<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tanı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/tani/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tani</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>tanı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/tani</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilerle]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>
<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>
<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>
<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>
<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>
<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>
<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>
<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:48:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aileye]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başa]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmada]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[zorluklarla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında, otizm tanısı alan çocukların ailelerinin yaşadığı duygusal ve sosyal zorluklar ile çocuklarının bakım ve gelişim sürecinde karşılaştıkları güçlükler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411">Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Egen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında, otizm tanısı alan çocukların ailelerinin yaşadığı duygusal ve sosyal zorluklar ile çocuklarının bakım ve gelişim sürecinde karşılaştıkları güçlükler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Anne babalar tanımlayamadıkları davranışlarla baş başa kalıyor!</strong></p>
<p>Otizm gibi gelişimsel bozukluğu olan çocuğa sahip ailelerde aile içi ilişkilerde sorunlar ortaya çıkabileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Anne babalar otizmli çocuklarında karşılaştıkları ve tanımlayamadıkları bir dizi davranışla baş başa kalır.” dedi.</p>
<p>İletişim kuramayan bir çocuğun gereksinimleri ve isteklerini anlamaya çalışmanın, tuhaf ve alışılmamış davranışlarıyla baş etmenin, çocuk tehlikeleri tanıyamıyorsa sürekli olarak kontrol etmeye çalışmanın aileleri yorabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, bazı ailelerde suçluluk duygusunun ön plana çıkabildiğini, bazılarının ise aşırı kaygılanıp panik yaşayabildiklerini ifade etti.  </p>
<p><strong>Ebeveynler ilk başta büyük üzüntü yaşayabiliyor!</strong></p>
<p>Özellikle ilk tanı konulduğu zaman ailelerin, otizmin nasıl bir hastalık olduğunu bilmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ebeveynler, çocuklarının durumunu ilk başlarda büyük bir üzüntüyle karşılayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak zamanla duruma alıştıklarını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bazen diğer aile fertleri otizm konusunda bilinçli olmadıkları için anne babaları yalnız bırakabiliyor. Bazı aileler hangi eğitim kurumunun çocukları için daha iyi olacağı gibi konularda karar vermede zorlanabiliyor.” şeklinde konuştu..  </p>
<p><strong>Anne babalar kendilerini çevrelerinden soyutlayabiliyor!</strong></p>
<p>Çocukların öz bakım becerilerini çok geç kazanmasının da aileleri çok zorlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuğun geç yaşa kadar tam anlamıyla tuvalet eğitimini tamamlayamıyor olması, bazen yemeği kendi kendine yememesi gibi durumlarda bazı anne babalar, çocuklarına bakabilmek için iş hayatlarında, kendi özel hayatlarında birçok şeyden vazgeçip kendilerini çevrelerinden soyutlayabiliyor. Bazen de ebeveynler durumu kabullenmede çok zorluk yaşayıp, depresyon gibi psikiyatrik hastalıklara yakalanabiliyor. </p>
<p>Girdikleri ortamlarda çocuklarının sorunlu davranışlar sergilemeleri anne babaların çaresiz hissettikleri, bazen öfkelendikleri durumlardan biri. Çocuklarına farklı bir gözle bakılması ve dışlanması da aileleri oldukça üzen bir durum. Aileler çocuklarının da diğer çocuklar gibi görülmesini ister.”</p>
<p><strong>Ailelerin başa çıkabilmesi için sosyal destek mekanizmaları önemli!</strong></p>
<p>Ailelerin, çocuklarının geleceğine yönelik endişe duyduklarının da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuklarının ileride kendi kendilerine nasıl bakacağı, tek başlarına yaşamlarını nasıl sürdüreceği gibi konular önemli bir endişe kaynağı.</p>
<p>Anne babaların otizmli bir çocuğa sahip olmakla ilgili zorluklarla başa çıkması için sahip oldukları sosyal destek mekanizmaları çok önemli. Yeterli sosyal destek sistemlerine sahip olmak anne babaları daha güçlü hale getirir. Yerel yönetimlerin ve gönüllü kuruluşların çalışmaları, sosyal hizmet uzmanlarının özel eğitim merkezlerinin, çocuk psikiyatri kliniklerinin sayılarının arttırılması önemli.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-aileye-destek-zorluklarla-basa-cikmada-kritik-rol-oynuyor-624411">Otizmde aileye destek zorluklarla başa çıkmada kritik rol oynuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda tehlikeli trend!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:38:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bölüm]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Ergoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili farkındalığın artması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de dijital dünyanın kontrolsüz yapısı yeni ve tehlikeli bir trendi beraberinde getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050">Dijital çağda tehlikeli trend!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda otizm spektrum bozukluğu ile ilgili farkındalığın artması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilse de dijital dünyanın kontrolsüz yapısı yeni ve tehlikeli bir trendi beraberinde getirdi. Çocuklar ve gençler sosyal medyada gördükleri içeriklerden yola çıkarak kendi kendilerine otizm tanısı koymaya başladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Öğr. Gör. Mitra Niazi, uluslararası akademik yayınevi IGI Global tarafından yayımlanan “Clinical Perspectives on Recent Trends in Autism Assessment, Diagnosis, and Treatment” (Otizm Değerlendirmesi, Tanısı ve Tedavisindeki Son Trendlere İlişkin Klinik Bakış Açıları) adlı kitaba yazar olarak önemli bir katkı sundu.</p>
<p>Kitapta, Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin kaleme aldığı “Unmasking Autism in the Digital Age: Occupational Therapy Responses to Social Media-Informed Self-Diagnosis in Children” (Dijital Çağda Otizmin Maskesini Kaldırmak: Çocuklarda Sosyal Medya Kaynaklı Kendi Kendine Tanı Koymaya Yönelik Ergoterapi Yanıtları) başlıklı bölüm, çağımızın en karmaşık sorunlarından birini ergoterapi perspektifiyle masaya yatırıyor.</p>
<p><strong>“Sosyal medya anlatıları, çocukların kimlik oluşumunu derinden etkiliyor”</strong></p>
<p>Ana akım medya ve dijital platformların otizm algısını baştan aşağı yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Öğr. Gör. Mitra Niazi, sosyal medyada dolaşıma giren gayri resmî tanı söylemlerinin çocuklar üzerindeki etkisini şu sözlerle değerlendirdi:</p>
<p>“Günümüzde dijital platformlar, otizm ile ilgili bilgiye erişimde en hızlı fakat bir o kadar da filtresiz kaynaklar haline geldi. Araştırmamızda özellikle sosyal medyadaki anlatıların, çocukların kimlik oluşum süreçlerini nasıl etkilediğini inceledik. Birçok çocuk ve ergen, çevrimiçi platformlarda izledikleri kısa videolar veya okudukları kişisel deneyimler üzerinden kendilerinde otizm belirtileri olduğuna inanarak kendi kendilerine tanı koyma yoluna gidiyor. Bu durum sadece klinik karşılaşmaları karmaşıklaştırmakla kalmıyor; aynı zamanda aile dinamiklerinde gerilimlere, toplumsal düzeyde farklı tepkilere ve ciddi etik ikilemlere yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Amacımız deneyimi geçersiz kılmak değil, kanıta dayalı destek sunmak”</strong></p>
<p>Kitap bölümünde, klinisyenlerin ve ergoterapistlerin bu yeni durum karşısında nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine dair bir yol haritası çizen Niazi, dengeli bir yaklaşımın şart olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Klinik pratikte karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri, sosyal medya söylemleriyle şekillenmiş bu öz-tanı iddialarını doğru yönetebilmek. Burada mesleki terapi (ergoterapi) uygulamaları açısından kritik bir çizgi var. Çocukların yaşanmış deneyimlerini, hissettikleri farklılıkları veya zorlukları kesinlikle göz ardı etmemeli ve bunları geçersiz kılmamalıyız. Ancak bu doğrulama süreci, bilimsel dayanaktan yoksun çevrimiçi testlere veya fenomenlerin söylemlerine bırakılamaz. Yapılması gereken; çocuğun deneyimini onaylarken, müdahaleleri ve asıl teşhisi mutlaka kanıta dayalı, titiz bir klinik değerlendirme ve profesyonel destek zeminine oturtmaktır.”</p>
<p><strong>Profesyoneller için dijital çağ rehberi</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin çalışması, dijital kültür ile çocuk gelişiminin kesiştiği bu zorlu alanda çalışan sağlık profesyonelleri, eğitimciler ve politika yapıcılar için bir rehber niteliği taşıyor. Bölümde, artan dijital klinik manzarada gelecekteki klinik uygulamalar ve araştırmalar için yönlendirici stratejiler de sunuluyor.</p>
<p>Niazi çalışmasının hedefini, “Klinik uygulamalarımızda dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisini artık dışarıda bırakamayız. Bu çalışma ile amacımız; klinik karar alma süreçlerinde bilimsel titizlikten ödün vermeden, dijital çağın getirdiği bu yeni &#8216;kendi kendine tanı&#8217; olgusuna karşı kapsayıcı, etik ve kanıta dayalı stratejiler geliştirmektir.” sözleriyle özetledi.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi’nden küresel çapta bilimsel üretim</strong></p>
<p>Otizm değerlendirme, tanı ve tedavi süreçlerine güncel, eleştirel ve çok boyutlu bir bakış kazandıran bu akademik katkı; Üsküdar Üniversitesinin toplumsal duyarlılığı yüksek, güncel sorunlara odaklanan ve uluslararası bilimsel literatüre yön veren vizyonunun önemli bir örneğini oluşturuyor. Profesyoneller, klinisyenler ve akademisyenler için başvuru kaynağı olacak bu eser, otizm alanında dijitalleşmenin getirdiği zorluklara karşı güçlü bir bilimsel duruş sergiliyor.</p>
<p><strong>“İstediği tanıyı alana kadar uzman değiştirenler var”</strong></p>
<p>Kitabın önsözünde yer alan genel klinik tespitler de Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin uyarılarının ne denli haklı olduğunu gözler önüne seriyor. Son on yılda otizm teşhis oranlarındaki keskin artışın arkasında yalnızca farkındalığın değil, davranışların “kimlik temelli” açıklamalarına yönelik kültürel bir eğilimin de yattığı belirtiliyor.</p>
<p>Kitabın giriş bölümünde, otizmin nörolojik ve gelişimsel temel yapısının değişmediği, ancak sosyal medya etkisiyle kavramın &#8220;sonsuz esnek&#8221; bir hale getirilmeye çalışıldığı vurgulanarak şu çarpıcı tespitlere yer veriliyor:</p>
<p>“Klinik kanıtlardan ziyade sosyal medyadaki anlatılarla şekillenen kesin bir inançla uzmanlara başvuranların sayısı hızla artıyor. Hatta bir uzmandan otizm tanısı alamayan bireyler, istedikleri onayı alana kadar uzman değiştirmeye (doktor doktor gezmeye) başlıyor. Sosyal medyada ampirik kanıtlardan yoksun şekilde popülerleşen ‘maskeleme’ veya ‘nöroçeşitlilik’ gibi terimler, ayırıcı tanıyı belirsizleştiriyor ve otizmin diğer psikiyatrik veya kişilik temelli durumlarla karıştırılmasına yol açıyor.”</p>
<p>Bu bağlamda kitap, yaşanmış deneyimleri küçümsemeden, sınırları giderek bulanıklaşan otizm kavramını yeniden bilimsel ve titiz bir klinik zemine oturtmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Otizme çok disiplinli ve uluslararası bakış</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Mitra Niazi’nin 8. bölümünü kaleme aldığı kitap, sadece dijital çağın getirdiği sorunlarla sınırlı kalmıyor. Uluslararası bir yazar kadrosu tarafından hazırlanan 9 bölümlük eser, otizm spektrum bozukluğuna dair güncel teşhis ve tedavi tartışmalarını tıp, ergoterapi, fizyoterapi ve sanat bağlamında çok disiplinli bir şekilde masaya yatırıyor:</p>
<p>Dr. Sanam Hafeez (Bölüm 1 ve 2), otizmin DSM-III&#8217;ten günümüze uzanan tarihsel sürecini ve ergenlik/yetişkinlik döneminde tanı arayışının karmaşıklığını ele alıyor. Kyriaki Stavrou (Bölüm 4) ise klinik tanıda nörobiyolojik ve davranışsal yaklaşımların nasıl entegre edilebileceğini inceliyor.</p>
<p>Scott M. Sokol (Bölüm 3) otizm ile cinsiyet çeşitliliği arasındaki kesişimi ve birlikte görülme oranlarını analiz ederken; Ryan Tessier (Bölüm 5) klinisyenleri en çok zorlayan konulardan biri olan otizm ve bipolar bozukluk birlikteliğine odaklanıyor.</p>
<p>Mogulla Archana ve ekibi (Bölüm 6), kısıtlı kaynaklara sahip bölgelerde maliyet etkin bir çözüm olarak &#8220;ebeveyn aracılı erken müdahaleyi&#8221; anlatıyor. Preeti Shrinivas Ganachari (Bölüm 7) motor ve duyusal işlev bozukluklarında fizyoterapi trendlerini ele alırken; Dunola Tri Nugraeni ve ekibi (Bölüm 9) Cava folklorik tiyatrosunun otizmli çocuklarda empati ve sosyal becerileri geliştirmedeki &#8220;dönüştürücü&#8221; gücünü bilimsel literatüre sunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-tehlikeli-trend-624050">Dijital çağda tehlikeli trend!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[90]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi.</p>
<p>Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır”</strong></p>
<p>Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi.</p>
<p>Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.”   </p>
<p><strong>Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik”</strong></p>
<p>Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık”</strong></p>
<p>Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi.</p>
<p><strong>Nöroteknolojide güçlü konum</strong></p>
<p>2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor”</strong></p>
<p>Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi.</p>
<p>Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.”</strong></p>
<p>Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır.</p>
<p>Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur.</p>
<p>Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır.</p>
<p>‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir”</strong></p>
<p>Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı.</p>
<p>EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi.</p>
<p>Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur.</p>
<p>Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir.</p>
<p>Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar”</strong></p>
<p>‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi.</p>
<p>Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi.</p>
<p>1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir.</p>
<p>LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir.</p>
<p>Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir.</p>
<p>Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! </strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun<strong> </strong>“Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak<strong> </strong>“Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay&#8217;dan sağlık turizminde ortak akıl çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi-623357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 13:49:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizminde]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı, İzmir ve Ege Bölgesi’nin sağlık sektörü temsilcilerini bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi-623357">Başkan Tugay&#8217;dan sağlık turizminde ortak akıl çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı, İzmir ve Ege Bölgesi’nin sağlık sektörü temsilcilerini bir araya getirdi. İzmir’in sağlık turizminde küresel bir cazibe merkezi olabilmesi için güven, kalite ve koordinasyonun şart olduğunu vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Kentimizi dünyayı en iyi şekilde ağırlayacak hale getirmek için tüm paydaşlarla birlikte hareket etmeliyiz Görev sürem boyunca İzmir’in tarım, turizm ve ticarette gelişmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım” dedi.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Uluslararası Sağlık Turizmi Meclisi ile İzmir Ticaret Odası iş birliğinde düzenlenen Sağlık Turizmi Ege Bölge Toplantısı, İzmir Ticaret Odası’nda sağlık sektörü temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda İzmir’in sağlık alanındaki mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye’de hem genel turizmin hem de sağlık turizminin gelişimi açısından güvenlik ve denetimin büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu alandaki çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Tugay, özellikle yaşlı nüfusa yönelik üçüncü yaş turizmi açısından İzmir ve Ege Bölgesi’nin önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekti. Tugay, İzmir’in dünyanın dört bir yanından gelecek ziyaretçileri ağırlayacak şekilde hazırlanması gerektiğini ifade ederek, bu hedef doğrultusunda tüm paydaşların ortak hareket etmesinin zorunlu olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>“Sektör kan kaybediyor”</strong></p>
<p>30 yıl hekimlik yaptıktan sonra belediye başkanlığı görevini üstlendiğini belirten Başkan Dr. Cemil Tugay, 2000’li yılların başından itibaren sağlık turizminin gelişimine önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Türkiye’nin hekim kalitesinin yüksek olduğunu ancak bu niteliğin giderek zayıfladığını vurgulayan Tugay, tıp fakültelerindeki eğitim kalitesinin düşmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin güvenli bir ülke olarak algılanmamasının turizmi olumsuz etkilediğini belirten Başkan Tugay, 2025’te sağlık turizmindeki düşüşün genel turizmle paralel ilerlediğini kaydetti. Tugay, artan maliyetler nedeniyle Türkiye’nin rekabette pahalı bir ülke konumuna geldiğini ve sektörün kan kaybettiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Güveni sağlamak zorundayız”</strong><br />Turizm tesisleri ve yatırımcılarına daha fazla destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Gerçekten güvenli miyiz sorusunu kendimize objektif biçimde sormamız gerekiyor. Açıkça ifade etmek gerekirse, olması gerektiği kadar güvenli bir ülke değiliz. Artan şiddet olayları, mafyalaşma ve başta yeme-içme sektörü olmak üzere hizmet alanlarında denetimlerin yetersizliği, Türkiye’nin güven algısını zedeliyor. Yaşanan olumsuzluklar da yurt dışında abartılarak aktarılıyor. Sağlık turizminden söz ediyorsak, merdiven altı faaliyetlere kesinlikle izin vermemeliyiz. Özellikle kozmetik işlemler ve cerrahi alanında şarlatanlığa izin vermemek ve güveni sağlamak zorundayız. İnsanların en çok önemsediği unsur güvenlik. Güven duymadıkları yerlere gitmiyorlar. Rekabet ortamında makul fiyatların sunulması, denetimlerin sağlanması ve doğru teşviklerin verilmesi gerekiyor. Ayrıca İzmir’in tanıtımı konusunda önemli eksiklerimiz var. Bu nedenle herkesin kentin tanıtımına daha fazla özen göstermesi gerekiyor.”</p>
<p><strong>3. yaş turizmi vurgusu</strong></p>
<p>İzmir’de uzun yıllar sağlık turizminin termal turizmle öne çıktığını, sonraki süreçte ise estetik ve kozmetik işlemlerin ağırlık kazandığını belirten Başkan Tugay, Türkiye’nin bu alanda bir dönem güçlü bir konumda olduğunu ifade etti. Sağlık turizminin bugün büyük ölçüde termal ve kozmetik işlemlerle sınırlı algılandığını söyleyen Tugay, asıl önemli potansiyelin üçüncü yaş turizminde olduğunu vurguladı. Avrupa’daki yaşlı nüfusun doğru tesisler ve iyi planlanmış hizmet modelleriyle ağırlanması halinde büyük bir fırsat doğacağını belirten Tugay, Türkiye’nin iklimi, doğası ve kültürel zenginliğiyle bu alanda avantajlı olduğunu dile getirdi. Ancak güven eksikliği ve yeterli altyapının bulunmaması nedeniyle bu potansiyelin değerlendirilemediğini ifade eden Tugay, özellikle İzmir ve Ege Bölgesi için üçüncü yaş turizminin büyük bir fırsat sunduğunu, bu alanda tesis yatırımları ve güçlü bir organizasyon modeline ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Mutlaka ortaklaşarak çalışmalıyız”</strong><br />Brezilya ile 5,5 milyar dolarlık ticaret hacmine dikkat çeken Başkan Cemil Tugay, “Biz onlara 1 milyarlık dolarlık ürün ve hizmet satarken, onlardan 4,5 milyar dolar ürün ve hizmet alıyoruz. Güney Amerika için önemli bir inanç merkezi olan Meryem Ana’yı tanıtamıyoruz. Kentin tanıtımı için kolektif bir çaba gerekiyor. İzmir’in dünyayı en iyi şekilde ağırlayacak biçimde hazırlanmamız gerekiyor. Tüm paydaşların bir arada olduğu ortak çalışma ortamlarına ihtiyaç  var. Görev sürem boyunca kentin tarım, turizm ve ticarette gelişmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Önemli bir fırsat penceresi”</strong></p>
<p>İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener de artan sağlık maliyetleri, yaşlanan dünya nüfusu ve kaliteli hizmete erişim ihtiyacının, hastaları sınır ötesi çözümlere yönlendirdiğini belirterek “Bu küresel eğilimler, doğru konumlanan şehirler için önemli bir fırsat penceresi oluşturuyor. Ülkemiz sağlık turizmi pazarında son yıllarda önemli bir yükseliş yakalarken, kentimiz de bu pazardaki payını artırabilecek tüm dinamiklere sahip. Özellikle üç alanda çok güçlü potansiyele sahibiz; medikal turizm, termal turizm, sağlıklı yaşam ve üçüncü yaş turizmi” dedi.</p>
<p><strong>“Bütüncül bir değer zinciri olarak ele almalıyız”</strong><br />İzmir’in yalnızca bir tedavi noktası değil; sağlık, kültür, inanç ve gastronomiyi bir arada sunan yüksek katma değerli bir destinasyon olduğunu vurgulayan Mahmut Özgener, sağlık turizminin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirtti. Ulaşım altyapısından konaklamaya, dijital tanıtımdan insan kaynağına kadar uzanan çok boyutlu bir ekosisteme ihtiyaç olduğunu ifade eden Özgener, İzmir’in güçlü kurumları ve iş birliği kültürüyle bu potansiyele sahip olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“İnciraltı sağlık turizminin lokomotifi olabilir”</strong><br />İnciraltı’nın stratejik bir dönüşümle sağlık turizmi açısından önemli bir merkez haline gelebileceğini belirten Özgener, bu alanda bir “Sağlık Turizmi Vadisi” kurulabileceğini ifade etti. Doğru planlama ile bölgenin uluslararası hastaların ağırlandığı, Ar-Ge’nin geliştirildiği ve yaşam kalitesi yüksek bir destinasyona dönüşebileceğini vurgulayan Özgener, İnciraltı’nın İzmir’i sağlık turizminde üst lige taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Özgener, “Bugün burada hep birlikte atacağımız adımlar, İzmir’in bu alanda geleceğin öncü şehirlerinden biri olma hedefinin önünü açacaktır” dedi.</p>
<p><strong>Sağlık turizminde İzmir farkı</strong></p>
<p>TOBB Türkiye Uluslararası Sağlık Turizmi Meclis Başkanı Doç. Dr. Özgür Öztan, amaçlarının sektör paydaşlarıyla buluşarak bölgelerin ihtiyaçlarını belirlemek ve kamuyla iş birliği içinde çözümler üretmek olduğunu söyledi. Sağlık turizminin küresel bir sektör haline geldiğini ve kalite odaklı yaklaşımın önem kazandığını vurgulayan Öztan, İzmir’in bu alanda payını yüzde 1’den yüzde 5’e çıkararak dikkat çekici bir büyüme yakaladığını ifade etti. Türkiye genelinde düşüş yaşanmasına rağmen İzmir’in yükselişini sürdürdüğünü belirten Öztan, kentin sağlık hizmetleri ile yaşam deneyimini bir arada sunan önemli bir destinasyon olduğunu dile getirdi. İzmir’in güçlü sağlık altyapısı, ileri tanı olanakları ve yüksek kapasiteli tedavi merkezleriyle öne çıktığını kaydeden Öztan, Ege Bölgesi’ndeki sağlık kuruluşlarının yüzde 63’ünün İzmir’de bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Oturumlar yapılacak</strong></p>
<p>Toplantı, Türkiye’de Sağlık Turizmi ve Kamu Stratejileri ile Ege’den Dünyaya: İzmir’in Sağlık Turizmindeki Potansiyeli ve Gelişim Stratejileri oturumlarıyla devam edecek. Ardından çalıştay oturumları gerçekleştirilecek. Bu kapsamda Medikal Turizm, Sağlık Turizmi Altyapısı ve Kümelenme: Medikalkampüs Yaklaşımı, Sağlık Turizmi Yatırım Stratejileri, İyi Yaşam, Üçüncü Yaş Turizmi ve Termal Turizm, Sağlık Turizminde Dijitalleşme, Sağlık Turizminde Ulusal ve Uluslararası Tanıtım, Sağlık Turizmi Mevzuatı ve Sigorta Uygulamaları konuşulacak. Toplantı, çalıştay sonuçlarının değerlendirilmesi ile sona erecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-saglik-turizminde-ortak-akil-cagrisi-623357">Başkan Tugay&#8217;dan sağlık turizminde ortak akıl çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığına]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği programda özel bireyler sahne alarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089">Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği programda özel bireyler sahne alarak farkındalık oluşturdu. Etkinlikte erken tanı ve eğitimin önemi vurgulanırken, OBAM üyelerinin sunumları ve atölye çalışmaları büyük beğeni topladı.</p>
<p>Osmangazi Belediyesi, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında toplumsal bilinç oluşturmak ve özel bireylerin hayatın her alanında daha aktif yer almasına katkı sağlamak amacıyla eğitici ve anlamlı bir programa imza attı. Osmangazi Belediyesi Meclis Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, Osmangazi Belediyesi Engelli Bakım Merkezi (OBAM) üyeleri sahne alarak farkındalık mesajı verdi. Programda OBAM üyesi down sendromlu çocuklar gerçekleştirdikleri sunumlarla izleyenlerden büyük alkış aldı. Kendi gelişim süreçlerini ve merkezde yürütülen faaliyetleri anlatan özel bireyler, özgüvenleri ve ifade becerileriyle dikkat çekti.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca, Engelli Bakım Merkezi bünyesinde yürütülen atölye çalışmalarında hazırlanan el emeği ürünler de sergilenerek katılımcıların beğenisine sunuldu. Düzenlenen programda özel eğitimci Öykü Gül İlhan da 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün önemine ilişkin bilgilendirmede bulundu. İlhan, down sendromunun erken tanı ve doğru eğitimle bireylerin yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>“Down Sendromunu Tanıyalım, Ailelere Tanıtalım”</p>
<p>Down sendromunun önemine dikkat çeken ve özellikle de erken teşhise vurgu yapan Osmangazi Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürü Dr. Sevcan Yaman, “21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün temeldeki amacı ve hedefimiz, erken tanı ve eğitimlere başlanması. Bunun için gebelikte de tanı konulabiliyor. Ne kadar erken hareket edilebilirse, eğitime başlanırsa, down sendromlu bireylerin hayata tutunabilmeleri, kendi başlarına yapabildiği iş kabiliyetleri artıyor. O yüzden vermek istediğimiz mesaj da; down sendromunu tanıyalım, ailelere tanıtalım, doğar doğmaz fark edebiliyorlar o yüzden bununla ilgili en önemli şeylerden biri gereken eğitimlere başlanması” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Program boyunca verilen mesajlarda, down sendromunun bir hastalık değil genetik bir farklılık olduğu vurgulanırken; sevgi, anlayış ve doğru eğitimle özel bireylerin topluma kazandırılmasının mümkün olduğunun altı çizildi. Katılımcılar, etkinlik sayesinde hem bilgilendi hem de özel bireylerin hayatlarına daha yakından tanıklık etme fırsatı buldu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089">Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatsizliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor. Sinsice ilerleyen hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıktığını belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, ebeveynlere mutlaka çocuklarının görme yetisini karanlık bir ortamda test etmeleri gerektiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kahraman, erken tanının kritik önem taşıdığı, henüz kesin bir tedavisi olmamakla birlikte, günümüzde bazı önlemlerle ilerleme seyrini yavaşlatmanın mümkün olabildiği Retinitis Pigmentosa (tavuk karası, gece körlüğü) hastalığını anlattı, anne-babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p>Tavukların gece iyi görememesinden dolayı, benzer bulgular ile seyreden Retinitis Pigmentosa hastalığı halk arasında ‘tavuk karası’ ve ‘gece körlüğü’ olarak biliniyor. Zamanla kişide görme alanında yanlardan daralma başlayıp, ilerleyen evrelerde ise gündüz ve merkezi görmeleri de etkileniyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, bugüne dek 80’den fazla genin tavuk karası hastalığı ile ilişkilendirilmiş durumda olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Retinitis pigmentosa, ışığı algılayan hücrelerimizin yer aldığı gözün iç kısmını bir duvar kağıdı gibi kaplayan retina tabakasının genetik bir hastalığıdır. Hastalıkta ilk olarak loş ışıkta görmeyi sağlayan hücreler bozulur. Bu nedenle hastalarda önce gece görme zorluğu ve karanlık adaptasyonunda güçlük gözlenir. Retina hastalıklarında 300, retinitis pigmentosadaysa 80’i aşkın gen tanımlanmıştır. Genetik bir hastalık olmasına rağmen; stres, düzensiz beslenme, sigara-alkol kullanımı, yetersiz uyku gibi faktörler hastalığın ilerleme hızını etkileyebilir. Bu nedenle sağlıkl ıyaşam alışkanlıkları büyük önem taşımaktadır.” </p>
<p><strong>Genetik test çok önemli! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; tavuk karasının dünya genelinde yaklaşık 4 bin kişide bir görüldüğünü belirten Doç. Dr. Kahraman “Ancak ülkemizde akraba evliliklerinin görece yüksek olması nedeniyle çekinik geçişli formların (anne ve babadan gizli olarak taşınması) daha sık görülebileceği belirtiliyor” diyor. Hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk döneminde ortaya çıktığını, ergenlik döneminde ilerlemesinin hızlandığını belirten Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman, erken tanı ve genetik testin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Genetik test yalnızca tanıyı doğrulamakla kalmıyor; hastalığın kalıtım türünü, diğer aile bireylerinin risk durumunu ve gelecek nesillere aktarım ihtimalini ortaya koyuyor. Ayrıca gebelik planlamasında yol gösterici oluyor. Bazı genetik tiplerde göz dışı sistemler de etkilenebildiğinen dolayı, genetik test bu açıdan da kritik rol oynuyor.”</p>
<p><strong>Anne-babalar dikkat! Çocuğunuzu karanlıkta test edin!</strong></p>
<p>Gece görüşündeki bozulma hastanın kendisi tarafından fark edilmeyebiliyor ve hastalık sinsice ilerliyor. Sokak aydınlatmalarının yeterli olması ya da kişinin -herkesin gece kendisi gibi gördüğünü düşünmesi- tanıyı geciktirebiliyor. Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hastanın uzun süre bunu fark edemediğini belirten Doç. Dr. Kahraman anne-babalara şu tavsiyelerde bulunuyor: ”Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hasta tarafından algılanması zordur. Gece görme sorunu yaşayan, sık sık eşyalara çarpma ve takılma şikayeti olması durumunda bunu sakarlık ya da dikkatsizlik olarak görmeyip, hele de ailesinde benzer öykü varsa gecikmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmak kritik önem taşıyor.  Çünkü hastalık ilerledikçe çevre görüşü daralır ve ‘hasta tünel’ görüşü dediğimiz sadece merkezden görmeye başlar. Bu nedenle ailelerin bu sinsi hastalığa karşı tetikte olmaları, çocuklarına ara sıra karanlıkta görme denemeleri yapmaları çok faydalıdır. Örneğin; elin bazı parmaklarını gösterip kaç parmak olduğunu söyletmek, odanın içerisinde bir eşyayı işaret edip adını sormak vb sorunun erken fark edilmesini sağlayabilir.”</p>
<p><strong> xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong> Tanıda İleri Teknoloji Kullanılıyor</strong></p>
<p>Tanı sürecinde damlalı göz muayenesi ile retina değerlendirmesi yapılırken; retina fotoğrafları ve optik koherens tomografi (OCT) ile retina katmanları ayrıntılı olarak inceleniyor. Erken dönemde bulgular belirgin değilse elektroretinografi (ERG) testi ile retina hücre yanıtları ölçülerek tanı konulabiliyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kök Hücre ve Gen Tedavileri umut vaadediyor </strong></p>
<p>Retinitis Pigmentosa için hastalığı tamamen tedavi eden, onaylanmış bir yöntem yok ancak kök hücre tedavisi bir umut olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Kök hücreye yönelik mevcut araştırmalar daha çok kalan hücrelerin korunmasına ve hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılmasına odaklanıyor” diyor.  Dünyada gen tedavilerinde de son yıllarda önemli adımlar atıldığını belirten Doç. Dr. Kahraman şöyle konuşuyor: “2017 yılında FDA onayı alan ilk gen tedavisi ürünü olan Luxturna bu alandaki en önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor. Farklı genlere yönelik klinik çalışmalar ise devam ediyor. Bu nedenle doğru tanı ve genetik test, hastaların kendi genlerine yönelik gelişmeleri takip edebilmesi açısından büyük önem taşıyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. İçe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi gibi fiziksel belirtilerin de önemli bir işaret olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışılmalıdır” dedi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Yeşilay Haftası kapsamında madde ve alkol bağımlılığı, tedavi yöntemleri ve bağımlılıkla mücadele konusunda bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Madde bağımlılığı, ruhsal bir bozukluktur</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanımının bir ruhsal bozukluk olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “En son uluslararası kabul edilen Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabına göre (DSM-5), “kötüye kullanım” ve “bağımlılık” ayrımı kaldırılmış; bunlar tek bir başlık altında, hafif, orta ve ağır düzey olarak sınıflandırılmıştır. Madde kullanım bozukluğu, klinik olarak belirgin bozulmaya veya sıkıntıya yol açan, sorunlu bir madde kullanım örüntüsü ile karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk; bilişsel, davranışsal ve fizyolojik belirtilerle seyreder ve kişinin madde kullanımını kontrol etme kapasitesinde azalma ile tanımlanır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılığın kriterleri var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Halk arasındaki bilinir haliyle madde (uyuşturucu) bağımlılığı diyebilmek için bazı kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da uzun süreli kullanımı, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerine rağmen başarısız olunması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması tanı kriterlerinin başında gelmektedir. Madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaya neden olması ve yaşanılan sosyal sorunlara rağmen kullanımı sürdürme çabasının olması tanı konulmasında önemli kriterler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Son bir yıl içinde en az ikisi varsa bağımlılık tanısı konulabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığı tanı kriterleri arasında her geçen gün daha fazla madde alımına ihtiyaç göstermek yani tolerans gelişimi olması ve maddenin alınmadığı zamanlarda maddeye özel yoksunluk belirtileri yaşanmasının da yer aldığını belirterek “Son bir yıl içinde tüm bu sayılanlardan en az ikisi bile bulunuyorsa madde bağımlılığı tanısı için yeterli olmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı koyarken de belirtilerin şiddetine göre hafif, orta ve ağır düzeyde bağımlılık şeklinde sınıflandırma yapıldığını söyledi.     </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir hastalık</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sistemi etkilenmekte, tekrar eden kullanım nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açmaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık yapıcı maddeler</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, DSM-5’e göre madde kullanım bozukluklarının farklı farmakolojik gruplar altında sınıflandırıldığını belirterek bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>1. Tütün (Nikotin</span></b><span>): Yüksek bağımlılık potansiyeline sahiptir. Dopamin salınımını artırır ve yoksunluk belirtileri belirgindir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>2. Alkol:</span></b><span> GABAerjik sistemi güçlendirir, glutamaterjik sistemi baskılar. Tolerans ve yoksunluk gelişir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>3. Opiyatlar (Opioidler):</span></b><span> Morfin, eroin, kodein, metadon vb. µ-opioid reseptör agonistleridir. Yüksek bağımlılık ve ciddi yoksunluk riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>4. Uyarıcılar (Stimülanlar</span></b><span>): Amfetamin, kokain, MDMA; dopamin ve noradrenalin artışı yapar. Psikotik belirtiler gelişebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>5. Sedatif-Hipnotikler</span></b><span>: Barbitüratlar, benzodiazepinler; GABA üzerinden etki eder. Ani kesilme nöbet riski oluşturabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>6. Halüsinojenler</span></b><span>: LSD, psilosibin vb.; serotonerjik sistem üzerinden algı değişikliklerine yol açar. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>7. Uçucu Maddeler</span></b><span>: Tiner, benzen, yapıştırıcılar; özellikle ergenlerde nörotoksisite riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>8. Kannabis:</span></b><span> THC içeriği ile algı ve bilişsel işlevleri etkiler; yatkın bireylerde psikoz riskini artırabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>9. Diğer Maddeler</span></b><span>: PCP, ketamin, GHB, anabolik steroidler ve nitritler farklı mekanizmalarla bağımlılık riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alkol kullanım bozukluğu, ruhsal hastalıklarla eş zamanlı seyredebiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alkol kullanım bozukluğunun DSM-5’e göre; alkolün problemli bir kullanım örüntüsü ile klinik olarak belirgin bozulma ya da sıkıntıya yol açması durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tanı ölçütleri madde kullanım bozukluğu ile paraleldir ve yine son 12 aylık dönem esas alınır. Alkol kullanım bozukluğunda genetik yatkınlık, erken yaşta başlama, erkek cinsiyet (epidemiyolojik olarak daha yüksek oran), eşlik eden psikiyatrik bozukluklar, travma öyküsü, yüksek stres düzeyi risk faktörleri arasında sayılabilir. Alkol kullanım bozukluğu, sıklıkla depresyon ve anksiyete bozuklukları ile eş zamanlı seyretmektedir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Aileler madde bağımlılığında bu belirtilere dikkat etmeli      </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış, son zamanlarda içe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi vb. fiziksel belirtiler görülmesi halinde ailelerin aklına madde kullanımı ihtimali gelmelidir. Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Ancak kesin tanı klinik değerlendirme ile ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından konur. Suçlayıcı değil destekleyici bir iletişim yaklaşımı erken müdahale açısından kritik öneme sahiptir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli yaklaşım gerektiriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli bir yaklaşım gerektirir. Tıbbi değerlendirme ve detoksifikasyon, farmakolojik tedaviler (maddeye özgü), bilişsel davranışçı terapiler, motivasyonel görüşmeler, aile terapileri, grup terapileri, rehabilitasyon ve relaps önleme programları ile bireyin ihtiyacına özgü tıbbi ve psikolojik takip, tedavi ve rehabilitasyon planlanır. Yine bireyin ihtiyacına özel sosyal, ekonomik, barınma ve iş desteği kurumlararası iş birliği ile sağlanarak madde kullanım bozukluğu olan bireyin damgalanmadan, toplumla bütünleşmesi hedef alınır. Nüks görülebilir; bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın kronik doğasının bir parçası olduğunu kabul edip; tedavi ve rehabilitasyon sürecine devam edilir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde bağımlılığının önlenmesinde ailelere önemli görevler düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Öncelikle aile içinde açık ve güvenli iletişimin temelleri atılmalıdır. Çocuğun/gencin kendisini ifade etmesine imkân sağlanmalıdır. ‘Hayır’ diyebilme becerisinin geliştirilmesi önemlidir. Bunların yanı sıra stres yönetimi, stresle sağlıklı baş etme yöntemi olarak spor, sanat ve güvenli sosyal etkinliklere yönlendirme etkili yöntemler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yaşam becerileri erken yaşlardan itibaren kazandırılmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken yaşta yaşam becerileri eğitiminin kazandırılmasının da madde bağımlılığının önlenmesinde etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Özellikle ergenlik döneminde yargılayıcı, eleştirici yaklaşımdan uzak; aşırı koruyucu kollayıcı da olmadan, ilişkilerde sınır koymasını bilen, arkadaş seçimine özen gösteren, özgüvenli, aile bağları güçlü bireyler yetiştirmek ailelerin birincil görevi olmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aileden başlayarak topluma da önemli görevlerin düştüğünü belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak iyi birer rol model olma sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Evde önce aile, sonra okulda öğretmenler bu rolü üstlenirken; artık sosyal medya kullanıcısı olarak hepimiz ve özellikle de medya iletişim kanallarında bağımlılık yapıcı maddeleri özendirici reklam, tutum ve davranışlardan uzak olmak gerekiyor. Madde ve alkol kullanım bozuklukları; biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan kronik beyin hastalıklarıdır. Erken tanı, damgalamanın azaltılması, önleyici toplum temelli programlar ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetleri bağımlılıkla mücadelede temel stratejilerdir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılıkla topyekûn mücadele gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uyuşturucu madde ve alkol kullanım bozukluğu ile mücadelede toplumsal desteğin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Koruyucu önlemlerden sonra erken müdahale için damgalama ile mücadele, bağımlılığın irade sorunu olmaktan çıkıp; kronik bir beyin hastalığı olduğu bilincinin topluma yayılması son derece önemlidir. Bağımlılığın her türlüsünün tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinci ile topyekûn mücadele yapılmalıdır. Bunun için Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı, aile hekimlikleri, sağlıklı yaşam merkezleri, en yakın devlet hastanesindeki ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı poliklinikleri, AMATEM, ÇEMATEM, YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi)’ne başvurabilir; danışmanlık ve destek alabilirsiniz.”</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dokusunda]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[sertleşme]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanser tedavisinde önemli bir eşiğin aşıldığını gösterirken; aynı dönemde özellikle genç yaş grubunda kolon kanseri vakalarının artması dikkat çekiyor. Son bilimsel çalışmalar, bağırsak dokusunda meydana gelen sertleşmenin, kanser gelişiminde genetikten bağımsız erken bir uyarı mekanizması olabileceğine işaret ediyor. Güncel veriler ise kanserin yalnızca genetik bir hastalık olmadığını; erken tanı, doku yapısı ve yaşam tarzının da hastalığın gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, kolon kanserinde son ve yeni bilimsel yaklaşımlara ilişkin bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Kanser artık sadece genetik bir hastalık değil</strong></p>
<p>Kanser uzun yıllar ağırlıklı olarak genetik mutasyonlar üzerinden tanımlandı. Ancak güncel bilimsel veriler, genetik testleri normal olan bireylerde de kanser gelişebildiğini göstermektedir. Bu durum, kanserin yalnızca genetik değil; hücrenin bulunduğu doku ortamıyla da yakından ilişkili bir hastalık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Genç yaşta kolon kanseri görülme sıklığı artıyor</strong></p>
<p>Kolon kanseri ileri yaş hastalığı olarak bilinmekle birlikte, 50 yaş altı bireylerde görülme sıklığında artış izlenmektedir. Genç hastaların önemli bir bölümünde kalıtsal genetik risk faktörleri saptanmamaktadır. Bu tablo, kolon kanserinin başlangıcında genetikten bağımsız biyolojik süreçlerin etkili olabileceğini düşündürür. Son 30 yıla bakıldığında yıllık artış oranı yüzde 0,5 ile 2,4 arasında değişmiş durumda. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar bu artışın yüzde 124’e ulaşması beklenmektedir. Örneğin; vakaların önemli bir bölümünde “Lynch sendromu” gibi kalıtsal genetik mutasyonlar saptanmamıştır. Bu durum, kolon kanserinin yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p><strong>Bağırsak duvarındaki sertleşme erken bir uyarı olabilir</strong></p>
<p>Son çalışmalar, genç kolon kanseri hastalarında bağırsak duvarının normalden daha sert olduğunu göstermektedir. Üstelik bu sertliğin yalnızca tümörlü alanlarda değil, henüz normal görünümlü dokularda olduğu da tespit edildi. Elde edilen bulgulara bakıldığında kanser gelişiminin önce bağırsak dokusunda yapısal değişiklikler başlattığı net bir şekilde saptanmıştır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kanserin fiziği, genetiği kadar belirleyici</strong></p>
<p>Hücrelerin yalnızca kimyasal sinyallere değil, içinde bulundukları dokunun sertliğine de yanıt vermektedir. Bağırsak duvarındaki sertleşmenin, hücrelerde kontrolsüz çoğalmayı tetikleyen sinyal yollarını aktive edebilir. Bu mekanizma, genetik bir bozukluk olmaksızın da kanser sürecinin başlatabilir.</p>
<p><strong>Gelecekte kolon kanserinde tarama yaklaşımları değişebilir</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Erken tanı uygulamaları, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde sağkalım oranlarında belirgin artış sağlandı. Buna karşın kanser tanısı alan kişi sayısındaki artış, önleyici yaklaşımların güçlendirilmesini ve risk faktörlerinin daha fazla önemsenmesini gerekli kıldı.</p>
<p>Elde edilen bilimsel veriler, tarama yöntemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Gelecekte kolonoskopi uygulamalarında yalnızca poliplerin değil, bağırsak duvarı sertliğinin de değerlendirilmesi mümkün olabilecek. Bu da doku sertliğindeki artışın, kanser oluşmadan çok önce saptanabilmesini ve erken bir uyarı işareti olarak kullanılabilmesini sağlayabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[6000]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[novaseq]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı. DEÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinde kullanılmaya başlanan cihaz, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde ileri genomik analiz imkânı sunuyor.</p>
<p>Söz konusu cihaz, mevcut bilgiler doğrultusunda üniversite hastaneleri arasında yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde bulunma özelliği taşıyor. Bu yeni teknoloji, hem klinik hizmetlerde tanı hızını artırıyor hem de bilimsel araştırmalara önemli katkılar sağlıyor.</p>
<p><b>“NADİR HASTALIKLARIN YÜZDE 80’İ GENETİK KÖKENLİ”</b></p>
<p>28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Okay Çağlayan, nadir hastalıkların küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Çağlayan, nadir hastalıkların tanımının ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte Türkiye’de yaklaşık her 2 bin kişiden birinde görüldüğünü belirterek, “Nadir hastalıkların toplamda yaklaşık 8 bin farklı türü bulunmaktadır. Bu hastalıklar dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 6’sını etkilemekte olup, dünya genelinde 400 milyondan fazla birey nadir hastalıklarla yaşamaktadır. Avrupa’da yaklaşık 30 milyon, ülkemizde ise 5 ila 7 milyon arasında nadir hastalığa sahip birey olduğu tahmin edilmektedir. Nadir hastalıkların oluşumunda genetik faktörler yüzde 80 oranında rol oynamaktadır. Bu hastalıkların yüzde 70’i çocukluk döneminde ortaya çıkmakta ve ülkemizde hastaların yaklaşık üçte birinde yaşam kaybına neden olabilmektedir,” dedi.</p>
<p><b>“ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ARASINDA SADECE DEÜ’DE VAR”</b></p>
<p>NovaSeq 6000 cihazının sağladığı ileri teknoloji sayesinde tanı süreçlerinde önemli bir hız ve doğruluk artışı sağlandığını ifade eden Prof. Dr. Çağlayan, şunları kaydetti:</p>
<p>“DEÜ bünyesine kazandırılan bu ileri teknoloji sayesinde hastalarımıza daha hızlı ve doğru tanı koyabiliyoruz. Aynı zamanda yürüttüğümüz bilimsel araştırmalarla bölgesel ve ulusal düzeyde önemli katkılar sunuyoruz. Üniversite hastaneleri arasında NovaSeq 6000 cihazının yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesinde bulunması, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde güçlü bir translasyonel genomik altyapıya sahip olduğumuzu göstermektedir.”</p>
<p><b>YILDA 10 BİN HASTA TEDAVİ GÖRÜYOR</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinin T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış bir merkez olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlayan, merkezde tanı, araştırma ve genetik danışmanlık hizmetlerinin bütüncül bir yaklaşımla sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>Genetik hastalıkların yalnızca bireyi değil tüm aileyi etkileyen sağlık sorunları olduğuna dikkat çeken Çağlayan, “Merkezimizde genetik tanı, risk değerlendirmesi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 10 bin hastaya klinik değerlendirme yapılmış, 5 bin genetik test gerçekleştirilmiştir. Ayrıca İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile yürüttüğümüz multidisipliner çalışmalar sayesinde nadir hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde bilimsel ve klinik kapasitemizi sürekli geliştirmekteyiz,” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE HASTA HİZMETLERİNDE GÜÇLÜ ALTYAPI</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesinin sağlık alanındaki ileri teknoloji yatırımları hem hasta hizmetlerinin kalitesini artırıyor hem de nadir hastalıklar başta olmak üzere genetik temelli hastalıkların anlaşılması ve tedavisine yönelik bilimsel araştırmalara güçlü bir zemin hazırlıyor. Üniversite, sahip olduğu ileri genomik teknolojiler ve uzman akademik kadrosuyla ulusal ve uluslararası düzeyde sağlık bilimlerine katkı sunmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Anomali]]></category>
		<category><![CDATA[Durumla]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebeliklerde]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Riskli gebeliklerin takip ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı perinatoloji olarak adlandırılır. Perinatoloji; anne ve fetüs sağlığını korumayı amaçlayan, gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların erken tanısı, izlenmesi ve yönetimini kapsayan ileri bir uzmanlık alanıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038">Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Riskli gebeliklerin takip ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı perinatoloji olarak adlandırılır. Perinatoloji; anne ve fetüs sağlığını korumayı amaçlayan, gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların erken tanısı, izlenmesi ve yönetimini kapsayan ileri bir uzmanlık alanıdır.</p>
<p><strong>Riskli Gebeliklerde Erken Tanının Önemi</strong></p>
<p>Perinatoloji alanında prenatal tarama testleri, genetik tanı yöntemleri ve detaylı fetal ultrason incelemeleri uygulanarak olası risklerin erken dönemde saptanması hedeflenir. Yüksek riskli gebeliklerde özellikle gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği, diyabet ve tiroid hastalıkları, erken doğum riski, plasenta yerleşim anomalileri, çoğul gebelikler ve fetal anomalilerin erken teşhisi ve etkin yönetimi büyük önem taşır. Bu süreçte yapılan düzenli kontroller, anne ve bebeği tehdit edebilecek komplikasyonların önüne geçilmesini sağlar.</p>
<p>Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Op. Dr. Alp Nuhoğlu, yüksek riskli gebeliklerde erken tanı ve düzenli perinatolojik takibin anne ve bebek sağlığı açısından kritik rol oynadığını belirterek, bu gebeliklerin mutlaka uzman kontrolünde ve planlı bir şekilde izlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>İleri Tanı Yöntemleri ve İnvaziv İşlemler</strong></p>
<p>Perinatoloji kapsamında, gerekli görülen durumlarda plasentadan biyopsi, amniyosentez ve kordosentez gibi invaziv tanı yöntemleri uygulanır. Bu işlemler sayesinde fetal gelişim yakından izlenir ve şüpheli durumlarda kesin tanıya ulaşılması mümkün olur.</p>
<p><strong>Fetal DNA Testi ile Genetik Tarama</strong></p>
<p>Gebelikte yapılan en önemli tarama testlerinden biri Fetal DNA testidir. Anne kanından alınan örnekle, bebeğe ait hücrelerin incelendiği bu test sayesinde genetik anomalilere yönelik yüksek doğruluk oranıyla tarama yapılabilmektedir. Şüpheli sonuçlar elde edilmesi durumunda ise kesin tanı için amniyosentez gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulmaktadır.</p>
<p><strong>Detaylı Ultrasonun Hayati Rolü</strong></p>
<p>Tüm gebeliklerin yaklaşık yüzde 3–5’inde fetal anomali görülmektedir. Bu anomalilerin büyük bir kısmı organ gelişim bozukluklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle gebeliğin 21–23’üncü haftaları arasında yapılan detaylı ultrasonografi büyük önem taşır. Özellikle beyin ve kalp anomalileri bu dönemde daha sık saptanmakta, bazı durumlarda yaşamla bağdaşmayan tablolar ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, aile ile ayrıntılı şekilde görüşülerek sürecin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kişiye Özel Takip ve Multidisipliner Yaklaşım</strong></p>
<p>Uzmanlar, riskli gebeliklerin kişiye özel takip planlarıyla izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Anne ve bebeğin ihtiyaçlarına göre planlanan multidisipliner yaklaşım sayesinde gebeliğin güvenli bir şekilde sürdürülmesi ve sağlıklı bir doğum sürecinin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038">Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[testlerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserde tanı süreçleri artık günlerle değil, dakikalarla ölçülüyor. Yeni nesil moleküler ve genetik testler sayesinde, normalde yaklaşık bir ay süren analizler çok kısa sürede tamamlanarak tümörün temel biyolojik özellikleri ortaya konabiliyor. Tanı süreçlerindeki bu hız kazanımı, özellikle cerrahi sırasında alınan kararlar açısından hayati önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli</strong>, tanıya hız kazandıran bu teknolojilerin klasik patoloji anlayışını kökten değiştirmekte olduğunu belirtiyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Tanı süreçlerinde gelinen bu ileri noktanın en çarpıcı örneklerinden biri beyin tümörleri alanında yaşanıyor. Artık yalnızca mikroskop altında görülen hücre yapıları değil, tümörün moleküler ve epigenetik imzası da tanının merkezine yerleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) güncel sınıflamalarında da bu yaklaşımın benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, beyin tümörlerinde tanının artık tek bir test ya da tek bir görüntüye dayanmadığını vurguluyor. Tümörün mikroskopik özellikleri, genetik yapısı, hastanın klinik bulguları ve MR görüntüleri birlikte değerlendiriliyor; böylece tanı doğruluğu artıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor.</strong></em></p>
<p>Tanı hızlandıkça tedavi yaklaşımı da değişiyor. “Kansere dakikalar içinde tanı” ifadesi, tüm DNA’nın baştan sona analiz edilmesinden ziyade, hastalık açısından kritik genetik bilgilerin çok kısa sürede elde edilebilmesini ifade ediyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, özellikle nanopore gibi gerçek zamanlı dizileme teknolojilerinin DNA’dan gelen sinyali anında okuyabilmesi sayesinde bu hızın mümkün hale geldiğini belirtiyor.<br /> Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Yürütmekte olduğumuz projelerde, ‘frozen’ yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Mikroskop Yetmiyor; Kanserde Genetik Kodlar Konuşuyor</strong></b></p>
<p>Moleküler testler bugün en yaygın olarak beyin tümörleri, akciğer kanseri, meme ve kolorektal kanserler ile hematolojik kanserlerde kullanılıyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, mikroskop altında birbirine çok benzeyen iki tümörün moleküler olarak tamamen farklı olabildiğini ve bunun hastanın alacağı tedaviyi kökten değiştirebildiğini belirtiyor:<br /> “Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor”… </p>
<p>Genetik testler artık yalnızca “Bu tümör nedir?” sorusuna değil, “Bu hastada hangi tedavi işe yarar?” sorusuna da yanıt veriyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b><strong>Metilasyon Analizi ve Ameliyat Sırasında Genetik Tanı</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde son yılların en güçlü tanı yaklaşımlarından biri olan tümör DNA metilasyon analizi, özellikle tanısı zor ve atipik olgularda belirleyici rol oynuyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu yöntemin tanı doğruluğunu artırdığını, nadir tümör alt tiplerinin güvenle ayırt edilmesini sağladığını ve böylece klinik seyrin daha öngörülebilir hale geldiğini vurguluyor.</p>
<p>Avrupa Birliği çatısı altında TRANSCAN projesi kapsamında yürütmekte oldukları çalışmaların, tümörle ilgili genetik bilgileri ameliyat sırasında cerraha ulaştırmayı hedeflediğini belirten Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli’ye göre, DNA’yı anlık olarak okuyabilen nanopore dizileme teknolojisi bu dönüşümün en önemli anahtarlarından biri.</p>
<p>Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Ameliyat sırasında alınıp dondurulduktan sonra incelenen doku örneklerinden neredeyse eş zamanlı olarak tümörün moleküler profilini elde edebiliyoruz. Patolog mikroskopta frozen (dondurulmuş doku) kesitini değerlendirirken, eş zamanlı olarak aynı dokudan DNA izole edilip genetik analiz başlatılıyor. Böylece cerrahi ekip, operasyon devam ederken kritik bilgilere sahip olabiliyor ve ameliyat bu bilgilere göre şekilleniyor. Bu yaklaşım, gelecekte ‘ameliyat sırasında genetik tanı’ kavramının standart hale gelmesinin önünü açıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>Görüntüleme Artık Tümörün Biyolojisini de Gösteriyor</strong></b></p>
<p>Beyin tümörlerinde radyolojinin rolünün de değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, ileri görüntüleme yöntemlerinin moleküler ve patolojik verilerle entegre edildiği projeler yürüttüklerini belirtiyor. Bu sayede cerrahi planlama, tedavi yanıtı ve nüks riski daha doğru öngörülebiliyor.</p>
<p>Acıbadem Üniversitesi bünyesinde kurulan Beyin Tümörleri Araştırma Grubu’nun (Acıbadem University Brain Tumor Research Group-AUBTRG) patoloji, moleküler biyoloji, radyoloji, biyoinformatik, beyin cerrahisi ve onkolojiyi aynı çatı altında buluşturduğunu aktaran Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu multidisipliner yapının bilimsel üretimi hızlandırdığını söylüyor.</p>
<p><strong>Tümörün Gizli Haritası Ortaya Çıkıyor </strong></p>
<p>Türkiye’de ilk kez Acıbadem Üniversitesi’nde altyapısı kurulan <strong>mekansal transkriptomik (spatial transcriptomics)</strong> yöntemine de değinen Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, bu teknolojinin bir tümörü oluşturan farklı hücrelerin dokudaki konumlarını ve hangi genleri aktif kullandıklarını bozmadan ortaya koyduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, “Bu yöntemle tümörü adeta bir harita gibi okuyabiliyor, hangi bölgenin agresif, hangisinin tedaviye dirençli olduğunu anlayabiliyoruz. Tıp artık hastalığı değil hastayı merkeze alan, moleküler verilerle desteklenen bir yaklaşım benimsiyor. Biz Acıbadem Üniversitesi’nde, tümör hücrelerinin sadece ne olduğunu değil, nerede ve nasıl davrandığını da ortaya koyan çalışmalar yürütüyoruz. Patoloji ise klinik karar süreçlerinin tam merkezinde yer alıyor” diyerek sözlerini tamamlıyor… </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/molekuler-testlerle-kansere-dakikalar-icinde-tani-610810">Moleküler Testlerle Kansere Dakikalar İçinde Tanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </p>
<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>
<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>
<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>
<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>
<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>
<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>
<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>
<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>
<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>
<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80&#8217;i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Oranlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor. Rapora göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanserin artık mutlak bir son olarak görülmediğini gösterirken; erken tanı, modern tedavi yöntemleri ve önleyici sağlık adımlarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” nedeniyle güncel veriler ışığında kanserde gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Kanserde yüzde 70’lik sağkalım eşiği aşıldı</strong></p>
<p>2026 Kanser İstatistikleri Raporu’nda yer alan verilere göre, tüm kanser türleri ve evreleri birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreceli sağkalım oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu oran, bireysel hastalar için kesin bir sonuç anlamı taşımamakta; modern onkolojinin genel başarısını yansıtan bir ortalamayı ifade etmektedir. Elde edilen bu sonuç, “kanser kesin ölüm demektir” anlayışının geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Kanser istatistikleri, genellikle tanıdan sonra birkaç yıllık takip sürecinin tamamlanmasıyla hesaplanmaktadır. Bu nedenle 2026 raporunda yer alan sağkalım oranları, büyük ölçüde 2015-2020 yılları arasında tanı alan hastaların sonuçlarını yansıtmaktadır. Günümüzde klinik uygulamalarda giderek daha fazla yer bulan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin etkisinin, önümüzdeki yılların verilerine daha güçlü biçimde yansıyacağı öngörülmektedir.</p>
<p><strong>Son 30 yılda kansere bağlı ölümler yüzde 35 azaldı</strong></p>
<p>Güncel kanser istatistikleri, 1991 yılından bu yana kansere bağlı ölüm oranlarının yüzde 35 oranında azaldığını ortaya koymaktadır. Bu düşüş, yalnızca ABD’de yaklaşık 6 milyon insanın hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Elde edilen bu başarı, tek bir gelişmeye değil; erken teşhis programlarının yaygınlaştırılmasına, sistemik tedavilerin hedefe yönelik ve akıllı ilaçlarla güçlendirilmesine ve immünoterapilerintedavi süreçlerine entegre edilmesine dayanmaktadır. Tarama yöntemleriyle tümörlerin daha erken evrede saptanması, kişiselleştirilmiş ilaç tedavileri ve bağışıklık sistemini harekete geçiren yaklaşımların birlikte kullanılması sayesinde kanser tedavisinde kalıcı ve güçlü sonuçlar elde edilmektedir. Bu gelişmeler, kanserin artık önceden yazılmış bir kader olmadığını ve bilimsel ilerlemelerle yönetilebilir bir hastalık haline geldiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Üç temel alan tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede sağlanan ilerlemelerin temelinde üç ana başlık yer almaktadır. Tarama programları sayesinde tümörler daha erken evrede saptanmakta, bu durum cerrahi ve ilaç tedavilerinin başarısını artırmaktadır. Klasik kemoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlarla birlikte kullanılarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler uygulanmaktadır. İmmünoterapiler ise bağışıklık sistemini kansere karşı aktive ederek cerrahi ve radyoterapiyle birlikte güçlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Vaka sayılarındaki artış önleyici yaklaşımları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında ABD’de beklenen yeni kanser vakası sayısının 2.1 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Daha fazla hastanın hayatta kalmasıyla birlikte, daha fazla kişiye kanser tanısı konulması dikkat çekmektedir. Bu durum; obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, çevresel maruziyetlerve yaşlanan nüfus gibi risk faktörlerinin önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>En büyük düşman hala aynı: Sigara</strong></p>
<p>Tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen, akciğer kanseri günümüzde hala en ölümcül kanser türü olma özelliğini sürdürmekte. 2026 yılı için ABD’de akciğer kanserine bağlı beklenen yaşam kaybı sayısının yaklaşık 124 bin 990 olduğu öngörülmektedir. Oysa düşük doz akciğer tomografisi ile erken tarama, bu alanda en etkili korunma ve erken tanı yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın taramaya uygun bireylerin yalnızca yüzde 18’i bu testi yaptırmakta. Bu tablo, bilimsel bilgi ve teknolojik imkanların mevcut olmasına rağmen, bireysel farkındalık ve davranış değişikliğinin kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Kanserde tür ve evre hayati öneme sahip</strong></p>
<p>Genel sağkalım oranları yükselmiş olsa da kanser türleri arasında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Tiroid, prostat ve testis kanserlerinde sağkalım oranları oldukça yüksek seyrederken; akciğer ve pankreas kanserlerinde bu oranlar daha düşük düzeylerde kalmaktadır. Bu tablo, kanserde erken tanının ve hastalığın hangi evrede yakalandığının belirleyici rolünü açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kanser yönetilebilir bir hastalık</strong></p>
<p>Güncel veriler, kanserin birçok hasta için kronik bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Tedavi sonrası yaşam kalitesinin korunması, uzun dönem yan etkilerin izlenmesi ve psikososyal desteğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. HPV aşısı gibi önleyici uygulamaların ise bazı kanser türlerinde hastalığın ortaya çıkmasını engelleme potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu gelişmeler, kanserde asıl başarının yalnızca tedavide değil, önlemede de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 09:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </span></p>
<p><b><strong> “Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </span></p>
<p><b><strong> Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </strong></b></p>
<p><span> </span><span>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> ‘İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> Bu şikayetler varsa DİKKAT </strong></b></p>
<p><span> ‘</span><span>Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </span></p>
<p><b><strong>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan , stresten ,sedanter  yaşamdan dolayı oluşabilir Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen  durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemini]]></category>
		<category><![CDATA[bitti]]></category>
		<category><![CDATA[devri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer &#8211; Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor.</strong></em></p>
<p>NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı </strong></p>
<p>Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser<strong> </strong>hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor.</p>
<p><strong>NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor</strong></p>
<p>Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor.</p>
<p>Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor.</p>
<p><strong>Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. </p>
<p>Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz”<br /> diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605919</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanseri, basit tarama testleri ve HPV aşısı ile önlenebilirken, geç kalındığında ciddi sonuçlara yol açabiliyor” diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Neşe Solak, rahim ağzı kanseri ve HPV enfeksiyonu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919">Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“HPV ile yakından ilişkili olan rahim ağzı kanseri, erken tanı ve düzenli tarama ile kontrol altına alınabiliyor” diyen Nev Sağlık GrubuKadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Neşe Solak, rahim ağzı kanserinde erken tanının önemi ve HPV aşısına ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı (serviks) kanseri, rahmin alt kısmında yer alan serviks dokusundan gelişen ve çoğunlukla HPV (Human Papilloma Virüsü) ile ilişkili bir kanser türüdür. En önemli özelliği, düzenli tarama programları sayesinde önlenebilir ve erken evrede yakalanabilir olmasıdır. En sık tanı alan yaş grubu ise 35-44 yaş aralığıdır” dedi.</p>
<p><b>Kimler Risk Altında?</b></p>
<p>Solak, “Yüksek riskli HPV tipleri, özellikle HPV 16 ve 18 ile enfekte olan kişilerde rahim ağzı kanseri riski artmaktadır. Bunun yanı sıra erken yaşta cinsel ilişkiye başlayanlar, çoklu cinsel partner öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar ve uzun süre tarama yaptırmayan kadınlar risk grubunda yer almaktadır” dedi.</p>
<p><b>Belirtiler Nelerdir?</b></p>
<p>“Rahim ağzı kanseri erken evrede genellikle belirti vermez” diyen Solak, “Hastalık ilerledikçe ilişki sonrası kanama, ara kanamalar, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu vajinal akıntı ile kasık veya bel ağrısı gibi şikâyetler ortaya çıkabilir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Tedavisi Nasıl Yapılır?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Erken evrede yakalanan rahim ağzı kanserinde konizasyon (rahim ağzının bir kısmının alınması) ya da rahmin alınması gibi cerrahi yöntemler uygulanabilir. İleri evrelerde ise tedavi radyoterapi ve kemoterapi ile sürdürülmektedir” dedi.</p>
<p><b>Tarama Nasıl Yapılır? Smear Testi Nedir?</b></p>
<p>“Rahim ağzı kanseri taraması, kanser gelişmeden önce ortaya çıkan hücresel değişiklikleri saptamayı amaçlar” diyen Solak, “Bu tarama smear testi ve HPV DNA testi ile yapılır. Smear testi, jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından küçük bir fırça veya spatula yardımıyla hücre örneği alınarak gerçekleştirilir. İşlem 1-2 dakika sürer ve anestezi gerektirmez. Smear testi öncesinde adetli olunmaması, son 48 saat içinde cinsel ilişkiye girilmemesi ve vajinal duş, fitil ya da krem kullanılmaması önerilmektedir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Tanı Nasıl Konur?</b></p>
<p>Solak, “Smear veya HPV DNA testinde anormal sonuç elde edilmesi durumunda kolposkopi ve biyopsi ile kesin tanı konur. Kolposkopi, rahim ağzı, vajen ve vulvanın mikroskop benzeri özel bir cihazla ayrıntılı olarak incelendiği tanısal bir işlemdir. İşlem sırasında rahim ağzına asetik asit uygulanır ve şüpheli görülen alanlardan küçük biyopsiler alınır. Genellikle 5-10 dakika sürer ve çoğu zaman anestezi gerektirmez” dedi.</p>
<p><b>Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Mümkün mü?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı kanserinden korunmada en etkili yöntem HPV aşısıdır. Çünkü rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı HPV ile ilişkilidir. Aşı yapılmış olsa bile tarama programlarının aksatılmaması gerekir. Düzenli tarama yaptırmak, sigara kullanmamak, kondom kullanmak, çoklu partnerden kaçınmak, bağışıklık sistemini destekleyen bir yaşam tarzı benimsemek ve HPV pozitifliği durumunda kontrolleri ihmal etmemek korunmada önemli rol oynar” dedi.</p>
<p><b>HPV Enfeksiyonu Nedir? Tehlikeli midir?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV, oldukça yaygın görülen ve çoğunlukla cinsel yolla bulaşan bir virüstür. Çoğu kişide belirti vermeden vücuttan kendiliğinden temizlenir ve enfeksiyonların büyük bir kısmı zararsızdır. Ancak yüksek riskli HPV tipleri, özellikle 16 ve 18, rahim ağzı kanserine yol açabilir. Bu nedenle düzenli tarama büyük önem taşır. Prezervatif kullanımı riski azaltmakla birlikte yüzde 100 koruma sağlamaz” dedi.</p>
<p><b>HPV Taşıyıcılığı Nasıl Anlaşılır?</b></p>
<p>“HPV taşıyıcılığı çoğu zaman hiçbir belirti vermez” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Bu nedenle HPV varlığı yalnızca smear ve HPV DNA testleri ile tespit edilebilir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>HPV Ne Kadar Sürede Temizlenir?</b></p>
<p>Solak, “HPV enfeksiyonlarının yüzde 70-90’ı bağışıklık sistemi sayesinde 1-2 yıl içinde vücuttan temizlenir. Sigara kullanımı, yoğun stres ve bağışıklık sisteminin zayıflaması bu süreci uzatabilir” dedi.</p>
<p><b>HPV Pozitifliğinde Partnere Bulaş Olur mu?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV cinsel yolla bulaşabildiği için partnere geçme riski bulunmaktadır. Erkeklerde çoğu zaman belirti görülmez ve erkekler için rutin bir HPV tarama testi bulunmamaktadır” dedi.</p>
<p><b>HPV’nin Tedavisi Var mı?</b></p>
<p>“HPV’yi tamamen yok eden bir ilaç bulunmamaktadır” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Tedavide amaç, vücudun virüsü temizlemesini desteklemek ve oluşan lezyonları tedavi etmektir. HPV enfeksiyonu olan kişilere de HPV aşısı yapılması önerilmektedir. Sigara kullanmamak ve düzenli kontrolleri aksatmamak sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından önemlidir” dedi.</p>
<p><b>HPV Aşısı Nedir?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı; HPV tip 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’e karşı koruma sağlar. Kadınlarda rahim ağzı, vulva ve vajina kanserleri ile bu kanserlerin öncül lezyonlarına; kadın ve erkeklerde ise anüs kanseri ve genital siğillere karşı koruyucudur. Dokuz yaşından büyük adolesanlar ve yetişkinler için uygundur. Aşı, vücudun bu HPV tiplerine karşı antikor üretmesini sağlayarak hastalıklara karşı bağışıklık oluşturur” dedi.</p>
<p><b>Kimlere Yapılır, Uygulama Şekli Nasıldır?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı, 9-26 yaş arası erkeklere ve 9-45 yaş arası kadınlara uygulanabilmektedir. 9-15 yaş grubunda aşı iki doz şeklinde yapılır ve ikinci doz 5-13 ay arasında uygulanır. 15 yaş üzerindeki kişilerde ise üç doz uygulanır ve bu dozların bir yıl içinde tamamlanması gerekir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Yan Etkisi Var mı?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı sonrası en sık görülen yan etkiler, aşının yapıldığı bölgede ağrı, şişlik ve kızarıklık ile baş ağrısıdır. Ciddi alerjik reaksiyonlar ise oldukça nadirdir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919">Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anormal]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmeden]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyanıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uyku bozukluklarında tanının temeli polisomnografidir (PSG)!</strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının tanısında, hastanın şikayetlerinin ayrıntılı sorgulanması ve objektif uyku testlerinin birlikte değerlendirilmesinin esas olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Obstrüktif uyku apnesi şüphesinde altın standart yöntem, gece boyunca beyin dalgaları, solunum akımı, oksijen satürasyonu, kas aktivitesi, göz hareketleri ve kalp ritminin eş zamanlı izlendiği polisomnografidir (PSG).” dedi.</p>
<p>Bu testin apne-hipopne indeksinin (saatte solunum durma sayısı) belirlenmesini ve hastalığın şiddet sınıflamasını sağladığını ifade eden Prof. Dr. Metin, “Narkolepsi  gibi aşırı uyuma durumlarının ayırıcı tanısında ise PSG’yi takip eden gün, tekrarlanan kısa uyku denemeleriyle ortalama uykuya dalma süresini ve REM’e girişin anormal derecede erken olup olmadığını ölçen Çoklu Uyku Gecikme Testi kullanılır. Narkolepside uyku başlangıç süresinin kısalması ve REM ile başlayan uyku dönemlerinin (SOREM) saptanması tanı açısından kritik bulgulardır. Başka bir deyişle narloeptik birey  gündüz uyku için yattığında uykuya hemen REM evresi ile başlar. Bunlara ek olarak tüm gece video EEG tetkiki de epilepsi şüphesi varlığında kullanılan bir testtir. Tüm gece video EEG testinde hastanın sabaha kadar video kaydı ve çok kanallı EEG kayıtları alınır ve ortaya çıkan anormal hareketlerin epilepsi kaynaklı olup olmadığı araştırılır.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kullanılan ekipmanlar uyku bozukluklarının kapsamlı ve doğru şekilde tanınmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Uyku laboratuvarında PSG testi için kullanılan yöntemlere değinen Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG beyin aktivitesini gösterir. EEG’ye bakarak hekim gece uyanıklıkları ve uyku evrelerini anlayabilir. Ayrıca epilepsi şüphesi varlığında EEG tanısal değer taşır. Kas aktivite kaydı (EMG), uykuda görülen hareketler ve anormal kas kasılmalarının anlaşılmasını sağlar. Solunum sensörleri, soluk alıp vermelerin kaydını yapar ve uykuda solunum durmalarının kaydedilmesini sağlar. Göğüs ve karın hareket sensörleri, solunum eforunun yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlar. Horlama sensörü, horlamanın kaydedilmesini sağlar. EKG, kalp ritmini tüm gece ölçer ve anormal durumlar kaydedilir. Oksijen satürasyonu, kan oksijen miktarının yeterli olup olmadığını ölçer. Tüm gece ortaya çıkan anormal hareketlerin değerlendirilebilmesi için video kaydı alınır. Cpap/Bipap cihazları, yardımcı solunum cihazına ihtiyaç duyan hastalara uygun basınç ve cihaz tipinin belirlenmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Dinlenmiş uyanmamak bile tek başına bir uyku problemine işaret ediyor!</strong></p>
<p>Uyku bozukluğu yaşayan bireylerin genel sağlıklarını korumak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Barış Metin, “Öncelikle gece şiddetli horlama ve nefes durması yaşayan bireylerin hemen uyku hastalalıkları uzmanına başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p>Uyku apnesinin, tedavi edilmezse birçok ciddi hastalığa neden olan sinsi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, “Hem dikkat, konsantrasyon gibi temel yaşam fonksiyonlarını bozar hem de kalp krizi ve felç gibi tehlikeli durumların olasılığını artırır. Gündüz aşırı uyuma da ciddiye alınması gereken bir durumdur. Uyku apnesine bağlı olabileceği gibi narkolepsi gibi hastalıkların da temel belirtisi engellenemeyen uyku ataklarıdır. Uyku yaşamımız için hayati bir fonksiyondur. Sağlıklı ve  başarılı bir iş, aile, akademik ve sosyal yaşama sahip olmak için kaliteli uyku uyumalıyız. Sabah uyandığınızda kendinizi dinç ve dinlenmiş hissetmiyorsanız bu durum bile tek başına bir uyku probleminiz olduğunu gösterir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deodorant]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri, çoğu zaman herhangi bir şikayet olmasa bile büyük önem taşıyor. Meme sağlığı açısından mamografinin de bu kontroller arasında önemli bir yeri olmasına rağmen, hakkında dolaşan yanlış bilgiler nedeniyle sıkça ertelenebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında bilinmesi gereken 8 önemli detayı paylaştı:</p>
<ol>
<li>Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografide ise X ışını kullanılmaz, ses dalgalarıyla anlık görüntü elde edilir ve meme üzerine jel sürülerek inceleme yapılır.</li>
<li>Mamografi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kısa süreli olarak sıkıştırılır. Bu sayede meme sabitlenir, dokuların üst üste gelmesi önlenir ve farklı yapılar daha net görüntülenir. Uygulanan sıkıştırma hafif bir hassasiyet ya da ağrıya neden olabilir ancak yalnızca birkaç saniye sürer, meme dokusuna zarar vermez ve rahatsızlık kısa sürede geçer.</li>
<li>Mamografi çekimi, hastanın hazırlanması ve görüntülerin alınmasıyla birlikte yaklaşık 10–15 dakika sürer. Memenin sıkıştırıldığı süre ise yalnızca 3–4 saniyedir.</li>
<li>Alüminyum hidroklorür içeren bazı deodorant, pudra ve kremler, mamografi sırasında memede küçük kalsiyum (kireç) birikintileri varmış gibi bir görüntü oluşturabilir. Bu durum yanlış tanıya yol açabilir.</li>
<li>Günlük yaşamda dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalınır. Mamografi sırasında alınan X ışını dozu ise oldukça düşüktür. Mamografiye bağlı bir meme kanseri bildirilmemiştir ve sağladığı erken tanı faydası düşünüldüğünde alınan radyasyon dozu oldukça düşüktür.</li>
<li>Meme dokusunun yoğun olması, memeye özgü parankim dokusunun yağ dokusuna göre daha fazla olduğu anlamına gelir. Yoğun meme dokusu mamografinin duyarlılığını azaltabildiği için bu tip memelerde değerlendirmeye ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemleri de eklenebilir.</li>
<li>Tarama amaçlı mamografi, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez önerilir ve erken tanı açısından büyük önem taşır. Bir yıl içinde gelişip erken dönemde fark edilen kitlelerin tedavisi genellikle daha kolay ve başarılı olur. Bu yaş grubunda yılda bir kez mamografi çekilmesi ve gerektiğinde ultrasonografi ile değerlendirilmesi önerilir. Rutin tarama dışında, bazı riskli durumlarda doktorun gerekli görmesi halinde mamografi daha erken yaşta ya da daha sık yapılabilir.</li>
<li>Mamografi ve ultrasonografi incelemelerinin eski sonuçlarının da değerlendirmeye getirilmesi, önceki ve yeni bulguların karşılaştırılması açısından büyük önem taşır. Var olan lezyonların zaman içinde aynı şekilde ve büyüklükte kalması genellikle iyi huylu olduklarını düşündürür. Eski ve yeni görüntülerin birlikte değerlendirilmesi, yeni bir oluşumun olup olmadığını anlamada ve takip sürecini planlamada yol gösterici olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenişehir&#8217;de &#8220;Diyabeti Tanı, Sağlığını Koru&#8221; Paneli Düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-diyabeti-tani-sagligini-koru-paneli-duzenlendi-601740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 12:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlendi]]></category>
		<category><![CDATA[eczacı]]></category>
		<category><![CDATA[koru]]></category>
		<category><![CDATA[lions]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[paneli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin Yenişehir Belediyesi, Lions International (Lions Kulüpleri), Türk Eczacılar Birliği 25. Bölge Mersin Eczacı Odası, Uluslararası Lions Dernekleri 118-U Yönetim Çevresi Federasyonu ve Anadolu Lions Diyabet Teşhis Tedavi ve Eğitim Vakfı (ALDİVAK) iş birliğiyle düzenlenen “Diyabeti Tanı, Sağlığını Koru” paneli, Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-diyabeti-tani-sagligini-koru-paneli-duzenlendi-601740">Yenişehir&#8217;de &#8220;Diyabeti Tanı, Sağlığını Koru&#8221; Paneli Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Mersin Yenişehir Belediyesi, Lions International (Lions Kulüpleri), Türk Eczacılar Birliği 25. Bölge Mersin Eczacı Odası, Uluslararası Lions Dernekleri 118-U Yönetim Çevresi Federasyonu ve Anadolu Lions Diyabet Teşhis Tedavi ve Eğitim Vakfı (ALDİVAK) iş birliğiyle düzenlenen <strong><span>“Diyabeti Tanı, Sağlığını Koru”</span></strong> paneli, Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda gerçekleştirildi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İnsülin kullanan hastalar ve diyabet yakınlarına yönelik düzenlenen panelde, diyabet konusunda farkındalık oluşturulması ve sağlıklı yaşam bilincinin artırılması amaçlandı.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span><span><span><span>Panelin açılış konuşmasını yapan <strong><span>Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit</span></strong>, diyabetin erken teşhis edilmediğinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek “Diyabet farkında olunursa hastalık bile sayılmaz ama farkında olmazsak içten içe bizi tüketir, organlar zarar görür. Bir gün bakmışız ki her şey için çok geç kalınmış.” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bilgilenmenin ve uzmanlara danışmanın önemine vurgu yapan Başkan Özyiğit, eczacıların bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Eczacınıza danışmak çok önemli. Bu nedenle bugün burada bir farkındalık ve eğitim toplantısı için bir aradayız,” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sağlıklı ve yaşanabilir bir kent hedefini yineleyen Özyiğit, “Daha sağlıklı, güzel ve yaşanabilir bir kenti; el ele, omuz omuza, dayanışma içinde inşa edeceğiz.” diyerek katkı sunan tüm kurum ve katılımcılara teşekkür etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Panelde ayrıca Uluslararası Lions Dernekleri 118-U Yönetim Çevresi Genel Yönetmeni <strong><span>Faruk Birsen</span></strong>, Mersin Eczacı Odası Başkanı <strong><span>Aliye Akgül Aydın</span></strong> ve <strong><span>ALDİVAK Başkanı Tülin Koçoğlu</span></strong> da açılış konuşmaları yaptı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Açılış konuşmalarının ardından alanında uzman isimler katılımcılara önemli bilgiler aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzm. Ecz. <strong><span>Cansu Korkmaz</span></strong> “Diyabet nedir, belirtileri nelerdir?”, Psikolog <strong><span>Tuğçe Derkuş</span></strong> “Diyabette Aile ve Sosyal Destek”, Diyetisyen <strong><span>Hazal Asfuroğlu Dönmez</span></strong> “Diyabette Dikkat Edilmesi Gerekenler”, Diyetisyen <strong><span>Seza Berran Kaya</span></strong> “Diyabette Yaşam ve Pratik Beslenme Önerileri” ve Fizyoterapist <strong><span>Güler Kılıç</span></strong> ise “Fiziksel Aktivitenin Diyabetteki Rolü” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Panel sonunda konuşmacılara plaket takdim edilirken, <strong><span>insülin iğnesi kullanan katılımcılara iğnelerini yanlarında güvenle taşıyabilmeleri amacıyla insülin çantaları ücretsiz olarak dağıtıldı.</span></strong></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-diyabeti-tani-sagligini-koru-paneli-duzenlendi-601740">Yenişehir&#8217;de &#8220;Diyabeti Tanı, Sağlığını Koru&#8221; Paneli Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi. </em></p>
<p>“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’</strong>ten rehber hakkında bilgi aldık. </p>
<p><strong>Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı</strong></p>
<p>Rehberde<strong> </strong>bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı. </p>
<p><strong>İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite</strong></p>
<p>İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını  belirterek sözlerine şöyle devam etti: <strong>“Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Peki, rehber ne diyor? </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><strong>“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”</strong></p>
<p> İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsinin]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi, beynin elektriksel aktivitesinin zaman zaman kontrolden çıkarak tekrarlayan nöbetlere yol açtığı nörolojik bir hastalık. Dünyada yaklaşık 65 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon epilepsi hastası olduğu belirtiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148">Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi, beynin elektriksel aktivitesinin zaman zaman kontrolden çıkarak tekrarlayan nöbetlere yol açtığı nörolojik bir hastalık. Dünyada yaklaşık 65 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon epilepsi hastası olduğu belirtiliyor.  Epilepsi ani gelişen nöbetler nedeniyle hastaların iş, aile ve sosyal yaşamlarında ciddi sorunlara neden olabilirken, nadiren de olsa yaşamı tehdit eden tablolara da yol açabiliyor.  <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural,</strong> oysa epilepsi nöbetlerinin doğru tanı ve kişiye özel tedaviyle çoğunlukla kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, ”Ancak, tedaviden başarılı sonuç alınabilmesinde erken tanı büyük önem taşımaktadır. Erken tanı ile nöbetler daha hızlı kontrol altına alınmakta, nöbetlerin direnç kazanmaları ve beynin tekrarlayan nöbetlerden zarar görmesi önlenebilmektedir. Bunlar sayesinde hastalarımızın çoğu nöbetsiz bir yaşam sürebilmekte ve eğitim ile iş yaşamlarına sorunsuz devam edebilmektedirler. Erken tanı için özellikle gözden kaçabilen belirtilerin bilinmesi ve zaman kaybetmeden hekime başvurulması çok değerlidir” diyor.  </p>
<p><strong> “Dalgın bakışlar” epilepsi sinyali olabilir! </strong></p>
<p>Epilepsi nöbetleri denildiğinde aklımıza ilk olarak ’ağızdan gelen köpükler, bilinç kaybı ve sert kasılmalar’ geliyor. Yaygın inanışın aksine, her epilepsi nöbeti bu şekilde gerçekleşmiyor. Epilepside birçok farklı nöbet tipi mevcut. Belirtiler sorunun beynin hangi bölgesinde başladığı ve ne hızla yayıldığıyla ilgili olarak gelişiyor. Bilinç kaybı, kasılma, dalma, uykuda ani sıçrama, konuşmanın durması, kötü koku duyulması veya déjà-vu gibi tuhaf hisler, epilepsinin en sık görülen belirtilerinden. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural,<strong> </strong>aslında nöbetlerin toplum tarafından bilinmeyen pek çok sinyali de olduğuna işaret ederek, ”Sadece saniyeler süren kısa donakalma, dalgın bakışlar ve sıçrama nöbetleri de epilepside sık görülür ve çoğu zaman fark edilmez. Bu belirtilerin gözden kaçması ise tanıyı ve tedaviyi geciktirmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Uzayan nöbetlerde her dakika çok kritik! </strong></p>
<p>Epilepsi nöbetlerinin çoğu 1–2 dakika içinde geçiyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural, ancak 5 dakikadan uzun süren nöbetlerde acil müdahalenin son derece önemli olduğunu vurgulayarak ”Zira, nöbet süresi uzadıkça beynin oksijensiz kalmasına bağlı olarak kalıcı beyin hasarı riski artmaktadır. Bu nedenle, uzayan nöbetlerde her dakika çok kritiktir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yapay zeka destekli analizler tanıyı güçlendiriyor</strong></p>
<p>Epilepsinin en yaygın nedenlerini genetik yatkınlık, doğum sırasında oksijen yetersizliği, inme, travma, beyin tümörleri, enfeksiyonlar ve yapısal beyin bozuklukları oluşturuyor. Bazı hastalarda ise belirgin bir neden saptanamayabiliyor ve bu tablo ”idiopatik epilepsi” olarak tanımlanıyor. Epilepsi hastalığında beynin elektriksel sinyallerini kaydederek anormal paternleri gösteren elektroensefalografi (EEG) temel tanı yöntemi olarak kullanılıyor. Gerekli durumlarda manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve video-EEG yöntemlerine başvuruluyor. Yapay zekâ destekli EEG analizleri tanıyı güçlendiriyor ve tedaviyi hastaya özel hale getiriyor. </p>
<p><strong>Tedaviyle nöbetsiz bir yaşam mümkün! </strong></p>
<p>Günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Tedavide amaç nöbetleri tamamen durdurmak ve yan etkisiz bir yaşam sağlamak. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aykut Kural, epilepsi hastalarının yüzde 65–70’inin doğru ilaç tedavisiyle tamamen nöbetsiz bir yaşam sürebildiklerini vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsinin-en-sinsi-belirtisi-sessiz-ve-kisa-nobetler-599148">Epilepsinin en sinsi belirtisi: Sessiz ve kısa nöbetler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor. Günümüzde her 36 çocuktan biri otizm tanısı alıyor. Otizmde erken teşhis çocukların gelişimi için büyük önem taşıyor. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların %50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabiliyor. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali %60’ın üzerine kadar çıkabiliyor. Ancak terapilerin 5 yaşında başlaması durumunda bu oran %5’in altına düşebiliyor. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim, otizmli bir çocuğun geleceğini tamamen değiştirebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Sağlık Bakanlığı’nın “Otizm Eylem Planı” kapsamında yer alan “16-23 Aralık Otizm Farkındalık Haftası” nedeniyle, otizm hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p><strong>Otizmi yönetmek bir ekip işidir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durumdur. Son yıllarda tanı alma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin!</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12–24 ayında gözlemlenebilir. Aşağıdaki sorulardan 2 veya daha fazlasına “hayır” diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir.</p>
<ol>
<li>Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu?</li>
<li>İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu?</li>
<li>Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu?</li>
<li>18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu?</li>
<li>Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu?</li>
<li>Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapileri, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olur. Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[gürel]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk ile erken tanının önemi hakkında kıymetli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönemdir. KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, bipolar bozukluğun sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti: “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk olarak sınıflandıracağımız bu bozukluk, 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışlar gibi gelişimsel bazı özellikleri, bipolar bozukluğun hipomanik veya manik belirtisinin olabileceği gözden kaçmaktaydı. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığı ile ilgili veriler net olmasa da %1,8-3,9 arasında değişen oranlarda sıklık bildiren çalışmalar bulunuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Çocuk ve Ergenlerde Bipolar Bozukluğun Klinik Görünümü Erişkinlerden Oldukça Farklıdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise <span>kendini </span>birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hangi Durumlarda Bipolar Bozukluk İçin Şüphelenmeliyiz?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hangi durumlarda bipolar bozukluk için şüphelenilmesi gerektiğine değinen Gürel; “Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde; uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun duygu durumunda sık oynamaların olması, ailede bipolar hastalığı öyküsünün bulunması diğer önemli risk faktörleri arasındadır. Özellikle ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı, ilerleyen dönemde bipolar tansı alıyor. Özellikle kronolojik yaşına uygun olmayan aktivite ve hareketlerde bulunan ve gece boyunca 3-4 saat uyumasına rağmen ertesi gün uyku gereksinimi az olan çocuklar, bipolar manik dönem açısından değerlendirilmedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı ile Bipolar Bozukluğun Şiddeti ve Seyri Kontrol Altına Alınabilir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bipolar bozuklukta hastalığın tanınması ve tedavi başlama sürecinin, belirtilerin görülmesinden ortalama 10 yıl sonra sağlanabildiğini vurgulayan Gürel; “Çocuklarda ve ergenlerde bipolar tanısını koymak karmaşık olabiliyor. Çocuklarda duygu durum belirtilerin hızlı dalgalanması, çocuğun gelişimsel dönem özellikleri, duyguların sözlü ifadesindeki zorluklar ve eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların olması, bipolar tanısının güçleşmesine ve tablonun karmaşıklaşmasına neden oluyor.  Ne kadar erken yaşta tanı konup tedaviye başlanırsa, yetişkinlikteki bipolar bozukluğun şiddeti ve seyri o kadar hafif ve kontrol altına alınabilir boyutta oluyor” diyerek çocukluk ve ergenlik çağındaki bireylerin, bipolar bozukluk tedavisinde erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 08:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bölümünün]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlediği]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanımın]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yönüyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir’in moderatörlüğünde “Bağımlılık Paneli II” adlı etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132">EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir’in moderatörlüğünde “Bağımlılık Paneli II” adlı etkinlik düzenledi. Nuri Bilgin Konferans Salonunda düzenlenen panele Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam, Uzm. Psk. Enes Kaan Karaçengel, Uzm. Psk Ayça Çınaroğlu Asar, Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Selen Açıkyol, konuşmacı olarak katıldılar. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuran Erol Işık, akademisyenler ve öğrencilerin yer aldığı etkinlikte bağımlılıklar psikolojik ve sosyolojik acıdan ele alındı.</p>
<p>         Açılış konuşmasını gerçekleştiren Öğr. Gör. Dr. Cem Özdemir, “Sosyolojik açıdan baktığımızda bağımlılık; bireyin toplumla kurduğu bağların belli düzeylerde (her zaman olmasa bile) zayıflaması, belki de bir anomi durumunun sonucu olarak değerlendirilebilir. Bağımlılık oldukça karmaşık bir problemdir ve sadece bireyi ilgilendiren bir durum değildir. Bu; bağımlı olan kişinin ailesini, daha geniş çerçevede ceza adalet sistemi içerisindeki kurumları, bireyleri ve hekimleri etkileyen; aynı zamanda günün sonunda artık küresel düzeyde organize suç çetelerinin ve tabii ki birçok yasal şirketin oldukça güçlenmesini sağlayan bir olgudur” dedi.</p>
<p><b>“Madde bağımlılığında coğrafi faktörler etkili”</b></p>
<p>Arş. Gör. Dr. Demet Havaçeliği Atlam, “Maddeye erişimde; coğrafi faktörler, ticaretin yapıldığı güzergâhta ikamet etme, dezavantajlı bölgelerde bulunma, maddenin yasal statüsü ve sosyal çevrede kullanımın yaygınlığı gibi risk faktörleri önemli rol oynamaktadır. Örneğin; eroinin ham maddesi olan haşhaşın üretildiği Afganistan’a komşuluğundan dolayı, alkol sorunu bulunmamasına rağmen eroinle mücadele etmek zorunda kalan İran, bu duruma çarpıcı bir örnektir. Yoksulluk, göç ve sosyal problemlerin de temel teşkil ettiği bu süreçte; maddenin normal karşılandığı, hem kullanımın hem de satışın aile içine kadar girebildiği dezavantajlı bölgelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum, maddenin kültüre ve yaşama entegre olmasına yol açmakta; neticesinde ise aile içi kullanımın yaygınlaşmasını ve farklı suç türlerinin ortaya çıkmasını tetiklemektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Alkol bağımlılığında bilinçlendirme çalışmaları şart”</b></p>
<p><b>         </b>Konuşmasına bağımlılığın tanımıyla başlayan Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Selen Açıkyol, “Bağımlılık; hayatı daha iyi gösterirken aslında onun içini boşaltan her şeydir. Alkol bağımlılığında genetik faktörler en başta gelse de cinsiyet, çevresel ve kültürel faktörler de belirleyicidir. Riskli içme davranışını azaltmak adına sadece bireysel çabalar yeterli değildir. Üniversite kampüslerinin ve sosyal normların dönüştürülmesi, grup baskısının azaltılması ve bilinçlendirme çalışmaları da büyük önem taşımaktadır,” dedi.</p>
<p><b>“Kumar bir ‘beyin hastalığıdır’”</b></p>
<p>         Kumarın bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Ayça Çınaroğlu Asar, “Kumar; tıpkı grip gibi semptomları olan, tanı koyabildiğimiz ve bu sayede tedavisini de uygulayabildiğimiz bir hastalıktır. Ona ‘beyin hastalığı’ dememizin sebebi, beyin inceleme çalışmalarında gözle görülmese bile işlevsel değişikliklerin saptanmasıdır; özellikle duygusal düşünme ve karar verme süreçlerinde işlevsel bozulmalar görüyoruz. Sürecin evrelerine baktığımızda; ‘kazanma evresi’nde oluşan ‘kontrol bende’ hissi, ümit duygusunu perçinler. ‘Kaybetme evresi’nde ise ‘toparlayabilirim’ düşüncesi hâkim olur; kişi, o an vazgeçerse her şeyin boşa gideceğine inanır. Genellikle danışanlarımızla karşılaştığımız son evre olan ‘tükenme evresi’nde ise kişi; ‘ne önemi var ki, her şey bitti’ düşüncesiyle yalnızlaşır ve intihara meyilli hale gelir” dedi</p>
<p><b>“Teknolojiyi bilinçsiz kullanmanın yarattığı ruhsal riskler”</b></p>
<p><b>         </b>Teknoloji bağımlılığının ciddiyetine dikkat çeken Uzm. Psk. Enes Kaan Karaçengel,<b> “</b>Teknoloji bağımlılığı, teknoloji ve internetin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tanım çok tanıdık gelebilir çünkü benzer davranışlar artık hemen hepimizde mevcut. Ancak unutulmamalıdır ki ruhsal bozukluklar, bağımlılığa zemin hazırlar. Özellikle depresyon tanısı olan bir bireyin internet bağımlısı olma riski oldukça yüksektir. Depresyon hafife alınacak bir durum değildir, hayati riskler dahi taşıyabilir. Benzer şekilde içe kapanık ve dürtüsel kişiler de risk altındadır. Çünkü bu kişilerde, sanal dünyada kendine yeni bir kimlik edinme ve kendini orada ‘bulma’ düşüncesi hâkim olabilmektedir. Aile etkisi de yadsınamaz, ebeveynlerinden bağımlılık modellemesi alan çocukların risk düzeyi çok daha fazladır. Bu noktada, bağımlı bireylerden cihazların zorla alınması yoksunluk belirtilerini artıracağından, bu tür sert tutumlardan kaçınılmalı ve süreç ailece yönetilmelidir. Tedavide esas amacımız, kişinin teknoloji kullanımının altında yatan nedenleri ortaya çıkarmaktır. Pandemiyle artan tablet ve ekran kullanımının bu süreçleri tetiklediğini görüyoruz. Bu konuda zorlanan aileler, Yeşilay’ın ücretsiz danışmanlık hizmetlerinden veya Ege Üniversitesi bünyesindeki İnternet Bağımlılığı Polikliniğinden destek alabilirler” diye konuştu.</p>
<p>Etkinlik, soru cevap bölümünün ardından Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuran Erol Işık ve Sosyoloji Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ebru Çetin’in konuşmacılara belge takdim etmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-bagimlilik-sosyoloji-bolumunun-duzenledigi-panel-ile-her-yonuyle-ele-alindi-595132">EÜ&#8217;de bağımlılık Sosyoloji bölümünün düzenlediği panel ile her yönüyle ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir. Riskleri ve nedenleri çok net olan akciğer kanserinin önlenebilirlik oranı da çok yüksektir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, hastalığın büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ve erken tanının hayat kurtardığını vurguladı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Hastaların Yarısı İleri Evrede Tanı Alıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyon kişinin akciğer kanseri tanısı aldığını ve 1,8 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı; “Rakamlar, akciğer kanserini hem en sık görülen hem de en ölümcül kanser türü konumuna getiriyor. Türkiye’de yıllık 31 bin yeni vaka ve 25 bin ölüm ile yaygın ve yüksek ölümcüllüğü olan bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Akciğer kanserinin, erkeklerde görülme olasılığı yüz binde 55,9, kadınlarda yüz binde 11,2 olarak bildiriliyor. Türkiye’de akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %25-30’u yakın lenf nodlarına yayılım olduğunda, %50-55’i ise uzak organlara yayılım olduğunda tanılanabiliyor. Yani, ortalama %80-85’i ileri evrede tanılanan akciğer kanseri vakalarında erken teşhis oranları oldukça düşük. Bu da tedavinin başarısını ve sağ kalımı büyük ölçüde azaltıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, risk gruplarına yönelik bilinçlendirme ve tarama programlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Türkiye’de, Erkek Hastalarda Görülen Akciğer Kanserinin Büyük Çoğunluğu Tütün ile İlişkili”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin risk ve nedenlerine değinen Balcı; “Sigara ve tütün ürünleri en büyük tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Akciğer kanserinin %85–90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Türkiye’de, erkeklerde görülen vakaların büyük çoğunluğunun tütünle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Elektronik sigara, nargile, puro ve pipo da aynı derecede risk taşıyor. Görünmeyen risk olarak karşımıza çıkan pasif içicilik durumunda ise ev, iş yeri veya kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini ciddi biçimde artırıyor. Çocuklar ve kadınlar bu riskten daha fazla etkileniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Büyük şehirlerde artan hava kirliliği, akciğer dokusuna zarar vererek kanser gelişimine zemin hazırlıyor. Asbest, radon, dizel egzozu, ağır metaller ve kimyasal dumanlara mesleki maruziyet; madenciler, sanayi işçileri ve inşaat çalışanları başta olmak üzere birçok meslek grubunda hastalık riskini artırıyor. KOAH gibi hastalıklar ve ailede akciğer kanseri öyküsü de risk oluşturuyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akciğer Kanseri Riskini Azaltmanın Püf Noktaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Balcı, akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilen ve erken tanı ile hasta hayatının kurtarılabilir olduğunu dile getirerek alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı; “Sigaranın bırakılması en etkili koruyucu yöntemdir. Sigara bırakıldıktan sonra ilk yılda risk belirgin şekilde azalır, 10–15 yıl içinde risk, hiç sigara içmemiş kişiye yakın seviyeye düşebilir. Bu konuda ülkemizde Ulusal Sigara Bırakma Poliklinikleri ücretsiz destek sunuyor. Pasif içicilikten korunulması, ev ve iş yerlerinde tamamen dumansız alan oluşturulması, çocukların ve hassas grupların korunması açısından kritik önem taşıyor. Hava kalitesi uyarılarının takip edilmesi, gerekli günlerde maske kullanımı, kentsel temizlik ve çevre politikalarının desteklenmesi riskleri azaltıyor. Yüksek riskli sektörlerde çalışanların koruyucu ekipman kullanması, ortam havalandırmasının iyileştirilmesi ve düzenli sağlık taramaları hayati önem taşıyor.  Özellikle uzun süre sigara içmiş 50 yaş üzeri yüksek riskli bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi ile tarama öneriliyor. Nitekim, erken evrede yakalanılan akciğer kanserinde, 5 yıllık sağ kalım oranı %60’ın üzerine çıkabiliyor. Düzenli egzersiz, sebze-meyve ağırlıklı beslenme ve hava kalitesine dikkat etmek, riski azaltan diğer önemli faktörlerdir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı, Hayat Kurtarır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin dünyada ve Türkiye’de en ölümcül kanser türü olmaya devam ettiğine değinen Balcı; “Hastalığın nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebildiği gibi erken tanı tedavi şansını önemli düzeyde artırıyor. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında atılacak adımlardan olan sigarayı bırakma, riskli bireylerin taranması, toplumların bilinçlendirilmesi faaliyetleri ile binlerce kişinin kaderi değiştirilebilir” diyerek erken tanının, yaşam süresini uzatmanın ve tedavinin başarısını artırmanın en önemli adımı olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 14:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisindeki]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı<strong> “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var”</strong> başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. <strong>Sunucu </strong>Leyla Yıldırım’ın moderatörlüğünde söyleşiye katılan<em> <strong>Genel Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan ve Prof. Dr. Mert Erkan, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar ile Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çolak,</strong></em><strong> bilim alanındaki yeni gelişmeleri anlatırken, </strong>hastalar da şaşırtıcı ve umut dolu hikayelerini paylaştılar.. </p>
<p>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla, Türkiye’de de yaklaşık 8 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuluyor. Üstelik<em> </em>görülme sıklığı giderek artan pankreas kanserinin 2030 yılında ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sıradan 2. sıraya yükseleceği belirtiliyor. Buna karşın pankreas kanserine yönelik toplumsal farkındalık hala çok düşük. Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında <strong>Acıbadem Maslak  Hastanesi’nde</strong> düzenlenen söyleşide, pankreas kanseri hakkında genel bilgilerin yanı sıra hastanın yaşam kalitesini ve süresini artıran yenilikçi tedavi yöntemleri de anlatıldı. </p>
<p><em><strong>“5 yıllık sağkalım yüzde 54’lere ulaştı”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan</strong>, pankreas kanserinin teşhis ve tedavisinde son yıllarda çok önemli ilerlemeler sağlandığını belirterek, bu sayede kanserden sağkalım oranlarının da çok ciddi oranda arttığını vurguladı. Prof. Dr. Ceyhan sözlerine şöyle devam ett: “Sağ kalım oranları çok ciddi oranda arttı. Ben bilimsel olarak çalışmaya başladığım zaman, 25 sene önce ameliyat ettiğimiz hastaların sağ kalımı (5 yıl sağkalımdan hep hesaplarız) yüzde 12’lerdeydi şimdi 10 sene önce biz bunu yüzde 35, yüzde 40’a çıkartabildik. En son çalışmalardan sonra yüzde 54’e kadar bile arttı. Bu bir şekilde pankreas kanserinin şu an ön tedavilerle iyi bir şekilde kontrol edilip bu 5 yıllık sağ kalımları sağlayabilmemizi gösteriyor. Onkolojik tedavi, cerrahi tedavi iyi bir şekilde birleştiği zaman bu sonuçları artık hastalarımız için elde edebiliyoruz. Belki siz bana bu 5 yıl sağkalımı 10 yıl sonra sorarsanız, belki ben size yüzde 75 bile diyebileceğim.” </em></p>
<p><em><strong>“Kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydediliyor”</strong></em></p>
<p><em>Özellikle damar tutulumunun olduğu lokal ileri pankreas kanserlerinde ya da sınırlı sayıda metastaz bulunan hastalarda da, uygulanan kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydettiklerini belirten Prof. Dr. Ceyhan “Bu tedavi ile hastaları, sanki erken evre pankreas kanseriymiş gibi değerlendirme ve ameliyat şansı sunma imkanı oluyor. Bu bizim için çok değerli bir gelişme çünkü geçmişte bu hastaların çoğunu tedavi açısından kaybedilmiş kabul ediyorduk. Şimdi ise doğru tedaviyle bu hastalara da umut verebiliyor ve başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz” dedi.   </em></p>
<p><strong>“Son 6 ayda diyabet tanısı aldınızsa…”</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mert Erkan da konuşmasında; </strong>pankreas kanserinin toplumda nadir görülmesine rağmen ciddiyeti ve hızla ilerleyen yapısı nedeniyle çok daha dikkat gerektiren bir noktada olduğunu vurguladı. Toplumda görülme oranı normalde 10 binde 1 düzeyindeyken, 50 yaşın üzerinde bireylerde son 6 ay içinde yeni diyabet tanısı konulması ve buna kilo kaybının eşlik etmesi durumunda riskin 150’de 1’e yükseldiğini belirten Prof. Dr. Erkan sözlerine şöyle devam etti: “Bu grupta yaklaşık 70 katlık bir yoğunlaşma var. Pankreas kanseri aslında en sık 60’lı 70’li yaşlarda gözüküyor. Ama baktığımızda pankreas kanseri yüzünden ameliyat 18’li 20’li yaşlara kadar hastalar geliyor. Çocukluk çağı tümörü olarak bile, 3-4 yaşında bile görebildiğimiz özel formları var.”</p>
<p><strong> “Erken tanı mümkün olmaya başladı”</strong></p>
<p>Kanserin tüm zorluklarına rağmen artık giderek daha kontrol edilebilir bir hastalık haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkan şöyle konuştu: “Pankreas kanserinde erken tanı artık mümkün olmaya başladı. Bir takım risk gruplarını tanımlayabiliyoruz. Pankreasında kisti olan hastalarımızı daha yakın takip ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki o kistler belli bir aşamada, tümü değil ama bir grubu kansere dönüşebiliyor. Yeni tanı diyabet bizim için çok önemli. Son 6 ay içinde diyabet tanısı konulmuş 50 yaşın üzerindeyse bu bireyler araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Geçen bir 1,5 yıl içinde ortaya çıkan yeni pankreas kanseri aşıları var. Yani pankreas kanseri bu bugün için hani dünden çok daha iyi durumda ama yarından hala daha kötü bir hastalık.”</p>
<p><strong>34 yaşında ileri evre pankreas kanseri teşhisi aldı</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan <strong>Hasan Karaduman</strong> tanı ve tedavi sürecinde yaşadıklarını katılımcılarla paylaşırken gözyaşlarını tutamadı. 34 yaşında ileri evre pankreas kanseri ve karaciğerinde iki metastaz olduğunu öğrendiğinde şok olduğunu belirtti. O süreçte 6 yaşında bir oğlu ve aynı zamanda 4 aylık hamile olan eşiyle yeni bir bebek heyecanı yaşadığı günlere denk gelen tanı şokundan sonra neler yaşadığını ise şöyle anlattı:  </p>
<p> “Karın ağrısı şikayetiyle acile başvurduğumda yapılan tetkikler sonucunda pankreas kanseri olduğumu öğrendim. Oradaki hekim bu haberi bana vermedi eşime verdi. Eşime verdiği için de eşimden öğrendim ben bunu. Ondan sonra kemoterapi sürecim başladı. Üç aylık kemoterapi sürecimi güzel değerlendirdim. Ameliyat olma durumum oldu, cerrah araştırması içerisine girdik. Güralp hocayı internet araştırmasında bulduk. İyi ki de bulmuşum. Hocayla ilk görüşmemde online üzerinden görüştüğümde ben bu tanıyı 34 yaşında aldığım için ‘babam için mi’ aradığımı sormuştu. Kendim için aradığımı söyleyince çok şaşırmıştı. Ameliyatım güzel geçti, 12 saat sürdü. Ameliyat sonrası kemoterapi sürecim tekrar oldu. Bu süreçte eşim doğum yaptı. Ameliyatım ve kemoterapim iyi geçtiği ve kızım olduğu için kızımın adını Melek koydum. Hayatıma umut dolu Meleğim olsun diye Melek ismini koydum”</p>
<p><strong>“Ameliyat edilemez” denmişti, ancak…  </strong></p>
<p>76 yaşındaki Fazilet Molla da 2017 yılında halsizlik, iştahsızlık, çok şiddetli kaşıntı, karında ağrı ve göz aklarında yoğun sarılık nedeniyle hastaneye başvurduğunu, pankreas başı ve safra kanalını tıkayan kanserli tümör tespit edildiğini ve kanseri ileri evrede olduğu için ‘ameliyat edilemez’ denildiğini anlatan Mollaoğlu çarpıcı hikayesini şöyle özetledi: “Önce umutsuz hasta olduğum, katiyen iyileşmeyeceğim söylendi çocuklara. Benim haberim yoktu. Ondan sonra ‘15 gün ya da 3 ay yaşar götürün, hiçbir şey yapmayın’ dendi. Ondan sonra Mert Hoca&#8217;yı bulduk. Ameliyat oldum. Ben 76 yaşındayım. 9 senedir yaşıyorum ve Mert&#8217;in sayesinde kahraman gibi yaşıyorum. Her işimi yapıyorum, geziyorum, torunuma gidip yemek yapıyorum”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[biçimde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı. Nefes darlığı, öksürük ve balgam gibi şikâyetlerle kendini gösteren KOAH’ın, erken dönemde fark edilmediğinde yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürebildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH’lı hastalar genellikle bu semptomları sigara kullanımına veya yaşlanmaya bağlayarak doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı, tedavi başarısını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor” dedi.</strong></p>
<p>KOAH’ın tanısında solunum fonksiyon testlerinin (nefes testleri) belirleyici olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bu testler sayesinde hastalığın evresi ve akciğer kapasitesindeki kayıp net biçimde ortaya çıkar. Tedavide sigarayı bırakmaya yönelik medikal destekler, düzenli egzersiz ve solunum rehabilitasyonu büyük önem taşır. Ayrıca grip ve zatürre aşıları, oksijen tedavisi ve ileri evrelerde yapılan bazı özel akciğer girişimleri sayesinde hastaların nefes alma konforu ve günlük yaşamı belirgin biçimde iyileştirilebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hastalık hâlâ yanlış tanı ve eksik tedaviyle mücadele ediyor</strong></p>
<p>KOAH’ın gerek toplumda gerekse bazı hekimler arasında yeterince tanınmadığı için çoğu zaman doğru biçimde teşhis edilemediğini ve bu nedenle eksik ya da hatalı tedavi yaklaşımlarına maruz kalabildiğini belirten Doç. Dr. Çalışkan, “Oysa hastalığın erken evrede doğru biçimde tanımlanması, toplum sağlığı açısından son derece önemli. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, genellikle tütün ürünlerinin kullanımı veya zararlı gaz ve partiküllere uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkar. Ancak doğru tedbirlerle büyük ölçüde önlenebilir ve erken tanı ile kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğu unutulmamalı” dedi.</p>
<p><strong>Soba dumanına maruz kalmak KOAH riskini artırıyor</strong></p>
<p>Hastalığın uzun yıllar boyunca erkeklerde daha sık görüldüğünün düşünüldüğünü ancak son dönemde yapılan araştırmaların, KOAH’ın kadın ve erkeklerde neredeyse eşit oranda ortaya çıktığını gösterdiğini belirten Çalışkan, “Hatta artık kadınların sigara dumanının zararlı etkilerine karşı daha hassas oldukları biliniyor. Sigara, puro ve nargile gibi tütün ürünlerinin kullanımı, mesleki olarak; toz, duman veya kimyasal maddelere maruz kalmak, evde odun ya da saman gibi biyomas yakıtlarla ısınmak veya yemek pişirmek ve genetik yatkınlık, bu akciğer hastalığına yakalanma riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[ciğerlerin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ini]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[röntgeni]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri. Uzun süreli öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi semptomlarla kendini gösterebilen bu hastalıkta erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Akciğer kanserinde erken evre tanı, tedavi planının zamanında oluşturulmasını ve hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir” dedi</strong></p>
<p>Akciğer kanseri tanısında hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Çalışkan, “Göğüs hastalıkları polikliniklerinde şikâyeti olan hastalara genellikle akciğer röntgeni çekiliyor ancak bu yöntemle akciğerlerin yalnızca yüzde 70-75’i görüntülenebiliyor. Bu nedenle kanser şüphesi olan durumlarda bilgisayarlı tomografiyle detaylı inceleme yapılması büyük önem taşıyor. Hızlı ilerleyen bu hastalıkta tanının gecikmeden konulması ve doğru biyopsi yönteminin seçilmesi, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Düşük radyasyonla erken tanı mümkün</strong></p>
<p>Akciğer kanseri taramasında erken tanı için düşük doz akciğer tomografisinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Düşük doz tomografi, normal tomografiye göre çok daha az radyasyon içerir ancak küçük kitleleri saptamada etkilidir. 50-80 yaş aralığında ve 20 paket-yıl sigara geçmişi olan kişilerin her yıl bu yöntemle tarama yaptırması gerekir -son 15 yıldır sigara içmiyor olsa bile- Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek bir paket yıl olarak kabul edilir. Taramalar, kişinin yaşam beklentisini sınırlayan ciddi bir hastalığı varsa veya 81 yaşına geldiyse sonlandırılabilir” dedi.</p>
<p><strong>PET-BT’de görülen her kitle kanser değil</strong></p>
<p>PET-BT taramasına giren birçok kişinin sonucu beklerken endişelendiğini ve kendilerini hemen kanser olmuş gibi hissettiklerini sözlerine ekleyen Çalışkan, “PET-BT, vücutta olağandışı bir hücre hareketi olup olmadığını gösteren bir yöntemdir ancak tek başına kanser tanısı koymaz. Bazen enfeksiyonlar veya iltihaplar da PET-BT’de kanser gibi görünebilir. Özellikle zatürre, tüberküloz ya da mantar enfeksiyonları iyi huylu kitlelere neden olabilir. Böyle durumlarda genellikle önce enfeksiyon tedavisi uygulanır, ardından tomografiyle yeniden kontrol yapılır. Kesin tanı ise biyopsiyle, yani dokudan örnek alınarak konur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 11:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin Meme Kanseri Farkındalık ayı dolayısıyla düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği Medicana International İzmir Hastanesi’nin uzman hekimleriyle gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123">Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin Meme Kanseri Farkındalık ayı dolayısıyla düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği Medicana International İzmir Hastanesi’nin uzman hekimleriyle gerçekleştirildi. Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Gülcan Bulut ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener, Konaklı yüzlerce kadına meme kanseri hakkında bilgi verdi.</b></p>
<p>Konak Belediyesi, ekim ayı süresince meme kanserine karşı dikkat çeken farkındalık çalışmalarını Medicana International İzmir Hastanesi işbirliğiyle tamamladı. Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği olan söyleşide Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gülcan Bulut ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener tarafından yüzlerce kadına meme kanserine karşı koruyucu ve önleyici yöntemler hakkında bilgi verildi. Uzman hekimlerin sunumlarının ardından katılımcılarla soru cevap bölümüne geçildi. Seminer sonunda Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Orçun Doryan, hekimlere teşekkür belgelerini takdim etti.</p>
<h3><b>Yaşam tarzınızı iyileştirin</b></h3>
<p>Meme kanserine karşı yapılan farkındalık çalışmaları sayesinde kanseri erken evrede yakalama oranının artığına ve bu nedenle farkındalık kampanyalarının çok kıymetli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Meme kanseri sayısı artsa da erken evre yakalama oranımız da artış gösteriyor. Kadınlar arasında görülen en sık kanser tipi meme kanseri. Ancak aynı zamanda ölüm oranı düşük olan bir kanser türü. Dünyada her 8 kadından 1’inde görülüyor ama ülkemizde bu oran 6 kadından 1’i olarak. Çoğu hasta 50 yaşlarında. Her 100 erkekten 1’inde de meme kanserigörülebiliyor” sözlerini kaydetti. Meme kanserinin belirtilerini aktaran Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Hastaların yüzde 90’ı ele gelen kitle nedeniyle hekime başvuruyor. O nedenle kadınların ele gelen kitleyi tanıması çok önemli. Özellikle meme başında kızarıklık ve döküntüler görülüyorsa buna da dikkat etmek gerekir. Bunların fark edilebilmesi için kendi kendine muayeneyi ısrarla öneriyoruz. Her ay adet sonrası ya da menopozdaysa kadın her ay belli bir gün meme dokusunu kontrol etmesi gerekiyor. Tarama yaşı da çok tartışılıyor. 20-40 yaş arasında 2-3 yılda bir, 40 yaşından sonra da yıllık meme muayenesi yani doktora giderek muayene önemli. Meme kanseri tedavisi hem evre hem de moleküler alt tipine göre yapılıyor. O nedenle erken teşhis hayat kurtarıyor. Yaşam tarzınızı değiştirmelisiniz. Beslenmek, Akdeniz Tipi beslenme bilinen en iyi kanser diyetidir. Egzersiz spor ya da fiziksel aktivite çok önemli. Sigara ve alkolden uzak durmak gerekiyor. D vitamini seviyelerini normal tutmamız çok önemli” mesajını verdi.</p>
<h3><b>Kişi kendi meme dokusunu tanımalı</b></h3>
<p>Meme kanserine karşı tıbbın eskisine nazaran daha güçlü bir noktada olduğunu aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener, meme kanserine karşı iyileşmenin daha başarılı olması için erken tanının önemli olduğunu ve erken tanı için de düzenli kontrollerin çok kıymetli olduğunu vurguladı. Op. Dr. Onur Özener, “Eve giderken aklımızda kalması gereken tek şey ‘tarama’. Bu taramanın da iki taraflı olması gerekiyor. Kadın bireylerin bu işe benim bir organım var bu organa ‘ben 8 kadından 1’inde oluşabilecek hastalığın tanısı için taramalarımı yaptırmalıyım’ diyerek bakması gerekiyor. Her kadının meme dokusu diğerlerinden farklı olduğu gibi, iki meme de birbirinin aynısı değildir. O yüzden kişinin kendi kendine muayene yapması, kendi meme dokusunu tanıması ve değişiklikleri erkenden farketmesi açısından önemli” ifadelerini kullandı. Öte yandan meme kanserindeki belirtilere değinen Op. Dr. Onur Özener, sözlerini şöyle tamamladı: “Meme kanseri kendini ilk olarak ciltte çekilme, yaralar, dışarıdan görülen yumru, ele yumru şeklinde kitle gelmesi gibi belirtilerle gösteriyor. 25 yaşını geçtikten sonra 1.5 yılı geçirmeden doktor kontrolünde muayeneden yararlanmak gerekiyor. 40 yaş diyoruz ama maalesef 20’li yaşlarda da meme kanseri teşhisi konulabiliyor. Yılda bir defa mamografi çekimi önemli. Yıllık takipler aksadığı zaman erken tanıdan uzaklaşılmış oluyor. Düzenli tarama yapmak çok önemli. Tarama 40 yaşınızı geçtiyseniz yılda bir defa korkmadan çekinmeden bir mamografi. Bu taramaları ihmal etmemek gerekiyor.”</p>
<p>Söyleşinin soru-cevap bölümünde kadınlar meme sağlığıyla ilgili merak ettiklerine yanıt alırken, davetlilerden bazıları da kendi kanser ve iyileşme öyküsünü paylaşarak hemcinslerine örnek oldu. Etkinliğin sonunda hekimlere katılımları için teşekkür belgesi sunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123">Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 09:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[koltuk]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[planlanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587756</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 8 kadından birinde görülen meme kanseri, erken tanı ve modern tedavi yöntemleri sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756">Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 8 kadından birinde görülen meme kanseri, erken tanı ve modern tedavi yöntemleri sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Yeni cerrahi seçenekler ve hedefe yönelik ilaçlar sayesinde meme kanserinde sonuçlar yüz güldürücü hale geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ramazan Yıldız, meme kanserinde erken teşhisin ve düzenli taramaların önemini vurgulayarak, kişiye özel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yılda 2.5 milyon kadına meme kanseri teşhisi konuluyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde yılda yaklaşık 2.5 milyon kadına meme kanseri tanısı konulmakta ve yaklaşık yarım milyon kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kadın kanser ölümlerinde maalesef birinci sırada meme kanseri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Geç kalmamak için bu 4 önemli kontrolü ihmal etmeyin!</strong></p>
<ol>
<li>20 yaşından itibaren kendi kendine meme muayenesi </li>
<li>30 yaşından itibaren kendi kendine meme muayenesi, hekim muayenesi ve gerekli görülürse meme ultrasonu</li>
<li>40 yaşından itibaren ise kendi kendine meme muayenesi, hekim muayenesi, mamografi ve gerekli görülürse meme ultrasonu </li>
<li>Ailede, birinci derece yakınlarda meme kanseri var ise kanser olan bireyin hastalığa yakalandığı yaş dikkate alınarak o yaştan 10 yıl önce yakın takip ve taramaların yaptırılması</li>
</ol>
<p>Meme kanserini erken tanı ile daha küçük müdahalelerle tedavi edebiliriz. Organ kaybına neden olmadan ve hatta kemoterapiye bile ihtiyaç kalmadan tedavi edebilir. Erken tanı konulan hastaları tümör tipine bağlı olarak kemoterapiye bile gerek görmeksizin sadece tümörün olduğu bölgenin çıkarılması ve koltuk altında sadece örnek lenf nodu alınması ve radyoterapi ile tedavi edilebilmektedir.  </p>
<p><strong>40 yaşından itibaren yıllık mamografi çektirmeye özen gösterin</strong></p>
<p>Mamografi meme dokusunda yoğunluk dansite farkı ve mikrokalsifikasyonları değerlendirmesi nedeniyle çok önemli rol oynamaktadır. Meme dokusunun azalması memedeki yağ dokusunun artması ile görüntü kalitesi artmaktadır. 35’li yaşlardan itibaren meme dokusu azalarak yağ dokusu artacaktır ve mamografinin duyarlılığı bu nedenle artmaktadır. 35-40 yaş aralığında bir baz mamografinin çekilmesi ve 40 yaşından itibaren hastanın aile öyküsüne genetik yatkınlığını da dikkate alarak yıllık düzenli mamografi kontrollerinin yaptırılmasını önermekteyiz. </p>
<p>40 yaş altında usg ilk tercihimiz olmaktadır ancak elimizdeki bulgulara göre 40 yaş altında da mamografi çektiğimiz hastalar olmaktadır. Bazı durumlarda meme dokusu yoğunluğu nedeniyle dinamik (ilaçlı) meme emarı da çekilebilmektedir. </p>
<p><strong>Kendi kendine düzenli meme muayenesi nasıl yapılmalı?</strong></p>
<ol>
<li>Meme muayenesinde, belden yukarısı görünür olmalı</li>
<li>Muayene odası aydınlık olmalı</li>
<li>Her kadın, aylık döngüsünün ilk gününü birinci gün kabul ederek, 5-14. gün arasında bir gün belirleyerek, kendi kendine meme muayenesini yapmalı </li>
<li>Emziren kadınlar, emzirme sonrası ya da sağma sonrasında muayene yapmalı</li>
</ol>
<p>Ayna karşısında; düz ve yan olarak</p>
<ul>
<li>her iki el yukarıda</li>
<li>her iki el aşağıda,</li>
<li>her iki eli belimize bastırarak </li>
</ul>
<p>Meme muayenesinde, memedeki bombeliklere, ciltteki değişikliklere, çekintilere ve çukurlaşmalara bakılmalıdır. </p>
<p>Daha sonra palpasyon yani ellerimizle memelerin, meme başının ve koltuk altının muayenesi göğüs kafesi- kaburga ile cilt arasındaki meme dokusunu hissederek içten dışa, saat yönünde ya da yukarıdan aşağıya muayene edilmelidir. Muayene sırasında memenin her alanı, yani meme başı, koltuk altı ve köprücük kemiği altı ve üstü de unutulmamalıdır. Her kist veya her kitle kanser değildir. Kanserler genellikle ağrı yapmadan sinsi büyür ama ağrı yapmaz diye bir kural yoktur yani ağrı ile tanı konulan hastalarda mevcuttur. </p>
<p><strong>Her tümör farklı, tedavi de farklı olmalı</strong></p>
<p>Her tanı konulan meme kanseri aynı değildir ve aynı şekilde tedavi edilmemektedir. Kişiye ve hastalığa özel tedavi planlamaları yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li>Cerrahi tedavi,</li>
<li>Kemoterapi,</li>
<li>Radyoterapi,</li>
<li>Hormon tedavisi,</li>
<li>Akıllı ilaç tedavisi,</li>
<li>İmmünoterapi </li>
</ul>
<p>Tedaviyi belirlerken tümörün tipi, immünhistokimya özelikleri ve yayılımı da dikkate alınarak her bireye özel gerekli olan tedavi planlanmaktadır. Aynı hastaya aynı tedavi yöntemi uygulanmamalıdır.   </p>
<p>Tümörün özelikleri immün histokimyasal öellikleri, mitoz oranı, yayılımı, hormon reseptör durumu, akıllı ilacı duyarlılığı, koltukaltına ve organlara yayılımı gibi detaylar belirlendikten sonra yol ikiye ayrılır. Bu özeliklere göre bazı hastalara önce kemoterapi uygulanıp, kemoterapi bittikten sonra cerrahi ve diğer tedaviler planlanırken, bazı hastalara cerrahi tedavi sonrası diğer tedavi yöntemleri planlanmaktadır. </p>
<p>Radyoterapide ise yapılan cerrahi ile birlikte koltuk altı ve diğer organlara yayılım belirleyici olmaktadır. Örneğin, meme koruyucu cerrahi yapılan (sadece tümörün olduğu bölgenin alındığı) bütün hastalar radyoterapi almaktadır. Meme tamamen alınsa bile, tümör boyutu, koltuk altı ve diğer organların tutulumu radyoterapi gerektirebilir.  Ama memenin tamamının alındığı hastalarda koltuk altı ve diğer organ yayılımı yok ise ve tümörün boyutu 5 cm’den küçük ise radyoterapi uygulanmamaktadır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756">Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlardan Meme Kanserine Karşı Etkili Öneriler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-meme-kanserine-karsi-etkili-oneriler-586266</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 08:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlardan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586266</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık iki milyonu aşkın kişi meme kanseri ile tanışıyor. Günümüzde halen 10 milyona yakın kadın ya tedavi görmekte ya de tedavisi tamamlanmış olarak hayatına devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-meme-kanserine-karsi-etkili-oneriler-586266">Uzmanlardan Meme Kanserine Karşı Etkili Öneriler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya genelinde her yıl yaklaşık iki milyonu aşkın kişi meme kanseri ile tanışıyor. Günümüzde halen 10 milyona yakın kadın ya tedavi görmekte ya de tedavisi tamamlanmış olarak hayatına devam ediyor. Bilim dünyasının üzerinde en fazla araştırma yaptığı kanser türlerinin başında gelen meme kanserinde son yıllarda tanı ve tedavi yöntemlerindeki hızlı gelişmeler hem yaşam süresi hem de yaşam konforu açısından çok önemli iyileşmeler sağlarken, erken tanı hayat kurtarıyor! Erken tanıya yönelik her yıl Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri de Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nde gerçekleştirildi. </em></p>
<p><em><strong>Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği’</strong>nin desteğiyle gerçekleştirilen ve <strong>ünlü oyuncu Hazal Filiz Küçükköse’nin de katıldığı ‘Meme kanserinde her raunda hazırız” etkinliğine;  Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak, Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman </strong>ve alanında önde gelen pek çok uzman katıldı.<strong> </strong>Uzmanlar<strong> </strong>meme kanserinden korunmak için yapılması gerekenleri ve tedavi sürecinde öne çıkan gelişmeleri anlattılar, katılımcılardan gelen soruları yanıtladılar.</em></p>
<p>Meme kanserinde erken tanı tüm kanser türlerinde olduğu gibi hayat kurtarıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, erken tanı sayesinde tedavide başarı oranının yüzde 95’e çıktığını ortaya koyuyor. Hatta tam başarı sağlamak da mümkün olabiliyor. Bu nedenle meme kanserine karşı farkındalık oluşturmak ve toplumda doğru bilinen yanlışları hafızalardan silmek hastalığa karşı önlem almada ve mücadelede büyük önem taşıyor. Ünlü oyuncu Hazal Filiz Küçükköse de, toplumsal farkındalığa katkı sağlamak amacıyla etkinliğe katıldı ve meme kanseri alanında uzman hekimleri dinledikten sonra kendisinin de çok değerli bilgiler edindiğini, hatta ‘mamografinin ve biyopsinin zararlı olduğu’ şeklindeki bilgilerinin de hurafeden ibaret olduğunun farkına vardığını vurguladı. </p>
<p><strong>Hazal Filiz Küçükköse: “Teyzem hamileyken meme kanseri tanısı aldı”</strong></p>
<p>Sözlerine, yıllar önce 39 yaşında meme kanserine yakalanan ve üç yıl içerisinde hayatını kaybeden teyzesini anarak başlayan Hazal Filiz Küçükköse şöyle konuştu: “Teyzem hamileydi ve meme kanseri tanısı aldı. 90’lı yıllardı ve ben küçük bir çocuktum. Teyzemin yaşadıklarını görüyordum. Sanırım ileri evrede anlaşılmıştı ve teyzemin kanseri hızla ilerledi ve 3 yıl içinde onu kaybettik. Ailemiz için çok acı bir süreçti. O yıllarda teyzemin yaşadıklarını gördüğümde, meme kanserinin ne kadar zor bir hastalık olduğunu anlamıştım. Geç tanı almıştı ve hastalığı hızla ilerlemişti. Günümüzde ise erken tanı alma şansı son derece arttı ve erken tanının hayat kurtardığını biliyoruz. Ailemde meme kanseri öyküsü olması nedeniyle ben de yıllık kontrollerimi yaptırıyorum. Meme kanseri ile ilgili hurafelerden de kendimizi kurtarmamız ve doğru bilgiler öğrenmemiz şart. Ben bugün değerli hocalarımı dinledikten sonra “mamografinin radyasyon nedeniyle zararlı olduğu”, “biyopsinin de kanserli hücrenin patlayıp yayılmasına neden olduğu” şeklindeki bilgilerin hurafe olduğunu öğrendim!”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı: “Erken evrede tedavi başarısı çok yüksek”</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, erken tanının önemine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Meme kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri. Dünyada 2.3 milyon, ülkemizde ise 25 bini aşkın kadın meme kanseri ile tanışıyor. Bu sayı giderek artıyor. Meme kanserinin günümüzde genç yaşlarda da sık görüldüğüne şahit oluyoruz. Bu nedenle toplumsal bilinçlenme son derece önem taşıyor. Meme kanserinin kolay tarafları var çünkü tanısı kolay. Yeter ki düzgün kontroller yapılsın, çünkü daha bir belirti vermeden tanı koyabiliyoruz. Ancak erken tanıda elle kontrolün muayene yerine geçmediği mutlaka bilinmelidir. Çünkü elle kontrolde kadının eline herhangi bir kitle vb gelmediğinde ‘benim bir şeyim yok’ diyerek zaman kaybedebiliyor.  Bu nedenle her kadının 40 yaş sonrasında her yıl düzenli muayene, ultrason, sonografi ve mamografi yaptırmaları, erken tanı şansını artırır. Erken evrede yakalanınca tedavisi çok kolay ve çok başarılı yapılabilen bir kanser. Erken evrede yakalandığında 5 yıllık yaşam yüzde 95’in üzerinde ki çok az kanserde bu oran söz konusudur.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özge Gümüşay: “Meme yapınızı tanıyın ama tarama için mutlaka mamografi yaptırın”</strong></p>
<p><strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay </strong>da konuşmasında, erken tanının tedavi seçeneklerini değiştirdiğini vurgulayarak, kadınların meme yapılarını tanımaları ve memelerinde meydana gelen olası değişiklikleri fark etmelerinin son derece önemli olduğunu ancak kendi kendine muayenenin yeterli olmadığını vurgulayarak “Meme yapınızı tanıyın ve kontrolde farklılık var mı diye bakın ama bu meme kanseri taraması için yeterli değildir. Meme kanseri taraması için 40 yaşından sonra yılda bir mamografi yaptırmak gerekir. Tümör henüz çok küçükken veya öncül hücreyken mamografide yakalamak çok kıymetli. Hastalığın tipine ve biyolojisine göre tedaviler değişmekle birlikte bütün hastalarımızı ne kadar erken evrede yakalarsak hem başarı oranımız artıyor, hem tedavimizin yoğunluğu azalıyor ve hasta için çok daha kolay bir süreç haline geliyor” dedi. Erken tanının tedavi seçeneklerini değiştiren çok önemli bir kazanım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, günümüzde ileri tanı meme kanserlerinde de tedavi yöntemlerinin geliştiğini belirterek şöyle konuştu: “Özellikle erken evrede geldiğinde hastalarımız bazen kemoterapi bile vermeden, sadece endokrin tedavi ve cerrahi tedavi ile tam kür sağlayabiliyoruz. Bununla birlikte ileri evre tedavide de,  metastatik evre olsa da hastalarıma söylediğim cümle; tedavi edilebilir bir hastalığınız var. Ne demek bu? Aslında meme kanserinde o kadar çok gelişme var ki, yeni ilaçlar, akıllı ilaçlar, immünoterapiler birçok tedavi seçeneği ile çok çok iyi sonuçlar elde edebiliyoruz. Hastalarımız metastatik meme kanseri tanısı aldığında da mutlaka onkoloji uzmanı ile bu tedavi sürecini yönetmeli.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Bülent Saçak “Erken tanı hayat kurtarır, meme onarımı da hayata bağlar”</strong></p>
<p>Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak “erken tanı hayat kurtarır, meme onarımı da hayata bağlar, bizim mottomuz da bu” diyerek başladığı sözlerine şöyle devam etti: “Meme kanseri çok yaygın üstelik çok tedavi edilebilir bir hastalık ama hastalık sadece biyolojik değil, organ sadece biyolojik bir organ değil. Psikososyal olarak da görevi olan bir organ. Dolayısıyla kadının hastalığı tam olarak gerçekten atlatabilmesi için, gerçekten tam olarak iyileştim diyebilmesi için vücut bütünlüğünün de korunması gerekiyor. Çünkü memenin bir kimlik organı, bir kadınlık organı olduğunu biliyoruz. Bu anlamda tedavinin tam olarak tamamlanması, kadının memesinin alındıktan sonra memenin yeniden oluşturulmasıyla, simetrik ve doğala yakın bir meme görünümü elde edilmesiyle sağlanabiliyor. Bu anlamda plastik cerrahlara da büyük görev düşüyor. Biz de çeşitli farklı plastik cerrahi teknikler uygulayarak, hastanın kayıplarını gidererek, hastanın hastalığı gerçek anlamda atlatabilmesine, önüne bakabilmesine, hayatına devam edebilmesini sağlamaya dikkat ediyoruz. Son yıllarda gerek kadın vücudunu biyolojiyi anlamamız, gerek onkolojide artan bilgiler, gerek implant teknolojisinde artan bilgiler ve yenilikler sayesinde bugün hem insanın kendi vücudundan hem de silikonlarla hastanın kozmetiğini bozmayan, hayata kaldığı yerden devam etmesini sağlayan uygulamalar yapabiliyoruz.”</p>
<p><strong>Nur Ecem Baydı Ozman: “Batı tipi beslenmeyi Akdeniz tipi diyetle değiştirmek gerekiyor”</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman sadece meme kanserinde değil, tüm kanser türlerinde insanların sihirli şeyler duymak istediklerini, ancak ‘şunu yiyelim işe yarasın’ türünden sihirli bir besin olmadığını belirterek şöyle konuştu: “Kansere karşı korunmada olduğu gibi, kanser tedavisi sırasında da iyi beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi gerekiyor. Özellikle batı tipi beslenme dediğimiz işlenmiş besinler, kızartmalar ve şekerin yoğun olduğu beslenme türünün Akdeniz tipi diyetle değiştirilmesi gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmede; balık, tam tahıllar, sebze, meyve, zeytinyağı ve lifler var. Bunların meme kanseri dahil tüm kanserlerde koruyucu olduğunu bilimsel olarak biliyoruz. Bunların egzersizle kombinlenmesi, ideal vücut ağırlığında olunması, yağ oranının çok yüksek olmaması gerekiyor. Sürdürülebilir şeyleri hayatımıza dahil etmemiz gerekiyor.” Ozman, kanserden korunmak için uzak durulması gerekenleri ise şöyle anlattı: “Özellikle işlenmiş etlerden ve kırmızı etlerden uzak durulması gerekiyor. İşlenmiş etlere toleransımız oldukça az. Neredeyse hiç tüketilmemesi gerekir. Kırmızı etin de haftada 350-500 gram arasında tüketilmesi öneriliyor. Daha fazlasının kanserler üzerinde tetikleyici olabileceği söyleniyor. Onun dışında birşeyleri takviye formunda almak, özellikle tedavi esnasında çok riskli olabilir. Yani bir ürün çok iyi olabilir ama onu yoğun bir formda takviye olarak almak, tam tersi etki yaratabilir. Bu anlamda takviye kullanılacaksa da mutlaka hekime danışılarak, o anda kullanılan ilaçla bir etkileşim var mı bundan emin olarak ilerlemek gerekebiliyor.” </p>
<p><strong>Sosyal medyadan öğrendikleriniz sağlığınızı riske atabilir!</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kanserden korunmada beslenmenin önemli bir faktör olduğunu, mutlaka Akdeniz tipi beslenme alışkanlıklarının kazanılması gerektiğini belirterek, toplumda çok sık yapılan ve insan sağlığını tehlikeye atan hatalara da dikkat çekti. Ozman şöyle konuştu: “Günümüzde özellikle sosyal medya hayatımızın çok fazla içerisinde ve ne yazık ki çok yanlış bilgiler var; bunları hepimiz duymak istiyoruz insan olarak, bana ‘hap bilgi gelsin ve işime yarasın’. Ama henüz bilimde literatürde böyle bilgiler yok. Üstelik bu tür bilgiler fayda yerine son derece zararlı olabiliyor, tedavinin aksamasına hatta tam tersi sonuç alınmasına yol açabiliyor. Örneğin; bir şeyleri takviye olarak almak tedavi esnasında çok riskli olabilir. Yani bir ürün çok iyi olabilir ama yoğun bir formda takviye almak tam tersi etki yaratabilir. Bu anlamda bir takviye kullanılacaksa da mutlaka hekime danışılarak, o anda kullanılan ilaçla bir etkileşim var mı bundan emin olarak ilerlemek gerekiyor. Yine antioksidanları  çok faydalı diye biliriz ve evet faydalıdır da. Ama fazla alındığında tam tersi etki yaratabiliyor!”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlardan-meme-kanserine-karsi-etkili-oneriler-586266">Uzmanlardan Meme Kanserine Karşı Etkili Öneriler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[mamografiden]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mr]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[ultrasonografi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor&#8230;</p>
<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de durum benzer. Her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tanı alıyor. Türkiye’de tanı yaşı, Batı ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken; vakaların yaklaşık yüzde 40’ı 40–49 yaş arasında görülüyor. Bu nedenle ülkemizde mamografi taramaları 40 yaşında başlıyor.</p>
<p>Son yıllarda yürütülen tarama programları ve farkındalık çalışmaları sayesinde, Türkiye’de erken tanı oranı hızla yükseldi. 10 yıl önce kadınların büyük kısmı ileri evrede tanı alırken, bugün hastaların yüzde 70’inden fazlası erken evrede saptanıyor. Bunun da iyileşme oranlarını belirgin biçimde artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kadınlar meme muayenesinden çekinmemeli. Bu bir utanma meselesi değil, yaşam kurtaran bir alışkanlık. Nasıl kalp veya cilt doktoruna gidiyorsak, meme kontrolü de rutin olmalı. Her şey farkındalıkla başlıyor” diyor. </p>
<p>Kadınların her ay kendi kendilerine meme muayenesi yapmalarının da önemine değinen Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kendi kendine muayeneyi hastalarımıza öğretiyoruz ancak bu, aslında bir tümörü erken yakalamak açısından çok da etkili bir yöntem değil. Önemli olan, düzenli olarak yılda bir veya duruma göre daha sık tarama yaptırmak. Ancak yine de vücudunu tanımak, bir değişikliği fark etmek ve hekime başvurmak açısından önemli. Öğrenmekte fayda var” diyor. </p>
<p><strong>Risk Haritasıyla Kişiye Özel Tarama Programları </strong></p>
<p>Her kadının meme yapısı ve risk profili farklı olduğu için tarama programlarının da kişiye özel planlandığını belirten Prof. Dr. Erkin Arıbal, şu bilgileri paylaşıyor:<br /> “Ailede anne, kız kardeş, teyze ya da baba tarafında prostat kanseri öyküsü bile meme kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı olan kadınlarda taramaya 25 yaşında başlıyoruz. Annesinde 35 yaşında meme kanseri görülen bir kadının taramaya, 25 yaşında, yani annesinin kansere yakalandığı yaştan 10 yıl önce başlaması gerekir. Tüm bu risklere bakıp hastalara bir risk haritası çıkarıyoruz. Risk yüksekliğinize göre de yapılacak tarama programlarını oluşturuyoruz”.</p>
<p>Mamografinin çok önemli bir erken tanı aracı olduğuna ancak bazı kadınların radyasyon alındığı için mamografiden çekindiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Mamografiyle alınan radyasyonun dozu çok düşük, bir uçak yolculuğunda alınandan bile az. Kimse kadınlara ‘uçağa binme’ demiyor ama ‘mamografi çektirme’ diyenler var nedense. Bu yanlış algıları artık geride bırakmalıyız” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyattan Önce Biyopsi Yapılması Şart </strong></p>
<p>Tanı konduktan sonra izlenecek adımların doğru belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Asla biyopsi yapılmadan ameliyat yapılmamalı. Biyopsi lokal anesteziyle yapılan son derece güvenli bir işlemdir ve tümörün türünü, evresini, tedaviye vereceği yanıtı anlamamızı sağlar. Artık biyopsisiz meme ameliyatı tüm dünyada kabul edilmiyor” dedi.</p>
<p>Bugün yalnızca radyoloji alanında değil, meme kanserinin tedavisinde de çığır açan gelişmelere tanık oluyoruz. Meme kanseri tedavilerinin artık çok daha etkili, kişiye özel, hedefe yönelik ve estetik açıdan koruyucu hale geldiğini anlatan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “1980’lerde tüm meme dokusu alınırken, artık çoğu zaman sadece tümör çıkarılıyor. Rekonstrüksiyonla meme görüntüsü korunabiliyor. Akıllı ilaçlar sadece tümöre etki ediyor, sağlıklı dokulara zarar vermiyor. Radyoterapide artık sadece hedef bölgeye ışın veriliyor. Yani artık çok daha etkili ve çok daha az yan etkili tedaviler sunabiliyoruz hastalarımıza” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 09:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırık]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporozdan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda menopoz sonrası daha sık görülen, erkeklerde ise ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalması ve yapısının bozulmasıyla kemiklerin daha kırılgan hale gelmesine neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250">Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda menopoz sonrası daha sık görülen, erkeklerde ise ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan osteoporoz, kemik yoğunluğunun azalması ve yapısının bozulmasıyla kemiklerin daha kırılgan hale gelmesine neden oluyor. Sistemik bir iskelet hastalığı olan osteoporoz, genellikle hiçbir belirti vermeden ilerliyor. “Sessiz hastalık” olarak da tanımlanan osteoporoz, genellikle ilk kırıkla birlikte fark ediliyor. Ancak hayat tarzında yapılacak basit değişikliklerle osteoporoz riski en aza indirilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Ebru Yılmaz, “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” nedeniyle, bu hastalıktan korunmak için dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kemiklerinizi genç yaştan itibaren korumaya başlayın<br /> </strong>Kemiklerinizin sağlığı yaşam kalitenizi doğrudan etkiler. Osteoporozdan korunmak, sadece ileri yaşlarda değil, her yaşta alınacak doğru önlemlerle mümkündür. Osteoporoz riskini artıran başlıca etkenler arasında ileri yaş, kadın olmak ve menopoz, düşük vücut kitle endeksi, kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı sayılabilir.   Değiştirilebilir alışkanlıkların değiştirilmesi, değiştirilemeyecek olan risk faktörleri için önlem alınması osteoporozdan korunmak için önemlidir. </p>
<p><strong>Kırık olmadan osteoporozun fark edilmesi önemli</strong></p>
<p>Kemik mineral yoğunluğu ölçümü (DEXA), osteoporozun erken tanısı için en güvenilir yöntemdir. Genel olarak, 65 yaş ve üzeri tüm kadınlara ve 70 yaş ve üzeri erkeklere kemik taraması önerilmektedir. Ancak bazı bireyler için bu tarama daha erken yaşlarda da gerekebilir. Özellikle menopoz sonrası dönemdeki kadınlar, düşük vücut kitle indeksine sahip olanlar, kırık öyküsü bulunanlar, kortizon gibi kemik sağlığını etkileyen ilaçları uzun süre kullananlar ve aile öyküsünde osteoporoz bulunan bireyler, 50 yaşından itibaren tarama yaptırmalıdır. Erken tanı, osteoporozun yol açabileceği kırıkların önlenmesinde ve kemik sağlığının korunmasında kritik bir rol oynar. Kemik yoğunluğu ölçümü ile yapılacak erken taramalar, kırık oluşmadan önce hastalığın tespit edilmesine olanak tanır. Bu da yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır.</p>
<p><strong>Kemik sağlığı için alınabilecek önlemler</strong></p>
<ol>
<li>Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenme</li>
<li>Güneş ışığından yeterince faydalanmak</li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak (yürüyüş, dans, direnç egzersizleri)</li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak</li>
<li>Düşme riskine karşı ev ortamını güvenli hale getirmek</li>
<li>Düzenli doktor kontrolleri ve kemik yoğunluğu ölçümü </li>
</ol>
<p><strong>Osteoporoz tedavi edilebilir</strong><br />Osteoporozda tanı sonrası uygulanacak tedaviler, kemik kaybını yavaşlatmayı ve kırık riskini azaltmayı hedefler. Tedavi süreci; ilaç kullanımı, beslenme desteği, egzersiz programları ve yaşam tarzı değişikliklerini kapsar. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporozdan-koruyan-6-altin-yontem-585250">Osteoporozdan Koruyan 6 Altın Yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Farkındalık Buluşması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-farkindalik-bulusmasi-584318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 18:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığına dikkat çekmek ve meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-farkindalik-bulusmasi-584318">Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Farkındalık Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığına dikkat çekmek ve meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Meme Kanseri Farkındalık Sergisi ve Söyleşisi’ programı kapsamında alanında uzman hekim, hemşire ile sanatçı, meme kanseriyle mücadele sürecinde farkındalık, moral ve umut dolu mesajlar paylaştı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı erken tanının önemini vurgulamak için ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ etkinlikleri çerçevesinde ‘Farkındalık Yaşatır, Meme Kanserine Karşı Birlikteyiz’ konulu program düzenledi. Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ve kadın sağlığını korumaya yönelik bilgilerin paylaşıldığı etkinlikte katılımcılar hem bilinçlendi hem de umut dolu hikayelere tanıklık etti. Osmangazi Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Dr. Sevcan Yaman moderatörlüğünde yürütülen söyleşide Op. Dr. Can Başaran ve Yüksek Hemşire Hüsnüye Altıntaş, meme kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ile tarama sürecine ilişkin bilgiler verdi.</span></span></span></p>
<p><span><span><b><span>“Mamografide Sağlığı Tehdit Eden Bir Radyasyon Dozu Yok”</span></b></span></span></p>
<p><span><span><span>Meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığını belirten Op. Dr. Can Başaran, “Her 8 kadından biri yaşamının bir döneminde meme kanseriyle karşılaşıyor. Toplumda hala ‘Ben gencim ya da ben artık yaşlıyım, bana bir şey olmaz’ düşüncesi yaygın. Oysa bu hastalık yaş ayırt etmiyor. Ne yazık ki birçok kadın, mamografideki radyasyon endişesiyle kontrolleri geciktiriyor. Oysa mamografide sağlığı tehdit eden bir radyasyon dozu yok. Kadınlarımız şunu bilmeli; düzenli kontroller ve erken teşhis hastalığın seyrini tamamen değiştirebilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki tüm kadınların yılda bir kez mamografi çektirmesini öneriyoruz. Günümüzde hala meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır. </span><span>KETEMDER ücretsiz olarak 40-69 yaş arasında bütün kadınlara bu imkanı sağlıyor” dedi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>25 yıldır meme kanseri hastalarının tedavi sürecinde çalıştığını söyleyen Yüksek Hemşire Hüsniye Altıntaş da, “Kadınların hayattan erken kopmaması, sevdiklerine ve kendilerine sahip çıkabilmesi için erken tanının ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatıyoruz. Kadın toplumun kalbidir; o yüzden sağlığı her şeyden değerlidir. Bizler onların yanında olmak, her zaman destek olmak ve farkındalık oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadınlarımızın yaşam mücadelesinde daime yanlarında olacağım” diye konuştu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b> </b><b><span>“Sergim Erken Teşhisin Ne Kadar Önemli Olduğunu Anlatıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Yoğun katılımın sağlandığı programda meme kanseriyle mücadele etmiş Fotoğraf Sanatçısı Serpil Savaş ise hastalıkta tanı konduğu günden iyileşme sürecine kadar geçen dönemi anlatan fotoğraflarını paylaştı. Erken teşhisin bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini duygusal karelerle anlatan Savaş, “İki yıl önce meme kanserine yakalandım. Hastalığımın başladığı andan itibaren yaşadığım her duyguyu, geçirdiğim tüm aşamaları fotoğraflarla belgeledim. Bugün açtığım bu sergide, hastalığın zorlu tedavi sürecinin ardından yeniden hayata tutunmanın mümkün olduğunu göstermek istedim. Fotoğraflarım, erken teşhisin bir yaşamı nasıl değiştirebileceğini, umudun insanı nasıl yeniden ayağa kaldırdığını anlatıyor. Eğer bu farkındalığa sahip olabilirsek, özellikle 40 yaş üzeri kadınlarımız düzenli kontroller yaptırırsa, erken teşhisin hayat kurtardığını hep birlikte görebiliriz” dedi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Program sonunda CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz ve meclis üyeleri, konuşmacılara günün anısına teşekkür hediyesi takdim etti. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-meme-kanserine-karsi-farkindalik-bulusmasi-584318">Osmangazi&#8217;de Meme Kanserine Karşı Farkındalık Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde. Bu, birçok kanser türü için ulaşılması zor bir başarı. Bu oran yalnızca yaşam süresinin uzadığını değil, erken evrede tanı alan pek çok hastanın tamamen iyileşebildiğini de gösteriyor. Geç tanılarda ise yaşam süresi ciddi şekilde kısalıyor. Bu yüzden erken teşhise yönelik tarama programları, meme kanseriyle mücadelede en etkili silahımız” dedi. Dr. Raşa, meme kanseriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</strong></p>
<p><strong>Meme kanserinin erken teşhis edilmesiyle geç teşhis edilmesi arasında, hayatta kalma oranları açısından büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri erken evrede teşhis edildiğinde hastalık genellikle memede veya koltuk altı lenf bezlerinde sınırlı olur. Bu aşamada tedaviye verilen yanıt çok yüksektir ve 5–10 yıllık sağ kalım oranı çoğu zaman yüzde 90’ın üzerindedir. Ancak hastalık geç fark edildiğinde, yani uzak organlara yayıldığında, yaşam süresi genellikle birkaç yıl ya da aylarla sınırlı kalır. Bu dönemde tedavinin amacı hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini korumaktır. Erken tanı sayesinde eskiden ölümcül kabul edilen meme kanserini artık yaşamı tehdit eden bir durumdan çok, hipertansiyon ya da diyabet gibi kontrol edilebilen kronik bir hastalık olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>Meme kanseri erkeklerde de görülebilir mi? </strong></p>
<p>Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 1’i erkeklerde görülür ve bu vakalar kadınlardakine göre daha sık kalıtsal kökenlidir. Ailesinde birden fazla kadında meme kanseri bulunan erkekler de mutlaka muayene edilmeli ve ultrasonografiyle kontrol edilmeli. Erkeklerde meme dokusu az olduğundan hastalık genellikle ele gelen bir kitleyle fark edilir. Şüpheli bulgu varsa ultrasonografi ve kalın iğne biyopsisiyle tanı konur. Bu nedenle, kalıtsal meme kanseri öyküsü bulunan erkeklerin 40 yaşından sonra en az bir kez meme muayenesi yaptırması ve bir meme merkezine başvurması önerilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri tedavisi doğurganlığı etkiler mi? </strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde ilk adım genellikle ameliyattır. Bazı hastalar ek olarak kemoterapi ve anti-hormon tedavisi alırken, memesi korunan hastalara radyoterapi uygulanır. Bu tedaviler esnasında hastanın doğurganlığı olumsuz etkilenebilir, özellikle kemoterapi ve uzun süreli anti-hormon tedavileri bu riski artırır. Bu nedenle doğurganlık çağındaki kadınlarda tedaviye başlamadan önce bu konunun mutlaka değerlendirilmesi, hastanın tüp bebek ünitesinde görevli kadın doğum uzmanlarıyla görüşmesi ve doğurganlığını korumak istiyorsa yumurta dondurma gibi seçenekleri önceden planlaması önerilir.</p>
<p><strong>Hastalık tedavi edildikten sonra tamamen yok olur mu yoksa vücudun bir yerinde gizli kalmaya devam eder mi? </strong></p>
<p>Kuramsal olarak, bir hastalık ya da doku vücudun başka bir bölgesine yayılma potansiyeline sahipse —yani metastaz yapabiliyorsa— o hastalığa kanser denir. Bu sebeple kanserler vücudun farklı bölgelerine yayılabilir. Tanı sonrası hastalığın başka bir organa gidip gitmediği ise PET-BT gibi görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Ancak meme kanseri gibi yavaş ilerleyen kanserlerde, hastalık tedaviden 10, 15 hatta 20 yıl sonra bile memede ya da uzak organlarda yeniden ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri vücudun ilk olarak hangi bölgelerine sıçrama eğilimindedir?</strong></p>
<p>Tüm kanserlerin temelde iki yayılım yolu vardır. İlki, kan damarları aracılığıyla vücudun uzak organlarına yayılımdır. Tümörler en sık akciğer, karaciğer ve kemiklere yayılmayı tercih etse de teorik olarak her organa metastaz yapabilir. İkinci yol ise lenf damarları aracılığıyla gerçekleşir. Meme ve tiroid gibi endokrin kökenli kanserler genellikle önce lenf yoluyla yayılmayı tercih eder. Tabii zamanla kan dolaşımıyla uzak organlara da metastaz yapabilirler. Dolayısıyla meme kanserinde ilk olarak koltuk altındaki lenf bezlerine bakılır çünkü kanserin yayılmaya başlayıp başlamadığını gösteren en erken ve en önemli bölgedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bir kısmı yavaş seyirli olup sadece izlenebilirken, hızlı seyirli olanların erken tanıyla tedavi edilme oranı çok yüksektir” dedi.<strong> Lenfomanın artık korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen </strong></em><strong>Prof. Dr. Ateşoğlu,</strong><em><strong> </strong>doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planının hastalığın gidişatını tamamen değiştirebileceğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Lenfomanın bağışıklık sisteminin doğal parçası olan lenf bezlerinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastaneleri Hematoloji Bilim Dalı Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Direktörü Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Halk arasında lenf kanseri olarak biliniyor. Bir kısmı yavaş seyirlidir ve tedavisiz izlenebilir. Hızlı seyirli olanlarda ise tedavi edilme oranı yüksektir. Ancak doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planı hastalığın gidişatını tamamen değiştirebilir” diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Ateşoğlu, “Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomanın erken tanıyla tedavi edilme oranı yüz güldürücüdür. Kalıcı lenf bezi büyümeleri, gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve ateş ihmal edilmemelidir” dedi. </p>
<p><strong>“ADI KANSER OLSA DA BİR KISMI YAVAŞ SEYİRLİDİR”</strong></p>
<p>Lenfomanın bir lenf bezi hastalığı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenfoma, halk arasında ‘lenf kanseri’ olarak bilinen, lenf bezlerinin büyümesiyle kendini gösteren bir hastalıktır. Son yıllarda farkındalık günlerinin de etkisiyle toplumda tanınırlığı giderek artıyor. Bu çok önemli çünkü lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Seksenin üzerinde alt tipi bulunur; bazıları tedavi gerektirmeden izlenebilir, bazıları ise daha hızlı seyrettiği için tedaviye ihtiyaç duyar. Bu nedenle her lenfoma tanısından korkmamak gerekir.”</p>
<p>“Adı kanser olsa da bir kısmı yavaş seyirlidir ve hızlı seyirli olanların da tedavisi mümkündür” diye konuşan Prof. Dr. Ateşoğlu, “Erken tanı ile erken tedavi sağlanır, bu da yüz güldürücü sonuçlara ulaşmamızı sağlar. Doğru zamanda, doğru biyopsi ve patoloji raporlarıyla konan tanı çok önemlidir çünkü her alt tipin tedavisi farklıdır. Yıllarca nüks etmeden yaşayan pek çok lenfoma hastası vardır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GECE TERLEMELERİNE DİKKAT”</strong></p>
<p>Lenf bezlerinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenf bezlerimiz vücudun savunma hattıdır. Enfeksiyonlarla savaşırken geçici olarak büyüyebilirler ve çoğu kişi bunu enfeksiyona bağlayarak önemsemez. Evet, her enfeksiyonda lenf bezi büyüyebilir ancak <strong>uzun süren, giderek büyüyen ve kaybolmayan lenf bezleri mutlaka araştırılmalıdır. </strong>Bu her zaman lenfoma anlamına gelmez, farklı nedenlerden de kaynaklanabilir ama sebebin netleşmesi için doktora başvurmak gerekir.” Prof. Dr. Ateşoğlu, şüphelenilmesi gereken bulgular konusunda şu bilgileri verdi: “Gece uykudan uyandıracak kadar yoğun terleme, istemsiz kilo kaybı, iştah azalması, nedeni açıklanamayan ateşler ve geçmeyen kaşıntılar bizim için önemlidir. Bu belirtiler enfeksiyon sırasında da görülebilir fakat enfeksiyon bittiğinde kaybolması beklenir. Eğer devam ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>“LENFOMADAN ŞÜPHELENMEK İÇİN İLERİ YAŞTA OLMAK GEREKMEZ”</strong></p>
<p>Lenfomanın bazı alt tiplerinin erkeklerde, bazılarının ise kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de bu konuda net bir veri tabanı yok ancak mevcut veriler, ülkemizdeki sıklığın Avrupa ülkelerine benzer olduğunu gösteriyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bazı alt tipler daha sık görülebiliyor; Türkiye’deki dağılım Avrupa’ya yakın. Lenfoma genellikle ileri yaş hastalığıdır ancak gençlerde de görülebilir. Bu nedenle lenfomadan şüphelenmek için ileri yaşta olmak gerekmez.”</p>
<p><strong>“TEDAVİ BAŞARISI ERKEN TANIYA BAĞLI”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin evreye göre tedavi edilen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğulu, tedavi yaklaşımları konusunda şu bilgileri aktardı: “Lenfomanın yavaş seyirli tipleri bazen yalnızca takip edilirken, agresif tiplerde tanıyı ne kadar erken koyarsak tedavi süresi o kadar kısalır ve başarı oranı o kadar yükselir. Geçmişte tedavi yalnızca kemoterapiyle yapılırken, bugün tedavi seçenekleri büyük ölçüde gelişmiş durumda. İmmünoterapiler bu alanda adeta bir çığır açtı. Lenfomaların iki ana tipi vardır: B hücreli ve T hücreli. Özellikle B hücreli tiplerde kullanılan hedefe yönelik ilaçlar tedavi yaklaşımını tamamen değiştirdi. Artık kemoterapi tek başına değil, immünoterapi ile birlikte uygulanıyor. T hücreli lenfomalarda da hedefe yönelik yeni ilaçlar geliştirildi ve hastalara daha etkili tedavi imkânı sağlanıyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“KEMİK İLİĞİ NAKLİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinde kemik iliği naklinden de yararlandıklarını anlatan Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı agresif lenfomalarda, ilk tedaviden sonra hastalığın geri gelmesini önlemek için otolog (kendinden) kök hücre nakli yapılır. Bazı hastalarda ise nakil gerekmez, yalnızca hastalık tekrarladığında uygulanır. Dirençli ve genç hastalarda allojenik (vericiden) nakil seçeneği de gündeme gelebilir.”</p>
<p><strong>“ÖNÜMÜZDEKİ YILARDA TEDAVİDE ÇOK DAHA ETKİLİ SONUÇLAR BEKLİYORUZ”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin hızla geliştiği ve önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar alınabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yeni ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde, daha önce dirençli olan hastalarda bile yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor. Özellikle CAR-T hücre tedavisi, kemoterapiye yanıt vermeyen hastalarda büyük bir umut haline geldi. Bağışıklık sistemini aktive ederek hastalığı yok etmeyi amaçlayan bu tedavilerin, önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar sağlaması bekleniyor.” diye konuştu. </p>
<p>Lenfoma bir kanser hastalığıdır ancak çok yavaş seyirli tipleri de vardır; bazı hastalar yıllarca sadece düzenli kontrollerle izlenebilir. Agresif tiplerde ise tedavi gerekir ve en iyi sonuçlar erken evrede tanı konulduğunda alınır. Tedaviden sonra hastalık tekrarlayabilir ama nüks en sık ilk iki yılda görülür; beş yıl sonrasında tekrarlama riski belirgin şekilde azalır. Sonuç olarak, lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Gelişen tedavi seçenekleri sayesinde her geçen gün daha başarılı ve umut verici sonuçlar elde ediyoruz.”</p>
<p><strong>İŞARETLERİN FARK EDİLMESİNDE TOPLUMSAL FARKINDALIK ŞART!</strong></p>
<p>Erken tanıyla tedavide elde edilen başarının önemine işaret eden Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerekliliğini değinerek, “Bu konuda birçok sivil toplum kuruluşu da önemli çalışmalar sürdürüyor. Halen Lenfoma Bilimsel Alt Komite Başkanlığı görevini yürüttüğüm Türk Hematoloji Derneği’ nde de hem bilimsel hem de toplumsal çalışmaları ulusal ve uluslararası boyutta sürdürüyoruz. Amacımız tüm toplumlarda lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak erken tanının ne denli önemli olduğunu anlatmak” diye konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 15:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kıvılcım]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[okan]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatta]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583198</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, İstanbul Okan Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Gökçe Tunç, Prof. Dr. Mithat Kıyak, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla İlçe Sağlık Müdürü Dr. Murat Sadettin Söylemez’in de katılımcılar arasında yer aldığı serginin açılışında, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yapan bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198">Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, İstanbul Okan Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Gökçe Tunç, Prof. Dr. Mithat Kıyak, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla İlçe Sağlık Müdürü Dr. Murat Sadettin Söylemez’in de katılımcılar arasında yer aldığı serginin açılışında, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yapan bir sunum gerçekleştirdi. Aralarında meme kanserini yenmiş kadınların kendi iyileşme yolculuklarından ilham verici izleri yansıttıkları eserlerin de bulunduğu sergi, 24 Ekim 2025’e kadar Tuzla’daki İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde ziyaret edilebilecek. </p>
<p>Açılış töreninde konuşan İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen,<em> </em><em>“Bugün burada olmak benim için büyük bir mutluluk. Meme kanseri konusunda sadece 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda değil, her zaman bilinçli olmayı çok önemsiyorum. Özellikle böyle etkinliklerde sanatın gücünden faydalanmak verdiğimiz mesajları da daha anlamlı hale getiriyor. Üniversite olarak görevimiz, bu konuda toplumla daha sıkı bütünleşebilmek ve farkındalığı yükseltmeye katkı sunmaktır.” </em>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Murat Cengiz Aşıcıoğlu ise yaptığı konuşmada, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek bu konudaki bilinçlendirme çalışmalarının önemine değindi ve sergiye katılan tüm sanatçılara teşekkür etti.    </p>
<p>Sergi açılışında gerçekleştirilen panelde, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, katılımcılarla meme kanseri ve tedavilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Kıvılcım, kadınlarda en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu hatırlatarak, özellikle son yıllardaki vaka sıklığının artışına dikkat çekti. 2020 yılında 2,3 milyon yeni vakanın görüldüğünü söyleyen Dr. Kıvılcım’ın verdiği bilgilere göre, bu rakamın 2040 yılında 3 milyon sınırına ulaşacağı tahmin ediliyor. Dr. Kıvılcım özellikle erken tanı için kendi kendine muayenenin ve kanser taramalarının önemini vurgulayarak şunları söyledi: <em>“Kanser taramasının nihai hedefi, hiçbir şikayeti olmayan sağlıklı bireylerde; kanseri, tedavisinin çok daha kolay ve etkili yapılabildiği erken evrelerde yakalamak. Son 20 yıldaki çalışmalar bize, mamografi ile yapılan toplum taramalarında kadınlarda meme kanseri nedeniyle ölüm oranlarının %30-50 oranlarında azaldığını gösteriyor. Günümüzde dijital mamografilerle meme incelemesinde maruz kalınan doz da giderek azalıyor. Bu nedenle kadınların 40 yaş üzerinde 2 yılda bir mamografi çektirmelerinde bir sakınca yok. Aile öyküsü, Batı tipi yaşam tarzı, stres ve tütün kullanımı gibi risk faktörlerinin varlığında ise taramaların daha erken yapılması planlanabilir.”</em></p>
<p>Panelin bir diğer konuşmacısı Gözde İlhan, 2024 yılında meme kanseri tanısı almış, verdiği mücadeleyle kanseri yenmeyi başarmış bir isim. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören İlhan, sergiye üç çalışmasıyla katılırken; kendi hikayesini, kanserle başlayan ama sanatla yeniden doğan bir yolculuk olarak tanımlıyor. İlhan konuşmasında, tedavi sürecinde yaşadıklarını ve resim sanatıyla olan yolculuğunu ise şu sözlerle paylaştı: <em>“Sanat, tedavi sürecimde bana nefes olan, umudu hatırlatan bir yol arkadaşı oldu. Sanat, bana kelimelerin yetmediği yerde şifa verdi. Bugün buradaki sergi, sadece bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda farkındalık, umut ve dayanışmanın bir simgesi.” </em></p>
<p><strong>“Erken Tanıyoruz, Birlikte İyileşiyoruz”</strong> karma resim sergisi, 24 Ekim 2025’e kadar İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde ziyarete açık olacak. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198">Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:57:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Cihan Uras]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl 2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228">Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl <strong>2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuluyor</strong>. Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, her yıl dünya genelinde yaklaşık 700 bin kadının yaşamını yitirmesine neden oluyor. Uzmanlara göre, <strong>her 8 kadından 1’i</strong> yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Ekim ayı ise tüm dünyada <strong>Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong></strong> <strong>olarak anılıyor. Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Senoloji Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, “Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü. Ancak erken tanı sayesinde tedavi başarısı oldukça yüksek. Düzenli taramalar ve kontroller sağkalım oranlarını önemli ölçüde artırıyor, yaşam süresini ve kalitesini belirgin şekilde yükseltiyor. Böylece hastalık erken evrede yakalanarak tedavide başarı şansı da belirgin bir şekilde artıyor. Yapay zeka teknolojileri ise bu süreçte giderek daha fazla rol üstleniyor. Yapay zeka destekli görüntüleme sistemleri tanıda adeta devrim yaratıyor. Bu sistemler sayesinde gözden kaçabilecek en küçük bulgular bile saptanabiliyor, erken tanı oranları daha da yükseliyor” şeklinde konuşuyor. </strong></em></p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Kişiye Özel Tedaviler </strong></p>
<p>Prof. Dr. Cihan Uras, Acıbadem Üniversitesi Senoloji Araştırma Enstitüsü’nde, teknolojinin yeni imkanlarını hastaların hizmetine sunduklarını belirtiyor. Özellikle de yapay zeka destekli görüntüleme sistemlerinin tanıda devrim yarattığını vurgulayan Prof. Dr. Cihan Uras, “Erken tanıda yapay zeka destekli görüntüleme yöntemlerine yoğunlaşıyoruz. Bu sayede özellikle tarama programlarında gözden kaçabilecek bulguları daha hızlı ve güvenilir şekilde tespit edebiliyoruz. Yapay zekayı patolojik incelemelerde de kullanarak, tanıların daha doğru ve güvenilir bir şekilde konulmasına katkı sağlıyoruz” diyor.<strong> </strong></p>
<p>Meme kanseri artık sadece standart tedavilerle değil, kişiye özel planlanan yöntemlerle de ele alınıyor. Hastanın genetik özellikleri, tümörün biyolojik yapısı, hormon reseptör durumu ve yaşam tarzı göz önünde bulundurularak tedavi planı belirleniyor. Bu kapsamda hedefe yönelik ilaç tedavileri, immünoterapiler, hormon tedavileri ve moleküler testler önemli rol oynuyor. Prof. Dr. Cihan Uras, bu konuda yürütülen çalışmaların önemine değinerek “Multidisipliner bir yaklaşımla kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası iş birlikleriyle elde ettiğimiz bilimsel verileri hızla klinik uygulamalara aktarmayı hedefliyoruz. Klinik araştırma programlarında yer alıyoruz. Bu klinik araştırma programları sayesinde hastalarımıza, normal şartlarda ulaşamayacakları yeni ilaçlara erişim imkanı sunuyoruz. Enstitümüzde meme kanseri tanısı alan hastalarımıza diyetisyen desteği ve psikolojik danışmanlık sunuyor, ayrıca ameliyat sonrası deneyimli fizyoterapistlerimiz eşliğinde fizyoterapi hizmeti de veriyoruz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><strong>Destekleyici Onkoloji ile Yaşam Kalitesi Korunuyor </strong></p>
<p>Meme kanserinde tedavi başarısı sadece tümörün ortadan kaldırılmasıyla değil, hastaların yaşam kalitesinin korunmasıyla da ölçülüyor. Prof. Dr. Cihan Uras, “Enstitüde destekleyici onkoloji uygulamalarıyla, tedavi sürecinde kadınların fiziksel ve psikolojik olarak güçlendirilmesi amaçlanıyor. Destekleyici onkoloji,<strong> </strong>kanser tedavisinde asıl tümör tedavisinin (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi vb.) yanında, hastanın yaşam kalitesini artırmaya odaklanan yaklaşımları kapsıyor. Amaç, sadece tümörü tedavi etmek değil, aynı zamanda hastanın fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan güçlenmesini sağlamak” diyor. Örnek uygulamalar arasında beslenme desteği (tedavi sırasında iştah kaybı veya kilo değişimlerini dengelemek), ağrı tedavisi ve semptom kontrolü, psikolojik destek ve danışmanlık, fiziksel aktivite ve egzersiz programları ile yoga ve nefes egzersizleri gibi tamamlayıcı yöntemler yer alıyor. </p>
<p>Meme kanserinde en güçlü silah ise farkındalık. Çünkü erken tanı hayat kurtarıyor. Prof. Dr. Cihan Uras “Kadınlarımızı kontrollerini aksatmamaya, kendi farkındalıklarını artırmaya davet ediyoruz. Sağlıkta küçük bir adım, yaşamda büyük bir fark yaratır” şeklinde konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tani-ve-tedavisinde-yapay-zeka-donemi-581228">Meme Kanseri Tanı ve Tedavisinde Yapay Zeka Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisine]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirilecek.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizin nitelikli ve alanında uzman araştırmacıları, bilimin her dalında literatüre katkı sunmaya devam ediyor. Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirmeyi amaçlayan proje TÜBİTAK nezdinde kabul gördü. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik, “HPV (İnsan Papilloma Virüsü), cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların başında gelir ve bazı alt tipleri uzun süreli enfeksiyonlarla rahim ağzı kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türüne neden olabilmektedir. HPV aşısı, korunma açısından önemli bir araç olmasına rağmen, birçok ülkede henüz ulusal aşılama programlarına tam olarak entegre edilememiştir. Bu da, erken, doğru ve hızlı tanı araçlarına olan ihtiyacı artırmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Projenin yenilikçi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik “Bu proje, rahim ağzı kanserine yol açabilen riskli HPV tiplerini ve HPV kaynaklı kanser oluşumuna işaret eden biyobelirteçleri aynı anda tespit edebilen taşınabilir bir test sistemi geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu yeni sistem sayesinde, sadece HPV varlığı değil, aynı zamanda enfeksiyonun kansere dönüşme riski de değerlendirilebilecektir. Test, klasik laboratuvar koşullarına ihtiyaç duymadan, kolayca uygulanabilecek şekilde tasarlanmakta ve akıllı telefonlar aracılığıyla sonuçları hızlı bir şekilde değerlendirme imkânı sunmaktadır. Projenin hedefi, erken teşhis ve risk belirlemede kullanılabilecek, taşınabilir, düşük maliyetli, hızlı ve kullanıcı dostu bir tanı platformu geliştirmektir. Bu sayede hem sağlık profesyonelleri hem de kaynakları kısıtlı bölgelerde yaşayan bireyler için erişilebilir tanı çözümleri sunmak mümkün olacaktır.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[perinatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda, kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, kariyer planlamaları, ekonomik gerekçeler ve evlilik yaşının ötelenmesi gibi etkenler, 35 yaş üzeri gebelik oranlarının belirgin şekilde artmasına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931">35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda, kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, kariyer planlamaları, ekonomik gerekçeler ve evlilik yaşının ötelenmesi gibi etkenler, 35 yaş üzeri gebelik oranlarının belirgin şekilde artmasına yol açıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Riskli Gebelik (Perinatoloji) Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy</strong> “İleri yaş gebelikleri günümüzde giderek artan bir gerçekliktir ve erken doğumdan gebelik zehirlenmesine hatta bebeğin kaybına dek çeşitli riskler içerebildiğinden dolayı multidisipliner yaklaşım ile takip edilmelidir. Gebelik öncesinden başlayan multidisipliner bir yaklaşım, düzenli ve sık takip ile uygun doğum planlaması olumsuz sonuçların önemli ölçüde azaltılmasına önemli katkılar sağlar” diyor. Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy, riskli gebelikte anne ve bebeğin sağlığı için alınması gereken 6 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Yaşam tarzını iyileştirmek</strong></li>
</ul>
<p>Sağlıklı beslenme, ideal kilo kontrolü ve egzersiz, gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) ve hipertansiyon riskini azaltır. Sigara, alkol, kimyasallar, toksik maddeler ve düşüğe, erken doğuma ya da ölü doğuma yol açabilen bazı ilaçlardan (teratojen ilaçlar) uzak durulması, sağlıklı doğum için son derece önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Gebelik öncesi sağlık taraması yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>İleri yaşta planlanan gebeliklerde, gebelik öncesi sağlık taraması yaptırmak kritik öneme sahiptir. Kronik hastalıkların kontrol altında tutulması, genetik danışmanlık alınması, doktor önerisiyle folik asit ve gerekli takviyelerin kullanılması gebelik sonuçlarını olumlu etkilemektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli takip </strong></li>
</ul>
<p>Riskli gebeliklerde doğru haftalarda gebelik muayenesinin yapılmasının, komplikasyonların erken tanısını sağladığını belirten Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy sözlerine şöyle devam ediyor: “Gebeliğin muayenesinde rutin testlere, ihtiyaç olursa ileri testler ve taramalar eklenebilir. Perinatoloji kliniklerinde, gebeliğin ilk 11-14 hafta fetal anatomi ve Doppler muayenesi en önemli muayene olup, tüm gebeler bu muayeneyi mutlaka yaptırmalıdır. Bu dönemde bebekteki bazı organ anomalileri tanınabilmektedir. Yine uterin arter doppleri ile gebelik zehirlenmesi ve gelişim kısıtlılığı için risk değerlendirmesi yapılabilmektedir. Riskli grupta diyabet için erken tarama bu haftada yapılmaktadır. Gebeliğin 2. döneminde, 21-23 hafta yine fetal anatomi muayenesi ve Doppler ultrasonografi ile bebeklerin organlarının ve kan akımlarının muayenesi her gebeye önerilmektedir. Yine bu haftalarda rahim ağzı uzunluğu ölçülerek servikal yetmezlik ve erken doğum açısından riskli gruplar tanınabilmektedir. İleri yaş gebeliklerde şeker hastalığı riski diğer gebelere göre belirgin artmış olup, mutlaka şeker yükleme testlerinin yapılması önerilmektedir. Şeker yükleme testlerinin anne ve bebeğe bir zararı yoktur. Gebeliğin 3. döneminde Doppler ultrasonografi ve biyofizik profili gibi yöntemlerle fetal iyilik halinin düzenli değerlendirilmesi önerilmektedir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Genetik tarama ve tanı testleri yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>35 yaş üzeri gebeliklerde kromozomal anomaliler açısından tarama testleri (Kombine test (ikili test) / üçlü-dörtlü test, NIPT (anne kanında fetal hücre-DNA testi) ve gerektiğinde invaziv tanı yöntemleri (koryonvillüs örneklemesi, amniyosentez,) uygulanmalıdır. Bu yaklaşım,  erken tanı ve doğru gebelik yönetimini mümkün kılar.</p>
<ul>
<li><strong>Kronik hastalıkların takibi</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Arısoy “Hipertansiyon, diyabet ve tiroid bozuklukları gibi kronik hastalıkların gebelik öncesi ve gebelik sırasında kontrolü, komplikasyonların önlenmesinde temel bir basamaktır. Kronik hastalıkların eşlik ettiği gebelerin takip ve doğumları özellikli olup, Perinatoloji kliniklerinde multidisipliner tıp içerisinde takip edilmeleri ve yönetilmeleri önerilmektedir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Doğumun multidisipliner merkezde gerçekleştirilmesi</strong></li>
</ul>
<p>Riskli gebeliklerin, yenidoğan yoğun bakım olanaklarının bulunduğu merkezlerde, deneyimli ekip eşliğinde gerçekleştirilmesi önerilir. Yine merkezde erişkin yoğun bakım ve ilgili uzmanlıkların olması gebelik sonuçlarını iyileştirmektedir. Bu uygulamalar anne ve bebek komplikasyon ve ölümlerini azaltır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931">35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[hidrosefali]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>
<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>
<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>
<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>
<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[imkanı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük  çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  </strong>günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan<strong> </strong>Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  <strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan  20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir &#8216;sessiz dönem&#8217; geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor! </strong></p>
<p>İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor. </p>
<p><strong>Erken tanı kritik bir öneme sahip! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor. </p>
<p><strong>Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı! </strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimini de mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır” </p>
<p><strong>Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak! </strong></p>
<p>Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı<strong> </strong>önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek,  “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 07:46:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonunun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hiv]]></category>
		<category><![CDATA[Hıv Enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısına]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “HIV Enfeksiyonunun Erken Tanısında Tarama, Antijen / Antikor Ayrımı ve Doğrulama Testlerini Birleştiren 3 Boyutlu Baskı (3B) Yöntemi ile Üretilmiş Elektrokimyasal Tabanlı Prototip Biyosensör Geliştirilmesi” başlıklı proje, TUSEB’ten destek almaya hak kazansı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826">Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “HIV Enfeksiyonunun Erken Tanısında Tarama, Antijen / Antikor Ayrımı ve Doğrulama Testlerini Birleştiren 3 Boyutlu Baskı (3B) Yöntemi ile Üretilmiş Elektrokimyasal Tabanlı Prototip Biyosensör Geliştirilmesi” başlıklı proje, TUSEB’ten destek almaya hak kazansı.</p>
<p>Proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı araştırma üniversitemiz bilim insanları; sağlık bilimleri ve teknolojileri temalı, yenilikçi, ihtiyaç odaklı ve ürün geliştirmeye yönelik stratejik araştırma geliştirme projeleri üretmeye devam ediyor. İnsan ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik yenilikçi projeleri desteklenmeye uygun bulunan Eczacılık Fakültemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara, “Edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu (AIDS), insan immün yetmezlik virüsünün (HIV) neden olduğu ülkemizde ve dünyada her bölgeyi etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Tanı ve tedavi alanında yaygın gelişmelere karşın, HIV enfeksiyonu klinik ve halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. HIV enfeksiyonun hızlı tanısı ve özellikle ulaşılması zor toplulukların test edilmesini sağlayacak hızlı ve doğru tanı gerçekleştiren tanı kitleri oldukça önem taşımaktadır. Günümüzde HIV enfeksiyonunun tanı algoritmasında önce dördüncü kuşak kombine antijen + antikor testi ile tarama, ardından HIV-1 / HIV-2 ayırt edebilen destekleme testi ile doğrulamak zorunludur. Projemiz kapsamında, HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik, HIV1/ HIV 2 virüslerinin eş zamanlı ayırımına olanak sağlayan aynı zamanda antijen/antikor ayırımı ve doğrulama testlerini birleştiren 3D baskılı çoklu platform tabanlı nanobiyosensör geliştirilecektir. Geliştirilecek bu test sayesinde, HIV tanısında yaşanan zorlukların aşılması, özellikle ulaşılması zor ve kilit toplulukların test edilmesi amacıyla erken ve doğru tanı ile HIV pandemisinin sonlandırılması hedeflerine ulaşılması amaçlanmaktadır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826">Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574775</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukluk çağı ya da 40’lı yaşlarda ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerle kendisini belli eden iyi huylu tümörler bazen hiç tedaviye gerek kalmadan bazen de ameliyat ile tedavi edilebiliyor. Kötü huylu kemik tümörleri ise hızlı büyüyerek çevre dokularda hasara, kemiklerde kırıklara ve hatta uzak organlara sıçrayarak bireyde hayati riske neden olabiliyor. Bu nedenle kötü huylu kemik tümörlerinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşıyor. Kötü huylu kemik tümörlerinin tedavi planı tümörün türü ve evresine göre hastaya özel planlanıyor ve bu sayede başarılı sonuçlar alınabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şefik Murat Arıkan, kemik yumuşak doku tümörlerinin belirtileri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığını hafife almayın</strong></p>
<p>Daha sık görülen iyi huylu tümörler (lipomlar) kitlenin büyümesi, kozmetik olarak hastayı rahatsız etmesi ve ağrıya yol açması durumlarında cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Kötü huylu tümörler (liposarkomlar) ise hayati önem taşımaktadır. Kötü huylu yumuşak doku tümörleri (sarkomlar) daha hızlı büyüme göstererek akciğer, kemik ve beyin gibi uzak dokulara metastaz yapabilir ve hastanın hayatını kaybetmesine yol açabilmektedir. Burada en önemli nokta hastanın belirtileri ciddiye alıp, hızlı bir şekilde uzmana başvurmasıdır. Biyopsi ile tanısı konularak acilen kitlenin geniş bir cerrahi ile çıkarılması çok önemlidir. Bu grup tümörlerde, cerrahi sonrası nüksü önlemek için ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilir.  </p>
<p><strong>Kemik yumuşak doku tümörlerinin 5 önemli belirtisi!</strong></p>
<p>İyi huylu kemik tümörleri, yavaş ilerleyen, eklem veya kemikte ağrı, hareket kısıtlılığı ve aksama ile ortaya çıkabilmektedir. Bunların bir kısmı takibe alınabilirken, kırık riski ve hızlı büyüme potansiyeli olanlar ise ameliyatla temizlenebilmektedir. Kötü huylu kemik kanserlerinde ise hasta, şiddetli ve gittikçe artan şekilde kemik ağrısı, tümöre bağlı kırıklar ve o bölgede şişlikle doktora başvurur. Aşağıdaki belirtiler var ise mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir hekime ve merkeze başvurulması çok önemlidir. </p>
<ol>
<li>Vücudun herhangi bir bölgesinde sonradan meydana çıkan şişlikler</li>
<li>Eklemlerde hareket kısıtlılığı olması</li>
<li>Geçmeyen inatçı kemik ağrıları</li>
<li>Sonradan ortaya çıkan aksamalar, çocuklarda sebepsiz topallama</li>
<li>Gece uykudan uyandıran ağrılar </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale ile tedavi mümkün</strong></p>
<p>Radyolojik olarak grafi, MR, tomografi ve PET gibi tetkikler yapıldıktan sonra acilen geniş bir cerrahi gerektirir. Ameliyat sürecinde protezler, plak-vida ve çiviler ile çıkarılan kemiğin sağlamlaştırılması hedeflenir. Bu hastalık grubu orta ve ileri yaşlarda daha sık görülmekle beraber çocukluk çağında da oldukça sık görülmektedir. Osteosarkom ve Ewing sarkom gibi bazı tümörler çocukluk/ergenlik döneminde sık olarak görülmekte ve acil olarak medikal ve cerrahi tedaviler gerektirmektedir. </p>
<p>Genellikle iyi huylu tümörler meydana geliyor. Bir tane kötü huylu yumuşak doku tümörüne karşılık, 40-50 tane iyi huylu tümör görülebiliyor. Kemik tümörleri, özellikle çocukluk ve ergenlik çağında çok sık görülebilmektedir. Tek taraflı eklemde, kolda, bacakta şişlik, yürümekte zorluk, sebepsiz topallama var ise mutlaka doktora başvurulmalıdır. Zamanında müdahale ile neredeyse tamamına yakınının tedavisi mümkündür.</p>
<p><strong>Erken tanı hayat kurtarıyor, amputasyonu önlüyor</strong></p>
<p>Kemik ve yumuşak doku tümörlerinin tedavisi bu konuda özel olarak uzmanlaşmış ve hastane olarak imkanları fazla olan bir merkezde yapılmalıdır, çünkü tanıda gecikme çok ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Tümör tanısında gecikme durumunda bazı vakalarda hastada yaygın metastazlar ortaya çıkabilmektedir. Diğer branşlarda olduğu gibi kas iskelet sistemi tümörlerinde de erken tanı hayat kurtarmaktadır. </p>
<p>Kemik tümörlerinde, tümörlü kemik çıkartıldıktan sonra yerine, protez ya da biyolojik rekonstrüksiyon denilen hastanın kendi ana kemiğinin kullanılması yöntemi uygulanmaktadır. 20-30 yıl önce bu hastalarda yüzde 40 olan bacak ve kol amputasyonu oranı günümüzde yüzde 3-4’lere düşmüş durumdadır. Yani hastalar bu uzuvlarının tamamını ya da bir kısmını kaybetmek zorunda kalmamaktadır. Ayrıca uygulanan ileri teknolojiler sayesinde hastalarda ameliyat sonrası kısa bir süre içerisinde iyileşme görülmektedir. Bu nedenle erken tanı çok önemlidir. </p>
<p><strong>Sıklıkla 40 yaşından sonra görülüyor! </strong></p>
<p>Bu hastalığın görülmesinde genetik etkenler ön plandadır. Genetik bozukluk ve genlerde mutasyon gibi durumlar olduğu için hastalığın önleme şansı yoktur ancak erken tanı ile tedavi mümkün olabilmektedir. Risk faktörlerine bakıldığında; kardeşlerde tümör varsa bazı ailelerde yaygın kanserler görülebilmektedir. Bu tip durumlarda mutlaka diğer aile bireylerine tarama yapılmalıdır. Yumuşak doku tümörleri her yaş grubunda görülebilir ama sıklıkla 40 yaşından sonra ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca ileri yaşlarda metastazlar çok sık olmaktadır. </p>
<p>Multidisipliner yaklaşım bu hastalıklarda mutlaka gerekli olup, tedavinin başarılı olmasında en önemli unsurdur. Radyoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, girişimsel radyoloji, nükleer tıp, fizik tedavi, onkolojik ortopedi gibi branşların bir arada ekip olarak hastayı tanı ve tedavide değerlendirmesi elzemdir. Her türlü kas iskelet sistemi tümörünün başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için; uzman bir ekip, gelişmiş radyoloji teknolojileri ve kişiye özel tedavi uygulamaları çok önemlidir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 13:44:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bektaş]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtü]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlikte]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetişkinlikte görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) kişiyi pek çok yönden etkileyebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884">Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetişkinlikte görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) kişiyi pek çok yönden etkileyebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir. Yetişkinlikte bile doğru tanı ve tedaviyle daha düzenli, verimli ve dengeli bir yaşam mümkündür” dedi. Araştırmalara göre çocuklukta tanı alan her üç kişiden birinde yetişkinlikte belirtilerin sürdürdüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebilir. Çocuklarda daha çok hareketlilik göze çarparken, yetişkinlerde dikkatsizlik, zaman yönetiminde zorluk, plansızlık ve dağınıklık ön plana çıkabilir” dedi.<br />
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) etkileri ve tedavilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />
DEHB’li beyin farklı şekilde tepki veriyor<br />
DEHB’yi “beynin dikkat, planlama, dürtü kontrolü ve hareket düzenleme mekanizmalarını etkileyen süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk” olarak tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu kişilerdeki durum nöroçeşitliliğe (neurodivergent) bağlıdır. Nörotipik kişilerle karşılaştırıldığında DEHB&#8217;li kişilerin iki ana beyin bölgesinde farklılıklar vardır: frontal lob ve bazal gangliyonlar. Frontal lob, yönetici işlevler, dikkat, karar verme ve dürtü kontrolünde önemli bir rol oynarken, bazal gangliyonlar ödül işleme ve hareket için hayati önem taşır. DEHB&#8217;li kişi, bir görev üzerinde çalışırken nörotipik bir beyinden daha farklı şekilde tepki verir” dedi.<br />
Yetişkinlikte görülen DEHB, pek çok yönüyle etkileyebiliyor<br />
Yetişkinlikte görülen DEHB’nin kişiyi pek çok yönüyle etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çoğu zaman belirtiler çocukluk çağında başlar ancak etkileri yaşam boyu sürebilir. Sadece ders çalışmayı ya da okul başarısını değil; iş, sosyal yaşam, ilişkiler ve günlük görevler gibi birçok alanı etkiler. Ağırlıklı olarak dikkatsizliğin görüldüğü tip ve ağırlıklı olarak hiperaktif /dürtüsel tip olarak iki farklı tipte görülebilir. Bu nedenle her DEHB vakası birbirinin aynı şikayetlerle başvurmayabilir” diye konuştu.<br />
Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebiliyor<br />
DEHB’nin sadece çocukluk dönemiyle sınırlı olmadığını, yetişkinlikte de görülebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Araştırmalar, çocuklukta tanı alan her üç kişiden birinin yetişkinlikte de belirtilerini sürdürdüğünü gösteriyor. Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebilir. Çocuklarda daha çok hareketlilik göze çarparken, yetişkinlerde dikkatsizlik, zaman yönetiminde zorluk, plansızlık ve dağınıklık ön plana çıkabilir. Çocukluktan bu yana uzun yıllar DEHB belirtileri ile yaşayan yetişkinler, bu belirtilerle baş etmek için yöntemler bulabilir ve aldıkları önlemler ile işlevselliklerini koruyabilirler, örneğin eşyalarını sık sık bir yerlerde unutan birisinin odadan çıkmadan önce masada neler olduğunu kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmesi gibi. Fakat yetişkin DEHB vakalarında kişilerin aldığı tüm bu önlemlere rağmen günlük hayatlarını etkileyecek düzeyde sorunlar yaşadıklarını görmekteyiz” dedi.<br />
Ailede DEHB öyküsü, riski artırıyor<br />
DEHB’nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Ailede DEHB öyküsü bulunması riski artırır. Ayrıca beyin kimyasındaki farklılıklar, gebelik ve doğum sırasındaki bazı risk faktörleri, çocukken kurşun gibi toksinlere maruz kalmak gibi erken çocukluk dönemindeki olumsuz çevresel koşullar da etkili olabilir. Eski binalarda daha sık rastlanan boyalarda ya da borularda yer alan kurşunun çocukta DEHB riskini artırdığı gösterilmiştir. Annenin gebelikte sigara, alkol ya da madde kullanımının çocukta DEHB riskini artırır. Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı da DEHB riskini artıran faktörlerdendir” dedi.<br />
Çocukluk döneminde belirtiler başlıyor<br />
DEHB’nin genellikle çocuklukta başladığını ancak bazı kişilerde belirtilerin çocuklukta fark edilmediği veya hafif seyrettiği için tanı konulmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Yetişkinlikte artan sorumluluklar, iş ve aile yaşamının getirdiği stres, bu belirtileri daha görünür hale getirebilir. Yani ‘sonradan ortaya çıktı’ gibi görünse de çoğu zaman kökeni çocukluğa dayanır, kronik bir bozukluktur” dedi.<br />
Bu belirtilere dikkat!<br />
Yetişkinlerde görülen DEHB belirtilerinin kişinin yaşamında olumsuz etkileri olabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bu belirtileri şöyle sıraladı:<br />
-Başlanan işleri tamamlayamama<br />
-Toplantılarda veya konuşmalarda dikkat kaybı<br />
-Zaman yönetiminde güçlük<br />
-Organizasyon becerilerinde yetersizlik, plan yapamama<br />
-Dürtüsel kararlar alma, öfke patlamaları<br />
-Dürtüsellik fiziksel olarak tehlikeli etkinliklere girişme, sırasını bekleyememe, diğerlerinin konuşmalarını bölmeyi içerebilir. Dürtüsel davranış kişilerarası ilişkilerde sorunlara, tartışmalara neden olabilir. DEHB olguları ödüllerin gecikmesine dayanamazlar ve dürtüsel davranışlarla kısa dönemdeki ödülleri uzun dönemdeki daha büyük ödüllere tercih ederler.<br />
-Sık eşya kaybetme, unutkanlık<br />
-Trafikte riskli davranışlar<br />
-İlişkilerde gerginlik ve çatışma<br />
-Kontrolsüz alışveriş yapma, dürtüselliğin bir belirtisi olarak görülebilir.<br />
İlişkilerde sorunlara yol açabilir<br />
DEHB’nin tedavi edilmediğinde kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Kişinin iş verimliliğini düşürebilir, ilişkilerde sorunlara yol açabilir. Sık iş değiştirme, maddi sorunlar, düşük özgüven, kaygı ve depresyon gibi ek ruhsal problemlerle sonuçlanabilir. Bazı kişilerde hızlı araç kullanma ve madde kullanımı gibi riskli davranışlar daha sık görülür” dedi.<br />
Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilmemeli<br />
Yetişkinlerde DEHB’nin tedavi edilebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, doğru tanı ve tedaviyle verimli ve dengeli yaşamın mümkün olabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Tedavi yaklaşımı genellikle iki ana ayağa dayanır: İlaç tedavisi ve psikoterapi. İlaçlar dikkati toplama, dürtü kontrolünü artırma ve hiperaktiviteyi azaltma konusunda etkilidir. Psikoterapi ise özellikle zaman yönetimi, planlama, problem çözme ve duygusal düzenleme becerilerini geliştirmeye yardımcı olur. Erken tanı ve doğru tedavi ile yaşam kalitesi belirgin şekilde iyileşebilir. ‘Dalgınlık’ ya da ‘unutkanlık’ diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir. Yetişkinlikte bile doğru tanı ve tedaviyle daha düzenli, verimli ve dengeli bir yaşam mümkündür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884">Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 13:43:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[Luş]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[zorluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizmin biyolojik olarak farklı alt tipler halinde sınıflandırılmasının hem tedavi yaklaşımlarını hem de ailelerin kişiselleştirilmiş bakım ve gelecek planlamalarını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103">Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizmin biyolojik olarak farklı alt tipler halinde sınıflandırılmasının hem tedavi yaklaşımlarını hem de ailelerin kişiselleştirilmiş bakım ve gelecek planlamalarını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Otizmin klinik ve biyolojik olarak farklı dört alt tipi tanımlandı!</strong></p>
<p>Araştırmacıların, otizmin klinik ve biyolojik olarak farklı dört alt tipini tanımladıklarını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Her alt tip, farklı gelişimsel, tıbbi, davranışsal ve psikiyatrik özellikler sergiliyor.” dedi.</p>
<p>Luş, otizmin genetiğini anlamanın, hastalığa katkıda bulunan biyolojik mekanizmaları ortaya çıkarmak, daha erken ve daha doğru tanı koymak ve kişiselleştirilmiş bakımı yönlendirmek için çok önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Otizm, biyolojik olarak farklı alt tiplerden oluşan bir bütün! </strong></p>
<p>Bu alt tiplerin genetik ve klinik özellikleri arasındaki farklılıkların, tedavi yaklaşımlarını nasıl etkileyebileceği konusuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bu sonuçlar, otizmin tek bir rahatsızlık olmadığına dair güçlü kanıtlar sunuyor. Otizmin, biyolojik olarak temellendirilmiş, farklı alt tiplerden oluşan bir bütün olduğunu gösteriyor.”  dedi.</p>
<p>Bundan sonraki bilimsel çalışmalarla araştırmacıların, genetik ve klinik verileri büyük ölçekte entegre ederek otizmin biyolojik mekanizmalardan klinik tabloya kadar olan seyrini haritalamaya başarabilme yolunda ilerleyeceklerini ifade eden Luş, şunları söyledi:</p>
<p>“Artık tüm otizmli bireyleri kapsayan biyolojik bir açıklama aramak yerine, her alt türü yönlendiren farklı genetik ve biyolojik süreçleri inceleyebilme imkanı elde edebileceğiz. Otizmin genetik etkisinin büyük bir kısmının doğumdan önce meydana geldiği düşünülüyor. Ancak yeni tanımlarlar gördüğümüz, genellikle önemli sosyal ve psikiyatrik zorluklar, gelişimsel gecikmeler ve daha geç tanı konulan Sosyal ve Davranışsal Zorluklar alt tipilerinde, çocukluk döneminin ilerleyen dönemlerinde aktif hale gelen genlerde mutasyonlar bulundu. Bu durum, bu çocuklarda otizmin biyolojik mekanizmalarının doğumdan sonra ortaya çıkabileceğini ve daha sonraki klinik tablolarıyla uyumlu olabileceğini düşündürüyor. Bu bilgiler, klinik tablo oluşmadan önce klinisyenin fikir sahibi olmamız yönünde oldukça önemli bir gelişme.”</p>
<p><strong>Otizmin alt tipini bilmek, ailelere kişiye özel bakım ve gelecek planlamasında yol gösterebilir…</strong></p>
<p>Otizmle mücadele eden aileler için, çocuklarının hangi otistik alt tipine sahip olduğunu bilmenin yeni bir netlik, kişiye özel bakım, destek ve topluluk sağlayabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Ailelere, otizmli çocukları henüz küçükken, hangi semptomları yaşayabilecekleri veya yaşayamayacakları, yaşamları boyunca nelere dikkat etmeleri gerektiği, hangi tedavileri uygulayacakları ve gelecekleri için nasıl plan yapacakları konusunda daha fazla bilgi verebilir.” Dedi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bu yeni sınıflandırmanın uygulanabilirliği ve potansiyel zorluklarına da değinen Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Birçok sağlık birimin ailelere test sunmamayı tercih etmesi ve birçok ailenin genetik test seçeneğinden habersiz olması önemli bir zorluk olabilir. Sigorta kapsamının olmaması, genetik test istenmesini engelleyebilir ve dolayısıyla bunların yararlılığı hakkında sorular ortaya çıkarabilir. Yine ilk otizm tanısını kimin koyduğu, genetik testi kimin önerdiği ve genetik test önerisini belirlemek için kullanılan kriterler konusunda tutarsızlıklar da potansiyel zorluklar arasında sayılabilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-yeni-siniflandirma-otizmin-alt-tipleri-ailelere-yol-gosterebilir-568103">Otizmde yeni sınıflandırma! Otizmin alt tipleri ailelere yol gösterebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parçacık Hızlandırıcılarının Geliştirilmesiyle Tıpta İleri Tanı ve Tedavi Cihazları Gelişiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parcacik-hizlandiricilarinin-gelistirilmesiyle-tipta-ileri-tani-ve-tedavi-cihazlari-gelisiyor-549482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[gelişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirilmesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandırıcılarının]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[parçacık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıpta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549482</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Bilim ve Teknoloji İletişimi Koordinatörlüğü ve YÖK Bilim İletişimi Ofisi iş birliği ile düzenlenen “Dozunda Radyasyon Sağlığın Emrinde” başlıklı bilimsel etkinlik, Fayda Bilim Vakfının katkısıyla Liv Hospital sponsorluğunda Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nde düzenlendi. Etkinlikte, radyasyonun tıbbi uygulamalardaki yeri ve parçacık fiziğinin sağlık teknolojilerine katkısı disiplinler arası bir yaklaşımla incelendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parcacik-hizlandiricilarinin-gelistirilmesiyle-tipta-ileri-tani-ve-tedavi-cihazlari-gelisiyor-549482">Parçacık Hızlandırıcılarının Geliştirilmesiyle Tıpta İleri Tanı ve Tedavi Cihazları Gelişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Bilim ve Teknoloji İletişimi Koordinatörlüğü ve YÖK Bilim İletişimi Ofisi iş birliği ile düzenlenen “Dozunda Radyasyon Sağlığın Emrinde” başlıklı bilimsel etkinlik, Fayda Bilim Vakfının katkısıyla Liv Hospital sponsorluğunda Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nde düzenlendi. Etkinlikte, radyasyonun tıbbi uygulamalardaki yeri ve parçacık fiziğinin sağlık teknolojilerine katkısı disiplinler arası bir yaklaşımla incelendi. Alanında uzman akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen program, radyasyonun teşhis ve tedavi süreçlerindeki kullanımıyla ilgili güncel yaklaşımları kamuoyuyla buluşturdu. İstinye Üniversitesi Temel Bilimler Bölüm Başkanı, Bilim ve Teknoloji İletişimi Koordinatörü Prof. Dr. Serkant Ali Çetin’in koordinasyonunda düzenlenen etkinlikte, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merdan Fayda ve Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taylan Yetkin uzmanlık alanlarında paylaşımda bulundu.</p>
<p><strong>“Sigara içtiğiniz zaman radyasyona maruz kalıyorsunuz”</strong></p>
<p>Etkinliğin ilk oturumunda, radyasyonun modern tıptaki temel kullanım alanları ve potansiyel riskleri değerlendirildi. Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merdan Fayda, Radyasyon tedavilerindeki uzmanlığını ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Mamografi ve akciğer taramaları gibi erken teşhis yöntemlerinin yanı sıra, yüksek enerjili X-ışınlarıyla uygulanan radyoterapi ve brakiterapi tekniklerine dair güncel bilgiler paylaşıldı. Doz kontrolü, hasta güvenliği ve teknolojik gelişmelerin bu süreçlere etkisi bilimsel çerçevede ele alındı. Prof. Dr. Merdan Fayda, radyasyon tedavisinin tedavi süreçlerindeki kritik önemini şu sözlerle vurguladı: </p>
<p>“Sigara içtiğiniz zaman radyasyona maruz kalıyorsunuz. Günde iki paket sigara içiyorsanız yılda 80 akciğer grafisi çektirme dozu alıyorsunuz. Siz sigarayı yaktığınızda polonyum oluşturuyorsunuz. Mukozanız radyasyona maruz kalıyor. Günlük hayatımızda da radyasyon var. Etrafımızdaki yalıtımda kullanan malzemelerde bile radyasyon var. Evde de biraz radyasyona maruz kalıyoruz. Ama doğru yapılandırılan radyasyonun işe yaradığı noktalar da var. Örneğin, radyasyonla tümör yok oluyor. Kanser yok oluyor. Doğru dozda doğru şekilde uygulandığında radyasyon insanlara çok faydalı olabiliyor. Yıllar içerisinde tıbbi görüntüleme çok gelişti. Nereyi radyoterapi yapabileceğimizi görüyoruz. Tedavi planlamalarının önü açıldı. MR ile dokular çok daha rahat görülüyor.”</p>
<p><strong>“PET ve benzeri cihazlarla vücut hakkında bilgi elde edebiliyoruz”</strong></p>
<p>İkinci oturumda, temel bilimler çerçevesinde parçacık fiziğinin tıp alanında nasıl dönüştürücü bir etki yarattığına odaklanıldı. Parçacık hızlandırıcısı teknolojilerinin geliştirilmesiyle birlikte PET/BT ve MR gibi ileri tanı cihazlarının ortaya çıkışı ve proton/iyon terapileri gibi hassas tedavi yöntemlerinin kullanımı aktarıldı. Ayrıca, FLASH radyoterapi ve Bor-Nötron Yakalama Terapisi gibi yeni teknolojiler üzerine güncel araştırmalar da paylaşıldı. İstinye Üniversitesi, Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taylan Yetkin, şunları söyledi:</p>
<p>“PET ve benzeri cihazlarla vücut hakkında bilgi elde edebiliyoruz. Tümörü yok etmek için proton, elektron tedavisi gönderiyorsunuz. Yok ediyorsunuz. Birisi görüntüleme amaçlı, birisi yok etme amaçlı. Hastalara kanser hücresinin yoğun şekilde kapmak isteyeceği şeker türevi sıvı içinde aslında radyoaktif bir bileşen verdikten bir saat sonra çekim odasına alıyorlar. Bu şekerli sıvıda elektronun anti parçacığını yayan bir madde var. İşte o anti parçacıklar tümör dokusundaki elektronlarla buluşunca o bölge ışıma yapıyor. Siz bu ışımaları parçacık detektörleriyle toplayıp bilgisayar yazılımları tarafından birleştirince üç boyutlu görüntü bilgisini oluşturuyorsunuz. Bu anlamda tüm vücut görüntüsünü oluşturabilecek bir alet. Bunlar bizim aslında doğayı anlamak için ürettiğimiz teknolojilerin medikal fiziğe uygulanmış hali.”</p>
<p><strong>Bilimsel bilginin topluma aktarımı için önemli bir adım</strong></p>
<p>Etkinlik, katılımcıların bilimsel içeriğe doğrudan erişimini sağlamanın yanı sıra, bu bilgilerin toplumla etkili şekilde paylaşılması konusunda da dikkat çekici bir örnek oluşturdu. Disiplinler arası yapı, Dr. Özgenur   Reyhan Güler tarafından yapılan iletişim odaklı moderasyon ve izleyici etkileşimi ile güçlenen oturumlar, akademik bilginin sosyal faydaya dönüşümünü destekleyen bir platform sundu. Radyasyonun sağlıkla kesişen yönlerine dair bilimsel ve toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlayan etkinlik, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Radyasyonun sağlık alanındaki kullanımını ve bu alandaki son bilimsel gelişmeleri derinlemesine ele alan etkinlik, toplumsal sağlık okuryazarlığının gelişmesinde önemli bir adım oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parcacik-hizlandiricilarinin-gelistirilmesiyle-tipta-ileri-tani-ve-tedavi-cihazlari-gelisiyor-549482">Parçacık Hızlandırıcılarının Geliştirilmesiyle Tıpta İleri Tanı ve Tedavi Cihazları Gelişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolorektal Kanser Teşhisinde Çığır Açan Gelişme: Yeni Tanı Testi Umut Vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolorektal-kanser-teshisinde-cigir-acan-gelisme-yeni-tani-testi-umut-vadediyor-547886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 12:32:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[gelişme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisinde]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağırsaklarımızda yaşayan görünmez mikroplar, artık hayat kurtarabilecek kadar önemli hale geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolorektal-kanser-teshisinde-cigir-acan-gelisme-yeni-tani-testi-umut-vadediyor-547886">Kolorektal Kanser Teşhisinde Çığır Açan Gelişme: Yeni Tanı Testi Umut Vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağırsaklarımızda yaşayan görünmez mikroplar, artık hayat kurtarabilecek kadar önemli hale geldi. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nden araştırmacıların da arasında bulunduğu bilim insanları, yapay zeka yardımıyla bağırsaklarda bulunan bakterilerin kalın bağırsak kanserinin erken teşhisinde kullanılabileceğini ortaya koyan çığır açıcı bir çalışmaya imza attı. Söz konusu araştırma, dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan <em>Nature Medicine</em>’da (Etki değeri 59.2) yayımlandı. Bu başarı, halk sağlığı açısından son derece önemli sonuçlar taşıyor.</p>
<p><strong>Sadece Bir Dışkı Örneğiyle Erken Teşhis Mümkün Olacak</strong></p>
<p>Kolorektal kanser yani kalın bağırsak kanseri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en yaygın ve ölümcül kanser türlerinden biri. Ne yazık ki bu hastalık, çoğu zaman ileri evreye ulaşmadan belirti vermiyor. Bu nedenle erken teşhis, hayat kurtarıcı nitelik taşıyor. Ancak kolonoskopi gibi mevcut tarama yöntemleri her zaman yaygın olarak uygulanamıyor ve toplumun geniş kesimleri için erişilebilir değil. </p>
<p>Yeditepe Üniversitesi öğretim üyeleri, bu soruna son derece umut verici bir çözüm sundu. Bağırsak florasında bulunan bakterileri yapay zeka yöntemlerinden makine öğrenmesi ile inceleyerek geliştirilen yöntem, sadece bir dışkı örneğiyle kişinin kalın bağırsak kanseri olup olmadığını yüzde 85 doğrulukla tahmin edebiliyor. Bu sayede hastalık, henüz hiçbir belirti göstermeden tespit edilebilecek; bu da tedaviye erken başlamayı mümkün kılacak.</p>
<p><strong>Sadece Türkiye’de Değil, Dünyada Ses Getiren Bir Araştırma</strong></p>
<p>Bu araştırma, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Bilge Güvenç Tuna, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyemiz Prof. Dr. Soner Doğan ve danışmanlığını yaptıkları doktora öğrencisi Nazım Arda Keleş’in katkılarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>Çalışmada yalnızca Türkiye’den değil; Harvard Üniversitesi, IEO Milano ve mikrobiyom araştırmaları alanında dünyaca tanınan bilim insanları da yer aldı. Araştırma liderlerinden biri, mikrobiyom biliminde öncü kabul edilen Prof. Nicola Segata idi.</p>
<p><strong>Bağırsak Bakterileri Kanserin Belirteçi Olabilir</strong></p>
<p>Araştırmacılar, 10 farklı ülkeden kolorektal kanser hastaları, kanser öncesi lezyon taşıyıcı hastalar ve sağlıklı bireyden oluşan 3.741 kişinin mikrobiyom verilerini analiz etti.</p>
<p>Araştırma sonucunda dikkat çeken bulgular elde edildi:</p>
<ul>
<li>Bağırsakta daha önce bilinmeyen 19 yeni bakteri türü keşfedildi.</li>
<li>Bazı bakteri türlerinin yalnızca ileri evre kanser hastalarının bağırsaklarında bulunduğu belirlendi.</li>
<li>Tümörün bağırsakta nerede oluştuğu (sağ ya da sol taraf) ile ağızdan gelen bakterilerin varlığı arasında ilişki tespit edildi.</li>
<li>Özellikle <em>Fusobacterium nucleatum</em> adlı bakterinin bazı alt türlerinin, kanser oluşumuyla doğrudan bağlantılı olduğu ortaya kondu.</li>
</ul>
<p><strong>Kanserle Mücadelede Yeni Dönem: Yapay zeka ve Mikroplar Yol Gösteriyor</strong></p>
<p>Bu bulgular yalnızca kanserin erken teşhisinde değil, aynı zamanda kişiye özel tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde de önemli rol oynayabilir. Araştırmanın yazarlarından Doç. Dr. Bilge Güvenç Tuna, bu çalışmanın mikrobiyota bazlı testlerin geliştirilmesine zemin hazırladığını belirtiyor. Bu testlerin ileride, toplum genelinde yaygın şekilde uygulanabilecek kanser tarama programlarının bir parçası haline gelebileceği ifade ediliyor.</p>
<p>Bu yöntemin rutin sağlık kontrollerine entegre edilmesiyle her yıl binlerce insanın hayatı, erken teşhis sayesinde kurtarılabilir. Bu yönüyle çalışma, yalnızca bilimsel değil, toplumsal fayda açısından da büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Nature Medicine’da Türkiye’den 21. Yayın</strong></p>
<p>Çalışmanın bir diğer dikkat çekici yönü ise yayımlandığı platform. <em>Nature Medicine</em>, tıp alanında dünyanın en saygın bilimsel dergilerinden biri. Bugüne kadar Türkiye adresli yalnızca 20 makale bu dergide yayımlandı. Yeditepe Üniversitesi&#8217;nin katkı sunduğu bu araştırma, 21. yayın olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi yönetimi, bu önemli başarıyı kamuoyuyla paylaşarak, uluslararası bilim camiasına katkı sağlayan tüm araştırmaları desteklemeye devam edeceğini duyurdu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolorektal-kanser-teshisinde-cigir-acan-gelisme-yeni-tani-testi-umut-vadediyor-547886">Kolorektal Kanser Teşhisinde Çığır Açan Gelişme: Yeni Tanı Testi Umut Vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 16:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bilmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinsice ilerlediğinden genellikle tanısı ileri evrede konulan yumurtalık kanserinin görülme sıklığı son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106">Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinsice ilerlediğinden genellikle tanısı ileri evrede konulan yumurtalık kanserinin görülme sıklığı son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Yumurtalık kanserinin her yaşta görülebildiğini, ancak günümüzde gençlerde de sık rastlandığını belirten <strong>Acıbadem Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong> “Yaş ilerledikçe yumurtalık kanserinin görülme oranı artar. En sık 60’lı yaşlarda görülmekle birlikte son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının ve çevresel faktörlerin de etkisiyle gençlerde de sık görülür hale gelmiştir. Yumurtalık kanserinin etkili bir tarama yöntemi olmadığı için, herhangi bir şikayet olmasa da düzenli şekilde muayene olmak bu sinsi kanserin erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlamaktadır” diyor.  Prof. Dr. Mete Güngör <strong>8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada,  ihmale gelmez bazı belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Başka hastalıkları taklit edebiliyor!</strong></p>
<p>Ülkemizde en sık görülen kadın kanserlerinden biri olan ve çoğunlukla menopoz sonrası karşılaşılan yumurtalık (over) kanseri her yıl yaklaşık 4 bine yakın kadının kapısını çalıyor. Yumurtalık kanserinin yüzde 15-20’sinin genetik nedenlerle oluştuğunu, bu nedenle birinci derece akrabalarında meme, yumurtalık ve rahim içi kanseri olan sağlıklı kadınların yumurtalık kanseri açısından riskli grupta yer aldıklarını belirten Acıbadem Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Ülkemizde her yıl 100 bin kadından 7’si yumurtalık kanseri tanısı alıyor. Erken dönemde belirti vermeyen yumurtalık kanseri çoğunlukla ileri evrede tanımlanmaktadır. Belirti vermemesinin nedeni, kanserin karın boşluğu içinde büyümesi ve uzun süre hastayı rahatsız etmemesidir” diyor.</p>
<p><strong>İhmale gelmez 9 önemli belirti!</strong></p>
<p>Yumurtalık kanserinin belirtileri kendine özgü olmadığı ve başka hastalıkları taklit edebildiği için, bu şikayetler ortaya çıktığında mutlaka kadın doğum uzmanına da görünmek ve bu yönden de tetkikleri yaptırmak büyük önem taşıyor. Aksi taktirde erken tanı imkanının kaçırıldığını vurgulayan Prof. Dr. Mete Güngör; özellikle bel, karın ya da kasık ağrısı, karında şişlik, gaz, halsizlik, sık idrara çıkma veya idrar zorluğu, kabızlık, bağırsak hareketlerinde değişiklik ve bazen de anormal kanama gibi şikayetlere çok dikkat edilmesi gerektiğini belirterek “Ülkemizde ne yazık ki yumurtalık kanseri konusunda toplumsal farkındalık yeterli seviyede değil. Öyle ki tanı alan her 3 kadından 2’sinin bu sessiz ve sinsi düşmanın adını bile ilk kez doktor odasında duyduklarına şahit oluyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Bu etkenler riski artırıyor!</strong></p>
<p>Her kadının en azından yılda bir kez jinekolojik muayenesinin yapılması ve jinekolojik şikayetleri olduğunda vakit kaybeden hekime başvurmasının, bu ölümcül kanserin erken tanısı açısından da kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Güngör şöyle konuşuyor: “Yumurtalık kanserinde olguların yüzde 75’inden çoğu ileri evrelerde tanı alabildiğinden kadın kanserleri arasında en ölümcül seyredenlerinin başında yumurtalık kanser geliyor.. Genellikle 60’lı yaşlarda görülmekle birlikte son yıllarda obezite, östrojen hormon maruziyeti ve gebeliğin ötelenmesi gibi etkenlerle genç yaşlarda da görülme sıklığı artan yumurtalık kanserine zemin hazırlayan etkenlerden başlıcalarını; hiç doğum yapmamış olmak, erken yaşta adet görmek, geç menopoza girmek, endometriozis, sigara, sağlıksız beslenme, alkol ve aşırı kilo oluşturmaktadır. Her ne kadar yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi risk faktörlerini değiştirmek mümkün olmasa da, sağlıklı yaşam tarzı benimseyerek, örneğin hareketsizlikten kaçınıp düzenli egzersiz yaparak, sağlıklı beslenerek, sigara ve alkolden uzak durarak ve sağlıklı yollarla aşırı kilodan kurtularak risk faktörlerini azaltmak mümkündür.“</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tani-alan-her-3-kadindan-2si-bu-kanseri-bilmiyor-527106">Tanı alan her 3 kadından 2&#8217;si bu kanseri bilmiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsisi]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kaçağıyla]]></category>
		<category><![CDATA[konabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[seyreden]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yapmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan multidisipliner proje ekibi tarafından hazırlanan “Nefrotik Sendromlarda Biyobelirteçlerin Tanı ve Tedaviye Etkisi” başlıklı proje Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) B Grubu Çağrısi kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221">Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan multidisipliner proje ekibi tarafından hazırlanan “Nefrotik Sendromlarda Biyobelirteçlerin Tanı ve Tedaviye Etkisi” başlıklı proje Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) B Grubu Çağrısi kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p> Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yürüttükleri nitelikli çalışmalarından dolayı proje ekibini tebrik ederek başarılar diledi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, disiplinlerarası önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Hepimizin bildiği gibi diyaliz ve böbrek nakli hastalarının varlığı her geçen artmaktadır. Özellikle idrarda protein kaçağı sorunu pek çok sağlık problemini de berberinde getirmektedir.  Üniversitemiz bilim insanları,  protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı hakkında fikir sahibi olmayı ve tedavi etkilerini değerlendirme imkanı sunmayı hedefleyen önemli bir projeye imza attılar. Projeleri Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından desteklenen ekibimizi kutluyorum” dedi.</p>
<p>         Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıklar Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Seziş, “Projemiz ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı hakkında fikir sahibi olmayı ve tedavi etkilerini değerlendirme imkanı sunmayı hedefliyoruz. Amacımız, erken tanı ve tedaviye ışık tutarak beraberinde getirdiği kamuya ait hastanelerde mali yükü azaltma potansiyeli olan tanı, tedavi ve/veya prognoz öngörücü panel oluşturmaktır. Dünya genelinde böbrek biyopsisi yapılamayan merkezlerde de hastalık tanı ve takibine imkan sunma potansiyeli de mevcuttur” dedi.</p>
<p>Projede, EÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıklar Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Meltem Seziş ve EÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Banu Sarsık Kumbaracı ve Araştırma Görevlisi Gizem Korkut görev alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-protein-kacagiyla-seyreden-hastaliklarda-bobrek-biyopsisi-yapmadan-tani-konabilecek-445221">Bu proje ile protein kaçağıyla seyreden hastalıklarda böbrek biyopsisi yapmadan tanı konabilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borderline kişilik bozukluğunda tanı kadınlarda daha kolay konabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/borderline-kisilik-bozuklugunda-tani-kadinlarda-daha-kolay-konabiliyor-427942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 10:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[borderline]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğunda]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[konabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Borderline kişilik bozukluğunun, birçok farklı faktörün bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkabildiğini kaydeden uzmanlar, genetik yatkınlık, çocukluk dönemi travmaları, aile faktörleri ve beyin kimyasal dengesizlikleri gibi etkenlerin bu bozukluğun oluşumunda rol oynayabildiğini söylüyor. Araştırmalar kadınlarda daha sık görüldüğünü söylese de erkeklerde de azımsanmayacak kadar sık görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Kadınlarda tanı daha kolay konabilir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/borderline-kisilik-bozuklugunda-tani-kadinlarda-daha-kolay-konabiliyor-427942">Borderline kişilik bozukluğunda tanı kadınlarda daha kolay konabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda kendine zarar verme, erkeklerde öfke kontrol sorunları olarak görülüyor</strong></p>
<p><strong>Borderline kişilik bozukluğunda tanı kadınlarda daha kolay konabiliyor</strong></p>
<p><strong>Kadınlar daha çok destek ve yardım arıyor</strong></p>
<p><strong>Borderline kişilik bozukluğunun, birçok farklı faktörün bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkabildiğini kaydeden uzmanlar, genetik yatkınlık, çocukluk dönemi travmaları, aile faktörleri ve beyin kimyasal dengesizlikleri gibi etkenlerin bu bozukluğun oluşumunda rol oynayabildiğini söylüyor. Araştırmalar kadınlarda daha sık görüldüğünü söylese de erkeklerde de azımsanmayacak kadar sık görüldüğünü ifade eden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Kadınlarda tanı daha kolay konabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, son dönemde şarkıcı Zerrin Özer&#8217;in hastalığı olarak da anılan Borderline kişilik bozukluğu hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Alkol kullanımı, rastgele cinsellik, uyuşturucu kullanımı görülüyor</strong></p>
<p>Borderline kişilik bozukluğunun, duygusal ve davranışsal olarak istikrarsızlık, kimlik bütünlüğü eksikliği ve ilişkilerdeki zorluklar gibi temel özelliklere sahip bir tür kişilik patolojisi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, belirtilerini şöyle anlattı:</p>
<p>“<strong>Duygusal istikrarsızlık;</strong> Ani duygusal iniş ve çıkışlar. Çok hızlı öfkelenebildiği gibi çok ani sakinleşebilir. Son derece çökkün iken hemen aşırı neşeli hal alabilir.</p>
<p><strong>Kişilerarası ilişkilerde istikrarsızlık;</strong> ilişkilerde sürekli güven sorunu yaşar. Kendisinin sevilip sevilmediğini sürekli test eder. İlişkilerde de ani iniş çıkışlar yaşar. Görünürde hiçbir sebep yokken kendinden itebilir. Durup dururken aşırı bir biçimde ilan-ı aşkta bulunabilir.</p>
<p><strong>Kimlik karmaşası</strong>; Kimliğini tam keşfedememiştir. Sürekli kimlik arayışı içindedir.</p>
<p><strong>Dürtüsellik</strong>; Alkol kullanımı, rastgele cinsellik, uyuşturucu kullanımı, gereksiz alışveriş, düzensiz ve rastgele yeme alışkanlıkları ve yeme bozukluğu gibi üzerine düşünülmeden yapılan riskli davranışlarda bulunma eğilimi gösterebilir.</p>
<p><strong>Kendine zarar verme</strong>; Duygusal acılarını hafifletmek için bedensel acılar verir kendine. İçinde bulunduğu boşluk hissini doldurmak için kendine zarar verici davranışlar sergilerler.”</p>
<p><strong>Genetik yatkınlık tek başına neden değil!</strong></p>
<p>Borderline kişilik bozukluğunun, birçok farklı faktörün bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkabildiğini dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Genetik yatkınlık, çocukluk dönemi travmaları, aile faktörleri ve beyin kimyasal dengesizlikleri gibi etkenler bu bozukluğun oluşumunda rol oynayabilir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, Borderline kişilik bozukluğunun genetik geçişli bir hastalık olup olmadığına ilişkin de “Tek başına genetik yatkınlık bu kişilik bozukluğunun ortaya çıkması için yeterli değildir. Şu anki mevcut bilgilere göre Borderline kişilik bozukluğu multifaktöriyel nedene bağlıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kadınlarda tanı daha kolay konuluyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Nurmedov, her ne kadar yapılan araştırmalar kadınlarda daha sık görüldüğünü söylese de erkeklerde de azımsanmayacak kadar sık görüldüğünü ifade ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bununla birlikte bu bozukluğun cinsiyetle ilgili seyri hakkında bazı farklılıklar vardır. Kadınlarda tanı daha kolay konabilir. Erkeklerin sergilediğini kimi davranışlar bazen toplumun erkeklik stereotipleri nedeniyle farklı şekillerde ifade edilebilir. Semptom dışa vurumu erkeklerde daha çok içe dönük olur. Erkeklerde öfke patlamaları ve dışa vurumlar daha çok çaresizlik ile ilişkilidir.</p>
<p><strong>Erkeklerde bağlanma sorunları daha fazla </strong></p>
<p>Oysa kadınlarda semptomlar genellikle daha belirgin ve açıkça ifade edilir. Duygusal dışavurum kadınlarda daha çok dalgalanma şeklinde iken, ya da kendine zarar verme ve ilişkilerde karmaşa şeklinde iken, erkeklerde daha çok öfke kontrol sorunları alkol-madde kullanım sorunları, bağlanma sorunları daha baskın görülmektedir. Kadınlar daha çok destek ve yardım ararken, erkekler bu konuda daha isteksizdirler.”</p>
<p>Hastalık tedavi edilmezse ileri evrede başka psikiyatrik hastalıklar da görülebileceğini kaydeden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle depresyon, alkol-madde kullanımı ve intihar görülebileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Nasıl tedavi ediliyor?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Nurmedov, hastalığın tedavisi konusunda da şunları dile getirdi:</p>
<p>“Her hastaya yaklaşım bireysel olup, mevcut semptom ve ihtiyaç doğrultusunda düzenlenir. Psikoterapi, uzun soluklu psikoterapiler tedavinin olmazsa olmazları. Bunun için dialektik davranışçı terapisi, psikodinamik psikoterapi, bilişsel davranışçı terapiler örnek verilebilir. Kimi zaman ilaç tedavisi, hastane yatışları ve biyolojik tedavilere ihtiyaç olabilir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/borderline-kisilik-bozuklugunda-tani-kadinlarda-daha-kolay-konabiliyor-427942">Borderline kişilik bozukluğunda tanı kadınlarda daha kolay konabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 13:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kartepede]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417154</guid>

					<description><![CDATA[<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi, tarafından düzenlenen seminerde Kartepeli kadınları ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154">Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KARTEPE’DE ERKEN TANI HAYAT KURTARIR SEMİNERİ</p>
<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi, tarafından düzenlenen seminerde Kartepeli kadınları ağırladı.</p>
<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından seminer düzenlendi. Emekevler Mahalle Konağı’nda düzenlenen seminerde Genel Cerrah Prof.Dr.Neşet Nuri Gönüllü ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr.Hasan Terzi erken tanının ne kadar önemli olduğunu anlattılar. </p>
<p>ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİDİR<br />Prof.Dr.Terzi “Dünya genelinde birinci ölüm sebebi kanser olduğu rakamlarla görülmektedir. Özellikle 2000 yılından itibaren ciddi oranda artmıştır. Kanser hastalığında erken teşhis çok önemlidir. Bu sayede tedavi etme imkanı vardır. Herhangi bir durumdan şüphelenen vatandaşların zaman kaybetmeden hastaneye başvurmaları sağlıkları açısından önemlidir. Düzenli kontroller sayesinde hastalıkların önüne geçilebilir” açıklamasında bulundu.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154">Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 09:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[radyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser, hemen herkesin endişe ettiği bir sağlık sorunudur. Bu kapsamda, tıp dünyası sürekli çalışmalar yaparak, bu hastalığın tanı ve tedavisinde daha başarılı sonuçları elde etmek için çalışıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010">Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, hemen herkesin endişe ettiği bir sağlık sorunudur. Bu kapsamda, tıp dünyası sürekli çalışmalar yaparak, bu hastalığın tanı ve tedavisinde daha başarılı sonuçları elde etmek için çalışıyor. Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Evren Aldemir, gerçekleşen ilerlemeler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p>Kanser, günümüzde hala ciddi bir sağlık sorunu olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak radyoloji alanındaki teknolojik ilerlemeler, kanserin erken teşhisi ve tedavisi konusunda önemli adımların atılmasına olanak tanımaktadır. Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, yapay zekalı teknolojilerle birlikte ciddi bir değişim geçiren tanı ve tedavi yöntemlerinin, gelecekte çok daha ileri teknik ve teknolojileri kapsamasını bekliyoruz.</p>
<p> </p>
<p><strong>Görüntüleme Tekniklerindeki Gelişmeler</strong></p>
<p>Görüntüleme teknikleri, kanser teşhisi ve takibi için kritik öneme sahiptir. Geleneksel röntgen yöntemleri artık yerini daha gelişmiş ve hassas tekniklere bırakmıştır. Bilgisayarlı Tomografi (BT), kanser lezyonlarını üç boyutlu olarak görüntüleme ve detaylı olarak karakterize etme yeteneği sunar. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), yüksek manyetik alanlar ve radyo dalgaları kullanarak vücut içindeki dokuların ayrıntılı görüntülerini elde etmeye yardımcı olur. Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), kanserli hücrelerin metabolik aktivitesini değerlendirerek kanser odaklarını tespit etmeye yardımcı olur. Bu teknikler sayesinde, kanser lezyonları daha erken ve kesin bir şekilde teşhis edilebilir, bu da tedavi sürecini daha etkili hale getirir. Ayrıca bu görüntüleme yöntemleri, tedavi sonrası hastaların ilerlemesini izlemek için de kullanılır ve tedavi planlarını güncellemeye yardımcı olur. Bu nedenle görüntüleme tekniklerindeki bu gelişmeler kanserle mücadelede önemli bir ilerleme sağlamıştır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dijital Radyoloji</strong></p>
<p>Dijital radyoloji, geleneksel film tabanlı radyolojiyi modernize eden ve sağlık sektörünü dönüştüren önemli bir teknolojik ilerlemedir. Bu yöntem, radyolojik görüntülerin dijital olarak yakalanmasına, işlenmesine ve depolanmasına dayanır. Geleneksel film radyografileri zaman alıcı ve yer kaplayıcı olabilirken, dijital radyoloji anında sonuçlar elde etmenizi sağlar. Dijital görüntüler, bilgisayarlar aracılığıyla hızlı bir şekilde incelenebilir, anında paylaşılabilir ve arşivlenebilir. Bu da doktorların daha hızlı ve doğru teşhisler koymasına yardımcı olurken hastaların tedavi süreçlerini hızlandırır. Ayrıca dijital radyoloji sayesinde görüntüler daha yüksek çözünürlükte elde edilir, bu da kanser lezyonlarının daha iyi tespit edilmesini sağlar. Verilerin dijital olması ayrıca uzaktan tıbbi danışmanlık ve ikinci görüşlerin kolayca alınmasına da imkan tanır. Bu nedenle dijital radyoloji, kanser teşhisi ve tedavisi süreçlerinde büyük bir dönüşüm yaratmış ve sağlık hizmetlerini daha erişilebilir ve verimli hale getirmiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Radyomikler</strong></p>
<p>Radyomikler, radyolojik görüntülerin karmaşık analizini içeren bir inceleme alanıdır. Bu yaklaşım, kanserle mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. Radyomik analiz, röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) veya pozitron emisyon tomografisi (PET) gibi çeşitli görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilerin matematiksel ve istatistiksel yöntemlerle ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlar. Bu sayede kanserli dokuların iç yapısı, yoğunluğu, dağılımı ve diğer özellikleri daha iyi anlaşılabilir. Radyomik analiz, kanserin türünü belirleme, kanser evresini değerlendirme, tedaviye yanıtı tahmin etme ve hastaların prognozunu belirleme konularında doktorlara önemli bilgiler sunar. Ayrıca radyomikler, hastaların tedavi planlarının kişiselleştirilmesine ve daha etkili bir şekilde yönlendirilmesine yardımcı olur. Bu nedenle radyomik analiz, kanser teşhisi ve tedavisinde giderek daha fazla kullanılan bir yaklaşım haline gelmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Radyoterapi Planlaması</strong></p>
<p>Radyoterapi planlaması, kanser tedavisinin önemli bir aşamasıdır ve kanser hücrelerini hedef alarak yüksek enerjili ışınların kullanılmasını içerir. Bu aşama, hastanın tedavi sürecinin başarısı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Gelişmiş radyoterapi planlama teknikleri, kanser hücrelerine daha hassas bir şekilde odaklanmayı ve sağlıklı dokulara zarar verme riskini minimize etmeyi amaçlar. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi görüntüleme yöntemleri kullanılarak, kanser lezyonlarının tam konumu ve boyutu belirlenir. Bu bilgiler, radyoterapi cihazlarının ışınlarını hassas bir şekilde yönlendirmek için kullanılır. Ayrıca tedavi sırasında hastanın pozisyonunu kontrol etmek için pozisyonlama cihazları ve görüntü rehberliği kullanılır. Bu sayede, tedavi daha güvenli ve etkili hale gelir. Radyoterapi planlaması, hastaların bireysel ihtiyaçlarına ve kanserin türüne göre özelleştirilir, bu da tedavinin başarısını artırırken yan etkileri minimize eder. Bu teknikler, kanser hastalarının daha iyi sonuçlar elde etmelerine yardımcı olurken yaşam kalitelerini artırır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Gelişmiş Takip ve Değerlendirme</strong></p>
<p>Kanser teşhisinden sonra, radyolojik görüntüleme teknikleri hastaların tedaviye yanıtını izlemek için de kullanılır. Bu, tedavi planlarının gerektiğinde güncellenmesine ve hastanın ilerlemesinin yakından takip edilmesine olanak tanır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010">Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 10:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimerda]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor. Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizleri, çağımızın en büyük toplumsal sağlık sorunlarından Alzheimer’da erken tanı çalışmaları ile Akdeniz tarzı beslenmenin kanser ve kalp hastalıkları üzerindeki etkileri, son sayının öne çıkan başlıkları. </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü’nce hazırlanan ve 2 hafta bir yayımlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin son sayısı, her zamanki gibi çok yararlı bilgileri ve tıptaki önemli yeni gelişmeleri ele alıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Akdeniz tarzı beslenme, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyor</strong></p>
<p>“Bilimsel Gündem”in yeni sayısında, özetle şu içerikler yer alıyor: </p>
<ul>
<li><strong>Çin kökenli, sağlık için egzersiz felsefesi</strong>: Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizlerin insan sağlığına etkisi ve inme hastaları üzerinde yapılan çalışmaların sonuçları.</li>
<li><strong>Alzheimer’a erken tanı: </strong>Alzheimer hastalığının semptomlar ortaya çıkmadan önce erken tespit edilmesi için sürdürülen kinik çalışmalar.</li>
<li><strong>Akdeniz Yaşam Tarzı:</strong> Akdeniz yaşam tarzı ile kanser, kardiyovasküler hastalık (KVH) ve tüm nedenlere bağlı mortalite arasındaki ilişkinin incelendiği araştırmadan elde edilen sonuçlar.</li>
</ul>
<p><strong>Spotify ve YouTube’a da yükleniyor</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 25 bin KVKK onaylı kişiye mail yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayımlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler Youtube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[işaretlere]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret eden Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061">&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret eden Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p>Epileptik nöbetlerle kendini gösteren epilepsi, toplumda oldukça yaygı olan bir sorun. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi yüzde 0,5-1 arasındaki bir sıklıkla görüldüğünü söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, epilepsi nöbetini “beyindeki nöronların, anormal, ani, gelip geçici elektrik deşarjları sonucu görülen belirti ve bulgulara neden olan bir durum” olarak tanımladı. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler görülmekle birlikte, kişinin tek bir nöbet geçirmesinin de epilepsi hastası olduğu anlamına gelmeyebileceğini<u> </u>söyledi. </p>
<p><strong>ÇOCUKLUK VE YAŞLILIKTA DAHA SIK!</strong></p>
<p>Epilepsinin herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmekte birlikte ilk 16 yaşa kadar ve 65 yaşından sonra görülme sıklığının arttığını söyleyen Prof. Dr. Aktekin, “Çocuklarda 16 yaşa yaşına kadar en sık görülen nörolojik hastalık hastalığın epilepsidir. Çocukluk çağında beyin matürasyonu ile de ilgili olarak ergenlik döneminde sonlanabilen epilepsi epilesi tipleri de vardır. Bununla birlikte erişkinlerde 65 yaşından sonra nörodejeneratif hastalıkların (demans/parkinson ve beyin damar hastalıkları vb) görülme sıklığının artması ile birlikte yaşla birlikte giderek artan bir sıklıkta olmak üzere çocukluk çağından daha sık görülür” diye konuştu.</p>
<p><strong>HASTALAR NÖBET GEÇİRDİKLERİNİ FARK ETMEYEBİLİR!</strong></p>
<p>Pek çok farklı tip epilepsi nöbetinin olduğunu ve nöbet sırasında bilincin/farkındalığın etkilendiği hastaların nöbet geçirdiklerini fark etmediklerini hatırlatan Prof. Dr. Aktekin, sözlerine şöyle devam etti: “Bu hastalar nöbet geçirdiklerini fark edemedikleri için hem kendileri yaralanabilirler hem de kendileri diğer kişileri yaralayabilirler.  Çocukluktaki dalma nöbetleri ya da bilinç kaybı veya farkındalık kaybı ile giden nöbetlerin de riski olmakla beraber araç kullanmadıkları için bu çalışmada bahsedilmemiş. Ancak onların da trafik ışıklarında bekleme sırasında ya da karşıdan karşıya geçme sırasında dalma şeklinde nöbet geçirmesi hayati risk oluşturabilir.” </p>
<p><strong>FOKAL EPİLEPSİLİ HASTALARI KAPSAYAN İLGİ ÇEKİCİ ÇALIŞMA</strong></p>
<p>Tüm epilepsi vakalarının yaklaşık yarısını oluşturan fokal epilepsili hastalarla ilgili gerçekleştirilen ve erken tanıya dikkat çekilen ilgi çekici bir çalışmayla ilgili bilgi veren Prof. Aktekin şunları anlattı: <em>Amerikan tıp dergisi Neurology’ nin Haziran 2023 sayısında yer alan bir çalışmada, fokal epilepsili hastaların yaklaşık yüzde 5’inin tanı konmadan önce araç kullanırken kaza yaptıkları gösterildi. Doğru tanının önemine işaret</em> çalışmada; 447 fokal epilepsi hastası üzerinden gerçekleştirilen çalışmada; bu hastaların 23’ünün yani yüzde 5’inin tanı almadan önce bir ya da daha fazla nöbet geçirdikleri ve bu 23 hastanın da yüzde 30’unun araç kullanırken geçirdikleri nöbetle ilk tanıyı aldıkları belirlendi. Araba kullanırken yaşanan bu nöbetlerin sonucunda gerçekleşen 19 motorlu araç kazasının 11’i hastaneye yatış gerektirecek önemde. Çalışmanın ortaya çıkardığı bir başka sonuç da çalışan kişilerin çalışmayanlara oranla tanı öncesi sürüş sırasında nöbet geçirme riski 4 kat daha fazla. Bununla birlikte kasılma gibi belirtiler olmadan sadece bilinç/ve veya farkındalık kaybı (dialeptik nöbet) gibi non-motor nöbeti olanlarda (yani kas kasılması olamayan anlık dalmalar gibi) motor nöbeti (kasılmalar gibi) olanlara göre sürüş sırasında nöbet geçirme riski daha yüksek tespit edilmiş. <em>Bu durumun hem hastaların kendileri hem de trafikteki kişiler açısından risk oluşturabiliyor. Ancak, tedavi altındaki kişilerin güvenli bir şekilde araç kullanmaları “çoğu durumda” mümkün olabiliyor. Bunun için öncelikle tanının konması gerekiyor.” </em></p>
<p><strong>ERKEN TANI İÇİN İŞARETLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, çalışmayla da dikkat çekildiği gibi epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret etti. Bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061">&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;20 Yıl Sonra Tanı Alan Hastalar Var&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20-yil-sonra-tani-alan-hastalar-var-376353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 06:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Herediter Anjioödem Günü “Tanısı 20 yıl sonra konulan hastalar var”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-yil-sonra-tani-alan-hastalar-var-376353">&#8220;20 Yıl Sonra Tanı Alan Hastalar Var&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Herediter Anjioödem Günü</strong></p>
<p><strong>“Tanısı 20 yıl sonra konulan hastalar var”</strong></p>
<p><strong>Tüm dünyada 16 Mayıs tarihinde kutlanan “Dünya Herediter Anjioödem Günü” kapsamında Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Herediter Anjiyoödem Hastaları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (HAÖDER) ile Ankara&#8217;daki kahvaltı etkinliğinde buluştu. Hem hekimlerde hem hastalarda farkındalığın artması için önemli bilgilerin de paylaşıldığı etkinlikte, Herediter Anjioödem hakkında, tanısı 20 yıl sonra konulabilen hastalar olduğu ifade edildi.</strong></p>
<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ve HAÖDER, Dünya Herediter Anjioödem Günü etkinlikleri kapsamında, Ankara&#8217;da hastaları ve hekimleri kahvaltı etkinliğinde buluşturdu. Katılımcılar hem baharın coşkusunu açık alanda aktiviteler yaparak yaşadılar hem de nadir görülen Herediter Anjioödem hastalığı ile ilgili önemli bilgiler edindiler.  </p>
<p>Deri ve iç organlarda, tekrarlayan şişliklerin oluşması ile karakterize nadir görülen kalıtsal bir hastalık olan Herediter Anjioödem (HA) adında “Herediter” sözcüğü hastalığın kalıtsal yönünü, “Anjioödem” sözcüğü ise oluşan şişlikleri ifade ediyor. Toplumda her 10 bin kişide 1 görüldüğü için nadir kabul edilen bu hastalıkta “anjioödem” olarak isimlendirilen şişlikler gırtlakta olduğunda hastanın nefes almasını güçleştirerek ölüme neden olabiliyor. Şişlikler barsak duvarındaki olduğunda barsak düğümlenmesi ile karıştırılarak gereksiz ameliyatlara sebebiyet verebiliyor.</p>
<p>Ülkemizde şu an tanı konmuş herediter anjioödemli hasta sayısının yaklaşık 500 kadar olduğunu belirten <strong>AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan,</strong> “Ancak ülkemizde yaklaşık 1500 kadar hasta olduğu düşünülmektedir; akraba evliliğinin yaygın olması nedeni ile hasta sayısı daha fazla da olabilir. Rakamlardan anlaşılabileceği gibi Türkiye’de bu hastaların büyük çoğunluğu henüz tanı almamıştır. Çünkü Anjioödem atakları sıklıkla ″alerji” ile karışabilir ve sanki bir alerjiymiş gibi tedavi edilir ise hastanın hayatı tehlikeye girebilir. Çünkü alerji ilaçları bu hastalığın tedavisinde etkili değildir ve yaşamı tehdit eden atakları durduramazlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>“HEKİMLERİN AKLINA GELMEYEN YETİM BİR HASTALIK”</strong></p>
<p>Hastaların yaklaşık olarak yarısının hayatlarında en az bir defa solunum yolunda tıkanma yaşadığını ifade eden Mungan, “En korkulan atak şekli budur; çünkü tanı almamış hastalar doğru tedavi edilmediklerinde yaklaşık her 4 kişiden 1’i atak sırasında hayatını kaybeder. Ölüm riskini ortadan kaldırmak için yapılabilecek en iyi şey hastaların doğru tanı almasını sağlamaktır. <strong>Ülkemizde bir herediter anjioödem hastası yakınmaları başladıktan ortalama 20 yıl sonra tanı almaktadır. </strong>Bunun en önemli nedeni tanının hekimlerin aklına gelmemesidir. Bu yüzden “yetim” hastalık sınıfında kabul edilir”<strong> </strong>dedi. Bu hastalıktan kuşku duyulduğunda tarama testi olarak kompleman-4 düzeyleri bakılması gerektiğini hatırlatan Mungan bu testin hem ucuz hem de ülkemizin hemen her yerinde mevcut olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Kompleman-4 düzeyi düşük saptanan hastalarda tanıyı doğrulamak için “C1 İnhibitör düzeyi” ve “C1 inhibitör fonksiyonunun bakılması gerekir.”</p>
<p><strong>“BU HASTALIK OKUL VE İŞ HAYATINDAKİ BAŞARIYI ÖNLÜYOR”</strong></p>
<p>“Hastaların neredeyse tümü bu hastalığın okul ve iş hayatında başarılı olmalarını engellediğini düşünmekte ve belirsizliğin getirdiği ciddi psikolojik sorunlar ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Hastalığın ataklarını her türlü travma, stres, enfeksiyon başlatabileceği gibi bazı hormonlar ve ilaçlar da tetikler. Tanısı konan hastalarda bu hormonların, ilaçların kullanılmaması ve hastanın travmalardan kaçınması gerekir. Ancak her zaman atakları tetikleyen bir etmen saptanamayabilir.”</p>
<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, hastalığın hekimlerce daha iyi tanınması için hem bağımsız olarak hem de Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa eğitimler ve bilgilendirme toplantıları düzenliyor. Bunun amacı hastalık farkındalığının hem toplumda hem de hekimler arasında arttırılması. Her yıl Dünya herediter anjioödem günü olan 16 Mayıs ve takip eden haftada bir araya geliyoruz. Ülkemizde bu amaçla kurulan hasta destek grupları Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ile iş birliği halinde çalışarak hastalığa karşı farkındalık yaratmaya çalışıyor.</p>
<p>Sonuç olarak Türkiye’de hekimlerin ve toplumun duyarlılığının artması ile HEREDİTER ANJİOÖDEM hastalarının doğru tanı ve tedaviye ulaşmaları mümkün olabilecek Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği hem bağımsız eğitim ve bilgilendirme etkinlikleri ile hem de Sağlık Bakanlığı ile gerçekleştireceği ortaklaşa çalışmalar kapsamında hastaların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasını kolaylaştırmaya devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-yil-sonra-tani-alan-hastalar-var-376353">&#8220;20 Yıl Sonra Tanı Alan Hastalar Var&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 11:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat hastalıkları erkeklerde idrar yollarını etkileyen ve cinsel işlev bozukluklarına yol açan ve özellikle ileri yaşlarda yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarındandır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858">Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat hastalıkları erkeklerde idrar yollarını etkileyen ve cinsel işlev bozukluklarına yol açan ve özellikle ileri yaşlarda yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarındandır. Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Güler prostat hastalıklarını anlattı. Prostat sağlığının erkeklerin cinsel işlevlerinin ve idrar yollarının düzgün çalışması için son derece önemli olduğunu ileten Prof. Dr. Cem Güler “Prostat hastalıkları, erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarıdır, ne kadar erken teşhis edilirse etkin tedavi şansı da o kadar artar” diye konuştu.</p>
<p>Prostat, erkeklerde bulunan bir organdır ve idrar yolunun başlangıcında bulunur. İdrar ve meni boşaltımı için önemlidir. Prostat sağlığının bozulması durumunda çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Prostat kanseri, benign prostat hiperplazisi (BPH), prostatit gibi hastalıklar arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>PROSTAT KANSERİNE DİKKAT EDİLMELİ</strong></p>
<p>Prostat büyümesi, prostat bezinin yaşlanmasına bağlı olarak gelişmektedir. Bu durum, benign prostat hiperplazisi (BPH) olarak da bilinir. Prostat büyümesi, mesane çıkışını bloke ederek idrara çıkma güçlüğüne, prostat ağrısına ve prostat iltihabına neden olabilir. Prostat iltihabı (prostatit), prostatın iltihaplanması sonucu oluşan bir durumdur ve prostat ağrısına neden olabilir. Prostat ağrısı, üretradan geçen idrar yolunun prostat bezine yakın kısmında hissedilen ağrıdır, testisler, penis, alt karın ve bel bölgesinde de hissedilebilir.</p>
<p>Prostat tedavisi, tanıya göre değişmektedir. Prostat büyümesi ve prostat iltihabı tedavisi antibiyotikler ve ağrı kesiciler gibi ilaçlarla yapılabilir. Prostat büyümesinde hekiminiz gerek gördüğü takdirde cerrahi müdahalelere de başvurulabilmektedir. </p>
<p>Prostat kanseri, prostat hücrelerindeki anormal büyümenin neden olduğu bir kanser türüdür. Prostat kanseri erken teşhis edilirse tedavisi mümkündür. Ancak, belirtileri diğer prostat hastalıklarıyla benzer olduğundan teşhis edilmesi zor olabilir.</p>
<p>Prostat kanseri söz konusuysa ilaç tedavisine radyoterapi, kemoterapi veya hormon terapisi gibi yöntemlerin kombinesi ve cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Prostat kanseri ve diğer prostat sorunları, erken teşhis edildiğinde daha başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Prostat kanseri için önerilen tarama testi, PSA (prostat spesifik antijen) testidir. Bu test, erkeklerin kanındaki PSA seviyelerini ölçer. Yüksek PSA seviyeleri, prostat kanseri olasılığını gösterir ve erken dönemde müdahale şansı ile etkin bir tedavi planı kurgulanabilir.</p>
<p><strong>CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU BELİRTİ OLABİLİR</strong></p>
<p>Prostat hastalıklarının erken dönemde tedavisi için belirtileri iyi gözlemlemek ve rutin sağlık muayenelerini ihmal etmemek önem taşımaktadır. Yaygın gözlenen prostat hastalıkları belirtileri şunlardır:</p>
<p>•    Sık idrara çıkma</p>
<p>•    İdrar yaparken zorlanma</p>
<p>•    İdrarda kan görülmesi</p>
<p>•    İdrar yapma sonrası damlama veya sızıntı</p>
<p>•    İdrar yapamama veya idrar yaparken acı hissi</p>
<p>•    Sertleşme sorunları</p>
<p>•    Düşük cinsel istek</p>
<p>Prostat hastalıklarına karşı önlem alabilmek adına düzenli olarak egzersiz yapmak, sağlıklı bir diyet uygulamak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, sağlıklı bir yaşam tarzını tercih etmek önem taşımaktadır. Rutin doktor kontrolleri ve doktorunuz tarafından önerilen tarama testleri, prostat sorunlarının erken teşhis edilmesinde en önemli önlemdir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858">Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde hızlı tanı, etkin tedavi dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserde-hizli-tani-etkin-tedavi-donemi-370460</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Apr 2023 09:28:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=370460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-hizli-tani-etkin-tedavi-donemi-370460">Kanserde hızlı tanı, etkin tedavi dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor. Moleküler patoloji alanındaki gelişmeler sayesinde artık kansere hızlı tanı konmasının yanı sıra aynı zamanda hangi ilacın, hangi tedavinin hastada etkili olacağı konusunda da bilgi sahibi olunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patolojinin kanser hastasının tedavi yönetimine önemli katkıda bulunduğu bir diğer alan ise ameliyat sırasında uygulanan frozen yöntemidir. Bu yöntem sayesinde ameliyat sırasında hastadan alınan doku, hızlıca dondurulduktan sonra kesit alınıp mikroskop altında incelenerek 10-15 dakika gibi kısa bir sürede tanı konuyor ve ameliyatı yapan doktora bilgi verilebiliyor. Böylece ameliyatı yapan cerrah tarafından ameliyatın gidişatı da bu bilgiye göre belirlenebiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Patolojinin sadece kanser tanısının konduğu değil, hastalığın tedavisine ve nasıl seyredeceğine yönelik de pek çok testin yapıldığı bir branş olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Günümüzde kanserde kullanılan, hedefe yönelik tedavi yöntemlerinin her geçen gün artması patolojinin kanser tedavisindeki yerini ve önemini de artırdı. Akıllı ilaçların, sadece bu ilaçlardan fayda görecek kanser hastalarında kullanılması gerekiyor. Bu hastalar ise patolojide yapılan birtakım moleküler testler ile belirlenebiliyor” dedi. </p>
<p><strong>Ameliyat sırasında 15 dakikada tanı</strong></p>
<p>Normalde bir dokunun mikroskop altında incelenebilecek hale gelmesi için hastadan alınan dokuların, “doku takibi” denen bir işlemden geçmesi gerektiğini vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu işlem yaklaşık 12-16 saatlik bir süreç gerektiriyor. Normalde hastadan doku alındıktan 12-16 saatlik bir süre sonra ilk mikroskobik incelemeyi yapabiliyoruz. Frozen yönteminde ise 15 dakikalık bir süre içerisinde doku donduruluyor, kesit alınıyor, boyanıyor ve değerlendirilip tanı konuyor. Nadir durumlarda bu süre biraz daha uzuyor ama genellikle 15 dakika içerisinde işlemi tamamlamış, tanı koymuş ve cerraha ameliyatın nasıl devam edeceğiyle ilgili karar vermesinde konsültan olarak yardımcı olmuş oluyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vakaların yüzde 90’ına 24-36 saat içerisinde tanı konuluyor</strong></p>
<p>Uluslararası standartlara göre patoloji raporu için kabul edilen ideal sürenin bir hafta ile 10 gün arasında olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Sonrasında yapılacak moleküler testler için de benzer bir süre öngörülüyor. Ancak biz vakalarımızın yüzde 90’dan fazlasına 24-36 saat içerisinde tanı koyuyoruz, ki bunların önemli bir kısmı kanser tanısı. Özellikle kanser hastalarında patoloji raporunun kısa sürede sonuçlanması, tedavinin de kısa sürede başlamasını sağladığı için önemli. Kanser tanısı koyduktan sonra ise, doğru ve etkin tedaviyi belirlemek için gerekli olan moleküler testleri de bir gün ile en fazla bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde sonuçlandırıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Frozen, ameliyat sırasında uygulanan bir tanı yöntemidir</strong></p>
<p>Frozen veya “Frozen Kesit” yönteminin ameliyat sırasında gerçekleştirilen bir tanı yöntemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patoloji pratiğinde yer alan en zor ve özellikli işlemlerdendir. Ameliyat esnasında tümör dokusundan alınan örnek, patolog tarafından mikroskobik olarak değerlendirilip 15 dakika gibi kısa bir sürede ameliyatı yapan cerraha sonuç bildirilir. Ameliyatı yapan cerrah ile birebir görüşerek, cerrahın yapacağı ameliyatı bizim vereceğimiz cevabın nasıl değiştireceğini, tümörün hangi özelliğinin önemli olduğunu öğrenip, bize verilen numune üzerinde kısa sürede bu değerlendirmeleri yapıp, sonucu kendileri ile paylaşıyoruz ve bu cevaba göre ameliyatın şekli belirleniyor. Bu nedenle, frozen işlemi tümör ameliyatlarında ameliyatın şeklini belirlemek için cerrah ile patolog arasında gerçekleştirilen bir fikir alışverişi, bir konsültasyondur” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat sırasında konulan tanı ile ameliyatın seyri değişebiliyor</strong></p>
<p>Tümör ameliyatlarında en önemli noktalardan birinin tümörün güvenli bir cerrahi sınır ile çıkarılması olduğuna dikkat çeken Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu tümörün daha sonra lokal nüks riski, tümör bölgesinde tekrarlaması açısından önemlidir. Geride tümör dokusu kalmadığından emin olmak için frozen ile cerrahi sınırların değerlendirilmesi yapılır. Kanser ameliyatlarında bir diğer önemli nokta da tümöral kitlenin çıkarılmasına, lenf nodlarının da ameliyatla alınmasının eklenip eklenmeyeceğidir. Kanser ameliyatlarında tümör dokusu ile bölgesel lenf nodlarının da çıkarılması gerekebilir. Örneğin, meme kanseri ameliyatlarında, koltuk altı lenf nodlarının çıkarılması kararı genellikle ameliyat sırasında yapılan frozen ile verilir. Kanserin ilk yayıldığı lenf nodu olan sentinel lenf nodunda metastaz olmadığı görülürse diğer lenf nodları çıkarılmaz. Bu durum, hastanın sonraki yaşam kalitesi ve konforu açısından önemlidir. Ameliyat öncesi kesin tanısı konamamış hastalarda, ameliyat sırasında kısa sürede vereceğimiz tanı ile ameliyatın şekli ve büyüklüğü tamamen değişebilir. İyi huylu bir tümörde sadece bu tümöral kitlenin çıkarılması yeterli olmakta iken, kanser olduğunu söylediğimizde çok daha kapsamlı bir ameliyat yapılabilir. Ameliyat sırasında bazen, tümörün neden olduğu beklenmedik bir tablo ile karşılaşılabilir. İşte böyle durumlarda da ameliyatın şekline frozen tanı ile yön verilir” dedi.</p>
<p><strong>Bir hafta içerisinde tümörlerin moleküler özellikleri analiz edilip uygun tedavi belirlenebiliyor</strong></p>
<p>Hızlı tanı konmasında kullanılan cihazların modern olması kadar çalışan ekibin bilgi ve deneyiminin de önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Kanser hastalarında yaptığımız moleküler testler için kullandığımız yeni nesil sekanslama (NGS) ile bir hafta gibi kısa bir sürede çok sayıda gen bölgesindeki mutasyonların analizi yapılabiliyor. Kanserlerin moleküler özelliklerinin tespit edilmesi, bu moleküler değişikliklere yönelik akıllı ilaçlar olarak bilinen hedefe yönelik ilaçların kullanılmasını da beraberinde getirmiştir. Bu ilaçların etkin ve uygun hastalarda kullanılması patolojide yapılan bu moleküler testler sayesinde olmaktadır” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-hizli-tani-etkin-tedavi-donemi-370460">Kanserde hızlı tanı, etkin tedavi dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 10:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor. Son teknoloji ile özellikle beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Tanı koymak için kullandığımız son teknoloji ve yeni yöntemler sayesinde artık hastanın tümöründe olan hedeflere göre tedavi planlanıyor. Bir terzinin üzerinize özel bir giysi dikmesi gibi, tedaviler de artık kişiye özel planlanıyor. Bu da tedavideki başarıyı artırıyor. Tüm bu tedaviler de patoloji uzmanlarının verdiği bilgiler sayesinde planlanıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Son yıllarda en önemli gelişmelerin beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşandığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “2000’li yıllarda tümörlerin gen dizilimlerinin tümüyle ortaya konması, yani bir tümörün DNA içerisindeki bütün genetik değişikliklerinin ortaya konması önemli bir aşama oldu. Bu genetik değişiklikleri saptamada yeni nesil gen sekanslama (NGS) önemli rol oynadı. Beyin tümörlerinin DNA’sı da bu şekilde incelenerek çok farklı bulgular saptandı ve sınıflandırılması neredeyse tamamıyla değişti. Böylece bazı beyin tümörlerinin davranışını daha iyi anladık. Moleküler genetik değişikliklerin ortaya konmasıyla birlikte artık tümörleri daha iyi tanır hale geldik. Patolojinin sağladığı tüm bu bilgiler tedavinin daha etkili olmasına katkı sağladı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tanı koymamız ortalama 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Hastalar ve yakınlarının patoloji sonuçlarını olabildiğince çabuk öğrenmek istediklerini belirten Prof. Dr. Önder Öngürü, “Özel boyama yöntemleri, hatta moleküler analizler de dahil çoğu vakanın incelemesini ortalama iki gün içinde tamamlayarak raporluyoruz. Gerekli gördüğümüzde ek moleküler tetkikler de yapıyoruz” dedi. </p>
<p>Hastanın öyküsü, radyoloji sonuçları, ışık mikroskobundan alınan bilgiler ve bunlara eklenen bulguların hepsinin birleştirilerek tanı konduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Önder Öngürü, “Artık bunlara tümörün moleküler genetik değişikliklerini de ekliyoruz. Pek çok parametrenin dikkate alınarak yapıldığı bir inceleme bu. Beyin tümörleri için tüm ekibin deneyimi ve merkezin de beyin tümörleri konusunda özelleşmiş olması önemli. Özellikle kanser konusunda pek çok branşın işin içinde olduğu bütüncül bir yaklaşım çok önemli. Özellikle beyin kanserlerinin tanı ve tedavisinde rol oynayan ekipte radyolog, nörolog, patolog, cerrah, radyasyon onkoloğu ve tıbbi onkolog yer almalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Beyinden tanı için biyopsi almanın riski artık çok düşük</strong></p>
<p>Beyin özellikli bir yapıya sahip olduğundan tümörün yerleşim yerinin önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Eğer tümör beyin sapındaysa buradan biyopsi almak zor olabiliyor. Ancak tümör beyni örten zarların dış yüzündeyse doku almak veya tümörün çıkarılması daha kolay olabiliyor. Patolojiye beyin tümörlerinden doku genelde iki şekilde gelir. Cerrahi işlem ile tümör çıkarılarak gönderilebilir veya tümör çıkarılamayacak bir yerdeyse stereotaktik biyopsi alınabilir. Stereotaktik biyopside görüntüleme sistemiyle beyne girilip, küçük doku parçaları alınır ve incelenmesi için patoloji bölümüne iletilir. Gelişen teknoloji sayesinde hibrit ameliyathane şartlarında özel nöronavigasyon sistemleri kullanılarak tüm bu işlemler gerçekleştiriliyor. Hata payı ve risk çok düşük seviyede” olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Metastatik kanserler beyinde daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Beyinde en sık metastatik tümörlerin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Önder Öngürü, “Beyinde metastatik, yani vücudumuzun başka yerindeki kanserin beyne sıçramasıyla ortaya çıkan tümörlere sık rastlıyoruz. Akciğer ve meme kanseri beyne en çok giden tümörler. Metastatik tümörler dışında bir de ‘primer’ dediğimiz beynin kendine ait olan tümörleri var. Bunlar içinde de beyin zarlarından gelişen tümörleri ve beynin içerisindeki nöronlara desteklik yapan hücrelerin tümörlerini sık görüyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Tüm beyin tümörleri kötü huylu değil</strong></p>
<p>“Beyin tümörü” dendiğinde çoğu insanın korktuğunu söyleyen, oysa gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde artık beyin kanserlerinin de başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Önder Öngürü, “Bu korku aslında hem doğru hem de değil. Beyin zarlarından gelişen tümörlerin çoğu ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapi ile tedavi edilebiliyor. Hastaların birçoğu da hayatını normal bir şekilde sürdürebiliyor. Bunların nüksetme ihtimali düşük oluyor. Nüksetse de tekrar ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapiyle tedavi edilebiliyorlar. Çocukluk çağı beyin tümörleri içerisinde de pilositik astrositomlar var, bunlar da genellikle iyi seyrediyorlar. Ancak kötü huylu tümörler de var maalesef. Glioblastoma dediğimiz ve yaşlı hastalarda pratikte sık karşılaştığımız tümörler çok hızlı seyrediyorlar” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Apr 2023 08:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[oldukça]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[sezen]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılından itibaren 2 Nisan, “Dünya Otizm Farkındalık Günü” kapsamında çeşitli etkinlikler ve farkındalık çalışmaları düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841">Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılından itibaren 2 Nisan, “Dünya Otizm Farkındalık Günü”  kapsamında çeşitli etkinlikler ve farkındalık çalışmaları düzenleniyor.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gelişimsel Yetersizlikler ve Otizm <span>İzlem </span>Birimi Sorumlusu Doç. Dr. Sezen Köse, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) hakkında bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizm spektrum bozukluğunun tanımı belirtileri ve sıklığı ile ilgili açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Köse,<b> “</b>Otizm Spektrum Bozukluğu kişilerin başkalarıyla ve dünyayla nasıl etkileşime girdiğini etkileyen ve belirtileri yaşamın ilk yıllarında başlayan nörogelişimsel bir tablodur. Özellikle sosyal ilişkiler ve iletişim becerileri olmak üzere hayatın pek çok alanındaki işlevselliğe yansıyan beyin gelişimi, bağlantıları ve işleyişinin etkilendiği bir bozukluktur. Yani beyin gelişiminde yaşamın erken döneminde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklanır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ayrıca tekrarlayıcı ve takıntılı davranışlar, ilgi alanları, duyusal hassasiyetler yani ses duyarlılığı, koku, tat, dokunma duyarlılığı gibi farklılıklar da tanı kriterleri arasında yer alır. Günümüzde 4 yaşındaki çocukların yüzde 2,1’inde, 8 yaşındaki çocukların ise yüzde 2,7’sinde yani 36 çocuktan 1’inde OSB saptandığı bildiriliyor. Yani çocukların yaklaşık olarak yüzde <span>2’sini</span> etkiliyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“OSB’nin belirtileri her çocukta farklı olabilir” </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizm belirtilerinin genel olarak bir yaş civarı anlaşılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Köse, “Hatta ileriki dönemde otizm tanısı almış olan bebeklerin 6-10 aylık iken karşısındaki yüzlere bakış süresi ve beyin yanıtlarının yetersiz olduğu, 6 aylık bebekken bile yüzlere bakma sürelerinin daha kısa olduğu saptanmıştır. Geç başlangıçlı bazı olguların belirtilerinin ise 18-24 ay arasında görülmeye başlayabileceği belirtilmektedir. Otizm belirtilerinin hafiften ağıra doğru bir yelpazede yer aldığını ve zaman içinde bazı değişimler görülebileceğini, belirtilerin yaş dönemine ve çocuğun gelişimsel düzeyine göre görünümlerinin farklılaşabildiğini bilmekteyiz, bu nedenle tablo otizm spektrumu olarak ifade edilmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>OSB’nin belirtilerinin her çocukta farklılık gösterdiğini söyleyen Doç. Dr. Köse, “</span></span><span><span>Bazı çocuklarda zihinsel yetersizlik, dil-konuşma becerileri ve öz bakım becerilerinde belirgin gerilikler, sosyal iletişim ve etkileşime hiç girmeme, kaçınma, göz teması kurmama, adına yanıt vermeme, başına buyruk davranışlar görülebilirken; bazı çocukların ise zihinsel işlevselliği, dil ve konuşma becerileri ve akademik başarısı normal olabilir. Olguların yaklaşık yüzde 60’inda zihinsel yetersizlik yoktur. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>OSB’li bazı olgular </span>sosyal ilişkiye istekli ve aktif olabilirler ancak davranışlarını ortama uygun şekilde ayarlama, empati ve duygu düzenleme sorunları nedeniyle akranları tarafından tuhaf karşılanıp dışlanmaya, zorbalığa maruz kalabilirler. Bazı OSB’li çocuklar ise özel bir alanda çok yetenekli olabilmektedirler. Yani, OSB belirtileri, çocuğun gelişimsel düzeyine ve gelişimsel dönemlere göre, her çocukta farklı seyredebilir. Eğer çocuğunuzun sosyal, iletişimsel yetersizlikleri olduğunu düşünüyor ve takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar ya da ilgi ve merakları konusunda endişeliyseniz mutlaka OSB konusunda deneyimli bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanına başvurulmalıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Anne ve babanın davranışları ve ilgi yetersizliği otizme neden olmaz”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin oluşumunda etkili olan faktörlerden de bahseden Doç. Dr. Köse,<b> “</b>Otizm Spektrum Bozukluğunun, çoğul genetik faktörler ve gen ile çevre etkileşimi sonucu beyin gelişimi, bağlantıları ve işlevselliğinin etkilenmesi ile ortaya <span><span>çıktığı kabul edilmektedir</span></span></span></span><span><span><span><span>.</span></span></span></span> <span><span>Yani beyin gelişiminde yaşamın erken döneminde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklanır. <span><span>Özellikle belirtmeliyiz ki </span></span>anne babanın davranışları ve ilgi yetersizliği otizme neden olmaz. Aşılar kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı dahil besinler ve ağır metaller ile otizm arasında hiçbir bağlantı bulunamamıştır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin tedavi edilebilen bir bozukluk olduğunu da ifade eden Doç. Dr. Köse, “Otizmin bilinen, bilimsel dayanaklı en yaygın müdahale yöntemi iyi yapılandırılmış bireysel ve grup özel eğitim uygulamalarıdır. Erken tanı ve uygun müdahale, tedavi yanıtında çok önemlidir. 2,5 yaşından önce tanı almış ve tedaviye başlayan grupta sosyal belirtilerde iyileşme oranlarının yüzde 65’e vardığı bildirilmiştir. Yani erken tanı ve erken başlayan uygun, bireyselleştirilmiş özel eğitim uygulamaları seyirde çok önemlidir. OSB’li her çocuk aynı olmadığı için eğitim ihtiyaçları ve eğitime cevap süreleri de değişmektedir. Ancak her çocuk farklı hız ve düzeylerde de olsa özel eğitimden faydalanır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>Otizm tedavisinde aile eğitimi çok önemli </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin tedavisinde aile eğitiminin çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Köse, “Bireysel ve grup özel eğitimin yanı sıra ailelere yönelik eğitim programları, duyuların düzenlenmesi ve bedensel aktivitelere yönelik eğitsel yaklaşımlar da tedavi programlarının içinde yer almaktadır.  Tipik gelişim sürecinde de çocuğun prososyal davranışlarının gelişimi kademeli ve komplekstir, hem kalıtımdan hem çevreden etkilenir. Tipik çevresel faktörlerin başında aile atmosferi, öğretmen-çocuk ilişkisi ve yaşıt ilişkileri gelmektedir. Ebeveynlerin kabullenici, sıcak, olumlu, cesaretlendirici, zorlayıcı olmayan disiplin ve rehberlik sağlayabilmelerinin de önemli olduğunu görmekteyiz. Bu noktada ebeveynlerin kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarını da ihmal etmemeleri önemli olmaktadır. Otizmde ilaç tedavileri, çocuğun gelişimsel ilerlemesini, günlük işlevselliğini ve eğitim almasını engelleyen eşlik eden şiddetli ve uyum bozucu olan davranış sorunlarının yönetiminde ve eşlik eden mevcut psikiyatrik tabloları tedavi etmek ve işlevselliği arttırmak için kullanılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Köse, “Sonuç olarak, otizm belirtileri her bireyde farklı düzeyde görünebilmektedir. Erken dönemdeki en önemli belirtiler göz temasında yetersizlik, adına tepki vermeme, ortaklaşa dikkat oluşturmama, parmakla işaret etmeme, sevinçlerini paylaşmama, uyku, beslenme sorunları ve dil gelişiminde gerilikler olarak kendini gösterebilmektedir. Otizmli bireylerin farklı işlevsellik düzeyi ve eşlik eden farklı durumları nedeniyle farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu nedenle bireysel ve bütüncül çok yönlü tedavi programları hazırlanmalıdır. Erken tanı ve uygun özel eğitim müdahalelerinin tedavi başarısı yüksektir. Tedavinin çocuğun dönemsel ve gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dinamik, kademeli ve bireyselleştirilmiş olarak sunulması önemlidir.  Tedaviye ailenin katılımı ve iş birliğinin çok önemli olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“</span></span></b><b><span><span>Otizme Çok Yönlü Bakış” başlıklı sempozyum düzenlenecek </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Köse, “Bu yıl EÜTF Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı olarak 14 Nisan’da ‘Otizme Çok Yönlü Bakış’ başlıklı bir sempozyum düzenleyeceğiz. Çok değerli hocalarımızdan otizmin klinik, nörolojik, genetik yönünü, <span>bilimsel kanıtlanmış </span>özel eğitim uygulamalarını, öğretim katılım hakkı ve kapsayıcı eğitim uygulamalarını ve bu alanlardaki son verileri dinleyeceğiz. İlgilenen herkesi sempozyumumuza bekleriz, halkımıza açıktır ve katılım ücretsizdir. Programın ayrıntılarına farkindayim.org sitesinden ulaşabilirsiniz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841">Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 10:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[körlükten]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “Göz tansiyonu” veya “Karasu hastalığı” olarak da bilinen glokom, çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen göz rahatsızlığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540">Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “Göz tansiyonu” veya “Karasu hastalığı” olarak da bilinen glokom, çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen göz rahatsızlığıdır. Aile öyküsünün ve ileri yaşın başlıca risk faktörü olduğu bu hastalıkta uygulanacak tedavilerle glokomunun ilerlemesinin önüne geçilebileceği ancak meydana gelen sinir tahribatının düzeltilemeyeceği bilinmelidir. Bu sebeple glokom hastalığında erken tanı konulması ve rutin kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşır. Memorial Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Gümüş, glokom ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hasar kalıcı hale gelebilir</strong></p>
<p>Göz içi basınç yüksekliğine bağlı olarak meydana gelen görme sinirinin ilerleyici tahribatı olan glokom, bazı durumlarda göz içi basıncı normal değerlerde olan kişilerde de görülebilmektedir. Genetik nedenlerle oluşabilen glokomun başlıca nedeni gözde bulunan drenaj kanallarının tıkanması veya bazı yapısal bozukluklar sonucunda işlevselliğini kaybetmesidir. Oluş mekanizmasına, ortaya çıkış zamanına ve gözün yapısına göre farklı şekilde sınıflandırılan glokomun en çok rastlanılan türü ise “açık açılı” glokom olmaktadır. Toplumun yaklaşık yüzde 1’inde ve daha çok 40 yaş üzerinde ortaya çıkan açık açılı glokomda, göz içi basıncının artış hızı nispeten yavaş olur ve hasta bunun farkına geç vardığı için oluşan hasar kalıcı hale gelir. </p>
<p><strong>Glokom krizi acil müdahale gerektirir</strong></p>
<p>Diğer bir tür olan ve glokom krizi olarak da bilinen “Dar açılı” glokomda ise göz sıvısının dışa akışındaki ani duraklamaya bağlı olarak göz içi basıncı hızlı bir şekilde yükselir. Bu hastalarda şikayetler ani ve belirgin olur. Göz tansiyon krizi olarak da bilinen bu duruma acil müdahale edilmesi gerekir. Aksi halde hastalarda kalıcı körlük oluşur. </p>
<p><strong>Yetişkinlerde hiçbir bulgu vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilir</strong></p>
<p>Glokom belirtileri çocukluk ve yetişkinlik çağında farklı şekilde görülür. Çocukluk çağında ortaya çıkan glokomun en yaygın belirtisi kornea çapının normalden geniş olması, ışığa duyarlılık ve göz sulanması olurken; yetişkinlerde ise çoğu zaman belirti görülmez. Görme sinirlerinde yaklaşık yüzde 50 hasar meydana gelmeden yani başlangıç döneminde hiçbir bulgu vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilir. Ancak göz tansiyonu çok yükseldiğinde bazı hastalarda şiddetli ağrı, kusma, kızarıklık ve görme azalması gibi belirtiler görülebilir. Bu durum acil müdahaleyi gerektirir. </p>
<p><strong>Erken teşhis kalıcı körlükten kurtarır</strong></p>
<p>Glokomun görme sinirlerinde meydana getirdiği tahribatın geri dönüşü olmadığından hastalığın erken teşhisi büyük öner taşır. Bu sebeple 40 yaş üzerindeki kişilerin yılda bir kez, aile öyküsü olanların ise 6 ayda bir mutlaka rutin göz muayenesi yaptırması gerekmektedir. Hastalığın geç teşhis edilmesi telafisi mümkün olmayan görme kayıplarına ve körlüğe neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>İleri yaş ve aile öyküsü tanı koymaya yardımcı olur </strong></p>
<p>Glokom hastalığının en önemli risk faktörleri arasında aile öyküsü ve ileri yaş bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, göz içinde psödoeksfoliasyon materyalinin bulunması da önemli bir glokom risk faktörüdür. Hastalarda diyabet, sistemik hipertansiyon, uyku apnesi mevcudiyeti ve sigara tüketimi de glokomla ilişkili olabilmektedir. Tanı konulmasında aile öyküsü önem taşımaktadır. Ancak yapılacak testler ile bu hastalık belirlenebilir. </p>
<p><strong>Tedavi glokom türüne göre farklılaşıyor </strong></p>
<p>Açık açılı glokom hastalığının tedavisinde göz içi basınç düşürülerek, görme sinirindeki tahribatın ilerlemesi durdurulur veya yavaşlatılır. Tedavide yer alan ilaçların mutlaka doktor kontrolünde ve ömür boyu kullanılması gerekmektedir. Topikal ilaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda lazer ya da farklı cerrahi tedaviler de uygulanabilmektedir. Dar açılı glokomun tedavisi is acil ve farklıdır. Kriz çoğunlukla öncelikle tıbbi müdahale ve ardından cerrahi tedavi gerektirir. Glokom tedavilerinin tümünün amacı gözün mevcut durumunu korumaktır. </p>
<p>Yapılan tüm tedavilerde amaç gözün var olan durumunun korunmasıdır. Tedaviler ile glokom hastalığında oluşmuş hasarın düzeltilemeyeceği, ancak zamanında yapılan tedavi ile gelecekte oluşabilecek hasarların önüne geçmenin mümkün olabildiği unutulmamalıdır. Bu sebeple rutin göz muayeneleri ve takip ihmal edilmemelidir. </p>
<p><strong>Suya dalma ve vücudu zorlayan bazı hareketler glokomu kötü yönde etkileyebilir</strong></p>
<p>Sağlıklı vücutta glokomun kötüleşme hızı yavaşlayacağı için hastalara spor yapılması önerilir. Ancak pigment dispersiyonu sendromu ve bunun sonucu gelişecek pigment glokomu adı verilen özel bir glokom tipinde hastaların ağır sporlardan kaçınması gerekmektedir. Hastalar spor yapmadan önce sahip olduğu glokom çeşidini mutlaka doktoruna sormalıdır. Ayrıca dalma sporu ve vücudu zorlayan bazı hareketler (örneğin bazı yoga pozisyonları) göz içi basıncını artırarak glokoma olumsuz etki edebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540">Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 10:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saptamak]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir  metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek. </strong></p>
<p>Dünyanın ve ülkemizin ciddi toplum sağlığı problemlerinden biri olan nadir hastalıkların önemli bölümünü kalıtsal metabolik nadir hastalıklar oluşturuyor. Kompleks klinik yapı ve genetik heterojenite gösteren farklı kalıtsal metabolik hastalıklarda ortaya çıkan klinik belirti ve bulgu spektrumu ise oldukça geniş. Bunlar, hastalığın başlangıç yaşı, mutasyon tipi, beslenme, depolanan materyalin biyokimyası ve depolamanın yer aldığı hücre tiplerine göre değişiklik gösterir. Bütün bu nedenler, bu hastalıkların tanısını konmasını da güçleştirebilir. Nadir hastalıkların tanısının konulamaması veya tanının gecikmesi ise hastalarda zeka ve gelişim geriliği başta olmak üzere geri dönüşü olmayan hasarlara sebep oluyor. Bu nedenle, bu tip hastalıkları saptayabilmek için yapılan yenidoğan taramaları hayati bir önem taşıyor. </p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği yaparak, yenidoğan taramalarında kullanılmak üzere metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamada kullanılacak tanı kiti geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu amaçla, Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma BD ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Anabilim Dalı iş birliğinde hazırlanan “Ardışık kütle spektrometrisi ile genişletilmiş yenidoğan taramasında ikinci basamak moleküler ayırıcı tanı için üçüncü yeni nesil dizileme teknolojisi kullanılarak kit geliştirme” başlıklı ortak proje, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenmeye layık görüldü. </p>
<p>İki üniversitenin iş birliği içerisinde yürüttüğü projenin sonucunda üretilecek tanı kiti, yenidoğan taramalarında kullanılarak kalıtsal metabolik nadir hastalığa neden olan genetik mutasyonu saptamakta kullanılacak. Çalışma ile birlikte; hastalıkları belirti vermeden tespit edebilmek, erken tedaviyi başlatmak, beyin hasarı başta olmak üzere organ hasarlarını ve en önemlisi de engellilik ve erken ölümleri önlemek kolaylaşacak. </p>
<p><strong>Yenidoğan taramaları nadir hastalıkların belirlenmesinde hayati önem taşıyor </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yenidoğan taraması kapsamında; Fenilketonüri, Konjenital Hipotiroidi, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Biyotinidaz Eksikliği, Kistik Fibrozis ve Spinal Müsküler Atrofi olmak üzere altı adet kalıtsal metabolik hastalığı tarıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gelişmiş ülkeler ise yenidoğan bebeklerinde 50’ye yakın farklı hastalığı tarayabilen “genişletilmiş yenidoğan taraması” programlarını yaklaşık yirmi yıldır kullanıyor. Yenidoğan taraması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ise bir ulusal tarama programı olarak henüz kullanılmıyor. </p>
<p><strong>Türk bilim insanlarının geliştireceği tanı kiti ile pek çok nadir hastalığın tanısı konulabilecek</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda DESAM Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve ekibi ile İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilecek proje ile genişletilmiş yenidoğan taraması kapsamında, çocuklarda görülen belirli kalıtsal nadir metabolik hastalıkların tanılarının moleküler yöntemle doğrulanabilmesi mümkün hale gelecek. Genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, Oxford NanoPore sistemi üzerinde geliştirilecek. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız.”</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, İstanbul Üniversitesi ile geliştirecekleri yenidoğan tarama kitinin önemli bir ihtiyacı karşılayacağını vurguladı. Daha önce Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde geliştirerek ürettikleri COVID-19 PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni, Türkiye ve KKTC Sağlık Bakanlıklarının onayı ile kullanıma sunduklarını hatırlatan Prof. Dr. Şanlıdağ, “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini de farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız” ifadesini kullandı. Geliştirecekleri tanı kitinin, sağlık alanında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki iş birliğine de önemli bir katkı sunacağını söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Türkiyemiz ve Kuzey Kıbrıs’ımızda, nadir metabolik hastalıkların erken tanısı ile doğru ve kesin tedavinin uygulanması büyük ölçüde kolaylaşacak” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay: “Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştireceğimiz yeni kit, bilimsel literatürde ve sağlık sektöründe ilk olma özelliği taşıyor.” </strong></p>
<p>Projenin yürütücülüğünü de üstlenen İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay ise Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştirecekleri yeni kitin; klinik validasyonlar sonrasında, çocuklarda metabolik hastalıkların genetik nedeninin belirlenmesinde, bilimsel literatürde ve sektörde bir ilk olma özelliği taşıdığını söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, tanı ve tedavi sürecinde geç kalınması durumda önemli zeka ve gelişim sorunlarına neden olan kalıtsal metabolik hastalıkların erken teşhisinin önemine vurgu yaparak, “Geliştirerek üreteceğimiz genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, hızlı ve kesin teşhis imkanı sağlayarak, nadir hastalıkların teşhisinde çok önemli bir ihtiyacı karşılayacak” ifadesini kullandı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
