<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sürekli | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/surekli/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/surekli</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>sürekli | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/surekli</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çayla]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekrandaki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topluma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p>Savaşın artık yalnızca coğrafi bir gerçeklik olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Bugün insanlar savaşın kendisini yaşamıyor olabilir ama onun görüntülerini, hikâyelerini ve duygusal yükünü her gün yeniden deneyimliyor. Bu durum savaşı fiziksel bir olay olmaktan çıkarıp gündelik hayatın içine sızan sürekli bir psikolojik deneyime dönüştürüyor” diyor.</p>
<p>Sürekli maruz kalınan içeriklerin bireyleri, zihinsel olarak çatışma atmosferinin içine çektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, bu durumu şöyle tanımlıyor:</p>
<p>“Literatürde bunu ‘uzaktan travma’ ya da ‘ikincil travma’ olarak adlandırıyoruz. Kişi savaşın içinde değil ama zihni sürekli oraya taşınıyor. Sosyal medyanın algoritmik yapısı da kriz ve şiddet içeriklerini öne çıkararak bu etkiyi daha yoğun ve sürekli hale getiriyor.”</p>
<p><strong>“En tehlikeli sonuçlardan biri: duyarsızlaşma”</strong></p>
<p>Türkiye’de özellikle gençlerin ve kentli nüfusun bu etkilenmeyi daha yoğun yaşadığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Çayla, şunları söylüyor: “Gün içinde defalarca savaş görüntülerine maruz kalmak, fark edilmeden süreklilik kazanan bir huzursuzluk yaratıyor. Bu zamanla kaygıya, odaklanma sorunlarına ve geleceğe dair güvensizlik hissine dönüşüyor. Zihinsel yorgunluk, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı bu sürecin en yaygın sonuçları.”</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla’ya göre bu yoğun maruziyetin en kritik etkilerinden biri de duygusal körelme: “Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalan bir zihin, bir süre sonra bu durumu olağanlaştırmaya başlıyor. İlk başta sarsıcı olan görüntüler zamanla sıradanlaşıyor. Bu da empati kapasitesinin zayıflamasına ve toplumsal duyarlılığın aşınmasına yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Çocuklar bu tablo içinde çok daha savunmasız”</strong></p>
<p>Çocukların bu süreçten çok daha derin etkilendiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Görsel içerikleri yetişkinler gibi filtreleyememeleri, savaş haberlerinin onlar üzerinde daha derin bir korku ve güvensizlik duygusu yaratmasına neden oluyor. Dünya algısının erken yaşta ‘tehlikeli ve belirsiz’ bir çerçevede şekillenmesi, uzun vadeli psikolojik etkiler açısından ciddi riskler barındırıyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>“Artık bu bir ruh sağlığı meselesi”</strong></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla savaşın etkilerinin yalnızca politik ya da askeri alanla sınırlı kalmadığını vurgularken, “Medya aracılığıyla hayatımıza giren savaş, artık doğrudan bir ruh sağlığı meselesi. Türkiye’de artan medya tüketimiyle birlikte bu etkiler daha görünür hale gelirken, bireysel farkındalık kadar medya kullanım alışkanlıklarının da yeniden düşünülmesi gerekiyor. Çünkü savaş artık sadece uzakta yaşanan bir gerçeklik değil; ekranlar üzerinden herkesin hayatına dokunan sessiz ama güçlü bir deneyim” tespitini yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlar]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[kuşak]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Z Kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842">Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu’na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor. Z kuşağının istifa oranı ise yüzde 35. Araştırmaya göre, Z kuşağının kısa iş süresi, bu neslin iş yerinde hızlı deneyim kazanma ve çeşitlilik arayışında olduğunu gösteriyor. Y kuşağının ise orta vadeli kalma süresi, kariyer fırsatlarına bağlılıklarını yansıtıyor. Ancak bu durum şirketler için zorlayıcı olabiliyor. Peki, işverenler çalışan sadakatini nasıl sağlayabilir? Y ve Z kuşağını işte tutmanın sırları neler?</p>
<p><strong>“Y ve Z kuşakları gelişim imkânı, esneklik ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor”</strong></p>
<p>İdenfit Kurucusu ve CEO’su Onur Bayındır, bu konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri paylaştı:</p>
<p>“Kuşak Analiz Raporumuz, şirketlerde çalışan bağlılığını anlamak açısından önemli veriler ortaya koyuyor. Bulgularımız, X kuşağının iş yerinde daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu ve kendi isteğiyle ayrılma oranının diğer kuşaklara kıyasla daha düşük seyrettiğini gösteriyor. Y ve Z kuşaklarında ise beklentiler ve motivasyon dinamikleri farklılaşıyor. Bu kuşaklar yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor. Özellikle eğitim programları, net kariyer yolları ve mentorluk uygulamaları, genç kuşakların kuruma olan bağlılığını artıran temel faktörler arasında yer alıyor. Sürekli öğrenme kültürü sunan şirketler, yeteneklerini daha uzun süre bünyesinde tutabiliyor. Bununla birlikte esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir yan hak değil, güçlü bir beklenti. İş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar, çalışan memnuniyetini doğrudan etkiliyor. Z kuşağı açısından anlamlı ve sosyal etki yaratan projelerde yer almak da önemli bir motivasyon kaynağı. Şirketlerin sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı alanındaki adımları, genç yeteneklerin bağlılığını güçlendiriyor. Teknoloji odaklı bir çalışma ortamı, dijital araçların etkin kullanımı ve açık iletişim kültürü de Y ve Z kuşakları için belirleyici unsurlar arasında. Düzenli geri bildirim mekanizmaları ve şeffaf yönetim anlayışı güven duygusunu pekiştiriyor. Elbette rekabetçi ücret ve yan haklar da işveren kaynaklı ayrılıkları azaltmada kritik rol oynuyor. Kısacası, kuşakların farklı beklentilerini doğru analiz eden ve insan kaynakları stratejilerini bu doğrultuda şekillendiren şirketler hem çalışan bağlılığını artıracak hem de uzun vadede daha güçlü ve sürdürülebilir bir organizasyon yapısı oluşturacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/z-kusagi-calisanlar-neden-surekli-is-degistiriyor-622842">Z kuşağı çalışanlar neden sürekli iş değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Şey]]></category>
		<category><![CDATA[boşa]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kovalamak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mutluluk, herkes için farklı anlam taşıyor!</strong></p>
<p>Sanılanın aksine mutluluğun, sürekli yüzde kocaman bir gülümsemeyle etrafa neşe saçmak ya da hiç dert sahibi olmamak gibi bir şey olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Buna ‘öznel iyi oluş’ demek uygun bir kullanım olabilir. Yani bir insanın hayatının genel olarak ne kadar tatmin edici ve olumlu duygularını, olumsuz duygularına kıyasla ne kadar sık yaşadığıyla ilgili bir durum.” dedi.</p>
<p>İnsanların mutluluğu bambaşka şekillerde yaşamasının sebebinin oldukça insani olan farklı gerekçelere bağlı olduğunu aktaran Beyaz, “Hepimizin parmak izi gibi eşsiz olabilecek bir geçmişi, farklı değer yargıları, genetik yatkınlıkları, kişilikleri ve de yaşanmışlıkları var. Çocukluğunda çok fazla karmaşa yaşamış biri için, sadece sıcak bir evde sessizce kitap okumak güvende hissettirir ve bu onun için oldukça tatmin edici bir mutluluktur. Bir başkası içinse mutluluk sürekli yeni yerler keşfetmek, sınırları zorlamak olarak karşımıza çıkabilir. Yani belirtmeye çalıştığım; farklılıklarımız mutluluğun bizim için ne anlama geldiğini baştan aşağı değiştirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı! </strong></p>
<p>Modern yaşamda mutluluğu etkileyen faktörlere değinen<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutsuzluğun günümüzde bir salgın gibi yayılmasına neden olabilecek bazı etkenler var. Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı. Özellikle de sosyal medya nedeniyle, artık kendimizi sadece yakınlarımızla değil, dünyanın herhangi bir ucundaki insanların hayatlarının sadece ‘en iyi ve filtreli’ anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu da insanın içinde sürekli bir eksiklik, geride kalmışlık hissini tetikleyebiliyor. Bir diğer faktör ise modern hayatın baş döndürücü hızı. İstediğimiz bir yemeğe, diziye, alışverişe anında ulaşmaya o kadar alıştık ki, beynimizin haz-mutluluk süreçleri buradan nasibini fazlasıyla alıyor. Emek verip beklemeyi unuttuk. Hal böyle olunca, anında sonuç vermeyen uzun soluklu ilişkilerden ya da yeni bir beceri edinme süreçlerinden çabucak sıkılıp mutsuzluğa sürükleniyoruz.”</p>
<p><strong>Bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük, kalıcı mutluluğu oluşturur!</strong></p>
<p>İnsanın içsel olarak gerçekten huzurlu hissedebilmesi için bilimsel araştırmalar ışığında ön plana çıkan bazı noktalar olduğunu kaydeden Beyaz, “Bunları ruhun temel gıdaları gibi düşünebiliriz. İlki sevilmek ve birilerine ait hissetmek, yani samimi ve doğal bağlar kurabilmek. Diğeri, hayatta bir işe yaradığını, bir şeyleri başarabildiğini görmek ki buna da yetkinlik diyoruz. Bunların dışında da kişinin kendi hayatının direksiyonunda olduğunu idrak etmesi, yani dışarıdan ağır bir baskı görmeden kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğü denilebilir. Bu temel kavramlar; bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük hissi bir arada olduğunda aslında o kalıcı mutluluktan söz edebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mutluluk kovaladıkça kaçıyor!</strong></p>
<p>Mutluluğu sürekli arama veya zorlamanın günümüzün önemli yanılsamalarından biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Mutluluğu bir hedefe dönüştürmek son derece yıpratıcıdır. ‘Sürekli mutlu olmalıyım, hiç kötü hissetmemeliyim’ baskısı, psikolojide toksik iyimserlik dediğimiz halin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.” dedi.</p>
<p>Mutluluğu kovaladıkça kaçtığına işaret eden Beyaz, “Çünkü sürekli ‘Şu an mutlu muyum?’ diye kendimizi yoklamaya çektiğimizde aslında içinde bulunulan anın farkındalığı düşüyor. Dahası üzüntü, öfke ya da hayal kırıklığı gibi son derece insani duyguları baskılamak, onları bir düdüklü tencere içine hapsetmek gibi. İnsan sadece neşeyi değil, acıyı da yaşayabildiği ve hatta kabul edebildiği ölçüde sağlıklıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Geçici hazlar yerine anlamlı amaçlar, kalıcı tatmin sağlar! </strong></p>
<p>İnsanların mutluluğu kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatmin ile nasıl ilişkilendirebileceği hakkında önerilerde bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu dengeyi kurabilmenin yolu beynimizin ödül sistemini anlamaktan geçiyor.” dedi.</p>
<p>Beynimiz dopamin kaynaklı anlık hazları çok sevdiğini dile getiren Beyaz, “Bir dilim pasta yemek veya sosyal medyada beğeni almak o an harika hissettirir ama etkisi saman alevi gibi çabuk söner ve hemen daha fazlasını isteriz. Kalıcı tatminse bu anlık eğlenceden ziyade hayatın anlamının anlaşılabilmesiyle daha ilgilidir. Zorlu bir sınavda başarıya ulaşmak, bir çocuğun yetişmesine katkı sağlamak veya bir dostun acısında ona yardımcı olabilmek o an pek de eğlenceli ya da haz veren bir şey olmayabilir. Hatta can sıkıcı ve yorucu gelecektir. Ama günün sonunda kendimizi kontrol ederken, işe yarar, anlamlı bir şey yaptığımız yönündeki algımız, kalıcı mutluluğun doğrudan kendisidir. Bu vesileyle hayatımızı yalnızca geçici hazlara değil, daha büyük bir amaca adadığımızda o derin, uzun vadeli tatmin duygusuna ulaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zor zamanlarda mutluluğu kovalamak yerine, tutunacak bir neden bulmak daha işlevsel! </strong></p>
<p>Günlük yaşamda mutluluğu artırmak için uygulanabilecek basit ve doğal çeşitli yollar olduğunu aktaran<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Hayat kötü giderken gerçekçi olmayıp, her şey harika demekten bahsetmiyorum; ancak çok kötü bir günün sonunda bile küçük de olsa bir şeye şükredebilmek, beynin sürekli felaket arayan radarını yavaşlatabileceği gibi iyi bir nefes de aldırır.” dedi.</p>
<p>Zihni geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından çekip alarak, anın farkındalığını hissettirecek basit şeylere odaklamanın zihni son derece sakinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bununla birlikte bolca fiziksel aktivasyon da zihinsel karamsarlığı en hızlı kıran şeylerden biri. Kayıp, hastalık veya büyük krizler gibi zor yaşam koşullarında insanlardan mutlu olmalarını beklemekse pek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. O noktada amacımız mutluluk değil, anlam bulmak ve psikolojik dayanıklılık göstermeye niyet ve gayret etmek olmalı. Zor zamanlarda mutluluğun peşinden koşturmaktansa, ayakta tutabilecek, belki de tutunmaya yarayacak bir neden bulmak çok daha işlevseldir. O zorluk bittiğinde zaten gösterilen çaba çoğu kere kalıcı bir huzur olarak geri dönebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 07:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[80]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantıda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[E-Posta]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky tarafından Türkiye,Orta Doğu ve Afrika (META) bölgesinde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, çalışanların boş zamanlarında ve tatillerinde dahi işten kopamaması nedeniyle dijital kaygının modern iş kültürünün ayırt edici özelliklerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233">&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaspersky tarafından Türkiye,Orta Doğu ve Afrika (META) bölgesinde gerçekleştirilen yeni bir araştırma, çalışanların boş zamanlarında ve tatillerinde dahi işten kopamaması nedeniyle dijital kaygının modern iş kültürünün ayırt edici özelliklerinden biri haline geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Araştırma bulgularına göre, Türkiye’deki çalışanların <strong>%80’i</strong> mesai saatleri dışında da iş süreçlerini takip etmeye devam ediyor. Katılımcıların <strong>%87’si</strong> anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden gelen işle ilgili tüm mesajlara yanıt verirken, <strong>%81’i</strong> boş zamanlarında iş e-postalarını kontrol ediyor. Hatta çalışanların <strong>%77’si</strong>, tatildeyken veya kişisel zamanlarında iş e-postalarını yanıtladığını itiraf ediyor.</p>
<p>Sürekli ulaşılabilir olma baskısı, iş yerindeki stres seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. İşle ilgili yaşanan aksaklıklar da önemli birer stres kaynağı; örneğin çalışanların <strong>%45’i</strong>, bir iş grubuna yanlışlıkla rastgele bir mesaj gönderdiklerinde ciddi bir kaygı yaşıyor. Öte yandan, her dijital hata aynı derecede kritik algılanmıyor: Katılımcıların <strong>%33’ü</strong>, eksik kalmış bir e-postayı göndermeyi daha soğukkanlılıkla karşılıyor; bu da bazı hataların diğerlerine kıyasla daha az &#8220;hasar verici&#8221; görüldüğünü kanıtlıyor.</p>
<p>Özel hayat ile profesyonel hayat arasındaki sınırların belirsizleşmesi ve anlık iletişim araçlarının yaygınlaşması, çalışanlarda sürekli izlenme hissini ve dijital hata yapma korkusunu pekiştiriyor. Katılımcıların <strong>%37’si</strong>, iş yerinde çalışmak yerine sosyal medyada vakit geçirirken yöneticilerine yakalanma ihtimalinin kendilerini aşırı derecede rahatsız ettiğini, hatta korkuttuğunu belirtiyor. Bu &#8220;sürekli bağlantıda kalma&#8221; kültürü, uzun vadede çalışan refahını sarsma, tükenmişlik riskini artırma ve genel verimliliği düşürme potansiyeli taşıyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Teknik Uzmanı Brandon Muller</strong>, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor: <em>&#8220;Dijital kaygı yalnızca çalışan refahını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda kurumlar için siber güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor. Mesajlara ve e-postalara anında yanıt verme baskısı hisseden bireyler; bağlantıları, ekleri veya gönderici kimliklerini dikkatlice doğrulamadan daha dürtüsel hareket etme eğilimi gösteriyor. Bu aceleci tavır, çalışanları oltalama (phishing) saldırılarına ve sosyal mühendislik teknikleri kullanılan diğer dolandırıcılıklara karşı çok daha savunmasız hale getiriyor.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky, dijital kaygıyı ve bununla bağlantılı siber riskleri en aza indirmek adına çalışanlara şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li><strong>Tıklamadan veya yanıtlamadan önce yavaşlayın:</strong> Dijital kaygı, otomatik tepkileri tetikleyebilir. Gönderici bilgilerini, URL&#8217;leri veya ekleri kontrol etmek için verilecek kısa bir ara, olası bir güvenlik ihlalini önleyebilir.</li>
<li><strong>Aciliyet duygusuna şüpheyle yaklaşın:</strong> Siber suçlular genellikle baskı ve korku unsurlarını kullanır. Beklenmedik veya &#8220;acil&#8221; kodlu talepleri yanıtlamadan önce mutlaka doğrulayın.</li>
<li><strong>Hassas verileri güvensiz ağlar üzerinden yönetmeyin:</strong> Mesai saatleri dışında çalışırken sıkça kullanılan halka açık Wi-Fi ağları, siber tehditlere karşı korumasızdır. Bu tür durumlarda mobil veri veya VPN kullanımı tercih edilmelidir.</li>
<li><strong>Riskleri azaltan teknolojilerden faydalanın:</strong> Örneğin Kaspersky Premium, kullanıcıları potansiyel tehditlere karşı uyarmak için tasarlanmış yapay zeka destekli anti-phishing (oltalama önleme) özelliklerini bünyesinde barındırır.</li>
</ul>
<p>Kurumlar ise çalışanların dijital kaygısından kaynaklanan siber güvenlik risklerini azaltmak için, personelin tehditleri tanımasını ve stres altında dahi doğru tepki vermesini sağlayacak düzenli siber güvenlik eğitimleri sunabilir. Bununla birlikte, insan hatasının etkisini minimize etmek için güçlü siber güvenlik çözümlerinin kullanılması da kritik önem taşır. Kaspersky Next’in esnek ve güçlü bulut tabanlı koruma yapısı, şirketin benzersiz siber güvenlik deneyimiyle desteklenerek bu alanda öne çıkan çözümlerden biridir. Ayrıca, Kaspersky Security for Mail Server gibi anti-phishing özelliklerine sahip e-posta sunucusu güvenlik çözümleri, oltalama e-postaları üzerinden gerçekleşebilecek enfeksiyon riskini daha da azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-baglantida-olma-hali-calisanlarin-%80i-mesai-disinda-da-isten-kopamiyor-bu-durum-dijital-anksiyeteyi-tetikliyor-621233">&#8220;Sürekli Bağlantıda&#8221; Olma Hali: Çalışanların %80&#8217;i Mesai Dışında da İşten Kopamıyor, Bu Durum Dijital Anksiyeteyi Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaçtır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kan-acil-degil-surekli-ihtiyactir-618355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaçtır]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayı süresince kan bağışı çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren Türk Kızılay, vatandaşların bağışlarını daha kolay gerçekleştirebilmesi amacıyla iftar sonrasında da hizmet vermeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-acil-degil-surekli-ihtiyactir-618355">Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaçtır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı süresince kan bağışı çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren Türk Kızılay, vatandaşların bağışlarını daha kolay gerçekleştirebilmesi amacıyla iftar sonrasında da hizmet vermeye devam ediyor. “Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaç” anlayışıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bağış noktaları iftar sonrası saatlerde açık tutulurken, gezici ekipler de çeşitli alanlarda vatandaşlarla buluşuyor.</p>
<p>Türk Kızılay ayrıca teravih namazı saatlerinde camilerde, belediyeler tarafından Ramazan ayına özel düzenlenen etkinliklerde ve meydanlarda gezici ekipleri aracılığıyla kan bağışı kabul ediyor. Böylece bağışçılara daha kolay erişim sağlanması ve Ramazan ayında kan bağışının sürekliliğinin korunması hedefleniyor.</p>
<p>Türk Kızılay, gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde 1.140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılamayı sürdürüyor. 2026 yılının ilk iki ayında ise 444.702 ünite kan bağışı alındı. Ramazan ayı boyunca 4 bini aşkın uzman sağlık personeliyle sürdürülen çalışmalarla, bu hayati sistemin kesintisiz şekilde devam etmesi amaçlanıyor. </p>
<p>Güncel çalışma saatleri bağış noktalarına göre değişiklik gösterebildiğinden, vatandaşlarımız kendilerine en yakın kan bağışı noktasının güncel hizmet saatlerine <strong>kanver.org</strong> adresi üzerinden ulaşabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-acil-degil-surekli-ihtiyactir-618355">Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaçtır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı, 2025</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-617760</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[3 Bin]]></category>
		<category><![CDATA[Aylık Ücret]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Ücret]]></category>
		<category><![CDATA[İlinde]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın İşçiler]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik]]></category>
		<category><![CDATA[şgücü]]></category>
		<category><![CDATA[şletme]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarımsal]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>
		<category><![CDATA[yapısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsimlik tarım işçilerinin ortalama günlük ücretleri 2025 yılında %37,8 arttı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-617760">Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mevsimlik tarım işçilerinin ortalama günlük ücretleri 2025 yılında %37,8 arttı</strong><br /> </p>
<p>Tarımsal işletmelerde 2025 yılında mevsimlik tarım işçilerinin günlük ücretleri bir önceki yıla göre %37,8 artarak 1 299 TL, sürekli tarım işçilerinin aylık ücretleri ise %42,1 artarak 37 bin 305 TL oldu.</p>
<p> </p>
<p>Mevsimlik erkek işçi ücretleri %40,6 artış göstererek 1 416 TL olurken, kadın işçilerin günlük ücretleri ise %34,1 artış göstererek 1 193 TL oldu.</p>
<p> </p>
<p>Sürekli tarım işçilerine ödenen aylık ücret, erkek işçiler için %43,4 oranında artarak 39 bin 843 TL olurken, kadın işçiler için %22,1 artarak 23 bin 598 TL oldu.</p>
<p><strong>Tarım işçilerinin ortalama günlük ve aylık ücretleri, 2024,2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-0-yM6L5w5C.png"/></p>
<p><strong>Mevsimlik işçilerin ortalama günlük ücretleri, 2024,2025       Sürekli işçilerin ortalama aylık ücretleri, 2024,2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-1-qbaiGQIm.png"/></p>
<p><strong>Mevsimlik işçilerde en yüksek günlük ücret Rize ilinde ödendi</strong><br /> </p>
<p>Tarımsal işletmelerde 2025 yılında mevsimlik tarım işçilerine yapılan en yüksek günlük ücret ödemesi erkek işçiler için 3 bin 283 TL, kadın işçiler için 3 bin 75 TL ile Rize ilinde gerçekleşti. En düşük ücret ödemesi ise erkek işçiler için 1 037 TL ile Ankara, kadın işçiler için ise 976 TL ile Hatay ilinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>İllere göre mevsimlik işçilere ödenen ortalama günlük ücret (TL), 2025</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-2-ClxdcC3D.png"/></p>
<p><strong>Sürekli erkek işçilerde en yüksek aylık ücret Niğde ilinde gerçekleşti</strong><br /> </p>
<p>Tarımsal işletmelerde sürekli tarım işçilerine ödenen aylık ücretlere bakıldığında, erkek işçilere 53 bin 927 TL ile Niğde&#8217;nin, kadın işçilere 25 bin 521 TL ile İzmir&#8217;in en yüksek ödemenin yapıldığı iller olduğu görüldü. En düşük ücretler ise, erkek işçiler için 26 bin 186 TL, kadın işçiler için 23 bin 40 TL ile Antalya ilinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarimsal-isletme-isgucu-ucret-yapisi-2025-617760">Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı, 2025</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[Aynı Anda]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz. Dijital çağın bu görünmez rutini artık sıradan bir alışkanlık değil; bilim insanlarına göre dikkat ve hafıza süreçlerimizi derinden etkileyen bir dönüşümün parçası. Uzmanlar, özellikle hızlı tüketilen kısa içeriklerin ve sürekli bildirim akışının haz temelli anlık kazançları artırdığını ama uzun vadede bedel ödettiğini söylüyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) çocuklara yönelik ekran süresi sınırlamaları ve Avrupa bölgesinde artan problemli sosyal medya kullanımı verileri, meselenin küresel boyutunu ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalar ise yalnızca telefonun masada durmasının bile bilişsel performansı düşürebildiğini gösteriyor. Peki hafızamız ve algımız gerçekten zayıflıyor mu? Yoksa sadece kullanım alışkanlıklarımız mı değişiyor? “Telefon masadayken bile dikkat düşüyor” diyen Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt konuyla ilgili çarpıcı bilgiler veriyor…</strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre sosyal medyanın aşırı ve kontrolsüz kullanımı, dikkat ve hafıza üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu etkinin şiddeti; kişinin yaşı ve sosyal medyada geçirdiği süreye bağlı olarak değişebilir. Özellikle çocuklar ve ergenlerde yoğun kullanım; dikkat dağınıklığına, dikkat süresinin kısalmasına ve aynı anda birden fazla işle uğraşma alışkanlığına bağlı dikkat sorunlarına yol açabiliyor. Birden fazla platformda eş zamanlı vakit geçirmek ve sürekli gelen bildirimler, odaklanmayı zorlaştıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor” diyor. </p>
<p>Araştırmalar, sorunlu sosyal medya kullanımının günlük hayatta daha fazla dalgınlık ve unutkanlıkla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum çoğu zaman aşırı kullanım ve “bir şeyleri kaçırma korkusu” olarak bilinen “FoMO” ile bağlantılı görülüyor. Hatta akıllı telefon kapalı ve kullanılmıyor olsa bile görüş alanında bulunması, dikkat performansını zayıflatabiliyor. Bir şeyleri kaçırma korkusu ve kendi başına kalmanın verdiği rahatsızlık hissinden kaçınmak için insanların farkında olmadan sürekli olarak olası bir bildirime hazır hale geldiğini belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Beyin, potansiyel ödül sinyalini, yani bildirimi, tamamen görmezden gelemez. Telefon yanımızdayken bile zihinsel kaynaklarımızın büyük bir kısmı tetikte kalıyor. Bu da zihnimizin bir işe ya da bir şeye odaklanmasını zayıflatıyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><b>Sosyal Medya Kullanımı Arttıkça Unutkanlık Da Artıyor </b></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre problemli sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı sadece dikkati değil, belleği de etkiliyor. Hafızanın güçlü olabilmesi için dikkat filtrelerinin sağlıklı bir şekilde çalışması ve hatırlanacak duruma ilişkin ara ara tekrar yapılması gerekiyor. Sürekli içerik değişimi, kısa videolar ve bildirim akışı dikkati ve özümseyerek öğrenmeyi bozuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Hafıza bir kas gibidir; tekrar ve odaklanma ister. Sürekli bölünen dikkat, bilgiyi yüzeyde bırakır. Öğreniyoruz sanıyoruz ama aslında depolamıyoruz” diyor.</p>
<p>Bazı uluslararası çalışmalar, günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça bilişsel performansa yönelik risklerin yükseldiğini, özellikle de dikkat süresinin azaldığını ortaya koyuyor. Sürekli içerik değiştirme alışkanlığı, beynin derin odaklanma yerine yüzeysel ve hızlı tarama moduna geçmesine neden oluyor. Bu durum özellikle öğrencilerde ders çalışırken sık sık telefona bakma ihtiyacı şeklinde görülüyor.</p>
<p><b>Kısa İçerikler Beynin Sabır Eşiğini Düşürüyor </b></p>
<p>Sosyal medya beğenileri ve bildirimlerin küçük ama sık dopamin salınımlarına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, bu durumun beynin anlık ödüllere alışmasına neden olduğuna dikkat çekiyor: “Kısa ve hızlı içerik tüketimi, beynin sabır eşiğini düşürebilir. Uzun bir metni okumak ya da karmaşık bir problemi çözmek daha zor hale gelir. Bu durum özellikle gelişim çağındaki çocuk ve ergenlerde daha belirgin risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, ergenlerde problemli sosyal medya kullanımının arttığını ve bunun ruh sağlığı ile dikkat süreçleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor”…</p>
<p>Problemli ve kontrolsüz sosyal medya kullanımının birçok ruhsal bozuklukla da ilişkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “En sık karşılaşılan ruhsal sorunlar arasında depresyon, dikkat eksikliği ve anksiyete bozuklukları öne çıkıyor. Bunlara uyku problemleri, beden algısına ilişkin sorunlar, yeme davranışındaki bozulmalar ile yalnızlık ve sosyal izolasyon da eşlik ediyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>Beyin Aynı Anda İki İşi Aynı Verimle Yapamaz </b></p>
<p>Kontrolsüz akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının başta dikkat yetersizliğine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “Buna ‘dijital amnezi’ diyoruz. Bilginin her an erişilebilir olması, onu zihinde tutma motivasyonunu azaltabiliyor. Artık bilgiyi hatırlamak yerine nerede bulacağımızı hatırlıyoruz. Bu da uzun vadede bellekle ilgili mekanizmalarımızın özümseyerek öğrenmesini engelliyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Hafıza oluşumu için dikkatin şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğer dikkat dağınıksa, bilgi uzun süreli belleğe aktarılamaz. Ayrıca ‘dijital hafıza etkisi’ dediğimiz bir durum var. İnsanlar bilgiyi ezberlemek yerine ‘nasıl olsa internette var’ düşüncesiyle depolamıyor. Bu da uzun vadede hatırlama kapasitesini zayıflatabiliyor” diyor. </p>
<p>Telefonla ilgilenirken ders çalışmak, mesajlaşırken toplantı dinlemek… Ancak bilimsel veriler beynin aynı anda bilişsel olarak iki zor işi tam verimle yapamadığını gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Sınırlı bir bilgi işleme kapasitesine sahibiz. Yine de sistemimiz aynı anda birden fazla görevi yapabilecek yeterliğe sahiptir. Ancak aynı anda iki zor işi yapmaya ya da birbirini bozacak iki işi yapmaya veya daha önce deneyimlemediğimiz bir işi yaparken başka bir şey yapmaya çalıştığımızda zorlanıyoruz. Dolayısıyla çoklu görevler, görevler arasında hızlı geçişi gerektiriyor. Her geçişte ise zihinsel enerji kaybı oluyor. Bu da hem performansı hem öğrenme kalitesini düşürüyor” diyor. </p>
<p>Problemli telefon kullanımının çocuk gelişiminde dikkate alınması gereken bir husus olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Çocukların yüzde 97’si 0–4 yaş arasında mobil cihazlarla karşılaşıyor; üstelik bu temas çoğu zaman 1 yaşından önce, ekran izleme ya da dijital içerikle etkileşim şeklinde başlıyor. Bu durum çocuğun optimum motor ve duyusal gelişim fırsatını zayıflatıyor. Neticede çocuğun hayal gücü ve yaratıcılığı sekteye uğruyor” diyor.  </p>
<p><b><strong>Çözüm, Teknolojiden Kaçmak Değil, Onu Yönetmek</strong></b></p>
<p> </p>
<p>Uzmanlar teknolojiden tamamen uzaklaşmanın elbette gerçekçi olmadığını, önemli olanın bilinçli kullanım olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğlence amaçlı ekran süresini sınırlandırmak, bildirimleri kapatmak ve telefonu görüş alanı dışına koymak, yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını bırakmak, gün içinde ‘ekransız odak blokları’ oluşturmak, kitap okuma, not tutma ve ezber gibi hafızayı aktif çalıştıran aktiviteleri artırmak önemli. Teknoloji düşmanımız değil. Ancak kontrol edilmediğinde zihinsel kapasitemizi sessizce aşındırabilir. Dikkat, hafıza ve algı; korunması gereken bilişsel hazinelerimizdir. Onları korumak bizim elimizde” diyerek sözlerini tamamlıyor…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gürsis ile Hedef Mükemmellik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gursis-ile-hedef-mukemmellik-598016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 14:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gürsis]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmellik]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli iyileştirme (Kaizen) anlayışıyla her seviyeden çalışanın gelişim süreçlerine aktif katılımını sağlayan, standartlaştırma ile her işin aynı kaliteyle yapılmasını güvence altına alan, KPI ve veri odaklı yönetim anlayışıyla kararlarını ölçülebilir sonuçlara dayandıran GÜRSİS; üretimden lojistiğe, kalite yönetiminden tedarik zincirine kadar tüm operasyonlarda israfın sistematik biçimde ortadan kaldırılmasını esas alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gursis-ile-hedef-mukemmellik-598016">Gürsis ile Hedef Mükemmellik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli iyileştirme (Kaizen) anlayışıyla her seviyeden çalışanın gelişim süreçlerine aktif katılımını sağlayan, standartlaştırma ile her işin aynı kaliteyle yapılmasını güvence altına alan, KPI ve veri odaklı yönetim anlayışıyla kararlarını ölçülebilir sonuçlara dayandıran GÜRSİS; üretimden lojistiğe, kalite yönetiminden tedarik zincirine kadar tüm operasyonlarda israfın sistematik biçimde ortadan kaldırılmasını esas alıyor. Fazla üretimden beklemeye, gereksiz stoktan yeniden işlemeye kadar tüm kayıp alanlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bu bütünsel dönüşümle Güriş Sanayi Grubu; maliyetlerini düşürmeyi, kalite ve hızını artırmayı, çalışan potansiyelini en etkin şekilde kullanmayı ve müşteri memnuniyetini kalıcı biçimde en üst seviyeye taşımayı amaçlanıyor.</p>
<p>GÜRSİS, işletme süreçlerinin hatasız, hızlı, düşük maliyetli ve yüksek kaliteli şekilde yürütülmesini esas alan bütünsel bir operasyonel mükemmellik ve sürekli iyileştirme sistemi. A3 problem çözme, kök neden analizi (5N1K, 5 Neden, Balık Kılçığı), PDCA (Planla–Uygula–Kontrol Et–Önlem Al) gibi disiplinli problem çözme yöntemleriyle süreçlerin sürekli olarak izlenmesi, analiz edilmesi ve geliştirilmesi sağlanıyor.</p>
<p><strong>GÜRSİS Evi ile Güçlü Bir Kurumsal Kültür<br /> </strong><br />GÜRSİS yolculuğunun merkezinde yer alan GÜRSİS Evi, Güriş Sanayi Grubu’nun temel ilke ve yetkinliklerini temsil ediyor. Sağlık, iş güvenliği ve çevre koruma ilkeleri sistemin temelini oluştururken; güvenli devreye alma, yerinde kalite kültürü, tedarik süresinin azaltılması ve sürekli iyileştirme faaliyetleriyle şirket genelinde dünya standartlarında bir iş yapısı hedefleniyor.</p>
<p><strong>Standardizasyonun Gücü ile Verimlilik Artışı</strong></p>
<p>GÜRSİS kapsamında uygulanan standardizasyon yaklaşımı, tüm süreçlerde ortak yöntem ve kuralların hayata geçirilmesini sağlayarak kalite, verimlilik ve güvenilirliği artıyor.</p>
<p><strong>Kültürel Dönüşüm ve Çalışan Katılımı</strong></p>
<p>GÜRSİS, yalnızca bir verimlilik modeli değil aynı zamanda güçlü bir kültürel dönüşüm programı. Çalışanların ortak değerler etrafında birleşmesini sağlayan sistem; disiplinli, ölçülebilir ve sürekli gelişimi esas alan bir kurum kültürü inşa ediyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ile Entegre Dijital Uyum</strong></p>
<p>GÜRSİS sistemi, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterleriyle entegre bir yapı sunarak sürdürülebilirlik performansının dijital ortamda izlenmesini ve raporlanmasını mümkün kılıyor.</p>
<p><strong>“Birlikte Daha Güçlü” Vizyonu ile Geleceğe</strong></p>
<p>GÜRSİS’in sloganı olan “Birlikte Daha Güçlü!”, sistemin temel felsefesini yansıtmaktadır. 9 Eylül tarihinde canlı yayınla gerçekleştirilen GÜRSİS lansmanında, GÜRSİS Yürütme Kurulu ve Kolon Şampiyonları sürece resmen start verdi.</p>
<p> Güriş Sanayi Grubu, GÜRSİS ile birlikte operasyonel mükemmelliği kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası haline getirerek; verimlilik, kalite, sürdürülebilirlik ve müşteri memnuniyetini aynı çatı altında buluşturan güçlü bir dönüşüm sürecini kararlılıkla sürdürüyor.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gursis-ile-hedef-mukemmellik-598016">Gürsis ile Hedef Mükemmellik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güriş Sanayi Grubu GÜRSİS ile Operasyonel Mükemmelliği Kurumsal Kültüre Dönüştürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guris-sanayi-grubu-gursis-ile-operasyonel-mukemmelligi-kurumsal-kulture-donusturuyor-597924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 09:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güriş]]></category>
		<category><![CDATA[gürsi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmelliği]]></category>
		<category><![CDATA[operasyonel]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597924</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güriş Sanayi Grubu, operasyonel mükemmelliği bir proje veya geçici bir iyileştirme hamlesi olarak değil, kurum genelinde benimsenen kalıcı bir yönetim kültürü olarak ele alarak hayata geçirdiği GÜRSİS Projesi ile tüm süreçlerinde hatasız, verimli, hızlı, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir iş yapısını hedeflemektedir. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guris-sanayi-grubu-gursis-ile-operasyonel-mukemmelligi-kurumsal-kulture-donusturuyor-597924">Güriş Sanayi Grubu GÜRSİS ile Operasyonel Mükemmelliği Kurumsal Kültüre Dönüştürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Güriş Sanayi Grubu, operasyonel mükemmelliği bir proje veya geçici bir iyileştirme hamlesi olarak değil, kurum genelinde benimsenen kalıcı bir yönetim kültürü olarak ele alarak hayata geçirdiği GÜRSİS Projesi ile tüm süreçlerinde hatasız, verimli, hızlı, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir iş yapısını hedeflemektedir. </p>
<p>Sürekli iyileştirme (Kaizen) anlayışıyla her seviyeden çalışanın gelişim süreçlerine aktif katılımını sağlayan, standartlaştırma ile her işin aynı kaliteyle yapılmasını güvence altına alan, KPI ve veri odaklı yönetim anlayışıyla kararlarını ölçülebilir sonuçlara dayandıran GÜRSİS; üretimden lojistiğe, kalite yönetiminden tedarik zincirine kadar tüm operasyonlarda israfın sistematik biçimde ortadan kaldırılmasını esas almaktadır. Fazla üretimden beklemeye, gereksiz stoktan yeniden işlemeye kadar tüm kayıp alanlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bu bütünsel dönüşümle Güriş Sanayi Grubu; maliyetlerini düşürmeyi, kalite ve hızını artırmayı, çalışan potansiyelini en etkin şekilde kullanmayı ve müşteri memnuniyetini kalıcı biçimde en üst seviyeye taşımayı amaçlamaktadır.</p>
<p>GÜRSİS, işletme süreçlerinin hatasız, hızlı, düşük maliyetli ve yüksek kaliteli şekilde yürütülmesini esas alan bütünsel bir operasyonel mükemmellik ve sürekli iyileştirme sistemidir. A3 problem çözme, kök neden analizi (5N1K, 5 Neden, Balık Kılçığı), PDCA (Planla–Uygula–Kontrol Et–Önlem Al) gibi disiplinli problem çözme yöntemleriyle süreçlerin sürekli olarak izlenmesi, analiz edilmesi ve geliştirilmesi sağlanmaktadır.</p>
<p><strong>GÜRSİS Evi ile Güçlü Bir Kurumsal Kültür<br /> </strong><br />GÜRSİS yolculuğunun merkezinde yer alan GÜRSİS Evi, Güriş Sanayi Grubu’nun temel ilke ve yetkinliklerini temsil etmektedir. Sağlık, iş güvenliği ve çevre koruma ilkeleri sistemin temelini oluştururken; güvenli devreye alma, yerinde kalite kültürü, tedarik süresinin azaltılması ve sürekli iyileştirme faaliyetleriyle şirket genelinde dünya standartlarında bir iş yapısı hedeflenmektedir.</p>
<p><strong>Standardizasyonun Gücü ile Verimlilik Artışı</strong></p>
<p>GÜRSİS kapsamında uygulanan standardizasyon yaklaşımı, tüm süreçlerde ortak yöntem ve kuralların hayata geçirilmesini sağlayarak kalite, verimlilik ve güvenilirliği artırmaktadır.</p>
<p><strong>Kültürel Dönüşüm ve Çalışan Katılımı</strong></p>
<p>GÜRSİS, yalnızca bir verimlilik modeli değil aynı zamanda güçlü bir kültürel dönüşüm programıdır. Çalışanların ortak değerler etrafında birleşmesini sağlayan sistem; disiplinli, ölçülebilir ve sürekli gelişimi esas alan bir kurum kültürü inşa etmektedir.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ile Entegre Dijital Uyum</strong></p>
<p>GÜRSİS sistemi, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterleriyle entegre bir yapı sunarak sürdürülebilirlik performansının dijital ortamda izlenmesini ve raporlanmasını mümkün kılmaktadır.</p>
<p><strong>“Birlikte Daha Güçlü” Vizyonu ile Geleceğe</strong></p>
<p>GÜRSİS’in sloganı olan “Birlikte Daha Güçlü!”, sistemin temel felsefesini yansıtmaktadır. 9 Eylül tarihinde canlı yayınla gerçekleştirilen GÜRSİS lansmanında, GÜRSİS Yürütme Kurulu ve Kolon Şampiyonları sürece resmen start vermiştir.</p>
<p> Güriş Sanayi Grubu, GÜRSİS ile birlikte operasyonel mükemmelliği kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası haline getirerek; verimlilik, kalite, sürdürülebilirlik ve müşteri memnuniyetini aynı çatı altında buluşturan güçlü bir dönüşüm sürecini kararlılıkla sürdürmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guris-sanayi-grubu-gursis-ile-operasyonel-mukemmelligi-kurumsal-kulture-donusturuyor-597924">Güriş Sanayi Grubu GÜRSİS ile Operasyonel Mükemmelliği Kurumsal Kültüre Dönüştürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişkiniz toksik olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkide]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[lişkiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sürecin]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tarafı]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, toksik ilişkilerin belirtilerini, neden olduğu psikolojik etkileri ve iyileşme sürecinde atılması gereken adımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577">İlişkiniz toksik olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, toksik ilişkilerin belirtilerini, neden olduğu psikolojik etkileri ve iyileşme sürecinde atılması gereken adımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Toksik ilişkiler, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal bozukluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>Kişinin toksik bir ilişkide olup olmadığını anlamasının her zaman kolay olmayabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Hatta çoğunlukla zordur. Bunun en temel nedenlerinden biri, ilişkinin başında yaşadığınız güzel günlerin ve hissettiğiniz sevgi ile bağlılığın, manipülatif davranışları fark etmenizi engelleyebilmesidir.” dedi.</p>
<p>Bazen kişinin, toksik olduğunu fark etse bile, durumu görmezden gelmeye çalışabileceğini dile getiren Aytop, “Toksik ilişkiler, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal bozukluklara yol açabilir. Manipülasyon, değersizlik ve çaresizlik duyguları, özgüven kaybı, sürekli kontrol altında hissetme ve sürekli açıklama yapma gibi durumlar kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca, bu durum fiziksel sağlık sorunlarına da sebep olabilir. Toksik bir ilişkinin bazı belirtileri bulunur. Sürekli eleştirilmek, kendini kullanılmış ve değersiz hissetmek, çaresizlik ve suçluluk duygusu, aşırı baskı ve kontrol altında hissetmek, sürekli fedakarlık yapan tarafın hep siz olması, sürekli kendini sorgulamak zorunda hissetmek… Bu belirtileri deneyimliyorsanız, büyük olasılıkla toksik bir ilişkide bulunuyorsunuz demektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Toksik ilişkide yalnızlık korkuları da sık görülüyor!</strong></p>
<p>Bazı kişilik örüntüleri ve bağlanma stillerinin, toksik ilişkide kalmayı güçlendirebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Örneğin kaygılı bağlanma stili ve bağımlı kişilik örüntüleri bunlar arasında sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Manipülatörün uyguladığı tekniklerin de kişinin bu ilişkide kalmasını pekiştirdiğini aktaran Aytop, “Bu manipülasyonlar, kişinin kendini değersiz, suçlu veya çaresiz hissetmesine yol açar ve öz saygısını zedeler. Toksik ilişkide yalnızlık korkuları da sık görülür; kişi ‘ya ilişki biterse yalnız kalırsam?’ gibi kaygılar yaşar. Bazı durumlarda kişi, kurtarıcı rolüne bürünerek karşı tarafı ‘düzeltmeye’ çalışabilir. Bu rol, kısa vadede karşı tarafı kurtarabilir, ancak uzun vadede kişinin duygusal, psikolojik ve hatta fiziksel zarar görmesine neden olabilir. Maddi bağımlılık, çocuklar, aile baskısı veya sosyal kaygılar da kişinin ilişkide kalma motivasyonunu artırabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkinin düzelmesi, her iki tarafın da değişim için istekli olmasına bağlı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkinin iyileşmesi veya düzelmesinin mümkün olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Ancak oldukça zordur ve her zaman başarılı olacağı garanti değildir. Burada kritik olan, her iki tarafın da sorumluluk alması ve değişim için istekli olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Sadece mağdur tarafın değil, manipülatörün de çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Aytop, “Bu süreçte ilişkideki sorunları ve sağlıksız örüntüleri kabul etmek, empati göstermek, ilişkiyi düzeltmek için efor sarf etmek gerekir. Eğer bu koşullar sağlanabiliyorsa ve her iki taraf da bireysel olarak destek alabiliyorsa, çift terapisi gibi yöntemlerle toksik ilişkiyi düzeltmek mümkün olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İyileşme sürecinde, kendine şefkat duymayı tekrar öğrenmek çok önemli!</strong></p>
<p>“Toksik bir ilişki, kişiyi tüketir ve adeta bir enkaz bırakır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bu nedenle, ilişkinin ardından kişinin birçok açıdan toparlanmaya ihtiyaç duyacağını söyledi. </p>
<p>İyileşme sürecinin; kendini kabul etmek, kendine güveni yeniden sağlamak, öz saygı ve öz değeri kazanmak, kendi yetenek, beceri ve kapasitesinin farkına varmak, kendine zaman tanımak adımlarını kapsadığını belirten Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Toksik ilişkide kişi, şefkatini çoğunlukla karşı tarafa yönlendirir ve kendine şefkat göstermeyi ihmal eder. Bu nedenle iyileşme sürecinde, kendine şefkat duymayı tekrar öğrenmek çok önemli. Ayrıca toksik ilişkide bazı iletişim yetenekleri kaybolabilir; ‘hayır’ demek, hoşlanmadığı şeyleri ifade etmek zorlaşabilir. Bu süreçte sağlıklı iletişim becerilerini yeniden kazanmak, hem mevcut hem de gelecekteki ilişkiler için kritik öneme sahip. Sınır koymayı öğrenmek de bu sürecin önemli bir parçası; ‘Ben kimim? Sınırlarım neler? Başkaları bu sınırlara ne kadar dahil olabilir?’ Bunları belirleyip uygulamak, sağlıklı ilişkiler için temel oluşturur. Sosyalleşmek, iyi gelen aktiviteleri yapmak, kişisel gelişime ve fiziksel sağlığa odaklanmak, yeni hobiler edinmek ve kişisel bakımına önem vermek, iyileşme sürecini hızlandırır. Bu süreçte yalnız olmak gerekmez, güvenilen insanlar veya uzman desteği sürecin olumlu ilerlemesine yardımcı olur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577">İlişkiniz toksik olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nezaket mi, psikolojik bir sorun mu? Sürekli özür dilemek özgüveni tüketiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nezaket-mi-psikolojik-bir-sorun-mu-surekli-ozur-dilemek-ozguveni-tuketiyor-573071</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2025 13:49:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Davranışın]]></category>
		<category><![CDATA[dile]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<category><![CDATA[Özür Dileme]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573071</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, sürekli ve gereksiz özür dileme davranışının psikolojik temelleri, toplumsal cinsiyet etkileri, olumsuz sonuçları ve bu davranışın nasıl değiştirilebileceği konusunda bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nezaket-mi-psikolojik-bir-sorun-mu-surekli-ozur-dilemek-ozguveni-tuketiyor-573071">Nezaket mi, psikolojik bir sorun mu? Sürekli özür dilemek özgüveni tüketiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, sürekli ve gereksiz özür dileme davranışının psikolojik temelleri, toplumsal cinsiyet etkileri, olumsuz sonuçları ve bu davranışın nasıl değiştirilebileceği konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özür dilemek, kişinin onaylanma ve reddedilmekten kaçınma ihtiyacını yansıtıyor!</strong></p>
<p>Sürekli ve yerli yersiz özür dileme davranışının, genellikle düşük benlik saygısı, sosyal anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya bağımlı kişilik özellikleriyle ilişkili olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özür dilemek burada sadece bir nezaket ifadesi değil, aynı zamanda kişinin onaylanma ve reddedilmekten kaçınma ihtiyacının bir yansımasıdır.” dedi.</p>
<p>Sosyal fobisi olan bireylerin, aslında herhangi bir yanlış yapmasa bile ‘yanlış anlaşılma’ ihtimaline karşı sürekli özür dileyebileceklerini aktaran Aydın, “Sürekli özür dileme davranışının kökeninde çoğunlukla çocuklukta yaşanan ebeveyn tutumları ve aile dinamikleri bulunur. Aşırı eleştirel, otoriter veya cezalandırıcı ebeveyn tutumları, çocuğun ‘yanlış yaparsam sevgiyi kaybederim’ inancını geliştirmesine yol açabilir. Ayrıca travmatik deneyimler, özellikle de duygusal veya fiziksel istismar, çocuğun ilerleyen yaşlarda uyum stratejisi olarak sürekli özür dilemesini tetikleyebilir. Böyle bir çocuk yetişkinlikte de karşısındakinin öfkesini yatıştırmak için refleksif olarak özür dilemeye devam edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sürekli özür dilemek, zamanla özgüvensiz algılanmaya yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Sürekli özür dilemenin, sosyal ilişkilerde hem kişinin kendisi hem de çevresi için yorucu hale gelebileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Başlangıçta mütevazı ve düşünceli bir tavır olarak algılansa da, zamanla kişinin özgüvensiz, kararsız veya pasif biri olarak görülmesine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Arkadaşlık ve romantik ilişkilerde bu durumun, karşı tarafın üstün konumda hissetmesine ve ilişki dinamiğinin dengesizleşmesine yol açabileceğine işaret eden Aydın, sürekli özür dileyen bir bireyin, partneriyle tartışmalarda haklı olsa bile geri adım atarak sağlıksız bir ilişki döngüsünü pekiştirebileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Sürekli özür dilemenin arkasındaki esas psikolojik temel…</strong></p>
<p>Sürekli özür dileme eğilimine, genellikle aşırı kaygı, suçluluk duyguları, utangaçlık, onaylanma ihtiyacı ve kararsızlık gibi psikolojik belirtilerin eşlik ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Klinik gözlemler, bu kişilerin sık sık ruminasyon (aşırı düşünme), kendi davranışlarını tekrar tekrar sorgulama ve başkalarının tepkilerine aşırı duyarlılık sergilediğini ortaya koyuyor.” dedi.</p>
<p>Aydın, “Dolayısıyla özür dilemek tek başına bir belirti değil, daha geniş bir kaygı ve özgüven sorunlarının görüntüsü olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kadınların daha fazla özür dilemesi biyolojik değil, cinsiyet rolleriyle ilgili!</strong></p>
<p>Araştırmaların, kadınların erkeklere kıyasla daha fazla özür dilediğini gösterdiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bunun nedeni, kadınların yanlış davranışı daha kolay algılamaları ve sosyal ilişkilerde uyumu koruma eğilimlerinin daha yüksek olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Ancak bu farkın biyolojik değil, daha çok toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili olduğunu vurgulayan Aydın, “Küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarına daha fazla uyumlu, ‘iyi’ ve ‘kibar’ olma mesajı verilirken, erkek çocukları daha fazla bağımsızlık ve otoriteye teşvik edilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hangi durumlarda gereksiz özür dilendiğinin farkına varılmalı!</strong></p>
<p>Sürekli özür dileme davranışını değiştirmek için öncelikle öz farkındalık geliştirmenin önemli olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişi, hangi durumlarda gereksiz özür dilediğini fark ederek bir ‘özür günlüğü’ tutabilir. Bunun yerine teşekkür etmek; ‘geç kaldım, kusura bakma’ yerine ‘beklediğin için teşekkür ederim’ gibi alternatif ifadeler kullanmak, davranışın otomatikleşmesini kırmada etkili olur. Ayrıca bilişsel davranışçı terapi (BDT), kişinin düşünce kalıplarını sorgulamasına ve daha sağlıklı iletişim becerileri geliştirmesine yardımcı olur. Özellikle güvenli iletişim pratikleri sayesinde kişi, özür dilemeden de saygılı ve net biçimde kendini ifade etmeyi öğrenebilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nezaket-mi-psikolojik-bir-sorun-mu-surekli-ozur-dilemek-ozguveni-tuketiyor-573071">Nezaket mi, psikolojik bir sorun mu? Sürekli özür dilemek özgüveni tüketiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın yorgunlarıyız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk" konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk&#8221; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanıcıları nüfusun yüzde 70’ine yaklaştı</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanımının artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik bu yalnızca gençlere özgü bir alışkanlık değil. Her yaş grubundan milyonlarca insan, günün ciddi bir bölümünü dijital ekranlara bakarak geçiriyor. Sosyal medya kullanıcılarının oranı nüfusun yaklaşık yüzde 70’ine yaklaşmış durumda. Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi 3 saate yakın, internet kullanım süresi ise 7 saatten fazla ve her iki rakam da dünya ortalamasının üzerinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıyoruz</strong></p>
<p>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik yalnızca içerik tüketmekle kalmıyor, sürekli bir şeyler üretme, paylaşma ve sosyal bağlantılar kurma çabası içerisindeyiz. En yakın ilişkilerde dahi sosyal medyanın etkisi günden güne artıyor. Aile üyelerimizi sosyal medyadan gözetliyor, dostla muhabbeti düşmana nispeti sosyal medyadan yapıyoruz. İş için sosyal medya, aşk için sosyal medya, görülmek için sosyal medya, gizlenmek için sosyal medya, eğlenmek ve de öğrenmek için de yine sosyal medyadayız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor</strong></p>
<p>Dijital dünyanın görünmeyen yüklerinden birinin “dijital yorgunluk” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor, sosyal medya ve mobil mesajlaşma uygulamaları yakamızı bırakmıyor ve her kaydırmada güncellenen içeriklerle fark etmeden yavaş yavaş tükeniyoruz. Yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil bu; duygusal olarak da yıpranıyor, çevremizde olan biteni algılayamamaya başlıyoruz.</p>
<p>Psikoloji terminolojisinde bu durum için ‘Dijital tükenmişlik’ ifadesi kullanılıyor.  Dijital tükenmişliğin başlıca belirtileri, kayıtsızlık, ilgisizlik ya da zihinsel tükenmişlik olarak belirtiliyor. Dijital çağda aşırı bilgiye maruz kalıyoruz. Bilgi toplumu, bilgi çağı gibi ifadeler genellikle bu gerçeği yüceltmek için kullanılsa da zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli olarak karşılaşması sanıldığı gibi olumlu etkilere neden olmuyor.”</p>
<p><strong>Yoğun bilgi yükü hasta ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stres, uykumuzu bozarak, konsantrasyonumuzu sabote ederek ve bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hasta edebiliyor. Sonuçta Bilgi Yorgunluğu Sendromundan mustarip toplumlara dönüşüyoruz. Bu durumun nasıl ortaya çıktığını ortaya koymak için ‘Bilişsel Yük Kuramı’nı hatırlamak gerekiyor. Bilişsel yük kuramı çok fazla bilgiyle karşılaştığımızda zorlanmaya başladığımızı ve problem yaşadığımızı, çünkü çalışma belleğimizin bu bilgiyi işlemek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor. Bilgi fazlalığı, yorgunluk ve bireyin bulunduğu durumdan kaçma isteğine yol açıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ekran başında saatler geçirmek tükenmişliğe itiyor</strong></p>
<p>Durduk yere mesaj gelmiş gibi hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Sürekli telefondan ses geliyormuş gibi kulak kabartıyoruz. Dijital teknolojilerle kesintisiz şekilde ve aşırı uyarılmak, ekran başında saatler geçirmek bizi tükenmişliğe itiyor. Bu sorun yalnızca bireyi değil, ailesini, sosyal çevresini de ilgilendiren, insani ilişkileri sekteye uğratan bir boyuta taşındı. Her sabah gözümüzü açar açmaz yüzümüzü yıkamadan, sevdiklerimize günaydın demeden parmaklarımız otomatik pilota bağlı gibi telefona uzanıyor. Bildirim var mı, mesaj gelmiş mi, ‘beğeni’ almış mıyım? Bir bakıp çıkacağız sanıyoruz, olmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aile ve çiftler arasında sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Sosyotelizmin (phubbing), sosyal ortamlarda yanındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli olarak akıllı telefona bakmak, sosyal medyada gezinmek uğruna yanı başımızdaki kişileri ihmal etmek anlamında kullanıldığını ve aile, arkadaşlık ilişkilerinde, çiftler arasında sorunlara neden olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gözlerimizi ekrana her çevirdiğimizde sosyal ilişkilerimizden, çevremizden hatta kendimizden biraz daha soyutlanıyoruz. Aile içi sohbetlerin yerini sessizlik alıyor; çünkü aynı odada olsak, hatta aynı masa etrafında toplanmış olsak da herkes kendi dijital evreninde geziniyor. Dijital yorgunluk bu soyutlanmayı artırıyor, soyutlandıkça ise daha çok yoruluyor, tükeniyoruz. İşin bir de fiziksel yanı var. Dijital teknolojilerin bizi sürüklediği hareketsizlik, hatalı beden duruşları ve uykusuzluk sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz</strong></p>
<p>Bu durumun sadece bireysel bir irade eksikliği olmadığını, sistemin kendisinin buna göre tasarlandığını vurgulayan Prof. Dr. Atalay, algoritmaların rolünü şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Sosyal medya mecralarının çok fazla zamanımızı alması elbette yalnızca biz kullanıcıların tercih ve alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Hepsinin tabanında kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun şekilde platformda tutmaya programlanmış algoritmalar var. Bu algoritmalar bizim tüm dijital davranışlarımızı gözlemliyor, işliyor ve bizi her gün biraz daha iyi tanıyor. Böylece önümüze ne çıkarırsa gözümüzü ayıramayacağımızı kestirebilmeye başlıyor. Sonunda sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İşin ironik yanı, bu konuda yapılan araştırmalar sosyal medya yorgunluğunun zaman içerisinde kullanıcıların sosyal medya aktivitelerinden bunalmasına ve kullanımdan geri çekilmelerine de neden olmaya başladığını gösteriyor. Yani sosyal medya platformlarının hep toplumun iyilik durumu hem de kendi süreklilikleri için algoritma politikalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”</p>
<p><strong>Dijital minimalizm akımı yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Kullanıcıların bu konudaki hassasiyetleri arttıkça dijital minimalizm akımının da yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital minimalizme başlama adımlarını da şöyle sıraladı:</p>
<p>“-Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardaki kullanmadığımız uygulamaları silmek,</p>
<p>-Telefonu elimize aldığımızda Ne yapmak için kullanacağım? sorusunu sormak ve gereksiz dolaşmaları azaltmak,</p>
<p>– Sosyal medya ve eğlence amaçlı uygulamaların bildirimlerini kapatmak,</p>
<p>– Ekran süresi belirlemek,</p>
<p>-Haftada bir gün ya da günde belirli saatleri sosyal medyadan uzak geçirilecek zamanlar olarak belirlemek,</p>
<p>– Dijital ekranların yerine kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler koymak,</p>
<p>Tüm bunlar ilk başta kolay gelmeyebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEİAŞ, 38 Sürekli İşçi Alımı İçin Başvuruları İŞKUR Üzerinden Başlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teias-38-surekli-isci-alimi-icin-basvurulari-iskur-uzerinden-baslatti-564500</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 14:27:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alımı]]></category>
		<category><![CDATA[başlattı]]></category>
		<category><![CDATA[başvuruları]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işkur]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[teiaş]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), istihdam politikaları doğrultusunda 23 engelli ve 15 eski hükümlü olmak üzere toplam 38 sürekli işçi alacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teias-38-surekli-isci-alimi-icin-basvurulari-iskur-uzerinden-baslatti-564500">TEİAŞ, 38 Sürekli İşçi Alımı İçin Başvuruları İŞKUR Üzerinden Başlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başvurular Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) üzerinden alınmaya başladı.</p>
<p>Başvurular, İŞKUR’un resmi e-şube platformu üzerinden yapılacak. Adayların başvuru koşullarını ve ilan detaylarını dikkatle incelemeleri gerekiyor.</p>
<p>ENGELLİ VE ESKİ HÜKÜMLÜ BİREYLERE DESTEK</p>
<p>İŞKUR, engelli bireylerin iş gücüne katılımını artırmak amacıyla Engelsiz İşgücü Uyum Programı kapsamda engelli bireylerin istihdamı destekleniyor, becerileri geliştiriliyor ve işgücüne uyumları artırılıyor.</p>
<p><strong>ALIM YAPILACAK İLLER VE KONTENJANLAR</strong></p>
<p>İstihdam edilecek işçilerin görev yapacağı şehirler ve kontenjan dağılımı şöyle:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<th>İl</th>
<th>Kontenjan</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>Ankara</td>
<td>10</td>
</tr>
<tr>
<td>İzmir</td>
<td>6</td>
</tr>
<tr>
<td>İstanbul</td>
<td>5</td>
</tr>
<tr>
<td>Antalya</td>
<td>3</td>
</tr>
<tr>
<td>Samsun</td>
<td>2</td>
</tr>
<tr>
<td>Kayseri</td>
<td>2</td>
</tr>
<tr>
<td>Trabzon</td>
<td>2</td>
</tr>
<tr>
<td>Batman</td>
<td>2</td>
</tr>
<tr>
<td>Şanlıurfa</td>
<td>1</td>
</tr>
<tr>
<td>Kütahya</td>
<td>1</td>
</tr>
<tr>
<td>Denizli</td>
<td>1</td>
</tr>
<tr>
<td>Sakarya</td>
<td>1</td>
</tr>
<tr>
<td>Gaziantep</td>
<td>1</td>
</tr>
<tr>
<td>Hatay</td>
<td>1</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>SON TARİH 22 A&#286;USTOS</strong></p>
<p>Başvurular 18 Ağustos itibarıyla başladı ve 22 Ağustos 2025 tarihine kadar devam edecek. Adaylar başvurularını İŞKUR’un resm&icirc; web sitesi, e-Devlet kapısı, ALO 170 hattı veya İŞKUR Mobil uygulaması üzerinden gerçekleştirebilir.</p>
</p>
<figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter">
<div class="wp-block-embed__wrapper">https://twitter.com/TurkiyeIsKurumu/status/1957361153685745751</div>
</figure>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teias-38-surekli-isci-alimi-icin-basvurulari-iskur-uzerinden-baslatti-564500">TEİAŞ, 38 Sürekli İşçi Alımı İçin Başvuruları İŞKUR Üzerinden Başlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 14:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kalabilir]]></category>
		<category><![CDATA[modunda]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Anlamlı bir korku faydalıdır</strong></p>
<p>Korkunun aslında faydalı bir duygu olduğunu ve hayatta kalmamızı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korku, tehlikelerden korunmamızı, doğru ve sağlıklı kararlar vermemizi ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Tanımlanmış ve anlamlı bir korku faydalıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sağlıksız korkuların ise genellikle rasyonel olmayan, orantısız ve ölçüsüz korkular olduğunu dile getirerek, &#8220;Anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlığı giderme ihtiyacı ve ölümü açıklayamama korkusu varoluşsal korkuları oluşturur. Belirsizlik ise bunların temel nedenidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Korkuyu yönetmenin hiç de zor olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi kendine başa çıkamadığı durumlarda profesyonel yardım alabileceğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Olayları doğru analiz edersek, ön yargılarımızı ve zihinsel şartlanmalarımızı değiştirebilirsek, birçok korkunun temelsiz olduğu ortaya çıkar. Karar verirken korkuyu yönetebilmek çok önemlidir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, beynin belirsizliği gidermesi durumunda korkunun yönetilebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Beyin sisi uzun süreli stresle ilişkili</strong></p>
<p>Günümüzde sıkça duyulan &#8220;beyin sisi&#8221; kavramının uzun süreli stresle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Uzun süreli stres, beyinde stres hormonu olan kortizol salgılanmasına neden oluyor. Bu durum, beyindeki anlama, kavrama, algılama ve karar mekanizmalarının yavaşlamasına yol açıyor. Kişinin beyni adeta yavaş çekimde çalışıyor. Başka bir psikiyatrik problemi olmasa da sadece zihinsel yavaşlama görülüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tükenmişlik sendromu gibi durumlarda kişinin kronik stresi yönetemediğini ve çaresizlik hissettiğini ifade ederek, &#8220;Hayattaki iş yükünü, çocuklarla ilgili sorumlulukları yönetemeyen ve sağlıklı çözümler üretemeyen kişilerde bu durum ortaya çıkıyor. Çözüm üreten kişi ise beyindeki belirsizliği gideriyor. Belirsizliği gidermek, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğum anı bebek için ilk korku deneyimi</strong></p>
<p>Doğum anının bebek için ilk korku deneyimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne karnında bebek nefes almaya bile ihtiyaç duymaz, her şey hazırdır. Ancak vücuttaki mekanizma doğum sonrasına göre planlanmıştır. Doğduktan sonra çocuğun ilk duyduğu his korku, ilk verdiği tepki ise ağlamaktır. Hemen annesine sığınıp rahatlar. Bu, temel güven duygusunun geliştiği andır. 0-3 yaş arası anne veya anne yerine geçen kişinin sıcaklığının yerini hiçbir şey tutamaz.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, perinatal psikoloji alanındaki çalışmalara da değinerek, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin, sezaryenle doğanlara göre stres testlerinde daha az stres hormonu salgıladığını ifade ederek, &#8220;Normal doğum, hayatın ilk meşakkatidir ve çocukları psikolojik olarak daha dayanıklı kılar. Sezaryenle doğan çocuklarda daha çok stres hormonu oluyor.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Korku, insan için bir kamçıdır</strong></p>
<p>Yaşanan olumsuz hayat olaylarının &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Travma sonrası büyüme ölçekleriyle bunu ölçüyoruz. Kişi bu travmadan bir şeyler öğrenerek çıktı mı? Travma sonrası büyümede yeni ihtimaller ortaya çıkar, kişi insan ilişkilerini gözden geçirir, kişisel güçlerini fark eder. Gücünün yetmediği şeylerde radikal kabullenme yöntemini kullanır. Bu, korkunun bir kazanıma dönüşmesidir. Korku, insan için bir kamçıdır, insanı harekete geçiren ve yeni keşif alanları sunan bir duygudur. Korkudan korkmak yerine korkuyu yönetmek önemlidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkuların önemli bir nedeni</strong></p>
<p>Çocukluk çağı travmalarının bugünkü korkularımızda önemli bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkularımızın önemli bir nedenidir. Tüylü nesnelerden korkan bir kişiyi incelediğimizde, bu korkunun kökeninin genellikle çocukluk döneminde tüylü bir varlıkla (veya nesneyle) ilgili yaşadığı olumsuz bir deneyime dayandığını görürüz. Kişi bu olayı bilinçli olarak unutmuş olabilir, ancak bu deneyim genel bir tüy veya tüylü nesne korkusu olarak devam edebilir. Bu tür korkuların ve altında yatan travmaların ele alınması, kişinin ruhsal sağlığı ve gelişimi açısından büyük önem taşır. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklukta yaşanan travmaların &#8216;ömür boyu bende kalacak&#8217; şeklinde bir kader olduğu düşünülmemelidir. Çünkü bu tür etkiler genetik değil, epigenetiktir; yani çevresel faktörlerle değişebilir ve iyileştirilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem korkusu (sismofobi) yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem korkusunun (sismofobi) ve sonrasında gelişebilen akut stres bozukluğunun doğal tepkiler olduğunu ancak yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü kaydederek, &#8220;Kişi zihinsel olarak kendisini bu konuda eğitirse, tıpkı yangın eğitimi almış birinin ne yapacağını bilmesi gibi, panik minimize olur. Çoğu kayıp, afetten değil panikten kaynaklanır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Japonya&#8217;da 4-6 yaş arası çocuklara verilen afet eğitimlerinin etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu eğitimler sonraki yaşlarda daha zor öğreniliyor. Deprem çantası hazırlamak önemli ama asıl mesele o anda ne yapılacağını bilmek. &#8216;Aman deprem konuşmayalım, çocuğun ruh sağlığı bozulur&#8217; demek yerine, okul öncesi dahil çocuklarla &#8216;Deprem olursa ne yapacağız?&#8217; senaryoları konuşulmalı, evde pratik yapılmalı. Kişi ne olacağını bildiğinde korkusu orantısız olmaktan çıkar. Korku doğal bir duygu. Tabii ki korkacağız. Ama zihinsel hazırlık çok önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bazı kişiler devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor</strong></p>
<p>Deprem anında beyinde sempatik sinir sisteminin aşırı aktive olduğunu (göz bebeklerinde büyüme, kas gerilmesi, tansiyon yükselmesi), ancak tehlike geçtikten sonra parasempatik sistemin devreye girerek rahatlama sağlaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kişilerde parasempatik sinir sistemi devreye girmiyor. Devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor. Travmatik bir olay karşısında, eğer korkunun kaynağı belirsizse, kişide ilk tepki genellikle inkar veya reddetme şeklinde ortaya çıkıyor. Ancak korku, deprem gibi somut ve inkar edilemeyecek bir kaynağa dayanıyorsa, ikinci bir tepki olarak kişi olayla ilgili depresif bir ruh haline girebiliyor. Bu durum, bazı kişilerde öfke patlamaları, bazılarında ise içe kapanma şeklinde kendini gösterebiliyor. Ardından, bazı bireylerde &#8216;savaş, kaç ya da donakal&#8217; tepkileri gözlemlenebiliyor. Bazı kişilerde geçici olarak dil tutulması görülebiliyor veya panikle pencereden atlama gibi davranışlar sergilenebiliyor. Tüm bunlar, akut stres durumunda ortaya çıkan tipik tepkilerdir ve bu tepkilerin birkaç saat veya birkaç gün içinde düzelmesi beklenir. Ancak, bu durum kişinin uyku düzenini bozuyor, kişi vaktinin büyük çoğunu (örneğin, bir saatin 50 dakikasını) depremi düşünerek geçiriyorsa veya &#8216;flashback&#8217; olarak adlandırılan, olayı yeniden yaşantılama durumları sıkça görülüyorsa (yani olayın her an yeniden olacağı hissine kapılıyorsa), eve girememek, sürekli diken üstünde oturmak, &#8216;hipervijilans&#8217; denilen aşırı tetikte olma hali gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa, hatta kişi uyumaktan korkar hale geliyorsa, durum ciddiyet kazanmış demektir.&#8221;</p>
<p><strong>Bazı kişiler korkuyu &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutar</strong></p>
<p>Yoğun korkunun, adeta beyindeki &#8216;programı&#8217; bozabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Eğer bu durum günlük yaşam aktivitelerini etkilemiyorsa, özellikle ilk bir ay içinde (bazı görüşlere göre ise 8 haftaya kadar) hastalık olarak kabul edilmez. Bu süreçte genellikle ilaç tedavisi gerekmez; aksine, bu stresin bir ölçüde yaşanması ve işlenmesi beklenir. Hatta bu stres, kişinin yeni bakış açıları kazanması, farklı düşünmesi, olaylara yeni anlamlar yüklemesi, derin analizler yapması ve küçük ayrıntıları fark ederek kendini geliştirmesi için bir fırsata dönüşebilir. Kişinin olaya olumlu ya da olumsuz yaklaşımı ve anlamlandırma biçimi, bu sürecin seyrini belirler. Genellikle bu durum, 6-8 hafta içinde çözülür ve kişi normal hayatına döner. Bu süreçte sağlıklı olan, korkuyu &#8216;minyatürize etmek&#8217;, yani küçülterek yönetmektir. Ancak bazı kişiler korkuyu minyatürize edemez, aksine &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutarlar. Bu kişilerde durum, nesnesi belirsiz bir obsesyondan ziyade, kaynağı belli bir korkuya işaret eder ve bu da genellikle kaçınma davranışlarına yol açar. Sürekli düşünce tekrarları görülür; bu durum daha çok &#8216;rüminasyon&#8217; şeklinde, negatif veya bazen pozitif içerikli olabilir. Kişi sürekli aynı konuyu düşünür. Obsesyonda kişi düşüncelerinin saçma olduğunun farkındadır, ancak rüminasyonda düşüncelerine inanarak onları sürekli zihninde döndürür. O beyni çok yoran bir şeydir. Bu tür tepkilerin 6-8 hafta kadar sürmesi doğaldır. Bu sürenin sonunda kişinin travma sonrası büyüme kazanımlarıyla hayatına devam etmesi beklenir. Eğer bu başarılamazsa, uzman yardımı almak gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesi&#8221; kentsel dönüşüm olmalı</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesinin&#8221; öncelikle kentsel dönüşüm olması gerektiğini savunan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Şu an binaların yaklaşık yüzde 70&#8217;i 2000 öncesi yapılar ve yüksek risk taşıma potansiyeline sahip. Bu konuda liderlik ve ciddi bir gelecek projeksiyonu şart.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem konusunda farklı uzman görüşlerinin &#8220;felaketleştirenler&#8221; ve &#8220;tehlike atlatıldı diyenler&#8221; şeklinde insanları şaşırttığını ve bilgi kirliliğine yol açtığını belirterek, &#8220;Uzmanların kendi aralarında oturup çözüm üretmesi gerekirken, herkes farklı bir şey söylüyor. Rasyonel hareket etmek ve düşünmek gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz</strong></p>
<p>Toplumun zamanla travmaları unutma eğiliminde olduğunu (6 Şubat depremleri gibi) ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korkuyu yok saymak yerine &#8216;minyatürize edip&#8217; toplumun devamlılığını sağlamak gerekiyor. &#8216;Yarın 7.4 olabilir&#8217; gibi söylemler korkuyu &#8216;mumyalaştırmaktır&#8217; ve bu korkuyla yaşanmaz. Bir odada yılan varken onunla yaşamaya alışılmaz. Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz. Yöneticilerin işi ciddiye alıp plan yaptıklarını görmek, örneğin Şehircilik Bakanlığı&#8217;nın bina tespit çalışmaları gibi adımlar, insanlarda güven duygusunu artırır, panik davranışını minimize eder ve gelecekle ilgili belirsizliği giderir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Deprem korkusu adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabiliyor</strong></p>
<p>Deprem korkusunun adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabileceğini, toplumdaki temel güven duygusunu zedeleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güven duygusu olursa, insan &#8216;bunun çözümü vardır&#8217; diyerek sorunları daha rahat aşar.&#8221; dedi.</p>
<p>Başa çıkma yöntemlerinden ilkinin pozitif psikoloji olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu yaklaşım, olayları olumlamak ve onlara anlam yükleyebilmek üzerine kuruludur. Her olayın bir tehdit, bir de fırsat boyutu vardır. Tehdit boyutunu görüp fırsat boyutuna odaklanmak, gerçekleri kabul edip hedef belirlemek ve strateji geliştirmek korkuyu en güzel yönetme biçimidir. Buna ‘radikal kabullenme’ diyoruz; kabullenip onu bir fırsata dönüştürmek.&#8221; diye açıkladı.</p>
<p><strong>Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var</strong></p>
<p>İkinci önemli yöntemin dini başa çıkma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var. Böyle durumlarda kişinin zihinsel bir sığınağa ihtiyacı olur: Büyük bir anlamın, bir değerin, bir yaratıcının parçası olmak. Evrendeki olayların tesadüfen olmadığını, bir geminin kaptanı olduğu gibi dünyanın da bir sahibi olduğuna inanmak, insanın gücünün yetmediği yerde bu yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlar. Empati, vicdan duygusunun bir ürünüdür. Vicdan duygusu olmayan kimse empati yapamaz. Bencil kişilerde vicdan duygusu körelir. Deprem gibi olaylarda dini başa çıkma yöntemini kullanan kişiler bu konuda bazen aşırı fedakar olabiliyorlar. Aşırı orantısız tepkiler de olabiliyor. Stres altında soğukkanlı kalma konusunda kendini eğitmiş kişiler bu olaylarda liderlik yapıyorlar. Aileyi de yatıştırıyorlar, çevreyi de yatıştırıyorlar. Biraz zihinsel olarak, emek vermek gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 12:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[panikatak]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548815</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun zihinsel, duygusal, bedensel ve davranışsal belirtileri ile kişinin günlük yaşamını nasıl olumsuz etkilediğinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815">Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’nun zihinsel, duygusal, bedensel ve davranışsal belirtileri ile kişinin günlük yaşamını nasıl olumsuz etkilediğinden bahsetti.</p>
<p><strong>Anksiyete bozukluğu zihni, bedeni ve günlük yaşamı çok yönlü etkiliyor</strong></p>
<p>Anksiyete bozukluğunun, kişinin düşünce yapısını, duygularını, bedenini ve günlük işlevselliğini çok yönlü olarak etkileyen psikolojik bir durum olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Anksiyete bozukluğu olan bireylerde genellikle yoğun ve kontrol edilemeyen kaygı düşünceleri görülür. ‘Ya kötü bir şey olursa?’, ‘yeterince iyi değilim’ gibi felaketleştirme eğilimi yaygındır. Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, karar verme zorlukları sık yaşanır. Gelecek odaklı, sürekli bir tehdit beklentisi vardır.” dedi.</p>
<p>Sürekli bir endişe, huzursuzluk ve gerginlik hissi, ani öfke patlamaları, sinirlilik ya da ağlama nöbetleri gibi duygusal etkiler de görülebileceğini aktaran Demir, “Anksiyete, sadece zihinsel değil, aynı zamanda bedensel belirtilerle de kendini gösterir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme, mide bulantısı, baş dönmesi, kas gerginliği yaygındır. Uyku problemleri (uyuyamama, sık uyanma) sık görülür. Bazı bireylerde panik ataklar yaşanabilir, kişi kalp krizi geçirdiğini ya da öleceğini düşünebilir. Ayrıca kaçınma davranışı belirgindir. Kişi, kaygı duyduğu ortamlardan ya da durumlardan uzak durmaya çalışır. Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, kişi içe kapanabilir. Günlük sorumluluklarda azalma, işlevsellikte bozulma olabilir. Örneğin işe gitmekte, alışveriş yapmakta, toplu taşıma kullanmakta zorlanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrol edilemeyen ve sürekli kaygı: Yaygın Anksiyete Bozukluğu</strong></p>
<p>En yaygın görülen anksiyete bozukluklarından birisinin de ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’ (YAB) olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu kişiler, akut bir şekilde panik dönemleri yaşamazlar.” dedi.</p>
<p>Panikatak dönemleri yaşamamaları ve o an bir sıkıntı çekmemelerine rağmen çoğu zaman gergin ve kaygılı hissettiklerine dikkat çeken Demir, “Farklı birçok konu ile ilgili endişeleri vardır. Örneğin sağlık, ailevi problemler, para, iş gibi konularda sorunlar yaşarlar. Kişilerde aşırı kaygıya, kontrol edilemeyen   endişelere, kas gerilmelerine, huzursuzluğa, çabuk yorulma ve sinirlenmeye, dikkat bozukluğuna sebep olabilir. Duygusal, fiziksel ve zihinsel şikayetlere de sebep olabilir. Yaygın kaygı hali kendini pek çok alanda gösterir ve günün en az yarısını birçok olay ve eylemle ilgili kaygı ve endişe hali duyar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kaygı ve endişeye eşlik eden bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Kaygıya ve endişeye eşlik edebilecek durumlara da değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Kolay yorulma, sürekli diken üstünde olma hali, odaklanmada güçlük çekme, zihnin boşalmış gibi hissedilmesi, kas gerginliği ve uyku bozukluğu. Bunlar önemli birer Yaygın Anksiyete Bozukluğu belirtisi diyebiliriz ve bu belirtilerden en az üç tanesi kaygı ve endişe haline eşlik eder.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/panikatak-yok-ama-surekli-kaygi-ve-endise-var-548815">Panikatak yok ama sürekli kaygı ve endişe var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uludağ Alan Başkanlığı’ndan 25 Sürekli İşçi Alımı İlanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uludag-alan-baskanligindan-25-surekli-isci-alimi-ilani-546719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 09:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alımı]]></category>
		<category><![CDATA[başkanlığından]]></category>
		<category><![CDATA[ilanı]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[uludağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Uludağ Alan Başkanlığı, 375 sayılı KHK kapsamında 25 sürekli işçi alımı gerçekleştireceğini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uludag-alan-baskanligindan-25-surekli-isci-alimi-ilani-546719">Uludağ Alan Başkanlığı’ndan 25 Sürekli İşçi Alımı İlanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı Uludağ Alan Başkanlığı, bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan ilanla, toplam 25 sürekli işçi alımı gerçekleştireceğini açıkladı.</p>
<p>Alımlar, Uludağ Alan Başkanlığı Personel Yönetmeliği doğrultusunda; 5 Büro Görevlisi, 3 Koruma ve Güvenlik Görevlisi, 1 Şoför, 4 Destek Personeli, 1 Avukat, 2 Mimar, 5 Mühendis (Harita, İnşaat, Elektrik, Makine) ve 4 İdari Uzman pozisyonları için yapılacak.</p>
<p><strong>BAŞVURU ŞARTLARI</strong></p>
<p>Adayların 657 sayılı Kanun’un 48’inci maddesindeki genel şartları taşıması, 35 yaşını doldurmamış olması ve 2024 KPSS’den ilgili puan türlerinde (P3, P93, P94) asgari puan alması gerekiyor. Özel şartlar arasında, pozisyona göre ilgili bölümlerden mezuniyet, mesleki belgeler (örneğin avukatlık ruhsatı, İHA pilot sertifikası) ve fiziksel kriterler (güvenlik görevlileri için boy-kilo oranı) yer alıyor. Yurtdışından mezun olanların YÖK denkliği şartı aranıyor.</p>
<p><strong>BAŞVURU SÜRECİ VE SINAV</strong></p>
<p>Başvurular, 8-22 Temmuz 2025 tarihleri arasında e-Devlet üzerinden &ldquo;Kariyer Kapısı&rdquo; platformu (https://isealimkariyerkapisi.cbiko.gov.tr) aracılığıyla yapılacak. KPSS puan sıralamasına göre, her pozisyon için ilan edilen kadronun dört katı aday sözlü sınava çağrılacak. Sınav, bilgi düzeyi, ifade yeteneği, mesleki uygunluk, genel kültür ve teknolojik gelişmelere açıklık gibi kriterler üzerinden değerlendirilecek. Sözlü sınavda 70 ve üzeri puan alanlar başarılı sayılacak.</p>
<p>Sınava katılmaya hak kazananlar 4 Ağustos 2025’te Bakanlık sitesinde duyurulacak.</p>
<p>Sınav takvimi ve sonuçlar ise şöyle:</p>
<ul>
<li>23 Haziran 2025: İlan duyurusu</li>
<li>8-22 Temmuz 2025: Başvuru dönemi</li>
<li>4-8 Ağustos 2025: Sınava hak kazananların ilanı ve itiraz süreci</li>
<li>Sınav Tarihi: İtiraz sürecinden 30 gün sonra</li>
</ul>
<p>Ataması yapılan adayların, gerekli belgeleri 15 gün içinde Uludağ Alan Başkanlığı’na (Bursa, Nilüfer) teslim etmesi gerekiyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uludag-alan-baskanligindan-25-surekli-isci-alimi-ilani-546719">Uludağ Alan Başkanlığı’ndan 25 Sürekli İşçi Alımı İlanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hödlmayr, Avrupa ile Türkiye arasında demiryolu taşımasını sürekli hale getiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hodlmayr-avrupa-ile-turkiye-arasinda-demiryolu-tasimasini-surekli-hale-getiriyor-444807</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolu]]></category>
		<category><![CDATA[getiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[hödlmayr]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[taşımasını]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm taşıma modlarının kullanımını sürekli olarak birleştiren ve iyileştiren multimodal araç lojistiği uzmanı Hödlmayr, 2024’e demiryolu kapasitelerinin genişletilmesi hedefiyle başladı. Hödlmayr, bu kapsamda Avrupa ile Türkiye arasındaki demiryolu güzergahının artırılması çalışmalarını hızlandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hodlmayr-avrupa-ile-turkiye-arasinda-demiryolu-tasimasini-surekli-hale-getiriyor-444807">Hödlmayr, Avrupa ile Türkiye arasında demiryolu taşımasını sürekli hale getiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm taşıma modlarının kullanımını sürekli olarak birleştiren ve iyileştiren multimodal araç lojistiği uzmanı Hödlmayr, 2024’e demiryolu kapasitelerinin genişletilmesi hedefiyle başladı. Hödlmayr, bu kapsamda Avrupa ile Türkiye arasındaki demiryolu güzergahının artırılması çalışmalarını hızlandırdı. </strong></p>
<p> </p>
<p>Konuyla ilgili açıklama yapan Hödlmayr Türkiye Genel Müdürü Hande Gaye Çarıkcı, &#8220;Çek Cumhuriyeti&#8217;nden İstanbul Boğazı ve Marmaray Tüneli üzerinden Kocaeli&#8217;ne planlanan güzergahı halihazırda birkaç kez başarıyla test ettik. Güzergâh, Nisan 2024&#8217;ün sonundan itibaren her iki yönde de haftada bir kez çalışacak. İthal araçlar için Avrupa&#8217;dan Türkiye&#8217;ye, ihraç araçlar için de Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya yıllık yaklaşık 22 bin araçlık bir hacimden bahsediyoruz&#8221; diye konuştu.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Sürdürülebilirlik uzun vadeli kurumsal hedefimiz”</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle mücadele konularında faaliyetlerini hızlandıran Hödlmayr’ın CFO’su Robert Horvath şunları söyledi, &#8220;Şirket olarak hedefimiz, burada kalıcı ve değerli bir katkı sağlamak ve bu konudaki sorumluluğumuzu yerine getirmek. Demiryolu kapasitelerinin sürekli olarak artırılmasını da bu çabamızın temel taşlarından biri olarak görüyoruz. Bu kapasitenin 2021&#8217;e kıyasla 2030 yılına kadar iki katına çıkarılmasını hedefliyoruz.”</p>
<p> </p>
<p>Taşımacılığın karayolundan demiryoluna kaydırılmasının çevreye çok önemli faydalar sağladığını da sözlerine ekleyen Horvath, “Bağımsız bir enstitü tarafından yapılan hesaplamalara göre, kamyon yerine demiryolunun kullanılması, taşınan araç başına CO2 emisyonlarını yüzde 75 oranında azaltıyor. Yılda 1,9 milyon adet araç teslim ediyoruz ve şu anda bunun yaklaşık yüzde 14&#8217;ü demiryolu ile gerçekleştiriliyor. Bu potansiyeli sürekli olarak kullanmak ve daha da genişletmek istiyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hodlmayr-avrupa-ile-turkiye-arasinda-demiryolu-tasimasini-surekli-hale-getiriyor-444807">Hödlmayr, Avrupa ile Türkiye arasında demiryolu taşımasını sürekli hale getiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sürekli Mesleki Gelişim Seti&#8217;, tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-mesleki-gelisim-seti-tum-ingilizce-ogretmenlerinin-erisimine-aciliyor-443258</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 21:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[erişimine]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizce]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[seti]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443258</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, British Council ve Sabancı Vakfı tarafından hayata geçirilen ‘Birlikte İngilizce’ projesi, Türkiye’deki İngilizce öğretmenlerini desteklemeye devam ediyor. İngilizce öğretmenlerinin mesleki gelişimlerini güçlendirmek amacıyla geliştirilen ‘Sürekli Mesleki Gelişim Seti’, Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden Türkiye’deki tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-mesleki-gelisim-seti-tum-ingilizce-ogretmenlerinin-erisimine-aciliyor-443258">&#8216;Sürekli Mesleki Gelişim Seti&#8217;, tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, British Council ve Sabancı Vakfı tarafından hayata geçirilen ‘Birlikte İngilizce’ projesi, Türkiye’deki İngilizce öğretmenlerini desteklemeye devam ediyor.</strong> <strong>İngilizce öğretmenlerinin mesleki gelişimlerini güçlendirmek amacıyla geliştirilen ‘Sürekli Mesleki Gelişim Seti’, Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden Türkiye’deki tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılıyor. </strong></p>
<p>İngilizce öğretmenlerinin mesleki ve bireysel gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla <strong>Millî Eğitim Bakanlığı</strong>, <strong>British Council</strong> ve <strong>Sabancı Vakfı</strong> iş birliğiyle hayata geçen ‘Birlikte İngilizce’ projesinin 19 Şubat tarihinde gerçekleştirilen ‘Birlikte İngilizce Projesi: Mesleki Gelişim Modülleri Tanıtım ve Sertifika Töreni Programı’ başlıklı etkinliğinde, ‘<strong>Sürekli Mesleki Gelişim Seti</strong>’nin lansmanı gerçekleştirildi. Tanıtım toplantısına, <u>Millî Eğitim Bakanlığı, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Cevdet Vural</u>, <u>British Council Eğitim Direktörü Ayşen Güven</u>, <u>Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan</u>’ın yanı sıra Türkiye’nin farklı illerinden 65 İngilizce öğretmeni katılım sağladı.</p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve British Council ortaklığında Birleşik Krallık ve Türkiye’den uzman eğitmenler tarafından hazırlanan ‘Sürekli Mesleki Gelişim Seti’, Millî Eğitim Bakanlığı’nın çevrimiçi platformu olan ÖBA üzerinden Türkiye’nin 81 ilinde eğitim veren 81 bin İngilizce öğretmenine ulaşmayı hedefliyor. Farklı konu başlıklarında 11 kitapçıktan oluşan set, aynı zamanda interaktif modülleriyle öğretmenlere etkileşim fırsatı sunuyor. </p>
<p>İngilizce öğretmenlerinin dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerisi öğretim stratejilerini geliştirmelerine yardımcı olmak üzere tasarlanan kitap ve dijital içerikler, öğretmenlerin ders planlama, sınıf yönetimi, etkili kaynak kullanımı, kapsayıcılık ve değerlendirme uygulamaları konularında yetkinlikleri artırmayı amaçlıyor. Bu kapsamlı kaynaklar, teorik bilginin ötesinde, sınıfta ve mesleki gelişim topluluk toplantıları sırasında uygulanabilecek en iyi uygulamaların pratik örneklerini sunuyor.</p>
<p>Türkiye’deki İngilizce öğretmenlerinin gelişimleri için eşsiz bir fırsat sunan setin lansman etkinliğinde aynı zamanda 65 İngilizce öğretmenine, ortaöğretimde çalışan İngilizce öğretmenleri için uygulamalı öğretmenlik vasfı kazandırma programı olan Cambridge University Press and Assessment’ın CELT-S programını başarıyla tamamladıkları için sertifikaları takdim edildi.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki İngilizce öğretmenlerine yönelik sürdürülebilir bir sürekli mesleki gelişim sistemi oluşturmak amacıyla yola çıkan ‘Birlikte İngilizce’ projesi, bugüne kadar 81 ilden on binlerce İngilizce öğretmenine ulaştı ve öğretmenlere yönelik hazırlanan bu set ile birlikte, Türkiye’deki tüm İngilizce öğretmenlerine ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığı, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Cevdet Vural, </strong><em>“İngilizce, günümüz dünyasında küresel iletişimin, iş dünyasının ve kültürel etkileşim için yaygın olarak kullanılan dillerden birisidir. Bu nedenle, öğrencilerimizin İngilizce dil becerilerini geliştirmeleri, başarılı olmaları ve topluma katkıda bulunmaları için büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, Bakanlığımız Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü tarafından British Council ve Sabancı Vakfı iş birliğiyle yürütülen ‘Birlikte İngilizce’ projesi kapsamında, İngilizce öğretmenlerimizin sürekli mesleki gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla ‘Sürekli Mesleki Gelişim Seti’ hazırlanmıştır. Bu kitapçıklar, İngilizce öğretmenlerimizin kendilerini ve öğrencilerimizin İngilizce dil becerilerini daha etkili bir şekilde geliştirmelerine yardımcı olacak birer kaynaktır. Bu vesileyle ‘Birlikte İngilizce’ projesinin önemli ürünlerinden birisi olan ‘Sürekli Mesleki Gelişim Seti’nin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarak bu kitapçıkların tüm İngilizce öğretmenlerimize katkı sunmasını dilerim.</em></p>
<p><strong>British Council Eğitim Direktörü Ayşen Güven, </strong><em>“British Council olarak Türkiye’de İngilizce eğitim ve öğretimin kalitesini geliştirmek üzere son on yıldır Millî Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Kalite Kurulu ile birlikte projeler yürütüyoruz. Bakanlığımızla iş birliğimize yine on yıl önce ‘Türkiye’deki Devlet Okullarında İngilizce Dilini Öğretime İlişkin Ulusal İhtiyaç Analizi’ ile başladık. Son beş yıldır da bu raporun ana çıktılarından birisi olan İngilizce öğretmenlerinin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi için ‘Birlikte İngilizce’ projemiz ile ulusal çapta bir mesleki gelişim modelinin geliştirilmesi ve desteklenmesi için çalışıyoruz. Bugün bu iş birliğimizin sonucu olan iki önemli çıktıyı daha kutlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. </em></p>
<p><em>Birincisi öğretmenlerimizin bir Birleşik Krallık sertifikasını tamamlamış olmaları, ikincisi ise lansmanını yapmış olduğumuz kitap setleriyle daha çok İngilizce öğretmenimize mesleki gelişim açısından kendilerini desteklemek için yeni bir kaynağa erişim olanağını yaratmış olmamız. ‘Birlikte İngilizce’ ile şimdiye kadar binlerce öğretmenimize sağladığımız desteği, bakanlığımızın ÖBA bilişim ağıyla Türkiye genelindeki 80 bin öğretmenimize erişilebilir hale getirerek İngilizce öğretmenleri ve sınıflarındaki öğrenciler için daha nitelikli, etkileşimli ve eğlenceli ders planları sunacağımıza inanıyorum.”     </em></p>
<p><strong>Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, </strong><em>“Sabancı Vakfı’nda, 50 yıldır tüm bireylerin haklardan eşit yararlandığı bir toplum yaratmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kadınların, gençlerin ve engelli bireylerin eşit fırsatlara sahip olmaları, toplumsal hayata katılımlarının önündeki engellerin kaldırılması en büyük hedeflerimiz arasında yer alıyor. Toplumsal sorunların çözümünde eğitimin çok önemli bir alan ve öğretmenlerin de bu alandaki en etkili aktörler olduğunun bilinciyle uzun yıllardır çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu bilinçle, öğretmenlerin el üstünde tutulması, onların sorunlarına çözümler bulunması her zaman hassasiyetle yaklaştığımız ve çalışmalarımızda sahiplendiğimiz konularımızın başında geliyor. ‘Birlikte İngilizce’ projesini de Vakıf olarak 2020 yılından beri desteklemekten mutluluk duyuyoruz. 2022 yılından beri proje, 81 ilimize yayıldı ve binlerce İngilizce öğretmenine ulaşıldı. 11 modülden oluşan ‘Birlikte İngilizce Sürekli Meslekî Gelişim Eğitim Seti’ hayata geçirildi. Bu kitapların uzaktan eğitim programlarına dönüştürülebilmesi için Sabancı Vakfı olarak biz de yazılım desteği sağladık. Bu sayede kitap seti aynı zamanda 200 saatlik interaktif modüllere dönüştürüldü. Bugün, bu modüllerin Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılması projenin yaygınlaşması açısından çok kıymetli. Öğretmenlerin en yüksek seviyede ve daha yenilikçi metotlarla İngilizce öğretme isteğine katkı sağlayacak bu modüllerle daha çok öğretmene ulaşabileceğimize gönülden inanıyorum.” </em></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-mesleki-gelisim-seti-tum-ingilizce-ogretmenlerinin-erisimine-aciliyor-443258">&#8216;Sürekli Mesleki Gelişim Seti&#8217;, tüm İngilizce öğretmenlerinin erişimine açılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyenlerden kadınların sağlık yolculuğunda sürekli bir rehber: EBEYE DANIŞ</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerden-kadinlarin-saglik-yolculugunda-surekli-bir-rehber-ebeye-danis-428229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 07:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenlerden]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daniş]]></category>
		<category><![CDATA[ebeye]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğunda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=428229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neriman Soğukpınar’ın danışmanlığını üstlendiği yürütücülüğünü ise Öğr. Simay Göksu Satun’un yaptığı “Online Ebelik Danışmanlık Hizmetinin Kullanılma Durumu ve Hizmet Alan Bireylerin Memnuniyetlerinin Değerlendirilmesi” projesi, “TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destek Programı” kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerden-kadinlarin-saglik-yolculugunda-surekli-bir-rehber-ebeye-danis-428229">Egeli akademisyenlerden kadınların sağlık yolculuğunda sürekli bir rehber: EBEYE DANIŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EÜ Sağlık Bilimleri Fakültesinden “7/24 Online Ebelik Danışmanlık Hizmeti”</p>
<p>Egeli akademisyenlerden kadınların sağlık yolculuğunda sürekli</p>
<p>bir rehber: EBEYE DANIŞ</p>
<p> Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik</p>
<p>Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neriman Soğukpınar’ın danışmanlığını</p>
<p>üstlendiği yürütücülüğünü ise Öğr. Simay Göksu Satun’un yaptığı “Online</p>
<p>Ebelik Danışmanlık Hizmetinin Kullanılma Durumu ve Hizmet Alan Bireylerin</p>
<p>Memnuniyetlerinin Değerlendirilmesi” projesi, “TÜBİTAK 2209-A Üniversite</p>
<p>Öğrencileri Araştırma Projeleri Destek Programı” kapsamında desteklenmeye</p>
<p>uygun bulundu. Projede kadınların özel ihtiyaçlarına yönelik ebelik hizmetlerini</p>
<p>çevrimiçi olarak sunan, uzman danışmanlık ve destek imkanı sağlayan “Ebeye</p>
<p>Danış” web sitesi hayata geçirildi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Neriman Soğukpınar, “Projemizin</p>
<p>temel amacı; üreme sağlığı konusunda danışmanlığa ihtiyaç duyan kadınların</p>
<p>uzmanlık alanı kadın sağlığı olan ebelerden rahat ve güvenli bir şekilde iletişim</p>
<p>kurmalarını sağlamak. Bu hizmet için talepte bulunan tüm kadınlara üreme</p>
<p>sağlığı hizmeti sunuyoruz. Özellikle sağlık ve hastalık çizgisinin birbirine</p>
<p>yaklaştığı gebelik sürecinde, doğum sonrası dönemde, emzirme döneminde ve</p>
<p>daha birçok hassas zamanda kadınlara profesyonel danışmanlık hizmeti vermeyi</p>
<p>amaçladık. Bu kapsamda da kadınların sağlıkla ilgili konularda destek</p>
<p>arayışlarına yanıt veren inovatif bir adım olarak &#8216;Ebeye Danış&#8217; isimli online</p>
<p>ebelik danışmanlık hizmetini sunduk. Bu yenilikçi platform, kadınların özel</p>
<p>ihtiyaçlarına yönelik ebelik hizmetlerini çevrimiçi olarak sunarak, uzman</p>
<p>danışmanlık ve destek imkânı sağlıyoruz” dedi.</p>
<p>“Kadınlara daha hızlı ve anında yardım etmeyi hedefliyoruz”</p>
<p>Hizmete sunulan sitenin sağlık sektörüne yeni bir bakış kazandırdığını</p>
<p>ifaden Prof. Dr. Soğukpınar, “Kadınların sağlıkla ilgili endişelerini hafifletmek</p>
<p>ve bilgiye erişimlerini kolaylaştırmak amacıyla geliştirilen &#8216;Ebeye Danış&#8217;</p>
<p>sistemi, kadınların yanı sıra sağlık sektöründe de yeni bir bakış açısı sunarak,</p>
<p>online platformlar aracılığıyla sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğine vurgu</p>
<p>yapıyor. Geleneksel danışmanlık hizmetlerine ek olarak, çevrimiçi</p>
<p>platformumuzla kadınlara daha hızlı ve anında yardım etmeyi hedefliyoruz. Her</p>
<p>kadının kendini güvende ve desteklenmiş hissetmesini istiyoruz. Sonuç olarak</p>
<p>bu projede, kadınlara ülkemizde kurumsal olarak akredite ilk devlet üniversitesi</p>
<p>olan Ege Üniversitesinin çatısı altında lisans mezunu danışman ebeler tarafından</p>
<p>danışmanlık verilmektedir. Çalışma sonucunda hizmetten yararlanma durumu,</p>
<p>15-49 yaş grubu başvuran kadın sayısı, danışmanlık başlıkları ve kadınların bu</p>
<p>hizmetten memnuniyet durumları değerlendirilecektir” diye konuştu.</p>
<p>Kurumsal olması açısından bir ilk olma özelliği taşıyor </p>
<p>Öğr. Simay Göksu Satun ise “Bu danışmanlık sistemi hizmetinden</p>
<p>yararlanmak isteyen bireylerin öncelikle www.ebeyedanis.com web sayfasından</p>
<p>online olarak randevu oluşturması gerekmektedir. Belirlenmiş olan randevu</p>
<p>tarihinde kesinlikle etik ilkeler içerisinde, gizlilik ilkesine tam olarak uyarak</p>
<p>bireysel görüşmeler şeklinde danışmanlık yapılmaktadır. Kurumsal olması</p>
<p>açısından bir ilk olma özelliği taşıyan bu hizmet, kanıta dayalı ve güvenilir bir</p>
<p>bilgi ile kadın sağlığını koruyucu ve güçlendirici nitelik taşımaktadır. Yapılan</p>
<p>danışmanlık sırasında hizmet sınırları dışında tespit edilen sorunlarda kadın ebe</p>
<p>tarafından ilgili uzmana yönlendirilmektedir” dedi.</p>
<p>7 gün 24 saat erişilebilir uygulama</p>
<p>Uygulamanın, kullanıcı dostu arayüzüyle, 7 gün 24 saat erişilebilirlik ve</p>
<p>gizlilik politikasıyla dikkat çektiğini ifade eden Öğr. Simay Göksu Satun,</p>
<p>“Kullanıcılar, istedikleri zaman platforma giriş yaparak anlık mesajlaşma veya</p>
<p>video görüşmesi yoluyla ebe danışmanlarına ulaşabiliyor. Bu, kadınların</p>
<p>rahatlıkla sorularını sormasına ve ihtiyaç duydukları rehberliği almasına imkan</p>
<p>tanıyor. Ayrıca, &#8216;Ebeye Danış&#8217; platformu, özel bir üyelik sistemiyle kişisel takip</p>
<p>ve öneriler sunarak, kadınların sağlık yolculuğunda sürekli bir rehber olma</p>
<p>misyonu taşıyor. Üyeler, haftalık veya aylık öneriler alarak, gebelik takibi,</p>
<p>doğum sonrası bakım, bebek beslenmesi gibi konularda uzman rehberliği elde</p>
<p>edebiliyor. Bu online ebelik danışmanlık hizmeti, kadınların sağlık ve iyilik</p>
<p>hallerini desteklemek adına önemli bir adım olarak dikkat çekiyor” diye</p>
<p>konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerden-kadinlarin-saglik-yolculugunda-surekli-bir-rehber-ebeye-danis-428229">Egeli akademisyenlerden kadınların sağlık yolculuğunda sürekli bir rehber: EBEYE DANIŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kırsal Mahallelerimizde Yaşamın Sürekli Olması İstiyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kirsal-mahallelerimizde-yasamin-surekli-olmasi-istiyoruz-413367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 14:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[istiyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[mahallelerimizde]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülbahçe Mahallesinde devam eden parke taş kaplama çalışmalarını yerinde inceleyen Belediye Başkanı Alper Taban, “Kırsal mahallelerimizde yapılan her çalışma, buralara geri dönüşün de destekçisi oluyor, teşvik edici oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kirsal-mahallelerimizde-yasamin-surekli-olmasi-istiyoruz-413367">&#8220;Kırsal Mahallelerimizde Yaşamın Sürekli Olması İstiyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Gülbahçe Mahallesinde devam eden parke taş kaplama çalışmalarını yerinde inceleyen Belediye Başkanı Alper Taban, “Kırsal mahallelerimizde yapılan her çalışma, buralara geri dönüşün de destekçisi oluyor, teşvik edici oluyor. Biz bu alanların sadece yazlık değil, kışlıkta da sürekli kullanılmasını arzu ediyoruz” dedi.</b></p>
<p>Yaz aylarında kırsal mahallelerde yapım çalışmalarına hız veren İnegöl Belediyesi, özellikle altyapısı tamamlanan bölgelerde yolların parke taşla kaplanması noktasında ciddi bir çalışma ortaya koyuyor. Bu kapsamda 2023 yılında 15 kırsal mahallede parke taş kaplaması yapıldı. Son olarak Gülbahçe kırsal mahallesinde devam eden çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte 16 kırsal mahallede 68 bin 600 m2 yol kaplaması yapılmış olacak.</p>
<p> </p>
<p><strong>GÜLBAHÇE’DE 2300 M2 PARKE TAŞ KAPLAMASI YAPILIYOR</strong></p>
<p>Belediye Başkanı Alper Taban, dün beraberindeki heyetle birlikte Gülbahçe’de devam eden çalışmaları yerinde inceledi. Burada çalışmalara ilişkin inceleme de yapan Başkan Taban, “Şu anda Gülbahçe Mahallemizdeyiz. Burada mahallemizde yapılan çalışmaları yerinde görmek üzere geldik. Çalışma arkadaşlarımız yollarımızda parke taş uygulaması gerçekleştiriyor. Muhtarımızla, parti teşkilatımızın temsilcileriyle ve vatandaşlarımızla birlikte alanı gezdik, inceledik. Burada altyapıları tamamlanmış olan 3 sokağımızda 2300 m2 parke taş uygulaması gerçekleştiriliyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>KIRSAL MAHALLELERDE SÜREKLİ YAŞAM</strong></p>
<p>Kırsal mahallelerde sürekli yaşamın olmasını arzu ettiklerini de vurgulayan Başkan Taban, “Kırsal mahallelerimizde yapılan her çalışma, buralara geri dönüşün de destekçisi oluyor, teşvik edici oluyor. Altyapıların yapılmasıyla, yolların çamurdan ve tozdan kurtarılmasıyla kırsal mahallelerimiz ve orman köylerimizde de konforlu bir şekilde vatandaşlarımız yaşamlarını devam ettirebiliyorlar. Biz bu alanların sadece yazlık değil, kışlıkta da sürekli kullanılmasını arzu ediyoruz. Kırsal mahallelerimizin tamamında bu çalışmaları yürütüyoruz gerek Büyükşehir gerekse de İnegöl Belediyemizin gayretleriyle. Yatırımlarımız farklı bölgelerde devam ediyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>2023 YILINDA 16 KIRSAL MAHALLEDE YOLLAR PARKE TAŞLA KAPLANDI</strong></p>
<p>2023 yılında Gülbahçe ile birlikte 16 kırsal mahallede benzer çalışmaları yaptıklarını kaydeden Başkan Taban, “Nerede ne ihtiyaç varsa gidermek için çalışıyoruz. Merkezde nasıl ihtiyaçlar varsa, kırsalda da benzer ihtiyaçlar var. Bizler de gelen bildirimler ve talepler doğrultusunda hareket ederek buradaki altyapıdan üstyapıya ihtiyaçları gideriyoruz. Ben yapılan çalışmaların mahalle sakinlerimize hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kirsal-mahallelerimizde-yasamin-surekli-olmasi-istiyoruz-413367">&#8220;Kırsal Mahallelerimizde Yaşamın Sürekli Olması İstiyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli Yorgunsanız Dikkat! Duygusal Tükenmişlik Yaşıyor Olabilirsiniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-yorgunsaniz-dikkat-duygusal-tukenmislik-yasiyor-olabilirsiniz-412854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Oct 2023 12:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[olabilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunsanız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=412854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişinin yaşamının herhangi bir alanında ki yoğun stresin neden olduğu ve psikolojik iyi oluşu üzerinde bozucu bir etkiye neden olan bir kavram olarak tanımlayabiliriz</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-yorgunsaniz-dikkat-duygusal-tukenmislik-yasiyor-olabilirsiniz-412854">Sürekli Yorgunsanız Dikkat! Duygusal Tükenmişlik Yaşıyor Olabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişinin yaşamının herhangi bir alanında ki yoğun stresin neden olduğu ve psikolojik iyi oluşu üzerinde bozucu bir etkiye neden olan bir kavram olarak tanımlayabiliriz. Duygusal tükenmişliğin nedenleri söz konusu olduğunda temel olarak akıllara iş hayatındaki problemleri getirse de iş hayatındaki problemler dışında duygusal tükenmişliğe neden olan pek çok farklı faktörler yer almaktadır. Aile ve partner ilişkisinde ki sorunlar, sağlık sorunları, ekonomik, iş hayatındaki dengesizlikler, sürekli ve hızlı değişen yaşam koşulları, kayıplar, kişinin baş etme mekanizmalarının zayıf olması, sürekli baskı altında hissetmek mükemmeliyetçi beklentiler ve aşırı sorumluk algısı duygusal tükenmişliğe neden olan faktörler arasında sıralanabilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Profesyonel destek alın!</strong></p>
<p>Ne yazık ki kişiler duygusal tükenmişlik yaşadıklarını fark edemiyor ya da geç fark edebiliyorlar. Farkına varılsa da destek alma konusunda kişiler daha az adım atabiliyorlar. Bunun temel sebeplerinden biri ve en önemlileri duygusal tükenmişliğin anksiyete ya da depresyon benzeri ruhsal hastalıklar kadar önemsenmemesi, problemleri çok fazla büyüttüklerine dair manipüle ediliyor olmaları ya da duygusal tükenmişliği normalleştiriyor olmaları olabilir. Ne yazık ki genellikle duygusal tükenmişliğin son aşamalarında yani kayıplar arttıkça kişiler destek için terapiye başvurabiliyorlar. Hâlbuki duygusal tükenmişlik profesyonel yardım gerektiren bir durumdur. Psikoterapi özellikle kişinin stresini yönetebilmesi için baş etme mekanizmalarını gelişte bilmesine yardımcı olabilmektedir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Duygusal tükenmişlik belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Duygusal tükenmişlik yaşayan kişilerde; sürekli yorgun ve enerjisiz hissetme hali, iştah ve uykuda işlevsel olmayan değişimler, kalp çarpıntısı ve nefes darlığı gibi fiziksel semptomlar, özel yaşama ya da iş yaşamına karşı ilgisizlik ya da isteksizlik, kişinin kendisini değersiz ve yetersiz hissetmesi, kontrol etmekte güçlük yaşadığı kaygı duygusunun olması, iş hayatı gibi günlük işlevselliğinde düşüşlerin olması, kendisi sosyal ortamlardan izole etmek gibi belirtiler temel olarak görülebilinir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Duygusal tükenmişlikle başa çıkabilmek için neler yapılabiliriz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1.Yaşadıklarının fark etmek;</strong> </p>
<p>Kendinize ‘’Ne yaşıyorum hangi duyguları en çok hangi olay durum ya da kişilerin yanında hissediyorum?’’ gibi sorulara cevap bularak belirtilerinizi tanımlayabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>2.Sosyal destek kaynakları;</strong> </p>
<p>Aile ve arkadaş gibi sosyal destek sistemleriyle iletişim halinde olmak, duyguları paylaşmak ve gerekli görülen durumlarda onlardan destek almak oldukça önemli.</p>
<p> </p>
<p><strong>3. Değişim için harekete geçmek;</strong></p>
<p>Probleme neden olan kaynağı belirledikten sonra değişim için harekete geçecek adımlar atmak önemli. Örneğin bu durum romantik ilişkide ki bir duygusal tükenmişlik ise partnerinize bunu ifade etmek, çözüm önerilerini konuşmak, uzman desteği almak ya da ilişkiyi sonlandırabiliyor olmak atılacak adımlara örnek olarak verilebilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>4.İş ve Özel hayat dengesini sağlayın;</strong> </p>
<p>Yeterlilik (iş hayatı, sorumluluklar) ve keyif (aktivite, hobiler) alanlarınız arasında denge sağlamak duygusal tükenmişlik üzerinde koruyucu bir rol oynayacaktır. </p>
<p> </p>
<p><strong>5.Düzenli spor ve dengeli beslenme;</strong> </p>
<p>Ruh ve beden bütündür. Duyguların değişmesi için çoğu zaman davranış değişikliğinde bulunmak kişiyi hissettirebilir. Duygusal tükenmişlik yaşayan kişilerde daha az istek ve hareketsizlik kişilerin tükenmişliği daha yoğun yaşamalarına neden olabilmektedir.</p>
<p>  </p>
<p><strong>5.Gevşeme egzersizleri;</strong></p>
<p>Stres düzeyini azaltıcak nefes egzersizi, meditasyon ve aşamalı kas gevşetme gibi tekniklerden faydalanın. </p>
<p> </p>
<p><strong>6.Profesyonel destek alın;</strong> Bazen yorulabilir olduğunuzdan daha güçsüz hissedebilirsiniz. Bazı duygularla baş etmek normalden daha zor gelebilir. Bu son derece normal ve doğal bir durumdur. Destek almak herkes kadar bu süreçte sizin de hakkınız. Hissettiğiniz duyguları küçümsemeyin ruh sağlığınızı önemseyin ve destek almaktan çekinmeyin. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-yorgunsaniz-dikkat-duygusal-tukenmislik-yasiyor-olabilirsiniz-412854">Sürekli Yorgunsanız Dikkat! Duygusal Tükenmişlik Yaşıyor Olabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli &#8216;Ders Çalış&#8217; Söylemi Doğru Değil! Çocuklar okul Zamanı da Oyun Oynar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-ders-calis-soylemi-dogru-degil-cocuklar-okul-zamani-da-oyun-oynar-407215</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 12:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[çalış]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[oynar]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar, çocukların sosyalleşmeleri ve günlük yaşam becerilerini pratik etmeleri için önemli bir yere sahip olan oyunlar ve oyuncakların, çocuğun gelişimini desteklediğini, empati duygusunu ve yaratıcılığını güçlendirdiğini, sorumluluk almasını ve kendini ifade etmesini sağladığını söylüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-ders-calis-soylemi-dogru-degil-cocuklar-okul-zamani-da-oyun-oynar-407215">Sürekli &#8216;Ders Çalış&#8217; Söylemi Doğru Değil! Çocuklar okul Zamanı da Oyun Oynar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, çocukların sosyalleşmeleri ve günlük yaşam becerilerini pratik etmeleri için önemli bir yere sahip olan oyunlar ve oyuncakların, çocuğun gelişimini desteklediğini, empati duygusunu ve yaratıcılığını güçlendirdiğini, sorumluluk almasını ve kendini ifade etmesini sağladığını söylüyor. Çocuk Gelişimi Uzmanı Elif İpek Tutuş, “Oyun çocuğun işi. Çocuğun sadece erken çocuklukta oyun oynaması, okul döneminde ise sürekli olarak ders çalışmasının söylenmesi doğru değil.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Öğr. Gör. Elif İpek Tutuş, oyunun belli bir amaca yönelik olan veya olmayan, kurallı veya kuralsız olarak sergilenen, çocuğun keyifli ve aktif bir şekilde rol aldığı, çocuğun tüm gelişim alanlarını destekleyen bir aktivite olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p><strong>Oyun, hayatın pratiğinde yardımcı oluyor…</strong></p>
<p>“Oyun, çocuğun hayatının bir parçası. Çocuğun hayatında gelişimlerinin desteklenmesi, sosyalleşmesi, günlük yaşam becerilerini pratik etmesi ve her şeyden önce keyifli vakit geçirebilmesi için önemli bir yere sahip. Çocuğun oyunları ve oyuncakları çocuğun yaşına, gelişim özelliklerine ve gelişim alanlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Oyun, çocuğun gelişimini destekliyor, empati duygusunu, yaratıcılığını güçlendiriyor; sorumluluk almasını, kendini ifade etmesini sağlıyor ve hayatın pratiğini yapmasına yardımcı oluyor.”</p>
<p><strong>Oyuncaklar çocukların yaşına uygun olmalı </strong></p>
<p>Çocukların yaşına uygun oyuncak seçiminin önemine vurgu yapan Tutuş, “Erken çocuk döneminde çocukların boğazına kaçabilecek küçüklükte, yumuşak olmayan ya da elektrikli oyuncakların seçilmemesi öneriliyor. Sağlam ve dayanıklı oyuncaklar seçmek, seçilen oyuncağın çocuğun yaşına uygun ve işlevsel olup olmadığına dikkat etmek de oldukça önemli.” dedi.</p>
<p><strong>Oyunlar çocuğun kas ve kemik gelişimine katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Tutuş, okul öncesi ve okul döneminde çocuğun kaba motor, ince motor, dil, sosyal ve bilişsel gelişimini desteklemeyi amaçlayan; ilerleyen dönemlerde ise okula ve hayata hazırlanmalarını sağlayan oyuncak ve aktiviteler seçmek gerektiğini dile getirerek, şunları anlattı:</p>
<p>“Okul öncesi dönem çocuklarının hayal güçleri oldukça gelişmiştir. Bu dönemde bu becerinin desteklenmesini sağlayan oyun ve oyuncaklar seçilmesi elzem. Bu hususta sembolik oyun oynayabilecekleri, hayatı pratik edebilecekleri ve aktif rol alabilecekleri materyaller tercih edilmeli. Bu materyallere minyatür evcilik oyuncakları örnek verilebilir. Ek olarak bilişsel gelişimi için yap bozlar, basit kutu oyunları, hafıza kartları; motor gelişimi için bloklar legolar, boncuk dizme setleri, ahşap oyuncaklar örnek verilebilir. Hareketli oyunlarla çocuğun kas kemik gelişimine katkı sağlanabilir, kan dolaşımı hızlandırılabilir.”</p>
<p><strong>Tencereler, tahta kaşıklar da birer oyuncak</strong></p>
<p>Oyunların aynı zamanda çocukların duygularını belli etmesine olanak sağlayarak duygusal gelişimini desteklediğini de anlatan Tutuş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun toplulukla oynadığı oyunlarda sıra alarak, haklarını koruyarak, yardımlaşarak ve iş birliği yaparak sosyal gelişiminin de desteklendiği görülüyor. Peluş oyuncaklar, resimli kitaplar, müzik aletleri de okul öncesi ve okul çocuğunun gelişimini destekleyen temel oyun materyalleri. Hatta sadece bunlar değil evimizde bulunan tahta kaşıklar, tencereler, eski kıyafetler, doğadaki nesneler, atık materyaller, su, kum… Bunların hepsi kendi başına birer oyun materyali haline gelebilir ve bunlarla çeşitli oyun ve aktiviteler kurulabilir.”</p>
<p><strong>Okul döneminde de oyun çok önemli</strong></p>
<p>Sadece okul öncesi değil, ilk ve orta okul döneminde de oyunun çok önemli olduğunu belirten Çocuk Gelişimi Uzmanı Elif İpek Tutuş, “Özellikle eğitici oyunlar, zeka geliştiren kutu oyunları, çocuğun akranlarıyla iş birliği içerisinde bulunarak oynadıkları topluluk aktiviteleri de bu dönemde ön planda. Özellikle bir akran topluluğunda yapılan oyun aktivitelerinde çocuk görgü kurallarını öğrenir, toplumda var olmayı ve haklarını korumayı kavrar, yardımlaşır, sabır ve empati gibi duyguları keşfeder.” dedi.</p>
<p><strong>Sürekli ‘ders çalış’ söylemi doğru değil!</strong></p>
<p>Oyunun çocuğun işi olduğunu belirten Tutuş şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun sadece erken çocuklukta oyun oynaması, okul döneminde ise sürekli olarak ders çalışmasının söylenmesi doğru değil. Okul döneminde elbette çocuğun sorumluluklarının üstünde durulmalı fakat oyun hakkı elinden alınmamalı. Okul dönemi çocuklarıyla da düzenli olarak oyun oynanmalı fakat seçilen oyunların yaşına ve gelişim özelliklerine uygun olması sağlanmalı, çocuk bu yönde teşvik edilmeli ve desteklenmeli.”</p>
<p><strong>Oyun, hoşgörü ve yardımlaşmayı da öğretiyor</strong></p>
<p>Bilişsel gelişim oyunlarıyla çocuğun hem akademik alandaki başarısının artacağına hem de toplulukla yapılan aktivitelerle birlikte sosyal anlamda gelişecek hoşgörü, yardımlaşma ve toplum içinde nasıl davranılması gerektiği ile ilgili becerileri öğreneceğine vurgu yapan Tutuş, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Bu hususta ailelere hafta sonları bilmeceler, kutu oyunları, doğada gezintiler, keşifler ya da atık materyallerden etkinlikler yapmak gibi aktiviteler önerilmekte. Okul zamanında ise çocukların teneffüs aralarında arkadaşlarıyla bir arada olarak aktif bir şekilde oyun oynamasını sağlamak; hem ders aralarında dinlenmesine yardımcı olarak derste konsantrasyonun artmasını sağlayacak hem de arkadaşlarıyla akran ilişkilerini güçlenmesine katkısı olacak.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-ders-calis-soylemi-dogru-degil-cocuklar-okul-zamani-da-oyun-oynar-407215">Sürekli &#8216;Ders Çalış&#8217; Söylemi Doğru Değil! Çocuklar okul Zamanı da Oyun Oynar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli Dışarıdan Yemek Sağlığa da Bütçeye de Zararlı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-sagliga-da-butceye-de-zararli-406535</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 12:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bütçeye]]></category>
		<category><![CDATA[dışarıdan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığa]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=406535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemenin gerek ekonomik gerekse de sağlık açısından etkilerini değerlendirdi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-sagliga-da-butceye-de-zararli-406535">Sürekli Dışarıdan Yemek Sağlığa da Bütçeye de Zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Evde yemek yapmanın maliyet açısından avantaj sağladığını dile getiren uzmanlar, günümüz koşullarında hazır yemeklerin, zaman ve pratiklik kazandırmış olsa da obezite başta olmak üzere kalp damar hastalıkları ve diyabet gibi kronik hastalıklara neden olabildiğini vurguluyor. Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Nurseda Hatunoğlu, “Evde yemek yapmanın, dışarıda yemek yemeye göre en temel farklarından biri besin hijyenin daha iyi sağlanmasıdır. Hijyenin sağlanamadığı durumlarda, besinler çeşitli nedenlerle kirlenerek besin zehirlenmelerine neden olabilmektedir.” uyarısında bulundu.</strong> </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemenin gerek ekonomik gerekse de sağlık açısından etkilerini değerlendirdi. </p>
<p>Günümüzde dışarıdan yeme alışkanlığının arttığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hatunoğlu, “Gelişen besin endüstrisi, yaşam biçiminde ve sosyo-kültürel yapıdaki değişimler bireylerin daha fazla toplu beslenme hizmetlerinden yararlanmasına, hazır veya yarı-hazır besinlerin tüketiminde artışa neden olmaktadır. Bugünkü çevremiz kolaylıkla elde edilebilen oldukça ucuz, lezzetli ve yüksek enerjili besinlere kolay ulaşım sağlamaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Dışarıda genellikle yüksek kalorili, işlenmiş ve yağlı yemek bulunuyor </strong></p>
<p>Genetik ve hormonal etmenlerin dışında obeziteye neden olabilen en önemli çevresel etmenin beslenme alışkanlığı olduğuna vurgu yapan Hatunoğlu, “Bu nedenle doğru bir beslenme davranışını sağlamada sürekli dışarıdan yemek uygun değildir. Dışarıda yemek yemek genellikle yüksek kalorili, işlenmiş ve yağlı fast food veya restoran yemeklerini içerebiliyor. Bu tür besinlerin fazla miktarda tüketimi obezite başta olmak üzere kalp damar hastalıkları, diyabet gibi kronik hastalıklara neden olabiliyor. Ancak sağlıklı besin seçimleri yapılarak dışarıdan yemek yemek, sağlıklı bir beslenmeye olumlu yönde etki edebilir. Doğru restoran seçimi, porsiyon kontrolü, işlenmiş, aşırı tuz ve şeker içeren besinlerden kaçınılarak dışarıda da sağlıklı bir beslenme sürdürülebilir. Böylece kişi hem iştah kontrolünü yapacak hem de sosyal açıdan kendisini iyi hissedecektir.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hazır yemekler uzun vadede sağlık sorunlarına neden olabiliyor</strong></p>
<p>Hatunoğlu, günümüz koşullarında hazır yemeklerin, zaman ve pratiklik kazandırmış olsa da sağlıksız besin içeriğine sahip olabildiğine dikkati çekerek, bu besinlerin yüksek miktarda katkı maddesi, yağ, tuz ve şeker içerebildiğini ve bu besinlerin uzun vadede tüketildiğinde çeşitli sağlık sorunlarına neden olabildiğini anlattı.</p>
<p>Çoğu restoran menüsünün sağlıklı ve dengeli yemek seçeneklerini içerdiğini kaydeden Hatunoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bir yemek ne kadar sağlıklı olursa olsun porsiyon kontrolüne dikkat edilmediği sürece yüksek kalori alımına neden olabilir. Bu nedenle hem hazır yemeklerde hem de restoran yemeklerinde bilinçli ve dengeli tercihler yapmak sağlık açısından oldukça önemli. Doğru hazırlama, bekletme ve pişirme yöntemleri kullanılmazsa besin içeriklerinde kayıp oluşabilir. Ayrıca kızartma gibi yöntemler kullanıldığında sağlığa zararlı maddeler ortaya çıkar. İşlenmiş besinler de daha az besin değerine sahiptir.”</p>
<p><strong>İştah kontrolünü düzenlemede zorluk yaşanabiliyor </strong></p>
<p>Hatunoğlu, dışarıdan yemek yemenin, doğru seçimler yapıldığında porsiyon kontrolü ve besin çeşitliliğine dikkat edildiğinde kişinin günlük besin ihtiyaçlarını karşılayabildiğini ifade ederek, “Bu nedenle sağlıklı yemekleri içeren menüye sahip restoran seçimlerinin yapılması önemlidir. Ancak günlük alınması gereken karbonhidrat, protein, yağ dengesi kurulmadığında kişi iştah kontrolünü düzenlemede zorluk yaşayabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğru seçimler yapılırsa dışarıdan yiyerek de sağlıklı beslenmek mümkün </strong></p>
<p>Dışarıdan sağlıklı bir yemek seçilmesinin mümkün olduğunu da kaydeden Hatunoğlu, restoran menüsü incelenerek posa, vitamin ve mineral içeriği zengin olan taze sebzeler ile hazırlanmış salata, ızgara veya buharda pişirilmiş et ve sebze yemekleri ile çorbaların da tercih edilebileceğini anlattı.</p>
<p>Nurseda Hatunoğlu, dışarıda yemek yemenin dengeli ve sağlıklı seçimler yapıldığı takdirde besin ihtiyaçlarını karşılamada bir seçenek olabileceğini ancak evde yemek hazırlamanın, besin içeriğini korumada ve sağlıklı bir beslenme alışkanlığını kazandırmada önde geldiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Evde yemek yapmak keyifli bir hale dönüştürülebilir</strong></p>
<p>Evde yemek yapmanın, dışarıda yemek yemeye göre en temel farklarından birinin besin hijyenin daha iyi sağlanması olduğunu belirten Hatunoğlu, evde yemek yapmanın yararları konusuna değinerek sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Hijyenin sağlanamadığı durumlarda, besinler çeşitli nedenlerle kirlenerek besin zehirlenmelerine neden olabilir. Toplu beslenmenin yapıldığı yerlerde besinlerin hazırlanması ve bekletilmesi sırasında besin değeri kayıpları daha fazla olur. Ayrıca evde yemek yapmak maliyet açısından da avantaj sağlar. Evde yemek yapmayı teşvik etmek için; evde yemek yapmak bir iş yükü gibi görülmeden keyifli ve pratik bir hale dönüştürülebilir. Haftalık besin alışverişi yapılarak, haftalık yemek planlaması yapılabilir. Lezzetli, düşük bütçeli ve pratik tarifler oluşturulabilir. Gıda katkı maddesi içermeyen dondurulmuş ürünler tercih edilebilir. Sebzeler, özellikle yeşillikler önceden yıkanıp kurutularak saklanabilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-sagliga-da-butceye-de-zararli-406535">Sürekli Dışarıdan Yemek Sağlığa da Bütçeye de Zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haliç Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesindeki Kids Academy başarılı bir eğitim yılını geride bıraktı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halic-universitesi-surekli-egitim-merkezi-bunyesindeki-kids-academy-basarili-bir-egitim-yilini-geride-birakti-400722</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 11:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarılı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bıraktı]]></category>
		<category><![CDATA[bünyesindeki]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[geride]]></category>
		<category><![CDATA[haliç]]></category>
		<category><![CDATA[kids]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yılını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haliç Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde kurduğu KİDS ACADEMY’de bu yıl ‘Çocuk Üniversitesi’nin ilk mezunlarını verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halic-universitesi-surekli-egitim-merkezi-bunyesindeki-kids-academy-basarili-bir-egitim-yilini-geride-birakti-400722">Haliç Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesindeki Kids Academy başarılı bir eğitim yılını geride bıraktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haliç Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde kurduğu KİDS ACADEMY’de bu yıl ‘Çocuk Üniversitesi’nin ilk mezunlarını verdi. Uzman eğitmen kadrosuyla Sürekli Eğitim Merkezi ve yaz okulu döneminde özgün içeriklerle eğitimlerine devam eden KIDS ACADEMY, güz döneminde de geniş yelpazedeki eğitim programlarına devam ediyor.</strong></p>
<p>Nitelikli temel akademik eğitimin yanı sıra, yaşam boyu eğitim modelleriyle de ön plana çıkan Haliç Üniversitesi, Ekim 2023’te Kids Academy’i açarak bu atılımlarına bir yenisini daha eklemişti. Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde eğitime başlayan ve 7-12 yaş aralığındaki çocuklara yönelik geniş kapsamlı eğitimler veren Kids Academy’de (Çocuk Üniversitesi), ilk mezuniyet heyecanı yaşandı. Yıl boyu süren eğitimlerde çocukların sosyal becerilerine ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak farklı branşlardaki atölyeler, çocukların bilim ve sanat ile buluşmasını sağladı. Sanat, bilim, aşçılık, yabancı dil, tiyatro ve drone atölyeleri gibi çeşitli alanlarda eğitim gören junior üniversiteliler, eğlenerek öğrendikleri bir sürecin sonuna geldiler. Kids Academy’nin ilk öğrencileri, toplamda 150 saat süren eğitimin ardından mezun oldular. Haliç Üniversitesi Rektörü <strong>Prof. Dr. Zafer Utlu</strong> ve Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Feride Nur Ayrancı’nın da hazır bulunduğu Kids Academy mezuniyet töreninde, öğrenciler ve aileleri renkli anlar yaşadı. Minik üniversiteliler kep atma heyecanından sonra diplomalarını ise Haliç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Utlu’dan aldılar. Rektör Utlu; Kids Academy’nin ilk mezunlarını vermenin gurur ve mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdiği tören konuşmasında: <em>‘‘Yükseköğretimde çeyrek asrı geride bırakan ve bu köklü mirasıyla her zaman ileri bir bilgi toplumunun yaratılmasına katkı sağlamayı ilke edinmiş olan Haliç Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde kurduğu Kids Academy ile, aynı zamanda akademinin toplumla bağlarını daha da güçlendirmeyi hedefledi. Ve bugün eğitimlerini tamamlayarak mezun olan çocuklarımız, bu gayemizi başarıyla hayata geçirmiş olduğumuzun en güzel göstergesi’’</em> şeklinde konuştu. </p>
<p>Bu yıl ilk uzun dönem mezunlarını veren Kids Academy, eğlenceli, nitelikli ve dopdolu içerikler sunan eğitimlerine tatil döneminde ise yaz okulu programlarıyla devam etti. Bilim &#038; Sanat, Dans ve Aşçılık Atölyeleri gibi çocukların interaktif katılımını destekleyen eğitim modülleri sunan SEM Kids Academy’de çocuklar, verimli ve eğlenceli bir yaz dönemi geçirdi. Yaz okulu içeriklerinden biri olarak çocuklara özel düzenlenen ‘<em>Köpek Destekli Eğitim’</em> ise, çocuklar ve aileleri tarafından ilgi ve beğeniyle karşılandı. </p>
<p>Haliç Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nden Doç. Dr. İlhan Odabaş, Öğr. Üyesi Billur Yarsuvat, klinik psikolog Gökçe Akın, köpek eğitmeni Cihan Akın ve çocuk gelişim uzmanı Şenay Kandemir’in rehberliğinde gerçekleşen Köpek Destekli Eğitim atölyesinde; çocuklar terapi köpeği Mocha ile yaratıcı ve eğlenceli bir gün geçirdi.</p>
<p>Okul öncesi eğitimin çocukların kişisel, sosyal ve zihinsel gelişimi için son derece önemli olduğunu dile getiren Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Feride Nur Ayrancı, SEM ve Kids Academy’nin yeni dönemi için şunları söyledi: <em>“Haliç Üniversitesi’nin ‘çocuk üniversitesi’ temelinde hayata geçirdiği Kids Academy’de çocuklarımız ve de bizler için unutulmaz kazanımlarla dolu bir yılı geride bıraktık. Üniversitemizin böylesine kapsamlı, hassasiyet ve yetkinlik gerektiren bir eğitim alanında öncü olmasının haklı gururunu yaşıyoruz. Kids Academy ile çocukların bilim ve sanat ile buluşmasına imkân sağlayarak, onlara arkadaşlık, empati, paylaşım, liderlik, takım çalışması ve sorumluluk kazanma gibi önemli gelişim başlıklarında katkı sağlamayı hedefledik. İlk uzun dönem mezunlarımızın ardından, ilk yaz okulu öğrencilerimizi de mezun etmekten dolayı oldukça mutluyuz. Yoğun katılımlı ve verimli geçen bir yılın ardından, Sürekli Eğitim Merkezi olarak geniş kapsamlı eğitimlerimizin güz dönemine başlıyoruz.   Rektörlük onaylı tüm sertifika programlarımızda ve Kids Academy bünyesinde yeni dönem kayıtlarımız devam ediyor ve büyük bir ilgi görüyor. Haliç SEM’de yeni dönemde de yenilikçi eğitim modüllerimiz, güçlü eğitmen kadromuz ile ‘7’den 77’ye eğitim herkes içindir’ mottomuzu sürdüreceğiz.’’</em></p>
<p>Haliç Üniversitesi öğrencilerine ve de dışardan katılıma açık eğitim ve araştırma merkezleriyle yaşam boyu eğitim stratejisini sürdürerek, bu alandaki öncü kimliğini korumaya devam ediyor. Üniversitenin All In One (Hepsi Bir Arada) konseptli 5. Levent kampüsünde, çocuklara / yetişkinlere yönelik SEM (Sürekli Eğitim Merkezi), yabancılara ve Türkçe öğrenmek isteyen katılımcılara yönelik TÖMER (Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi), Bilim ve Çağdaş Teknolojiler Merkezi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yanı sıra, öğrenci katılımlı Teknoloji Transfer Ofisi ve girişimcilik ekosisteme entegre olarak faaliyetlerini sürdüren Kuluçka Merkezi (HI Center- Haliç Incubation Center) bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halic-universitesi-surekli-egitim-merkezi-bunyesindeki-kids-academy-basarili-bir-egitim-yilini-geride-birakti-400722">Haliç Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesindeki Kids Academy başarılı bir eğitim yılını geride bıraktı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 11:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[barbie]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[giyiyor]]></category>
		<category><![CDATA[gözlü]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[renkli]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topuklu]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor. Barbie Bebek Sendromu’nun yeme bozuklukları ve depresyon gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla görülebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günümüzde yetişkinler arasında da  bu sendromun karşımıza çıktığının altını çiziyor. Kız çocuklarının zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşündüklerini söyleyen Demir, Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmenin önemli olduğuna vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, son dönemde sinema filmiyle yeniden gündeme gelen Barbie Bebek Sendromu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Barbie, kız çocuklarının beden imajını etkiledi</strong></p>
<p>Çocukluk döneminde çoğu çocuğun istisnasız oyuncağı olan Barbie’den adını alan ‘Barbie Bebek Sendromu’nun son günlerde yeniden gündemimizde olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Barbie’nin üretici firması 1959 yılında bu oyuncak bebeği piyasaya sürdüğünde, ‘beden imajı’ henüz gündemde olmayan bir kavramdı. Özellikle Amerika’nın büyüyen ekonomik döneminde çocukların hayatına giren Barbie, kadınların dış görünüşlerine dair sosyal bir norm mesajı veriyordu. Zayıf, ince belli, uzun, beyaz tenli ve renkli gözlü olmak ve sürekli topuklu ayakkabı giymek özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsenmeye başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Günümüzde yapılan çalışmalarda bu bebeklerle oynamaya maruz kalan çocukların beden imajlarında ciddi düzeyde bozulmanın gerçekleştiğine vurgu yapan Demir, “Klinik ortama yansıyan kısmıyla yeme bozuklukları, beden algısı bozukluğu, depresyon, anksiyete bozukluklarına neden olabileceği gibi gündelik hayatta, mutsuzluk, içe kapanma, düşük özgüven, çeşitli sağlık sorunları gibi pek çok şekilde kendini gösteriyor. Çünkü Barbie’nin vücut ölçüleri gerçeğe uygun olmayan şekilde tasarlanmış. ‘Mükemmellik’ arayışı genç kızların arasında bebekken oynadıkları Barbie gibi olma arzusu ile yaygınlaşmaya başladı. Beraberinde üretici firma Barbie’nin pek çok farklı meslekten ve beden imajından oluşan versiyonunu üretti. En son ‘Down Sendromlu Barbie’nin piyasaya girmesiyle bu alanda geniş bir repertuar sunmakta diyebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya etkisiyle yetişkinler arasında da devam eden bir durum</strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun kadınlar arasında ince bel, uzun bacaklar gibi tipik mükemmel vücut ölçüleri ve güzellik anlayışı ile kendi bedenleriyle aşırı meşgul olma eğilimini ifade etiğine dikkat çeken Demir, “Bu sendrom, günümüzde hala mevcut. Bu durum sosyal medya ile de yaygınlaşıyor. Özellikle kadınların kusursuz görünme çabası ile sayısız estetik operasyon geçirmesi, fazlaca kozmetik tüketim içinde olması, güzellikleri ile farklı bir alanda ilerleyemeyecek düzeyde ilgilenmeleri hepimizin gözünün önünde olan, dikkat çekici bir durum. Eskiden sıklıkla ergenler arasında görülürken günümüzde yetişkinler arasında da  karşımıza çıktığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşünüyor </strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun sadece beden algısını değiştirmekle kalmadığını belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapılan araştırmalarda 5-8 yaş arasındaki kız çocuklarının yüzde 80’i, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve toplum tarafından daha çok sevileceğini düşündüklerini dile getiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmek önemli</strong></p>
<p>“Son dönemde sinema ile gündeme gelmesiyle beraber de aslında bu dünyanın yapaylığına vurgu yapılıp, gerçek insan olarak dünyada yaşamaya dair bir pencere de açılmış gibi.” yorumunu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Her ne kadar Barbie Bebek Sendromu içinde olan kişi bu durumun farkında olmasa da mükemmel görünüm, mükemmel vücut ölçülerinin gerçekçi olmadığını fark etmek psikolojik sağlığımız açısından önemli. Gerçekçi olmayan pembe bir dünyada olmayı arzulamak yerine, gerçek dünyada gerçek ilişkiler kurmak, benlik değerimizi oluşturmak, hayatı sorgulamak, varoluşu keşfetmek ve Barbie figürünü kendimize göre özgün bir şekilde oluşturmak çok daha sağlıklı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay: &#8220;Sürekli İş ve Hizmet Üreten Bir Belediyecilik Anlayışıyla Çalışıyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-surekli-is-ve-hizmet-ureten-bir-belediyecilik-anlayisiyla-calisiyoruz-369359</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 13:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışıyla]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyecilik]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[üreten]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369359</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AK Parti Konya Milletvekili Tahir Akyürek ile birlikte Yalıhüyük ilçesini ziyaret ederek, Büyükşehir Belediyesi tarafından ilçeye kazandırılan Şehir Konağı’nın açılışını gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-surekli-is-ve-hizmet-ureten-bir-belediyecilik-anlayisiyla-calisiyoruz-369359">Başkan Altay: &#8220;Sürekli İş ve Hizmet Üreten Bir Belediyecilik Anlayışıyla Çalışıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AK Parti Konya Milletvekili Tahir Akyürek ile birlikte Yalıhüyük ilçesini ziyaret ederek, Büyükşehir Belediyesi tarafından ilçeye kazandırılan Şehir Konağı’nın açılışını gerçekleştirdi. </p>
<p>Başkan Altay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sürekli iş üreten, hizmet üreten bir belediyecilik anlayışıyla çalıştıklarını belirterek, “Bir taraftan da her gün yeni bir müjdeyle Sayın Cumhurbaşkanımız bizlerle buluşuyor. Bizim temel amacımız, hizmetle birlikte tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet” dedi. AK Parti Konya Milletvekili Tahir Akyürek, “Konya Modeli Belediyeciliğe katkıları artarak devam eden ve Türkiye çapında da Konya’mızın en önlere çıkmasına büyük destek veren çok kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanımıza şehrimiz, partimiz, ülkemiz adına teşekkür ediyorum. Allah Cumhurbaşkanımızdan, belediye başkanlarımızdan, hizmet eden insanlarımızdan razı olsun. Bu eser ve hizmet siyaseti durmadan yola devam edecek inşallah” diye konuştu.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Yalıhüyük Şehir Konağı’nın açılışı yapıldı.</p>
<p>Açılışta konuşan Yalıhüyük Belediye Başkanı Hasan Koçer, bugüne kadar ilçeye kazandırılan tüm yatırımlar dolayısıyla Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’a teşekkür etti.</p>
<p><strong>“GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞIYORUZ”</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, 2014 yılında Yeni Büyükşehir Yasası çıktığında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’in ‘Konya Modeli Belediyecilik’ diye ifade ettikleri belediyecilik modelini tüm taşrada nasıl yapılacağına dair kendilerine en güzel örnekleri sunduğunu belirterek, “Biz de göreve geldiğimiz günden itibaren onun yaktığı ateşi, onun oluşturduğu çıtayı daha yukarıya taşımak için gece gündüz demeden çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Yalıhüyük’e göreve geldikleri günden bu yana güncel bedelle 70 milyon liralık hizmette bulunduklarını kaydeden Başkan Altay, “Bugün de üç temel hedefimizden birisi olan, sosyal hayatın ilçelerimizde yaygınlaşması adına yine Tahir Başkanımız döneminde başlayan şehir konaklarımızın bir tanesinin daha açılışını gerçekleştiriyoruz. Özellikle ilçelerimizde sosyal hayatın merkezi inşa ediliyor. İçinde yüzme havuzu, spor salonları, KOMEK kurslarımızla birlikte adeta hanım kardeşlerimiz için bir sosyalleşme imkanı oluşuyor. Konya’nın önemli markalarından birisi haline dönüştü. Şehir Konağımız inşallah ilçemize önemli hizmetlerde bulunacak” dedi.</p>
<p><strong>“BİZİM ÇOK DAHA BÜYÜK BİR DERDİMİZ VAR”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde sürekli iş üreten, hizmet üreten bir belediyecilik anlayışıyla çalıştıklarını paylaşan Başkan Altay, “Bir taraftan da yoğunlaşan bir şekilde, hizmetlerin ardı arkası kesilmeden, her gün yeni bir müjdeyle Sayın Cumhurbaşkanımız bizlerle buluşuyor. Sayacak olursak onlarca hizmet var. Ama bizim çok daha büyük bir derdimiz var. Bizim çok daha büyük bir amacımız var. Özellikle bu seçimlerde şunu ifade ediyoruz: Bizim temel amacımız, hizmetle birlikte ‘tek vatan’, ‘tek bayrak’, ‘tek devlet’, ‘tek millet’. İnşallah, bu seçimlerde Sayın Cumhurbaşkanımızı en yüksek oyla birinci turda tekrar seçerek büyük ve güçlü Türkiye önünde başlattığı, devam eden projelerimizi tamamlama fırsatı verecek ve hep birlikte bu dönemin sonunda Türkiye’nin sadece bölgesinde değil; dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi olduğuna şahit olacağız. Açılışını yaptığımız şehir konağımız ilçemize hayırlı olsun” cümlelerini kullandı.</p>
<p><strong>BAŞKAN ALTAY’A TEŞEKKÜR ETTİ</strong></p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili ve 28. Dönem Milletvekili Adayı Tahir Akyürek ise “Konya Modeli Belediyeciliğe katkıları artarak devam eden ve Türkiye çapında da Konya’mızın en önlere çıkmasına büyük destek veren çok kıymetli Büyükşehir Belediye Başkanımıza şehrimiz, partimiz, ülkemiz adına teşekkür ediyorum” diyerek sözlerine başladı.</p>
<p><strong>“TÜRKİYE LİDER ÜLKE OLACAKSA CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINDA RECEP TAYYİP ERDOĞAN OLMALI”</strong></p>
<p>Sadece Nisan ayı içerisinde Avrupa’daki en önemli 8-10 yatırımın büyük çoğunluğunun Türkiye’de yapıldığına dikkat çeken Akyürek, “Ulusal bazda bunlar yapılıyor ve devam ediyor. Yerelde de Büyükşehir Belediyemizin bir yatırımının ya temelini atıyoruz ya açılışını yapıyoruz. Allah Cumhurbaşkanımızdan, belediye başkanlarımızdan, hizmet eden insanlarımızdan razı olsun. Bu eser ve hizmet siyaseti durmadan yola devam edecek inşallah. Başkaları ne yapıyor? Laf, laf, laf. Türkiye eğer lider ülke olacaksa, Türkiye büyük Türkiye hedefini gerçekleştirecekse, Cumhurbaşkanlığı makamında Recep Tayyip Erdoğan olmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>YALIHÜYÜK ŞEHİR KONAĞI DUALARLA AÇILDI</strong></p>
<p>Yalıhüyük Kaymakamı İbrahim Yazıcı, Bozkır Belediye Başkanı Sadettin Saygı, AK Parti Yalıhüyük İlçe Başkanı Yusuf Pişkin, MHP Yalıhüyük İlçe Başkanı Abdullah Ceran ve vatandaşların da katıldığı açılışta konuşmalardan sonra dualarla Yalıhüyük Şehir Konağı’nın açılışı yapıldı.</p>
<p>AK Parti Konya Milletvekili Tahir Akyürek ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, daha sonra ilçe esnafını ziyaret ederek hayırlı işler dilerken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ilçeye kazandırılan Millet Bahçesi’nde de incelemelerde bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-surekli-is-ve-hizmet-ureten-bir-belediyecilik-anlayisiyla-calisiyoruz-369359">Başkan Altay: &#8220;Sürekli İş ve Hizmet Üreten Bir Belediyecilik Anlayışıyla Çalışıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelişmiş sürekli tehditlere karşı çözümün adresi ESET</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelismis-surekli-tehditlere-karsi-cozumun-adresi-eset-367511</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 07:42:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[adresi]]></category>
		<category><![CDATA[çözümün]]></category>
		<category><![CDATA[eset]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmiş]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tehditlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367511</guid>

					<description><![CDATA[<p>ESET, Radicati Market Quadrant’ta dördüncü kez ‘En İyi Oyuncu’ seçildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelismis-surekli-tehditlere-karsi-cozumun-adresi-eset-367511">Gelişmiş sürekli tehditlere karşı çözümün adresi ESET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ESET, Radicati Market Quadrant’ta dördüncü kez ‘En İyi Oyuncu’ seçildi</strong></p>
<p><strong>Dijital güvenlik alanında küresel lider olan ESET, Radicati’nin 2023 Gelişmiş Sürekli Tehdit (APT) Koruması Market Quadrant raporunda ‘En İyi Oyuncu’ seçildi. ESET Teknoloji Başkanı Juraj Malcho Radicati&#8217;den aldıkları  ödülle gurur duyduklarını belirtti.</strong></p>
<p>Elde edilen başarı ESET&#8217;in genişlik ve derinlikte işlevsellik sunan ürünleriyle pazar lideri olmasının yanı sıra gelecek için sağlam bir vizyona sahip olduğunun da bir göstergesi durumunda. ESET&#8217;in raporda vurgulanan temel güçlü yönleri, ESET Inspect ile birlikte ayrıntılı görünürlük, risk değerlendirmesi, olay müdahalesi, soruşturma ve düzeltme ile genişletilmiş algılama ve yanıt (XDR) sağlayan birleşik tek tıkla güvenlik yönetimi platformu ESET PROTECT&#8217;in yetenekleri oldu. </p>
<p>ESET çözümlerinin geniş müşteri ağında çok dilli destek sunması ve karşılığında müşterilerin ESET&#8217;in çözümlerini dağıtım ve kullanım kolaylığı nedeniyle takdir etmeleri, ESET&#8217;in müşterilerine olan bağlılığını geliştirmeye yönelik sürekli çabasını yansıtıyor. ESET Endpoint Security çözümlerini Intel® TDT ile birleştiren ESET&#8217;in Intel ile gelişmiş atlatma teknikleri kullanan tehditlerin algılanmasına yardımcı olmak için ek bir tehdit telemetri kaynağı olduğu da dikkate değer. </p>
<p><strong>Bilime dayalı güvenlik yaklaşımı </strong></p>
<p>ESET Teknoloji Başkanı Juraj Malcho üst üste dördüncü kez ‘En İyi Oyuncu’ seçilmeleri  ile ilgili  şunları söyledi: “Radicati&#8217;den aldığımız son ödülle gurur duyuyoruz. Sektörümüzde tutarlı bir şekilde En İyi Oyuncu olmak, sürekli gelişme gösterdiğimizin, çok katmanlı ve verimli çözümlerimizi besleyen küresel tehdit istihbarat sistemlerini geliştirmeye yönelik bilime dayalı, önce güvenlik yaklaşımımızın doğru olduğunun kanıtı. Müşterilerimizin çözümlerimize, uzmanlığımıza ve çözümlerimizin kullanım kolaylığına değer verdiğini duymak bizim için ayrıca sevindirici.”</p>
<p>Rapor, XDR etkinleştirme ve tehdit avlama yeteneklerine sahip birleşik tek tıkla güvenlik yönetimi platformu ESET PROTECT&#8217;i, ESET PROTECT platformunun ihlal önleme, gelişmiş görünürlük ve düzeltme sağlayan XDR&#8217;yi etkinleştiren bileşeni ESET Inspect’i; bulut tarafından yönetilen gelişmiş tehdit savunması ESET LiveGuard Advanced’i; kuruluşların bilinen ve henüz bilinmeyen tüm tehditlere karşı koruma sağlaması için birden çok teknolojiyi kullanan çok katmanlı bir yaklaşım olan ESET Endpoint Security’yi; olayların araştırılmasını ve proaktif tehdit avcılığı sunan özelleştirilmiş, entegre bir güvenlik hizmetleri paketi olan ESET&#8217;in yönetilen algılama ve yanıt hizmetini ve son olarak, hedefe yönelik saldırılar, gelişmiş sürekli tehditler (APT&#8217;ler), sıfır gün ve botnet etkinlikleri hakkında ESET uzmanları tarafından toplanan ve küresel bilgi sağlayan ESET tehdit istihbarat hizmetini değerlendirdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelismis-surekli-tehditlere-karsi-cozumun-adresi-eset-367511">Gelişmiş sürekli tehditlere karşı çözümün adresi ESET</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Sürekli Erteliyoruz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 08:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erteliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde hızla değişen yaşam koşulları bazen kişileri değişimin hızına ayak uydurma konusunda zorlayabilmektedir. Bu durum kişilerde erteleme davranışına neden olabilmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan erteleme davranışı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380">Neden Sürekli Erteliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde hızla değişen yaşam koşulları bazen kişileri değişimin hızına ayak uydurma konusunda zorlayabilmektedir. Bu durum kişilerde erteleme davranışına neden olabilmektedir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan erteleme davranışı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, “Hepimiz gün içinde sağlık, duygu durumu ya da kişisel faktörler gibi bazı olay ya da durumlara bağlı olarak erteleme davranışında bulunabiliriz. Ancak her yetiştiremediğimiz ya da sonraki güne aktardığımız işler erteleme bozukluğu yaşadığımız anlamına gelmez.</p>
<p>Erteleme, öngörülebilir olumsuz sonuçlara rağmen gerçekleştirilmesi istenen davranışın bilinçli olarak gerçekleştirilememesidir. Erteleme davranışını, kişilerin yapması gereken işleri zamanında yapmaması ya da yapmaktan kaçınması olarak tanımlayabiliriz. Erteleme davranışında spesifik olay ya da durumlardan ziyade kişinin tüm yaşamında sıklıkla görülüyor olması ve yaşamını önemli ölçüde etkiliyor olması müdahale için önemli bir faktördür” dedi.</p>
<p><strong>‘’Erteleme davranışının başlı başına bir ruhsal hastalık değil, bir ruhsal hastalığın sonucu ve müdahale edilmediğinde de sürdürücüsü olabileceğini söyleyebilirim.’’ </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, ”Erteleme davranışı kişiyi kısa vadede rahatlatabilir ancak uzun vadede işlevsel olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Ödüllendirilen davranışlar tekrarlama eğilimindedirler. Yapmak durumunda olduğumuz şeyin kendisi bazen can sıkıcı ve bunaltıcı olabilir ve bundan kaçınmak için ertelediğimizde geçici bir rahatlama hissederiz. Bu rahatlama hissi insan için bir ödül gibidir ve sürekli hale geldiğinde erteleme alışkanlığı kazanırız. İnsan kısa vadedeki bu rahatlama hissine alışıp sürekli olarak kaçınmaya başlarsa uzun vadede istek ve ideallerinden uzaklaşır” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilir”</strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, “Erteleme davranışının getirdiği sonuçlar sadece kişilerin o anki günlük işi üzerinde değil, kişileri fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan da bütünüyle olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durum uzun vadede kişilerin yaşamdan aldıkları doyumu düşürerek, depresyon, anksiyete ve yüksek stres algısı gibi psikolojik belirtilere; uyku bozukluğu ve şiddetli düzeyde ağrı gibi fiziksel belirtilere, öz güven eksikliği ve sosyal içe çekilme gibi sosyal belirtilerin oluşumuna neden olabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erteleme davranışına neden olan faktörler/tetikleyiciler:</strong></p>
<ul>
<li>Zaman yönetimi konusunda güçlük yaşayan kişilerde</li>
<li>Mükemmeliyetçi kişilik örüntüsüne sahip kişilerde</li>
<li>Gerçekçi ve ulaşılabilir hedef oluşturmayan kişilerde </li>
<li>Başarısızlık korkusu olan, yetersizlik inancı yüksek ya da özgüveni düşük olan kişilerde</li>
<li>Odaklanmada zorluk çeken, dikkat eksikiliği olan ya da çabuk sıkılan dürtüsel kişilerde</li>
<li>Erken dönemden itibaren sorumluluk verilmemiş kişilerde </li>
<li>Sürekli olarak diğerleri tarafından ihtiyaçları karşılanan kişilerde</li>
<li>Sosyal medya kullanımı yoğun olan kişilerde erteleme davranışının patolojik boyutta görülme ihtimalinin yüksek olduğu söylenebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Erteleme Davranışını Önlemek İçin Neler yapılabilir?</strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle varsa erteleme davranışına yol açan yaşam koşulları saptanmalıdır. </li>
<li>İkincisi gerçekçi, ulaşılabilir, olumlu ve esnek bir hedef oluşturmaya özen gösterilmelidir.  </li>
<li>Genel hedeflerden ziyade zaman ve öncelik sırasına uygun spesifik hedefler oluşturulmalıdır. </li>
<li>Ya hep ya hiç düşüncesi yerine esnek düşüncelere yönelmek son derece önemlidir. Örneğin, iki saat ders çalışmayı hedefleyen ancak bu konuda erteleme davranışında bulunan bir öğrencinin hiç çalışmamak yerine yarım saat olsa dahi çalışmak için adımlar atması hatta kitaplarını masaya koyması bu adımlar arasında sıralanabilir.</li>
<li>Aynı anda birden fazla hedef yerine tek bir hedefe odaklanmak erteleme davranışına müdahalede önemli bir adım olduğunu söyleyebilirim. Özellikle bir hedefi gerçekleştirme konusunda zorlanıyorsanız aynı anda birden fazla davranışı gerçekleştirmek kişiyi daha fazla yorabilir ve erteleme davranışını beraberinde getirebilir. </li>
<li>Ertelediğiniz davranışa yönelik yakınlarınızdan destek almak.</li>
<li>Tüm bu adımlara rağmen erteleme davranışınızın devam ettiğini düşünüyorsanız ve bu durum günlük hayatınızda ki işlevselliğinizi olumsuz yönde etkilemeye başladıysa psikoterapi desteği almanız psikolojik iyi oluşunuzun sağlanması açısından oldukça önemli olacaktır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-surekli-erteliyoruz-363380">Neden Sürekli Erteliyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyarıyor! Sürekli borsa ekranına bakmak bağımlılığa yol açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-surekli-borsa-ekranina-bakmak-bagimliliga-yol-acabilir-357865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 11:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığa]]></category>
		<category><![CDATA[bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[borsa]]></category>
		<category><![CDATA[ekranına]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın her yerinde sosyal ve ekonomik düzeyi düşük bireylerin şans oyunlarında daha çok para harcadıklarını belirten uzmanlar, orta ve alt orta sınıfların ise sınıfsal konumlarına uygun olarak şans oyunları yerine daha çok borsa, coin ve kaldıraçlı forex piyasaları gibi alanlara yöneldiklerini ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-surekli-borsa-ekranina-bakmak-bagimliliga-yol-acabilir-357865">Uzmanlar uyarıyor! Sürekli borsa ekranına bakmak bağımlılığa yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyanın her yerinde sosyal ve ekonomik düzeyi düşük bireylerin şans oyunlarında daha çok para harcadıklarını belirten uzmanlar, orta ve alt orta sınıfların ise sınıfsal konumlarına uygun olarak şans oyunları yerine daha çok borsa, coin ve kaldıraçlı forex piyasaları gibi alanlara yöneldiklerini ifade ediyor. Borsayı oyun gibi görerek para yatıran bu kitlenin kader, şans gibi etkenlere inandıklarını vurgulayan Prof. Dr. Barış Erdoğan, gün içindeki gerilimlerden kaçarak hayallere dalmak için sürekli borsa ekranını takip ettiklerine ve bu durumun da bir süre sonra diğer bağımlılıklar gibi patolojik hale gelebildiğine dikkat çekiyor. </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Erdoğan, hem bireysel hem de sosyal sağlık açısından borsanın bir oyun gibi değil orta ve uzun vadeli bir yatırım alanı olarak kabul edilmesini tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, orta ve orta alt sınıfların şans oyunlarına ve borsaya bakış açıları hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu, tavsiyelerini paylaştı.</p>
<p><strong>Ekonomik düzey düştükçe şans oyunlarına yönelim artıyor</strong></p>
<p>Dünyanın her tarafında sosyal ve ekonomik düzeyi düşük olan bireylerin riskli işlere daha çok para yatırdığı ve şans oyunlarına daha çok para harcadığının görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Özellikle ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde bu davranış biçimi daha da yaygınlaşıyor. Örneğin ABD&#8217;deki hanelerin piyango bileti harcamaları yılda yaklaşık 162 dolarken, düşük gelirli haneler yaklaşık 289 dolar harcıyorlar. Gelir seviyesi yılda 10 bin doların altına düşen bireyler ise yılda 597 dolarlık şans oyunu harcaması yapıyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Orta ve alt orta sınıflar borsaya yöneliyor</strong></p>
<p>Orta ve alt orta sınıfların sınıfsal konumlarına uygun olarak şans oyunlarının yerine daha çok borsa, coin ve kaldıraçlı forex piyasaları gibi alanlara yöneldiklerini ifade eden Prof. Dr. Barış Erdoğan “Ama bu oyuncular aynı şans oyunu oynar gibi bu finansal alanlarda hareket ediyorlar. Oysa borsalar bir yatırım yeridir. Ancak halkın ağzında genelde borsada oynamak ifadesi kullanılıyor. Bu söylem bir rastlantı değil gerçeğin açıkça dile gelmesidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kader ve şansa inanıyorlar</strong></p>
<p>Borsada hisselere parasını yatıran ve bunu oyun gibi gören orta ve orta alt sınıfların finansal okuryazarlık bilgisi yerine kader, şans, büyü veya akran gruplarının etkisiyle hareket ettiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Borsa yatırımcı platformlarındaki yazışmalar, orta ve orta alt sınıfların borsa ve yatırımla nasıl bir ilişki kurduğunu açıkça gösteriyor. Toplumsal yapıdan kaynaklı hayal kırıklıklarını, dezavantajlı konumlarını ters düz etmek için bir gün hisselere bir başka gün coinlere bel bağlayan bu kitle, yatırım araçlarıyla adeta duygusal bağ kuruyor.  Platformlardaki yazışmalara baktığımızda bu yatırım enstrümanlarını bazen bir yarış atı gibi görüp ‘yürü oğlum, kızım’ diye yorum yazanlara, ‘bugün bari bizi güldür’ diye hisseden medet umanlara, ya da hisseye küfür edenlere çokça rastlanabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Borsayı bir şans oyunu olarak görüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Barış Erdoğan, borsayı bir şans oyunu gibi gören ve çoğunlukla da borsada kağıtlar belli bir seviyeye ulaştıktan sonra giriş yapan bu kitlenin fiyatların hep yükseleceğini umut ettiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Tıpkı diğer kumar oyunlarındaki gibi borsa oyuncusu da sürekli sosyal statüsüyle ilgili memnuniyetsizliğini ve dezavantajlı konumunu kısa sürede düzeltebileceği hayaller eder. Borsa yükselirken oluşan aşırı iyimser hayaller, düşerken ise felaket senaryolarına dönüşür. Zorlukla oluşturulmuş yılların birikimi ya da borç para ile oluşturulan portföye bütün umutlar ve riskler bağlanıldığı için oyuncu gün içinde onlarca kez borsadaki durumu huzursuzca kontrol etme ihtiyacı duyar. Oysaki dünyanın en büyük borsa yatırımcılarından Warren Buffet’nin çalışma odasında bilgisayar bile yoktur. Bilinç değer yatırımcıları finansal raporları okuyarak, dünyadaki makro gelişmeleri takip ederek uzun vadeli yatırım yaparlar ve çoğu zamanda kazanan onlar olur.”</p>
<p><strong>Borsa takibi patolojik sorun haline gelebilir</strong></p>
<p>Borsaya giren orta ve orta alt sınıfların tıpkı kumarhaneye yeni girenler gibi ilk başta kazanıp borsa belli bir seviyenin üstüne çıkmışken kâğıt almaya başladıklarını belirten Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Ama borsa bir noktaya gelir ve düşüş başlar.  Oyuncu gün içindeki gerilimlerden kaçmak, umut, hayallere dalmak ve öfkesini kusmak için sürekli olarak borsa ekranını telefonundan bilgisayarından takip etmeye başlar. Bu süreç bir süre sonra adeta diğer bağımlılıklar gibi patolojik bir sorun haline de gelebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Borsa oyun değil yatırım alanı olarak görülmeli</strong></p>
<p>Konsantrasyonun borsaya yoğunlaştırılmasının esas işleri ve aileyi zaman içinde geri plana doğru da atabileceğini ifade eden Prof. Dr. Barış Erdoğan, “Türkiye borsaları akşam 18’de kapanır ama gece yarısına kadar Amerikan borsaları açıktır. Asya piyasaları, coin borsaları zaten 7 gün 24 saat açık. Böylece yatırım dünyası tüm zamanınızı ve uykularınızı çalabilir. Psikolojik ve sosyal olarak böylesi bir ortama hazır olmayanlar özellikle de orta ve orta alt sınıflar hem kişisel olarak bu işten zarar görüyorlar hem de iş, aile ve sosyal çevreleri olan ilişkilerini ihmal etme riski taşıyorlar. Yani hem maddi hem de manevi zarara uğrama ihtimalleri çok yüksek. O yüzden borsayı günlük bir oyun değil orta ve uzun vadeli bir yatırım alanı olarak görmek hem bireysel hem de sosyal sağlığımız için gerekli ve önemli.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-surekli-borsa-ekranina-bakmak-bagimliliga-yol-acabilir-357865">Uzmanlar uyarıyor! Sürekli borsa ekranına bakmak bağımlılığa yol açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Sürekli kötü haber okumak bağımlılığa yol açıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-surekli-kotu-haber-okumak-bagimliliga-yol-aciyor-354179</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Mar 2023 11:30:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığa]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görülen kötü haberlerin merak duygusunu artırdığını ve bir süre sonra bağımlılık oluşturduğunu belirten uzmanlar, ‘Doomscrolling’ olarak tanımlanan aralıksız kötü haber okuma eğiliminin kişide kaygı, korku, irkilme hissi, sürekli ağlama ve umutsuzluk gibi semptomlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. K</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-surekli-kotu-haber-okumak-bagimliliga-yol-aciyor-354179">Dikkat! Sürekli kötü haber okumak bağımlılığa yol açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Görülen kötü haberlerin merak duygusunu artırdığını ve bir süre sonra bağımlılık oluşturduğunu belirten uzmanlar, ‘Doomscrolling’ olarak tanımlanan aralıksız kötü haber okuma eğiliminin kişide kaygı, korku, irkilme hissi, sürekli ağlama ve umutsuzluk gibi semptomlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor. </strong></p>
<p><strong>Kötü haber bağımlılığının kişinin sistemini bozabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bu durumun kişide yoğun anksiyete, depresyon, stres, baş ağrıları ve hormonal değişikliklere yol açabileceğine dikkat çekiyor. Taşkın, doomscrolling etkilerine maruz kalmamak için kötü haberlerden uzak durmayı ve günlük rutinlere kademeli olarak dönmeyi tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi<strong> </strong>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, kötü haber bağımlılığı olarak tanımlanan doomscrolling’in kişide yol açabileceği psikolojik ve nörolojik sorunlara değindi, önemli tavsiyeler paylaştı. </p>
<p><strong>Kötü haberler merak duygusunu artırıyor</strong></p>
<p>Doomscrolling teriminin Türkçe’de aralıksız olarak kötü haber okuma eğilimi ve kötü haber bağımlılığı anlamına geldiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Doomscrolling diğer bir anlamı ile ‘felaket kaydırması’ olarak ifade ediliyor. Görülen kötü haberlerle beraber merak duygusu da artıyor ve sanki yara kaşımak gibi hep bir sonraki haber takip ediliyor. Deprem felaketi ile beraber gördüğümüz kötü haberleri takip ederken ekran ya da sosyal medya başında geçen sürenin farkında bile olmuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Doomscrolling ciddi semptomlara yol açıyor</strong></p>
<p>Felaket kaydırması ile beraber ekran sürelerinin uzadığına ve insanlardaki ruh sağlığının da ciddi düzeyde etkilendiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Felaket kaydırması kişilerde ikincil travmaya sebebiyet verebilir. İkinci travma dediğimiz durumda kişi felakete maruz kalmasa bile yaşamışçasına süreçleri takip edip ve zihninde kurgulayıp travma semptomlarına maruz kalabilir. İrkilme hissi, sürekli ağlama ya da ağlama isteği, uykusuzluk ya da çok uyuma, iştahsızlık ya da tıkınırcasına yeme, kaygı, korku ve umutsuzluk semptomlar arasında görülebilir. Kişilerin bu hislere sahip olması için doğrudan depremi yaşamasına bile gerek yoktur. Kişiler gün boyu yapacağı doomscrolling ile tüm bu semptomları yaşayabilirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişinin sistemini bozabiliyor</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, kötü haber takip etme alışkanlığının durdurulamama sebeplerini ve yol açtığı sorunları şöyle özetliyor;</p>
<p>&#8211; Felakette uğramamış bile olsak felaket ortamı ile bağ kurma ve olup biteni öğrenme ihtiyacı oluşuyor. Genellikle bu kişiler yardım ve faydalı bilgi öğrenme ihtiyacı olarak yorumlasa bile bu oran oldukça düşüktür. Bilgileri faydalı olmadığını fark ettiğimiz anda bu durumun doomscrolling olduğunu anlayıp durdurmalıyız.</p>
<p>&#8211; Durumu bilmek, durumu kontrol edebilme düşüncesi verir. Felaketler bizim için bir bilinmezliği işaret eder ve bilinmezlik insan psikolojisinin baş edemediği en kritik noktalardan bir tanesidir. Kişi sürekli olarak doomscrolling yaparak kontrol ettiğini düşünür. Fakat durum kişinin kontrolünden çok daha uzak olduğu için sadece kaygıya ve kontrol edilemezliğin teyidine yol açar.</p>
<p>&#8211; Tehlikeyi tespit etmek sinir sistemimizin sürekli tetikte kalmasına neden oluyor. Evrimsel olarak da tehlikeyi tespit etmek ve tetikte olmak önemlidir fakat beynin sürekli olarak tehlike hissini tazelemesi ve sürekli tetikte kalması, sinir sisteminin dengesini bozabilir ve psikiyatrik hastalıklara sebebiyet verebilir.</p>
<p>&#8211; Dommscrolling kişinin sistemini bozabilir. Kişide yoğun anksiyete, depresyon, stres ve şikayetler başlayabilir. Hormonal seviyelerde değişikliklere yol açabilir. Sindirim sistemi problemleri, dikkat ve konsantrasyon problemleri, baş ağrıları, uyku ve iştah problemlerine sebebiyet verebilir.</p>
<p><strong>Doomscolling’ten kurtulmak mümkün mü?</strong></p>
<p>Her şey mükemmel gibi bir kenara çekilip deprem felaketi olmamış gibi davranmanın gerçekçi bir yaklaşım olmayacağını belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “İkincil travmanın travmayı yaşayanların ve travma sonrası stres bozukluğuna sahip olanların etkileneceği kadar kişiyi etkilediğini söylemek mümkün. İkincil travmaya maruz kalmamak için doomscrolling‘ten uzak durmak oldukça önemli” dedi. </p>
<p>Taşkın, kademeli olarak kişiye zarar veren bu durumu değiştirmenin mümkün olduğunu şu tavsiyelerle açıkladı:</p>
<p><strong>&#8211; Sınır koymak ve günlük saat belirlemek</strong>: Eğer gün içinde belli saatleri habere ayırırsanız odak noktanız sürekli olarak haberler olmayacaktır. Bu durum da anksiyetenizi azaltmaya yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>&#8211; Rutinlere kademeli geçiş yapmak:</strong> Rutinlere kademeli dönüş yapılması, kişiye güvende olduğu hissini verir. Eğer okul, iş, kurs ve spor gibi sürekli olarak devam ettiğiniz alanlar varsa bunlara devam etmek önemli bir stres düzenleyici olacaktır.</p>
<p><strong>&#8211; Kendi bedeniniz ile temasa geçmek: </strong>Gün içinde depresif duygu durumunuzdan dolayı hiçbir şey yapmak istemiyor olabilirsiniz. Bu durumda da yine doomscrolling’e geçiş yapabilirsiniz. Kendinizi durdurup bedeninize iyi gelecek şeylere odaklanmayı deneyin. Sıcak bir alan, rahat bir vücut pozisyonu, stresi dengeleyecek düzeyde kısa bir yürüyüş, temiz hava gibi size iyi gelen rutinlerden parça parça deneyin.</p>
<p><strong>&#8211; Kişiler ile yüz yüze temasa geçin:</strong> Eğer imkanlarınız elveriyorsa felakete uğrayan kişiler ile yüz yüze temasa geçip destek sağlayabilmek hem çok daha verimli olacaktır hem de size güvende olma ve güven verme hissini yaşatacaktır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-surekli-kotu-haber-okumak-bagimliliga-yol-aciyor-354179">Dikkat! Sürekli kötü haber okumak bağımlılığa yol açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
