönetilen Gelecek Etki Fonu, ilk yurtdışı yatırımını İngiltere merkezli OctaiPipe’ye yaptı.</span></strong></p>
<p><span>Endüstriyel IoT için uçtan uca Edge AI platformu OctaiPipe, Seri A öncesi yatırım turunda toplamda üç milyon Sterlin yatırım ve 500 bin Sterlin hibe aldı. Londra merkezli SuperSeed tarafından organize edilen tura Vestel Ventures ve Tacirler Portföy Yönetimi ortaklığıyla yönetilen Gelecek Etki Fonu, Atlas Ventures, Forward Partners, D2, Martlet Capital ve Deeptech Labs de katıldı.</span></p>
<p><span>Girişim bu yatırım turuyla birlikte, kendi geliştirdiği ‘Birleşik Öğrenme’ (Federated AI) teknolojisini daha da ileri seviyeye getirmeyi ve OctaiPipe platformunun enerji, kamu hizmetleri, üretim, telekomünikasyon ve bağlı cihazlar dahil olmak üzere IoT bağımlı kritik endüstriler için kullanılabilirliğini ölçeklendirmesine olanak tanıyacak. </span></p>
<p><span>Dr. Eric Topham (CEO), Ivan Scattergood (CTO) ve George Hancock (CGO) tarafından kurulan Londra merkezli girişim 2022&#8217;de pazara sunduğu ürünü ile ‘Kritik Altyapı’da çalışan veri bilimcilerine ve yapay zeka mühendislerine güvenilir, uçtan uca ‘Birleşik Öğrenme Operasyonları’ (FL-Ops) platformu sağlıyor. OctaiPipe platformu, kullanıcıların yapay zekayı uçta hızlı şekilde dağıtmasına ve otomatikleştirmesine, akıllı IoT cihazlarından oluşan ölçeklenebilir ağlar boyunca dağıtılmış makine öğrenimini düzenleyip yönetmesine olanak tanıyor.</span></p>
<p><strong><span>Vestel, yeni nesil iş alanlarını önceliklendirmeye devam ediyor</span></strong></p>
<p><span>Yatırıma ilişkin değerlendirmelerde bulunan <strong>Vestel Ventures Genel Müdürü Öner Tekin</strong>, &#8220;Girişimcilik ekosistemini desteklemek ve yeni iş alanlarını Vestel&#8217;in bünyesine kazandırmak için yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bu kapsamda OctaiPipe&#8217;a yaptığımız yatırım, &#8216;Gelecek Etki Fonu&#8217;nun beşinci, aynı zamanda da ilk yurtdışı yatırımımız. Gelecek Etki Fonu aracılığıyla, teknolojik yönü güçlü olan ve büyüme potansiyelinin yüksek olduğuna inandığımız girişimlere, sektör ayırt etmeksizin yatırım yapıyoruz. OctaiPipe, yapay zekanın endüstriyel anlamda ölçeklenebilir hale gelmesini sağlayan &#8216;Federated Learning&#8217; teknolojisi geliştiren bir girişim. Bu açıdan OctaiPipe&#8217;ın yakın gelecekte Vestel ile ortak çalışmalar gerçekleştirmesini de planlıyoruz. Önümüzdeki dönemde start-up yatırımlarını, uluslararası iş birliklerini ve büyüme alanlarımıza yönelik yatırımlarımızı sürdüreceğiz&#8221; dedi.</span></p>
<p><span>Kritik Altyapı, veri güvenliğinin genellikle en üst düzeyde olduğu, veri açısından zengin, son derece zorlu ortamları nitelendirirken, yapay zekanın IoT cihazları tarafından toplanan verilere uygulanması, Kritik Altyapı’da üretkenliği artırma, sürdürülebilirliği iyileştirme, varlık durumunu ve performansını izleme konusunda önemli potansiyele sahip. Ancak, bulutta veri işlemeyle ilgili güvenlik endişeleri ve artan ‘Bulut Yapay Zekâ’ maliyetleri nedeniyle bağlı cihazların ve yapay zekanın ‘Kritik Altyapı’da kullanımı şimdiye kadar sınırlıydı. OctaiPipe’ın geliştirdiği ‘Birleşik Öğrenme Platformu’ ile IoT cihazlarındaki veriler, yapay zekâ modelini uçta yerel olarak eğitmek, performansı ve sistem dayanıklılığını en üst düzeye çıkarmak, veri güvenliğini artırmak ve bulut veri maliyetlerini radikal şekilde azaltmak için kullanılarak bu alanda ölçeklenebilir çözümler sunuyor.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecek-etki-fonundan-octaipipeye-uc-milyon-sterlin-yatirim-452329">Gelecek Etki Fonu&#8217;ndan OctaiPipe&#8217;ye üç milyon Sterlin yatırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;ndan Türkiye Sosyal Etki Ekosisteminde bir ilk daha: Buğday Fiyatına Endeksli Sukuk İhracı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasindan-turkiye-sosyal-etki-ekosisteminde-bir-ilk-daha-bugday-fiyatina-endeksli-sukuk-ihraci-443649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Feb 2024 21:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bankasından]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[buğday]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[ekosisteminde]]></category>
		<category><![CDATA[endeksli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fiyatına]]></category>
		<category><![CDATA[ihracı]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sukuk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, yürüttüğü yatırım bankacılığı faaliyetleri çerçevesinde tarım tedarik zincirinde faaliyet gösteren ve tarım ekosistemini teknolojiyle buluşturan dijital tarım platformu Tarfin ile Türkiye’de bir ilk olan buğday fiyatına endeksli sukuk (kira sertifikası) ihracını gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasindan-turkiye-sosyal-etki-ekosisteminde-bir-ilk-daha-bugday-fiyatina-endeksli-sukuk-ihraci-443649">Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;ndan Türkiye Sosyal Etki Ekosisteminde bir ilk daha: Buğday Fiyatına Endeksli Sukuk İhracı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, yürüttüğü yatırım bankacılığı faaliyetleri çerçevesinde tarım tedarik zincirinde faaliyet gösteren ve tarım ekosistemini teknolojiyle buluşturan dijital tarım platformu Tarfin ile Türkiye’de bir ilk olan buğday fiyatına endeksli sukuk (kira sertifikası) ihracını gerçekleştirdi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında Türkiye Etki Finansmanı Ekosistemini geliştirmeye hız kesmeden devam eden Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, finansal danışmanlığını yaptığı Tarfin ile birlikte buğday fiyatına endeksli sukuk ihracını gerçekleştirdi. Kalkınma Yatırım Varlık Kiralama Şirketi’nin ihraççı olduğu 30 milyon TL tutarındaki ihraç, Vakıf Katılım’ın satış aracılığıyla tamamlandı. İSFA’nın danışma komitesi olarak yer aldığı ihraç, buğday fiyatına endeksli getiri modeli ile Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Gerçekleştirilen sukuk ihracı ile tarım sektörü adına önemli bir iş birliğine imza attıklarını belirten Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop, “Enerji sektörü gibi tarım ve gıda da öncelikli sektörlerimiz arasında yer alıyor. Dünya nüfusu hızla artarken, ülkemizin de 2050 yılında 105 milyon nüfusa ulaşması bekleniyor. Bu nedenle tarımsal üretimi teşvik etmek, yatırımcılara finansal danışmanlık vermek ve destek olmak bizim için oldukça kıymetli. Daha önce Tarfin’in yanı sıra Altınmarka Gıda, Tarım Kredi Holding, CarrefourSA, Tarım Kredi Tedarik, Tiryaki Agro gibi tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren çeşitli şirketlerin borçlanma aracı ihraçlarını gerçekleştirmiştik. Yine ülkemizde bir ilki gerçekleştirerek dijital tarım platformu Tarfin ile buğday fiyatına endeksli sukuk ihracına imza attık. Ülkemizin bugünü ve yarınları için sorumluluk almaya, katma değeri yüksek projeleri desteklemeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Buğday fiyatına endeksli sukuk ihracıyla finansman kaynaklarını çeşitlendirdiklerini söyleyen Tarfin CEO’su Mehmet Memecan, “Tarfin olarak tarımı desteklemeye ve güçlü bir ekonominin en önemli yapı taşı olan çiftçilerin yanında olmaya devam ediyoruz. Kamu tarafında bu alanda etki alanı geniş projelere imza atılırken tarımın gelişimi için özel sektöre de büyük görev bir görev düşüyor. Tarfin olarak biz de bu sorumluluk bilinciyle hareket ediyor, bu alanda değerli paydaşlarımız Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ve Vakıf Katılım ile birlikte sektörde bu denli önemli bir adımı atmış olmanın gurunu yaşıyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Vakıf Katılım Genel Müdürü Mehmet Ali Akben ise gerçekleştirilen ihraç ile ilgili, “Vakıf Katılım olarak müşterilerimizin finansal ihtiyaçlarını karşılayacak yeni kaynaklar oluşturmak ve fonlama kaynaklarımızı çeşitlendirmek amacıyla birçok çalışma yürütüyoruz. Yürüttüğümüz faaliyetlerde de ülkemizin gelişiminde hayati öneme sahip sektörlere sermaye sağlamayı, stratejik ve teknolojik projeleri finanse etmeyi önceliklendiriyoruz. Bu doğrultuda, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ve Tarfin arasında gerçekleşen buğday fiyatına endeksli ilk sukuk ihracına satış aracılığını faizsiz bankacılık ilkeleri çerçevesinde başarıyla tamamlamış olmaktan, üreten ve çalışan çiftçilerimize kaynak oluşturmaktan dolayı mutluyuz.  Önümüzdeki dönemde de sermaye piyasalarına destek olmaya, iş birlikleri ve dijitali odağına alan yeni ürünlerimizle hizmet yelpazemizi genişletmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>İhraçtan elde edilecek fon ile çiftçilerin tarımsal üretim süreçlerinin desteklenmesi ve hasat dönemleriyle uyumlu vadeler dikkate alınarak üretim girdilerinin tedarik edilmesi hedeflenmektedir. Söz konusu ihraç, çiftçiler için buğday fiyatında oluşabilecek fiyat artışı riskine karşı finansal koruma sağlarken yatırımcılar için buğday fiyatına endeksli yeni bir yatırım aracı sunmaktadır. İhraç ile birlikte hem tarım sektörünün gelişimine ve çiftçinin finansmanına, hem de sermaye piyasalarının gelişmesine ve yeni ürünler kazandırılmasına katkı sağlanmaktadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-kalkinma-ve-yatirim-bankasindan-turkiye-sosyal-etki-ekosisteminde-bir-ilk-daha-bugday-fiyatina-endeksli-sukuk-ihraci-443649">Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası&#8217;ndan Türkiye Sosyal Etki Ekosisteminde bir ilk daha: Buğday Fiyatına Endeksli Sukuk İhracı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Bankası&#8217;ndan Etki Girişimlerine Özel Program Workup4Future   </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-bankasindan-etki-girisimlerine-ozel-program-workup4future-417218</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 14:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bankasından]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[girişimlerine]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[workup4future]]></category>
		<category><![CDATA[workupfuture]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417218</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İş Bankası, Workup çatısı altında Türkiye Girişimcilik Vakfı partnerliği ve Hackquarters yürütücülüğünde, afet odaklı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda teknoloji üreten etki girişimlerine özel hızlandırma programı Workup4Future’ı hayata geçiriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-bankasindan-etki-girisimlerine-ozel-program-workup4future-417218">İş Bankası&#8217;ndan Etki Girişimlerine Özel Program Workup4Future   </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İş Bankası’ndan Etki Girişimlerine Özel Program Workup4Future </strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Türkiye İş Bankası, Workup çatısı altında Türkiye Girişimcilik Vakfı partnerliği ve Hackquarters yürütücülüğünde, afet odaklı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda teknoloji üreten etki girişimlerine özel hızlandırma programı Workup4Future’ı hayata geçiriyor. </em></p>
<p> </p>
<p>İş Bankası, ülkemizde girişimciliğin gelişmesi ve ekosistemin büyümesi adına sunduğu kapsamlı destek ve değer önerilerini, afet odaklı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesinde teknoloji üreten etki girişimlerine yönelik hızlandırma programı Workup4Future ile zenginleştiriyor. Program, Türkiye Girişimcilik Vakfı partnerliği ve Hackquarters hızlandırıcılığında gerçekleştirilecek.</p>
<p>2017’den bu yana her dikeyden girişime ev sahipliği yapan, son yıllarda farklı alanlara özel programlarla ekosistemi ve startupları destekleyen Workup çatısı altında düzenlenecek Workup4Future programına, doğal afetler başta olmak üzere, “karbon salımının azaltılması”, “gelir adaletinin sağlanması” ve “cinsiyet eşitliği” gibi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına yönelik teknoloji geliştiren, fikir aşamasını tamamlamış, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir girişimler başvurabilecek. </p>
<p>Seçilen girişimler, 4 ay sürecek program kapsamında uzman mentorlar ve mezun girişimlerle bir araya gelme, bu alanda aktif yatırım yapan FounderOne, Arya GSYF, MAXİS GSYF ve İş Bankası 100. Yıl Girişim Sermayesi ile buluşma imkânlarına sahip olacak. Ayrıca İş Bankası ve grup şirketleri ile Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın ulusal ve uluslararası ağı ile müşteri kazanımı, kavram kanıtlama çalışmaları ve ürün/hizmet satışı olanaklarına ulaşabilecek. Girişimler, İş Kule Workup Alanı’nda ücretsiz ofis imkânından da yararlanabilecek.</p>
<p>Workup4Future programına başvurular, 5 Aralık Salı gününe kadar www.workup.ist/workup-for-future web sitesi üzerinden yapılabilecek. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-bankasindan-etki-girisimlerine-ozel-program-workup4future-417218">İş Bankası&#8217;ndan Etki Girişimlerine Özel Program Workup4Future   </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/schneider-electric-surdurulebilirlik-etki-odulleri-basliyor-411256</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 20:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[electric]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[schneider]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enerji yönetimi ve otomasyonun dijital dönüşümüne liderlik eden Schneider Electric, Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri'nin ikincisi için başvuru sürecini başlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/schneider-electric-surdurulebilirlik-etki-odulleri-basliyor-411256">Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Schneider Electric, bu yıl ikincisini düzenlediği Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri ile sürdürülebilirlik alanında küresel çapta iyi örnekleri teşvik etmeyi amaçlıyor.</li>
<li>Bu yıl şirketin iş ortaklarının yanı sıra müşterileri, tedarikçileri ve kanal ortaklarının da katılımına açık olan ödül programına başvurular 17 Kasım 2023&#8217;e dek sürecek.</li>
<li>Yeni başvuru kriterleri, şirketlerin Strateji Oluşturma, Dijitalleşme ve Karbonsuzlaştırma konusunda daha entegre bir yaklaşım sunmalarını sağlayacak. </li>
</ul>
<p>Enerji yönetimi ve otomasyonun dijital dönüşümüne liderlik eden Schneider Electric, Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri&#8217;nin ikincisi için başvuru sürecini başlattı. Ödül programı, Schneider Eletric&#8217;in iş ortağı ekosisteminin daha sürdürülebilir ve elektrikli bir dünya yaratma konusundaki katkılarını onurlandırmak üzere ilk kez geçen yıl başlatılmıştı. Bu yıl şirket, programın kapsamını müşterileri, tedarikçileri ve kanal ortaklarını da içerecek şekilde genişletiyor. Seçim kriterleri de operasyonların elektriklendirilmesi ve dijitalleştirilmesi yoluyla net sıfır hedeflerine ulaşmaya yönelik daha geniş çabaları ele alacak şekilde güncellendi. Başvurular ise 17 Kasım 2023 tarihine kadar açık olacak ve ödül programının kazananları Nisan 2024&#8217;te açıklanacak.  </p>
<p>Sürdürülebilirlik çabalarını teşvik etmek üzere bu ödül programının önem taşıdığına değinen <strong>Schneider Electric Güç Ürünlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rohan Kelkar</strong>; “Net sıfıra giden yolu hızlandırmaya yönelik çalışmalarımızda tüm ekosistemimizle birlikte yol alıyoruz. Bu doğrultuda Sürdürülebilirlik Etki Ödüllerimizi bu yıl iş ortaklarımızın yanı sıra müşterilerimiz ve tedarikçilerimizi de kapsayacak şekilde genişletmekten mutluluk duyuyoruz. Böylece çok daha geniş bir alanda, hep birlikte yarattığımız somut etkiyi güçlendirecek ve onurlandıracağız” dedi.</p>
<p>Bu yıl tanıtılan yeni ödül kategorileri ise şunlar:</p>
<ul>
<li>“Müşterilerime Etki”: Müşterilerinin karbonsuzlaştırma hedeflerine ulaşmalarını sağlayarak sürdürülebilir liderlik sergileyen iş ortaklarını ödüllendirme</li>
<li>“İşletmeme Etki”: Kendi operasyonlarını karbonsuzlaştırmada sürdürülebilirlik liderliği sergileyen müşterileri ödüllendirme</li>
<li>“Büyük veya Orta Ölçekli Tedarikçiler için İşletmeme Etki”: Schneider Electric liderliğindeki bir girişim olan ve 2025 yılına kadar şirketin en büyük 1.000 küresel tedarikçisinin operasyonel karbon emisyonlarını yarıya indirmeyi amaçlayan Sıfır Karbon Projesi&#8217;ne katılan tedarikçileri ödüllendirme</li>
</ul>
<p>Aynı zamanda Schneider Electric, ödül seçim kriterlerini daha entegre bir yaklaşımla güncelledi. Ödül programı, katılımcıların elektrifikasyon ve karbonsuzlaştırma çabalarına odaklanmaya devam ederken, aynı zamanda Strateji, Dijitalleştirme ve Karbonsuzlaştırma eylemleri yoluyla Elektrik 4.0 odaklı bir geleceği yaratma çabaları da daha geniş bir şekilde ele alıyor. Buna enerji verimliliğinin artırılması ve dijital araç ve teknolojilerin uygulanmasının yanı sıra diğer etki ve yenilik örnekleri de dahil. </p>
<p><strong>Başvurular 17 Kasım’a dek sürüyor</strong></p>
<p>Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri başvuruları için son tarih 17 Kasım 2023 olarak açıklandı. Tüm adaylar, küresel ödül için değerlendirilmeden önce bölgesel finaller için kısa listeye alınacak. Küresel finalistler ise Nisan 2024&#8217;te açıklanacak. Ödül sahipleri, bu platformla itibarlarına katkı sunan ve yeni iş fırsatları yaratabilecekleri küresel bir tanınırlık kazanıyor.</p>
<p>2023 Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri’ne dünyanın dört bir yanındaki kanal ortaklarından toplam 241 başvuru yapıldı ve bunlardan altı küresel kazanan, öncü inovasyon ve karbonsuzlaştırma çabaları için ödüllendirildi. </p>
<p>2024 Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri, Schneider Electric&#8217;in daha sürdürülebilir bir gelecek sunmak için kapsamlı iş ortağı ekosistemini güçlendirmeyi amaçlayan Sürdürülebilirlik İçin İş Ortaklığı girişiminin çalışmalarına güç katacak. Bu kapsamda Schneider Electric ayrıca, dünya genelindeki şirketlerin karbonsuzlaştırma yolculuklarını hızlandırmaları için ücretsiz bir eğitim kaynağı olan Schneider Electric Sürdürülebilirlik Okulu’nu da hayata geçirmişti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Schneider Electric Hakkında</strong></p>
<p>Schneider’in amacı herkesin <strong>enerji ve kaynaklardan en iyi şekilde faydalanmasına yardımcı olmak, süreçleri ve sürdürülebilirliği ilişkilendirmektir</strong>. Schneider Electric&#8217;te biz buna <strong>Life Is On</strong> diyoruz.</p>
<p> </p>
<p>Misyonumuz <strong>Sürdürülebilirlik ve Verimlilikte dijital iş ortağınız olmaktır</strong>.</p>
<p>Dijital dönüşümü teşvik etmek amacıyla kullanım döngüsünün tamamında dünya lideri süreç ve enerji teknolojilerini, uç nokta &#8211; bulut bağlantı ürünlerini, kontrolleri, yazılım ve hizmetleri entegre ediyor; evler, binalar, veri merkezleri, altyapı ve sektörlerde entegre şirket yönetimini mümkün kılıyoruz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/schneider-electric-surdurulebilirlik-etki-odulleri-basliyor-411256">Schneider Electric Sürdürülebilirlik Etki Ödülleri Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç liderler ve girişimciler etki yaratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genc-liderler-ve-girisimciler-etki-yaratiyor-396902</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Aug 2023 12:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[girişimciler]]></category>
		<category><![CDATA[liderler]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç Liderler ve Girişimciler, en büyük Liderlerini Anıtkabir'de ziyaret ederek, akşamında Ankara iş dünyası ile network programında buluştu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-liderler-ve-girisimciler-etki-yaratiyor-396902">Genç liderler ve girişimciler etki yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genç Liderler ve Girişimciler, en büyük Liderlerini Anıtkabir&#8217;de ziyaret ederek, akşamında Ankara iş dünyası ile network programında buluştu. </strong></p>
<p><strong>Uluslararası Genç Liderler ve Girişimciler Derneği JCI Çankaya ve Bahçeşehir şubeleri  işbirliği ile gerçekleşen programda liderlik ve girişimcilik gelişimine katkı sunuldu.</strong></p>
<p>Uluslararası Genç Liderler ve Girişimciler (JCI) Derneği’nin Çankaya ve Bahçeşehir şubeleri başkanları ve yönetim kurulu üyeleri Ankara’da bir araya gelerek Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü Anıtkabir’de ziyaret etti. Duygu dolu anların yaşandığı resmi törende, JCI Çankaya Başkanı Hazal Betül YILMAZ’ın mozole’ye çelenk bıraktı ve JCI Bahçeşehir Başkanı Burcu Çoban’ın resmi deftere yazı yazdı.</p>
<p>Aynı gün akşamında Ankara İş Dünyasını bir araya getirmek için JCI Çankaya ev sahipliğinde JCI  Altınel Hotel’de “JCNETWORK İş Dünyası Buluşmaları” düzenlendi.  Her ayın ilk Cumartesi düzenlenen JCNetwork Buluşmasına Türk Dış Ticaret Vakfı Genel Sekreteri Sn Mustafa Dik’in Onur Konuğu olarak katıldı. Geceye 30 farklı sektörden kamu, büyükelçilik ve özel sektör temsilcilerinden oluşan 50 kişi katıldı.</p>
<p>JCNetwork gecesinde açılış konuşması yapan JCI Çankaya Başkanı Hazal Betül YILMAZ, Dernek çalışma alanları ve faaliyetleri hakkında bilgi verirken “2023 yılının başından bu yana 100’ü aşkın etkinlik ve toplantı düzenlediklerini, Ankara İş Dünyasını bir araya getirmek ve güçbirliği ile daha nitelikli projelerin gerçekleşmesine vesile olmak için 3. Kez düzenlenen bu gecenin her ay devam edeceğini ve farklı illerde de aynı format ile JCNetwork Buluşmalarının olacağını” söylerken JCI Bahçeşehir Başkanı Burcu ÇOBAN ; Gündüz Anıtkabir ile başlayan programın devamında network gecesi ile Ankara İş Dünyasından kişileri tanımanın mutluluğunu dile getirirken, Ankara ile İstanbul arasında işbirliğinin devam edeceğini belirterek mutluluğunu katılımcılar ile paylaştı.</p>
<p> “Derinlemesine Networking” etkinliği ile geceye devam eden Volkan Yörütken, Networking’in genişlemek yerine derinlemesine olmanın daha etkili olacağını ifade ederek düzenlediği etkinlikte tüm katılımcıların takdirini topladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-liderler-ve-girisimciler-etki-yaratiyor-396902">Genç liderler ve girişimciler etki yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökceada&#8217;nın ilk plastiksiz festivali etki çemberleri vakfı ve The Purest Solutıons iş birliği ile hayata geçti </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gokceadanin-ilk-plastiksiz-festivali-etki-cemberleri-vakfi-ve-the-purest-solutions-is-birligi-ile-hayata-gecti-386989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jun 2023 12:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çemberleri]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[geçti]]></category>
		<category><![CDATA[gökceadanın]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[plastiksiz]]></category>
		<category><![CDATA[purest]]></category>
		<category><![CDATA[solutions]]></category>
		<category><![CDATA[the]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386989</guid>

					<description><![CDATA[<p>ETKİ ÇEMBERLERİ VAKFI’NDAN PLASTİKSİZ ADA İÇİN ‘ETKİ’Lİ ÇAĞRI</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gokceadanin-ilk-plastiksiz-festivali-etki-cemberleri-vakfi-ve-the-purest-solutions-is-birligi-ile-hayata-gecti-386989">Gökceada&#8217;nın ilk plastiksiz festivali etki çemberleri vakfı ve The Purest Solutıons iş birliği ile hayata geçti </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ETKİ ÇEMBERLERİ VAKFI’NDAN PLASTİKSİZ ADA İÇİN ‘ETKİ’Lİ ÇAĞRI</strong></p>
<p>Etki Çemberleri Vakfı’nın UNDP’nin GEF Küçük Destek Programı (SGP) ve Turquoise Coast Environment Fund Türkiye (TCEF) tarafından desteklenen “Plastiksiz Gökçeada ve Gökçeada’yı korumak, Gökçeada’nın Çevresel Sürdürülebilirliğini Sağlamak için Güçlendirmek Projeleri” The Purest Solutions’un kurumsal katkılarıyla 17 Haziran’da Gökçeada’da düzenlenen Plastiksiz Festival ile kamuoyuna tanıtıldı. Plastiksiz Gökçeada Projesi’nin  tüm paydaşlarının bir araya geldiği toplantıya, sivil toplum örgütleri, işletmeler, girişimciler ve akademisyenler katıldı. Dünya Çevre Haftası’nın bu yılki “#BeatPlasticPollution/ Plastik Kirliliğine Son Ver” çağrısının vurgulandığı etkinlikte döngüsel ekonomiye geçiş çözümleri de ele alındı.</p>
<p>Etki Çemberleri Vakfı “etkiyi, ortak akıl, ağlar ve bağlar ile sağlanan, birlikte çoğalan ve tamamlayan onarıcı etki olarak ele alıyor. Vakıf, meseleleri değişim teorisi oluşturarak, etkiyi göstergeler ile tanımlayarak çoklu disiplinli çalışma ortamları ile çözüme kavuşturuyor. Değişim teorisi, bir bağış, sosyal yatırım veya ekonomik ya da çevresel model sürecini hazırlamak için yol gösteriyor.</p>
<p> Gökçeada’da UNDP destekli “Plastiksiz İşletmeler ile Etki Pozitif Dönüşüm: Plastiksiz Gökçeada” çalışmasına, aynı zamanda The Turquoise Coast Environment Fund (TCEF), Turquoise Fonu ile katkı sağlıyor ve ikinci bir projeyle yerelde kadınların ve gençlerin sosyal girişimciliği tanımasını, sürdürülebilir ekonomik yetkinlik kazandıran atölyelerle adanın korunmasını destekliyor.</p>
<p>Adada TPS desteğiyle düzenlenen ilk Plastiksiz Festival’e döngüsel ekonomiyi kurgulayan ve uygulayan üreticiler ve yerel işletmeler katılım sağladı, atölyelerle ortak akıl ve yeni sürdürülebilir yetkinliklerin kazanılması için kollektif bir alan oluşturuldu. Kozmetik sektörünün diğer farklı sektörlerle olan kesişim alanlarını ve üretim süreçlerindeki paydaşları, projeye destekçi olarak katılan TPS’in kurucusu Hazal Evliyaoğlu yönetirken, bireysel ve kurumsal gönüllülüğü ekip arkadaşları ile sürece katarak etki alanını genişletiyor. Model, projelere destek vermek isteyen diğer kurum ve kişilerin çemberlere davet edilmesiyle ilerliyor ve çember sürekli olarak genişliyor.</p>
<p>UNDP GEF SGP, fonları alana aktarırken teknik ve hedef odaklı çevre projelerinin paydaşlar ile etkileşimli, kalıcı etki üreten sistemler kurulmasını ve yenilikçi yaklaşımlar gelişmesini önceliklendiriyor. The Turquoise Coast Environment Fund (TCEF) desteklediği projelerde çevrenin bütünsel olarak korunması ve onarılmasına dikkat ederken, projelerdeki tüm adımlarının gerçekçi sürdürülebilirlik pratikleri ve bilimsel veriler ile uyuşmasına önem veriyor.</p>
<p><strong>Aylin Gezgüç: ‘’Tek kullanımlık plastik kirliliğine son!’’</strong></p>
<p>Plastiksiz Gökçeada Projesi’nin Lideri, Etki Çemberleri Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Aylin Gezgüç, 2050 yılına kadar okyanuslarda kütlesel olarak balıktan daha çok plastik olacağının tahmin edildiğini hatırlatarak, ‘’Sadece Akdeniz’e günde yaklaşık 144 ton ile plastik bırakan bir ülkeyiz ve maalesef bu alanda diğer ülkeler arasında birinci durumdayız. İşletmelerde plastiksiz dönüşümü sağlamak ve adanın biyoçeşitliik ve sürdürülebilirliğini desteklemek üzere Plastiksiz Gökçeada Projesi’ni başlattık. Bu alanda etkili bir mücadele için bir an önce tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması gerekiyor.  Plastiksiz Gökçeada: Plastiksiz İşletmeler ile Etki Pozitif Dönüşüm’de kafe, restoran ve otellerle çalışıyoruz çünkü nihai kullanıcılara yönlendirici, birbirlerine ilham verici ve tedarikçilere de yeşil ürün sağlamaları için teşvik edici rolleri olduğunu görüyoruz. Çare Sizsiniz, aksi takdirde ÇARESİZSİNİZ” dedi.</p>
<p>Plastik kullanımının yasaklanması konusunda yerel yönetimlere ve politika yapıcılara önemli bir sorumluluk düştüğünü vurgulayan Gezgüç, şöyle devam etti: ‘’Etki Çemberleri Vakfı’nın UNDP Küresel Çevre Fonu ve Turquoise Coast Environment Fund Türkiye (TCEF) tarafından desteklenen, The Purest Solutions’un kurumsal gönüllülük ve paydaşlık modeli ile katkı sağladığı “Plastiksiz İşletmeler ile Etki Pozitif Dönüşüm Projesi” kapsamında bugün bir çağrı yaparak herkesi değişime ortak olmaya davet ediyoruz” dedi.</p>
<p>Gökçeada’da birlikte çalıştığımız, cilt bakım ürünleri üreticisi The Purest Solutions (TPS), ürünlerinde doğaya saygılı, hayvanlar üzerinde test edilmeyen, hayvansal içerik taşımayan, paraben, alkol, esans, boya içermeyen bir marka olduğunu belirten Gezgüç, Türkiye’den iki genç iş insanının uluslararası ölçeğe kavuşturduğu The Purest Solutions (TPS)’u projemizde yanımızda görmekten hem mutlu hem de gururluyuz’’ dedi.</p>
<p><strong><u>Etki Çemberleri Vakfı Hakkında:</u></strong><br />Etki Çemberleri Vakfı, Küresel Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA)ları destekleyen iş birliği modelleri geliştirmek, sosyal girişimcilik ruhunu yaygınlaştırmak ve herkesi liderliğe davet etmek için kuruldu. Vakıf, etki odaklı iş birlikleri kurarak, bir çember etrafında herkesin biricik katkısına alan açıyor. Sosyal ve biyolojik çeşitliliği anlamak ve korumak için çalışıyor. Vakıf, meseleler etrafında bir araya gelen çemberlerden oluşuyor, bu çemberler kimseyi çemberin dışında bırakmamak felsefesi ile çalışıyor. Meseleler etrafında sivil toplum, özel sektör, akademi ve kamu bir aradalığı önemlidir. Çünkü daha yaşanılabilir bir dünya, eğer hep birlikte yeniden tasarlarsak mümkündür!</p>
<p><strong><u>The Purest Solutions Hakkında: </u></strong></p>
<p>The purest solutions, tüketici alışkanlıkları ve ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmiş ve sorun odaklı sonuçlar sunan bir dermokozmetik markasıdır. Sektörde lider olarak faaliyet gösterirken, çevresel ve sosyal sorumlulukları yerine getirme konusunda kararlı bir kuruluş olarak etki gücü doğru yönlendirildiği takdirde daha iyi bir dünyaya ulaşmanın mümkün olduğu farkındalığındadır. Marka bu farkındalık doğrultusunda sürdürülebilirliği, iş stratejisinin temel parçası olarak konumlandırıyor ve tüm faaliyetlerimizi şekillendirirken doğaya ve topluma saygı prensibiyle hareket ediyor. Birleşmiş Milletler tarafından belirlenmiş 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi arasında bulunan Amaçlar İçin Ortaklık hedefinin doğrultusunda etkinin paylaşarak büyüyeceğine inanıyor, herkesi de bu eylem çağrısına davet ediyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gokceadanin-ilk-plastiksiz-festivali-etki-cemberleri-vakfi-ve-the-purest-solutions-is-birligi-ile-hayata-gecti-386989">Gökceada&#8217;nın ilk plastiksiz festivali etki çemberleri vakfı ve The Purest Solutıons iş birliği ile hayata geçti </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konut satışlarına 3 güçlü etki</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konut-satislarina-3-guclu-etki-385714</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jun 2023 12:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[konut]]></category>
		<category><![CDATA[satışlarına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=385714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konut satışları mayıs ayından itibaren üç itici gücün etkisinde canlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konut-satislarina-3-guclu-etki-385714">Konut satışlarına 3 güçlü etki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Konut satışları mayıs ayından itibaren üç itici gücün etkisinde canlandı. Devlet teşviki ile kredi oranını yüzde 0.69’a kadar indiren Yeni Evim kampanyası inşaat sektörüne soluk olurken, döviz yatırımından kazananlar karını yönlendirecek uygun liman aramaya başladı. Karmar AŞ İcra Kurulu Başkanı Emrullah Yedikardeş asgari ücret zammı ve enflasyon nedeniyle konut maliyetlerinin ve fiyatlarının daha da artacağı beklentisiyle konuta yönelimin canlandığını söyledi.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Devletin sektörü canlandırmak adına başlattığı Yeni Evim kampanyası inşaat sektörüne soluk oldu. Piyasada kredi oranlarının daha da artarak ev almanın zorlaşacağı beklentisi canlılığını korurken, kampanya kapsamında yüzde 0.69 ve 0.79 düşük oranların uygulandığı evlere talep yüksek. Bir daha böyle uygun kredi oranları bulunamayacağını görenlerin ev arayışını hızlandırdığını anlatan Karmar AŞ İcra Kurulu Başkanı Emrullah Yedikardeş, bu dönemde konut satışlarının üç güçlü etkinin altında olduğunu söyledi. Emrullah Yedikardeş, son dönemde ciddi prim yapan döviz tasarrufundan kazananların da uygun yatırım limanı aradığını, bir yandan da artacak asgari ücret zammı ve enflasyon nedeniyle önce maliyetlerin ardından konut fiyatlarının artacağı beklentisinin tasarrufları sektöre çekmeye başladığını açıkladı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Yeni Evim kampanya konutlarında sıra var</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Mayıs ayında yeniden yükselen konut satışlarının devlet teşvikli Yeni Evim kampanyasının etkisini gösterdiğini belirten Emrullah Yedikardeş “Sektörde neredeyse dibe vurmuş olan satışlar mayıs ayı ile toparlandı. Biz bu eğilimi, kampanya kapsamında satışa çıkardığımız Karmar Sakura konutlarında bizzat gözlemledik. Kısa vadede yüzde 0.69 ve yüzde 0.79 gibi kredi oranlarının bulunamayacağını bilen müşteri adayları, kampanya kapsamındaki konutlar için sıradalar. Bankalar normalde konut kredi taleplerini karşılamakta isteksizler ama kampanyaya destekleri sürüyor, bizim de birçok satışımız bu şekilde gerçekleşti, birçok satışımız da banka sürecinde” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dövizde kar satışları gayrimenkule alım olarak yansıyacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Emrullah Yedikardeş enflasyonu körükleyen döviz kurlarındaki yükselişin bir açıdan gayrimenkul sektörüne olumlu yansımaya başladığına da dikkat çekti. Emrullah Yedikardeş “Normalde dövizin bu kadar yükselmesi rahatsız edici. Ama bir gerçek de var ki zamanında dövize yatırım yapmış olanlar için kazançlı bir dönem. Dövizin daha ne kadar yükseleceğinin garantisi yok. Bu nedenle kar satışı yapıp, döviz kazancını değerlendirecekleri uygun limanı arıyorlar. Dövizde kar satışlarının gayrimenkul sektörüne alım olarak yansıyacağını düşünüyoruz ki gerçekten de son 10 gündür dövizini bozdurup yüksek peşinatla ev almak isteyenlere de satış yaptık. Projemizin tamamlanma aşamasına gelmiş olması, kira getirisi bekleyenlere cazip geliyor. Ayrıca yine döviz yatırımcıları, projemizin ticari birimleriyle de yakından ilgileniyor” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bağcılar’ın aile sitesi Karmar Sakura ofisi hareketli</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Karmar tarafından İstanbul Bağcılar’da Basın Ekspres Yolu’nda hayata geçirilen ve bu yıl sonu tamamlanması planlanan Karmar Sakura projesi, Yeni Evim kampanyasına dahil oldu. Basın Ekspres Yolu’nun tek aile sitesi olan Karmar Sakura, 180 ay vade ve 0.69’dan başlayan kredi faiz oranları ile ev hayali kuranların yüzünü güldürdü. 2018 deprem yönetmeliği başta olmak üzere yasa ve mevzuata uygun, afet güvenliği sağlanmış evler sunan Karmar Sakura, 241 konut ve 57 ticari üniteden oluşuyor. </span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konut-satislarina-3-guclu-etki-385714">Konut satışlarına 3 güçlü etki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğan Holding ve UNICEF, çok sayıda çocuğun değerlerini keşfederek hayatında olumlu etki yaratmayı amaçlayan Değer Çarkı oyununu tanıttı.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogan-holding-ve-unicef-cok-sayida-cocugun-degerlerini-kesfederek-hayatinda-olumlu-etki-yaratmayi-amaclayan-deger-carki-oyununu-tanitti-385613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jun 2023 09:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[amaçlayan]]></category>
		<category><![CDATA[çarkı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[değerlerini]]></category>
		<category><![CDATA[doğan]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[holding]]></category>
		<category><![CDATA[keşfederek]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[oyununu]]></category>
		<category><![CDATA[sayıda]]></category>
		<category><![CDATA[tanıttı]]></category>
		<category><![CDATA[unicef]]></category>
		<category><![CDATA[yaratmayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=385613</guid>

					<description><![CDATA[<p>İSTANBUL, 19 Haziran 2023 - Doğan Holding ve UNICEF’in iş birliğinde hayata geçirilen ve çocuklara sevgi, topluma katkı ve saygı gibi evrensel değerlerin önemini kavratmayı amaçlayan yeni oyunun tanıtımı yapıldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogan-holding-ve-unicef-cok-sayida-cocugun-degerlerini-kesfederek-hayatinda-olumlu-etki-yaratmayi-amaclayan-deger-carki-oyununu-tanitti-385613">Doğan Holding ve UNICEF, çok sayıda çocuğun değerlerini keşfederek hayatında olumlu etki yaratmayı amaçlayan Değer Çarkı oyununu tanıttı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İSTANBUL, 19 Haziran 2023 &#8211;</strong> Doğan Holding ve UNICEF’in iş birliğinde hayata geçirilen ve çocuklara sevgi, topluma katkı ve saygı gibi evrensel değerlerin önemini kavratmayı amaçlayan yeni oyunun tanıtımı yapıldı. </p>
<p>‘Değer Çarkı’ oyunu, önümüzdeki üç yılda sosyal beceri gelişimlerine katkıda bulunarak en az 5 milyon çocuğa fayda sağlayacak. <strong>Değer Çarkı,</strong> 7-10 ve 11-14 olmak üzere iki farklı yaş grubuna hitap eden; okulda, gençlik ve toplum merkezlerinde, arkadaşlar ve aile üyeleri ile oynanabilen interaktif bir grup oyunu. </p>
<p>Çocuklar oynayarak öğrenirken; öğretmenler, ebeveynler ve faaliyet kolaylaştırıcıları Değer Çarkı’nı bir eğitim aracı olarak kullanabiliyor. Dürüstlük, nezaket, etik ve eşitlik gibi değerleri öne çıkaran Değer Çarkı, kapsayıcı, sürdürülebilir ve değer odaklı bir toplum inşa etme ihtiyacının anlaşılmasına katkıda bulunuyor.  </p>
<p>Değer Çarkı birçok dilde oynanabilir olacak ve Doğan Holding, çatışma ve diğer krizlerden etkilenen bölgelerde dağıtılmak üzere 150.000 oyun seti bağışlayacak. UNICEF, oyunu, çocukların sosyal becerilerini güçlendirmek için yenilikçi bir araca dönüştürme hedefiyle farklı bağlamlara uyarlayacak.</p>
<p>Doğan Holding, bireysel değerlerin evrensel değerlerle bağını keşfederek toplumdaki ayrışma ve kutuplaşma eğilimlerini ortadan kaldırmak amacıyla 2016 yılında <strong>Ortak Değerler Hareketi</strong>’ni başlattı ve bu hareket, değer odaklı ve kolektif gelişim projeleri geliştirmeye devam ediyor. Bu projelerden ilki olan “Değer Taşı” oyun projesi, ortak değerleri ve hayalleri birlikte konuşmanın herkes için iyi olacağı düşüncesinden hareketle 16 üzeri yaş grubu için tasarlandı ve liselerde, üniversitelerde, iş dünyasında ve sivil toplum kuruluşlarında 25.000 kişiye ulaştı. Hareketin bir diğer önemli kilometre taşı olarak da ‘Değer Çarkı’ ve Doğan Holding bu kez dünyanın farklı yerlerindeki çocuklara ulaşmak için UNICEF ile ortaklık kuruyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Begüm Doğan Faralyalı</strong> ve <strong>UNICEF Türkiye Temsilcisi Regina De Dominicis</strong> ev sahipliğinde düzenlenen protokol imza töreninde konuşan Faralyalı, değerlerin insanın özü olduğunu ve bu değerlerin çocukluktan itibaren yol göstericimiz olması gerektiğini söyledi. Faralyalı şöyle konuştu: “Bugün benim için çok kıymetli bir gün. Değerler uzun süredir üzerine çalıştığım bir konu. En önemli özdenetim mekanizmamız olan değerlerimizle ne kadar uyum içinde yaşarsak o kadar mutluyuz. Kendinden kopuk bireyler, birbirinden kopuk toplumlara dönüşüyor ve birbirinden kopuk toplumlar mutsuz toplumlar oluyorlar. Değer odaklı bireyler, değer odaklı şirketler ve değer odaklı bir toplum olursak daha mutlu bir toplum oluruz. Ortak Değerler Hareketi’ni bu inançla başlatmıştık. Ama ‘değer’ zor bir kavram. Bunu toplumda konuşabilmek için de Değer Taşı diye bir oyun geliştirdik ve Türkiye’nin 7 bölgesinde 25.000’den fazla kişiyle oynadık. Değerlerin birleştirici gücünü her defasında hissettik. Fark ettik ki, ne kadar erken yaşta, yani çocuklarla değerleri konuşmaya başlarsak o kadar iyi. UNICEF ile beraber, iki farklı yaş grubu çocuklar için kendi değerlerini keşfedecekleri “Değer Çarkı” oyununu geliştirdik. <strong>Önümüzdeki 3 yıl içerisinde UNICEF ve Doğan Holding iş birliğiyle 5 milyon çocuk ortak değerlerini Değer Çarkı oynayarak keşfedecek.</strong> Bu anlamda Doğan Holding olarak UNICEF ile güçlerimizi birleştirdiğimiz için çok mutluyum. Sayın Regina De Dominicis ve tüm ekibe çok teşekkür ediyorum.”<br /> </p>
<p><strong>UNICEF Türkiye Temsilcisi Regina De Dominicis, </strong>bu oyununun çocukların ortak değerleri anlamalarına yardımcı olarak sosyal-duygusal öğrenmelerini ve yaşam becerilerini geliştirmelerini hızlandırmaya da yardımcı olacağı söyledi.<strong> </strong>De Dominicis, sözlerine şöyle devam etti: “Oyunları çocukların öğrenmesine yardımcı olacak bir araç olarak sıklıkla kullanıyoruz; bu da, eğlenceli ve ilgi çekici yöntemlerle önemli beceriler edinmenin ve değerleri anlamanın başka bir yaratıcı örneğini teşkil ediyor. Değer Çarkı oyununun pek çok çocuğun insan haklarına, çeşitliliğe ve empatiye saygı duymasını sağlayarak sosyal uyumu ve barış inşasını teşvik edeceğine yürekten inanıyoruz. Doğan Holding ile yaptığımız bu iş birliğini memnuniyetle karşılıyoruz; özel sektör ortakları, tüm çocukların tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olmak için yalnızca kaynaklarını değil, uzmanlıklarını ve yenilikçi bakış açılarını da getirerek çalışmalarımızda kritik rol oynuyor.”  </p>
<p><strong> </strong>Doğan Holding ve UNICEF, çocukların her yönüyle toplumda bireysel bir yaşam sürmeye hazırlanması ve başta barış, değerler, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma olmak üzere Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda belirtilen ideallerle yetiştirilmesinin gerekliliğini dikkate alan bir ortak değerler zemininde anlaşmaya varmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler.</p>
<p><strong>Doğan Holding Hakkında:</strong></p>
<p><strong>64 yıldır Türkiye ekonomisine değer katan Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş., iş dünyasına, Onursal Başkan Aydın Doğan’ın 1959 yılında Mecidiyeköy Vergi Dairesi’ne kaydolması ve 1961’de otomotiv alanında ilk şirketini kurması ile girmiştir. Bugün Doğan Grubu Şirketleri faaliyette bulundukları elektrik üretimi, sanayi &#038; ticaret, otomotiv ticareti &#038; pazarlama, finansman &#038; yatırım, internet &#038; eğlence ve gayrimenkul alanlarında yenilikçi vizyonları ile öncü rol üstlenmektedir. Doğan Grubu’nun, bünyesinde yer alan tüm şirketleriyle birlikte uyguladığı kurumsal ve etik değerler, iş dünyasındaki diğer kurumlara da örnek teşkil etmektedir. Üretim faaliyetleri ve ticari faaliyetlerinde küresel başarıyı hedefleyen Doğan Grubu, yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmeleri yakından takip etmekte, uluslararası gruplarla kurduğu stratejik iş birlikleri sayesinde faaliyetlerini verimli bir şekilde yürütmektedir.</strong> <strong>www.doganholding.com.tr</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>UNICEF Hakkında:</strong></p>
<p><strong>UNICEF, dünya genelinde en dezavantajlı çocuklara ulaşmak için dünyanın en zorlu yerlerinde faaliyetlerini yürütüyor. 190’dan fazla ülke ve bölgede, herkes için daha iyi bir dünya inşa etmek için her yerde, tüm çocuklar için çalışıyoruz.</strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogan-holding-ve-unicef-cok-sayida-cocugun-degerlerini-kesfederek-hayatinda-olumlu-etki-yaratmayi-amaclayan-deger-carki-oyununu-tanitti-385613">Doğan Holding ve UNICEF, çok sayıda çocuğun değerlerini keşfederek hayatında olumlu etki yaratmayı amaçlayan Değer Çarkı oyununu tanıttı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
