<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>travma | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/travma/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/travma</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>travma | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/travma</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çayla]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekrandaki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topluma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p>Savaşın artık yalnızca coğrafi bir gerçeklik olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Bugün insanlar savaşın kendisini yaşamıyor olabilir ama onun görüntülerini, hikâyelerini ve duygusal yükünü her gün yeniden deneyimliyor. Bu durum savaşı fiziksel bir olay olmaktan çıkarıp gündelik hayatın içine sızan sürekli bir psikolojik deneyime dönüştürüyor” diyor.</p>
<p>Sürekli maruz kalınan içeriklerin bireyleri, zihinsel olarak çatışma atmosferinin içine çektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, bu durumu şöyle tanımlıyor:</p>
<p>“Literatürde bunu ‘uzaktan travma’ ya da ‘ikincil travma’ olarak adlandırıyoruz. Kişi savaşın içinde değil ama zihni sürekli oraya taşınıyor. Sosyal medyanın algoritmik yapısı da kriz ve şiddet içeriklerini öne çıkararak bu etkiyi daha yoğun ve sürekli hale getiriyor.”</p>
<p><strong>“En tehlikeli sonuçlardan biri: duyarsızlaşma”</strong></p>
<p>Türkiye’de özellikle gençlerin ve kentli nüfusun bu etkilenmeyi daha yoğun yaşadığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Çayla, şunları söylüyor: “Gün içinde defalarca savaş görüntülerine maruz kalmak, fark edilmeden süreklilik kazanan bir huzursuzluk yaratıyor. Bu zamanla kaygıya, odaklanma sorunlarına ve geleceğe dair güvensizlik hissine dönüşüyor. Zihinsel yorgunluk, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı bu sürecin en yaygın sonuçları.”</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla’ya göre bu yoğun maruziyetin en kritik etkilerinden biri de duygusal körelme: “Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalan bir zihin, bir süre sonra bu durumu olağanlaştırmaya başlıyor. İlk başta sarsıcı olan görüntüler zamanla sıradanlaşıyor. Bu da empati kapasitesinin zayıflamasına ve toplumsal duyarlılığın aşınmasına yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Çocuklar bu tablo içinde çok daha savunmasız”</strong></p>
<p>Çocukların bu süreçten çok daha derin etkilendiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Görsel içerikleri yetişkinler gibi filtreleyememeleri, savaş haberlerinin onlar üzerinde daha derin bir korku ve güvensizlik duygusu yaratmasına neden oluyor. Dünya algısının erken yaşta ‘tehlikeli ve belirsiz’ bir çerçevede şekillenmesi, uzun vadeli psikolojik etkiler açısından ciddi riskler barındırıyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>“Artık bu bir ruh sağlığı meselesi”</strong></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla savaşın etkilerinin yalnızca politik ya da askeri alanla sınırlı kalmadığını vurgularken, “Medya aracılığıyla hayatımıza giren savaş, artık doğrudan bir ruh sağlığı meselesi. Türkiye’de artan medya tüketimiyle birlikte bu etkiler daha görünür hale gelirken, bireysel farkındalık kadar medya kullanım alışkanlıklarının da yeniden düşünülmesi gerekiyor. Çünkü savaş artık sadece uzakta yaşanan bir gerçeklik değil; ekranlar üzerinden herkesin hayatına dokunan sessiz ama güçlü bir deneyim” tespitini yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[günleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlevsel Donma]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[pilotta]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.</p>
<p>Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! </strong></p>
<p>Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.</p>
<p>Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.</p>
<p>Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”</p>
<p><strong>Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!</strong></p>
<p>Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!</strong></p>
<p>İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.</p>
<p>Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ersin]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Uygun, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesindeki ihtiyaçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Depremin ilk günlerinden itibaren BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı olarak öğrenci ve öğretim üyeleriyle sahadaki ihtiyaçlara yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Doç. Dr. Uygun “Depremin hemen ardından bölgede çalışmalara başladık. Bu kapsamda, bireysel psikolojik destek görüşmeleri, çocuklar ve ergenlere yönelik oyun ve grup temelli uygulamalar; aileler, öğretmenler ve saha çalışanlarına yönelik destek ve psiko-eğitim çalışmaları ile yerel ihtiyaçlara göre şekillenen topluluk temelli ruh sağlığı uygulamalarını hayata geçirdik. Bu çalışmalarla travmanın akut etkilerinin hafifletilmesi kadar, uzun vadeli ruhsal iyilik hâlinin desteklenmesini amaçladık” dedi.</p>
<p>Depremin yol açtığı en ağır sonuçlardan birinin, çoğu zaman gözle görülmeyen ancak günlük yaşamı derinden etkileyen ruhsal yıkım olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Uygun, “Travma, yalnızca yaşanan ana ait bir deneyim değil; zaman içinde biçim değiştirerek bireyin ve toplumun hayatına etki eden bir süreç. Travma uzun süre bireyin hayatına eşlik edebilir. Bu nedenle deprem bölgesinde ruhsal iyileşme, psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Psikososyal destek kısa süreli projelerle sınırlı kalmamalı’</strong></p>
<p>Doç. Dr. Uygun, “Travma sonrası belirtiler çoğu zaman kendiliğinden ortadan kalkmaz; ertelenmiş biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle psikososyal destek hizmetlerinin kısa süreli projelerle sınırlı kalmaması büyük önem taşıyor. Özellikle çocuklar ve gençler için ruh sağlığı desteği, eğitimin ve toplumsal iyileşmenin ayrılmaz bir parçası olarak görülmeli” dedi.</p>
<p>Depremden etkilenen bireylerin uzun süreli ruh sağlığı desteğine erişiminin önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Uygun, “Bugün deprem bölgesinde ihtiyaçlar, acil yardım aşamasının ötesine geçmiş durumda. Kalıcı, güvenli ve sağlıklı koşullarda barınma ihtiyacının tamamen karşılanması; sürekli, erişilebilir ve toplum temelli bir psikososyal perspektifle sunulan ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi; eğitimde sürekliliği destekleyen akademik ve psikososyal programların yaygınlaştırılması; yerel istihdamı ve ekonomik toparlanmayı destekleyen uygulamaların artırılması önümüzdeki dönemin temel ihtiyaçları arasında yer alıyor.” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ersin-uygun-deprem-bolgesinde-ruhsal-iyilesme-psikososyal-destegin-surekliligiyle-mumkun-610759">Doç. Dr. Ersin Uygun: &#8220;Deprem bölgesinde ruhsal iyileşme psikososyal desteğin sürekliliğiyle mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Affetmek nasıl özgürleştirir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[özgürleştirir]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskın</strong></p>
<p>İnsanların kendilerini kötü hissettiren bir olay veya kişiye karşı öç alma, kaçınma ya da affedicilik gibi üç farklı tepki geliştirebildiğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskındır. ‘Bana yaptıysa ben de yaparım’ şeklinde bir tepki oluşur. Zayıf ve kaçıngan kişiliklerde ise kişi olaydan uzaklaşır, izolasyona gider. Bu iki uç da ruhsal dengeyi bozar. Oysa affedicilikte kişi olayı analiz eder, ‘Ne kadarından ben sorumluyum ne kadarından değilim?’ diye düşünür ve süreci kabullenmeye çalışır.” dedi.</p>
<p><strong>Affedememek biyolojik bir yük oluşturur</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca psikolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren nörobiyolojik bir etki yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kin, öfke, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygular beyindeki ‘beş karanlık atlı’dır. Bu duygular aktifleştiğinde beyinde asidik kimyasallar salgılanır. Bu durum bağışıklık sistemini zayıflatır, stres hormonlarını artırır. En çok mide ve bağırsak sistemi etkilenir, depresif kişilerde cilt rahatsızlıkları görülür. Kronik stres, uzun vadede kanser gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Affetmemek kibirdir</strong></p>
<p>Bazı kişilik yapılarının affetmeye dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsistik ve paranoyak eğilimli bireylerin en çok affedemeyen gruplar arasında yer aldığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Affetmemek kibirdir. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler eleştiriyi haksızlık gibi algılar, kin tutar, unutmamakla övünür. Onlar için affetmek zayıflıktır. Ancak bu kişilerde kronik stres çok fazladır ve bu kadar zihinsel yükle uzun yaşamak mümkün değildir. Paranoyak kişilikler de benzer şekilde kendilerine yöneltilen eleştirileri tehdit gibi algılarlar. Bu kişiler unutamaz, affedemez, hep hesap tutar. ‘Deve kini’ denilen bu durum ilişkileri bozar, güveni yok eder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek mümkün değilse kabullenmek gerekir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ihanet, aldatma veya adaletsizlik gibi olaylarda affetmenin her zaman mümkün olmadığını ancak kişinin “radikal kabullenme” yoluyla zihinsel yükünü hafifletebileceğini ifade ederek, “Bazen karşı taraf özür dilemez, affedilecek bir durum da yoktur. Bu durumda kişi ‘Evet, haksızlığa uğradım. Affedemiyorum ama kabulleniyorum’ diyebilir. Bu, duygusal bir kapanıştır. Kişi olayı kutuya koyar, rafa kaldırır ve hayatına devam eder. Böylece affetmeden de unutmayı başarabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan adaletsizlik travma bırakır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklukta yaşanan haksızlıkların bireyin yaşamı boyunca kalıcı izler bıraktığını ifade ederek, “Bir olayda, dövülen bir çocuk karakola götürülüyor ve döven kişi rütbeli biri olduğu için çocuk ondan özür dilemeye zorlanıyor. Çocuk altını ıslatmış halde el öptürülüyor. Bu olay çocuğun zihninde fotoğraf gibi kalır. Ancak ilerleyen yıllarda bu çocukta haksızlığa karşı güçlü bir duyarlılık gelişebilir. Travma bazen kişilik olgunlaşmasını da tetikleyebilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Affetmek kişiyi özgürleştirir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişiyi hem ruhsal hem de bedensel anlamda özgürleştirdiğini belirterek, “Affetmek, geçmişin zincirlerinden kurtulmak demektir. Kişi affettiği zaman kendini özgürleştirir. Affetmeyen kişi ise geçmişte yaşadığı olayın mahkûmu olur. Olay bitmiş olsa bile zihin onu yeniden yaşar. Bu nedenle affetmek, bir erdem olmanın ötesinde, kişinin kendi sağlığına yaptığı en büyük yatırımdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmenin antidepresan etkisi var</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca ilişkileri onarmadığını, aynı zamanda kişinin psikolojik yükünü hafiflettiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, affetmenin beyindeki antidepresan etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Affeden kişi kendi içindeki yükü atar, özgürleşir. Sosyal bağlanma teorisine göre affetme, güven ilişkisini yeniden kurar ve sosyal bağları güçlendirir. Psikolojik olarak da kişinin kaygısını ve depresif yükünü azaltır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmeyi başaramayan kişilerde çözülmemiş yas ve tamamlanmamış travma belirtileri görüldüğünü söyleyerek, “Kişi affedemediğinde, travmayı yeniden ve yeniden yaşar. Bu, beyinde açık kalmış bir dosya gibidir. Kapatılmadığı sürece zihni yavaşlatır, kişiyi duygusal olarak tüketir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek sadece karşı tarafı bağışlamak anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca karşı tarafı bağışlamak değil, aynı zamanda radikal kabullenme ve kendini affetme süreci olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendini affedebilmesi için önce öz farkındalığı olması gerekir. Eğer kişi her olayı başkasına bağlıyorsa, hep ‘o hata yaptı, o özür dilesin’ diyorsa, affetme sürecini tamamlayamaz. Oysa olayı analiz edip kendi payını görebilen kişi, travmayı fırsata dönüştürmeyi başarabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Affetmenin ilişkilerde uzlaşmayı ve yeniden yapılanmayı da kolaylaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir ilişkiye yatırım yapılırsa, affedicilik sayesinde nefretin sevgiye, kırgınlığın güvene dönüşmesi mümkündür. Bu, duygusal regülasyonun bir sonucudur.” dedi.</p>
<p>Affetme sürecinde samimiyetin nörobiyolojik etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Samimiyetin nörobilimi var. Ayna nöronlar, duygusal okuryazarlığımızı yönetir. Empatisi yüksek kişiler karşısındakini hisseder. Ancak aşırı empati, kişinin benlik saygısını düşürür. Benlik algısı çok düşerse depresyon, çok yükselirse narsisizm gelişir. Bu dengeyi kurabilen kişiler, sağlıklı bağlar oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affetmenin bir yönü de öz şefkat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişide duygusal kırılganlık oluşturduğunu ancak bu kırılganlığın doğru yönetildiğinde travmayı çözümlemenin en etkili yolu olduğunu dile getirerek, “Affedemeyen kişi, geçmişle şimdi arasındaki duygusal dosyayı kapatamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Affetmenin bir yönünün de öz şefkat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kişi haksızlığa uğradığında hemen kendini suçlama eğilimindeyse, öz şefkat geliştirmemiştir. Öz şefkatte ‘ortak insanlık değeri’ vardır. Hatasız insan yoktur. Hata yapabilirlik insana özgüdür. Kişi ‘Bu hata bana ne öğretti?’ diyebilirse, tehdit boyutunu değil fırsat boyutunu görür. Hatalarını dönüştürebilen kişiler, olumsuz duyguları olumluya çevirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artıyor</strong></p>
<p>Affedemeyen kişilerin çoğunun geçmişten getirdiği duygusal yükleri ilk karşılaştığı olaylara yansıttığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan trafikte orantısız öfkeleniyorsa, sırtında duygusal çöpler taşıyor demektir. Birikmiş öfkesini, ilk karşısına çıkan kişiye boşaltıyor. Linç kültürünün psikolojisi de budur.” dedi.</p>
<p>Affetmemenin bedensel etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artar. Beyin ACTH salgılayarak böbreküstü bezini uyarır. Kortizol pompalanır, vücut savaş haline girer: damar direnci artar, kaslar kasılır, tansiyon yükselir. Bazı insanlar kaç tepkisi verir, damarlar gevşer, tansiyon düşer. Hatta ani stres şokuyla ölen insanlar bile vardır. Adli tıpta travma izi bulunmayan ölümler, çoğu zaman kortizol fırtınasına bağlı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affedicilik cinsiyete göre farklılaşıyor…</strong></p>
<p>Cinsiyetler arasında affediciliğin biyolojik temellerine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kadın ve erkek stres altında farklı hormonlar salgılar. Kadında oksitosin salgısı artar, bu da sakinlik ve şefkat oluşturur. Erkekte vazopressin salgısı artar, damarları sıkar, liderlik ve sahiplenme davranışını tetikler. Kadın iç ilişkilerde, erkek dış ilişkilerde daha travmatiktir. Bu genetik roller, affedicilik farklarını da açıklar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir denge</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yok saymanın affediciliğin bir savunma biçimi olduğunu belirterek, “Uzaklaşmak kaçınma davranışıdır. Eğer kişi ‘Bu kişi üzülmeye bile değmez’ diyorsa, bu bir travma çözümüdür. Ama kişi olayı sürekli düşünüyorsa, o artık izolasyondur. Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir dengedir. İntikam toplumu yıkar, sosyal ilişkileri bozar. Kişi öfkesini günlerce yaşatırsa en büyük zararı kendine verir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin aynı zamanda sevgi ve değer temelli bir mesaj taşıdığını söyleyerek, “Affetmek, ‘Sen benim için önemlisin, değerlisin’ mesajıdır. Karşısındaki kişi empati yapabiliyorsa, bu bağları güçlendirir. Ancak merhamet ve utanma duygusu zayıf kişiler affedemez. Karşısındakine acı çektirmekten haz alırlar.” diye konuştu.</p>
<p>Son yıllarda affediciliğin yalnızca ahlaki veya dini bir konu olmaktan çıkarak nörobilimsel bir çalışma alanına dönüştüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Affetme, sadece manevi ya da felsefi bir kavram değil; nörobiyolojik bir süreçtir. Beynin stres sistemini düzenler, kortizol salınımını dengeler. Son 10 yılda affedicilikle ilgili çok sayıda bilimsel yayın çıktı. Çünkü artık biliyoruz ki, affetmek ruhu değil, bedeni de iyileştiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem</strong></p>
<p>Affediciliğin hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl ki aile içinde anne-baba affedici ise, çocuk da bunu rol model alır. Aynı durum toplum için de geçerlidir. Lider affedici ise toplum affedicidir, lider kinciyse toplum da kinci olur.  Yani affedicilik de sahtecilik de bulaşıcıdır. Toplumsal değerlerin şekillenmesinde rol model kişilerin büyük etkisi vardır.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 09:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yazabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zihnimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Ortada belirgin bir tehdit yokken kalbin hızlanması, nefes darlığı ve avuç içlerinin terlemesi, omuz-gövde gerginliği, mide-bağırsak hassasiyetleri ya da hızlı irkilme tepkileri gibi bulgular, psikolojide “travma sonrası fizyolojik yeniden etkinleşme” olarak tanımlanıyor. Fiziksel bir hastalık tanısı olmasa da bedende sürekli bir hazırlıklı olma hali söz konusu olabiliyor. Oysa bunların hiçbiri “kişisel zayıflık” değil; otonom sinir sisteminin tehdit kalıbını kapatamamasının bir sonucu. </p>
<p><strong>Bedenimizin de Hafızası Var</strong></p>
<p>Beynimizin tehdit algılama merkezi olarak bilinen “amigdala” alarm verdiğinde; sempatik sinir sisteminin devreye girmesiyle, adrenalin ve kortizolun artması, kaslardaki gerginliğin yükselmesi ve dolaşım hızının değişmesi gibi bazı bedensel etkiler görülebiliyor. Bu da bize şunu söylüyor: Travmanın izleri yalnızca düşüncelerde değil, sinir sistemi devrelerinde ve bedensel duyumlarda saklanıyor. Literatürde bu durum “Somatik Depolama” veya “Bedensel Hafıza” olarak bilinmekte.  </p>
<p><strong>Sakinleşmek ve Güvende Hissetmek Her Zaman Mümkün mü? </strong></p>
<p>Bedenimizin “sakinleşme ve güvenlik” durumuna geçmesinden sorumlu olan vagus sinirinin, travma sonrasında bu görevinde bir aksama olması (vagal tonusun düşmesi) sık görülen bir durum. Bu süreçte bedenin sakinleşme kapasitesi azalırken, tetiklenme kolaylaşır, dinlenme hali sürdürülemez ve duygu düzenleme mekanizmaları zorlanabilir. Dolayısıyla travma sonrası iyileşme sadece bilişsel bir süreç değil; aynı zamanda bedenin yeniden güvenli bir ritme dönmesini de içeren kapsamlı bir süreç. Peki bu her zaman mümkün mü? Travma sonrası terapilerle bedene yeni bir ritim kazandırmak, yeni bir hikaye yazmak mümkün mü?</p>
<p><strong>Hem Zihnimiz Hem de Bedenimiz Yeniden Öğreniyor </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Uzm. Kln. Psikolog M. Yasin Çakıroğlu</strong>, travma sonrası terapi ihtiyacının önemine değinirken: “<em>Zihin unutsa da beden unutmaz. Ancak beden de zamanla yeni, güvenli bir hikayeyi öğrenebilir. Dolayısıyla terapi sürecinde beden odaklı çalışmaların pek çok olumlu nörobiyolojik etkileri olduğunu görmek mümkün” </em>diyor. Buna göre, derin nefes egzersizleri; diyafram ile vagus sinirini uyarırken, ritmik hareket sinir sistemine düzen sinyali gönderiyor ve bedensel farkındalığımız tehdit algısını azaltıyor. Ayrıca güvenli ilişki deneyimleri, beynimizin mantıksal karar verme mekanizması (Prefrontal Korteks) ile tehdit algılama merkezi arasındaki (Amigdala) bağlantıyı güçlendiriyor. <strong>Uzm. Kln. Psikolog Çakıroğlu</strong>, böylece anlamlı değişimlerle bedenimizin alarm sistemini yeniden düzenlemeyi öğrenebildiğimize dikkat çekiyor. Elbette bu, travmanın etkilerinin tümüyle yok olduğu anlamına gelmiyor ancak bedenin artık tehdit yerine güveni referans almaya başladığını gösteriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[önal]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[travmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezliği]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595698</guid>

					<description><![CDATA[<p>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor. Tıpkı 41 yaşındaki aksiyon sahneleri yönetmeni Onur Ozan Önal’ın yaşadıkları gibi… Altı yıl önce geçirdiği trafik kazası ve akabinde yaşadığı düşme sonrasında böbrek fonksiyonlarını kaybeden Önal, bir yıl boyunca diyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürdü. Önal, böbreklerini hiç düşünmeden bağışlayan ablası Nalan Önal sayesinde yeniden hayata tutundu. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen başarılı nakil operasyonunun ardından sağlığına kavuşan Onur, “Hayatın gerçek anlamını, sevdiklerim sayesinde yeniden öğrendim” dedi. </em></p>
<p>İstanbul’da yaşayan evli ve iki çocuk babası 41 yaşındaki Onur Ozan Önal’ın şikayetleri 2019 yılında yaşadığı trafik kazası sonrasında gelişmeye başladı. Ancak onu böbrek yetmezliğine götüren sebep yüksekten düştüğü o kaza oldu. Bu olay sonrasında böbrek fonksiyonlarını tamamen kaybeden Önal bir yıl boyunca diyaliz tedavisi gördü. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen nakil ameliyatı drensiz şekilde tamamlanan Onur ameliyatın üçüncü, ablası Nalan ise ikinci gününde taburcu edildi.</p>
<p><strong>‘BÜYÜK TRAVMALAR VE BAZI İLAÇ TEDAVİLERİ DE BÖBREK HASARINA NEDEN OLABİLİYOR’</strong></p>
<p>Trafik kazaları, ağır travmalar veya kas ezilmeleri gibi durumlar böbreklerde ciddi hasara yol açabiliyor. Bu tür travmalar sonrası gelişen böbrek yetmezliğinin çoğu zaman geç fark edildiğine işaret eden Doç. Dr. Veysel Umman, bu nedenle travma, halsizlik veya ödem gibi belirtiler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerektiğini vurguları. Türkiye’de her yıl binlerce kişi böbrek yetmezliğiyle mücadele ederken, Onur’un hikayesinin bir kez daha organ bağışının ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu hatırlattı. </p>
<p><strong>“BÖBREK FONKSİYONLARIMI TAMAMEN KAYBETTİM”</strong></p>
<p>Hastalığını ilk kez 2019 yılında trafik kazası sonrasında öğrendiğini söyleyen Onur Ozan Önal, yaşadığı süreci şöyle anlattı: “Kaza sonrasında halsizlik ve bitkinlik hissetmeye başladım. Yapılan muayenelerde ödemler nedeniyle nefrolojiye yönlendirildim. Tetkikler sonucunda vücudumda protein kaçağı olduğu, yani nefrotik sendrom teşhisi konuldu. Yaklaşık beş yıl boyunca tedaviler devam etti. Ancak çalışırken yaşadığım yüksekten düşme travması nedeniyle böbrek fonksiyonlarımı tamamen kaybettim ve diyaliz tedavisine başlamak zorunda kaldım. Diyaliz süreci oldukça zorluydu çünkü dört saat boyunca makineye bağlı kalıyorsunuz. Sürekli hareket halinde olmam gereken bir işim var, ancak bu süreç işime devam etmemi güçleştirdi. Bazen diyalize beş kilo fazla gidiyordum ve bayılacak kadar halsiz düşüyordum. Bu durum hem iş hem aile yaşamımı olumsuz etkiledi.”</p>
<p><strong> “BÜYÜK TRAVMALAR BÖBREKLERİ SUSTURABİLİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Veysel Umman, kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda genellikle enerji düşüklüğü, halsizlik, bitkinlik ve iştah kaybı görüldüğünü belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Hastamız da benzer şekilde yorgunluk ve enerji düşüklüğü şikayetleriyle başvurdu. Günlük yaşamına devam edebiliyordu ancak sürekli bir halsizlik hali vardı. Vericisi kız kardeşiydi. Kardeşler arasında genetik uyum genellikle daha yüksektir. Bu hastada da üç bölü altı uyum dediğimiz, risk açısından avantajlı bir eşleşme vardı.”</p>
<p>Doç. Dr. Umman, Önal’ın altı yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından hastanede tedavi gördüğünü, o dönemde ödem ve benzeri şikayetlerin başladığını belirtti. “Uzun dönem takiplerinde kronik böbrek yetmezliği teşhisi konulmuş. Böbrek fonksiyonları zamanla azalmış ve son bir yıldır diyaliz tedavisi alıyordu. Bu hasta özelinde, trafik kazası sonrasında ortaya çıkan bir böbrek yetmezliği söz konusu. Ancak genel olarak, büyük travmalar, deprem gibi kas ezilmesine yol açan durumlar veya bazı ilaç tedavileri de böbrek hasarına neden olabiliyor. Bu nedenle halsizlik, ödem, şişlik gibi belirtiler yaşayan kişilerin mutlaka böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“KAS DOKUSU PARÇALANDIĞINDA BÖBREK SÜZME FONKSİYONUNU YİTİRİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, Onur Ozan Önal’ın yüksekten düşme travmasının da tabloyu ağırlaştırdığını belirterek, “Olay sonrasında yapılan tetkiklerde böbrek enzimlerinin çok yüksek olduğu ve böbreklerin artık çalışmadığı tespit edilerek diyaliz tedavisine başlanmış. Bu tablo, deprem gibi kas hasarı ve dokusal yıkıma neden olan durumlarda görülen böbrek hasarıyla benzerlik gösteriyor. Kas dokusu parçalandığında böbrek süzme fonksiyonunu yitiriyor ve tıkanma meydana geliyor” dedi.</p>
<p><strong>AMELİYAT ÖNCESİNDE 10 KİLO VERDİ</strong></p>
<p>Hastanın aynı zamanda obeziteyle de mücadele ettiğini belirten Umman, “Kilo fazlalığı nedeniyle operasyon öncesi yaklaşık üç buçuk aylık bir hazırlık süreci planladık. Hastamız bu süreçte 10 kilo vererek ameliyata hazır hale geldi. Obez hastalarda karın bölgesindeki yağlanma, böbreğin yerleştirileceği alana ulaşmayı ve damar bağlantılarını yapmayı zorlaştırabiliyor. Ayrıca kilo vermek diyabet riski açısından da büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“TAM KAPALI BÖBREK NAKLİ İYİLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, başarılı geçen operasyonun ardından alıcı ve vericinin kısa sürede taburcu olduğunu belirterek şunları söyledi: “Her iki hastamız da şu anda iyi durumda, böbrek fonksiyonları sağlıklı şekilde çalışıyor. Böbrek nakillerinde iyileşmeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri kapalı ameliyat yöntemidir. Bu yöntem sayesinde vericide ağrı çok daha az görülür, yara iyileşmesi hızlı olur ve kişiler kısa sürede işine ve günlük yaşamına dönebilir. Bu hastamızda da benzer şekilde sorunsuz bir iyileşme süreci yaşandı. Organ yetmezlikleri ister böbrek ister karaciğer olsun, ülkemizde giderek artıyor. Bu nedenle organ bağışı bilincinin yaygınlaşması çok önemli. Canlı vericiler dışında kadavradan yapılan organ bağışlarının da artması, bu hastalar için hayat kurtarıcı olacaktır.”</p>
<p><strong>‘NAKİLDEN SONRA DAHA ÇOK AİLEME VE KENDİME YÖNELDİM’</strong></p>
<p>Geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Önal bu süreçle birlikte hayata bakışının tamamen değiştiğini söyleyerek,  şunları anlattı: “Nakil sonrasında ise hayatım tamamen değişti. Nakilden önce daha çok iş ve dış dünya odaklıydım; nakilden sonra ise daha çok aileme ve kendime yöneldim. Bu süreçte elimden geldiğince bedensel olarak da daha sağlıklı, daha formda bir yapıya kavuşmaya çalıştım. Beslenmeme dikkat ediyorum, hareket ediyorum.”</p>
<p><strong>“HAYAT, SEVDİKLERİMİZLE BİRLİKTEYKEN GÜZEL”</strong></p>
<p>Kardeşine böbreğini bağışlayan Nalan Önal ise, “Kazadan sonra Onur aynı gün diyalize bağlandı. O an kardeşimi makineye bağlı görünce kararımı verdim. Çünkü hayat, sevdiklerimizle birlikteyken güzel. Diyalizin ne kadar yıpratıcı olduğunu biliyordum. Daha önce çevremde böbrek nakli olmuş kişiler vardı, bu nedenle ilk günden itibaren böbreğimi vermeye kararlıydım. Ameliyattan iki gün sonra taburcu oldum, kısa sürede normal hayatıma döndüm. İnsanlar korkmasın, bu süreç sanıldığı kadar zor değil. Zaten birçok kişi farkında olmadan tek böbrekle hayatına devam ediyor. Benim de hayatımda hiçbir değişiklik olmadı; yeme içmem, yürüyüşüm, iş performansım aynı şekilde sürüyor. En önemlisi, artık sevdiklerimle daha sağlıklı ve uzun bir ömür geçireceğim” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet eğitimi sadece kriz anına değil, travma koşullarına da odaklanmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afet-egitimi-sadece-kriz-anina-degil-travma-kosullarina-da-odaklanmali-590861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 08:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada deprem, sel, orman yangını ve kuraklık gibi afetlerin sayısında hızlı bir artış yaşanıyor. Bu durum, afetlere hazırlık süreçlerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 12 Kasım Afet Eğitimi Hazırlık Günü kapsamında artan risk ortamına dikkat çekerek, afet eğitiminin kapsamının genişletilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-egitimi-sadece-kriz-anina-degil-travma-kosullarina-da-odaklanmali-590861">Afet eğitimi sadece kriz anına değil, travma koşullarına da odaklanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="622" data-end="946">Prof. Dr. Şimşek, “1970’lerde yılda yaklaşık 100 afet kaydedilirken, son 20 yılda bu sayı 400’e ulaştı. Afet eğitimi, yalnızca ‘kriz anında ne yapılmalı’ yaklaşımıyla sınırlı kalmamalı; bireylerin ve kurumların travmatik stres koşulları altında bile etkili bir şekilde hareket edebilme kapasitelerine odaklanmalıdır” dedi.</p>
<p data-start="948" data-end="995"><strong data-start="948" data-end="993">Travmanın biyopsikososyal etkisine dikkat</strong></p>
<p data-start="997" data-end="1421">Afetlerin yalnızca fiziksel hasar yaratmadığını, toplumun güven, kontrol ve dayanıklılık duygularını da derinden etkilediğini belirten Şimşek, eğitim içeriklerinin korku temelli değil, güven, dayanıklılık ve öz yeterlilik odaklı olması gerektiğini söyledi. Riskin büyüklüğünü anlamak, afet sırasında ortaya çıkan davranışları bilmek, doğru tepki vermek ve yeniden travmatizasyondan kaçınmak eğitimlerin temel amacı olmalı.</p>
<p data-start="1423" data-end="1484"><strong data-start="1423" data-end="1482">Travmanın bireysel ve kurumsal etkileri sahada gözlendi</strong></p>
<p data-start="1486" data-end="2139">İstanbul Bilgi Üniversitesi Lisansüstü Program Enstitüsü Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı tarafından yapılan saha araştırmaları, 6 Şubat depremleri sonrasında afetin ilk günlerinde yaşanan güvensizlik, kontrol kaybı ve çaresizliğin yalnızca bireyleri değil, kurumlar arası koordinasyonu da olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Prof. Dr. Şimşek, “Farklı kurumlar eşzamanlı fakat kopuk biçimde hareket etti, korku ve belirsizlik ortamı iletişimi ve işbirliğini zayıflattı. Bu bulgular, travmanın örgütsel düzeydeki etkilerini bilmenin ve eğitimlere dahil etmenin afet yönetimi için kritik olduğunu gösteriyor” dedi.</p>
<p data-start="2141" data-end="2185"><strong data-start="2141" data-end="2183">Korku yerine ‘öğrenilmiş güven’ modeli</strong></p>
<p data-start="2187" data-end="2597">Şimşek, afet eğitimlerinin travma bilgisiyle yeniden şekillendirilmesi gerektiğini belirtti: “Korku temelli mesajlar uzun vadeli hazırlık davranışlarını azaltıyor. Bireyler bilgi ve beceriye sahip olduklarına inandıklarında hazırlık davranışları kalıcı hale geliyor. Travma bilgili afet eğitimi, sadece ne yapılacağını öğretmekle kalmayıp, bireylerin bunu yapabileceklerine olan inançlarını da desteklemeli.”</p>
<p data-start="2599" data-end="3001">Prof. Dr. Şimşek ayrıca, eğitimlerde tetikleyici uyaranlardan, tehdit edici dilden ve yeniden yaşantılama riski taşıyan uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurguladı: “Nitel çalışmalar, afet sahasında görev yapan personel ve hizmet alan bireylerin yeniden travmatizasyona açık olduğunu gösteriyor. Bu nedenle eğitimler, uzman kişiler tarafından kültürel olarak duyarlı bir şekilde yürütülmelidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-egitimi-sadece-kriz-anina-degil-travma-kosullarina-da-odaklanmali-590861">Afet eğitimi sadece kriz anına değil, travma koşullarına da odaklanmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Evden çıkmamak, hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneği…</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan irili ufaklı depremlerin binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Fiziki, sosyal ve maddi yıkımların yanı sıra sarsılan psikolojik dengeler de uzun yıllar toplum üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Son günlerde medyada yer yer deprem sonrası evden çıkamayan, sosyal hayata dönemeyen, kendini odasına kapatan gençlerin hikayelerine rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Nurmedov, “Bu durum basit bir isteksizlik ve ilgi azalmasından ziyade buzdağının görünen kısmı misali, ciddi bir ruhsal sorunun yalnızca görünen yüzü olabilir. Deprem gibi ağır bir travmadan sonra bazı insanlar dış dünyayı tehlikeli olarak algılar. Ev, onlar için tek güvenli alan haline gelir. Bu sebeple evden çıkmamak bir tercih değil, beynin hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneğidir. Bu duruma psikolojide kaçınma davranışı (avoidance) denir ve çoğu zaman Akut Stres Reaksiyonu ve/veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilişkilidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Uzun süre evden çıkmamak ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Uzun süre evden çıkmamanın her zaman için ruhsal bir bozukluğun belirtisi olmayabileceğini fakat bu durumun, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Uzun süre dışarı çıkmamak, okula ya da işe gitmemek, insanlarla görüşmeyi bırakmak; depresyon, kaygı bozukluğu, agorafobi veya sosyal fobi gibi ruhsal sorunların habercisi olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nurmedov, bunlara ek olarak ‘hayat anlamsız’ ya da ‘artık hiçbir şey yapmak istemiyorum’ gibi umutsuzluk da eşlik ediyorsa artık bu durumun ciddiye alınması gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Aileler ya da kişinin yakın çevresi ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olmalı! </strong></p>
<p>Normal şartlarda bile dijital dünyaya olan eğilimin artmasına ek olarak travma sonrası bazı gençlerin gerçek hayattan iyice çekilip dijital dünyaya sığındıklarını kaydeden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Saatlerce telefonla oynamak, oyunlara bağımlı hale gelmek aslında duygusal acıdan kaçma yöntemidir. Zamanla bu durum gerçeklikten kopma, sosyal becerilerin körelmesi, yalnızlaşmanın artması gibi ciddi sonuçlar doğurur ve Hikikomori benzeri sosyal izolasyon sürecine evrilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumla karşılaşan ailelerin ya da kişinin yakın çevresinin ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Nurmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Zorlamak direnci arttırır ve kişi daha çok içine kapanır. Öte yandan ‘bırakalım kendisi toparlasın’ yaklaşımı da sürecin uzamasına ve sorunun büyümesine vesile olur. Bu bağlamda aileler ya da kişinin yakın çevresi yargılamadan dinleyebilmeli, his ve duygularını önemsemeli, birlikte günlük küçük hedeflerle hayata dönüş planları yapmalı, uzman desteği için teşvik etmeliler. Öte yandan azarlamak, suçlamak, kıyaslamak ya da zorla dışarıya çıkarmaya çalışmak asla yapılmaması gereken davranışlardır.” </p>
<p><strong>Kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmışsa durum ciddidir!</strong></p>
<p>Uzun süre evde kalmanın ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler bıraktığına işaret eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süreçte uyku düzeni bozulabilir, kişi geç kalkmaya ya da uykuya dalamamaya başlayabilir. Yeme alışkanlıkları değişir, iştahsızlık ya da tam tersi aşırı yeme davranışı sonucu kilo artışı ya da kaybı görülebilir. Zaman içinde kaygı ve depresyon belirtileri derinleşir, kişi özgüveninin kaybedebilir ve umutsuzluk gelişebilir. Tüm bunların sonucunda kişi sosyal hayattan tamamen koparak daha derin bir izolasyon sürecine sürüklenebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür vakalarda gecikmeden müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurmedov, “Aksi halde süreç kronikleşerek tedavi sürecini güçleştirir. Bu süreçte bazı belirtiler ciddi bir riskin habercisi olabilir ve acil uzman desteği gerektirir. Eğer kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmış, günlük yaşam işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelip okuldan ya da işten uzaklaşmışsa, sosyal ilişkilerini tamamen kesmişse ya da gerçeklikten kopuşu çağrıştıran ifadeler kullanmaya başlamışsa durum ciddidir. Hele sosyal medya hesaplarını kapatmaya başlamışsa bir genç, durum çok daha ciddidir. Böyle durumlarda günler değil, saatler içerisinde önlem almak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evine kapanan biri travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyor olabilir! </strong></p>
<p>Benzer bir durum yaşayan kişilere doğru yaklaşım ve destekle içinde bulundukları sürecin tamamen aşılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nurmedov, “İlk adım genellikle ruhsal durum muayenesidir. Kişinin ruhsal durumu, travmanın etkileri ve işlevsellik düzeyi açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ile yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif belirtilerin de kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma odaklı psikoterapiler travmaya bağlı duygusal yükün işlenmesinde etkili yöntemlerdir. Kişinin günlük hayata yeniden katılımını desteklemek için kademeli sosyal aktivasyon planı uygulanabilir. Bu süreçte aile desteğinin doğru şekilde organize edilmesi önemlidir. Bu amaçla aileye psikoeğitim verilerek hem kişinin zorlandığı noktalar hem de ona nasıl destek olunacağı öğretilir. </p>
<p>Sonuç olarak evine kapanan bir insan sadece tembel, sorumsuz ya da isteksiz olmayabilir. O kişi aslında travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyordur. Görmezden gelmek değil, anlamak ve destek olmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kısıklığına]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Dil ve konuşma bozuklukları her zaman ortaya çıkabilir!</strong></p>
<p>Dil ve konuşma bozukluklarının iletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarını kapsadığını aktaran Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Beşikten mezara kadar uzanan süreç içerisinde insanın yaşamı boyunca karşımıza çıkar. Doğaldır ki bunun içerisinde bazen travmalar da olabilir.” dedi.</p>
<p>Bir trafik kazasının ardından beyin travması geçirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, “Buna bağlı olarak travmanın olduğu yerle ilgili beyinde birtakım sonuçlar ortaya çıkabilir. Kimi durumlarda herhangi bir gözle görülür sorun olmayabilir ama sonrasında ortaya çıkabilir. Mesela lise çağında bir genç hastam olmuştu. Yıllar önce bir kavgayı ayırayım derken kafatasına bir bıçak darbesi almış ve sol tarafı örselenmişti. Dil yetisini yitirmişti. Dolayısıyla ‘TVI’ dediğimiz travmaya bağlı iletişim, dil ve konuşma bozuklukları her zaman için mümkündür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozuklukları aniden düzelmez! </strong></p>
<p>Psikolojik travmanın biraz daha tartışmalı bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Fiziksel, anatomik, nörolojik bir boyuttan söz ediyorsak o bambaşka bir konudur. Dolayısıyla, travmaya bağlı iletişimde, konuşma bozuklukları ve ses bozuklukları olabilir.” dedi.</p>
<p>Sesi düzgün kullanmamanın da bazen fonksiyonel bozukluklar içerisinde yer alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Mesela maça gittiniz, bağırdınız, ses telleriniz üzerinde travma oluşturuyorsunuz. Ses tellerinizi kötü kullanıyorsunuz. Dolayısıyla sesiniz çatlar, sesiniz kısılır. En basit örneğinden olaya yaklaşacak olursak, evet, travmaya bağlı da pek çok durum karşımıza çıkıyor. İşin magazinsel ya da Yeşilçam’a özgü yönüne değinecek olursak, bazı kişilerde ‘travmanın tersine çevrilip eski sağlığa kavuşma’ beklentisi oluşabiliyor. Bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde sıkça rastlanan bir senaryoda, kişi düşer, kafasının görme alanıyla ilgili bir bölgeye, ense kısmına darbe alır ve bu darbenin ardından görme yetisini kaybeder. Daha sonra benzer bir travma sonucu, birdenbire yeniden görmeye başlar.</p>
<p>Ancak bu tür mucizevi iyileşmeler, konuşma ve dil fonksiyonları açısından gerçeği yansıtmaz. Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozukluklarının bu şekilde aniden düzelmesi bilimsel olarak mümkün değil. Eğer travma, beynin konuşma merkezlerini bir şekilde etkilemişse, bu noktadan sonra dil ve konuşma becerilerinin ne kadar geri kazanılabileceği ancak zamanla ve tedavi süreçleriyle belli olur.”</p>
<p><strong>Başka hastalıkların habercisi olabileceği için ses kısıklığı her zaman dikkate alınmalı!</strong></p>
<p>Ses bozukluklarının ise başlı başına ele alınması gereken önemli bir sağlık konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu alanda her yıl çok sayıda bilimsel sempozyum düzenleniyor ve konu multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.”</p>
<p>Ses kısıklığı ya da sesle ilgili diğer bozuklukların, yalnızca ses tellerinin yanlış veya aşırı kullanımıyla değil; doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli hastalıklar ve ciddi sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Konrot, “Örneğin, gırtlak kanseri gibi önemli hastalıklar kendini ses kısıklığıyla gösterebilir. Ses kısıklığı, her zaman için dikkate alınması gereken bir durumdur çünkü başka hastalıkların habercisi olabilir. Genel tıbbi yaklaşım, ses kısıklığının bir hafta ila on günü aşmasına rağmen iyileşme göstermemesi durumunda bir uzmana başvurulması yönündedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken müdahale, altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar… </strong></p>
<p>Uzun süren ses bozukluklarının, kalıcı hale gelebilecek daha ciddi sorunların işareti olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu tür durumlarda sesin çatlaması, kısılması veya kulağı tırmalayan bir ses tonunun oluşması önemli bir uyarı niteliği taşır.” dedi.</p>
<p>Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde öncelikle bir kulak burun boğaz hekimine başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerekli görülürse, ses terapisi alanında uzman bir dil ve konuşma terapistinden de destek alınmalı. Ses sağlığı, yalnızca mesleki olarak sesini kullanan kişiler için değil, herkes için hayati öneme sahip. ‘Grip oldum, sesim kısıldı, nasıl olsa geçer’ diyerek bu durumu hafife almak, ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir. Erken müdahale, hem altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar hem de ses sağlığının korunmasına katkıda bulunur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emdr]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[terapisiyle]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. Travmatik olayların başında çocukluk çağı ihmalleri, ani veya beklenmedik kayıplar, ağır hastalıklar, kaza ve doğal afetler ile sınav ya da performans baskısı gibi yüksek stres yaratan deneyimler geliyor. Bu tür travmatik olaylara maruz kalan kişilerin belleğinde bu olay sağlıklı bir biçimde işlenmeden &#8220;donmuş&#8221; olarak kalıyor. İşlenmeden kalan bu anılar tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında; aşırı korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabiliyor. Bilimsel bir psikoterapi yöntemi olan EMDR terapisiyle bireyin rahatsız edici yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntı ve semptomların hafifletilmesi sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uz.Psi. Sevcan Aktaş, “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü” nedeniyle zihinsel travmalar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçiriyor</strong></p>
<p>Göz hareketleriyle duyarsızlaşma ve yeniden işlemleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- EMDR) terapisi, rahatsız edici ya da zorlayıcı yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntıların ve semptomların hafifletilmesine yardımcı olan bilimsel bir psikoterapi yöntemidir. Psikolojik travmanın beyindeki işlenme biçimine doğrudan temas eder. Tıpkı fiziksel yaralanmalarda vücudun doğal olarak iyileşme sürecine girmesi gibi, EMDR terapisi de beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçirmemizi sağlar. </p>
<p><strong>Taciz, aşağılanma ve başarısızlık gibi bazı zorlu anlar beyinde donmuş halde kalabiliyor</strong></p>
<p>Kaza, kayıp, taciz gibi travmatik olaylar ile aşağılanma veya başarısızlık gibi yoğun stres yaratan deneyimler, bazı durumlarda beyin tarafından sağlıklı biçimde işlenemez ve işlenmemiş biçimde bellekte depolanabilir. Bu da tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında yoğun korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabilir. EMDR terapisi, bireyin doğal iyileşme sürecini başlatmak için özel olarak yapılandırılmış protokoller ve çift yönlü uyarım (göz hareketi, dokunsal veya işitsel uyarı) teknikleri kullanılır.</p>
<p><strong>Beyindeki işlenmeden donmuş durumlar EMDR terapisiyle yeniden işlenir</strong></p>
<p>Terapist ilk olarak danışanın geçmiş öyküsünü alır, güncel belirtileri değerlendirir ve gelecekteki hedeflerini anlamaya çalışır. Daha sonra birlikte çalışılacak anılar belirlenir. Bu anılar, olumsuz düşünceler, beden duyumları ve duygular eşliğinde terapide ele alınır. Terapi sırasında, danışanın beynindeki bilgi işleme sisteminin yeniden devreye girmesi hedeflenir. Zihinsel olarak bu anıyla bağlantılı rahatsız edici öğeler aktive edilirken, çift yönlü uyarım eşliğinde bu anı yeniden işlenir. </p>
<p><strong>Beyin “Bu zorlu süreç geçti artık güvendeyim” mesajını alır</strong></p>
<p>Bu uyarım, beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında iletişimi güçlendirir. Bu süreç, tıpkı uykudayken rüya gördüğümüz REM evresinde olduğu gibi, beynin bilgiyi sınıflandırıp duygusal yükünü azaltmasına yardımcı olur. Beyin, olayı artık &#8220;şu anda yaşanan bir tehdit&#8221; olarak değil, &#8220;geçmişte yaşanmış bir deneyim&#8221; olarak algılamaya başlar.</p>
<p>Bu yeniden işlemleme sırasında kişi, anıya eşlik eden olumsuz düşünceleri ve yoğun duyguları daha gerçekçi biçimde değerlendirmeye başlar. “Ben güçsüzüm” gibi inançların yerini “O anda elimden geleni yaptım” gibi daha dengeli düşünceler alır. Duygusal yoğunluk azalır, bedensel gerginlik gevşer ve kişi kendini daha huzurlu hisseder.</p>
<p><strong>Hangi durumlarda EMDR uygulanabilir?</strong></p>
<p>Başlangıçta travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) için geliştirilmiş olsa da EMDR şu durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilir: </p>
<ul>
<li>Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)</li>
<li>Kaygı bozuklukları</li>
<li>Sınav kaygısı ve performans baskısı</li>
<li>Yas ve kayıp sonrası yaşanan duygusal zorlanmalar</li>
<li>Özgüven eksikliği, değersizlik düşünceleri</li>
<li>Çocukluk çağı ihmal veya istismar deneyimleri</li>
<li>Kaza, ameliyat gibi fiziksel travmalardan sonra gelişen duygusal sorunlar</li>
</ul>
<p><strong>EMDR, gelecekteki kaygı verici olaylarda da kişiyi rahatlatabiliyor</strong></p>
<p>EMDR terapisi sadece geçmişte yaşanmış travmalara değil, gelecekte kaygı uyandıran durumlara da uygulanabilir. Kimi zaman kişi henüz yaşanmamış bir olay hakkında yoğun stres yaşayabilir. “Sınavda yine panik olursam, toplantıda herkesin önünde konuşmam gerekirse…” gibi kişi de panik korku yaratan durumlarda EMDR terapistiyle gelecekte olmasını beklediği sahneyi zihninde canlandırır. Bu sırada yine çift taraflı uyarım (örneğin göz hareketleri) uygulanır. Zihin, bu &#8220;olasılık sahnesi&#8221;ni işlerken kişi, o duruma karşı verdiği yoğun tepkileri hafifletir ve yavaş yavaş duruma duyarsızlaşır. Yani kaygı, korku, panik gibi duygular azalır. Yerine daha dengeli, daha güvenli bir içsel yanıt gelişir. Bu çalışmada amaç, kişinin zihinsel olarak o olaya hazırlanmasını sağlamak, gerekli başa çıkma kaynaklarını harekete geçirmek ve beyni “bu durumu güvenle atlatabilirim” mesajına alıştırmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 09:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582746</guid>

					<description><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi.</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:50:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgili]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[haziran]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549419</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her çocuk, güvenli, şefkatli ve destekleyici bir aile ortamında büyümeyi hak eder. Bireysel ve toplumsal travmalar nedeniyle pek çok çocuk, biyolojik ailesinin yanında büyüyememekte ve koruyucu aile desteğine ihtiyaç duymaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419">30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her çocuk, güvenli, şefkatli ve destekleyici bir aile ortamında büyümeyi hak eder. Bireysel ve toplumsal travmalar nedeniyle pek çok çocuk, biyolojik ailesinin yanında büyüyememekte ve koruyucu aile desteğine ihtiyaç duymaktadır. 30 Haziran Koruyucu Aile Günü kapsamında açıklamalarda bulunan <strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Şimşek, </strong>bu çocuklara yönelik bakım sistemlerinin travma bilgili bir yaklaşımla yürütülmesinin kritik bir gereklilik olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Türkiye’de her dört kişiden birinin 18 yaş altı olduğunu belirten Prof. Dr. Şimşek, “Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 25’ini oluşturan çocukların bir kısmı, çocuk ihmali ve istismarı gibi bireysel travmaların yanı sıra afetler gibi toplumsal travmalar nedeniyle biyolojik ailelerinin yanında büyüyememektedir. Oysa çocukların sağlıklı gelişimi açısından kritik olan aile yanında büyüme hakkı, uluslararası ve ulusal düzenlemelerle güvence altına alınmıştır. Bu hakkı, korunma ihtiyacı olan çocuklara sunmak devletlerin temel sorumluluğudur” dedi.</p>
<p>Şu an Türkiye’de 10 bin 294 çocuğun 8 bin 619 koruyucu ailenin yanında büyüdüğünü ve en az 15 bin çocuğun daha koruyucu aileye ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Şimşek, özellikle afetlerin artışıyla bu sayının da giderek yükseleceğini belirtti.</p>
<p>Koruyucu ailelik, çocuklara yalnızca fiziksel bir barınma değil, aynı zamanda güvenli bağ kurabilecekleri, duygusal iyileşme ve sosyal gelişim açısından fırsatlar sunan bir aile ortamı sağlayan bir bakım modeli. Bu sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için hem ailelerin hem de sistemin içindeki tüm profesyonellerin travma bilgili yaklaşımla donatılması gerektiğini söyleyen Şimşek şöyle devam etti: “Travma bilgili profesyoneller, çocuğun yaşadığı olayların etkisini anlayan, gösterdiği tepkilere doğru şekilde yaklaşan ve yeniden travmatizasyona neden olabilecek uygulamalardan kaçınan kişilerdir. Güven ve onarım odaklı çalışmaları, çocuğun ruhsal, sosyal ve bilişsel gelişimi üzerinde doğrudan olumlu etki yaratır.”</p>
<p>Birçok ülkede koruyucu aile olmanın ön koşullarından biri, koruyucu aile eğitim programlarını tamamlamış olmaktır. Travma bilgili yaklaşımla eğitilen koruyucu ailelerin, çocukların yaşadığı travmatik ayrılıkların ardından ortaya çıkabilecek sorunları önlemede daha etkili olduğunu belirten Şimşek, araştırmaların bu eğitimi alan ailelerin yanındaki çocuklarda duygusal ve davranışsal sorunların azaldığını, sosyal ve akademik gelişimin daha sağlıklı ilerlediğini ortaya koyduğunu aktardı: “Çocuğun gelişiminde en güçlü koruyucu faktör, çocukla kurulan güvenli ilişkidir. Bu ilişkinin sağlanabilmesi, koruyucu ailelerin ve sistem profesyonellerinin ortak bir bilgi ve duyarlılık zemininde buluşmasıyla mümkündür. Çocuğun davranışlarını anlamaya çalışırken ‘Neyi var?’ demek yerine, ‘Ona ne oldu?’ diye sormak gerekir. Bu da çocuğun fiziksel ve psikososyal güvenliğini önemseyen işbirliğine, seçme hakkına, karşılıklı saygıya ve onu desteklemeye dayalı bir yaklaşımı benimsemeyi gerektirir.”</p>
<p><strong>‘Toplum olarak sorumluluğumuz büyük’</strong></p>
<p>30 Haziran Koruyucu Aile Günü’nün yalnızca bir farkındalık günü olmadığını, toplumsal sorumluluğun altının çizildiği önemli bir gün olduğunu belirten Şimşek, “Travma bilgili koruyucu aile sistemini güçlendirmek için yalnızca kurumlara değil, tüm topluma sorumluluk düşüyor. Profesyonellerin bu yaklaşımı benimsemesi, koruyucu aile olmak isteyen bireylerin ise gerekli eğitim süreçlerini tamamlaması büyük önem taşıyor. Çünkü her çocuk, şefkatli bir aile ortamında büyümeyi hak eder.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-haziran-koruyucu-aile-gunu-travma-bilgili-yaklasim-cocuklarin-gelecegini-korur-549419">30 Haziran Koruyucu Aile Günü: &#8216;Travma bilgili yaklaşım, çocukların geleceğini korur&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bileğinde]]></category>
		<category><![CDATA[çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmaksızın]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır. Herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir” diye konuştu. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Ortopedik sorunlar arasında en sık rastlanan ve acile yapılan başvurularda da ilk sıralarda yer alan problemlerden biri olan ayak bileği ağrılarının temelinde travmalardan metabolik hastalıklara kadar çok farklı sorunlar yer alabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, yaş ayrımı gözetmeden herkesin yaşayabileceği bu sorunda altta yatan nedene yönelik tedavi yapılmazsa ağrının kronik bir hal alabileceğini hatta farklı sorunlara neden olabileceğine işaret etti. </p>
<p><strong>AĞRI TEK BİR BÖLGEDE YA DA BİLEĞİN TAMAMINDA OLABİLİYOR</strong></p>
<p>Özellikle ağrının temelinde travma ya da hastanın hatırladığı bir problem olmadığı durumlarda farkı hastalıklara yönelmek gerektiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Aksu, “Sıklıkla travma ya da kronik zorlayıcı aktiviteler sonrasında ağrı ortaya çıksa da metabolik ya da romatizmal hastalıklara bağlı olarak eklemin zaman içerisinde hasarlanması sonucu da ayak bileği bölgesinde ağrı yaşanabiliyor. Hastalar bize geldiklerinde ağrıyı genellikle ayak bileğinde tarif eder ama bazen de ayak bileğinin arka, ön veya yan tarafında ağrı olduğunu söyleyebilirler. Bazı durumlarda ise ağrıyı lokalize edemedikleri yani ‘ayak bileğim ağrıyor ama tarif edemiyorum’ şeklinde şikayetleri olabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“AYAKTAKİ AĞRININ KARAKTERİ GİZLEDİĞİ HASTALIKLAR HAKKINDA BİLGİ VERİYOR”</strong></p>
<p>Altta yatan nedeni tespit ederken önce ağrı karakterinin bilinmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Aksu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı hastalar ayağının acıdığını bazıları ise yandığını söyler. Bunların hepsi bize değişik hastalıklar hakkında bilgi verir. Ama daha önemlisi ağrının aktiviteyle bir ilişkisinin olup olmamasıdır. Çünkü kimi ağrılar aktivite sırası veya sonrasında hissedilirken kimi ağrılar da gece yatarken aktivite yapılmadığı dönemlerde hissedebilir. Aynı zamanda herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir. Ayak ağrısı şikayetlerini en çok travma veya aşırı zorlayıcı kullanıma bağlı görüyoruz ama bunun dışında bel fıtığı gibi ayaktaki sinirsel yapıyı etkileyen birçok hastalıktan kaynaklı görebilir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“HASTALAR UZUN SÜREN KRONİK AĞRILAR ÇEKEBİLİYOR” </strong></p>
<p>Ayak bileğinin birçok kemik ve bağdan oluşan bir yapı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Aksu, bağlar ve tendonlar gibi kendi kan damarı olmayan yapılar zarar gördüğünde iyileşmelerin kemik ve kas dokusuna göre daha uzun sürdüğünü söyledi. Bu durumda hastanın uzun süren kronik ağrı yaşayabildiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle ağrı akut bir travmadan kaynaklanmıyorsa, uygun olmayan sportif faaliyete bağlıysa yavaş yavaş gelişebilir ancak bir noktadan sonra artık hastanın üzerine basmasına engel olacak seviyeye kadar ulaşabilir. Dolayısıyla bunların önceden tespit edilmesi çok önemli. Bu nedenle bilinçli spor yapılmalı. Germe / esneme egzersizleri yapılmadan spora başlanmamalı. Aksi taktirde hastalar bağ yaralanmalarıyla karşımıza gelebiliyor.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “AĞRI DEVAM EDİYORSA MUTLAKA HEKİME BAŞVURULMALI” </strong></p>
<p>Özellikle bir travma sonrasında gelişen ayak bileği ağrılarında bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Travma sonrasında eğer hasta ayağının üzerine hiçbir şekilde basamıyor, adım atamıyorsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı. Eğer en az dört beş adım atılabiliyorsa ve bir ortopedi hekimine hızlı ulaşım imkanı yok ise bu durumda ayak bileği yukarı kaldırılıp buz uygulaması yapılabilir. Ancak şikayetleri birkaç gün içinde geçmez ise mutlaka hekime başvurulmalı” dedi. Herhangi bir travmatik neden olmadan ayak bileğinde şişlik ya da ağrı oluşması durumunda ise detaylı inceleme için zaman kaybedilmeden ayrıntılı inceleme için hekime başvurulması gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Çünkü bu ağrılar romatizmal sebeplerden olabileceği gibi nadir de olsa eklem iltihabı nedeniyle de karşımıza çıkabiliyor. Bu tip durumlarda hemen müdahale etmek gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>TANIYA GÖRE FARKLI TEDAVİ YAKLAŞIMLARI UYGULANIYOR</strong></p>
<p>Tedavi yöntemlerinin sebebe göre değişebildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Burada şikayetin sebebini tespit etmek gerekiyor ki bu noktada fizik muayene çok değerli. Hastanın durumuna göre daha ileri tetkiklerle tanıyı netleştiririz. Bölgesel bir kıkırdak hasarı varsa cerrahi tedaviler ön planda olabiliyor. Kronik tendon ya da bağ problemlerinde enjeksiyonlardan yararlanıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BİLİNÇSİZCE YAPILAN MÜDAHALELER SORUNLARIN BÜYÜMESİNE NEDEN OLABİLİR”</strong></p>
<p>Halen ülkemizde bazı bölgelerde ayak bileğinde ortaya çıkan bu sorunlarda “çıkıkçı” gibi konuyla ilgili tıbbi bilgisi olmayan kişilere yönelmenin sorunun çözümünde ziyade daha da büyümesine neden olduğunun altını çizen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Bilinçsiz ellerde yapılan bu müdahaleler çok daha kolay şekilde çözümlenebilecek problemlerin büyümesine neden olabiliyor. Bunu bilerek hareket edilmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sel, travma sürecini uzattı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sel-travma-surecini-uzatti-359582</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 12:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[sürecini]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzattı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359582</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem ve sel gibi doğal afetler sonrasında toplumların kahramanlık, balayı, hayal kırıklığı ve düzene dönme evresi olmak üzere dört evre yaşadığını belirten uzmanlar, özellikle intihar vakalarının önlenmesinde sosyal destek ve psikolojik ilk yardımın önemine işaret ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sel-travma-surecini-uzatti-359582">Sel, travma sürecini uzattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deprem ve sel gibi doğal afetler sonrasında toplumların kahramanlık, balayı, hayal kırıklığı ve düzene dönme evresi olmak üzere dört evre yaşadığını belirten uzmanlar, özellikle intihar vakalarının önlenmesinde sosyal destek ve psikolojik ilk yardımın önemine işaret ediyor. </strong></p>
<p><strong>Yaşanan son depremde kolektif empati ya da sosyal empati denilen olgunun ortaya çıktığını belirten uzmanlar, ülkemizi yasa boğan deprem felaketinde yurdun her yerinden olayla hiçbir şahsi deneyimi olmayan insanların bölge halkına yardım için devreye girmelerinin bunun bir kanıtı olduğunu söyledi. </strong></p>
<p><strong>Sel felaketinin travma sürecini uzattığına dikkat çekilirken, travma evrelerinden hayal kırıklığı evresinde olduğumuzu da uzmanlar belirtiyor.  </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mert Akcanbaş, travmalar sonrasında yaşanan evrelerin olduğunu belirterek bu evrelere ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Travma sonrasında 4 evre yaşanıyor</strong></p>
<p>Travmalar sonrası toplumların dört evre yaşadığını kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, bunları kahramanlık, balayı, hayal kırıklığı ve düzene dönme evresi olarak sıraladı. Kahramanlık evresinin 2 saat ile 3 gün arasında olduğunu kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, balayı evresinin 3 gün ile 3 hafta arasında süren dönem olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>Deprem sonrası şuan da hayal kırıklığı evresi yaşanıyor</strong></p>
<p>Hayal kırıklığı evresinin 3 hafta ile 3 ay arasında devam ettiğini kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, düzene dönme evresinin 3 ay ile 36 ay arasında olduğunu belirterek “Afet bölgesindeki halk şu anda arama kurtarma çalışmalarının durduğu, yardım faaliyetlerinin azaldığı, medyanın dolayısı ile kamuoyunun bölgede olan bitene ilgisinin azaldığı hayal kırıklığı evresindedir.” dedi.</p>
<p><strong>İntiharlarda 2 yıllık süreye dikkat!</strong></p>
<p>Büyük travmalar sonrası toplumda görülen intiharlarda değişiklikler yaşandığını kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, “Dünyanın farklı afet bölgelerinde yapılan çalışmalara göre kahramanlık ve balayı dönemlerinde intihar oranları afet öncesi intiharı düşünen kişiler arasında bile düşmekte, hayal kırıklığı evresinden itibaren 2 yıl artmakta  ve sonra normale dönmektedir. Ancak bu normale dönüş sonrası 5 yıl sonra bile intihar oranları afetzedeler arasında artmaktadır.” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Psikolojik ilk yardım uygulanmalı</strong></p>
<p>Dr. Mert Akcanbaş, bu durumu kontrol altında tutmak için afetten 30 gün içinde yani stres akut dönemdeyken afetzedelerden çok etkilenenlere psikolojik ilk yardım uygulanması ve  bu kişilerin yaşamlarındaki barınma, gıda, iş, mali konular, vesaire tüm stresörlerin el birliğince azaltılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Travma mağdurları farklılık gösteriyor</strong></p>
<p>Psikoloji ve psikiyatrinin en önemli referans kitabı olan DSM V’nin (5. versiyon) mağdurları Koşul A diye adlandırılan birinci maddesinde verdiğini kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, bu koşula göre mağdurların aşağıdaki kişiler olduğunu söyledi: </p>
<p>i. Travmayı bizzat yaşayanlar</p>
<p>ii. Travmatik olayın başkalarının başına geldiğine tanık olanlar</p>
<p>iii. Sevdiklerinden veya aile bireylerinden birinin travma yaşadığını öğrenenler</p>
<p>iv. Travmatik olayın sevimsiz ayrıntılarıyla yineleyici veya aşırı düzeyde karşı karşıya kalmak (arama kurtarmacılar, acil yardım ekip üyeleri, itfaiyeciler, gazeteciler vesaire)</p>
<p><strong>Travma mesafe tanımadı </strong></p>
<p>DSM V’in son kategorideki kişilere “tanı ölçütü uygulanamaz” notu düştüğünü belirten Dr. Mert Akcanbaş,  “Halbuki bölgeden uzak, bölgede hiçbir yakını bulunmayan insanları en son afette sabahlara kadar televizyon ve sosyal medyadan kurtarma çalışmalarını izlediklerini, bu kişilerin günlük yaşamlarında travmatik pek çok belirtiyi yaşadıklarını hepimiz gördük.  Sonuçta DSM I&#8217;in yayınlandığı 1954 yılından itibaren travmatik stres ve bağlantılı bozuklukları  farklı hastalık kategorilerinde değerlendirilen ve oluşum koşulları sürekli revize edilen DSM sistemin bundan sonraki versiyonlarında kanımca gerçek olayları medya, televizyon gibi kanallardan sürekli izleyenleri de mağdur kapsamına alması gerekmektedir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Ülkemizde kolektif empati yüksek orandadır</strong></p>
<p>Geniş bir coğrafyayı etkileyen afetlerde toplumda ortaya çıkan kolektif empati kavramına değinen Dr. Mert Akcanbaş, “Kolektif empati ya da sosyal empati diyebileceğimiz olgu kişisel empatinin daha geniş alanda etki göstermesi yani başkalarını ve uzak sosyal grupları onların yaşadıklarını adeta yaşamışcasına anlamak ve onların hislerine ortak olmak anlamındadır. Nitekim bunu son afette gördüğümüzü sanıyorum. Yurdun her yerinden olayla hiçbir şahsi deneyimi olmayan insanların bölge halkına yardım için devreye girmeleri, belediyeler gibi farklı kurumların görevleri olmadığı halde ellerindeki kaynakları bölgenin acı ve gereksinimlerini azaltmak için kullanmaları bence ülkemizde kolektif empatinin yüksek oranda olduğuna işaret etmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sel felaketi travma sürecini uzatmıştır</strong></p>
<p>Aynı coğraifi bölgede henüz yaşanan farklı depremlerin olumsuz etkileri atlatılmadan sel felaketinin yaşanmış olmasının çok acı verici olduğunu da kaydeden Dr. Mert Akcanbaş, “Travmatik stres belirtilerini arttıran başlıca faktörlerden biri, travmatik deneyimin sayısı ve süresidir. Depremden kurtulan halkın tekrardan ölüm riskiyle karşılaşmış oluşu travma sayısını arttırdığı gibi süreci de uzatmıştır.” diye konuştu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sel-travma-surecini-uzatti-359582">Sel, travma sürecini uzattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depreme maruz kalanların yüzde 20&#8217;si travma ile mücadele ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depreme-maruz-kalanlarin-yuzde-20si-travma-ile-mucadele-ediyor-352984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 12:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depreme]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kalanların]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ani ve beklenmedik zamanlarda meydana gelen şiddetli depremlerin travmalara yol açabildiğini belirten uzmanlar, depremi yaşayan insanların yüzde 20’sinin Travma Sonrası Stres Bozukluğuna (TSSB) yakalandığını ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depreme-maruz-kalanlarin-yuzde-20si-travma-ile-mucadele-ediyor-352984">Depreme maruz kalanların yüzde 20&#8217;si travma ile mücadele ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ani ve beklenmedik zamanlarda meydana gelen şiddetli depremlerin travmalara yol açabildiğini belirten uzmanlar,  depremi yaşayan insanların yüzde 20’sinin Travma Sonrası Stres Bozukluğuna (TSSB) yakalandığını ifade ediyor. Travma sonrası stres bozukluğunun kadınlarda 2-3 kat fazla görüldüğüne dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, deprem sonrasında travma yaşayanlarda sürekli gergin hissetme, yalnız kalmaktan ve eve girmekten korkma gibi etkiler görüldüğünü vurguluyor. Şentürk, kişinin yaşam kalitesini olumsuz şekilde etkileyen durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmasını tavsiye ediyor.</strong></p>
<p> </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, depremlerin yol açtığı ruhsal travmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. </p>
<p><strong>Beklenmedik olaylar travma oluşturuyor</strong></p>
<p>Kişinin hayatında sıkıntı ve üzüntü yaratan pek çok durum ve olaylar olabildiğini ancak bunların tümünün ruhsal travma oluşturmayacağını ifade eden Dr. Erman Şentürk, “Bir olayın ruhsal travma yaratabilmesi için kişinin çok yoğun korku, dehşet veya çaresizlik hissi içinde olması gerekiyor. Aynı zamanda kişinin kendisinin veya yakınlarının da ölüm ve yaralanma tehlikesini yaşaması ya da hissetmesi değerlendirme açısından önemli bir kriter. Sel, deprem, yangın gibi birtakım doğal afetler travmalara yol açabilir. İnsan eliyle yapılan savaş, işkence, tecavüz, kazalar, trafik kazaları, iş kazaları, beklenmedik ani ölümler, ciddi ve ölümcül hastalıklara yakalanma gibi durumlar da ruhsal tramvaya daha fazla yol açıyor. Ruhsal travma sonrasında iki psikiyatrik durum çok fazla gözlemleniyor. Bunlardan biri Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bir diğeri de depresyon” dedi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler depresyonu işaret ediyor</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, depresyonda yoğun bir mutsuzluk, karamsarlık, isteksizlik, keyifsizlik, hiçbir şeyden keyif almama, eskiden severek yaptığı şeylere ilgi duymama, geleceğe dair herhangi bir plan ve program yapmama, yoğun bir enerjisizlik hali, uyku ve iştah değişikliklerinin de çok sık gözlemlendiğini söyledi.</p>
<p><strong>TSSB uzun yıllar sürebiliyor</strong></p>
<p>Toplumda ruhsal travma yaşayan pek çok kişi olduğunu ancak bir kısmında travma sonrası stres bozukluğu geliştiğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Travma sonrası stres bozukluğu uzun yıllar sürebildiğini ve ciddi iş gücü kaybına yol açabilen bir rahatsızlık olduğunu söylemek mümkün. Yapılan çalışmalar depremi yaşayan insanların yüzde 20’sinin travma sonrası stres bozukluğuna yakalandığını gösteriyor. Bazı kişilerde bu duruma daha yatkınlık olabiliyor veya bazı kişiler bu duruma daha dayanıklı olabiliyor. Bizim için kimlerin travma sonrası stres bozukluğuna yakalanacağı ya da kimlerin daha uzun süre bu durumu yaşayacağını önceden bilmek çok kolay olmuyor ancak bununla ilgili birtakım sinyaller ve belirtiler bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>TSSB kadınlarda 2-3 kat fazla görülüyor</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, yapılan araştırmaların kadınlarda travma sonrası stres bozukluğunun erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görüldüğünü ortaya koyduğunu söyledi. Dr. Erman Şentürk, “Geçmişte farklı bir ruhsal travma yaşayanlar, geçmiş öyküsünde ruhsal hastalık geçirmiş olanlar, yakınlarında psikiyatrik rahatsızlık bulunan kişilerin travma sonrası stres bozukluğuna yakalanma ihtimalleri daha fazladır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Deprem geçmişi olanın yatkınlığı daha fazla oluyor</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, ‘Ruhsal travma ne kadar şiddetli yaşanmışsa etkileri de bir o kadar fazla ve uzun süreli oluyor’ uyarısında bulundu ve “Örnek olarak depremde yakınını kaybeden bir kişi, kaybetmeyen bir kişiye göre ya da evi hasar gören kişi, evini kaybeden kişi bu durumları yaşamayan kişilere göre, en kötüsü de enkaz altında kalan kişi, kalmayan kişiye göre ruhsal travmayı daha şiddetli yaşayabildiği için travma sonrası stres bozukluğuna yatkınlığı daha fazla oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalnız kalmak korkutuyor</strong></p>
<p>Olayın olduğu yere gitmemek, olayın olmamış gibi yaşanmaya çalışılması gibi kaçınma davranışlarının travma sonrası stres bozukluğuna daha çok sebep olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Özellikle depremden sonra kişilerde evin içerisinde yalnız kalamama, sürekli bir yakınının yanında olması ihtiyacını hissetme, yakını evin dışına çıktığında kendisini çok huzursuz ve gergin hissetme, evin içine girmek istememe, akrabalarına gitme çok sık gözlemlediğimiz belirtiler arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkilenme durumuna göre farklı tedaviler uygulanıyor</strong></p>
<p>Travma sonrası stres bozukluğu tedavisine ilişkin de değerlendirmede bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Burada en önemli durum, kişinin travmadan ne derecede etkilendiğidir. Travmadan çok az etkilenen, hayatını eskisi gibi sürdürebilen kişilerde bilgilendirme genel olarak yeterli oluyor. Travmadan daha çok etkilenmiş, belirtileri yaşayan ancak işine devam edebilen kişilerde danışmanlık veya çok kısa süreli bir psikiyatrik tedavi yaklaşımı yeterli olabiliyor. Travmadan ciddi anlamda etkilenen ve ciddi belirtiler yaşayan ancak yine de işini iyi kötü sürdürebilen kişilere psikiyatrik tedaviyi öneriyoruz. Yine burada da danışmanlık önemli bir rol oynuyor” dedi.</p>
<p><strong>Depresyon eşlik ediyorsa ilaç tedavisi şart…</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, travmadan ciddi anlamda etkilenen ve ağır belirtileri olan kişilere psikiyatrik tedavi önerildiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“TSSB belirtilerine depresyon da ekleniyorsa kesinlikle ilaç tedavisini öneriyoruz. İlaç tedavisinde daha çok antidepresan tedavisi uygulanıyor. Aynı zamanda birtakım anksiyolitik tedavileri de eklenebiliyor. İlaç tedavilerinin yanı sıra aynı zamanda terapilerin de etkili olduğunu biliyoruz. Özellikle bilişsel davranış terapi adını verdiğimiz terapi yöntemi bu sürecin daha kolay atlatılmasında kişilere yardımcı oluyor.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depreme-maruz-kalanlarin-yuzde-20si-travma-ile-mucadele-ediyor-352984">Depreme maruz kalanların yüzde 20&#8217;si travma ile mücadele ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dönüştüren travma, baş etme kuvvetini artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor-352372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 11:30:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştüren]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetini]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem ve doğal afetler gibi aniden gelişen travmatik olayların kişinin baş etme kuvvetini artırdığını belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, krizlerin dönüştürülebilmesi halinde dersler verebildiğini, bunun da dönüştüren travma olarak adlandırıldığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor-352372">Dönüştüren travma, baş etme kuvvetini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deprem ve doğal afetler gibi aniden gelişen travmatik olayların kişinin baş etme kuvvetini artırdığını belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, krizlerin dönüştürülebilmesi halinde dersler verebildiğini, bunun da dönüştüren travma olarak adlandırıldığını söyledi. Böyle durumlarda yaşanan travmatik olayların değişmediğini ama kişilerin baş etme kuvvetinin arttığına dikkat çeken Taşkın, “Baş etme kuvvetini arttırmak için de üç kavram çok önemlidir. </strong></p>
<p><strong>Bunlar anlamlı üretim, anlamlı ilişki ve kendini aşan amaçtır” dedi. Taşkın, bu üç kavramın kişiyi rutinlere dönmeye, hayatta olan sevdiklerine sıkı sıkı sarılmaya ve hedef edinmeye ittiğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi<strong> </strong>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, travma sonrası büyümeye ilişkin değerlendirmede bulundu. Özgenur Taşkın, deprem, doğal afetler gibi aniden gelişen travmatik olayların kişinin baş etme kuvvetini artırdığını söyledi. </p>
<p><strong>Depremden etkilenmede kişilik özellikleri farklılık gösterebilir</strong></p>
<p>Deprem gibi kriz durumlarında güven problemi yaşayan ve mükemmeliyetçi yapıya sahip olan kişilerin daha fazla zorlanacaklarını kaydeden Taşkın, “Deprem sürecinde ‘travmatize oldum’ söylemini çok duyarız. Fakat burada kişilik özellikleri oldukça önemlidir. Doğal afetlerde ‘mükemmeliyetçi’ kişilerin çok fazla etkileneceği ve bu durumu tolere edemeyecekleri öngörülebilir. Deprem sürecinde kişilerin ‘temel güvenlik’ ihtiyacı derinden sarsıldığı için zaten halihazırda ‘güven problemi yaşayan’, ‘mükemmeliyetçi’ yapıya sahip olanlar bu durumda iki kat daha fazla zorlanacaktır. Depremden sonra psikiyatrik hastalık yaşayan kişiler için tetiklenme görülmesi de olası durumlardan birisidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Deprem sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak</strong></p>
<p>Deprem sonrasında verilen tepkilerin de kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Deprem ile birlikte güvenlik ve anlam arayışında ciddi derecede sarsılma meydana gelmesi kişilerdeki güven alanlarını tamamen yıktı ve bu kişiden kişiye de oldukça farklı bir güven ihtiyacı doğurdu. Bu nedenle travma sonrası verilen reaksiyonlar da kişiden kişiye çokça değişecektir. Reaksiyonlar ne kadar kişiden kişiye değişse bile acı ortaktır.   Çok büyük bir acı içerisindeyiz fakat acı dönüştürülebilen bir kavramdır. Acı ile beraber büyüyebiliriz. Deprem sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken aslında kişinin travma sonrası büyümesini ele almak oldukça önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Krizler dönüştürüldüğünde ders verebilir</strong></p>
<p>İngiliz başbakanlarından Winston Churchill’in “İyi bir krizi asla ziyan etmeyin” sözlerini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Krizler bir fırsat değildir fakat dönüştürürsek bize dersler verebilir. Buna da dönüştüren travma denebilir. Böyle durumlarda ise yaşanan travmatik olaylar değişmez ama kişilerin baş etme kuvveti artar. Baş etme kuvvetini arttırmak içinde üç kavram çok önemlidir. Bunlar anlamlı üretim, anlamlı ilişki ve kendini aşan amaçtır. Bu üç kavram ise bizi rutinlerimize dönmeye, hayatta olan sevdiklerimize sıkı sıkı sarılmaya ve hedef edinmeye itiyor. Yaşanan ortak acının bizi birbirimize kenetlemesi, rutinlerimize dönmemiz ve bilim adına yeni hedefler koymamız bizim psikolojik sağlamlılığımız için de oldukça önemli bir faktör olacaktır.” diye konuşu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donusturen-travma-bas-etme-kuvvetini-artiriyor-352372">Dönüştüren travma, baş etme kuvvetini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
