<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/dr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/dr</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 13:32:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>Dr. | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/dr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bamya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[çemen]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[demirhindi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastik]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor. Bilim insanları bu gelişmeyi, çevre dostu teknolojiler açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Bilim dünyası ise bu soruna karşı daha güvenli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, mikroplastik kirliliğine yönelik geliştirilen yeni yaklaşımları değerlendirerek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bitki Bazlı İçerikler, Çevre Dostu Bir Alternatif Olarak Öne Çıkıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Mikroplastiklerin, küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olduğunu dile getiren KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan “Mikroplastikler, su kaynaklarından gıdalara ve insan dokularına kadar geniş bir alanda tespit edilerek küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. ABD’de Tarleton State University bünyesinde yürütülen araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal polisakkaritlerin su arıtımında etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bu bitkilerden elde edilen jel benzeri müsilajın, mikroplastik parçacıklarını bir araya getirdiği ve çökelmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor. Laboratuvar bulgularına göre söz konusu doğal bileşikler, su örneklerinde yüksek oranda mikroplastik giderimi sağlayabiliyor. Bitki bazlı bu içeriklerin toksik olmayan ve biyobozunur yapısı, onları çevre dostu bir alternatif olarak öne çıkarıyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bilimsel Veriler Detoks İddialarını Desteklemiyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, konuyla ilgili önemli bir bilimsel ayrımın altını çizerek; “Mevcut araştırmalar, bu bitkisel bileşiklerin su arıtımındaki potansiyelini ortaya koyuyor. Ancak bu maddelerin insan vücudundaki mikroplastikleri temizlediğine dair bilimsel olarak doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Sosyal medyada yer alan ‘demirhindi mikroplastikleri vücuttan atıyor’ gibi iddialar akademik verilerle örtüşmüyor. Sindirim sisteminin karmaşık yapısı nedeniyle su arıtımında işe yarayan bir mekanizma, insan vücudunda aynı sonucu vermeyebiliyor. Bu yöntemler, bugün için bir detoks uygulaması değil, çevresel mikroplastik yükünü azaltmaya yönelik yenilikçi bir mühendislik çözümü olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bireysel Düzeyde En Etkili Yaklaşım, Mikroplastik Maruziyetini Azaltmaya Odaklanmaktır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Plastik maruziyetinin azaltılmasının önemine değinen Ünüsan; “Araştırmaların dikkat çeken bir diğer yönü ise sürdürülebilirlik boyutudur. Gıda endüstrisinde atık olarak ortaya çıkan demirhindi çekirdeği gibi materyallerin yeniden değerlendirilmesi, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında hem doğal kaynakların korunmasına hem de atıkların katma değere dönüştürülmesine katkı sağlıyor. Bireysel düzeyde ise en etkili yaklaşım, mikroplastik maruziyetini azaltmaya odaklanmaktır. İçme suyunun filtre edilmesi, sıcak yiyeceklerin plastik ambalajlarla temasının sınırlandırılması ve günlük plastik tüketiminin azaltılması, bilimsel veriler ışığında öne çıkan somut adımlar arasında yer alıyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sonuç olarak, doğal polisakkaritler, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede umut vaat eden bir çevre teknolojisi olarak öne çıkıyor. Bu gelişmenin doğru anlaşılması büyük önem taşıyor. Bugünkü bilimsel kanıtlar, insan vücudunda bir mikroplastik temizliği değil, su arıtımında daha güvenli ve doğal bir alternatifin mümkün olabileceğine işaret ediyor” diyerek, bireylerin günlük yaşamda alacağı basit ancak etkili önlemlerle mikroplastiklere maruziyetini önemli ölçüde azaltabileceğini, bilinçli tüketim alışkanlıklarının bireysel sağlık ve çevresel sürdürülebilirlik noktasında kritik rol oynayacağını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak&#8217;tan vefa örneği: Dr. Fadıl Ünal&#8217;ın adı Güzelyalı&#8217;da ölümsüzleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konaktan-vefa-ornegi-dr-fadil-unalin-adi-guzelyalida-olumsuzlesti-624691</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 12:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[fadıl]]></category>
		<category><![CDATA[Fadıl Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[Konak Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Nilüfer Çınarlı Mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[örneği]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624691</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’in yaşayan değerlerinden, Türk dünyası ile dostluk, kardeşlik ve iş birliğinin gelişmesine önemli katkılar sunmuş Dr. Fadıl Ünal’ın adı, Güzelyalı’da yaşadığı 56 Sokak’a Konak Belediyesi’nin düzenlediği törenle verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konaktan-vefa-ornegi-dr-fadil-unalin-adi-guzelyalida-olumsuzlesti-624691">Konak&#8217;tan vefa örneği: Dr. Fadıl Ünal&#8217;ın adı Güzelyalı&#8217;da ölümsüzleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İzmir’in yaşayan değerlerinden, Türk dünyası ile dostluk, kardeşlik ve iş birliğinin gelişmesine önemli katkılar sunmuş Dr. Fadıl Ünal’ın adı, Güzelyalı’da yaşadığı 56 Sokak’a Konak Belediyesi’nin düzenlediği törenle verildi. Törende konuşan Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu, “Bugün bu kentin çok önemli tanıklarından birinin adını bu sokağa veriyoruz. Fadıl Hocam iyi ki varsınız” dedi.</b></p>
<p>Kentimizin yaşayan değerlerinden, Türk dünyası ile dostluk, kardeşlik ve iş birliğinin gelişmesine önemli katkılar sunmuş, aynı zamanda Türkiye’nin tanıtımı için büyük emekler vermiş Dr. Fadıl Ünal’ın adı, Konak Belediyesi tarafından düzenlenen törenle Güzelyalı’da yaşadığı 56 Sokak’a verildi. İzmir Valiliği Türk Dünyası Hizmetleri Eski Koordinatörü, Kıbrıs – Balkanlar – Avrupa Türk Edebiyatları Kurumu (KIBATEK) Kurucu Üyesi Ünal’ın sevenlerini, öğrencilerini, çalışma arkadaşlarını ve ailesini bir araya getiren törene; Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’yla birlikte Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Eski İzmir Milletvekili Metin Öney, Eski Türk Dünyası Hizmetleri Sorumlu Vali Yardımcısı Dr. Mustafa Tamer, Konak Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Mehmet Aksoy, İzmir Azerbaycan Derneği Kurucu Üyesi Cavit Aliyev, Türk Dünyası İnsan Hakları ve Kültür Derneği Kurucularından Celal Öcal, Konak Belediyesi Meclis Üyesi Birol Özkardeşler, Güzelyalı Mahalle Muhtarı Nedim Altan, CHP Konak İlçe Yöneticileri ve Fadıl Ünal’ın komşuları katıldı. Duygusal anların yaşandığı törende gözyaşlarını tutamayan Dr. Fadıl Ünal, kendisine yaşatılan gurur için teşekkür etti. Sokağa yerleştirilen, Dr. Fadıl Ünal’ı tanıtan hakkında bilgilerin ve fotoğrafının yer aldığı tabelanın kurdelesi hep birlikte kesildi.</p>
<p><b>Mutlu: Kentin çok önemli tanıklarından birinin adını bu sokağa veriyoruz</b></p>
<p>İzmir Devlet Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu Üyesi Kazakistanlı sanatçı Şemsigül Jakubova’nın dinletisiyle başlayan törende konuşan Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Dr. Fadıl Ünal’ın çalışmalarının hem İzmir hem Türkiye hem de Türk dünyası adına çok değerli olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Bugün bu kentin çok önemli tanıklarından birinin adını bu sokağa veriyoruz. Türk dünyasıyla ülkemizi buluşturan, kaynaştıran ve bu çok kıymetli çalışmayı uzun yıllar boyunca son derece fedakarca, cansiperane çalışarak yapan Fadıl Hocamızın adı artık Konak’ta, 56 Sokak’ta ölümsüzleşti. Fadıl Hocam iyi ki varsınız.”</p>
<p><b>Zeybek: Fadıl Hoca üstün başarı ortaya koydu</b></p>
<p>Dr. Fadıl Ünal’ın adının bir sokağa verilmesinin en kalıcı ödül olduğunun altını çizen Eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, “Fadıl Hoca çok üstün bir başarı ortaya koydu. Bütün iller içinde en verimli çalışmayı kendisi yaptı. Ödüller verilir bir kenara koyulur. Ama çalışmalarından ötürü Fadıl Hocamızın bu sokağa verilmesi en güzel, en kalıcı ödüldür” diye konuştu.</p>
<p><b>Ünal: Bizdeki güzelliği gördü, yoksa on para etmezdik</b></p>
<p>Hayattayken değer görmenin memnuniyetini anlatan Dr. Fadıl Ünal, duygularını şu sözlerle aktardı: “Bizim konumuz on dört yıllık bir konuydu. Sayın Nilüfer Çınarlı Mutlu bizi ağırladı, dinledi. Konak Belediye Meclisi’nden bu karar çıktı. Aşık Veysel, ‘Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa’ der. Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu bizdeki güzelliği gördü, yoksa on para etmezdik. Güzelyalı 56 Sokak örnek olsun.”</p>
<p><b>Tamer: Birlikte çalıştığım için şanslıyım</b></p>
<p>Dr. Fadıl Ünal ile birlikte çalışmış olmanın gururunu yaşadığını ifade eden Eski Türk Dünyası Hizmetleri Sorumlu Vali Yardımcısı Dr. Mustafa Tamer, “Fadıl Ünal’ın yakın mesai arkadaşı olarak çalışmaları birlikte yürütmekten dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Fadıl Bey’in yürüttüğü görev çok önemliydi. Bütçesiz, memursuz, araçsız yürüttü o görevi” dedi.</p>
<p><b>Özkardeşler: Marifet iltifata tabidir</b></p>
<p>Konak’ta bir vefa örneğinin yaşandığını vurgulayan Konak Belediyesi Meclis Üyesi Birol Özkardeşler ise “Marifet iltifata tabidir. Bugün vefanın İzmir’de, Konak’ta yaşatıldığına hepimiz şahitlik ediyoruz.”</p>
<p><b>Öcal: Başkan Mutlu’ya çok teşekkür ediyoruz</b></p>
<p>Türk Dünyası İnsan Hakları ve Kültür Derneği Kurucularından Celal Öcal, şunları söyledi: “Fadıl Ünal Bey’in Türk eğitimine, Türk dünyasına yaptığı hizmetleri doğru değerlendiren Konak Belediye Başkanı Sayın Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya ve Konak Belediye Meclisi’ne çok teşekkür ediyoruz.”</p>
<p><b>Aliyev: Kendimizi asla gurbette hissetmedik</b></p>
<p>Konuşmasında geçmişten anekdotlar paylaşan İzmir Azerbaycan Derneği Kurucu Üyesi Cavit Aliyev, “Yıl 1992, bize göre Türkiye’nin en önemli projelerinden olan Türk Devletleri ve Akraba Toplulukları Büyük Öğrenci Projesi kapsamında 10 bin öğrenci Türkiye’ye geldi. En az problem yaşanan yer de İzmir oldu. Çünkü İzmir’de Fadıl Hocamız vardı. Geldiğimiz günden itibaren kendimizi asla gurbette hissetmedik; dost, kardeş ve akrabalar arasında olduğumuzu hissettik” ifadelerini kullandı</p>
<p><b>Altan: Hepimiz çok duygusalız</b></p>
<p>Güzelyalı Mahalle Muhtarı Nedim Altan da şunları kaydetti: “Hepimiz çok duygusalız. Fadıl Hocam ile yaklaşık 7 sene önce tanıştım. Kendisinin ne kadar duygusal bir kalbi olduğunu biliyorum. Türk Dünyasına katkılarıyla beraber bir yola çıktık. Konak Belediyemizin aldığı kararlar adını bu sokağa verdik. Bunun için Başkanımız Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya çok teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konaktan-vefa-ornegi-dr-fadil-unalin-adi-guzelyalida-olumsuzlesti-624691">Konak&#8217;tan vefa örneği: Dr. Fadıl Ünal&#8217;ın adı Güzelyalı&#8217;da ölümsüzleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[incb]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e üye çok sayıda ülkenin diplomatları katıldı.</p>
<p><strong>“Küresel uyuşturucu sorunu giderek karmaşıklaştı”</strong></p>
<p>New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın takdim konuşmasından sonra söz alan INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, küresel uyuşturucu sorununun giderek karmaşıklaştığını belirterek, çözümün dengeli, kanıta dayalı ve insan odaklı politikalardan geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin yaygınlaşması, yasa dışı üretim yöntemlerinin gelişmesi ve uluslararası kaçakçılık ağlarının genişlemesinin acil ve ciddi tehditler oluşturduğunu ifade ederek, aynı zamanda dünya genelinde milyonlarca insanın ağrı tedavisi, ruh sağlığı ve palyatif bakım için gerekli temel ilaçlara erişimde zorluk yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli</strong></p>
<p>Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin üç temel ilkesine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğinin sağlanması, kötüye kullanımın önlenmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini yineledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, “Uyuşturucu kontrolü yalnızca bir yaptırım meselesi değil; aynı zamanda bir halk sağlığı, insan onuru ve sosyal adalet meselesidir.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında insan hakları, orantılılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine vurgu yapan Prof. Dr. Atasoy, politika yapım süreçlerinde bu değerlerin merkezde yer alması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kurumsal dayanıklılık ve deneyimin önemi</strong></p>
<p>Görev süresi boyunca INCB’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verdiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, üye devletlerle iş birliğini güçlendirmek, pratik araçlar geliştirmek ve tavsiyelerin uygulanabilirliğini artırmak için önemli adımlar attıklarını ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler sistemi genelinde yaşanan mali kısıtlamalara da değinen Prof. Dr. Atasoy, bu süreçte kurumsal süreklilik ve kurumsal hafızanın korunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p> “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, sınırlı kaynaklara rağmen Kurul’un etkinliğini koruyabilmesi için mali disiplin, önceliklendirme ve verimlilik esaslarına dayalı bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliği ve ortak sorumluluk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, INCB’nin çalışmalarının üye devletlerin güveni ve iş birliğine dayandığını belirterek, açık diyalog ve karşılıklı saygının uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atasoy, görevine devam etme isteğini dile getirdi ve “Deneyimli liderliğin sürekliliği, karşı karşıya olduğumuz mevcut ve yeni zorluklar karşısında büyük önem taşımaktadır.” İfadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan odaklı küresel vizyon</strong></p>
<p>“Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli.” diye konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasını insan sağlığını koruyan, insan haklarına saygılı ve toplumların refahını önceleyen dengeli ve etkili bir uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi vizyonunu yineleyerek tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[esra]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dijital iletişimde mimik ve tonlama yok</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda kurulan iletişimin yüz yüze iletişimden farklı dinamiklere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Dijital platformda iletişim kurarken günlük yaşamda konuşmalarımıza eşlik eden mimikler, jestler, ses tonlamaları yok. Bundan dolayı muhatabımız bizi yalnızca kullandığımız sözlerle değerlendiriyor. Bu sınırlı iletişim biçimi birçok yanlış anlamalara neden olabiliyor. Önemsiz gibi görünen küçük bir kelime seçimi bile çok daha sert algılanabiliyor. Yüz yüze iletişimde genelde kendimizi daha fazla kontrol ediyoruz; çünkü karşımızdaki kişinin tepkilerini anında görüp buna göre kendi mesajımızı yeniden şekillendirebiliyoruz. Dijitalde ise bu geri bildirim gecikmeli ya da hiç yok. Bu da iletişimi daha soğuk ve riskli hale getiriyor. Dolayısıyla nazik bir iletişim üslubu kullanmaya dikkat etmek her zamankinden daha önemli hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada sert dilin nedeni sadece bireyler değil</strong></p>
<p>Sosyal medyada kullanılan dilin çoğu zaman daha sert ve kırıcı olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, insanlar ekranın arkasında kendilerini daha güvende hissediyor. İkincisi, hızlılık baskısı var. Çoğu zaman düşünmeden hemen yazıp gönderiyoruz. Üçüncüsü de sosyal medyanın algoritmik yapısı daha keskin, daha iddialı, hatta daha saldırgan içerikler daha fazla görünür oluyor. Yani sadece bireysel değil, yapısal bir teşvik de söz konusu. Sosyal medyada karşımızdakinin bir insan olduğunu, yazdıklarımızdan, kullandığımız kelimelerden olumsuz etkilenebileceğini daha az düşünüyoruz. Yüz yüze iletişimin avantajları ortadan kalktığında, özellikle anonimlik söz konusuysa çok daha kaba ve kırıcı olunabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu durumun literatürde “çevrimiçi disinhibisyon etkisi” olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Atalay, dijital ortamlarda kurulan iletişimin bazen gerçek değilmiş gibi algılanabildiğine dikkat çekti ve “Çevrimiçi ortamlarda kurulan etkileşimin gerçek değilmiş gibi algılanması olarak özetlenebilecek bu etki altında insanlar sosyal medyada karşımızdakinin ne hissettiğini düşünmeden, olduğundan daha açık sözlü, daha cesur ve ne yazık ki daha kaba olabiliyor. Oysa ekranın arkasında yine bir insan olduğunu hatırlamak önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Emojiler yanlış anlaşılmaları azaltabiliyor</strong></p>
<p>Yazılı dijital iletişimde tonlama ve mimik olmadığı için yanlış anlaşılmaların daha sık yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Atalay, günlük iletişimde emojilerin bu boşluğu kısmen doldurduğunu ifade etti ve “Aslında emojiler bu boşluğu doldurmak, karşı tarafa mesajı kendi yüklediğimiz anlam ve duygu bagajıyla birlikte göndermek için kullanılıyor. Günlük sosyal medya yazışmalarında emojiler kurtarıcı olabiliyor. Ancak daha resmi yazışmalarda emoji kullanmak hoş karşılanmayabilir. Gayri ciddi olarak görülebilir. Bu durumda yazdığımız mesajı kontrol etmeden göndermemek, göndermeden önce mutlaka bir kez sesli okuyarak istediğimizin dışında bir anlam ya da duyguyu çağrıştırıp çağrıştırmadığına dikkat etmek iyi olabilir. Kısa, net, ima, ironi ve esprilerden arındırılmış bir üslup yanlış anlaşılmaların önüne geçebilir.”  ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anonimlik saygı sınırlarını zayıflatabiliyor</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda anonimlik ve mesafe hissinin saygı ve nezaket sınırlarının aşılmasını kolaylaştırabildiğini ifade eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Anonimlik ve mesafe hissi dijital iletişimi daha da kırılgan hale getiriyor. İnsanlar kimlikleri görünür olmadığında ya da karşısındakini ‘gerçek’ bir insan olarak hissetmediğinde, normalde söylemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebiliyor. Bu ortamda sosyal normlar gevşiyor, sınırlar esniyor; dolayısıyla saygı ve nezaket ihlalleri artıyor. Özellikle tanımadıkları kişilere karşı, düşünmeden ve ölçüsüzce tepki verebilen bir kullanıcı profili ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Olumsuz yorumların hedefi haline gelen bireyler için bu süreç ciddi bir psikolojik yıpranmaya dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Atalay, “Üstelik sosyal medyada görünürlük ve ilgi çekme arzusu bu davranışları besliyor. Kendi değerlerini sergilemek, kendince doğru tarafta olduğunu göstermek ya da ahlaki bir üstünlük kurmak adına, çoğu zaman yeterli bilgiye sahip olmadan başkalarını kolayca yargılayan ve linç eden bir dijital kalabalık oluşabiliyor. Ahlaki poz kesme olarak adlandırılan bu duruma sosyal medyada giderek daha çok rastlıyoruz. Bunun mağdurları için ise sosyal yaşam çok zorlaşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmeliyiz</strong></p>
<p>Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için bireylerden ailelere ve eğitim kurumlarına kadar çok katmanlı bir sorumluluk bulunduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, “Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için sorumluluk çok katmanlı bir yapıda.  Bireyler olarak biraz daha yavaşlamak, düşünerek yazmak ve empati kurmak iyi olabilir. Günümüzde dijital nezaket hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının çocuklara, gençlere genel terbiye ve saygı eğitimlerinin önemli bir parçası olmalı. Aileler çocuklara sadece teknoloji kullanmayı değil, dijital ortamda nasıl davranılması gerektiğini de öğretebilirler.  Eğitim kurumları bunu bir yaşam becerisi olarak ele almalı. Kısacası, dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 10:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emrullah]]></category>
		<category><![CDATA[halkı]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı'da görevli Op.Dr. Emrullah Akyüz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın ardından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dr. Emrullah Akyüz olayı…Ağrı’da görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Emrullah Akyüz, aynı hastanede görev yapan perinatoloji uzmanının hastalarıyla ilgilenmediğini öne sürdü ve “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi. Akyüz, sosyal medya hesabından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-0-PT6USIuz.jpeg"/></p>
<p><em>İŞTE O PAYLAŞIM !</em></p>
<p><b><strong>Emrullah Akyüz, “Perinatoloji uzmanı hasta bakmıyor, Ağrı halkı kimsesiz değildir” </strong></b></p>
<p><span>Sosyal medyada paylaşımlarıyla dikkat çeken 11 Mart 2026 tarihinde sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Op.Dr. Emrullah Akyüz, o paylaşımda şu ifadeleri kullandı, “Bir hastam var 25 hafta, riskli gebe, gebelik zehirlenmesi hayati tehlikesi olan bir hasta. Burada yüksek riskli gebelik uzmanı denilen bir perinatoloji uzmanı var. Hasta hakkında kendisine konsültasyon atıyorum. ‘Ben yarın bakarım, sevk et, beni ne alakadar eder, ben yorulamam, eve geldim’ gibi laflar söylüyor. Ben bir hekimimi hayatta şikayet etmem. Ama bir halkı aleni bir şekilde küçük gören bir zihniyeti ben kesinlikle kabul etmiyorum. Adam Ağrı’nın Diyadin’in köyünden gelen adam yalvarıyor, ‘Benim eşim riskli gebe ne olur bakar mısınız’ diyor.  Adam bakmıyor ya , bir tane hastaya bakmıyor. Her gün sıkıntı, her gün kavga dövüş. Ağrı halkı kimsesiz değildir, sahipsiz değildir. Erzurum’a sevk ettim hastaya çok şükür. Hastanın bir çok sıkıntısı var. Bu halk yalnız olmaması lazım” dedi. Dr. Akyüz, bir kaç gün sonra görevinden uzaklaştırıldığını, hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıkladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 07:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[40]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[devseren]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[op]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı sorunu. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892">Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı sorunu. <span>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Nimet Özalp Devseren, toplumda en çok yaygın olan baş ağrısı tipleri hakkında bilgi verdi. </span></p>
<p><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Devseren, “Baş ağrıları toplumda son derece yaygın bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütüne göre toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunlarıyla uğraşıyor. Yaygın olmakla birlikte her başağrısı tipi aynı değildir. En sık görülen baş ağrısı problemlerini  ‘migren’ , ‘gerilim tipi baş ağrısı’ , ‘sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları’ olarak sayabiliriz” dedi. </span></p>
<p><b><b>“7-10 Gün Arası Baş Ağrısı Çekiyorsanız Doktora Başvurun”</b></b></p>
<p><span>Op. Dr. Devseren, baş ağrısı rahatsızlığı çekenlerin özellikle 7 ila 10 gündür baş ağrısı çekiyorlarsa bir doktora başvurmaları gerektiği uyarısında bulundu. Ağrı tipleri ve belirtileri hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Devseren şunları söyledi: “Migrendeki ağrı keskin zonklayıcı ve genellikle kafanın tek tarafını tutan ağrı ile karakterizedir. Baş ağrısı ile birlikte mide bulantısı, sürekli yorgunluk hissi, dengesizlik hissi, bulanık görme gibi semptomlar eşlik edebilir. Migren nörolojik bir altyapıya sahip, hatta genetik geçiş gösteren bir hastalıktır.” </span><span>Bir diğer baş ağrı tipinin gerilim tipi baş ağrıları olduğunu belirten Devseren, “Gün içinde tükettiğimiz yiyecek, içecek ile, rakım değişikliği ve stresten tetiklenebilen bir ağrı tipidir. Daha donuk, daha sızlayıcı, şakakları mengene ile sıkıyormuşsun gibi bir ağrı ile karaterizedir. Migren ile gerilim tipi, sinüs tipi baş ağrısının belirtileri birbirlerine benzeyebilir. Sinüs kaynaklı baş ağrıları öncesinde nezle, grip gibi viral bir hava yolu enfeksiyonu geçirilmiş oluyor.” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><b>Baş Ağrısı Semptomları ve Tedavisi</b></b></p>
<p><span>“Ön yüzde bir dolgunluk, basınç hissi, öne eğilmekle ve yatmakla daha çok şiddetlenen bir baş ağrısı olur” vurgusunda bulunan Op. Dr. Nimet Devseren, “Bu baş ağrısı ile birlikte sinüs hastalıklarında çoğunlukla burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı, öksürük, koku alamama gibi semptomlar eşlik edebilir. KBB muayenesi, endoskopik bakılarla, sinüs tomografisi çekilerek ağrıda ayırıcı tanıya gidilebilir. Enfeksiyona bağlı olabilir, alerjik burun etlerine bağlı sinüsler havalanmıyor ve bası altında kalmış olabilir. Sinüslerin içinde mukus ve retansiyon kisti olacak denilen yer kaplayıcı ekstra lezyonlara bağlı sinüs problemi olabilir. Bu problemlerin bazıları ilaçla, bazıları ise cerrahi müdahale ile tedavi edilebilir.” açıklaması yaptı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-devseren-toplumun-yuzde-40i-bas-agrisi-sorunu-yasiyor-621892">Op. Dr. Devseren: Toplumun yüzde 40’ı baş ağrısı sorunu yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşün]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi pozitif psikolojiyle tanıştıran Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yeni kitabı “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” Aile Yayınları’ndan okuyucuyla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi pozitif psikolojiyle tanıştıran Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yeni kitabı “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” Aile Yayınları’ndan okuyucuyla buluştu.</p>
<p>“İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” ile zihinsel kalıplarımızın hayatımız üzerindeki derin etkilerini inceleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kitabında düşünceyi değil, “doğru düşünmeyi” öğrenmenin yollarını bilimsel yöntemlerle açıklıyor.</p>
<p><strong>Beynimizin kaydettiği gerçeklik</strong></p>
<p>Kitap, günlük hayatta sıkça kullandığımız, basit görünen ancak hayatımızı kökten etkileyen olumsuz iç seslere odaklanıyor. &#8220;Ben zaten yapamam ki!&#8221;, &#8220;Ne yapsam işe yaramıyor&#8221; veya &#8220;Her şey hep beni buluyor!&#8221; gibi cümleler, Prof. Dr. Tarhan’a göre sadece basit düşünceler değil; beynimizin gerçekmiş gibi kaydettiği ve kişinin yaşam senaryosunu belirleyen komutlar.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” kitabında, kötücül iç sesi dönüştürmenin bilimsel yollarını, kanıta dayalı psikolojik stratejilerle anlatıyor. Okuyucuya sunulan yöntemler sayesinde, olumsuz düşünce kalıplarından kurtularak daha yapıcı, azimli ve mutlu bir yaşam sürdürmenin kapıları aralanıyor.</p>
<p><strong>Kanıta Dayalı Mutluluk Rehberi</strong></p>
<p>Nevzat Tarhan, bu eserinde sadece teorik bilgiler sunmakla kalmıyor; kanıta dayalı psikolojik stratejilerle okura bir uygulama planı sunuyor.</p>
<p>Kitap, pozitif psikolojinin bilimsel metodolojisini günlük hayatın içine entegre ederek; azimli, dirençli ve mutlu bir birey olmanın kapılarını aralıyor.</p>
<p><strong>Değişen o hayat neden sizinki olmasın!</strong></p>
<p>Kitabın mottosu, zihinsel değişimin hayatı değiştirme potansiyelini vurguluyor: “Bir düşünceyi değiştirmek, bir hayatı değiştirebilir. Değişen o hayat, neden sizinki olmasın?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 18:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[14]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620254</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uzm.Dr. İnan Mutlu, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle bir açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254">Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşte o yazı…</p>
<p>“14 Mart, Türkiye’de yalnızca bir meslek günü değildir. Kökeni, tıp öğrencilerinin ve hekimlerin tarih sahnesinde üstlendikleri toplumsal sorumluluğu hatırlatan güçlü bir simgeye dayanır. 1827’de kurulan Mekteb-i Tıbbiye’nin mirası ve özellikle işgal yıllarında tıbbiyelilerin gösterdiği duruş, bu günün tarihsel arka planını oluşturur. O dönem genç tıp öğrencileri yalnızca hekim olma yolunda ilerleyen bireyler değil, aynı zamanda ülkenin geleceği için sorumluluk alan aydınlar olarak görülmüştür.<br /> Tıbbiyelilerin Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle kurduğu ilişki de bu açıdan son derece anlamlıdır. Cumhuriyet’in bilimsel akla, eğitime ve toplumsal ilerlemeye dayanan karakteri ile tıp eğitiminin rasyonel ve bilimsel temelleri arasında güçlü bir bağ vardır. Bu nedenle hekimlik mesleği yalnızca bir sağlık hizmeti üretme alanı değil, aynı zamanda kamusal sorumluluğun ve toplumsal ilerleme idealinin de bir parçası olarak görülmüştür”</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-0-ErYFCK2d.jpeg"/>Birinci Basamak</figure>
<p><b><strong>Sağlık sistemine daha gerçekçi bir gözle bakmak gerekiyor</strong></b></p>
<p>“Bugün ise 14 Mart’ı kutlarken sağlık sistemine daha gerçekçi bir gözle bakmak gerekiyor. Sağlık hizmetine erişimin artması kuşkusuz toplum açısından önemli bir kazanımdır. Ancak sağlık sisteminin başarısı yalnızca hekime ulaşabilme kolaylığıyla ölçülemez. Nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir bir sağlık hizmeti sunulup sunulamadığı da en az erişim kadar önemli bir ölçüttür. Toplumda sağlık hizmetinin kalitesine ilişkin değerlendirmelerin çoğu zaman yalnızca “randevu alabilmek” veya “hekime ulaşabilmek” üzerinden yapılması, sistemin bütüncül biçimde tartışılmasını zorlaştırmaktadır.<br /> Gerçekte sağlık hizmetinin önemli bir bölümü, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının kişisel özverileri sayesinde yürümektedir. Yoğun çalışma temposu, artan hasta yükü ve sınırlı kaynaklar içinde sağlık çalışanları mesleklerine duydukları sorumlulukla sistemi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Sağlık sisteminde aksayan pek çok nokta, çoğu zaman bu bireysel çabalar sayesinde telafi edilmektedir”</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-1-fXNTQnbg.jpg"/>Hekimler ne kadar vergi ödeyecek</figure>
<p><b>Hekimlere yönelik şiddet görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır</b></p>
<p>“Bununla birlikte hekimlere yönelik şiddet sorunu da artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Sağlık kurumlarının güvenli çalışma alanları olması gerekirken, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının zaman zaman fiziksel ya da sözlü şiddetle karşı karşıya kalması hem mesleki motivasyonu hem de sağlık hizmetinin niteliğini olumsuz etkilemektedir. Şiddetin hiçbir koşulda kabul edilemez olduğu ve sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda çalışmasının toplum sağlığı için de vazgeçilmez olduğu açıktır. Hekimlerin çalışma koşulları ve özlük hakları da bu tablonun önemli bir parçasıdır. Ülkenin genel ekonomik koşulları sağlık çalışanlarını da doğrudan etkilemektedir. Artan iş yükü, uzun çalışma saatleri ve ekonomik zorluklar, genç hekimlerin mesleğe bakışını ve geleceğe dair beklentilerini şekillendirmektedir. Sağlık sisteminin sürdürülebilirliği için yalnızca fiziksel altyapının değil, sağlık çalışanlarının mesleki ve ekonomik koşullarının da güçlendirilmesi gerekmektedir.<br /> 14 Mart, bu nedenle yalnızca bir kutlama günü değil; sağlık hizmetinin niteliğini, hekimlerin çalışma koşullarını ve toplumun sağlık hakkını birlikte düşünme fırsatıdır. Nitelikli, erişilebilir ve kamusal sorumluluk bilinciyle yürütülen bir sağlık sistemi, hem sağlık çalışanlarının emeğine saygının hem de toplumun sağlıklı bir geleceğe olan hakkının en önemli güvencesidir.<br /> Tıbbiyeden bugüne uzanan bu birikim, hekimliğin yalnızca bir meslek değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatmaya devam etmektedir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254">Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Dr. Cemil Tugay: Son nefesimize kadar mücadele edeceğiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugay-son-nefesimize-kadar-mucadele-edecegiz-619613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 06:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[cemil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[nefesimize]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619613</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Buca'da düzenlenen iftar yemeğinde, “Çalışarak, iyilik düşünerek, birbirimize destek olarak her türlü zorluğu aşacağız” diyerek şehrin geleceği için mücadeleye devam edeceğinin sözünü verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugay-son-nefesimize-kadar-mucadele-edecegiz-619613">Başkan Dr. Cemil Tugay: Son nefesimize kadar mücadele edeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Buca&#8217;da düzenlenen iftar yemeğinde, “Çalışarak, iyilik düşünerek, birbirimize destek olarak her türlü zorluğu aşacağız” diyerek şehrin geleceği için mücadeleye devam edeceğinin sözünü verdi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, ramazanın bereketini halkla paylaşmaya devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin düzenlediği iftar programlarına katılarak, yurttaşlarla bir araya gelen Başkan Tugay, son olarak Buca Belediyesi ve Forbes Esnaf Derneği&#8217;nin birlikte düzenlediği iftar yemeğine konuk oldu. Forbes Caddesi&#8217;nde düzenlenen iftar programına Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, CHP Buca İlçe Başkanı ve  Forbes Esnaf Derneği Başkanı Suat Bulut,  siyasi parti temsilcileri, muhtarlar, esnaf ve çok sayıda yurttaş eşlik etti. Başkan Tugay, yurttaşlar ve esnafla bol bol sohbet ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>
<p><strong>“Gelecek için umutlu ve kararlıyız”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, “Sizlerle birlikte olmak, maneviyatı paylaşmak benim için çok değerli. Sizin gülen yüzünüze, güveninize her zaman ihtiyacımız var. Buca&#8217;yı çok seviyorum, burada üniversite yıllarımı geçirdim. Ülkemiz iyi olacak, çünkü değerli insanlarımız var. Bizler çalışarak, birbirimize destek olarak her türlü zorluğu aşacağız. Söz veriyorum, bu şehirde, Buca’da ve ülkemizde daha iyi günler olacak. Son nefesimize kadar birlikte mücadele edeceğiz&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Başkan Tugay&#8217;a teşekkür</strong></p>
<p>Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, sosyal belediyecilik anlayışı ile çalıştıklarını belirterek, “Buca&#8217;da hiçbir hanenin yalnız hissetmemesini hedefliyoruz. Buca&#8217;nın sokaklarında yoğun bir mesai harcıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin öncülüğünde başlattığımız büyük asfalt seferberliği için Başkan Dr. Cemil Tugay’a teşekkür ediyorum. Ayrıca, yakın zamanda Büyükşehir Belediyesi ile birlikte asfalt plent tesisimizi açıyoruz. Kendi asfaltımızı üreterek, sokaklarımızı daha güçlü bir şekilde yenileyeceğiz” diye konuştu. Başkan Tugay, iftarın sonunda vatandaşlara baklava dağıttı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugay-son-nefesimize-kadar-mucadele-edecegiz-619613">Başkan Dr. Cemil Tugay: Son nefesimize kadar mücadele edeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arslan]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[F-16]]></category>
		<category><![CDATA[hamle]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik ve bunun Kıbrıs meselesine yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>İran meselesi küresel düzenin kritik düğüm noktalarından biri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran merkezli gerilimin Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına neden olduğunu belirterek, “İran meselesi, yalnızca bir güvenlik veya nükleer program tartışması olmanın ötesinde, küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir. Bu düğümün çözülmeye çalışıldığı sahalardan biri de Doğu Akdeniz’dir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin genişlemesi, Kıbrıs adasında askeri yığınağın artmasına neden olmuştur. Avrupa Birliği ülkelerinin bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi ile Yunanistan’ın GKRY’ye askeri takviye yapması, tansiyonu yükselten başlıca etkenlerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin KKTC’ye F-16 göndermesi çok katmanlı bir stratejik hamle</strong></p>
<p>Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasının bölgesel dengeler açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu kritik dönemde, Türkiye’nin KKTC’ye 6 F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemi göndermesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Peki, bu adımın arkasındaki stratejik mantık nedir? Bölgesel ve küresel güçler (ABD, AB ülkeleri, Yunanistan, İran) bu süreçte hangi pozisyonları almış, ne tür hamleler yapmıştır? Türkiye’nin 6 F-16 ve hava savunma sistemlerini KKTC’ye konuşlandırması, çok katmanlı ve zamanında bir stratejik hamledir. Türkiye, 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasası çerçevesinde, yalnızca KKTC değil, tüm Kıbrıs adasının garantörüdür. Uzmanlar, bu hamlenin olası bir çatışma ortamında adanın bütünlüğünü ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle belirsizlik ortamında, mevcut anayasal düzeni bozma veya toprak kazanma amaçlı girişimlere karşı caydırıcı bir güç oluşturmak hedeflenmiştir.”</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz’deki güç dengesi hızla değişiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Arslan, Doğu Akdeniz’de birçok küresel ve bölgesel aktörün aynı anda askeri varlık gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bölgede halihazırda önemli bir askeri varlık bulunmaktadır. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan, İran tehdidine karşı olduklarını belirterek bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermiştir. Türkiye de bu ortamda ‘sahada olmak’ ve bölgesel bir güç olarak pozisyon almak durumundadır. Bu hamle, aynı zamanda Türkiye’nin KKTC’nin yanında durduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Enerji güvenliği Türkiye için stratejik önemde</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları açısından taşıdığı öneme de dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları ve ticaret yolları Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bu adım, enerji arz güvenliği ile ilgili potansiyel sorunlarda Türkiye’nin sahada bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>GKRY’nin NATO üyeliği girişimi Türkiye açısından kritik bir risk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Arslan, Batı dünyasının İran tehdidini gerekçe göstererek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişimlerinin gündeme gelebileceğini de ifade ederek, “Bazı yorumcular, Batı dünyasının İran tehdidini bahane ederek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişiminde bulunabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin onayı olmadan GKRY’nin NATO’ya üyeliği, Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’nin varlığını göz ardı etme riski taşıyacaktır. Bu hamle, söz konusu planları önden engellemeyi hedeflemektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Yunanistan bölgedeki en aktif askeri aktörlerden biri</strong></p>
<p>Bölgede Yunanistan’ın askeri hareketliliğinin dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Yunanistan’ın F-16 ve savaş gemisi göndermesi, Avrupa ülkelerinin askeri yığınağı ve GKRY’ye Patriot füzeleri konuşlandırması, Türkiye’de bir tehdit algısı oluşturmuştur. Türkiye, bu algıya yanıt vererek hem caydırıcılığını artırmış hem de olası sürpriz gelişmelere hazırlık göstermiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz uzun süre kriz potansiyeli taşıyacak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’in, farklı aktörlerin karmaşık bir satranç tahtası haline geldiğini ifade ederek, “ABD, İran’a yönelik operasyonları başlatan taraf olarak görülmekte ve bölgede stratejik bir çıkış planının eksikliği nedeniyle önemli yıkımlar yaşanmaktadır. Uzun vadede ise ABD, doların rezerv para statüsünü koruma çabasıyla jeopolitik sertliğini artırmaktadır. İsrail ise doğrudan bir çatışmadan kaçınmakta, ancak Kıbrıs ile askeri iş birliği yaparak dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmayı sürdürmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda ve İspanya’nın İran tehdidini gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bu hamlelerin temel stratejileri şunlardır: Enerji ve ticaret güvenliğini sağlamak, AB üyesi GKRY’yi olası saldırılara karşı korumak, İsrail’in dolaylı güvenliğini desteklemek, NATO içinde bağımsız bir güvenlik rolü üstlenmek, Fransa ve İngiltere’nin Kıbrıs merkezli operasyon alanları oluşturduğu dikkat çekmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yunanistan GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdi</strong></p>
<p>Yunanistan’ın bölgedeki en aktif aktörlerden biri olarak, GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Bazı generaller, Ege Adaları’nın silahlandırılması ve olası bir çatışmada AB ve ABD desteği olacağını varsayarak hareket etmektedir.” dedi.</p>
<p>ABD-İsrail saldırılarının hedefi olan İran’ın, karşılık vererek bölgesel yayılma riskini artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “İngiliz üslerine düzenlenen dron saldırısı Doğu Akdeniz’i de etkilemiştir. Uzun vadede İran meselesi, dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma niteliği taşımakta ve yalnızca bölgesel değil, küresel düzenin geleceğini de ilgilendirmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kıbrıs artık Avrupa’nın ileri savunma platformlarından biri</strong></p>
<p>Kıbrıs Adasının artık yalnızca diplomatik veya enerji temelli bir rekabet alanı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ada, artık yalnızca enerji veya diplomasi sahası olmaktan çıkmış, jeostratejik bir düğüm noktası ve Avrupa’nın ileri savunma platformu haline gelmiştir. Bölgede üç ana askeri eksen oluşmaktadır. Kuzey Eksen: Türkiye kıyıları, KKTC ve Türk donanması, Orta Eksen: Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa unsurları, Güney Eksen: İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD müttefik unsurları.”</p>
<p><strong>Beklenmedik hamleler doğrudan çatışma riskini artırabilir</strong></p>
<p>Bölgedeki askeri yığılmanın çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, geleceğe dair riskleri şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>“</strong>Doğrudan Çatışma: Yunanistan’ın Ege Adaları veya Kıbrıs’ta beklenmedik hamleleri doğrudan bir çatışmayı tetikleyebilir. GKRY’nin NATO Üyeliği: Batı’nın bu girişimi, Türkiye için kırmızı çizgiyi oluşturabilir ve ittifak içinde kriz yaratabilir. Uzun Vadeli Askeri Yığınak: Bölgeye konuşlandırılan silah ve gemiler, tehdit ortadan kalktıktan sonra da kalabilir; bu durum Türkiye için risk yaratabilir. Bölgesel Rekabetin Derinleşmesi: Avrupa ülkelerinin kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetini artırabilir. Küresel Düzenin Test Edilmesi: İran merkezli kriz, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve güvenlik düzeninin sınandığı bir durumdur.”</p>
<p><strong>F-16 gönderilmesi zamanında ve güçlü bir yanıt</strong></p>
<p>Türkiye’nin KKTC’ye F-16 gönderme hamlesinin, artan askeri yığınağa karşı verilen güçlü ve zamanında bir yanıt olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz, enerji rekabeti ve büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği bir kriz alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 21:52:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklentiler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[kepçe]]></category>
		<category><![CDATA[kodaş]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kepçe kulak tedavisinde merak edilenler hakkında önemli bilgiler veren Op. Dr. Tuncay Kodaş, daha çok estetik açıdan memnuniyetsizlik yaşayan hastaların tedavi için başvuruda bulunduğunu ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039">Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Kepçe kulak tedavisinde merak edilenler hakkında önemli bilgiler veren Op. Dr. Tuncay Kodaş, daha çok estetik açıdan memnuniyetsizlik yaşayan hastaların tedavi için başvuruda bulunduğunu ifade etti. </span></p>
<p><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Tuncay Kodaş, kepçe kulağın herhangi bir sağlık sorununa neden olmadığını, kişilerin estetik görünüm açısından memnuniyetsizlik yaşadıkları için hekime başvurduklarının altını çizdi. Kepçe kulak görüntüsünün nasıl giderildiği hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Op. Dr. Kodaş, kepçe kulak estetik tedavisi sürecine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulak Görünümü Neden Olur? Genetik midir?</span></b></p>
<p><span>KBB Uzmanı Op. Dr. Tuncay Kodaş, kepçe kulak görünümünün kulağın antiheliks yapısındaki bozukluğa bağlı oluştuğunu, bu yapısal sorunu çok fazla genetik açıdan nitelendirmediklerini belirtti. Kodaş, ancak genetiğin de mutlaka bir payı olabileceğini de söyleyerek, ailesinde hiç kepçe kulak olmayanların da kepçe kulaklı olabildiğini kaydetti. </span><span>Kodaş, kepçe kulakta anti-heliksteki yapısal bozukluğa bağlı olarak kulağın daha önde bir duruşu olduğunu söyleyerek, “Kepçe kulak şikayeti ile bize gelen hastalar, estetik açıdan bir algısal problem yaşadıklarını ifade ediyorlar. Çocuklarda kepçe kulaklı olmaktan kaynaklı olarak bir takım psikolojik temelli sorunlar da görülebiliyor. Kız çocukları tarafından gelen şikayetlerde genellikle saçlarını sürekli öne atarak toplum içine çıkma durumu söz konusu oluyor. Bu durumdan şikayetçi olan çocuk ya da erişkin hastalarımız sorunlarına kalıcı yöntemlerle çözüm bulabiliyorlar”şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulak Ameliyatı ne zaman yapılabilir?</span></b></p>
<p><span>Kepçe kulaktan şikayetçi olup bantlar ve benzeri yöntemlerle bu sorundan kurtulmaya çalışan kişiler için en kalıcı çözümün cerrahide olduğunu ifade eden KBB Uzmanı Op. Dr. Kodaş şu bilgileri verdi: “Kepçe kulak yapısal bozukluğunun en kalıcı tedavisi sadece cerrahi operasyon ile mümkündür. Kepçe kulak ameliyatı diğer adıyla otoplasti ameliyatları 7 yaş ve üzeri kişilere uygulanabiliyor. Çocuklar bu yapısal bozukluktan ötürü psikolojik açıdan daha fazla etkilendikleri için çok fazla beklemeden 7 yaş üzerine bu ameliyatları yapıyoruz. Çocuklarda operasyonu daha çok genel anestezi yöntemi ile gerçekleştiriyoruz. Otoplasti ameliyatları çok uzun süren bir operasyonlar değildir. Ortalama süresi bir, bir buçuk saattir. Bu süre içinde anti heliks yapısını kazandırarak kepçe kulağı ortadan kaldırıyoruz.”</span></p>
<p><b><span>Kepçe Kulakta İki Tip Cerrahi Yöntem Var</span></b></p>
<p><span>Kodaş’ın verdiği bilgilere göre; kepçe kulak ameliyatlarında iki tip operasyon yöntemi kullanılıyor.  Birincisi ip ile kesi yapılmadan gerçekleştirilen yöntem, ikincisi ise kulak arkasına ufak bir kesi yapılarak yapılan bir yöntem olarak belirtiliyor.  Her iki yöntemin de dezavantajı ve avantajları olduğunu kaydeden Kodaş, “İp ile yapılan yöntemde hasta daha hızlı iyileşiyor ama kulağın eski haline dönme riski daha fazla olabiliyor. Kulak arkasına kesi ile yapılan açık ameliyat yöntemi birincisine göre daha kalıcı bir yöntem olarak karşımızda duruyor. Açık ameliyatta tekrar açılma riski çok daha düşük oluyor. Dezavantajı ise arkada küçük bir kesi oluyor. İyileşmesi pile olana göre daha uzun zaman alabiliyor. Ama ipli yönteme göre tekrar açılma riski oldukça düşük oluyor” diye bilgi verdi. </span></p>
<p><b><span>“Kepçe Kulak Görünümü Bir Hafta Sonra Kayboluyor”</span></b></p>
<p><span>Ameliyat sonrası tam iyileşme için bir haftalık bir pansuman süresi gerektiğini belirterek Kodaş, “Ameliyattan bir hafta sonra kepçe kulak görünümü ortadan kaybolmuş oluyor. Otoplasti ameliyatları basit operasyonlardır. Kepçe kulak tedavisi kolaydır. Hastanın normal yaşama dönmesi çok kısa sürede gerçekleşmektedir. Çocuklarda olduğu gibi erişkinlerde bu ameliyatları sıkça yapıyoruz. Her yaş grubunda da olumlu sonuç alınıyor” bilgisini paylaştı.</span></p>
<p><b><span>“Kepçe Kulak Çocuklarda Genel Anestezi İle Gideriliyor”</span></b></p>
<p><span>Kepçe kulak şikayeti ile gelen hastanın öncelikle kulağındaki antiheliks gelişiminin düzeyinin tespit edildiğini söyleyen Op. Dr. Kodaş, kepçe kulak operasyonlarının hem genel hem de  lokal anestezi altında gerçekleştirilebilen bir operasyonlar olduğunu kaydetti.  </span><span>Kepçe kulağın antiheliks yapısının derecesine göre buna karar verdiğini ifade eden Kodaş, “Çocuklarda genel anestezi altında yapmayı daha çok tercih ediyoruz. Erişkinlerde eğer tercih ederlerse lokal anestezi ile yapabiliyoruz” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-kodas-kepce-kulak-tedavisinde-estetik-beklentiler-one-cikiyor-619039">Dr. Kodaş, “Kepçe Kulak Tedavisinde Estetik Beklentiler Öne Çıkıyor”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunun]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aldatma, bir ihanet travmasıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel aldatma ile duygusal aldatmayı ayırt etmek gerektiğini ve fiziksel aldatmanın ötesinde duygusal aldatmaların da günümüzde ciddi biçimde arttığını ifade ederek, “Aldatma, aslında bir ihanet travmasıdır. Kişinin arkadan bıçaklanmış gibi hissettiği her durum sadakatin ihlalidir” dedi.</p>
<p>Aldatmanın temelinde güven ve dürüstlük eksikliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yalan söyleyen kişiler genellikle aldatıcı oluyor. Aldatmanın karanlık üçlüsü vardır; yüksek narsizm, düşük dürtü kontrolü ve yüksek dışa dönüklük. Bu üç özellik bir aradaysa kişi aldatmaya daha yatkın hale gelir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar ediyor</strong></p>
<p>Aldatma sonrası duygusal süreçlere değinen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin derin pişmanlık hissederken, bazılarının durumu rasyonalize etmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yanlış yapıp da derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar eder. Bazı kişiler kendilerini kandırmanın yolunu bulurlar; ‘zaten ilişkimiz bitmişti’, ‘zaten artık bir şey hissetmiyordum’ derler. Bu zihinsel manevradır. Kendisini haklı çıkarmaya çalışır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aldatma sonrası affetme sürecine ilişkin olarak da “Derin bir pişmanlık hisseden kişiye bir şans verilebilir ama hemen bağışlamak doğru değildir. Samimiyet, sorumluluk ve bedel ödeme olup olmadığına bakılmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>Aldatılan insan ciddi depresyona giriyor</strong></p>
<p>İhanetin, kişinin benlik saygısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aldatılan bireyin ağır bir duygusal travma yaşadığını vurguladı.</p>
<p>“Aldatılan insan ‘Ben sevilmeye değer değil miyim?’ diye düşünür ve ciddi bir depresyona girer. Bu travma, yaşam olayları ölçeğinde en yüksek stres değerine sahip olaylardan biridir. Birçok araştırmada eşin aldatması, eşin ölümünden bile daha yüksek travma puanı alıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin intikam amaçlı aldatma davranışı gösterdiğini, kiminin ‘Sen beni aldattın, ben de seni aldatırım’ diyerek intikam aldatması yaptığını anlattı.</p>
<p><strong>Evlilikte sadık kalmak ilkedir</strong></p>
<p>Kültürel kalıpların da ilişkilerdeki sadakat anlayışını etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bizim kültürümüzde ‘erkek aldatabilir, kadın aldatmaz’ gibi yanlış değer yargıları var. Bu iki taraf için de yanlıştır. Evlilik bir yolculuktur. Yol arkadaşlığına sadık kalmak bir ilkedir. Bunun için fedakârlık ve arzuları erteleyebilme becerisi gerekir. Evde güven ilişkisi oluşursa aile sığınak haline gelir. Bugün ailelerin sığınak olmamasının sebeplerinden biri güvenli alanların yok olmasıdır.”</p>
<p>Aldatma eğiliminin kökeninde bağlanma stillerinin önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatan ya da aldatılan kişilerin çoğunda güvenli bağlanma yoktur. Kaygılı, kaçıngan veya dezorganize bağlanma stilleri görülür. İnsan ilişkisel bir varlıktır; beyin tek başına yaşamaya programlanmamıştır. Güvenli bağ kuramadığında, kişi ilişkilerde ya kaçar ya da aşırı bağlanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Birlikte yemek yemek bile ilişki kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ilişkilerde sağlıklı iletişimin önemine işaret ederek, “İletişimde üç biçim vardır; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim ve iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Eğer evde insanlar birbirine uzatma oynar gibi davranıyorsa, duygusal yatırımlar azalmış demektir. Eve gelince ‘otelde hoş geldin’ der gibi bir hava varsa, orada güvenli bağ kalmamıştır. Göz teması, kısa ama nitelikli sohbetler, birlikte sıcak yemek yemek bile ilişkinin kalitesini artırır. ABD’de yapılan stres ölçeklerinde bile ‘Haftada kaç gün sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusu yer alır, çünkü bu bile ilişkisel doyumu gösterir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aldatma ilişkileri toksik hale getirir</strong></p>
<p>Aldatmanın ilişkileri dönüştürerek toksik bir yapı yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatma ilişkileri toksik hale getirir. Bu kişilerle uzun yolculuğa çıkılmaz. Çünkü sadakat ihlal edilmiştir. Kırılgan ilişkiler her zaman risk grubundadır. O nedenle bağlanma stillerinin onarılması, güvenli iletişimin yeniden kurulması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde “güvenli alan” oluşturmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Evin güvenli bir alan haline gelmesi, çiftlerin birbirine güvenli bağ kurabilmesiyle mümkündür. Güvenli bağ kurulan ilişkilerde huzur, sevgi ve sadakat kalıcı olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlişkilerde sadakatin sadece romantik bağlarla sınırlı olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadakat, bütün insan ilişkilerinde geçerlidir. İş, arkadaşlık, aile ya da varoluşla olan ilişkilerde de güven ve doğruluk olmadan kalıcı bağ kurulamaz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar aldatmayı kolaylaştırdı ama izleri de silinmiyor</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, teknolojinin aldatmayı hem kolaylaştırdığını hem de saklanmasını zorlaştırdığını belirterek, “Dijital platformlar aldatma konusunda çok kolaylaştırdı. Fakat aynı zamanda da dijital platformların avantajı da oldu. Daha önce ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diyorduk, şimdi internete kadar yanıyor. Bir insanın dijital hesabını incelediğinizde çelişkilerini, yalanlarını görebiliyorsunuz. Kişinin tutarlılığı ve karakteri hakkında fikir verebiliyor bu izler. O nedenle bıraktığımız dijital izler çok önemli, kaybolmuyor. Bir gün önümüze çıkabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle eşlerin gizlilik davranışlarının güveni zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eve geldiğinde telefonunu kapatıyorsa bu güveni zedeler. Güven ilişkisi olan bir evlilikte kişi şifresini gizlemez, telefonu saklamaz. Ama ikinci, gizli bir telefon varsa zaten bu kolay anlaşılır. İnsan isterse karşısındakinin beden dilinden, davranışlarından aldatıldığını hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar aldatmayı daha çabuk hissediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek arasındaki duygusal zekâ farkına vurgu yaparak, “Aldatmayla ilgili özellikle duygusal okuryazarlık kadın beyninde daha gelişmiştir. Duygusal empati konusunda erkeklerden birkaç adım öndedirler. Onun için aldatmayı daha çabuk hissedebiliyorlar. Ama bu his, mutlaka doğrulanmalı. ‘Aldatıldım’ hissi geldi diye hemen etiketlemek doğru değil. Çünkü o zaman savunma duvarı örülür. Aldatmayı anlamak istiyorsak yargılamak yerine köprü kurmamız gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve sadakat psikolojisini, dini ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirerek, aldatmanın bir anda ortaya çıkan bir davranış değil, küçük hataların birikimiyle gelişen bir süreç olduğunu ve “Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucudur. İlk hata küçük olur ama kişi o hatayı fark edip durmazsa büyük sonuçlara yol açar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ahlaki hataları fiziksel hijyenle ilişkilendirerek, “Dışarıda dolaşırken elimiz mikroplarla temas ediyor. Eğer elimizi kirlenince hemen yıkarsak hastalık oluşmaz. Ama bekler, iltihap başlayınca temizlemeye kalkarsak geç olur. İnsan da hata yaptığında hemen fark edip vicdani temizlik yaparsa, o hata büyümez. Aldatma genellikle bir anda olmaz; küçük küçük adımlar vardır.<br /> En zor olan ilk adımdır. O yüzden kişi hatalara karşı duyarlı olmalı. Hata yaptığını fark edip ‘yanlış yaptım’ diyebilen kişi, iç kontrolü güçlü insandır.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle çift ilişkilerinde affetmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kimi insanlar hata yapar, pişman olur ama eşi o hatayı sürekli hatırlatır. İkide bir yüzüne vurur, dürter, geçmişi yeniden yaşatır. Bu yaklaşım yarayı iyileştirmez, kanatır. Kişi hatasından ders almışsa, artık o hatanın üzerinde durmak değil, o dersi kalıcı hale getirmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir… </strong></p>
<p>Günümüz ilişkilerinde sıklığın değil, niteliğin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zamanda ilişkiler zorlaştı ama ümitsiz olmamak gerekir. Nitelikli ilişkiler, az görüşülse bile güçlüdür. Böyle ilişkilerde iki kişi 1+1=2 etmez, 1+1=11 eder. Çünkü birbirini tamamlar, güçlendirir. Aynı hedefe odaklanmış, güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir. Lazer nasıl tek yönde giderse, nitelikli ilişkiler de aynı yönde ilerler. Güven alanı oluşturmuş bir ilişkide, aldatıcılar ve çeldiriciler etkili olamaz.”</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini “Aldatma sadece fiziksel değil, manevi bir ihlaldir. Vicdanı canlı tutan, küçük hatalarda kendini sorgulayan insan hem kendini hem ilişkisini korur. Bu çağda en büyük direnç, ahlaki dirençtir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Tik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rvan]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşın]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması</strong></p>
<p>Dezenformasyonun tanımına açıklık getirerek sözlerine başlayan Prof. Dr. İrvan, “Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması anlamına geliyor. Kriz dönemlerinde hızla yayılmasının nedeni, krizlerin belirsizlik dönemleri olmasından kaynaklanıyor.” dedi.</p>
<p>Belirsizlik arttıkça medyaya ve sosyal medyaya bağımlılığın da arttığını belirten Prof. Dr. İrvan, “Kişilerin kendi görüşlerine ve beklentilerine uygun bilgileri doğru kabul etme eğilimi artıyor. Buna psikolojide doğrulama önyargısı deniliyor. Yani kişi, bu bilgileri doğrulama gereksinimi duymadan kabulleniyor” ifadelerini kullandı<strong>.</strong></p>
<p><strong>Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır</strong></p>
<p>Savaş ve çatışma dönemlerinde doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığına ilişkin de Prof. Dr. İrvan, doğru bilgiye ulaşmanın bu dönemlerde son derece güçleştiğini söyledi.</p>
<p>X hesabında daha önce paylaştığı bir ifadeyi hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır; (sosyal) medya üzerinden yürütülür. Savaşan taraflar bu savaşı sosyal medyaya da taşıyorlar. Haliyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yapılan açıklamalara bakarak belirleyebilmek hiç kolay değil.” dedi.</p>
<p>Örnek olarak, ABD/İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat’ta ortaya atılan iddialara değinen Prof. Dr. İrvan, “ABD merkezli medyada İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne ilişkin haberler yer alırken, İran medyası bu haberi yalanlayan yayınlar yaptı. Gerçekler elbette er ya da geç ortaya çıkıyor ancak şunu her zaman hatırlamakta yarar var. Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Mavi tik” güven algısını istismar ediyor</strong></p>
<p>Sosyal medyada “mavi tikli” hesaplara duyulan güvenin nasıl oluştuğuna da değinen Prof. Dr. İrvan, özellikle X platformunda mavi tikin uzun süre “otorite sembolü” olarak algılandığını belirtti.</p>
<p>“Eğer bir hesap mavi tikliyse güvenilir hesap imajı yaygındı. Ancak bu özellik ücretli abonelik modeline dönüştürülünce, parayı ödeyen herkes mavi tik alabilir hale geldi” diyen Prof. Dr. İrvan, buna rağmen kullanıcı psikolojisinde güven algısının büyük ölçüde değişmediğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. İrvan, “Toplumu manipüle etmek isteyen, dezenformasyon peşinde koşan hesaplar toplumun bu güven algısını istismar ediyor” dedi.</p>
<p><strong>Yalan haberler 6 kat daha hızlı yayılıyor</strong></p>
<p>Resmî yalanlamaların viral hale gelen yanlış bilgilerin hızını kesip kesemediğine ilişkin ise Prof. Dr. İrvan, “Resmî yalanlamaların her zaman başarılı olduğunu söylemek zor” diyerek iki temel nedene işaret etti. “Birincisi, toplumların otoritelere karşı güveni sarsılmış durumda. Otoriteler, hoşa gitmeyen doğru bilgileri de yalanlayabiliyor. İkincisi ise sosyal medya mantığı. Bir haber yalanlandıysa, bu yalanlama bile haberin daha çok yayılmasına hizmet edebiliyor.” dedi.</p>
<p>Science dergisinde 2018 yılında yayımlanan bir araştırmayı hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Bu araştırma, yalan haberlerin gerçek haberlerden 6 kat daha hızlı yayıldığını göstermişti. ‘Bu haber yanlış’ şeklindeki paylaşımların bile yayılım hızına katkı sunduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Algoritma doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor</strong></p>
<p>X platformunun algoritmik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, sistemin içeriğin doğruluğunu değil, etkileşim potansiyelini öncelediğini söyledi ve “Algoritma, bir bilginin doğru olup olmadığına bakmıyor; aldığı beğeni, yorum ve yeniden paylaşım sayısını önceliyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok paylaşıldığı için tam da platformun sevdiği türden bir içeriğe dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Etkileşim temelli gelir modelinin yanlış bilgiyi teşvik ettiğini belirten Prof. Dr. İrvan, “Benim ‘kırıntı habercileri’ diye tanımladığım bazı hesaplar, yanlış olduğu anlaşılmış haberleri sırf etkileşim almak için tekrar tekrar paylaşmaktan çekinmiyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok etkileşim alıyor ve gelir getiriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyayı kapatmak paniği artırır</strong></p>
<p>Kriz dönemlerinde panik ve toplumsal huzursuzluğun önlenmesi için uygulanması gereken iletişim stratejilerine de değinen Prof. Dr. İrvan, sosyal medya platformlarının yavaşlatılmasının ya da erişime engellenmesinin yanlış bir yöntem olduğunu dile getirdi ve “Halk arasında korku ve panik yayılıyor diye ilk önlem olarak sosyal medyayı yavaşlatmak ya da erişilemez hale getirmek en kötü iletişim stratejisidir. Bu uygulamalar tam da paniği artıran bir etki yapar.” dedi.</p>
<p>Doğru yaklaşımın hızlı ve doğru bilgilendirme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, “Yurttaşları doğrulanmış haber ve bilgileri paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Doğru ve sürekli bilgilendirme yapılmazsa söylentiler ve dedikodular devreye girer, dezenformasyona kapı aralanır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkileşim vermemek de bir mücadele yöntemidir</strong></p>
<p>Son olarak sosyal medyada yalan haberlerle mücadelenin yollarına değinen Prof. Dr. İrvan, “Bu haberleri paylaşan hesaplara etkileşim vermemek de etkili bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p> “Kriz dönemlerinde güvenilir medya ve gazeteci hesaplarını takibe almalı, önümüze düşen haberlere daha kuşku içinde bakmalıyız.” diyen Prof. Dr. İrvan, özellikle belirsizlik dönemlerinde dijital okuryazarlığın hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Dr. Cemil Tugay&#8217;a Floransa heyetinden ziyaret</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugaya-floransa-heyetinden-ziyaret-614981</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 08:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[cemil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[floransa]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[heyetinden]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Floransa Belediyesi’nde çevre ve sürdürülebilirlik alanında görev yapan Arnaldo Melloni ve Gessica Pecchioni ile uluslararası alanda akustik ve gürültü yönetimi konusunda önde gelen uzmanlardan Sergio Luzzi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı açık ofiste ziyaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugaya-floransa-heyetinden-ziyaret-614981">Başkan Dr. Cemil Tugay&#8217;a Floransa heyetinden ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Floransa Belediyesi’nde çevre ve sürdürülebilirlik alanında görev yapan Arnaldo Melloni ve Gessica Pecchioni ile uluslararası alanda akustik ve gürültü yönetimi konusunda önde gelen uzmanlardan Sergio Luzzi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı açık ofiste ziyaret etti. Ziyaret kapsamında gürültü yönetimi, kentsel sağlık ve sürdürülebilir şehircilik alanlarında iş birliği zemininin güçlendirilmesi kararlaştırıldı.  </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, 18-20 Şubat tarihleri arasında uluslararası katılımlı teknik ziyaret programı gerçekleştirildi. Floransa Belediyesi’nde çevre ve sürdürülebilirlik alanında görev yapan Arnaldo Melloni ve Gessica Pecchioni ile uluslararası alanda akustik ve gürültü yönetimi konusunda önde gelen uzmanlardan Sergio Luzzi İzmir’de ağırlandı. Ziyaret kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili birimleri ile teknik toplantılar gerçekleştirildi, Eşrefpaşa Hastanesi yeni hizmet binası, Zeytinlik ek hizmet binası, Homeros Bulvarı, Aşık Veysel Rekreasyon Alanı, Adnan Kahveci Üst Geçidi ve Demirköprü Alt Geçidi gibi noktalarda  incelemeler yapıldı. Teknik ziyaret; İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Floransa Belediyesi ve uluslararası uzmanlar arasında ortak proje geliştirme fırsatlarının oluşturulması, özellikle gürültü yönetimi, kentsel sağlık ve sürdürülebilir şehircilik alanlarında iş birliği zemininin güçlendirilmesini amaçlıyor. Program kapsamında ayrıca temmuz ayında İstanbul’da gerçekleştirilecek 32. Uluslararası Ses ve Titreşim Kongresi (ICSV32) çerçevesindeki oturum başlıkları ve içeriklerine ilişkin ön değerlendirmeler yapıldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler</strong><br />Uluslararası Ses ve Titreşim Enstitüsü (IIAV) Başkanlığı görevini yürüten Sergio Luzzi, Avrupa Komisyonu Horizon 2020 ve URBACT programlarında uzman olarak görev alırken, çevresel akustik, kentsel gürültü yönetimi ve iş sağlığı alanlarında uluslararası düzeyde önemli bilimsel ve teknik çalışmalara liderlik ediyor. Arnaldo Melloni ise Floransa Belediyesi Çevre Müdürlüğü bünyesinde uzun yıllardır görev yaparken, gürültü, hava ve elektromanyetik kirlilik yönetimi, stratejik gürültü haritaları ve Avrupa Birliği direktifleri kapsamında hazırlanan eylem planları gibi alanlarda sorumlu yöneticilik yapıyor. Melloni ayrıca EUROCITIES ağı kapsamında gürültü çalışma grubunda eş başkanlık görevinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-dr-cemil-tugaya-floransa-heyetinden-ziyaret-614981">Başkan Dr. Cemil Tugay&#8217;a Floransa heyetinden ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[İklim Değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[klim]]></category>
		<category><![CDATA[kurak]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tunçez]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde gözlenen sıcaklık artışları ve yağış rejimlerindeki değişimler, iklimde yaşanan dönüşümün etkilerini daha belirgin hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665">Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Dünya genelinde gözlenen sıcaklık artışları ve yağış rejimlerindeki değişimler, iklimde yaşanan dönüşümün etkilerini daha belirgin hale getiriyor. Bu süreç, bilimsel çalışmaların odağında yer almasının yanı sıra günlük yaşamda da giderek daha fazla fark ediliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Enerji Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatma Didem Tunçez, iklim değişikliğine ilişkin güncel gelişmeler ve alınabilecek önlemler hakkında değerlendirmelerde bulundu. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Buzullar Eriyor, Kuraklık Daha Sık Yaşanıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Enerji Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Fatma Didem Tunçez, küresel iklimde yaşanan değişimlerin özellikle yarı kurak kuşakta yer alan Türkiye açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek; “Bilimsel veriler, son yüzyılda dünya yüzey sıcaklığının yaklaşık 0,6°C arttığını, atmosferin alt katmanlarında ise her on yılda ortalama 0,15°C’lik bir yükseliş kaydedildiğini gösteriyor. Kar ve deniz buzullarındaki azalma, iklim sistemindeki dönüşümün önemli göstergeleri arasında yer alıyor. Buzul alanlarında ve kar örtüsünde gözlenen değişimler ile birlikte sıcak hava dalgaları ve kurak dönemlerin daha belirgin hale geldiği görülüyor. Bu sürecin etkileri Akdeniz Havzası’nda da yakından izlenmektedir. Kuzey Kutbu’nda buz kalınlığının yaz aylarında yaklaşık %40 oranında inceldiği tespit edilirken; orta ve yüksek enlemlerde şiddetli yağışların arttığı, subtropikal bölgelerde ise kurak koşulların daha yaygın hale geldiği ifade ediliyor. Ayrıca sıcak günlerin sayısında artış gözlenirken, soğuk hava dalgalarının daha sınırlı yaşandığı değerlendirilmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“İklim Değişikliği, Tarımsal Üretimi de Etkiliyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Tunçez, küresel ısınmanın Türkiye ve tarımsal üretim üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu: “Türkiye’nin büyük bir bölümünün yarı kurak iklim kuşağında yer alması, iklim değişikliğinin etkilerinin daha yakından izlenmesini gerekli kılıyor. Çölleşme eğilimleri, tarım topraklarında nem dengesinin korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve kıyı alanlarının korunması gibi başlıklar önem kazanıyor. Bununla birlikte sel, taşkın ve orman yangınlarına karşı önleyici tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. İklim değişikliği tarımsal üretim süreçlerini de yeniden şekillendiriyor. Sıcaklık artışları ve yağış rejimindeki değişimler, ürün verimliliğinin korunmasına yönelik yeni uygulamaları gündeme getirirken; hasat takvimlerinin planlanması, sulama imkânlarının etkin kullanımı ve hayvancılıkta verimliliği artıracak stratejiler üzerinde duruluyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İklim Değişikliğinin Turizm ve Enerjiye Yansımaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İklim değişikliğinin tarımın yanı sıra turizm ve enerji sektörüne de etki ettiğine değinen Tunçez; “İklimde yaşanan değişimler, farklı sektörlerde planlama ve uyum çalışmalarının önemini artırıyor. Kış turizmi bölgelerinde sezon sürelerinin yeniden şekillenebileceği, yaz aylarında ise artan sıcaklıkların destinasyon tercihlerinde değişimlere yol açabileceği öngörülüyor. Enerji tarafında, hidroelektrik üretiminin su seviyelerindeki dalgalanmalardan etkilenmesi ve artan soğutma ihtiyacının elektrik talebini desteklemesi söz konusu olabilir. Bu süreç, enerji arz ve talep dengesinin dikkatle yönetilmesini gerekli kılıyor. Ayrıca güneş enerjisi santrallerinin sıcak ve kurak dönemlerde oluşabilecek çevresel etkilere karşı hazırlıklı olması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımının ise tüm enerji tesisleri açısından önemini koruduğu değerlendirilmektedir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Geleceğimiz İçin Bilinçli Adımlar Atmalıyız”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı uyum kapasitesini güçlendirecek politikalarla önemli bir dönüşüm fırsatına sahip olduğuna dikkat çeken Tunçez; “Geleceğimiz için doğru planlama ve zamanında atılacak bilinçli adımlar ile olası riskleri yönetilebilir düzeye indirebiliriz. Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynaklar, genç nüfus ve teknik altyapı, bu sürecin başarıyla yönetilmesinde önemli avantajlar sağlıyor. İklim değişikliğini doğru strateji ile ele alındığımızda çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve ekonomik dayanıklılık açısından yeni fırsatlar da sunabilir. Etkin su yönetimi ve tasarruf uygulamalarının yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı ve verimliliği artıran tarım tekniklerinin geliştirilmesi gibi adımlar hem çevresel dengeyi korumaya hem de ekonomik istikrarı güçlendirmeye katkı sağlayacaktır” diyerek bilinçli ve duyarlı adımlar atılmasının, sürdürülebilir bir gelecek inşasında belirleyici olacağını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-tuncez-iklim-degisikligi-ile-mucadelede-gelecegimiz-icin-bugunden-harekete-gecmeliyiz-612665">Dr. Tunçez; &#8220;İklim Değişikliği ile Mücadelede, Geleceğimiz İçin Bugünden Harekete Geçmeliyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Şükrü Güner yaşamını yidirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-sukru-guner-yasamini-yidirdi-611496</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 18:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güner]]></category>
		<category><![CDATA[şükrü]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamını]]></category>
		<category><![CDATA[yidirdi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611496</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Şükrü Güner yaşamını yitirdi. Türk Tabipler Birliği Genel Sekreterliği görevini de üstlenen Güner'in kaybı tıp camiasını yasa boğdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-sukru-guner-yasamini-yidirdi-611496">Dr. Şükrü Güner yaşamını yidirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tabipler Birliği, şu açıklamayı yaptı, “1977-1984 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Genel Sekreterliği görevini üstlenen; 1986-1990 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri, 1992-1994 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi, 2004-2006 yılları arasında TTB Etik Kurul üyesi, 2006-2016 yılları arasında ise beş dönem TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi olarak görev yapan ve ömrünü TTB’ye adamış olan toplumcu hekim hareketinin öncülerinden Dr. Şükrü Güner’i kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz. Ailesine, yakınlarına ve tüm sağlık camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Cenazesi, 8 Şubat 2026 Pazar günü, Bodrum Bitez Adliyesi karşısındaki Gülsevim Rüştü Kaynak Cami’nde kılınacak öğle namazının ardından defnedilecektir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-sukru-guner-yasamini-yidirdi-611496">Dr. Şükrü Güner yaşamını yidirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ersin]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Depremin ilk günlerinden itibaren BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı olarak öğrenci ve öğretim üyeleriyle sahadaki ihtiyaçlara yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Doç. Dr. Uygun “Depremin hemen ardından bölgede çalışmalara başladık. Bu kapsamda, bireysel psikolojik destek görüşmeleri, çocuklar ve ergenlere yönelik oyun ve grup temelli uygulamalar; aileler, öğretmenler ve saha çalışanlarına yönelik destek ve psiko-eğitim çalışmaları ile yerel ihtiyaçlara göre şekillenen topluluk temelli ruh sağlığı uygulamalarını hayata geçirdik. Bu çalışmalarla travmanın akut etkilerinin hafifletilmesi kadar, uzun vadeli ruhsal iyilik hâlinin desteklenmesini amaçladık” dedi.</p>
<p>Depremin yol açtığı en ağır sonuçlardan birinin, çoğu zaman gözle görülmeyen ancak günlük yaşamı derinden etkileyen ruhsal yıkım olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Uygun, “Travma, yalnızca yaşanan ana ait bir deneyim değil; zaman içinde biçim değiştirerek bireyin ve toplumun hayatına etki eden bir süreç. Travma uzun süre bireyin hayatına eşlik edebilir. Bu nedenle deprem bölgesinde ruhsal iyileşme, psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Psikososyal destek kısa süreli projelerle sınırlı kalmamalı’</strong></p>
<p>Doç. Dr. Uygun, “Travma sonrası belirtiler çoğu zaman kendiliğinden ortadan kalkmaz; ertelenmiş biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle psikososyal destek hizmetlerinin kısa süreli projelerle sınırlı kalmaması büyük önem taşıyor. Özellikle çocuklar ve gençler için ruh sağlığı desteği, eğitimin ve toplumsal iyileşmenin ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli” dedi.</p>
<p>Depremden etkilenen bireylerin uzun süreli ruh sağlığı desteğine erişiminin önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Uygun, “Bugün deprem bölgesinde ihtiyaçlar, acil yardım aşamasının ötesine geçmiş durumda. Kalıcı, güvenli ve sağlıklı koşullarda barınma ihtiyacının tamamen karşılanması; sürekli, erişilebilir ve toplum temelli bir psikososyal perspektifle sunulan ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi; eğitimde sürekliliği destekleyen akademik ve psikososyal programların yaygınlaştırılması; yerel istihdamı ve ekonomik toparlanmayı destekleyen uygulamaların artırılması önümüzdeki dönemin temel ihtiyaçları arasında yer alıyor.” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </p>
<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>
<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>
<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>
<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>
<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>
<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>
<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>
<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>
<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>
<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80&#8217;i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adı]]></category>
		<category><![CDATA[aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[muammer]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuza]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610444</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı, Hukuk akademisyeni, Yazar ve gerçek bir aydın Prof. Dr. Muammer Aksoy,  31 Ocak 1990’da Ankara’da, evinin önünde düzenlenen alçak bir suikast sonucu aramızdan koparılmıştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444">Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı, Hukuk akademisyeni, Yazar ve gerçek bir aydın Prof. Dr. Muammer Aksoy,  31 Ocak 1990’da Ankara’da, evinin önünde düzenlenen alçak bir suikast sonucu aramızdan koparılmıştı.</b></p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Ayvalık Şubesi içerisindeki salona Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanını Prof. Dr. Muammer Aksoy’un adı verildi. Düzenlenen törene katılan Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Atatürk ilke ve devrimlerine ömrünü adamış, aydınlanma mücadelesinin simge isimlerinden Prof. Dr. Muammer Aksoy’un adının Ayvalık’ta yaşatacak çok anlamlı bir ana tanıklık ettiklerini söyledi.</p>
<p>Başkan Mesut Ergin, “ADD şube binası içerisindeki salona Muammer Aksoy adının verilmesinin, geçmişe duyulan saygının ve geleceğe olan borcumuzun bir ifadesidir. Ayvalık, her zaman aydınlanmanın, özgür düşüncenin ve Cumhuriyet değerlerinin yanında olmuştur; olmaya da devam edecektir” dedi</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444">Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 09:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </span></p>
<p><b><strong> “Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </span></p>
<p><b><strong> Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </strong></b></p>
<p><span> </span><span>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> ‘İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> Bu şikayetler varsa DİKKAT </strong></b></p>
<p><span> ‘</span><span>Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </span></p>
<p><b><strong>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan , stresten ,sedanter  yaşamdan dolayı oluşabilir Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen  durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durman]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektörü]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeditepe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, TÖZOK Eğitim Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin eğitim alanında önemli bir birikime ve güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, bu birikimin okul öncesinden üniversiteye kadar daha bütüncül bir yapıyla güçlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268">Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, TÖZOK Eğitim Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin eğitim alanında önemli bir birikime ve güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, bu birikimin okul öncesinden üniversiteye kadar daha bütüncül bir yapıyla güçlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Durman, Avrupa’da üniversitelerde uzun yıllardır uygulanan ortak eğitim sistemlerinin, Türkiye’de de başarıyla hayata geçirildiğini vurgulayarak, “Üniversitelerimizde uygulanan bu modeller, ülkemizin eğitimde uluslararası standartlara uyum kapasitesini açıkça gösteriyor. Gelecek, eğitim sistemlerini, ‘yaşam boyu eğitim/öğretim’ bakış açısıyla ve ilgili tüm bileşenleri ile tasarlayan ve uygulayan ülkelerin olacaktır” dedi.</p>
<p><strong>“Türkiye, Avrupa ile uyumlu sistemleri başarıyla uyguluyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Durman, 1999 yılında başlayan ve bugün 49 ülkeyi kapsayan Bologna Süreci’nin, Avrupa’da üniversiteler arasında ortak bir anlayış oluşturduğunu hatırlattı. Türkiye’nin bu sürece erken dönemde dahil olduğunu belirten Durman, “Ülkemiz, üniversitelerde kredi sistemi, diploma şeffaflığı ve kalite güvencesi gibi alanlarda Avrupa ile uyumlu uygulamaları uzun süredir hayata geçiriyor” diye konuştu.</p>
<p>Bu deneyimin önemli bir kazanım olduğuna dikkat çeken Durman, aynı anlayışın okul öncesinden lise sonuna kadar olan eğitim kademeleri için de ilham verici olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Öğrenci emeğini merkeze alan yaklaşım</strong></p>
<p>Durman, üniversitelerde derslerin artık sadece haftalık ders saatine göre değil, öğrencinin derse ayırdığı toplam emek üzerinden değerlendirildiğini anlattı. Bu yaklaşımın öğrenciler üzerindeki yükün daha dengeli dağıtılmasına katkı sağladığını belirtti.</p>
<p>“Bu mantık, doğru şekilde tasarlanırsa okullarda da öğrencilerin öğrenme sürecini daha sağlıklı planlamaya katkı sunabilir” diyen Durman, Türkiye’nin bu tür yenilikçi yaklaşımları uygulayabilecek insan kaynağına ve deneyime sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Diplomalar daha şeffaf hale geliyor</strong></p>
<p>Üniversitelerde verilen diplomalara eklenen ve eğitimin içeriğini ayrıntılı biçimde anlatan standart belgelerin, mezunların yurt içinde ve yurt dışında daha kolay anlaşılmasını sağladığını ifade eden Durman, bu uygulamanın Türkiye’de uzun süredir başarıyla sürdürüldüğünü söyledi.</p>
<p>Bu tür şeffaflık uygulamalarının eğitim sisteminin tüm kademelerinde yaygınlaşmasının, Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü daha da artırabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kalite güvencesinde güçlü deneyim</strong></p>
<p>Prof. Dr. Durman, Türkiye’de üniversitelerde uygulanan kalite güvencesi sistemlerinin, eğitimin sürekli gelişimine önemli katkılar sunduğunu belirterek, bu alanda edinilen deneyimin büyük bir kazanım olduğunu söyledi.</p>
<p>“Bu tecrübe, eğitim sistemimizin diğer kademeleri için de yol gösterici olabilir” diyen Durman, kalite anlayışının paylaşılmasının eğitimde genel başarıyı yükselteceğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Eğitimde sahip olduğumuz gücü ileriye taşımalıyız”</strong></p>
<p>Türkiye’de okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademelerini kapsayan bir yeterlilik yapısının zaten mevcut olduğunu hatırlatan Durman, bundan sonraki hedefin bu yapıyı daha güçlü bağlarla desteklemek olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Durman, şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye, eğitimde uluslararası standartlarla uyumlu çok önemli adımlar atmış bir ülke. Gelecek dönemde bu güçlü altyapıyı daha bütüncül bir bakışla ileriye taşımak, ülkemizin en büyük kazanımlarından biri olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268">Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişiliklerin bireysel ilişkilerde ve toplumsal hayatta yarattığı risklere dikkat çekerek, “Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür. İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Zorba ve kurban ilişkisi ortaya çıkar</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerde genellikle manipülasyonun ön planda olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>B tipi kişilikler empati yoksunudur</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarını da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karanlık üçlü kanser hücresi gibi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşimine “karanlık üçlü” denildiğini belirterek, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Vücudumuzda bağışıklık sistemi kanser hücresine sınır koyar, durdurur. İnsan ilişkilerinde de aynı yöntem geçerlidir: Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Niyet analizi yapılmalı</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerle baş etmede en kritik noktanın “niyet analizi” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hayır diyemeyenler hasta oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle aile içindeki toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini ifade ederek, “Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.” dedi.</p>
<p><strong>Kendine zarar verme özgürlüğü yok</strong></p>
<p>Fedakârlığın kültürel olarak yüceltildiğini ancak kişinin kendi ruh sağlığını hiçe saymasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde ‘evi dişi kuş yapar’ anlayışı vardır. Ama kişi kendi haklarını yok sayarsa, ‘aman olay çıkmasın’ diye sürekli taviz verirse sonunda hasta olur. İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişilikler farklı yöntemlerle insanları köleleştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerin farklı yöntemlerle insanları köleleştirdiğini belirterek, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak” dedi.</p>
<p><strong>Antisosyaller şiddet uygular, narsistler överek köleleştirir</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin davranışlarını örneklendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”</p>
<p><strong>İçine atmak en büyük hata</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde en çok yapılan hatanın sessizlik olduğunu belirterek, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ego savaşları orman kanununa döner</strong></p>
<p>İlişkilerdeki ego savaşlarına da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şu an ‘o bağırınca sen de bağır, o bir şey fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi öneriler var. Bu yöntem ego savaşlarını körükler. Ego savaşlarının olduğu yerde orman kanunları geçerli olur. Güçlü zayıfı ezer. Ekonomik veya fiziksel gücü fazla olan kazanır. Oysa burada hisseden beyin değil, düşünen beyin kullanılmalı. Karşı taraf bağırmaya başladığında ‘yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum’ demek çok etkilidir. Çünkü bağırarak yavaş konuşmak mümkün değildir. Böylece düşünen beyin devreye girer ve öfke kırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Fırtınalara dayanabilen ilişkiler uzun ömürlüdür</strong></p>
<p>Evliliklerde üç dönem olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Birinci dönem romantizm, ikinci dönem ego savaşları, üçüncü dönem bağlılıktır. Asıl kırılma ikinci dönemde olur. Bu dönemde sorun çözme becerilerini kullanan çiftler bağlılık dönemine geçer. İşte o zaman ömür boyu süren bir aşk doğar.</p>
<p><strong>Narsistler sert duvara çarptığında değişir</strong></p>
<p>B tipi kişiliklerin eleştiriye kapalı olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik, antisosyal, histrionik kişilikler eleştiriyi tehdit olarak görür. Ama hayatın sert duvarına çarpınca değişmeye başlarlar. Narsistik yaralanma yaşadıklarında yalnız kaldıklarını fark ederler. Etraflarındaki ilişkilerin sahte olduğunu anlarlar. Çünkü insanlar onları değil, menfaatlerini seviyordur. Bu kişilerin değer verdiği şey para, makam ya da ailesi olabilir. Onun zarar gördüğünü fark ettiklerinde hızla dönüşürler. Eşi ‘artık ayrılacağım’ dediğinde, narsist bir eş birdenbire özeleştiriye başlar” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde bazen iki toksik birleşir…</strong></p>
<p>Tarhan, toksik ilişkilerin yalnızca tek taraflı olmayabileceğini de anlatarak, “Narsistik biriyle toksik özellikteki bir başka kişi birleşebiliyor. Bazen borderline kişiliklerde de toksik ilişkiler olur. ‘Senden nefret ediyorum, Allah belanı versin’ deyip ardından ‘sakın beni bırakma’ diyen bölünmüş duygular buna örnektir.” diye konuştu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin çoğunda çocukluk travmalarına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çözülmemiş travmalar Etna Yanardağı gibidir, uyur ama bir gün patlar. Psikoterapide farklı başa çıkma yöntemleri vardır. Problem odaklı, duygu odaklı, bedensel ve spiritüel başa çıkma yolları vardır. Kişinin kişilik profiline göre hangisi uygunsa onu kullanıyoruz. Şimdi pozitif psikoterapi ön plana çıktı. Yani kişiyi geçmiş travmalara boğmadan savunma mekanizmalarını güçlendirip ego gücünü artırıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Evin küçük hükümdarı gibi büyütülüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilik özellikleri taşıyan bireylerin hem aile içi hem de sosyal hayatta ciddi yıkımlara yol açabileceğini belirterek, “Bu kişiler empati yoksunu, haz ve çıkar odaklıdır. Beyinlerinde ‘ver’ butonu yoktur, sadece ‘al’ butonuyla hareket ederler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin genellikle çocuklukta yanlış yetiştirme tarzıyla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Böyle kişilere bakarsanız çocukluklarında hep altın tepside her şey sunulmuştur. Evin küçük hükümdarı gibi büyütülmüşlerdir. Prens ve prenses gibi büyütülmüş, hep almaya yönelik yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden karşı tarafın acısını, hakkını göremezler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Toksik kişilerin eleştiriye tahammülsüz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler kendilerine ‘hayır’ diyeni düşman gibi görürler. Haksızlık yaptıklarının farkında değildirler. Onlara karşı eleştirel duruş sergilemek cesaret ister. Bu kişiler güçlü olanın yanında köleleşir, zayıfları ezerler. Çıkar odaklıdırlar. Yalan söylemekte zorlanmaz, manipülasyona başvururlar. Dost ve düşman diye ayırırlar. İtaat etmeyenleri tehdit olarak görürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öz güvenleri düşük, sıradan olmaktan korkuyorlar</strong></p>
<p>Dışarıdan güçlü gibi görünen bu kişilerin aslında öz güven sorunu yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerin arka planında sıradan olma korkusu vardır. Kendilerini yetersiz ve değersiz hissederler. Bu yüzden güçlü rol oynamaya çalışırlar. Çoğu zaman narsistik yaralanma yaşadıklarında intihara eğilimli olabilirler, bazen de eşini öldürüp kendini öldürebilirler.” dedi.</p>
<p><strong>İlişkilerde başarısız oluyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerle yaşayanların da ağır bedeller ödediğini ifade ederek,<strong> </strong>şöyle devam etti:</p>
<p>“Böyle durumlarda ilaç tedavisi tek başına yeterli olmaz. Çift terapisi, stres ve ilişki yönetimi eğitimleri gerekir. Eğer taraflarda iyi niyet varsa, altın orta nokta kuralıyla adım adım ilerleyerek sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Hataların fark edilmesi ve yöntem değişikliği önemlidir. Aksi halde bu kişiler sürekli aynı çatışmaları tekrarlar. Bu kişiler mantıksal zekâda çok başarılı olabilirler, ancak duygusal ve sosyal zekâları düşük olduğu için ilişkilerinde başarısız olurlar. Duygusal okuryazarlık geliştirilmezse en yakınlarına bile zarar verebilirler. Çözüm; farkındalık, öz eleştiri ve doğru yöntemleri öğrenmektir.”</p>
<p><strong>Dışarıya melek gibi görünüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve narsizm üzerine yaptığı değerlendirmelerde, bu kişilerin farklı alt türleri bulunduğuna işaret ederek, “Dışarıya melek gibi görünen, evde zorba olan pasif-agresif narsistler vardır. Bazıları mükemmeliyetçi narsisttir; kendisini mükemmel görür ve herkesi aşırı kontrol ederek domine etmeye çalışır. Bir de alçak gönüllü rolü oynayan narsistler vardır. Çıkarlarına dokunana kadar melek gibidirler, fakat bir gün çıkarlarına ters düşerseniz aniden canavara dönüşürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişiyi tanımak için stres anlarına bakmak lazım</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerin en çok zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağlanma bozukluğu olanlar kurban olur</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar gören grubun “bağlanma sorunları” olan kişiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.  Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik kader değildir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklarla ilişkisine de değinerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[oral]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, toplum sağlığını tehdit eden kronik sorunlara yönelik bilimsel çözüm arayışlarını sürdürüyor. Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan obezitenin en temel sorunlarından biri hareketsiz yaşam olarak biliniyor. Bu kapsamda spor genetiği ve obezite alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ege Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Oral, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.  Obezitenin salt estetik bir kaygıdan ibaret olmadığını, aksine çok boyutlu metabolik bir problem teşkil ettiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral, kalıcı çözümün ancak sürdürülebilir bir yaşam disipliniyle mümkün olacağına dikkat çekti.</p>
<p>Obezite tedavisinde en sık yapılan hatanın süreci yalnızca kısıtlı diyetlerle yürütmeye çalışmak olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Bir akademisyen olarak, obeziteyi sadece estetik bir ‘ayna görüntüsü’ kaygısı olarak değil, kökleri genetik ve metabolik süreçlere dayanan küresel bir sağlık sorunu olarak ele almamız gerektiğini vurgulamak isterim. Obezite, beden kitle indeksinin 30’un üzerine çıkmasıyla tanımlanan, vücutta aşırı yağ depolanması durumudur ve bu durum damar sertliği (ateroskleroz), diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, kemik-eklem sorunları ve hatta Alzheimer gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, kişinin psikolojik dengesini, sosyal yaşamını ve iş verimini etkileyen çok yönlü bir problemdir; bu nedenle tanı ve tedavi süreci ciddiyetle yönetilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyet ve egzersiz, yaşam biçimi haline gelmeli”</b></p>
<p>Kilo kontrolü ve obezite tedavisi, diyet ve sporla sürdürülebilen, ‘iki ayaklı’ bir sistem olduğunu söyleyen Doç. Dr. Oral, “Sert diyetler metabolizmayı yavaşlatarak uzun vadede daha fazla kilo artışına neden olur. Sağlıklı bir kilo kaybının ayda en fazla 1–1,5 kilo olması gerekir. Obezite tedavisi yürümeye benzer; iki ayağınız da sağlam olmazsa ilerleyemezsiniz. Bu sürecin bir ayağı beslenme ise diğer ayağı mutlaka egzersiz olmalıdır. Özellikle su içi egzersizlerinin (Aqua Biking ve aqua jimnastik) çok avantajlı olduğunu düşünüyorum. Suyun kaldırma kuvveti sayesinde eklemlere binen yük azaldığı için kişi daha uzun sure egzersiz yapabiliyor. Suyun direnci, karadaki egzersizlere kıyasla daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Bu yöntem, özellikle eklem ve diz ağrısı çeken obez bireyler için hem güvenli hem de yüksek verimli bir seçenektir” dedi.</p>
<p><b>“Egzersizi çocukluktan başlayarak yaşama yaymalıyız”</b></p>
<p>Bu sürecin biyolojik ve genetik arka planını da göz önünde bulundurmak gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Oral,   “İnsülin direncini kırmak ve yağ yakımını destekleyen irisin hormonunu artırmak için fiziksel aktivite elzemdir. Ayrıca sağlıklı bir uyku düzeni, iştah mekanizmasını dengeleyerek beslenme yönetimini kolaylaştırır; zira uykusuzluk veya aşırı uyku metabolik dengeyi bozar. Akdeniz tipi beslenme gibi doğal ve dengeli modelleri benimseyerek, egzersizi çocukluktan yaşlılığa kadar hayatın her evresine yaymak zorundayız. Unutulmamalıdır ki amacımız kısa süreli estetik değişimler değil, metabolik dengemizi koruyarak sağlıklı yaşlanmayı mümkün kılan kalıcı bir yaşam disiplini oluşturmaktır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sağlık yaşam için spor kavramını hayatımıza dâhil etmeliyiz”</b></p>
<p>Spor salonu veya havuz imkânı bulunmayan bireyler için en erişilebilir çözümün yürüyüş olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Oral, “Ofis çalışanları ve ekran bağımlılarının yürüyüşü bir rutin haline getirilmeleri gerekir. Haftada beş gün, en az 30 dakika tempolu yürüyüş; aynen diş fırçalamak gibi günlük bir alışkanlık haline gelmeli. İşe giderken birkaç durak erken inmek veya öğle aralarını kısa yürüyüşlerle değerlendirmek, uzun vadede obeziteyle mücadelede büyük fark yaratır. Egzersizin yaşı yoktur.  Her birey kendi bedenine ve kendi kapasitesine göre hareket etmelidir Kaliteli yaşam ve sağlıklı yaşlanmak adına ‘Sağlıklı yaşam için spor’  ilkesini hayatımıza dâhil etmemiz gerekiyor. Haftada beş gün yapılan 45 dakikalık, nabzı hafifçe yükselten ve terleten aktiviteler, obezitenin önlem ve tedavisinde etkili olacaktır. Obeziteyle mücadelede ancak bilimsel, dengeli ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabiliriz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-onur-oral-obezite-ile-mucadele-bilimsel-ve-uzun-vadeli-bir-yasam-kulturuyle-basariya-ulasabilir-608559">Doç. Dr. Onur Oral, &#8220;Obezite ile mücadele; bilimsel ve uzun vadeli bir yaşam kültürüyle başarıya ulaşabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[görünmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital vicdanın psikolojik ve nörobilimsel boyutlarına dikkat çekerek önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, vicdanın soyut bir kavram olmadığını vurgulayarak, “Vicdanın beyinde karşılığı var. Ahlaki akıl yürütme süreçleri bununla ilişkilidir. Dijitalleşme bu süreçleri etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Algoritmik vicdan…</strong></p>
<p>“Dijital vicdan” kavramının, aynı zamanda “algoritmik vicdan” olarak da okunabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar, neye üzüleceğimizi, neyi seveceğimizi, nerede adil olup olmayacağımızı belirleme eğilimindedir. Bu da fark edilmeden dijital vicdan tuzakları oluşturur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hız, derin düşüncenin önüne geçtiğinde vicdan hata yapar!</strong></p>
<p>Vicdanın sağlıklı çalışabilmesi için derin düşünce ile hızlı düşünce arasında denge kurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan derin düşünce ister tefekkür ister zamana ihtiyaç duyar. Hız, derinliğin önüne geçtiğinde hata başlar; derinlik tamamen devre dışı kaldığında ise vicdan kullanılmaz” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital vicdanın ustalıkla yönetilmesi gereken zihinsel bir beceri olduğunu da ifade ederek, “Dijital vicdan aynı bir araba kullanır gibi ustaca yönetilmesi gelen ruhumuzun, zihnimizin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Vicdan doğuştan bir potansiyeldir, yönünü eğitim belirler</strong></p>
<p>Vicdanın çekirdek halinde doğuştan geldiğini ancak yönünün çevreyle şekillendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan genetik bir taslak olarak vardır. İyicil ya da kötücül yönde gelişmesi eğitim ve sosyal öğrenmelerle olur. Diğer canlılarda vicdan kavramı yoktur” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önem ve öncelik ağı olarak adlandırılan yapısının vicdanla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, “İnsan hayal dünyasında neye sevgi, zaman ve enerji yatırımı yapıyorsa vicdanın öncelik sıralaması da buna göre şekillenir. Bu ağın temelleri ailede atılır, 15 yaşından sonra kişi vicdanının yönetiminden kendisi sorumludur. 15 yaşından sonra iyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin, faydalı, faydasız, adil, adil değil, merhametli, merhametli değilim tarzındaki kararları verirken kişi burada kendi özgür iradesiyle yaptığı hareketlerden sorumludur. Artık vicdanın yönetimi o kişidedir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz kalmak dijital bir suç haline gelebilir</strong></p>
<p>Dijital ortamda sessiz kalmanın da bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “aktif tembellik” kavramına dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Kişi araştırması gereken bir konuda, derin düşünmeden hızlıca onaylıyor ya da reddediyorsa bu aktif tembelliktir. Dijitalleşmenin hız tuzağı vicdani hatalara yol açıyor. Dijitalleşme çağında insan bu konu beni üzer mi, üzmez mi demiyor. Yanlış bir karar veriyor, sonra üzülüyor. Dijital tuzaklara kolaylıkla düşüyor. Sonradan pişman olacağı şeyleri çokça yapıyor. Görünürlük paradoksuna düşüyor. Görünür olmak güzeldir diyor. Aslında bu bir paradoks.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumun kişileri görünürlük arzusuna sürüklediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar bize görünür olmayı güzel gösteriyor ama bu, vicdanı zayıflatabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı etik bir zorunluluktur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ ve dijital platformlarda açıklanabilir yapay zekâ (XAI) uygulamalarının etik bir gereklilik haline geldiğini vurgulayarak, “Şeffaf algoritmalar olmazsa insanlar yankı odalarına hapsedilir. Kişi sadece kendisine sunulan görüşlerle meşgul olur” dedi.</p>
<p><strong>Ekran arkasında da sorumluyuz</strong></p>
<p>Ekranın kullanıcıya psikolojik bir “görünmezlik pelerini” sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bunun vicdanı devre dışı bırakabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile kişiye hata yaptırıyor. İnsan kendini görünmez sanınca karşısındakini bir insan değil, bir nesne gibi görmeye başlıyor. Bu özellikle 15–22 yaş arası bireyleri daha kolay etkiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Dijital araçlarda liderliğin kullanıcıda olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın lideri siz olursanız onu yönetirsiniz. Nesnesi olursanız vicdanınızı ona teslim edersiniz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijital linç küresel vicdanı zedeliyor</strong></p>
<p>Dijital vicdanın en tehlikeli alanlarından birinin dijital linç olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan,<br /> “Klavye şövalyeleri, organize troll gruplarıyla insanların itibarını sistemli şekilde yok edebiliyor” dedi.</p>
<p>Dijital dünyada her davranışın iz bıraktığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığınız bir paylaşım 5–10 yıl sonra karşınıza çıkabilir. Unutulma hakkı tartışılsa da dijital izler kolay silinmez” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Akıl ve kalp birlikte çalışırsa vicdan olur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyada sağlıklı bir vicdan için temel ilkeyi “Dur, düşün, sonra dijital dünyayı kullan. Akıl ve kalp birlikte çalıştığında vicdan ortaya çıkar. Sadece duygu da sadece akıl da yeterli değildir.” diye açıklayarak, sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç.Dr. Özhan Çetindağ; “Angelina Jolie’nin Kararı Meme Kanserinde Küresel Farkındalık Yarattı”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ozhan-cetindag-angelina-jolienin-karari-meme-kanserinde-kuresel-farkindalik-yaratti-607941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 18:59:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[angelina]]></category>
		<category><![CDATA[çetindağ]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[jolie]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[özhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü oyuncu Angelina Jolie’nin BRCA1 gen mutasyonu taşıdığını açıklamasının ardından koruyucu amaçla yaptırdığı subkutan mastektomi ameliyatı, meme kanseri riskinin yönetiminde dünya genelinde önemli bir farkındalık oluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ozhan-cetindag-angelina-jolienin-karari-meme-kanserinde-kuresel-farkindalik-yaratti-607941">Doç.Dr. Özhan Çetindağ; “Angelina Jolie’nin Kararı Meme Kanserinde Küresel Farkındalık Yarattı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü oyuncu Angelina Jolie’nin BRCA1 gen mutasyonu taşıdığını açıklamasının ardından koruyucu amaçla yaptırdığı subkutan mastektomi ameliyatı, meme kanseri riskinin yönetiminde dünya genelinde önemli bir farkındalık oluşturdu. Jolie’nin bu kararı, binlerce kadının genetik test yaptırmasına ve erken önlem seçeneklerini araştırmasına öncülük etti.</p>
<p>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Özhan Çetindağ, Angelina Jolie’nin kamuoyuyla paylaştığı bu sürecin, meme kanseriyle mücadelede yalnızca bireysel değil, küresel bir etki yarattığını belirterek, “Bu karar sayesinde kadınlar meme kanseri riskini daha erken dönemde sorgulamaya ve bilimsel risk yönetimi yöntemlerini öğrenmeye başladı” dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/docdr-ozhan-cetindag-angelina-jolienin-karari-meme-kanserinde-kuresel-farkindalik-yaratti-0-77lHHUXk.jpg"/></p>
<p><b>Bir Kadının Kararı, Milyonlarca Kadının Hayatına Dokundu</b></p>
<p>Angelina Jolie’nin annesinin genç yaşta meme kanseri, daha sonra da yumurtalık kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlatan Doç. Dr. Çetindağ, aile öyküsünün genetik açıdan yüksek risk anlamına geldiğini vurguladı. Yapılan genetik testlerde BRCA1 gen mutasyonu saptanmasının ardından Jolie’nin, henüz kanser gelişmeden koruyucu subkutan mastektomi ameliyatı olmayı tercih ettiğini ifade eden Çetindağ, şu bilgileri paylaştı: “Bu ameliyat sonrası meme kanseri riski yüzde 80’lerden yüzde 10’lara kadar düşebilmektedir. Risk tamamen sıfırlanmaz ancak ciddi ölçüde azaltılır. Angelina Jolie’nin bu süreci açıklamasının ardından dünya genelinde on binlerce kadın genetik danışmanlık merkezlerine başvurdu ve BRCA testi yaptırdı.”</p>
<p><b>Subkutan Mastektomi Nedir, Nasıl Yapılır?</b></p>
<p>Subkutan mastektomi, yüksek genetik risk taşıyan ancak henüz kanser tanısı almamış kadınlarda uygulanan koruyucu bir cerrahi yöntemdir. Bu operasyonda meme dokusu tamamen çıkarılırken, meme cildi ve meme başı korunur. Boşaltılan dokunun yerine silikon protez yerleştirilerek estetik bütünlük sağlanır. BRCA1 gen mutasyonu taşıyan kadınlarda meme kanseri riskinin yüzde 60–80’e, yumurtalık kanseri riskinin ise yüzde 40–60’a kadar çıkabildiğini belirten Doç. Dr. Çetindağ, bu nedenle bazı hastalarda cerrahinin güçlü bir koruyucu seçenek olabildiğini söyledi.</p>
<p><b>Kimler Subkutan Mastektomi Ameliyatı Olabilir?</b></p>
<p>• Ailesinde meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunanlar<br /> • BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonu saptanan kadınlar<br /> • Genetik danışmanlık ve multidisipliner değerlendirme sonrası uygun görülen hastalar</p>
<p>Doç. Dr. Çetindağ, bu cerrahinin yanlış anlaşılmaması gerektiğini vurgulayarak, şu ifadeyi kullandı:</p>
<p>“Bu bir korku ameliyatı değildir. Bu ameliyat, bilimsel verilere dayanan bir risk yönetimi ameliyatıdır.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ozhan-cetindag-angelina-jolienin-karari-meme-kanserinde-kuresel-farkindalik-yaratti-607941">Doç.Dr. Özhan Çetindağ; “Angelina Jolie’nin Kararı Meme Kanserinde Küresel Farkındalık Yarattı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[nurullah]]></category>
		<category><![CDATA[okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na, Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak ve Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul nezaket ziyaretinde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593">Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na, Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak ve Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul nezaket ziyaretinde bulundu.</p>
<p>İl genelinde hayata geçirilen ve planlanan sağlık yatırımlarının görüşüldüğü ziyarette Okumuş, Atak ve Şenkul, Çerçioğlu&#8217;nu Aydın&#8217;da gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarından dolayı tebrik etti ve başarılarının devamını diledi. Çerçioğlu ise Okumuş, Atak ve Şenkul’a nazik ziyaretleri için teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593">Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığının]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık davranışlarının önemli bir bölümünün çocukların ev ortamında maruz kaldığı iletişim dili ve ebeveyn tutumlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyeni ve Karatay Çocuk Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği “üstünlük” algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak görülüyor. Çocukların, kendilerine söylenenlerden çok, günlük yaşamda gözlemledikleri davranışları model aldığını belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu şunları kaydetti; “Evde sorunların bağırarak çözüldüğü, öfkenin bastırıldığı ya da bireylerin etiketlendiği bir iletişim dili, fark edilmeden çocukların akran ilişkilerine taşınıyor. Bu durum, okul bahçelerinde görülen itme, alay etme, dışlama ve lakap takma gibi davranışların temelini oluşturabiliyor. Araştırmalar, sert, tutarsız ya da aşırı kontrolcü ebeveynlik tutumlarıyla büyüyen çocukların, akran ilişkilerinde daha fazla saldırganlık ve zorbalık davranışı sergileyebildiğini gösteriyor. Ev ortamında sınırların tehdit, korku ya da utandırma yoluyla çizilmesi, çocuğun sınır kavramından ziyade güç ilişkisini öğrenmesine neden oluyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Akran Zorbalığı Her Zaman Fiziksel Değildir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği üstünlük algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek; “Özellikle fiziksel cezaya ya da sert otoriteye maruz kalan çocuklarda empati becerileri daha zayıf gelişiyor ve başkalarının duygularını fark etmede güçlük yaşıyorlar.  Zorbalık, fiziksel şiddetle sınırlı değildir. Dışlama, alay etme, bilinçli yok sayma ve lakap takma gibi davranışlar da zorbalık kapsamında değerlendirilmelidir. Zorbalık dendiğinde çoğu ebeveyn kendini otomatik olarak geri çeker. ‘Benim çocuğum öyle bir çocuk değil.’ Oysa zorbalık her zaman yumruk atmak değildir. Bazı ebeveyn tutumları, istemeden de olsa bu davranışları besleyebilir. Çocuğu sürekli başkalarıyla kıyaslamak, sen daha iyisin vurgusunu abartmak, başarıyı insan değerinin önüne koymak, çocuğun hatalarını başkalarının önünde küçümsemek gibi davranışlar, çocuğun kulağına yüksek sesle değil, fısıltıyla yerleşir. Zamanla çocuk, kendi değerini başkalarıyla karşılaştırarak tanımlamaya başlar. Bu durum, ilişkilerde sağlıksız güç arayışlarını ve zorbalık davranışlarını tetikleyebilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Duyguların İlk Öğretildiği Yer: Ev”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde aile ortamının belirleyici rol oynadığını ifade eden Yüzbaşıoğlu; “Ağlamanın abartı, öfkenin ayıp, korkunun ise saçma olarak görüldüğü evlerde çocuk, duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğrenemiyor. Bastırılan duygular ise okul ortamında saldırgan davranışlar olarak ortaya çıkıyor. Konuşulamayan öfke fiziksel davranışlara, ifade edilemeyen hayal kırıklığı alaya, görülmeyen korku ise güç gösterisine dönüşebilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Davranışla Verilen Eğitim, Sözcüklerden Daha Etkilidir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığıyla mücadelede en etkili yöntemin, çocuklara uzun öğütler vermekten çok, yetişkinlerin davranışlarında gizli olduğunu vurgulayan Yüzbaşıoğlu; “Hata yaptığında özür dileyebilen, öfkesini yönetebilen, gücünü baskı kurmaktan çok adil ve tutarlı davranarak gösteren ebeveynler, çocuklara kalıcı mesajlar verir. Başkalarının sınırlarına saygı duyan, haklı olmak yerine adil olmayı seçen bir yetişkinle büyüyen çocuk, ilişkilerde gücün nereden geldiğini öğrenir. Bu derste ceza yoktur, nutuk yoktur ama etkisi uzun yıllar süren bir öğrenme vardır” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu; “Akran zorbalığı yalnızca okulun, öğretmenin ya da öteki çocukların sorunu değildir. Bu mesele çoğu zaman akşam sofralarında kurulan cümlelerde, evde yükselen ses tonlarında, çocuğun duygularına verilen tepkilerde sessizce filizlenir. Zorbalığı konuşurken gözlerimizi çocukların davranışlarına çevirmek kolaydır. Asıl zor olan, ebeveynlerin günlük hayatta verdikleri küçük ama sürekli mesajları fark edebilmektir. Çünkü bazı davranışlar okul bahçesinde görünür hâle gelir ancak onların dili, sınırları ve tonu çok daha önce evin içinde öğrenilmiştir. Okul, çoğu zaman sadece bu öğrenmenin sahnesidir. Senaryo ise çoktan evde yazılmıştır” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademiden]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fikri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[lab]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pazara]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[ticari]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606591</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Boston Üniversitesi’nde biyoteknoloji alanında çalışmalar yürüten, İstanbul Atlas Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi, bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmenin sabır isteyen ve uzun yıllara yayılan bir süreç olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591">Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>ABD Boston Üniversitesi’nde biyoteknoloji alanında çalışmalar yürüten, İstanbul Atlas Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi, bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmenin sabır isteyen ve uzun yıllara yayılan bir süreç olduğunu söyledi. Ürüne dönüştürülmek istenen fikrin öncelikle toplumda bir ihtiyacı karşılaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Selim Ünlü, “Bu ürün, Minimum Viable Product (MVP) yani minimum uygulanabilir ürün olmalı. Bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanmıştır. Tüketicinin ihtiyacının belirlenip o ürün ya da teknolojiyi geliştirmek lazım. Çünkü orası senin pazarın oluyor, yoksa o ürünü kimse almaz çünkü ona ihtiyaç yoktur” dedi. Laboratuvarda çalışılan projeyi ticari ürüne dönüştürmede en önemli bir başka noktanın ise patent olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Ünlü, fikri mülkiyete sahip çıkılması gerektiğini söyledi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akademik bilginin ticarileşmesini stratejik önceliğinde konumlandıran İstanbul Atlas Üniversitesi bünyesindeki IRIS Lab’ın kurulmasına da öncülük eden Prof. Dr. Selim Ünlü, Atlas Vadi Kampüsü ziyaret etti. Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ve Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ile görüşen Prof. Dr. Selim Ünlü, akademisyen ve öğrencilerle de bir araya geldi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu tarafından Creative Lab’da düzenlenen seminerde bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, “From Academic Lab to the Real World with Global Connections” başlıklı konuşmasında öğrencilere akademik ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra girişimcilik ve kariyer yolculuğu alanındaki deneyimlerini aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi’nde özellikle ilaç moleküllerinin etkileşimleri üzerine çalışmalar yürüten IRIS Lab’ın kurulmasına öncülük eden Prof. Dr. Selim Ünlü, akademik laboratuvardan gerçek dünyaya geçerken yapılması gerekenleri anlattığı konuşmasında sabun köpüğü gibi basit fikirden çok üst seviyeli performansı olan bir biyosensör geliştirme serüvenini anlattı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir fendir, ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir” ve “Biz ilhamlarımızı doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” sözlerini hatırlatan Prof. Dr. Selim Ünlü, “Bu sözler çok anlamlı ve önemli. Etrafımızda ilham alınacak birçok öge var ve gözlem önemli. Etrafınıza alıcı gözle bakmak, gördüğüm bu fenomeni nasıl kullanırım, bu ne işe yarar diye bakabilmek inovasyonun ilk noktasıdır. Her şeye alıcı gözle bakabilirsiniz ve bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanmıştır. İnsanlar bir şeyi gözlemliyor, bunu modellemeye çalışıyorlar ve sonra da işe yarar bir hale getirmeye çalışıyorlar. İnovasyon bir uzun yolculuk ve sabır gerektiriyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tüketicinin ihtiyacının belirlenmesi gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bir fikrin ürüne dönüşmesi sürecinin yıllara yayılan bir süreç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Ünlü, “Fikirler ortaya çıkıyor, bir olgunluğa eriştirtiyorsunuz. Bu süreç birbirini besleyen uzun ve karmaşık bir süreç. Öncelikle pazar araştırmasının yapılması gerekiyor. Öncelikle bu ürün işe yarar mı, bunu anlamaya çalışıyorsun. Bu ürün, Minimum Viable Product yani minimum uygulanabilir ürün olmalı.Tüketicinin ihtiyacının belirlenip o ürün ya da teknolojiyi geliştirmek lazım. Çünkü orası senin pazarın oluyor, yoksa o ürünü kimse almaz çünkü ona ihtiyaç yoktur” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Selim Ünlü, “Size yol gösterecek örnek olarak göreceğimiz insanlar beğendiğiniz insanlar olacak. Hayatımızda hep kelebek etkisini görebiliyoruz. Bir küçük nokta saman alevi gibi büyüyebiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sabun köpüğünden uluslararası ticari ürüne…</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İlaç moleküllerinin etkileşimlerini ölçmeyi amaçlayan biyoteknolojik ürünleri nasıl geliştirdiklerine ilişkin çalışmalardan da bahseden Prof. Dr. Selim Ünlü, “İnterformetik ölçümler yani ışık girişimi ile ölçüm yapmak dünyada bilinen en hassas ölçümdür. Biz sabun köpüğünü, bir silisyum alt taşı üzerine gerçekleştiriyoruz. Silisyumu içinde oksijen olan bir ortamda ısıtırsanız üzerinde cam oluşuyor. Silisyum en iyi yarı iletken değil ama bugün bütün kullandığımız tümleşik devreler (integrated circuits) yani bilgisayarların hepsi silisyumdan yapılıyor. Bunun da sebebi silisyumu ısıttığınız zaman bir yalıtkana dönüşmesi. Bu dünyada kullanabileceğiniz en temiz malzeme. Onun üzerine işleyip birtakım biyobelirteçleri yakalayacak molekülleri koyarsanız bundan çoklu bir biyosensör oluşturma imkânınız oluşuyor. Bunu moleküllerin birbiriyle etkileşimini ölçmek için kullanabilirsiniz. Bu sistem kısaca, sensörden gelen ışık/renk bilgisini alıp, moleküllerin birbirleriyle nasıl etkileştiğini hesaplayan, görselleştiren ve cihazı ticari ürüne dönüştüren sistemdir<b>. </b>Yaptığımız işlerden bir tanesi bu. Bu önemli bir teknoloji çünkü tanı kiti ve ilaç geliştireceksiniz moleküller birbirleriyle nasıl etkileşiyor, bunu bilmek istiyorsunuz. Bunu biz bir cihaz haline getirdik. Ticari olarak yapabiliyoruz, sonrasında hedeflerimizi büyüttük. Sabun köpüğü kadar basit bir fikirden uluslararası satabileceğiniz bir ürüne dönüşebildi. IRIS  Biyoteknoloji Şirketi’ni kurduk. OSTİM’de bir torna tezgahında üretime başladık. Yazılım ve elektronik aşamaları tamamladık. İstanbul Atlas Üniversitesi ile iş birliğimiz var” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ürün geliştirme yelpazemiz devam ediyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gelecekte yapacakları çalışmalara da değinen Prof. Dr. Selim Ünlü, “Işık yansıması ile yaptığımız ölçüm, sabun köpüğü diye düşünürseniz kalınlık ölçüyorsunuz. Şu anda biz onu 1 pikometre seviyesinde yapabiliyoruz. Yani hidrojen atomunun yüzde biri kadar yapıyoruz. O sayede mokelüler etkileşimi ölçebiliyoruz. Yüksek konsantrasyonlu biyobelirteçleri kandan ve serumdan da ölçebiliyoruz ama bir noktada yetersiz kalıyor. Şimdi interformetre ışık toplama becerisini artırdığınız müddetçe yani burada kullandığınız merceğin gücünü artırdıkça daha iyi olabilir. O zaman en sonunda tek tek molekülleri ya da nano parçacıkları görme imkânınız var. Yani bizim ürün geliştirme yelpazemiz devam eden bir süreç. Şu anda üzerinde yoğunlaştığımızda daha yüksek hassasiyette tek tek molekülleri görebileceğimiz teknolojileri ticari olarak oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Projeyi ticari ürüne dönüştürmede patent önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmek için gereken en önemli şeyin patent olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Ünlü, “Birincisi patentini alacaksınız. Hayata geçip, bir işe yaramasını istiyorsak, fikri mülkiyet korunmalı. Bu sayede ürüne dönüştürme için daha sağlam bir motivasyon olur. Onun için fikri mülkiyete sahip çıkmak gerekiyor. Türkiye’de son 20 yılda bu alanda önemli çalışmalar yapıldı. İkincisi bulunduğunuz ortamda başarılı olmanız için elinizde ne malzeme varsa onu kullanacaksınız. Amerikalıların söylediği gibi elmanız varsa ondan elma pastası yapacaksın. Boston Üniversitesi’ne gittiğim yıllarda bir fotoniks merkezi kuruldu, enfeksiyon hastalıkları üzerinde çalışıldı. Yaşam bilimleri çok önemliydi. Ben de zaman içerisinde biyosensörlere doğru kaydım. Yeni bir fikriniz varsa bunun Minimum Viable Product yani minimum uygulanabilir bir ürün olması için çalışacaksınız” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Multidisipliner ekip çalışması önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bir projede yer alan kişilerin özellikle de akıl hocalarının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Ünlü, multidisipliner bir ekiple çalışmanın önemini vurguladı. Prof. Dr. Selim Ünlü, akademide inovasyon ve ticarileşmenin mümkün olabileceğini belirterek “Doğru kurgulandığında imkânsız değildir.  Öğrencilerin akademik çalışmasını korumanız lazım. Ticari olarak kim nasıl bir gelir elde edecek, fikri mülkiyet nasıl olacak, bunların belirlenmesi lazım. Sadece alttan bu projeye inanan kişilerin gayreti ile değil, üstten yönetimin de buna destek olması lazım. Baştan iyi kurgulanması lazım. Atlas Üniversitesi olarak siz bunun başındasınız, bu büyük fırsat” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Seminerin ardından kurucusu olduğu İstanbul Atlas Üniversitesi IRIS Lab’ı ziyaret ederek bilgi alan Prof. Dr. Selim Ünlü, İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ile Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve Yeditepe Hastanesi’ni ziyaret ederek akademik iş birlikleri, projeler ve kurumsal temaslarla ilgili görüşmelerde bulundu. </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591">Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Sağlık, iletişim ve teknoloji ekseninde çok sayıda başlığın ele alındığı zirvede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık” başlıklı bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Konuşmasına organizasyon için teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ, beyin ve insan davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekti ve 2024 yılında fizik ödülünü alan Geoffrey Hinton ve John Hopfield örneğini vererek, “Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu çok ezber bozan bir durum. Bunun nedeni yapay sinir ağları. Beynin nasıl çalıştığı üzerine yapılan çalışmalar, beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını ve kuantum dinamiğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ da bu anlayışın üzerine inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyni de algoritmalarla çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın geçmiş verileri tarayarak geleceğe dair tahminler ürettiğini ve bugünü buna göre şekillendirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni de aynı şekilde algoritmalarla çalışır. Yapay zekânın kullandığı dil modelleri, beynin kullandığı dil modellerini taklit etmeye çalışıyor. Bir çocuk ne kadar çok insanla temas ederse beyni o kadar gelişir. Bugün hepimiz, farkında olmadan yapay zekânın veri kaynağı hâline geliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Değerler, beynimizdeki trafik levhaları gibidir</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerinde değerlerin rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerler, hayatta ilerlerken karşımıza çıkan trafik levhaları gibidir. ‘Yalan söyle, söyleme’, ‘dürüst ol, olma’, ‘merhametli ol, olma’ gibi seçenekler beynimizde olasılık hesaplarıyla değerlendirilir. Beyin bir tahmin makinesi gibi çalışır ve karar verir” dedi.</p>
<p>Bu süreçte ön beynin, özellikle frontal lobun belirleyici rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bireylerle şizofreni hastalarının beyin görüntüleri arasındaki farklara değindi.</p>
<p>“Ön beyin, insanı insan yapan bölgedir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ön beyin olmasaydı ne medeniyet olurdu ne de insan. Bu bölgede oluşan hasarlar, kişinin kişiliğini tamamen değiştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bilinç, kuantum ve yapay zekâ tartışması</strong></p>
<p>Bilinç kavramını “farkındalık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, insanın evrendeki konumunun bilincinde olan, amaçlı davranabilen bir varlık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kuantum fiziğine de atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kuantum dinamiği içerisinde subjektif bir gözlemcidir. Gözlemci etkisi, çift yarık deneyiyle bilinir. Bilinç olduğu için gözlemliyoruz ve madde dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sanki bir simülasyonun içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zekânın bilinç sahibi olup olamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın bilinç sahibi olabilmesi için evrendeki tüm olasılıkları aynı anda bilmesi gerekir. Big Bang’i ve öncesini bilmesi gerekir. Bu, şu an mümkün değil; biz evrensel bilginin yüzde birine bile sahip değiliz” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın içinde narsisistik bir parça var</strong></p>
<p>Konuşmasında psikanalizin şu anda 90’lı yaşlarda yaşayan son temsilcilerinden birisi psikanalist Otto Kernberg’in görüşlerine de yer veren Prof. Dr. Tarhan, insanın içinde “kötü bir parça” bulunduğunu belirterek, “Bu narsisistik parça kanser hücresine benzer; sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Sadece kendi çıkarını düşünür. Ne yazık ki bu özelliklere sahip kişiler, bugün küresel ölçekte güçlü pozisyonlara da gelebiliyor ve çok tehlikeli kararlar alabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu gücün nükleer enerji gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “İyiye kullanılırsa yapıcı, kötüye kullanılırsa yıkıcı olur. Değerler ve anlam, bu gücün yönünü belirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil</strong></p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, 2017 yılında yapılan çalışmalarda “kendini aşma” (self-transcendence) kavramının, “kendini gerçekleştirme”nin de üzerine yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil. Başkalarına yardım etmek ve anlam üretmek, günümüz pozitif psikolojisinin temel başlıkları arasında” diye konuştu.</p>
<p>Beynin nöroplastik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, beynin her yaşta yeni bağlantılar kurabildiğini, beynin yoğun ve nitelikli kullanıldığında, hastalıklara rağmen yeni yollar oluşturabildiğini dile getirdi.</p>
<p>Mutluluğu Aristoteles’in tanımladığı şekilde hedonik ve ödomanik olarak ikiye ayıran Prof. Dr. Tarhan, “Haz odaklı mutluluk kısa sürelidir ve dopaminle ilişkilidir. Anlam ve sorumluluk temelli mutluluk ise serotonin ve oksitosinle ilgilidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinliyor’</strong></p>
<p>“Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinler’. Beyin ile bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir iletişim vardır; bu iki sistem sürekli olarak birbirleriyle konuşur.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benzer bir etkileşim kalp ile beyin arasında da söz konusudur. Kalbin içinde yaklaşık 40 bin nörondan oluşan küçük bir sinir ağı, adeta ‘küçük bir beyin’ gibi çalışır. Beyinden kalbe giden afferent sinir liflerinin oranı yaklaşık yüzde 20 iken, kalpten beyne giden liflerin oranı yüzde 80’dir. Ayrıca kalpteki nöronların oluşturduğu elektromanyetik alanın, beyin nöronlarına kıyasla daha güçlü olduğu bilinmektedir. Bu veriler, kalbin yalnızca mekanik bir pompa olmadığını; beyinle sürekli bilgi alışverişi yapan işlevsel bir organ olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bağışıklık sistemi ile mide-bağırsak aksı da beyinle etkileşim hâlindedir. Beslenme biçimi ve bağırsak mikrobiyotası, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle probiyotik ve prebiyotik ağırlıklı beslenme, psikolojik ve fizyolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık, küresel bir tehdit</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında yalnızlığın giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler’e göre geleceğin üç büyük tehdidi; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma, özellikle 16-24 yaş grubunda yalnızlık oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle İngiltere, Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Gençlerdeki sosyal izolasyon, bugün en az yaşlılardaki yalnızlık kadar ciddi bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm “Pozitif Psikoloji”de şekilleniyor</strong></p>
<p>Golden Pulse Health Summit’te konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada psikolojik sağlamlığa yönelik geliştirilen bilimsel yaklaşımlara dikkat çekerek, çözümün “Pozitif Psikoloji” ekolünde şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu problemlere karşı dünyada ne yapılıyor diye baktığımızda karşımıza Pozitif Psikoloji çıkıyor. Psikolojik sağlamlığın bilim dalı artık Pozitif Psikoloji olarak kabul ediliyor” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın, hızla dijitalleşen ve belirsizliklerin arttığı bir çağda kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Harvard Üniversitesi, 2015 yılında Pozitif Psikoloji dersini müfredatına koydu. Bu derste beden-beyin ilişkisi, öz şefkat (self-compassion), merhamet, minnettarlık, mutluluk, anlam, değerler ve meditasyon gibi başlıklar öğretiliyor. Bu bir moda değil, bilimsel bir ihtiyaçtı.” diye konuştu.</p>
<p>Pozitif Psikoloji dersinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yale Üniversitesi 2018’de bu dersi açtı ve ‘çığır açan ders’ olarak tanımladı. Harvard da aynı ifadeyi kullanıyor. 2021’de New York Times, pandemi döneminde bu dersin web sayfasının 3 milyon kişi tarafından takip edildiğini haber yaptı. Yani 3 milyon insan mutluluk ve psikolojik sağlamlık eğitimi aldı” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası dünyada konforculuk yaygınlaştı</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında küresel ölçekte yeni bir yaşam anlayışının ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Pandemiden sonra ‘Dünyaya bir defa geldim, kafama göre yaşayacağım’ anlayışı yaygınlaştı. ‘Niye bu kadar çalışayım, niye kendimi zorlayayım?’ yaklaşımı özellikle genç kuşakta çok belirgin. Aynı parayı alacaksam niye daha fazla çabalayayım diyorlar. Bu durum girişimcilik, yaratıcılık ve yenilikçiliği ciddi şekilde aşağı çekmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Silikon Vadisi örneğine de değinerek, “Silikon Vadisi’ni ayakta tutanların büyük çoğunluğu göçmenler; özellikle Hindistan ve Çin kökenliler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Pozitif Psikoloji, intihar salgınına karşı da kullanılıyor</strong></p>
<p>Pozitif Psikoloji uygulamalarının yalnızca akademik değil, toplumsal bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bristol Üniversitesi, 2019 yılında bu dersi ‘intihar salgınına karşı’ müfredata koyduklarını açıkladı. İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. İngiltere’de bu bakanlık, 2016 yılında bir milletvekilinin ölümü sonrası Başbakanlık kararıyla kuruldu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji dersini 2013’te başlattı!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda erken adım atan kurumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Harvard bu dersi 2015’te koydu ama biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’te başlattık. Övünmek için söylemiyorum ama bu küresel gidişi erken fark ettik. Şu anda bu ders bizde sadece seçmeli değil, zorunlu ders. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde uygulanıyor. Bugüne kadar yaklaşık 50 bin mezunumuz bu dersi aldı.”</p>
<p>Dersin etki analizlerinin de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ön test ve son testler uyguladık. ‘Arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘kendimi daha iyi hissediyorum’ gibi geri bildirimler aldık. Bu sonuçları bilimsel yayınlara dönüştürdük” dedi.</p>
<p><strong>Küresel tehdit narsisizm epidemisi…</strong></p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında “Narsisizm Epidemisi” kavramına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsisistik kişilik özelliklerinin giderek arttığını belirtti ve “1980’lerde Narsisistik Kişilik Envanteri skorları düşüktü. 2005’ten sonra ciddi bir artış var ve bugün daha da yüksek. Bu, bir tür kişilik salgınıdır. Narsisistik kişiler toksiktir; güç ellerindeyse ezerler, orman kanunlarıyla hareket ederler. ‘Güçlüysem her şey benim hakkım’ anlayışı hâkimdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Para artıyor, mutluluk artmıyor</strong></p>
<p>Mutluluk ve ekonomik refah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “1950 ile 2000 arasında kişi başı gelir 35 bin dolardı, bugün ABD’de 70 bin doları geçti. Ama mutluluk puanı aynı seviyede kaldı. Bu istatistik ‘parayla saadet satın alınmaz’ sözünü doğruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel basamakları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlığın yedi temel ayağı olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi duygusal düzenleme; olumsuz duyguları tanıyıp olumluya odaklanabilmek. İkincisi umut ve iyimserlik. Üçüncüsü öz yeterlilik; yani ‘başa çıkabilirim’ inancı. Sağlıklı benlik değerini içten alır, narsisistik benlik ise dış onaya bağımlıdır.”</p>
<p>Bilişsel esnekliğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İnatçılık, bilişsel esnekliğin karşıtıdır. Bilişsel esnekliği olmayan kişiler, duvara toslasa bile geri adım atmaz” dedi.</p>
<p>Anlam bulmanın psikolojik dayanıklılıktaki rolünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Viktor Frankl’ın Logoterapi yaklaşımına atıfta bulunarak, “İnsan, acıya anlam yükleyebildiği ölçüde o acıyı yönetebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Stres karşısında üç kişilik tipi var</strong></p>
<p>Stresle baş etme biçimlerini üç tip üzerinden özetleyen Prof. Dr. Tarhan, “A tipi kişiler yakınmacıdır; ağlar, enerji emer ve yalnız kalırlar. C tipi kişiler teflon gibidir; kendileri yanmaz ama etrafındakileri yakar. Psikolojik sağlamlığı olan B tipi kişiler ise kauçuk gibidir; esner, öğrenir ve tekrar güçlenir. Eğer biz stres karşısında soğukkanlı kalma becerisini istiyorsak kauçuk tip olacağız. Esneyeceğiz, karşı taraftan bir şeyler öğreneceğiz ve onu yöneteceğiz. ‘Ne öğretti bana?’ diyeceğiz. Her olay bir tehdit değil, fırsat boyutu da vardır. Fırsat boyutuna odaklanarak geleceğe bakabilen kimseler kendi olumlu ruh halini bozmadan olumsuzu yönetebilir. Onun için hastalıklar bizim düşmanımız değil, sadece bizim yönetmemiz gereken yol arkadaşımızdır. Hastalıklar ya da acılar bunlar bizim düşmanımız değil, yönetmemiz gereken şeyler, kaçınamayacağımız gerçekler. Olaylara bu şekilde bakmak psikolojik sağlamlığı oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Takım çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, konuşmasını kaz sürüsü metaforuyla tamamladı:</p>
<p>“Kazlar dönüşümlü liderlik yaparak kıtalar arası uçar. Takım zekâsı, bireysel dehadan üstündür. Aynı amaç etrafında, farklı mizaçtaki insanlar birlikte hareket edebiliyorsa gerçek psikolojik sağlamlık oradadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Ayların]]></category>
		<category><![CDATA[beki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İç]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[miraç]]></category>
		<category><![CDATA[niyazi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yükseliş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Niyazi Beki, Miraç Kandili dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Miraç’ın yalnızca tarihsel bir mucize değil, insanın ruhsal yükselişini sembolize eden evrensel bir çağrı olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301">Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Niyazi Beki, Miraç Kandili dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Miraç’ın yalnızca tarihsel bir mucize değil, insanın ruhsal yükselişini sembolize eden evrensel bir çağrı olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İslam âleminde manevi yükselişe kapı aralayan müstesna gecelerden biri </strong></p>
<p>Miraç Kandili’nin, İslam âleminin iç dünyasında derin bir muhasebe ve manevi yükselişe kapı aralayan müstesna gecelerden biri olarak idrak edildiğini dile getiren Prof. Dr. Beki, “Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v), Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da Sidretü’l-Münteha’yı aşarak Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yükseldiği bu mukaddes gece; iman, teslimiyet ve kulluk bilincinin zirveye ulaştığı ilahi bir buluşma olarak kabul ediliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Mübarek üç ayların manevi ikliminde ayrı bir yeri var</strong></p>
<p>Recep ayının 27. gecesine denk gelen Miraç Kandili’nin, Regaip, Berat ve Kadir gecelerini de içine alan mübarek üç ayların manevi ikliminde ayrı bir yer tuttuğunu anlatan Prof. Dr. Beki, “Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır. Peygamber Efendimiz’in, ‘Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bizler için mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır’ duasıyla karşıladığı bu zaman dilimi, Müslümanlar için arınma ve yenilenme fırsatı olarak görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Üç aylar, Allah’ın rahmet kapılarını sonuna kadar açtığı bir uhrevi fuar</strong></p>
<p>Mübarek üç ayların hakkıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Niyazi Beki, “Üç aylar; Allah tarafından konulmuş, rahmeti bol, tabiri caizse Allah’ın uhrevi malları ucuza sattığı bir fuardır” dedi.</p>
<p>Üç ayların, Müslümanların ahiret bilincini diri tutan özel zamanlar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Beki, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Müslüman, Allah’a iman ettiği gibi ahirete de iman eder. Akıl sahibi, şuurlu bir mümin, ‘Cenneti kazanmak için ne yapmalıyım?’ sorusunu sürekli kendine sorar. Allah Teâlâ da kullarının cennete ulaşabilmesi için rahmetiyle sayısız fırsatlar sunar. Haftanın cuma günü, o gün içindeki icabet saatleri, arife günleri, kandiller ve bilhassa Kadir Gecesi bu fırsatların başında gelir. Bunlar adeta birer uhrevi pazar, birer manevi fuar gibidir.”</p>
<p>Bu kadar ilahi fırsatın heba edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Beki, “Ahirete iman eden bir insanın, önüne kadar gelmiş bu fırsatları kaçırması Müslümana yakışmaz. Üç aylar, ahiret mevsimidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Esas olan tövbe ile arınmaktır</strong></p>
<p>Üç aylarda yapılması gerekenlerin başında tövbe ve istiğfarın geldiğini belirten Prof. Dr. Beki, “Tasavvufta önemli bir kaide vardır: Def-i şer, celb-i nef’a racihtir. Yani önce kötülükleri, günahları temizlemek, sonra iyiliklerle süslemek gerekir. Üç aylarda en önemli husus, tövbe istiğfar ile günahlardan arınmaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Bu arınmanın yalnızca fiili günahlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Beki, “Sadece dışımızla işlediğimiz günahlar değil; kalbimize gelen vesveseler, kötü düşünceler için de ciddi bir tövbe ve istiğfarla kalbi arındırmak esastır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Namaz, oruç ve Kur’an bu ayların ruhudur</strong></p>
<p>Tövbe ile başlayan manevi sürecin ibadetlerle taçlandırılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Beki, üç aylarda özellikle Kur’an-ı Kerim okunmasının, mümkünse hatim ve mukabeleyle değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Teheccüd namazının da bu aylarda ayrı bir yeri olduğunu belirten Prof. Dr. Beki, “Hazreti Peygamber için vacip olan teheccüd, ümmeti için önemli bir sünnettir. Hiç olmazsa haftada birkaç gün teheccüde kalkmak, bu ayları diğer zamanlardan ayıran önemli bir amel olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Miraç, insanlığın içsel yükseliş çağrısıdır</strong></p>
<p>Miraç’ın sadece Peygamber Efendimiz’e mahsus bir mucize değil, tüm insanlığa yönelik bir bilinç daveti olduğunu dile getiren Prof. Dr. Niyazi Beki, namazın da bu anlamda “müminin miracı” olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın Miraç’taki merkezi konumuna dikkat çeken Prof. Dr. Beki, İslam dünyasının bu mukaddes mekânlara gönlünde özel bir yer ayırması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Miraç Kandili’nin; bireysel arınma, toplumsal barış ve insanlığın yeniden hakikat ekseninde buluşması için güçlü bir çağrı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Beki, bu mübarek gecenin tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni etti. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301">Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:51:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Sütü]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek Dostu Hastane]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[feyza]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sütü]]></category>
		<category><![CDATA[umay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, 'Bebek Dostu Hastane' vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247">Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, &#8216;Bebek Dostu Hastane&#8217; vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor. Annelere, 32’nci gebelik haftasından itibaren bilimsel ve profesyonel destek sunan merkez; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğündeki Bebek Dostu Hastane Komitesi tarafından, en güncel bilimsel protokollerle yönetiliyor.</p>
<p>Bebek sağlığının en temel yapı taşı olan anne sütünü çalışmalarının merkezine alan poliklinik, gebelikten doğum sonrasına uzanan süreçte anneler için önemli bir güven kaynağı oluşturuyor. Merkez aynı zamanda, anne sütünün korunması ve emzirme bilincinin toplumda yaygınlaştırılmasını hedefliyor.</p>
<p><b>      “Annelere 32’nci haftadan itibaren uygulamalı destek veriyoruz”</b></p>
<p>         Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin uzun yıllardır taşıdığı “Bebek Dostu Hastane” unvanıyla kalite standartlarını en üst seviyede tuttuğunu belirten Prof. Dr. Feyza Umay Koç, “Emzirme başarısının doğru bilgilenme ile başladığı ilkesinden yola çıkan merkezimiz, 32’nci hafta ve üzerindeki tüm gebe kadınlara yönelik kapsamlı eğitimler düzenliyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen bu eğitimlerde; doğru emzirme teknikleri, bebeklerin açlık sinyallerini anlama ve meme sağlığı gibi kritik konular detaylandırılıyor. Böylece anne adayları, doğum sonrasına hem psikolojik hem de teknik açıdan hazır bir şekilde giriyor. Ege Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Servisi’nde doğum yapan anneler, henüz taburcu olmadan emzirme danışmanlarımız tarafından ziyaret edilerek uygulamalı destek alıyor. Ayrıca süreç içerisinde çeşitli nedenlerle emzirmeye ara vermiş veya süt miktarı azalmış anneler için ‘relaktasyon’ yani sütün yeniden gelmesini sağlama yöntemleri uygulanıyor. Bilimsel metotlarla desteklenen anneler, yeniden emzirme motivasyonu kazanarak bebeklerinin bağışıklığını güçlendirme fırsatı buluyor” dedi. Prof. Dr. Feyza Umay Koç “Bebek Dostu Hastane” olmak için ekip çalışmasının çok önemli olduğunu ve bu konuda hastane yönetiminin, Yenidoğan Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Özge Altun ve Doç. Dr. Demet Terek’in, tüm bebek dostu hastane komisyonu üyelerinin koşulsuz destek verdiklerini belirtti.</p>
<p><b>“ Bebekler ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmelidir”</b></p>
<p>Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Feyza Umay Koç, “Anne sütü, bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır. Her bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamak ve bu süreci 2 yaş ve ötesine taşımak, bebeğin gelişimi açısından hayati önem taşır. Üniversitemizin akademik birikimiyle sahaya inen polikliniğimiz, İzmir ve çevresindeki tüm anneler için bir rehber niteliğindedir ” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesi &#8216;Bebek Dostu Hastanesi&#8217; bünyesindeki Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğünde, Doç. Dr. Merve Tosyalı ile birlikte; emzirme politikalarını ve anne sütü destek çalışmalarını güncel bilimsel protokollerle destekleyerek yürütüyor. Polikliniğin deneyimli emzirme danışmanları Zeliha Ünal Demirtürk, Lütfiye Gökdağ Taşçı ve Tuğba Hendem; Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, Kadın-Doğum Polikliniği ve Kadın-Doğum Servisi olmak üzere üç ayrı noktada kesintisiz hizmet sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247">Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç.Dr. Ayhan Kul, “Sahada Ayak Basmadık Yer Bırakmadık”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ayhan-kul-sahada-ayak-basmadik-yer-birakmadik-605183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 23:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[basmadık]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kül]]></category>
		<category><![CDATA[sahada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç.Dr. Ayhan Kul, "Sahada Ayak Basmadık Yer Bırakmadık" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ayhan-kul-sahada-ayak-basmadik-yer-birakmadik-605183">Doç.Dr. Ayhan Kul, “Sahada Ayak Basmadık Yer Bırakmadık”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir İl Sağlık Müdürü Doç.Dr. Ayhan Kul, görevi geldiği günden beri müdürlük yöneticileri ile birlikte saha ziyaretleri yaptığını belirterek, “Son 4,5 ay içerisinde il müdürlüğüne başladığımızdan itibaren sahada ayak basmadık yer bırakmadık” dedi.  2025 İzmir İl Sağlık müdürlüğü değerlendirmesi. 10 Ocak çalışan gazeteciler gününü de tebrik ediyorum. Vatanımıza, milletimize, şahsınıza ailelerinize ve kurumlarınıza hayırlı olmasını diliyorum.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonu ile Sağlık Bakan Prof.Dr. Kemal Memişoğlu, liderliğinde Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonu kapsamında çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Doç.Dr. Ayhan Kul, “Tüm basın mensuplarının 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyorum” diye konuştu.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/docdr-ayhan-kul-sahada-ayak-basmadik-yer-birakmadik-0-lzbWcrUZ.jpeg"/></p>
<p><b><strong>“Yerinde tespit yapıp, olaylara hızlı müdahale etmeye çalıştık”</strong></b></p>
<p><span>“2055 yılında Sağlık Bakanlığı poliktilarını yerine getirme adına, vizyonu hastaları, çalışanlarımıza ortaya koyma adına sık saha ziyaretleri yaparak bakanlık politikalarını yaşatmaya çalıştık” diyen Kul, “Bundan dolayı son 4,5 ay içerisinde il müdürlüğüne başladığımızdan itibaren sahada ayak basmadık yer bırakmadık. Hastanelerimizi ilçe sağlık müdürlüklerimizi, aile sağlığı merkezlerine sağlık evlerimizi, sağlıklı hayat merkezleri, ağız diş sağlığı merkezlerimiz sık sık ziyaret ettik personele pozitif motivasyon sağlamaya çalıştık.  Vatandaşlarımızla mutlaka diyaloğa girdik, onların derdini problemini yerinide dinledik.  Bu saha ziyaretleri kapsanında bizim ve idare arkadaşlarıni ziyaretlerinde çalışanlarlı işbirliği ve eliştimi güçlendirmeyi esass aldık. pozitif motivasyonlar desteklemeye çalıştık.  Yerinde tespit yapıp olaylara hızlı müdahale etmeye çalıştık. En ekonomik kararları da almaya çalıştık. 2026 yılı önümdeki yılını İzmir’de saha ziyaretleri yılı olarak ilan ettik. Ben ve tüm ekip arkadaşlarımızı haftanın her günü mutlaka sahada olacağız. Sahayı bırakmayacağız çalışanlarımıza ve vatandaşlarımızla çok sıkı ilişki içerisinde olacağız” şeklinde konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ayhan-kul-sahada-ayak-basmadik-yer-birakmadik-605183">Doç.Dr. Ayhan Kul, “Sahada Ayak Basmadık Yer Bırakmadık”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorğunluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik dengenin, serotonin-melatonin döngüsünün yer aldığının altını çiziyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Kış Aylarında, Uyku Düzeni Bozulabilir, Enerji Seviyesi Düşebilir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik denge, serotonin-melatonin döngüsü yer alıyor. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudun biyolojik saatinin değiştiğini belirterek şunları kaydetti: “Gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudumuzun biyolojik saati şaşar. Uyku-uyanıklık ritmini düzenleyen melatonin hormonunun üretimi karanlıkta artarken, serotonin yani “mutluluk hormonu” düzeyleri ışığa bağlı olarak düşer. Bu nedenle kış aylarında hem uyku düzeni bozulabilir hem de enerji seviyesi düşebilir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Öğünlerin Yetersiz Olması, Yorgunluğun En Önemli Sebeplerindendir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serotonin ve melatonin üretiminin, ışığın yanı sıra besinlere de bağlantılı olduğunu söyleyen Ünüsan; “Özellikle triptofan içeren gıdalar, (yumurta, süt, hindi, yulaf) B6 vitamini kaynakları, (muz, patates, balık) magnezyum, (kabak çekirdeği, kakao, badem) kompleks karbonhidratlar, (tam tahıllar, kuru baklagiller) bu hormonların sentezinde kritik rol oynar. Yani yorgunluğunuz, sadece uyku eksikliğinden değil, bu döngüyü destekleyen öğünlerin yetersiz olmasından da kaynaklanabilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Yorgunluk Hissi, Biyolojik Ritmin Gönderdiği Bir Mesajdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yorgunluk hissinin, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesaj olduğunu belirten Ünüsan; “Kış döneminde sabah saatlerinde gün ışığına çıkmak, akşam saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak melatonin sentezini destekler. Bedeninizi, mevsime uygun yaşamakta özgür bırakın. Biraz daha erken uyumak, daha az uyarana maruz kalmak ve öğünleri mevsimsel gıdalara göre düzenlemek, bu dönemde en etkili yenilenme adımlarıdır. Yorgunluk hissi, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesajdır. Bedeninizin kışa göre ayarlandığını fark edin; bu döngüyü doğru beslenme, yeterli ışık ve düzenli uyku ile destekleyin” diyerek yorgunluk hissinin azaltılmasında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 10:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nan]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057">Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. İnan Mutlu, radyolojik görüntüleme hizmetlerinde son dönemde uygulamaya konulan yöntemlerin hem hasta güvenliğini hem de hekim emeğini tehdit ettiğini belirterek, yetkili kurumlara denetim ve düzenleme çağrısında bulundu.</span></p>
<p><b><strong>Bu Bir Suçlama Değil, Açık Bir Denetim ve Düzenleme Çağrısıdır</strong></b></p>
<p><span>Devlet kurumlarında radyolojik görüntüleme hizmetlerinin yaygın biçimde hizmet alımı yoluyla yürütülmesinin ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade eden Mutlu, tanı ve tedavide hayati öneme sahip raporların kimler tarafından, hangi koşullarda ve hangi denetim mekanizmalarıyla hazırlandığının şeffaf biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguladı. Sınırlı sayıda hekim ismiyle çok yüksek sayıda tetkikin raporlanmış görünmesinin hasta güvenliği açısından araştırılması gereken bir durum olduğunu belirten Mutlu, “Bu bir suçlama değil, açık bir denetim ve düzenleme çağrısıdır” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Yüksek malpraktis tazminatlarının bedelini toplum sağlığı da öder ! </strong></b></p>
<p><span>Malpraktis davalarında verilen yüksek ve orantısız tazminat kararlarının da hekimleri zor durumda bıraktığını dile getiren Mutlu, bu yüklerin hekimlerin gelirleri ve sigorta limitleri ile bağdaşmadığını söyledi. Mutlu, bu durumun uzun vadede defansif tıbba yönelme, riskli vakalardan kaçınmaya ve kapasite altında çalışmaya yol açabileceği uyarısında bulunarak, “Bunun bedelini yalnızca hekimler değil, toplum sağlığı da öder” ifadelerini kullandı.</span></p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-0-Z52BbOyG.jpeg"/>izmir tabip odası</figure>
<p><b><strong>MHRS Randevu Sistemi ile Poliklinik İş Yükü Sürdürülemez Halde</strong></b></p>
<p><span>MHRS randevu sisteminde yapılan son düzenlemelerin poliklinik iş yükünü sürdürülemez seviyelere taşıdığını kaydeden Mutlu, aynı anda iki hasta randevusu tanımlı olmasına rağmen kontrol ve sonuç hastalarının da sisteme eklenmesinin hata riskini artırdığını ve hizmet niteliğini düşürdüğünü söyledi. Maaş artışlarının enflasyon karşısında hızla eridiğini de hatırlatan Mutlu, ağırlaşan çalışma koşullarının hekimlerin mesleki motivasyonunu olumsuz etkilediğini belirtti. Radyoloji alanında raporlama süreçlerinin hekim emeğinin sömürülmesi riskini de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Mutlu, tek bir hekimin çok yüksek sayıda raporu nitelikli biçimde değerlendirmesinin mümkün olmadığını, bu durumun rapor kalitesini tartışmalı hale getirdiğini ifade etti. Uzm. Dr. İnan Mutlu, radyoloji hizmetlerinde denetim eksikliği, orantısız malpraktik tazminatları, artan iş yükü ve enflasyon karşısında eriyen ücretlerin hekimlerin gündemindeki en yakıcı sorunlar olduğunu belirterek, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumları bu sorunları şeffaf biçimde ele almaya ve gerekli düzenlemeleri yapmaya davet etti. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057">Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alcı]]></category>
		<category><![CDATA[altyapımızı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ), göz sağlığının önemine dikkat çekmek ve görme engelli bireylerin toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorluklara farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl ocak ayının ikinci haftası “Beyaz Baston Görme Engelliler Farkındalık Haftası” kapsamında engelli bireylerin yanında olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ), göz sağlığının önemine dikkat çekmek ve görme engelli bireylerin toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorluklara farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl ocak ayının ikinci haftası “Beyaz Baston Görme Engelliler Farkındalık Haftası” kapsamında engelli bireylerin yanında olmaya devam ediyor. “Öğrenci Odaklılık” ve “Erişilebilirlik” ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Ege Üniversitesi, Engelsiz Ege Koordinatörlüğü aracılığıyla görme engelli öğrencilerin eğitim süreçlerini destekleyen dijital ve fiziksel altyapı projeleri ile engelleri kaldırıyor.</p>
<p>Eğitim-öğretimde eşit erişilebilirliğin önemine değinen Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, “Ege Üniversitesi olarak, tüm öğrencilerimizin eğitim-öğretimden ve sosyal imkânlardan eşit şekilde yararlanmasını temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Bu anlayışla, köklü bir yükseköğretim kurumu olmanın sorumluluğuyla engelsiz ve erişilebilir bir kampüs ekosistemi oluşturmak adına önemli çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Engelli öğrencilerimizin ihtiyaçlarına yönelik önlemler alırken, onların eğitim, sosyal ve kültürel hayata aktif katılımını da destekliyoruz. EÜ Merkez Kütüphanemiz bünyesinde yer alan üç adet sesli kitap kayıt stüdyosu sayesinde, akademik kitaplar ve ders materyalleri betimlenerek seslendiriliyor; görme engelli öğrencilerimiz bu içeriklere kendi cihazları üzerinden erişerek dinleyebiliyor ve ders notlarını kayıt altına alabiliyor. Engelli bireylerin web sayfalarına erişimi için Web Erişilebilirlik Aracı,  kampüs içinde bağımsız yön bulmaları için EYBİS, üniversite hizmetlerine erişimi kolaylaştıran EBA ve EGEDERS sistemleri ile bilgiye erişimde fırsat eşitliğini tam anlamıyla sağlıyoruz” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesinin erişilebilirlik çalışmalarının ödüllerle taçlandırıldığını belirten Rektör Prof. Dr. Alcı, “Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak Üniversitemiz, YÖK Engelsiz Üniversite Ödüllerinde her yıl olduğu gibi bu yıl da üst sıralarda yer aldı. 2020 yılından bu yana 51 bayrak ve program nişanı alan üniversitemiz, 2025 yılında ‘Sosyokültürel Faaliyetlerde Erişim’ kategorisinde 4 Mavi Bayrak, ‘Eğitimde Erişim’ kategorisinde ise 3 Yeşil Bayrak almaya hak kazandı. Kampüsümüzü fiziki, akademik ve kültürel açıdan tamamen erişilebilir kılmak için çalışmalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><b>Erişilebilir Dijital Uygulamalar</b></p>
<p>EÜ Engelsiz Ege Koordinatörü Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, koordinatörlük bünyesinde görme engelli bireyler için geliştirilen dijital aplikasyonların önemine dikkat çekti.  Prof. Dr. Akmeşe, “Görme engelli bireylerin toplumsal yaşama bağımsız ve eşit katılımına dikkat çekmek amacıyla her yıl 7–14 Ocak tarihleri arasında Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası kapsamında farkındalık çalışmaları yürütülmektedir. Günümüz teknoloji çağında erişilebilir dijital ortamlar tüm bireyler için büyük önem taşımaktadır. Rektörümüz Prof. Dr. Musa Alcı’nın dijital erişilebilirliğe verdiği önem doğrultusunda, Ege Üniversitesi web sayfaları Web Erişilebilirlik Aracı ile az gören ve görme engelli bireylerin dünya standartlarında eşit erişimine sunulmaktadır. Engelsiz Ege Birimi olarak, görme engelli öğrencilerimizin üniversite yaşamına akranlarıyla eşit katılımı için çalışmalar yürütmekteyiz. Bu kapsamda kılavuz yolların yanı sıra kampüs içinde bağımsız yön bulmayı sağlayan EYBİS, üniversite hizmetlerine erişimi kolaylaştıran EBA ve EGEDERS sistemleri aktif olarak kullanılmaktadır” dedi.</p>
<p><b> “Web erişilebilirliği, eşit eğitim hakkının önemli bir parçasıdır”</b></p>
<p>Prof. Dr. Akmeşe, “Eğitime eşit erişim amacıyla merkez kütüphanede sesli kitap uygulamaları sunulmakta; ders materyalleri, öğrenci bilgi sistemleri ve resmi duyurular çevrimiçi ve erişilebilir formatlarda paylaşılmaktadır. Üniversitemiz web sitelerinde kullanılan erişilebilirlik aracı; çok dilli kullanım, kişiselleştirilebilir erişim profilleri ve körlük, görme bozuklukları, motor beceri bozukluğu, disleksi, bilişsel güçlükler, renk körlüğü, DEHB ve epileptik hassasiyetlere yönelik özel ayarlar sunmaktadır. Metin boyutu, kontrast, imleç, ekran okuma, animasyon durdurma ve resim betimleme gibi özellikler sayesinde kullanıcılar dijital içeriklere kendi ihtiyaçlarına uygun şekilde erişebilmektedir. Web erişilebilirliği, eşit eğitim hakkının önemli bir parçasıdır. Erişilebilir dijital içerikler yalnızca engelli bireyler için değil; yaşlılar, mobil kullanıcılar ve geçici engeli olan bireyler için de önem taşımaktadır. Engelsiz Ege Birimi olarak tüm akademik ve idari birimlerimizle iş birliği içinde, engelsiz, kapsayıcı ve erişilebilir bir üniversite ortamı oluşturmak için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 09:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[monroe]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ABD’nin sivil-askerî hedefleri vurup Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke dışına çıkardığını açıkladığı ve ABD Başkanı Trump’ın “narko-terörizm” suçlamasıyla yargılama kararını doğruladığı operasyonu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ABD’nin sivil-askerî hedefleri vurup Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke dışına çıkardığını açıkladığı ve ABD Başkanı Trump’ın “narko-terörizm” suçlamasıyla yargılama kararını doğruladığı operasyonu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Nicholas Maduro son kurban mı?</strong></p>
<p>“Venezuela başlangıç mı, son mu?” sorusunu sorarak analizine başlayan Prof. Dr. Kaynak, “Tarihin yeni bir ‘ABD eliyle özgürleştirilme(!)’ anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şey­tanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbarı gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operas­yonla yatağından alınan Venezuela Devlet Başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban. Üzerine giydirilmiş eşofmanı ve elleri kelepçeli fotoğ­rafıyla dünya medyasına servis edilmiş görüntüsü içler acısı. Kuşkusuz Maduro’nun otoriterliği, kö­tü yönetimi, narkotik trafiğiyle ilişkisi ya da meş­ruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda her zaman tartışmalı bir kanaat vardı. Ancak ABD bas­kısı karşısındaki dik tutumunun küresel kamuo­yunda belli bir sempati uyandırdığı da bir gerçek.” dedi.</p>
<p><strong>Venezuela devlet başkanının bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi</strong></p>
<p>Venezuela devlet başkanının kendi evinde bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi durumu kamuoyu nezdinde eleştirilse de devletler düzleminde yalnızca “endişeliyiz”, “kaygıyla izli­yoruz”, “kınıyoruz” türünden tepkiler gelmesinin dik­katlerden kaçmadığına işaret eden Prof. Dr. Kaynak, “İnsanların büyük kötüye karşı çıkan küçük kötülere yani kötünün iyisine yönel­meleri şaşırtıcı değil; peki ya devletler? Onlar ne­den görece sessiz bir bekleyiş içerisindeler? Dip­lomasiye ne oldu? Uluslararası kurumlar, hukuk, normlar, küresel etik nerelerde? Isaiah Berlin ‘seçimlerimiz iyi ile kötü arasın­da değil kötü ile daha az kötü arasındadır’ derken, özgürlük ya da ahlak kavramlarının soyut idealler olarak değil somut tehdit ve zorunluluklar içeri­sinde anlam kazandığını söyler. Bu nedenle siyasal aktörler genellikle doğru olanı değil, daha az yıkı­cı olanı seçmeye meyillidirler. Kısaca siyasette se­çimler doğruyu aramaz; daha az yıpratacak, daha güvende hissettirecek ve daha düşük maliyetli se­çenek bulunur ve o, ‘doğru’ olarak yapılandırılır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap­mak durumunda</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkiler sisteminin dinamiğinin de ço­ğunlukla böyle şekillendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaynak, “Halklar duygularla yön bulurken, siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap­mak durumundadır. Tarihsel hafızada yüklü olan darbeler, CIA operasyonları, kukla rejimler, adam kaçırmalar, infazlar, potansiyel ekonomik yıkım­lar da göz önüne alındığında özellikle misilleme kabiliyeti olmayan devletlerin tepkisizliği daha ra­hat anlaşılabilir. Üstelik karşınızda kuralsız hare­ket edebilen, norm dışı davranan bir siyasi anlayış varsa, tepkisellikten çok analitik yaklaşım önem kazanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bolivar’dan Maduro’ya…</strong></p>
<p>Yalnızca Venezuela’nın değil, tüm Latin Ame­rika tarihinin büyük kahramanı, kurtarıcı lide­ri Simon Bolivar’ın, 1829’da İngiliz diplomat Patri­ck Campbell’e yazdığı mektupta “Amerika Birleşik Devletleri’nin kaderi, Ameri­kan kıtasını özgürlük adına felaketlere boğmak gibi görünüyor.” dediğini hatırlatan Prof. Dr. Kaynak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bolivar, İspanyol sömürgeciliğine karşı verdi­ği savaştan zaferle çıkan ‘Gran Colombia’ hal­kını bir bütün halinde tutabilmek adına büyük mücadele vermişti ama kaybedenlerdendi. Yor­gun ve hasta bir adam olarak sona eren yaşamı­nı ‘sanki denizi sürmüş gibiyim’ (he arado en al mar) diyerek tanımlamıştı. Günümüzde Venezu­ela, Kolombiya, Ekvador ve Panama adında farklı devletlerin bulunduğu bu coğrafyanın tamamın­da ABD’ye yönelik olumlu ve olumsuz duygular bir arada bulunuyor. Trump yönetimi 1823 yılına atıfla yeniden şe­killendirdikleri Monroe doktrinini çerçevesin­de Venezuela’dan Panama’ya uzanan geniş bir hat üzerinde yeniden hak iddia ediyor. Monroe dokt­rininin ilan edildiği yıllarda ABD henüz gencecik bir devlet olsa da genişlemeye meyilli olduğu an­laşılıyordu. Tüm Amerika kıtasını bir bütün ola­rak ele alıyor, özellikle ABD’nin arka bahçesi say­dıkları Latin Amerika’yı açıkça sahipleniyorlardı. Trump’ın 2017’den bu yana savunduğu ulusal gü­venlik stratejisinde yer alan Batı yarıküre ifadesi ise Monroe ruhunun bir yansıması; ama tıpkısının aynısı değil.”</p>
<p><strong>Monroe’dan Donroe’ya uzanan yol</strong></p>
<p>Trump’ın Kanada ve Grönland üzerinden ku­zey rotasına ve Arktik bölgesine uzanan taleple­ri, güneyde Karayip denizinin bütününe, Küba ve Meksika dahil tüm orta Amerika’ya büyük bir bas­kı şeklinde yansıdığını anlatan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, şunları söyledi:</p>
<p>“O ülkelerden gelişlere karşı duvarlar ve sert göç politikaları üzerinden şekille­nen sınır politikası, ABD’nin o ülkelere giriş kapı­sını ise açık tutuyor. Davetsiz misafirin talebi biz­zat evin sahibi olmak olduğundan askeri araçlarla da destekleniyor. Trump yönetimi tüm Amerikan havzasını gü­venlik, ticaret ve deniz yolları açısından ayrılmaz bir bütün olarak görüyor. Bu nedenle Panama ka­nalı, Karayipler&#8217;deki deniz geçiş yolları ve Meksi­ka körfezi hayati çıkar alanları olarak belirlenmiş durumda. Çin ve Rusya’nın özellikle Obama dö­neminden bu yana bölgeye derin bir giriş yapmış olması onlar açısından büyük bir ihanet. Hızlı bir temizlik gerektiğini düşünüyorlar. Bu yeni yak­laşıma kimileri Donroe adını veriyor. Donald’nın doktrini olarak tanımlanan bu kavram kanımca aynı zamanda bir başka anlama da geliyor. Ma­lum, Don kavramı mafya babaları için kullanılıyor. Trump da kendisine Don denilmesinden rahatsız değil, hatta seviyor!”</p>
<p><strong>Çin oyuna dahil olacak mı?</strong></p>
<p>Monroe’dan Donroe’ye geçişte değişen bazı şey­lerin genel stratejinin nüanslarını oluşturduğunu da ifade eden Prof. Dr. Kaynak, “Mon­roe Avrupa’ya karşıydı; Donroe Çin ve Rusya’yı he­def alıyor. Monroe savunmacıydı; Donroe saldır­gan. Monroe Amerikan havzasını bir nüfuz alanı olarak görüyordu; Donroe ise kaynakların mülki­yeti bana ait olmalı, oraları ben yöneteceğim diyor. Trump’ın sadece Amerikan kıtasında değil tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak iste­diği ortada. Tetikçisi İsrail’le birlikte ortalığı ka­osa boğmuş durumdalar. Rusya zaten bu küresel mafyatik oyunun içinde. Çin’in oyuna nasıl dahil olacağını, ‘Don’lar düzeninin nasıl bir dünya inşa edeceğini ise birlikte göreceğiz.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Eroğlu &#8220;Bitkiler sadece birer flora değil, medeniyetin kendisidir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-eroglu-bitkiler-sadece-birer-flora-degil-medeniyetin-kendisidir-603172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 11:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birer]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[flora]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Etnografya Müzesi tarafından düzenlenen “Canlı Bilimi Perspektifinde Kültür, Tarih ve Gastronomi” söyleşileri kapsamında “Anadolu Bitkilerinin Kültürel Süreklilik ve Kültürel Etkileşimdeki Rolleri” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-eroglu-bitkiler-sadece-birer-flora-degil-medeniyetin-kendisidir-603172">Dr. Eroğlu &#8220;Bitkiler sadece birer flora değil, medeniyetin kendisidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Etnografya Müzesi tarafından düzenlenen “Canlı Bilimi Perspektifinde Kültür, Tarih ve Gastronomi” söyleşileri kapsamında “Anadolu Bitkilerinin Kültürel Süreklilik ve Kültürel Etkileşimdeki Rolleri” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. A. Esra Eren Eroğlu’nun üstlendiği etkinliğe Etnografya Müzesi Müdürü Doç. Dr. Dilek Maktal Canko’nun yanı sıra öğrenciler ve sanatseverler katıldı.  Söyleşide Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Volkan Eroğlu konuşmacı olarak yer aldı. Dr. Eroğlu, Anadolu coğrafyasındaki bitkilerin medeniyetler arası yolculuğunu ve geçirdiği kültürel süreçleri dinleyicilere aktardı.</p>
<p>Bitkilerin, kültürel aktarımda üstlendiği rolün keşfedilmeyi bekleyen bir alan olduğunu vurgulayan Dr. Volkan Eroğlu, “Anadolu’nun ruhunu kavramak, ancak doğayı, yani yeşili ve toprağı doğru okumaktan geçer. Bitkilerin kültürümüzdeki yeri, hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bakir bir alan gibi önümüzde duruyor. Düşünün ki bu coğrafyada medeniyetler değişse de mutfaktan şifaya kadar kurdukları etkileşim hep aynı bitkiler üzerinden ilerledi. Tarihin sıfır noktasına, ‘Bereketli Hilal’e baktığımızda buğdayın, arpanın ve çavdarın anavatanında olduğumuzu görüyoruz. Göbeklitepe’deki o tahıl öğütme taşları bize yerleşik hayatın kapısını bitkilerin açtığını fısıldıyor. Ekmeğin ilk kez mayalandığı, Hititlerin söğüt ağacından bulduğu şifanın bugün modern tıpta aspirine dönüştüğü bu topraklarda, bitkiler sadece birer flora değil, medeniyetin ta kendisidir” dedi.</p>
<p><b>“Doğanın belleğinden medeniyetin köklerine”</b></p>
<p>Dr. Volkan Eroğlu “Bu köklü miras sadece tarlada veya eczada değil; sanatta, ticarette ve inançta da karşımıza çıkıyor. Halılarımızdaki o bitki motifleri öylesine yapılmış süslemeler değil; bereketin, yaşamın ve korumanın görsel bir dilidir. Side sikkelerinden Rüstem Paşa çinilerine kadar izini sürdüğümüz ‘nar’ formu, Sivas Gökmedrese’nin taşlarında donmuş bir hafıza kartı gibidir. Ticarette bile bitkilerin imzası var; keçiboynuzu çekirdeğinin o şaşmaz sabit ağırlığı, İpek Yolu’nda elmasa ve altına ‘karat’ adını vermedi mi? Hititlerden beri yaktığımız ardıç ve defne tütsüleri, bir arınma ritüeli olarak binlerce yıldır sürüyor. Öyle ki, 6 Şubat depremlerinden sonra Hatay’daki anma törenlerinde hâlâ bu kokuların yükselmesi, acılarımız değişse de Anadolu’nun kültürel sürekliliğinin ve doğaya sığınışımızın en somut kanıtıdır” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlandı. Ege Üniversitesi Etnografya Müzesi Müdürü Doç. Dr. Dilek Maktal Canko, Dr. Volkan Eroğlu’na “Teşekkür Belgesi” takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-eroglu-bitkiler-sadece-birer-flora-degil-medeniyetin-kendisidir-603172">Dr. Eroğlu &#8220;Bitkiler sadece birer flora değil, medeniyetin kendisidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybettiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı yaptı.</p>
<p><strong>Gelecekte insanlığı bekleyen büyük tehlike yalnızlık!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlık konusunu gündeme getirmelerinin temel nedeninin gelecekte insanlığı bekleyen büyük bir tehlikeyi fark etmeleri olduğunu ifade ederek, “Yalnızlık Sempozyumu’nun yedincisini gerçekleştiriyoruz. Bir psikiyatrist olarak yalnızlığın neden bu kadar önemli olduğunu özellikle gelecekte bekleyen tehlikeyi gördüğümüz için gündeme getirme ihtiyacı hissettik.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde literatürde giderek daha fazla tartışılan “Kaliforniya Sendromu” kavramına dikkat çekerek, “Bu sendromun dört temel belirtisi var. Kaliforniya Sendromu’nun birinci belirtisi hedonizmdir; yani haz odaklı yaşam felsefesi. Aslında Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti. İki tür mutluluk vardır: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu; diğeri ise ödomanik mutluluk, yani anlam mutluluğu.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İnsan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor”</strong></p>
<p>Haz ve anlam mutluluğunun nörobiyolojik karşılıklarının da ortaya konduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, modern yaşamın anlam mutluluğunu ihmal ettiğini vurguladı ve “Haz mutluluğu beyinde dopaminle ilişkilidir; kısa vadeli ve geçicidir. Anlam mutluluğu ise serotoninle ilgilidir; daha yavaş salgılanır ama daha kalıcıdır. Kapitalist sistem hedonik mutluluğu tercih etmiş, anlam mutluluğunu ihmal etmiştir. Oysa insan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojide uzun süre göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekerek, “Maslow, son dönemde vefatından önce ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine ‘kendini gerçekleştirme’yi değil, ‘kendini aşma’yı koymuştu. Kendini aşmanın en üst noktasında ise başkalarına yardım etmek ve manevi ihtiyaçlar vardı. Bu gerçek 2017 yılında açıklandı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bencil insan, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar”</strong></p>
<p>Kaliforniya Sendromu’nun ikinci belirtisinin egoizm ve narsisizm olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, özellikle gençler arasında narsisizmin hızla yayıldığını söyledi.</p>
<p>“ABD’de ‘Narsisizm Epidemisi’ adıyla kitaplar yayımlandı. Narsisizm, egoizmin kişilik haline gelmesidir. Bencil insan, güçlü ve sağlıklı olduğu zaman iyidir; ancak hastalık, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar.” diye konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu sürecin kaçınılmaz olarak yalnızlık ve depresyonu beraberinde getirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Dünyada depresyon küresel ölçekte artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Kaliforniya Sendromu’nun üçüncü belirtisi yalnızlık, dördüncü belirtisi ise mutsuzluk ve depresyondur. Bugün dünyada depresyonun küresel ölçekte artışında bir virüs mü var diye araştırılıyor. Aslında burada virüs, hedonizm virüsüdür.” dedi.</p>
<p>Yalnızlıkla baş etmenin yolunun anlam odaklı bir yaşamdan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, insanın yalnızlığı kendini değiştirmek ve olgunlaşmak için bir fırsata dönüştürebileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Gençler yaşlılardan daha yalnız</strong></p>
<p>Gençlik ve yalnızlık arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını paylaştı ve “Manchester Üniversitesi ve BBC’nin 55 bin kişiyle yaptığı araştırmada, 16-24 yaş arası gençlerin yüzde 40’ı ‘çok yalnızım’ diyor. 75 yaş üzerindekilerde bu oran yüzde 27. Yani gençler, yaşlılardan daha yalnız.” diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlığın artık devlet politikalarını da etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İngiltere 2018’de, Japonya ise 2021’de Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Birleşmiş Milletler, geleceği bekleyen üç büyük tehlike tanımlıyor: Gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençlerdeki yalnızlığın nedeni dijital yalnızlık!</strong></p>
<p>Gençlerde yalnızlığın en önemli nedenlerinden birinin dijital yalnızlık olduğunu da belirten Prof. Dr Tarhan, “Dijital dünyada ilişki çok ama derinlik yok. Sosyal paylaşım var ama duygusal paylaşım yok. Sosyal medya aslında sosyal değil; sanal medyadır. Duygusal aktarımın olmadığı yerde yalnızlık vardır.” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temelinde derin ve anlamlı ilişkilerin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren araştırmasına atıfta bulunarak, “En uzun, en mutlu ve en sağlıklı yaşayanlar; zengin, ünlü veya başarılı olanlar değil, derin ve anlamlı ilişkileri olan kişiler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türk kültüründeki “dost” kavramının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Dost, insanın kendini yalnız hissettiğinde konuşabileceği kişidir. Güvenli ilişki kurabildiği, zor anında yanında olan kişidir. Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız. Anadolu irfanına, Doğu bilgeliğiyle Batı’nın bilimsel birikimini sentezlemeye ihtiyacımız var. Bu sorun ancak böyle çözülebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi”</strong></p>
<p>Konuşmasına sempozyuma katılanları selamlayarak başlayan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Önemli bir sempozyum, çok önemli bir konu. Son derece ciddi; çağımızın temel problemlerinden biriyle karşı karşıyayız.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığın artık gündelik hayatın doğal bir parçası haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, bireylerin yalnızlaşmasını sadece teorik bir mesele olarak değil, yaşanan ve hissedilen bir gerçeklik olarak değerlendirdi ve “Bugün artık bireylerin yalnızlaştığını sadece akademik metinlerde değil, günlük konuşmalarımızın içinde de dile getiriyoruz. Çünkü görüyoruz, hissediyoruz ve yaşıyoruz. Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı”</strong></p>
<p>Yalnızlaşmanın tarihsel kökenlerine de değinen Prof. Dr. Güngör, modernleşme süreciyle birlikte aile yapısında yaşanan dönüşümlerin bu süreci hızlandırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Güngör, “Aslında modernleşmeyle birlikte bireyin yalnızlaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri büyük aileden, geleneksel aileden çekirdek aileye geçiştir. Elbette çekirdek ailenin modern yaşam açısından olumlu yönleri vardı; sanayileşmiş kentlerin bir gereği haline gelmişti. Ancak bu dönüşüm, kuşaklar arası kopuşu da beraberinde getirdi.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Aile yapısındaki bu parçalanmanın zamanla daha derin bir yalnızlaşmaya dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı. Çekirdek ailelerde bile ebeveynlerle çocukların arasına teknoloji girdi. Bu aracıyla birlikte aile bireyleri giderek birbirinden kopmaya başladı. İlk etapta bu durum özerklik ve özgürlük hissi verdi; hatta bir süre bunun keyfi yaşandı. Ancak zaman içinde aile bireylerinin aynı evin içinde bile birbirleriyle iletişim kurmadığını, kursalar bile bunu artık bir araç üzerinden yaptıklarını görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yalnızlıktan haz almaya başladık”</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin sanal dünya ile kurduğu ilişkinin gerçek sosyal ilişkilerin yerini aldığını söyleyen Prof. Dr. Güngör, “Artık her birimiz elimizdeki mobil telefonların sunduğu sanal dünyayla ilişki kuruyoruz. Bir kafeye sohbet etmek için gidiyoruz, aynı masada oturuyoruz ama birkaç dakika sonra hepimiz o kafenin dışındayız. Aynı masadayız ama her birimiz başka bir dünyadayız.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin en tehlikeli boyutunun yalnızlıktan haz almaya başlanması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Garip bir yalnızlaşma ve kopma yaşıyoruz. Daha da vahimi, yalnızlıktan haz almaya başladık. Bireylerin birbirine ihtiyaç duymamaya başlaması çok büyük bir tehlike. Oysa insan dediğimiz varlık sosyal bir varlıktır. Bugün bu sosyal varlık olma halinin çelişkilerini derin biçimde yaşamaya başladık.” diye konuştu.</p>
<p>Modern ve postmodern süreçlerin bireyi ve aileyi parçaladığını belirten Prof. Dr. Güngör, insanın artık hem gerçek hem de sanal dünyada parçalı bir yaşam sürdürdüğünü ifade etti ve “Bir yandan somut gerçeklikte yaşıyoruz, diğer yandan sanal gerçeklikte var oluyoruz. Bu da bizi parçalı hale getiriyor. İlk başta keyif verici gibi görünen bu durum, zamanla insanın kendi çelişkileriyle yüzleştiği çok daha vahim bir süreci beraberinde getiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik”</strong></p>
<p>Teknolojinin insanı makinelere bağımlı hale getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Güngör, bu süreci “şeyleşme” kavramıyla açıkladı ve “Birbirimizden uzaklaşırken makinelerle bütünleşmeye başladık. Makinelere eklemlendik. İnsan olmaktan, birey olmaktan uzaklaşıp, makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik. Bu son derece kaygı verici bir durum.” dedi.</p>
<p>Duyguların ve zihinsel süreçlerin de bu dönüşümden etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Duygularımız yumuşuyor, hatta olumsuz anlamda duygularımızdan arınmaya başlıyoruz. Zihnimizi yapay zekâya, duygularımızı sanal âleme teslim ediyoruz. Bunun sonucunda yalnızlaşma ve yabancılaşmanın iç içe geçtiği çok garip bir sürecin tam ortasında bulunuyoruz.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Süleymanlı: “Gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir”</strong></p>
<p>Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Kazakistan’ın başkenti Astana’dan çevrimiçi katılarak gençlerin dijital çağda giderek derinleşen yalnızlık deneyimlerine dikkat çekti.</p>
<p>Bu yıl sempozyumun ana temasının özellikle gençlik olarak belirlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, dijitalleşmenin gençlerin sosyal ilişkilerini dönüştürdüğüne işaret ederek, “Dijital çağın sunduğu tüm iletişim imkânlarına rağmen, sosyal medya üzerinden sürekli etkileşim içinde olan gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir. Bu tablo, gençlerin yaşadığı yalnızlığın bireysel tercihlerden ziyade içinde bulundukları toplumsal koşullarla yakından ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p>Sempozyum süresince gençlerin yalnızlık deneyimlerini şekillendiren çok sayıda başlığın ele alınacağını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Göçmen gençlikten üniversite gençliğine, dijital kuşaktan sosyal medya fenomenlerine, otizmli gençlerin özgün yalnızlık deneyimlerinden yurt dışında öğrenim gören gençlerin yaşadığı yalnızlık olgusuna kadar pek çok başlığı karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alacağız. Bu gruplar, günümüzde yalnızlığın yeni ve farklı görünümlerini en yoğun biçimde deneyimleyen toplumsal kesimler arasında yer almaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırması</strong></p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da kapsamlı bir alan araştırmasının sempozyum kapsamında paylaşılacağını dile getiren Süleymanlı, “Sempozyumumuz kapsamında Method Research Company ile iş birliği içerisinde Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ başlıklı geniş kapsamlı alan araştırmasının bulgularını da değerlendireceğiz.</p>
<p>Sempozyumun yalnızca sorunları tespit etmeyi değil, çözüm üretmeyi hedeflediğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Biz burada yalnızlığı kader gibi kabullenen bir yaklaşımı değil; dönüştürülebilir bir toplumsal mesele olarak ele alan bir anlayışı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yalnızca sorunları tanımlayan değil, aynı zamanda çözüm üreten bir akademik zemin oluşturmayı önemsiyoruz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın evrensel bir mesele olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Sempozyumda bu yıl Azerbaycan, Finlandiya, İsviçre, Kazakistan, Rusya ve Özbekistan olmak üzere altı ülkeden yüz yüze ve çevrim içi katılımla geniş bir uluslararası temsil sağlanmıştır. Bu tablo, yalnızlık olgusunun sınırları aşan, evrensel bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Dijitalleşen dünyada gençlerin yalnızlık serüveni ele alındı</strong></p>
<p>Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin’in yaptığı birinci oturumda; Düzce Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kılıç “Modernleşen Aile ve Dijitalleşen Gençlik”, Finlandiya Kızılhaçı’ndan Annakatriina Jylhä ve Tommi Korhonen “Yalnızlığın Gönüllülükle Önlenmesi”, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Müge Akbağ “Gençlikte İlişkisel İhtiyaçlar” ve çevrim içi katılımıyla Prof. Dr. Mustafa Koç “Duyguda Yaşayan Gençliğin Yalnızlık Mücadelesi” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de Gençliğin Yalnızlığı Araştırması sonuçları açıklandı</strong></p>
<p>Sempozyumun en dikkat çekici bölümlerinden birinde; Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin ve Method Research Company’den Hale Aslı Kılıç tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gençlik, Yalnızlık ve Dijitalleşme: Güncel Araştırma Bulguları” ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Öğleden önceki ikinci oturumda ise; NEET (ne eğitimde ne istihdamda olan) gençlerden göçmen gençlere, otizmli bireylerden uluslararası öğrencilere kadar geniş bir yelpazede “Gençlik ve Toplumsal Yalnızlık Deneyimleri” ele alınacak. Doç. Dr. Cihan Ertan, Dr. Gökhan Özcan, Uzman Klinik Psikolog Buse Duran Birlik, Serden Ferhatoğlu Anıl (İsviçre), Nuriye Novruzova (Konuşma Terapisti) ve Sümeyra Yaman (Çocuk Gelişimi Uzmanı) gençlikte yalnızlığın psikopatolojik ve sosyolojik boyutlarını değerlendirildi.</p>
<p>Sempozyumun öğleden sonraki bölümü çevrim içi olarak devam etti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı moderatörlüğündeki bu bölümde; Rusya (RUDN Üniversitesi), Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’dan katılan bilim insanları, kendi ülkelerindeki gençlik yalnızlığı, siber politikalar ve sosyal medya düzenlemeleri üzerine sunumlar yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bolu]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[engin]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gülal]]></category>
		<category><![CDATA[kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[kültürümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirliği]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601518</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından "Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir" sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week’te sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518">Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından &#8220;Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir&#8221; sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week’te sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, Atlas Green Week’in bilgi paylaşımının ötesinde, ilham veren örneklerin görünür kılındığı ve farkındalığın eyleme dönüştüğü bir etkileşim alanı sunacağını söyledi. Prof. Dr. Engin Gülal, “Kampüsümüzü yalnızca bir eğitim alanı değil, aynı zamanda sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi olarak görüyoruz. Bizler Atlas Üniversitesi olarak, bilimi, eğitimi ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan vizyonumuzla sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz” dedi. Atlas Green Week haftası kapsamında geri dönüşümle ilgili ürünlerin yanı sıra İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün dikey tarım ünitesi de sergilendi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen açılış töreninde konuşma yapan İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir kavram değil; eğitimden sağlığa, ekonomiden toplumsal refaha kadar uzanan bütüncül bir yaklaşım olduğunu belirterek “Üniversiteler ise bu dönüşümün en önemli aktörleridir. Bizler Atlas Üniversitesi olarak, bilimi, eğitimi ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan vizyonumuzla sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Prof. Dr. Engin Gülal: “Üniversitemiz dünya genelinde ilk 200 arasında yer almıştır” </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu anlayış doğrultusunda yürütülen çalışmaların ulusal ve uluslararası düzeyde karşılık bulmasının son derece kıymetli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Engin Gülal, “Üniversitemiz, GreenMetric Dünya Üniversiteleri Sıralaması kapsamında, bu yıl İstanbul’daki vakıf üniversiteleri arasında genel sıralamada 5. sırada yer alırken; Enerji ve İklim Değişikliği kategorisinde, dünya genelinde değerlendirilen 1.745 üniversite arasında ilk 200 içerisinde yer almıştır. Elde edilen bu sonuç, Atlas Üniversitesi’nin çevresel sorumluluk ve sürdürülebilirlik alanındaki kararlı ve istikrarlı yaklaşımının somut bir göstergesidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Kampüsümüz, sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi…”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu başarının Atlas Vadi Kampüsü genelinde hayata geçirilen enerji verimliliğini artırmaya yönelik projelerin, çevre dostu altyapı ve uygulamaların ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkeze alan sürdürülebilir politikaların bir sonucu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Engin Gülal, “Kampüsümüzü yalnızca bir eğitim alanı değil, aynı zamanda sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi olarak görüyoruz. İşte bu vizyonun önemli bir yansıması olan Atlas Green Week, bu yıl “Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir” sloganıyla 22–26 Aralık tarihleri arasında Atlas Vadi Kampüsümüzde gerçekleşiyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Sürdürülebilirlik çok boyutlu olarak ele alınacak”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Engin Gülal, bu hafta boyunca sürdürülebilirlik kavramının; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinci çerçevesinde çok boyutlu olarak ele alınacağını söyledi. Prof. Dr. Engin Gülal, “Öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri; ortak bir gelecek vizyonu etrafında bir araya gelerek sürdürülebilir yaşamın farklı boyutlarını disiplinlerarası bir perspektifle değerlendirecekler. Sağlıktan psikolojiye, sanattan tasarıma, şehircilikten lojistiğe kadar pek çok alanda gerçekleştirilecek etkinlikler, sürdürülebilirliğin hayatın her alanına temas eden bir kavram olduğunu güçlü biçimde ortaya koyacak. Atlas Green Week; bilgi paylaşımının ötesinde, ilham veren örneklerin görünür kılındığı ve farkındalığın eyleme dönüştüğü bir etkileşim alanı sunacak. Sergiler, stantlar ve paydaş buluşmalarıyla kampüs genelinde sürdürülebilirlik bilinci somut deneyimlerle desteklenecek; özellikle gençlerimizin bu sürecin aktif bir parçası olması teşvik edilecek” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Suat Parıldar: “Sihirli kelime, sürdürülebilirlik…”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, insanoğlunun var olduğu günden itibaren yaşam döngüsünü devam ettirebilmek için gıdaya, tarıma, çevreye ve doğal kaynakları kullanmaya ihtiyaç duyduğunu belirterek “Bu ihtiyacın perspektifi, sihirli kelime sürdürülebilirlik… Dün olduğu gibi yaşam döngümüzü devam ettirebilmek için doğal varlıkları kullanmak, yine bugün ve yarın da kullanmaya devam etmek” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1929 yılında Yalova’daki Yürüyen Köşk’ün inşa sürecinde bir çınar ağacının dalının kesilmemesi için köşkün yerinin kaydırılması talimatını verdiğini ve köşkün yaklaşık 4 metre kadar kaydırılarak inşa edildiğini belirten Parıldar, “Geriye dönüp baktığımız zaman köşk inşaatının ve köşkün kullanım süresinin ötelenmesine vesile olan bu işlemin aslında çok kalıcı bir çevre mesajı olduğunu hepimiz fark ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Ürettiğimiz gıdanın üçte biri çöp oluyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ülkemizin yıllık 130-140 milyon ton bitkisel üretime sahip olduğunu belirten Suat Parıldar, “İhracat ve ithalatın dengesi noktasında net ihracatçı pozisyonundayız. Ama ürettiğimiz bu ürünlerin gıdaya dönüştüğü andan itibaren ya da gıdaya dönüşme sürecindeki hikayesinde de dünyada olduğu gibi maalesef bir bölü üç yani ürettiğimiz gıdanın üçte biri israf oluyor, çöpe gidiyor. Gıda üretirken kullandığımız toprağı, suyu, emeği, zamanı bunların hepsini bir arada değerlendirdiğimiz zaman hepsinin üçte birini çöpe atıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Paylaşım sorunu da israftan başlayarak ortadan kaldırılmalı”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Değişik kaynaklara göre, dünyada 800 milyon ile 1 milyar arasında insanın gıdaya erişemediğini, 1 milyar civarında insanın da obezite ile mücadele ettiğini belirten Suat Parıldar, “Burada bu iki rakam, aslında paylaşım sorununu ortaya koyuyor. İşte dünyanın sürdürülebilirliği adına bu paylaşım sorununun da hepimiz tarafından israftan başlayarak ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Meryem Sude Tokuş:</span></b><span> <b>“Üniversiteler en önemli aktörlerdir”</b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İklim Elçisi Meryem Sude Tokuş ise dünyanın bugün iklim krizi, kaynakların hızla tükenmesi ve çevresel eşitsizlikler gibi pek çok sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek “Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu sürdürülebilir kalkınma hedefleri bu sorunlara yalnızca çevresel değil, sosyal, etik, ekonomik bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerektiğini bizlere gösteriyor. İklim eylemi, sorumlu üretim ve tüketim, nitelikli eğitim, sağlıklı yaşam gibi hedefler üniversitelerin bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olduğunu vurguluyor. Üniversiteler yalnızca bilgi veren eğitim kurumları değil, aynı zamanda topluma yön veren, değer inşa eden, gelecek kuşakları şekillendiren yapılardır. Atlas Green Week de tam olarak bu anlayıştan doğmuştur. Bu hafta boyunca yapılacak panel, atölye ve etkinlikler sürdürülebilir kültürünün kampüsümüzden başlayarak daha da geniş bir toplumsal alana yayılmasını hedeflemektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi tarafından &#8220;Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir&#8221; sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week, 22-26 Aralık 2025 tarihleri arasında Atlas Vadi Kampüs’te gerçekleşiyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Green Week kapsamında sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor. Öğrenciler, akademisyenler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerini ortak bir gelecek vizyonu etrafında bir araya getirmenin hedeflendiği hafta boyunca paneller, sergiler, stantlar ve paydaş buluşmalarıyla kampüs genelinde sürdürülebilirlik bilinci somut deneyimlerle destekleniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Green Week kapsamında ilk gün Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Kadir Şeker tarafından “Sürdürülebilirlik ve Temel Yaşam Desteği” başlıklı bir söyleşi gerçekleşti. Hafta kapsamında Atlas Üniversitesi MYO Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Sürdürülebilir Sağlık için Miyopi Farkındalığı” paneli düzenlenecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sıfır Atık Uygulamaları Dairesi Başkanı Ekrem Yıldırım “Üniversitelerde Sıfır Atık Uygulamaları” başlıklı bir konferans verecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Sermin Dinç, “Sürdürülebilirlik ve Spor”; Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi İç Mekan Tasarımı Bölüm BaşkanıÖğr. Gör. Dr. Nihan Sümeyye Gündoğdu, “Sürdürülebilir Şehirler: Geleceğin Yaşam Modelleri”, Dr. Öğr. Üyesi Deniz Eray, “Sürdürülebilirlik ve Sanat”;  Meslek Yüksekokulu Lojistik Programından Dr. Öğr. Üyesi Elifnur Tığtepe, Öğr. Gör. Gökhan Çin, Öğr. Gör. Muhammed Kula, “Sürdürülebilir Dünya İçin Birliktelik: Yeşil Lojistik, Enerji ve Finans Çözümleri”  başlıklı söyleşi ve paneller gerçekleşecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hafta kapsamında Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selda Seçginli’nin oturum başkanlığını yapacağı “Sürdürülebilir Sağlık” başlıklı panelde Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan, “Sürdürülebilir Sağlık-Beslenme”, Fizyoterapi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Sürdürülebilir Sağlık-Fizyoterapi” ve Tele Sağlık Teknikerliği Bölümü Öğr. Gör. Hülya Ceyhan, “Sürdürülebilir Sağlık-Hemşirelik” konusunda konuşacak. Psikoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Gülşen Karaman, “Sürdürülebilirlik- Mental Sağlık” ile ilgili söyleşi yapacak.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518">Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, grip enfeksiyonlarının mevcut durumunu, risk gruplarını ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığının toplumda sık sık karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Sipahi, “Grip, influenza virüsünün neden olduğu ani başlayan, yüksek ateş ve şiddetli halsizlikle seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise farklı virüslerin yol açtığı, daha hafif ve yavaş gelişen bir tablodur. Gripte yüksek ateş, kas-eklem ağrısı ve belirgin bitkinlik daha sık görülür, soğuk algınlığı ise burun akıntısı ve boğaz ağrısı ile öne çıkar. Risk grubunda olan 65 yaş üstü bireyler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için grip daha ağır seyredebilir.  Ayrıca, üniversite kampüslerinin kalabalık ortamı, yurt yaşamı ve toplu taşıma kullanımı, öğrencileri bulaş açısından riskli gruplar arasına sokuyor” dedi.</p>
<p><b>“Erken tanı ve aşılama hayat kurtarıyor”</b></p>
<p>Gripten korunmada en etkili yöntemin yıllık aşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sipahi, “Özellikle öğrenciler, öğretim üyeleri ve sık seyahat edenlerin grip aşısı yaptırması önemlidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmanın yanı sıra ağır seyir ve hastaneye yatış ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Temel önlemleri almak önemlidir. Ellerin sık sık yıkanması, hasta hissettiğinde toplu alanlardan uzak durulması, toplu taşıma ve kalabalık ortamlarda maske kullanımı, kapalı alanların havalandırılması, öksürürken dirsek içine öksürme, ağır belirtiler varsa tıbbi değerlendirmeye başvurulması gibi önlemlerle daha sağlıklı ortamlar oluşturulabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, günlerce süren yüksek ateş ve bilinç değişikliği gibi bulgular gripte ağır seyri düşündürür ve mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kronik hastalığı olan bireylerde durum hızla kötüleşebiliyor, hastaneye erken başvurmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sipahi, “Grip, uygun bağışıklığı olmayan veya risk grubu bireylerde daha ağır seyredebilir. Özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, 3-4 günden uzun süren 38°C üzeri yüksek ateş, bilinç değişikliği, aşırı halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve kronik hastalıkların hızla kötüleşmesi gibi belirtiler ciddiyet göstergesidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Gribin ağır seyretmesi durumunda zatürre (pnömoni), akut solunum yetmezliği, kalp kası ve/veya kalp zarı iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı ve nörolojik komplikasyonlar (ensefalit gibi) gelişebilir. Bu gibi durumlarda hastanelere başvurulması gerekmektedir. Grip sonrası öksürük ve halsizlik haftalarca sürebilir, bağışıklık sistemi baskılanmış veya kronik hastalığı olan bireylerde kalp ve beyin fonksiyonlarında kalıcı bozukluklar görülebilmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Mevsim geçişlerinde girip salgını artıyor”</b></p>
<p>Mevsim geçişlerinde girip salgınının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, “Polikliniklerde kesin tanılı influenza vakaları görülmeye başlandı ancak yoğun bakımlarda henüz influenza tanılı hastaya rastlamadık. Önümüzdeki 2–2,5 aylık süreçte, özellikle yılbaşı döneminin etkisiyle grip vakalarında ciddi bir artış bekliyoruz. Toplumun, hem bireysel hem de toplumsal olarak alınacak önlemlere dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın matbaa ve elektrik gibi insanlık üzerinde büyük bir etki yaratmaya başladığını, günlük yaşantının hızla vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, yapay zekanın nötr bir araç olduğunu, kullanım amacına göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve &#8220;Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin, yoksa birisini öldürürsün. Aynı etkiyi yapay zeka yapıyor.&#8221; Dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın potansiyel tehlikeleri ve nörolojik etkileri</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönlerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, özellikle psikolojik alanda yapay zeka kullanımının risklerini dile getirdi.</p>
<p>&#8220;Yapay zekayı psikolog gibi alıp onlara soru sorup onunla rahatlarsanız bu sizi intihara bile götürebilir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, intihar eğilimi olan bir kişinin yapay zekadan yüksek köprüler hakkında bilgi istemesi örneğini vererek, yapay zekanın niyeti okuyamadığı için yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanlardaki empatik algılama, duygusal okuryazarlık, sosyal ipuçlarını okuma ve soyut düşünme gibi becerilere sahip olmadığını ifade ederek, beyindeki ayna nöronlarının bu tür becerilerde kritik rol oynadığını ve otizm tanısında kullanılan Zihin Teorisi testlerinin yapay zekanın bu eksikliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu yetersizliği nedeniyle psikolojik olarak kırılgan bireylerde zihinsel yanılgılara ve patlamalara yol açabileceğini, hatta &#8220;yapay zeka psikozları&#8221; vakalarının yayınlandığını aktardı.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık ve dopamin tuzağı</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir diğer tehlikeli yönünün dijital bağımlılık olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki dopamin hormonunun rolüne dikkat çekti ve dopaminin &#8220;arzu hormonu&#8221; olduğunu, dijital oyunlar veya yapay zeka kullanımı sırasında dopamin salgılanmasının kişide sürekli bir &#8220;kaydırma etkisi&#8221; oluşturduğunu söyledi. Bu durumun, dopaminin sürdürülebilirlik tuzağına yol açarak kişinin haz alma eşiğini yükselttiğini ve daha çok harcama yapma veya daha çok ilgi gösterme ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kumar bağımlılığındaki artışın sebeplerinden birinin de bu dopamin birikimi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Yapay zeka bir araç olarak kullanılmalı, insan yerine geçmemeli</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir araç olarak kullanılması asla insanın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın sunduğu bilgilerin mutlaka bir klinisyen veya uzman tarafından doğrulanması gerektiğini, aksi takdirde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekanın empati, niyet okuma ve duygusal rezonans yeteneklerinin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanın hayal dünyasını geçici bir gerçeklik gibi algılamasına neden olabileceğini ve beynin gerçeklik test eden ağını devre dışı bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka konusunda &#8220;direksiyonda biz olursak korkmayalım, ama direksiyonu yapay zekaya kaptırırsak bu bizi şizofreniye sürükleyebilir, yanlış kararlar verdirebilir&#8221; diyerek, bunun bir &#8220;dijital afyon&#8221; haline gelebileceği uyarısında bulundu ve duygusal yönünü kontrol edebilen kişilerin yapay zekanın tuzaklarına düşmeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yapay zekaya kendini kaptıran kişiler falcılara inanmış gibi hatalara düşebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini ve potansiyel tehlikelerini değerlendirerek, yapay zekanın insanda &#8220;uçma duygusu&#8221;, sahte bir rahatlık hissi verdiğini ve bireyleri rüya aleminde gibi hissettirdiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekaya kendini kaptıran kişilerin rüyalarına veya falcılara inanmış gibi hatalara düşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zeka gerçekliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan yaşamında fiziksel, hayal ve rüya gerçekliklerinin yanı sıra, &#8220;yapay zeka gerçekliği&#8221; adını verdiği dördüncü bir gerçekliğin ortaya çıktığını ifade ederek, bu sanal gerçekliğin artık zihinlerde çok ciddi bir şekilde tasarlanabildiğini ve sorgulamadan bu gerçekliğe inanmanın falcıya inanmak gibi büyük hatalara yol açabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yankı odası yanılgısı ve yalnızlık paradoksu</strong></p>
<p>Yapay zekanın &#8220;yankı odası yanılgısı&#8221;na dikkat çeken Tarhan, bireylerin dijital ortamda kendi yankılarıyla konuşur gibi yalnızlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;yalnızlık paradoksu&#8221; nu ortaya çıkardığını, insanların çok sayıda yüzeysel arkadaşa sahip olmasına rağmen derin ve anlamlı ilişkilerden yoksun kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dikkat katili ve zaman tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın &#8220;dikkat katili&#8221; olduğunu, insanları aynı anda çoklu görevlere yönlendirerek derinleşmeyi engellediğini ifade etti. Beynin kalıcı öğrenmeyi odaklanarak ve derinleşerek gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu süreci bozduğunu söyledi. Ayrıca, yapay zekanın &#8220;zaman tuzağı&#8221;nı beraberinde getirdiğini belirten Tarhan, dijital platformların özellikle çocuklar ve gençler için özgürlük değil, esaret anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yapay kimlik ve duygusal zeka eksikliği</strong></p>
<p>Yapay zekanın yeni kimlikler inşa ettirdiğini ve kontrolü yapay zekaya kaptıranların geleceğinin tehlikeli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, duygusal zekanın kişinin kendi duygularını ve karşı tarafın duygularını anlama becerisiyle ilgili olduğunu, yapay zekada bu empatik yeteneğin bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>İnsan ilişkilerinde iletişimin yüzde 80&#8217;inin sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğini, yapay zekanın ise sadece bilgi aktarımı yaparak iletişimin yüzde 20&#8217;lik kısmını kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ses tonu, mimikler, jestler gibi non-verbal unsurların duygusal aktarımda kritik rol oynadığını ve yapay zekanın bu alanda yetersiz olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital platformlar &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; i ortaya çıkarabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka ve dijital platformların &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; ortaya çıkarabileceği uyarısında bulunarak, yapay zekaya aşırı bağımlı kişilerin duygusal ve sosyal iletişim kuramadıkları için otistik bireyler gibi tek bir alanda süperleşebileceklerini, ancak sosyal hayatta yalnız kalacaklarını ifade etti.</p>
<p>Kuşkucu ve paranoid eğilimi olan kişilerin yapay zekaya karşı duydukları korkuya da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital platformlara girilen her bilginin kalıcı olduğunu ve &#8220;dijital iz&#8221; bırakarak ileride kişinin karşısına çıkabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız küresel bir olgu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın günümüzün küresel sorunlarından biri olduğunu belirterek, yapay zekanın yanlış kullanımının bu yalnızlığı derinleştirebileceğini vurguladı ve “Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız olarak küresel bir olgu. Buna zayıf bağ etkisi deniyor. İnsan, nörobiyolojik olarak ilişki kurmazsa çatlar; çünkü ilişki kurma, yalnızlığı giderme ihtiyacı biyolojik bir gereksinimdir. Günümüzde birçok kişi bu ihtiyacı dijital alanlarda karşılamaya çalışıyor ama bu sahte bir doyum sağlıyor. Çok sayıda arkadaşlık varmış gibi görünüyor fakat derin ve anlamlı bağlar yok. Bu durumda temel güven duygusu oluşmuyor, kaygı artıyor, yalnızlık ve depresyon kaçınılmaz hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekaya aşırı maruziyet insanı yalnızlık tuzağına sokuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, stresin kişiden kişiye farklı sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Stres altında bazı kişilerde serotonin azalır ve depresyon gelişir. Kimilerinde ise hedef organ midedir; gastrit, ülser çıkar. Başkasında cilt sorunları başlar. Bu farklılık genetik polimorfizme bağlıdır. Ayrıca epigenetik öğrenmeler, yani çevreden gelen etkiler de gen ifadesini değiştirerek kişiyi savunmasız hale getirebilir. Yapay zekaya aşırı maruz kalmak, alışkanlık haline geldiğinde otomatikleşir ve insanı yalnızlık tuzağına sokar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın insanı köleleştirmemesi için “dozaj” vurgusu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Yılan zehirdir ama aynı zamanda ilaçtır. Dozunda kullanılırsa faydalıdır, fazla kullanılırsa zehirler. Yapay zekâ da aynıdır. Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırır, yanlış amaçlarla kullanıldığında ise kişiyi zehirler. Bütün mesele insanın iç disiplinine sahip olması ve kendi duygularını yönetebilmesidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Onaylanma ihtiyacının insanın biyolojik zaaflarından biri olduğuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın kendini sergileme, güzele ilgi duyma, güçlü olma ve sonsuzluk arayışı gibi dört temel biyolojik dürtüsü vardır. Bu dürtüler onaylanma ihtiyacını doğurur. Ancak bu ihtiyaç yanlış kullanıldığında tehdit haline dönüşür. Amerikan Psikoloji Birliği, günde üçten fazla ‘ego tatmini’ paylaşımını narsisizm açısından riskli kabul ediyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka kişiye özel tedavide önemli katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında sunduğu avantajlara da değinen ve kişiye özel tedavilerde önemli bir katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi olarak yapay zeka ile beyin sinyalleri, nörogörüntüleme kayıtları gibi verileri değerlendirip tanıyı kolaylaştırıcı sistemlerin patentini aldık. Bu sayede hata ihtimali azalıyor. Buna precision medicine yani kişiye özel, hassas tıp deniyor. Yapay zeka burada hekimlere ciddi bir destek sunuyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ kullanımında son sözün insanda olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ insanın etiketlenmesini azaltabilir, tedavi örneklerini görerek umut duygusunu artırabilir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Direksiyonda ben olacağım, yapay zekâ değil. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda bize hedefimize gitmeyi kolaylaştıran bir teknoloji harikası olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alınan bilgileri muhakkak doğrulamak gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın kullanımında en büyük riskin doğrulanmamış bilgi ve etik standartların göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Yapay zekayı kullanacaksınız ama aldığınız bilgileri muhakkak konfirme etmek gerekiyor. Yani doğrulamak gerekiyor. Başka bir şekilde ters sorularla tekrar sorgulamakta fayda var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>22 yaş dönemi kritik eşik</strong></p>
<p>Gençlerin yapay zekâ karşısında daha kırılgan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, beyin gelişim sürecini hatırlatarak şunları söyledi:</p>
<p>“Çocukluk 18 yaşında yasal olarak bitmiş kabul edilse de beynin sol beyin (rasyonel), sağ beyin (emosyonel) ve ön beyin (yürütücü) bütünlüğü genellikle 22 yaşında tamamlanıyor. Bu döneme olgunluk dönemi denir. 22 yaşına kadar kişiler doğru analiz ve karar verme altyapısında risk altındadır. 22 yaşın üzerinde olup tecrübe birikimine sahip olanlar daha az risk taşır. Yalnız kişiler, depresyondakiler, kaygılılar, aceleci-sabırsızlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanlar ise yapay zekayla ilişkilerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü duygu regülasyonu yapamayan, sosyal ilişki regülasyonu kuramayan bireyler, yapay zekayı yanlış bir danışman gibi kullanarak hatalı kararlar verebilir.”</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı olmazsa tehlike büyük</strong></p>
<p>Yapay zekada etik kullanımın en çok teknoloji şirketlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji firmaları kârı maksimize etmeye göre hareket ederse, etik standartları göz ardı ederse insanlık için büyük tehlike vardır. Muhakkak algoritma şeffaflığı gerekiyor. Gizli algoritmalarla kişiler yönlendirildiğinde en büyük risk ortaya çıkıyor. Şu anda küresel ölçekte bu konuda regülasyon yok ama er geç olacak, olmak zorunda. Çünkü algoritmalar şeffaf değilse insanları yanlış yönlendirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka ödev yapmasın</strong></p>
<p>Üniversite senatosunda yapay zeka konusunu gündeme aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimdeki yaklaşımı şöyle aktardı:</p>
<p>“Yapay zekanın yasaklanmasını yasaklayalım dedik. Çünkü yapay zeka hayatımıza girdi. Öğrenci yapay zekadan bilgi alabilir ama kendi yorumunu katarak sunmalıdır. Hocalar da bu alanda kendini geliştirmelidir. Yapay zeka roman yazamaz ama bir taslak verebilir, asist edebilir. Eğer öğrenci yapay zekadan aldığı bilgiyi kendi düşünceleriyle geliştirirse, bu hem intihali önler hem de öğrenmeyi kolaylaştırır.”</p>
<p><strong>Asistan olmalı, kaptan olmamalı!</strong></p>
<p>Yapay zekanın rolüne değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zeka bizim asistanımız olmalı kaptanımız olmamalı. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda hedefimize gitmeyi kolaylaştırır ama direksiyon her zaman insanda olmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alcı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[kenetlenerek]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, YÖK tarafından yayınlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 sonuçlarına göre 6 farklı alanda büyük bir performans göstererek Türkiye birincisi oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, YÖK tarafından yayınlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 sonuçlarına göre 6 farklı alanda büyük bir performans göstererek Türkiye birincisi oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yükseköğretim Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 yayınlandı. 67 gösterge doğrultusunda hazırlanan rapor; eğitim ve öğretim, araştırma-geliştirme, uluslararasılaşma, sürdürülebilirlik ve topluma hizmet başlıklarında üniversitelere ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sundu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, raporda 6 farklı ana başlıkta Türkiye birincisi oldu. Bu başarıyla EÜ, &#8220;Proje Lideri Üniversite&#8221; konumunu perçinledi. Ege özellikle;  Araştırma-Geliştirme ve Topluma Hizmet  alanlarında büyük bir ilerleme gösterdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, “Üniversitemiz YÖK 2025 Genel Raporunda Türkiye genelinde büyük bir başarıya imza attı. 6 alanda farklı ana başlıkta Türkiye birincisi oldu. Rapor bize başarılı olduğumuz yanlarımızı sunduğu kadar, geliştirmeye açık yönlerimizi de ortaya koyuyor. EÜ ailesi olarak raporu ayrıntılarıyla analiz edip, yol haritamızı ve stratejik hedeflerimizi belirleyeceğiz. Üniversitemizin hedefleri doğrultusunda, öğrencilerimiz, akademik ve idari çalışanlarımızla kenetlenerek tüm ana ve alt başlıklarda daha yukarı bir ivme göstermek için aralıksız çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Üniversitemizin bu başarısında emeği bulunan kurum içi ve kurum dışı tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>Proje sayısı ve sosyal sorumluluk alanlarında lider üniversite</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yükseköğretim Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025’e göre Ege Üniversitesi; TÜBİTAK Ar-Ge, Teknoloji ve Yenilik Proje Sayısı, Ulusal Kurum ve Kuruluşlar Destekli Ar-Ge Proje Sayısı, BİDEB Kapsamında Alınan Destek, Üniversite Tarafından Yürütülen Sosyal Sorumluluk Projeleri, Öğrenciler Tarafından Yürütülen Sosyal Sorumluluk Projeleri ile Dezavantajlı Gruplara Yönelik Düzenlenen Faaliyet Sayısı alanlarında Türkiye birinciliğini elde etti. EÜ ayrıca; Sanayi ile Ortak Yürütülen Ulusal Ar-Ge Projesi Sayısı, Değişim Programları ile Gelen Öğretim Elemanı Sayısı, Akredite Lisans Programı Sayısı, Değişim Programları ile Gelen Öğrenci Sayısı alanlarında ise ikinci oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Raporun “Ek Göstergeler” bölümünde yer alan kategorilerde ise Ege Üniversitesi; Kariyer Merkezi Tarafından Gerçekleştirilen Faaliyet Sayısı alanında Türkiye birincisi, Sürdürülebilirlik Faaliyet Sayısı alanında ise üçüncü oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, raporda yer alan 30 alanda ilk 20 üniversite arasına girmeyi başardı. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[emeritus]]></category>
		<category><![CDATA[isimlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[mete]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Tunçay]]></category>
		<category><![CDATA[öncü]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tuncay]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600710</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi, 18 Ağustos 2025’te hayatını kaybeden sosyal ve beşeri bilimler disiplininin önde gelen isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ı “Mete Tunçay’a Saygı: Bilgi, Bilim ve Eleştirel Akıl” başlıklı bir etkinlikle andı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710">Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi, 18 Ağustos 2025’te hayatını kaybeden sosyal ve beşeri bilimler disiplininin önde gelen isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ı “Mete Tunçay’a Saygı: Bilgi, Bilim ve Eleştirel Akıl” başlıklı bir etkinlikle andı.<strong>  santral</strong>istanbul Kampüsü’nde düzenlenen etkinlikte Prof. Dr. Tunçay’ın bilime ve eleştirel düşünceye adanmış yaşamı, bıraktığı akademik ve entelektüel miras, kurumsal katkıları ve Türkiye düşünce hayatına etkileri dostları, meslektaşları ve öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda ele alındı. </p>
<p>Anma etkinliği, Milli Eğitim Eski Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cemil Boyraz, Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ın eşi Gönül Paçacı Tunçay ve kardeşi Melda Tunçay’ın açılış konuşmalarıyla başladı.  Milli Eğitim Eski Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, “Mete Hoca’yı elli küsur sene önce o Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeyken tanımıştım. Ben ODTÜ’de öğrenciydim. 25 yıl sonra BİLGİ’nin kuruluşunda kendisiyle bir arada olma şansım oldu. Gerçekten benim için o yakınlıklar çok ufuk açıcı oldu. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum” dedi.</p>
<p>Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay ile anılarını paylaşan eşi Gönül Paçacı Tunçay, “Mete Bey, doğayı ve insanları çok seven, çok özel bir insandı. Çok değişik bilgileri bir arada harmanlayabilme kabiliyeti vardı. Sanıyorum bu özelliğiyle de topluma sirayet etti” dedi.  Prof. Dr. Tunçay’ın kardeşi Melda Tunçay ise “Ağabeyimle ilişkim, sevgi hayranlık, çekinme, dostluk ve güven hisleriyle gelişti. Onu hep hayranlıkla izledim” sözleriyle başlayan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Araştırma yapmaktan, bilgilerini öğrencilerine aktarmaktan mutlu oluyordu. Bitip tükenmez bir merakı vardı.  Her şeyi araştırır ve gözlemlerdi. Onu bana bıraktığı bu derin izler, öğrettikleri ve sessizce verdiği güçle her zaman gururla hatırlayacağım.”</p>
<p><strong>‘Yaşamını işinin merceğinden görürdü’</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Bilmez’in moderatörlüğünde gerçekleşen ilk oturumda Prof. Dr. Baskın Oran, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Tarih Vakfı’nın kurucularından Orhan Silier söz aldı. Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ın akademisyen ve entelektüel kimliği üzerine konuşan Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, “Mete Hoca’yı aydın konumuna taşıyan belirgin özellikleri vardı. Öfkelenmeyi bilen ama soğukkanlı ve sakin bir yapıya sahipti. Tümüyle işine odaklanır, yaşamını da işinin merceğinden görürdü. Son derece çalışkan olmasının yanı sıra, tüm yüksek entelektüel bilinçler gibi muzipti; güçlü bir ironisi ve nükteleri vardı. En önemlisi ise büyük bir özgüvene sahipti. Bu niteliklerin bir araya gelmesi, Mete Hoca’nın aynı zamanda derin bir tevazu ile hareket etmesini sağlıyordu.” dedi.</p>
<p>Emeritus Prof. Dr. Tunçay’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kuruluş sürecindeki katkılarını anlatan üniversitenin ilk rektörü Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ise “Mete Hoca’ya çok eski yıllardan tanışıyoruz, ama gerçek anlamda buluşmamız BİLGİ’de oldu. Fransızların ‘érudite’ diye bir kavramı vardır.  Derinlemesine bilgi sahibi olan insan demektir. Benim neslimde bu sıfata gerçekten layık Mete Hoca’ydı. Müthiş zengin bir düşünce yapısına ve tarihsel hakimiyete sahipti. Etkilenmemek mümkün değildi” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Cemil Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci oturumda ise yazar ve araştırmacı Tanıl Bora, Prof. Dr. Ali Birinci, Prof. Dr. Ahmet Demirel, Prof. Dr. Mehmet Alkan’ın katılımıyla Prof. Dr. Tunçay’ın sosyal ve beşeri bilimler alanındaki akademik katkıları ele alındı. </p>
<p><em>Tarih ve Toplum</em> ile <em>Toplumsal Tarih</em> dergilerinin yayınlanmasına öncülük eden, <em>Sokak</em> dergisinin ise Ankara Temsilciliği görevini üstlenmiş olan Prof. Dr. Tunçay’ın dergiciliği üzerine konuşma yapan Yazar Tanıl Bora, “Mete Hoca’nın tarih yayıncılığına yaklaşımı teorik akademik tarihçilik ile popüler magazin tarihçiliği arasında şekillendi. Her ikisine de mesafeli, özellikle ikincisine daha eleştirel bir orta yol benimsedi. Onun yayıncılık anlayışı, tarih uzmanı olmayı gerektirmeksizin, kamusal ilgileri olan herhangi bir entelektüelin metinlerde kendine hitap eden bir şeyler bulabilmesine imkan tanıyordu. Tarihi ve tarihin konularını yalnızca uzmanların kendi aralarında, kapalı bir jargonla konuştukları bir evrenden alıp biraz yere indirdi” dedi.</p>
<p><strong>Mete Hoca’nın paltosundan çıktık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tunçay’ın öğrencisi olarak onunla olan anılarını paylaşan Prof. Dr. Mehmet Alkan ise “Mete Hoca, ‘Rus edebiyatı nasıl Gogol’un Palto kitabından çıktıysa benim kuşağım da Tarık Zafer Tunaya’nın <em>Türkiye’de Siyasi Partiler</em> kitabından çıktı’ derdi. Bizim kuşak da Mete Hoca&#8217;nın <em>Türkiye&#8217;de Sol Akımlar</em> ve <em>Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması</em> kitaplarından çıktı. Onun açtığı yol ve sağladığı ortamla büyüdük” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Ege Yazgan ise “Üniversitemizin kurucu, Emeritus hocalarından Mete Tunçay hocamıza sonsuz şükranlarımızı bu anma töreninde ifade etmek istiyorum. Üniversitemiz 1996 yılında kurulduğu zaman Mete Hocamız ve diğer hocalarımız Türkiye’de tanınan, akademik camiada isimleri olan hocalarımızdı. Ancak üniversitemiz yepyeni bir üniversiteydi. Böyle yeni bir üniversiteye katılmak cesaret isterdi. Mete Hocamız, bu cesareti gösteren hocalarımızın başında geldi ve üniversitemizin akademik dünyadaki bugünkü yerine ulaşmasında onun ve diğer hocalarımızın büyük katkıları oldu. Kendisine üniversite olarak ne kadar teşekkür etsek azdır.” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710">Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Canan Uraz, &#8220;Ev ve iş yeri ilaçlamalarında ruhsatlı firmalarla çalışılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-canan-uraz-ev-ve-is-yeri-ilaclamalarinda-ruhsatli-firmalarla-calisilmali-599764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[canan]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlama]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[uraz]]></category>
		<category><![CDATA[yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirlenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatın ve endüstriyel üretim süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası olan kimyasallar, doğru yönetilmediğinde insan sağlığı, iş güvenliği ve çevre için ciddi tehditler oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-canan-uraz-ev-ve-is-yeri-ilaclamalarinda-ruhsatli-firmalarla-calisilmali-599764">Doç. Dr. Canan Uraz, &#8220;Ev ve iş yeri ilaçlamalarında ruhsatlı firmalarla çalışılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatın ve endüstriyel üretim süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası olan kimyasallar, doğru yönetilmediğinde insan sağlığı, iş güvenliği ve çevre için ciddi tehditler oluşturuyor. Son günlerde gündeme gelen kimyasal madde zehirlenmeleri, özellikle mekanların haşerelerden arındırılmasında kullanılan maddeleri ve yöntemleri tartışmalı hale getirdi.  Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Canan Uraz, kimyasal risklerin ancak doğru bilgi, eğitim ve bilinçli uygulamalarla minimize edilebileceğini belirterek hayati uyarılarda bulundu.</p>
<p>Kimyasal maddelerin kullanımından kaynaklanan risklerin sağlık, güvenlik ve çevre olmak üzere üç ana eksende değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Canan Uraz, “Kimyasal maddeler; meslek hastalıklarından iş kazalarına, yangınlardan ekosistem bozulmalarına kadar geniş bir yelpazede tehdit oluşturabiliyor. Özellikle ilaçlama yapan personelin yetkin olması gerekiyor. Tarım, sağlık veya çevre kontrolünde kullanılan kimyasallar yüksek dikkat gerektiriyor. Bu nedenle çalışanların kimyasal güvenliği, ilk yardım, ekipman kullanımı, yasal mevzuatlar ve atık yönetimi gibi konularda kapsamlı eğitimlerden geçmesi gerekiyor.  Bu konuda sadece eğitimler yeterli değil, düzenli denetimler ve saha uygulamaları da bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır” diye konuştu.</p>
<p><b>“İş yerlerinde kurallara tam uyum şart”</b></p>
<p>İş yerlerinde güvenli bir ilaçlama süreci için uyulması gereken kritik adımları anlatan Doç. Dr. Uraz, “ Güvenli bir ilaçlama süreci doğru ilaç seçimi ve etiket talimatlarının titizlikle okunmasıyla başlar.  Çalışanların maske ve eldiven gibi uygun kişisel koruyucu donanımları kullanması, uygulama sırasında alanın boşaltılması ve rüzgâr gibi hava koşullarına dikkat edilmesi bir zorunluluktur. İlaçlamalar genellikle sabah veya akşam saatlerinde, hava sıcaklığının daha düşük olduğu saatlerde yapılmalıdır. İşlem sonrasında ise alanın yeterince havalandırılması, kimyasal atıkların doğru yönetilmesi, sızıntılara karşı önlem alınması ve acil durum planlarının hazır bulundurulması gerekir. İlaçlama sonrası ortaya çıkan kimyasal atıklar (artık ilaçlar, ambalajlar, temizleme suyu vb.) çevreye zarar vermemek adına doğru şekilde toplanmalı ve bertaraf edilmelidir” dedi.</p>
<p><b>“Zehirlenme belirtileri sinsice ilerleyebilir”</b></p>
<p>Kimyasal zehirlenme belirtilerinin her zaman anında ortaya çıkmayabileceği konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. Uraz, “Semptomlar kimyasalın türüne ve maruziyet süresine göre değişebiliyor. Solunum güçlüğü, ciltte yanma, bulanık görme, bulantı, baş dönmesi ve kalp çarpıntısı gibi belirtilerin görülmesi durumunda zaman kaybetmeden tıbbi yardım alınması gerekiyor. Özellikle bilinç kaybı ve nöbet gibi ağır tablolarda acil müdahale hayat kurtarır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Ev ilaçlamalarında gıda güvenliğine dikkat”</b></p>
<p>Vatandaşların evlerinde yaptırdığı ilaçlamalarda da büyük hatalar yapılabildiğine değinen Doç. Dr.  Uraz, işlem öncesinde evcil hayvanların ve hane halkının ortamdan uzaklaştırılması, gıdaların, mutfak gereçlerinin ve kişisel eşyaların ise mutlaka koruma altına alınması gerekiyor. Kimyasalların gıdalara veya mutfak yüzeylerine bulaşması ciddi zehirlenmelere yol açabilir. Bu durum bazen gıda zehirlenmesiyle karıştırılarak yanlış tedaviye sebep olabiliyor. Kimyasal maddelere maruz kalma durumunda, antidotlar, göz yıkama istasyonları ve acil müdahale kitleri gibi ilk yardım malzemeleri kolayca erişilebilecek bir yerde bulundurulmalıdır. Riskleri en aza indirmek için ruhsatlı firmalarla çalışılması, işlem sonrası detaylı temizlik ve etkili havalandırma yapılması sağlık açısından hayati önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-canan-uraz-ev-ve-is-yeri-ilaclamalarinda-ruhsatli-firmalarla-calisilmali-599764">Doç. Dr. Canan Uraz, &#8220;Ev ve iş yeri ilaçlamalarında ruhsatlı firmalarla çalışılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kültüründe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan beyninin ödül-ceza sistemine verdiği tepkilerin hayvan beyninden farklı işlediğini belirterek, modern eğitim anlayışında içsel motivasyonun ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Hayvan beyninin cezaya daha önce tepki verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir. Çok cezayla yetiştirilmişse cezaya daha erken tepki verir; ödüle ise daha sonra karşılık verir. İnsan bunu değiştirebiliyor, yorumlayabiliyor. Hayvanda ise ceza tepkisi daha hızlıdır. Beyinde negatif olaylara tepki, pozitif olaylara tepkiye göre altı misli daha fazla ve hızlıdır.” dedi.</p>
<p>EEG testleriyle bu durumun ölçüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin negatif uyaranlara 50 milisaniye içinde tepki verirken, pozitif uyaranlara tepki için 300 milisaniye gerekir. Yani beynimiz olumsuz bilgiyi olumluya göre yaklaşık 6 kat daha hızlı algılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar</strong></p>
<p>Modern nörobilimde “ödül-ceza” yerine “ödül ve kaçınma yolakları” tanımının kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Köpeğe iyi davranış için şeker vermek, kötü davranış için cezalandırmak işe yarar. Ama insan beyninde sadece dopamin sistemiyle, dışsal motivasyonla ilerlemek kişiyi sahte davranışlara sürükler. Modern anlayış diyor ki, sadece dopamin değil; serotonin sistemini de çalıştırın. Çünkü serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreci ödüllendirin, içsel motivasyon gelişsin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın karakter ve sorumluluk bilincinin, dışsal ödüllerle değil süreç odaklı eğitimle geliştiğine işaret ederek<strong>, </strong>“Bir insana sürekli ‘şunu yap, al ödül; bunu yap, al destek’ derseniz, içsel motivasyon gelişmez. Hep başkasının gözüne bakan, müdür varken çalışan, kontrol edilmediğinde kaytaran insanlar yetişir. Halbuki insanın özerklik duygusu gelişmeli, yalnız kaldığında da doğruyu yapabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir </strong></p>
<p>İnsan kişiliğinin yalnızca üçte birinin genetik olduğunu, geri kalanının ise epigenetik yani öğrenilmiş alışkanlıklardan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir. 6 hafta tekrarlarsanız alışkanlık, 6 ay tekrarlarsanız kişilik olur. Epigenetik mekanizmalar sayesinde beyin yanlış dürtüleri kapatabilir, doğru davranışları otomatik hale getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Baskı kültürleri zeki ama tembel bireyler yetiştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, totaliter sistemlerin eğitim anlayışını da dikkat çekerek, “Otoriter, korku odaklı eğitim kültürlerinde insanlar genellikle pasif agresif olur. ‘Evet’ der ama yapmaz. Bu yüzden bu toplumlarda zeki ama tembel insan çoktur. Çünkü dışsal motivasyona bağımlı yetişmişlerdir. Yenilikçi ve girişimci bireyler bu nedenle az çıkar. Güvenli toplumlarda hukuk işler, kişi öngörülemez sürprizlerle karşılaşmaz. Yanlış yaptığında cezalandırılmak yerine öğrenme fırsatı sunulur. Bu yüzden özerklik, risk alma ve yenilikçilik gelişir. İçsel motivasyonun temelinde de bu güven vardır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için güvenli bağlanma, empati ve içsel motivasyonun önemine dikkat çekerek, “Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık. Bunun arkasında egoların şişmesi ve çıkar odaklı yaşam anlayışı var. Oysa insanın çıkar değil, doğruluk odaklı öğrenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanma ve derin ilişkiler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yakın çevre ile kurulan ilişkilerin birey için bir güven alanı olduğunu belirterek, “Bir insanın birinci dereceden yakınlarıyla kurduğu bağlar derin ve anlamlıysa güvenli bağlanma vardır. Ev güven alanıdır. Sosyal ilişkiler de güvenli olabilir fakat anlamlılık açısından daha sınırlıdır” diye konuştu.</p>
<p>Bireylerin yalnızca iş yaşamıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, insanların mutlaka amatörce uğraşacağı, keyif alacağı bir meşgalesi olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Narsistik bakış açısı yalnızlaştırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde ilişkilerin hızla tüketildiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şimdilerde ‘sana uymuyorsa git’, ‘yapamıyorsan ayrıl’ gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu, narsistik bir bakış açısıdır. ‘Sen değerlisin, sen önemlisin, herkes sana uymak zorunda’ anlayışı insanı yalnızlaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çıkarcı olmak mı, erdemli olmak mı?</strong></p>
<p>Kapitalist sistemin çıkar odaklı bir ahlak anlayışı öğrettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Kapital sistem ‘çıkarcı olmak kârlıdır’ diyor. Ancak içsel motivasyonu önceleyen eğitim anlayışları ‘erdemli olmak kârlıdır’ der. Çünkü erdemli olan kişi orta ve uzun vadede kazanır, çıkarcı olan ise kısa vadede kazansa da sonunda kaybeder” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif disiplin ve ödül sistemi</strong></p>
<p>Öğrenme süreçlerinde ödülün esas, cezanın ise istisna olması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin korkuyla değil, anlam ve amaç odaklı öğrenmeyle kalıcı şekilde öğrenir. Çocuklara hata yaptıklarında bağırmak ya da cezalandırmak yerine, o hatayı bir öğrenme fırsatına dönüştürmek gerekir. Böylece çocukta suçluluk yerine sorumluluk ve empati gelişir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İçsel motivasyonun 3 temel unsuru</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyde yetkinlik, özerklik ve kendini aşan bir amacın varlığının içsel motivasyonun temel unsurları olduğunu belirterek, “Dış ödül odaklı kişiler rüzgârla giden yelkenli gibidir. Rüzgâr yoksa ilerleyemezler. İçsel motivasyonu olan kişiler ise buharlı gemi gibidir; kendi gücüyle yol alabilir. Bu nedenle eğitim sistemleri bireye içsel motivasyonu öğretmelidir” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın kendini değerlendirme biçimi</strong> <strong>ilişkilerini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın kendini değerlendirme biçiminin hem kişisel gelişimi hem de toplumsal ilişkileri doğrudan etkilediğini dile getirerek, “Öz güven, kişinin olumlu yönlerini görüp onları öne çıkarırken olumsuz yönlerine karşı da önlem almasını sağlar. Ancak öz beğeni, kişinin kendini kusursuz görmesine yol açar. Bu da narsistik kişilik yapısına zemin hazırlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fedakârlık şeması merhamet yorgunluğuna yol açar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilik yapılarında fedakârlığın aşırıya kaçtığını kaydederek, “Fedakârlık şeması olan kişiler herkese iyilik yapmak zorunda hisseder. İyilik yaptığında iyi, yapmadığında kötü bir insan olduğunu düşünür. Hak edene de etmeyene de aynı şekilde davranır. Karşılığında nankörlük gördüğünde ise yıkılır, kendini suçlar. Bu noktada suçluluk duygusu gerekçesi biliniyorsa öğrenmeye dönüşür; ama gerekçesiz suçluluk hastalıktır. Yoğun suçluluk ve yetersizlik duyguları depresyon belirtileridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan kendini aldatma ustasıdır</strong></p>
<p>İnsanın en büyük tuzaklarından birinin zihinsel zaafları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan çok zeki olmasına rağmen aptalca şeyler yapabilir. Çünkü insan kendi kendini aldatma ustasıdır. Hızlı kararlar çoğu zaman zihinsel tuzaklara yol açar. İçsel motivasyonu güçlü olanlar ise olayları daha iyi analiz eder ve cezaya gerek kalmadan doğruyu seçer” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fiziksel görünüm kutsallaştırıldı, toplum dopamin bağımlısı oldu</strong></p>
<p>Sosyal medyanın fiziksel görünüme aşırı vurgu yaptığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bugün gençsen, güzelsen, yakışıklıysan değerlisin; değilsen değersizsin anlayışı hâkim. Hollywood dopamin endüstrisi gibi çalışıyor. Oysa asıl olan serotonin toplumudur. Anlam, sanat, edebiyat, şiir ve kendini aşan amaçlarla elde edilen mutluluk daha kalıcıdır. Dopamin toplumu tüketim kültürünü körüklerken, serotonin toplumu erdemi ve anlamı öne çıkarır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özgürlük sorumlulukla dengelenmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özgürlüğün yanlış anlaşıldığını belirterek, “İnsan özgürdür ama sorumsuz değildir. Başkasına da kendine de zarar verme özgürlüğü yoktur. Örneğin bağımlılık tedavisinde kişi algıları bozulduğu için kendi kararını veremez. Böyle durumlarda zorunlu tedavi uygulanır. Özgürlük, sorumlulukla dengelenirse gerçek anlamına kavuşur. Özgürüz ama sorumsuz değiliz. Özgürüz diye başkasına zarar verme özgürlüğümüz yok. Kendimize de zarar verme özgürlüğümüz yok.” dedi.</p>
<p><strong>Karma inancı ve yüksek bir anlamın parçası olmak güven sağlar</strong></p>
<p>İnsanın belirsizliğe tahammül edemediğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu nedenle insan yaşadığı olayları mutlaka anlamlandırmak ister. İnanç sistemleri, kültür ya da yüksek bir amaca bağlanma bu noktada devreye girer. Kişi kendini daha büyük bir anlamın parçası hissettiğinde belirsizlik azalır, güven duygusu artar. Anlam ve inanç, insan zihninde koruyucu bir kalkan görevi görür. İnsan yaşadığı olayları anlamlandırıyor ve bir inancın parçası oluyor. Karma da anlamlandırma yapıyor. Yüksek bir anlamın parçası olmak kişi de belirsizliği gideriyor. Kendini güvende hissediyor. Korkular azalıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[15 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Yazıtları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aydın, 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmelerde, Türk dilinin köklü tarihine ve Orhun Yazıtlarının bilim dünyası için taşıdığı evrensel değere dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115">Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aydın, 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmelerde, Türk dilinin köklü tarihine ve Orhun Yazıtlarının bilim dünyası için taşıdığı evrensel değere dikkat çekti.</p>
<p>15 Aralık 1893’ün hatırasına, 15 Aralık 2025’ten itibaren Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün kutlanmaya başlandığını belirten Aydın, bu tarihin yalnızca sembolik değil, bilimsel açıdan da büyük anlam taşıdığını ifade etti. Aydın yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Önümüzdeki yıllarda da her 15 Aralık’ta daha coşkulu şekilde kutlanacağına inanıyorum. Türk dili ailesi derken yalnızca Türkiye Türkçesini değil; Asya’dan Balkanlara, Sibirya’dan Orta Doğu’ya kadar kırkın üzerinde yazı diliyle varlığını sürdüren bütün Türk dillerini kastediyoruz. Bu bakımdan 15 Aralık son derece önemli bir tarihtir ve gelecekte de anlamı daha iyi kavranacaktır.”</p>
<p><b>“15 ARALIK, ORHUN YAZITLARININ ÇÖZÜLDÜĞÜ GÜNDÜR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, açıklamasında 15 Aralık tarihinin neden Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak kabul edildiğini şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“UNESCO’nun ve Türkiye UNESCO Millî Komisyonunun çabalarıyla 15 Aralık, Orhun Yazıtları olarak bilinen, ancak bizim ‘yazıt metinleri’ dediğimiz bu metinlerin ilk kez çözüldüğü tarih olarak anılmaktadır. Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen, bu metinleri çözmüş ve çözümünü 15 Aralık 1893 tarihinde Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisine sunduğu bildiriyle dünyaya duyurmuştur. Bu tarihten dolayı 15 Aralık, Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak bundan sonraki yıllarda da kutlanmaya devam edecektir.”</p>
<p><b>“HALKIN DİLİ EN İYİ GÜNDELİK EŞYALARDAKİ YAZITLARDA GÖRÜLÜR”</b></p>
<p>Yazıtların yalnızca anıtsal taşlardan ibaret olmadığını vurgulayan Aydın, dil bilimciler açısından en kıymetli örneklerin gündelik yaşam nesneleri üzerinde yer alan metinler olduğunu belirterek, “Bu metinler, Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması sebebiyle çeşitli nesneler üzerine yazılmıştır. Dikili taşlar üzerinde olduğu gibi kayalar üzerinde de örnekleri vardır. Ancak Türk dili araştırmacıları için en önemli metinler, gündelik kullanım nesneleri üzerine yazılmış olanlardır. Çünkü bu tür metinlerde halkın dili, yani ölçünlü olmayan ve standartlaşmamış Türkçe daha net biçimde görülebilmektedir,” dedi.</p>
<p><b>THOMSEN–RADLOFF YARIŞI VE BİLİMSEL KIRILMA NOKTASI</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Orhun Yazıtlarının çözüm sürecinin uzun yıllar süren uluslararası bir bilimsel yarışın ürünü olduğunu da hatırlattı. Yazıtların 1721’de bulunmasına rağmen ancak 1893’te çözülebilmesinin nedenlerini ayrıntılarıyla anlatan Aydın, Çince yazılmış Batı yüzlerinin çözüm sürecinde belirleyici rol oynadığına dikkat çekerek, “Bir tarafta Alman asıllı Rus Türkolog Wilhelm Radloff, diğer tarafta Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen arasında büyük bir yarış başlamıştır. Thomsen’in çözüm yöntemi farklıydı. Çok geçen kelimelerde çok geçen harflerin ünlü olabileceği varsayımından hareket etti. Üç kelime üzerinde yoğunlaştı: Tengri, Köl Tigin ve Türk. Bu kelimelere tahmini ses değerlerini vererek çözümü başardı,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“TÜRKİYE’DE BU ÇALIŞMALAR, ATATÜRK’ÜN DESTEĞİYLE GELİŞTİ”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarında Mustafa Kemal Atatürk’ün üstlendiği rolün de önemine vurgu yaparak, “Buna rağmen Atatürk’ün bu çalışmalara büyük önem verdiğini özellikle belirtmek gerekir. Hüseyin Namık Orkun’un Eski Türk Yazıtları adlı eserinin ilk iki cildi Atatürk’ün sağlığında yayımlanmış ve bizzat Atatürk tarafından görülmüştür. Türkiye’de bu alandaki çalışmaların gelişmesinde Atatürk’ün ciddi destekleri olmuştur” dedi.</p>
<p><b>“ORHUN YAZITLARI, İNSANLIK TARİHİ İÇİN ÇOK DEĞERLİDİR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Orhun Yazıtlarının yalnızca Türk tarihi açısından değil, Asya’daki birçok halk için de büyük önem taşıdığını belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p>
<p>“Bu yazıtlar yalnızca Türkler için değil, Asya’daki pek çok kavim için son derece kıymetlidir. Moğolların, Korelilerin, Japonların ve hatta Çinlilerin bile bu metinlerden elde edeceği çok önemli bilgiler vardır. Bu nedenle bu eserler yalnızca Türk dili için değil, insanlık tarihi için de son derece değerlidir.”</p>
<p><b>PROF. DR. ERHAN AYDIN KİMDİR?</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, lisans eğitimini Erciyes Üniversitesinde, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. 2010 yılında doçent, 2015 yılında profesör unvanını aldı.</p>
<p>Daha önce Çin’in Pekin kentindeki Merkezi Milletler Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak da görev yapan Aydın’ın çalışma alanı, Türklerin ilk yazılı belgeleridir. Asya’nın farklı coğrafyalarına yayılmış Türk runik harfli metinler üzerinde çalışan Aydın, özellikle okunamamış ya da okunması zor yazıtlar üzerine yoğunlaşmaktadır. Yüzün üzerinde makale ve bildirisi yayımlanan Aydın’ın bilimsel çalışmaları üç binin üzerinde atıf aldı. Türk dili araştırmaları kapsamında Türk Runik Bibliyografyası, Yenisey Yazıtları, Orhun Yazıtları, Uygur Yazıtları, Eski Türk Yazıtları, Eski Türk Yer Adları gibi çok sayıda kitabı yayımlandı. Yazarları arasında yer aldığı Runik Harfli Uygur Metinlerinden Seçmeler başlıklı bir kitap ise Çince olarak Pekin’de yayımlandı.</p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, 3 yıldır Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünde akademik çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115">Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayaz]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[furkan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığını]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597891</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p>Günümüzde dünyada 3 milyon kişi, Türkiye’de ise 75 bin kişi merkezi sinir sistemiyle organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkan Multiple Skleroz (MS) hastalığıyla mücadele ediyor. Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS hastalığını engelleyecek bir ilaç geliştirmesiyle tanınıyor. MS hastalarına umut olacak olan bu ilaçla birlikte bu hastalıkla mücadele edenlerin yaşam standartlarını yükseltmeyi umduklarını belirten Prof. Dr. Ayaz, genetik olarak MS’e yatkınlığı olduğu düşünülenlere de bu ilacın önceden verilerek hastalığın engellenebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>“Çok şaşırdım ve onur duydum”</strong></p>
<p>Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görülmesinden dolayı onur duyduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “Böyle bir şey olacağını tahmin etmiyordum. Bağışıklık sistemindeki gelişmelerle, biyoteknolojik ürünlerle ilgili online olarak üniversiteye bir sunum yaptım. Üniversite akademisyenlerinin ve öğrencilerinin ilgisi yoğundu. Sunumun ardından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora vereceklerini söylediler, çok şaşırdım ve onore oldum” diyerek üniversiteyle birlikte akademik çalışmalar ve araştırmalara devam edeceklerini belirtti.</p>
<p><strong>MS hastalığının engellenmesi için ilaç geliştirdi</strong></p>
<p>İnsan bağırsağında yer alan bir bakteriden elde edilen ekzopolisakkaritlerin MS hastalığını tamamen engellediğini gözlemledikten sonra ilaç için çalışmalara başlayan İstinye Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, 2019’da başladığı çalışmanın ardından iki yılın sonunda laboratuvar deneylerinde hastalığı engellediğini gördüklerini söyledi. İlacın çalışmasının şu anda altı yıldır ABD’de devam ettiğini belirten Prof. Dr. Ayaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“İlaç, insan vücudundaki düzenleyici bakterilerden elde ediliyor. Bu bakteri aynı zamanda bağırsakta iltihaplanmayı engelliyor. Buradan yola çıkarak MS hastalığının tedavisinde kullanmak için çalışmaya başladık. Tabi bakteri direkt olarak insanlara enjekte edilemez. Bakterinin üzerindeki şeker molekülünün MS hastalığına iyi geldiğini keşfettikten sonra bunun üzerine çalıştım. Kısacası ilaç bu bakteriden elde ediliyor. MS hastalığında olumlu sonuç verdiği gözlendikten sonra romatizmal hastalıklarda da denendi. Onda da faydalı oldu. İki yıl süren çalışmanın ardından fare deneylerinde olumlu sonuç elde ettik. Deneylerimizde MS hastalığının ilerlemediğini gördük.”</p>
<p><strong>“Hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz”</strong></p>
<p>MS hastalığında merkezi sinir sistemini etkileyen iltihaplanmanın hastaların durumunun kötüleşmesine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “MS hastalarında iltihaplanma bir artıyor bir azalıyor. Azalma olduğu zaman bu ilaç uygulandığında hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz. Patenti alınan ilaca Amerika&#8217;daki uluslararası ilaç firması 500 bin dolar bütçe desteği sağladı. İlacın çalışmalarının devam etmesi için ABD’de bir şirket kuruldu, şirket şu anda altı yıldır ilaç üzerinde çalışmaya devam ediyor. Klinik denemeler için daha büyük ilaç firmaları ile anlaşma sağlanmaya çalışılıyor. Çalışmalar sonlandıktan sonra klinik denemelere </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 14:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[babalık]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesini]]></category>
		<category><![CDATA[Raylı Sistem]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tramvay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuşmasında Büyükşehir’in tramvay projesini öven Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, <b>“</b>Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır” dedi.</p>
<p><b>UZMANLAR BİRİKİMLERİNİ PAYLAŞIYOR</b><br />Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen UITP Avrasya Konferansı’nın ilk gününde “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuyla ilgili düzenlenen panelin moderatörlüğünü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı yaptı. Panelin konuşmacıları ise Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün, UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ve Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık oldu. Konuşmacılar, raylı sistemlerin yeni planlara uyumlu olarak yapılmasının yanı sıra planlama yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği konularında katılımcılarla düşüncelerini paylaştı. İki gün sürecek olan konferansta alanında uzman isimler katılımcılara birikimlerini aktaracak.</p>
<p><b>“ULAŞIM SİSTEMİ KENTİN KİMLİĞİNİ YANSITIR”</b><br />İki yönlü etkileşimde ulaşım siteminin kente etkilerinden söz eden Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, Kocaeli’de tramvay örneğinin kentin kimliğine etki ettiğini belirterek, “Yapıların içinde erişilebilirlik çok önemli. Her raylı sistem istasyonu için değil ama önemli raylı sistemler için dünyada mimarı yarışmalar düzenleniyor. Kentin en önemli erişilebilirliğini sağlayan bir yapının yanındayım demek çok önemli. Ulaşım sistemi, kentin kimliğine ve imgesine de etki ediyor. Kocaeli’de tramvayın yüksek bir platformdan gitmesi, çok önemli bir imge örneği. Tramvay yatırımının kentin imgesine önemli bir katkısıdır. Hem sanat yapılarını hem mimari yapıları kente entegre etmek gerekiyor” diyerek, mimari ve sanatsal yapıların raylı sistemlerle birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><b>“RAYLI SİSTEMLER YENİ PLANLARA UYGUN OLMALI”</b><br />Raylı sistemlerin planlanma sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Babalık, “Bir raylı sitem planlanırken kentin mekânsal ve metropolitan planlarına, kentin mekansal büyüme planlarına referans vererek gelişmek ülkemizde yerleşmiş bir durum. Bir kentte raylı sitem hattının yatırımı yapılırken arazi kullanım türlerine hizmet etmek önemli. Kocaeli’de tramvayın; otogara, kongre merkezine, hastaneye gitmesi tüm bunlar iyi entegrasyon örnekleri. Yeni bir plan geliştirdiğimizde buna kentin raylı sistemleriyle gidebiliyor muyum? Bunu yerleştirmek çok önemli. Plan değişiklikleri yapıldığında trafik etki değerlendirmesi analizi de yapılması zorunludur. Zor bir planlama kültürü ama muhakkak yerleştirilmesi ve geliştirilmesi gereken bir planlama kültürü” dedi.</p>
<p><b>“ARAÇLAR İKLİME UYGUN TASARLANMALI”</b><br />İklim değişikliklerinde raylı sistemlerin dönüşümü konusunda konuşan Prof. Dr. Babalık, “Bu planlamaya entegre edilen bir konu. Kocaeli’de tramvay örneğine bakalım. İçindeki iklimlendirmeyi inceledim. Aracın dirençliliği açısından beyaz çatılı araçlar dikkate alınmaya başlandı. Kentlerdeki yeşil araçlar, ağaçlıklı yollar ısı adası etkisini kırabilecek özellikler. Gölgelikli, ağaçlıklı yollar durak tasarımları çok önemli. Bunlar, sıcak havanın etkisinden bekleyeni koruyacak şekilde tasarlanmalı. Yeşil çatı ve yeşil tramvay yolu ile şiddetle yağan yağmurun hızla taşkına yol açmasını en azından erteleyebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“30 YILDIR RAYLI SİSTEMLERLE UĞRAŞIYORUM”</b><br />Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ise müdürlüğün çalışmalarından bahsederek, “Toplu taşıma neden yapılır, şehirler nereye gitmeli? Bence en başta bunu çözmeliyiz. 30 yıldır raylı sistemlerle uğraşıyorum. Tahir Hocam benim kadar uğraşmamıştır ama benim uğraştığımın ötesinde bir şey söyledi. Bunu hepimizin kulağımıza küpe yapması lazım. AYGM, 15 yıl öncesine kadar raylı sitemleri planlayan ve büyükşehirlerin yapmak istediği planları onaylardı. 2011’den sonra raylı sistemlerin yapımı ve teslim edilmesini de yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><b>“FOSİL YAKITLI ARAÇLARI SINIRLANDIRMAK İSTİYORUZ”</b><br />Yalçın Eyigün, sözlerinin devamında, “Bir şehir, 500 binleri buluyorsa raylı sitemin ihtiyacını da üretebilir. Yeşil mutabakata uyan bir şehre dönüşüm elbette ki raylı sistemlerle olur. Tramvay aracının içinde kaç kişiyi taşıyacağımız önemli. 10-15 kişi taşıyan bir minibüs gece 11’e kadar çalışıyor ama bir tramvay da büyük elektrik enerjisi sarf ediyor. Yerel ve ulusal bazda buna dikkat ediyoruz. Lastik tekerlekten elektriğe dönüşümde süper hızlı tren projemiz kent içi değil ama bulunduğumuz şehre, Sakarya’ya, İstanbul’a ve Ankara’ya hizmet edecek bir proje ile akaryakıt bazlı tüketim olan fosil yakıtlı araçları sınırlandırmak istiyoruz. Bu anlamda bütün büyükşehirlerde yürüttüğümüz çalışmalar var” dedi.</p>
<p><b>“BÜYÜKŞEHİRLERLE İRTİBAT HALİNDEYİZ”</b><br />Yalçın Eyigün, yerel yönetimlerle koordinasyon konusunda ise, “Japonya’da Tokyo yakınlarında Tsukuba hattı vardır. Kentsel geliştirme ve arazi geliştirmenin ürünü olan bir hat. Yerel yönetimlerle etkileşim ve koordinasyonu olmazsa olmaz olarak görüyoruz. Kuzey Metro Hattını beraber planladık. Güney Metro Hattını kendileri planladı ama biz yine koordinasyon içindeyiz. Sadece biz yaparsak doğru yapmış olmayız. Bütün büyükşehirlerle irtibatımız daha projenin başında başlıyor. Bu yollarda beraber yürümek çok doğru” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“TOPLU TAŞIMA HER AÇIDAN FAYDALI”</b><br />UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ise yönetişim ve finansman konusunda metro yatırımlarının ilişkisini aktardı. Mezghanı, “Bu konuda yöneticilerin oynadığı rol önemli. Toplu taşımayı bir yönetim koordine ve organize ediyor. Belediyeler var ama dünyanın her yerinde belediyeler müdahale etmiyor. Bizim bir yönetime ihtiyacımız var koordinasyonu sağlayacak. Raylı sistemlerde aynı zamanda fonlamaları nasıl yapacağına bakmaları lazım. Toplu taşımanın yararları var ekonomi için çevre için şehir için. Toplu taşımada kamu fonlarının olması da normal. Dünyada genelde devlet fonları sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“PROJE ŞEHİR İÇİN İYİ GÖRÜLMELİ”</b><br />Kent içi raylı sistemlerin başarılı bir şekilde uygulanması konusuna da değinen UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı, “Projenin şehre entegre edilmesi bu projenin etkileri neler olacak bunları görmeye çalışıyoruz. Bu projelerin regülasyonu politikalarla ilerlemeli. Bazı şehirlerde bu projelerin siyasi zorluklara rağmen başarılı şekilde yapıldığını görüyoruz. Projenin şehir için iyi görünmesi önemli. Siyasi devamlılık sağlanması ve siyasi olarak da desteğe devam edilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“AVRUPA RAYLI SİSTEMLERDE YAVAŞ”</b><br />Raylı sistemler konusunda planlamanın olabildiğince erken yapılması gerektiğini belirten Mezghanı, “Kısa vadede planlama yapıp bunu uygulamaya koymamız gerekiyor. Paydaşlarla bir araya gelmeniz gerekiyor. Bir tren siteminiz, raylı siteminiz olduğu zaman paydaşların da kabul etmesi gerekiyor. Şehrin kendi stili var, insanları kendi tarafına çekmeniz gerekiyor. Avrupa’nın raylı sistem uygulamalarında çok yavaş olduğunu görüyorum. Bunları nasıl daha iyi optimize edebiliriz ona bakıyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzde 1]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Senato Toplantısında, üniversitenin araştırma üniversiteleri ligindeki başarılı yükselişi kutlandı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Senato Toplantısında, üniversitenin araştırma üniversiteleri ligindeki başarılı yükselişi kutlandı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Araştırma Üniversiteleri Değerlendirme Toplantısında, 2025 yılı Araştırma Üniversiteleri Performans Sıralamalarını açıkladı. Ege Üniversitesi, geçen yıla göre bir basamak yükselerek 12’nci sırada yer aldı. EÜ Senatosunda Rektör Prof. Dr. Necdet Budak başkanlığında bir araya gelen senato üyeleri, elde edilen başarıyı pasta keserek kutladılar.</p>
<p>Senato toplantısında konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bundan 9 yıl önce, Türkiye’nin yükseköğretim sisteminde çok önemli bir adım atıldı. 2016 yılında Yükseköğretim Kurulu’nun ilgili kurullarında yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda; üniversitelerin ortak temel değerleri korurken birbirlerinden farklılaşması, kendi tematik alanlarında özgün bir kimliğe kavuşması, eğitimden araştırmaya, teknoloji üretiminden bölgesel kalkınmaya kadar pek çok alanda daha derinlikli bir misyon üstlenmesi anlayışı benimsendi. İşte bu yaklaşım, yükseköğretim sistemimize yeni bir vizyon kazandırdı. Bu vizyonun bir parçası olarak başlatılan ‘Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma’ çalışmasının iki stratejik odağından biri Araştırma Üniversiteleri programıydı. Bu programla, köklü üniversitelerimizi araştırma ekseninde güçlendirmek, onları küresel ölçekte daha rekabetçi bir noktaya taşımak, bilgi üretimini ve bilimsel etkiyi derinleştirmek amaçlandı. Bu doğrultuda 10 Araştırma ve 5 Aday Araştırma Üniversitesi belirlenmesi hedeflendi. 2017’de gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda 10 Araştırma Üniversitesi ile 5 Aday Araştırma Üniversitesi belirlendi. Üniversitemiz aday araştırma üniversitesi içerisinde yer aldı” dedi.</p>
<p><b>“Sorunları ve ihtiyaçları hep birlikte belirledik”</b></p>
<p>Ege Üniversitesini araştırma üniversitesi yapmak için yoğun çaba sarf ettiklerini belirten Prof. Dr. Budak, “Göreve gelmemizle birlikte Ege Üniversitesinde araştırma üniversitesi olma hedefi doğrultusunda geniş kapsamlı, samimi ve kararlı bir seferberlik başlattık. Üniversitemizin bütün akademik ve idari birimlerine tek tek yapılan ziyaretlerle yerinde tespitler gerçekleştirdik. Sorunları değerlendirdik, ihtiyaçları belirledik. Bu ziyaretler, sadece teknik bir çalışma değil; aynı zamanda üniversitemizde yeniden güçlü bir aile kültürü oluşturmanın ilk adımlarıydı. İletişimi yeniden canlandırmak ve güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen ‘Rektörle Akşam Çayı’ etkinlikleri, üniversitemizin tüm bileşenlerini aynı masa etrafında buluşturdu. Yaklaşık 13 bini aşkın kişiyle bire bir temas kurdum. Belki sadece bir çay sohbeti gibi görünüyordu; ancak aslında o akşamlar, üniversitemizin geleceğini şekillendirecek görüşlerin paylaşıldığı, samimiyetle ifade edilen beklentilerin kayıt altına alındığı çok değerli buluşmalardı. O görüşmelerden alınan her not, bugün yürüttüğümüz dönüşüm çalışmalarının adeta pusulası oldu” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Üniversitemizi Araştırma Üniversiteleri ligine taşıyacak yolculuğun en güçlü adımlarından biri ise 2018’de yaklaşık 1000 öğretim üyemizin katılımıyla düzenlenen ‘Ege Üniversitesi Gelecek Şurası’ oldu. Türkiye’de devlet üniversiteleri arasında bir ilk olan bu büyük kapsamlı şura, Ege Üniversitesinin önceliklerini, eğitim-öğretim anlayışını, araştırma kabiliyetini, uluslararasılaşma vizyonunu ve gelecek hedeflerini masaya yatırdı. Katılımcılarla gerçekleştirilen anketler daha sonra raporlaştırıldı ve yayımlandı. Ortaya çıkan görüşler ve öneriler doğrultusunda pek çok önemli adım atıldı. Bu çalışmalar, üniversitemizin geleceğini şekillendiren stratejik kararların temelini oluşturdu. Atama kriterlerinden BAP yönergesine, proje seferberliğinden patentlerin ticarileştirilmesine, araştırma koordinatörlüğünün kurularak araştırma ekosisteminin kurumsallaşmasından multidisipliner araştırma gruplarının kurulmasına kadar pek çok radikal değişim dönüşüm gerçekleştirdik. Tüm bu emeklerin karşılığı kısa sürede görünür hâle geldi” dedi.</p>
<p><b>“Her alanda gözle görülür artış yaşandı”</b></p>
<p>Sayısal verilerle gelinen noktayı vurgulayan Prof. Dr. Budak, “2017 yılında 24,44 olan performans puanımız, bugün itibariyle yüzde142 artışla 59,28’e çıktı. Geçen seneye göre ise toplam puanımızda yüzde 18 artış oldu. Araştırma Üniversitesi statüsünü kazandığımız 13 Aralık 2021 tarihinden bugüne toplam puanımızda yüzde 52 artış oldu. Araştırma kapasitesinde ise geçen seneye göre yüzde 1 artış yaşanırken, 2019 yılından bu yana yüzde 170, araştırma üniversitesi statüsü kazanmamızdan bu yana ise yüzde 73 artış yaşandı. Araştırma kalitesinde de geçen seneye göre yüzde 53 artış oldu. 2019 yılından bu yana yüzde 109, araştırma üniversitesi statüsü kazanmamızdan bu yana ise yüzde 54 artış sağlandı. İş birliği kategorisinde geçen seneye göre yüzde 10, araştırma üniversitesi statüsünü kazandığımız 2021 tarihinden bu yana yüzde 18 artış sağlandı.  2025 yılı sonuçlarına göre 31 parametrenin 17’sinde yükseliş oldu” diye konuştu.</p>
<p><b>“Bu başarı, hepimizin başarısıdır”</b></p>
<p>Başarının yalnızca rakamlarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Bu başarı hikâyesi, yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Bu başarı; inancın, azmin, kurum kültürüne duyduğumuz bağlılığın, Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür. Her adımda birlikte düşündük, birlikte çalıştık, birlikte emek verdik. Çünkü biliyorduk ki Ege Üniversitesi sadece bir kurum değil; köklü bir gelenek, güçlü bir hafıza ve geleceğe dair ortak bir umuttur. Bizler bu inançla yolumuza devam ediyoruz. Bilimin ışığında, ortak aklın rehberliğinde, öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, çalışanlarımız ve tüm paydaşlarımızla birlikte daha güçlü bir Ege Üniversitesi için çalışmayı sürdürüyoruz. Hep birlikte çıktığımız bu yolculukta emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bu başarı hepimizin başarısıdır. Ege Üniversitesi, geçmişinden aldığı güçle, geleceğe daha kararlı, daha iddialı ve daha umut dolu adımlar atmaya devam edecektir” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Toplantı sonunda Prof. Dr. Necdet Budak tarafından Rektör Yardımcısı ve  Araştırma Koordinatörü Prof. Dr. İlkin Şengün ve ekibine teşekkür belgeleri takdim edildi. Belge takdiminin ardından üniversite üst yönetimi ve senato üyeleri, elde edilen başarıyı pasta keserek kutladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[Beynimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Mindfulness]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Mindfulness&#8221; kavramı Türkçede &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Mindfulness&#8221; kavramının Türkçeye &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221; olarak çevrilmesinin yerinde bir tanımlama olduğunu belirterek<strong>, </strong>&#8220;Aslında bu, bilinçli zihinsel ve duygusal farkındalık demektir. Bir zihinsel boyutu var, bir de duygusal boyutu. Bu farkındalığın üç ana ayağı var: Niyet, dikkat ve tutum.&#8221; dedi. Prof. Dr. Tarhan, bu üç ayağın nasıl işlediğini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Birincisi niyet ayağıdır. Kişi, niyetini önüne çıkan olaylara değil, kendi gerçek hedeflerine yöneltmeyi bilmelidir. &#8216;Kontrol bende, içinde yaşadığım olaylarda değil&#8217; duygusu önemlidir. İkinci adımda dikkat devreye girer. Niyeti tam da olsa, kişi dikkatini doğru noktaya yöneltmelidir. Üçüncüsünde ise tutum geliştirilmesi gerekir. Yaşanan zor olaylar karşısında kendi tutumunu seçebilmesi kişinin elindedir. Bütün bunları yaptığı zaman, kişi zihinsel yönetimini kendisi ele alır.&#8221;</p>
<p><strong>Meditasyon Mindfulness ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Meditasyonun sıkça Mindfulness ile karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ikisi arasındaki temel farkı ortaya koydu. Meditasyonun bir gevşeme tekniği olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Meditasyonun da üç önemli ayağı vardır: Zihinsel olarak bir konuya odaklanmak, nefes egzersizleri gibi ritmik bir hareket yapmak ve genellikle rahatlatıcı bir müzik ya da ses olması… Bu üçü ile meditasyon gerçekleşir. Ancak unutmamak gerekir ki meditasyon, Mindfulness&#8217;ın kullandığı bir tekniktir sadece. Bir alt dalı, bir aracıdır. Üst konsept bilinçli farkındalıktır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkileri kanıtlandı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkilerinin artık kanıtlandığını dile getirerek, &#8220;Mindfulness&#8217;ın eğittiği organ beynimizdir. Birincisi, beynimizin CEO&#8217;su olan &#8216;Kaptan Köşkü&#8217;, yani frontal bölgeyi yönetmeyi öğretir. Planlama, zamanlama gibi yürütücü işlevler burada kontrol edilir. İkincisi, beynimizin alarm bölgesi olan Amigdala&#8217;yı yönetir. Tehdit karşısında harekete geçen Amigdala&#8217;dan gelen uyaranları fark edip sakin kalmayı sağlar. Üçüncüsü ise beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan &#8216;Default Mode Network&#8217;ü düzenler. Bu network&#8217;ün aşırı aktif olması, kaygının çok yüksek olduğunu gösterir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri olduğunu, Nobel ödüllü bir araştırmaya atıfta bulunarak, &#8220;Kronik stres altında, hücrelerin kaç defa bölüneceğini gösteren telomerler hızla yıpranır ve DNA hasarı oluşur. Bu da erken yaşlanmadır. Mindfulness, stresi yönetmeyi öğreterek telomerleri onaran Telomeraz enziminin daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Yani biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Amaç zor duyguları yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın yanlış anlaşılan bir yönüne de değinen Prof. Dr. Tarhan, bunun bir &#8220;pozitif düşünce&#8221; dayatması olmadığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Aşırı düşünme (overthinking), beynin yoğun bir şekilde stres hormonu salgılamasına neden olur. Bu durum, serotonin ve dopamin gibi beynin temel kimyasallarının hızla tükenmesine yol açar. Tıpkı kronik stresin telomerleri kısaltarak yaşam süresini etkilemesi gibi, beynin kimyasal seviyesini de düşürür. Peki, Mindfulness bunu nasıl engelliyor? Genellikle Mindfulness, &#8216;anı yaşamak&#8217; olarak yanlış anlaşılıyor; oysa doğrusu &#8216;anda yaşamaktır. &#8216;Mindfulness demek pozitif düşünce değil; zor durumlarda, stres esnasında soğukkanlı kalma becerisine sahip olmaktır. Anda kalmaktır. Bu kişiler ya geçmişte yaşıyorlar ya gelecekte, bugünü kaçırıyorlar. Oysa felsefe basittir: Geçmişten öğren, bugünü yaşa, geleceğe bak.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mevcut durumu kabul etme önemli…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte mevcut durumu kabul etme kavramının da kritik olduğunu dile getirerek, &#8220;Kişinin gücünün yetmediği, değiştiremeyeceği şeyler vardır. Bunu kabul etmesi gerekir. Hoşuma gitmese de bunu yaşamam gerekiyormuş diyebilmek önemlidir. Unutmayın; bir şeye üzüldüğünüzde çaresi varsa üzülmeye değmez, çaresi yoksa üzülseniz de değişmeyeceği için yine üzülmeye değmez.&#8221;</p>
<p>Mindfulness&#8217;ın uzun vadeli hedefler için bugünkü zorlukları tolere etme becerisi kazandırdığına da vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Niyetlenmiş davranış, beyinde tamamen farklı bir ağı çalıştırır. Kişiyi haz odaklı kısa vadeli hedeflerden çıkarıp, anlam odaklı uzun vadeli hedeflere yöneltir. Şu anda bir şeyden fedakârlık yapıyorsun, konforun kaçıyor ama bu sana 3-5 sene sonra ne kazandıracak? İşte farkındalık, bu bağlantıyı kurabilmektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanma</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın tek seferlik bir uygulama ile sonuç vermeyeceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin beyne nasıl öğretildiğini bilimsel yöntemlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bunu bir anlık yaparsanız olmuyor. Sürekli yaptığınız zaman artık stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanıyorsunuz. Hatta biz bunu Neurofeedback gibi, kişinin beyninde Alfa dalgası üretmeyi öğrettiğimiz tedavi yöntemleriyle ölçüyoruz. Kişi, ekrandaki bir oyunu oynayarak beynindeki Beta dalgalarını azaltıp Alfa dalgalarını artırmayı öğrendiği zaman, beyin bu dalgayı alet takılı olmadan da üretmeyi öğreniyor. Otomatikleşiyor.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tekniğin artık psikiyatride &#8220;dokulara saygılı hekimlik&#8221; olarak görüldüğünü belirterek, &#8220;Tıptaki klasik yöntem ameliyat etmek, en güçlü ilaçları vermektir. Bu, müdahaleci bir tekniktir. Mindfulness ise laparoskopik cerrahi gibidir. İnsanın psikolojik bütünlüğünü bozmadan, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığı yenmeye benzer.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farkındalık kişiyi mutsuz eder mi?</strong></p>
<p>Farkındalığın kişiyi mutsuz ettiği yönündeki eleştirilere de yanıt veren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mutluluktan ne anladığımız önemli. İki türlü mutluluk var: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu. Diğeri ise anlam mutluluğu. Haz mutluluğu beynin dopamin yolaklarıyla, anlam mutluluğu ise serotonin yolaklarıyla ilgilidir. Dopamin kısa vadelidir, hızla tükenir ve beyin tekrar ister. Eğer mutluluğu sıfır stresli bir hayat olarak hedefliyorsak, bunun adı sahte mutluluktur. Nasıl paranın sahtesine özen göstermiyorsak, mutluluğun da sahtesini ayırt etmemiz gerekir. Satın alınabilen, somut şeylerden elde edilen mutluluk sahte mutluluktur.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, farkındalık sürecinde yaşanan yüzleşme anlarının nasıl yönetileceğinin ilişkin de “Bugünün ıstırabı, yarının neşesidir. Bunu anladığınızda mutsuzluk hissini yönetirsiniz. Bunu yaparken kilit beceri gözlemci olmayı öğrenmektir. Kendi duygularına karşı da gözlemci olacaksın, dışarıdan sana sunulan duygulara karşı da&#8230; Gözlemci olduğun zaman o duygu sana bulaşmıyor, zihinsel olarak o duyguyu satın almıyorsunuz. Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakabilen kişi, olayı hemen duygusal olarak onaylamaz. Bu, kendiliğinden olmaz, öğrenilmesi gereken bir beceridir.&#8221; şeklinde bilgi verdi.</p>
<p>Özellikle dijital çağın getirdiği hızlı ve sürekli uyaran akışına karşı &#8220;dijital detoks&#8221; ve kendine zaman ayırmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi ruh haline objektif bakabilmesinin modern insanın en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilgisayarın ön bellek doluysa yavaşladığını, beynimizin de biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını kaydederek, &#8220;Bir bilgisayar düşünün; ön belleği doluysa yavaşlar. Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor. Beynimizdeki algoritmaların yaklaşık yüzde 30&#8217;u genetik, yüzde 70&#8217;i ise sonradan öğrenilir. Öğrendiğimiz bu algoritmaları yeni bilgilerle yeniden yazmak gerekiyor. Eğer beynimizdeki algoritmaları değiştirmezsek, eski sorulara eski cevaplar veririz. Hâlbuki eski sorulara yeni cevaplar vermek gerekiyor. Bu, beynimizin nöroplastisite özelliğiyle ilgilidir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olmalı</strong></p>
<p>Bu zihinsel becerinin günlük hayata nasıl entegre edileceğini de açıklayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olması gerekiyor. Bu, meditatif bir eylemdir. Aslında doğanın hız ve ritmine uygun yaşamaktır. Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın. Bu, kişinin rutinden kopup durup düşündüğü, yeniden değerlendirdiği bir moladır. O anda beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan Default Mode Network harekete geçer ve beyin stres hormonlarını azaltarak rahatlar. Hatta arama motorları bile &#8216;Search Yourself&#8217; (Kendini Ara) diyerek bu içsel yolculuğu teşvik ediyor. Hayat olumlu ve olumsuz olaylardan oluşan bir çeşnidir. Olumluyu da göreceğiz olumsuzu da göreceğiz ama olayı hızla analiz ettikten sonra olumluya odaklanacağız. Devamlı gerilime ve kronik strese hiçbir vücut dayanmaz. Bir kişinin stres yönetimini öğrenmesi gerektir. Stres yönetimini öğrenmesi bunun için beynindeki nöroplastiteyi geliştirebilmektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu pratiğin zamanla otomatikleşen bir beceriye dönüştüğünü belirterek, bir davranışın kalıcı hale gelme sürecini şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Duyguyla düşünce birleşir ve kişi bunu kabul ederse &#8216;inanış&#8217; olur. İnanışı altı hafta kadar tekrar ederseniz &#8216;alışkanlık&#8217; olur. Alışkanlığı altı hafta daha devam ettirirseniz &#8216;kişilik&#8217; haline gelir. Artık o kişi, bir olayla karşılaştığında bunu otomatik olarak yapar.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İçsel eleştirmeni&#8221; yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın en kritik boyutlarından birinin &#8220;içsel eleştirmeni&#8221; yönetmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>&#8220;Hepimizin beyninde kendisini aşağılayan bir eleştirmen var. Mindfulness pratiği yapan bir kimse, içindeki eleştirmene &#8216;Dur, hayır&#8217; diyebilir. &#8216;Şu söylediğin haklı ama bu söylediğin yanlış&#8217; diyerek onu yönetebilir. Kendimizi bu eleştirmene kaptırırsak, rüzgârda yelkensiz sürüklenen bir gemi gibi savruluruz. İçimizdeki eleştirmeni yönetmek de bu sürecin önemli bir boyutudur.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[gürel]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk ile erken tanının önemi hakkında kıymetli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönemdir. KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, bipolar bozukluğun sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti: “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk olarak sınıflandıracağımız bu bozukluk, 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışlar gibi gelişimsel bazı özellikleri, bipolar bozukluğun hipomanik veya manik belirtisinin olabileceği gözden kaçmaktaydı. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığı ile ilgili veriler net olmasa da %1,8-3,9 arasında değişen oranlarda sıklık bildiren çalışmalar bulunuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Çocuk ve Ergenlerde Bipolar Bozukluğun Klinik Görünümü Erişkinlerden Oldukça Farklıdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise <span>kendini </span>birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hangi Durumlarda Bipolar Bozukluk İçin Şüphelenmeliyiz?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hangi durumlarda bipolar bozukluk için şüphelenilmesi gerektiğine değinen Gürel; “Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde; uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun duygu durumunda sık oynamaların olması, ailede bipolar hastalığı öyküsünün bulunması diğer önemli risk faktörleri arasındadır. Özellikle ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı, ilerleyen dönemde bipolar tansı alıyor. Özellikle kronolojik yaşına uygun olmayan aktivite ve hareketlerde bulunan ve gece boyunca 3-4 saat uyumasına rağmen ertesi gün uyku gereksinimi az olan çocuklar, bipolar manik dönem açısından değerlendirilmedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı ile Bipolar Bozukluğun Şiddeti ve Seyri Kontrol Altına Alınabilir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bipolar bozuklukta hastalığın tanınması ve tedavi başlama sürecinin, belirtilerin görülmesinden ortalama 10 yıl sonra sağlanabildiğini vurgulayan Gürel; “Çocuklarda ve ergenlerde bipolar tanısını koymak karmaşık olabiliyor. Çocuklarda duygu durum belirtilerin hızlı dalgalanması, çocuğun gelişimsel dönem özellikleri, duyguların sözlü ifadesindeki zorluklar ve eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların olması, bipolar tanısının güçleşmesine ve tablonun karmaşıklaşmasına neden oluyor.  Ne kadar erken yaşta tanı konup tedaviye başlanırsa, yetişkinlikteki bipolar bozukluğun şiddeti ve seyri o kadar hafif ve kontrol altına alınabilir boyutta oluyor” diyerek çocukluk ve ergenlik çağındaki bireylerin, bipolar bozukluk tedavisinde erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetli]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emel]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596396</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, ülkemizde resmi veriler ve TURDEP-I ve II çalışmalarına göre diyabetli sayısının 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıktığını belirterek “Yüzde 90 oranında bir artış var.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396">Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi <span>Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, ülkemizde resmi veriler ve TURDEP-I ve II çalışmalarına göre diyabetli sayısının 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıktığını </span>belirterek “Yüzde 90 oranında bir artış var.  Şu anda Türkiye’de diyabet prevalansının yüzde 17-18 olduğunu bildiren çalışmalar var. Ülkemizde her 5 kişiden birinin diyabetli olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Rusya ve Almanya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından “Diyabet, Beslenme ve Genetik” başlığında düzenlenen Dünya Diyabet Günü kapsamında düzenlenen konferansta diyabet ve beslenme ilişkisi ile özellikle Tip2 diyabetle ilgili son dönemde yapılan genetik çalışmalar ele alındı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabet ve Beslenme” başlıklı sunumunda diyabetin tanımı, diyabet ve beslenme ilişkisi, beslenmede dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan: “Uygun bakım ve refah desteğine erişim sağlanmalı”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Diyabet Günü 2025 yılı temasının “Diyabet Bakımına Erişim: Şimdi Değilse Ne Zaman?” şeklinde belirlendiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bu yılki tema, diyabet ve refahtır. Dünyada 160’tan fazla ülkede kutlanan dünyanın en büyük diyabet kampanyası olan 14 Kasım kampanyasının odak noktası ise diyabet ve iş yeridir.  Uygun bakım ve refah desteğine erişim sağlandığında diyabetliler iyi yaşama şansına sahip olacak. Milyonlarca diyabetli evde, işte ve okulda günlük öz yönetimlerini sağlamada zorluklarla karşılaşıyor. Diyabet bakımı, genellikle sadece kan şekerine odaklanır ve bu da diyabetlileri bunaltabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>25 yılda diyabetli sayısı 4 kat arttı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya genelinde diyabet artış oranının yüzde 45 olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet insidansının tüm dünyada artmaya devam ettiğini vurgulayarak “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) tarafından yapılan tahminlere göre dünyada 2050 yılında ulaşılacağı düşünülen 853 milyon diyabetli sayısına 2024 yılında ulaşılmış durumda. 2000 yılından 2025 yılına kadarki dönemde diyabetli sayısı 151 milyondan 589 milyona çıkmış, diyabetli sayısı 4 kat artmış. Bu çok ciddi bir oran. <span>1998 ve 2010 yılında yapılan </span>Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans (TURDEP I ve II) çalışmaları sonuçlarına göre, 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıkmış. Yüzde 90 oranında bir artış var<span>. Şu anda diyabet prevalansının yüzde 17-18 civarında olduğunu bildiren çalışmalar var. Yani ülkem</span>izde her 5 kişiden birinin diyabetli olduğunu söyleyebiliriz ki diyabetli olmayan kişiler arasında <span>sayılan ama diyabet tanısı almayan çok kişi var. Türkiye, Rusya ve Almanya’nın ardından üçü</span>ncü sırada yer alıyor. Teknoloji hayatımızda önemli ölçüde yer alıyor. Toplum olarak spor ve egzersiz yapmayı sevmiyoruz. Beslenme tipimiz maalesef kötü, özellikle fastfood beslenme kültürü yaygın. Son zamanlarda şişmanlığın artışıyla birlikte çocuklarda da Tip 2 diyabet görülmeye başlandı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyabet yönetiminde sadece kan şekerine odaklanılmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Obezitenin Tip 2 diyabete yol açan en önemli faktörlerden biri olduğunu kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Tip 2 diyabet tanısı konulan kişilerde, yüzde 80 oranında obezite tespit edilmiş” dedi. Diyabet yönetiminde sadece kan şekerine değil, diyabetin yol açacağı risklere karşı alınacak önlemlere de odaklanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Yüksek kan şekeri uzun vadede kalp ve damar sağlığını, böbrekleri, göz <span>sağlığını ve sinir sistemini etkilemektedir. Diyabetin kontrol altında tutulması için egzersiz, sağlıklı beslenme, sigara ve alkol kullanmamak, uyku kalitesi ve uyku düzenine dikkat etmek gibi yaşam tarzı </span>değişiklikleri ile ilgili pek çok önlem alınmalıdır. Diyabet tedavisi ve kontrolü, birçok disiplinin bir arada çalıştığı bir alan olmalıdır. Diyabetin doğru yönetilmesinde farkındalık ve eğitimin yeri çok önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Belgin Süsleyici, Tip2 diyabette kişiselleştirilmiş tıpla ilgili çalışmaları anlattı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Marmara Üniversitesi Moleküler Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Belgin Süsleyici, “Tip2 Diyabette Kişiselleştirilmiş Tıp: Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?” başlıklı sunumunda diyabet tedavisinde son dönemde öne çıkan yenilikçi tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gen tedavileri, CRSPR çalışmaları ve farmakogenetik alanında Tip 2 diyabetle ilgili kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaların yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Belgin <span>Süsleyici, farmakogenetik analizi yapan merkezler olduğunu, bu merkezlerde kan örneklerinin analiz edilerek, kişinin genetik özelliklerine uygun olan ilaç tedavilerinin planlandığını söyledi. </span>Prof. Dr. Belgin Süsleyici, gen terapisi ile Tip2 diyabet tedavisinin mümkün olduğun kaydetti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kişiselleştirilmiş tıp alanında ülkemizde son 5 yıl içerisinde çok önemli çalışmalar yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Belgin Süsleyici, “Bu alandaki çalışmalar önce nadir hastalıklar konusunda başladı. Ülkemizde yaygın olan akraba evlilikleri nedeniyle ortaya çıkan birçok genetik hastalık var. Bu hastalıklara öncelik verildi. Şimdi kanser ve kronik hastalıklarla ilgili çalışmalar yürütülüyor” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396">Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:07:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şehrimizin]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595646</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, Ege Üniversitesi koordinasyonunda, İzmir Körfezi'nin temizlenmesine yönelik hayata geçirilen, Körfez ekosistemini koruyarak geleceğe sağlıklı bir çevre bırakmayı amaçlayan  "İzmir İçin Nefes" projesi kapsamında çevrimiçi değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646">Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, Ege Üniversitesi koordinasyonunda, İzmir Körfezi&#8217;nin temizlenmesine yönelik hayata geçirilen, Körfez ekosistemini koruyarak geleceğe sağlıklı bir çevre bırakmayı amaçlayan  &#8220;İzmir İçin Nefes&#8221; projesi kapsamında çevrimiçi değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Gürsel Erul, konu ile ilgili uzmanlar ve akademisyenler katıldı.</p>
<p>Toplantı kapsamında konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bugün burada, sadece bir değerlendirme yapmak için değil, Körfezimizin ekosistemini koruyacak somut adımları birlikte hayata geçirmek için bulunuyoruz. İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır. Son yıllarda yaşanan kirlilik, ekosistem bozulmaları ve balık ölümleri, acil bir müdahale gerektiren tabloyu gözler önüne sermiştir. Bakanlığımızın kararlı yaklaşımıyla kurulan İzmir Körfezi Bilim Kurulu, bu tabloyu bilimsel temelde analiz ederek 15 maddelik Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planını hazırlamıştır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz koordinasyonunda Dokuz Eylül ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitelerinin katkılarıyla yürütülen proje, Körfez için bugüne kadar yapılmış en kapsamlı hidrodinamik modeli ortaya koymaktadır. Bu model, su sirkülasyonundan kirlilik yüklerine kadar pek çok değişkeni değerlendirerek bize net bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle iç körfezde yetersiz sirkülasyonun yarattığı baskının azaltılması, acil olarak kirlilik girişinin durdurulması ve uzun vadede doğru mühendislik çözümlerinin hayata geçirilmesi temel başlıkları oluşturmaktadır. Bu çalışma yalnızca çevresel bir iyileştirme değil, aynı zamanda İzmir’in yaşam kalitesini artıracak stratejik bir dönüşümün başlangıcıdır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tüm bilgi birikimimizle bu sürecin içinde yer alıyoruz”</b></p>
<p>Üniversitelerin sorumluluğunu dile getiren Prof. Dr. Budak, “Üniversiteler olarak bilimsel sorumluluğumuzun gereği, tüm bilgi birikimimizle bu sürecin içinde yer almaya kararlıyız. Devletimizin çevre vizyonunu desteklemeye, Körfezimiz için atılacak her adımda aktif rol üstlenmeye devam edeceğiz. Toplantımızın İzmir’e nefes, Körfezimize yeni bir gelecek sunacağına yürekten inanıyor, katkı veren tüm kurum ve bilim insanlarına teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Çevrimiçi gerçekleştirilen toplantıda İzmir Körfezine yönelik kısa ve uzun vadede gerçekleştirilecek eylem planları tartışıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646">Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 13:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alâeddin]]></category>
		<category><![CDATA[asna]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[halkla]]></category>
		<category><![CDATA[Halkla İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[letişim]]></category>
		<category><![CDATA[lişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595286</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve A&#038;B İletişim işbirliği ile Prof. Dr. Alâeddin Asna adına bu yıl dokuzuncusu düzenlenen İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu “Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik: Geleceği İnşa Eden İletişim Stratejileri” başlığıyla 2–3 Aralık 2025 tarihlerinde santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286">Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve A&#038;B İletişim işbirliği ile Prof. Dr. Alâeddin Asna adına bu yıl dokuzuncusu düzenlenen İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu “Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik: Geleceği İnşa Eden İletişim Stratejileri” başlığıyla 2–3 Aralık 2025 tarihlerinde <strong>santral</strong>istanbul Kampüsü’nde gerçekleşecek.</p>
<p>Etkinlik kapsamında sürdürülebilirlikten yapay zekâya uzanan geniş bir perspektifte güncel iletişim pratikleri değerlendirilecek; halkla ilişkiler disiplininin değişen dinamikler ışığında nasıl yeniden şekillendiği ele alınacak. Sempozyum, etik, toplumsal sorumluluk, dijitalleşme, kriz yönetimi ve paydaş iletişimi gibi temel başlıklar üzerinden yeni teorik ve uygulamalı yaklaşımlar geliştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Sempozyum halkla ilişkiler profesyonelleri, akademisyenler ve kültürel aracıları bir araya getirerek disiplinin karşılaştığı eğilim ve sorunları çok yönlü olarak tartışmaya açacak. Farklı disiplinlerden araştırmacıların katkılarıyla zenginleşen program, alana daha geniş ve bütüncül bir bakış sunmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>‘Geleceğin iletişim gündemi’</strong></p>
<p>Sempozyumun bu yılki programında sürdürülebilirlik bağlamında halkla ilişkiler stratejilerinden yapay zekâ ve etik tartışmalarına, halkla ilişkiler eğitiminden sosyal etki analizlerine kadar uzanan kapsamlı bir içerik yer alıyor. Sempozyum kapsamında, yeşil yıkama (Greenwashing) pratiklerinin kurumsal sorumlulukla ilişkisi, halkla ilişkiler çalışmalarının sosyal etki analizlerindeki rolü, dijital halkla ilişkilerin sürdürülebilirlik süreçlerine katkısı ve etik halkla ilişkiler yaklaşımlarının bu alandaki belirleyici etkisi ele alınacak. Ayrıca, sürdürülebilirlik raporlamasında halkla ilişkilerin üstlendiği stratejik konum, halkla ilişkiler eğitiminde sürdürülebilirlik odağının güçlendirilmesi, paydaş etkileşimlerinin sürdürülebilirlik perspektifiyle yeniden değerlendirilmesi ve yapay zekâ ile sürdürülebilirlik ilişkisi tartışılacak. Tüm bunlara ek olarak, sürdürülebilirlik kavramına ve uygulamalarına yönelik eleştirel yaklaşımlar da sempozyumun önemli tartışma başlıkları arasında yer alacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286">Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Gündoğdu, &#8220;Şiddet bir kader değildir, toplumsal bir sorun olarak değiştirilebilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gundogdu-siddet-bir-kader-degildir-toplumsal-bir-sorun-olarak-degistirilebilir-594853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:32:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gündoğdu]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi topluma katkı misyonu doğrultusunda bilimsel faaliyetlerini sürdürüyor. Kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile 1999 yılında ilan edilen Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gundogdu-siddet-bir-kader-degildir-toplumsal-bir-sorun-olarak-degistirilebilir-594853">Doç. Dr. Gündoğdu, &#8220;Şiddet bir kader değildir, toplumsal bir sorun olarak değiştirilebilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi topluma katkı misyonu doğrultusunda bilimsel faaliyetlerini sürdürüyor. Kadına yönelik şiddete karşı toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile 1999 yılında ilan edilen Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenleniyor. Bu kapsamda güçlü bir müktesebata sahip olan Ege Üniversitesi (EÜ) Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (EKAM) alana yönelik bilimsel katkı sunmaya devam ediyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Vildan Koçoğlu Gündoğdu, “Şiddet bir kader değildir; toplumsal bir sorun olarak değiştirilebilir” mesajını öne çıkararak, günümüzde şiddetin azalmadığı, yalnızca biçim değiştirerek dijital ve ekonomik alanlarda artış gösterdiğini dile getirdi. Kadına yönelik şiddetin, toplumsal dinamiklerle beslenen bir insan hakları ihlali olduğunu belirten Doç. Dr. Gündoğdu, “Kadınlara yönelik şiddet, benim için kesinlikle bireysel bir sorun değil; toplumsal, kültürel ve yapısal dinamiklerle beslenen çok yönlü bir insan hakları ihlali. Şiddetin her türü, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü, geleceğini ve toplumsal hayata katılımını doğrudan tehdit ediyor. Bu yüzden şiddetle mücadeleyi hem hukuki hem de sosyal politikalarla bütüncül bir şekilde ele almak zorundayız. Bence en yaygın şiddet türü psikolojik şiddet. Hakaret, tehdit, kontrol etme, izolasyon, değersizleştirme gibi davranışlar çoğu zaman görünmez oluyor ve bu yüzden tespit edilmesi çok zor. Ama etkileri en az fiziksel şiddet kadar yıkıcı. Psikolojik şiddeti ekonomik, dijital ve fiziksel şiddet takip ediyor” dedi.</p>
<p><b>“Farkındalık ve dayanışmayı güçlendirmek temel amacımızdır”</b></p>
<p>Kadınlara yönelik şiddetle mücadelede çeşitli düzeylerde çalışmaların yürütüldüğünden bahseden Doç. Dr. Gündoğdu, “Eğitim ve farkındalık programlarıyla, çeşitli etkinliklerimizle öğrenciler, akademik personel ve idari çalışanlara yönelik seminerler ve bilgilendirme etkinlikleri yapmaktayız. Örneğin bu yaz çalışanlara yönelik Çalışma Yaşamında Cinsiyet Eşitliği adlı bir sertifika programımız oldu. İçeriğinde çalışma yaşamında kadınların maruz kaldığı psikolojik şiddetle ilgili epeyce bilgiler yer aldı. Yine 8 Mart etkinliğimiz doğrudan şiddet üzerineydi. Katılımcıların çoğunluğunun öğrencilerin olduğu etkinlik kapsamında alanın uzmanları olan bir psikolog, bir hukukçu ve şiddet önleme merkezi yöneticisinin katıldığı bir panel düzenlendi ve konu ayrıntılarıyla konuşuldu. Eylül ayında düzenlediğimiz Dijital Bağımlılık ve Aile İçi İletişime Etkileri adlı panelde, dijital şiddet üzerine de konuşulmuş ve bilgilendirme yapılmıştır. Bugün, yani 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için Aile İçi Şiddet ve Sağlık konulu bir panelle konuyu bu bağlamda ele alacağız. Amacımız hem üniversite içinde hem de toplumda farkındalığı artırmak ve dayanışmayı güçlendirmektir. Bununla ilgili olarak daha fazla farkındalık ve bilgilendirme etkinliği ile çalışmalarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sessizlik şiddetin en büyük destekçisidir”</b></p>
<p>Farkındalığın artırılmasında eğitimin büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Gündoğdu, “Bugün hâlâ 25 Kasım’ın önemini koruduğunu söyleyebiliriz çünkü kadına yönelik şiddet tüm dünyada yaygınlığını sürdürmeye devam ediyor; günümüzde şiddet azalmış değil, sadece biçimleri değişiyor, dijital ve ekonomik şiddet artıyor ve kadın-erkek eşitliği hâlâ tam olarak sağlanabilmiş değil” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Gündoğdu “Ailede başlayan süreçte çocuk, şiddetten uzak, güvenilir ve empati ile donatılmış bireyler olarak temel eğitimi almalı ve ardından okul yaşamına atılmalı; kadın-erkek eşitliğini merkeze alan eğitimlerin erken yaşlardan itibaren verilmesi oldukça önemli. Çağımız dijital çağ ve hızlı değişiyor; bu nedenle farkındalık kampanyalarında teknoloji ve medyanın etkin şekilde kullanılması gerekiyor. Şiddetin hiçbir gerekçesi yoktur ve sessizlik şiddetin en büyük destekçisidir. Gençlerin duyarlı olması, çevrelerinde şiddete tanık olduklarında müdahil olmaları, destek mekanizmalarını bilmeleri ve eşitlikçi bir toplumun savunucusu olmaları çok değerli; her bireyin yaşadığı veya tanık olduğu şiddeti görünür kılması ve destek istemekten çekinmemesi hayati önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Eğitim seviyesi ve şiddet arasındaki bağa da değinen Doç. Dr. Gündoğdu, “Eğitim seviyesi aslında ne yazık ki şiddeti tam anlamıyla önlemiyor. Eğitim seviyesiyle şiddet yok olmuyor; ancak türleri ve yoğunluğu değişiyor. Yasalarda şiddeti önlemeye yönelik hükümler var. Bunların uygulanmasında da aslında herhangi bir sorun yok ama öncelikle şiddet olgusunun gündeme getirilmesi gerekir ki hem hukuki hem de sosyokültürel boyutlarıyla bu soruna çözüm yolları arayabilelim.” dedi.</p>
<p><b>“Eşitlik fikrinin öncelikle zihinlerde yerleşmesi gerekli”</b></p>
<p>EKAM Müdür Yardımcısı Doç. Dr. İlkay Südaş ise, “Eşitlik fikrinin öncelikle zihinlerde yerleşmesi gerekli. Kadınların toplumsal statülerinin yükselmesinin, erkeklerin anlam dünyasında krize yol açmadığı bir dünya inşa etmeliyiz. Dolayısıyla, bu şiddetle mücadelede sadece kadınların değil, esasen erkeklerin de büyük bir görevi, değişim ve dönüşüm sorumluluğu var. Ayrımcılığın, ancak ayrımcılık yapan kişinin, ayrımcılık yaptığını kabul etmesiyle ortadan kalkabileceği fikri önemlidir. Günümüz dünyasında erkeklerin her anlamda daha avantajlı konumda oldukları bir gerçektir ve kadınların toplumsal statülerinin yükselişinin erkekler açısından yol açtığı konfor kaybı ne yazık ki cinsiyet ayrımcılığının da farklı biçimlerini gündeme getirmektedir. Erkekler söz konusu konumlarını sorgulamadığı sürece de ayrımcılığın hiçbir biçimi son bulmaz. Bu bağlamda, kadınların statüsünün yükselmesi bir tehdit olarak algılanmamalı. Kadınların toplumsal, siyasal, ekonomik her alanda yer edinmeleri, karar verici konumlara gelmeleri gereklidir ve çabalarımız bu yöndedir. Kritik nokta ise, erkeklerin bu değişimi nasıl karşıladıklarıdır. Dolayısıyla amacımız, kadına yönelik şiddetin farklı biçimleriyle mücadelede erkeklerin yaklaşımlarına da odaklanmak ve eşitlikçi bir perspektifi yerleştirmek olmalıdır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-gundogdu-siddet-bir-kader-degildir-toplumsal-bir-sorun-olarak-degistirilebilir-594853">Doç. Dr. Gündoğdu, &#8220;Şiddet bir kader değildir, toplumsal bir sorun olarak değiştirilebilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebze Dr. Zeki Acar Caddesi&#8217;ne dönel kavşak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gebze-dr-zeki-acar-caddesine-donel-kavsak-594675</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 06:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acar]]></category>
		<category><![CDATA[caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[dönel]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Gebze]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[kavşak]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594675</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde ulaşımı daha güvenli ve konforlu hale getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Büyükşehir ekipleri, Gebze Dr. Zeki Acar Caddesi’nde araç geçişlerini daha düzenli hale getirmek için dönel kavşak inşa etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebze-dr-zeki-acar-caddesine-donel-kavsak-594675">Gebze Dr. Zeki Acar Caddesi&#8217;ne dönel kavşak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde ulaşımı daha güvenli ve konforlu hale getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Büyükşehir ekipleri, Gebze Dr. Zeki Acar Caddesi’nde araç geçişlerini daha düzenli hale getirmek için dönel kavşak inşa etti.</p>
<p><b>DÖNEL KAVŞAK TRAFİĞE NEFES ALDIRDI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, şehir içi trafik akışını daha da rahatlatacak yeni arter ve kavşak çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. Bu kapsamda Yol ve Bakım Dairesi Başkanlığı, Gebze’de yaşanan trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla üstyapı düzenlemelerini birer birer hayata geçirirken, çalışmalara bir yenisi Dr. Zeki Acar Caddesi’nde eklendi. Ekipler, Barış Mahallesi’ni Dr. Zeki Acar Caddesi’ne bağlayan kritik güzergâhta araç geçişlerini daha düzenli hale getirmek için dönel kavşak inşa etti.</p>
<p><b>ARAÇ GEÇİŞLERİ DAHA DÜZENLİ HALE GELDİ</b></p>
<p>Bu düzenleme ile özellikle yoğun saatlerde yaşanan beklemeler büyük ölçüde azaltıldı. Dr. Zeki Acar Caddesi’nde hizmete giren dönel kavşakla araç geçişleri daha düzenli hale geldi. Bu sayede sürücüler hem daha güvenli hem de akıcı bir trafikte yol alarak, Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebze-dr-zeki-acar-caddesine-donel-kavsak-594675">Gebze Dr. Zeki Acar Caddesi&#8217;ne dönel kavşak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 11:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ersan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sizleri]]></category>
		<category><![CDATA[yetiştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eğitim Fakültesinde, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237">Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eğitim Fakültesinde, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenlendi. Eğitim Fakültesi Konferans Salonunda yapılan törene EÜ Rektör Yardımcısı Mehmet Ersan, İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, EÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, akademisyenler, idari çalışanlar ve öğrenciler katıldı. Etkinlikte, öğretmenlik mesleğinin yaşam boyu öğrenmeyi merkeze alan, gelişen teknolojiyle toplumu dönüştüren ve geleceği inşa eden kutsal bir “insan yetiştirme sanatı” olduğu vurgulandı.</p>
<p>Öğretmenin görevlerinden biri, doğru bilgiyi öğrenmeyi yaşam boyu sürdürülebilir kılmayı öğretmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır. Ülkemizin düşünce dünyasını şekillendiren, toplumun gelişimine yön veren, çocuklarımızın kalbine dokunan en kutsal görevdir. Değerli öğrenciler, sevgili öğretmen adaylarımız, bir yıl sonra, ya da belki birkaç yıl sonra, sınıflara adımınızı attığınızda, artık yalnızca ders anlatan değil; umut veren, yol gösteren, ilham olan bireyler olacaksınız. İçinde bulunduğumuz yüzyıl; değişimin, dönüşümün ve hızla değişen teknolojilerin yaşandığı bir dönemdir. Bu nedenle öğretmenlik, artık sadece bilgi aktarmak değil, doğru bilgiye nasıl ulaşılacağını öğretmek, eleştirel düşünceyi desteklemek, öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarmak ve öğrenmeyi yaşam boyu sürdürülebilir kılmayı öğretmek demektir” dedi.</p>
<p><b>“İyi öğretmen, önce iyi bir öğrenendir”</b></p>
<p>Öğrencilere,  Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün “Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözünü hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Sizlerden beklentimiz; yeniliklere açık olmanız, kendinizi sürekli geliştirmeniz ve çağın gerektirdiği donanıma sahip nitelikli öğretmenler olarak yetişmenizdir. Şunu unutmayın.  İyi öğretmen, önce iyi bir öğrenendir. Sizin öğrenme tutkunuz, öğrencilerinize yansıyacak, onların hayatına ışık olacaktır. Bugün burada Ege Üniversitesi olarak sizlere yalnızca bilgiyi değil, aynı zamanda bir eğitimci duruşu kazandırmayı hedefliyoruz. Çünkü öğretmenlik sabır ister, sevgi ister, vicdan ister. Öğrencisi için dünyayı güzelleştirmeye çalışan öğretmen, toplumun geleceğini de güzelleştirir. Bugün Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ‘Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır’ sözünü bir kez daha hatırlıyor ve bu sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu görüyoruz. Sizlerin yetiştireceği nesiller, ülkemizin yarınlarını belirleyecek. Bu vesileyle, başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Halen görev yapan ve gelecekte görev yapacak olan tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü&#8217;nü yürekten kutluyorum. Yolunuz açık, gönlünüz aydınlık olsun. 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nüz kutlu olsun” diye konuştu.</p>
<p><b>“Asıl mesele duyguyu, empatiyi ve insani değerleri merkeze almaktır”</b></p>
<p>Öğretmenliğin bir insan yetiştirme sanatı olduğunu söyleyen Dr. Ömer Yahşi, “ Öğretmenlik, öğrencisinin başarısını kıskanmayan, aksine tıpkı bir anne-baba gibi onunla gurur duyanların icra ettiği, manevi tatmini hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek bir insan yetiştirme sanatıdır. Ancak günümüzde yapay zeka ve veri akışının getirdiği hızlı dönüşümle birlikte öğretmenlik tanımı da değişmektedir; artık bilgiye ulaşmak kolaylaşmışken, asıl mesele duyguyu, empatiyi ve insani değerleri merkeze alarak öğrencilere rehberlik etmek, sürekli güncellenmek ve mazeret üretmeden, atanma kaygısına düşmeden ‘başarı benim hakkımdır’ inancıyla çalışarak girişimci bir ruhla geleceği inşa etmektir. Bu duygularla, bu kutsal mesleği seçtiğiniz için sizleri tebrik ediyor; başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ebediyete irtihal eden tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyor, yolunuzun ve bahtınızın açık olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Bir öğretmeni asıl değerli kılan adalet, saygı ve etik ilkeler”</b></p>
<p>Amaçlarının nitelikli öğretmenler yetiştirmek olduğunu söyleyen Dekan Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, “Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nü büyük bir gururla kutlarken, mesleğimizin değerini hatırlıyor ve sizlere duyduğumuz umutla geleceğe bakıyoruz. Eğitim Fakültesi olarak temel önceliğimiz; sizleri alanında derin bilgiye sahip, bilimsel düşünceyi rehber edinen ve çağın gerektirdiği yeterliliklerle donanmış bireyler olarak yetiştirmektir. Günümüz dünyasında eğitim, ezberden uzak, deneyimsel öğrenmeyi ve teknoloji entegrasyonunu zorunlu kılmaktadır. Bizler size bu pedagojik donanımı kazandırırken, bir öğretmeni asıl değerli kılan adalet, saygı ve etik ilkeler gibi karakter özelliklerini de benimsetmeyi hedefliyoruz. Unutmayın ki öğretmenlik, yaşam boyu öğrenmeyi gerektiren dinamik bir süreçtir. Sınıfın ötesinde topluma ışık tutan, iletişimi güçlü ve sürekli gelişen eğitimciler olarak öğrencilerinizin hayatını değiştireceğinize inancım tamdır. Bu vesileyle Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyor; mesleğinizi sevgi ve sabırla icra etmeniz temennisiyle 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nüzü kutluyorum” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin sonunda EÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi’ye “Teşekkür Belgesi” takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237">Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acar]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköylülerle]]></category>
		<category><![CDATA[baltaş]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu, Türkiye’nin önde gelen psikologlarından Prof. Dr. Acar Baltaş oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016">Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu, Türkiye’nin önde gelen psikologlarından Prof. Dr. Acar Baltaş oldu. İspirtohane Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda Baltaş, “Hayatın Hakkını Vermek” başlıklı keyifli söyleşisinin ardından kitaplarını okuyucuları için imzaladı.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi’nin, sevilen yazar ve uzmanları vatandaşlarla bir araya getirdiği söyleşi ve imza günü etkinlikleri devam ediyor. Her hafta Cuma günü gerçekleştirilen “Bakırköy Muhabbeti”nin bu haftaki konuğu Prof. Dr. Psikolog Acar Baltaş oldu. Moderatörlüğünü Necla Feroğlu’nun yaptığı söyleşide Baltaş, yaşamı anlamlandırma, bireysel farkındalık ve hayata katma değer sunma üzerine değerlendirmelerde bulundu. Sevilen psikoloğun kitaplarını okuyucuları için imzaladığı söyleşi yoğun ilgi gördü.</p>
<p><b>“Hayatını derinleştirmek isteyen insanları bir araya getiren bir platform”</b></p>
<p>Söyleşi hakkında düşüncelerini paylaşan Prof. Dr. Acar Baltaş, “Bakırköy Muhabbetleri sadece konuşanın dinleyenlere bilgi aktardığı bir toplantı değil, aynı fikirde olan ve aynı dünya görüşünü paylaşan, gelişmek, hayatını daha derinleştirmek isteyen insanları bir araya getiren bir platform. Bu platformda ben de yer aldığım ve küçük de olsa katkıda bulunduğum için kendimi iyi hissediyorum” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016">Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aı]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zirve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, küresel ölçekte sinir bilimi, ruh sağlığı ve nöroteknoloji alanlarında belirleyici çalışmaların ele alındığı 12. G20 / N20 (Neuroscience) Yıllık Bilimsel Zirvesi’ne Johannesburg Güney Afrika’da katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, küresel ölçekte sinir bilimi, ruh sağlığı ve nöroteknoloji alanlarında belirleyici çalışmaların ele alındığı 12. G20 / N20 (Neuroscience) Yıllık Bilimsel Zirvesi’ne Johannesburg Güney Afrika’da katıldı.</p>
<p>Dünyanın önde gelen bilim insanlarını, mühendislerini, hekimlerini ve girişimcilerini bir araya getiren zirve, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklara yönelik hızlı klinik çözümler geliştirmeyi ve G20 ülkelerinde nöroteknoloji girişimlerini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Beyin Haritalama ve Terapötik Bilimler Derneği tarafından yürütülüyor</strong></p>
<p>N20, önceki ABD başkanlarından Barack Obama’nın BRAIN Girişimi’ne katkıda bulunmayı ve G20 ülkeleri genelindeki mevcut ve gelecek projelere yönelik faaliyetleri genişletmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Neuroscience20, yıllık zirve aracılığıyla Obama’nın Beyin Girişimi’ne destek sunarken, nörolojik, psikiyatrik ve omurga bozukluklarının tanı ve tedavisini hızlandırmak üzere küresel bir Nöroteknoloji İnovasyon konsorsiyumu kurmayı da hedefliyor.</p>
<p>Beyin Haritalama ve Terapötik Bilimler Derneği tarafından yürütülen Neuroscience20 organizasyonu, dünya çapında çeşitli yıkıcı nöropsikiyatrik bozukluklarla mücadele etmeyi amaçlayan birleşik bir cephe oluşturmak üzere küresel bir Beyin Girişimleri konsorsiyumu kurmak için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>12. yıllık zirvede; beyin haritalama ve terapötikler, nöroteknoloji inovasyonları, yatırımlar, nöropsikiyatrik bozukluklar, PTSD, yapay zeka, ruh sağlığı bozuklukları, nöroşirürji (vasküler), nöro-görüntüleme, nöroonkoloji, opioid bağımlılığı (pandemi), intihar önleme, epilepsi, omurga, nörolojik enfeksiyonlar, düzenleyici konular, MS, ALS ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar, TBI ve omurilik yaralanmaları gibi geniş bir yelpazede konu başlıkları ele alındı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’den zirveye katılan tek üniversite, Üsküdar Üniversitesi!</strong></p>
<p>Türkiye’den zirveye katılan tek üniversite olan Üsküdar Üniversitesi, ruh sağlığı, sinir bilimi ve mühendislik alanlarındaki güçlü akademik birikimi ile SBMT iş birliği kapsamında son 15 yıldır Küresel Beyin Girişimleri’nin kurulmasında öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p>Zirvede açılış konuşması gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitede yürütülen sinir bilimi çalışmaları, NP model ve Terapötik İlaç İzleme (TDM) Veri Tabanı üzerine bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan, sağlık alanında büyük veri odaklı yapay zeka uygulamalarına dikkat çekti</strong></p>
<p>Sağlık alanında büyük veri odaklı yapay zeka uygulamalarının önemine dikkat çeken Prof. Tarhan, 2024’te yapay sinir ağları ve makine öğrenimini mümkün kılan temel keşif ve icatlar için verilen Nobel Ödülü’nün fizikçilere değil, genetikçi Hatfield ve kognitif psikolog Hinton’a verildiğini hatırlatarak, genetik şifrelerle yapay sinir ağlarının işleyişini birleştiren bulguların yapay zekânın temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Yapay zekânın en büyük katkılarından birinin “dijital terapötikler” olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişiye özel dijital oyunlar, yazılımlar geliştiriyoruz. Kişi, yapay zekayı kullanarak kendi kendini tedavi ediyor, korkusunu yeniyor. Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme, dikkat eğitimi gibi uygulamalar önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak. Bu, nörobilimin nöropsikiyatriye önemli bir katkısı olacak.&#8221; diye konuştu. </p>
<p>Öğleden sonra gerçekleştirilen ikinci oturumda konuşan Prof. Dr. Tarhan, ME+ inisiyatifinin kuruluş ve gelişim sürecini, SBMT ile yürütülen iş birliklerini ve üniversitenin uluslararasılaşma kapsamında elde ettiği başarıları aktardı. Prof. Dr. Tarhan, multidisipliner ve çok uluslu araştırmacıların katkısıyla yürütülen çalışmaların küresel ölçekte güçlü akademik ve sosyal etki üretebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergüzel, sağlıkta yapay zeka, girişimcilik ve sinir bilimi alanlarındaki çalışmaları anlattı</strong></p>
<p>Aynı oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, sağlıkta yapay zeka, girişimcilik ve sinir bilimi alanlarındaki çalışmaları değerlendirdi.</p>
<p>Genç araştırmacıların girişimcilik motivasyonunun yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, bu alana yönelik yapısal dönüşümlerin planlanması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekâ odaklı sağlık girişimlerinin büyük veri analitiği, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme teknikleriyle klinik karar destek sistemlerinin doğruluğunu artırdığını, maliyet-etkinliğin güçlendiğini, ilaç geliştirme, tedavi ve klinik iş akışlarında yenilikçi çözümler ürettiğini söyleyen Prof. Dr. Ergüzel, girişimlerin başarısı için düzenleyici uyumluluk, veri güvenliği, etik kullanım, sürdürülebilir iş modelleri gibi unsurların kritik olduğuna değindi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, kamu-özel sektör iş birlikleri, erken aşama fon mekanizmaları ve pilot uygulamaların, yapay zeka tabanlı sağlık inovasyonlarının ölçeklendirilmesini hızlandırdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dönüşüm neyi içeriyor?</strong></p>
<p>Prof. Türker Ergüzel’in yakın, orta ve uzun vadeli planlar halinde ifade ettiği dönüşümün öncelikleri, kısa vadede (1–3 yıl) AI terapist yardımcılarını, AI triyaj ve risk tarama araçlarını, AI konuşma tabanlı ruh sağlığı asistanlarını ve giyilebilir cihazlar ile AI ruh sağlığı analitiğini; orta vadede (3–7 yıl) ilaç cevap tahmini için AI, erken evre okul tabanlı AI ruh sağlığı sistemleri ve işyeri ruh sağlığı istihbarat sistemlerini; uzun vadede (7–15 yıl) ise duygudurum bozukluklarının ilaçsız tedavisi için AI + BCI, duygusal düzenleme için gerçek zamanlı beyin durumu kod çözme ve AI destekli kapalı döngü nöromodülasyonu içeriyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta yapay zekâ kullanımı teşhis doğruluğunu artırıyor</strong></p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi özelinde yürütülen çalışmalardan bahseden ve sürecin finansal parametrelerine dikkat çeken Yönetim Kurulu üyesi Fırat Tarhan, sağlıkta yapay zekâ kullanımının teşhis doğruluğunu artırdığını, tedavi süreçlerini kişiselleştirdiğini ve sağlık hizmetlerinde verimliliği yükselttiğini ifade etti.</p>
<p>Fırat Tarhan, bu teknolojilerin güvenli ve etkin biçimde benimsenebilmesi için ekonomik politikaların veri altyapısı yatırımları, düzenleyici çerçeveler, kamu-özel iş birliği modelleri ve maliyet–etkililik analizlerini içerecek şekilde bütüncül olarak tasarlanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Yapay zeka uygulamalarıyla binlerce ölüm önlenebilir</strong></p>
<p>Literatürde yer alan çalışmalardan aktardığı sayısal verilerle yapay zeka yatırımlarının ekonomik etkisine işaret eden Fırat Tarhan, “The Potential Impact of Artificial Intelligence on Health Care Spending” çalışmasına göre, ABD’de yapay zekânın yaygın benimsenmesi durumunda sağlık harcamalarında %5–10 düzeyinde azalma olabileceğini ve bunun 2019 yılı itibarıyla 200–360 milyar USD tasarrufa karşılık geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yılda yaklaşık 400 bin ölüm önlenebilir!</strong></p>
<p>Avrupa’da yapılan bir raporda ise yapay zeka uygulamalarıyla yılda yaklaşık 400 bin ölümün önlenebileceğinin öngörüldüğünü aktaran Fırat Tarhan, literatürdeki bulgulara göre sağlıkta yapay zekâ için ekonomik politika oluşturulmasında iki kritik noktaya dikkat çekildiğini belirtti ve “Yapay zekânın potansiyel tasarruf kapasitesi yüksek; ancak yatırım maliyetleri, uygulama süreci ve etkinlik verilerine ilişkin eksiklikler politika kararlarını zorlaştırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Küresel Nöroteknoloji inisiyatifleri mütabakat imzaladı</strong></p>
<p>N20 zirvesinin son gününde ise Afrika, Orta Doğu ve Balkanlar, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avustralya ve Avrupa ülke delegasyonlarının Nöroteknoloji inisiyatifleri aşağıda verilen mutabakat metnini politika belirleyici liderler ile paylaşılmak üzere imzaladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 08:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvur]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Yıl Kariyer Etkinlikleri kapsamında EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği “Nasıl Bir Tanrıya İnanıyoruz?” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Konferansta konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911">EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Yıl Kariyer Etkinlikleri kapsamında EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği “Nasıl Bir Tanrıya İnanıyoruz?” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Konferansta konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş yer aldı.</p>
<p>Edebiyat Fakültesi Ahmet Arslan Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe; EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Abdullah Temizkan, Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Muhammet Caner Ilgaroğlu, Kariyer Planlama Birim Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nuriye İnci,  akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Program, EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Yunus Emre Nebioğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.</p>
<p>Konuşmasına herkesin bir Tanrı algısı olduğunu vurgulayarak başlayan Prof. Dr. İbrahim Maraş, Tanrı veya Allah anlayışının ‘Kelamcıların Tanrısı, Sufilerin Tanrısı ve Filozofların Tanrısı’ olarak üç grupta irdelendiğini söyledi.  İslam felsefesindeki farklı ekoller ile kelamcıların, sufilerin ve filozofların Tanrı algılarını karşılaştırmalı olarak anlatan Prof. Dr. Maraş, kelamcılar ve felsefecilerin üzerinde sıkça durdukları Tanrının varlığını ve evreni yaratmasını ifade eden ‘hudûs ve sudûr’ kavramlarının üzerinde durdu.</p>
<p>Konferansta konuşan Prof. Dr. İbrahim Maraş, “Bugün üzerinde durmak istediğim temel mesele şudur: Biz nasıl bir Tanrı’ya inanıyoruz? Bu tartışma, isim farklılıklarını aşan, hepimizin zihnindeki Tanrı tasavvuruyla ilgili köklü bir sorudur. Elbette Tanrı birdir; farklı olan, O’nu anlama biçimlerimizdir. Kelamcıların merkezinde yer alan hudûs kavramına göre Allah, ezelîdir ve herhangi bir zamanda iradesiyle varlığı yokluğa tercih ederek yaratmıştır; bu nedenle tercih ve irade kelimeleri onlar için kritik önemdedir. Ancak insan iradesi sınırlı ve etkilere açıkken, Tanrı’nın iradesi mutlak ve kuşatıcıdır. Evrenin ve bizim var oluşumuz da O’nun verdiği varlığa dayanır; çünkü kendiliğinden var olan yalnızca O’dur. Bugün amacım, bu algıların nasıl oluştuğunu sade ve anlaşılır bir biçimde birlikte düşünmektir” dedi.</p>
<p><b>“Her tercih bir tercih ettirici gerektirir ve bu Tanrı’nın mutlaklığını zedeler”</b></p>
<p>İmam Mâtürîdî&#8217;nin, Tanrı&#8217;nın ezeli yaratıcılığını savunarak, Onu sınırlayan görüşleri reddettiğini söyleyen Prof. Dr. Maraş, “Mâtürîdî’nin temel itirazı şudur. Tanrı’nın yaratma sıfatı O’ndan ayrı olamaz; Tanrı ezelde yaratıcıysa, yaratma da ezelidir. Bu yüzden Tanrı’yı ‘potansiyel yaratıcı’ gibi düşünmek, onu insan iradesiyle kıyaslamak doğru değildir. Kelamcıların ‘Tanrı varlığı yokluğa tercih etti’ anlayışı da sorunludur; çünkü her tercih bir tercih ettiriciyi gerektirir ve bu Tanrı’nın mutlaklığını zedeler. Mâtürîdî, Tanrı’yı bir anda yaratan bir varlık gibi tasavvur etmeyi de reddeder; Tanrı’nın yaratması, O’nun ezeli kudretinin doğal bir sonucudur. Akılcı yaklaşımı nedeniyle tarihte gölgede kalmış olsa da, Mâtürîdî bugün Tanrı tasavvurunda en tutarlı açıklamalardan birini sunar. O dönemin uleması Tanrı’yı sert ve keyfî bir varlık gibi algılarken, bütün irade, kader ve kötülük tartışmaları aslında Tanrı tasavvuruna dayanıyordu. Mâtürîdî, yaratmanın ezelî olduğunu vurgulayarak bu algıya itiraz etti; filozoflar ise sudur anlayışıyla Tanrı’yı tutarlı bir sistem içinde açıkladı. Kelamcıların bir kısmı Tanrı’yı potansiyel yaratıcı sayarak çelişkiler üretti, ama Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozoflar, geniş bir düşünce birikimini İslam ile harmanlayarak hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını gösterdi”  diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Maraş, “Filozoflar, Tanrı’yı bilfiil ve ezelî olarak bilen, kudretli ve yaratıcı bir varlık olarak tasavvur ederler; potansiyel bir Tanrı anlayışı kabul edilemez. Bu yaklaşım, kelamcıların iki ayrı âlem ilahi ve hâdis ayrımındaki çelişkilerini aşar. Melekler, felsefede aşkın bir âlem olan melekût veya lâhut âleminde yer alır; yaratılmış ama Tanrı’ya bağlı bir konumda, hâdis âlemle karışmazlar. Tanrı, zamanın ötesinde hem tümelleri hem de tikelleri bilir; yaratma, O’nun ezelî kudretinin doğal sonucudur ve O’nda varlık-mahiyet ayrımı düşünülemez. Böylece filozoflar, hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını ve Tanrı tasavvurunun sistemli, tutarlı bir anlayışla kavranması gerektiğini ortaya koyar” dedi. </p>
<p>Konuşmaların ardından katılımcıların soruları cevaplandı, akabinde Teşekkür Belgesi ve Hediye Takdimi ile etkinlik sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911">EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Kasım&#8217;ın En Anlamlı Dersi: İl Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Öğretmenlik Ruhunu Sınıfta Yaşattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/24-kasimin-en-anlamli-dersi-il-muduru-dr-omer-yahsi-ogretmenlik-ruhunu-sinifta-yasatti-593581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 10:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[dersi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kasım]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593581</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, “24 Kasım Öğretmenler Günü” dolayısıyla ziyaret ettiği Ankara İlkokulunda, hem öğretmenlerle bir araya geldi hem de “öğretmen” olarak öğrencilerin dersine girdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-kasimin-en-anlamli-dersi-il-muduru-dr-omer-yahsi-ogretmenlik-ruhunu-sinifta-yasatti-593581">24 Kasım&#8217;ın En Anlamlı Dersi: İl Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Öğretmenlik Ruhunu Sınıfta Yaşattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü <strong><span>Dr. Ömer Yahşi</span></strong>, “24 Kasım Öğretmenler Günü” dolayısıyla ziyaret ettiği <strong><span>Ankara İlkokulunda</span></strong>, hem öğretmenlerle bir araya geldi hem de “öğretmen” olarak öğrencilerin dersine girdi. Ziyarete İzmir İl Millî Eğitim Müdürü <strong><span>Dr. Ömer Yahşi’nin yanı sıra,</span></strong> İzmir İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı <strong><span>İlker Erarslan</span></strong>, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Müdürü <strong><span>Arzu Günaydın</span></strong>, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Şube Müdürleri <strong><span>Yavuz Kılıçaslan</span></strong> ve <strong><span>İbrahim Hakkı Kocataş</span></strong> da katıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>“Kalbe Dokunan Meslek Öğretmenlik”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Çiçeklerle karşılanan İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, ilk olarak öğretmenler odasını ziyaret ederek eğitimcilerle samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Öğretmenliğin sadece bir meslek olmadığını, kalbe dokunan ve geleceği şekillendiren bir görev olduğunu vurgulayan Dr. Ömer Yahşi, şu ifadeleri kullandı: “Güzel bir meslek icra ediyorsunuz. Yapay zekâ çağında bilgiye kolay erişilebiliyor olsa da evlatlarımıza ilk dokunan, onların karakterine ve hayallerine yön veren sizsiniz. Belki yıllar sonra burada olmayacağız ancak bugün yetiştirdiğiniz nesiller, geleceğin dünyasını şekillendirecek.<strong><span> Onlara güzel ürünler bırakma sorumluluğuyla </span></strong>kendimizi yenilemeye, çocuklarımızın hayatına dokunmaya devam etmeliyiz.” </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü <strong><span>Dr. Ömer Yahşi</span></strong>, ziyaret kapsamında tüm öğretmenlere çiçek ve hediye takdim ederek öğretmenlerin “Öğretmenler Günü “nü kutladı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>“Kalpten Derse”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ziyaretinin devamında <strong><span>Dr. Ömer Yahşi</span></strong>,</span> “Kalpten derse” diyerek 4/A sınıfında öğrencilerle bir araya geldi. Hayat değerleri, hedefler ve umut üzerine öğrencilerle sohbet eden Yahşi, öğretmenlik yapmanın kendisine büyük mutluluk verdiğini ifade etti. Sınıf öğretmenine meslek hayatında başarılar dileyen Dr. Yahşi, öğrencilere de çeşitli hediyeler takdim ederek öğretmenlik mesleğine duyduğu bağlılığı gösterdi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ziyaret, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-kasimin-en-anlamli-dersi-il-muduru-dr-omer-yahsi-ogretmenlik-ruhunu-sinifta-yasatti-593581">24 Kasım&#8217;ın En Anlamlı Dersi: İl Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Öğretmenlik Ruhunu Sınıfta Yaşattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı Salihli&#8217;de Açıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sinan-ates-adalet-parki-salihlide-acildi-593512</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 19:57:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Sinan Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[parkı]]></category>
		<category><![CDATA[salihli]]></category>
		<category><![CDATA[sinan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salihli Belediyesi tarafından kente kazandırılan Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı, düzenlenen törenle hizmete açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sinan-ates-adalet-parki-salihlide-acildi-593512">Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı Salihli&#8217;de Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salihli Belediyesi tarafından kente kazandırılan Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış törenine Doç. Dr. Sinan Ateş’in kıymetli ailesi, CHP Manisa İl Başkanı Sayın İlksen Özalper, CHP Manisa Milletvekili Sayın Selma Aliye Kavaf, İYİ Parti Manisa İl Başkanı Yunus Koca, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Besim Dutlulu, Salihli Belediye Başkanı Sayın Mazlum Nurlu, çevre ilçelerden belediye başkanları, protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. İlk konuşmayı Doç. Dr. Sinan Ateş’in ailesi adına Doç. Dr. Mustafa İçen gerçekleştirdi. Konuşmasında Sinan Ateş’in adaleti hayatının merkezine alan, bilimsel üretimiyle ülkesine hizmet etmiş önemli bir değer olduğunu vurgulayan İçen, Ataş’ın adının Salihli’de böyle anlamlı bir projede yaşatılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p>Ardından söz alan CHP Manisa Milletvekili Sayın Selma Aliye Kavaf, Sinan Ateş’in akademik başarısının yanı sıra fikirleri, çalışkanlığı ve toplumsal etkisiyle gelecek nesiller için örnek bir isim olduğunu belirterek açılışa katkı sunan herkese teşekkür etti.</p>
<p>Törende konuşan Salihli Belediye Başkanı Sayın Mazlum Nurlu, parkın Salihli’ye kazandırılmasından duyduğu mutluluğu ifade ederek şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün sadece bir park açmıyoruz; adaletin, emeğin ve hafızanın simgeleştiği bir alanı Salihli’mize kazandırıyoruz. Doç. Dr. Sinan Ateş’in hepimize bıraktığı değerlere sahip çıkmak ve gelecek nesillere aktarmak en önemli sorumluluğumuzdur.”</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Besim Dutlulu da konuşmasında birlik, hizmet ve halk odaklı belediyecilik anlayışıyla çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü belirterek Salihli’ye kazandırılan bu parkın toplum açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.</p>
<p>Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesimi yapılarak park resmi olarak hizmete açıldı. Çocuk oyun alanları, yeşil alan düzenlemeleri ve sosyal donatılarıyla dikkat çeken Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı, Salihli halkına keyifli ve nitelikli bir yaşam alanı sunacak.</p>
<p>Açılış, günün anısına hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sinan-ates-adalet-parki-salihlide-acildi-593512">Doç. Dr. Sinan Ateş Adalet Parkı Salihli&#8217;de Açıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu Ziyaret Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-sehit-prof-dr-ilhan-varank-anadolu-imam-hatip-lisesi-pansiyonunu-ziyaret-etti-593494</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 19:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Müdür]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Pansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593494</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, “24 Kasım Öğretmenler Günü” etkinlikleri kapsamında Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-sehit-prof-dr-ilhan-varank-anadolu-imam-hatip-lisesi-pansiyonunu-ziyaret-etti-593494">İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu Ziyaret Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, “24 Kasım Öğretmenler Günü” etkinlikleri kapsamında Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle bir araya geldi. Ziyarete; İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Hasan Vermez, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Müdürü Arzu Günaydın, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü Yavuz Kılıçaslan, okul yöneticileri, pansiyonda görevli öğretmenler ve pansiyon da kalan öğrenciler katıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Okul pansiyonunda kalan öğrencilerle akşam yemeğinde bir araya gelen İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, öğrencilerle eğitim süreçleri, okul ortamı ve yürütülen çalışmalar hakkında samimi bir  sohbet gerçekleştirdi. Öğrencilerin görüş ve önerilerini dinleyen Yahşi, “Bu akşam sizlerle aynı sofrayı paylaşmak, ikinci yuvanız olan bu pansiyonda hayallerinizi, umutlarınızı, ilgi alanlarınızı öğrenmek ve beklentilerinizi dinlemekten mutluluk duyuyorum.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ziyaretin devamında okul pansiyonuna geçen Yahşi, pansiyonda görev yapan nöbetçi öğretmenlerin “24 Kasım Öğretmenler Günü” nü tebrik ederek ziyaretin anısına çiçek hediye etti. Pansiyonda kalan öğrenciler de İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi’ye çiçek sunarak “Öğretmenler Günü”nü kutladı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Öğrencilerimizin Her Bir Hayalinde, Başarısında Sizlerin Emeği Var</span></strong> </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Öğretmenlere hitaben konuşan Yahşi, <strong><span>“Sizler; bilgiyle olduğu kadar merhamet ve sabırla çalışan, çocuklarımızın geleceğine ışık tutan insanlarsınız. Her birinizin emeği yalnızca bir öğrencinin değil, bir ailenin, bir mahallenin, bir şehrin ve nihayetinde bir ülkenin yarınlarını şekillendiriyor. Eğitimde başarı ancak birlik, dayanışma ve gönülden çalışma ile mümkün olur. Sizlerin gayreti, öğrencilerimizin gözlerindeki umutla birleştiğinde ortaya çıkan tablo bizler için en büyük gurur kaynağıdır. Öğrencilerimizin her bir hayalinde sizlerin izi, her bir başarısında sizlerin emeği var. Sınıfların içindeki sessiz kahramanlar olarak geleceğimizi inşa ediyor, bizlere umut aşılıyorsunuz. Emekleriniz daim olsun, yolunuz açık olsun”</span></strong> ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ziyaret, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-sehit-prof-dr-ilhan-varank-anadolu-imam-hatip-lisesi-pansiyonunu-ziyaret-etti-593494">İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu Ziyaret Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İl milli Eğitim Müdürü Dr Ömer Yahşi pansiyonda Öğrencilerin Sofrasına Konuk Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-pansiyonda-ogrencilerin-sofrasina-konuk-oldu-593425</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 12:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Müdür]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Pansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[pansiyonda]]></category>
		<category><![CDATA[yahşi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593425</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, “24 Kasım Öğretmenler Günü” etkinlikleri kapsamında Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-pansiyonda-ogrencilerin-sofrasina-konuk-oldu-593425">İl milli Eğitim Müdürü Dr Ömer Yahşi pansiyonda Öğrencilerin Sofrasına Konuk Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, “24 Kasım Öğretmenler Günü” etkinlikleri kapsamında Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Anadolu İmam Hatip Lisesi Pansiyonunu ziyaret ederek öğretmen ve öğrencilerle bir araya geldi. Ziyarete; İl Millî Eğitim Müdür Yardımcısı Hasan Vermez, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Müdürü Arzu Günaydın, Karşıyaka İlçe Millî Eğitim Şube Müdürü Yavuz Kılıçaslan, okul yöneticileri, pansiyonda görevli öğretmenler ve pansiyon da kalan öğrenciler katıldı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Okul pansiyonunda kalan öğrencilerle akşam yemeğinde bir araya gelen İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, öğrencilerle eğitim süreçleri, okul ortamı ve yürütülen çalışmalar hakkında samimi bir  sohbet gerçekleştirdi. Öğrencilerin görüş ve önerilerini dinleyen Yahşi, “Bu akşam sizlerle aynı sofrayı paylaşmak, ikinci yuvanız olan bu pansiyonda hayallerinizi, umutlarınızı, ilgi alanlarınızı öğrenmek ve beklentilerinizi dinlemekten mutluluk duyuyorum.” ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ziyaretin devamında okul pansiyonuna geçen Yahşi, pansiyonda görev yapan nöbetçi öğretmenlerin “24 Kasım Öğretmenler Günü” nü tebrik ederek ziyaretin anısına çiçek hediye etti. Pansiyonda kalan öğrenciler de İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi’ye çiçek sunarak “Öğretmenler Günü”nü kutladı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Öğrencilerimizin Her Bir Hayalinde, Başarısında Sizlerin Emeği Var</span></strong> </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Öğretmenlere hitaben konuşan Yahşi, <strong><span>“Sizler; bilgiyle olduğu kadar merhamet ve sabırla çalışan, çocuklarımızın geleceğine ışık tutan insanlarsınız. Her birinizin emeği yalnızca bir öğrencinin değil, bir ailenin, bir mahallenin, bir şehrin ve nihayetinde bir ülkenin yarınlarını şekillendiriyor. Eğitimde başarı ancak birlik, dayanışma ve gönülden çalışma ile mümkün olur. Sizlerin gayreti, öğrencilerimizin gözlerindeki umutla birleştiğinde ortaya çıkan tablo bizler için en büyük gurur kaynağıdır. Öğrencilerimizin her bir hayalinde sizlerin izi, her bir başarısında sizlerin emeği var. Sınıfların içindeki sessiz kahramanlar olarak geleceğimizi inşa ediyor, bizlere umut aşılıyorsunuz. Emekleriniz daim olsun, yolunuz açık olsun”</span></strong> ifadelerini kullandı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Ziyaret, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/il-milli-egitim-muduru-dr-omer-yahsi-pansiyonda-ogrencilerin-sofrasina-konuk-oldu-593425">İl milli Eğitim Müdürü Dr Ömer Yahşi pansiyonda Öğrencilerin Sofrasına Konuk Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 11:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[deki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[semerci]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ile Tarih Vakfı’nın düzenlediği etkinlikte konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye’de çocukların yaşadığı kaygıyı araştırma verileriyle paylaştı. Semerci, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan dolayı endişe duyduklarını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377">Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ile Tarih Vakfı’nın düzenlediği etkinlikte konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye’de çocukların yaşadığı kaygıyı araştırma verileriyle paylaştı. Semerci, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan dolayı endişe duyduklarını söyledi.</p>
<p>​Nilüfer Belediyesi ve Tarih Vakfı işbirliğiyle düzenlenen “Tarih Buluşmaları” etkinliği 20 Kasım Çocuk Hakları Günü’ne yönelik bir söyleşi gerçekleştirdi. Nazım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleşen etkinlikte, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, “Çoklu Krizler Çağı’nda çocuğun iyi olma halini düşünmek” başlıklı bir sunum yaptı. ​Şanlıurfa ve İstanbul’da yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarını katılımcılarla paylaşan Semerci, günümüz çocuklarının geçmiş nesillere kıyasla daha yoğun bir kaygı ve baskı yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p>“Bizim çocukluğumuzla şu an çocuk olmak aynı şey değil” diyen Semerci, dijitalleşme, küresel krizler, doğduğu mahalle, yaşadığı aile gibi etkenlerin bugünün çocuklarını farklı bir gerçekliğe ittiğini vurguladı. Çocukların artık gelecek için endişeli olduğunu belirten Semerci, “Çocuk olmanın belki en temel özelliği o endişeyi biraz daha az taşımaktır. Belki düşünmemektir, özgürce hayal kurabilmektir. Bunları kaybediyoruz” dedi.</p>
<p>​Araştırma verilerine göre, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan endişelendiğini söyleyen Semerci, “Çocuktan bahsediyoruz. Bu çok yüksek bir oran. Aile bireylerinin başına bir şey gelmesi yüzde 72. Gelecekle ilgili planların gerçekleşmemesi yüzde 64” diye konuştu.</p>
<p>​ÇOCUK İŞÇİLİĞİ GERÇEĞİYLE YÜZLEŞME ÇAĞRISI</p>
<p>​Çocuk işçi ölümlerinin takip edildiği bir toplumda yaşandığını hatırlatan Semerci, bu konunun acilen ele alınması gerektiğini söyledi. Çocuk işçiliğini Türkiye’nin yüzleşmesi gereken büyük bir sorun olarak nitelendiren Semerci, “Çok konuşmamız gereken ve tek başımıza asla çözemeyeceğimiz büyük bir sorunlar yumağından bahsediyoruz. Her bir yetişkin kendi çocuğunu hiçbir zaman çalışan bir çocuk olarak görmüyor. Bununla yüzleşmemiz lazım” diye konuştu.</p>
<p>​SINAV BASKISI YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR</p>
<p>​Eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki sınav baskısını arttırdığı ve bunun yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğü belirten Semerci, bu konunun araştırma sonuçlarında öne çıkan bir diğer başlık olduğunu kaydetti. Semerci, sistemin artık sadece sınav merkezli hale geldiğini ve sınavlarda başarısız olanların sistemden düşerek, neredeyse kimsenin ilgilenmediğini belirtti. Sınav odaklı bu baskı nedeniyle çocukların sanat ve spor gibi aktiviteleri bıraktığını ifade eden Semerci, her şeyi ikinci plana itmenin, çok mutlu olduğu bir şeyden vazgeçmesi anlamına geldiğini söyledi.<br />​ÇÖZÜM İÇİN PAYDAŞLIK VE DİJİTAL OKURYAZARLIK</p>
<p>​Sorunların ancak paydaşlıkla çözülebileceğini dile getiren Semerci, eğitimin her çocuğun kendi yapabilirliği çerçevesinde gelişmesini sağlaması ve sadece akademik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiği vurguladı. Dijitalleşmenin çocuklar için bir sosyalleşme alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Semerci, buradaki riskleri minimize etmek için çalışılması gerektiğini vurguladı. Semerci, ebeveynlere de yönelik dijital okuryazarlık becerilerinin kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377">Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akreditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hedefi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinin]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Akademik Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda,  Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin son yıllarda yakaladığı tarihi başarıları ve yaşanan gelişmeleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Akademik Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda,  Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin son yıllarda yakaladığı tarihi başarıları ve yaşanan gelişmeleri anlattı. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen toplantıya, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Törende, Rektör Prof. Dr. Budak, akademik unvanları yükselerek, profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrosuna atanan öğretim üyelerine belgelerini de takdim etti. Toplantıda Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’a “Ege Üniversitesi Vefa Beratı” tevdi edildi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi ile güçlü bir duygusal bağının olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Hem öğrencilik yıllarımı geçirdiğim hem de bir akademisyen olarak mesleğimi icra ettiğim Üniversiteme Rektör olarak atandığım günden beri bir kurum geleneği oluşturmak adına üniversitemizin misyonu doğrultusunda akademik ve idari personeli ve öğrencisiyle birlikte Ege Üniversitesi Ailesi birliğine özel önem verdim. Ülkemizdeki tek ziraatçı rektör olarak Üniversitemizin nasıl bir başarı çınarına dönüşebileceğini düşündüm. Tarımda ana faktörlerin başında toprak, su ve iklim gelir. Kampüsümüzü toprak, Üniversitemizdeki araştırma kültürünü iklim, her bir öğrencimizi bu üniversite ortamında fidan olarak gördüm. Her bir hocamızı da fidanların sabırla yeşermesini sağlayan birer çiftçi olarak gördüm. Bunlardan biri eksik olsa, ürün yani başarı olamaz. Bu metafordan hareketle Huzurlu Üniversite, Mutlu Çalışanlar, Kaliteli Eğitim, Aydınlık Gelecek ilkemiz doğrultusunda Yükseköğretimde Ege Modeli’ni hayata geçirdik” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinin geleceği adına ortak akılla çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ege Üniversitesi olarak 8 yıldır Üniversitemizin geleceğine yönelik ortak akıl bilinciyle hareket ettik. Rektörle Akşam Çayları düzenledik, tüm akademik ve idari birimlerimizi tek tek ziyaret ettik. Eğitim-Öğretimde Kalite Öncelikli, Araştırma Üniversitesi Hedefli, Öğrenci Odaklılık, Dijitalleşme ve Uluslararasılaşma vizyonunu ortak akılla oluşturarak yol haritamızı ve eylem planımızı belirledik. Projeler geliştirdik. Ege Üniversitesi ailesi olarak tek yürek, tek yumruk olduk. Üniversitemizin ruhuna yakışır bir şekilde hareket ederek ortak akılla, tüm hedeflerimizi tek tek gerçekleştirdik. İnandık, çok çalıştık ve başardık” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Her alanda akredite üniversite”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Akreditasyona özel önem verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Budak, “2017 yılından itibaren akreditasyon seferberliği başlattık. YÖKAK’tan Kurumsal Tam Akreditasyon alan ilk devlet üniversitesiyiz.</span> <span>2024 YÖKAK Kurumsal Akreditasyon Değerlendirme Raporuna göre Üniversitemiz Türkiye’de en fazla akredite programı olan Üniversite konumunda yer aldı. Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi kapsamında 71 programımızla en fazla Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi logosuna sahip üniversite olduk. Avrupa Mühendislik Eğitiminde Akreditasyon Ağı tarafından verilen Avrupa Mühendislik Programları Akreditasyonu kapsamında Ziraat Fakültemiz 9 bölümüyle EUR-ACE akreditasyonunu almaya hak kazandı. Ayrıca Fakültemiz, 10 bölümüyle ulusal akreditasyon sürecini de başarıyla tamamlayan tek ziraat fakültesi oldu.</span><b> </b><span>Avrupa Komisyonu tarafından verilen Araştırmada İnsan Kaynakları Mükemmellik Ödülünü alan dört devlet üniversitesinden biri olduk” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Bilgiye erişimi kolaylaştırdık”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bilgiye erişimi kolaylaştıracak adımlar attıklarını söyleyen Prof. Dr. Budak, “Kütüphanemizdeki kaynak sayısı çok güçlü hale geldi. Son 8 yılda veri tabanı sayımızı 62’den 141’e, elektronik kaynak sayımızı 226 binden 7 milyona, toplam kaynak sayımızı da 490 binden yaklaşık 8 milyona çıkardık.</span> <span>Kütüphane Dokümantasyon Daire Başkanlığımız bünyesinde ücretsiz açık erişimli dergilerde yayın desteği sağlıyoruz. Açık Erişimli dergilerde yayın yapmak istendiğinde makale işlem ücreti ödemeden ücretsiz olarak akademisyenlerimiz yayın yapabiliyorlar. Bu kapsamda son 5 yılda 323 yayın yapıldı ve 526 bin dolar destek sağlandı. Araştırma faaliyetlerine sağladığımız desteklerle yıllık yayın sayımızda ciddi bir artış söz konusu oldu. 2017 yılında Üniversitemizin yıllık yayın sayısı 1.165 iken 2024 yılında 1.644’e yükseldi. Üniversitemizde daha önceki yıllarda Q3-Q4 yayın oranı daha fazla iken bugün itibariyle yayınlarımızın yüzde 70’i Q1-Q2 dergilerde yayınlanmış durumdadır. 2022 yılında 0,48 olan öğretim elemanı başına düşen yayın sayımız bugün itibariyle 1,06’yı geçti” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Proje sayısı ve patent tescilinde lider üniversiteyiz”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinde oluşturulan bilim ekosisteminin proje sayılarına olumlu yansıdığını belirten Prof. Dr. Budak, “TÜBİTAK nezdinde son 4 yılda proje başvuru ve kabul oranında Türkiye birincisiyiz. TÜBİTAK ve Çin Bilimler Akademisi (CAS) tarafından açılan 2025 yılı çağrısı kapsamında 4 ortak uluslararası projenin 2’si Ege Üniversitesine ait. EBİLTEM ve Araştırma Koordinatörlüğümüze bağlı proje destek ofisi sayesinde daha önce 14 olan AB projelerine başvuru sayımızı 75’e çıkardık ve son 8 yılda 34 proje kabulü alarak 6.7 milyon Euro bütçe kazandık. Son 8 yılda BAP bütçemizi 10 milyondan 470 milyona çıkardık. Patent ve faydalı model olabilecek çalışmaları destekliyoruz. 2016 yılında patente yapılan harcama 126 bin TL iken bugün 7 milyon TL’yi aşmış durumda. Üniversitemizin 2016 yılında 8 olan patent başvuru sayısı bugün itibariyle 60 oldu. Patent tescilinde ise 2016 yılında 1 iken bugün itibariyle 30 patent tesciline ulaştı. Çıktı odaklı araştırma anlayışımız doğrultusunda patent başvurusunda Türkiye birincisi, patentlerin ticarileştirilmesinde Türkiye ikincisi olurken, patentlerin lisanslanmasında ise Türkiye üçüncüsü olarak yer aldık.</span><b> </b><span>Ege Derin Teknoloji Fabrikamızı 6.5 milyon avroluk yatırımla 2024 yılında açarak hizmet vermeye başladı. Yüzde 100 üniversite sermayeli olan Ege Teknopark’ta 2017 yılında 45 firma bulunuyorken bugün 168 firmaya ulaşmış durumda. Üniversitemizin kuruluşunun 70. Yılında Ege Teknopark’ı 18 bin metrekare alana 1000 firmanın yer alabileceği bir teknopark haline getiriyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“90’dan fazla öğrenci odaklı uygulama hayata geçirildi”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinin öğrenci odaklı uygulamalarını anlatan Prof. Dr. Budak, “Üniversite olarak öğrencilerimizi evladımız olarak görüyor ve öğrenci odaklı çalışıyoruz. Üniversitede var oluş sebebimizin öğrencilerimiz olduğunu bilerek 90’dan fazla öğrenci odaklı uygulamayı hayata geçirdik. Öğrenci topluluk sayımızı 51’den 100’e, üye sayısını da 8 binden 35 bine çıkardık. Öğrencilerin barınma sorununa yönelik olarak Cumhurbaşkanımızın ve Gençlik ve Spor Bakanlığımızın desteğiyle 2 bin yurt kapasitemizi 14 bine çıkardık. Üniversitemiz; Tam Akredite, Öğrenci Odaklı, Sağlık Temalı bir Araştırma Üniversitesi olmanın yanında aynı zamanda ‘Engelsiz’ bir üniversite. Üniversitemizde 152 ön lisans ve lisans, 14 lisansüstü olmak üzere toplam 166 engelli öğrencimiz eğitim görüyor. Engelsiz Bilgilendirme Asistanı (EBA) uygulamasını Türkiye’de uygulayan ilk üniversite olduk. Web işaret dili eklentisi ve Web Erişilebilirlik Aracı uygulaması aktif olarak kullanıma geçen seneden itibaren açtık. Öğrencilerimize daha yaşanabilir ve yeşil bir kampüs yaşamı sunmak adına 100 bin metrekare olan yeşil alan oranını son 8 yılda 600 bin metrekareye çıkardık. 2024 Greenmetric sıralamasında 1477 üniversite arasında 88’inci sıraya yükseldik. Türkiye genelinde devlet üniversiteleri arasında 4’üncü sırada, Ege Bölgesi’nde ise 1’inci sırada yer alarak bölgenin en çevreci ve sürdürülebilir üniversitesi olduk. Bu başarılarımızın sonucu olarak Üniversitemiz Uluslararası GreenMetric Yürütme Kurulu’nda yer alarak GreenMetric Türkiye Ulusal Koordinatörü oldu” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Uluslararasılaşma ve dijitalleşme hedeflerinde önemli adımlar atıldı”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Uluslararasılaşma ve dijitalleşme çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Budak, “YÖK nezdinde uluslararasılaşma kapsamında pilot üniversite konumunda olan üniversitemizde 117 farklı ülkeden toplam 2 bin 638 uluslararası öğrencimizi eğitim veriyoruz. Türk Yükseköğretiminde Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir üniversitenin bir başka üniversite ile ikili diploma programı yürütmesi şerefine nail olduk. Azerbaycan ile ziraat alanında ikili diplomamızı yürüttük ve ilk mezunlarımızı verdik. Özbekistan’daki ikili diploma programımızla kalite odaklı eğitim anlayışımızın meyvelerini almanın mutluluğunu yaşıyoruz.</span><b> </b><span>Üniversitemiz 2018 yılında kadar uluslararası sıralamalarda yer almıyordu. Bugün itibariyle üniversitemiz uluslararası sıralama kuruluşlarının tamamında yer alan altı üniversiteden birisi haline geldi. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde uluslararası sıralamalarda ilk 500 üniversite içerisinde yer almak istiyoruz.</span><b> </b> <span>Üniversitemize kazandırdığımız öncü dijital uygulamalar ile akademik ve idari süreçleri, araştırma ve eğitim olanaklarını daha etkin, hızlı ve verimli hale getirdik. Akademik bilgi birikimi, teknik altyapı olgunluğu ve gerçekleştirdiğimiz dijitalleşme girişimlerimiz ile Dijital İnovasyon İş Birliği Platformu’nun kurucu üyesi olarak seçilen 8 üniversiteden biri olduk. Son 8 yılda 45 büyük ölçekli yazılımı hayata geçirdik. Siber Güvenlik Meslek Yüksekokulu, Bilgisayar ve Bilişim Fakültesini kurduk. Ege Meslek Yüksekokulumuz bünyesinde Otonom Sistemler Teknikerliği, Oyun Geliştirme ve Programlama, Önyüz Yazılım Geliştirme Ön Lisans Programlarını açarak öğrencilerimize eğitim vermeye başladı” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Sağlık temalı üniversite”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sağlık alanında elde edilen başarıları anlatan Prof. Dr. Budak, “Tıp Fakültemiz Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) tarafından 2026 yılına kadar 3 yıllığına akredite edilen 8 Tıp Fakültesi içerisinde yer alıyor. Uzmanlık eğitimi akreditasyonunda ise 2018 yılında 5 Anabilim Dalımızın uzmanlık eğitimi akreditasyonu bulunurken bugün itibariyle 25 anabilim dalımızın uzmanlık eğitimi akreditasyonu bulunmakta. EÜTF Hastanemiz son 5 yılda puanını 56’dan 96’ya çıkararak A plus Hastane oldu. Hastanemizin 30 yıldır yenilenmeyen cihaz altyapısını son 8 yılda yaklaşık 1,5 Milyar TL’lik cihaz yatırımı yaparak yeniledik. Üniversitemizin kuruluşunun 70. Yılında Merkezi Ameliyathanemizi açtık. Yıllardır bölgemizin ilk Diş Hekimliği Fakültesi olarak eğitim ve sağlık hizmetlerini sürdüren Diş Hekimliği Fakültemizin 17 Haziran 2021 tarihinde ek hizmet binasını açmıştık. Ek Hizmet Binamızın içerisinde yer alan ameliyathanelere 25 Milyon TL’lik cihaz yatırımı yaparak açılışını gerçekleştirdik. Ameliyathanemizin hizmete girmesi ile Fakültemiz aynı zamanda ‘Ege Üniversitesi Diş Hastanesi’ unvanını aldı. </span>2019 yılından itibaren <span>Ege Üniversitesini sağlık temalı ve öncü bir üniversite haline getirme sürecindeyiz. Bu kapsamda Yükseköğretim Kurumlarına sağlık ve refahı destekleyen kampüslerin olmaları için ortak bir dil, ilke ve çerçeve sunan Okanagan Şartını imzalayarak Uluslararası Sağlığı Geliştiren Üniversite Ağı içerisinde yer aldık ve Ülkemizdeki koordinatör üniversite olduk” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Başarıların ortak akıl ve çalışma ile yakalandığını söyleyen Prof. Dr. Budak, “Bu başarılarda, kocaman bir ailenin 8 yıllık ortak hikâyesi vardır. Gece geç saatlere dek çalışan araştırmacılar, sınav stresi yaşayan öğrenciler, kampüsün her köşesinde emek veren personel, sabırla destek veren aileler, bize güvendiğini her fırsatta hissettiren şehir. Bu başarılar hepimizindir.</span><b> </b><span>Büyük bir gururla ifade ediyorum ki: Ege Üniversitesi artık geleceğe hazırdır. İyi ki Egeliyiz!” diyerek sözlerini noktaladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Budak, sunumun ardından unvanları yükselerek, profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrosuna atanan öğretim üyelerine belgelerini takdim etti. Etkinlik sonunda Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Rektör Prof. Dr. Budak’a “Vefa Beratı” tevdi edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[daki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeler]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592655</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜBİTAK 2204 İzmir Bölge Koordinatörü ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç, Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ar-Ge Merkez Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve TÜBİTAK ile TEKNOFEST yarışmalarında derece alan projelerin sergilendiği “Proje Pazarı” etkinliğine katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655">Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜBİTAK 2204 İzmir Bölge Koordinatörü ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç, Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ar-Ge Merkez Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve TÜBİTAK ile TEKNOFEST yarışmalarında derece alan projelerin sergilendiği “Proje Pazarı” etkinliğine katıldı.</p>
<p><b>TÜBİTAK VE TEKNOFEST’TE DERECE ALAN PROJELER SERGİLENDİ</b></p>
<p>Bilimsel üretimi ve yenilikçi düşünceyi teşvik etmeyi amaçlayan etkinlikte öğrenciler, danışman öğretmenleri eşliğinde projelerini katılımcılarla buluşturdu. Sergide, TÜBİTAK 2204 programı kapsamında bölge sergisine davet edilen çalışmalar ile TEKNOFEST’te ödül alan inovatif projeler yer aldı. Gençlerin bilimsel merakı ve üretme motivasyonunu yansıtması bakımından etkinlik yoğun ilgi gördü.</p>
<p><b>“GENÇLERİMİZİN BAŞARISI, ÜLKEMİZ GELECEĞİ İÇİN UMUT KAYNAĞI”</b></p>
<p>Açılış töreninde konuşan Prof. Dr. Kılıç, “Gençlerimizin bilimsel projelerde gösterdiği başarılar, ülkemizin geleceği için büyük umut kaynağıdır. Bir araştırma üniversitesi olan Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde sadece kendi öğrencilerimizi değil ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde öğrencilerimizi de geleceğe hazırlamaktan gurur duyuyoruz,” dedi.</p>
<p>Aydın İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit ise TÜBİTAK 2204 Ege Bölgesi Koordinatörlüğünün DEÜ tarafından yürütülmesinin bölgedeki proje kültürünü güçlendirdiğini belirterek ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade etti.</p>
<p>Konuşmaların ardından Prof. Dr. Kılıç, “Proje Pazarı”nda stantları gezerek projeler hakkında bilgi aldı ve öğrencilerle sohbet etti.</p>
<p><b>DEÜ, EGE BÖLGESİNDE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI YERİNDE İNCELİYOR</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi, 2024 yılı itibarıyla TÜBİTAK 2204 Araştırma Projeleri Ege Bölgesi Koordinatörlüğü görevini üstlendikten sonra, Proje Koordinatörü Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç öncülüğünde Ege Bölgesindeki 6 ilde (Uşak, Aydın, Muğla, Denizli, Manisa ve İzmir) düzenlenen etkinliklere katılarak öğrencilerin çalışmaları yerinde incelemeyi sürdürüyor.</p>
<p><b> </b></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655">Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 11:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[burhan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edilecek]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[okulu]]></category>
		<category><![CDATA[şliyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591921</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin AHİD iş birliğinde düzenlediği “Aile Okulu” seminerlerinin beşinci haftasında Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen İnegöllülerle buluştu. İşliyen, “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konusunda anlatımlarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921">Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin AHİD iş birliğinde düzenlediği “Aile Okulu” seminerlerinin beşinci haftasında Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen İnegöllülerle buluştu. İşliyen, “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konusunda anlatımlarda bulundu.</p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin Aile Hayatı İyileştirme Derneği (AHİD) iş birliğinde bu yıl 7’ncisini düzenlediği “Aile Okulu” seminerleri devam ediyor. Bu yıl “Aile Yılı Özel” konseptiyle gerçekleştirilen programların beş haftası tamamlandı. Toplumun temelini oluşturan ailenin önemi, mutlu ve huzurlu aile olabilmenin yöntemleri, çocuk yetiştirmenin püf noktaları gibi çeşitli eğitim ve seminerlerin yer aldığı Aile Okulu eğitim programları 2 hafta daha her Cuma 20.30’da Sani Konukoğlu Konferans Salonunda yapılmaya devam edecek.</p>
<p>Aile Okulu seminerlerinin bu haftaki konuğu Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen oldu. “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konulu seminer ile İnegöllülerle buluşan Doç. Dr. Burhan İşliyen’e programda Belediye Başkan Yardımcısı Melih Ateş, meclis üyeleri ve AK Partili yöneticiler, İnegöl Müftüsü İsmail Hatipoğlu, AHİD Başkanı Naci Köseoğlu ve İnegöl Din Görevlileri Derneği Başkanı Lokman Yurdigül’de eşlik etti. İlçe halkı da seminere yoğun ilgi gösterdi. Doç. Dr. İşliyen, seminerde evlilikte dikkat edilmesi gereken hususlarla birlikte, mutlu ve huzurlu yuvanın da şifrelerini paylaştı. Özellikle eşlerin karşılıklı anlayış, sevgi ve saygısının sağlam evliliklerin temelini oluşturduğuna dikkat çekti.</p>
<p>AİLE OKULUNUN KALAN PROGRAMLARI<br />Aile Okulu programının devam eden haftalarda yapılacak seminerleri ise şöyle: 21 Kasım’da Eğitimci-İlahiyatçı Prof. Dr. Ali Akpınar “Hz. Peygamberin (sav) Önderliğinde Güçlü Aile” semineri, 28 Kasım’da Araştırmacı-Eğitmen-Yazar Ali Erkan Kavaklı “Başarılı ve Ahlaklı Çocuk Eğitimi”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921">Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ailedeki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yangını]]></category>
		<category><![CDATA[yapma]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 13 Kasım Dünya İyilik Günü dolayısıyla, modern çağın getirdiği derin medeniyet krizi karşısında aile kurumunun durumunu ve "iyilik" kavramının psikolojik temellerini masaya yatırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 13 Kasım Dünya İyilik Günü dolayısıyla, modern çağın getirdiği derin medeniyet krizi karşısında aile kurumunun durumunu ve &#8220;iyilik&#8221; kavramının psikolojik temellerini masaya yatırdı.</p>
<p><strong>Derin medeniyet krizi ve aile</strong></p>
<p>Günümüz Batı dünyasında ailenin dağılma eşiğine gelmesini, çocuk ruh sağlığı sorunlarındaki artışı ve evlilik karşıtı akımların yükselişini, derin bir medeniyet krizinin somut göstergeleri olarak değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern yaşam felsefesindeki köklü değişimlerin aileyle ilgili kadim değerleri hızla yıprattığını ve bu buhranın küresel psikolojik savaşlarla daha da şiddetlendiğini söyledi.</p>
<p>Hızlı yaşantının ve modernizmin beraberinde getirdiği anlam kaymaları, yaşam felsefesindeki köklü değişimlerin aileyle ilgili kadim değerleri süratle yıprattığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ailenin çevresindeki toplumsal &#8216;surlar ve kaleler&#8217; yıkıldığında, aile üyeleri kendi yuvalarını dış etkilerden korumak zorunda kalmışlardır. Kültürel psikolojik savaşın bir sonucu olarak, her aile kendi içinde bu mücadelenin kurbanı olmaya başlamış; popüler kültür ve popüler rol modeller, bireylerin en mahrem alanlarına kadar sızmıştır. Bu sızma neticesinde uyuşturucu kullanımı, şiddet olayları, boşanmalar ve intiharlar gibi sorunlar salgın biçiminde yaygınlaşmıştır.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik kavramı yeniden tanımlanmalı!</strong></p>
<p>Materyalizm, bencillik ve konforculuk gibi Batı değerlerinin toplumsal ahlakı yozlaştırdığını, empati yoksunluğu ve narsisistik değer yargılarını yaygınlaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu vahim tablo karşısında, &#8220;iyilik&#8221; kavramını yeniden tanımlamanın ve bilimsel temellerle güçlendirmenin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İyiliğin biyolojik kanıtı</strong></p>
<p>Psikiyatri bilimini kültürel değerlerle harmanlayan Prof. Dr. Tarhan, iyiliğin sadece manevi bir erdem değil, aynı zamanda insan doğasında var olan biyolojik bir potansiyel olduğunu kaydetti.</p>
<p>İyilik yapmanın, sadece yardım alana değil, yardım edenin psikolojisine de olumlu etki ettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İyilik, insan doğasında var olan bir potansiyeldir ve biyolojik bir temele sahiptir. Psikolojide ‘geri dönüş ilkesi’ olarak bilinen kavrama göre, insan ne yaparsa aynısı kendisine döner; iyilik yapan iyilik bulur, karşısındaki insanı dinleyen anlayış görür. İyilik yapmak, bilindiği gibi sadece maddi yardımda bulunmak değildir; insanlara güler yüz göstermek, bir çiçek vermek, tebessüm etmek, hoş bir söz söylemek gibi davranışların hepsi birer iyiliktir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Kötülük’ Entropi Yasasına göre ‘İyilik’ in olmaması…</strong></p>
<p>Beynin çalışma mekanizmalarının, ahlak ve duyguların fiziksel kanıtlarının bulunduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle ön beyin (frontal korteks) gelişimi dikkat, planlama, empati kurma ve sağduyu gibi fonksiyonlarda kritik rol oynuyor. Bu bağlamda, duygusal zekânın (EQ) evlilik ve hayat başarısındaki rolü, mantıksal zekâdan (IQ) daha önemli hale geliyor. Mantıksal zekânın (IQ) akademik başarıyı güçlendirirken, duygusal zekânın (EQ) hayat başarılarını, evlilikleri ve arkadaş ilişkilerini daha iyi hale getirdiği görülüyor. Duygusal zekâsı olan kişiler, kendi duygularıyla birlikte diğer insanların duygularını da okuyabilen, bağımsız davranan, uzlaşmayı başaran iyimser kişilerdir. Kötülük ise Entropi Yasasına göre iyiliğin olmamasıdır. Kişinin kendini tanıması, içindeki olumlu ve olumsuz eğilimleri bilmesi, iyiliğe yönelmek ve kötülükten korunmak için kritik öneme sahiptir.”</p>
<p><strong>İyiliğin ve kötülüğün tohumları 0-6 yaşta atılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların karşılandığı, sevgi, saygı ve güvenin inşa edildiği bir ailenin &#8220;son sığınak&#8221; olduğunu dile getirerek, “Özellikle çocukluk, 0-6 yaş dönemi, iyiliğin ve kötülüğün, güzelin ve çirkinin tohumlarının atıldığı kritik bir zamandır. Bu dönemde çocuk, çevresi tarafından ödüllendirilenleri doğru, cezalandırılanları yanlış kabul eder. Anne babanın çocuklarına karşı kötü ve iyi konusunda kararlı, devamlı ve tutarlı olması, tıpkı kar yağışının yavaş ve devamlı olduğunda tutması gibi, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde etkilidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklara iyilik yapma alışkanlığı kazandırılmalı</strong></p>
<p>Ailede iyiliğin temel direklerini; sevgi, saygı, sadakat ve sabrın yanı sıra, empatik ve adil iletişimin oluşturduğunu da anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Empati, bir başkasının acısını anlamak ve ona şefkatle yaklaşmaktır. Empatinin olmadığı bir aile ortamında sorunlar kolaylaşmaz. Empati ve şefkat, başkasının acısını anlama ve ona yardım etme fedakârlığını gerektirirken, adalet ve dengeli yaklaşım hem aile içi ilişkilerde hem de çocuk eğitiminde esastır. Sorumluluk alma, öz-eleştiri yapma, gerçekçi beklentilere sahip olma, kanaatkârlık ve evliliği bir ‘takım oyunu’ olarak görme anlayışı, ailedeki iyilik halini güçlendirir. İyilik, sadece ahlaki bir seçim değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal psikolojik sağlığın temelini oluşturan, beyin temelli bir süreçtir. Çocuklara iyilik yapma alışkanlığı kazandırmak, vicdan gelişimi, tutarlı disiplin ve gerçek özgürlük kavramlarını öğretmek, onların sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için hayati değerdedir. Modernizm yağmur ekti fırtına biçiyor, ailedeki yangını iyilik söndürecek.”</p>
<p><strong>Ailede iyilik aktif bir süreç olmalı</strong></p>
<p>Çağımızın getirdiği materyalizm, tüketim odaklılık ve teknoloji bağımlılığının, ailede iyilik halini tehdit ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, mutluluğu dışsal unsurlara bağlamanın bir yanılsama olduğunu, asıl mutluluğun insanın iç dünyasıyla ilgili olduğunu ve bu tuzaklardan kurtulmanın yolunun kanaat ve sonuç bilinci olduğunu kaydetti.</p>
<p>Ailenin, modern dünyanın meydan okumaları karşısında yeniden tanımlanması ve güçlendirilmesi gereken son sığınak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ailede iyilik, pasif değil, sürekli yatırım, öğrenme, bilinçli çaba ve dinamik bir denge gerektiren aktif bir süreçtir. Bu iyilik hali, bireylerin mutluluğunu sağlamanın yanı sıra, sağlıklı, huzurlu ve umutlu bir geleceğin temelini oluşturmaktadır ve ‘ailede iyilik’ yaklaşımı, çağımızın yaralarını sarmada önemli bir yol haritası sunmaktadır.” Şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Feridun Kunak, &#8220;Evlerinize Sağlık&#8221; Programıyla Haymana&#8217;da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-feridun-kunak-evlerinize-saglik-programiyla-haymanada-589703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 16:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[evlerinize]]></category>
		<category><![CDATA[feridun]]></category>
		<category><![CDATA[haymana]]></category>
		<category><![CDATA[kunak]]></category>
		<category><![CDATA[programıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Feridun Kunak ve ekibi, iki gün süren çekimler boyunca Haymana’nın termal, tarihi ve kültürel güzelliklerini izleyicilerle buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-feridun-kunak-evlerinize-saglik-programiyla-haymanada-589703">Dr. Feridun Kunak, &#8220;Evlerinize Sağlık&#8221; Programıyla Haymana&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Dr. Feridun Kunak ve ekibi, iki gün süren çekimler boyunca Haymana’nın termal, tarihi ve kültürel güzelliklerini izleyicilerle buluşturdu. Türkiye’nin en büyük kaplıca tesisi olan Tarihi Haymana Kaplıcaları’nda yapılan çekimlerde, ilçemizin termal sularının özellikleri ve sağlık açısından faydaları anlatıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Program kapsamında Yeşilyurt Kadın Kooperatifi ziyaret edilerek Haymanalı kadınların el emeği ürünleri tanıtıldı. Ayrıca Dr. Kunak, Haymana’nın doğal ürünleriyle hazırlanan bitkisel karışım ve kürlere de programda yer verdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çekimlerde Haymana’ya özgü yöresel lezzetlerden “Kürt Pilavı” da izleyicilere tanıtıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Programın öne çıkan bölümlerinden biri ise, son dönemde sosyal medyada büyük ilgi gören Haymana Karası köpek ırkı oldu. Sivas Kangalı ve Aksaray Malaklısı ile kıyaslanan bu yerli tür, geniş izleyici kitlesine tanıtılacak.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Üç hafta sonra yayınlanması planlanan “Evlerinize Sağlık” programının yayın günü ve saatinin duyurusu, Haymana Belediyesi tarafından yapılacak.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-feridun-kunak-evlerinize-saglik-programiyla-haymanada-589703">Dr. Feridun Kunak, &#8220;Evlerinize Sağlık&#8221; Programıyla Haymana&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 12:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[Ercan Varlıbaş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<category><![CDATA[varlıbaş]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587825</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşık 2,7 milyon metrekare alanda ve 4,5 milyar dolar yatırımla kurulan Biyoteknoloji Vadisi, Türkiye’nin bilim ve teknoloji odaklı kalkınma hedeflerinde stratejik bir rol üstleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825">Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık <strong>2,7 milyon metrekare</strong> alanda ve <strong>4,5 milyar dolar yatırımla</strong> kurulan <strong>Biyoteknoloji Vadisi</strong>, Türkiye’nin bilim ve teknoloji odaklı kalkınma hedeflerinde stratejik bir rol üstleniyor. Araştırma, üretim, girişimcilik ve sanayi iş birliğini aynı yapıda bir araya getiren vadi; ulusal biyoteknoloji kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor. Biyoteknoloji Sanayicileri Derneği (BİYOSAD) ve Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (BİOSB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr.<strong> Ercan Varlıbaş</strong>, Türkiye’nin ekonomik büyüklükte 22., biyoteknolojide ise 48. sırada olduğuna dikkat çekerek, “Bu tabloyu değiştirmek için Türkiye’yi 10 yıl içinde biyoteknolojide ilk 10 ülke arasına taşımayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Varlıbaş, vadinin yalnızca üretim ve Ar-Ge alanı değil, ulusal inovasyon politikalarının hayata geçirileceği bütünleşik bir ekosistem olduğunu vurguladı. “Biyoteknoloji Vadisi, Türkiye’nin bilim temelli büyüme sürecine yön verecek. Yerli ve yabancı yatırımcılarla ekosistemi güçlendirerek bilimi toplumsal yaşamın ana damarına taşımayı amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı. Projenin hedefleri arasında 20 bin istihdam, 15 milyar dolarlık ihracat ve 300 start-up’ın desteklenmesi bulunuyor.</p>
<p><strong>“BİYOTEKNOLOJİ ZENGİNLİK, SAĞLIK VE UZUN ÖMÜR DEMEK”</strong></p>
<p>Türkiye ve dünyadan bilim insanlarının katıldığı 2. Uluslararası Sürdürülebilirlik için Biyoteknoloji Çözümleri Kongresi (Biotech4SUS), Gebze Teknik Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Kongrede konuşan Dr. Ercan Varlıbaş, biyoteknolojiyi “zenginlik, sağlık ve uzun ömür” kavramlarıyla tanımladı.</p>
<p>Varlıbaş, biyoteknolojinin yalnızca bir bilim alanı değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın lokomotifi olduğunu belirterek, “Dünyada resmi kayıtlara göre 122 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Biyoteknoloji, sağlıklı ve stressiz yaşam süresini uzatmayı mümkün kılıyor” dedi.</p>
<p>Biyoteknolojinin tarım, sağlık, gıda ve hayvancılık gibi stratejik sektörlerde dönüştürücü etki yaratacağını vurgulayan Varlıbaş, “Bu alan, Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme stratejisinde kilit rol üstlenecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“BİYOTEKNOLOJİ, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN KALBİDİR”</strong></p>
<p>Dr. Ercan Varlıbaş, Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki atılımının artık yalnızca sanayi ölçeğinde değil, bir bilim politikası ekseninde ilerlediğini vurgulayarak, “Biyoteknoloji doğayı kopyalayan değil, doğayla iş birliği yapan bir bilimdir. Bugün iklim değişikliği, gıda güvenliği, sağlık ve enerji verimliliği gibi konuların tümünde çözümün adresi biyoteknolojidir. BİYOSAD olarak kamu, sanayi ve üniversiteleri aynı masada buluşturuyoruz. Amacımız yalnızca üretmek değil; bilimin etik, çevreci ve sürdürülebilir bir zeminde büyümesini sağlamak. Türkiye’yi yalnızca biyoteknolojik ürünlerde değil, bilimsel kalite ve sürdürülebilirlikte de bir referans ülke haline getirmeye kararlıyız.” İfadelerini kullandı.  </p>
<p>Dr. Ercan Varlıbaş konuşmasında ayrıca Biyoteknoloji Vadisi’nin yalnızca ulusal değil, uluslararası ölçekte de etki yaratmayı hedeflediğine dikkat çekti. Dr. Varlıbaş, “Türkiye artık bu alanda aktif rol alıyor. Kore ve Tayvan’da temaslarımız oldu, Boston’da iki kongreye katıldık. Gelecek yıl San Diego’da Türkiye Pavilyonu’nu kuruyoruz. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, Sağlık ve Ticaret Bakanlıkları da bizimle olacak” dedi.</p>
<p><strong>“YERLİ İLAÇ TÜRKİYE’NİN BİLİMSEL BAĞIMSIZLIĞI AÇISINDAN KRİTİK BİR DÖNÜM NOKTASI”</strong></p>
<p>Yerli biyoteknolojik ilaç üretiminde Türkiye’nin geldiği noktanın önemine dikkat çeken Dr. Ercan Varlıbaş,” 5 yıl önce İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile başlatılan, VSY Biotechnology tarafından fonlanan yeni biyoteknolojik ilaç molekülü projesinin laboratuvar aşamalarında başarılı sonuçlara ulaştı. Molekülümüz izole edildi, tanımlandı ve ön klinik testlerde güvenilirlik ve etkinlik açısından son derece umut verici sonuçlar verdi. İnsan fazı klinik çalışmalar da olumlu sonuçlanırsa, üretimi Biyoteknoloji Vadisi’nde gerçekleştireceğiz. Kendi molekülünü geliştiren bir ülke yalnızca sağlıkta değil, bilimde de bağımsız olur. Bizim hedefimiz, Türkiye’yi ilacını geliştiren, teknolojisini üreten ve bilgisini ihraç eden bir ülke haline getirmek. Bu süreç Türkiye’nin bilimsel bağımsızlığı açısından kritik bir dönüm noktası olacaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ercan-varlibas-biyoteknoloji-ile-122-yasina-kadar-yasamak-mumkun-587825">Dr. Ercan Varlıbaş: Biyoteknoloji ile 122 Yaşına Kadar Yaşamak Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[vadeli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İlk duygu korku, ilk ihtiyaç sığınma</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel motivasyonunun “iyi hissetme arzusu” olduğunu belirterek, “İnsanın iyi hissetme ihtiyacı biyolojik bir dürtüdür. Bir çocuk anne karnından dünyaya geldiğinde ilk hissettiği duygu korkudur. Çünkü anne karnı konforlu bir ortamdır, her şey hazırdır. Ama dünyaya çıkar çıkmaz soğuk bir hava gelir ve bebek ağlar. İlk tepki korkudur. Ardından sığınma ihtiyacı doğar. Anne kokusu bile çocuğu rahatlatır. Yani insan hayatı, daha ilk andan itibaren iyi hissetme ve sığınma ihtiyacı üzerine kuruludur.” dedi.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemi kısa vadeli haz üretiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin ödül mekanizmasının dopamin üzerinden çalıştığını ifade ederek, “Beyindeki ödül sistemi dopamin döngüsüyle çalışır. Tüm bağımlılıklar, sanal alışkanlıklar bu mekanizmayı kullanır. Dopamin kısa vadeli haz verir ama uzun vadeli tatmin sağlamaz. Arzu ve ihtiyaç giderme ile uzun vadeli tatmin aynı şey değildir. İnsan anlık mutlulukla yetinmemeli, uzun vadeli anlam arayışıyla iyi hissetmeyi başarmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik kaynak yönetimi şart</strong></p>
<p>İyi hissetmenin bir strateji gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir insan kendini sadece ‘şu anda iyi hissediyorum’ diye kandırmamalı. 5-10 yıl sonra da iyi hissetmek için zihinsel yatırım yapmalı. Bunun için amaç belirlemek, yol haritası çıkarmak gerekir. Nasıl parasal kaynak yönetiliyorsa, insanın da psikolojik sermayesi vardır. Duygusal, sosyal ve manevi birikimler… Bunları da akıllıca yönetmek gerekir. İnsan bilinçli bir varlıktır; yalnız kendilik bilinci değil, çevre, dünya, evren ve Tanrı bilincine sahiptir. Bu bilinçle kaynaklarını yöneten kişi fark oluşturur.”</p>
<p><strong>Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan,</p>
<p>“Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır. Doyum erteleme, dopaminin sürdürülebilir salgılanmasını sağlar, çocuk dayanıklılık eğitimi alır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ailelerin sık yaptığı hataya da dikkat çekerek, “Çocuk ağlayınca istediğini hemen vermek anne babanın egosunu tatmin eder ama çocuğun hiçbir şey öğrenmesini sağlamaz. Çocuk ihtiyaç ve istek ayrımını öğrenmez. Bu da ileride bağımlılık riskini artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kredi kartı somut haz verir, borcu unutturur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek bireylerin para, haz ve ilişkilerle olan bağlarını ele aldı. Tarhan, çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken “doyum erteleme” becerisinin hem finansal hem de duygusal sermaye yönetiminde kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Günümüz insanının çoğunlukla somut hazza yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan somut hazla soyut tatminin ayrımını yapamıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsun, o anda paranın çıkışını hissetmiyorsun. Anlık bir haz yaşanıyor ama ilerideki borç düşünülmüyor. Halbuki kişi soyut tatmini öğrenirse, yani bugünkü harcamayı erteleyip gelecekteki hedefi için biriktirirse, somut duygular yerine soyut duygularını yönetmeyi başarır. Somut haz dopaminle, soyut tatmin serotoninle ilgilidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuk sadece mutlu edilmez, hayata hazırlanır</strong></p>
<p>Çocukların finansal bilinç kazanmasının erken yaşta başlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa küçük yaştan bütçe yönetimi öğretilmeli. Kolay elde etmemeli, isteklerini ertelemeyi öğrenmeli. Anne babaların ‘çocuğumdan daha mı önemli’ diyerek her dediğini yapması en büyük hatadır. Çocuk mutlu edilmek için değil, hayata hazırlanmak için yetiştirilir. Anne baba olmadığında da kendi gemisinin kaptanı olabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocukların marka ve statü tuzaklarına kolay düşebildiğini belirterek, paranın yalnızca bir takas aracı değil aynı zamanda bir psikolojik sembol olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Ticarette en büyük sermaye güvendir</strong></p>
<p>Güvenin hem insan ilişkilerinde hem de iş dünyasında temel sermaye olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ticarette en büyük sermaye güvendir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olan kişi ya da kurumlar sürdürülebilir başarı sağlar. Güven kayboldu mu, her şey kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İhtiyaç olmayan şeyi arzuluyorsak yanlış yoldayız</strong></p>
<p>Para harcama alışkanlıklarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ihtiyacım olmayan şeyi mi arzuluyorum? İkincisi, sahip olduklarımla tatmin oluyor muyum? Bu sorulara ‘hayır’ cevabı çıkıyorsa kişi yanlış yoldadır. İhtiyaç dışı harcama suçluluk doğurur, tatminsizlik ise sürekli daha fazlasını istemeye sürükler. Bu durum alışveriş bağımlılığına kadar gider.” dedi.</p>
<p><strong>Para, kişiye özgürlük duygusu verir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yeterli gelir elde eden insanların özgür hissettiğini ifade ederek, “Başarılı hissetmek, güçlü hissetmek, statü sahibi olduğunu hissetmek için para insana özgürleşme hissi verir. Kişi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, kimseye muhtaç olmuyorsa özgür hisseder. Ama borçlanarak yaşamaya başlarsa bu kez kaybetme korkusu hayatını esir alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patolojik cimrilik korkuların ürünü</strong></p>
<p>Parayla ilişkinin psikolojik boyutunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Öyle insanlar vardır ki evde buzdolabının fişini çeker, çocuğun sütünden, bezinden bile tasarruf eder. Bu artık patolojik cimriliktir. Böyle bir ilişki, korkuların baskın olduğu bir para ilişkisidir. Parayla olan ilişkimiz insanın hayatla olan ilişkisinin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin zenginliği bir güç gösterisi aracı olarak kullandığını söyleyerek, “Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür. Büyük arabalarla görünürler, gösterişli yaşarlar ama aslında borç içindedirler. ‘Yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı vermek için yaşarlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Osmanlı’nın son döneminde yapılan Dolmabahçe Sarayı’nı yanlış yatırım anlayışına örnek veren Prof. Dr. Tarhan, “1850’lerde Osmanlı büyük borçlar aldı. Ama bu borçlarla geri dönüşü olmayan Dolmabahçe Sarayı yapıldı. O dönemde altınla yapılan bu yatırım, bugünkü hesapla Avrasya Tüneli kadar değerliydi. Sırf ‘yıkılmadık ayaktayız’ mesajı vermek için yapılan bu saray, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.” dedi.</p>
<p><strong>Para, hayatın merkezinde değil; araç olmalı</strong></p>
<p>Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ancak yaşamın merkezine oturduğunda insanı esir alacağını vurguladı ve “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli. Ama açık pozisyonlarla borçlanarak yaşayan bir kişi uykularını kaybeder, tüm birikimlerini riske atar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Şirketlerde bütçe yönetimine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımsız denetçiler şirketlerin israf edip etmediğini kontrol eder. Çünkü tasarruf ve verimlilik esastır. Verimlilik işi doğru yapmaktır, etkinlik ise doğru işi yapmaktır. Eğer bunlar yoksa kaynaklar israf edilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Ekonominin Fransızca kökenli ve tasarruf anlamını taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ama Arapçadaki ‘iktisat’ maksat kökünden gelir. Yani önce hedefini belirle, sonra harcama yap. Hedefi olmayan kişi açgözlü yatırımlar yapar, parayı pusula gibi yanlış kullanır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yüksek güvenli toplumlar büyür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yatırım ortamının güvenle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Francis Fukuyama’nın da belirttiği gibi yüksek güvenli toplumlar geleceği öngörebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde insanlar yatırımlarını uzun vadeli yapar, sistem büyür. Ama düşük güvenli toplumlar kaynaklarını savunmaya, sığınak yapmaya harcar. Bu da israftır.” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomik krizlere hazırlık için bireylerin ve kurumların risk analizine önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Biz genelde kriz çıktığında yönetiyoruz ama risk analizi yapmıyoruz. Oysa risk analizi sayesinde kriz çıkmadan önlem alınabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal ölçekte hayati önem taşır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören Belediye Başkanı DR. Mesut Özarslan&#8217;ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama Mesajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediye-baskani-dr-mesut-ozarslanin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji-587421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 20:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[mesut]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[özarslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyetimizin ilanının 102. yıl dönümünü, milletçe büyük bir gurur, sevinç ve coşkuyla kutluyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediye-baskani-dr-mesut-ozarslanin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji-587421">Keçiören Belediye Başkanı DR. Mesut Özarslan&#8217;ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama Mesajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyetimizin ilanının 102. yıl dönümünü, milletçe büyük bir gurur, sevinç ve coşkuyla kutluyoruz.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, aziz milletimizin kahramanlık destanlarıyla yoğrulan bu büyük zafer; bağımsızlık, hürriyet ve millet iradesine dayalı bir yönetim anlayışının temellerini atmıştır. Cumhuriyet, Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin en yüce ifadesidir.</p>
<p>Bu kutlu gün, bize sadece geçmişin zaferlerini değil; aynı zamanda geleceğe dair sorumluluklarımızı da hatırlatmaktadır. Cumhuriyetimizin 102 yıllık birikimi, her bir vatandaşımızın alın teriyle, emeğiyle, inancıyla büyümüş; çağdaş, güçlü ve müreffeh bir Türkiye’nin temelini oluşturmuştur.</p>
<p>Bizler de Keçiören’de, bu mirasın ışığında; adaletin, eşitliğin, kardeşliğin ve milli birliğin güçlendiği bir Türkiye için çalışmayı görev biliyoruz. Cumhuriyetimizin değerlerini yaşatmak, genç nesillere aktarmak ve her alanda üretken, güçlü bir millet olarak yolumuza devam etmek en büyük idealimizdir.</p>
<p>Bu duygu ve düşüncelerle, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; tüm hemşehrilerimin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-belediye-baskani-dr-mesut-ozarslanin-29-ekim-cumhuriyet-bayrami-kutlama-mesaji-587421">Keçiören Belediye Başkanı DR. Mesut Özarslan&#8217;ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama Mesajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 14:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükerşen]]></category>
		<category><![CDATA[çağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[suat]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586058</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’na konuk olan eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen anılarını, eğitim hayatlarını ve yazarlık serüvenlerini öğrencilerle paylaştı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058">Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’na konuk olan eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen anılarını, eğitim hayatlarını ve yazarlık serüvenlerini öğrencilerle paylaştı. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’nda eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen çocuklar ve gençlerle bir araya geldi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen etkinlikte iki duayen isim; anılarını, eğitim hayatlarını, yazarlık serüvenlerini ve kazandıkları ödülleri paylaştı. Öğrenciler de sorularıyla söyleşiye renk kattı.</p>
<p><strong> “İzmir Fuarı Türkiye’nin zenginliği”</strong><br />İZKİTAP’a ev sahipliği yapan Kültürpark ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, “Ailemin kucağında bebekken, sonra çocuk, sonra da yetişkin olarak da her fırsat bulduğumda geldim İzmir Fuarı’na. İzmir Fuarı sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin bir zenginliği. Uluslararası ticaretin ne olduğunu ve dünyadaki tüm yenilikleri burada gördük, buradan öğrendik. İzmir, Türkiye’nin incisidir. Ege Bölgesi’nin başkenti” dedi.</p>
<p><strong>“Yazmaktan vazgeçmeyin”</strong><br />Prof. Dr. Büyükerşen, çocuklara bol bol okumalarını ve yazmalarını, yazmaktan vazgeçmemelerini tavsiye etti. Büyükerşen, “Hayal kurun, hayal kurmak çok önemli yazmak için. Ben kitap okurken sayfaların kelimeleri bana geldikçe o kitabın kahramanlarını gözümün önünde canlandırırım ve bir film gibi okurum. Yeni teknolojinin sunduğu cep telefonları, yapay zeka programlarından ve televizyondan biraz uzak durmak gerekiyor. Yazmak size düzgün konuşmayı, Türkçeyi düzgün kullanmayı öğretir. Özellikle kelimelerden harfleri çıkartarak kelimeleri kısaltmayın” tavsiyelerinde bulundu.</p>
<p><strong>“Siz çok şanslısınız”</strong><br />“Yılmaz Büyükerşen &#8211; Deli Deli İşler Yapan Bir Eskişehirli” kitabı ile Büyükerşen’in biyografisini de yazan Prof. Dr. Çağlayan, esprili bir dille, kitabında hocanın çocukluk anılarına da yer verdiğini söyledi. Çocuklara seslenen Çağlayan, “Bir konuyu belirleyin ve o konuda kitaplar okuyun. Ben insanların geçmişlerini biyografilerini alıp romanlaştırmak ve kurgulamak üstüne yazmayı ve okumayı seviyorum. Hangi konuda meraklıysanız o kitapları okuyun. Kitap okurken sonuca değil, betimlemelere odaklanın, yazarın anlattığı ağaçları, çiçekleri, renkleri gözünüzde canlandırın” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058">Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 12:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586012</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk yardım, doğru ve etkin yapıldığında kişinin hayatta kalmasını sağlarken, yanlış uygulandığında ise ikinci bir yaralanmaya veya kalıcı sakatlıklara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012">Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk yardım, doğru ve etkin yapıldığında kişinin hayatta kalmasını sağlarken, yanlış uygulandığında ise ikinci bir yaralanmaya veya kalıcı sakatlıklara neden olabiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Evre Yılmaz, ilk yardımın mutlaka eğitim almış kişiler tarafından uygulanması gerektiğini belirterek önemli bilgiler aktardı.<br />“Isı ile Yanmış Bölgeye Tereyağı, Diş Macunu ve Yoğurt Sürülmemelidir”<br />İlk yardımın, acil durumlarda insan hayatını koruyacak basit ama etkili girişimlerle hızlı biçimde uygulanması gerektiğini belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Evre Yılmaz, “İlk yardım becerisi, acil durumlarda insan hayatını koruyacak basit ama etkili girişimlerin hızlı şekilde uygulanmasını gerektiriyor. Halk arasında yaygın olarak kabul gören, bilimsel temeli zayıf veya yanıltıcı olan bazı uygulamalar, yardımda bulunulan insanlara hem zarar verebiliyor hem de zaman kaybına neden olabiliyor. <br />Örneğin; birçok kişi yanık bölgesine tereyağı, yağ ya da evde hazırlanan merhemler sürmenin yararlı olacağını düşünüyor. Oysaki bu uygulama, yanığın iç ısısını hapsederek cilde zarar veriyor ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Aynı şekilde yoğurt ve diş macunu gibi steril olmayan maddeler yara bölgesine ek mikrop taşıyabiliyor. Doğru yaklaşım, yanan bölgeyi 10–20 dakika boyunca soğuk su ile soğutmak, ardından temiz ve nemli bir bez ile kapatmaktır. Derin yanıklarda ise zaman kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmak gerekiyor” şeklinde konuştu.<br />“Nöbet Geçiren Kişilere Keskin Kokular Koklatılmamalı ve Ağzı Zorla Açmak İçin Kuvvet Uygulanmamalı”<br />Nöbet geçiren birinin ağzını açmaya çalışmanın, ayılması için soğan gibi keskin kokular koklatmanın ya da ellerini açmaya çalışmanın en sık yapılan hatalardan biri olduğunu söyleyen Yılmaz; “Nöbet geçiren birinin ağzını açmaya çalışmak, ayılması için soğan gibi keskin kokular koklatmak ya da ellerini açmaya çalışmak en sık yapılan hatalardan biridir. Bir kişi nöbet geçiriyorsa, bu tür davranışlardan uzak durmak gerekiyor. Bunun yerine, kişinin baş bölgesi korunarak kendine zarar vermesi önlenmeli, kasılmaların bitmesi beklenmeli ve vakit kaybetmeden ambulans çağrılmalıdır” dedi.<br />“Zehirlenme Durumunda Hastayı Kusturmak Kesinlikle Yanlış Bir Uygulamadır”<br />Zehirlenme durumunda zehrin kesinlikle ağız yoluyla çıkarılmaması gerektiğine dikkat çeken Yılmaz; “Zehirlenme vakalarında halk arasındaki en yaygın inanış, etken maddenin ağız yoluyla çıkarılmasıdır. Zehirli maddenin ele temas etmesi durumunda eller bol sabunlu su ile yıkanmalı ve zehirlenen kişi kesinlikle kusturulmaya çalışılmamalıdır. Özellikle yakıcı maddelerin alındığı durumlarda hasta asla kusturulmamalıdır. Bu durum özofagus ve solunum yollarında ek yaralanmalara neden olabilir.  Zehirlenme durumunda da acil tıbbi yardım istenmelidir” ifadelerine yer verdi.<br />“Yılan ve Böcek Sokmalarında Kanın Emilesi Enfeksiyona Sebep Oluyor”<br />Yılmaz; &#8220;Yılan soktuğunda yarayı kesip emmek kesinlikle yanlıştır. Bu uygulama, bulaşıcı hastalık riski de taşır. Böcek ya da yılan sokmalarında, sokulan bölgenin kesilerek kanatılması veya kanın emilip tükürülmesi, işlemi yapan kişiye enfeksiyon bulaşmasına neden olabilir. Bu nedenle, böcek sokmalarında etkilenen bölgenin su ve sabunla temizlenmesi gerekir. Kaşıntı ve ağrının azaltılması için de buz ile soğuk uygulama yapılabilir” dedi.<br />“İlk Yardım Eğitimleri Yaygınlaştırılmalı”<br />İlk yardımın, kritik ve doğru kararların verilmesi ile anlamlı hale geldiğinin altını çizen Yılmaz; “İlk yardım uygulamalarında halk arasında yaygın biçimde kabul görmüş pek çok inanış, bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen yanıltıcı bir yaklaşımlardır. İlk yardım, kritik ve doğru kararların verilmesi ile anlamlı hale gelir. Bilinen bu yanlışlar, sağlımız için büyük risk oluşturur ve durumun daha da kötüye gitmesine neden olur. Bu sebeple, toplumda ilk yardım eğitimlerinin yaygınlaştırılması, daha doğru ilk yardımın sağlanabilmesi için gerekli bir yaklaşımdır” diyerek ilk yardımın mutlaka eğitim almış kişilerce uygulanması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012">Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 16:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baki]]></category>
		<category><![CDATA[bulvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[komsuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[konforlu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde bozulma ve yıpranmaların görüldüğü yollarda hızlı müdahalede bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664">Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde bozulma ve yıpranmaların görüldüğü yollarda hızlı müdahalede bulunuyor. Yol ve Bakım Dairesi Başkanlığı’na bağlı A Takımı ve Yol Bakım Timleri, araç ve yaya güvenliği için Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı’nda asfalt serim çalışması gerçekleştirdi.</p>
<p><b>BÜYÜKŞEHİR HER YERE DOKUNUYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, üst yapı çalışmaları ile günlük hayatı daha erişilebilir ve konforlu hale getiriyor. Bu kapsamda Büyükşehir ekipleri, İzmit’te bulunan Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı’nda asfalt yenileme çalışması gerçekleştirdi. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi ve KOÜ Umuttepe Kampüsü’ne ulaşımın sağlandığı bulvarda yapılan asfaltlama çalışması ile sürüş konforunu olumsuz yönde etkileyen bozulmaların olduğu kısımlar trimer kazısı ile kazınarak söküldü. Kent içi ulaşımında güvenlik ve konforu artırmak için asfaltlama çalışmaları ile deformasyon yaşanan kısımlar bakım ve onarım işlemleri ile yenilendi.  Büyükşehir Belediyesi, kent ulaşımının daha güvenli ve konforlu hale gelmesi için sahada yoğun mesai harcamaya devam ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664">Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ın başkanlığındaki heyet, Azerbaycan’da düzenlenen “5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansına (I-CRAFT’2025)" katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ın başkanlığındaki heyet, Azerbaycan’da düzenlenen “5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansına (I-CRAFT’2025)&#8221; katıldı. Rektör Prof. Dr. Budak, konferans öncesi Haydar Aliyev Kültür Merkezi önünde bulunan Azerbaycan’ın ulusal lideri Haydar Aliyev’in anıtına çiçek sunarak saygı duruşunda bulundu.</p>
<p>Azerbaycan temasları kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Gence Başkonsolosu Recep Öztop&#8217;u makamında ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Budak, Türk yükseköğretiminde örnek bir model haline gelen ve Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi ile Ege Üniversitesi arasında başarıyla yürütülen İkili Diploma Programı kapsamında, Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr. Zafer Gurbanov ve eğitimlerine devam eden öğrencilerle de bir araya geldi.</p>
<p>5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansının (I-CRAFT’2025) açılış töreni Gence’deki Haydar Aliyev Merkezi&#8217;nde gerçekleştirildi. Konferansa, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr.  Zafar Gurbanov, farklı ülkelerden bürokratlar ve akademisyenler ile tarım ve gıda teknolojileri alanının temsilcileri ve  öğrenciler katıldı.</p>
<p>Konferansın açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bu konferansı, geleceğin tarımını şekillendirecek fikirlerin, projelerin ve teknolojilerin bir araya geldiği uluslararası bir buluşma noktası olması açısından çok değerli buluyorum. Etkinlik, yalnızca bilimsel bilgi paylaşımını değil; aynı zamanda ülkeler arasında köprüler kurmayı, ortak akılla sürdürülebilir bir tarım geleceği inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasında son yıllarda derinleşen tarımsal iş birliği örnek teşkil etmekte; ortak politika çalışmaları, eğitim programları ve Ar-Ge projeleri, bölgesel gıda güvenliğine stratejik katkılar sunmaktadır” dedi.</p>
<p>Günümüz dünyasında tarımın yalnızca bir üretim faaliyeti değil; bilim, teknoloji ve inovasyonun merkezinde yer alan stratejik bir sektör olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tarımda otomasyon teknolojilerinden yapay zekâ uygulamalarına, hassas tarımdan biyosistem mühendisliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede, üretim süreçleri daha verimli, daha güvenli ve daha çevreci hale gelmektedir. Özellikle ‘Tarımda Otomasyon Teknolojileri’ ve ‘Robotik Uygulamalar’, insan gücüne olan bağımlılığı azaltırken, üretim süreçlerinde hata payını minimize etmekte ve kaynak verimliliğini artırmaktadır. Bugün, tarlalarda, seralarda ve hatta hayvansal üretim tesislerinde otonom robotlar, yapay zekâ destekli sensör sistemleri ve görüntü işleme teknolojileriyle desteklenen modern bir üretim modeli yükselmektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tarladan sofraya” kalite güvencesi</b></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tarımda Görüntü İşleme ve Makine Görme Teknolojileri, GNSS/GPS destekli otonom sistemlerle birleştiğinde, bitki sağlığı analizinden ürün verim tahminine kadar birçok alanda devrim niteliğinde çözümler sunmaktadır. Bu teknolojiler, aynı zamanda uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile entegre edilerek sürdürülebilir kaynak yönetiminin temel araçları haline gelmiştir. Bitki Bilimi, Hayvan Bilimi, Meyve ve Sebze Üretim Teknolojileri, Bahçecilik Teknikleri ve Hasat Sonrası Teknolojiler alanlarında yürütülen yenilikçi çalışmalar, hem ürün kalitesini hem de besin değerini artırmayı hedeflemektedir. Bu yenilikler, gıda mühendisliği ile birleştiğinde ‘tarladan sofraya’ uzanan zincirin her halkasında kalite güvencesini sağlamaktadır. Yeni Gıda İşleme Teknikleri ve Sürdürülebilir Tarım Teknolojileri, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkilerini minimize etmede kritik bir role sahiptir. Tarımsal üretimde su kaynaklarının etkin kullanımı, sulama ve drenaj mühendisliği alanındaki yeniliklerle desteklenirken, biyoenerji ve biyoyakıt teknolojileri de çevresel sürdürülebilirliğe yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bu yılki konferansın tematik alanlarından biri de, Tarım ve Çevre Biyoteknolojisi ile Ergonomi ve Güvenlik Teknolojilerinin tarımsal üretimle entegrasyonudur. Tarımda çalışan insanın refahı, üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. İnsan odaklı, güvenli ve teknolojik üretim sistemleri, geleceğin tarımsal dönüşümünün merkezinde yer almaktadır” dedi.</p>
<p><b>      “Ege Üniversitesi alandaki birikimiyle Türk Dünyasına öncülük ediyor”</b></p>
<p>Ege Üniversitesinin yürüttüğü çalışmalarla Türk dünyası genelinde tarımsal bilgi ekonomisinin oluşmasına öncülük ettiğini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Azerbaycan ve Türkiye’nin Üniversitemiz öncülüğünde ortak yürüttüğü çift diploma programları, ortak araştırma merkezleri ve tarım teknolojileri forumları, sadece iki ülke arasında değil; Türk dünyası genelinde tarımsal bilgi ekonomisinin oluşmasına öncülük etmektedir. Bu iş birliği modeli, bölgesel istikrar, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından örnek bir çerçeve sunmaktadır. Bilimin ışığında üretken bir geleceği hep birlikte inşa edebilmemiz için, disiplinler arası iş birliğini, veri temelli karar süreçlerini ve yenilikçi düşünceyi merkeze almamız gerektiğini vurgulamak isterim. ICRAFT-2025’in, tarım ve gıda teknolojilerinde yeni ufuklar açmasını, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendirmesini temenni ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr.  Zafar Gurbanov ise yaptığı konuşmada, konferansın tarım çalışmalarındaki güncel   ve yenilikçi yaklaşımları paylaşmak ve gelecekteki iş birliklerini inşa etmek için önemli bir platform olduğunu belirtti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kanalizasyonlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi<strong>.</strong></p>
<p><strong>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşım var</strong></p>
<p>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşımın öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ‘Bir hedefim var, ona ulaştım, başarılıyım’ düşüncesine dayanır. Bu yaklaşım özellikle Batı felsefesinde, mükemmeliyetçilik, ödül odaklılık ve rekabet ortamı çerçevesinde değerlendirilir. İkincisi, anlam odaklı başarı anlayışıdır. Burada kişinin haz değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi vardır. Uzun vadeli bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşma sürecinde gösterdiği çaba başarı olarak tanımlanır. Üçüncüsü ise transandantal başarı anlayışıdır. Bu yaklaşımda başarı, yalnızca kişinin kendi hedeflerine ulaşması veya geleceğine yatırım yapmasıyla sınırlı değildir; topluma sunduğu katkı, kendini aşabilmesi ve değer üretmesi de başarı kapsamında değerlendirilir. Bu üç yaklaşım bir arada düşünüldüğünde çok boyutlu başarı kavramı ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın etkisiyle başarı anlayışı da değişti</strong></p>
<p>Günümüzde ise özellikle sosyal medyanın etkisiyle, klasik başarı anlayışının rekabetçi yapısının farklı bir yöne evrildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Fiziksel görünüm, maddi zenginlik, yüksek takipçi sayısı veya fazla beğeni almak gibi ölçütler ‘başarı’ olarak sunulmaktadır. Bu durum, bazı araştırmacılar tarafından toksik başarı kültürü ya da başarı pornosu olarak adlandırılmaktadır. Adeta bir ‘başarı şehveti’ şeklinde, dışsal onay peşinde koşma eğilimi yaygınlaşmıştır. Ancak bu tür bir yaklaşımın, uzun vadede bireyleri tatmin etmediği görülmektedir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu kültürün insan beyninin biyolojik zaaflarını kullandığını ve dopamin odaklı, hazza dayalı bir başarı anlayışı yarattığını ifade ederek, dış onaya bağımlılığın tehlikeli olduğunu, alkış kesildiğinde yaşanan çöküşe dikkat çekti.</p>
<p><strong>Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor</strong></p>
<p>Gerçek başarının kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçtiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor. ‘Senin eşin benzerin yok. Sen en iyisin! Başarı vardır, başarısızlık yoktur, sonuçlar vardır.’ Böyle egoyu şişiriyorlar. Ondan sonra iş yerine gidiyor, kimseyi beğenmiyor. Eşine gidiyor, eşini eleştiriyor. ‘Benim kıymetimi anlayamadılar,’ ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ gibi. Bu çağda da özellikle insanların şu anda en büyük organları egoları olmuş.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, onayın ve takdirin &#8220;marifet iltifata tabidir&#8221; sözünde olduğu gibi teşvik edici bir rolü olduğunu ancak bunun bir ego tatmin aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Sağlıklı başarı anlayışını ise bir yolculuk olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, “Başarı sonuç değil, süreçtir. Yolda olmaktır başarı. Yolda olan kişi, hedefe ulaşmak değil, yolda olmaktır. Bu şekilde düşünürse bir kimse, bugün merdiven çıkarken, ‘Bugün bir basamakla başarılı oldum ama önümde çok basamaklar var!’ der.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, son olarak dış ödüle bağımlı olmak yerine, kişinin kendi gelişimini takip ettiği &#8220;iç ödül&#8221; mekanizmasını çalıştırmasının önemine değinerek, &#8220;Bir hafta öncesine göre şunları başardım diyebilmek&#8221; gibi öz şefkat odaklı yaklaşımların daha kalıcı bir mutluluk ve başarı getireceğini belirtti.</p>
<p><strong>Başarı bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzün kıyasa dayalı başarı anlayışını eleştirerek, gerçek başarının dışsal alkışlara ve rüzgâra ihtiyaç duymayan &#8220;buharlı gemi&#8221; gibi içsel motivasyonla hareket etmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Başarının bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dış onaya bağımlı motivasyonun tehlikelerine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü gemi vardır: Bir yelkenli gemi, bir de buharlı gemi. Buharlı geminin rüzgâra ihtiyacı yoktur. İnsan buharlı gemi gibi olacak. Yelkenli gemi olsa hep dış nedene bağlısın, rüzgarla, alkışla beslenirsin. Eğer motivasyonu içten bulursa, hiçbir şey seni engelleyemez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Derin ilişki kurabilmek de başarıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yüzeysel ilişkilerin hakim olduğu bu çağda, başarının en önemli tanımlarından birinin de anlamlı ve derin bağlar kurabilme yeteneği olduğunu ifade etti. Bu tür ilişkilerin yalnızlık duygusunu giderdiğini ve bunun başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Derin ilişki kurabilmek de başarıdır. Şu an bu çağda yüzeysel ilişkiler var, derin ilişki kuramıyor insanlar. O derin ilişki insanda yalnızlık duygusunu gideriyor. Bakıyoruz birçok problemin, gençlerin yanlış davranışının arkasında ‘benim farkıma var’ davranışı var. Beni gör, bana değer ver davranışı var. Duygusal bağ kuran kişiler yalnızlık hissetmez ki.” dedi.</p>
<p>Sürekli görünür olmanın ve parmakla gösterilmenin başarı olarak algılanmasının getirdiği risklere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Parmakla gösteriliyor olmak bir insanın hayatında kayalıklarda yürümeye benziyor. Düştüğün zaman bir tarafını kırarsın. Ovada yürümek kolaydır. Ortalama bir insan olmak, ovada yürümek gibidir. Düşsen bile kalkarsın, ama kayaların üzerinde yürürken bir hatayla bir anda karizman çizilir. Bu da risk oluşturur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünür</strong></p>
<p>Başarı arayışının arkasındaki nörolojik mekanizmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü ödül var: Biri peşin ödüller, bir de uzun vadeli ödüller. Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünerek beynindeki ödül merkezini öyle kullanır. Bu, serotonin odaklı sistemdir; fikir, ideal, anlam peşinde koşar. Dopamin odaklı beyin ise anlık ödüllerle yaşar. Biri bitince tekrar başlar. Bu, haz odaklıdır ve sürdürülebilir değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Herkesin kendi başarı tanımını yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Keşke ve acabalarla uğraşmak yerine, ‘Ne yapabilirim?’ odaklı olmak gerekiyor. Ve ikinci hemen şu soruyu sor: ‘Nereden başlamalıyım?’ Bir yerden başlamalıyım. Başarı da böyle yapmak gerekiyor. Elmayı kocaman ağzına yutmaya çalışırsan yutamazsın, parçalara ayırırsın.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern başarı anlayışının insanları kronik strese sokarak antidepresan kullanımını patlattığını belirterek, gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak ve psikolojik esneklik kazanmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Öfke anında soğukkanlı kalabilmenin başarı yolundaki en önemli yeteneklerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu duygunun manipülatif kişiler tarafından bir silah olarak kullanılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bazı insanlar öfkelendirir, başarısız hissettirir ve onun üzerine, ‘Sen zaten böylesin, bak. Hiçbir şeyi başaramıyorsun. Ben olmasam sen hiçsin!’ der, o kişiyi esir alır, köleleştirir. Toksik kişiler yapar bunu. Toksik üçlü dediğimiz bu kişilerde empati yoksunluğu vardır, egolarını çok üstün görürler, eleştiriye kapalıdırlar ve hedefe ulaşmak için her şey serbest derler.” dedi.</p>
<p>Günümüzün &#8220;daha çok şeye sahip olma&#8221; odaklı başarı kültürünün insanları kronik strese soktuğunu ve bunun bedelinin ruh sağlığıyla ödendiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Toksik başarı öğretisi yapan modernizm, ‘mükemmel olmalısın, hep alkışlanmalısın’ diyor. Bu, kronik strese sebep oldu. Şu an New York&#8217;ta, İstanbul&#8217;da da öyle, kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi. Neden insanlar bu kadar antidepresan alıyor? Eğer yaşam felsefesi değişmezse 2030&#8217;larda antidepresan satışı daha çok olacak. Burada bir şeyler yanlış gidiyor demektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsanın kendisiyle yüzleşmesi…</strong></p>
<p>İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin çok büyük bir özgüven işareti olduğunu ve en büyük özgüven ölçüsünün de insanın kendini sorgulaması, kendisini, üçüncü bir kişi gibi, &#8220;Benim güçlü yönüm bu, zayıf yönüm bu. Bu olayda bu hata oldu. Bu bana ne öğretti?&#8221; diyebilmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu bir olgunlaşma işaretidir. Bu insanın kişilik olgunluğuyla bilgeleşmesidir. Bunu uygulaması kolay değil ama en azından bu yolda olmak gerekiyor. Başarısızlıklardan ders alabilmek sadece mesela… Akademik başarı alanında değil sadece, hayat başarısı alanında da öyle.” diye konuştu.</p>
<p>Evliliğin bitmesini bir &#8220;başarısızlık&#8221; olarak görmenin yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ayrılmak bir seçenek değil, bir sonuçtur.&#8221; dedi</p>
<p>Başarısızlıklar karşısında savunmaya geçmenin insani bir refleks olduğunu Nasreddin Hoca&#8217;nın &#8220;Eşekten düşünce zaten inecektim!&#8221; fıkrasıyla anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, olgunlaşmanın ve bilgeleşmenin yolunun öz eleştiriden geçtiğini belirtti.</p>
<p><strong>Empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki karşılığı &#8220;insaf&#8221;</strong></p>
<p>Hayat başarısında duygusal zekanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki en doğru karşılığının &#8220;insaf&#8221; olduğunu söyledi. Kelimenin kökenine inerek derin bir analiz sunan Prof. Dr. Tarhan, “Empatiyi ifade eden en güzel kelime insaf kelimesidir. İnsaf kelimesi Arapça ‘nısf’ kökünden geliyor. ‘Nısf’ da yarı demek. Yani elmanın yarısı gibi. İlişkilerde sadece kendi yarından bakma, ‘İnsaflı ol. Diğer tarafın yarısından da bak!’ gibi. İnsaf kelimesi aslında olayları empatik, büyük resmi görerek ele alabilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221;</strong></p>
<p>Başarısızlıklar ve zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221; olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu kavram için &#8220;psikolojik elastikiyet&#8221; tanımını önerdi.</p>
<p>Düşünce katılığı olan kişilerin aksine, esnek zihinlerin olaylardan ders çıkararak güçlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik dayanıklılığın karşılığı aslında psikolojik esnekliktir. Kişi olay karşısında esner, bir şey öğrenir, tekrar eski haline gelir. Engelsiz sorunsuz bir yakın ilişki olmaz, muhakkak olacak. Olduktan sonra burada bunun ‘yüzde kaçından ben sorumluyum, yüzde kaçından karşı taraf sorumlu?’ diyecek ve gerekiyorsa hata yaptıysa özür dilemeyi bilebilecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Gerçek mutluluğun dış koşullara bağlı olmadığını, &#8220;otantik mutluluk&#8221; olarak tanımlanan bu durumun bir içsel olgunluk hali olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Otantik mutluluk, cezaevinde de olsa mutlu olabilmektir. Sarayda da olsa şımarmamaktır. Her ortamda mutlu olmayı başaran, dört mevsim açan çiçekler var ya, onun gibidir.” dedi.</p>
<p>Başarısızlığı bir tehdit olarak değil, &#8220;gelişme fırsatı&#8221; olarak görmenin önemine işaret ederek, “Birçok kimse başarısızlık korkusu nedeniyle başarı yolunda ilerleyemiyor. Başarısızlık korkusu olan kişiler başkasını kolayca suçluyor. Eleştiriye kapalı kişiler de böyle. Problem çözme becerisi olan bir kişiler başarısızlığı da çözer ve bir şeyler öğrenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Mustafa Büyükkolancı&#8217;dan 50 Yıllık Arkeoloji Yolculuğu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-mustafa-buyukkolancidan-50-yillik-arkeoloji-yolculugu-584849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 15:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[büyükkolancı]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arkeolog Dr. Mustafa Büyükkolancı, meslek hayatında geride bıraktığı yarım asırlık deneyim ve birikimini Selçuk Efes Kent Belleği’nde düzenlenen söyleşide paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-mustafa-buyukkolancidan-50-yillik-arkeoloji-yolculugu-584849">Dr. Mustafa Büyükkolancı&#8217;dan 50 Yıllık Arkeoloji Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arkeolog Dr. Mustafa Büyükkolancı, meslek hayatında geride bıraktığı yarım asırlık deneyim ve birikimini Selçuk Efes Kent Belleği’nde düzenlenen söyleşide paylaştı.</p>
<p>Uzun yıllar Ayasuluk kazılarının başkanlığını yürüten ve Efes Selçuk’un tarihi mirasının gün yüzüne çıkarılması ile korunmasına büyük katkı sunan Dr. Büyükkolancı, 50 yıllık meslek yolculuğunu bir kitapta toplamak üzere çalıştığını belirtti.</p>
<p>Arkeoloji dünyasının yakından tanıdığı Dr. Büyükkolancı, 1967 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren katıldığı kazı çalışmalarını, Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Kilisesi’ndeki araştırmalarını ve yarım asrı aşan arkeoloji serüvenini dönemler halinde anlattı.</p>
<p>Sunum boyunca paylaştığı fotoğraflar, çizimler ve saha anıları katılımcıların büyük ilgisini topladı.</p>
<p>Dr. Büyükkolancı, konuşmasının sonunda hayata geçirilmesini arzuladığı projelere de değinerek; “Artemis Tapınağı çevresindeki alan ele alınırsa burada çok güzel bir arkeoloji parkı oluşturulabilir. Hatta Dem Müzesi’nin önce bu alanda kurulmasını istemiştim ancak Efes’in içinde kuruldu. Bir gün bunun da gerçekleşeceğine inanıyorum. Alanın düzenlenmesiyle yeni bir cazibe merkezi kazanmamız mümkün” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-mustafa-buyukkolancidan-50-yillik-arkeoloji-yolculugu-584849">Dr. Mustafa Büyükkolancı&#8217;dan 50 Yıllık Arkeoloji Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[nöroteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[pusula]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yarının]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde </span></span></span></b><span><span><span>“<b>Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. Nöroteknoloji bilim alanının bugün ve yarının bilim alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, nöroteknolojinin artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Gelecekte bilim alanında farklı disiplinlerin bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” dedi.</b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Açılış Töreni, Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törene Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İran, Kanada, Hindistan, Tanzanya’nın İstanbul Konsolosluğu’ndan temsilciler, Emekli Büyükelçi Naci Koru, Kağıthane Kaymakamı Yüksel Kara, Bağcılar Kaymakamı Abdullah Uçgun, Kâğıthane Belediye Başkan Yardımcısı Levent Dirice ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de bulunduğu davetlilerin yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Törenin açılışında sahne alan İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Orkestrası seslendirdiği eserlerle büyük beğeni topladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bir üniversitenin başarısı, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, üniversite olarak eğitime, bilime ve araştırmaya yön veren yenilikçi ve uluslararası düzeyde kabul görmüş öncü bir üniversite olmayı arzu ettiklerini belirterek “Elbette tüm saygın yükseköğretim kurumları gibi biz de uluslararası metriklerde yer almayı, her geçen yıl daha iyi sıralamalara ulaşmayı hedefliyoruz. Ancak biliyoruz ki bir üniversitenin başarısı yalnızca aldığı derecelerle değil, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür. Bu bağlamda, gençlerimize sadece mesleki bilgi ve beceri kazandırmakla yetinmiyor; onları adalet, merhamet, özgürlük, insan onuru gibi temel insani değerlerle donatarak dünyaya iyi bireyler olarak kazandırmayı da asli görevimiz sayıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilginin insanlığın yararına kullanılması da bizim sorumluluğumuzda”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar bize bu sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermekte” diyen Prof. Dr. Kocabıçak, şunları söyledi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gazze’de aylardır insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına yazılacak bir vahşet yaşanıyor. Çocuklar, kadınlar, masum siviller hayatlarını kaybediyor; şehirler haritadan siliniyor, bir halk sistematik biçimde yok edilmeye çalışılıyor. Bu tablo, bilimin ve teknolojinin insanlık değerlerinden, hukuktan ve vicdandan koparıldığında nasıl bir yıkım aracına dönüşebileceğinin acı bir göstergesi aslında. Üniversiteler olarak bilgiyi üretmek kadar, o bilginin insanlığın yararına kullanılmasını sağlamak da bizim sorumluluğumuzda. Bu nedenle sadece aklı değil, vicdanı da büyüten; sadece zihinleri değil yürekleri de eğiten bir yükseköğretim anlayışına inanıyoruz. Akademik özgürlükten insan haklarına, ifade hürriyetinden adalete kadar bizi biz yapan bütün değerlere sahip çıkmak ve onları güçlendirmek, yalnızca akademik bir görev değil, tarih önünde ahlaki yükümlülüğümüz. Bu sorumluluk bilincimizin bir yansıması olarak, Gazze’de yaşanan insanlık dramını görünür kılmak ve vicdanlarımızda daha derin bir farkındalık yaratmak amacıyla bir fotoğraf sergisi hazırladık. Serginin açılışını, bu törenin hemen ardından gerçekleştireceğiz. Hepinizi, bu sergiyi gezmeye ve tanıklığınızla bu sessiz çığlığa ortak olmaya davet ediyorum.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den açılış dersi: “Beyin: Görünmez Pusula”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyindeki nöronların pusula işlevi gördüğünü belirten Prof. Dr. Yasin Temel, “Beynimizde gerçekten bir pusula var. Spesifik nöronlar bu görevi üstlenir. Bir grup araştırmacı sinekler üzerinde yaptığı araştırmada GPS navigasyon nöronları tespit etmiştir. <span>Yapılan çalışmalar, sineklerin nöronlar sayesinde yemek ve</span> ışık gibi işaretlemelere göre yönünü belirleyebildiğini ortaya koyuyor. Bu nöronlar o anda kayıt altında ve spesifik bir bölgede bu nöronların aktif olduğu tespit edilebiliyor. Pusula sadece GPS veya yön değil, aslında beynimizde pek çok pusula var” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Beyinle ilgili çalışma alanı artık multidisipliner bir alan”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin ve sinir cerrahisi alanında ekibiyle beraber yaptığı çalışmalardan örnekler sunan Prof. Dr. Yasin Temel, günümüzde özellikle epilepsi, Tourette Sendromu, kulak çınlaması gibi beyin fonksiyonlarıyla ilgili çalışma ve araştırmaların sadece beyin cerrahisi ile değil, nöroloji ve bilgisayar mühendisliği gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışmasıyla gerçekleştiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyanın önde gelen epilepsi merkezlerinden birinde gerçekleştirilen bir ameliyatta beyne yerleştirilen elektrotlar sayesinde epilepsinin beynin hangi bölgesinde oluştuğunun tespit edilebildiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Tespitlerin ardından o bölge ameliyatla çıkarılıyor. Enteresan olanı biz bu elektrotları günlerce bilgisayara bağlıyoruz. Nöronları takip ediyoruz. Akademisyenler, nörologlar ve aynı zamanda mühendislerle birlikte bir takım çalışması yapıyoruz. Bilgisayar mühendisliği ile beraber aslında beyni analiz ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Nöroteknoloji hayatımıza çoktan girdi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Beyin kontrol edildi, her şey kontrol edildi diyenler var. Aslında biz buna nöroteknoloji diyoruz. Nöroteknoloji bilim alanı, bugün ve yarının bilim alanı ama günlük hayatımıza çoktan girdi. Birçoğunuzun akıllı telefonu var. Bütün tercihlerinizi ve davranışlarınızı kaydediyor. Akıllı ev sistemleri var. Ne zaman geldiğinizi, ne zaman çıktığınızı, kaloriferin hangi gün kaç derecede olması gerektiğini, hangi saatte nerelerde olduğunuzu kaydedip analiz ediyor. Akıllı araçlar aynı şekilde ne aldığınızı, neler araştırdığınızı ve beğenilerinizi tespit ediyor. Kısacası davranışlarımızı zaten bilgisayarlara bağladılar. Güçlü firmalar insanları kendilerine bağlamak için çok uğraştı. İnanılmaz yatırımlar yapıldı ve hedefe ulaşıldı” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilimde multidisipliner çalışma misyonumuz…”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gelecekte bilimde bütün alanların bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, sözlerini, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” şeklinde tamamladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Akademik başarı gösteren akademisyenlere plaket takdim edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende akademik başarı gösteren akademisyenler ve akademik başarı alan öğrencilere plaket takdim edildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gazze’deki insanlık dramına “Tanıklık” edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış töreni kapsamında Creative Lab’da Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek üzere düzenlenen “Tanıklık” başlıklı fotoğraf sergisi de açıldı. Serginin açılışını Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve rektör yardımcıları ile dekanlar yaptı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 15:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[badur]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilere]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[nfluenza]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584604</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, influenza başta olmak üzere virüslerin çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırladığını belirterek özellikle risk gruplarında grip aşısının önemini vurguladı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından “Bilimsel Etkinlikler Serisi 2025-2026” kapsamında düzenlenen ilk etkinlik olan “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” panelinde alanında uzman akademisyenler bir araya gelerek grip ve grip aşılarını pek çok yönüyle ele aldı. İstanbul Atlas Üniversitesi Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyumda grip virüsü, gripten korunmanın yolları ve grip aşılarına ilişkin bilgi verildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Faruk Aydın: “Grip ciddi sorunlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığıdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panelin açılış konuşmasını yapan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın, özellikle kış aylarında sıkça karşılaşılan ve her yaştan bireyi etkileyen grip (influenza) üzerine bilgi paylaşımında bulunmak, güncel gelişmeleri değerlendirmek ve doğru bilinen yanlışları ele almak istediklerini söyledi. Gribin çoğu zaman hafife alınsa da toplum sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Özellikle risk grubundaki bireyler için erken tanı, etkili korunma yöntemleri ve doğru bilgilendirme büyük önem taşımaktadır. Bu panelde alanında uzman konuşmacılarımız sayesinde grip virüsünün yapısından aşılama politikalarına, toplumda bağışıklık geliştirme stratejilerinden salgın yönetimine kadar birçok önemli konuyu ele alacağız” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Selim Badur: “İnfluenza virüsleri bakterilerin işini kolaylaştırıyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip Sadece Grip midir?” başlıklı konuşmasında gribin asla sadece basit bir solunum yolları enfeksiyonu olmadığını belirterek grip enfeksiyonunun ölüme yol açmasının nedenlerine değindi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyada çeşitli tarihlerde yaşanan pandemilerde çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Bu insanlar neden ölüyor? Birincisi influenza virüsleri, bakterilerin işini kolaylaştırıyor. Bir de kendileri çok patojen ve ölümcül olabiliyorlar. Biliyoruz ki influenza başta olmak üzere virüsler, çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktalar. Viral enfeksiyonu takiben ikincil bakteri enfeksiyonlarını kolaylaştırıcı birtakım değişimler yaşanıyor. Bariyer işlevi zayıflıyor, bakteri reseptörlerinin önü açılıyor. İmmünolojik parametreler değişiyor ve mikro çevre değişiyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnfluenza ile kalp krizinden ölüm arasında epidemiyolojik ilişki var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İngiltere ve Hong Kong’da yapılan bazı çalışmalara değinen Prof. Dr. Selim Badur, “İnfluenza aktivitesinin arttığı aylarda, haftalarda kalp krizinden ölenlerin sayısında artış oluyor. Demek ki aralarında bir ilişki olduğu epidemiyolojik olarak gösteriliyor. Nitekim grip gibi solunum yolları enfeksiyonları yetişkinlerde miyokardit enfeksiyonu ve inme riskini artıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılama ile yoğun bakıma yatışlar azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gripten korunmada en etkili yöntemlerden biri olan aşılarla ilgili çalışmalardan örnekler veren Prof. Dr. Selim Badur, “Hong Kong’da 60-65 yaş üzeri 30- 32 bin kişiyle yapılan bir çalışmada bu kişilere pnömokok ve influenza aşıları uygulandığında iskemik atak, akut miyokardit enfarktüsü, yoğun bakıma yatışların ciddi olarak azaldığı görülmüş. Grip sadece basit bir solunum yolu enfeksiyonu değil ve nitekim solunum yolu enfeksiyonuna yol açan 200 üzerinde etken var. Bunların içinde gribe karşı aşı var ve bu aşı önemli bir aşı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Asıl riski virüsün kendi oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle mRNA aşıları ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ilişki olduğu yönündeki görüşlerin bilimsel dayanağı olmadığını belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Covidle ilgili yapılan çalışmalarda mRNA aşısı sonrası miyokardit riskinin 100 binde 2 olmasına karşın, enfeksiyonun kendisiyle ağır şekilde covid geçirenlerde 100 binde 226 oranında kalp sorunu yaşandığı ortaya çıktı. Demek ki asıl kardiyovasküler soruna yol açan mekanizmayı virüs oluşturuyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran: “Gebelere aşılama öneriliyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, influenza virüsünün yapısı ve tipleriyle ilgili bilgi verdi. Yaşlılar, KOAH hastaları ve gebelerin de aralarında bulunduğu riskli gruplar için de aşılamanın önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gebelik döneminde aşılamanın önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, “Riskli grupta gebeler var. Gebelerde ciddi riskler oluşabilir. 1918- 1919, 1957-1958 ve 2009 -2010 yıllarında meydana gelen pandemilerde de gebe kayıpları gözlenmiş. Gebelerin influenza dönemlerinde hastaneye yatış oranları da diğer dönemlere göre iki kat daha fazla. En yüksek hastaneye yatış ilk üç ayda ve doğuma yakın zamandaki dönemde gerçekleşiyor. Kronik hastalığı olan gebelerde hastaneye yatış oranı sağlıklı gebelere oranla daha fazla. Peki bizim gebe bağışıklık hedeflerimiz ne? Hamilelik sırasında anne ve fetüsü korumamız lazım. Bu durumda annenin aşılanması öneriliyor. Doğumdan sonraki haftalarda anne sütüyle beraber 6 ay boyunca antikor bebeği koruyacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi: “Okul çağı çocukları toplum bulaşında kilit rol oynuyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi ise pediatrik açıdan gribin önemli sonuçlara yol açacağını belirterek bebek ve çocuklarda aşılamanın önemini anlattı. Dünya genelinde mevsimsel salgınlar yapan yüksek bulaşıcı bir viral hastalık olan influenzanın tüm yaş gruplarını etkilediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Ancak 5 yaş altı çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olan bireyler ciddi komplikasyon riski altındadır. Enfeksiyon okul çağındaki çocuklardan hızlı yayılır ve toplum bulaşında kilit rol oynar” uyarısında bulundu. Grip aşısının grip mevsimi boyunca (eylül-mart ayları arasında) yapılabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Aşının koruyucu etkisi uygulamadan yaklaşık 2 hafta sonra başlar. Bu nedenle gribin sık görülmeye başladığı dönemden hemen önce aşı olması önerilir. Aşılanmayan kişiler mart ayı sonuna kadar aşı yaptırabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 20:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[esrar]]></category>
		<category><![CDATA[ettiğini]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye'nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, "Bağımlılıkla Mücadele Konferansı" verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye&#8217;nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, &#8220;Bağımlılıkla Mücadele Konferansı&#8221; verdi. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu&#8217;nda gerçekleşen konferans NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu ve Çarşı Yerleşke Emin Nebi Salonu&#8217;ndan hibrit olarak takip edildi.</p>
<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasına öğrencilere &#8220;Merhaba, hoş geldiniz&#8221; diyerek başladı ve Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin yaşamlarının en keyifli yıllarını geçirecekleri bir yuva olduğunu belirtti. Öğrencileri başarılı bir dört yıl geçirmeye ve bu dönemin tadını çıkarmaya davet eden Prof. Dr. Atasoy, çap yapanların veya yüksek lisans, doktora programlarına devam edenlerin üniversiteyle bağlarının süreceğini ifade etti.</p>
<p>Uyuşturucu ve genel olarak bağımlılıkla mücadelenin tüm dünyada, her yaş grubunda karşılaşılan küresel bir sorun olduğunu, mücadelenin zorunluluğunu ve günümüzde artan önemini ele alan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın günümüzün sorunu olmadığını, on binlerce yıl önce bile insanoğlunun bitkileri farklı amaçlarla tükettiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uluslararası sözleşmeler ve denetim</strong></p>
<p>Hiçbir ülkenin tek başına bu salgınla mücadele edemeyeceğinin anlaşılması üzerine, 1900&#8217;lerin başından itibaren uluslararası iş birliğinin başladığını anlatan Prof. Dr. Atasoy, günümüzde Türkiye&#8217;nin de imzacısı olduğu 1961, 1971 ve 1988 tarihli üç büyük uluslararası sözleşmenin bağımlılıkla mücadelede temel teşkil ettiğini, bu sözleşmelerin arz ve taleple mücadele ettiğini, denetim altındaki maddelerin (esrar, kokain, morfin, eroin, LSD, metamfetamin gibi) sadece bilimsel ve tıbbi amaçla kullanılması gerektiğini öngördüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, bu sözleşmelerin uygulanmasını denetleyen 13 kişilik bir müfettişler grubunun (Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu) bulunduğunu ve kendisinin de bu kurulun başkanı olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Güncel durum ve yeni tehditler</strong></p>
<p>Günümüzde de madde bağımlılığı sorununun devam ettiğini, bazı ülkelerin madde kullanıcılarına hapis hatta idam cezası verdiğini, ancak buna rağmen bağımlılık oranlarının yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atasoy, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yüz binlerce ölüme neden olan, eroinden 50-100 kat daha güçlü fentanil maddesinin tehlikelerine dikkat çekti.</p>
<p>“Bir toplu iğne başı kadar kullanımı bile insanları felç edip ölüme götürebiliyor” diyen Prof. Dr. Atasoy, Fentanil&#8217;in şu anda Doğu Avrupa ülkelerine doğru geldiğini ve küresel bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Atasoy, sadece arzla mücadelenin (satıcıları toplama, gümrük kontrolleri vb.) yeterli olmadığını, kaçakçıların denizaltılar gibi akıl almaz tekniklerle madde taşıdıklarını belirterek, &#8220;Bir ürüne talep varsa eğer mutlaka bir şekilde insanlar onu bulurlar veyahut da ona benzer başka bir maddeyi ararlar ve kullanırlar&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığı</strong></p>
<p>Bağımlılığın orta çağda ve geçtiğimiz yüzyılın başına kadar bir &#8220;ahlaki mesele&#8221; olarak görüldüğünü, bağımlı kişilerin ahlaksızlıkla suçlandığını anlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, ancak günümüzde bu algının değiştiğini ve bağımlılığın &#8220;zararlı sonuçlarına rağmen tekrarlayan madde kullanımıyla karakterize edilen tıbbi bir durum&#8221; olarak tanımlandığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır&#8221; diyerek, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere tüm tıp sektörünün bağımlılığı bir beyin hastalığı olarak kabul ettiğini, bu kronik hastalığın nüks edebileceğini ve engellenemediği takdirde ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Küresel uyuşturucu kullanımı artıyor</strong></p>
<p>Tüm mücadelelere rağmen dünya genelinde uyuşturucu kullanımının arttığını dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Artmasının elbette değişik nedenleri var. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, tabii ki bunların başta gelen sebepleri arasında. Stresin yüksekliği, savaşlar vesaire bir sürü parametre insanların kimi zaman daha az uyumak, daha çok çalışmak, daha uzun aç kalmak ya da dertlerini unutmak için başvurduğu bir çözüm yolu.” diye konuştu.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl dünya genelinde bilinen yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu kullandığını açıklayan Prof. Dr. Atasoy, “Bu kişilerin oranı, 15–64 yaş arasındaki nüfusun yaklaşık yüzde 6’sına tekabül ediyor; başka bir deyişle, bu yaş grubundaki her 100 kişiden 6’sı en az bir madde kullanmış durumda. Bu oran muhtemelen daha da yüksek; çünkü istatistikler genellikle 15 yaş altı ve 64 yaş üstü grupları kapsamıyor; oysa bu yaş aralıklarında da madde kullananlar bulunuyor. Geçen yıl madde kullanıcılarının yaklaşık 244 milyonu esrar kullanımıyla öne çıktı; yani esrar, küresel madde kullanımında bir numaralı madde konumunda. Bazı ülkelerde esrarın serbestleştirildiği yönünde algılar olabilse de gerçek şu ki, esrar kullanımı hiçbir ülkede koşulsuz ve kayıtsız serbest değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne karnından itibaren tehlike başlıyor</strong></p>
<p>Esrarı sentetik opioidler, doğal opiatlar, amfetaminler ve kokain gibi maddelerin takip ettiğini anlatan Prof. Dr. Atasoy, &#8220;10 bağımlıdan dokuzu madde kullanımına 21 yaşından önce başlamıştır. Bu çok tehlikeli bir şey. Niye tehlikeli? Çünkü demek ki önleme ve farkındalık yapılacaksa eğer, 21 yaşından çok önce başlamak gerekir. Çünkü bağımlıların yüzde 90&#8217;ı çok daha küçük bir yaşta. Yani lisede, ortaokulda, hatta ilkokulda belki de… Veyahut da annesi hamileyken diyelim ki bir madde kullanmışsa, o yüzden ta o noktadan, anne karnından itibaren böyle bir tehlikenin içinde yaşamaya başlıyor.” dedi.</p>
<p>Üniversite yıllarının bir dönüm noktası olduğunu ve bu dönemde verilen kararların sağlık, eğitim, kariyer ve aile hayatını ciddi şekilde etkileyeceğini söyleyen Prof. Dr. Atasoy, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Şu anda doğru karar vermek durumundasınız. Nasıl vereceksiniz doğru kararları? Ama öncelikli olarak hayır demesini öğrenmeniz gerekir. Alkol, kuşkusuz toplumda en fazla zarar veren maddeler arasında yer alıyor. Neyse ki Türkiye’de alkol kullanımı Batı ülkelerindeki veya bazı başka bölgelerdeki düzeylere ulaşmamış durumda.”</p>
<p><strong>Antidepresan bağımlılığı yaygın bir sorun</strong></p>
<p>Öte yandan “yasadışı maddeler” olarak adlandırılan ve kullanım/üretim/dağıtımı sınırlandırılan çok çeşitli kimyasal ve doğal maddeler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Atasoy, “Mantar veya bitki kaynaklı bileşenlerden, laboratuvar ortamında sentetik olarak üretilmiş tozlara kadar geniş bir yelpaze insanlarda bağımlılık geliştirebilir. Ayrıca bağımlılık yalnızca yasadışı maddelerle sınırlı değil: reçeteyle verilen bazı ilaçlara da bağımlılık gelişebiliyor. Antidepresanlar, anksiyolitikler ve uyku ilaçları gibi reçeteli müstahzarların kötüye kullanımı ve bağımlılığı yaygın bir sorun. Türkiye’de özellikle kadınların karşılaştığı bağımlılık vakalarında, esrar, eroin veya sentetik uyuşturucular kadar reçeteli ilaç bağımlılığının da önemli bir yer tuttuğu gözleniyor. Reçeteli ilaçların arkadaşlara verilmesi, reçetesiz kullanım, kaçakçılık ve sahte ilaç dolaşımı gibi sorunlar da mevcut; bu nedenle ilaçların doğru kullanımının denetlenmesi ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, sosyal medya (günde 6-7 saat Instagram, Twitter, TikTok kullanımı gibi) gibi davranış bağımlılıklarının da iş, eğitim, gündelik yaşam ve sağlığı olumsuz etkilediğini kaydederek, “Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar. Yiyecekler de bağımlılık yapar&#8221; diyerek konunun genişliğine işaret etti.</p>
<p><strong>Bağımlılığın nedenleri neler?</strong></p>
<p>&#8220;Acaba ben bağımlı olur muyum?&#8221; sorusuna yanıt arayan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın tek bir nedeni olmadığını, genetik yatkınlık, ailede madde kullanımı, arkadaş çevresi ve toplumdaki kabul gibi birçok risk faktörünün bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin!</strong></p>
<p>Konferansının sonunda öğrencilere somut tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Atasoy şunları dile getirdi:</p>
<p>“Uyuşturucu bulunduğunu tahmin ettiğiniz ortamlardan mutlaka uzak durun (pasif içicilik riskine dikkat çekti). Uyuşturucu kullanmayan arkadaşlıklar edinin ve madde kullanan arkadaşlarınızı profesyonel destek almaya yönlendirin. Bir hayat kurtarırsınız bu sayede. En sıkıntılı ya da keyifli anlarınızda size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin. Stresle başa çıkmayı öğrenin. Spor, basit egzersizler, yürüyüşler, nefes egzersizleri ve müzik dinleme stresi azaltır. Kısacası, beyninizi koruyun çünkü bu bir beyin hastalığıdır. Sağlık en değerli hazinedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 15:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[smail]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Kitap Fuarı’na konuk olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hayatta iz bırakmaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Aydın, “Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428">Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Kitap Fuarı’na konuk olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hayatta iz bırakmaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Aydın, “Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><b>KİTAP FUARI’NDA SÖYLEŞİLER DEVAM EDİYOR</b></p>
<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, katılımcılara sadece bilgi değil ilham verici bir yolculuk deneyimi sunmayı sürdürüyor. Bu kapsamda birbirinden değerli yazarlar kitapseverler ile bir araya geliyor. Siyasetten edebiyata her konunun masaya yatırıldığı söyleşilere vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor. </p>
<p><b>“YAPAY ZEKA VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ”</b></p>
<p>Kitap Fuarı’nda bilimsel bilgiyi felsefi bir perspektifle harmanlayarak okuyucularına sunan beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın da bir söyleşi gerçekleştirdi. Karamürsel Alp Salonu’ndaki söyleşide “Yapay Zeka ve İnsanlığın Geleceği” konusu ele alındı. </p>
<p><b>HAYATIN AMACI: ÖĞRENMEK VE İZ BIRAKMAK</b></p>
<p>Hayatın öğrenmek için olduğunu vurgulayan İsmail Hakkı Aydın, “Bu hayata ölmemek için geldik. Ölüm, hayatını boşa harcayanlar içindir. Şu an biz uykudayız; ölümle birlikte uyanacağız. Eğer hayatınızda bir iz bırakırsanız, ölümsüz olursunuz. Bizim amacımız, bu dünyaya katkı sağlamaktır. Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><b>ALLAH’IN RIZASI, İLİM VE BİLİMDE GİZLİ</b></p>
<p>Konuşmasına devam eden Aydın, “Müslümanlık sadece takke takmak ya da çarşaf giymek değildir. Eğer Müslümanlar, Peygamberimizin Hendek Savaşı’ndaki sünnetini tam anlamıyla uygulasaydı, dünya şu anki haliyle olmazdı. Allah’ın rızası, tespih tanelerinde değil; kalemlerde, kütüphanelerde ve laboratuvarlarda gizlidir” dedi. Aydın, Alzheimer hastalığının giderek arttığı günümüzde, bu hastalığın şairler, hafızlar ve köşe yazarları gibi sürekli zihinsel faaliyet içinde olan kişilerde daha az görüldüğünü belirterek, katılımcılara düzenli okumaları konusunda uyarıda bulundu.</p>
<p><b>NEFSİNİ FEDA EDEN İNSAN MEVLAYA BAĞLANMIŞTIR</b></p>
<p>Karamürsel Alp Salonu’nun bir başka yazar konuğu ise, “Kuran ve Aşk’ konulu söyleşi ile Yusuf Yıldız oldu. Yıldız, Allah’ın kahrını da lütfunu da överek hayranlık ile karşılamış olan insanın Allah’a aşık olduğunu kaydetti. Aşkın, nefsini feda verircesine mevlaya bağlanmak olduğunu söyleyen Yıldız, “Allah, peygamber sohbeti yapıp doymamak iyi bir şeydir. Bela Allah’tan geldiğinde elhamdülillah diyeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428">Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yavuz Dizdar: Su ihtiyacı kola ile karşılanmaz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yavuz-dizdar-su-ihtiyaci-kola-ile-karsilanmaz-583407</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 14:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dizdar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İçiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacı]]></category>
		<category><![CDATA[karşılanmaz]]></category>
		<category><![CDATA[kola]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, birçok etkinlik ve söyleşileri ile Kocaeli Kongre Merkezi’nde misafirlerini ağırlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yavuz-dizdar-su-ihtiyaci-kola-ile-karsilanmaz-583407">Dr. Yavuz Dizdar: Su ihtiyacı kola ile karşılanmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, birçok etkinlik ve söyleşileri ile Kocaeli Kongre Merkezi’nde misafirlerini ağırlıyor. Kamuoyunun sağlık alanında yakından tanıdığı Dr. Yavuz Dizdar, Selim Sırrı Paşa Salonu’nda “Sağlık ve Çocuklarımızın Geleceği” adlı söyleşisinde, “Su ihtiyacı kola ile karşılanmaz” dedi.</p>
<p><b>“SUYUN KARŞILIĞINI DİĞER İÇECEKLERDE BULAMAZSINIZ “</b></p>
<p>Kocaeli’nin okuyan ve okutan kent olarak anılmasına büyük katkılar sağlayan Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, sağlık alanında önemli bilgileri de kitap dostları ile paylaşıyor. Selim Sırrı Paşa Salonu’ndaki söyleşisini katılımcılarla soru-cevap şeklinde gerçekleştiren Dr. Yavuz Dizdar, su içme alışkanlığı üzerine gelen bir soruya, “Ben şahsen günde 7-8 litre su içiyorum. Çok su içmek iyi midir? İyidir ama ben bu kadar suyu sevdiğim için içiyorum. Ben sabahları iki tane kahve içiyorum, arkasında bir buçuk litre su içiyorum. Ben evden çıkana kadar toplamda iki litre su içmiş oluyorum. Hastanede de çay ve suyumu içiyorum. Akşamda üç tane bir buçukluk şişe sabaha kadar bitmiş oluyor. Şunu belirteyim ‘ben su değil ama çay içiyorum’ bu olabilir. Vücudun su ihtiyacı karşılanabilir. Ama ben su içiyorum ama onun yerine limonata veya kola içiyorum işte o olmaz. Yani suyun karşılığını diğer içeceklerle bulma şansınız yok. Su kesinlikle içeceksiniz” şeklinde cevapladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yavuz-dizdar-su-ihtiyaci-kola-ile-karsilanmaz-583407">Dr. Yavuz Dizdar: Su ihtiyacı kola ile karşılanmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583052</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Ege iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EÜ 1 Nolu Yemekhane önünde hibrit bir farkındalık çalışması olarak yapıldı.</p>
<p>Etkinlikte, Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer ve hekim adayları, öğrencilere meme kanseri konusunda erken tanı ve korunma yöntemlerini anlattı. Öğrenciler, katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin önemine dair mesajlar verdi.</p>
<p><b>“Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor”</b></p>
<p>Etkinlikle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Meme kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen tümörlerden biridir. Farkındalık ve erken tanı giderek önem kazanıyor. Her ay yalnızca beş dakika ayırarak memelerdeki şişlik, renk değişikliği, meme başında içe dönme veya kanlı akıntı gibi belirtiler fark edilebilir. Düzenli mamografi ve ultrasonografi ile de belirti vermeden kanser tespiti mümkün. Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Tarama programlarına katılım, riskinizi minimize eder. Unutmayın, ayıracağınız beş dakika hayatınızı kurtarabilir” dedi.</p>
<p>Kurulan stantta katılımcılara meme kanseriyle ilgili kitap, broşür ve pembe kurdeleler dağıtılırken, görsel materyallerle de bilgilendirme yapıldı. Pembe balonlar ve kurdelelerle süslenen stant, katılımcıların ilgisini topladı. Etkinlik boyunca kampüs ve çevresinde meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı Doç. Dr. Barış Duman&#8217;a Anlamlı Veda Yemeği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beykoz-cumhuriyet-bassavcisi-doc-dr-baris-dumana-anlamli-veda-yemegi-582799</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[başsavcı]]></category>
		<category><![CDATA[başsavcısı]]></category>
		<category><![CDATA[beykoz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duman]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) ara kararnamesiyle Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanan Doç. Dr. Barış Duman onuruna veda yemeği düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beykoz-cumhuriyet-bassavcisi-doc-dr-baris-dumana-anlamli-veda-yemegi-582799">Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı Doç. Dr. Barış Duman&#8217;a Anlamlı Veda Yemeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hakimler ve Savcılar Kurulu&#8217;nun (HSK) ara kararnamesiyle Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;ndan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na atanan Doç. Dr. Barış Duman onuruna veda yemeği düzenlendi. Programa hakimler, savcılar ve adliye personeli yoğun katılım gösterdi.</p>
<p>Beykoz Kemankeş Restoran’da gerçekleştirilen programa; Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı Harun Bulut, Beykoz Kaymakamı Dr. Fatih Ürkmezer, Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel ve eşi Mustafa Gürzel, Beykoz İlçe Emniyet Müdürü Uğur Kurak, Beykoz İlçe Müftüsü Muhammed Likoğlu, İstanbul Boğaz Komutanı Tuğamiral Özgür Erken, İstanbul Sualtı Harekat Komutanı Tuğamiral Eren Günay, Beykoz Muhtarlar Derneği Başkanı Cengizhan Turaman, ilçe muhtarları, hakim ve savcılar ile adliye, kaymakamlık ve belediye personeli katıldı.</p>
<p><strong>“Barış Duman Beykoz’da kalıcı bir iz bıraktı”</strong></p>
<p>Programın açılış konuşmasını Gaziosmanpaşa Adliyesi’nden Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’na atanan Harun Bulut yaptı. Başsavcı Bulut, Beykoz Adliyesi’nde görev süresi boyunca önemli hizmetlerde bulunan Doç. Dr. Barış Duman’a teşekkür ederek, yeni görevinde başarılar diledi.</p>
<p>Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel ise konuşmasında, Duman’ın görev süresince sergilediği özverili çalışmalarla Beykoz’da örnek bir duruş sergilediğini belirtti. Gürzel, “Adaletin temsilinde gösterdiği örnek duruş, görev anlayışı ve insani yaklaşımıyla bizlerin hayatında kalıcı bir iz bıraktı. Yeni görevinde de çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum.”<br />ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Görevini gönül huzuruyla devretti”</strong></p>
<p>Beykoz Kaymakamı Dr. Fatih Ürkmezer de Başsavcı Duman ile kısa sürede güçlü bir dostluk kurduklarını belirterek, “Sayın Başsavcımız yeni bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuğun kendisi, ailesi ve memleketimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Görev almak kadar, o görevi gönül huzuruyla teslim etmek de önemlidir. Başsavcımız’ın bu huzurla devrettiğini biliyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Kalbim hep Beykoz’da olacak”</strong></p>
<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Doç. Dr. Barış Duman da konuşmasında, Beykoz’da geçirdiği sürecin kendisi için büyük anlam taşıdığını belirterek, “Beykoz Başsavcılığı’na atanmak benim için ayrı bir onurdu. Beykoz’un tarihini, dokusunu ve insanını çok benimsedim. Buradan kalp kırmadan ayrıldığıma inanıyorum.” diyen Duman, görev süresi boyunca hukuk ve adalet adına uyumlu bir ekip çalışması yürüttüklerini söyledi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda duygusal anlar yaşayan Duman,“Artık Bakırköy’de görev yapacağım ama kalbim hep Beykoz’da olacak. Bu yüzden ikametimi değiştirmiyorum, kapım her zaman Beykozlulara açık.” ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beykoz-cumhuriyet-bassavcisi-doc-dr-baris-dumana-anlamli-veda-yemegi-582799">Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı Doç. Dr. Barış Duman&#8217;a Anlamlı Veda Yemeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ayşenur Gök&#8217;ten duygusal bir çıkış daha</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-aysenur-gokten-duygusal-bir-cikis-daha-582679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 23:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ayşenur]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[gök]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müzik kariyerinde emin adımlarla ilerleyen Dr. Ayşenur Gök, yeni teklisi “Mutlu Aşk Yok”u dinleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-aysenur-gokten-duygusal-bir-cikis-daha-582679">Dr. Ayşenur Gök&#8217;ten duygusal bir çıkış daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müzik kariyerinde emin adımlarla ilerleyen Dr. Ayşenur Gök, yeni teklisi “Mutlu Aşk Yok”u dinleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Söz ve müziği sanatçının kendisine ait olan şarkı, aşkın eksik kalan yanlarına dokunan duygusal anlatımı ve modern altyapısıyla dikkat çekiyor.</p>
<p>Söz ve müziği kendine ait 150’yi aşkın eseri bulunan Ayşenur Gök, müziği yalnızca bir hobi değil, aynı zamanda kendini ifade etmenin ve şifalanmanın bir yolu olarak görüyor. Daha önce yayınladığı “Kapı” ve “Erkekler” teklileriyle dikkat çeken sanatçı, bu kez aşkta yaşanan hayal kırıklıklarını yalın ama etkileyici bir dille işliyor.</p>
<p>Aranjör Aykut Terzi’nin müzik yönetmenliğinde hazırlanan “Mutlu Aşk Yok”, sanatçının içsel yolculuğunun en özel yansımalarından biri. Gök, şarkının hem kendisi hem de dinleyici için “empati kurulan bir yüzleşme alanı” olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Henüz yayınlanmayan parça, yakında çıkacak klibiyle birlikte müzikseverlerle buluşacak. Duygulara dokunan tarzıyla kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesi kazanan Dr. Ayşenur Gök, üretmeye ve paylaşmaya devam ediyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-aysenur-gokten-duygusal-bir-cikis-daha-582679">Dr. Ayşenur Gök&#8217;ten duygusal bir çıkış daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 08:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Cömert olan daha mutlu ve uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda pozitif psikolojinin önemli bir alt dalı haline gelen &#8220;iyilik psikolojisi&#8221; ne dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Harvard Business School&#8217;un 136 ülkede iş adamları üzerinde yürüttüğü geniş kapsamlı bir araştırmada, yardımsever ve cömert olan iş adamlarının, olmayanlara göre hem daha mutlu oldukları hem de ortalama ömürlerinin daha uzun olduğu tespit edildi. Bu, iyiliğin doğrudan yaşam kalitesine ve süresine etki ettiğini gösteren en net kanıtlardan biridir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İyilik stresi azaltıyor!</strong></p>
<p>İyilik yapmanın nörolojik ve hormonal etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Düzenli olarak iyilik yapan kişilerde, ‘savaş ya da kaç’ hormonu olarak bilinen ve kortizolü tetikleyen ACTH hormonunun %23 daha az salgılandığı tespit edildi. Bir kişi iyilik yapmayı hayal ettiğinde bile, beynin ödül merkezi olan ventral striatum bölgesi aktif hale geliyor. Bu, beyinde haz ve odaklanma kimyasalı olan dopamin ile bağlanma hormonu olan oksitosin salgılanmasını sağlıyor. Tüm bu kanıtlar gösteriyor ki iyilik yapmanın antidepresan etkisi var. Hatta diyebiliriz ki en güzel antidepresan iyiliktir. Yani iyilik yapmak en güzel antidepresan.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İyilik bulaşıyor… </strong></p>
<p>İyiliğin bulaşıcı &#8220;dalga etkisi&#8221; ne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişinin yaptığı bir iyiliğin, kısa sürede 300 kişiye ulaşabildiğini gösteren çalışmalar var. Patronundan çekinen bir genç, katıldığı bir kursta aldığı tavsiye üzerine aksi patronuna bir kravat hediye eder. Patronu önce terslese de gencin samimiyetinden etkilenir ve o da kendi oğluna bir hediye almaya karar verir. Hediye karşısında ağlamaya başlayan oğlu, &#8216;Baba, kimse beni sevmiyor diye bu gece intihar etmeyi planlıyordum&#8217; itirafında bulunur. İşte iyiliğin dalga etkisi budur. Gerçekten iyiliğin antidepresan etkisi var. Hem kişinin beyin fonksiyonlarını, kimyasını etkiliyor, hem de diğer insanları. İyilik yaparken hemen büyük iyilik düşünmemek lazım. Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç güzel söz, içten bir selam veya bir helalleşme de en kıymetli iyiliklerdendir. &#8216;Kalbini kırdıysam özür dilerim&#8217; demek bile müthiş bir iyileştirici güce sahiptir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İyilik psikolojisinin nörobiyolojik temelleri var</strong></p>
<p>İyilik ve iyiliğin psikolojisinin nörobiyolojik temelleri olduğunu işaret eden Prof. Dr. Tarhan, iyilik psikolojisinin sadece bireysel bir erdem olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik refahın temelini oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Karşılık bekleyerek yapılan iyiliği yazar Cemil Meriç&#8217;in &#8220;tefecilik&#8221; olarak tanımladığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, gerçek ve karşılıksız iyiliğin sosyal bağları ve toplumsal güveni artırarak en büyük sermayeyi oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Davranış iktisadının kurucusu Kahneman&#8217;a atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, büyük ekonomik kararların bile salt çıkara göre değil, güven ve sevgi gibi psikolojik faktörlere göre alındığını ifade ederek, “Fukuyama&#8217;nın da belirttiği gibi, yüksek güvenlikli toplumlarda yatırımlar artar, çünkü güven riskleri azaltır. Güven ortamının temelinde ise karşılıklı ve çıkarsız iyilik ilişkileri yatıyor.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik projeleri, okullarda akran zorbalığını azaltıyor… </strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülükle mücadelenin en etkili yolunun, iyiliği bir eğitim politikası haline getirmek olduğunu ifade ederek, Türkiye&#8217;nin kendi kültüründe var olan bu değerleri eğitim sistemine entegre etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>&#8220;Bizim kültürümüzde zaten var olan sadaka ve yardımlaşma kültürünü, nasılsa aileden öğreniliyor diye eğitim sistemi önemsemiyordu. Ancak artık aileler kültür aktarıcısı değil. Eğer okulda da öğretmezsek, çocuklarımız bu değerlerden mahrum kalacak.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Rastgele iyilik projeleriyle teşvik edilen çocukların olduğu okullarda akran zorbalığı da şiddet olayları da azalır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Eğitim sisteminin amacının robotik bireyler yetiştirmek değil, sosyal ve duygusal zekâsı gelişmiş, merhametli ve iyi insanlar yetiştirmek olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ağlayan bir insana uzatılan bir elin, verilen bir ekmeğin yarattığı tebessüm hem alanı hem de vereni mutlu eder. Çocuklarımıza bu mutluluğu öğretmeliyiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Tembele iyilik, tembelliğe teşvik ediyor </strong></p>
<p>‘Merhamet yorgunluğu’ denilen bir şey olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan,<strong> </strong>&#8220;Tembel kişilere yapılan iyilik onları tembelliğe, bencil kişilere yapılan iyilik ise onları parazit gibi beslenmeye teşvik eder. Bu, iyiliğin kötüye kullanımıdır ve karşı tarafa iyilik değil, kötülük yapmaktır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyiliğin &#8220;doğru ve yanlış&#8221; uygulanması arasındaki ince çizgiye dikkat çekerek, &#8220;İyilik yapıyorum derken karşı tarafın hayatına ne kattığımızı, bu iyiliğin onu iyiye ve doğruya götürüp götürmediğini sorgulamalıyız. Sadece kendimizi iyi hissetmek için yapılan, içinde anlam olmayan iyilikler, uzun vadede zarar verir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek&#8221; ilkesinin iyilikte de geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Emek vermeden, yorulmadan elde edilen bir şeyin kıymeti bilinmez. Eğer bir kişiye sürekli emek harcamadan bir şeyler verirseniz, onu sorumluluk almaktan uzaklaştırırsınız. Bu çocuğunuz da olabilir, bir yakınınız da. Bu bir merhamet değil, &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217; veya kişinin kendi egosunu tatmin etme çabasıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Yanlış kişiye iyilik yaparsanız, etrafınızda kan emiciler toplanır.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güçlüyken yanınızda olup düştüğünüzde kaybolan insanlardan şikâyet ediyorsanız, bunun sebebi genellikle zamanında yaptığınız yanlış iyiliklerdir. İyilik, hak edene, hak ettiği şekilde ve karşı tarafı geliştirecek biçimde yapılmalıdır.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden biri &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden birinin &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221; olduğunu ifade ederek, &#8220;Bir elinle dilenciye para verip diğer elinle selfie çekmek, iyilik değil, ego tatminidir. Gerçek iyileşme, kimseye göstermeden, sessizce yapılan ve narsistik dürtüleri eğiten iyiliktir.&#8221; dedi.</p>
<p>İyilik yaparken sergilenen gösterişin ve kendini öne çıkarma çabasının, iyiliğin ruhuna aykırı olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu tür eylemlerin genellikle beklenen ilgiyi görmediğini ve &#8220;soğuk&#8221; kaçtığını söyledi.</p>
<p>Narsistik kişilik özelliklerine sahip veya narsisizm puanı yüksek çıkan kişilere yaptıkları bir iyiliği hiç kimseye anlatmamalarını, göstermemelerini tavsiye ettiklerini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin içinde &#8216;herkese anlat, göster&#8217; diyen bir ses vardır. Bu sese rağmen iyiliği gizli tutabilmek, kişinin kendi narsisizmini ve çıkarcı dürtülerini eğitmesinin en güçlü yollarından biridir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapılan iyilikler bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin çocuklarına yaptıkları iyilikleri bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanmasının yanlış olduğunu belirterek, &#8220;Çocuğunuza para verirken kendi egonuzu tatmin etmek için bahşiş vermeyin. Ona sorumluluk almayı ve bütçe yönetimini öğretmek için &#8216;hak ediş&#8217; verin. Aksi takdirde para yönetimini öğrenemeyen bireyler yetiştirirsiniz.&#8221; dedi.</p>
<p>Aile içi ilişkilerde sıkça yapılan &#8220;iyilik hatalarına&#8221; da dikkat çekerek, &#8220;Ben sana iyilik yapıyorum, sen de dediğimi yap&#8221; mantığının çocuk yetiştirmede büyük zararlar verdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Saçımı süpürge yaptım&#8221; diyerek sürekli karşılık bekleyen ve şikâyet eden ebeveynlerin, aslında çocuklarına iyilik yapmadığını, tam tersine hem kendilerini hem de çocuklarını huzursuz ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;merhamet yorgunluğu&#8221; ve yaşam doyumu düşük kişilikler ortaya çıkardığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı empati nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, empatinin sıkça &#8220;karşı tarafın yerine kendini koymak&#8221; olarak yanlış anlaşıldığını belirterek, &#8220;Sağlıklı empati, kendi kimliğini ve sınırlarını unutmadan karşı tarafı anlamaktır. Sınırlarını korumadan kendini tamamen feda etmek, &#8216;fedakârlık şeması&#8217; denilen psikolojik bir sorundur ve &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217;na yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Empati ve sempati arasındaki farkı vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kreşte bir bebek ağladığında diğerlerinin de ağlamaya başlaması sempati duymaktır. O bebekler, kendi acılarıyla başkasının acısı arasındaki ayrımı henüz öğrenememiştir. Sağlıklı empati ise &#8216;O acı çekiyor, ona yardım etmeliyim ama kendi haklarımı ve sınırlarımı da korumalıyım&#8217; diyebilmektir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yardımseverlik gibi kültürel değerleri kaybediyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’nin sıcak ve yardımseverlik gibi kültürel değerlerini, genç nesillere aktaramaması halinde kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonya gibi ülkelerin ve Harvard, Yale gibi öncü Batı üniversitelerinin, çocuklara küçük yaşta akademik bilgiden önce değerler eğitimini ve &#8220;İyilik Psikolojisi&#8221;ni öğreterek bu soruna çözüm bulduğunu, Üsküdar Üniversitesi’nin de bu dersi 2013 yılında, Harvard’dan bile önce başlatarak öncülük ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, fedakârlık ve empatiyle ilişkili genlerin var olduğunu ancak bu genlerin, değerleri öğretmeyen bir çevre ve eğitim sistemi tarafından &#8220;susturulabildiğini&#8221; ifade ederek, genetik yatkınlıklarımıza rağmen, iyiliği veya saldırganlığı seçmenin &#8220;özgür irademize&#8221; ve aldığımız eğitime bağlı olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Kadın beyninin empati ve iç gerçekliğe, erkek beyninin ise mantık ve dış gerçekliğe olan biyolojik yatkınlığının, endüstri devrimiyle değişen sosyal rollerle birlikte yeni bir denge gerektirdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığımız iyilikleri küçük görmeyelim; onun dalga ve bulaşıcı etkisi muazzamdır. Ancak bu sihir, sadece karşılık beklenmeyen, samimi iyiliklerde ortaya çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Şirketler iyilik projeleri başlatmalı</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik yapma sorumluluğunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na bırakılmasının büyük bir hata olduğunu, zira dinin artık kurumsal bir kimlik olmaktan çıkıp bireysel bir &#8220;hal&#8221;e dönüştüğünü belirterek, Türkiye&#8217;de de cemaat ve tarikatlara olan güvenin 15 Temmuz sonrası eridiğini ve yeni STK&#8217;ların da ticarileşip dünyevileşerek iyi bir temsil sunamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu boşluğun ancak eğitim sistemi, şirketler ve diğer kurumlar tarafından doldurulabileceği uyarısında bulunarak, kurumsal aidiyeti artırmak isteyen şirketlerin &#8220;iyilik projeleri&#8221; başlatması gerektiğini, okullarda ise &#8220;karşılıksız iyiliklerin&#8221; ödüllendirilmesinin, gençlerdeki şiddeti ve politizasyonu azaltacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sayar]]></category>
		<category><![CDATA[teması]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın onur konuğu Prof. Dr. Sayar, kitap fuarının bu yılki teması olan Anadolu Mayası’na olan beğenisini dile getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751">Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın onur konuğu Prof. Dr. Sayar, kitap fuarının bu yılki teması olan Anadolu Mayası’na olan beğenisini dile getirdi. Prof. Dr. Sayar,” Hepimizin farkında olmadığı bir bilinçaltında ve geçmişin bilgeliği ile mayalanmış durumdayız. Bu önemli temayı bu yılki Kitap Fuarı’nın teması olarak belirleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kutluyorum” dedi.</p>
<p><b>ONUR KONUĞU PROF. DR. SAYAR OKUYUCULARIYLA BULUŞTU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 15. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, bu yıl “Anadolu Mayası” temasıyla kitapseverleri ağırlıyor. Fuarın bu yılki onur konuğu olan Prof. Dr. Kemal Sayar, hem söyleşi hem de imza günüyle okuyucularıyla buluştu. Kitap Fuarı’nın bu yılki temasına değinen Prof. Dr. Sayar, “Bizim toplumumuz büyük bilgelerin irfanıyla mayalanmıştır. Bu iyilik ve bilgelik, nesilden nesile aktarılarak toplumu koruyucu, bir arada tutucu hüviyet kazanmıştır” dedi.</p>
<p><b>PROF. DR. SAYAR’TAN BÜYÜKŞEHİR’E TEMA İÇİN TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Prof. Dr. Sayar, bu yılki temaya da dikkat çekti. Anadolu Mayası temasını “heyecan verici” olarak niteleyen Prof. Dr. Sayar,  “Bizi mayalayan bir medeniyetin mensubuyuz. Hepimizin farkında olmadığı bir bilinçaltında geçmişin bilgeliği ile mayalanmış durumdayız. Bizlerin de bu bilgeliği gelecek kuşaklara taşımamız gerekiyor” dedi. Prof. Dr. Sayar, “Bu önemli temayı bu yılki Kitap Fuarı’nın teması olarak belirleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kutluyorum” dedi.</p>
<p><b>“ATALARIMIZIN BİLGELİĞİ BİZİM MAYAMIZDIR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Kemal Sayar, nesiller arasında yalnızca travmaların değil, bilgeliklerin de aktarıldığını vurguladı. Atalarımızın zorluklar karşısında gösterdiği duruşun ve sorun çözme biçimlerinin bugün bizlere yansıdığını belirten Prof. Dr. Sayar, “Bizim toplumumuz büyük bilgelerin irfanıyla mayalanmıştır. Bu iyilik ve bilgelik, nesilden nesile aktarılarak toplumu koruyucu, bir arada tutucu hüviyet kazanmıştır” dedi.</p>
<p><b>“ANADOLU İRFANINI ANNEANNEMDEN ÖĞRENDİM”</b></p>
<p>Prof. Dr. Sayar, Anadolu irfanını anneannesinden öğrendiğini söyledi. Söz konusu anlayışın temel desturlarını açıklayan Sayar, “Haddini aşma, özünü bil, incitme, zarar verme, varlığa hürmet et. Eğer bu bilgelikle yaşarsak, birbirimizin hayatını her zaman daha kolaylaştırırız” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>AÇILIŞ PROGRAMINA OLAN BEĞENİSİNİ DİLE GETİRDİ</b></p>
<p>Kocaeli Kitap Fuarı’nın bu yılki onur konuğu olan Prof. Dr. Sayar, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültürel etkinliklere verdiği değere değindi. Bu aşamada, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın 3 Ekim Cuma akşamı gerçekleştirdiği muhteşem açılış programına vurgu yapan Prof. Dr. Sayar, “Açılış programında Altaylar’dan Tuna’ya Müzik Birleştirir” başlıklı bir müzik şöleni izledik. Müziğin birleştirici evrensel dili ile Türk Dünyası’na bağladık. Bu yolculukta; Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya, Kıbrıs’tan Balkanlara uzanan Türk coğrafyasının türküleri, Türk çalgıları ve geleneksel motif görsellerini izledik. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751">Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sırma]]></category>
		<category><![CDATA[tanımıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihimizi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl  “Anadolu Mayası”  temasıyla düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarı, ikinci gününde Kocaeli Kongre Merkezi’nde kitapseverlerin yoğun ilgisiyle devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730">Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl  “Anadolu Mayası”  temasıyla düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarı, ikinci gününde Kocaeli Kongre Merkezi’nde kitapseverlerin yoğun ilgisiyle devam etti. İslam Tarihi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ve Yazar Tarık Tufan, Selim Sırrı Paşa Salonu’nda katılımcılara hitap etti. Sırma, “Maalesef bu millet kendi tarihini öğrenmek istemiyor” dedi.</p>
<p><b>ÜNLÜ YAZARLAR VE SÖYLEŞİLER</b></p>
<p>Kocaeli’nin okuyan ve okutan kent olarak anılmasına büyük katkılar sağlayan Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı doludizgin ilerliyor. Daha önceki yıllarda olduğu gibi aynı coşku ve heyecanla gerçekleşen Kocaeli Kitap Fuarı’nda birbirinden önemli yazarlar, okurlarıyla bir araya gelerek kâğıdın büyülü dünyasında buluşuyor. Bu kapsamda Selim Sırrı Paşa Salonu’nda düzenlenen “Pervari’den Paris’e” adlı söyleşisinde katılımcılara hitap eden İslam Tarihi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, “Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz. Maalesef bu millet kendi tarihini öğrenmek istemiyor. Tarihini öğrenmek istemeyen milletler batmaya mahkûmdur. Neden batmaya mahkumdur, çünkü onlara başka bir tarih öğretirler. Son dönemde Gazze gündemde. Biliyorsunuz bu Gazze geçmişte bizimdi. Avrupa yönelmiş bizim bazı zevat, yanlış hareketlerin ve politikaların sonucunda Gazze yani Filistin Yahudilerin eline geçti. Bir millet eğer okumuyorsa ve tarihini bilmiyorsa o millete bir tarih öğretirler ve de o milleti yönettiler. Bir millet tarihini bilmiyorsa ona tarihini yazdırırlar” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“KELİMELERE OLAN İHTİYACIMIZ AZALDI”</b></p>
<p>“Edebiyat Hayat Memat” adlı söyleşisinde konuşan Yazar Tarık Tufan, Kocaeli Kitap Fuarı’nın artık kendisi içinde gelenekselleştiğini ve kendisi her sene buraya mutlulukla attığını belirtti. Yazar Tufan, “Artık insanların bir edebiyat konuşmasına, kitap üzerinden edebiyat üzerinden bir konuşmaya zaman ayırması benim için her geçen zamanda daha kıymetli ve önemli bir hale geliyor. Konuşmanın başlığını koyar, hep bunu düşünerek belirledim. Her geçen gün edebiyatın bir hayat memat meselesi olma durumu güçleniyor. Edebiyat neden her sene bizim için bir zaruriyet haline dönüşüyor? İnsanın zaman içerisinde etrafını saran unsurlar, insanın ruhunu, aklını, kalbini ve hayatını belirleyen şeylere dönüşüyor. Hayatımızı hangi araçlar, hangi nesneler, hangi insanlar, hangi mekanlar ve hangi duygular içerisinde geçiriyorsak, biz de bir süre sonra ona benzemeye başlıyoruz. Kullandığımız araçlara benziyoruz, yaşadığımız mekânlara benziyoruz ve kullandığımız kelimelere benziyoruz. Bu şu anlama geliyor, neyin içerisinde görmemiz gerekiyor. Yani modern çağda insan dediğimiz varlık neyin içerisinde? Biz artık kelimeleri yutan bir varlığa dönüştük. Kelimelere olan ihtiyacımız azalmaya başladı. Aynı zamanda insanla olan iletişimimizde azalmaya başladı” dedi.</p>
<p><b>“İNSANIN İLETİŞİMİ GÜÇLENDİKÇE YALNIZLIĞI ARTIYOR”</b></p>
<p>İnsanın iletişimsizliğini bir örnek vererek konuşmasını sürdüren Yazar Tufan, “En çok karşılaştığımız insanlar kargocular. Şimdi bu basit bir dönüşüme benziyor. Fakat biraz geriye gittiğimizde hepimizin mahallesinde oturup sohbet ettiği esnaflar vardı ve insani bir iletişime giriyorduk. Şimdi girdiğimiz iletişim alışveriş esnasında telefonumuza gelen kodu kargocuya söylemek. Bazen kargocuyu görmüyoruz bile. Bir zaman sonra bunun sadece alışverişten ibaret olmadığını, insanların iletişim araçları güçlendikçe aralarındaki mesafenin arttığını söyleyebiliriz. Şöyle düşünüyoruz, artık nasıl olsa görüntülü arayabiliyoruz, mesaj yazabiliyoruz. Gidip de büyükleri, akrabaları gidip de ziyaret etmeye pekte gerek yok. Yüz yüze ilişki biraz daha azaldı. İnsanın kelimelerle ve insanla olan etkileşimi, iletişimi ve zamanı gün geçtikçe azalıyor. İnsanın iletişimi güçlendikçe yalnızlığı artıyor demektir. Bu insanın en trajik halidir. İnsanın insanla olan ilişkisini kaybediyoruz, insanın duygusunu ve kelimelerini kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730">Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 10:37:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bazen]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[müziğin]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[ni]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Norm]]></category>
		<category><![CDATA[varlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin "Tematik Buluşmalar" söyleşisinde “Müzik, bazen iktidarın sesi olur, bazen de sessizlerin çığlığı…” diyen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin toplumsal normları ve sessizliği bile siyasete dönüştüren gücüne dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562">Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin &#8220;Tematik Buluşmalar&#8221; söyleşisinde “Müzik, bazen iktidarın sesi olur, bazen de sessizlerin çığlığı…” diyen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin toplumsal normları ve sessizliği bile siyasete dönüştüren gücüne dikkat çekti.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Tematik Buluşmalar” söyleşisine konuk olan Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Türk Müziği Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin sadece bir sanat formu olmadığını, aynı zamanda toplumsal normları, kimlikleri ve iktidar ilişkilerini şekillendiren politik bir araç olduğunu söyledi.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen “Tematik Buluşmalar” söyleşilerinin bu ayki konuğu BUÜ Türk Müziği Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı oldu. Nazım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenen “Müziğin Sessiz Siyaseti” başlıklı söyleşiye, sanatseverler ve akademisyenlerin yanı sıra Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin ve Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da katıldı. Prof. Dr. Varlı söyleşide, müziğin duyulmayan yönlerini ve toplumsal etkilerini anlattı.</p>
<p>“MÜZİK HER ZAMAN POLİTİKTİR”</p>
<p>“Müziğin salt ses sanatı olarak görülmesi, onun toplumsal etkisini gölgede bırakıyor” diyen Prof. Dr. Varlı, müziğin tarih boyunca politik bir araç olduğunu belirtti. Varlı, müziğin toplumsal norm oluşturma, kültürel hafızayı taşıma ve kimlik inşasında kritik bir rol oynadığını dile getirdi.</p>
<p>Müziğin sadece bireysel bir ifade biçimi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Varlı, “Müzik, bir toplumun düşünce biçimini, değerlerini, hatta iktidar ilişkilerini şekillendiren bir güce sahiptir. Bir ezgi, farkında olmadan bizi belirli bir düşünceye yaklaştırabilir. Bu nedenle müzik, toplumsal normların üretimi, dolaşımı ve meşrulaştırılmasında güçlü bir araçtır” dedi.</p>
<p>SESSİZLİĞİN İKİ YÜZÜ</p>
<p>Söyleşide sessizlik kavramına da değinen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, sessizliğin hem olumlu hem olumsuz yönlerine dikkat çekti. “Sessizlik, insanın kendinin farkına varması gibi olumlu durumları içerirken, Gazze’de yaşananlara sessiz kalınması gibi durumlarda suç haline dönüşebiliyor” diyen Varlı, sessizliğin bazen güçsüzlere dayatılan bir konuşma eksikliği, bazen de tahakküme karşı bir direniş biçimi olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Müziğin hegomanya üretmesi konusuna Gramsci, Adorno gibi düşünürlerin bu konudaki çalışmalarına atıfta bulunarak açıklamalarda bulunan Varlı, yerli ve yabancı parçalarla müzikle üretilen toplumsal normları açıkladı.</p>
<p>“EN DERİN ANLAM SESSİZLİKTE SAKLI”</p>
<p>Prof. Dr. Varlı, müziğin toplumsal dinamiklerle olan ilişkisi hakkında ise şunları söyledi: “Müzik, sesin sanatıdır ama bazen en derin anlam sessizlikte saklıdır. Toplumda da tıpkı müzikte olduğu gibi ses ve sessizlik yan yanadır. Bazı sesler duyulur, bazıları bastırılır. Bu durum rastgele değildir. Her sessizlik bir politik tercihin, iktidar ilişkisinin sonucudur. Müzik ise bu sessizlikle bazen uzlaşır, bazen çatışır, bazen de onu fark ettirmeden deşifre eder.”</p>
<p>Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı’ya söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin günün anısına hediye verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562">Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın; &#8220;Ahilik, geleceğimizin en sağlam pusulasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediye-baskani-doc-dr-tahir-buyukakin-ahilik-gelecegimizin-en-saglam-pusulasidir-579040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ahilik]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[tahir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkan Tahir Büyükakın Ahilik Haftası dolayısıyla yayımladığı mesajında, Ahilik kültürünün günümüzün ihtiyaç duyduğu en güçlü toplumsal reçetelerden biri olduğuna vurgu yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediye-baskani-doc-dr-tahir-buyukakin-ahilik-gelecegimizin-en-saglam-pusulasidir-579040">Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın; &#8220;Ahilik, geleceğimizin en sağlam pusulasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkan Tahir Büyükakın Ahilik Haftası dolayısıyla yayımladığı mesajında, Ahilik kültürünün günümüzün ihtiyaç duyduğu en güçlü toplumsal reçetelerden biri olduğuna vurgu yaptı.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, Ahilik Haftası dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Adeta bir tüketim çılgınlığının yaşandığı günümüz dünyasında Ahilik kültürüne sıkı sıkıya sarılmamız gerektiğini ifade eden Başkan Büyükakın, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bir toplumun çarşısına ve pazarına bakarak ahlakını anlarsınız. Çünkü esnafın terazisi, aslında toplumun vicdanını tartar. İşte bu yüzden Ahilik, adaletin, güvenin ve kardeşliğin yüzyıllar boyunca hayat bulduğu bir medeniyet ocağıdır.</p>
<p><b>BUGÜN BİLE BİZE YOL GÖSTERİYOR</b></p>
<p>Asırlar önce Ahi Evran’ın dilinden dökülen, ‘Harama bakma, haram yeme, haram içme, yalan söyleme’ nasihati; bugün de bize yol gösteriyor. Modern dünyanın tüketim hırsına, israfına ve haksız kazancına karşı Ahiliğin sesi hâlâ gür bir şekilde yükseliyor. Ahilik, üretmeden tüketmeye karşı bir haykırıştır. Güçlünün zayıfı ezmediği, emeğin ibadet sayıldığı, çarşıların aynı zamanda mektep olduğu bir düzendir. Düşünün; Osmanlı esnafı iş yerini ‘Hak kapısı’ saymış, işini ibadete eş görmüştür. İşte bu anlayış, yüzyıllar boyunca iç huzuru ve toplumsal barışı ayakta tutmuştur. Bugün de esnaflarımız, güven, ahlak, kardeşlik veren insanlardır. Onların iş yerleri, birer dükkân olmanın ötesinde; şehrin vicdanı, toplumun aynasıdır. Eğer esnafımızın kapısından dürüstlük giriyorsa, biliniz ki o şehirde huzur da vardır, umut da vardır.</p>
<p><b>“BÜYÜKŞEHİR OLARAK YANINIZDAYIZ”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak bizler, Ahiliğin bu kutlu mirasına sahip çıkmayı, dayanışma ruhunu yaşatmayı ve alın terini helalle yoğuran tüm esnaflarımızın yanında durmayı asli bir görev biliyoruz. Ahiliğin, geleceğin en sağlam pusulası olması bilinciyle, esnaflarımıza yönelik hizmetlerimizi artırarak sürdürüyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle, emekleriyle şehrimize değer katan, ahlaklarıyla toplumumuza güven aşılayan tüm esnaflarımızın ve hemşehrilerimizin Ahilik Haftası’nı kutluyor; bu eşsiz mirasın gelecek nesillere aktarılmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-buyuksehir-belediye-baskani-doc-dr-tahir-buyukakin-ahilik-gelecegimizin-en-saglam-pusulasidir-579040">Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın; &#8220;Ahilik, geleceğimizin en sağlam pusulasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:32:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adını]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphaneler]]></category>
		<category><![CDATA[lber]]></category>
		<category><![CDATA[ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579076</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültürpark'a kazandırılan İlber Ortaylı Kütüphanesi'nin açılışını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Prof. Dr. İlber Ortaylı birlikte yaptı. Kente yeni kütüphaneler kazandırmaya devam edeceklerinin müjdesini veren Başkan Tugay, yeni neslin kültür ve sanatla iç içe yetişmesi için çalıştıklarını kaydetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076">Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültürpark&#8217;a kazandırılan İlber Ortaylı Kütüphanesi&#8217;nin açılışını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Prof. Dr. İlber Ortaylı birlikte yaptı. Kente yeni kütüphaneler kazandırmaya devam edeceklerinin müjdesini veren Başkan Tugay, yeni neslin kültür ve sanatla iç içe yetişmesi için çalıştıklarını kaydetti. Ortaylı ise gençlerin Kültürpark&#8217;a kitap okumak için geleceğini belirterek kütüphaneye adının verilmesinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin kültürel yaşamına önemli katkı sağlayacak yeni bir kütüphaneyi daha İzmirlilerle buluşturdu. Tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın adını taşıyan kütüphane, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve İlber Ortaylı tarafından Kültürpark’ta açıldı. Açılış törenine Başkan Tugay’ın eşi Öznur Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zeki Yıldırım, Genel Sekreter Yardımcıları Çağatay Güç, Prof. Dr. Pınar Okyay, İsmail Mutaf ve Hakan Uzun, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen, Bayındır Belediye Başkanı Davut Sakarsu ve Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik, İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve çok sayıda kitapsever katıldı.</p>
<p><strong>“Büyük onur”</strong></p>
<p>Açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kütüphane açılışının çok değerli olduğunu vurgulayarak “İlber Ortaylı Hoca, ‘İzmirli değilim’ dedi ama bazı insanlar ülkece öyle benimseniyor ki hangi şehre gitse oralı gibi görünüyor. İzmirliler de İlber Ortaylı Hoca’yı çok seviyor. Düşünceleriniz ve yazılarınızla ülkemize ve şehrimize ışık verdiğiniz için bu kütüphaneye sizin adınızı vermeyi istedik. Burada sizin adınızı taşıyan kütüphanenin açılışını yapmak İzmir Büyükşehir Belediyesi için büyük bir onur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“O amacı hisseden insanlarız”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak her imkânı değerlendirerek kentin kültür sanat okuryazarlığı seviyesinin yükselmesi için çalıştıklarını kaydeden Başkan Tugay, “Dünyanın en özel yazarları, şairleri, sanatçıları bu topraklardan çıkıyor. İzmir sanatçı fabrikası. Bununla gurur duyuyoruz. Yeni nesli, güzel çocuklarımızı, gençlerimizi sanattan bağını koparmadan yetiştirmeyi başarmamız lazım. O yüzden kültür sanat çok önemli ve onun için bu alanda yapılacak her türlü yatırım çok önemli. Dönemin belediye başkanı Dr. Behçet Uz&#8217;un öncülüğünde kurulan Kültürpark,  bir park alanı olmasının ötesinde özellikle hem  o şehirde yaşayan insanların hem de kentin kültürel yaşamına katkıda bulunsun diye planlanmıştı. İzmir yangınında harabeye dönen alandan park alanına dönüştü. Biz o gün o anlayışa sahip olan insanların neyi amaçladığını hisseden insanlarız. Hissettiğinizde varlığınızla o anlayışı özümsüyorsunuz ve gereğini yerine getirmeye çalışıyorsunuz” sözlerine yer verdi.</p>
<p><strong>Oda orkestrası sahnede</strong></p>
<p>Kentte kültür sanat alanında yaptıkları çalışmalardan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndan da bahseden Başkan Tugay, “Bizi gururlandıracak çalışmalar yapıyorlar. Bu sezon da salonlarının tıka basa dolacağını düşünüyorum. Türkiye genelinde İzmir’i temsilen hepimizi onurlandıracak çalışmaları olacak. Geçen yıl kurduğumuz oda orkestramız var, onu da bir senfoni orkestrasına çevirme kararlılığındayız. Geçen yıl bir konser verdiler, bu yıl düzenli konserler verecekler” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Zamanımın çoğunu kütüphanede geçirirdim”</strong></p>
<p>İlber Ortaylı’nın da kütüphaneye kitap bağışında bulunduğunu hatırlatan Başkan Tugay, kütüphanelerin sadece kitap okunan yer olmadığını söyledi. Başkan Tugay, “Yazarlar ve o kitapların içinde gizlice yaşayan insanlar kütüphanelerde buluşur. Bunu yaşayabilmiş, hissedebilmiş insanlar gerçekten çok şanslı. Benim de en çok zaman geçirdiğim yerlerden biri kütüphanelerdi. İzmir kütüphanelerinde ayak basmadığım yer, dokunmadığım raf yoktur. Öylesine zenginlikten gelince yurttaşlarımızın da mümkün olduğunca pek çok alanda bu keyfi ve özel duyguyu hissetmesini istiyorum. Şehrin her yanını kütüphanelerle, kültürel ve sosyal buluşma alanlarıyla doldurmak, en önemli görevlerimizden biri” dedi. Başkan Tugay, kütüphane binasının zaman zaman sergiler için kullanılsa da büyük ölçüde atıl durumda olan bir bina olduğunu hatırlattı.</p>
<p><strong>Başkan Tugay’dan örnek uygulama müjdesi</strong></p>
<p>Kütüphaneye ilişkin Türkiye&#8217;ye örnek olabilecek bir uygulamadan da söz eden Başkan Tugay, “Burası sabah erkenden açılıp şehrin en uzun süre açık kalan kütüphanesi olacak. Bu kütüphaneye gelen bir kişi aradığı bir kitabı bulamazsa ‘Benim için almanızı istiyorum&#8217; diyecek ve o kitabı alıp getireceğiz. Bunu yapmak bizim için bir onur. Bunu yaparak başka kütüphanelere örnek olmak da bizim için bir onur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Başkan Tugay, haftada bir gün çocuklara kitap okuyacak</strong></p>
<p>Hedeflediği planlardan birinin de kütüphanede çocuklara kitap okumak olduğunu dile getiren Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuklar ve gençlerle her buluşmamızda onların verdiği enerji bizde kocaman duygulara dönüşüyor. Ruhumuzda sönmüş olan alevlerin yeniden yanmasına neden oluyor. Çocukların saflığı, gençlerin iyiliği ve temizliği gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken şeyler. Onlara güzellikleri, iyilikleri anlatmak zorundayız. Bunu bir belediye başkanının yapması onun için ancak onur olabilir. Bu birliktelik  beni güçlü, mutlu yapar ve daha iyi şeyler yapmak için cesaretlendirir. Mümkün olan en kısa zamanda haftada bir gün ilkokul çağındaki çocuklara hikâye okumak için organizasyon yapalım ve güzel vakit geçirelim.”</p>
<p><strong>“Bu millet kütüphaneleri hak ediyor”</strong></p>
<p>Açılış töreninde konuşan Prof. Dr. İlber Ortaylı da kütüphaneye isminin verilmesinden dolayı çok mutlu olduğunu dile getirdi. İzmirli olmasa da 1963 yılının eylül ayında bir dönem İzmir’de bulunduğunu ve o dönem İzmir’ine dair gözlemlerini anlattı. Ortaylı, “Burada herkes birbiriyle kolay diyalog kuruyordu. Giyim kuşam farklıydı ama  kütüphane yoktu. Kemeraltı’nda bir kitabevi vardı. Zamanla okuma gelişti. Bugün kütüphaneler açılıyor. O yıllarda burada gezerken adımla bir kütüphane açılacağını söyleseler ‘Kafayı yiyorum herhalde, doktora gideyim’ derdim. Kabiliyetli milletin bazı şeylerden mahrum yaşaması hoş değil. Onu inşallah telafi edeceğiz. Bu millet kütüphaneleri hak ediyor” dedi.</p>
<p><strong>“Gençler Kültürpark’a ders çalışmak için de gelecek”</strong></p>
<p>Türkiye’de çok sayıda gencin önemli çalışmalar yürüttüğünü sözlerine ekleyen Ortaylı, şöyle konuştu: “Gençliğimde, doçent olduğum yıl bile Türkiye’de Avrupa tarihine ait tercümeler neredeyse yoktu. Artık sahada araştırma yapan gençlerimiz var. Böyle bir ülkenin bazı şeyleri hak ettiğine inanıyorum. Kütüphaneye ismimin verilmesi benim için iftihardır. Mühim olan buralara kütüphanelerin dolması. Bu kütüphaneyi yapanlara, tertip edenlere müteşekkiriz. İnşallah gençlerimiz Kültürpark’a sadece gezinmek için değil, ders çalışmak için de gelecek. Bir şehir de öyle büyür. İzmir büyük bir merkez. Şimdi bir metropol var ama metropolün de niteliği de olur. O niteliği kütüphaneler, operalar, tiyatrolar, mutfak sağlar.”</p>
<p><strong>Plaket takdim edildi</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından Prof. İlber Ortaylı ile kütüphanenin açılmasında katkıları bulunan Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ ve meclis üyesi Erhan Erdil’e Başkan Tugay tarafından plaket ve çiçek takdim edildi. Başkan Tugay ve eşi Öznur Tugay, İlber Ortaylı ve protokol mensupları açılış kurdelesini birlikte kesti. Daha sonra kütüphane gezildi. Açılışta, üzerine İlber Ortaylı’ya ait “Gidersin, karşına birdenbire nefis bir kütüphane çıkar. İşte o kütüphane olmadan şehrin karakteri oluşmaz” sözlerinin yazıldığı kitap ayracı da Ortaylı’ya hediye edildi.</p>
<p><strong>20 bin kitap ve çalışma odaları</strong></p>
<p>Kültürpark’ta hizmete alınan İlber Ortaylı Kütüphanesi, 20 bin civarında esere ev sahipliği yapıyor. Kütüphanede Türk ve dünya edebiyatı, sosyoloji, tarih, felsefe, psikoloji alanlarının yanı sıra yabancı dil meraklıları için İngilizce kitaplardan oluşan bir bölüm de yer alıyor. Kütüphanede sessiz okuma ve çalışma alanları, rezervasyonlu grup çalışma odaları, dijital çalışma alanı bulunuyor. Aynı anda 74 kişinin ders çalışmasına olanak sağlayacak şekilde tasarlanan kütüphanede grup çalışmaları için asma kat alanında rezervasyonlu üç adet çalışma odası da var. İlber Ortaylı Kütüphanesi; araştırmacılara, öğrencilere ve tüm kitapseverlere açık olacak. Ayrıca mekânın dış alanında gençlere yönelik düzenlenecek etkinlikler ve atölyelerle İzmir’in kültür yaşamına değer katılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076">Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 13:26:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[burnunda]]></category>
		<category><![CDATA[çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[necdet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Önlük]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde, yeni başlayan 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı kapsamında üniversitesi genelinde Oryantasyon Programları düzenleniyor. Tüm akademik birimlerde düzenlenen programlar, Ege Üniversitesini bu yıl kazanan birinci sınıf öğrencilerinin adaptasyonunu kolaylaştırmayı hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426">Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde, yeni başlayan 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı kapsamında üniversitesi genelinde Oryantasyon Programları düzenleniyor. Tüm akademik birimlerde düzenlenen programlar, Ege Üniversitesini bu yıl kazanan birinci sınıf öğrencilerinin adaptasyonunu kolaylaştırmayı hedefliyor. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak; Fen, İletişim, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık, Spor Bilimleri, Eğitim, Mühendislik, Ziraat, Su Ürünleri, Hemşirelik, İktisadi ve İdari Bilimler, İlahiyat ve Bilgisayar Bilimleri Fakültelerindeki oryantasyon programlarına katılarak öğrencilerin heyecanına ortak oldu. Prof. Dr. Budak ayrıca Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakültelerinde düzenlenen “Beyaz Önlük Giyme” törenlerine katılarak genç sağlıkçılara önlüklerini bizzat giydirdi.</p>
<p>Programlar dahilinde konuşan Prof. Dr. Necdet Budak, “Öncelikte tüm birinci sınıf öğrencilerimize ‘Ege Üniversitesine Hoş Geldiniz’ demek istiyorum. Düzenlediğimiz bu programların amacı, öğrencilerimize üniversitemizin imkan ve olanaklarını anlatarak, uyum süreçlerini en kısa sürede atlatmalarını sağlamaktır. Akademik-idari tüm çalışanlarımızla öğrencilerimizin en iyi şekilde eğitim alabilmeleri için seferber oluyoruz. Üniversitemizi bu yıl kazanan öğrencilerimize bizi tercih ettikleri için teşekkür ediyor, tüm üniversitemize verimli bir eğitim-öğretim dönemi diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Huzurlu, güvenli, kaliteli eğitim”</b></p>
<p>Ege Üniversitesinin Türk yükseköğretiminde başarılarıyla öne çıkan bir üniversite olduğunu ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ege Üniversitesi, Türkiye&#8217;deki 208 üniversite arasında, eğitim-öğretim kalitesi anlamında tam akreditasyon alan ilk devlet üniversitesidir. Ayrıca Türkiye Yeterlikler Çerçevesi Logosu kullanımında Türkiye birincisiyiz. Milli Yenilik Ödüllü, Spor Dostu Kampüse sahip bir araştırma üniversitesiyiz. Yeşil Üniversiteler Sıralamasında dünyada ilk 80&#8217;de yer alıyoruz. Donanımlı bir üniversite olarak çok güçlü bir akademik kadroya sahibiz. 80’den fazla uygulamayla öğrenci odaklı bir yönetim anlayışını benimsiyoruz. Ayrıca 75 tane öğrenci topluluğumuz var. Diplomanın yanında verdiğimiz Ege Plus Belgesi ile öğrencilerimiz, üniversite eğitimleri boyunca gerçekleştirdikleri tüm faaliyetleri belgeleme fırsatına sahipler. Huzurlu, güvenli, her türlü sosyal ve sportif imkana sahip bir kampüsümüz var. Öğrencilerimiz, gönül rahatlığı ile her türlü faaliyete katılabilir” dedi.</p>
<p><b>“Ege Üniversitesi rozetini gururla taşıyacaksınız”</b></p>
<p>Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Budak, “Sevgili öğrenciler; hocalarımız, sizlerle iç içe eğitim veriyor ve uygulamalar yapıyorlar. Buradan mezun olduktan sonra da yaşam boyu bizimle irtibatta olacaksınız. Ege Üniversitesi rozetini gururla taşıyacaksınız. İster özel sektörde, ister kamuda, ister yurt içinde, ister yurt dışında olun, pergelinizin bir ucu artık sizler için Ege Üniversitesi olacak. Hangi alanda yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsanız o alana yönelik projelerde yer almaya çalışın. Sadece alan dersleri değil, kampüsteki etkinlikleri, konferansları ve kongreleri takip etmeniz de önemli. Üniversite yaşamı sadece diploma ve iyi bir eğitimden ibaret değildir, aynı zamanda kendinizi olgunlaştırma dönemidir. Öğrenci kulüplerine katılarak sosyal, kültürel, sportif alanlarda faaliyetlerde öncü rol alabilirsiniz. Burası artık sizin eviniz, yuvanız. Rahat ve huzurunuz için her zaman iletişime açığız. İnanıyorum ki buradan aldığınız eğitimle; kendiniz için, size emek veren ailelerimiz ve bizler için, en önemlisi de ülkemiz için güzel ve hayırlı hizmetler vereceksiniz. Sizlere güzel, verimli, sağlıklı ve başarılı bir üniversite yaşamı diliyorum” dedi.</p>
<p><b>Sağlıkçılara önlüklerini Rektör Prof. Dr. Budak giydirdi</b></p>
<p>Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği fakültelerinde düzenlenen “Beyaz Önlük Giyme” törenlerinde genç sağlıkçılara önlüklerini Rektör Prof. Dr. Necdet Budak giydirdi. Özellikle pandemi dönemi ile birlikte sağlık sektörünün ne kadar önemli olduğunun bir kez daha anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Budak, EÜ’nün de “Sağlık Temalı” bir üniversite olduğunu belirtti. Prof. Dr. Budak, genç sağlıkçılara mesleklerinde başar dileklerini iletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426">Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 09:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[engellilerin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[işıkhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yanındayız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Dünya İşitme Engelliler Haftası dolayısıyla yaptığı sosyal medya paylaşımında, işitme engelli vatandaşların tedavi süreçlerine destek verdiklerini belirterek 2023-2024’te SUT kapsamında sağlanan yardımlara dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Dünya İşitme Engelliler Haftası kapsamında sosyal medyada bir paylaşım yaparak, işitme engelli vatandaşların yanında olduklarını vurguladı.</p>
<p>Bakan Işıkhan, “İşitme engelli vatandaşlarımızın muayene, tetkik, tedavi süreçlerinden yanında olmaya devam ediyoruz,” dedi.</p>
<p>Bakan Işıkhan, 2023-2024 yılları arasında Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında işitme engellilere yönelik birçok destek sağlandığını hatırlatarak, bakanlığın bu alandaki çalışmalarını sürdüreceğini ifade etti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/09/bakan-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-0-J79q4Bqf.jpeg" /></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 13:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ceyda]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[iwf]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Lider]]></category>
		<category><![CDATA[leadership]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578146</guid>

					<description><![CDATA[<p>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine, bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine</strong>, <strong>bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.  Cambridge, Harvard ve INSEAD gibi saygın üniversitelerde gerçekleşen prestijli ve güçlü programa IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, akademik başarılarıyla olduğu kadar sosyal etki yaratan liderlik yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve kanser biyoloğu Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, International Women’s Forum (IWF) tarafından yürütülen ve dünyanın dört bir yanından kadın liderlerin kabul edildiği Global Leadership Fellows Programı’nın 2025–2026 dönemine <strong>tam bursla</strong> kabul edildi. IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Açılan Ayhan, zorlu uluslararası jüri süreci sonunda bu prestijli liderlik programında yer almaya hak kazandı.</p>
<p>Türkiye’nin yanı sıra Kanada, Kosta Rika, Jamaika, Meksika, Singapur, Güney Afrika, Birleşik Krallık, ABD, Kırgızistan’dan seçilen 39 kadın lider arasında yer alan <strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan,</strong> dünyada kabul edilen bilimsel çalışmaları ve “Enkazdan Bilime” (From Ruins to Research) adlı toplumsal etki projesiyle dikkat çekiyor. Enkazdan Bilime projesi, depremden etkilenen bölgelerdeki genç kadınları bilimin dönüştürücü ve iyileştirici gücüyle buluşturmayı amaçlıyor. </p>
<p><strong>Önde Gelen Üniversitelerle İş Birliği </strong></p>
<p>30 yılı aşkın süredir yürütülen IWF Global Leadership Fellows Programı, Harvard Üniversitesi, <strong>Cambridge, Harvard ve INSEAD </strong>gibi uluslararası çapta önde gelen üniversitelerde yürütülüyor. Program; liderlik gelişimi, vizyon oluşturma, küresel ağlara erişim ve bire bir mentörlük gibi başlıklarda katılımcılara yoğun bir gelişim süreci sunuyor. </p>
<p><strong>Türk Mezunlar ve Uluslararası Dikkat Çeken İsimler </strong></p>
<p>Mezunları arasında Chanel CEO’su Leena Nair, NASA Johnson Space Center Direktörü Vanessa Wyche gibi küresel liderlerin yanı sıra Song Service Practice-Accenture EMA Lead <strong>Dilnişin Bayel</strong> ile Ashoka Global Community &#038; Resources Co-Director <strong>Zeynep Meydanoğlu Ertan</strong> yer alıyor.  </p>
<p><strong>Seçim Kriterleri: Liderlik Potansiyeli, Sosyal Etki ve Sorumluluk</strong></p>
<p>IWF Global Fellows Leadership Programı’na katılım, yalnızca mesleki başarılarla değil; adayın liderlik potansiyeli, toplumsal etki kapasitesi ve etik değerleriyle değerlendirilmesini gerektiriyor. Adaylar; liderlik yolculuklarındaki kararlılıkları, alanlarında yarattıkları etki, vizyonları ve deneyimleri temel alınarak seçiliyor. Ayrıca programa başvuran adayların, üst düzey rollere 3–5 yıl mesafede olması bekleniyor.</p>
<p><strong>2025–2026 Dönemi Adaylar ve Fon </strong></p>
<p>Bu yılki programa katılım için 11 ülkeden 27 IWF Forum tarafından aday gösterilen 61 aday ile 180’den fazla görüşme yapıldı; ciddi değerlendirme süreci sonunda 39 lider programa katılıma layık bulundu. Bu değerli programda seçili lider adaylarına burs imkânı yaratmak amacıyla “Leadership Fellows Legacy Scholarship” fonu hayata geçirildi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan: </strong><em>“IWF Global </em>Leadership<em> Fellows Programına seçilmek, hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarım açısından çok büyük bir anlam taşıyor. Bu program sayesinde dünyanın farklı noktalarından ilham verici kadın liderlerle bir araya gelme ve küresel ölçekte bir liderlik ağına dahil olma fırsatı bulacağım. Aynı zamanda ‘Enkazdan Bilime’ projesini daha geniş kitlelere taşıma imkânı elde edeceğim. Depremlerle yıkıma uğramış bölgelerdeki genç kadınların bilimin iyileştirici gücüyle tanışmasını sağlamak, benim için bir kariyer hedefinden çok daha fazlası; bu, inandığım bir yaşam amacı. IWF’in sunduğu vizyon ve destek, bu amaç doğrultusunda atacağım adımları daha da güçlendirecek.”</em></p>
<p><strong>Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün, IWF Türkiye Başkanı: </strong><em>“Kadınların birbirinden öğrenerek ve dayanışmayla güçlendiği bir dünyada; IWF Türkiye olarak, Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın vizyonumuzla örtüşen liderlik yolculuğunu IWF Leadership Fellows Programı’nda tam bursla desteklemekten gurur duyuyoruz. Hikâyesi; bilimin gücü ve sosyal etkinin iç içe geçtiği ilham verici bir yolculuğu temsil ediyor. Prof. Dr. Ceyda Açılan’ın uluslararası alanda Türkiye’yi temsil etmesi hem bilimsel bir gurur hem de Türk kadınların dönüştürücü gücünü tüm dünyaya gösteren önemli bir mesajdır. IWF Türkiye olarak, kadın liderliğini geliştirmeye ve çoğaltmaya kararlıyız.”</em></p>
<p><strong>Prof. Dr. Funda Sivrikaya, IWF Küresel Yönetim Kurulu Üyesi: </strong><em>“IWF’in küresel vizyonu, kadın liderliğini güçlendirmek ve aynı zamanda toplumsal dönüşüm yaratan hikâyeleri desteklemek üzerine kurulu. Türkiye’den bir bilim kadının akademik yetkinliğiyle ve vizyoner, dönüştürücü ve insana dokunan liderlik anlayışıyla bu seçkin programa kabul edilmesi, bizler için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın bilimi ve toplumsal sorumluluğunu merkezine alan liderlik modeli, IWF’in temsil etmekten onur duyduğu değerleri ile daha da güçleniyor.” </em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[takım]]></category>
		<category><![CDATA[teknofest]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578050</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2025 sona ererken, Ege Üniversitesi, öğrenci sayısı bakımından en yoğun katılım sağlayan üniversiteler arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2025 sona ererken, Ege Üniversitesi, öğrenci sayısı bakımından en yoğun katılım sağlayan üniversiteler arasında yer aldı. Toplam 81 takımla festivale katılan Ege Üniversitesinde 13 takım finalist olarak yarıştı.</p>
<p>Oldukça verimli bir festivalin geride kaldığını söyleyen Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Ege Üniversitesi olarak öğrencilerimizle, danışman hocalarımızla TEKNOFEST 2025’teki yerimizi aldık, 81 takımla yarıştık, 13 takımımız finalist oldu. Bilim ve teknoloji çağında öğrencilerimizin; sağlık, fen bilimleri, sosyal bilimler gibi farklı alanlarda başarı hikayeleri yazıyor olması ülkemizin geleceği için büyük bir güvence oluşturuyor. Öğrencilerimizle ve tüm Türkiye gençliği ile gurur duyuyoruz. Festivale katılan tüm gençleri başarılarından ötürü tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi standının festival boyunca yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Prof. Dr. Budak, “TEKNOFEST 2025 İstanbul’da, 7’den 70’e vatandaşlarımızın standımıza gösterdiği yoğun ilgiyle öğrencilerimizin bilim ve teknoloji ekosistemimizde ürettiği yenilikçi projeleri gururla sergiledik. Beş gün boyunca yerli ve millî teknolojiye yön veren projelerimizle her yıl olduğu gibi bu yıl da TEKNOFEST İstanbul’da ülkemizin teknoloji vizyonuna katkı sunduk. YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar da stadımızı ziyaret ederek öğrencilerimizin projelerini inceledi.  Gençlerimizin hayallerini gerçeğe dönüştürmeleri için her zaman yanlarında olarak onlara her türlü desteği sağlayan, başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mehmet Fatih Kacır’a ve sekiz yıldır bu değerli organizasyonu gençlerimizle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’a şükranlarımı sunuyorum. Ülkemizin Millî Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda, Ege Üniversitesi olarak Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan büyük gurur duyuyoruz. Öğrencilerimizin araştırma ekosistemine aktif katılımını teşvik ederek, teknoloji yarışmalarında ortaya koydukları yenilikçi projeleri topluma fayda sağlayacak uygulamalara dönüştürmelerine yönelik desteğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[boyozlu]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla kampüs, öğrencilere tekrar kavuştu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla kampüs, öğrencilere tekrar kavuştu. Öğrencileri kampüs girişinde bizzat karşılayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak; boyoz, gevrek ve çay ikramında bulunarak öğrencilere sıcak bir “Merhaba” dedi. Öğrencilere tekrar kavuşmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Prof. Dr. Budak, yeni akademik yıl için iyi dileklerini iletti.</p>
<p>Yeni akademik yıla hazır bir şekilde girdiklerini ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı araştırma üniversitemizde, yaz dönemi boyunca eğitim-öğretim, araştırma, kültürel ve sportif alanlara yönelik tüm hazırlıklarımızı titizlikle tamamladık. Huzur ve güven ikliminde dört dörtlük bir kampüs ortamında öğrencilerimizi tekrar ağırlamanın kıvancı içindeyiz. Her zaman söylediğim gibi öğrencilerimiz olmadan kampüsümüzün bir değeri, bir anlamı kalmıyor. Bu yüzden onları en sıcak şekilde karşılamaya çalıştık. Hepsine tekrardan ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesinin öğrenci dostu uygulamalarıyla öne çıktığını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ülkemizin en güzel kampüslerinden birisine sahibiz. Güçlü bir altyapıya sahibiz. Dersliklerden laboratuvarlara, kültür ve sanat merkezlerinden spor tesislerine, bilişim altyapısından kütüphane imkânlarına,  beslenme ve barınma olanaklarından çevre dizaynına kadar erişilebilir ve sürdürülebilir konumdayız. Ege Üniversitesi olarak tüm gücümüzle öğrencilerimizin yanında olacağız. Onların donanımlı bir şekilde sektöre uğurlamak için ekosistemimizin tüm imkânlarını seferber edeceğiz. Bilimsel etkinlikler başta olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası programla onların vizyonlarını geliştireceğiz. Bu vesile ile yeni akademik yıl tüm üniversitemize ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, Antalya Emniyet Müdürü Olarak Görevine Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-sabit-akin-zaimoglu-antalya-emniyet-muduru-olarak-gorevine-basladi-577106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 19:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emniyet]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[zaimoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Antalya İl Emniyet Müdürlüğü’ne atanan Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, Bursa’daki görevinden sonra yeni görevine resmen başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-sabit-akin-zaimoglu-antalya-emniyet-muduru-olarak-gorevine-basladi-577106">Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, Antalya Emniyet Müdürü Olarak Görevine Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Hizmet Binası önünde, il emniyet müdür yardımcıları, birim amirleri ve personel tarafından düzenlenen törenle karşılanan İl Emniyet Müdürü Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, tören sonrasında ilk toplantısını gerçekleştirdi.</p>
<p>Toplantıda, Dr. Zaimoğlu’na kentin mevcut durumu, güvenlik ve asayiş hizmetleri hakkında detaylı brifing verildi.</p>
</p>
<figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter">
<div class="wp-block-embed__wrapper">https://twitter.com/AntalyaEmniyet/status/1968394403783000164</div>
</figure>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-sabit-akin-zaimoglu-antalya-emniyet-muduru-olarak-gorevine-basladi-577106">Dr. Sabit Akın Zaimoğlu, Antalya Emniyet Müdürü Olarak Görevine Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 10:25:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[eurotox]]></category>
		<category><![CDATA[hilmi]]></category>
		<category><![CDATA[orhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi akademisyenleri, alanlarındaki deneyimleri ve bilgi birikimleri ile üniversite dışında ve uluslararası alanda önemli görevler üstlenmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905">Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi akademisyenleri, alanlarındaki deneyimleri ve bilgi birikimleri ile üniversite dışında ve uluslararası alanda önemli görevler üstlenmeye devam ediyor. EÜ Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Hilmi Orhan, 38 Avrupa ülkesi ulusal toksikoloji derneklerinin çatı kuruluşu olan ve yaklaşık olarak 7 bin üyesi bulunan EUROTOX Federasyonuna başkan olarak seçildi.</p>
<p>Başarısından ötürü Prof. Dr. Hilmi Orhan’ı tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “70 yıllık bilgi birikimimizle hem ülkemiz hem de dünya literatürüne katkı sağlayan, alanında uzman akademisyenlere sahip bir üniversiteyiz. Bu da hocalarımızın gerek ulusal gerekse uluslararası alanda önemli görevler üstlenmesine yol açıyor. Eczacılık Fakültesi öğretim üyemiz Prof. Dr. Hilmi Orhan, Avrupa’da alanında öncü bir kuruluş olan EUROTOX’a başkan olarak seçildi. Kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>EUROTOX hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Hilmi Orhan, “EUROTOX, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Ulusal Toksikoloji Dernekleri Federasyonudur, yani toksikoloji bilim dalının çatı kuruluşu konumundadır. Fakülte Dekanımız Prof. Dr. Hande Gürer Orhan ile birlikte EUROTOX’un Atina’da düzenlenen 59’uncu kongresine katıldık. Bu kongrede EUROTOX Başkanı olarak seçildim. 2 yıl ‘President-Elect’, 2 yıl ‘President’, 2 yıl da ‘Past-President’ olarak toplam 6 yıl görev yapacağım. Daha önce 2013-2019 arası 6 yıl EUROTOX Yönetim Kurulu üyesi olarak, 2014-2021 arası 7 yıl ise ‘Molecular Toxicology Specialty Section’ Başkanı olarak görev yapmıştım. Üniversitemizi ve ülkemizi uluslararası alanda temsil edeceğim bu 6 yıl boyunca öngörüsel bir yaklaşımla halk sağlığının korunmasını geliştirerek sürdürmeyi ve ülkemizde toksikoloji alanının ve ilgili bilim dallarının gelişmesine önemli katkı sağlamayı amaçlıyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905">Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Kadın Hekim, “Kadına Sağlık” Podcast’inde Mikrofon Başına Geçti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/15-kadin-hekim-kadina-saglik-podcastinde-mikrofon-basina-gecti-574358</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 21:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadına]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin ilk kapsamlı kadın sağlığı podcast serisi “Kadına Sağlık”, 2. sezonuyla 9 Eylül’den itibaren dinleyicilerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/15-kadin-hekim-kadina-saglik-podcastinde-mikrofon-basina-gecti-574358">15 Kadın Hekim, “Kadına Sağlık” Podcast’inde Mikrofon Başına Geçti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde kadın sağlığı okuryazarlığını artırmayı hedefleyen proje, bu sezon da alanında uzman 15 gönüllü kadın hekimin katkısıyla ses getirmeye hazırlanıyor.</p>
<p>“Kadına Sağlık” podcast serisinin yeni sezonunda, migren, kalp sağlığı, demans, menopoz ve obezite gibi kadınları yakından ilgilendiren kritik sağlık konuları ele alınıyor. Her bölümde farklı bir uzman hekimin yer aldığı seride, kadın sağlığına bütüncül bir bakış açısı sunuluyor.</p>
<p>‘Kadına Sağlık’ podcast serisi 2. sezon Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler gönüllü proje ekibi, Ayşenur Kökenli Paksoy, Uzm. Dr. Burcu Yazıcı Elmas, Dr. Çağcan Ölmez, İrem Kıratlıoğlu Sakar, Şule Kahveci Sayar’dan oluşuyor.</p>
<p><strong>GÖNÜLLÜ KADIN HEKİMLER MİKROFON BAŞINDA</strong></p>
<p>Podcast serisinin 2. sezonunda Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, Prof. Dr. Asuman İnan, Op. Dr. Banu Çiftçi, Prof. Dr. Derya Karadeniz, Prof. Dr. Devrim Çabuk, Prof. Dr. Dilek Yılmaz, Prof. Dr. Elif Eroğlu Büyüköner, Prof. Dr. Emel Sezer, Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez, Doç. Dr. Naşide Mangır, Prof. Dr. Özlem Çelik, Prof. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, Doç. Dr. Telce Ayşen Küçükceran ve Prof. Dr. Ülver Derici gibi isimler yer alıyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/15-kadin-hekim-kadina-saglik-podcastinde-mikrofon-basina-gecti-574358">15 Kadın Hekim, “Kadına Sağlık” Podcast’inde Mikrofon Başına Geçti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. İskender Ekinci: &#8220;35 yaşından itibaren herkes 3 yılda bir diyabet taraması yaptırmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-iskender-ekinci-35-yasindan-itibaren-herkes-3-yilda-bir-diyabet-taramasi-yaptirmali-346428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 11:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[iskender]]></category>
		<category><![CDATA[itibaren]]></category>
		<category><![CDATA[skender]]></category>
		<category><![CDATA[taraması]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşından]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabetin ilk evrede bulgu vermeden ilerleyebildiğini kaydeden Doç. Dr. İskender Ekinci, “Bu nedenle herhangi bir risk faktörü olmayan kişilerin 35 yaşından itibaren her 3 yılda bir açlık kan şekeri düzeyi ile diyabet açısından taranması önerilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-iskender-ekinci-35-yasindan-itibaren-herkes-3-yilda-bir-diyabet-taramasi-yaptirmali-346428">Doç. Dr. İskender Ekinci: &#8220;35 yaşından itibaren herkes 3 yılda bir diyabet taraması yaptırmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyabetin ilk evrede bulgu vermeden ilerleyebildiğini kaydeden Doç. Dr. İskender Ekinci, “Bu nedenle herhangi bir risk faktörü olmayan kişilerin 35 yaşından itibaren her 3 yılda bir açlık kan şekeri düzeyi ile diyabet açısından taranması önerilir” dedi.</strong></p>
<p>Halk arasında “şeker hastalığı” olarak da bilinen diyabet hakkında açıklamalarda bulunan <strong>Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İskender Ekinci</strong>, birçok hastalık gibi diyabette de erken teşhisin çok büyük öneme sahip olduğunu söyledi. Doç. Dr. Ekinci, “Diyabet tedavisine erken başlanması hastalığın uzun vadeli seyrini olumlu bir şekilde etkiler” derken, “Fakat diyabette hastalığın mevcut olduğu ama henüz bulgu vermediği bir dönem vardır. Bu nedenle herhangi bir risk faktörü olmayan kişilerin 35 yaşından itibaren her 3 yılda bir açlık kan şekeri düzeyi ile diyabet açısından taranması önerilmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Dünyada 600 milyon diyabet hastası var”</strong></p>
<p>Diyabeti “Kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun pankreas tarafından yeterince üretilememesi veya üretilen insülinin hedef dokularda istenilen etkiyi gösterememesinden kaynaklanan metabolik bir hastalık” olarak tanımlayan Doç. Dr. Ekinci, “Dünya genelinde toplam 600 milyona yakın bilinen diyabet vakası var ve bu sayı hızla artıyor. Diyabet sık susama ve sık idrara çıkma ihtiyacı, sürekli açlık hissi, kilo kaybı, görme değişiklikleri, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi gibi şikayetlerle kendini belli eder” diye konuştu. Vakaların çoğunun Tip-2 Diyabet olduğunu kaydeden ve çoğunlukla obezite ve fiziksel aktivite azlığının diyabetle yakın ilişkili olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ekinci, “Sağlıklı bir diyet, düzenli fiziksel aktivite, normal vücut ağırlığının korunması ve sigara içmekten kaçınmak diyabet gelişimini önleyen veya geciktiren en temel yaklaşımlardır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Risk faktörü taşıyanlara yılda bir tarama önerisi</strong></p>
<p>Doç. Dr. Ekinci, “Birinci ve ikinci derece yakınlarında diyabet hastalığı bulunan kişiler, obez bireyler, insülin direnci tespit edilmiş olan bireyler, daha önce pre-diyabet tanısı konulmuş olan kişiler, gebelikte gebelik diyabeti teşhisi konulmuş olan kadınlar, sedanter (hareketsiz) yaşamı olan ve fiziksel olarak yeterince aktif olmayan kişiler, yağdan zengin posalı gıdalardan fakir beslenen kişiler, uzun süre steroid (kortizon) kullanan hastalar, yüksek tansiyonu, kolesterol yüksekliği veya kalp hastalığı olan kişiler, polikistik over sendromu olan kişiler, organ nakli yapılmış olan kişiler ve 4 kilodan daha ağır bebek doğuran kadınların yılda en az bir defa açlık kan şekeri düzeyinin diyabet açısından taranması tavsiye edilir” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-iskender-ekinci-35-yasindan-itibaren-herkes-3-yilda-bir-diyabet-taramasi-yaptirmali-346428">Doç. Dr. İskender Ekinci: &#8220;35 yaşından itibaren herkes 3 yılda bir diyabet taraması yaptırmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ar-Ge çalışmalarımızda geleceğin teknolojilerine odaklanıyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ar-ge-calismalarimizda-gelecegin-teknolojilerine-odaklaniyoruz-346338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 09:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[arge]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalarımızda]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojilerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde biyoteknoloji alanında önemli projeler yürütülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ar-ge-calismalarimizda-gelecegin-teknolojilerine-odaklaniyoruz-346338">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ar-Ge çalışmalarımızda geleceğin teknolojilerine odaklanıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde biyoteknoloji alanında önemli projeler yürütülüyor</p>
<p>Ege Üniversitesinde geleceğin teknolojilerinden olan biyoteknoloji alanında önemli projeler yürütülüyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü; enerjiden gıdaya, tarımdan ilaç sektörüne geniş bir yelpazeyi barındıran biyoteknoloji alanında Türkiye’nin dünyayla rekabet edebilmesi için önemli araştırmalara ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Biyoteknoloji alanında çıktı üreten üniversiteden birisi olma hedefiyle araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ivme kazandırdıklarını vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam kurumsal akredite bir araştırma üniversitesi olarak, geleceğin teknolojilerine odaklanıp, Ar-Ge çalışmalarına hız veriyoruz. Son beş yıldır stratejik hedeflerinde Ar-Ge çalışmalarını ön plana çıkaran üniversitemiz;  yayın, proje, patent, yenilikçi ve girişimci uygulamalarıyla ileri bir araştırma üniversitesi performansı gösteriyor. Üniversitemiz, ülkemizin öncelikli alanlarına yönelik nitelikli projelerin hazırlandığı ileri çalışma ve üretim kabiliyetine sahip araştırma üniversitelerinin başında geliyor. Temel bilimlerden mühendislik bilimlerine, sağlık bilimlerinden tarım, gıda ve ziraat bilimlerine geniş bir yelpazede bilgi üreterek, küresel ölçekte eğitim ve araştırma yapan üniversitemiz, son dönemde sanayi ve üniversite iş birliğini zirveye taşıyarak, nitelikli Ar-Ge projeleri geliştiriyor. Yeniden yapılandırarak güçlendirdiğimiz, üniversitemiz için büyük anlam taşıyan ve ekosistemimizin önemli merkezlerinden olan Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO) ve Ege Teknopark nitelikli projeler ve yüksek katma değerli çalışmalara destek veriyor.  Ülkemizdeki mühendislik fakülteleri içinde ilk kurulan   Biyomühendislik Bölümümüz de disiplinlerarası bir anlayışla hem lisans hem de lisansüstü düzeyde eğitim veriyor.  Bölümümüz, nitelikli insan kaynağının yanı sıra güçlü laboratuvar altyapısı ile dikkat çekiyor.  Her biri alanında başarılı öğretim üyelerimiz, kendi uzmanlaştığı alanda çok disiplinli, güncel ve önemli araştırmalar yürütülüyor. Bilim insanlarımız ve araştırmacılarımız biyoteknoloji alanında ülkemizin küresel düzeyde rekabet gücünü artıracak araştırmalar yapıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“Bölümümüz laboratuvarları gece gündüz çalışıyor”</b></p>
<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Biyomühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bahattin Tanyolaç ise  “Teknolojinin hızla değiştiği ve yaygınlaştığı günümüzde biyoteknoloji,  her geçen gün hayatımıza daha fazla girmeye başladı. Günlük yaşantımızda hemen hemen her alanda biyoteknolojik ürünler karşımıza çıkıyor. Sanayide, gıdada, tıp ve sağlıkta, gen araştırmalarında, tarımda, aşı ve ilaç sanayide, çevre ve hayvan araştırmalarında biyoteknoloji önemli işlev görüyor.  Bölümüz çatısı altında anılan konuların yanı sıra doku mühendisliğinden biyotasarım ve dönüşüm mühendisliğine; biyoproses, biyomateryal ve biyomedikal mühendisliğinden mikrosistemlerde hastalık modellemesinin yapılabildiği çip üstü organ sistemlerine, moleküler biyoloji ve genom araştırmaları, biyoinformatik, hızlı tanı kitleri ve diagnostik teknolojilere pek çok alanda çalışmalar yürütüyor. Güçlü laboratuvar altyapısına sahip olan bölümüz bünyesine; Bitki Hücre, Doku ve Organ Kültürü, Biyomedikal Uygulamalar, Biyoproses, Çevre Biyoteknolojisi ve Biyoenerji, Doğal Ürün Araştırma, Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp, Endüstriyel Mikrobiyoloji,  Fungal Biyoteknoloji, Hayvan Hücre Mühendisliği ve Biyoproses, İmmunobiyoteknoloji ve Biyoaktivite Tarama, Kanser Moleküler Biyolojisi, Medikal Biyoteknoloji, Mikroalgal Proses, Mikroalgal Teknoloji, Moleküler Genetik, NanoBiyoproses ve Proses Analitik Teknolojisi, Öncül Akışkan Teknolojileri ve Rekombinant Teknolojileri laboratuarları bulunuyor. Bölümüz akademisyenleri bu ekosistem içerisinde bir yandan Ar-Ge faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan da bu çalışmaları proje haline getirerek alana katkı sunuyor” dedi.</p>
<p>Yürütülen çalışmalar ve hazırlanan projelerle ilgili bilgi veren Dekan Prof. Dr. Tanyolaç,  özellikle genom araştırmaları sonucunda verimli çeşitlerin geliştirilmesi, besin değeri yüksek genotiplerin üretilmesi, rekombinat teknolojilerle aşıların üretilmesi, mikro düzeyde organların mimik edilmesi, dolal ürünlerden etken maddelerin ekstrakte edilerek doğal ilaçların geliştirilmesi, atık ürünlerden kolajen üretilmesi ve bunların alt birimleri olan amaino asitelerin tarım alanında besleyici materyal olarak kullanılması gibi konularda önemli ilerlemeler sağlandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ar-ge-calismalarimizda-gelecegin-teknolojilerine-odaklaniyoruz-346338">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ar-Ge çalışmalarımızda geleceğin teknolojilerine odaklanıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Doç. Dr. Evran&#8217;dan, kan hastalıklarının tedavisine katkı sağlayacak proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-evrandan-kan-hastaliklarinin-tedavisine-katki-saglayacak-proje-345326</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2023 08:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[evran]]></category>
		<category><![CDATA[evrandan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarının]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayacak]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=345326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Serap Evran’ın yürütücülüğünü üstlendiği, uluslararası COST aksiyonu çerçevesinde TÜBİTAK tarafından desteklenen “Histon Deasetilaz 10 (HDAC10) Aktivitesinin İnhibisyonu İçin Spesifik DNA Aptamerinin Geliştirilmesi” projesi çalışmaları devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-evrandan-kan-hastaliklarinin-tedavisine-katki-saglayacak-proje-345326">Egeli bilim insanı Doç. Dr. Evran&#8217;dan, kan hastalıklarının tedavisine katkı sağlayacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Serap Evran’ın yürütücülüğünü üstlendiği, uluslararası COST aksiyonu çerçevesinde TÜBİTAK tarafından desteklenen “Histon Deasetilaz 10 (HDAC10) Aktivitesinin İnhibisyonu İçin Spesifik DNA Aptamerinin Geliştirilmesi” projesi çalışmaları devam ediyor. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, nitelikli çalışmalarından dolayı Doç. Dr. Serap Evran’ı ve proje ekibini tebrik ederek başarılar diledi.</p>
<p>Yürütücülüğünü Fen Fakültesi Biyokimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Serap Evran’ın yaptığı Fen Bilimleri Enstitüsü Biyokimya Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Ezgi Man’ın bursiyer olarak görev aldığı projede, HDAC10 enzim aktivitesine karşı aptamer adı verilen, tek iplikli DNA yapısında yeni bir molekülün geliştirilmesi çalışmaları devam ediyor. Proje sonucunda elde edilecek aptamerin potansiyel bir ilaç adayı olarak kronik GVHD tedavisi çalışmalarına katkı yapması hedefleniyor.</p>
<p>Projenin detayları ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Serap Evran, “Allojenik hematopoietik kök hücre nakli kemik iliği yetmezliği, hemoglobin kaynaklı kan hastalıkları ve talasemi gibi hastalıklar için önemli bir tedavi seçeneğidir.  Bunun için aile üyeleri, aileden olmayan kişiler veya kordon kanı ünitelerinden elde edilen hücreler kullanılmaktadır. Bu tedavinin en önemli komplikasyonu nakil sonrasında ortaya çıkabilen graft versus host (GVHD) hastalığıdır. GVHD hastalığının nedeni, bağışçının beyaz kan hücrelerinin alıcı hücreleri yabancı olarak algılamasıdır” diye konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Serap Evran, “GVHD, akut veya kronik formda ortaya çıkmaktadır. Akut GVHD’nin önlenmesi ve tedavisi ile ilgili gelişmeler olmasına rağmen, kronik GVHD pek çok hastayı olumsuz etkilemekte ve ölümlere yol açmaktadır. Kronik GVHD tedavisinde bağışıklığı baskılayıcı ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak, bazı hastaların tedaviye cevap vermemesi ve uzun süreli ilaç kullanımının neden olduğu yan etkiler nedeni ile yeni tedavi yöntemlerine ihtiyaç vardır. Kronik GVHD tedavisinde düzenleyici T hücreleri adı verilen ve bağışıklık tepkisini baskılayan hücrelerin kullanımı umut vericidir. Bu hücrelerin GVHD tedavisinde kullanılabilmesi için, Foxp3 adı verilen bir protein gereklidir. Foxp3 proteinin üretimi için de histon deasetilaz 10 (HDAC10) adı verilen enzimin aktivitesini durdurucu yeni ilaçlar gereklidir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-doc-dr-evrandan-kan-hastaliklarinin-tedavisine-katki-saglayacak-proje-345326">Egeli bilim insanı Doç. Dr. Evran&#8217;dan, kan hastalıklarının tedavisine katkı sağlayacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı: Kullanım ömrünü tamamlayan piller geri dönüştürülmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-nigar-kantarci-carsibasi-kullanim-omrunu-tamamlayan-piller-geri-donusturulmeli-344600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2023 09:36:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çarşıbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürülmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[kantarcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[nigar]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünü]]></category>
		<category><![CDATA[piller]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlayan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=344600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atık pildeki ağır metallerin toprak ve suya karışmaması için ne yapılmalı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-nigar-kantarci-carsibasi-kullanim-omrunu-tamamlayan-piller-geri-donusturulmeli-344600">Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı: Kullanım ömrünü tamamlayan piller geri dönüştürülmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atık pildeki ağır metallerin toprak ve suya karışmaması için ne yapılmalı?</strong></p>
<p><strong>Elektronik eşyalarda ve araçlarda kullanılan pillerin şarj edilebilir ve şarj edilemez olmak üzere ikiye ayrıldıklarını belirten uzmanlar, kullanım ömrünü tamamlamış ya da fiziksel hasar sonucu kullanılamayan pillerin ‘atık pil’ olarak tanımlandığını ifade ediyor. Akü, batarya ve pillerin çevre için çok tehlikeli olabilecek çeşitli maddeler içerdiğini vurgulayan Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, pillerin bileşiminde kullanılan ağır metallerin insan, hayvan ve bitkilere zarar verdiğine dikkat çekiyor. Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, atık pillerin alıcı ortamları zararlı emisyonlardan korumak, içeriklerindeki ağır metallerin toprağa veya suya karışmasını önlemek ve bünyelerindeki bazı değerli metalleri geri dönüştürerek ekonomik kazanç yaratmak amacıyla geri dönüştürüldüğünü ifade ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği İngilizce Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nigar Kantarcı Çarşıbaşı; şarj edilebilen ve edilemeyen pillerin kullanım alanları, pillerin içeriğindeki maddelerin çevreye etkileri ve geri dönüşüm yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Cıva pilin boşalmasını önlüyor</strong></p>
<p>Pillerin negatif elektrot (anot) ve pozitif elektrot (katot) ile iki elektrot arasında kimyasal reaksiyon sağlayan elektrolitten oluştuğunu ifade eden Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Bir diğer deyişle kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine doğrudan dönüştürerek bünyesinde depolayan cihazlar pil olarak tanımlanıyor. Piyasada farklı özelliklere sahip piller bulunuyor. Piller, ıslak veya kuru olarak ikiye ayrılıyor. Islak hücreli pillerde elektrolit sıvıdır. Kuru hücreli pillerde ise elektrolit, pasta veya jel halinde bulunuyor. Piller ayrıca içindeki kimyasal reaksiyonları kontrol etmek için başka kimyasal maddeler de içeriyor. Örneğin cıva maddesi, aşınmayı ve pilin kendiliğinden boşalmasını önlüyor.” dedi.</p>
<p><strong>Piller şarj edilme özelliğine göre ikiye ayrılıyor</strong></p>
<p>Pillerin şarj edilebilir ve edilemez olarak sınıflandırmanın mümkün olduğunu belirten Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Şarj edilemeyen çinko piller, tv kumandası ve duvar saati gibi düşük güç gerektiren cihazlarda kullanılıyor. Alkalin piller, kumanda ve saat gibi aletlerin yanı sıra fotoğraf makinesi, tansiyon aleti oyuncak araba gibi araçlara uyumludur. Şarj edilme özelliğine sahip olmayan bir diğer pil türü olan lityum ise bilgisayar ana kartlarında hafıza pili olarak, elektronik basküllerde, şeker ölçüm cihazlarında, su sayaçlarında, otomobil ve kapı kumandalarında kullanılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı sözlerine şöyle devam etti:</strong></p>
<p>“Şarj edilebilme özeliğine sahip 4 farklı pil türü bulunuyor. Nikel metal hidrit (Ni-Mh) piller; şarjlı matkaplar, şarjlı el süpürgeleri ve acil aydınlatma panellerinde kullanılıyor. Lityum İyon piller de mobil telefonlarda, dizüstü bilgisayarlarda ve elektrikli otomobillerde tercih ediliyor. Tablet bilgisayar ve navigasyon gibi taşınabilir cihazlar için lityum polimer piller özel boyutlarda üretilip kullanılıyor. Nikel kadmiyum piller ise şarjlı matkaplar, şarjlı el süpürgeleri ve acil aydınlatma panellerinde tercih ediliyor.”</p>
<p><strong>Çevreye zararlı ağır metaller içeriyorlar</strong></p>
<p>Kullanım ömrünü tamamlamış veya uğramış olduğu fiziksel hasar sonucu kullanılmayacak duruma gelmiş pillerin ‘Atık Pil’ olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Çinko piller, lityum-iyon piller ve alkalin piller atık pil çeşitlerini oluşturuyor. Akü, batarya ve piller çevre için çok tehlikeli olabilecek çeşitli maddeler içeriyor. Bunun büyük çoğunluğu da çevresel ortamlara zarar veren ağır metallerden oluşuyor. Pillerin bileşiminde kullanılan ağır metaller genellikle nikel, kadmiyum, bakır, çinko, kobalt ve kurşundur. Bu metallerin çoğu insan, hayvan ve bitkilere zararlıdır. En büyük endişe ise bu metallerin ya da metabolitlerin besin zincirine girerek veya direkt suyla insan sağlığını olumsuz yönde etkilemesidir. Bu nedenle de bu anılan artıklar gelişmiş ülkelerde büyük bir özenle ve ayrı toplanıyor. Özel artık giderme veya işlem merkezlerinde fiziksel ve kimyasal işlemlere tabi tuttuktan sonra sağlıklı çevresel koşullarda su, toprak, hava ve canlı ortamını olumsuz etkilemeyecek şekilde geri kazanılmak üzere tekrar ekonomik döngüye sokuluyor. Kalan hiçbir işe yaramayan kısmı ise sağlıklı, fenni özel artık depolama yerlerinde depolanıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Dönüşümle ilgili faydalı uygulamalar var</strong></p>
<p>Taşınabilir türdeki atık pillerin geri dönüştürülmesinin 3 temel hedefi olduğunu vurgulayan Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı, “Bunlar alıcı ortamları atık pillerden kaynaklanabilecek zararlı emisyonlardan korumak, ağır metallerin toprağa veya suya karışmasını önlemek ve pillerin bünyesindeki bazı değerli metalleri geri dönüştürerek ekonomik kazanç yaratmaktır. Örneğin Avustralya&#8217;da bir firma, atık pillerden mahsuller için kullanılabilen gübre üretiyor. Avrupa&#8217;da pil satan mağazalar piller için geri dönüşüm kutusu da bulundurmakla yükümlü. Müşteriler de kullandıkları pilleri bu kutulara atmaya teşvik ediliyor. Bu sayede tüketilen pillerin çoğu diğer atıklara karışmadan geri dönüşüm merkezlerine ulaşabiliyor. Geri dönüşüm metotları, mekanik, hidrometalurjik (kimyasal/fiziksel) veya pirometalurjik (termal) olabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-nigar-kantarci-carsibasi-kullanim-omrunu-tamamlayan-piller-geri-donusturulmeli-344600">Dr. Nigar Kantarcı Çarşıbaşı: Kullanım ömrünü tamamlayan piller geri dönüştürülmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun: Karneye Verilen Olumsuz Tepki Çocuğa Sanıldığından Daha Fazla Zarar Veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yelkin-diker-coskun-karneye-verilen-olumsuz-tepki-cocuga-sanildigindan-daha-fazla-zarar-veriyor-344333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2023 09:22:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[diker]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[karneye]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sanıldığından]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[verilen]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yelkin]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=344333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milyonlarca öğrenci alacağı karne ile bu cuma günü yoğun geçen bir dönemi sonlandıracak ve sömestr tatiline girecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yelkin-diker-coskun-karneye-verilen-olumsuz-tepki-cocuga-sanildigindan-daha-fazla-zarar-veriyor-344333">Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun: Karneye Verilen Olumsuz Tepki Çocuğa Sanıldığından Daha Fazla Zarar Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca öğrenci alacağı karne ile bu cuma günü yoğun geçen bir dönemi sonlandıracak ve sömestr tatiline girecek. Uzmanlar, karnenin öğrencilerin gelişimini desteleme aracı olarak görülmesi gerektiğini belirterek karneye karşı verilen olumsuz tepkilerin çocukların gelişimine sanıldığından daha fazla zarar verdiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Karne Nasıl Değerlendirilmeli?</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, karne alan öğrenciler ve velilere önerilerde bulundu. </p>
<p>“Karne evde aileler tarafından öğrencinin gelişimini destekleme aracı olarak görülmelidir” diyen Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, “Karne öğrencilerin kendini, potansiyellerini tanıma aracıdır. Hangi ders için ne kadar çalışması gerektiğini hem öğrenciye hem veliye gösteren somut bir göstergedir. Öğrenciyi olumsuz niteliklerle etiketlemek, akranları ile kıyaslamak, cezalar vermek karnenin gelişim izleme ve destekleme amacını ortadan kaldırır. Karneye verilen bu tarz tepkiler nedeniyle öğrencilerin öğrenmeye ve değerlendirilmeye ilişkin olumsuz tutum geliştirmesi akademik gelişimlerine sanıldığından daha büyük zarar verebilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Öğrencinin Başarı Algısı Farklı Olabilir”</strong></p>
<p>Öğrencilerin başarı algısının ebeveynlerinkinden farklı olabileceğini vurgulayan Coşkun, “Bu nedenle anne ve babalar çocukları ile başarı konusunda konuşmalılar. Başarıyı nasıl tanımlıyor? Başarı ya da başarısızlık ölçütleri neler? Bunu öğrenmek karneyi değerlendirmek, yeni hedefler belirlemek açısından kritik olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“Hedef Belirlemek Başarının İlk Adımıdır”</strong></p>
<p>Çocuk ve ergenlerde hedef oluşturmanın akademik ve sosyal başarıyı elde etmede çok önemli olduğunu kaydeden Yelkin Diker Coşkun, karnenin bir yönüyle de çocukların kendine akademik hedefler koymasına yardımcı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu hedefleri kendi planları doğrultusunda gerçekleştirmek akademik ve sosyal başarıların ilk adımlarıdır. Bu konuda ebeveynler çocukları ile birlikte hareket etmeli, onların hedef oluşturmasını desteklemelidir. Hedefler mutlaka öğrencilerle birlikte oluşturulmalıdır. Çocukların kendi potansiyeline uygun hedefler koyması aileler tarafından teşvik edilmelidir. Örneğin, bir derse ilişkin notunu nasıl gördüğünü anlamak, daha yüksek bir nota dönüştürmek için neler yapması gerektiğine ilişkin bir çalışma planı oluşturmasını sağlamak yani öğrenciyi motive etmek gerekiyor.”</p>
<p><strong>“Okul Aynı Zamanda Sosyal Gelişim Alanıdır”</strong></p>
<p>Okulun akademik başarının yanında ve hatta daha fazla sosyal gelişimin gerçekleştiği bir yer olduğuna dikkati çeken Coşkun, karnelerin bu anlamda da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Coşkun, “Okulun öğrencilere neler kattığını bütünsel olarak değerlendirmek gerekiyor. Sanat, spor ve diğer gelişim alanlarında da başarı hedeflerinin oluşturulması öğrenci kişilik gelişimi için oldukça değerli olacaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>İkinci Döneme Hazırlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun, ders dönemini tamamlamış öğrencilerin tatili verimli şekilde geçirmesinin önemine işaret etti. Coşkun, “Böylece ikinci döneme daha sağlıklı şekilde hazırlık yapılabilir. Tatil, dinlenme, oyun, kısa geziler gibi etkinliklerin dengeli biçimde planlandığı bir zaman olmalı. Öğrencilerin kitap okuma, tiyatro ya da sinemaya gitme gibi kişisel gelişimi destekleyici etkinliklerin içinde bulunması için fırsatlar oluşturulması faydalı olacaktır” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yelkin-diker-coskun-karneye-verilen-olumsuz-tepki-cocuga-sanildigindan-daha-fazla-zarar-veriyor-344333">Prof. Dr. Yelkin Diker Coşkun: Karneye Verilen Olumsuz Tepki Çocuğa Sanıldığından Daha Fazla Zarar Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
