<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yaklaşım | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yaklasim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yaklasim</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 13:22:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yaklaşım | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yaklasim</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>NADAS: Ayvacık Yeşilyurt&#8217;ta Sürdürülebilir Turizm, Geleneksel Üretim ve Gastronominin Yükselen Markası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nadas-ayvacik-yesilyurtta-surdurulebilir-turizm-geleneksel-uretim-ve-gastronominin-yukselen-markasi-626119</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ayvacık]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[fırın]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomi]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel]]></category>
		<category><![CDATA[kaz]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[nadas]]></category>
		<category><![CDATA[oda]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilyurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Yeşilyurt Köyü, doğal dokusu ve tarihi atmosferiyle Türkiye’nin öne çıkan turizm destinasyonlarından biri haline gelmiştir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadas-ayvacik-yesilyurtta-surdurulebilir-turizm-geleneksel-uretim-ve-gastronominin-yukselen-markasi-626119">NADAS: Ayvacık Yeşilyurt&#8217;ta Sürdürülebilir Turizm, Geleneksel Üretim ve Gastronominin Yükselen Markası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Yeşilyurt Köyü, doğal dokusu ve tarihi atmosferiyle Türkiye’nin öne çıkan turizm destinasyonlarından biri haline gelmiştir. Bu özgün coğrafyada faaliyet gösteren Nadas, konaklama ve gastronomi alanlarında geliştirdiği nitelikli projelerle bölgenin dikkat çeken markaları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Doğallık, sadelik ve zarafeti merkezine alan Nadas Otel; özgün mimarisi ve özenli hizmet anlayışıyla misafirlerine bütüncül bir deneyim sunarken, köy meydanındaki tarihi handa konumlanan Nadas Fırın ise atalık buğdaylardan ürettiği ekmekleri çağdaş bir yaklaşımla sunarak bölgenin gastronomi kimliğine değer katmaktadır.</p>
<p>Bu iki yapı yalnızca Yeşilyurt’un turizm potansiyelini artırmakla kalmamakta; aynı zamanda organik üretim, yerel kalkınma ve sürdürülebilir turizm anlayışına da somut katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nadas Fırın: Üreten ve Yaşatan Bir Yaklaşım</strong></p>
<p>Nadas Fırın, geleneksel üretim yöntemlerini günümüzün sunum anlayışıyla buluşturarak atalık buğday ve ekmek üretimini korumayı ve geliştirmeyi hedeflemektedir. 2026 hasat sezonunda ilk ürününü almayı planladığı ve başlangıçta 70 dönümlük üretim kapasitesine ulaşacağı tarımsal yatırımıyla, kendi hammaddesini üreten bir yapıya geçiş sürecini başlatmıştır.</p>
<p>Bunun yanı sıra Nadas, sözleşmeli tarım uygulamalarıyla iyi tarım ve organik üretim modellerine katkı sunmayı bir hedef olarak da amaçlamaktadir. Bu yönüyle marka, kısa sürede Türkiye’de örnek gösterilen bütüncül turizm modellerinden biri olma yolunda ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Ulusal ve Uluslararası Platformlarda İlgi Gören Bir Marka</strong></p>
<p>Nadas Otel, Gaziantep’te düzenlenen 7. Ulusal Gastronomi Festivali ile Antalya’da gerçekleştirilen FSUMMIT Turizm, Gastronomi ve Ağırlama Zirvesi’nde özel konuk olarak yer almış ve sektör profesyonellerinin dikkatini çekmiştir.</p>
<p>Bu etkinliklerde Nadas Otel’i temsilen konuşmacı olarak katılan Genel Müdür Hande Gündoğan, Yeşilyurt Köyü’nün yüzyıllara dayanan kültürel mirası içinde Nadas markasının gelişim sürecini paylaşmış; sürdürülebilir turizmin yalnızca bir işletme modeli değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanı olduğuna dikkat çekmiştir.</p>
<p>Uluslararası Gastronomi Zirvesi’ne katılımı ile de marka, kurduğu yeni iş birlikleri ve geliştirdiği vizyoner yaklaşım sayesinde sektördeki konumunu daha da güçlendirmiştir.</p>
<p><strong>Gault&#038;Millau’dan Önemli Bir Takdir</strong></p>
<p>Nadas Otel, gastronomi dünyasının saygın uluslararası rehberlerinden Gault&#038;Millau tarafından 2025 yılında Kuzey Ege ve Çanakkale bölgesinde değerlendirmeye alınan iki işletmeden biri olmuştur.</p>
<p>Bu gelişme; Nadas’ın yalnızca konaklama alanındaki hizmet kalitesini değil, aynı zamanda yerel ürünlere dayanan mutfak anlayışını, sürdürülebilir gastronomi yaklaşımını ve bütüncül deneyim kurgusunu uluslararası ölçekte görünür kılmıştır. Gault&#038;Millau rehberinde yer almak, markanın Yeşilyurt’tan doğan hikâyesini küresel gastronomi sahnesine taşıyan önemli bir eşik niteliği taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kültürle Kurulan Güçlü Bağ: “Nadas’a Bırakılan Sözler”</strong></p>
<p>Yeşilyurt Köyü Muhtarlığı ile Nadas Fırın iş birliğinde hayata geçirilen “Nadas’a Bırakılan Sözler” başlıklı söyleşi serisi; edebiyat, tarih ve felsefe alanlarında önemli isimleri bir araya getirerek bölgede dikkat çekici bir kültürel hareketlilik yaratmıştır.</p>
<p>Tarihçi İlber Ortaylı, felsefeci Ahmet Arslan ve yazar-müzisyen Tuna Kiremitçi gibi isimlerin katılımıyla gerçekleşen bu buluşmalar, ulusal ölçekte ilgi görmüş ve Yeşilyurt’un kültürel değerine önemli katkı sağlamıştır.</p>
<p><strong>Yeşilyurt’un Katma Değer Üreten Markası</strong></p>
<p>Nadas; hayata geçirdiği yatırımlar, geliştirdiği özgün konseptler ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımıyla bulunduğu yörenin turizm potansiyeline nitelik kazandırmaya devam etmektedir.</p>
<p>Üretim, gastronomi ve kültürü bir araya getiren bu bütüncül yapı, yalnızca kendi gelişimini değil, bulunduğu bölgenin dönüşümünü de destekleyen bir model ortaya koymaktadır. Nadas markası, bu yaklaşımıyla Yeşilyurt’u sürdürülebilir turizm odağına dönüştüren öncü yapılardan biri olmayı sürdürmektedir.</p>
<p><strong>BİLGİ NOTU: </strong>Yeşilyurt, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış tarihi bir köydür. 1946 yılına ait Türkçe kaynaklarda Büyükçetmi, 1905 yılına ait Yunanca kaynaklarda Büyük Çepni olarak geçen köyün Antik Yunanca adı Gargara’dır… Taş sokakları, özenle restore edilmiş evleri ve benzersiz doğasıyla huzurlu bir tatil noktası arayan tatilcilerin tercihi olan köyümüz Assos ve Troya gibi antik kentlere yakındır. </p>
<p><strong>NADAS OTEL;</strong> NADAS rengini Kaz Dağları’nın antik çağlardan beri değişmeyen yeşil ormanların ilhamından almıştır. NADAS imzası, kişisel hizmet anlayışını, misafirlerin kendilerini NADAS’a bırakıp anın tadını çıkarmalarını sembolize etmektedir. Nadas Kazdağları Temmuz 2021’de açılmıştır. 12 ay açık olan otelimizde, 14 oda bulunmaktadır. 11 oda ana binada yer alırken, 3 adet Villa Suite de, Nadas’ın geniş ve sessiz bahçesinde yer almaktadır. +16 yaş politikamız mevcuttur. Her oda ayrı konseptte döşenmiştir. Odalar kategorilerine göre, balkonlu ya da bahçe teraslı veya özel bahçelidir. Şömine ve küvet sadece özel odalarımızda mevcuttur. Deniz ve orman manzarası vardır.   </p>
<p><strong>NADAS FIRIN: </strong> Kaz Dağları’nın tertemiz havası, Yeşilyurt Köyü’nün huzurlu doğası ve geleneksel fırıncılığın asırlık bilgeliği… İşte biz, bu üç değeri harmanlayarak yola çıktık. Fırınımızda her şey mevsiminde, katkısız ve en doğal haliyle hazırlanır. Atalık buğdaylardan ürettiğimiz ekşi mayalı ekmekler sabırla yoğrulur, doğanın kendi mayasıyla kabarır ve taş fırının sıcaklığıyla hayat bulur. Her lokmada geçmişin lezzetini, toprağın bereketini ve emeğin değerini hissedersiniz. Taptaze unlu mamuller, mis gibi kokusuyla sizi çocukluğunuza götüren çörekler ve doğanın en saf malzemeleriyle yapılan tatlılar… Hepsi, güne başlarken içinizi ısıtmak, akşam sofranıza doğallığı taşımak için. Burada her ürün, sadece bir yiyecek değil; Kaz Dağları’ndan sofranıza uzanan bir doğa hikâyesidir. </p>
<p><strong>KAZDAĞLARI; </strong>Ayvacık, Yeşilyurt Köyünün içinde bulunan butik otelimiz, görselliği ile adeta İtalya’daki Toskana Bölgesi hissi uyandırmaktadır. Denizdeki yosunların Kazdağları ile buluşması ile oluşan yüksek oksijen değeri, Kazdağları’nı, Alp ler’den sonraki ikinci oksijen deposu sıfatına ulaştırır. Antik Dönem Efsanelerine ev sahipliği yapan Ida Mountains (Kazdağları) mitolojik yönden de çok zengindir. Zeus’un Kazdağları’nda doğduğuna inanan Giritliler, yöreye IDA ismini vermiştir. Ayrıca Afrodit ve Hera ve Athena’nın katıldığı ve Truva savaşlarına yol açan güzellik yarışması da burada yapılmıştır. Acı bir aşk hikayesi olan, Kazdağları’ nda yaşayan Sarıkız Efsanesi de Türkmen köylülerin anlattığı efsanelerin en ünlülerindedir. Kaz Dağları Milli Parkı, Hasan Boğuldu Şelalesi, Mıhlı Şelalesi, Zeus Tapınağı, Truva Müzesi çevrenin görülmesi gereken yerlerindendir. Nadas Kazdağları , yeşilin her tonunu görebileceğiniz, hem zeytin, hem Göknarı ,(Logomuz olan Kazdağı Göknarı yeryüzünde bir tek bu bölgede bulunduğu için endemik bir ağaç türüdür.) </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nadas-ayvacik-yesilyurtta-surdurulebilir-turizm-geleneksel-uretim-ve-gastronominin-yukselen-markasi-626119">NADAS: Ayvacık Yeşilyurt&#8217;ta Sürdürülebilir Turizm, Geleneksel Üretim ve Gastronominin Yükselen Markası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 14:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[Bütüncül Yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623669</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi. Sağlık profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden yaklaşık 500 kişinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.</strong></p>
<p><strong>İBB’nin bugüne kadar pansumandan psikolojik desteğe, fizyoterapiden hasta nakline kadar geniş yelpazede sunduğu evde sağlık hizmeti sayısı ise 1 milyon 302 bin 646’ya ulaştı.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı”nı düzenledi. Yaklaşık 500 sağlık profesyoneli, hasta ve yaşlı bakım çalışanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin yalnızca tıbbi bir vaka olarak değil; fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal boyutlarıyla bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiği vurgulandı.</p>
<p><strong>DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖNDER YÜKSEL ERYİĞİT : “YEREL YÖNETİMLERDE BİR İLK”</strong></p>
<p>Konferansın açılışında konuşan İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, sağlık hizmetlerinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Evde sağlık hizmetlerinin özellikle yaşlı, kronik hastalar ve hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler için kritik olduğunu belirten Eryiğit, “Bugün burada, sağlık profesyonellerinin, kamuoyunun, hasta yakınlarının ve tüm ilgili paydaşların bu konudaki düşüncelerini, deneyimlerini ve önerilerini paylaşmalarını hedefliyoruz; çünkü İstanbul’umuzda yaşayan evde bakım hizmeti alan tüm hastalarımızın hızla sağlıklarına kavuşmaları için canla başla çalışmaktayız. Bütüncül yaklaşım da hastaların iyileşme süreçlerinde olumlu bir etki yaratır, tedaviyi hızlandırır. Evde sağlık hizmetlerinde, hastalarımızın yalnızca bedenlerine değil, ruhsal hallerine, sosyal çevrelerine ve yaşam kalitelerine de odaklanmalıyız. Bu sebeple bütüncül yaklaşıma önem veriyor ve yerel yönetimlerde bir ilk olarak bu konferansı gerçekleştiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>PROF. DR. DOĞAÇ NİYAZİ ÖZÜÇELİK: HASTANELERDEKİ YOĞUNLUK ÖNLENEBİLİR</strong></p>
<p>Konferansın ilk oturumunda Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik, “Yaş Almış Bireylerde Karşılaşılan Acil Durumlar” başlıklı bir sunum yaptı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Özüçelik, doğru planlanmış evde bakım ve aile hekimliği sayesinde hastane acilleri, poliklinikler ve yoğun bakımlardaki yoğunluğun önlenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>PROF. DR. TANER ARTAN: “DÜNYADA İKİ ÜLKEDE YALNIZLIK BAKANLIĞI VAR”</strong></p>
<p>İkinci oturumda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Taner Artan, “Yaş Almış Bireylerde Psikososyal Yaklaşım” konusunu ele aldı. “Yaşlanmak sorun değil, aktif yaşlanmayı becerememek sorundur” diyen Artan, İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu hatırlattı. Evde sağlık hizmetlerinde güven kurmanın, özerkliğe saygı göstermenin ve bireyle birlikte karar almanın önemini vurguladı.</p>
<p><strong>1 MİLYON 302 BİN 646 KEZ EVDE SAĞLIK HİZMETİ</strong></p>
<p>İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, yara bakımı, pansuman, psikolojik destek, fizyoterapi, doktor değerlendirmesi, diyetisyen hizmeti, hasta nakli ve hane temizliği gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bugüne kadar 65 yaş üstü 99 bin 429 evde bakım hastasına toplam 1 milyon 302 bin 646 kez hizmet ulaştırıldı.</p>
<p><strong>KONUŞMACILARA TEŞEKKÜR BELGESİ</strong></p>
<p>Konferansın sonunda İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Hakan Yılmaztürk, Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik ve Prof. Dr. Taner Artan’a katkılarından dolayı plaket takdim etti. Etkinlik, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatını]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Epilepsi, nöronların aşırı ve senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkan nöbetlerle karakterize!</strong></p>
<p>Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür!</strong></p>
<p>Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir!</strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.”</p>
<p><strong>Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir!</strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi.</p>
<p>Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Epilepsi hastaları, gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkabilir! </strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anahtarı]]></category>
		<category><![CDATA[ediliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğun]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutluluk ve iyi oluşun küresel ölçekte yeniden düşünüldüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Mutluluk artık yalnızca bireysel bir duygu değil; kamu politikalarının ve kalkınma anlayışının merkezinde yer alan bir göstergedir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760">Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk ve iyi oluşun küresel ölçekte yeniden düşünüldüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Mutluluk artık yalnızca bireysel bir duygu değil; kamu politikalarının ve kalkınma anlayışının merkezinde yer alan bir göstergedir” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Son yıllarda mutluluk araştırmalarında özellikle sosyal ilişkilerin gücü, toplumsal güven, ekonomik eşitsizlik ve dijital yaşamın etkileri gibi konuların öne çıktığını belirten Uzunkoca, “Araştırmalar yalnızlık ve sosyal izolasyonun mutluluğu önemli ölçüde düşürdüğünü, toplumlarda güven düzeyi yükseldikçe ortalama mutluluğun arttığını ve ekonomik eşitsizliklerin yüksek olduğu toplumlarda mutluluk düzeylerinin daha düşük olduğunu göstermektedir” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi, İş ve Örgüt Psikoloğu Ülfet Uzunkoca, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede mutluluk kavramının küresel ölçekte nasıl ele alındığını, kalkınma anlayışındaki dönüşümü ve mutluluk araştırmalarının temel dinamiklerini değerlendirdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk, yalnızca bireysel bir deneyim değil</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Mart’ın, Birleşmiş Milletler tarafından 2012 yılında Uluslararası Mutluluk Günü olarak ilan edildiğini hatırlatan Uzunkoca, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 66/281 sayılı kararıyla kabul edilen bugün, mutluluk ve iyi oluşun insanların yaşamında evrensel bir hedef olarak görülmesi gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, mutluluğun yalnızca bireysel bir deneyim değil; aynı zamanda kamu politikalarında dikkate alınması gereken bir iyi oluş göstergesi olduğunu vurgulamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalkınma anlayışı değişiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Günü’nün ortaya çıkışında Bhutan’da geliştirilen kalkınma yaklaşımının etkili olduğunu belirten Uzunkoca, “Bhutan, 1970’li yıllardan bu yana ülkelerin başarısının yalnızca Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ölçülmesinin yeterli olmadığını savunarak bunun yerine ‘Gross National Hapiness &#8211; Ulusal Mutluluk’ anlayışını önermiştir. Bu yaklaşıma göre, kalkınma yalnızca ekonomik büyümeyle değil, sosyal refah, çevresel sürdürülebilirlik ve psikolojik iyi oluş gibi unsurların birlikte değerlendirilmesiyle anlam kazanmaktadır. Bu perspektif, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren uluslararası politika tartışmalarında daha görünür hâle gelmiştir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>20 Mart’ın sembolik anlamı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Mart tarihinin seçilmesinin de sembolik bir anlam taşıdığını ifade eden Uzunkoca, “Bu tarih, gece ve gündüzün eşit olduğu ilkbahar ekinoksuna denk gelmektedir. Ekinoksun temsil ettiği denge fikri, refahın ve iyi oluşun toplumlar arasında dengeli biçimde paylaşılması gerektiğini hatırlatan güçlü bir semboldür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk politikaların merkezine alınıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Günü’nün temel amacının mutluluğu kamu politikalarının önemli bir hedefi olarak tanımlamak olduğunu belirten Uzunkoca, “Bu yaklaşım; ekonomik büyümenin yanı sıra iyi oluş göstergelerinin dikkate alınmasını, yoksulluğun azaltılmasını, eşitsizliklerin düşürülmesini ve sürdürülebilir kalkınma ile psikolojik iyi oluşun birlikte düşünülmesini teşvik etmektedir. Bu nedenle her yıl bu tarihlerde World Happiness Report yayımlanarak küresel ölçekte iyi oluş verileri analiz edilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>2026’nın teması: Sosyal medya ve mutluluk</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu yılın temasının “sosyal medya ve mutluluk” olarak belirlendiğini ifade eden Uzunkoca, “Bu tema, dijital etkileşimlerin mutluluk ve iyi oluşla ilişkisini gündeme taşımakta; sosyal medyanın hem yaratabileceği zorluklara hem de daha yapıcı, daha bilinçli ve daha olumlu kullanım biçimlerine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda çevrim içi ortamda kurulan ilişkilerde gösterilen özenin, kullanılan dilin ve yapılan tercihlerin bireysel ve toplumsal düzeyde fark yaratabileceğine işaret etmektedir. Bu yönüyle tema, daha mutlu ve daha nazik bir sosyal ortamın yalnızca yüz yüze değil, dijital dünyada da birlikte inşa edilebileceğini vurgulamaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mutluluk ölçülebilir bir kavram</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Mutluluk Raporu’nun bilimsel verilere dayandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Dünya Mutluluk Raporu, Oxford Üniversitesi bünyesindeki İyi Oluş Araştırma Merkezi (Wellbeing Research Centre) tarafından, Gallup, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (UN Sustainable Development Solutions Network) ve bağımsız bir editör kurulu ile iş birliği içinde yayımlanmaktadır. Raporda büyük ölçüde Gallup World Poll verileri kullanılmakta ve 150’den fazla ülkeden veri toplanmaktadır. Mutluluk ölçümünde temel olarak ‘Cantril Merdiveni’ adı verilen yaşam değerlendirme sorusu kullanılmaktadır. Bireylerden yaşamlarını 0 ile 10 arasında bir merdivende değerlendirmeleri istenmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Altı temel değişken belirleyici oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Mutluluk düzeylerini açıklamada altı temel değişkenin öne çıktığını ifade eden Uzunkoca, “Kişi başına düşen gelir, sosyal destek, sağlıklı yaşam beklentisi, hayat seçimlerinde özgürlük, cömertlik ve yolsuzluk algısı mutluluğu belirleyen temel faktörler arasında yer almaktadır. Özellikle sosyal destek, bireylerin zor zamanlarda güvenebilecekleri birinin varlığı açısından mutluluk üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalkınma anlayışında yeni perspektif </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikoloji açısından bakıldığında Dünya Mutluluk Günü’nün önemli bir paradigma değişimini de temsil ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Uzun süre kalkınma anlayışında ‘ekonomik büyüme → iyi oluş’ şeklinde kurulan ilişki, giderek ‘iyi oluş → sürdürülebilir toplum’ perspektifiyle yeniden düşünülmeye başlanmıştır. Bu yaklaşım mutluluğun yalnızca bireysel bir duygu olarak değil, aynı zamanda kamu politikaları, ekonomi ve sosyal gelişim açısından önemli bir gösterge olarak ele alınmasına katkı sağlamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Son yıllarda mutluluk araştırmalarında özellikle sosyal ilişkilerin gücü, toplumsal güven, ekonomik eşitsizlik ve dijital yaşamın etkileri gibi konular öne çıktığını belirten Uzunkoca, “Araştırmalar yalnızlık ve sosyal izolasyonun mutluluğu önemli ölçüde düşürdüğünü, toplumlarda güven düzeyi yükseldikçe ortalama mutluluğun arttığını ve ekonomik eşitsizliklerin yüksek olduğu toplumlarda mutluluk düzeylerinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Ayrıca özellikle genç kuşaklarda sosyal medya kullanımı ile iyi oluş arasındaki ilişki de giderek daha fazla araştırılan bir alan haline gelmiştir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En mutlu ülkeler neden önde?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya mutluluk sıralamalarında belirli ülkelerin öne çıktığını ifade eden Uzunkoca, “Finlandiya, Danimarka, İzlanda, İsveç ve Hollanda gibi ülkeler genellikle ilk sıralarda yer almaktadır. Bu durumun arkasında güçlü sosyal güvenlik sistemleri, yüksek toplumsal güven ve dengeli iş-yaşam ilişkisi gibi faktörler bulunmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi oluş, sürdürülebilir toplumların anahtarı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikoloji açısından bu sürecin önemli bir paradigma değişimini temsil ettiğini vurgulayan Uzunkoca, “Uzun yıllar ‘ekonomik büyüme iyi oluşu getirir’ anlayışı hâkimdi. Günümüzde ise ‘iyi oluş sürdürülebilir toplumları oluşturur’ yaklaşımı öne çıkmaktadır. Bu da mutluluğun yalnızca bireysel bir duygu değil; toplumsal gelişimin temel göstergelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-iliskiler-mutlulugun-anahtari-kabul-ediliyor-621760">Sosyal ilişkiler mutluluğun anahtarı kabul ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşının En İyisi Ol!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bütünsel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Longevity]]></category>
		<category><![CDATA[ol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşının]]></category>
		<category><![CDATA[yisi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir demografik dönüşümden geçiyor. Son 100 yılda ortalama yaşam süresi birçok ülkede iki katına çıkarken, Birleşmiş Milletler verilerine göre 2050 yılına gelindiğinde dünya nüfusunda her beş kişiden biri 60 yaşın üzerinde olacak. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “Uzayan yaşam süresiyle birlikte sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği için artık odağın tedaviden önlemeye, hastalıktan sağlığa ve standart yaklaşımlardan kişiselleştirilmiş sağlık yolculuklarına kayması gerekiyor. Bu nedenle longevity, yani sağlıklı ve kaliteli yaş alma yaklaşımı, artık yalnızca bireysel bir tercih değil; hem bireyler hem de sağlık sistemleri için stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p>Kişiye özgü planlanan, bütünsel ve yıl boyunca takip edilen bir sağlık yönetimine dayanan yaklaşım doğrultusunda hayata geçirilen <strong>Acıbadem Life’</strong>ta hedef, bireylerin daha sağlıklı ve güçlü bir yaşam sürmeleri. <strong>Acıbadem Life</strong> bu kapsamda uzayan yaşam sürecini bütünsel sağlık yönetimiyle destekliyor ve sağlığın geleceğine dair sürdürülebilir bir deneyim sunuyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü,</strong> “<strong>Acıbadem Life, Acıbadem Yönetim Kurulu Başkanımız Mehmet Ali Aydınlar</strong>’ın insanlar hastalandığında yanlarında olmanın yanı sıra; onların sağlıklarını korumak, uzayan ömürlerini daha sağlıklı yaşamaları için bir şey yapma hayali ve sağlığın geleceğine dair bir deneyim yaratma vizyonunun sonucu olarak ortaya çıktı. Amacımız yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insanların yaşam boyu sağlıklarını bütünsel şekilde yönetmelerine öncülük etmek. İleri teknoloji, bilimsel veri ve uzmanlıkla oluşturduğumuz bu ekosistem, riskleri erken fark ederek sağlıklı yaşamı sürdürülebilir kılmayı hedefliyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>, bütünsel sağlık yönetimi ve özellikle longevity alanında stratejik adımlarımızdan biri ve geleceğin bütünsel sağlık yönetimi hizmetlerini bugünden inşa etme kararlılığımızın yansımasıdır” dedi.</p>
<p><strong>LONGEVITY BİR LÜKS DEĞİL, SAĞLIKLI VE UZUN YAŞAMIN ANAHTARI  </strong></p>
<p>Koruyucu ve önleyici sağlık yaklaşımı yalnızca biyolojik değil, ekonomik bir gereklilik de ortaya koyuyor. Kanserin erken evrede yakalanması tedavi maliyetlerini <strong>10–12 kat</strong>, kalp hastalıklarının erken yönetimi yaşam boyu sağlık giderlerini <strong>%60 oranında</strong> azaltabiliyor. Önleyici sağlık, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin temelini oluşturuyor. </p>
<p>İşte bu noktada 100 yaşa uzanan yolda, longevity bilimi ışığında kişisel ve yönetilebilir sağlık kavramı yaşamımızda yepyeni bir kapı aralıyor. Çünkü uzun ömür günümüz gerçekliğinde artık tek başına yeterli bir gösterge değil; o ömrün ne kadarının bağımsız, üretken ve kaliteli yaşandığı da önem kazanıyor. Bu nedenle sağlık yönetimi, yaşamın ileri dönemlerindeki yaşam kalitesini bugünden şekillendiren belirleyici unsur hâline geliyor.</p>
<p><strong>ACIBADEM LIFE’TA LONGEVITY NASIL HAYATA GEÇİYOR?</strong></p>
<p>Her birimizin eşsiz bir yapıya sahip olduğunu ve yaşlanma sürecindeki etkimizin sanılandan çok daha fazla olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Genel Koordinatörü İbrahim Kürkçü</strong>; “Genetik ve epigenetik profilimizden metabolizma hızımıza, biyolojik yaşımızdan uyku ritmimize kadar tüm veriler, yaşlanma hızımızın temelini oluşturuyor. <strong>Acıbadem Life Longevity Programı</strong>; ileri düzey taramalar, genetik analiz, biyolojik yaş ölçümü ve akıllı cihazların takibiyle elde ettiği verilerle <em>Kişiselleştirilmiş Bir Sağlıklı Yaşam Yolculuğu</em> tasarlıyor. Bu sayede yaşam tarzınız genel önerilere göre değil, ihtiyaçlarınıza göre şekilleniyor ve yolculuğunuz “Kişiye Özel Doktorunuz ve Sağlık Sorumlunuz” rehberliğinde yürütülüyor” dedi.  </p>
<p><strong>Acıbadem Life Longevity Programı </strong>kapsamında uygulanan Genetik Check Up (WGS) ile hastalık riskleri ve genetik yatkınlıklar belirlenirken, Biyolojik Yaş Analizi epigenetik testlerle hücresel yaşlanma hızını ortaya koyarak sağlıklı yaş alma sürecine yönelik bilimsel bir yol haritası oluşturuyor. CGM sensörleri ile metabolizma ve kan şekeri takibi, uyku sağlığı analizleri, fiziksel performans ölçümleri ve kişiye özel yaşam tarzı planlaması ile bireyin sağlık durumunun yıl boyunca sürekli izlenmesini sağlıyor. Bu bütünsel yaklaşım sayesinde sağlık yalnızca mevcut durumu korumaya değil, yaşlanma sürecini yönetmeye ve kronik hastalık risklerini azaltmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>GELECEĞİN SAĞLIK HİZMETİ BUGÜN ACIBADEM LIFE’TA</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life</strong>, <strong>Longevity Programı </strong>ile üyelerine yalnızca bugünün değil, yarının sağlık ihtiyaçlarını da öngören bir yapı sunuyor. “<strong>Sağlıklı Uzun Yaşam alanında dünya markası olmak</strong>” vizyonu doğrultusunda; bilimsel doğruluktan ödün vermeden, ileri tıbbi imkânları kişiye özel bir yaklaşımla birleştiriyor. </p>
<p>Böylece <strong>Acıbadem Life</strong>, kişiye özel sağlık yönetimi kültürünü yaygınlaştırarak, “<em>yaşının en iyisi ol</em>” yaklaşımını yalnızca bir söylem değil, <strong>yön gösteren bir sağlık standardı</strong> hâline getiriyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinin-en-iyisi-ol-617130">Yaşının En İyisi Ol!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[altunsoy]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[gör]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[lkay]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Miyop]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[Optisyenlik]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2050 yılında dünyanın özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngördüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Az görme yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunudur” dedi.</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyum açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Engin Gülal: “Hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması bir araya geliyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, açılış konuşmasında üniversitelerin yalnızca bilgi üreten kurumlar değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm üreten, geleceği öngören, disiplinler arası iş birliğini teşvik eden yapılar olduğunu belirterek “Bugün gerçekleşen sempozyumda ele alınan az görme konusu, tam bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli bir halk sağlığı konusudur. Bir mühendis olarak şunu söyleyebilirim ki teknoloji ve bilim insan hayatını kolaylaştırmak için vardır. Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir. Onu doğru kılan, insan odaklı düşünen, disiplinler arası çalışan profesyonellere ihtiyaç duyulmaktadır. Az görme rehabilitasyonu da bu anlayışın güzel bir örneğidir. Burada hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması, ergoterapi yaklaşımı ve yardımcı teknolojiler bir araya gelmektedir. Bu bütüncül yaklaşım modern sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmaktadır. Meslek Yüksekokulumuzun düzenlediği bu sempozyum, nitelikli sağlık personeli yetiştirme vizyonunun somut bir göstergesidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: “Az görme multidisipliner bir yaklaşım gerektiriyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy ise açılış konuşmasında az görmenin yalnızca görme keskinliği ve görme alanının azalmasıyla ilgili değil, bireyin bağımsızlığını, eğitimini, üretkenliğini ve özellikle yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık durumu olduğunu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 2,2 milyar insanın görme problemleri ile baş ettiğini kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “DSÖ son açıklamalarında dünyanın 2050 yılında özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngörüyor. Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Bu anlamda yüksek miyopi, ileride az görme alanında karşılaşacağımız halk sağlığı sorunlarından biri olacak. Dolayısıyla bugün ele aldığımız konu, yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunu. Az görme rehabilitasyonunda optisyenin rolü kritik önemdedir. Bu sempozyumun özellikle bu alanda eğitim gören öğrencilere büyük katkı sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Az görmenin genç nüfus, bebekler ve 65 yaş üstü nüfusta görülebilen bir durum olduğunu kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Az görme rehabilitasyonu multidisipliner bir yaklaşım. Özellikle bu alanda uzmanlaşan göz hekimleri, optisyen ve ergoterapistlerin koordineli çalışmasını gerektiren bütüncül bir süreç. Bugünkü sunumların mesleki farkındalığı artıracağını, disiplinler arası iş birliğin güçlendireceğini ve görme rehabilitasyonu alanına yeni bakış açıları kazandıracağına inanıyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Az görme, her yönüyle ele alındı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Sempozyumda farklı üniversite ve kurumlardan akademisyen ve uzmanlar, az görme ile ilgili farklı bakış açılarıyla önemli paylaşımlarda bulundu. Sempozyumda “Az Görmenin Klinik Değerlendirmesi ve Saha Uygulamaları”, “Az Görmede Kullanılan Yardımcı Cihazlar ve Güncel Teknolojik Uygulamalar”, “Mikroperimetri ile Az Görme Rehabilitasyon”, “Çocuklarda Nadir Hastalıklara Bağlı Gelişen Az Görme”, “Teleskopik Sistemler ve Montaj Aşamaları”, “Optisyenlik ve Görme Rehabilitasyonu Arasındaki İlişki: Saha Deneyimleri”, “’Az Gören Rehabilitasyonunda Ergoterapistin Rolü” ve “Az Görenlere Yardımcı Cihazlar ve Saha Uygulamaları” başlıklı konular ele alındı. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Başta optisyenlik öğrencileri ve mezunları olmak üzere sağlık alanında çalışan profesyonelleri bir araya getiren sempozyum plaket takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Sağdıç&#8217;ın &#8220;Sanat İyileştirir&#8221; Sergisi Memorial Göztepe Hastanesi&#8217;nde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deniz-sagdicin-sanat-iyilestirir-sergisi-memorial-goztepe-hastanesinde-612819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[eser]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[sağdıç]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatın]]></category>
		<category><![CDATA[sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yileştirir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612819</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, sanatın iyileştirici gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla buluşturan “Sanat İyileştirir” projesinin ikinci sergisine bu kez Memorial Göztepe Hastanesi’nde ev sahipliği yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-sagdicin-sanat-iyilestirir-sergisi-memorial-goztepe-hastanesinde-612819">Deniz Sağdıç&#8217;ın &#8220;Sanat İyileştirir&#8221; Sergisi Memorial Göztepe Hastanesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, sanatın iyileştirici gücünü sürdürülebilirlik yaklaşımıyla buluşturan <strong>“Sanat İyileştirir”</strong> projesinin ikinci sergisine bu kez Memorial Göztepe Hastanesi’nde ev sahipliği yapıyor. Sergi, Memorial hastanelerinde toplanan medikal ve teknolojik atık malzemelerin ileri dönüşüm sanatçısı Deniz Sağdıç’ın özgün yorumuyla portre eserlere dönüştürüldüğü özel bir seçkiden oluşuyor.</p>
<p><strong>Serginin açılışı, Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz ve Deniz Sağdıç </strong>başta olmak üzere Ece Vahapoğlu, Banu Sağnak, Zeynep Beşerler, Begüm Öner, Seren Fosforoğlu, Rıza Çalımbay, Tuğçe Çalımbay ve Yağmur Ergün ile sanat, spor ve iş dünyasından önde gelen konukların katıldığı özel etkinlikle yapıldı. </p>
<p><strong>Tıbbi atıktan sanat eserine: Her parça bir dönüşüm hikâyesi</strong></p>
<p>Memorial hastanelerinde yürütülen ayrıştırma süreciyle toplanan medikal ve teknolojik atıklar, ileri dönüşüm sanatçısı Deniz Sağdıç’ın özgün yorumuyla sanatsal bir forma kavuştu.</p>
<p>Kan tüpleri ve kapakları, flakon ve ilaç kapakları, enjektör ve şırıngalar, mama kutusu kapakları, tarihi geçmiş renkli tablet ilaçlar, pipet ve pipet uçları, elektronik kablo ve çipler, anakartlar ile tekstil ve üniforma parçaları gibi tedavi süreçlerinden çıkan çok sayıda atık materyal, geri ve ileri dönüşüm prensibiyle portre eserlere dönüştürüldü.</p>
<p>Memorial hastanelerinden ayrıştırılarak toplanan materyallerle üretilen 10 yeni eser, ilk kez Memorial Göztepe Hastanesi’nde sanatseverlerle buluşurken; Memorial Bodrum Hastanesi için daha önce hazırlanan ve benzer dönüşüm süreçlerinden geçen 7 özel eser de yeniden sergiye dahil edilerek seçkiyi genişletiyor. Böylece sergi, Memorial’ın farklı hastanelerinde ortaya çıkan atıkların sanatsal bir bütünlük içinde yeniden hayat bulduğu kapsamlı bir ileri dönüşüm anlatısı sunuyor.</p>
<p><strong>“Atık materyallerin yeniden hayat bulması sürdürülebilirlik yaklaşımımızın en güçlü sembollerinden biri.”</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz,</strong> sergiye ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Memorial Sağlık Grubu olarak sağlık hizmetini yalnızca klinik tedavi süreçleriyle sınırlamayan, insanın ruhsal ve çevresel iyilik halini de gözeten bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Sanatın iyileştirici gücü, hastalarımızın ve yakınlarının moralini yükselten, yaşam enerjisini destekleyen çok güçlü bir alan. ‘Sanat İyileştirir’ projesi, sürdürülebilirlik anlayışımız ile sanat vizyonumuzu bir araya getiren çok özel bir çalışma. Hastanelerimizde oluşan ve doğru yönetilmediğinde doğa için risk oluşturabilecek atıkları, Deniz Sağdıç’ın yaratıcı yorumuyla kalıcı sanat eserlerine dönüştürmek; sağlık kurumlarının aynı zamanda çevresel ve kültürel sorumluluk üstlenen yapılar olabileceğini de gösteriyor.</p>
<p>Deniz Sağdıç, atığı değere dönüştürme konusundaki vizyonu ve özgün üretim diliyle çağdaş sanatın en ilham verici isimlerinden biri. Kendisinin sıradan bir materyali güçlü bir insani hikâyeye dönüştürme becerisine büyük bir hayranlık duyuyoruz. Sanat İyileştirir’ projesinin ilk adımını Memorial Bahçelievler hastanemizde atmış ve çok güçlü bir etki yarattığını hep birlikte görmüştük. Bugün bu yolculuğun Memorial Göztepe’de devam etmesi ve farklı hastanelerimizden toplanan materyallerle yeni eserlerin hayat bulması bizim için son derece kıymetli. Memorial Sağlık Grubu olarak sanatın dönüştürücü gücünü hastanelerimize taşımaya ve sürdürülebilir projelerle sanatın yanında olmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Sanatla güçlenen sürdürülebilir gelecek</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, 2005 yılından bu yana hastanelerinde sanat galerileri, sanat projeleri ve kültürel iş birlikleriyle sağlık ve sanatı bir araya getiriyor. Sanatın ruh ve beden sağlığı üzerindeki pozitif etkisinden yola çıkan kurum, hastane ortamını yalnızca tedavi alanı değil, ilham veren ve iyileşmeyi destekleyen bir yaşam alanı olarak kurguluyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik yaklaşımını tüm operasyonlarına entegre eden Memorial, doğal kaynakların korunması, atıkların sorumlu yönetimi ve çevre dostu uygulamalarıyla geleceğe duyarlı bir sağlık modeli benimsiyor. “Sanat İyileştirir” sergisi, bu yaklaşımın sanat yoluyla görünür hale geldiği en güçlü projelerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>İleri dönüşüm sanatçısı Deniz Sağdıç, kullanım ömrünü tamamlamış her objeyi sanatın iyileştirici gücünden ilham alarak yeniden yorumluyor; atık olarak görülen unsurları güçlü insan yüzlerine ve hikâyelere dönüşen sürdürülebilir sanat eserlerine taşıyor. Sanatçının bu yaklaşımı, yalnızca estetik bir üretimi değil, yeniden değerlendirme ve doğaya duyarlı bir sanat zeminini de temsil ediyor.</p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi’nde açılan “Sanat İyileştirir” sergisi, <em><strong>ay</strong></em> boyunca ziyaret edilebilecek ve sağlık, sanat ve sürdürülebilirliğin kesiştiği özgün bir deneyim sunacak. Sergi, Mart ayında ise Memorial’ın Şişli ve Ataşehir Hastanelerinde sergilenmeye devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-sagdicin-sanat-iyilestirir-sergisi-memorial-goztepe-hastanesinde-612819">Deniz Sağdıç&#8217;ın &#8220;Sanat İyileştirir&#8221; Sergisi Memorial Göztepe Hastanesi&#8217;nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Kurumsal İletişim ve PR Yönetiminde Çok Kanallı Yaklaşım Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kurumsal-iletisim-ve-pr-yonetiminde-cok-kanalli-yaklasim-gucleniyor-611653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 23:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kanallı]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[letişim]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[pr]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetiminde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurumsal iletişim, dijital PR ve radyo PR çalışmalarının entegre şekilde yürütülmesi, markaların medya görünürlüğünde belirleyici rol oynamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kurumsal-iletisim-ve-pr-yonetiminde-cok-kanalli-yaklasim-gucleniyor-611653">Türkiye&#8217;de Kurumsal İletişim ve PR Yönetiminde Çok Kanallı Yaklaşım Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kurumsal iletişim ve halkla ilişkiler alanında yürütülen çalışmalar, son yıllarda yalnızca dijital mecralarla sınırlı kalmayıp radyo ve geleneksel medya kanallarını da kapsayan çok boyutlu bir yapıya evriliyor. Markaların güvenilirlik, görünürlük ve sürdürülebilir iletişim hedefleri doğrultusunda planlanan bu çalışmalar, editoryal uyum ve stratejik medya planlamasını ön plana çıkarıyor.</p>
<p>Bu kapsamda faaliyet gösteren <strong>Warble Medya</strong>, kurum ve markalara yönelik iletişim süreçlerinde geleneksel PR, dijital PR, basın bülteni dağıtımı, radyo PR ve TV PR çalışmalarını entegre bir yaklaşımla ele alıyor. Ajans tarafından yürütülen projelerde, içeriklerin editoryal standartlara uygun şekilde hazırlanması ve hedef medya kanallarına doğru zamanlama ile ulaştırılması temel öncelikler arasında yer alıyor.</p>
<p>Radyo PR ve TV PR çalışmaları, markaların yalnızca dijital platformlarda değil, geleneksel medya alanında da görünürlük kazanmasını sağlarken; dijital PR faaliyetleri ise haber siteleri ve online yayınlar aracılığıyla daha geniş kitlelere erişim imkânı sunuyor. Bu alanların birlikte yönetilmesi, iletişim stratejilerinin daha dengeli ve kalıcı bir etki yaratmasına katkı sağlıyor.</p>
<p>Kurumsal iletişim alanında yürütülen bu çok kanallı çalışmalar, markaların kamuoyu ile olan ilişkilerini güçlendirmeyi ve medya görünürlüğünü uzun vadeli bir yapıya oturtmayı hedefliyor. Uzmanlar, iletişim ajansları tarafından planlanan entegre PR modellerinin önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaşacağını öngörüyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kurumsal-iletisim-ve-pr-yonetiminde-cok-kanalli-yaklasim-gucleniyor-611653">Türkiye&#8217;de Kurumsal İletişim ve PR Yönetiminde Çok Kanallı Yaklaşım Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testlerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor. Tanı süreçlerindeki bu hız kazanımı, özellikle cerrahi sırasında alınan kararlar açısından hayati önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli</strong>, tanıya hız kazandıran bu teknolojilerin klasik patoloji anlayışını kökten değiştirmekte olduğunu belirtiyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Tanı süreçlerinde gelinen bu ileri noktanın en çarpıcı örneklerinden biri beyin tümörleri alanında yaşanıyor. Artık yalnızca mikroskop altında görülen hücre yapıları değil, tümörün moleküler ve epigenetik imzası da tanının merkezine yerleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel sınıflamalarında da bu yaklaşımın benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, beyin tümörlerinde tanının artık tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını vurguluyor. Tümörün mikroskopik özellikleri, genetik yapısı, hastanın klinik bulguları ve MR görüntüleri birlikte değerlendiriliyor; böylece tanı doğruluğu artıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor.</strong></em></p>
<p>Tanı hızlandıkça tedavi yaklaşımı da değişiyor. “Kansere dakikalar içinde tanı” ifadesi, tüm DNA’nın baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, özellikle nanopore gibi gerçek zamanlı dizileme teknolojilerinin DNA’dan gelen sinyali anında okuyabilmesi sayesinde bu hızın mümkün hale geldiğini belirtiyor.<br /> Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Yürütmekte olduğumuz projelerde, ‘frozen’ yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Mikroskop Yetmiyor; Kanserde Genetik Kodlar Konuşuyor</strong></b></p>
<p>Moleküler testler bugün en yaygın olarak beyin tümörleri, akciğer kanseri, meme ve kolorektal kanserler ile hematolojik kanserlerde kullanılıyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop altında birbirine çok benzeyen iki tümörün moleküler olarak tamamen farklı olabildiğini ve bunun hastanın alacağı tedaviyi kökten değiştirebildiğini belirtiyor:<br /> “Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor”… </p>
<p>Genetik testler artık yalnızca “Bu tümör nedir?” sorusuna değil, “Bu hastada hangi tedavi işe yarar?” sorusuna da yanıt veriyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b><strong>Metilasyon Analizi ve Ameliyat Sırasında Genetik Tanı</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde son yılların en güçlü tanı yaklaşımlarından biri olan tümör DNA metilasyon analizi, özellikle tanısı zor ve atipik olgularda belirleyici rol oynuyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu yöntemin tanı doğruluğunu artırdığını, nadir tümör alt tiplerinin güvenle ayırt edilmesini sağladığını ve böylece klinik seyrin daha öngörülebilir hale geldiğini vurguluyor.</p>
<p>Avrupa Birliği çatısı altında TRANSCAN projesi kapsamında yürütmekte oldukları çalışmaların, tümörle ilgili genetik bilgileri ameliyat sırasında cerraha ulaştırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli’ye göre, DNA’yı anlık olarak okuyabilen nanopore dizileme teknolojisi bu dönüşümün en önemli anahtarlarından biri.</p>
<p>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Ameliyat sırasında alınıp dondurulduktan sonra incelenen doku örneklerinden neredeyse eş zamanlı olarak tümörün moleküler profilini elde edebiliyoruz. Patolog mikroskopta frozen (dondurulmuş doku) kesitini değerlendirirken, eş zamanlı olarak aynı dokudan DNA izole edilip genetik analiz başlatılıyor. Böylece cerrahi ekip, operasyon devam ederken kritik bilgilere sahip olabiliyor ve ameliyat bu bilgilere göre şekilleniyor. Bu yaklaşım, gelecekte ‘ameliyat sırasında genetik tanı’ kavramının standart hale gelmesinin önünü açıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Görüntüleme Artık Tümörün Biyolojisini de Gösteriyor</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde radyolojinin rolünün de değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, ileri görüntüleme yöntemlerinin moleküler ve patolojik verilerle entegre edildiği projeler yürüttüklerini belirtiyor. Bu sayede cerrahi planlama, tedavi yanıtı ve nüks riski daha doğru öngörülebiliyor.</p>
<p>Acıbadem Üniversitesi bünyesinde kurulan Beyin Tümörleri Araştırma Grubu’nun (Acıbadem University Brain Tumor Research Group-AUBTRG) patoloji, moleküler biyoloji, radyoloji, biyoinformatik, beyin cerrahisi ve onkolojiyi aynı çatı altında buluşturduğunu aktaran Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu multidisipliner yapının bilimsel üretimi hızlandırdığını söylüyor.</p>
<p><strong>Tümörün Gizli Haritası Ortaya Çıkıyor </strong></p>
<p>Türkiye’de ilk kez Acıbadem Üniversitesi’nde altyapısı kurulan <strong>mekansal transkriptomik (spatial transcriptomics)</strong> yöntemine de değinen Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu teknolojinin bir tümörü oluşturan farklı hücrelerin dokudaki konumlarını ve hangi genleri aktif kullandıklarını bozmadan ortaya koyduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bu yöntemle tümörü adeta bir harita gibi okuyabiliyor, hangi bölgenin agresif, hangisinin tedaviye dirençli olduğunu anlayabiliyoruz. Tıp artık hastalığı değil hastayı merkeze alan, moleküler verilerle desteklenen bir yaklaşım benimsiyor. Biz Acıbadem Üniversitesi’nde, tümör hücrelerinin sadece ne olduğunu değil, nerede ve nasıl davrandığını da ortaya koyan çalışmalar yürütüyoruz. Patoloji ise klinik karar süreçlerinin tam merkezinde yer alıyor” diyerek sözlerini tamamlıyor… </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 11:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açan]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mmünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[T Lenfosit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. </p>
<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>“Onkolojide çığır açan bir yaklaşım”</strong></p>
<p>Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi:</p>
<p>“Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.”</p>
<p><strong>İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı</strong></p>
<p>İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan,<strong> “</strong>En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı”</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar:</p>
<ul>
<li>DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.</li>
<li>PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. </li>
<li>Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir.</li>
</ul>
<p><strong>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri</strong></p>
<p>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. </p>
<p>Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi.</p>
<p><strong>“Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor”</strong></p>
<p>İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır”</strong></p>
<p>Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor. Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<ul>
<li>Ameliyat sonrası daha az ağrı</li>
<li>Aynı gün veya ertesi gün taburculuk</li>
<li>Günlük yaşama hızlı dönüş</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</li>
</ul>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<ul>
<li>Daha az doku hasarı</li>
<li>Düşük kronik ağrı riski</li>
<li>Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüş</li>
<li>Her iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kalırsa]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[ölmesi]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri. Bu hücreler, çoğalma yeteneğini kaybetmesine rağmen dokuda kalmaya devam ediyor. Peki bu hücreler bizi koruyor mu, yoksa yaşlandırıyor mu? <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> bu belirsizliğe dikkat çekerek, “Senesans hücreleri bugün için ne tamamen ‘’iyi’’ ne de tamamen ‘kötü’ olarak tanımlanabilir. Asıl mesele bu hücrelerin yaşlanma sürecinde nasıl, ne zaman ve ne ölçüde devreye girdiğini doğru anlamak ve süreci abartıdan uzak, bilimsel veriler ışığında yönetmektir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Hücreler Ölmezse Ne Olur?</strong></p>
<p>Her gün vücudumuzda milyonlarca hücremizin DNA hasarı, çevresel stres, toksinler ve yaşa bağlı süreçler nedeniyle yıprandığını belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Sağlıklı işleyen bir sistemde bu hücreler ya onarılır ya da kontrollü bir şekilde devre dışı bırakılarak yerlerini yeni hücrelere bırakır. Zombi hücreler olarak da adlandırılan senesans hücreleri ise bu doğal döngünün dışında kalır; çoğalma yeteneklerini kaybetmelerine rağmen ölmezler ve sağlıklı hücreler gibi işlev görmezler. Yani normalde yaşam döngüsünü tamamlaması gereken bir hücrenin sistem içinde tutunmaya devam etmesidir. Başlangıçta bu mekanizmanın, tümör oluşumunu engelleyen ve doku bütünlüğünü koruyan bir savunma refleksi olduğu düşünülür. Ancak bu hücrelerin zamanla dokularda birikmesi, yaşlanma sürecini hızlandıran ve çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayan bir tabloya dönüşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmanın Nedeni mi Yoksa İyileştirici Güç mü? </strong></p>
<p>SASP (Senescence-Associated Secretory Phenotype) olarak adlandırılan süreçte, zombi hücrelerin bulundukları dokuda iltihaplanmayı artıran maddeler, doku yıkımına yol açabilen enzimler ve hücreler arası sinyalleşmeyi etkileyen büyümeyi düzenleyici proteinler salgılayabildiğini söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Bu durum, çevredeki sağlıklı hücrelerin yapısını ve normal işlevlerini bozabiliyor. Klinik çalışmalarda bu hücrelerin vücutta uzun süre kalmasının; kalıcı iltihaplanma, doku yenilenmesinde yavaşlama, bağışıklık sistemi performansında düşüş, metabolik dengenin bozulması ve insülin direnci ile yaşla ilişkili hastalık risklerinde artış gibi süreçlerle ilişkili olabileceği gösterildi” diyor. </p>
<p><strong>Zombi Hücreler Yok Edilmeli mi? </strong></p>
<p>Bununla birlikte senesans hücrelerinin yalnızca olumsuz süreçlerle ilişkilendirildiğini söylemenin de doğru olmadığını ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Araştırmalar, bazı koşullarda bu hücrelerin doku bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayabildiğini, ani stres durumlarında hasarın sınırlandırılmasına yardımcı olabildiğini ve yara iyileşmesinin düzenlenmesinde rol oynayabildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca senesans hücrelerinin, kontrolsüz hücre çoğalmasını baskılayarak tümör gelişimine karşı koruyucu mekanizmaları desteklediği de bilinmektedir. Bu nedenle söz konusu hücrelerin “tamamen yok edilmesi” yaklaşımı, güncel bilimsel veriler ışığında tartışmalı kabul edilmektedir. Mevcut çalışmalar, senesans hücrelerinin hedefli, kontrollü ve kişiye özel biçimde düzenlenmesinin, daha dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım sunduğuna işaret etmektedir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Panik Olmalı mıyız?</strong></p>
<p>Bugün için klinik pratikte kabul görmüş bir ‘zombi hücre tedavi rehberi’ bulunmadığını söyleyen <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Buna karşın düzenli fiziksel aktivite, yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltmaya yönelik beslenme modelleri ve metabolik risklerin kontrol altına alınması gibi yaşam tarzı temelli yaklaşımlar, senesans hücreleri üzerinde dolaylı ve destekleyici etkide bulunabilir. Bugün için ise senesans hücreleri panik yaratacak bir tıbbi başlık olmadığı gibi göz ardı edilmemesi gereken önemli bir biyolojik gerçekliktir” diyor. </p>
<p><strong>Bilim Zombi Hücreleri Araştırırken… </strong></p>
<p>Bugün için en uygulanabilir sağlıklı ve uzun yaşam yaklaşımının düzenli klinik izlem, metabolik risklerin yönetimi ve iltihaplanmayı azaltmayı hedefleyen sürdürülebilir yaşam tarzı stratejileri olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Zombi hücrelerin tedavi edilip edilmemesi gerektiği ile ilgili yaklaşım standart kılavuzlara girecek mi? Bunu zaman gösterecek. Mevcut bilgiler ışığında en gerçekçi hedef, yaşlanma sürecini daha kontrollü, daha sağlıklı ve daha az hasarla yönetebilmek” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenmede Paradigma Değişimi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenmede-paradigma-degisimi-604997</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakır]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değişimi]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[işlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[paradigma]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604997</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (HHS) ile Tarım Bakanlığı’nın (USDA) 2025–2030 Beslenme Rehberi için paylaştığı kapsamlı bilimsel rapor, dünyada olduğu kadar Türkiye’de de yankı uyandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmede-paradigma-degisimi-604997">Beslenmede Paradigma Değişimi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (HHS) ile Tarım Bakanlığı’nın (USDA) 2025–2030 Beslenme Rehberi için paylaştığı kapsamlı bilimsel rapor, dünyada olduğu kadar Türkiye’de de yankı uyandırdı. Yaklaşık yarım yüzyıldır uygulanan klasik beslenme yaklaşımlarını sorgulayan yeni rehber, beslenmeyi kronik hastalıkların yalnızca önlenmesinde değil, doğrudan iyileştirilmesinde de merkezi bir unsur olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Bu köklü değişimi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı<strong> </strong>Doç. Dr. Binnur Okan Bakır değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Bu rapor, beslenmeyi ilk kez bu kadar net şekilde sağlığın merkezine koydu”</strong></p>
<p>ABD’de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 70’inin fazla kilolu, yüzde 40’tan fazlasının obeziteli birey olduğunu, yetişkin nüfusun yarısından fazlasında diyabet ya da prediyabet görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Bakır, “Bu veriler, beslenme politikalarının neden değişmesinin kaçınılmaz olduğunu açıkça gösteriyor. Yeni rehber, kronik hastalıkları yalnızca genetik ya da yaşla açıklayan anlayışı bir kenara bırakıyor ve beslenmeyi temel belirleyici olarak tanımlıyor” dedi.</p>
<p>Türkiye’deki tabloya da dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Binnur Okan Bakır, “Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi verilerine göre Türkiye, fazla kilo ve obezite açısından en üst sırada yer alıyor. Bu durum artık bireysel tercihlerden öte, ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Karbonhidrat merkezli düşünme alışkanlığı sorgulanıyor”</strong></p>
<p>Yeni rehberin en dikkat çekici yönlerinden birinin makro besin ögelerine yaklaşım olduğunu vurgulayan Bakır, “Uzun yıllar boyunca düşük yağlı, yüksek karbonhidratlı beslenme modelleri önerildi. Ancak bugün gelinen noktada bu yaklaşımın metabolik hastalıkları önlemede yetersiz kaldığını görüyoruz” dedi.</p>
<p>Protein alımının önemine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Binnur Okan Bakır şöyle konuştu:</p>
<p>“Yetersiz protein alımı kas kütlesi kaybı, insülin direnci ve metabolik yavaşlama ile ilişkilidir. Çocuklarda ise büyüme ve bilişsel gelişim üzerinde olumsuz etkiler görülebilir. Rehber, bu nedenle yaşa, fizyolojik duruma ve sağlık koşullarına uygun yeterli protein alımını temel bir ilke olarak ortaya koyuyor.”  </p>
<p><strong>“Yağdan kaçmak değil, yağın niteliği önemli”</strong></p>
<p>Yağlara ilişkin yaklaşımın da köklü biçimde değiştiğini belirten Bakır, “Artık mesele toplam yağ miktarından ziyade, yağın hangi kaynaklardan nasıl alındığı ve nasıl bir işlem gördüğü. Sağlıklı kaynaklardan alınan ve az işlenmiş gıdalardan gelen yağlar ile rafine ve yoğun işlenmiş yağların vücut üzerindeki etkileri aynı değil” dedi.</p>
<p>Bu değişimi “yağdan tamamen kaçma döneminin kapanması” olarak tanımlayan Bakır, “Yeni dönem, yağın niteliğini esas alan daha bilimsel bir dönemdir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Aşırı işlenmiş gıdalar için ilk kez bu kadar net bir uyarı var”</strong></p>
<p>ABD’de alınan enerjinin yaklaşık yüzde 60’ının aşırı işlenmiş gıdalardan geldiğini hatırlatan Bakır, bu gıdaların obezite, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıklarıyla güçlü ilişkiler gösterdiğini söyledi.</p>
<p>“Federal düzeyde ilk kez bu kadar açık biçimde ‘aşırı işlenmiş, paketli ve hazır gıdalar sınırlandırılmalı’ deniyor. Bu, beslenme politikaları açısından çok önemli bir eşik” diyen Yeditepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Binnur Okan Bakır, gerçek gıdaya dönüşün altını çizdi.</p>
<p><strong>“Çocuk beslenmesi geleceğin sağlığını belirliyor”</strong></p>
<p>Yeni rehberde çocuk beslenmesine özel vurgu yapılmasını çok değerli bulduğunu belirten Bakır, “Eklenti şekerler, yapay tatlandırıcılar ve yoğun katkı maddeleri çocukların metabolik dengesi ve bağırsak sağlığı açısından ciddi riskler taşıyor. Okul yemekleri ve çocuk beslenme programları bu nedenle stratejik öneme sahip. Çocukluk çağı obezitesi Dünya Sağlık Örgütü Tarafından da Acil Sağlık Önceliği olarak kabul ediliyor” dedi. </p>
<p>Şekerli içecekler ve meyve sularının sağlıklı alternatifler olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı<strong> </strong>Doç. Dr. Binnur Okan Bakır, “Bu net duruş, aileler için de yol gösterici nitelikte” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bağırsak mikrobiyomu yeni dönemin anahtar kavramı”</strong></p>
<p>Yeni rehberde bağırsak mikrobiyomunun bağışıklık sistemi, metabolik sağlık ve beyin fonksiyonlarıyla birlikte ele alınmasını “bilimsel bir dönüm noktası” olarak değerlendiren Bakır, “Liften zengin sebzeler, yoğurt ve kefir gibi fermente gıdalar ile geleneksel, az işlenmiş besinler artık sağlıklı beslenme önerilerinin temelini oluşturuyor” dedi.</p>
<p><strong>“Topluma verilen mesaj çok net”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Binnur Okan Bakır, rehberin topluma verdiği temel mesajı şu sözlerle özetledi:<br /> “Gerçek gıdayı esas alın. Aşırı işlenmiş ürünler yerine doğala en yakın, az işlenmiş besinleri tercih edin. Yeterli protein alın, yağın niteliğine odaklanın. Bu yaklaşım yalnızca ağırlık kontrolü için değil, uzun vadeli sağlık için de en güçlü araçtır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenmede-paradigma-degisimi-604997">Beslenmede Paradigma Değişimi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolojide]]></category>
		<category><![CDATA[parlatma]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, beynin doğru frekansta çalışmasını hedefler!</strong></p>
<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, bireylerin zihinsel sağlıkları kadar, zihinsel performanslarını en üst düzeye çıkarma çabalarının da büyük bir önem taşıdığını aktaran Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Beyin parlatma kavramı, hem psikoterapi hem de nörobiyolojik sağlığın entegrasyonu açısından devrim niteliğinde bir yenilik sunuyor. Bu kavram, yalnızca psikolojik bozuklukların yönetimi için değil, aynı zamanda bireylerin kişisel gelişimi ve en yüksek potansiyellerine ulaşmaları adına da oldukça etkili bir araç.” dedi.</p>
<p>Beyin dalgalarının EEG cihazlarıyla ölçülmesinin, beynin düşünme, duygulanma ve tepki verme biçimini anlamaya olanak tanıdığını ifade eden Taşkın, “Bu dalgalar, beynimizin sağlıklı işleyişinin bir yansımasıdır ve belirli bozukluklar, örneğin depresyon, anksiyete, OKB ve DEHB gibi durumlar, beyin dalgalarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilidir. Beyin parlatma tekniği, bu düzensizlikleri hedef alarak, beynin doğru frekansta çalışmasını sağlamayı amaçlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapinin derinliğini ve etkisini artırır! </strong></p>
<p>Psikoterapinin, bireylerin içsel dünyalarını keşfederek, duygusal ve zihinsel sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ancak, bazen psikoterapi süreci yalnızca zihinsel ve duygusal düzeyde gerçekleşir. Beyin parlatma gibi nörolojik tekniklerle birleştirildiğinde, bireylerin zihinlerinin çalışma biçimlerine doğrudan müdahale edebilir, böylece daha hızlı ve etkili sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Taşkın ayrıca, beyin dalgalarını iyileştirmenin, bireylerin terapi sürecinde daha derin bir içgörüye ulaşmalarını ve duygusal dengeyi kurmalarını kolaylaştırabileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Beyin dalgalarının eğitimi, hem verimliliği hem duygusal sağlığı destekliyor!</strong></p>
<p>Beyin parlatmanın, iyi oluş ve optimal performansın geliştirilmesinde de önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sporcular, sanatçılar ve iş dünyasında çalışan profesyoneller için beyin dalgalarının güçlendirilmesi, bireylerin verimliliğini, yaratıcılığını ve odaklanmalarını artırır.” dedi.</p>
<p>Beyin parlatmanın, yalnızca dışsal performansı artırmakla kalmadığını aynı zamanda içsel dengeyi ve duygusal sağlığı da güçlendirdiğini kaydeden Taşkın, “Zihinsel sağlığın korunması, yalnızca bireylerin yaşadığı anlık stres ve kaygıyı aşmalarına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli psikolojik refahı sağlar. Beyin dalgalarının doğru bir şekilde eğitilmesi, depresyon, kaygı gibi duygusal durumlarla başa çıkmada önemli bir rol oynar ve kişilerin duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapiyle birleştiğinde zihinsel iyilik hâlini ve bireyin potansiyelini artırıyor! </strong></p>
<p>Bu bağlamda, beyin parlatma tekniklerinin, psikoterapinin gücünü desteklerken, optimal performansın sınırlarını da zorlayabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Düzenli olarak yapılan beyin dalgası eğitimi, yalnızca zihinsel sağlık açısından değil, aynı zamanda kişisel gelişim açısından da önemli faydalar sunar.” dedi.</p>
<p>Yılda 4 kez yapılan alfa dalgası çalışmasının, bu tür bir yenilikçi yaklaşımın etkili olduğunu ve beyin sağlığının güçlendirilmesinin, duygusal ve bilişsel iyileşme sürecine katkı sağladığını gösterdiğini ifade eden Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sonuç olarak, beyin parlatma, psikoterapi ile birleşerek bireylerin zihin sağlığını iyileştirmek, içsel dengeyi sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak için güçlü bir araç haline gelir. Bu yenilikçi yaklaşım, beyin dalgalarının optimizasyonu ile hem iyi oluşu artırmayı hem de bireylerin en yüksek potansiyellerine ulaşmalarını sağlamayı mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise beslenmenin, özellikle beynin enerji metabolizmasını hedef alan yaklaşımların, Alzheimer tedavisinde destekleyici bir rol oynayabileceği tartışılıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer ve beslenme ilişkisini ele alan güncel bilimsel çalışmalara dikkat çekerek, ketojenik diyetin beyin enerji kullanımı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırıldığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre keton cisimlerinin beyin için alternatif bir enerji kaynağı oluşturması, Alzheimer’da görülen glukoz kullanımındaki bozulmalar açısından umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilimsel çalışmalar, ketojenik diyetin Alzheimer hastalığında beyin fonksiyonlarını ve bilişsel işlevlerin korunmasını destekleyebileceğine işaret ediyor; bu alandaki bulgular ise giderek artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişiyi etkileyen Alzheimer, demansın en yaygın nedeni olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise 700 binin üzerinde hastayı ilgilendiren bu hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar daha çok semptomların kontrol altına alınmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına odaklanıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada beslenme temelli stratejilerin, özellikle de ketojenik diyetin, destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>Ketojenik diyet, vücudu alıştığı enerji düzeninden çıkarıp farklı bir “yakıt sistemine” geçiren özel bir beslenme modeli olarak biliniyor. Yani ketojenik diyette karbonhidrat çok ciddi şekilde kısıtlanıyor, yağ oranı artırılıyor, protein ise kontrollü tutuluyor. “Burada amaç, vücudu ketozis denen metabolik duruma sokmak. Bu durumda vücut enerji için glukoz yerine yağdan üretilen ketonları kullanmaya başlıyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer hastalığında beynin enerji kullanımında ciddi bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor: “Sağlıklı bir beyinde temel enerji kaynağı glukozdur. Ancak Alzheimer hastalığında beynin glukozu kullanma kapasitesi azalır. Nöronlar adeta aç kalır. Bu noktada keton cisimcikleri, beyin için alternatif ve daha kolay kullanılabilen bir yakıt haline gelir”… </p>
<p>Araştırmalara göre ketojenik diyetin Alzheimer hastalarında tedaviye olumlu etki ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Ketojenik diyet karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan zengin bir beslenme modeli sunarak vücudu keton üretimine yönlendiriyor. Böylece beyin, glukoz yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Yani beynin aç kalan hücrelerine alternatif bir enerji kapısı açılıyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>10 Klinik Çalışma, 691 Hastada Dikkat Çeken Sonuçlar</strong></p>
<p>2024 yılında <em>The Journal of Nutrition, Health &#038; Aging</em> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, Alzheimer hastalarında ketojenik diyet ve orta zincirli trigliserit (MCT) bazlı beslenme yaklaşımlarını inceleyen 10 farklı klinik çalışmayı analiz etti. Toplam 691 Alzheimer hastasının yer aldığı bu çalışmalarda, ketojenik veya MCT yağdan zengin diyet uygulanan bireylerde bilişsel işlevlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu bulguları şöyle değerlendiriyor:</p>
<p>“Mini Mental Durum Testi (MMSE) ve ADAS-Cog gibi bilişsel değerlendirme testlerinde belirgin puan artışları görülmesi son derece önemli. Bu, diyetin yalnızca teorik değil, klinik olarak da ölçülebilir bir etki yaratabildiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ketojenik Diyet Herkese Uygun Değil </strong></p>
<p>Ketojenik diyetin Alzheimer üzerindeki etkileri yalnızca tek bir çalışmaya dayanmıyor. <em>Experimental Gerontology</em>, <em>Progress in Neurobiology</em> ve <em>Frontiers in Nutrition</em> gibi saygın dergilerde yayımlanan araştırmalar, ketonların beyin hücrelerinde enerji üretimini artırabildiğini, oksidatif stresi azaltabileceğini ve bazı hastalarda hafıza performansını destekleyebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Literatürdeki ortak noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışmaların büyük bölümü, ketojenik yaklaşımın Alzheimer’da bozulan enerji dengesini kısmen de olsa yeniden kurabildiğini söylüyor. Ancak bilim insanları bu etkiyi ‘umut verici ama sınırlı’ olarak tanımlıyor” diyor. </p>
<p>Her bilimsel bulguda olduğu gibi, ketojenik diyetin de riskleri bulunuyor. İncelenen çalışmalarda bazı katılımcılarda trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerinde artış gözlendi. Ayrıca diyetin katı yapısı nedeniyle bazı hastaların uzun süre uyum sağlayamadığı bildirildi. Ketojenik diyetin herkese uygun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Özellikle kalp-damar hastalığı, lipid metabolizma bozuklukları olan bireylerde mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde planlanmalıdır” şeklinde uyarıda bulunuyor. </p>
<p><strong>Alzheimer’da Beslenme Yaşam Kalitesini Yükseltiyor </strong></p>
<p>Mevcut çalışmaların önemli bir kısıtlılığı, sürenin genellikle 8–12 hafta ile sınırlı olması. Uzun yıllar süren bir hastalık olan Alzheimer’da, ketojenik diyetin uzun vadeli etkileri ve güvenliği henüz net değil.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada temkinli iyimserlik çağrısı yapıyor:</p>
<p>“Bugün için şunu söyleyebiliriz: Ketojenik diyet Alzheimer’da bazı ilaçların etkisini taklit edebilir, hatta destekleyebilir. Ancak ilacın yerini alacak mucizevi bir çözüm olarak görülmemelidir.”</p>
<p>Alzheimer hastalığıyla mücadelede beslenme, giderek daha güçlü bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Ketojenik diyet, beynin enerji krizine alternatif bir yol sunarak umut verici bir pencere açıyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye özel, kontrollü ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiği konusunda hemfikir.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme, Alzheimer’da tek başına bir tedavi değil; ama doğru planlandığında hastaların yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunabilecek güçlü bir araçtır. Önümüzdeki yıllarda daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla bu tablonun çok daha netleşeceğine inanıyoruz” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ING Türkiye, Growth Studio ile öğrenme kültüründe fark yaratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ing-turkiye-growth-studio-ile-ogrenme-kulturunde-fark-yaratiyor-595977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:54:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[growth]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[ing]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültüründe]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[studio]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595977</guid>

					<description><![CDATA[<p>ING Türkiye, sürekli gelişim ve öğrenmeyi stratejisinin merkezine alan kültür dönüşümü çerçevesinde önemli bir adım atarak Growth Studio’yu hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ing-turkiye-growth-studio-ile-ogrenme-kulturunde-fark-yaratiyor-595977">ING Türkiye, Growth Studio ile öğrenme kültüründe fark yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ING Türkiye, sürekli gelişim ve öğrenmeyi stratejisinin merkezine alan kültür dönüşümü çerçevesinde önemli bir adım atarak Growth Studio’yu hayata geçirdi. ING’nin Genel Müdürlük binasında açılan bu yeni merkez, klasik eğitim anlayışının ötesine geçerek merakı besleyen, deneme-yanılmayı teşvik eden, birlikte üretmeyi ön plana alan dinamik bir öğrenme ortamı sunuyor. Merkezde 5 tane hibrit eğitime uygun sınıf, birebir gelişim görüşmelerine uygun koçluk ve mentorluk alanları, takım etkileşimini artıran yaratıcı oyun ve etkileşim araçları, mini kütüphane ve fikir üretimini destekleyen bir oda bulunuyor. ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı, “Öğrenmeyi bir etkinlikten öte çalışma kültürü ve organizasyonun doğal bir refleksi haline getirmeyi hedefliyoruz.  Bugün farkı yaratan şey bilgi değil, öğrenme hızı. Growth Studio’yu bu yüzden hayata geçirdik. Bu merkezde ING’liler sadece eğitim almıyor; deniyor, yanılıyor, tartışıyor ve yeniden inşa ediyor. Biz büyümeyi bir sonuç değil, her gün tekrarlanan bir davranış olarak görüyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en sevilen dijital bankası olmayı hedefleyen ING, yenilikçi bakış açısını insan ve kültür stratejisine yansıtarak Türkiye’de öğrenme yaklaşımıyla fark yaratmayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda ING, sürekli gelişim ve öğrenmeyi stratejisinin merkezine alan kültürel dönüşüm kapsamında önemli bir adım atarak Growth Studio’yu hayata geçirdi.  ING’nin Genel Müdürlük binasında açılan bu yeni öğrenme merkezi, klasik eğitim anlayışının ötesine geçerek merakı besleyen, deneme-yanılmayı teşvik eden, birlikte üretmeye odaklanan dinamik bir öğrenme ortamı sunuyor. ING’nin global yaklaşımıyla da uyumlu olarak tasarlanan bu stüdyo, çalışanların öğrenmeyi davranışa dönüştüren aktif birer değer üreticisi haline gelmesine imkân tanırken, aynı zamanda çalışma deneyimini zenginleştiren stratejik bir merkez olarak konumlanıyor. </p>
<p><strong>Birlikte üretme kültürünü güçlendiren bir gelişim alanı </strong></p>
<p>ING Türkiye’nin uzun vadeli insan ve kültür stratejisiyle uyumlu “öğrenme topluluğu” yaklaşımını güçlendiren Growth Studio, çalışanların farklı öğrenme ihtiyaçlarına ve çalışma biçimlerine cevap veren esnek bir yapı sunuyor. Merkezde; 5 tane hibrit eğitime uygun sınıf, birebir gelişim görüşmelerine uygun koçluk ve mentorluk alanları, takım etkileşimini artıran yaratıcı oyun ve etkileşim araçları, merakı besleyen mini kütüphane ve fikir üretimini destekleyen Orange Talks Room adında bir oda bulunuyor. Bu bütüncül yapı hem bireysel hem de ekip düzeyinde öğrenme hızını artıran, denemeyi teşvik eden ve birlikte üretme kültürünü derinleştiren zengin bir gelişim ortamı yaratıyor.</p>
<p><strong>Hale Ökmen Ataklı: Öğrenmeyi kurum kültürünün doğal bir refleksi haline getirmeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p><strong>ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı, </strong>konuyla ilgili “ING olarak, global DNA’mızdan aldığımız dijital güçle ve ’Önce kendin olursun sonra ING’li yaklaşımımızla bugüne kadar birçok yenilikçi uygulama hayata geçirdik. Sürekli gelişimi merkeze alan, öğrenme kültüründe fark yaratan yaklaşımımızla yenilikçi duruşumuzu bir adım daha ileriye taşıyoruz. Öğrenmeyi bir etkinlikten öte çalışma kültürünün ve organizasyonun doğal bir refleksi haline getirmeyi hedefliyoruz. Bugün farkı yaratan şey bilgi değil, öğrenme hızı. Growth Studio’yu bu yüzden hayata geçirdik. Bu merkezde ING’liler sadece eğitim almıyor; deniyor, yanılıyor, tartışıyor ve yeniden inşa ediyor. Biz büyümeyi bir sonuç değil, her gün tekrarlanan bir davranış olarak görüyoruz. Bu nedenle de klasik eğitim anlayışından uzaklaşıp öğrenmeyi kurum kültürüne bütüncül olarak entegre eden bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu stratejiyi destekleyen Growth Studio ise birbirinden öğrenme, trend paylaşımları ve üretim ritüelleriyle dinamik bir öğrenme döngüsü yaratıyor. Bu merkezi, kültürel dönüşümümüzün önemli bir yansıması olarak konumluyoruz. Öğrenme yaklaşımıyla fark yaratan bir kurum olma hedefiyle yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ing-turkiye-growth-studio-ile-ogrenme-kulturunde-fark-yaratiyor-595977">ING Türkiye, Growth Studio ile öğrenme kültüründe fark yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vodafone&#8217;dan 5G&#8217;de Yapay Zeka Destekli Müşteri Deneyimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-5gde-yapay-zeka-destekli-musteri-deneyimi-594919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[5g]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[En İyi]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[Müşteri Memnuniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[şebeke]]></category>
		<category><![CDATA[teknik]]></category>
		<category><![CDATA[vodafone]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vodafone, şebeke yönetiminde müşteri deneyimini merkeze alan yeni nesil akıllı şebeke stratejisini hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-5gde-yapay-zeka-destekli-musteri-deneyimi-594919">Vodafone&#8217;dan 5G&#8217;de Yapay Zeka Destekli Müşteri Deneyimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vodafone, şebeke yönetiminde müşteri deneyimini merkeze alan yeni nesil akıllı şebeke stratejisini hayata geçirdi. Şirket; teknik kalite, yapay zekâ destekli analitikler, deneyim izleme ve çözüm mekanizmalarını bir araya getirerek şebeke yönetiminde yenilikçi bir yaklaşım benimsiyor. Bu yaklaşım, şebeke mimarisinin yalnızca kapsama ve hız göstergelerine göre değil, müşterinin yaşadığı gerçek deneyim üzerinden yönetilmesini hedefliyor. Müşteri davranışları, kullanım alışkanlıkları, şikâyet dinamikleri, yerel kalite farklılıkları ve teknik performans verileri aynı çatı altında birleştirilerek kapsamlı bir deneyim yönetimi modeline dönüştürülüyor. Şirketin teknolojideki öncü rolünün yeni bir yansıması olan bu uygulamayla, Vodafone 5G’li yeni döneme sadece teknik altyapı değil müşteri deneyimi açısından da güçlü bir şekilde hazırlanıyor. <br /><strong>Şebekeyi daha akıllı hale getiriyor</strong><br />Vodafone’un yeni akıllı şebeke stratejisinin önemli bileşenlerinden biri, yapay zekâ tabanlı analizlerin şebeke yönetimine entegre edilmesini sağlayan <strong>Şebeke Kalite Endeksi (NQI)</strong> modeli. Bu model, her müşterinin* ses ve internet deneyimini tek bir kişisel skorla ölçerek tüm aksiyonların müşteri memnuniyetine göre şekillenmesini mümkün kılıyor. Her müşteri için günlük olarak hesaplanan Şebeke Kalite Endeksi skorlarıyla müşterilerin ses ve internet deneyimini gerçek zamanlı olarak yansıtan bu model sayesinde, teknik performans göstergeleri doğrudan müşteri memnuniyetine dayalı bir ölçüm sistemine dönüşüyor. Şebeke Kalite Endeksi modeli, müşteri hizmetleri süreçleriyle entegre edilerek şikayet yönetimi tarafında da önemli iyileştirmeler sağlıyor. <br /><strong>Vodafone Türkiye CEO’su</strong> <strong>Engin Aksoy</strong>, şirketin akıllı şebeke stratejisi yaklaşımını şu sözlerle değerlendirdi:<br /> “Bugün şebeke yönetiminde teknik olarak en iyi olmak tek başına yeterli değil. Odağımız, her müşterimizin yaşadığı deneyimi izlemek, oluşabilecek en küçük memnuniyetsizliği bile çözmek ve müşterilerimize başarılı bir şebeke deneyimi sunmak. Bu nedenle, stratejimizi müşteri deneyimine göre tasarlıyoruz. 23 saat 59 dakika mükemmel bir deneyim yaşayan bir müşterinin 1 dakikalık kötü deneyimi bile algıyı tamamen değiştirebiliyor. Her müşterimizin gerçek deneyimini yakından izliyor; gerektiğinde teknik çözümler ve telafi modelleriyle memnuniyeti geri kazanıyoruz. Müşteri deneyimi merkezli telafi yaklaşımımız, Vodafone Grubu tarafından da örnek olarak gösterildi. Bu yaklaşımın etkisiyle, 2025’te bir önceki yıla göre şebeke kaynaklı müşteri şikâyetlerinde %35 iyileşme kaydettik.”<br /><strong>Uluslararası ödüller</strong><br /> Vodafone’un deneyim odaklı şebeke yaklaşımı global düzeyde de örnek gösteriliyor. Şirketin “AI-enhanced Digital Twins for Best NPS Network” projesi TM Forum’da iki ödüle birden layık görüldü. Yapay zekâ algoritmaları ve büyük veri analitiği kullanılarak geliştirilen proje, yaklaşık 60 aday arasında öne çıkarak &#8220;En İyi İş Etkisi&#8221; (Best Business Impact) ve &#8220;Katılımcıların Seçimi&#8221; (Attendees’ Choice Award) ödüllerini aldı. <br /><strong>5G dönemine deneyim odaklı hazırlık</strong><br /> Vodafone Türkiye, 5G döneminde daha tutarlı, kaliteli ve dengeli bir deneyim sunmayı hedefliyor. <br /><strong>Engin Aksoy</strong> bu hazırlığı şöyle özetledi:</p>
<p>“Şebeke Kalite Endeksi modeliyle desteklenen akıllı şebeke mimarimiz, 5G geçişinin hem teknik hem de deneyim tarafındaki temelini oluşturuyor. 5G’ye yalnızca teknolojik olarak değil, müşteri memnuniyetinde de güçlü bir hazırlıkla giriyoruz. Yapay zekâ tabanlı akıllı şebeke yönetimi, müşteri davranışlarına dayalı planlama, öne çıkan telafi modelleri ve uluslararası standartlarla uyumlu mühendislik yaklaşımımızla, şebeke alanını müşteri memnuniyeti ekseninde konumlandırıyoruz. Bu strateji, şirketimizi 5G döneminde müşterilerine daha tutarlı ve güçlü bağlantı sunma hedefinde benzersiz bir konuma taşıyor.”</p>
<p>Altyapıyı en yeni teknolojilerle geliştirmeyi sürdürerek müşterilere en iyi dijital deneyimi yaşatmaya devam ettiklerini belirten <strong>Aksoy,</strong> şöyle konuştu: </p>
<p>“Şebeke Kalite Endeksi modeliyle, her müşterimizin kullanımına göre ağırlıklı bir skor hesaplayarak şebekemizde yaşadığı deneyimi takip edebiliyoruz. Bir müşterimiz*, çağrı merkezimizi aradığında veya sanal asistanımız TOBi üzerinden bize ulaştığında, son günlerde aldığı hizmet kalitesinde olumsuz yönde bir değişim olduysa, bunu görebiliyor ve müşterimize daha hızlı bir şekilde çözüm üretiyoruz. Dahası, olumsuz deneyim yaşadığını tespit ettiğimiz müşterilere telafi edici ödüller sunuyoruz. Belirli bir bölgede bulunan müşterilerimizin şebeke deneyiminde toplu bir bozulma tespit edersek de herhangi bir şikayet gelmemiş bile olsa proaktif bir şekilde düzeltici aksiyon alıyor, müşterilerimizin yaşadığı olumsuz deneyimi henüz onlar için bir şikayete dönüşmeden düzeltiyoruz.”</p>
<p><strong>“Odağımız müşteri memnuniyeti”</strong></p>
<p>Önceliklerinin her zaman müşteri memnuniyeti olduğuna dikkat çeken <strong>Engin Aksoy</strong>, şunları söyledi:</p>
<p>“Vodafone olarak, Türkiye’de en düşük müşteri kaybına sahip operatör olmayı sürdürüyoruz. Son 5 yıldır sektörde müşteri kayıp oranı en iyi operatör olmamız, müşteri bağlılığı ve memnuniyeti konusundaki iddiamızı da ispatlıyor. Geçtiğimiz yıl müşteri odaklı kültürel dönüşüm yaratma hedefiyle Memnuniyet Merkezi programımızı hayata geçirdik ve bu kapsamda yürüttüğümüz çalışmalarla son bir yılda müşteri deneyiminde önemli iyileşmeler sağladık. Vizyonumuz, her bir müşterimizin en iyi deneyime ulaşması için dijital devrimin yolunu açmak.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-5gde-yapay-zeka-destekli-musteri-deneyimi-594919">Vodafone&#8217;dan 5G&#8217;de Yapay Zeka Destekli Müşteri Deneyimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kanalizasyonlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi<strong>.</strong></p>
<p><strong>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşım var</strong></p>
<p>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşımın öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ‘Bir hedefim var, ona ulaştım, başarılıyım’ düşüncesine dayanır. Bu yaklaşım özellikle Batı felsefesinde, mükemmeliyetçilik, ödül odaklılık ve rekabet ortamı çerçevesinde değerlendirilir. İkincisi, anlam odaklı başarı anlayışıdır. Burada kişinin haz değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi vardır. Uzun vadeli bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşma sürecinde gösterdiği çaba başarı olarak tanımlanır. Üçüncüsü ise transandantal başarı anlayışıdır. Bu yaklaşımda başarı, yalnızca kişinin kendi hedeflerine ulaşması veya geleceğine yatırım yapmasıyla sınırlı değildir; topluma sunduğu katkı, kendini aşabilmesi ve değer üretmesi de başarı kapsamında değerlendirilir. Bu üç yaklaşım bir arada düşünüldüğünde çok boyutlu başarı kavramı ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın etkisiyle başarı anlayışı da değişti</strong></p>
<p>Günümüzde ise özellikle sosyal medyanın etkisiyle, klasik başarı anlayışının rekabetçi yapısının farklı bir yöne evrildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Fiziksel görünüm, maddi zenginlik, yüksek takipçi sayısı veya fazla beğeni almak gibi ölçütler ‘başarı’ olarak sunulmaktadır. Bu durum, bazı araştırmacılar tarafından toksik başarı kültürü ya da başarı pornosu olarak adlandırılmaktadır. Adeta bir ‘başarı şehveti’ şeklinde, dışsal onay peşinde koşma eğilimi yaygınlaşmıştır. Ancak bu tür bir yaklaşımın, uzun vadede bireyleri tatmin etmediği görülmektedir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu kültürün insan beyninin biyolojik zaaflarını kullandığını ve dopamin odaklı, hazza dayalı bir başarı anlayışı yarattığını ifade ederek, dış onaya bağımlılığın tehlikeli olduğunu, alkış kesildiğinde yaşanan çöküşe dikkat çekti.</p>
<p><strong>Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor</strong></p>
<p>Gerçek başarının kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçtiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor. ‘Senin eşin benzerin yok. Sen en iyisin! Başarı vardır, başarısızlık yoktur, sonuçlar vardır.’ Böyle egoyu şişiriyorlar. Ondan sonra iş yerine gidiyor, kimseyi beğenmiyor. Eşine gidiyor, eşini eleştiriyor. ‘Benim kıymetimi anlayamadılar,’ ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ gibi. Bu çağda da özellikle insanların şu anda en büyük organları egoları olmuş.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, onayın ve takdirin &#8220;marifet iltifata tabidir&#8221; sözünde olduğu gibi teşvik edici bir rolü olduğunu ancak bunun bir ego tatmin aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Sağlıklı başarı anlayışını ise bir yolculuk olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, “Başarı sonuç değil, süreçtir. Yolda olmaktır başarı. Yolda olan kişi, hedefe ulaşmak değil, yolda olmaktır. Bu şekilde düşünürse bir kimse, bugün merdiven çıkarken, ‘Bugün bir basamakla başarılı oldum ama önümde çok basamaklar var!’ der.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, son olarak dış ödüle bağımlı olmak yerine, kişinin kendi gelişimini takip ettiği &#8220;iç ödül&#8221; mekanizmasını çalıştırmasının önemine değinerek, &#8220;Bir hafta öncesine göre şunları başardım diyebilmek&#8221; gibi öz şefkat odaklı yaklaşımların daha kalıcı bir mutluluk ve başarı getireceğini belirtti.</p>
<p><strong>Başarı bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzün kıyasa dayalı başarı anlayışını eleştirerek, gerçek başarının dışsal alkışlara ve rüzgâra ihtiyaç duymayan &#8220;buharlı gemi&#8221; gibi içsel motivasyonla hareket etmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Başarının bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dış onaya bağımlı motivasyonun tehlikelerine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü gemi vardır: Bir yelkenli gemi, bir de buharlı gemi. Buharlı geminin rüzgâra ihtiyacı yoktur. İnsan buharlı gemi gibi olacak. Yelkenli gemi olsa hep dış nedene bağlısın, rüzgarla, alkışla beslenirsin. Eğer motivasyonu içten bulursa, hiçbir şey seni engelleyemez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Derin ilişki kurabilmek de başarıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yüzeysel ilişkilerin hakim olduğu bu çağda, başarının en önemli tanımlarından birinin de anlamlı ve derin bağlar kurabilme yeteneği olduğunu ifade etti. Bu tür ilişkilerin yalnızlık duygusunu giderdiğini ve bunun başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Derin ilişki kurabilmek de başarıdır. Şu an bu çağda yüzeysel ilişkiler var, derin ilişki kuramıyor insanlar. O derin ilişki insanda yalnızlık duygusunu gideriyor. Bakıyoruz birçok problemin, gençlerin yanlış davranışının arkasında ‘benim farkıma var’ davranışı var. Beni gör, bana değer ver davranışı var. Duygusal bağ kuran kişiler yalnızlık hissetmez ki.” dedi.</p>
<p>Sürekli görünür olmanın ve parmakla gösterilmenin başarı olarak algılanmasının getirdiği risklere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Parmakla gösteriliyor olmak bir insanın hayatında kayalıklarda yürümeye benziyor. Düştüğün zaman bir tarafını kırarsın. Ovada yürümek kolaydır. Ortalama bir insan olmak, ovada yürümek gibidir. Düşsen bile kalkarsın, ama kayaların üzerinde yürürken bir hatayla bir anda karizman çizilir. Bu da risk oluşturur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünür</strong></p>
<p>Başarı arayışının arkasındaki nörolojik mekanizmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü ödül var: Biri peşin ödüller, bir de uzun vadeli ödüller. Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünerek beynindeki ödül merkezini öyle kullanır. Bu, serotonin odaklı sistemdir; fikir, ideal, anlam peşinde koşar. Dopamin odaklı beyin ise anlık ödüllerle yaşar. Biri bitince tekrar başlar. Bu, haz odaklıdır ve sürdürülebilir değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Herkesin kendi başarı tanımını yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Keşke ve acabalarla uğraşmak yerine, ‘Ne yapabilirim?’ odaklı olmak gerekiyor. Ve ikinci hemen şu soruyu sor: ‘Nereden başlamalıyım?’ Bir yerden başlamalıyım. Başarı da böyle yapmak gerekiyor. Elmayı kocaman ağzına yutmaya çalışırsan yutamazsın, parçalara ayırırsın.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern başarı anlayışının insanları kronik strese sokarak antidepresan kullanımını patlattığını belirterek, gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak ve psikolojik esneklik kazanmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Öfke anında soğukkanlı kalabilmenin başarı yolundaki en önemli yeteneklerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu duygunun manipülatif kişiler tarafından bir silah olarak kullanılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bazı insanlar öfkelendirir, başarısız hissettirir ve onun üzerine, ‘Sen zaten böylesin, bak. Hiçbir şeyi başaramıyorsun. Ben olmasam sen hiçsin!’ der, o kişiyi esir alır, köleleştirir. Toksik kişiler yapar bunu. Toksik üçlü dediğimiz bu kişilerde empati yoksunluğu vardır, egolarını çok üstün görürler, eleştiriye kapalıdırlar ve hedefe ulaşmak için her şey serbest derler.” dedi.</p>
<p>Günümüzün &#8220;daha çok şeye sahip olma&#8221; odaklı başarı kültürünün insanları kronik strese soktuğunu ve bunun bedelinin ruh sağlığıyla ödendiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Toksik başarı öğretisi yapan modernizm, ‘mükemmel olmalısın, hep alkışlanmalısın’ diyor. Bu, kronik strese sebep oldu. Şu an New York&#8217;ta, İstanbul&#8217;da da öyle, kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi. Neden insanlar bu kadar antidepresan alıyor? Eğer yaşam felsefesi değişmezse 2030&#8217;larda antidepresan satışı daha çok olacak. Burada bir şeyler yanlış gidiyor demektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsanın kendisiyle yüzleşmesi…</strong></p>
<p>İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin çok büyük bir özgüven işareti olduğunu ve en büyük özgüven ölçüsünün de insanın kendini sorgulaması, kendisini, üçüncü bir kişi gibi, &#8220;Benim güçlü yönüm bu, zayıf yönüm bu. Bu olayda bu hata oldu. Bu bana ne öğretti?&#8221; diyebilmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu bir olgunlaşma işaretidir. Bu insanın kişilik olgunluğuyla bilgeleşmesidir. Bunu uygulaması kolay değil ama en azından bu yolda olmak gerekiyor. Başarısızlıklardan ders alabilmek sadece mesela… Akademik başarı alanında değil sadece, hayat başarısı alanında da öyle.” diye konuştu.</p>
<p>Evliliğin bitmesini bir &#8220;başarısızlık&#8221; olarak görmenin yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ayrılmak bir seçenek değil, bir sonuçtur.&#8221; dedi</p>
<p>Başarısızlıklar karşısında savunmaya geçmenin insani bir refleks olduğunu Nasreddin Hoca&#8217;nın &#8220;Eşekten düşünce zaten inecektim!&#8221; fıkrasıyla anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, olgunlaşmanın ve bilgeleşmenin yolunun öz eleştiriden geçtiğini belirtti.</p>
<p><strong>Empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki karşılığı &#8220;insaf&#8221;</strong></p>
<p>Hayat başarısında duygusal zekanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki en doğru karşılığının &#8220;insaf&#8221; olduğunu söyledi. Kelimenin kökenine inerek derin bir analiz sunan Prof. Dr. Tarhan, “Empatiyi ifade eden en güzel kelime insaf kelimesidir. İnsaf kelimesi Arapça ‘nısf’ kökünden geliyor. ‘Nısf’ da yarı demek. Yani elmanın yarısı gibi. İlişkilerde sadece kendi yarından bakma, ‘İnsaflı ol. Diğer tarafın yarısından da bak!’ gibi. İnsaf kelimesi aslında olayları empatik, büyük resmi görerek ele alabilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221;</strong></p>
<p>Başarısızlıklar ve zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221; olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu kavram için &#8220;psikolojik elastikiyet&#8221; tanımını önerdi.</p>
<p>Düşünce katılığı olan kişilerin aksine, esnek zihinlerin olaylardan ders çıkararak güçlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik dayanıklılığın karşılığı aslında psikolojik esnekliktir. Kişi olay karşısında esner, bir şey öğrenir, tekrar eski haline gelir. Engelsiz sorunsuz bir yakın ilişki olmaz, muhakkak olacak. Olduktan sonra burada bunun ‘yüzde kaçından ben sorumluyum, yüzde kaçından karşı taraf sorumlu?’ diyecek ve gerekiyorsa hata yaptıysa özür dilemeyi bilebilecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Gerçek mutluluğun dış koşullara bağlı olmadığını, &#8220;otantik mutluluk&#8221; olarak tanımlanan bu durumun bir içsel olgunluk hali olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Otantik mutluluk, cezaevinde de olsa mutlu olabilmektir. Sarayda da olsa şımarmamaktır. Her ortamda mutlu olmayı başaran, dört mevsim açan çiçekler var ya, onun gibidir.” dedi.</p>
<p>Başarısızlığı bir tehdit olarak değil, &#8220;gelişme fırsatı&#8221; olarak görmenin önemine işaret ederek, “Birçok kimse başarısızlık korkusu nedeniyle başarı yolunda ilerleyemiyor. Başarısızlık korkusu olan kişiler başkasını kolayca suçluyor. Eleştiriye kapalı kişiler de böyle. Problem çözme becerisi olan bir kişiler başarısızlığı da çözer ve bir şeyler öğrenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atlas Copco Smart Bolting ile üretim hatlarındaki kritik bağlantılarda kaliteyi standartlaştırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atlas-copco-smart-bolting-ile-uretim-hatlarindaki-kritik-baglantilarda-kaliteyi-standartlastiriyor-584417</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 08:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[atlas]]></category>
		<category><![CDATA[bolting]]></category>
		<category><![CDATA[copco]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[hatlarındaki]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[smart]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik, cıvatalı bağlantılarda oluşan sapmaların yol açtığı kalite kaybı, yeniden işleme (rework) ve artan enerji maliyetlerini en aza indirmeyi hedefleyen Smart Bolting yaklaşımını Türkiye’de gündeme taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-copco-smart-bolting-ile-uretim-hatlarindaki-kritik-baglantilarda-kaliteyi-standartlastiriyor-584417">Atlas Copco Smart Bolting ile üretim hatlarındaki kritik bağlantılarda kaliteyi standartlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik, cıvatalı bağlantılarda oluşan sapmaların yol açtığı kalite kaybı, yeniden işleme (rework) ve artan enerji maliyetlerini en aza indirmeyi hedefleyen <strong>Smart Bolting</strong> yaklaşımını Türkiye’de gündeme taşıyor. Bu yaklaşım, donanım ve yazılımın entegre yönetimi sayesinde tork ve açı verilerinin anlık olarak izlenmesini, süreç boyunca tam izlenebilirlik sağlanmasını ve sıkım kalitesinin standart hale getirilmesini mümkün kılıyor. Bu sayede hem üretim güvenliği güçleniyor hem de rework kaynaklı duruşların ve toplam sahip olma maliyetinin (TCO) düşürülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Atlas Copco’nun <strong>&#8220;Daha Hızlı, Daha Güvenli, Daha Akıllı&#8221;</strong> mottosuyla sunduğu bu entegre çözüm konsepti, özellikle flanş ve benzeri kritik bağlantılarda uygulanan akıllı germe çözümleri ve hassas hidrolik tork anahtarlarıyla destekleniyor. Smart Bolting sistemi, tekrarlanan hataları daha kaynağında önleyerek <strong>hata riskini %90’a varan oranlarda</strong>, <strong>rework ihtiyacını ise %90’a varan oranlarda</strong> azaltmayı taahhüt ediyor. Ayrıca enerji verimliliğini merkeze alan bu yaklaşım sayesinde, kritik uygulamalarda <strong>enerji tüketiminin %50’ye kadar azaltılması</strong> mümkün hale geliyor. Operatörleri adım adım yönlendiren görsel talimatlar ve otomatik veri kaydı sunulması, saha ekiplerinin eğitim süresini kısaltıyor ve en zorlu ortamlarda bile kaliteyi garanti ediyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın ağır sanayideki kritik başarısı ise somut rakamlarla ortaya konmaktadır. Önde gelen bir bakır madeninde gerçekleştirilen zorlu <strong>SAG Değirmeni (Yarı Otokojen Öğütme Değirmeni)</strong> astar değişim süreci, Atlas Copco’nun akıllı tork araçlarının <strong>Power Focus XC (PF XC)</strong> kontrol ünitesiyle entegrasyonu sayesinde kökten değişmiştir. Geleneksel yöntemlerle <strong>14 saat 52 dakika</strong> süren bu kritik bakım süreci, <strong>5 saat 13 dakikaya</strong> indirilerek her duruşta fazladan dokuz saatlik operasyonel zaman geri kazanılmış ve <strong>%60&#8217;ın üzerinde hızlanma</strong> sağlanmıştır. Bu tür saha başarıları, sadece hız ve zaman kazanımı değil, aynı zamanda akıllı tork izleme ile tahmini ortadan kaldırarak sıkım bütünlüğüne dair tam güven sağlamaktadır.</p>
<p>Atlas Copco Endüstriyel Teknik adına değerlendirmede bulunan Okan Kara, “Kritik cıvatalı bağlantılarda izlenebilir ve standartlaştırılmış kalite, sahada rework’ü ve dolaylı yoldan oluşan enerji kayıplarını azaltmanın anahtarıdır. <strong>Smart Bolting</strong> ile entegre donanım-yazılım mimarisini uçtan uca proses kontrolüyle birleştiriyor demiryolu, madencilik, demir-çelik, enerji ve ağır sanayi gibi kritik uygulamaların bulunduğu sektörlerde, müşterilerimizin beklentilerinin ötesine geçerek daha kararlı ve güvenilir sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz.” ifadelerine yer verdi.</p>
<p>Türkiye’de yürütülen projelerde, işletmelerin en zorlu basınçlı bağlantı ihtiyaçlarını dahi daha az enerjiyle ve daha öngörülebilir kaliteyle karşılamasına destek olunan bu yaklaşım, üretim hatlarında hız, kalite ve sürdürülebilirlik hedeflerini tek bir çatı altında birleştiriyor</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atlas-copco-smart-bolting-ile-uretim-hatlarindaki-kritik-baglantilarda-kaliteyi-standartlastiriyor-584417">Atlas Copco Smart Bolting ile üretim hatlarındaki kritik bağlantılarda kaliteyi standartlaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>adesso Türkiye, Uzaktan Çalışma Verimliliğiyle Yazılım İhracatını Büyütüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adesso-turkiye-uzaktan-calisma-verimliligiyle-yazilim-ihracatini-buyutuyor-576073</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 11:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[adesso]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[hracatını]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[modeli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[verimliliğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazılım geliştirme ve BT danışmanlığı alanında 12 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren adesso Türkiye, pandemi sonrası benimsediği %100 uzaktan çalışma modelini kalıcı bir iş yapış biçimi olarak sürdüren öncü şirketlerden biri oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adesso-turkiye-uzaktan-calisma-verimliligiyle-yazilim-ihracatini-buyutuyor-576073">adesso Türkiye, Uzaktan Çalışma Verimliliğiyle Yazılım İhracatını Büyütüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazılım geliştirme ve BT danışmanlığı alanında 12 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren adesso Türkiye, pandemi sonrası benimsediği %100 uzaktan çalışma modelini kalıcı bir iş yapış biçimi olarak sürdüren öncü şirketlerden biri oldu. Bu yaklaşım yalnızca bir esneklik tercihi değil; yazılım ihracatında sınırları ortadan kaldıran, küresel erişime dayalı bir teslimat modelinin temel taşı olarak dikkat çekiyor.&#x200d;</p>
<p>Hibritleşmenin norm haline geldiği bir dönemde adesso Türkiye, bu yapıyı geçici bir çözüm değil, sürdürülebilirlik ve rekabet avantajı temelinde bir tercih olarak benimsiyor. Şirket, bugün Avrupa ve Türkiye’deki büyük ölçekli şirketlere yazılım ve teknoloji danışmanlığı hizmeti sunarken, uzaktan çalışma modelini verimli biçimde uyguluyor.</p>
<p><strong>SmartShore: Sadece bir operasyon modeli değil, bir kalite taahhüdü</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’deki projelerine ek olarak Avrupa’ya da yazılım geliştirme hizmeti sunan adesso Türkiye, ekiplerinin tamamını uzaktan çalıştırarak SmartShore markası altında “adesso Global Delivery Model”ini verimli biçimde uyguluyor. Bu model, müşterilerine proje yönetimi, analiz ve yazılım geliştirme süreçlerini entegre biçimde yürüten çok katmanlı bir yapı sunarak uzaktan başarıyla hizmet verilmesini sağlıyor.  </p>
<p>adesso Türkiye’nin gelirinin %50’sinden fazlasının yazılım ihracatından gelmesi, bu modelin şirketin finansal sağlamlığına da doğrudan katkı sağlıyor. Bu durum, yerel müşteriler açısından da dolaylı bir güven unsuru oluşturuyor; çünkü şirket, sürdürülebilir büyüme hedefini garanti altına almış oluyor.</p>
<p>Bu çalışma şekli yalnızca operasyonel bir kolaylık değil; çalışan<strong> </strong>memnuniyetini, proje teslimat kalitesini, proje sürekliliğini ve müşteri memnuniyetini artıran bütünsel bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Öte yandan, adesso Türkiye ofisi, adesso grubunun yetenek merkezi olarak da konumlanıyor.</p>
<p>Proje tekrarlama oranı, müşteri geri bildirimleri ve çalışan bağlılığı verileri; uzaktan çalışma modelinin yalnızca verimli değil, aynı zamanda sürdürülebilir olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>adesso Türkiye COO’su Mutlu Önder,</strong> “Pandeminin öncesine dayanan <em>uzaktan çalışma kültürümüz, bizim için bir kolaylık değil, sürdürülebilir bir sistem niteliği taşıyor. Nerede olduğumuz değil, nasıl çalıştığımız belirleyici faktör olarak öne çıkıyor. Proje teslimat süreçlerimiz, ekip iletişimimiz ve danışmanlık yaklaşımımız bu yapıyla uyumlu şekilde gelişti. Proje teslimat kalitesini sürdürülebilir kılan temel unsurlar arasında sistematik liderlik, güçlü metodoloji ve gelişim odaklı kurum kültürü bulunuyor. adesso Türkiye, sadece yazılım geliştiren değil, aynı zamanda danışmanlık odağıyla müşterilerinin iş hedeflerine gerçek katkı sunan stratejik bir iş ortağı olarak konumlanıyor</em>” dedi.</p>
<p><strong>Ofise Dönmeden Bağlılık Mümkün!</strong></p>
<p>Şirketin bu yapıyı sürdürülebilir kılmasındaki temel yapı taşlarından birini, çalışan deneyimini sistematik olarak yöneten <strong>  </strong>adesso Experience (aX) ekibi oluşturuyor. adesso’nun kendi geliştirdiği ve <strong>Brandon Hall Group Technology Awards’ta Altın Ödül</strong> kazanan dijital ölçümleme aracı <strong>aX Tool</strong> sayesinde; ekiplerin memnuniyet düzeyi, önerileri ve bağlılık seviyeleri düzenli olarak takip ediliyor. Bu veriler, yalnızca sorunlara değil; gelişim potansiyeline odaklanan proaktif adımların temelini oluşturuyor.</p>
<p>İstanbul, Ankara ve İzmir ofisleri fiziksel olarak bir araya gelinmek istendiğinde kullanılabilen esnek alanlar olarak hizmet verirken; şirketin asıl odak noktasını fiziksel ortam değil, dijital uyum, süreç disiplini ve ortak hedeflerde buluşma oluşturuyor. Bu yaklaşım, coğrafi sınırları ortadan kaldırarak farklı şehirlerden ve yurtdışından yeteneklerle çalışma olanağı sağlıyor. Böylece çeşitlilik artarken, bu durum projelere doğrudan kalite olarak yansıyor.</p>
<p><strong>Yeni Dönem, Yeni Standartlar</strong></p>
<p>adesso Türkiye, 2025’in ikinci yarısında yazılım ihracatını artırmayı ve yeni pazarlara açılmayı hedefliyor. Lokasyon bağımsız yetenek havuzuna erişim, proje teslim süresinde esneklik ve danışmanlık hizmetlerinde ölçeklenebilirlik; şirketin büyüme stratejisinin temel bileşenleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Uzaktan çalışma modeli, şirketin organizasyonel yapısının kalıcı bir parçası hâline gelirken, yeni pazarlara açılma planları da gündemde. Bu yaklaşım doğrultusunda, yazılım ihracatında sürdürülebilir büyüme ve yüksek teslimat kalitesi hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adesso-turkiye-uzaktan-calisma-verimliligiyle-yazilim-ihracatini-buyutuyor-576073">adesso Türkiye, Uzaktan Çalışma Verimliliğiyle Yazılım İhracatını Büyütüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımlılığın]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572090</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, bağımlılığın çok yönlü bir beyin hastalığı olduğundan bahsetti ve tedavi ile anlayışlı yaklaşımın önemine vurgu yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090">Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan, bağımlılığın çok yönlü bir beyin hastalığı olduğundan bahsetti ve tedavi ile anlayışlı yaklaşımın önemine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılık, beyindeki değişimlerle kontrol kaybına yol açıyor!</strong></p>
<p>Bağımlılığın, toplumda genellikle bireyin iradesiyle yaptığı bir ‘tercih’ olarak görülse de, bilimsel açıdan bir beyin hastalığı olarak tanımlandığını dile getiren Prof. Dr. Onur Noyan, “Bunun temel nedeni, madde kullanımının zamanla beyinde kalıcı biyolojik değişikliklere yol açmasıdır.” dedi.</p>
<p>İlk kullanımın çoğu zaman bilinçli bir tercih olsa da, devam eden süreçte beynin ödül merkezi olan mezolimbik sistemdeki işleyişin bozulduğunu aktaran Noyan, “Özellikle dopamin düzeylerindeki değişiklikler, kişinin yemek, sosyal ilişki gibi doğal haz kaynaklarına olan duyarlılığını azaltır ve maddeye karşı aşırı bir motivasyon gelişmesine neden olur. Aynı zamanda prefrontal kortekste, yani beynin ‘fren mekanizması’ olarak görev yapan bölgede bozulmalar meydana gelir. Bu da dürtü kontrolünü ve sağlıklı karar almayı zorlaştırır. Sonuç olarak bireyin bilişsel işlevleri zayıflar, madde kullanımı üzerinde kontrol kaybı yaşanır ve bağımlılık, bir tercih olmaktan çıkarak tedavi gerektiren nörobiyolojik bir beyin hastalığına dönüşür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karar alma ve dürtü kontrolü bozulduğu için birey madde kullanımını durduramıyor!</strong></p>
<p>Psikoaktif maddeler olarak tanımlanan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin, beynin haz alma, karar verme, öğrenme ve duyguları kontrol etme gibi önemli bölgelerini etkileyerek bağımlılığa yol açtığını vurgulayan Prof. Dr. Onur Noyan, “Özellikle beynin ‘ödül sistemi’ olarak bilinen yapılar dopamin adlı kimyasalın aşırı salınmasıyla devreye girer ve kişiye yoğun bir haz duygusu verir. Zamanla bu sistem bozulur; kişi doğal yollarla mutlu olamaz hale gelir ve sürekli madde arayışına girer.” dedi.</p>
<p>Karar alma ve dürtü kontrolünü sağlayan prefrontal korteks zayıfladığı için, bireyin zararlarını bilse bile madde kullanımını durduramadığını aktaran Noyan, “Aynı zamanda amigdala ve hipokampus gibi bölgeler, maddeyle ilgili anıları ve duygusal deneyimleri pekiştirerek bağımlılığı daha kalıcı hale getirir. Bu nörobiyolojik değişiklikler sonucunda kişi, maddeden başka hiçbir şeye ilgi duymamaya başlar ve kullanım üzerinde kontrolünü kaybeder. Bu nedenle bağımlılık, sadece bir alışkanlık değil, tedavi gerektiren bir beyin hastalığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılık, anlayış ve profesyonel destek gerektiren bir hastalık!</strong></p>
<p>Bağımlılığın bir hastalık olduğunu anlamanın, kişinin sadece kendi iradesiyle bu durumdan kurtulmasının çoğu zaman mümkün olmadığının kabul edilmesine yardımcı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Onur Noyan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bağımlı birey iyileşmek isteyebilir, ancak beyindeki değişimler nedeniyle tıbbi ve psikolojik destek olmadan bu süreçle başa çıkmakta zorlanacaktır. Bu noktada toplumda sıkça karşılaşılan ‘istersen yaparsın’ ya da ‘kendine hakim ol’ gibi ifadeler, hem kişide suçluluk ve yetersizlik duygusu yaratır hem de aile içinde anlaşmazlık ve tartışmalara yol açabilir. Oysa hastalık modeli, bağımlılığın kişinin iradesini zayıflatan nörobiyolojik temelleri olduğunu kabul ederek, daha anlayışlı, destekleyici ve profesyonel bir yaklaşımın önemini vurgular. Bu da hem tedavi sürecini kolaylaştırır hem de hasta ile ailesi arasındaki ilişkiyi iyileştirir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıkla mücadelede bütüncül ve bilimsel bir yaklaşım gerekir!</strong></p>
<p>Bağımlılığın sadece bireysel tercihlere değil; genetik, çevresel ve psikolojik etmenlerin bir araya gelmesine bağlı olarak gelişen çok yönlü bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Onur Noyan, “Genetik yatkınlık, bazı bireylerin maddelere karşı daha duyarlı olmasına neden olurken; aile içi çatışmalar, çocukluk travmaları, arkadaş çevresi ve maddeye kolay erişim gibi çevresel etkenler de riski artırır. Ayrıca depresyon, anksiyete gibi psikiyatrik sorunlar, bireyin maddeyi bir baş etme aracı olarak kullanmasına zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Bu etmenlerin bir bütün olarak ele alınmasının, etkili, bireye özel ve sürdürülebilir bir tedavi yaklaşımı geliştirilmesini sağladığını dile getiren Noyan, bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tek boyutlu değil, bütüncül ve bilimsel bir bakış açısı benimsenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Bağımlılık bir irade zayıflığı değil, nörobiyolojik değişimlerle ortaya çıkan bir beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda bağımlılığın ‘iradesizlik’ olarak damgalanmasının, hem bireylerin yardım aramasını engellediğini hem de tedavi sürecini zorlaştırdığını kaydeden Prof. Dr. Onur Noyan, “Oysa bağımlılık, beynin ödül, karar verme ve dürtü kontrolü sistemlerinde meydana gelen nörobiyolojik değişimlerin sonucu ortaya çıkan bir beyin hastalığıdır.” dedi.</p>
<p>Bu bilgilerin  aktarılmasının, bağımlı bireylerin suçlanmadan, anlayışla karşılanmasını sağlayacağına ve onların tedaviye yönelme olasılığını artıracağına işaret eden Noyan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca ailelerin de daha yapıcı, destekleyici bir tutum benimsemelerine katkı sunar. Bağımlılıkla mücadelede iyileşme sürecinin başarılı olabilmesi için, bireylere karşı anlayışlı bir yaklaşım sergilemek kadar, aynı zamanda net, tutarlı ve sınırları belli bir tutum benimsemek de büyük önem taşır. Çünkü bağımlılık davranışı çoğu zaman inkâr, kaçınma ve dirençle birlikte seyreder. Bu nedenle tedavi sürecinde kararlılık, süreklilik ve düzenli profesyonel takip, hem bireyin motivasyonunu koruması hem de nüks riskinin azaltılması açısından kritik rol oynar. Toplumsal farkındalığı artırmak için bilim temelli kamu spotları, okullarda eğitim programları, medyada uzman görüşlerine yer verilmesi ve bağımlılık yaşayan kişilerin deneyimlerini paylaşabildiği güvenli alanların oluşturulması önemlidir. Bu sayede, damgalama yerine empati ve bilgiye dayalı bir yaklaşım yaygınlaşabilir, toplum bağımlılıkla daha etkili bir şekilde mücadele edebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisi-bireysel-ozelliklere-gore-planlanmali-572090">Bağımlılık Tedavisi Bireysel Özelliklere Göre Planlanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kekemelik tedavisi kişiye özel olmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kekemelik-tedavisi-kisiye-ozel-olmali-568826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 15:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Kekemelik]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[tamamen]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, çocuklarda 2 ila 5 yaş arasında ortaya çıkan kekemelik konusuna değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelik-tedavisi-kisiye-ozel-olmali-568826">Kekemelik tedavisi kişiye özel olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, çocuklarda 2 ila 5 yaş arasında ortaya çıkan kekemelik konusuna değindi.</p>
<p><strong>Kekemelik kendiliğinden ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Kekemeliğin kendiliğinden ve 2 ile 5 yaşları arasında ortaya çıkan bir durum olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Kekemelik her 100 çocuktan beşinde gözlenir. Kekemeliğe müdahale, kişinin yaşına göre tamamen farklılık gösterir. Okul öncesi dönem, okul çağı, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinin her biri farklı yaklaşımlar gerektirir. Bu nedenle okul öncesi dönemdeki çocuklar için &#8216;ne kadar erken, o kadar iyi&#8217; prensibi geçerlidir. Diğer yaş gruplarında ise duruma özgü farklı yöntemler kullanılır. Kekemelik, ilk bakışta basit görünse de aslında yönetilmesi en zor konuşma bozukluklarından biridir. Çünkü bu durum sadece konuşan kişiyi değil, aynı zamanda ailesini ve sosyal çevresini de derinden etkileyen çok boyutlu bir sorundur.” dedi.</p>
<p><strong>Kekemelik terapisi nasıl yapılıyor</strong></p>
<p>Kekemelik terapisine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Yaş fark etmeksizin, kekemelik terapisinde temelde iki ana yaklaşım bulunur, bunlar doğrudan ve dolaylı yöntemler. Özellikle okul öncesi dönemde sıkça başvurduğumuz dolaylı yöntemde, çocuğa müdahale etmek yerine çevresi düzenlenir. Bu, ailenin bakış açısını değiştirmeyi, onları bilgilendirmeyi ve sürece doğal gelişimin bir parçası olarak yaklaşmalarını sağlamayı içerir. Diğer yandan, doğrudan yöntemlerde ise değişim için farkındalık yaratmak esastır ve bu amaca yönelik terapiler uygulanır. En uygun yöntemi belirlerken çocuğun kişiliği, ailenin durumu ve dinamikleri gibi pek çok faktörü göz önünde bulundururuz. Bu nedenle, hangi yaşta olursa olsun, kekemelik tedavisi her zaman kişiye özel ve karmaşık bir süreçtir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Hedefimiz, bireyi daha iyi iletişim kurabilen bir kişi haline getirmek</strong></p>
<p>Kekemelik terapisinde üç yaklaşımın öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Ahmet Konrot, şöyle devam etti:</p>
<p>“Birincisi, klasik konuşma terapisi olan akıcılığın biçimlendirilmesidir. Bu yöntemde odak, çeşitli alıştırma ve egzersizlerle &#8216;kekemeliği nasıl kontrol edebilirim ve akıcılığı nasıl sağlayabilirim?&#8217; sorusuna cevap aramaktır. İkinci yaklaşım ise kekemeliğin yönetilmesidir. Burada amaç kekemeliği tamamen ortadan kaldırmak değil, &#8216;onunla nasıl başa çıkabilirim ve hayatımı nasıl daha rahat sürdürebilirim?&#8217; sorusuna odaklanmaktır. Üçüncü ve daha yeni bir yaklaşım ise bizim de Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde uygulamaya başladığımız, kişinin konuşma şekline değil, iletişim becerilerini geliştirmeye odaklanan yöntemdir. Bu yaklaşımda hedefimiz, bireyi daha iyi iletişim kurabilen bir kişi haline getirmektir. Bu süreçte hem bireyin kendisiyle hem de ailenin farkındalığını artırmaya yönelik çalışırız. Görüldüğü gibi kekemelik, basit bir konuşma sorunundan çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir konudur.&#8221;</p>
<p><strong>Dil ve konuşma terapistlerinin alanı çok geniş</strong></p>
<p>Dil ve konuşma terapistlerinin alanının çok geniş olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Görev tanımımız sadece dil ve konuşma bozukluklarını değil, aynı zamanda ses ve yutma bozukluklarını da kapsar. Bu alanların her biri kendi içinde derin ve farklı bir uzmanlık gerektirdiği için terapistler 4 yıllık kapsamlı bir eğitim alırlar. Örneğin, dudak-damak yarıklığı gibi ağız-yüz (orofasiyel) bozukluklarına bağlı sorunlarda, ameliyat öncesi ve sonrası için tamamen farklı terapi yaklaşımları gerekir. Bu noktada &#8216;yönetim&#8217; kelimesini sıkça kullanıyorum, çünkü ailelerin ilk sorusu &#8216;Bunu nasıl halledebilirim?&#8217; olsa da, asıl önemli olan &#8216;Bu sorunla nasıl baş edebilirim ve bu süreci nasıl yönetebilirim?&#8217; sorusudur. Sorunu ortadan kaldırma isteği anlaşılırdır, ancak süreci doğru yönetmek çok daha karmaşık ve önemlidir. Bu nedenle, her vakayı kişiye ve ailenin dinamiklerine özgü olarak, ayrı ayrı değerlendirmek zorundayız.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Kekemelik tamamen iyileşir mi?&#8217; gibi soruların kesin bir cevabı yok</strong></p>
<p>Dil ve konuşma bozukluklarının tanımı net olsa da yönetiminin son derece karmaşık ve çok değişkenli bir süreç olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ahmet Konrot, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle &#8216;Kekemelik tamamen iyileşir mi?&#8217; gibi soruların kesin bir cevabı yoktur. Sürecin nasıl ilerleyeceğini ancak yaşayarak görebiliriz. Bu belirsizlik nedeniyle bazı terapi yaklaşımları, kekemeliği tamamen yok etmeye odaklanmak yerine, bireyin &#8216;daha akıcı bir kekeme olarak bununla nasıl başa çıkabileceğine&#8217; odaklanır. Bilimsel veriler umut vericidir; özellikle okul öncesi dönemde doğru müdahalelerle kekemeliğin tamamen ortadan kalktığı vakalar kanıta dayalı araştırmalarla gösterilmiştir. Ancak bu, her çocukta aynı sonucun alınacağı anlamına gelmez. Biz istatistiklerle konuşuruz ve kanıta dayalı uygulamalarda bile her zaman bir hata payı ve olumsuz sonuç ihtimali kaçınılmazdır.&#8221;</p>
<p><strong>Dijital çağın çocukların konuşma becerileri üzerindeki etkisi </strong></p>
<p>İçinde yaşadığımız dijital çağın çocukların konuşma becerileri üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Konrot, <strong>&#8220;</strong>Pek çok soru aileler tarafından bana getirilir: &#8216;Tablet kullanmalı mı? Bu, çocuğun iletişim becerilerini bozar mı?&#8217; diye. İçinde yaşadığımız gerçeği bir görmemiz lazım. Ben WhatsApp&#8217;ta yazışırken düzgün cümleler kurmaya çalışıyorum ama bir genç &#8216;tamam&#8217; yerine &#8216;tmm&#8217; diye yazıyor. Şimdi hangisi doğru? Benim düzgün cümlelerle yazmam mı, yoksa WhatsApp&#8217;ın kendi jargonu mu? Dijital iletişimin de kendine özgü bir sistemi var ve o kendi mecrasını bulacak. İletişim becerilerini bozduğunu ya da bozmadığını söyleyebilecek kanıta dayalı araştırmaları yapmak mümkün olmadığı için de bunun cevabını vermek çok doğru olmaz.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelik-tedavisi-kisiye-ozel-olmali-568826">Kekemelik tedavisi kişiye özel olmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hitit, İlk Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hitit-ilk-surdurulebilirlik-raporunu-yayinladi-568021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 10:05:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[finansal]]></category>
		<category><![CDATA[hitit]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Havacılık teknolojileri alanında altı kıtadan 50 ülkedeki 72 partnerine havayolu yazılım çözümleri sunan Hitit, ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hitit-ilk-surdurulebilirlik-raporunu-yayinladi-568021">Hitit, İlk Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Havacılık teknolojileri alanında altı kıtadan 50 ülkedeki 72 partnerine havayolu yazılım çözümleri sunan<em><strong> </strong></em>Hitit, ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladı. Kamu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) duyurulan ve 2024 yılı sonuçlarını içeren rapor, TSRS 1 ve TSRS 2 standartlarına uygun olarak hazırlanırken, Sürdürülebilirlik Muhasebe Standartları Kurulu (SASB) tarafından geliştirilen sektör bazlı kriterler de dikkate alındı.</p>
<p>Rapor, Hitit’in 30 yılı aşkın süredir sürdürdüğü iş modelini farklı sermaye bileşenleri üzerinden ele alıyor. Finansal, varlık, entelektüel, insan, sosyal ve ilişki ile doğal sermaye başlıkları; şirketin misyonu, vizyonu, stratejileri, etik değerleri ve yönetişim yapısıyla ilişkilendirilerek değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, Ar-Ge çalışmalarının ve somut ürünlerin nasıl ortaya çıktığını, ulusal ve uluslararası pazarlarda nasıl farklılaştığını ortaya koyuyor.</p>
<p>2024 Sürdürülebilirlik Raporu, yalnızca finansal performansa değil; müşteri sayısı, pazar genişlemeleri, müşteri memnuniyeti ve insan kaynakları verilerine de yer veriyor. Raporda ayrıca, havacılık sektöründeki trendler, yapay zekâ, siber güvenlik, veri güvenliği ve iklim değişikliği gibi konuların iş modeli üzerindeki etkileri değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliği kurumsal stratejinin merkezine alıyor</strong></p>
<p>Hitit, sürdürülebilirliği çevresel etkilerle sınırlı görmeyip, çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) kriterlerini iş süreçlerine entegre etmeyi hedefliyor. Şirket, sürdürülebilirliği kurum stratejisinin bir parçası haline getirmeyi, yenilikçi yaklaşım ve kurum kültürüyle desteklemeyi ve etkin bir yönetişim yapısı üzerinden güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda paydaşlarla ilişkiler de önemseniyor ve sürdürülebilirliğin tüm ekosistemde aynı hassasiyetle ele alınması gözetiliyor.</p>
<p>Raporda Hitit’in rekabet avantajlarına da değiniliyor. Farklı ölçeklerdeki havayollarına uçtan uca çözüm sunabilme yetkinliği, müşteri memnuniyetindeki istikrar, farklı coğrafyalarda varlık göstermesi, havacılık ve yazılım alanındaki bilgi birikimi, iş ortaklıkları, yetenek yönetimi, çalışan bağlılığı ve çevik iş yapısı öne çıkan unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Şirketin ana stratejisi, müşterilerinin başarısını “Partner” yaklaşımıyla paylaşmak üzerine kurulu. Raporda, kısa, orta ve uzun vadeli planlar bu çerçevede aktarılırken, iklim değişikliğiyle ilgili senaryo analizleri de paylaşılıyor. Risklerin finansal etkileri, olasılıkları ve değer zincirindeki yansımaları değerlendirilerek, bu risklerin yaratabileceği fırsatlar ve alınacak aksiyonlar kapsamlı bir tabloyla sunuluyor.</p>
<p><strong>2030’a kadar enerji tüketiminde yüzde 10 azaltma</strong></p>
<p>Enerji tüketimi verileri de raporda yer alıyor. Rapora göre, 2024 yılında satın alınan elektrik miktarı 921,04 GJ olurken, toplam enerji tüketimi ise 984,07 GJ olarak duyuruluyor. Enerji kullanımı, Kapsam-1 ve Kapsam-2 çerçevesinde düzenli olarak kamuya açıklanıyor. Hitit, 2030 yılına kadar enerji tüketimini 2024 seviyesine kıyasla yüzde 10 azaltmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Hitit Genel Müdürü Nevra Onursal Karaağaç</strong>, rapor hakkında şunları söyledi: <em>“İlk sürdürülebilirlik raporumuz, yalnızca finansal göstergelerimizi değil; çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki taahhütlerimizi de paydaşlarımızla şeffaf bir şekilde paylaşmamızı sağlıyor. 30 yılı aşkın süredir sürdürdüğümüz iş modelimizi, yenilikçi yaklaşımımızı ve sorumlu büyüme stratejimizi sürdürülebilirlik perspektifiyle güçlendiriyoruz. Hedefimiz, Hitit ekosisteminin tüm paydaşlarıyla birlikte daha güçlü, yenilikçi ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak.”</em></p>
<p>Finansal önemlilik analizi yaklaşımıyla hazırlanan Hitit’in TSRS uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu’na İngilizce ve Türkçe olarak linkten erişilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hitit-ilk-surdurulebilirlik-raporunu-yayinladi-568021">Hitit, İlk Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aktif Ventures ile Fraud.com&#8217;dan Güçlü İş Birliği Finansal Güvenliğe Yeni Nesil Yaklaşım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aktif-ventures-ile-fraudcomdan-guclu-is-birligi-finansal-guvenlige-yeni-nesil-yaklasim-549734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 08:19:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aktif]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[finansal]]></category>
		<category><![CDATA[fraudcomdan]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliğe]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[ventures]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en büyük finansal teknolojiler ekosistemi olan Aktif Bank çatısı altındaki Aktif Ventures, stratejik iş birlikleriyle ekosistemini genişletmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aktif-ventures-ile-fraudcomdan-guclu-is-birligi-finansal-guvenlige-yeni-nesil-yaklasim-549734">Aktif Ventures ile Fraud.com&#8217;dan Güçlü İş Birliği Finansal Güvenliğe Yeni Nesil Yaklaşım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en büyük finansal teknolojiler ekosistemi olan Aktif Bank çatısı altındaki Aktif Ventures, stratejik iş birlikleriyle ekosistemini genişletmeye devam ediyor. Girişimcilik alanında sunduğu desteklerle öne çıkan Aktif Ventures, dijital güvenlik alanında küresel ölçekte çözümler geliştiren Fraud.com ile önemli bir iş birliğine imza attı.</p>
<p>Bu iş birliği kapsamında Fraud.com’un; kimlik doğrulama, işlem güvenliği ve risk izleme alanındaki yapay zekâ destekli çözümleri, Aktif Ventures’ın güçlü API Platformu Apilion’a entegre edilerek finansal kurumların kullanımına sunulacak. Gerçek zamanlı analiz ve davranışsal modelleme ile şüpheli işlemler proaktif şekilde tespit edilirken, merkezi yönetim altyapısı sayesinde operasyonel süreçlerde yüksek verimlilik ve güvenlik sağlanacak. Bu iş birliği, dijital tehditlere karşı esnek, ölçeklenebilir ve bütüncül bir koruma sunmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Evsahibioğlu: Güvenlikte global standartları yakalıyoruz<br /> </strong><br />Fraud.com’un teknolojileri ile finansal kuruluşların dolandırıcılık risklerini azaltmalarına ve müşteri deneyimini iyileştirmelerine yardımcı olduğuna dikkat çeken Aktif Ventures Genel Müdürü Yasemin Evsahibioğlu, “Finansal teknolojiler alanında güvenlik en kritik başlıkların başında geliyor. Bu alanda dünya standartlarında çözümleri Türkiye ekosistemine kazandırmak öncelikli hedeflerimiz arasında. Fraud.com ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği sayesinde; finansal kuruluşlara dijital güvenliği en üst seviyede sağlayacak bir altyapı sunuyoruz. Globaldeki gelişmeleri anlık izliyor, eş zamanlı attığımız adımlarla sektördeki liderliğimizi pekiştiriyoruz.”</p>
<p><strong>Sayın: Fintechler için sürdürülebilir uyumluluk altyapısı sağlıyoruz</strong></p>
<p>Fraud.com CEO’su Emre Sayın, Türk fintech ekosisteminin vizyoner ve önemli oyuncularından Aktif Ventures ile kurdukları stratejik ortaklığın önemini vurguladı. Bu iş birliğinin, Türkiye&#8217;deki finansal hizmetlerde dijital güvenliği ve kullanıcı deneyimini ileriye taşıyacağını ifade eden Sayın, şöyle devam etti: &#8220;Yenilikçi çözümlerimizle kurumları dolandırıcılığa karşı koruyoruz. Aktif Ventures&#8217;ın güçlü API platformu Apilion aracılığı ile finansal ekosisteme, başta e-KYC ve e-KYB servisleri olmak üzere bütün <strong>regülasyon ve güvenlik</strong> ihtiyaçlarına ekonomik bir şekilde erişebilecekleri bir altyapı sağlıyoruz.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aktif-ventures-ile-fraudcomdan-guclu-is-birligi-finansal-guvenlige-yeni-nesil-yaklasim-549734">Aktif Ventures ile Fraud.com&#8217;dan Güçlü İş Birliği Finansal Güvenliğe Yeni Nesil Yaklaşım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:50:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgili]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[haziran]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549419</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her çocuk, güvenli, şefkatli ve destekleyici bir aile ortamında büyümeyi hak eder. Bireysel ve toplumsal travmalar nedeniyle pek çok çocuk, biyolojik ailesinin yanında büyüyememekte ve koruyucu aile desteğine ihtiyaç duymaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419">30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her çocuk, güvenli, şefkatli ve destekleyici bir aile ortamında büyümeyi hak eder. Bireysel ve toplumsal travmalar nedeniyle pek çok çocuk, biyolojik ailesinin yanında büyüyememekte ve koruyucu aile desteğine ihtiyaç duymaktadır. 30 Haziran Koruyucu Aile Günü kapsamında açıklamalarda bulunan <strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Şimşek, </strong>bu çocuklara yönelik bakım sistemlerinin travma bilgili bir yaklaşımla yürütülmesinin kritik bir gereklilik olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’de her dört kişiden birinin 18 yaş altı olduğunu belirten Prof. Dr. Şimşek, “Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 25’ini oluşturan çocukların bir kısmı, çocuk ihmali ve istismarı gibi bireysel travmaların yanı sıra afetler gibi toplumsal travmalar nedeniyle biyolojik ailelerinin yanında büyüyememektedir. Oysa çocukların sağlıklı gelişimi açısından kritik olan aile yanında büyüme hakkı, uluslararası ve ulusal düzenlemelerle güvence altına alınmıştır. Bu hakkı, korunma ihtiyacı olan çocuklara sunmak devletlerin temel sorumluluğudur” dedi.</p>
<p>Şu an Türkiye’de 10 bin 294 çocuğun 8 bin 619 koruyucu ailenin yanında büyüdüğünü ve en az 15 bin çocuğun daha koruyucu aileye ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Şimşek, özellikle afetlerin artışıyla bu sayının da giderek yükseleceğini belirtti.</p>
<p>Koruyucu ailelik, çocuklara yalnızca fiziksel bir barınma değil, aynı zamanda güvenli bağ kurabilecekleri, duygusal iyileşme ve sosyal gelişim açısından fırsatlar sunan bir aile ortamı sağlayan bir bakım modeli. Bu sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için hem ailelerin hem de sistemin içindeki tüm profesyonellerin travma bilgili yaklaşımla donatılması gerektiğini söyleyen Şimşek şöyle devam etti: “Travma bilgili profesyoneller, çocuğun yaşadığı olayların etkisini anlayan, gösterdiği tepkilere doğru şekilde yaklaşan ve yeniden travmatizasyona neden olabilecek uygulamalardan kaçınan kişilerdir. Güven ve onarım odaklı çalışmaları, çocuğun ruhsal, sosyal ve bilişsel gelişimi üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır.”</p>
<p>Birçok ülkede koruyucu aile olmanın ön koşullarından biri, koruyucu aile eğitim programlarını tamamlamış olmaktır. Travma bilgili yaklaşımla eğitilen koruyucu ailelerin, çocukların yaşadığı travmatik ayrılıkların ardından ortaya çıkabilecek sorunları önlemede daha etkili olduğunu belirten Şimşek, araştırmaların bu eğitimi alan ailelerin yanındaki çocuklarda duygusal ve davranışsal sorunların azaldığını, sosyal ve akademik gelişimin daha sağlıklı ilerlediğini ortaya koyduğunu aktardı: “Çocuğun gelişiminde en güçlü koruyucu faktör, çocukla kurulan güvenli ilişkidir. Bu ilişkinin sağlanabilmesi, koruyucu ailelerin ve sistem profesyonellerinin ortak bir bilgi ve duyarlılık zemininde buluşmasıyla mümkündür. Çocuğun davranışlarını anlamaya çalışırken ‘Neyi var?’ demek yerine, ‘Ona ne oldu?’ diye sormak gerekir. Bu da çocuğun fiziksel ve psikososyal güvenliğini önemseyen işbirliğine, seçme hakkına, karşılıklı saygıya ve onu desteklemeye dayalı bir yaklaşımı benimsemeyi gerektirir.”</p>
<p><strong>‘Toplum olarak sorumluluğumuz büyük’</strong></p>
<p>30 Haziran Koruyucu Aile Günü’nün yalnızca bir farkındalık günü olmadığını, toplumsal sorumluluğun altının çizildiği önemli bir gün olduğunu belirten Şimşek, “Travma bilgili koruyucu aile sistemini güçlendirmek için yalnızca kurumlara değil, tüm topluma sorumluluk düşüyor. Profesyonellerin bu yaklaşımı benimsemesi, koruyucu aile olmak isteyen bireylerin ise gerekli eğitim süreçlerini tamamlaması büyük önem taşıyor. Çünkü her çocuk, şefkatli bir aile ortamında büyümeyi hak eder.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419">30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bakan Tunç: Denetimli Serbestlikte İnsan Merkezli Yaklaşım Sürecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bakan-tunc-denetimli-serbestlikte-insan-merkezli-yaklasim-surecek-548313</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 16:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[denetimli]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[merkezli]]></category>
		<category><![CDATA[serbestlikte]]></category>
		<category><![CDATA[sürecek]]></category>
		<category><![CDATA[tunç]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Denetimli Serbestlik Sistemi Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı açıklamada, sistemin 20 yıllık gelişimini değerlendirdiklerini ve insan odaklı, onarıcı adalet anlayışıyla denetimli serbestlik yapısını geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakan-tunc-denetimli-serbestlikte-insan-merkezli-yaklasim-surecek-548313">Bakan Tunç: Denetimli Serbestlikte İnsan Merkezli Yaklaşım Sürecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ‘Denetimli Serbestlik Sistemi Değerlendirme Toplantısı’nda hukuk fakültesi dekanları, ceza hukuku akademisyenleri ve yargı mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Toplantıda, 2005’te ceza adalet sistemine dahil edilen denetimli serbestlik sisteminin 20 yıllık gelişim süreci masaya yatırıldı.</p>
<p>Bakan Tunç, toplantıda yaptığı konuşmada, her yükümlünün topluma kazandırılacak bir birey olduğu bilinciyle hareket ettiklerini vurguladı. “İnsan merkezli, onarıcı ve dönüştürücü bir denetimli serbestlik sistemi inşa etmeyi sürdüreceğiz,” diyen Tunç, sistemin daha güçlü bir yapıya kavuşması için yürütülen çalışmaları değerlendirdiklerini ifade etti.</p>
</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p>Acıların ve ağır hatıraların mekânı olan cezaevlerini, demokrasiye ve ortak belleğe ev sahipliği yapan kültür ve bilim merkezlerine dönüştürdük.</p>
<p>???? Denetimli Serbestlik Sistemi Değerlendirme Toplantısı | Ankara pic.twitter.com/7sFwJMwu0I</p>
<p>— Yılmaz TUNÇ (@yilmaztunc) June 25, 2025</p></blockquote>
<p><strong>CEZAEVLERİNDEN KÜLTÜR VE BİLİM MERKEZLERİNE</strong></p>
<p>Bakan Tunç, cezaevlerinin artık sadece acıların ve ağır hatıraların mekânı olmaktan çıktığını, demokrasiye ve ortak belleğe ev sahipliği yapan kültür ve bilim merkezlerine dönüştürüldüğünü belirtti.</p>
<p>Bu dönüşümün, denetimli serbestlik sisteminin rehabilitasyon odaklı yaklaşımını desteklediğini vurguladı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/bakan-tunc-denetimli-serbestlikte-insan-merkezli-yaklasim-surecek-0-MaJKYmw2.jpeg"></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bakan-tunc-denetimli-serbestlikte-insan-merkezli-yaklasim-surecek-548313">Bakan Tunç: Denetimli Serbestlikte İnsan Merkezli Yaklaşım Sürecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabak Kemane üretiminde yenilikçi yaklaşım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kabak-kemane-uretiminde-yenilikci-yaklasim-548109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 08:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[kabak]]></category>
		<category><![CDATA[kemane]]></category>
		<category><![CDATA[üretiminde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve dünyanın ilk kadın deri profesörü unvanını taşıyan Prof. Dr. Elif Eser Eke Bayramoğlu’nun yürütücülüğünü yaptığı doktora projesi, geleneksel Türk çalgılarından kabak kemaneye bilimsel bir bakış açısı getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kabak-kemane-uretiminde-yenilikci-yaklasim-548109">Kabak Kemane üretiminde yenilikçi yaklaşım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve dünyanın ilk kadın deri profesörü unvanını taşıyan Prof. Dr. Elif Eser Eke Bayramoğlu’nun yürütücülüğünü yaptığı doktora projesi, geleneksel Türk çalgılarından kabak kemaneye bilimsel bir bakış açısı getiriyor.  “Kemane Yapımında Kullanılan Dana Yürek Zarlarının Ses ve Mukavemet Özelliklerinin Geliştirilmesi Üzerine Araştırmalar” başlıklı bu yenilikçi çalışma, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında destekleniyor.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Elif Eser Eke Bayramoğlu, “Projemiz, kabak kemanenin en önemli bölümlerinden biri olan ses tablasında kullanılan dana yürek zarını, özel deri işleme yöntemleriyle akustik ve mekanik yönden geliştirerek hem tını kalitesini artırmayı hem de dayanıklılığı güçlendirmeyi hedefliyor. Türk halk müziğinde çok özel bir yere sahip olan kabak kemane, bu projeyle yalnızca bilimsel açıdan incelenmekle kalmıyor; aynı zamanda bu çalgının kültürel varlığının korunması, tanıtılması ve geleceğe taşınması yönünde de önemli bir adım atılıyor. Çalışma sonucunda üretilecek kemanelerin müze kalitesinde ve sergilenebilir nitelikte olması bekleniyor. Ayrıca proje, geleneksel çalgı yapımına yeni bir teknik ve standart kazandırma potansiyeline sahip. Bu kapsamda ileride eğitim programlarına ve metot kitaplarına da katkı sağlanması hedefleniyor” dedi.</p>
<p>Projenin danışmanları arasında, Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Müdürü ve Ege Üniversitesi Etnografya Müzesi Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Maruf Alaskan yer alıyor. Doktora öğrencisi Anıl Özçelik ise projeyi uygulayan araştırmacı olarak görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kabak-kemane-uretiminde-yenilikci-yaklasim-548109">Kabak Kemane üretiminde yenilikçi yaklaşım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de multidisipliner yaklaşım ve akademik girişimciliğin anahtarları paylaşıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-multidisipliner-yaklasim-ve-akademik-girisimciligin-anahtarlari-paylasildi-539643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 08:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[anahtarları]]></category>
		<category><![CDATA[eüde]]></category>
		<category><![CDATA[girişimciliğin]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=539643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi 70. Yıl Kariyer ve Bilim Şenliği kapsamında, “Ege Tıpta Multidisipliner Yaklaşım ve Akademik Girişimcilik” başlıklı seminer düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-multidisipliner-yaklasim-ve-akademik-girisimciligin-anahtarlari-paylasildi-539643">EÜ&#8217;de multidisipliner yaklaşım ve akademik girişimciliğin anahtarları paylaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi 70. Yıl Kariyer ve Bilim Şenliği kapsamında, “Ege Tıpta Multidisipliner Yaklaşım ve Akademik Girişimcilik” başlıklı seminer düzenlendi.</p>
<p>EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen oturumun koordinatörlüğünü EÜ Tıp Fakültesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Tahir Atik üstlenirken, seminerde Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özkan Doğanay ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Yeniel  konuşmacı olarak yer aldı. Etkinliğe, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılar Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu, Güneş Ak, EÜ Kariyer Planlama ve Başarı Koordinatörü Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu, alanında uzman akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.</p>
<p>Oturumun açılışında konuşan Prof. Dr. Tahir Atik, “Seminerimizde; dünya çapında işler üreten ve bilimsel kariyerinin yanında akademik kariyerini başarıyla sürdürürken bir yandan da girişimciliğini ortaya koyan hocalarımızı dinleyerek, kariyer planlaması içerisinde sadece hizmet etmenin ve akademinin olmadığını; birikimin bir şekilde ürüne yansıyabileceğini anlayacağız. Öğrencilerimiz bu paylaşımlardan ilham alarak, kariyer planlamalarının sadece akademik hizmetle sınırlı olmadığını, aynı zamanda üretime ve yeniliğe de kapı aralayabileceğini görecekler. Belki de bu seminer, gelecekte büyük başarılara imza atacak gençlerimizin yolculuklarının ilham kaynağı olacak” dedi.</p>
<p><b>“Uzmanlaşın ve multidisipliner çalışmalara açılın”</b></p>
<p>Doç. Dr. Özkan Doğanay, “Başarılı bir akademik kariyer için <strong>erken dönemde araştırmalara dahil olmak ve sürekli yayın yapmak</strong> hayati önem taşıyor. Aziz Sancar ve Uğur Şahin gibi isimlerin yolları da gösteriyor ki, lisans seviyesinden itibaren araştırmalara katılmak ve <strong>kaliteli dergilerde yayın hedeflemek</strong> geleceğinizin temellerini atıyor. Yayınlar, akademisyenliğin olmazsa olmazıdır; sadece çalışmak değil, somut çıktılar üretmek esastır. Yüksek lisans ve doktora  süreçleri kesintisiz devam eden bir öğrenme ve üretim yolculuğudur. Bu süreçte <strong>mobilite</strong>, yani farklı kurum ve ülkelerde deneyim kazanmak, kariyerinizi zenginleştirecek ve size yeni bakış açıları kazandıracaktır. Unutmayın, bu bir mesai doldurma değil, her saatte somut bir değer yaratma sürecidir. Uzmanlaşın ve multidisipliner çalışmalara açılın” diye konuştu.</p>
<p>Multidisipliner çalışma ve uzmanlık alanını birleştirmenin önemini vurgulayan Doç. Dr. Özkan Doğanay, “Akademik kariyerde bir diğer önemli nokta, kendinize bir uzmanlık alanı oluşturmak ve bunu farklı disiplinlerle birleştirmektir. Kendi alanım olan akciğer görüntüleme üzerinden örnek verecek olursam, bu alandaki bilgi birikimimi güncel ihtiyaçlarla, örneğin iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla ilişkilendirerek yeni çözümler üretiyorum. Hatta görüntüleme uzmanlığımı Ziraat Fakültesinden bir hocamızın bitki kök gelişimini gözlemleme ihtiyacıyla birleştirerek tamamen yeni bir proje ortaya koyabiliyorum. Bu, interdisipliner çalışmanın gücünü gösterir. Bir uzmanlık alanı edinmek ve sürdürmek yıllar alsa da, onu diğer disiplinlerle birleştirdiğinizde çok daha büyük ve başarılı işlere imza atabilirsiniz. Unutmayın, akademik kariyerinizde sadece bilimsel birikiminizle değil, aynı zamanda bu birikimi nasıl ürüne dönüştürdüğünüz ve girişimcilik ruhunuzla da öne çıkabilirsiniz. Umarım bu tavsiyeler, kariyer planlaması yapan siz değerli öğrencilerimize ilham verir. Belki on yıl sonra &#8216;Ben de bu toplantıdan heveslendim ve böyle işler ürettim&#8217; diyenlerden biri siz olursunuz” dedi.</p>
<p><b>“İdrar kaçırma problemi ve uzaktan tedavi yaklaşımı”</b></p>
<p>Konuşmasında kadınlarda idrar kaçırma problemi ile ilgili projesinden bahseden Prof. Dr. Özgür Yeniel, “Özellikle kadınlarda idrar kaçırma (üriner inkontinans) problemiyle ilgileniyorum. 2018&#8217;de başlayan bir patent fikriyle birçok proje yürüttük, ürün geliştirdik. İdrar kaçırma, kadınların hayat kalitesini ciddi şekilde bozan ve yaşla birlikte sıklığı artan yaygın bir sağlık sorunu. Mevcut tedavi algoritmaları dört yılda bir güncelleniyor ve 2023&#8217;teki bir değişiklik, daha önce üçüncü basamakta yer alan bir tedaviyi (ciltten uygulanan, kolay ve ucuz bir yöntem) ilk basamağa taşıdı. Türkiye&#8217;de yaklaşık 5 milyon kadının bu problemden mustarip olmasına rağmen, haftada bir hastaneye gelmeyi gerektiren mevcut tedavi yöntemleri pratik değil. 2019&#8217;da okuduğum bir makale, hastalara sadece telefonla iletişim kurarak dahi tedavi başarısının  yüzde 400 arttığını gösterdi. Bu durum, kadınların ilgi ve alaka ile tedavide teşvik edilmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koydu ve beni uzaktan tedavi fikrine, hastaya ‘seni görüyorum, ne yaptığını biliyorum’ güvenini vererek nasıl uygulayabiliriz sorusuna yöneltti” diye konuştu.</p>
<p>Etkinlik sonunda EÜ Kariyer Planlama ve Başarı Koordinatörü Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu tarafından konuşmacılara “Teşekkür Belgesi” takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-multidisipliner-yaklasim-ve-akademik-girisimciligin-anahtarlari-paylasildi-539643">EÜ&#8217;de multidisipliner yaklaşım ve akademik girişimciliğin anahtarları paylaşıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafif otizmde de multidisipliner yaklaşım önemli…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hafif-otizmde-de-multidisipliner-yaklasim-onemli-531959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2025 12:13:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=531959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, hafif düzey otizm spektrum bozukluğunun nedenleri, belirtileri ve multidisipliner yaklaşımla desteklenmesi gereken gelişim alanları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hafif-otizmde-de-multidisipliner-yaklasim-onemli-531959">Hafif otizmde de multidisipliner yaklaşım önemli…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, hafif düzey otizm spektrum bozukluğunun nedenleri, belirtileri ve multidisipliner yaklaşımla desteklenmesi gereken gelişim alanları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Genetik, çevresel ve hormonal faktörler hafif otizme neden olabilir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunun, sözel ve sözel olmayan iletişimde yetersizliklerin eşlik ettiği, sosyal etkileşimde güçlüklerin ön planda olduğu nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu hatırlatan Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Otizm spektrum bozukluğunu bir yelpaze olarak düşünürsek, hafif düzey otizm belirtileri yelpazenin ilk basamaklarında yer alır.” dedi.</p>
<p>Hafif düzey otizme genetik, çevresel ve hormonal faktörlerin neden olabildiğine dikkat çeken Çebi, “Ancak nedenleri henüz tamamen kanıtlanmış değil ve bu alandaki çalışmalar devam ediyor.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Multidisipliner destekle gelişim alanları güçlendirilebilir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunda temel belirtilerin sosyal etkileşimde sınırlılık ve   sınırlı ilgi alanları olarak seyrettiğini ifade eden Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Belirtiler paralelinde hafif düzey otizmde isime tepki vermeme, göz temasında sınırlılık, komut almama ve komutları yerine getirmeme, parmak ucunda yürüme, alıcı dil ve ifade edici dil becerilerinde sınırlılık, duyusal sistemde hiposensitive ve hipersensitive, motor becerilerde kısıtlılık gibi durumlar görülebilir.” dedi.</p>
<p>Otizm tanısı konulmasının ardından, multidisipliner çalışma anlayışının benimsendiği merkezlerde çocuk ergen psikiyatristi, çocuk ergen psikoloğu, uzman ergoterapist, uzman dil ve konuşma terapisti, özel eğitim öğretmeni ve spor hareket eğitimcisi ile uyum sürecinin başlatılması gerektiğini vurgulayan Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hazırlanan tam veya yarım günlük terapi eğitim planlamalarıyla; erken çocukluk dönemi, okul öncesi ve okul çağı programları ile ev takip programlarına yönelik olarak sosyal etkileşim, oyun kurma becerileri, bilişsel ve akademik süreçler, alıcı ve ifade edici dil becerileri, duyusal işlemleme ve fonksiyonel duygusal gelişim kapasiteleri desteklenmelidir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hafif-otizmde-de-multidisipliner-yaklasim-onemli-531959">Hafif otizmde de multidisipliner yaklaşım önemli…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkinci El&#8217;de Vizyoner Yaklaşım ve Yeni Bakış Açısı Masaya Yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ikinci-elde-vizyoner-yaklasim-ve-yeni-bakis-acisi-masaya-yatirildi-462217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 May 2024 21:04:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bakış]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[vizyoner]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=462217</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci el otomotiv sektörüne yeni bir soluk getiren 2plan, sektörler arası SCOT TÜRKİYE - Nesnelerin İkinci Şansı / 2. El Konferansı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikinci-elde-vizyoner-yaklasim-ve-yeni-bakis-acisi-masaya-yatirildi-462217">İkinci El&#8217;de Vizyoner Yaklaşım ve Yeni Bakış Açısı Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci el alışveriş yönelimleri, döngüsel iş modelleri ve yeni fırsatlar başlıklı konuların değerlendirildiği konferansta farklı alanlardan sektörün önde gelen isimleri konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>Sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunma vizyonu çerçevesinde düzenlenen konferansta, 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, Dank! Mobilya Kurucusu Yağmur Sencer, MAİS A.Ş Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş, 5 Fil Kurucusu Yonca Özkan,  Nivogo Kurucusu ve CEO’su Arnas Akbaş, Yazar-Girişimci Olgar Ataseven, Plakhane Kurucusu ve Müzisyen Deniz Bayrak, Yazar-Sanatçı Mansur Tansu, Over Game Kurucusu ve CEO’su Can Aral konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Nesnelerin ikinci şansı SCOT Türkiye Konferansı’nda konuşuldu</strong></p>
<p>SCOT Türkiye Konferansı’nda açılış konuşmasını yapan 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, “Bu konferans sadece otomotiv için değil sürdürülebilirlik kavramı olan ikinci el değerinin bulunduğu tüm sektörler için düzenlendi. 2plan Terminal binası da ikinci şans verilmiş bir yapı. Eskiden insanlar bu kadar büyük bir yapının içinin neden boş olduğu merak ederdi. Biz buraya ikinci bir şans vererek 50 bin m2’lik alanı değerlendirmemiz sonucu ikinci el otomotiv pazarının referans noktası 2plan’ın Terminal konseptini gerçekleştirdik” dedi.</p>
<p>2plan’ın sıfır araç satın alma deneyiminin ikinci el otomobil satın alma deneyimi ile eşdeğer olduğunu söyleyen Ülgür, “2plan şeffaf süreçlerle bu bilinçteki müşterilerin ilk adresi olmayı hedefliyor” diye belirtti.</p>
<p><strong>“Bir ürünün olmazsa olmaz faktörü ikinci el değeridir”</strong></p>
<p>MAİS A.Ş. Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş konferansta yaptığı konuşmada, ikinci el kavramının otomotivde veya araçta kendini bulduğunu belirterek “İkinci el denince aklımıza hemen otomotiv gelir. Ancak ikinci el konusunu bir ürünün ekonomik hayat döngüsünde; markanın değerinin oluşmasındaki en önemli faktör olarak görüyorum. Bir ürünün olmazsa olmaz faktörü ikinci el değeridir. Markanızı değerli kılmak istiyorsanız, ikinci el değeri yaratmak zorundasınız” dedi.</p>
<p>Otomotiv sektörünün standart, sabit, alım ve satımdan oluşan sürdürülebilir bir sistem olduğunun da altını çizen Çağdaş şunları söyledi:</p>
<p>“Sistem olmadan marka yönetimi de olamaz. İkinci el değeri müşterinin gözünde artarsa kalite, güven, imaj; her şey artar. Müşteri algısında yaratacağınız bu değer otomatik olarak güven ve marka bağlılığını beraberinde getirir. Bugün otomotiv dünyasındaki ikinci el pazarına yönelik çok başarılı siteler, şirketler, platformlar var. Doğru alım ve satım fiyatını verebilecek olanlar, markanın kalite algısını doğru yansıtabildikleri sürece istikrarı sağlayabilenler büyüyecektir.” diye sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikinci-elde-vizyoner-yaklasim-ve-yeni-bakis-acisi-masaya-yatirildi-462217">İkinci El&#8217;de Vizyoner Yaklaşım ve Yeni Bakış Açısı Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çevre yönetimine İslami bir yaklaşım getiriliyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cevre-yonetimine-islami-bir-yaklasim-getiriliyor-444989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:03:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[getiriliyor]]></category>
		<category><![CDATA[islami]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444989</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi”nin lansmanı, 27 Şubat’ta Kenya’da yapılıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cevre-yonetimine-islami-bir-yaklasim-getiriliyor-444989">Çevre yönetimine İslami bir yaklaşım getiriliyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi”nin lansmanı, 27 Şubat’ta Kenya’da yapılıyor</strong></p>
<p><strong>Dünyanın dört bir yanından önde gelen İslam alimleri tarafından hazırlanan “Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi” nin lansmanı, 27 Şubat’ta, Kenya’daki Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı&#8217;nda yapılacak.</strong></p>
<p><strong>“Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi” ni hazırlayan çekirdek ekipte yer alan Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu Direktörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir,</strong> <strong>“Mizan, bizlere İslam dininin aktif bir çevre yönetimi çağrısında bulunduğunu hatırlatan güçlü bir sesi temsil ediyor.” dedi.</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından önde gelen İslam alimleri tarafından hazırlanan ve hazırlayan çekirdek ekipte Üsküdar Üniversitesi’nin de yer aldığı “Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi” nin lansmanı, 27 Şubat Salı günü Kenya&#8217;nın Nairobi kentindeki Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı&#8217;nda yapılacak.  </p>
<p>‘Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi’,<strong> (almizan) </strong>çevreye karşı ahlaki sorumluluk konusunda kapsamlı bir İslami bakış açısı sunarak iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilikle mücadele etme ve gezegenimizi korumak için toplu harekete geçme çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Dini ve ahlaki açılardan zengin ilkelere dayanan sözleşme, merhamet, adalet ve birbirine bağlılık değerlerinin rehberliğinde daha sürdürülebilir bir geleceğe giden yolun ana hatlarını ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi&#8217;nin (UNEA-6) altıncı oturumu Kenya&#8217;da yapılıyor</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi&#8217;nin (UNEA-6) altıncı oturumu 26 Şubat &#8211; 1 Mart 2024 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler Çevre Programı&#8217;nın (UNEP) Kenya&#8217;nın Nairobi kentindeki genel merkezinde gerçekleştirilecek. </p>
<p>Mizan&#8217;ın lansmanı da 27 Şubat Salı Günü &#8220;İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilikle mücadele için etkili, kapsayıcı ve sürdürülebilir çok taraflı eylemler&#8221; temasıyla Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı&#8217;nda (UNEA-6) ek olarak yapılacak.  </p>
<p><strong>Mizan, Vatikan belgesi olarak kabul edilen Laudato Si&#8217;nin İslami muadili olarak görülüyor</strong></p>
<p>Lansmanda UNEA Başkanı&#8217;nın yanı sıra aralarında Vatikan&#8217;ın UNEP Kenya ve Güney Afrika Daimi Gözlemcisi Hubertus van Megen&#8217;in de bulunduğu İslami ve diğer uluslararası kuruluşların üst düzey temsilcileri hazır bulunacak. </p>
<p>Mizan&#8217;ın, Papa Francis&#8217;in 2015 yılında yayınladığı ve şimdiye kadar çevre, ahlak ve Hıristiyan inancına ilişkin en kapsamlı Vatikan belgesi olarak kabul edilen Laudato Si&#8217;nin İslami muadili olarak görülüyor.</p>
<p>Mizan: Dünya Çevre Sözleşmesi, İslami Ekoloji ve Çevre Bilimleri Vakfı tarafından yönetiliyor ve UNEP&#8217;in Dünya için İnanç Koalisyonu tarafından destekleniyor.</p>
<p>Sözleşmeyi hazırlayan diğer kilit ortaklar arasında İslam Dünyası Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (ICESCO), Üsküdar Üniversitesi, Hamad Üniversitesi, Kuran Botanik Bahçesi ve Anaq el-Ard yer alıyor.</p>
<p><strong>Çevre konusunda camilerin ve toplum girişimlerinin harekete geçirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Sözleşme, Müslüman Yaşlılar Konseyi tarafından onaylanmasının yanı sıra 300&#8217;den fazla İslami ve uluslararası kuruluş tarafından da incelendi.</p>
<p>Mizan&#8217;ın lansmanından sonra aralarından Mizan Akademisi, on yıllık eylem planı, gençlik konseyi ve zirvesi, küresel başarı ödülleri, Mizan ağı ve vakıf fonu kurulması, yılda iki kez küresel konferanslar düzenlenmesi, camilerin ve toplum girişimlerinin harekete geçirilmesi ve çok daha fazlasının yer aldığı çeşitli girişimlerle temsil edilen temel öncelikleri özetleyen uygulanabilir bir strateji ile desteklenecek.</p>
<p><strong>&#8220;Mizan, İslami ilkelere dayanmakla birlikte, mesajını her inançtan ve kökenden insana ulaştıracak”</strong></p>
<p>UNEP Dünya İçin İnanç Koalisyonu Direktörü Iyad Abumoghli, &#8220;Mizan, İslami ilkelere dayanmakla birlikte, mesajını her inançtan ve kökenden insana ulaştırmaktadır. Çevre sorunlarının dini ve kültürel sınırları aştığını kabul ederek, dünya genelinde ortak eyleme duyulan acil ihtiyacın altını çiziyor&#8221; dedi.</p>
<p>Merkezi İngiltere&#8217;de bulunan İslami Ekoloji ve Çevre Bilimleri Vakfı (IFEES) Kurucu Direktörü Fazlun Khalid ise “Mizan, kendimiz ve gelecek nesiller için daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek üzere İslam’dan ilham alan ve sorumlulukla beslenen yol gösterici bir nurdur.” dedi.</p>
<p><strong>“İslam dininin aktif bir çevre yönetimi çağrısında bulunduğunu hatırlatan güçlü bir sesi temsil ediyor”</strong></p>
<p>Mizan’ı hazırlayan çekirdek ekibinin bir üyesi olan Üsküdar Üniversitesi Çevre Ahlakı Forumu Direktörü Prof. Dr. İbrahim Özdemir<strong>, </strong>&#8220;Mizan, bizlere İslam dininin aktif bir çevre yönetimi çağrısında bulunduğunu hatırlatan güçlü bir sesi temsil ediyor&#8221; dedi.</p>
<p>Lansman 27 Şubat Salı günü saat 16.00&#8217;da (Nairobi saatiyle) UNON Medya Merkezi&#8217;nde UNEA Başkanı Sayın Leila Benali ve diğer üst düzey yetkililerin himayesinde gerçekleştirilecek. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cevre-yonetimine-islami-bir-yaklasim-getiriliyor-444989">Çevre yönetimine İslami bir yaklaşım getiriliyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Axis Communications; Siber Güvenlikte İş Birliği ve Süreklilik Odaklı Yaklaşım Çok Önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/axis-communications-siber-guvenlikte-is-birligi-ve-sureklilik-odakli-yaklasim-cok-onemli-425602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 09:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[axis]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[communications]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Axis Communications, giderek artan siber saldırıların, gizlilik kaybı, veri bütünlüğü zedelenmesi, iş kaybı ve erişilebilirlik riski taşıması nedeniyle yaptığı açıklamada, tedarikçiler, iş ortakları ve son kullanıcılara bu konuda sorumluluk düştüğüne dikkat çekti. IP ağlarına bağlı cihazlar içeren organizasyonların, siber güvenlik zafiyetleri ile başa çıkarken sistemlerini sürekli gözetim ve bakım altında bulundurmaları gerektiği ifade edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/axis-communications-siber-guvenlikte-is-birligi-ve-sureklilik-odakli-yaklasim-cok-onemli-425602">Axis Communications; Siber Güvenlikte İş Birliği ve Süreklilik Odaklı Yaklaşım Çok Önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Axis Communications; Siber Güvenlikte İş Birliği ve Süreklilik Odaklı Yaklaşım Çok Önemli</p>
<p> </p>
<p><strong>Axis Communications, giderek artan siber saldırıların, gizlilik kaybı, veri bütünlüğü zedelenmesi, iş kaybı ve erişilebilirlik riski taşıması nedeniyle yaptığı açıklamada, tedarikçiler, iş ortakları ve son kullanıcılara bu konuda sorumluluk düştüğüne dikkat çekti. IP ağlarına bağlı cihazlar içeren organizasyonların, siber güvenlik zafiyetleri ile başa çıkarken sistemlerini sürekli gözetim ve bakım altında bulundurmaları gerektiği ifade edildi.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Siber Güvenlik, Axis Communications’ın sunduğu güvenlik görüntü çözümlerinin ayrılmaz ve doğal bir parçasıdır</p>
<p> </p>
<p>Siber tehditlerin hızla evrimleştiği bir dönemde Axis, güvenlik önlemlerinin sürdürülmesinde paydaşların sorumluluğunu vurguluyor. Tedarikçiler, ortaklar, sistem entegratörleri ve son kullanıcılar arasında güvenlik tedbirlerinin uygulanması ve sürekli olarak sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Axis, bu sorumluluğun tüm paydaşlara ait olduğunu belirtiyor.</p>
<p> </p>
<p>Axis&#8217;in Siber Güvenlik Direktörü Jonas Falk, siber güvenliğin Axis&#8217;in günlük operasyonlarının temel bir parçası olduğunu belirterek sadece ürünlerde değil, aynı zamanda organizasyonun genel operasyonlarında da sağlam güvenlik süreçlerini oluşturmayı hedeflediklerini ifade ediyor. </p>
<p> </p>
<p>Axis’in İsveç’in Lund Kenti’nde bulunan merkezinde görev yapan Falk, &#8220;Siber güvenlik, Axis&#8217;in ayrılmaz ve doğal bir parçası. Yeni teknoloji geliştirmeden, günlük operasyonlarımıza kadar her şeyde önemli bir yer işgal ediyor. Axis&#8217;te, güvenlik düşünceleri yeni bir ürünün geliştirilme sürecinde başlar ve bu odak ürün ömrü boyunca devam eder.</p>
<p> </p>
<p>Bu çerçevede, Axis içinde görev yapan “Siber Güvenlik Grubu”, güvenlik açıkları riskini minimize etmeye yönelik Axis Güvenlik Geliştirme Modeli&#8217;ni (ASDM) tanımlayarak bu süreci destekler. Grup, siber saldırıları simüle eden testler içeren yöntem ve faaliyetleri yönlendirir ve bu da Axis ürünlerinin güvenliğini artırmaya yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p>Axis, ürünlerinin siber güvenliğini sağlamak adına iç ve dış kaynaklar kullanılır ve güvenlik araştırmacılarına AXIS OS&#8217;deki güvenlik açıklarını bulmaları durumunda nakit ödül veren bir hata avı programı sunulur. Yeni güvenlik açıkları keşfedildiğinde, Axis sorunları giderir ve bunları zamanında ve uygun şekilde açıklar, böylece son kullanıcılar gerekli önlemleri alabilirler.” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Bu şeffaf yaklaşım, AXIS OS için bir yazılım malzeme listesini (SBOM) açıkça kullanıma sunma biçiminde kendisini gösteriyor. SBOM, AXIS OS sürümünü oluşturan tüm yazılım bileşenlerinin bir listesini ve inceleme için ücretsiz erişim sağlarken, bu pratik önlemler aynı zamanda ISO 27001 uyumluluğu tarafından da desteklenir.</p>
<p> </p>
<p>Axis&#8217;in siber güvenlikteki gücünün önemli bir yönü de Axis Edge Vault adlı donanım tabanlı güvenlik platformundan gelir. Edge Vault, Axis cihazlarının bütünlüğünü korur ve şifreleme anahtarları gerektiren işlemleri gerçekleştirmeyi sağlar. Ayrıca, imzalı video gibi özellikleri etkinleştiri. İmzalı video, videonun kameradan çıktıktan sonra düzenlenmediğini kanıtlamak için bir şifreleme kontrol toplamı ekler ve bu da özellikle bir soruşturma veya kovuşturmada çok önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Siber güvenlik, yalnızca yeni güvenlik özellikleri geliştirerek elde edilemez. Güvenlik temelini oluşturan, süreçleri ve politikaları içeren kapsamlı bir strateji gerektirir.</p>
<p> </p>
<p>Axis AXIS OS Siber Güvenlik Global Ürün Müdürü olan Andre Bastert, son kullanıcılar için Axis&#8217;in teknoloji, araçlar ve rehberlik sağlarken, sistem entegratörlerinin yardımıyla ürün güvenliğini aktif bir şekilde sürdürmeleri gerektiği ve bunun siber güvenlikte başarılı olabilmek adına herkesin üzerine düşen bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p>“Axis, ortaklarına ve son kullanıcılarına ürünlerindeki siber güvenliği güçlendirmeleri konusunda destek olmak adına rehberlik ve araçlar sunar. Bu kapsamda AXIS Device Manager ve AXIS Device Manager Extend gibi araçlar, Axis ürünlerinin yaşam döngüsü boyunca etkili bir şekilde kurulmasını ve yönetilmesini sağlar. Son kullanıcılar, bu araçlar aracılığıyla siber güvenlik politikalarını uygulayabiliyor, yeni AXIS OS güncellemeleri hakkında uyarılar alabiliyor ve ürün yazılımlarını verimli bir şekilde güncelleyebiliyorlar.” diye ekliyor.</p>
<p> </p>
<p>Axis ürünlerinin siber güvenlik açısından nasıl optimize edildiği ve cihaz yönetimi araçlarının zaman içinde nasıl korumaya yardımcı olduğu konusunda daha fazla bilgi almak için: https://newsroom.axis.com/article/cybersecurity-security-development</p>
<p>https://newsroom.axis.com/article/os-devices-secure</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/axis-communications-siber-guvenlikte-is-birligi-ve-sureklilik-odakli-yaklasim-cok-onemli-425602">Axis Communications; Siber Güvenlikte İş Birliği ve Süreklilik Odaklı Yaklaşım Çok Önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 08:24:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[demiyelinizan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[öne]]></category>
		<category><![CDATA[santral]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birimin entegre çalışmasıyla, tanı ve tedavi süreçleri multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170">Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Merkezi Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birimin entegre çalışmasıyla, tanı ve tedavi süreçleri multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor. Merkezin koordinatörlüğünü, dünya genelinde bu hastalıklarla ilgili kurulmuş olan uluslararası vakıflar tarafından tanınan ve bu vakıfların bilimsel kurullarında aktif görev alan </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Altıntaş üstleniyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi, genç erişkinlerde kronik hastalığa yol açan ve özel gereksinimli bireyler olmasına neden olabilen demiyelinizan santral sinir sistemi hastalıklarının tedavisine merkez çatısı altında devam ediyor. Bağışıklık sistemindeki uygun olmayan reaksiyonlar ile genetik ve çevresel faktörlerin olası etkileri sonucu oluşabilen demiyelinizan hastalıkların tanısı hastane bünyesinde multidisipliner bir yaklaşımla incelenerek konulduktan sonra tedavisi gerçekleştiriliyor.   </p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi’nde nöroloji, radyoloji, psikiyatri, romatoloji, göz ile fizik tedavi ve rehabilitasyon gibi birçok birim entegre bir çalışma yürüterek, hastayı ayrıntılı inceleyip, uygun tedavi modelini kişiye özel olarak belirliyor. Klinik olarak değerlendirilen hastalar, eğer isterlerse hastalıklarıyla ilgili araştırma süreçlerine de dahil olabiliyorlar. Koç Üniversitesi Hastanesi’nde Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi, klinik ile laboratuvar araştırmalar arasında köprü görevi üstlenerek, disiplinler arası bilgi ve veri paylaşımını sağlayacak şekilde konumlandırıldı. Merkezin direktörlüğünü, bu alandaki deneyimi ve mesleki birikimi merkezi sinir sisteminin nadir görülen demiyelinizan otoimmün hastalıkları konusunda çalışan uluslararası vakıflar (Guthy Jackson Vakfı, Sumaira Vakfı ve Siegel Nadir Nöroimmün Hastalıklar Derneği) tarafından da tanınan Prof. Dr. Ayşe Altıntaş yürütüyor. </p>
<p><strong>Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Nelerdir?</strong></p>
<p>Merkezi sinir sistemindeki miyelin kılıfının hasarıyla seyreden ve gelişimlerinde bağışıklık sisteminin önemli bir rol oynadığı hastalıklar “Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları” olarak tanımlanır. Bunlar; Multipl Skleroz (MS), nöromiyelitis optika spektrum hastalıkları, miyelin oligodentrosit glikoprotein (MOG) ilişkili hastalıklar, akut dissemine ensefalomiyelit, izole optik nörit ve izole transvers miyelittir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesi-hastanesi-demiyelinizan-santral-sinir-sistemi-hastaliklari-merkezinde-multidisipliner-yaklasim-one-cikiyor-392170">Koç Üniversitesi Hastanesi Demiyelinizan Santral Sinir Sistemi Hastalıkları Merkezi&#8217;nde Multidisipliner Yaklaşım Öne Çıkıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[karneye]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna yaklaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518">Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okullarda bir eğitim öğretim döneminin daha sonuna yaklaşıldı. Milyonlarca öğrenci ve ailesi karne heyecanı yaşarken, kimi çocuklar anne-babasının karşısına ‘teşekkür’, ‘takdir’ ile çıkmanın haklı gururunu kimi çocuklar ise karnesindeki bir veya birkaç zayıfın üzüntüsünü ve tedirginliğini yaşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç</strong> her iki durumda da ebeveynlere büyük görev düştüğünü belirterek “Bu süreçte çocukların psikolojisini sağlıklı yönetebilmek ve sonraki dönemler için sağlıklı şekilde motive edebilmek adına ebeveynlerin tutum ve tepkilerinde aşırıya kaçmamaları çok önemlidir” diyor. Peki zayıf ve başarılı karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı? Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç ebeveynlere önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı iletişim kurun!</strong></p>
<p>Çocukla empati yapın ve sağlıklı iletişim kurun. İyisiyle, kötüsüyle bir yılın geride kaldığını, zorlandığı konular kadar keyif aldığı konuların da olduğunu hatırlatırken, öncelikle onun fikirlerini dinleyin. ‘Bu karne senin hayat başarını değil, bu yılı nasıl tamamladığını gösteriyor’ şeklinde yaklaşımda bulunun.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Genelleme yapmayın!</strong></p>
<p>Çocuğun başarısızlığını genele yaymayın, sadece konu özelinde yaklaşın. Örneğin; çocuğunuz matematik dersinden zayıf not aldıysa matematiğe karşı yetersiz olduğuna inanırsa, çaba göstermekten vazgeçer. Oysa ona ‘Bu sene matematik dersin zayıf gelmiş olabilir ama bu senin matematikte hiçbir zaman iyi olmayacağın anlamına gelmez, eksiklerini tamamladığın taktirde gelecek sene daha iyi olacaksın’ şeklinde yaklaşmanız onu motive edecektir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Yapıcı davranın!</strong></p>
<p>Düşük gelen notlarını beraber değerlendirin ancak bu esnada küçük düşürücü, incitici, alay edici bir yaklaşımdan kesinlikle kaçının! Zorlandığı konuları tespit ederken sevgiyle ve şefkatle, motive edici bir üslupla yaklaşın. ‘Sence nerelerde zorlandın, seneye böyle olmaması için bunu nasıl geliştirebilirsin? Biz ebeveynlerin olarak sana nasıl destek olabiliriz?” şeklindeki tutum hem yapıcı hem de çocuk için farkındalık kazandıran bir yaklaşım olacaktır.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kendinizi de sorgulayın!</strong></p>
<p>Karnedeki zayıf notların nedenlerini sadece çocuğa bağlamak doğru değil. Zira zayıf notların altında birçok etken yatabiliyor. Anne baba olarak yıl boyunca çocuğa nasıl yaklaştığınızdan taşınma, boşanma, aile içinde huzursuzluk ya da kardeş doğumuna dek bir çok faktör doğrudan karne notuna yansıyabileceğinden kendinizi de sorgulamaktan ve bunlardan dersler çıkarmaktan kaçınmayın. </p>
<p> </p>
<p><strong>Geliştirebileceği yönlerini gösterin, çabasını takdir edin! </strong></p>
<p>Odaklandığında ve çabaladığında aslında bir çok şeyi yapabildiğini çocuklara hissettirmek ve önceden çaba gösterip başardığı birkaç örneği hatırlatmak çok önemli. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “Bu sayede çocuğun kendisini yetersiz hissetme ihtimalini hafifletebilir, onu motive edebilirsiniz. Çabaladıkça çabasını takdir etmek yine pozitif pekiştireç olacak ve bu çabalama davranışının artmasını sağlayacaktır. Örneğin; ‘Bu sene şu dersler için çabaladığını ve o dersin diğerlerine göre daha yüksek olduğunu görüyorum, çabaladığında tüm dersler için bu yükselişin olacağına benim inancım tam&#8217; şeklindeki yaklaşım ona güçlü yönlerini hatırlatacak ve diğerlerini de geliştirmek için ilham olacaktır” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gelecek sene temiz bir sayfa için motive edin! </strong></p>
<p>Her tecrübenin geliştirici bir yanı olduğunu vurgularken, bu karne döneminden neleri tecrübe ettiğini sorun, verdiği cevaplar ve çıkarttığı dersler için takdir edin, birlikte yeni eğitim yılı için hedefler koyun. Çocuğa önümüzdeki eğitim yılının yepyeni bir yıl olduğunu hatırlatarak temiz bir sayfa açtığını hissettirmek ve edindiği tecrübelerle daha güçlü olduğunu hatırlatmak yeni dönem için daha güvenli ve emin adımlarla ilerlemesini destekleyecektir.   </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Başarısını manevi bir hediyeyle kutlayın!</strong></p>
<p>Başarılı bir karnedeyse ödülün abartılmaması, özellikle yüksek maddi değerli hediyelerden kaçınılması gerektiğini vurgulayan Dilara Yamanlar Büyükkoç şöyle konuşuyor: “Çocuğu öncelikle gönülden tebrik edin, başarısını kesinlikle görmezden gelmeyin. Başarıya nasıl ulaştığının tekrar üstünden geçerek, bu başarının ona nasıl hissettirdiği üzerine konuşun. Bu adımlar duygusal anlamda başarıyı içselleştirmesini ve başarısının devamlılığını sağlayacaktır. Başarısını birlikte bir etkinlikle kutlamak, o günün başrol oyuncusu olarak hissettirmek, manevi anlamda onu en çok besleyen, en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Abartılı ve pahalı hediyelerden kaçının zira böyle bir yaklaşım bir süre sonra sadece hediye için çalışan, hediye alınmazsa tepkisel olarak çalışmayan çocuklar görmemize neden olabiliyor. ‘Çok akıllı’, ‘çok zeki’ gibi tanımlamalar ise çalışmadan da başarabileceği düşüncesine yol açarak başarı ivmesini düşürebildiğinden bu tür tanımlamalardan kaçının.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-karneye-en-dogru-yaklasim-nasil-olmali-384518">Zayıf karneye en doğru yaklaşım nasıl olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: &#8220;Toplumun en önemli özelliği, belirsizlikten statükoya doğru kayması&#8221; &#8220;Muhalif seçmeni de umutlandıracak, mutlu edecek bir yaklaşım zamanıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-aribogan-toplumun-en-onemli-ozelligi-belirsizlikten-statukoya-dogru-kaymasi-muhalif-secmeni-de-umutlandiracak-mutlu-edecek-bir-yaklasim-zamanidir-378752</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2023 09:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arıboğan]]></category>
		<category><![CDATA[belirsizlikten]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[edecek]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[muhalif]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[özelliği]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seçmeni]]></category>
		<category><![CDATA[statükoya]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[umutlandıracak]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[zamanıdır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, iktidar tarafında kimsenin Erdoğan’ın siyasi liderliğini sorgulamadığını, muhalefet tarafında ise tereddütlü bir hal yaşandığını söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-aribogan-toplumun-en-onemli-ozelligi-belirsizlikten-statukoya-dogru-kaymasi-muhalif-secmeni-de-umutlandiracak-mutlu-edecek-bir-yaklasim-zamanidir-378752">Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: &#8220;Toplumun en önemli özelliği, belirsizlikten statükoya doğru kayması&#8221; &#8220;Muhalif seçmeni de umutlandıracak, mutlu edecek bir yaklaşım zamanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, iktidar tarafında kimsenin Erdoğan’ın siyasi liderliğini sorgulamadığını, muhalefet tarafında ise tereddütlü bir hal yaşandığını söyledi. Toplumun en önemli özelliğinin, belirsizlikten statükoya doğru kayması olduğunu dile getiren Arıboğan, Türkiye&#8217;de çok sert bir milliyetçi refleks görüldüğünü ve tüm partilere dağılmış durumda olduğunu belirtti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı, Rektör Danışmanı, Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sonuçlar beklenmedik değil</strong></p>
<p>Sonuçların beklenmedik olmadığını belirterek sözlerine başlayan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Son dönemde ciddi anket şirketleri de benzer sonuçlar yakalamaya başlamışlardı. Sinan Oğan’ın muhalefet cephesine geçmesi belki bir psikolojik motivasyon yaratabilirdi. Ama Cumhur İttifakı tarafına geçmesiyle o motivasyon da eksildi. İktidar cephesine psikolojik bir ivme kazandırdı.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toplumun en önemli özelliği, belirsizlikten statükoya doğru kayması</strong></p>
<p>İki ittifak açısından değerlendirildiğinde bir tarafta çok güçlü ve çok sorgulanmadan kabul edilmiş bir siyasi lider olduğunu vurgulayan Arıboğan, “İttifakın hiçbir mensubu Erdoğan’ın siyasi liderliğini sorgulamaya da açmadı. Erdoğan, tecrübeli bir siyaset adamı. O konuda çok büyük bir netlik vardı. Öbür tarafta ise bana göre en ciddi sıkıntı, ‘Kazanacak aday mıydı, değil miydi? şeklinde gelişen tereddütlü bir hal vardı. Bu tür durumlarda toplum o tereddüttü çok hızlı bir şekilde algılıyor. Toplumun en önemli özelliği, çağın ruhunun da belirsizlik olması nedeniyle, belirsizlikten statükoya doğru kayması oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vatana sahip çıkma duygusu kolektif hafızada var</strong></p>
<p>Erdoğan’ın uzunca bir süredir aslında müesses nizamı yani devleti temsil ettiğini belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Orada bir siyasi parti liderinden daha fazlası var. Türkiye’de ekonomik problemler, deprem felaketi yaşandı ve gerçekten hani dünya üzerinde de, jeopolitik olarak da güneyde çok ciddi sıkıntılar vardı. Suriye, Irak derken kuzeye sıçradı. Ukrayna üzerinden gelişen bir savaşçı model, bütün dünyada kutuplar arası çatışmaların oluşması, gerginleşmesi… Böyle dönemlerde güçlü bir lider ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Politik psikoloji genelde bunlara bakıyor. Birincisi toplumun travmaları neler? Çünkü toplumsal travmalar belli olaylarla birlikte tetikleniyor. Kolektif hafızada birikenler de ortaya çıkmaya başlıyor. Her şeyden önce şunu unutmamak lazım. Bu ülkenin Anadolu coğrafyasının kurucu halkı büyük ölçüde Balkanlar&#8217;dan, Kafkaslar’dan, Kırım&#8217;dan varını yoğunu, vatanını kaybederek ana vatana sığındırılmış, yurdundan kovulmuş insanlar. Vatana sahip çıkma duygusu dediğiniz şey o kolektif hafızada var.” dedi.</p>
<p><strong>Bir taraf özgürlük, demokrasi aşkına, öbürü devlet, vatan, millet aşkına gitti</strong></p>
<p>Bütün bu kampanya süreçlerinde ortaya çıkan şey; Erdoğan hem devletin temsilcisi olarak hem de o ideolojinin bekçisi olarak devleti koruma refleksini tetiklemeye çalıştı.” diyen Arıboğan sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“‘Vatan elden gitmesin, devlet elden gitmesin. Asıl olan devlettir, hepinizi devleti korumaya çağırıyorum.’ dedi. Öbür tarafta da Kılıçdaroğlu&#8217;nun teziyse özgürlükleri, demokrasiyi, bireysel hakları korumaktı. Yani bir taraf özgürlük, demokrasi aşkına, öbürü devlet, vatan, millet aşkına gitti. İşin özü bu.”</p>
<p><strong>Berlin duvarı yıkıldığında sadece on iki ülkenin sınırında duvar vardı, bugün doksan oldu</strong></p>
<p>Ekonomik problemlerin az olduğu, çevrede çok yüksek tehditlerin oluşmadığı ortamlarda genel olarak zamanın ruhunun insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar etrafında döndüğü zamanlarda insanların da ana konularının bunlar olduğunu dile getiren Arıboğan, “Ama bugünün koşulları bu değil. Zamanın ruhu da bu değil. Uzun zamandır söylüyorum, Berlin duvarı yıkıldığında dünya üzerindeki ülkelerin sadece on iki tanesinin sınırında duvar vardı. Bugün doksan tane ülke sınırlarını duvarlarla çeviriyor. 1989’dan günümüze kadar gelen süreçte, böyle ulusal sınırları yıkan, bireysel ve sivil hakların önünü açan o ruhunun tam tersine bir yere doğru gidiyoruz. Ve bu doğal olarak Türkiye&#8217;ye de sirayet ediyor. Onun için oy verme davranışının geri planındaki temel motivasyon da bu diye düşünüyorum.” şeklinde açıkladı. Arıboğan, Türkiye&#8217;de şu anda çok sert bir milliyetçi refleks görüldüğünü kaydederek, “Milliyetçi refleks bütün partilere dağılmış durumda. Temel mesele böyle bir milliyetçi refleksin değişik formlara bürünmüş bir şekilde çıkıyor olması.” dedi.</p>
<p><strong>Dünyanın her yerinde muhafazakar partiler göçmenlere karşı</strong></p>
<p>Suriyeliler konusunun Türkiye için çok hassas bir mesele olduğunu belirten Arıboğan, “Mülteciler konusunda yüzde 85’in üzerinde partiler üstü bir mutabakat var. Bu bir rahatsızlık kaynağı ve devam da eder. Her zaman oy verme sürecini etkileyecek bir konu olarak devam eder. Fakat buradaki enteresan mesele şu; dünyanın her yerinde milliyetçi, muhafazakâr partiler göçmenlere karşıdır. Fakat bizim burada bütün onlara hamilik yapan kişi milliyetçi muhafazakâr grubun lideri. Kendisi karşı çıksa halkı da tutamazsınız. Bu konuda reaksiyonu olan kitle, Erdoğan&#8217;a olan saygısından ya da sevgisinden bu konuyu gündeminden aşağıya düşürüyor sürekli olarak.” dedi.</p>
<p><strong>Muhalif seçmeni de umutlandıracak, mutlu edecek bir yaklaşım zamanıdır </strong></p>
<p>Sonuç olarak 25 milyon insanın da muhalefete oy verdiğini aktaran Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Artık yüzdelerle, rakamlarla konuşmak ve hesap yapmak zamanı değil kucaklayıcı, kapsayıcı, herkesi rahatlatan; şu anda gerilim içinde olan, üzüntü içinde olan muhalif seçmeni de aslında umutlandıracak, mutlu edecek bir yaklaşım zamanıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-aribogan-toplumun-en-onemli-ozelligi-belirsizlikten-statukoya-dogru-kaymasi-muhalif-secmeni-de-umutlandiracak-mutlu-edecek-bir-yaklasim-zamanidir-378752">Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: &#8220;Toplumun en önemli özelliği, belirsizlikten statükoya doğru kayması&#8221; &#8220;Muhalif seçmeni de umutlandıracak, mutlu edecek bir yaklaşım zamanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEMA Vakfı&#8217;ndan seçimler öncesi çağrı: Siyasette ekoloji temelli yaklaşım odağa alınsın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tema-vakfindan-secimler-oncesi-cagri-siyasette-ekoloji-temelli-yaklasim-odaga-alinsin-365744</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 16:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alınsın]]></category>
		<category><![CDATA[çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[odağa]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[siyasette]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<category><![CDATA[temelli]]></category>
		<category><![CDATA[vakfından]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365744</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEMA Vakfı, 28 yıldır her seçim öncesinde olduğu gibi 14 Mayıs seçimleri öncesinde de hazırladığı Ekosiyaset Belgesi ile tüm siyasi partilere, siyasette ekoloji temelli yaklaşımı odağa almaları yönünde çağrıda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfindan-secimler-oncesi-cagri-siyasette-ekoloji-temelli-yaklasim-odaga-alinsin-365744">TEMA Vakfı&#8217;ndan seçimler öncesi çağrı: Siyasette ekoloji temelli yaklaşım odağa alınsın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMA Vakfı, 28 yıldır her seçim öncesinde olduğu gibi 14 Mayıs seçimleri öncesinde de hazırladığı Ekosiyaset Belgesi ile tüm siyasi partilere</strong>, <strong>siyasette</strong><strong> ekoloji temelli yaklaşımı odağa almaları yönünde çağrıda bulundu. “Tüm canlıların yaşam hakkını, toplum yararını ve mutluluğunu odağına alan siyasete davet ediyoruz” diyen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Vakıf olarak doğanın korunması için ellerinden gelen desteği vermeye hazır olduklarını bir kez daha vurguladı.</strong></p>
<p>TEMA Vakfı’nın, 14 Mayıs 2023 seçimi öncesinde hazırladığı Ekosiyaset Belgesi’nde toprak başta olmak üzere; doğal varlıkları, biyolojik çeşitliliği ve iklimi koruma amacıyla uygulanması önerilen çevre politikaları özetlendi. İklim, enerji, madencilik, mekânsal politikalar ve çevresel etki değerlendirme süreçleri kapsamında mevcut durumun incelendiği belgede, başlıca sorunlara dikkat çekilerek çözüm önerileri sunuldu.</p>
<p>Çalışma hakkında bilgi veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Hazırladığımız Ekosiyaset Belgesi ile ülkemizde canlı yaşamının, toprak, su, hava, mera, orman varlıklarının, korunan alanların ve iklimin korunması amaçlanıyor. Aynı zamanda doğaya müdahale gerektiren konularda korumacı, denetleyici, bütüncül yaklaşımlar geliştirilirken, kamusal ve toplumsal yararlar gözetilerek ekolojik politikalar oluşturulması talep ediliyor. Üstün kamu yararı ilkesini ve bilimsel gerçekleri esas alarak hazırladığımız önerilerimizi siyasetçilerin benimsemesini ve öncelik vermesini bekliyoruz” çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>“Metalik madenciliğin ve büyük kentsel projelerin sebep olduğu tahribatı durdurmalıyız”</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de tarım arazilerinin, ormanların ve diğer doğal alanların hızla kaybedildiğine dikkat çeken Deniz Ataç, “Türkiye&#8217;de son 30 yılda mevcut tarım arazilerinin yaklaşık beşte biri, son 50 yılda ise meraların neredeyse yarısı kaybedildi. Tarım arazilerinin ve meraların amacı dışında kullanımının önünü açarak gıda güvenliğimizi tehdit eden tüm uygulamaların önüne geçilmesi için acil önlemler alınması gerekiyor. 2021 yılı istatistiklerine göre; Türkiye’de karasal ve denizel koruma alanlarının ülke yüz ölçümüne oranı sırasıyla %8,7 ve %4’tür. Bu oranlarla dünyada korunan alanlar sıralamasında ise 177 ülke arasında 133’üncü konumdayız. Ülkemizde koruma alanlarımızı artırmalı, temiz enerjiye geçişi planlamalı ve Kanal İstanbul, 3. Havalimanı gibi büyük kentsel projeler ve metalik madenciliğin doğal varlıklarımız üzerinde sebep olduğu tahribatı acil olarak durdurmalıyız” şeklinde konuştu.</p>
<p>İklim krizinin her geçen gün şiddetini artırdığını belirten Ataç, Türkiye’nin sera gazlarına yol açan etkinliklerin azaltımı ve iklim değişikliğinin etkilerine uyumu konusunda net bir politika belirlemesi gerektiğinin altını çizdi. Ataç ayrıca su varlıklarının sürdürülmesi ve korunması için bir Su Kanunu hazırlanması ve taslağı hazırlanmış İklim Kanunu’nun da iklim adaletini sağlama bakış açısı ile yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>“Doğal varlıklarımızı ekosistem öncelikli bir anayasa ile garanti altına alalım”</strong></p>
<p>Mevcut kanunların doğal varlıkları koruma esası ile yeniden yapılandırılması gerektiğinin altını çizen Ataç, “Çevreye ağır ve geniş çaplı veya uzun vadeli zarar verme ihtimalinin yüksek olduğunun bilincinde, hukuka aykırı veya gerekli önlemleri almayarak yapılan eylemler, ceza kanununda eko-kırım suçları olarak tanımlanmalıdır. Yaşadıklarımız göstermiştir ki kanunlar ve yönetmelikler, anayasa ile teminat altına alınmadığı sürece yaşam ve ekosistem haklarının sürdürülebilirliğini sağlamakta yeterli olmamaktadır. Bu nedenle iklim adaleti, ekosistem hakları, doğal varlıklarımızın korunması ve çoğaltılması mutlak surette ekosistem öncelikli bir anayasa ile garanti altına alınmalıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Doğanın korunması için elimizden gelen desteği vermeye hazırız”</strong></p>
<p> “2018 yılından bu yana geçen 5 yıllık seçim dönemi boyunca iklim krizi nedeniyle yaşadığımız felaketlerin ve depremin yıkıcı sonuçları için yönetimlerin kapsamlı çözümler üretmesi ve kararlar alması gerekirdi. Tüm bu çözümü zor olan konular, siyasette ekoloji temelli yaklaşımın odağa alınmasını bize bir kere daha hatırlatmış oldu” ifadelerini kullanan Deniz Ataç, doğa olayları felakete dönüşmesin diye doğayı tahrip eden uygulama ve yaklaşımların tespit edilerek, bunlara temel oluşturan politikaların ortadan kaldırılması için siyasilere çağrıda bulunduklarını belirtti.</p>
<p>“Cumhuriyetin 100. yılında yaşam ve felaketler arasında bir seçim olmasın” diyen Ataç, “Tüm siyasi aktörleri bütün canlıların şu anki ve gelecekteki yaşam haklarını korumaya, toplum genelinin yararını ve mutluluğunu odağına alan siyasete davet ediyoruz. Çalışmalarımızda bize ilham kaynağı olan Onursal Başkanlarımız merhum Sayın Hayrettin Karaca ve merhum Sayın Ali Nihat Gökyiğit’in izinde hazırladığımız TEMA Vakfı Ekosiyaset Belgesi’nin tüm siyasiler tarafından benimsenmesini umuyoruz. TEMA Vakfı olarak, doğanın korunması için elimizden gelen desteği vermeye hazır olduğumuzu belirtmek istiyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfindan-secimler-oncesi-cagri-siyasette-ekoloji-temelli-yaklasim-odaga-alinsin-365744">TEMA Vakfı&#8217;ndan seçimler öncesi çağrı: Siyasette ekoloji temelli yaklaşım odağa alınsın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 09:04:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[travmaya]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikolojik Danışman Funda Nur Akay, yasın ardından bir hayatın nasıl kurulacağını ve travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerini MAG Okurları için ele alıyor...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577">Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>Psikolojik Danışman Funda Nur Akay, yasın ardından bir hayatın nasıl kurulacağını ve travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerini MAG Okurları için ele alıyor&#8230;</u></strong></p>
<p> </p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğunun nasıl anlaşılacağını aktaran Funda Nur Akay “Öncelikle travmayı tanımlamakla başlamamız faydalı olabilir. Travmalar; kişinin doğal afet, büyük kazalar, savaş, terör olayları, istismar, taciz, tecavüz gibi ani ve beklenmedik olaylara ya da aile, okul veya iş çevresinde yaşanan şiddet, reddedilme ya da ihmallere maruz kalmasıdır. Travma sonrası stres bozukluğundan; travma sonrasında yaşanan akut stres belirtilerinin bir aydan fazla sürmesi ve belirtilerin yoğunluğu ve sıklığında azalma olmaması durumunda bahsedilebilir. Bu belirtileri de uyku problemleri, kaçınma ya da aşırı uyarılma durumları, olumsuz duygu ve düşüncelerin sürekli tekrarlanması, konsantrasyon ve dikkat eksiklikleri, değişen gerçeklik algısı gibi fiziksel, duygusal, bilişsel ve davranışsal boyutlarda sınıflandırabiliriz” dedi. </p>
<p>Çocuklarda davranış değişiklikleri ya da yaşından küçük davranışlar, uyku problemlerinin gözükebileceğini aktaran Funda Nur Akay “Bu durumlarda çocukların önce güven ihtiyacının karşılanması gerekir. Ergenlerde yukarıdakilere ek olarak, içe kapanma durumları olabileceğinden mutlaka sosyal ortamlar için teşvik ve yaşlarına uygun görev ve sorumluluklar verilmelidir.  Herkes için belirtilerin farklı ve değişik yoğunlukta olması söz konusudur. Az önce de belirttiğim gibi bu belirtiler bir aydan fazla devam ettiği noktada ve yoğunlukları artma eğiliminde ise uzman desteğinin gerekliliğinden bahsedebiliriz. Bu durumlarda EMDR gibi kısa süreli, çözüm odaklı terapiler kullanılabileceği gibi, daha uzun süreli psikoterapilere de ihtiyaç duyulabilir” açıklamasında bulundu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmaya-yaklasim-nasil-olmali-358577">Travmaya Yaklaşım Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karneye 5 Doğru Yaklaşım Önerisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karneye-5-dogru-yaklasim-onerisi-345023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 07:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[karneye]]></category>
		<category><![CDATA[önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=345023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milyonlarca öğrenci son ders zilinin çalmasıyla yarıyıl tatiline girerken, anne babalar olarak karneye vereceğiniz tepkiyle şimdi sizin sınavınızın başladığını biliyor muydunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karneye-5-dogru-yaklasim-onerisi-345023">Karneye 5 Doğru Yaklaşım Önerisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milyonlarca öğrenci son ders zilinin çalmasıyla yarıyıl tatiline girerken, anne babalar olarak karneye vereceğiniz tepkiyle şimdi sizin sınavınızın başladığını biliyor muydunuz? <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç</strong> “Çocuğunuzun karnesi beklentinizin altında da kalsa, üstünde de gelse tepkilerinizin kontrollü olması son derece önemli. Zira çocuklar sevgiyi başarı bazlı değişen bir olgu olarak kodlayabiliyorlar. Bu nedenle onlara bu alt mesajı vermemek ve geliştirici, destekleyici bir ebeveyn olabilmek adına dikkat edilmesi gereken çok önemli kurallar var” diyor. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç, ebeveynlere başarılı ya da zayıf karne karşısında kaçınmaları gereken davranış modellerini ve doğru yaklaşım örneklerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kıyaslamak, dinlemeden yargılamak, ceza vermek, ‘tembelsin, başarısızsın’ gibi etiketler yapıştırmak, ses tonunu yükseltmek ya da umursamaz davranmak! Herhangi bir başarısızlığınızda sizin için çok önemli birinin bu tür tepkileri verdiğini düşünün, ne hissedersiniz? İlk söyleyeceğiniz; kızgınlık ya da kırgınlık olacaktır öyle değil mi? <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç</strong> işte bu hisleri çocukların çok daha yoğun hissettiklerini ve daha kötüsü, sadece bir duygu olarak yaşamayıp bu duyguyu genellediklerini belirterek “Ailesinden karnesine bu tür yaklaşımlarla karşılaşan çocuk ister istemiz kendisini reddedilmiş, dışlanmış ya da sevilmeyen bir birey olarak hissedecektir. Bu duyguları ailesine karşı hissetmesi başarı ihtimalini değil başarısızlık ihtimalini artıracaktır. Bu da aileden uzaklaşmayı tetikleyecektir” diyor. Peki ailelerin zayıf karneye doğru yaklaşımı nasıl olmalı? Uzman Psikolog Dilara Yamanlar önerilerini şu şekilde sıralıyor; </p>
<p><strong>Yargılamadan düşük notların nedenini bulun!</strong></p>
<p>Çocukla iletişim kurarak, öncelikle iyisiyle kötüsüyle bir dönemi bitirmiş olmasını kutlamak, hemen ardından da karnesindeki zayıf notları yargılamadan bunların nedenini bulmaya çalışmak gerekiyor. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç çocuğa “İyisiyle, kötüsüyle koca bir dönemi bitirdin, zorlandığın noktalar da olmuştur, keyif aldığın noktalar da. Bir dönemi daha bir sürü tecrübeyle bitirdiğin için seni tebrik ediyorum. Hadi biraz bu dönemi değerlendirelim, karnendeki notların beraber üstünden geçelim. Burada diğer notlarına göre biraz daha düşük olan birkaç ders görüyorum, sence neden böyle olmuş olabilir? Sence bunu nasıl geliştirebilirsin? Biz ebeveynlerin olarak sana nasıl destek verebiliriz?’” şeklinde yaklaşmak gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Çabasını takdir edin, pozitif noktalarını dile getirin! </strong></p>
<p>Çocuğa doğru yaklaşımda ikinci adımda; kucaklayıcı olmak, çabasını takdir etmek, pozitif noktalarını dile getirmek, aynı zamanda geliştirebileceği yönlerini göstermek çok önemli. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “‘Sen benim için çok değerlisin, sonuç ne olursa olsun benim sana karşı olan sevgim hiç değişmeyecek. Odaklandığında, çabaladığında çok güzel şeyler yaptığını görüyorum, yeterince çabaladığında elinden geleni yaptığında çok daha iyi sonuçların olacağına da inanıyorum. Gel bir sarılalım, önümüzdeki dönem yepyeni bir dönem, onunla ilgili neleri daha farklı yaparsak sonuç daha farklı olur biraz onun hakkında konuşalım” şeklindeki yaklaşımın daha yapıcı ve kucaklayıcı olacağını söylüyor. </p>
<p><strong>Önerisini sorun ve anladığınızı gösterin!</strong></p>
<p>Çocuğa tatile başlayacağını ama bu düşük gelen derslerle ilgili küçük adımlarla çalışmaya başlaması gerektiği anlatılıp, önerisi alınmalı. Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “Bir dönem boyunca yoruldun, tatile de ihtiyacın var, hadi gel tatilin planını birlikte yapalım, neler yapmayı düşünüyorsun? Düşük derslerle ilgili konu tekrarlarına da vakit ayırsak güzel bir başlangıç yapmış oluruz, tatilin hangi aşamasına konu tekrarını koymayı tercih edersin?’ şeklinde ana çerçeve belirlenip seçim hakkı çocuklara bırakıldığında anne babanın işi kolaylaşıyor ve çocuklar da daha fazla motive oluyor” diyor. </p>
<p><strong>Kendinizi sorgulayın!</strong></p>
<p>Son adım olarak kendinizi sorgulamanız gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç, anne babaların ‘biz nerede eksik yapmış olabiliriz, takip konusunda, teşvik etme konusunda, başarının devamlılığı konusunda neler yapabiliriz’ diye düşünerek, çocuğun öğretmenleriyle görüşüp, gelişim için onların da önerilerini dinlemeleri gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Başarılı karne karşısında tepkilerinizi abartmayın!</strong></p>
<p>Peki başarılı hatta fazlasıyla iyi bir karne karşısında tepkiler nasıl olmalı? Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç, çocuğa abartılı hediyelerden ve ‘zekisin’ gibi etiketlerden, övgülerden uzak durulması gerektiğini belirterek “Bu durum hediye için çalışmaya ya da ‘Zaten çok zekiyim’ mesajıyla çabasının azalmasına sebebiyet verebilir. Yapmanız gereken; takdir etmek, çabasını gördüğünüzü ve gurur duyduğunuzu söylemek, başarıya ulaşmasında etkili olan faktörlerin üzerinden geçmek, bu başarının ona nasıl hissettirdğini konuşmak ve sarılarak ya da beraber yemeğe giderek başarısını kutlamaktır. Bu tutum çocuğunuzun başarısının devamlılığını sağlamak için ideal olacaktır” diyor. Karnenin zeka göstergesi ya da hayat başarısı göstergesi olmadığının unutulmaması gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Dilara Yamanlar Büyükkoç “Karnenin sadece bir dönemin ya da bir yılın özeti olduğu hatırlanmalı ve çocuğa da hatırlatılmalıdır. Böylelikle yeni döneme yepyeni bir başlangıç yapma ihtimalini de artırmış oluruz” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karneye-5-dogru-yaklasim-onerisi-345023">Karneye 5 Doğru Yaklaşım Önerisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
