<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>riskini | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/riskini/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/riskini</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>riskini | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/riskini</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:28:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere yol açmasa da ciddi riskler oluşturabildiğini ifade eden Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi. Özellikle Helikobakter pylori gibi bakterilerin çoğalmasını kolaylaştıran bu durumun, mide kanseri riskini artırabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atamer, sigara ve alkol kullanımıyla birleştiğinde ise tehlikenin daha da büyüdüğünü vurguladı. Prof. Dr. Atamer ayrıca günlük sodyum tüketiminin sınırlandırılması gerektiği ve gizli tuza karşı farkındalık oluşturulması konusunda uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji veDahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.”</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-2-625568">Fazla Tuz, Mide Kanseri Riskini Artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, aşırı tuz tüketiminin mideye verdiği zararlar ile özellikle diğer risk faktörleriyle birlikte kanser riskinin artmasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir! </strong></p>
<p>Aşırı tuz tüketiminin doğrudan kansere neden olmasa da, mide sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak mide kanseri riskini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yüksek tuz alımı, mideyi koruyan mukozal tabakayı tahriş eder ve zamanla zayıflatır. Bu durum, mideyi zararlı maddelere ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir.” dedi.</p>
<p>Sürekli tahriş olan mide yüzeyinin, adeta zımpara kağıdıyla aşındırılmış gibi hassaslaşacağını ve bunun da iltihaplanma süreçlerini tetikleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Bilimsel çalışmalar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle turşu, konserve ve yüksek tuz içeren fermente gıdaların sık tüketildiği toplumlarda mide kanseri oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun önemli nedenlerinden biri, mide kanseriyle ilişkili bir bakteri olan Helikobakter pylori’nin yüksek tuzlu ortamda daha kolay çoğalabilmesidir. Tuz, bu bakterinin mide duvarına verdiği zararı artırarak kanser gelişimi için uygun bir zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımıyla birlikte yüksek tuz tüketimi kanser riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Tuz tüketiminin diğer risk faktörleriyle birleşmesinin de tehlikeyi büyüttüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sigara ve alkol kullanımı, mide zarını zayıflatarak tuzun olumsuz etkilerini artırır ve birlikte değerlendirildiğinde kanser riskini daha da yükseltebilir.” dedi.</p>
<p>Günlük tuz tüketimi konusunda dikkatli olunması büyük önem taşıdığı uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “Genel olarak günlük sodyum alımının 2.300 miligramı aşmaması önerilir. Ancak çocuklar, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastalığı bulunan bireyler için bu miktarın daha da düşük olması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dengeli tuz tüketimi sağlığı korur! </strong></p>
<p>Modern beslenme alışkanlıklarında ‘gizli tuz’un önemli bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Cipsler, hazır çorbalar, şarküteri ürünleri, dondurulmuş yemekler ve hatta bazı ekmek çeşitleri beklenenden çok daha fazla sodyum içerebilir. Örneğin, bir porsiyon konserve çorba 800 miligramdan fazla sodyum içerebilir; bu da günlük önerilen miktarın önemli bir kısmını tek başına karşılayabilir.” dedi.</p>
<p>Tuz tüketimini azaltmanın, lezzetten ödün vermek anlamına gelmediği değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yemeklerde sarımsak, kırmızı biber, kekik gibi baharatlar ve limon gibi turunçgiller kullanılarak daha zengin ve dengeli tatlar elde edilebilir. Ayrıca alışveriş yaparken ürün etiketlerindeki sodyum oranını kontrol etmek ve ‘az tuzlu’ ibaresi bulunan ürünleri tercih etmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p>Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı olan bireyler için tuz tüketimi daha kritik bir konudur. Fazla tuz alımı, bu hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir ve komplikasyon riskini artırabilir. Bu nedenle dengeli ve kontrollü bir tuz tüketimi, hem mide sağlığını korumak hem de genel sağlığı desteklemek açısından büyük önem taşır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fazla-tuz-mide-kanseri-riskini-artirabiliyor-624990">Fazla tuz, mide kanseri riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[siroz]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yağlanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatta hareketin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi karaciğer sağlığını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034">Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük hayatta hareketin azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi karaciğer sağlığını doğrudan etkileyebiliyor. Karaciğer yağlanmasının fazla kilo, insülin direnci, tip 2 diyabet, kolesterol yüksekliği ve hareketsiz yaşam tarzı olan kişilerde daha sık görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Karaciğer hücrelerinin içinde normalden fazla yağ birikmesi anlamına gelen karaciğer yağlanması, bazı kişilerde ilerleyerek iltihaplanma, hücre hasarı ve daha ileri aşamalarda siroz ile karaciğer yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Karaciğer yağlanmasının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan, özellikle ileri evre yağlanma ve siroz gelişen hastalarda karaciğer kanseri riskinin arttığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Karademir, “Son yıllarda, sirozu bulunmayan kişilerde bile yağlanmaya bağlı olarak karaciğer kanseri geliştiğini gözlemliyoruz. Bu sebeple diyabeti olan, hızlı kilo alan ya da karaciğer testleri yüksek seyreden kişilerin daha yakından takip edilmesi kıymetli. Bu kişilerde zamanla iltihaplanma ve doku hasarı gelişme riski yüksek olduğu için kan testleri, ultrasonografi, gerekli durumlarda MR ve bazı hastalarda düzenli kanser taramaları çok önemli” dedi.</p>
<p><strong>Kilo kaybı karaciğer sağlığını destekliyor</strong></p>
<p>Var olan kilonun yüzde 7-10 oranında kaybedilmesi, düzenli yürüyüş yapılması ve Akdeniz tipi beslenmenin karaciğer sağlığını olumlu yönde etkilediğini vurgulayan Karademir, “Bu değişiklikler karaciğer yağlanmasının gerilemesine yardımcı olabileceği gibi kanser riskini de azaltabilir. Günlük hayata entegre edilecek küçük ama sürdürülebilir adımlar bu süreçte önemli bir fark yaratır. Yağlanma tehlikesinin doğru takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabileceği, ihmal edildiğinde ise daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği bilinmeli” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karaciger-yaglanmasi-siroz-ve-kanser-riskini-artirabilir-623034">Karaciğer yağlanması siroz ve kanser riskini artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun açlık kas kaybı riskini artırabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-aclik-kas-kaybi-riskini-artirabilir-616682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[iftarda]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sahura kalkmanın önemi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-aclik-kas-kaybi-riskini-artirabilir-616682">Uzun açlık kas kaybı riskini artırabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sahura kalkmanın önemi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sahur uzun açlığa vücudu hazırlayan temel öğün</strong></p>
<p>Sahurun, gün boyu sürecek uzun açlık dönemine vücudu hazırlayan temel öğün olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sahurda alınan protein, posa, sağlıklı yağlar ve yeterli sıvı; kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Bu sayede gün içinde ani açlık krizleri, halsizlik, baş dönmesi ve dikkat dağınıklığı daha az görülür. Dedi.</p>
<p><strong>Sahura kalkılmadığında açlık süresi ciddi şekilde uzar</strong></p>
<p>Sahura kalkmadan oruç tutmanın vücut üzerindeki etkilerine değinen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sahura kalkılmadığında açlık süresi ciddi şekilde uzar. Bu durum kan şekerinde ani düşmelere, gün içinde çabuk yorulmaya ve konsantrasyon kaybına yol açabilir. Uzun süreli açlık özellikle çalışan bireylerde performans düşüklüğüne neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeterli protein alınmazsa kas kaybı riski artar</strong></p>
<p>Sahurun metabolizma üzerindeki etkisini de değerlendiren Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sahur yapılmadığında açlık süresi uzar ve vücut, enerji ihtiyacını karşılamak için protein yıkımını artırabilir. Bu durum, özellikle yeterli protein alınmadığında kas kaybı riskini yükseltir. Sahurda protein içeren besinlerin yer alması, kas dokusunun korunmasına ve metabolizmanın gün boyunca daha dengeli çalışmasına katkı sağlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sadece iftarda su içmek yeterli değil</strong></p>
<p>Sıvı tüketiminin önemine de değinen Hatunoğlu, “Sadece iftarda su içmek, vücudun gün boyu kaybettiği sıvıyı telafi etmek için çoğu zaman yeterli olmaz. Sahurda su tüketmek, gün içinde susuzluğa bağlı baş ağrısı ve halsizlik gibi sorunların önüne geçilmesine yardımcı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğru planlanan sahur mideyi korur</strong></p>
<p>Sahurun mideyi yorduğu yönündeki inanışa da açıklık getiren Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Doğru planlanmış bir sahur mideyi yormaz, aksine korur. Yağlı, baharatlı ve aşırı tuzlu besinlerden kaçınıldığında sahur mide asidinin dengelenmesine yardımcı olur. Hafif ama besleyici bir sahur, mideyi uzun açlığa karşı daha dayanıklı hale getirir.” dedi.</p>
<p><strong>Sahura kalkamayanlar ne yapmalı?</strong></p>
<p>Sahura kalkamayan kişilerin iftarda daha bilinçli bir beslenme planı uygulaması gerektiğini vurgulayan Hatunoğlu, “Sahura kalkamayan kişilerin iftarda daha dikkatli olması gerekir. İftar çok hızlı yapılmamalı, önce su ve/veya az miktarda bir çorba ile başlanmalıdır. Ana yemekte protein, sebze ve kompleks karbonhidratlara yer verilmelidir. İftardan birkaç saat sonra ise küçük bir ara öğün planlaması yapılabilir. Bu ara öğün, yeterli ve dengeli olursa sahurun eksikliğini telafi etmede yardımcı olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-aclik-kas-kaybi-riskini-artirabilir-616682">Uzun açlık kas kaybı riskini artırabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609939</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> “Kanser, günümüzde bilimsel gelişmeler sayesinde giderek sadece tedavi edilen değil, daha iyi kontrol edilebilen ve yönetilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Her yeni yıl, kanserle yaşayan hastalar için daha fazla umut veren gelişmeleri tedavi protokolüne sokmaktadır. Tıbbi Onkolog gözüyle baktığımızda gelinen noktada; hastalığı değil hastayı merkeze alan anlayışla ilerlenmekte; erken tanı ve multidisipliner yaklaşımla, doğru zamanda, doğru merkezde ve doğru tedaviyle hastalar için çok büyük kazanımlar elde edilmektedir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, <strong>4 Şubat Dünya Kanser Günü </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi ve kanser tedavisinde en yeni 4 çarpıcı gelişmeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kişiye özel tedavi etkinliği artırıyor, yan etkileri azaltıyor</strong></li>
</ul>
<p>Geçmişte kanser tedavisi büyük ölçüde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi ile sınırlıydı.<br /> Son 10–15 yılda ise kanser biyolojisinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte tedavi yaklaşımının köklü şekilde değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ölmez şöyle konuşuyor: “Artık her hastaya aynı tedaviyi uygulamak yerine, hastanın tümörünün genetik ve moleküler özelliklerine göre, kişiye özel tedavi planları oluşturuyoruz. Bu yaklaşım hem tedavi etkinliğini artırmakta hem de gereksiz yan etkileri azaltmaktadır.”</p>
<ul>
<li><strong>‘Uzun yaşam’ kavramı gerçekçi bir hedef haline geliyor</strong></li>
</ul>
<p>Kanser tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden birinin immünoterapiler olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez “Oyun değiştiren yaklaşım olarak adlandırabileceğimiz immünoterapi tedavileri; doğrudan kanser hücresini hedef almak yerine, bağışıklık sisteminin kanseri tanımasını ve yok etmesini sağlamaktadır. Akciğer kanseri, melanom, böbrek kanseri, mesane kanseri ve bazı meme kanseri alt tiplerinde; uzun süreli hastalık kontrolü hatta bazı hastalarda yıllarca süren tam yanıtlar elde edilebilmektedir. Bu durum, kanser tedavisinde ‘uzun yaşam’ kavramını gerçekçi bir hedef haline getirmiştir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğdu</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ölmez, bilimin son yıllarda hızlı ilerlemesiyle; hedefe yönelik ve akıllı tedavilerin zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğmasını sağladığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Hedefe yönelik tedaviler; tüm vücudu etkilemek yerine, yalnızca kanser hücresindeki bozuk sinyal yollarını hedefliyor. Antikor-ilaç konjugatları yani ‘Akıllı ilaçlar’ ise; ilacı doğrudan kanser hücresine taşıyarak, sağlıklı dokuların olumsuz etkilenmesini önlüyor, etkinliği artırıp yan etkileri azaltmayı amaçlıyor. Bu tedaviler sayesinde, daha önce tedavi seçeneği sınırlı olan birçok hasta için yeni kapılar açılmış; meme, akciğer, mide ve jinekolojik kanserlerde sağkalım ve yaşam kalitesinde anlamlı artışlar sağlanmıştır.” </p>
<ul>
<li><strong>Kanserde hedefe yönelik bağışıklık tedavileri çığır açıyor</strong></li>
</ul>
<p>Hedefe yönelik bağışıklık tedavilerinin (bispesifik ankitorlar) son 10 yıla damga vuran en yenilikçi tedavilerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ölmez sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu ilaçlar aynı anda iki farklı hedefe bağlanarak; bağışıklık hücrelerini doğrudan kanser hücresine yönlendirir, tümör ile bağışıklık sistemi arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır, dirençli ve tedavi seçenekleri sınırlı hastalarda dahi etkili yanıtlar sağlayabilir. Özellikle hematolojik kanserlerde ve seçilmiş solid (katı doku) tümörlerde yeni bir umut alanı oluşturmuştur.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kanser riskini azaltan 7 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> kanserlerin önemli bir bölümünün çevresel faktörler ve sağlıksız yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu belirterek, “Bu risklerin azaltılması, kanser görülme sıklığında belirgin düşüş sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Alkol, elektronik sigara, tütün ve tütün mamülleri kullanımından kaçının</li>
<li>Hava kirliliği, sigara dumanı, toksik gazlar, tiner, boya çözücü vb maruz kalmayın</li>
<li>İnşaat ve sanayi ortamlarında koruyucu maske takın, çıplak elle temas etmeyin</li>
<li>Zararlı güneş ışınlarından korunun  </li>
<li>İşlenmiş gıdalardan uzak durun, meyvelerin kabuğunu soyun, sebzelerdeki pestisitleri olabildiğince arındırın</li>
<li>Kimyasal maddelere (deterjanlar vb) çıplak elle temas etmeyin, kokusuna maruz kalmayın</li>
<li>Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, stres yönetimi gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanın</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ev İçi Hava Kirliliği KOAH Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-608526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış sezonunda pek çok insanın zamanının büyük bölümünü ev ve ofis gibi kapalı alanlarda geçirmesi, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-608526">Ev İçi Hava Kirliliği KOAH Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış sezonunda pek çok insanın zamanının büyük bölümünü ev ve ofis gibi kapalı alanlarda geçirmesi, bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan biri de akciğer sağlığımızı tehdit eden KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı). Akciğerlerdeki hava yollarının kalıcı olarak daraldığı, ilerleyici kronik bir solunum hastalığı olarak tanımlanan KOAH; sigara dumanı, zararlı partiküller ve çeşitli gazlara maruziyet sonrasında zamanla hava yollarının daralmasıyla gelişiyor. Vakaların yüzde 70-80’i sigara kullanımına bağlıyken, sigara içmeyen bireylerde de pasif sigara dumanına maruziyet, KOAH için önemli bir risk faktörü. </p>
<p><strong>Biyomas Maruziyeti Nedir?</strong></p>
<p>Sigara kullanmayan kişilerde görülen KOAH vakalarının büyük bölümünün baş sorumlusu, ev içi hava kirliliği. Bu kirliliğin en önemli kaynağı ise “biyomas maruziyeti.” Isınma ya da yemek pişirme sırasında odun, kömür ya da tezek gibi yakıtların kullanılmasıyla ortaya çıkan duman ve zararlı partiküller, uzun vadede hastalığın gelişme riskini artırıyor. Bunun yanı sıra; ev içinde yetersiz havalandırma, özellikle filtre temizliği yeterince yapılmayan klimalar, toz tutan halı ve kilim kullanımı, kimyasal içeren temizlik malzemeleri ve evde açık alanda çamaşır kurutulması gibi faktörler de akciğer sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Tüm bunlar KOAH&#8217;lı bireylerin akciğer dokularındaki iltihabı artırırken <em>KOAH</em> semptomlarını da şiddetlendirebiliyor. </p>
<p><strong>Belirtiler Önemsenmiyor, Doktora Başvurma Oranları Düşük </strong></p>
<p>KOAH, genellikle sessiz başlayan ve zamanla şiddetlenerek nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalık. Kronik öksürük, balgam çıkarma, hırıltı ve göğüste sıkışma hissi hastalığın en sık görülen belirtilerinden. Ancak risk grubunda bulunan birçok kişi, ya belirti olmadığı ya da şikâyetlerini önemsemediği için doktora başvurmakta gecikiyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız</strong>, KOAH tanısında erken tanının önemine dikkat çekiyor ve bu konuda en önemli tetkikin solunum fonksiyon testi (spirometri) olduğunu söylüyor. Ancak tanıyı desteklemek amacıyla akciğer grafisi, kan oksijen seviyesi ölçümü ile kan ve egzersiz testleri de kullanılıyor. KOAH tedavisi ise yalnızca ilaçla sınırlı değil. Özellikle tütün kullanımının bırakılması, düzenli takip ve hasta-hekim iş birliği, tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-ici-hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-608526">Ev İçi Hava Kirliliği KOAH Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[vitamininin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerden her dakika yaklaşık 1,2–1,3 litre kan geçer. Böbreklerin gün boyu vücudun ihtiyacına göre çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrekler bu kanı süzer, vücut için gerekli büyük proteinleri ayırır ve süzüntü adı verilen bir sıvı oluşturur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555">C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Sağlıklı bir yetişkinde böbreklerden her dakika yaklaşık 1,2–1,3 litre kan geçer. Böbreklerin gün boyu vücudun ihtiyacına göre çalıştığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrekler bu kanı süzer, vücut için gerekli büyük proteinleri ayırır ve süzüntü adı verilen bir sıvı oluşturur. Gün içinde yaklaşık 180 litre oluşan bu süzüntünün büyük bölümü geri alınır, atık maddeler ve sıvı fazlası ise günde yaklaşık 1,5–2 litre idrar olarak vücuttan atılır. Ancak farkında olunmadan kullanılan bazı ilaçlar ve besin destekleri bu işleyişi olumsuz etkileyebilir. Örneğin aşırı C vitamini böbrek taşı riskini, aşırı D vitamini ise dehidratasyon ve böbrek taşı riskini artırabilir” dedi.</strong></p>
<p>Ülkemizde yaklaşık 9 milyon kronik böbrek hastası bulunduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “İlaçlar ve besin destekleri de dahil olmak üzere kana karışan her madde böbreklerden geçer ve bazıları burada hasara yol açabilir. Özellikle kronik böbrek hastalığı olan ya da diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve obezite gibi risk faktörlerine sahip kişilerin çok daha dikkatli olması önemli. Bazı ağrı kesiciler ve antibiyotikler başta olmak üzere çeşitli ilaçların kullanımı sonrasında idrar renginde değişiklik, vücutta şişlik ve idrar miktarında azalma görülmesi böbrek hasarını düşündürebilir” dedi.</p>
<p><strong>Sıvı alımı yetersizse protein tozları böbreklere zarar verebilir</strong></p>
<p>Besin takviyelerinin içeriği, kullanım dozu ve sürelerinin net olmaması ayrıca birbirleriyle ya da diğer ilaçlarla olan etkileşimlerinin bilinmemesinin sağlık problemleri doğurabileceğine dikkat çeken Atasoyu, “Bu ürünler çoğu zaman reçetesiz satılır ve sağlık uzmanına danışılmadan kullanılır. Oysa özellikle böbrek fonksiyon bozukluğu olan ya da farklı nedenlerle risk altındaki kişilerde besin takviyeleri dikkatle kullanılmalı. Örneğin sağlıklı bireylerde B ve C vitaminlerinin fazlası böbreklerden atılırken, kronik böbrek hastalarında bu maddeler vücutta birikebilir ve böbrek taşı ya da sıvı kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca protein tozu ve kreatin gibi sporcu destekleri, böbrekleri tek başına tehdit etmese de yeterli su içilmediğinde, aşırı egzersiz yapıldığında ya da böbrekleri etkileyen ilaçlarla birlikte kullanıldığında tehlikeli durumlara yol açabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Türkiye’de tuz tüketimi önerilenin üç katı</strong></p>
<p>Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalığı ve obezitesi olanlar, uzun süreli ilaç kullanmak zorunda kalanlar, yeterince su içmeyenler, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar ve ileri yaştaki kişilerde böbrek hastalığına yatkınlığın daha yüksek olduğunu dile getiren Atasoyu, “Kişinin kan tahlillerinin normal olması böbreklerin her zaman tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle idrar tahlili ve ultrason ile birlikte değerlendirme yapılması gerekir. Bu durum, birçok kişinin böbrek hastalığının farkında olmadan yaşamını sürdürmesine de yol açabiliyor. Ülkemizde böbrek hastalığı riskini artıran en önemli etkenlerden biri ise aşırı tuz tüketimi. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesini önerirken, ülkemizde bu miktar 16–18 gram civarında. Tuz tüketimini azaltmak böbrek sağlığını korumada etkili bir adım” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/c-vitamininin-fazlasi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor-607555">C vitamininin fazlası böbrek taşı riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[civarında]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük koşturmanın içinde kısa bir yürüyüş ya da basit bir esneme hareketi bile kendimizi daha zinde hissetmemizi sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475">Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük koşturmanın içinde kısa bir yürüyüş ya da basit bir esneme hareketi bile kendimizi daha zinde hissetmemizi sağlıyor. Üstelik günde 20–30 dakikalık bu küçük adımlar sadece iyi hissettirmekle kalmıyor, bedenin doğal ritmini güçlendirerek birçok biyolojik sürecin daha dengeli işlemesine de katkı sunuyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Haftada 150 dakikalık tempolu yürüyüşün erken ölüm riskini yüzde 30–40 azalttığı biliniyor. Dünya genelinde fiziksel hareketsizlik, yılda yaklaşık 3,2 milyon kişinin ölümüne neden olan dördüncü en büyük risk faktörü olarak kabul ediliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Haftada 1000–2000 kcal enerji harcamasına denk gelen 3–5 saatlik tempolu egzersizin ölüm oranlarını belirgin ölçüde azalttığı biliniyor. Buna rağmen birçok kişinin hâlâ yeterli düzeyde hareket etmediğini belirterek bu tabloya dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Küresel verilere göre yetişkinlerin yüzde 27,5’i haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite ihtiyacını karşılamıyor. İstanbul özelinde yapılan bir araştırma ise 2023’te haftada 150 dakikadan fazla fiziksel aktivite yapanların oranının yalnızca yüzde 38,7 olduğunu, dolayısıyla yaklaşık yüzde 61,3’ün önerilen düzeyin altında kaldığını gözler önüne seriyor” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda boyun ağrısı riski daha fazla</strong></p>
<p>Ofis çalışanlarının yüzde 42–63’ünün yılda en az bir kez boyun ağrısı yaşadığını dile getiren Akı, “Bir çalışmada bu oran kadınlarda yüzde 45,5 olarak saptanmış. Bazı olumsuz etkenlere bağlı olarak kadınların boyun ağrısı geliştirme olasılığı erkeklerden iki kat daha yüksek görülüyor ancak düzenli fiziksel aktiviteyle bu riski azaltmak mümkün. Uzun süre aynı pozisyonda oturmanın boyun bölgesine binen yükü artırarak ağrı olasılığını yükselttiği, buna karşılık kısa kırılma molaları ve basit egzersizlerin bu tehlikeyi belirgin şekilde düşürdüğüne dair veriler mevcut” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tempolu yürüyüşler saatte 360 kalori yakabilir</strong></p>
<p>Evde uygulanabilecek basit önlemlerin, hareketsizliğin etkilerini azaltmak için iyi bir başlangıç olduğunu belirten Akı, “Gün içinde kısa esneme hareketleri yapmak, ara ara ayağa kalkmak veya merdiven kullanmak bu küçük adımlardan bazıları. Aktivite düzeyini anlamak için kullanılan MET kavramı dinlenme hâlindeki enerji tüketimini ifade ediyor ve orta yoğunluklu aktiviteler genellikle 3–6 MET aralığında yer alıyor. Bu kapsamda tempolu yürüyüş saatte yaklaşık 3–6 MET’e (180–360 kcal) denk gelirken, merdiven çıkma ve bahçe işleri de benzer bir enerji harcaması oluşturuyor. Kas grubu çalışmalarını içeren kuvvetlendirme egzersizlerinde MET değeri değişken olsa da haftada en az iki gün bu çalışmaların yapılması öneriliyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475">Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 11:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deri Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[dozunda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[içilen]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595983</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri ve Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi ağırladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, deri kanseri alanındaki öncü araştırmalarıyla tanınan</strong> <strong>Amerikan Fotobiyoloji Derneği Genel Sekreteri</strong> <strong>ve</strong> <strong>Ohio Üniversitesi Dermatoloji Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’yi</strong> <strong>ağırladı.</strong> <strong>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, yıllardır yürüttüğü çalışmalarda kafeinin özellikle güneş ışığıyla etkileşime girdiğinde</strong> <strong>deri kanserine karşı güçlü bir koruma sağladığını belirtiyor. Acıbadem Üniversitesi’nde verdiği seminerde, “Kahve içmek sadece keyif değil; doğru zamanda içildiğinde bir koruyucu tedbir. Koruyucu etkisi özellikle güneş ışınlarıyla ortaya çıkan kahveyi sahilde tüketmek çok faydalı. Güneş altında içilen kahve, vücudu kansere karşı koruyabiliyor. Hayvan deneylerinde her bir fincan kahvenin, deri kanseri riskini %5 azalttığını tespit ettik” diyerek çarpıcı bilgiler paylaşıyor… </strong></em></p>
<p>Kafeinle ilgili araştırmalarının temellerinin asistanlık yıllarına uzandığını anlatan Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin kanserden koruyucu etkilerinin dikkat çekici olduğunu belirtiyor: “Kahvenin deri kanseri üzerindeki etkisini 2004 yılında, daha asistanken araştırmaya başladım. Hocalarımla birlikte beslenmenin deri kanserini önlemedeki rolünü inceledik. Önce yeşil çayın etkisine baktık çünkü yeşil çayda yüksek oranda kafein bulunuyor. Deneysel çalışmalarımızda yeşil çayın deri kanserini önlemede belirgin katkısı olduğunu gördük.”</p>
<p>Bu bulguların ardından kafeinin mekanizmasına odaklandıklarını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kafeinin kanseri nasıl önleyebildiğini merak ettim ve içinde kanser gelişimini önleyici bazı moleküller ve proteinler olduğunu tespit ettim” diyor.</p>
<p><strong>“Kahveyi Güneş Altında İçin”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi’ye göre kafeinin asıl gücü, güneş ışığıyla birleştiğinde ortaya çıkıyor: “Kahve içtiğimizde kafein tüm vücuda yayılıyor. Güneş ışığı cildimizle temas ettiğinde kafein aktive oluyor ve kanseri önleyen proteinleri harekete geçiriyor. Yani kafein, güneşle birlikte çalışıyor. Deri kanserini önleyebilmek için kahveyi güneş ışınlarına maruz kaldığınız sırada içmelisiniz. Yani sahilde… Sahilde, plajda kahve içmek bu nedenle çok etkili. Kafein bizi, güneşe maruz kaldığımız zaman deri kanserinden koruyor. Kısacası zamanlama çok önemli”… </p>
<p><strong>“Kahve Tüketimini Artırmadan Önce Hekiminize Danışın” </strong></p>
<p>Kafein tüketimiyle kanser riski arasındaki ilişkiye dair bulgular da dikkat çekici. “Hayvan deneylerinde yaptığımız çalışmalarda kahvenin, özellikle deri kanseri riskini belirgin bir şekilde düşürdüğünü gösterdi” diyen Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kafeinin sadece deri kanseri değil, karaciğer, rahim, ağız ve yutak kanseri gibi diğer kanser türlerine karşı da koruyucu etkiler gösterdiğini belirtiyor… Ancak Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, kahve tüketimini artırmadan önce mutlaka bir doktora danışılması gerektiğinin de altını çiziyor. Özellikle kalp hastalığı, hipertansiyon, ritim bozukluğu, mide hassasiyeti veya anksiyete gibi sorunları olan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini; bilinçsiz ve aşırı tüketimin sağlık açısından risk oluşturabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kafein: Hem İçilen Hem Sürülen Koruyucu</strong></p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve içmenin genel olarak ömür uzattığını ve ölüm oranlarını azalttığını gösteren çok sayıda çalışma var. Çayın da benzer etkileri mevcut, ancak kahve kadar güçlü değil; etkisi yarı yarıya daha az” diyor. </p>
<p>Kafeinin sadece içilerek değil, farklı formlarda da etkili bir koruma sağladığına dikkat çeken Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, “Kahve olarak içmek, hap şeklinde almak ya da merhem olarak cilde sürmek — hepsi deri kanserini önlemede etkili yöntemler. Kafein bir antioksidan olarak etki ediyor; serbest radikalleri nötralize ediyor ve cilt hücrelerini koruyor. Ancak en dikkat çekici etki, yine güneş altında gözleniyor. Güneş altında kahve içtiğinizde kafein sizi zaten güneşin zararlı ışınlarından koruyor. Kafein bu durumda adeta bir güneş koruyucu gibi işlev görüyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Yüksek Riskli Hastalar Üzerinde Yeni Çalışmalar Planlanıyor</strong></p>
<p>Bugüne kadar yürütülen araştırmaların çoğunun fareler üzerinde yapıldığını belirten Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, artık insan çalışmalarına geçmek istediklerini söylüyor: “Bir sonraki hedefimiz, kanser riski yüksek insan gruplarında, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış, organ nakli geçirmiş ya da sık nüks eden deri kanseri hastalarında kafeinin koruyucu etkisini incelemek. Bu hastalar kanserin tekrarlama olasılığı açısından en riskli grubu oluşturuyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Masaoki Kawasumi, uzun vadede bu çalışmaların kişiselleştirilmiş koruyucu tedavilerin önünü açabileceğini de düşünüyor. Geleceğe dair öngörülerini de paylaşan bilim insanı, kanserle mücadelenin yön değiştirdiğine dikkat çekerek, “Önümüzdeki yıllarda kanseri önlemeye yönelik çalışmalar artacak. Kafein dışında da koruyucu bileşikler üzerine araştırmalar yürütülüyor. Ayrıca immünoterapi gibi yeni tedavi yaklaşımlarını da daha sık göreceğiz” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dozunda-icilen-kahve-kanser-riskini-azaltiyor-595983">&#8220;Dozunda içilen kahve, kanser riskini azaltıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[Anevrizma]]></category>
		<category><![CDATA[anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[aort]]></category>
		<category><![CDATA[Aort Anevrizması]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı hastalıklar hiç belirti vermeden, vücutta sinsi bir şekilde ilerleyerek hayati riske yol açabilecek boyutlara geldiğinde kendisini belli ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445">Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hastalıklar hiç belirti vermeden, vücutta sinsi bir şekilde ilerleyerek hayati riske yol açabilecek boyutlara geldiğinde kendisini belli ediyor. Abdominal aort anevrizması, yani karın ana atardamarının balonlaşması da bu rahatsızlıkların başında geliyor. Sigara, yüksek tansiyon ve damar sertliğinin neden olabildiği abdominal aort anevrizmaları erken teşhisle tedavi edilebiliyor. Takip ve tedavi edilmediği takdirde iç kanamalar dahil birçok rahatsızlığı sebep olabilen abdominal aort anevrizması, balonlaşmanın çapı ve yerleşimine göre hastaya özel tedavi planlarıyla ortadan kaldırılabiliyor. 5 cm’nin altındaki anevrizma genişlemeleri olan hastalar takip altına alınırken, daha geniş balonlaşmalar açık veya kapalı ameliyatlarla onarılabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Aycan Kavala, abdominal aort anevrizması ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Aort damarındaki problemler tüm vücudu etkiliyor</strong></p>
<p>Aort, kalpten çıkan ve vücuttaki tüm organ ve dokulara temiz kan taşıyan en büyük damar olduğu için, bu damarla ilgili problemler bütün vücudu olumsuz etkileyebilir. Zamanla damar duvarı zayıflarsa, özellikle karın bölgesinde bir kısım genişleyip balon gibi şişer. Bu genişleme Abdominal Aort Anevrizması (AAA) olarak isimlendirilir. Normalde aort çapı yaklaşık 2 santimetredir. Eğer bu çap 3 santimetreyi geçerse anevrizmadan bahsedilir. 5–5.5 santimetreye ulaşırsa, patlama (rüptür) riskini artırır. Anevrizmanın en önemli nedenleri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Sigara kullanımı (en büyük risk faktörü)</li>
<li>Hipertansiyon (yüksek tansiyon)</li>
<li>Damar sertliği (ateroskleroz)</li>
<li>Erkek cinsiyet</li>
<li>İleri yaş</li>
<li>Genetik yatkınlık </li>
</ul>
<p><strong>Ailede varsa risk 4-6 kat artıyor</strong></p>
<p>Ailesinde aort anevrizması öyküsü olan kişilerde bu hastalığın görülme riski 4–6 kat artar. Bu nedenle ailesinde “aort anevrizması” tanısı olan kişilerin birinci derece yakınlarının mutlaka tarama yaptırması gerekir. Özellikle baba veya erkek kardeşinde anevrizma olan erkeklerin 55 yaşından sonra, kadınların ise 65 yaşından sonra taramadan geçmesi önerilir. Tarama çok basittir, sadece karın ultrasonu (Abdominal Ultrasonografi) ile anevrizma varlığı saptanabilir. Gerektiğinde daha detaylı inceleme için BT anjiyo yapılır. Anevrizma geliştiğini ilaçla küçültmek mümkün değildir. Ancak alınan bu önlemlerle büyüme hızı yavaşlatılabilir;    </p>
<ol>
<li>Sigaradan uzak durmak</li>
<li>Tansiyonu kontrol altında tutmak</li>
<li>Kolesterol ve şekeri düzenlemek</li>
<li>Ağır kaldırmaktan kaçınmak</li>
<li>Düzenli doktor kontrolünü yaptırmak</li>
</ol>
<p><strong>Karındaki el bombası olarak ifade ediliyor</strong></p>
<p>Abdominal aort anevrizması, sessiz ama tehlikeli bir hastalıktır. Kendini hissettirmeden yıllarca büyür. Bu nedenle damar hekimleri tarafından karındaki el bombası olarak isimlendirilir. Çünkü bir gün patladığında hastada ölümcül sonuçlar doğurabilir. Aort anevrizması patladığında, karın içine ani ve büyük miktarda kanama olur. Hastalar çoğu zaman hastaneye ulaşamadan hayatını kaybeder. Rüptüre olmuş anevrizmalarda ölüm oranı %80’in üzerindedir. Bu yüzden erken tanı, tedaviden bile önemlidir. Karında atım hissi, sürekli dolgunluk ya da ailede anevrizma öyküsü olan kişilerin vakit kaybetmeden mutlaka bir kalp damar cerrahına başvurması gerekir. </p>
<p><strong>Tedavi kişiye özel olarak planlanıyor</strong></p>
<p>Abdominal aort anevrizması erken teşhis ile tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Tedavi, anevrizmanın büyüklüğüne ve yerine göre değişir. 5,5 santimetreyi geçen veya hızla büyüyen anevrizmalarda cerrahi tedavi gerekebilir. Açık cerrahide karın açılarak, balonlaşan damar bölümü sentetik bir damar greftiyle değiştirilir. Kapalı (EVAR &#8211; Endovasküler Anevrizma Onarımında ise kasık damarından girilerek, stent-greft adı verilen özel bir protez damarın içine yerleştirilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aort-anevrizmasi-riskini-azaltan-5-altin-onlem-592445">Aort Anevrizması Riskini Azaltan 5 Altın Önlem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktöre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor. Artan çevresel risk faktörleri, sigara kullanımı ve geç belirti vermesi nedeniyle hastalık toplum sağlığı açısından kritik bir konumda bulunuyor. 2025 yılında tanı ve tedavide yaşanan gelişmeler ise pek çok hasta için yeni bir umut döneminin başlangıcını işaret ediyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü” kapsamında hastalıkla ilgili güncel verileri ve yeni tedavi yaklaşımlarını paylaştı.</p>
<p><strong>Her yıl 2.5 milyon kişi akciğer kanserine yakalanıyor </strong></p>
<p>Akciğer kanseri, dünya genelinde hala en sık görülen ve en çok can kaybına neden olan kanser türüdür. 2022 yılı verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 2.5 milyon kişi bu hastalığa yakalanmakta ve bu, tüm kanser vakalarının yüzde 12’sine denk gelmektedir. Aynı yıl içinde ise 1.8 milyon kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu da kansere bağlı yaşam kayıplarının neredeyse beşte birinin tek başına bu hastalıktan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Ülkemizde her yıl 41 bin yeni vaka</strong></p>
<p>Ülkemizde de tablo dünya ile paralellik göstermektedir. 2022 verilerine göre ülkemizde her yıl yaklaşık 41 bin yeni akciğer kanseri vakası tespit edildi ve akciğer kanseri Türkiye’de en sık görülen kanser konumunda. Aynı yıl 38 bin 500 kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Yani ülkemizde kansere bağlı her üç ölümden biri akciğer kanserinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Çevresel faktörler genetikten çok daha baskın</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık bazı kişilerde önemli rol oynasa da toplam risk durumuna bakıldığında çevresel faktörler çok daha baskın durumdadır. Akciğer kanserinin artık çoğunlukla çevresel nedenlerle ortaya çıktığı söylenebilir.</p>
<ol>
<li>Sigara: Vakaların yaklaşık yüzde 70’i sigaraya bağlı</li>
<li>Hava kirliliği: PM2.5 her 10 µg arttığında ölüm riski yüzde 8 artıyor</li>
<li>Radon gazı: Sigara içmeyenlerde en önemli risk faktörü</li>
<li>Mesleki maruziyetler: Asbest, silika, dizel egzozu, kaynak dumanı</li>
<li>Pasif içicilik </li>
<li>Geçmişte akciğer hastalığı öyküsü olması</li>
</ol>
<p><strong>Kadınlarda neden akciğer kanseri artıyor?</strong></p>
<p>Erkeklerde yeni vaka sayısı son yıllarda azalma eğilimindeyken, kadınlarda dikkat çekici bir artış söz konusu. Kadınlarda özellikle “adenokarsinom” adı verilen alt tip daha sık görülmekte ve bu tip, hiç sigara içmemiş kişilerde görülen akciğer kanserlerinin büyük kısmını oluşturmaktadır. </p>
<p>Akciğer kanseri erkeklerde daha sık görülse de kadınlardaki artışın da önemsenmesi gerekmektedir. Artan sigara kullanımı, ev içi duman ve yemek buharı, odun veya kömür sobası dumanı, pasif içicilik, hormonların hücresel dönüşüme etkisi, genetik yatkınlıkların çevresel faktörlerle birleşmesi bunun en önemli nedenleri arasındadır. Kısacası kadınlar hiç sigara içmeseler bile akciğer kanserine yakalanma riskleri erkeklere göre bir miktar daha yüksek olmaktadır.</p>
<p><strong>E-sigara zararsız değil!</strong></p>
<p>Elektronik sigaraların ise sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi gerekmektedir. 2025’te yapılan geniş analizlerde e-sigara kullanan kişilerde kanserle ilişkili biyobelirteçlerin yükseldiği tespit edilmiştir. Nikotin bağımlılık yapmakta ve gençlerde geleneksel sigaraya başlama oranını 3 kat artırmaktadır. Akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 70’i sigaradan kaynaklanmaktadır. Sigarayı tamamen hayatımızdan çıkardığımızda, akciğer kanseri neredeyse yok olacak denilebilir.</p>
<p><strong>Akciğer kanserinde erken tanı için bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Özellikle 40 yaş üzeri ve sigara içen kişilerde düzenli kontroller önemlidir. 50 yaş üzeri ve sigara içmiş kişilerde yıllık düşük doz akciğer tomografisi taraması erken teşhis sağlar. Akciğer kanseri çoğu zaman uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Yine de bu uyarı işaretleri ciddiye alınmalıdır:</p>
<ul>
<li>Geçmeyen öksürük</li>
<li>Kanlı balgam</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Göğüs ağrısı</li>
<li>İştahsızlık, kilo kaybı</li>
<li>Ses kısıklığı</li>
<li>Tekrarlayan zatürre</li>
</ul>
<p><strong>Akciğer kanserinde tedavi yaklaşımlarını değiştiren yıl 2025</strong></p>
<p>2025, akciğer kanseri tedavisinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. Hedefe yönelik tedavilerde taletrectinib, ROS1 pozitif ve beyne yayılmış hastalarda etkili sonuçlar verirken; datopotamab deruxtecan EGFR mutasyonlu hastalarda tümör hücrelerini doğrudan hedef alan yapısıyla daha az yan etkiyle yüksek başarı sağladı. İmmünoterapi, artık yalnızca ileri evre hastalarda değil, ameliyat öncesi ve sonrası dönemde de kullanılmaya başlanarak tedavi sürecinde yeni bir standart haline geldi. </p>
<p>Cerrahi alanda kapalı yöntem VATS tekniğinin yaygınlaşması, hastalara daha hızlı iyileşme ve daha az ağrı avantajı sundu. Tanıda önem kazanan sıvı biyopsi testleri, kanda dolaşan tümör DNA’sını tespit ederek hastalığın tekrarlamasını çok daha erken belirleme imkânı sağladı. Yıllardır sınırlı seçeneklerin bulunduğu küçük hücreli akciğer kanserinde ise tarlatamab isimli ilaç, daha önce tedavi seçeneği kalmamış hastalarda bile tümörü küçülterek dikkat çekici bir ilerleme sundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Parasetamol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor. Ancak son zamanlarda parasetamol gibi sık kullanılan ilaçların bu rahatsızlıklara neden olduğu yönünde iddialar anne adaylarının kafasında soru işaretleri oluşturabiliyor. Bilimsel veriler, bu konudaki kaygıların çoğunun abartılı olabileceğini gösteriyor. Çünkü bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, parasetamol ile otizm veya DEHB arasında doğrudan bir nedensellik kurulamamış olduğunu gösteriyor. Aksine, hamilelikte tedavi edilmemiş yüksek ateşin bebeğe verebileceği zararın, kontrollü ilaç kullanımına göre çok daha ciddi olabileceği kabul ediliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Taha Takmaz, hamilelikte parasetamol kullanımı ve bebeğe etkisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>İlaçlarınızı doktor kontrolünde kullanın</strong></p>
<p>Son 10 yılda yayımlanan bazı gözlemsel yani bilimsel verilere dayalı olmayan çalışmalarda, hamilelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm veya DEHB riskini az da olsa artırabileceğini iddia edilmektedir. Ancak bu çalışmaların çoğu, annenin kendi beyanına dayanmakta ve kullanılan ilacın dozu, süresi, hangi haftada alındığı gibi ayrıntılar net olmamaktadır. Yani bilimsel verilere göre; hamilelikte enfeksiyon veya grip gibi nedenlerle anne adayının ateşinin çıkması, parasetamol kullanımından daha ciddi riskler doğurabilmektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmaktır.</p>
<p><strong>Yüksek ateş anne ve bebeği için risk oluşturabilir</strong> </p>
<p>Hamilelikte bilinen çiğ balık yememek, ağır sporlardan kaçınmak veya uykuya dikkat etmek gibi tavsiyelerin yanında genellikle doktorlar “parasetamol içeren ilaçları kullanmayın” gibi bir uyarıda bulunmamaktadır. 40 haftaya yakın süren hamilelik sürecinde anne adayları grip dr olabilir, enfeksiyon riskiyle karşılaşabilir veya yüksek ateş şikayetleri yaşayabilir. Bu noktada anne adayını takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanının hem anneyi hem de bebeği düşünerek önerdiği bazı ilaçlar olabilmektedir. Bu ilaçlar anne adayının iyileşmesi için önemlidir. Anne adayının sağlıklı olması, bebeğin de sağlıklı olması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Parasetamol genellikle ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır; hamilelikte yüksek ateşin kendisinin bile bebek için riskli olabileceği unutulmamalıdır. Yani ilacın kendisi değil, ilacı gerektiren hastalık da otizm ve DEHB’ten sorumlu olabilir. Çoğu zaman altta yatan faktörler; örneğin annenin ateşi, enfeksiyonu veya genetik eğilimler bu ilişkiyi açıklayabilmektedir. Bilimde buna korelasyon denir; korelasyonun varlığı tek başına nedensellik anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Araştırmalar otizm ve DEHB’in parasetamol içeren ilaçlarla doğrudan nedensellik ilişkisi olmadığını söylüyor</strong></p>
<p>2024’te JAMA’da (Journal of the American MedicalAssociation) yayımlanan ve 2,5 milyon çocuk içeren İsveç çalışmasında hamilelikte parasetamol kullanımının otizm, DEHB veya zihinsel gerilik riskini artırmadığı gösterilmektedir. Bu sonuç, önceki küçük risk sinyallerinin aslında ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşündürmektedir. 2025 yılında Mount Sinai Hastanesi’nden çıkan bir derlemede 46 çalışma incelenmiş ve “yüksek kaliteli araştırmalarda risk sinyali biraz daha belirgin” denilmiştir. Harvard’lı araştırmacılar da “nedensellik kanıtlanmamış olsa da, özellikle uzun süreli veya yüksek doz kullanımda temkinli olunmalı” çağrısı yapmıştır.</p>
<p>Bu açıklamalar basında “parasetamol otizm yapıyor” başlıklarıyla yer bularak halk arasında korku ve endişeye neden olsa da bugün ACOG (Amerikan Obstetri ve Jinekoloji Derneği), “Nedensellik yok, parasetamol hâlâ güvenli ve gerekli bir seçenek” demektedir. SMFM (Maternal-Fetal Tıp Derneği), “Kanıtlar sonuçsuz, ama ilacı bırakmak anne-bebek sağlığına zarar verebilir” uyarısında bulunmaktadır. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ise Eylül 2025’te, parasetamol ile otizm arasında tutarlı bir ilişki bulunmadığını açıklamıştır.</p>
<p><strong>Peki neden bazen “risk artışı” iddia ediliyor?</strong></p>
<p>Bilim insanları bazen risk artışı görünmesinin dört temel nedeni olabileceğini belirtmektedir. Parasetamol çoğunlukla ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır. Asıl riskli olan durum ilaç değil, hastalığın kendisi olabilir. Çalışmalarda annelerden “hamileliğinizde ilaç aldınız mı?” diye sorulmaktadır; bu veri hatalı olabilir, çünkü yıllar sonra alınan bir beyana dayanmaktadır. Tek seferlik kullanım ile aylarca yüksek doz kullanım arasında ayrım olmamaktadır. Bu nedenle bilimsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p>Mevcut bilimsel veriler hamilelikte yüksek ateşin tedavi edilmediği takdirde bebek için ciddi riskler doğurabileceğini söylemektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise; gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmak olarak sıralanabilmektedir.</p>
<p>Bugünkü bilgilerimiz; parasetamolün hamilelikte otizme yol açtığına dair güçlü bir kanıt olmaması, büyük ve güvenilir çalışmaların bu iddiayı desteklemiyor oluşu, alandaki değerli ve önemli kuruluşların parasetamolün gerekli olduğunda güvenle kullanılabileceğini söylüyor olması şeklinde özetlenebilir. Ancak bilim kesin bir noktada değildir; yüksek doz ve uzun süreli kullanım konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun da unutulmaması gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 13:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585856</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri farkındalık ayı çerçevesinde kişiselleştirilmiş sağlık yönetiminin öncüsü Acıbadem Life, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856">Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri farkındalık ayı çerçevesinde kişiselleştirilmiş sağlık yönetiminin öncüsü <strong>Acıbadem Life</strong>, alanında uzman isimleri bir araya getirdi. <strong>Six Senses Kocataş Mansions İstanbul’</strong>un bütünsel wellness felsefesiyle uyumlu atmosferinde ev sahipliği yaptığı <strong>Acıbadem Life Talks </strong>kapsamında Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Beslenme ve Diyet Uzmanı <strong>Prof. Dr. Murat Baş</strong> ve Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı <strong>Dr. Parvana Seyidova</strong>, meme kanseri ve koruyucu sağlık yaklaşımlarını her yönüyle ele aldı. </p>
<p><strong>Meme Kanserinde En Büyük Şansımız: Erken Tanı</strong></p>
<p>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, meme kanserinin nedeninin hormonlar olmadığını belirtti. <strong>Prof. Dr. Çakmakçı</strong> “ Hormonlar yan unsurlardır. Meme kanserinin görülme hızı yaşla birlikte artıyor. Yılda 2,3 milyon kişiye yeni meme kanseri tanısı konuluyor. Ancak tüm bunlara rağmen meme kanserinde önemli bir şansımız var. Bu şans diğer kanser türlerinde sıklıkla karşımıza çıkmıyor. Bu da erken tanı. Kurallara uyduğunuzda, yılda sadece 2 saatinizi ayırdığınızda meme kanserini erken evrede, daha şikâyetler başlamadan yakalayabiliyoruz” dedi. </p>
<p>Meme kanserinde iki türlü tanı koyduklarını söyleyen <strong>Prof. Dr. Metin Çakmakçı</strong>, “Bunlardan birini tarama tetkiklerinde koyuyoruz. Diğeri ise şikâyetler üzerine… Ancak iki durum arasında ciddi bir fark var. O da evre farkı. Hedefimiz hiç şikâyet yokken hastalığı yakalamak. Bunun için de temel dayanağımız mamografidir. Son yıllarda kadınlarda “radyasyon alırım” çekincesiyle mamografiden kaçma eğilimi olabiliyor. Oysa bir mamografi sırasında sadece Ankara-İstanbul uçak yolculuğu dozunda radyasyon alınıyor” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Obezite, Kadınlarda Meme Kanseri Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyet Uzmanı <strong>Prof. Dr. Murat Baş</strong>, ortalama ömrün 73 olduğunu ancak sağlıklı yaşam süresinin ortalama 64 yıl olduğuna dikkat çekerek, genetik faktörlerin yalnızca yüzde 20 oranında etkili olduğunu, geri kalan yüzde 80’in ise değiştirilebilir yaşam tarzı unsurlarından kaynaklandığını vurguladı. Türkiye özelinde obezitenin, meme kanseri de dâhil olmak üzere pek çok hastalığın temel nedeni haline geldiğini belirten <strong>Prof. Dr. Baş</strong>, “Türk kadın nüfusunun yarısının obez olacağı öngörülüyor. Özellikle menopoz sonrası dönemde görülen meme kanserlerinin büyük bölümü obeziteye bağlı gelişiyor. Premenopoz döneminde de hormona duyarlı kanserlerde obezite önemli bir risk faktörü. Beden kütle indeksinde her 5 kilogramlık artış, meme kanseri riskini anlamlı düzeyde yükseltiyor” dedi.</p>
<p>Akdeniz diyetinin koruyucu etkisine de değinen <strong>Prof. Dr. Baş</strong>, kırmızı et, beyaz un ve şekerin minimal düzeyde tüketildiği; sebze, meyve, baklagil ve kuruyemişlerin ön planda olduğu bu beslenme biçiminin meme kanseri riskini yüzde 3 oranında azalttığını belirtti. Batı tipi beslenmenin ise özellikle fast food tüketimi nedeniyle riski yüzde 14’e kadar artırdığını ifade etti. </p>
<p><strong>Hormon Tedavileri Meme Kanseri Riskini Artırmıyor</strong></p>
<p>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı <strong>Dr. Parvana Seyidova</strong>, kadın sağlığının bir kız çocuğunun doğumuyla başladığını belirtti. Kadın sağlığında bütünsel bakış açısının gerekliliğini vurgulayan <strong>Dr. Seyidova</strong> “Yaşam süresinin uzamasıyla bütünsel bakış açısı daha da önem kazandı. Çünkü artık menopoz döneminde daha uzun süre geçiriyoruz. Eskiden sentetik hormonlar kullanıyorduk. Bugün ise bio eş değer hormon kullanıyoruz. Bu sayede perimenopoz döneminden başlayarak hormon tedavileriyle hem menopoz şikâyetlerini baskılayabiliyor, kemik erimesinin önüne geçebiliyoruz. Toplumda sıklıkla hormon tedavisinin kanser riskini artırdığı yönünde bir kaygı var. Ancak bu kaygı doğru değil. Hormon tedavilerini kadınlarımızda güvenle kullanabiliyor ve hayat kalitelerini koruyabiliyoruz” diye konuştu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-meme-kanseri-riskini-artiriyor-585856">Obezite Meme Kanseri Riskini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kafeinin]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor. Kafeinin, merkezi sinir sistemini uyararak enerji seviyesini artırırken odaklanmayı da kolaylaştırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kahve çekirdekleri, çay yaprakları ve kakao gibi bitkilerde bulunan kafeinin kısa vadeli faydaları arasında dikkat artışı, daha iyi odaklanma ve fiziksel performansta iyileşme olsa da, özellikle kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri konusunda hala pek çok soru işareti bulunuyor” dedi</strong></p>
<p>Kafein, tüketilen miktara ve kişisel farklılıklara bağlı olarak kalp atış hızı, tansiyon ve kan damarları üzerinde çeşitli etkiler gösterebilir. Kafeine duyarlı kişilerde, fazla tüketim sonrası çarpıntı görülebileceğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Ancak bu durum genellikle geçicidir ve düşük miktarlarda kafein tüketimiyle kontrol altına alınabilir. Hipertansiyon hastası değilseniz ya da kalp atışı düzensizliği probleminiz yoksa ideal kabul edilen günlük maksimum 400 mg sınırını aşmamak, kafeinin olumsuz etkilerinden çok, faydalarından yararlanmanızı sağlayabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>2-3 fincan kahve kalp hastalığı riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Kahvenin, hücre hasarını önlemeye ve kalp hastalığına yol açan iltihaplanmaları azaltmaya yardımcı güçlü antioksidanlar içerdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Koylan, “Bu nedenle düzenli fakat ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığını koruyabileceği düşünülüyor. Bazı araştırmalar düzenli kahve tüketiminin, kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörü olan tip 2 diyabet ihtimalini azalttığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, diyabet riskinin azalması kalp sağlığını da dolaylı olarak olumlu etkileyebilir. Ayrıca orta derecede kahve tüketiminin, kalp hastalıkları tehlikesini direkt olarak azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. Örneğin, günde 2-3 fincan kahve içen bireylerde, bu miktardan daha az kahve içenlere göre daha düşük kalp hastalığı riski bulunduğu gözler önüne serildi” dedi.</p>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Dikkat ve odaklanmayı artırarak stresi dolaylı olarak azaltabilir.</li>
<li>Güçlü antioksidan içeriğiyle damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterebilir.</li>
<li>Düzenli ve ölçülü tüketimle, tip 2 diyabet riskini azaltarak kalp hastalığı riskini düşürebilir.</li>
<li>Orta düzey kahve tüketimi (günde 2-3 fincan), kalp-damar hastalığı riskini azaltabilir.</li>
<li>Egzersiz performansını artırarak kalp sağlığını destekleyen fiziksel aktiviteye katkıda bulunabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Yüksek miktarda alındığında çarpıntı ve kalp atış hızında artışa yol açabilir.</li>
<li>Tansiyonu geçici olarak yükseltebilir, özellikle hipertansiyon hastalarını tehlikeye sokar.</li>
<li>Kan damarlarında daralmaya neden olabilir.</li>
<li>Kalp ritim bozukluğu olan kişilerde düzensiz atımları tetikleyebilir.</li>
<li>Fazla tüketimle anksiyete ve uyku bozukluğu yaparak kalbi dolaylı şekilde zorlayabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 10:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki var! </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde en yaygın ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 verilerine göre ise, ülkemizde gerçekleşen ölümler arasında yüzde 36 oranı ile kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Kalp-damar hastalıklarına yol açan pek çok farklı etken bulunduğunu ve bu etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini aktaran Aytop, “Fiziksel risk faktörlerine ek olarak, ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin de önemli olduğu bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Depresyon, anksiyete ve kronik stres gibi psikolojik sorunlar, kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırabilir ve mevcut hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sosyal izolasyon, yetersiz sosyal destek ve yalnızlık gibi etkenler de hem kalp sağlığını hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları fiziksel sınırlılıklar, sosyal ve iş yaşamında değişiklikler, maddi sıkıntılar ve belirsizlikler gibi etkenler aracılığıyla depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon, kalp-damar hastalıkları riskini hem doğrudan hem de yaşam tarzı üzerinden artırıyor! </strong></p>
<p>Ruhsal iyilik hâlinin hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağladığının bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kalp sağlığının yerinde olması da ruhsal iyiliği destekler. Bu nedenle, kalp sağlığını değerlendirirken bireyin ruhsal durumunu da dikkate almak, hastalığın önlenmesi ve tedavisinde daha etkili bir yaklaşım sağlar.” dedi.</p>
<p>Depresyon yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıklarının daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Depresyon, duygu, düşünce ve davranışları olumsuz etkileyen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Kronik, düşük dereceli iltihaplanmaya yol açarak damar iç yüzeyinde hasara ve damar daralmasına neden olabilir. Depresyon sırasında artan kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi kimyasallar kan basıncını yükseltebilir, kalp ritim bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca trombosit aktivitesini artırarak kalp krizi veya inme riskini yükseltebilir.</p>
<p>Davranışsal olarak depresyon, sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlar; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç tedavisine uyumsuzluk daha sık görülür. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları tanısı alan bireylerde yaşanan değişiklikler depresyon ve anksiyete gelişimi için risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ruh hali, sağlıklı bir kalp demek!</strong></p>
<p>Ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin, duygularla daha dengeli başa çıkabildiklerini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu kişilerin psikolojik dayanıklılıkları güçlüdür, sorunlarla başa çıkma kapasitesine sahiptir ve gerektiğinde destek aramaktan çekinmezler.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bireylerin bedenlerine özen gösterdiğini, sağlıklı beslendiğini, düzenli uyuduğunu ve fiziksel aktiviteyi yaşamlarına dahil ettiğini dile getiren Aytop, “Stres tepkileri uyumludur ve tedavi süreçlerine uyum sağlarlar. Bu bilişsel, duygusal ve davranışsal artılar; kalp ritmi, tansiyon, damar esnekliği ve inflamatuar süreçler üzerinde koruyucu etki yaratır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikoterapi ve stres yönetimi kalp sağlığını koruyor!</strong></p>
<p>Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin kalp sağlığına etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Psikoterapi, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini fark etmesine ve daha işlevsel biçimde yapılandırmasına yardımcı olur. Psikolojik dayanıklılık, özyeterlilik, özgüven, özdeğer ve içsel motivasyon güçlenir. Bu süreç, kalp-damar sağlığını destekleyen fizyolojik mekanizmaları dengeler, inflamasyonu azaltır, damar yapısını korur ve kan akışını düzenler. Psikoterapi ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya yardımcı olur.</p>
<p>Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri, meditasyon ve farkındalık temelli uygulamalar yani stres yönetimi teknikleri otonom sinir sistemi üzerinde dengeleyici etki oluşturur, kalp atım hızını ve kan basıncını düzenler. Uzun vadede stresin kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.”</p>
<p><strong>Kalp ve zihin sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilmeli!</strong></p>
<p>Psikolojik sorunların kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu nedenle, sorunları göz ardı etmemek, sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve kontrollerin aksatılmaması ve kalp fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve sosyal destek güçlü tutulmalıdır. Kalp ve zihin sağlığını birlikte korumanın en önemli adımı, bunların ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul etmek ve fiziksel ile psikolojik sağlığa bütüncül bir yaklaşımla özen göstermektir. Bu, sağlıklı yaşam tarzı, dengeli yaşam ve gerektiğinde profesyonel destek almayı kapsar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti. Obezite, geç menopoz, erken adet görme, östrojene aşırı maruz kalma ve metabolik hastalıkların da riski artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Kocadal, özellikle menopoz sonrası dönemde görülen anormal kanamaların ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulundu. </em></p>
<p>Halk arasında “rahim kanseri” olarak bilinen endometrium kanseri, rahimin iç tabakasını döşeyen hücrelerden kaynaklanıyor ve jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tümörlerden biri olarak gösteriliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, Türkiye verilerine göre her 100 bin kadından 14’üne bu tanı konulduğunu ve yılda yaklaşık 8 bin yeni vaka tespit edildiğini söyledi. Obezite oranlarındaki artış ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığında yükseliş yaşandığını belirten Doç. Kocadal, “Endometrium kanseri daha çok 55–65 yaş arası kadınların hastalığı iken, obezite ve artan metabolik hastalıklar nedeniyle genç yaştaki kadınları da etkileyebilir” diye konuştu. Bu hastalığın öneminin kadınlarda anormal kanama yaparak erken tanıyı ön plana çıkarması olduğunu aktaran Doç. Dr. Kocadal, “Halk arasında ‘rahim kanseri’ denildiğinde asıl bahsedilen endometrium kanseridir. Ancak HPV kaynaklı serviks kanseri de rahim ağzından kaynaklanan rahim kanserinin farklı bir türüdür” dedi.</p>
<p><strong>“OBEZİTE ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ”</strong></p>
<p> Erken yaşta adet görmeye başlamak, menopozun geç olması, östrojene aşırı maruz kalmak, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi metabolik hastalıkların bir arada bulunması, kontrolsüz kalan ve tedavi edilmeyen polikistik over hastalığının endometrium kanseri açısından risk yarattığını söyleyen Doç. Dr. Kocadal, özellikle son yıllarda tüm toplumlar için önemli bir sorun olan obezite riskine işaret etti. Obezitenin endometrium kanseri açasından da çok önemli bir faktörü olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kocadal, “Türkiye tabanlı araştırmalara baktığımızda, 15 yaş üstü kadınlarda obezite oranlarının yüzde 20-23’e vardığını görüyoruz. Polikistik over sendromlu hastalar yüzde 10-14 arasında görülmekte. Tedavi yapılıp önlem alınmadığında bu faktörler ileri yaşta endometrium kanserinin sıklığını artırmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“İLK BELİRTİ: DÜZENSİZ VE AŞIRI KANAMA”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde ilk fark edilen belirtinin genellikle kanama olduğuna anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Endometrium kanserinde hastaların ilk fark ettiği bulgu düzensiz, aşırı kanamalardır. Postmenopozal (menopoz sonrası) hastaların yüzde 30-36’sında vajinal kanama görülür. Çoğu iyi huylu olsa da mutlaka değerlendirilmelidir. Bununla birlikte alt karın bölgesinde baskı, ağrı, aşırı kanama, lekelenme, ilişki sırasında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda doktora başvurulmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 5’inin de genetik faktörlerle ortaya çıktığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, sözlerine şöyle devam etti: “Bunlardan en önemlisi Lynch sendromudur. Bu hastalarda daha erken yaşta endometrium kanseri görülebilir. Bu nedenle yaklaşık 30 yaşından itibaren yıllık ultrasonografik kontrollerle gereğinde rahim içinden biyopsi alınarak erken tanı konulabilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI OLMADIĞI İÇİN DÜZENLİ KONTROLLER ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde henüz erken tanı için rutin bir tarama programı olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, “Bu nedenle hastaların anormal kanama yaşadıklarında zaman kaybetmeden hekime başvurmasa çok önemli. Bunun yanında yıllık ultrasonografik değerlendirmeler bazı riskli hastalarda yol gösterici olabilir. Gereğinde rahim içinden parça alınabilir” dedi.</p>
<p><strong>“ÖZELLİKLE ERKEN EVRELERDE CERRAHİ İLE BAŞARILI SONUÇLARI ULAŞILABİLİR”</strong></p>
<p>Tedavi sürecine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr.Kocadal, şunları anlattı: “Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 70’i erken evrede, rahime sınırlıdır. Bu nedenle cerrahi uygulanabilirliği mümkündür. Erken tanılı, düşük evreli hastalarda cerrahi çok önemli bir tedavi yöntemidir. Bazı risk gruplarında cerrahi sonrası ışın tedavisi ya da ilaç tedavisi gerekebilir. Tedavi başarısını hastanın yaşı, tümörün histolojik tipi, hastalığın yaygınlığı, rahim dışındaki organ tutulumları ve lenf bezlerine sıçrama olup olmadığı gibi etkenler yer alır.”</p>
<p>Genç hastalar için uygulanan koruyucu yaklaşımları da anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Menopoza girmemiş, çocuk doğurmamış, yumurtalık fonksiyonu iyi olan genç hastalarda tümör endometriyuma sınırlıysa seçili olgularda rahmi koruyucu tedavi uygulanabilir. Progesteron türevleri ile medikal tedavi yapılır, hastalık kontrol altına alındıktan sonra gebelik sağlanır ve doğum sonrası nihai tedavi planlanır” diye konuştu.</p>
<p><strong> “ERKEN TANI HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRİP HAYAT KURTARIYOR”</strong></p>
<p> Endometrium kanserinde erken teşhisin önemine değinen Doç. Dr. Kocadal, sözlerini şöyle tamamladı: “Endometrium, jinekolojik tümörler içerisinde kadınlarda en sık görülen tiptir. Hastayı hekime ulaştıran en önemli faktör aşırı, anormal ve düzensiz kanamalardır. Hastaların bu değişiklikleri gördüklerinde sağlık merkezine başvurarak gerekli danışmanlığı almaları hayati önem taşır. Erken tanının kadının hayatını kurtaracağı unutulmamalıdır. Endometrium kanserinin prognozunun özellikle erken evrelerde iyi olması nedeniyle bu durum çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 15:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[krizlerin]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[yarattığı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, zaman zaman gündemi meşgul eden intihar davranışı ile ilgili; intihar riskini artıran etmenler, erken uyarı belirtileri ve alınabilecek koruyucu önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171">Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, zaman zaman gündemi meşgul eden intihar davranışı ile ilgili; intihar riskini artıran etmenler, erken uyarı belirtileri ve alınabilecek koruyucu önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm psikiyatri hastalarında intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalı!</strong></p>
<p>İntihar davranışı ile ilgili en önemli risk grubunun içinde depresyon, bipolar duygudurum bozukluğu, alkol-madde kullanım bozukluğu, şizofreni, borderline kişilik bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin yer aldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Tamamlanmış intiharların yüzde 90’ında psikiyatrik bir tanı bulunur.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle bütün psikiyatri hastalarında intihar düşüncesinin, ilk değerlendirme ve kontrollerde muhakkak sorgulanması gerektiğine dikkat çeken Şentürk, “Yine çocukluk çağı travmaları özellikle de cinsel ve fiziksel istismar öyküsü intihar için bağımsız bir risk etmeni olup, olasılığı yaklaşık 10 kat kadar artırır. Büyük yaşamsal krizler ve akabinde gelen yoğun stres yükü ile gelen intihar düşüncesi nadir değildir. Yakın dönemde yaşanan ayrılık, boşanma ve ölüm gibi kayıplar, kaza ve hastalık nedenli bedensel yeti kayıpları, kendilik değerinde ya da işten çıkarılma veya iflas gibi toplumsal statüde kayıplar, göç ve taşınma gibi güvenlik duygusunun kaybı, yapılan bir eylemden ya da işitilen bir durumdan ötürü yoğun utanç duygusu kişiyi savunmasız ve çaresiz hale getirebilirken intihar davranışı açısından da risk oluşturabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yoğun bunalmışlık, umutsuzluk ve sosyal geri çekilme intihar öncesi önemli belirtiler!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, intihar davranışının öncesinde görülebilen belirtilere de değinerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Yoğun bunalmışlık, bireysel yetersizlik ve değersizlik hissi, ümitsizlik, umutsuzluk, kendine ilişkin olumsuz yargılar, kişilerarası ilişkilerde içe çekilme, arkadaş ve aile çevresinden uzaklaşma, günlük faaliyetlere ilgi kaybı, kişisel bakım ve görünümü ihmal etme, yeme ve uyku alışkanlıklarında değişme, belirgin kişilik ve davranış değişiklikleri, dikkati toplayamama, karar vermede zorlanma, okul ve iş performansında düşme, yorgunluk ve kronik ağrı gibi fiziksel ve ruhsal yakınmalar intihar öncesinde görülen belirtiler olarak bildirilmiştir.”</p>
<p><strong>Koruyucu faktörler intihar riskini önemli ölçüde azaltıyor</strong></p>
<p>İntihar düşüncesinin varlığının, ne kadar yoğun şekilde olursa olsun, bir girişim ya da tamamlanmış intihar ile sonuçlanacağı anlamına gelmediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişinin sahip olduğu bireysel ve çevresel kaynaklar, profesyonel yardım oldukça etkili olabilir; bu nedenle koruyucu faktörlerin araştırılması ve bunların desteklenmesi gerekir. Yaşamda bir amaca ve gelecek planlarına sahip olmak, zengin baş etme becerilerine, hobilere, iyi iletişim becerilerine sahip olmak, düzenli olarak spor yapmak ve yardım almaya motive olmak intihar riskini önemli ölçüde azaltan bireysel faktörlerdir. Düzenli bir aile yaşantısı, aile içinde sıkı ve yakın bağların olması, evli ve çocuklu olmak, iyi ve tutarlı sosyal desteklere, yakın arkadaş ilişkilerine sahip olmak ise intihar riskini önemli ölçüde azaltan başlıca çevresel faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Krizdeki kişiye intihar düşüncesi sorulmalı!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, toplumda yer alan ‘intihar edecek kişinin intihardan bahsetmemesi’ algısının yanlış olduğunu ifade ederek, “Kriz dönemlerinde olan bireylere intiharla ilgili düşüncesini sormaktan korkulmamalı. Bu durum kişinin aklında olmayan bir şeyi aklına getirmek olarak değerlendirilmemeli. Kendine zarar verme düşüncesi ve bu düşüncenin niteliği ile ilgili tüm özellikler açık, doğrudan sorular ile araştırılmalı ve intihar davranışı ile ilgili bilinen risk faktörleri sistemli bir biçimde sorgulanmalı.” diye konuştu.</p>
<p>Kriz dönemi yaşayan ya da önemli ruhsal problemi olduğu düşünülen kişilerin psikiyatriste gitmesi yönünde teşvik edilmesinin önemine de vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şöyle dedi:</p>
<p>“Mevcut psikiyatrik problem ya da yaşamsal bir kriz nedeniyle kendisini çaresiz, kapana kısılmış ve kaybetmiş olarak gören bireyler, ruh sağlığı desteğiyle baş etme gücünü yavaş yavaş kendilerinde bulabilmekte. Bu kişilerdeki psikiyatrik tabloların etkin bir biçimde düzeltilmesi, kişinin yakından izlenmesi ve tedavi uyumunun iyi düzeyde olması oldukça önemli.”</p>
<p><strong>İntihar girişimi sonrası ilk üç ayda tekrar riski çok yüksek!</strong></p>
<p>Daha önce intihar girişiminde bulunmuş kişilerin, yineleyen girişimler açısından büyük risk taşıdığına dikkar çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “İntihar girişimini tekrarlama riski intihar girişiminden sonraki ilk bir yılda ve de özellikle ilk üç ayda çok yüksek. İntihar etmeyi düşünen kişilerle bu durumun gerekçelerini ve sonuçlarını tartışmak durumu zorlaştırır. Bu tür tartışmalarda bulunmadan mutlaka profesyonel yardım alması sağlanmalı.” dedi.</p>
<p>İntihar riski olan ancak o an hemen acil servise ya da hekime götürülemeyecek kişilerin mutlaka gözetim altında tutulması gerektiğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Delici, kesici ya da patlayıcı aletler kesinlikle uzaklaştırılmalı. İntihar edeceğini söyleyen kişilerin bu paylaşımını sır olarak saklamamak ve hemen yardım arayışına başlamak gerekir. İntihar düşüncesi olan kişiyle sorunu konuşmak ve umut aşılamak gerekli yardım ulaşana kadar yapılabilecek en uygun yaklaşımdır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-yasamsal-krizlerin-yarattigi-stres-intihar-riskini-artirabiliyor-576171">Büyük yaşamsal krizlerin yarattığı stres intihar riskini artırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 17:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Boyundan kollara uzanan ağrı boyun fıtığı belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Boyun fıtığının iki kemiğin arasındaki kıkırdak topunun yerinden çıkıp kola giden sinirleri bası altına almasıyla ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Genellikle genç yaş grubundaki kişilerin özellikle bilgisayarı, cep telefonunu çok kullanmalarıyla yaşlı hastalarda da yaşlanmayla birlikte kıkırdak dokusunun eskisi kadar esnek olmamasıyla ortaya çıkan mekanik bir durum.” dedi.</p>
<p>Boyun fıtığı belirtilerinin genellikle boyunda ağrı ile başladığını kaydeden Yaman, “Boyundan başlayan ağrı başa doğru yayılır. Yine fıtığın olduğu yere göre kürek kemiklerinde ve omuzlarda ağrı ortaya çıkabilir. Bazen sinirin üzerindeki basıyla birlikte kollarda ve parmaklarda ağrı, uyuşukluk ve ilerleyen dönemlerde de kuvvetsizlik şikayetleri oluşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Boyun fıtığı ameliyatı önden ya da arkadan yapılabilir! </strong></p>
<p>Boyun fıtığı ameliyatlarının iki şekilde yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ameliyatın ön taraftan ya da arka taraftan yapılmasına karar verilebilir. Bu karar hastanın yaşı, boyun fıtığının sayısı ve yerine göre verilir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatın yapılacağı bölgeye göre risklerin değiştiğini de dile getiren Yaman, “Ön taraftan yapıldığında yemek borusu, nefes borusu, konuşma siniri, şah damarı gibi yapılar ön bölgede yer aldığı için bu hayati organların yaralanmalarına bağlı sorunlar görülebilir. Ancak bu tür sorunların görülme oranı oldukça düşük. Arka taraftan yapıldığında ise enfeksiyon, omurilik zarının yaralanması, kola giden sinirlerin hasar görmesi gibi riskler var. Günümüzde kullanılan teknolojilerle de bu riskler oldukça azalmış durumda.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Boyun fıtığını önlemek ve tekrarını engellemek için yaşam tarzında düzenlemeler şart!</strong></p>
<p>Boyun fıtığını tetikleyen sebeplere değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Özellikle boynu öne doğru getirme hareketi, boyun fıtığı oluşma ve tekrarlama riskini arttırır. Dolayısıyla cep telefonuyla uzun süre kullanılacaksa kulaklık kullanılmalı. Bilgisayar başında çok fazla kalınıyorsa ekranı göz hizasına getirilmeli. Boynu öne doğru eğecek hareketlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Özellikle ön taraftan yapılan boyun fıtığı ameliyatlarından sonra, aynı yerde fıtığın tekrar etme olasılığının düşük olduğunu kaydeden Yaman, “Ancak komşu segment hastalığı denilen, ameliyat edilen yerin bir üst bölgesinin sorun çıkma olasılığı yaklaşık yüzde 20. Dolayısıyla ameliyatlardan sonra hastaların özellikle yaşam tarzlarını düzenlemeleri gerekir. Başlarını çok fazla öne eğmelerine neden olacak pozisyonlardan kaçınmalılar.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Boyun fıtıklarının çoğu cerrahiye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yöntemlerden biri boyunluktur. Fizyoterapi yöntemleriyle sırt ve boyun kaslarını kuvvetlendirerek hastaların şikayetleri geriletilebilir. Bunun dışında ağrıyı ortadan kaldırabilecek enjeksiyonlar da şikayetleri azaltarak fıtığın ilerleyişini durdurabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim değişikliği Türkiye&#8217;de yangın riskini 10 kat artırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-turkiyede-yangin-riskini-10-kat-artirdi-570350</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Aug 2025 10:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[artırdı]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[yangınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'taki orman yangınlarının iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hâle geldiği ve yüzde 22 oranında daha şiddetli yaşandığı belirlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-turkiyede-yangin-riskini-10-kat-artirdi-570350">İklim değişikliği Türkiye&#8217;de yangın riskini 10 kat artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası bilim insanlarının oluşturduğu World Weather Attribution (WWA) bünyesindeki araştırmacılar tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu yaz 20 kişinin yaşamını yitirdiği, 80 bin kişinin tahliye edildiği ve 1 milyon hektardan fazla alanın yandığı Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs&#8217;ta&#8217;ki orman yangınları iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hâle geldi. Raporda, bu yangınların iklim değişikliğinden ötürü yüzde 22 oranında da daha şiddetli yaşandığı belirlendi.</p>
<p>Haziran ve Temmuz aylarında Doğu Akdeniz&#8217;de çıkan yüzlerce yangın, 40 derecenin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, aşırı kuraklık ve şiddetli rüzgârlarla beslendi. Aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle bağlantısını inceleyen WWA, bulgularını &#8220;endişe verici&#8221; olarak niteledi.</p>
<p>Imperial College London üniversitesinin Çevre Politikaları Merkezi&#8217;nden araştırmacı Theodore Keeping, &#8220;Araştırmamız, daha sıcak ve kuru koşulların ortaya çıkmasına dair son derece güçlü iklim değişikliği sinyalleri tespit etti. Bugün, 1,3 derecelik küresel ısınmayla birlikte, itfaiyecilerin sınırlarını zorlayan yeni aşırı yangın durumları görüyoruz. Ülkeler daha hızlı bir şekilde fosil yakıtlardan uzaklaşmadığı takdirde, bu yüzyılda 3 dereceye kadar bir artış bizi bekliyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Araştırma, yangın sezonlarından önce gerçekleşen ve toprağın kuru kalmasını engelleyen kış yağışlarının sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık yüzde 14 azaldığını ortaya koydu. İklim değişikliği nedeniyle, bitki örtüsünü yanmaya hazır duruma getiren bir haftalık sıcak ve kuru hava dönemlerinin de artık 13 kat daha olası hâle geldiği tespit edildi.</p>
<p>Çalışma ayrıca, yangınları körükleyen şiddetli kuzey rüzgârlarını güçlendiren yüksek basınç sistemlerinin de daha yoğun hâle geldiğini belirledi.</p>
<p><b>İtfaiyeciler zorda</b></p>
<p>Yunanistan Tarım Araştırmaları Kurumu&#8217;na bağlı Akdeniz Orman Ekosistemleri Enstitüsü&#8217;nde araştırma direktörü olan Gavriil Xanthopoulos, &#8220;Eskiden itfaiyeciler bu rüzgârların dinmesini bekleyerek yangınları kontrol altına alabiliyordu. Görünen o ki artık bu modele güvenemiyorlar&#8221; dedi. Xanthopoulos, rüzgârların neden daha sık yüksek hızlara ulaştığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu da vurguladı.</p>
<p>Cornell Üniversitesi bünyesindeki Yer ve Atmosfer Bilimleri bölümünde görev yapan ancak araştırmaya dâhil olmayan Yardımcı Doçent Flavio Lehner ise WWA&#8217;nın özet bulgularının mevcut bilimsel literatürle uyumlu olduğunu teyit etti. Lehner, iklim değişikliğinin Akdeniz&#8217;de &#8220;kötü yangın sezonlarını daha olası hâle getirdiğini&#8221; söyledi.</p>
<p>DW, AP / BÜ, CÖ</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iklim-degisikligi-turkiyede-yangin-riskini-10-kat-artirdi-570350">İklim değişikliği Türkiye&#8217;de yangın riskini 10 kat artırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Direksiyonda mesaj kaza riskini 23 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-565044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[direksiyonda]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, araç kullanırken cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarındaki endişe verici artışa dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-565044">Direksiyonda mesaj kaza riskini 23 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, araç kullanırken cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarındaki endişe verici artışa dikkat çekti.</p>
<p><strong>Cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarında belirgin bir artış var</strong></p>
<p>Son yıllarda hem dünyada hem de Türkiye’de cep telefonu kullanımına bağlı trafik kazalarında belirgin bir artış gözlemlendiğini dile getiren İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Özellikle dikkat dağınıklığı açısından insan beyninin oldukça hassas bir yapıya sahip olduğu dikkate alındığında, aynı anda birden fazla işlemi sağlıklı biçimde gerçekleştirmek oldukça güçtür. Sürüş esnasında cep telefonu kullanımı, sürücünün görsel, manuel ve bilişsel dikkatini aynı anda dağıtarak çevresel farkındalığın azalmasına ve tepki süresinin anlamlı düzeyde uzamasına neden olmaktadır. Bu durum, özellikle ani karar almayı gerektiren trafik senaryolarında, kaza riskini ciddi ölçüde artırmaktadır. Mevcut bilimsel bulgular, cep telefonu kullanımının sadece sürüş sırasında değil, görüşme sonrasındaki kısa sürede de dikkat düzeyini olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, sürücülerin araç kullanırken cep telefonu kullanımından kesinlikle kaçınmaları, toplumsal düzeyde trafik güvenliği bilincinin artırılması amacıyla etkili farkındalık kampanyalarının yürütülmesi ve caydırıcılığı yüksek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Araç kullanımı sırasında dikkat dağınıklığı, trafik güvenliği açısından önemli bir risk faktörü</strong></p>
<p>Araç kullanımı sırasında dikkat dağınıklığının, trafik güvenliği açısından önemli bir risk faktörü olduğuna işaret eden Demirtaş, “Bu bağlamda, cep telefonunun kullanımı özellikle arama yapmak, gelen çağrılara yanıt vermek veya numara çevirmek gibi işlemler sürücünün dikkatinin yoldan sapmasına ve zihinsel konsantrasyonunun bozulmasına yol açmaktadır. Bu tür bilişsel ve görsel dikkat kayıpları, sürücünün çevresel uyaranlara tepki verme süresini uzatmakta ve ani gelişen trafik durumlarına karşı doğru karar alma yetisini olumsuz etkilemektedir. Yapılan araştırmalar, sürüş esnasında cep telefonu kullanan bireylerin kaza yapma olasılığının kullanmayanlara göre belirgin şekilde daha yüksek olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, sürüş sırasında cep telefonu kullanımının sınırlandırılması, trafik kazalarının azaltılmasında önemli bir önleyici strateji olarak değerlendirilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Telefonla konuşmak ve mesajlaşmak arasında risk farkı var mı?</strong></p>
<p>Cep telefonu kullanımının, sürüş esnasında dikkat dağınıklığına yol açan başlıca faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Demirtaş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bununla birlikte, telefonla konuşmak ile mesajlaşmak arasında dikkat dağıtma düzeyi bakımından anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Telefonla konuşma, öncelikli olarak bilişsel dikkat dağınıklığına neden olurken; mesajlaşma eylemi aynı anda görsel, manuel ve bilişsel dikkat dağınıklığını tetiklemektedir. Bu durum, sürücünün gözünü yoldan ayırmasına, ellerini direksiyondan çekmesine ve zihinsel olarak sürüşten uzaklaşmasına neden olmaktadır. Amerikan Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) tarafından yürütülen araştırmalarda, sürüş esnasında mesajlaşmanın, bir araca arkadan çarpma riskini yaklaşık 23 kat artırdığı tespit edilmiştir. Buna karşılık, elde tutularak yapılan telefon görüşmelerinin bu riski 4 kat artırdığı belirtilmiştir. Elde edilen veriler, mesajlaşmanın trafik kazası riski açısından çok daha yüksek bir tehdit oluşturduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.”</p>
<p><strong>Cep telefonu kullanımı genç sürücüler açısından ciddi bir trafik güvenliği sorunu oluşturuyor</strong></p>
<p>Genç sürücüler arasında cep telefonu bağımlılığı ile trafik kazası riski arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu da söyleyen Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Araştırmalar, bu yaş grubundaki sürücülerin cep telefonu kullanımı nedeniyle dikkatlerinin dağıldığını ve bunun da kaza riskini belirgin şekilde artırdığını ortaya koymaktadır. Yapılan bir çalışmada, genç sürücülerin karıştığı kazaların yüzde 58’inin dikkat dağınıklığına bağlı olduğu tespit edilmiştir. Bu dikkat dağınıklıklarının yüzde 12’si doğrudan cep telefonu kullanımıyla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, kazadan önce genç sürücülerin ortalama 4,1 saniye boyunca gözlerini yoldan ayırdıkları belirlenmiştir. Bu bulgular, cep telefonu kullanımının genç sürücüler açısından ciddi bir trafik güvenliği sorunu oluşturduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tehlike telefonu kapatınca bitmiyor</strong></p>
<p>Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı’nın hazırlamış olduğu bir rapora göre; cep telefonuyla konuşan sürücülerin çevrelerinde meydana gelen tehlikeli durumların bir kısmını hiç fark edemediklerini ortaya koyduğunu anlatan Öğr. Gör. Esad Sadık Demirtaş, “Bu bağlamda, sürücülerin basit bir telefon görüşmesi sırasında tehlikeli bir durumu fark edememe olasılıkları yaklaşık yüzde 20 iken, zihinsel olarak yoğun dikkat gerektiren bir görüşme esnasında bu oranın yüzde 29’a kadar yükseldiği belirlenmiştir. Aynı rapora göre telefon ile görüşme tamamlandıktan sonraki ilk 5 dakika içinde kaza olma olasılığının 4.8 kat, 15 dakika içinde de 1.3 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Bu durumda görüşme sona erdikten sonra insan odağının hala o görüşmede olabileceği ve kaza olma ihtimalinin artacağını söyleyebiliriz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/direksiyonda-mesaj-kaza-riskini-23-kat-artiriyor-565044">Direksiyonda mesaj kaza riskini 23 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kalp Derneği'nin dergisi Journal of the American Heart Association'da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin dergisi Journal of the American Heart Association&#8217;da yayınlanan çalışmaya göre, eşlerden birinde yüksek tansiyon olan çiftlerde diğer partnerde de sıklıkla aynı sorun görülüyor. Bu ilginç çalışmanın detayları hakkında bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, ortak hayatların ortak riskleri de beraberinde getirebilmesinin çok şaşırtıcı olmadığını söyleyerek bu riski yaşam tarzı değişiklikleri ile fırsata çevirmenin mümkün olduğunu anlattı. </em></p>
<p>Dünyanın dört bir yanından on binlerce çiftin verilerinin analiz edildiği çalışma hakkında bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr.  Mehmet Fatih Yılmaz, “ABD, İngiltere, Çin ve Hindistan’da toplam 67 bine yakın bireyin katıldığı dev çalışmanın sonuçları, hipertansiyonun sadece bireysel değil, çift olarak da ele alınması gerektiğini gösterdi.” Dedi.  Doç. Dr. Fatih Yılmaz, araştırmanın çarpıcı sonuçlarını şöyle aktardı: “Çalışma, heteroseksüel ve aynı evde yaşayan çiftlerde, eşlerden birinde hipertansiyon varsa, diğerinde de bu hastalığın görülme riskinin anlamlı ölçüde arttığını ortaya koyuyor. Örneğin Çin’de, eşlerden biri hipertansiyonsa, diğerinde bu risk yüzde 26 daha fazla olduğu gösterilmiş. Araştırma çiftlerin sadece hipertansiyonu değil, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, depresyon gibi durumların da çiftler arasında benzer oranlarda görülebileceğini gösteriyor.” </p>
<p><strong>“KÜLTÜREL FARKLAR DA BELİRLEYİCİ”</strong></p>
<p>Sonuçlarda toplumların kültürel farklılıkların da etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, “Çin, Hindistan gibi kolektivist toplumlarda çiftlerin birbirine etkisi daha fazla. ABD ve İngiltere gibi bireyci toplumlarda ise bu etki daha zayıf kalabiliyor. Araştırma da benzer göstergeler bulunuyor” değerlendirmesini yaptı. </p>
<p><strong>“ORTAK HAYATLAR ORTAK RİSKLERİ DE BERABERİNDE GETİRİYOR”</strong></p>
<p>“Ortak yaşam tarzı ve çevre faktörler bu eğilimi artırır. Dolayısıyla bu bulgular çok şaşırtıcı olmadığını anlatan Doç. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çiftler yalnızca bir evi değil, aynı zamanda alışkanlıkları, sofraları, stres kaynaklarını ve uyku düzenlerini de paylaşıyor. Bu da yaşam tarzına bağlı hastalıklarda benzerliklere yol açıyor.” Beslenme biçimi, egzersiz alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı gibi davranışsal faktörlerin çoğu zaman çiftler arasında örtüştüğünü belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ailede tuzlu yemek tercih ediliyorsa, her iki eş de risk altındadır. Aynı şekilde sigara, alkol gibi alışkanlıklar, uyku düzeni ya da düzensizliği de eşler arasında benzerlik göstererek her iki eşin tansiyonunu etkileyebilir. Bunun yanında birlikte spor yapan çiftlerde tansiyon kontrolü daha başarılı olabilir” diyor.</p>
<p><strong>DUYGUSAL YÜKLER TANSİYONA DOĞRUDAN ETKİ EDİYOR!</strong></p>
<p>Paylaşılan duygusal yüklerin de tansiyona doğrudan etki ettiğine işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, “Bir eşin yaşadığı stres, diğer eşin de fizyolojik yanıtlarını etkileyebilir. Bu duruma ‘empatik stres’ diyoruz. Maddi sorunlardan çocuklarla ilgili kaygılara kadar birçok ortak stres kaynağı, çiftlerin tansiyonunu birlikte yükseltebilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>GENETİKTEN ÇOK ÇEVRE ETKİLİ</strong></p>
<p>Eşlerin genetik olarak akraba olmaması nedeniyle hipertansiyonun çiftlerde görülme benzerliğinin genetikten ziyade çevresel ve davranışsal faktörlere dayandığını belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Ancak bazı toplumlarda akraba evliliği yaygınsa, bu durum genetik etkileri artırabilir. Aynı şekilde, hava kalitesi, gürültü seviyesi, ısıl konfor, yerleşim yeri (kırsal/kentsel) gibi çevresel faktörleri ortak hale getirir. Gelir düzeyi, sağlık hizmetlerine erişim, beslenme bütçesi gibi sosyoekonomik koşullar da aynıdır. Bu ortak çevresel etkiler, tansiyon düzeylerinin benzer olmasına katkı sağlar” diye konuştu. </p>
<p><strong>HEM RİSK HEM FIRSAT!</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, yaşam kalitesinde düşüş ve artan sağlık harcamaları gibi her iki eşin de hipertansiyon hastası olmasının risklerinin büyük olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yılmaz’a göre bu durumu avantaja çevirmek de mümkün. “Bu konuda yapılan çalışmalar, ortak egzersiz planları, birlikte tuz tüketimini azaltma, sağlıklı yemek hazırlama ya da birlikte meditasyon yapmak, diyetisyen, fizyoterapist ya da doktor ziyaretlerine birlikte gitmek, birbirini teşvik etme ve izlemek gibi çift olarak yapılan programların daha uzun vadeli başarı sağladığını gösteriyor.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>HİPERTANSİYONU PAYLAŞMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ!</strong></p>
<p>“Sonuç olarak eğer eşinizde hipertansiyon varsa, sizin de olma ihtimaliniz anlamlı şekilde artıyor, bunun için gerekli önlemlerin alınması önemli” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, çiftlere şu önerilerde bulundu: “Birlikte egzersiz yapmaya çalışın, sağlıklı beslenin ve tuzu sofranızdan azaltın, varsa sigara alkol gibi zararlı alışkanlıklarınız bırakın, stresle baş etmenin yollarını birlikte keşfedin ve düzenli uyku ve rutin sağlık kontrollerini ihmal etmeyin. Unutmayın hipertansiyonu paylaşmak zorunda değilsiniz ama sağlıklı bir yaşamı birlikte paylaşabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayati-paylasmak-hastalik-riskini-de-paylasmaya-neden-olabiliyor-565041">Hayatı Paylaşmak Hastalık Riskini de Paylaşmaya Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:11:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507">Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor. Bu şikayetler kimi zaman beyin kanaması gibi çok ciddi hastalıkların da belirtisi olabildiğinden dikkat etmek gerekiyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai</strong>, beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini, bunun da hayati riski artırabildiğini vurguluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai beyin kanamasının 8 belirtisini sıraladı, aşırı sıcaklardan beyni korumanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Yaz mevsimiyle birlikte bastıran aşırı sıcaklar, birçok hastalığı tetikleyebilirken, beynimiz için daha da fazla risk oluşturuyor. Yükselen ısı beyin hücrelerine zarar veriyor, migren, epilepsi ve felç gibi hastalıklara neden olabiliyor. Aşırı sıcak havaların beyin kanaması riskini artırdığını vurgulayan <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai</strong> “Üstelik beyin kanaması sanılanın aksine sadece ileri yaştaki kişilerde değil, altta kanamayı kolaylaştıran sistemik ve/veya anevrizma (damarda baloncuk) ile arteriovenöz malformasyon (damar yumağı) gibi damarsal hastalıklara sahip gençlerde de görülebiliyor” diyor. Beynimizin yüzde 80’inin sudan oluştuğunu ve sıcak havanın beynin en büyük düşmanlarından biri olduğunu belirten Dr. Muhammedrezai “Vücut sıcaklığının artmasıyla yaşanan terlemeyle birlikte kişi sıvı-tuz kaybı yaşar, kan basıncında hızlı değişiklikler meydana gelir ve bu da kan pıhtılaşmasında bozulmalara neden olur. Bu tür bir tablo inme (felç) ve beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Aşırı sıcak havaların ayrıca kan basıncını yükseltebildiğini, özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde bu durumun çok daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Muhammedrezai, tansiyon yükselmesine bağlı olarak beyin kanaması gelişebildiğini, bu kişilerin ilaçlarını düzenli almalarının ve aşırı sıcak, aşırı güneşli ortamlardan kaçınmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Ani ve şiddetli baş ağrısına dikkat!</strong></p>
<p>Beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini belirten Dr. Muhammedrezai bunun da hayati riski artırabildiğini vurguliyor. Tek başına olan baş ağrısının her zaman beyin kanaması bulgusu olmayabildiğini  ancak temkinli olmak için bazı belirtiler başgösterdiğinde en kısa sürede, en yakın sağlık merkezine başvurmak gerektiğini vurgulayan Dr. Siyavuş Muhammedrezai şöyle konuşuyor: “Ani ve şiddetli baş ağrısı, bilinçte bulanıklık, geveleyerek konuşma, denge kaybı, el ve kolda uyuşukluk, el ve kolda karıncalanma, genellikle tek taraflı ortaya çıkan yüz felci ve mide bulantısı beyinde başlayan kanama ile birlikte görülen beyin kanaması belirtileridir. Bu belirtiler olduğunda en kısa sürede en yakın sağlık merkezine başvurmak en doğru iştir.” </p>
<p><strong>Beyni korumanın basit ama etkili yolları!</strong></p>
<p>Dr. Muhammedrezai, aşırı sıcaklarda beyin sağlığını korumak için alınabilecek basit ama etkili 6 önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmayın.</li>
<li>Düzenli sıvı alımına dikkat edin, suyu tek bir seferde değil, vücutta tutulacak şekilde düzenli aralıklarla ve yudum yudum için. </li>
<li>Aşırı sıcaklarda çay ve kahve tüketimini sınırlandırın ya da tamemen bırakın.</li>
<li>Yorucu aktivitelerden kaçının.</li>
<li>Açık renk kıyafetler tercih edin ve mutlaka şapka takın.</li>
<li>Gün içerisinde ılık duş alarak vücut sıcaklığının artmasını engelleyin. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507">Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 05:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[illerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetli]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[meteoroloji]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağanak]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yağışa]]></category>
		<category><![CDATA[yangını]]></category>
		<category><![CDATA[yükseltiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meteoroloji'nin 3 Temmuz Perşembe hava durumu tahminlerine göre, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan’da yerel kuvvetli sağanak bekleniyor. Marmara’nın güneyi, Ege kıyıları ve İç Anadolu başta olmak üzere birçok bölgede rüzgar 60 km/saat hızla esecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339">Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü&#8217;nün 3 Temmuz Perşembe günü hava durumuna göre Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu&#8217;nun kuzeydoğusu ile Bartın, Karabük, Kastamonu, Sinop ve Tokat çevrelerinin <strong>yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı,</strong> diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan çevrelerinde <strong>yerel kuvvetli </strong>olması bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p>Hava sıcaklığının kuzey ve iç kesimlerde mevsim normallerinin <strong>1-3 derece altında</strong>, yurdun batı ve güney kıyılarında normallerinin 1-3 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Kuvvetli rüzgar orman yangınları riskini artırıyor</b></p>
</div>
<div>
<p>Rüzgarın, Marmara’nın güneyi, Ege kıyıları, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz&#8217;in doğusu ile Doğu Anadolu’nun batısında <strong>kuvvetli (40-60 km/saat) eseceği</strong> tahmin edildiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ani su baskınlarına dikkat</b></p>
</div>
<div>
<p>Sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların, <strong>Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan </strong>çevrelerde yerel kuvvetli olması beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.</p>
</div>
<div>
<p><b>MARMARA</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>BALIKESİR</strong> 31°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>EDİRNE</strong> 35°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>İSTANBUL</strong> 29°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>KIRKLARELİ</strong> 31°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin güneyinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>EGE</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>AFYONKARAHİSAR</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>DENİZLİ</strong> 35°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>İZMİR</strong> 35°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>MANİSA</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık, zamanla kuzeydoğusunun parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>AKDENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ADANA</strong> 37°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>ANTALYA</strong> 40°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>HATAY</strong> 33°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>ISPARTA</strong> 29°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin doğusunda kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>İÇ ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ANKARA</strong> 25°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>ESKİŞEHİR</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>KONYA</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>NEVŞEHİR</strong> 23°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin doğusunda kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>BATI KARADENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>BOLU</strong> 24°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>DÜZCE</strong> 29°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>SİNOP</strong> 28°C – Parçalı bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>ZONGULDAK</strong> 25°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı bulutlu, Bartın, Karabük, Kastamonu ve Sinop çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>ORTA ve DOĞU KARADENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>AMASYA</strong> 25°C – Parçalı ve çok bulutlu<br /><strong>RİZE</strong> 22°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.<br /><strong>SAMSUN</strong> 25°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.<br /><strong>TRABZON</strong> 22°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı, yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz ile Tokat çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>DOĞU ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ERZURUM</strong> 18°C – Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>KARS</strong> 18°C – Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>MALATYA</strong> 27°C – Az bulutlu<br /><strong>VAN</strong> 25°C – Az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı bulutlu, bölgenin kuzeydoğusunun aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, bölgenin batısında kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>GÜNEYDOĞU ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>DİYARBAKIR</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>GAZİANTEP</strong> 32°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>MARDİN</strong> 32°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>SİİRT</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339">Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 08:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yanığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar genellikle açık havada daha fazla zaman geçiriyorlar. Güneş ışınları D vitamini nedeniyle çocuklar için faydalı olsa da, gerekli önlemler alınmadığında güneş çarpması, güneş yanıkları ve dehidratasyon (susuz kalma) gibi pek çok sorun oluşabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725">Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar genellikle açık havada daha fazla zaman geçiriyorlar. Güneş ışınları D vitamini nedeniyle çocuklar için faydalı olsa da, gerekli önlemler alınmadığında güneş çarpması, güneş yanıkları ve dehidratasyon (susuz kalma) gibi pek çok sorun oluşabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,    </strong>özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda sıcağa ve güneşe maruz kalmanın çok daha riskli sonuçlar oluşturabileceği uyarısında bulunarak, “Bebekler ve küçük çocuklar; ciltlerinin çok daha ince ve geçirgen  olması, ciltteki koruyucu bariyer tabakalarının henüz tam oluşmaması nedeniyle, güneşin zararlı etkilerinden çok daha fazla etkilenirler. Dolayısıyla, güneş yanıkları daha hızlı oluşur.  Yapılan çalışmalar göstermiştir ki güneş yanıkları gelişen çocuk ve gençlerin erişkinlik dönemlerinde cilt kanseri riskinde 3 kat artış olmaktadır. Güneşe maruziyet arttıkça bu artan etkiyle risk daha da yükselmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan, </strong>bu nedenle, çocukları güneşin ve sıcağın zararlı etkilerinden korumanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Özellikle, ilk 6 ay bebeklerde, güneşin zararlı ışınlarına karşı alınması gereken önlemlerden ilki ve en önemlisi, mekanik önlemlerdir. Yani, yaşına uygun şapka ile güneş gözlüğü kullanmak ve 10:00 – 16:00 saatleri arasında güneşe çıkarmamak, bunlardan en önemlileridir. 6 ay ve üzeri bebek ile çocuklarda ise bu mekanik önlemlere ilaveten, yine yaşına uygun içerikte, en az 30 SPF olacak şekilde mineral filtreli, hem UVA hem UVB koruyucu özelliği olan güneş koruyucuların kullanılması ve 2 saat arayla tekrarlanması da çok önemlidir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>İlk 6 ay güneş koruyucu kullanmayın!</strong></p>
<p>Çocukların ciltlerinin zarar görmemesi için güneş koruyucu ürünler çok önemli olsalar da ilk 6 aydan önce kullanımları önerilmiyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan, bebeklerin bu dönemde ciltlerinin daha ince ve daha hassas olduğunu belirterek, “Ayrıca, ciltlerinin geçirgenliği de daha yüksektir. Dolayısıyla, koruyucu güneş kremleri ciltten emilerek  bebeklerin kan dolaşımına kadar geçebilir ve bu emilimin uzun dönem sonuçlarıyla ilgili ne yazık ki yeterli bilimsel  çalışma yoktur. Bebeklerde 6. aydan sonra ise güneş koruyucular güvenle kullanılabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmasın!</strong></p>
<p>Çocuğunuzun  10:00 &#8211; 16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe maruz kalmaması çok önemli. Bu saatler arasında çocuğunuzla dışarıya çıkmayın, mecbursanız güneşten koruyucu önlemleri ihmal etmeyin. Çünkü, bu saatlerde güneş ışınları yeryüzüne daha dik açıyla geldiği için UVA ile UVB nedenli cilt hasarı ve yanık, dolayısıyla yetişkinlik döneminde cilt kanseri riski çok daha fazla oluyor. </p>
<p><strong>Geniş siperlikli şapka takın</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,<strong> </strong>çocuğunuzu güneşe çıkardığınızda mutlaka yaşına uygun, geniş siperlikli, kulakları ve enseyi de koruyan ultraviyole filtreli şapkalar kullanmanız gerektiğini vurgulayarak, “Unutmayalım ki en önemli korunma, öncelikle mekanik korunmadır” diyor. </p>
<p><strong>Her iki saatte bir tekrarlayın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun cildine, 6’ıncı aydan itibaren, mutlaka en az 30 SPF olacak şekilde, UVA ve UVB mineral filtreli güneş koruyucu sürün.  Ürünü, güneşe çıkmadan 30 dakika önce, yeterli bir miktarda ve kalınlıkta uygulayın. Her iki saatte bir tekrarlayın ve çocuğunuz her havuza ya da denize girdiğinde yenileyin. </p>
<p><strong>Ultraviyole korumalı gözlük şart</strong></p>
<p>Güneşin zararlı ışınları, çocukların cildine olduğu kadar gözlerine de zarar verebiliyor. İlerleyen yaşlarda miyopi ve hipermetropi riskini artırıyor. Bu nedenle, özellikle 3 yaşından itibaren  çocuğunuzun yüzüne uygun, yumuşak, kırılmayan ve ultraviyole korumalı güneş gözlüğü takmayı alışkanlık edinin.</p>
<p><strong>Mayo seçimine dikkat edin</strong></p>
<p>Güneşin zararlı etkilerine karşı dikkat etmeniz gereken bir başka konu ise mayo seçimi olmalı. Cildinin hasar görmemesi için uzun kollu ve uzun paçalı, yine ultraviyole korumalı mayoları tercih etmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Bol bol su içmesini sağlayın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun cildini güneşin zararlı ışınlarından korumak için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, vücuttaki sıvı kaybını önlemek. Bebeklerin güneşe ve ısıya maruz kalmalarıyla birlikte, ciltlerinin geçirgen olması nedeniyle, sıvı kayıpları daha hızlı ve daha yoğun oluyor. Bunun sonucunda, bebek ve çocukların ciltlerinde, ağız, dil ve mukozalarda kuruluk, idrar miktarında  azalma, huzursuzluk, bitkinlik, bıngıldakta çökme, solunum ve kalp hızının artması gibi belirtiler görülebiliyor. Özellikle sıcağa daha yoğun maruz kalınan tatil beldelerinde ve deniz kenarlarında çocuğunuzun bol bol su içmesini ve sulu meyveler tüketmesini sağlayın.</p>
<p><strong>Kıyafetleri açık renk olsun</strong></p>
<p>Yaz aylarında, pişik gibi cilt döküntüleri oluşmaması için çocuğunuza vücuttaki teri hapseden naylon içerikli kumaştan hazırlanmış kıyafetler giydirmeyin. İçinde rahat edebileceği; doğal, pamuklu, terletmeyen ve açık renkli (beyaz, bej, sarı, açık mavi, pembe) kıyafetler giydirmeye dikkat edin. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725">Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 11:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımlanan sigara bağımlılığının tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, “Nikotin 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363">Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımlanan sigara bağımlılığının tedavi gerektiren bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, “Nikotin 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır” dedi. Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Toprak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilen 31 Mayıs Dünya Sigarasız Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, sigara bağımlılığının bir hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara, en hızlı yayılan ve en uzun süren salgın</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), sigarayı “dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını” olarak tanımladığını kaydeden Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bağımlılık, kullanım üzerinde kontrol kaybı ile karakterizedir. Durmadan kullanmak değildir, kullanmaya başlayınca bırakamamaktır ve bir hastalıktır. Sigara bağımlılığı, tedavi gerektiren, relapslarla seyreden, mortalitesi yüksek, kronik, salgın bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü, sigarayı ‘dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını’ olarak tanımlamaktadır. Sigara içimi/bağımlılığı, DSÖ tanımıyla bir hastalık olan sigara bağımlılığının tedavisi hekimin görevleri arasındadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigaraya bağımlılığı, özel testle belirleniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara içiminin sosyal, fiziksel ve psikolojik bağımlılık boyutları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Yani kişi sadece ruhsal olarak sigara içme bağımlısı değildir. Aynı zamanda sigara içinde bulunan nikotin, kişiyi biyolojik olarak da sigaraya bağımlı yapar. Nikotin, bağımlılık yapıcı, psikoaktif yani uyarıcı bir maddedir. Biz sigara bağımlılığını değerlendirirken özel bir test kullanırız. Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FBNT) Sigara bağımlılığının değerlendirilmesinde oldukça yaygın kullanılan 6 soruluk bir testtir. Bu testte aşağıda belirtilen durumlar göz önüne alınarak puanlama yapılır. Kişinin aldığı puan ne kadar yüksekse bağımlılığı da o kadar fazla olarak değerlendirilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Günde içilen sigara miktarı </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sabah uyanınca 30 dakika içinde ilk sigaranın içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sabah saatlerinde daha fazla sigara içilmesi; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Sigara içmenin yasak olduğu toplu yerlerde sıkıntı yaşanması; </span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Kişiyi yatağa bağlayan hastalık durumlarında bile sigara içiminin sürdürülmesidir </span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p> </p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nikotin 10 saniyede beyne ulaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının esas nedeninin sigara içindeki nikotin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Nikotin çok güçlü bir uyarıcı, bağımlılık yapıcı maddedir. 10 saniyede beyne ulaşarak dopamin salgılatır ve bu yolla daha fazla keyif vererek daha fazla içme isteği uyandırır. Nikotin yani sigara, kolay ulaşılabilir ve ucuzdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ailesinde sigara kullanan çocukta risk 2-3 kat fazla</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığında ailenin önemli bir faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toprak, “Araştırmalar ailesi sigara içen çocukların ileride sigara kullanma ihtimalinin içmeyenlere göre 2-3 kat fazla olduğunu söylüyor. Ailedeki problemler, aile içi iletişim ve bağların zayıf olması, düşük özgüven, stresle başa çıkmada zorlanma, hayır diyememe gibi faktörler de gençlerin sigaraya yönelmesinde etkili. Eğer arkadaşları sigara kullanıyorsa, çocuğunuza sigara teklif edilmiş veya edilecek olma ihtimali yüksek” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kardeşler arasında farklılık görülebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığında kimi zaman iki kardeş arasında bile farklılık görülebildiğini, bunda çevresel faktörlerin etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında aile çok önemlidir. Anne ve/veya babanın sigara içmesi, çocuklara rol model olması elbette önemli. Ancak özellikle ergenlik dönemi ve daha sonrasında kişinin çevresi, arkadaşları, sosyoekonomik durumu, stresle baş etme gücü, yalnız yaşayıp yaşamaması gibi faktörler önem taşır. Bu faktörler de iki kardeş arasında bile fark yaratabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genetik geçiş, yüzde 56 etkili</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının diğer birçok bağımlılık gibi hem genetik hem de çevresel yönleri olan kompleks bir davranış olduğunu kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Sigara bağımlılığında genetik geçiş; aile çalışmaları, ikiz çalışmaları ve moleküler genetik çalışmalar ile araştırılmıştır. Sigara bağımlılığının genetiğinde klasik kalıtım örüntüsü izlenmemektedir. İkizlerle yapılmış 14 farklı çalışmanın değerlendirildiği bir gözden geçirme çalışmasında nikotin bağımlılığının yüzde 56 genetik, yüzde 24 ailesel, yüzde 29 çevresel faktörlerden kaynaklandığı ifade edilmiştir.  Yapılan çalışmalar sigara bağımlılığının gelişiminde çevresel faktörlerin sigara içmeye başlama ile, genetik faktörlerin ise düzenli içicilikten bağımlılığa geçişte daha belirgin bir rol oynadığını göstermiştir. Farklı çevresel faktörlere ek olarak, küçük etkiye sahip birçok genin nikotin bağımlılığına olan genetik yatkınlıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı bırakmak mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara bağımlılığının tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Toprak, “Sigarayı elbette bırakmak mümkündür. Sigaranın bıraktırılması, en az sigaranın neden olduğu hastalıkları tedavi etmek kadar (hatta daha fazla) önemlidir. Tedavide amaç, sigara kullanımın azaltılması değil tümden bırakılmasıdır. Sigara alışkanlığından vazgeçmek için her şeyden önce kişinin sigarayı bırakma konusunda istekli olması gerekir. Her hastaya etkin tedavilerin varlığı anlatılmalı ve tedavi önerilmelidir. Tek tek, grup ya da telefon görüşmeleri tedavi etkinliğini artırır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara bırakmada iki tedavi yöntemi var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigaranın bırakılmasına yardımcı olmak için birçok yöntem geliştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Toprak, “Bütün sigara bırakma yöntemlerinin sigaranın bırakılmasındaki başarıları farklı olmakla birlikte amaçları kişide sigara içimine bağlı gelişen psikolojik bağımlılığın ve fiziksel bağımlılığının üstesinden gelmektir. Sigara bırakmada kullandığımız, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yöntemleri ruhsal (davranışsal) tedavi ve ilaç tedavisi olarak iki ana başlıkta toplayabiliriz. En başarılı sonuçlar ruhsal tedavilerin ilaç tedavileriyle birlikte kullanımı ile elde edilmektedir. Bunların başlıcaları bilişsel davranışçı terapi, bireysel ya da grup terapileri, hipnoz, ruhsal eğitim ve bilgilendirme yaklaşımlarını içerir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemlere başvurulmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanımında etkili olduğu iddia edilen ancak bilimsel olarak kanıtlanmamış yöntemler konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “Bilimsel olmayan yöntemlerin, kulaktan dolma önerilerle denenmemesi gerekir.  Özellikle internetten ne olduğu bilinmeyen bitki ve macun gibi öneriler son derece tehlikeli olabilmektedir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle Sağlık Bakanlığı destekli, Türkiye genelinde 400’den fazla sigara bırakma polikliniklerinin bu konuda en önemli ve güvenilir merkezler olduğunu ifade eden Prof. Dr,. Toprak, “Bakanlık kontrolünde sıkı bir eğitim sonrası verilen sertifika ile bu merkezlerde çalışan hekimlerimize vatandaşlarımız güvenle başvurabilirler. Bilimsel olarak henüz kanıtlanmamış, evrensel kabul görmemiş yöntemlere karşı dikkatli olunmalıdır. Yüksek derecede nikotin bağımlılığı, düşük sosyoekonomik ve eğitim düzeyi, genç yaş grubu, yalnız yaşayanlar, sigara içenler ile birlikte yaşayanlar ve fazla zaman geçirenler, sigara bağımlılığında yüksek riskli olarak  tanımlanan grupta yer alırlar. Bu gruptaki bireylere daha yoğun yardım, daha sıkı takip, daha uzun süreli takip gerekebilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Elektronik sigara ile daha fazla nikotin alınıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Elektronik sigaranın Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nca önerilmeyen, zararlı olarak bildirilen bir ürün olmasına rağmen kullanımının giderek yaygınlaştığını kaydeden Prof. Dr. Toprak, elektronik sigara ile daha fazla nikotin alındığına dikkat çekti: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Elektronik sigara, nikotin bağımlılığını ortadan kaldırmadığı gibi bağımlılık yapıcı bir üründür. Sigaraya alternatif olarak pazarlanmaya çalışılan elektronik sigarayla birlikte nikotin bağımlılığı tekrar artmıştır. Son yıllarda giderek yaygınlaşan elektronik sigara, görünüşü, hareketi ve dumanı ile sigarayı taklit etmek üzere tasarlanmıştır. Genellikle nikotin, aroma maddeleri ve diğer kimyasalların aerosolünü çekmesini sağlarken, solunabilir nikotin buharı salmaktadır. Elektronik sigara ile her nefeste 0-36 mg/mL arasında nikotin alınır. Böylece 30 puf çekildiğinde bir sigaradan alınan miktar kadar nikotin alınmaktadır. Bu nedenle elektronik sigara, sigaraya göre daha fazla nikotin alınmasına neden oluyor. Elektronik sigaranın kartuşunun içindeki sıvıda ayrıca propilen glikol, etanol, nitrozamin, tütün çiçeği, nane, kahve, çikolata, meyve aromaları gibi tat ve koku içeren farklı kimyasallar bulunabiliyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sigara kullanımı ve sigara bağımlılığının önlenebilir bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dilek Toprak, “S</span></span></span><span><span><span>igarayı bırakmasına yardımcı olduğunuz her iki kullanıcı için bir erken ölüm önlenir. </span></span></span><span><span><span>Sağlık kuruluşlarına başvuran olguların hangi nedenle gelmiş olursa olsun sigara içme durumları kesinlikle sorgulanmalı ve hastanın hazır olduğu, kabul ettiği zaman da bıraktırma tedavisinde destek olunmalıdır.  Anne-babalar da sigara içmeyerek çocuklarına örnek olmalıdır. Bir nefes ve merak ile başlayan bu bağımlılık sürecinde önemli olan hiç başlamamaktır. Sigara bağımlılığı ile mücadelede en önemli konu tedavi değil, sigaraya başlamayı önlemedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-sigara-kullanimi-bagimlilik-riskini-2-3-kat-artiriyor-541363">Ailede sigara kullanımı, bağımlılık riskini 2-3 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdeal kilonun yüzde 20 fazlası tansiyon riskini 8 kat artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ideal-kilonun-yuzde-20-fazlasi-tansiyon-riskini-8-kat-artiriyor-532440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 09:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[ideal]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kilonun]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=532440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı bir kalp dakikada 60 ila 100 kere ritmik olarak kasılıp gevşer. Kasılma esnasında kalpte bulunan temiz kan damarlara pompalanır ve bu pompalanma esnasında oluşan basınca tansiyon denir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ideal-kilonun-yuzde-20-fazlasi-tansiyon-riskini-8-kat-artiriyor-532440">İdeal kilonun yüzde 20 fazlası tansiyon riskini 8 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıklı bir kalp dakikada 60 ila 100 kere ritmik olarak kasılıp gevşer. Kasılma esnasında kalpte bulunan temiz kan damarlara pompalanır ve bu pompalanma esnasında oluşan basınca tansiyon denir. Tansiyon değerlerinin sağlıksız seviyelere ulaşmasının hipertansiyon olarak adlandırıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Yetişkinlerdeki kan basıncının 140/90mmHg üstüne çıkmasıyla oluşan bu rahatsızlık çoğunlukla kronik olarak gelişir ve en sık belirtileri; baş ağrısı, burun kanaması, görme bozukluğu, kulaklarda dolgunluk hissi, nefes darlığı, yorgunluk, çarpıntı, mide bulantısı ya da kusma olarak sıralanabilir” dedi.</strong></p>
<p>Dünyanın yüzde 30-45’lik gibi büyük bir dilimi, yaş ilerledikçe kendini daha fazla gösteren hipertansiyondan mustarip. Semptom vermediği için dünya çapında sessiz katil olarak anılan hastalığın, zamanında fark edilip geç kalınmadan tedaviye başlanması gerekliliğinin altı çiziliyor. Konuyla ilgili Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Hipertansiyonun; böbrekle ilgili rahatsızlıklar, uyku apnesi, steroid gibi ilaçların kullanımı, tiroit benzeri hormonal rahatsızlıklar ve obezite ile yakından bağlantılı olduğu biliniyor. Örneğin ideal kilonun yüzde 20’sinin üstüne çıkıldığında yüksek tansiyon riskinin 8 kat artması dikkat çekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi edilmeyen hipertansiyon kalıcı hasar bırakabilir</strong></p>
<p>Sürekli olarak yüksek kan basıncına maruz kalan vücudun bu yeni duruma adapte olabilmek için damar ve organlarda hem yapısal hem de fonksiyonel değişiklikler meydana getirdiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Bu değişikliklerin kalıcı ve hatta ölümcül sağlık problemlerine yol açabileceği unutulmamalı. Hastanın küçük belirtileri görmezden gelmesi, tablonun tehlikeli bir hal almasına yol açabilir. Hipertansiyon; kalp, beyin, göz, böbrek ve damarlar gibi hayati organlara direkt olarak zarar verdiği için ihmal edilmemesi gereken ciddi bir hastalıktır. Kalp krizi, kalp yetmezliği, felç, beyin kanaması, görme bozuklukları, böbrek yetmezliği ve aort damar genişliği gibi rahatsızlıklara zemin hazırlayan sağlık probleminin tedavisi ne kadar gecikirse geri dönülemez hasarların oluşma riski o kadar artar” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Felç geçirenlerin yüzde 60’ı yüksek tansiyon hastası</strong></p>
<p>Sağlık merkezlerine felç şikayeti ile başvuran hastaların yüzde 60’ında hipertansiyon saptandığını paylaşan Uzm. Dr. Nermina Alagiç “Yüksek tansiyon, dünyada en sık görülen üçüncü ölüm sebebi felç riskini neredeyse iki katına çıkarıyor. Bu tehlikeli tansiyon dengesizliği, organ veya hormon kaynaklı bir hastalığa bağlı oluşabileceği gibi; hareketsizlik, yüksek kilo, kontrolsüz tuz tüketimi gibi sağlıksız yaşam alışkanlıklarıyla da gündeme gelebilir. Tansiyonun etkisini gözler önüne seren araştırmalar sonucu; büyük kan basıncının düşürülmesi genel ölümde yüzde 10-15, inme riskinde yüzde 30, kalp damar hastalıklarında yüzde 20, kalp yetmezliğinde ise yüzde 40 oranında düşüş sağlar” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doktor karşısında yükselen tansiyon yanıltıcı olabilir</strong></p>
<p>Teşhis konduktan sonraki ilk yılda hipertansiyon hastalarının yüzde 11-15 oranında takibe gelmediklerini ve ilaç kullanımını bıraktıklarını dile getiren Alagiç “Oysa özellikle tansiyon hastalarının sıkı bir şekilde gözlemlenmesi gerekir. Boşanma, kayıp, iş stresi gibi kişinin yaşamında değişkenlik gösterebilen faktörler kan basıncını da etkiler. Tansiyon değerlerinin günlük yaşamda normalken hastane ortamında veya doktor karşısında kaygı nedeniyle yükselmesi beyaz önlük tansiyon olarak adlandırılır. Bu yüzden esas olan hastanın günlük yaşamdaki tansiyon değerleridir, bunun için de tansiyon holter denen uzun saatler boyunca değer ölçümü yapan aletlerden faydalanılır” dedi. </p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, hipertansiyona karşı dikkat edilmesi gereken 7 faktörden bahsetti:</p>
<ol>
<li>Hipertansiyonun kritik bir hastalık olduğunu kabul edip bir sağlık merkezine başvurmak hipertansiyona karşı atılacak ilk ve en önemli adımdır. Sonrasında sağlıklı yaşam alışkanlarını benimsemek ve doktorunuzun tedavi planını harfiyen uygulamak çok kıymetli. </li>
<li>İdeal kilonuzu koruyun. Vücut kitle endeksinizin 20-25 kg kg/m² olması gerektiğini unutmayın. </li>
<li>Her gün orta şiddette en az 30 dakika düzenli egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Bu egzersiz koşu, yürüyüş, yüzme veya jogging olabilir.</li>
<li>Beslenme planınızda sebze ve meyve tüketimini artırmaya özen gösterin. Sadece hipertansiyon değil tüm kardiyovasküler hastalıklara karşı önerilen Akdeniz diyetini uygulayabilirsiniz. </li>
<li>Tuzun içeriğindeki sodyum tansiyon yükseltici özelliğe sahip olduğu için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında tutun.</li>
<li>Yapılan çalışmalar tütün ürünü kullanan kişilerin günlük kan basınç değerlerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Hem genel sağlığı hem de tansiyon değerlerini korumak adına tütün mamullerinden uzak durun.   </li>
<li>İlaç kullanan bir tansiyon hastasıysanız, tansiyonunuz normale dönse bile doktorunuza danışmadan tedavinize kesinlikle ara vermeyin.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ideal-kilonun-yuzde-20-fazlasi-tansiyon-riskini-8-kat-artiriyor-532440">İdeal kilonun yüzde 20 fazlası tansiyon riskini 8 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Yaşlı Bakımı Programı Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının ve günlük yaşamın bağımsız sürdürülebilmesinin önemine değindi.</p>
<p><strong>Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Yaşlılık döneminde sağlık durumunun korunmasının oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Büşra Kul, fiziksel aktivitenin sağlıkta kritik rol oynadığını belirtti. Kul; “Yaşlılık dönemi bireylerin sağlık durumlarının korunması, geliştirilmesi ve günlük yaşantılarının mümkün olduğunca bağımsız sürdürülmesi için kritik bir süreçtir. Bu dönemde düzenli ve doğru biçimde yapılan fiziksel aktivite ve egzersizler hem bedensel hem zihinsel sağlığın korunmasına önemli katkılar sunar. Yaşlılara yönelik fiziksel aktivite ve egzersiz programları; kronik hastalık riskini azaltırken aynı zamanda yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefler.” dedi.</p>
<p><strong>Zihinsel gerileme azalıyor…</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Dr. Büşra Kul, bu bağlamda yaşlı sağlığına katkı sağlayacak şekilde zihinsel gerilemeyi azaltacak aerobik egzersizleri, düşme riskini azaltacak esneklik ve denge egzersizleri, zihinsel sağlık için ev işleri ve bahçecilik gibi farklı egzersiz türleri önerdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlanma sadece fiziksel sağlık değil…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşlanmada fiziksel sağlığın yanında zihinsel ve sosyal sağlığın da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Büşra Kul, aynı zamanda farklı aktivitelerle aktif bir yaşamın mümkün olduğu ve böylece yaşam kalitesinin artabileceğini de belirtti.</p>
<p><strong>Yaşlı sağlığında uyku kalitesi oldukça önemli!</strong></p>
<p>Yaşlı bireylerin her gün aynı saatte yatıp kalkması, gündüz uykularından kaçınması ve yatmadan önce ağır yemeklerden uzak durmasının sağlıklı uyku düzeni açısından önemli olduğundan Kul, “Uyku, bedensel ve zihinsel yenilenmenin en önemli süreçlerinden biridir. Yaşlı bireylerde görülen uykusuzluk, insomnia, uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromu gibi problemler hem psikolojik hem de bilişsel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle uyku hijyeni, uyku ortamının düzenlenmesi ve uyku saatlerinin planlanması oldukça önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düşmeler doğru önlemlerle azaltılabilir!</strong></p>
<p>Son olarak yaşlılarda düşme olaylarının önlenebileceğine dikkat çeken Dr. Büşra Kul, “Düşmeler yaşlı bireylerin yaşam kalitesini düşüren, fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkiler bırakan ciddi olaylardır. Ancak alınacak basit çevresel önlemler ve uygun egzersiz programlarıyla büyük oranda önlenebilirler. Evin ışıklandırmasından tutun, kaymaz paspaslara ve baston kullanımına kadar birçok konuda bilinçli hareket edilmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilikta-fiziksel-aktivite-ve-egzersiz-kronik-hastalik-riskini-azaltiyor-527285">Yaşlılıkta fiziksel aktivite ve egzersiz kronik hastalık riskini azaltıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 11:38:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[kabızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonradan gelişen kasık fıtığının kas tabakasında veya karın duvarındaki zayıflıktan kaynaklandığını dile getiren uzmanlar, bunlar arasında doğum, kilo fazlalığı, kronik kabızlık, ağır egzersizler, obezite, yaşlanma, sedanter yaşam tarzı ve bazı bağ doku hastalıklarının yer aldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486">Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hamilelik döneminin de kasık fıtığı riskini artırabildiğini kaydeden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Ayrıca, ağır işlerde ayakta uzun süre kalanlar ve sigara içenlerde de kasık fıtığı riski artabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığı hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kasık fıtığı tek taraflı veya çift taraflı şişliğe neden olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığının, kasık bölgesinde, tek taraflı veya çift taraflı şişlik, hassasiyet veya kabarıklık gibi belirtilere yol açabildiğini ifade ederek, “Bazen, kişi bölgede baskı hissi veya rahatlama hissi yaşar, bu da kasık fıtığı şüphesini uyandırabilir. İlerleyen durumlarda, bu şişlik testislere doğru yayılabilir ve bağırsaklarda sıkışırsa kabızlık atağı gibi belirtiler görülebilir. Ayrıca, kaslarda şişkinlik ve karın ağrıları da ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Doğumsal ve sonradan gelişen olmak üzere iki şekilde ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Kasık bölgesindeki kaslarda meydana gelen zayıflık, spermatik kordonun veya kanalın genişlemesi gibi durumların kasık fıtığına yol açabildiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Bu fıtık, doğumsal ve sonradan gelişen olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilir. Doğumsal kasık fıtığı, kanalın genişlemesinden kaynaklanır ve iç organların fıtık kesesine doğru hareket etmesine neden olabilir. Bu durumda, fıtık kesesine bağırsaklar veya yağlı dokular girebilir.” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong>Ağır egzersizler kasık fıtığına neden oluyor</strong></p>
<p>Sonradan gelişen kasık fıtığının kas tabakasında veya karın duvarındaki zayıflıktan kaynaklandığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Zayıflık, çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir; bunlar arasında doğum, kilo fazlalığı, kronik kabızlık, ağır egzersizler, obezite, yaşlanma, sedanter yaşam tarzı ve bazı bağ doku hastalıkları yer alır. Hamilelik dönemi de kasık fıtığı riskini artırabilir. Ayrıca, ağır işlerde ayakta uzun süre kalanlar ve sigara içenlerde de kasık fıtığı riski artabilir. Bu iki tür kasık fıtığı, farklı nedenlerden kaynaklanır ve belirli risk gruplarında daha yaygın olabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Kasık fıtığının çok erken başlangıç dönemlerinde bile fark edilemeye bildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Özellikle kilolu hastalarda bu durum daha da zor olabilir. Bu durumda, ultrason tetkiki kullanılarak kasık fıtığının tanısı konulabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi tedavi gerekiyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, kasık fıtığının, kasık bölgesindeki bir yırtık veya kanal genişlemesi nedeniyle oluştuğunu ve cerrahi tedavi gerektirdiğini belirterek, “Aksi takdirde, bağırsakların bu alana girmesi ve düğümlenme gibi istenmeyen komplikasyonlarla karşılaşılabilir.” dedi.</p>
<p>Kasık fıtığı oluştuğunda, yaşam kalitesinin etkilenebildiğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, şunları vurguladı:</p>
<p>“Belirtiler arasında bölgede şişlik, zaman zaman kramplar ve hassasiyetler yer alabilir. Ayrıca, bu durum kişinin cinsel hayatını da etkileyebilir; baskı nedeniyle ağrı hissedebilir ve yaşam kalitesi bu belirtilerden dolayı olumsuz etkilenebilir. Kasık fıtığının teşhis edilmesi durumunda, cerrahi tedavi gereklidir. Fıtık boşluğuna bağırsakların girmesi mümkündür; bu durumda bağırsaklar testislere kadar inebilir ve bağırsak tıkanıklığına yol açabilir. Ağrı ve gaz çıkarma problemleri de ortaya çıkabilir. Bağırsakların bu alanda sıkışması durumunda ise ciddi riskler söz konusudur; bu durumda acil cerrahi müdahale gereklidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-kronik-kabizlik-kasik-fitigi-riskini-artiriyor-461486">Uzmanı uyardı! Kronik kabızlık kasık fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[grupta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önceden]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[özveren]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti. Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere de dikkat çeken ve uyarılarda bulunan Prof. Dr. Özveren, </em>özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmenin mümkün olduğunun altının çizdi. </p>
<p> </p>
<p>Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası olduğunu ve 2 milyardan fazla kişinin ise kalp hastalığı riski taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, risk faktörleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’deki istatistiklerin dünyadaki verilerle paralellik gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Dünyada ve Türkiye’de tüm yaşam kayıplarının yaklaşık yüzde 33’ünün kardiyovasküler hastalıklar kökenli olduğunu biliyoruz. Obezite, sedanter yaşam tarzı, sigara kullanımı, ailesinde kalp hastalığı hikayesi, diyabet varlığı kalp krizi risk faktörleri arasında yer alıyor. Kalp krizinden korunmak değiştirilebilir risk faktörlerini elemine etmek gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
<p>Özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özveren, “Bu grupta yer alan kişilerde bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmek mümkün olabiliyor” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>&#8220;TEK BAŞINA SİGARANIN BIRAKILMASI, RİSKİ YÜZDE 36’YA VARAN ORANDA AZALTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Sigara kullanımının kalp krizi risk faktörleri arasında büyük bir yeri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Tek başına sigaranın bırakılması bile kalp krizi riskini yüzde 36’ya varan oranda azaltıyor. Yüksek kolesterol düzeyleri kalp krizi ve kalp damar hastalıkları riskini artıyor. Bunun tedavi edilmesi ve kolesterol düzeylerinin düşürülmesi de tek başına kalp krizi riskini azaltan faktörlerden bir tanesi. Diyabet varsa diyabet regülasyonu çok önemli. Yüksek kan şekeri, damar duvarında aterom plağının oluşmasına neden olur. Bu da kalp krizine giden yolda en belirgin durumlardan bir tanesidir. Bu durumun regüle edilmesi, kalp krizi riskini azaltan faktörler arasında yer alıyor. Egzersiz, kalp sağlığı açısından önem teşkil ediyor. Günlük 10-13 bin adım ya da 5 kilometre saat hızda günlük egzersiz yapılması da kalp krizi riskini azaltıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;10 BİN ADIM EFSANE DEĞİL&#8221;</strong></p>
<p>10 bin adımın bir efsane olmadığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Yeni yapılan çalışmalarda bunun bir efsane olmadığı teyit edildi. Bir değer vermek gerekirse 5.2 kilometre saat hızla yapılan egzersizler, kalp damar hastalıkları ve kalp krizine giden yolda risk faktörlerini azaltıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;KAS KÜTLESİNİ ARTIRMAYA YÖNELİK YOĞUN EGZERSİZLER KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Yoğun egzersizin kalp krizine gidişatı artırdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Kalp krizi dediğimiz aslında kalp damarının tıkanmasıyla ortaya çıkan bir durum. Özellikle genç sporcularda yaşadığımız ani ölümlerle sonuçlanan durumlar, kalp damar hastalıkları dışındaki hastalık gruplarından kaynaklanıyor. Birtakım ritim problemleri veya kalp kasının kalınlaşmasıyla seyreden hipertrofik kardiyomiyopati dediğimiz hastalık kökenli oluyor. Dengeli beslenme ve düzenli egzersiz bu anlamda önem arz ediyor. Özellikle izotonik egzersizleri bu anlamda tavsiye ediyoruz. Yani kalp kasını kalınlaştırmaya yönelik değil de kas uzunluğunu artırmaya yönelik egzersizlerin yapılması gerekiyor. Bunlar; yüzme, koşu, hızlı yürüme, bisiklet sürme gibi egzersizler. Bu tür egzersizlerin kalp krizi riskini engellediğini biliyoruz. Ama ağırlık kaldırmayla yapılan kas kütlesini artırmaya yönelik egzersizler, kan basıncını yükseltiyor ve kalp krizine gidişatı artırıyor. Yapılan çalışmalarda bunları gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;HER YAŞTA GÖRÜLEBİLİR&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizinin her yaşta görülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “18-75 yaş aralığında biz bunu daha çok görüyoruz. Genç popülasyonda kalp krizi vakalarını sıklıkla görmemizin nedenlerinden bir tanesi fast food kültürünün yaygınlaşması. İkincisi sigara ve tütün mamullerinin kullanımının artması. Son zamanlarda ise kovid enfeksiyonları da pıhtılaşma faktörlerini etkiledi. Bu durum da kalp krizi riskini ve kovide bağlı ölümlerdeki kalp krizi kökenli ölümlerin artmasına sebep oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“SESSİZ BİR ŞEKİLDE KALP KRİZİ GEÇİRİLEBİLİR”</strong></p>
<p>Kalp krizi belirtilerinin geniş bir spektrumdan oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Bir tarafta ani ölüm dediğimiz durumla karşılaşıyoruz bir tarafta ise hasta aslında sessiz bir şekilde kalp krizi geçirebilir. Özellikle diyabetik hastalar ve ileri yaş gruplarında daha sık rastlanıyor. Bu tür hasta gruplarında kalp damarı tıkanabiliyor ama kişi bunu fark etmeyebiliyor. Farklı nedenlerle hekime başvurduğunda birtakım görüntüleme yöntemleri veya fizik muayene ile bu durumu saptayabiliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>GÖĞÜSE, SIRTA, KOLLARA, OMUZLARA VE ÇENEYE YAYILAN AĞRILARA DİKKAT</strong></p>
<p>Hastalarda en sık göğüs ağrısı belirtisiyle karşılaştıklarını söyleyen Prof. Dr. Özveren, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çene ile göbek arasındaki herhangi bir yerdeki ağrı kalp krizi buluntusu olabilir. Bunu biz tanımlarken daha çok göğüs ön duvarında, sırta, kollara, omuzlara, çeneye, mide ve yemek borusu bölgesine yayılan ve yansıyan ağrılar ile saptıyoruz. En az 5 dakika kadar sürer. Çoğunlukla eforla artar, istirahatle geçer. Eğer böyle bir klinik bulgu varsa en yakın hekime başvurulmasında fayda var.”</p>
<p><strong>&#8220;YAPILMASI GEREKEN EN TEMEL ŞEY SAKİN KALMAK&#8221;</strong></p>
<p>“Kalp krizi durumuyla karşılaştığınızda yapılması gereken en temel şey sakin kalmaktır” diyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Çünkü stres, heyecan ve korku durumunda kalp hızlanıyor ve iş yükü artıyor. Bu anlamda kişiyi sakinleştirmek ve 112’ye başvurup ambulans çağırarak krizi yönetmek gerekiyor. Öte yandan elinizin altında bir aspirin var ise 300 miligram olacak şekilde hastaya uygulanabilir. Hastayı yatırıp ayaklarını kaldırmak veya öksürtme gibi manevraların bir karşılığı yok” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;KİŞİ BİR KEZ KALP KRİZİ GEÇİRDİYSE TEKRARLAMA İHTİMALİ ARTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>İlk kez kalp krizi geçiren bir kişinin, seyreden 10 yıl içinde çok yüksek risk grubu içinde yer aldığını belirten Prof. Dr. Özveren, “Kalp krizi geçirdikten sonra tekrarlayan kalp krizi riski artıyor. İkinci veya üçüncü kalp krizi riskiyle karşılaşma ihtimali bu anlamda artıyor. Bir kez kalp krizi geçirdiyseniz veya kalp damarınızın tıkalı olduğu tespit edildiyse çok yüksek riskli grupta yer alıyorsunuz. Seyreden 10 yılda tekrar kalp krizi geçirme oranı neredeyse yüzde 30’lara varan oranda artabiliyor. Yani kalp krizi geçirmiş 10 hastadan 3’ünün 10 yıl içinde tekrar kalp krizi geçirme riski artıyor. Bunu önlemek için mevcut risk faktörlerini tedavi ederek minimize ediyoruz, tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabiliyor. Risk faktörlerini modifiye edip tedavi ederseniz kalp krizi geçirme oranı oldukça azalıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SOĞUK HAVALAR VE SABAHA KARŞI SAATLERE DİKKAT</strong></p>
<p>Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere karşı da uyaran Prof. Dr. Özveren,  “Çalışmalarda ve klinik pratiklerde kış aylarında havanın soğumasıyla beraber özellikle vazospazm dediğimiz damarın büzüşme oranının arttığını görüyoruz. Bu da göğüs ağrısı semptomlarının oluşmasına ve haliyle kalp krizi riskinin artmasına neden oluyor. Hepimizin vücudunun bir sirkadiyen ritmi var. Sabaha karşı bu sirkadiyen ritimde nörohormanal dengenin değişmesinden dolayı kalp krizi riski daha da artıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;STRES, EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİNDEN BİRİ&#8221;</strong></p>
<p>“Tek başına stres bile kalp krizine giden yolda minör risk faktörüdür” diyen Özveren, “Yoğun stres hem hormonal dengeyle alakalı sorunlar yaratabiliyor hem kalp hızının artmasına sebep olabiliyor hem de koroner damarlardaki vazomotor yanıtın değişmesine sebep oluyor. Dolayısıyla stres, kalp krizine giden yolda en önemli risk faktörlerinden biri” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KALP KRİZİ BAŞKA HAASTALIKLARA DA YOL AÇABİLİYOR”</strong></p>
<p>Kalp krizinin kalple ilgili diğer hastalıklara da yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Örneğin kalbin ön yüzüyle ilgili geçirilen kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı, ilerleyen dönemde tedavi edilmezse kalp yetersizliğine de sebep olabilir. Kalp krizi aynı zamanda kalp kapak hastalıklarının bir kısmının da sebeplerinden bir tanesi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>&#8220;KALP KRİZİ RİSKİNİ ÖNCEDEN BELİRLEYEBİLİYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizi risklerini belirlemeye yönelik uygulanan girişimlerden de söz eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özveren, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Teknolojinin gelişmesiyle görüntüleme yöntemlerinin daha kolay ulaşılabilir ve ucuz hale gelmesiyle beraber kalp krizi riskini önceden belirleyebiliyoruz. Özellikle tomografik anjiyografinin çok fazla kullanılmasıyla beraber damar hastalığının varlığı, neredeyse yüzde 100’e varan doğruluk oranlarıyla tespit edilebiliyor. Tabi bu da bizim kalp krizi riskini belirleyip önlememizde fayda sağlıyor. Tabi görüntüleme yöntemlerinin komplikasyon ve yan etki durumları da var. Radyasyon kullanılarak yapılan görüntüleme yöntemleri olduğu için herkese yapmıyoruz. Hastaları risk faktörlerine göre seçiyoruz. Örneğin diyabetik atipik göğüs ağrısı olanlar, yoğun sigara içenler, ailesinde hastalık geçmişi olanlar, 65 yaş altında kişiler gibi. Yaş önemli bir faktör. Çünkü 65 yaşın üzerinde özellikle koroner damarlarda kireçlenme fazla görüyoruz. Kalp damarındaki kireçlenme, tanı koymamızı zorlaştırıyor. Bu durumdaki kişilerde de nükleer tıp yöntemleri veya ilaçlı ekokardiyografik yöntemler veya kardiyak MR gibi yöntemler kullanılıyor. Son dönemlerde dünyadaki sağlık kılavuzlarında risk faktörleri bulunan kişilere yapılması yönünde gelişmeler yaşandığını da biliyoruz.”</p>
<p><strong>&#8220;RİSK FAKTÖRLERİNİ BELİRLEMEDE YAPAY ZEKA GÜNDEMDE&#8221;</strong></p>
<p>Risk faktörlerini belirlemede yapay zekanın da gündemde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Önümüzdeki 10 yıl içinde görüntüleme yöntemlerinin içerisinde yapay zekayı sıklıkla kullanabiliriz. Ama şimdi yapay zekayı kullanan donanımlı elektrokardiyografik yöntemler var. Bunlar da kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı riskini belirlemede kullanılıyor. Önümüzdeki süreçte yapay zekanın bu anlamda kullanımıyla çok sık karşılaşacağız” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[çiğneyerek]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sakız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların çok sevdiği bir alışkanlık, sakız çiğnemek.  Peki bu durumu çocuklarda diş sağlığının korunması yönünde lehimize çevirebilir miyiz? Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “Sakız çiğneyerek çocuklardaki çürük riskini düşürmek mümkün müdür?” sorusunun cevabını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184">Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların çok sevdiği bir alışkanlık, sakız çiğnemek.  Peki bu durumu çocuklarda diş sağlığının korunması yönünde lehimize çevirebilir miyiz? <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “</strong>Sakız çiğneyerek çocuklardaki çürük riskini düşürmek mümkün müdür?” sorusunun cevabını veriyor.</p>
<p>Market raflarında rengârenk ambalajlarla, birçok markanın şekerli veya tatlandırıcılı sakızlarını görmek mümkün. Çocuklarda diş çürükleri bu kadar yaygın bir hastalık haline gelmişken, ilk amaç her zaman şeker tüketimini sınırlamak, diyet alışkanlıklarını düzenlemek ve çocuğun ağız hijyeni alışkanlıklarının devamlılığını sağlamak olmalıdır. “Bunlara ek olarak, sakız çiğnemenin olumlu etkilerini de çocuklarda bir avantaj olarak değerlendirmekte fayda var” açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir sözle</strong>rine şöyle devam etti: “Sakızların içeriklerini bilerek satın almak, çocuklar için faydalı olabilecek tercihi yapmak ya da çocuklar bir seçim yaparken yönlendirici olmak bu noktada çok önemli hale geliyor. Çünkü bazı sakızlar, çürük riskini azaltabilecek ve dişleri koruyucu özelliklere sahipken; bazı sakızlar içerdikleri şeker cinsi ve miktarıyla çürük riskini arttırabilir. Üzerinde ‘diş dostu’ anlamına gelen ‘gülen diş’ sembolü olan sakızların dişler için zararlı bir etkisi bulunmaz.”</p>
<p><strong>Çürük yapmayan şeker seçilmeli</strong></p>
<p>Küçük yaştaki çocukların sakız çiğneme alışkanlıklarının, oyun oynarken aspire etme gibi, farklı riskleri de olabileceğini hatırlatan <strong>Dt. Nurgül Demir</strong> çocuklarda diş sağlığının korunması için sakız seçiminde dikkat edilmesi gereken hususları da şu şekilde sıraladı.</p>
<p>-Çürük yapmayan şekerler arasında, dişler üzerinde koruyucu etkisi en fazla olan şeker alkolü: ‘Xylitol’. Dolayısıyla çocuklar için tercih edilecek olan sakızlarda bulunması gereken tatlandırıcı Xylitoldür.  Xylitol, şeker kamışından elde edilmiş doğal bir şeker alkolüdür. Yıllardır diş macunu, gargara gibi ağız hijyeni ürünlerinin bileşiminde yer aldığı gibi, sakızlara tatlandırıcı olarak da eklenmektedir. Xylitol, ağızdaki bakteriler tarafından kolay yıkılamadığı için ‘çürük yapmayan şeker’ olarak tanımlanabilir.</p>
<p>-Xylitol, sakızlarda, çiğneme tabletlerinde, naneli drajelerde, diş macunlarında, gargaralarda, öksürük şuruplarının içeriğinde bulunabilir. Xylitollü sakızların, çiğnemeyle birlikte çürükler üzerinde durdurucu etki göstermesi, sakız çiğnemeyi seven küçük yaş grubundaki hastalarımız ve yüksek çürük riski grubundaki hastalarımızda; düzenli diş fırçalama ve karbonhidrattan uzak diyet düzenlemesine ek olarak ağız hijyeninin devamlılığının sağlanmasında, ek bir koruyucu yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Uluslararası alanda yapılan çalışmalar da xylitolün, ağızdaki çürük oluşumuna sebep olan bakteri seviyelerini düşürerek, dişleri çürümeye karşı koruyabileceğini göstermiştir.</p>
<p>-Kslitollü sakızlar, çiğneme sırasında tükürük akışını da arttırarak, ağız içi yumuşak dokuların ve diş yüzeylerinin temizlenmesini sağladığı gibi; ağız içindeki asiditenin tamponlanmasını sağlayarak çürüklerin önlenmesinde de aktif rol oynar. Aynı zamanda diş yüzeylerine bakteri tutulumunu azaltır. Marketlerde satılan Xylitollü ürünler ‘Sağlık Bakanlığı Onaylı’dır ve içerdikleri Xylitol miktarı kontrol edilmiştir.</p>
<p><strong>Hangi sakızlar çürükler için risk oluşturur?</strong></p>
<p>-Sukroz, glikoz ve fruktoz gibi şekerler, ağızdaki çürük yapıcı bakteriler tarafından besin olarak kullanılarak kolaylıkla asite yıkılarak çürük riskini arttırdığını ifade eden Demir, özellikle yüksek çürük risk grubundaki çocuk hastalarda şekerli sakızların kesinlikle tercih edilmemesi gerektiğini belirtti. <strong>Dt. Nurgül Demir </strong>diğer dikkat edilmesi gereken hususları şu şekilde sıraladı:</p>
<ol>
<li>Yüksek çürük riski olan çocuklarda, xylitollü sakızların çiğnenmesi çürük oluşumunun önlenmesinde koruyucu rol oynar.</li>
<li>Çocukların çiğneyeceği sakızların içeriğinde; çürük riskini arttıran sukroz, glikoz, fruktoz gibi tatlandırıcıların bulunmamasına dikkat edilmelidir.</li>
<li>Üzerinde ‘diş dostu’ anlamına gelen ‘gülen diş’ sembolü olan sakızların dişler için zararlı bir etkisi bulunmaz.</li>
<li>Küçük yaştaki çocukların sakız çiğnemesi yutma, soluk yoluna kaçma gibi riskler açısından sakıncalı olabilir.</li>
<li>Çocuklarda diş sağlığının korunmasında en temel unsurun, dişlerin düzenli olarak ve doğru teknik kullanılarak florlü macunla ‘günde 2 kere’ fırçalanması olduğu unutulmamalıdır.</li>
</ol>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-cigneyerek-curuk-riskini-azaltmak-mumkun-mu-435184">Sakız Çiğneyerek Çürük Riskini Azaltmak Mümkün Mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik sigaralar astım riskini 2 kat arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/elektronik-sigaralar-astim-riskini-2-kat-arttiriyor-429171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 12:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigaralar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can, son dönemde kullanım yaşı düşen ve gençleri tehdit eden elektronik sigaraların 2 kat daha fazla astım riski barındırdığına ve mevcut astımı ağırlaştırdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-sigaralar-astim-riskini-2-kat-arttiriyor-429171">Elektronik sigaralar astım riskini 2 kat arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can, son dönemde kullanım yaşı düşen ve gençleri tehdit eden elektronik sigaraların 2 kat daha fazla astım riski barındırdığına ve mevcut astımı ağırlaştırdığına dikkat çekti.</strong></p>
<p>Fransa Ulusal Meclisi’nde, tek kullanımlık elektronik sigaraların satışını yasaklayan tasarı oy birliğiyle önceki günlerde kabul edilirken yasa tasarısı ile “Puff Bar” olarak da bilinen kullan-at elektronik sigaraların satışına yasak getirilmesi hedefleniyor. Başbakan Elisabeth Borne daha önce konuya ilişkin yaptığı açıklamada, tek kullanımlık elektronik sigaraların 18 yaş altı gençlerde kullanımının arttığına dikkati çekmiş ve ‘tütünle mücadele ulusal planı’ kapsamında bu sigaraların da yasaklanmasını gündeme getirmişti. Borne, tütün oranının düşük olması ile pazarlanan ürünlerin, gençlere ‘sigara kullanma alışkanlığı’ kazandırdığını ve bunun önüne geçilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Durum sadece Fransa için değil diğer ülkelerle birlikte Türkiye için de bir risk teşkil ediyor. Çünkü elektronik sigaraların kullanım yaşı günden güne düşüyor. </p>
<p><strong>KORE’DEKİ LİSE ÖĞRENCİLERİ ARASINDA ELEKTRONİK SİGARA KULLANIMI ARAŞTIRILDI</strong></p>
<p>Elektronik sigaraların, tütünü yakmadan nikotin aerosolleri sağlayan, pille çalışan elektronik cihazlar olduğunu söyleyen <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can,</strong> cihazların bir sensör, bir pil, bir nikotin kartuşu, ısıtma elemanı, nikotin çözeltisini barındıran cam elyaf fitil ve rezervuardan oluştuğunu ve kullanım pratikliği nedeniyle de elektronik sigaraların kullanımının son yıllarda dünya çapında bariz bir şekilde arttığını söyledi. Yetişkinler arasında <strong>elektronik sigara kullanımının</strong> <strong>İspanya&#8217;da %6,5 ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde %8,5</strong> olarak saptandığını ifade eden Prof. Dr. Demet Can, genel olarak elektronik sigaraların sigarayı bırakmaya yardımcı olması için ya da kokusuz olması nedeniyle sigaralara alternatif olarak kullanıldığını, sigaradan daha az zararlı olarak lanse edilse de son araştırmaların elektronik sigara aerosollerinin tütüne özgü nitrozamin, formaldehit ve asetaldehit gibi toksik maddeler içerdiğini söyledi. Sigara içmenin astımla ilişkili olumsuz etkileri hakkında kanıta dayalı raporlar bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Can, benzer şekilde <strong>elektronik sigara içmenin var olan astımın ağırlaşmasına neden olduğunu</strong> ve astım atakları için risk faktörü olduğu ifade etti. Elektronik sigara kullanımının doğrudan astıma neden olup olmadığının da araştırıldığını söyleyen Can, “Kore’de lise öğrencileri arasında, elektronik sigara kullanımı ve astım ilişkisine yönelik yapılan araştırmada son 12 ay içinde yeni tanı almış hastalar incelendi ve <strong>elektronik sigara içenlerde astımın 2 kat daha fazla olduğu saptandı.</strong> <strong>Benzer bir çalışma ABD’de yapıldı ve astım sıklığına bakıldı.</strong> Sonucunda elektronik sigara içmeyenlerde astım %7 iken elektronik sigara içenlerde %10 olarak saptandı” diye konuştu. </p>
<p>Elektronik sigardaki nikotin solüsyonunun solunmasının, eozinofiller de dahil olmak üzere inflamatuar hücrelerin hava yollarında artmasıyla astım semptomlarını kötüleştirdiğini, bunun da hava yolu inflamasyonuna ve aşırı duyarlılığa yol açtığı bilgisinin hayvan deneylerinde kanıtlandığını söyleyen Demet Can,  ayrıca elektronik sigara dumanı solunduğunda nikotin ile birlikte cam elyaf parçalarının solunmasının da mümkün olduğunu, <strong>sonuç olarak solunum sisteminin cam elyaf parçalarına maruz kalabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Demet Can, “</strong>Cam elyaflar bronş ağacındaki iltihaplanma sürecine katkıda bulunan toksik oksijen radikallerinin ve süperoksit dismutazın (SOD) üretimi ile ilişkili olarak astım gelişimine katkıda bulunurlar. En önemlisi de nikotinin etkisidir. Astım tanısı alan çocukların yatak odalarından çıkan tozlardaki nikotin konsantrasyonları, kontrollere göre önemli ölçüde daha yüksek bulunmuştur.  Yakın zamanda yapılan bir çalışmada <strong>elektronik sigara dumanında kalay, krom ve nikelden oluşan nanopartiküllerin</strong> (</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-sigaralar-astim-riskini-2-kat-arttiriyor-429171">Elektronik sigaralar astım riskini 2 kat arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserine Yakalanma Riskini Artıran 8 Faktör !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserine-yakalanma-riskini-artiran-8-faktor-422222</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 07:54:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422222</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri dünya çapında kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. 2020 yılında yapılan bir araştırmada dünya çapında 1,9 milyondan fazla yeni kolorektal kanser vakasının tespit edildiği ve kolorektal kanser nedeniyle 930.000'den fazla yaşam kaybının meydana geldiği tahmin edilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserine-yakalanma-riskini-artiran-8-faktor-422222">Kolon Kanserine Yakalanma Riskini Artıran 8 Faktör !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOLON KANSERİNE YAKALANMA RİSKİNİ ARTIRAN 8 FAKTÖR</strong></p>
<p>Kolon kanseri dünya çapında kansere bağlı ölümlerin ikinci önde gelen nedenidir. 2020 yılında yapılan bir araştırmada dünya çapında 1,9 milyondan fazla yeni kolorektal kanser vakasının tespit edildiği ve kolorektal kanser nedeniyle 930.000&#8217;den fazla yaşam kaybının meydana geldiği tahmin edilmektedir. Kolon kanseri belirti vermeyen ve yavaş ilerleyen bir kanser türüdür. Özellikle 50 yaş ve üzerindeki kişiler bu hastalığın tehdidi altındadır. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. </p>
<p><strong>Belirtiler kanserin yerleşim yerine göre değişiyor</strong></p>
<p>Kolon kanseri sıklıkla 60-70 yaş arasında görülür. Ailesinde erken yaşta kolon kanseri olmayanların, 50 yaş altında bu hastalığa yakalanma ihtimali azdır. Belirtiler, kanserin yerleşim yerine göre değişebilir. Örneğin; makatın çıkışına çok yakınsa kişinin eline karnabahar gibi bir et parçası gelebilir, kanama yapabilir, ishal ve zaman zaman kabızlık durumu ortaya çıkabilir. Büyük abdest şekilsiz çıkmaya başlar, karında şişkinlik artar, bu hasta tarafından hazımsızlık olarak algılanabilir. Büyük abdestte sümüksü yapılar olabilir veya hastalığın ileri dönemlerinde gaz çıkaramama, şişkinlik ve beraberinde karın ağrısında artma, hatta kusma olabilir. </p>
<p><strong>Kolon kanserinde risk faktörleri aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ol>
<li>Kolonda bağırsak iç kısmında bulunan ve “polip” denilen et parçalarının varlığı riski artırır. </li>
<li>Kişiye daha önceden kolon kanseri teşhisi konmuş ve tedavi görmüş olsa da risk devam etmektedir. </li>
<li>Yumurtalık, rahim ve meme kanserli hastalar da kolon kanseri açısından risk altındadır. </li>
<li>Sigara kolon kanserine yakalanma riskini artırır. </li>
<li>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Kırmızı etten zengin ancak meyve ve sebzeden fakir yemek yeme alışkanlıkları kolon kanserine yakalanma riskini artırır. </li>
<li>Düşük selenyum düzeyi, iltihabi bağırsak hastalıkları, bazı virüs türleri, endüstrileşmiş ülkeler gibi çevresel faktörler (fast food, işlenmiş besinler), ağır alkol tüketimi kolon kanserine yakalanma ihtimalini artırır. </li>
<li>B6 vitamini eksikliği kanser riskini artırabilir. </li>
<li>Sedanter yaşam tarzı kansere yakalanma riskini artırır.  </li>
</ol>
<p><strong>45 yaşından sonra kolonoskopi şart!</strong></p>
<p>Büyük abdestte gizli kan taraması pozitif çıkanlarda ve 45 yaş üzerindeki herkeste kolonoskopi rutin olarak yapılmalı ve 5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Aile hikayesi olanlar ise mutlaka bir doktora başvurmalıdır. Kolonoskopide alınan poliplerin üzerinde, kanser erken evrede yakalandığında ameliyat gerekmeyebilir, bu hastalar yakın takibe alınır. Kanser ileri evredeyse ameliyat yapılır. Ameliyat açık veya laparoskopik denilen kapalı işlemle yapılabilir.  </p>
<p><strong>Erken evrede yakalanan kolon kanseri 5 kat uzun yaşar</strong></p>
<p>Cerrahi sonrasında hastanın durumu ve doktor kararına göre, ilaç ya da ışın tedavisi tedaviye eklenebilir. Erken evre yakalanmış bir kolon kanseri hastası, geç evre yakalanana göre 5 kat daha uzun yaşar. İlk 2 yıl 3 ayda bir, sonraki 5 yıl 6 ayda bir doktor kontrolünde olmak çok önemlidir. Kolon kanseri, erken tanı ile önlenebilir bir hastalıktır ve erken tanıda sonuçlar, diğer kanserlere göre oldukça başarılıdır. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserine-yakalanma-riskini-artiran-8-faktor-422222">Kolon Kanserine Yakalanma Riskini Artıran 8 Faktör !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 09:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltabiliriz]]></category>
		<category><![CDATA[çağındaki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enfeksiyon riski, tüm çocukların tehdidi altında olduğu bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek için ise bazı tedbirlerin uygulanabilir olduğu, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Yar, enfeksiyonlarla karşılaşma riskini azaltabileceğimiz temel tedbirleri anlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961">Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon riski, tüm çocukların tehdidi altında olduğu bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek için ise bazı tedbirlerin uygulanabilir olduğu, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Yar, enfeksiyonlarla karşılaşma riskini azaltabileceğimiz temel tedbirleri anlatıyor.</p>
<p>Okul çağındaki çocuklar, sık sık enfeksiyonlara maruz kalabilirler. Ancak doğru önlemler alarak enfeksiyon riskini azaltmak mümkündür. Genel-geçer hijyen kurallarına dikkat etmek bu noktada başlıca davranış alışkanlığı olmalıdır. Bu sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de önemlidir. Zira enfeksiyonların yayılmasına, yetişkinlerin etkileri de yoğundur. Bu nedenle, çocuklarımıza kazandıracağımız alışkanlıkları, kedimizin de edinmesi gerekli olacaktır.</p>
<p>El Yıkama Alışkanlığı Kazandırın</p>
<p>El yıkama alışkanlığı kazandırmak, çocukların enfeksiyon riskini azaltmanın temel adımlarından biridir. Çocuklara düzenli el yıkamanın önemi öğretilmelidir. Özellikle okula gitmeden önce ve çıkarken, yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hayvanlarla temasın ardından ve oyun alanlarından döndüklerinde ellerini yıkamaları gerektiği vurgulanmalıdır. El yıkama sırasında sabun kullanımı teşvik edilmelidir. El temizliği, mikropların yayılmasını önler ve çocukların kendilerini ve çevrelerini korumalarına yardımcı olur. Ayrıca çocuklara doğru el yıkama teknikleri öğretilmeli, bu alışkanlık günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Bu sayede çocuklar, okul ve ev ortamlarında daha sağlıklı bir şekilde enfeksiyonlardan korunabilirler.</p>
<p>Islak Mendil Kullanımına Dikkat Edin</p>
<p>Islak mendiller, pratik bir temizlik aracı gibi görünse de, mikroplarla mücadelede etkili değillerdir. Çocuklara ellerini temizlemek için sık sık ıslak mendil kullanmak, mikropların yayılmasına neden olabilir. Bunun yerine, çocuklara ellerini düzenli olarak su ve sabunla yıkamayı öğretmek daha önemlidir. El yıkama, mikropları etkili bir şekilde temizler ve enfeksiyon riskini azaltır. Islak mendiller sadece kirleri yüzeyden alır, ancak mikropları öldürmez. Bu nedenle çocuklarınıza hijyen alışkanlığı olarak el yıkamayı kazandırmak, enfeksiyonlardan korunmada en etkili adımlardan biridir. Ayrıca özellikle yemek öncesi, tuvalet sonrası ve dışarıdan geldiklerinde ellerini yıkamalarını teşvik ederek enfeksiyon riskini daha da azaltabilirsiniz.</p>
<p>Beslenme ve Egzersize Özen Gösterin</p>
<p>Beslenme ve egzersiz çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için kritik öneme sahiptir. Çocukların sağlıklı bir diyetle beslenmeleri, vücutlarının gerekli besin maddelerini almasını sağlar. Özellikle C vitamini ve mineraller, bağışıklık sistemini destekleyen önemli bileşenlerdir. Bu nedenle çocuklarınızın günlük olarak taze meyve, sebze ve lifli gıdalar tüketmelerini teşvik edin. Ayrıca düzenli egzersiz yapmak, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmede etkilidir. Aktif bir yaşam tarzı, vücutlarının daha sağlıklı ve dirençli olmasına yardımcı olur. Çocukları spor veya fiziksel aktivitelerle tanıştırmak, onların düzenli olarak hareket etmelerini teşvik eder. Bu sayede enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı bir bağışıklık sistemine sahip olurlar ve sağlıklı bir yaşam biçimini benimserler. Beslenme ve egzersize özen göstermek, çocukların enfeksiyonlardan korunmasında önemli bir adımdır.</p>
<p>Aşıları İhmal Etmeyin</p>
<p>Aşıları ihmal etmemek, çocukların sağlığını korumada kritik bir rol oynar. Aşılar, çocukları bir dizi ölümcül enfeksiyondan korur ve toplumun bağışıklık kazanmasına katkıda bulunur. Çocuklar, doğduklarında ve büyüdükçe belirli aşıları almaları gerekmektedir. Bu aşılar, özellikle bebeklik döneminde, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirir ve ciddi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca toplum sağlığı açısından da önemlidirler, çünkü aşılanmış bir çocuk, enfeksiyonları yayma riskini azaltır. Bu nedenle çocuklarınızın aşı takvimini eksiksiz takip etmek ve doktorunuzun önerdiği tüm aşıları zamanında yaptırmak, onların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olur. Aşıları ihmal etmemek, çocukların enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma geliştirmelerini sağlar ve ciddi hastalıkların riskini azaltır.</p>
<p>Sigara İçilmeyen Bir Ortam Sağlayın</p>
<p>Çocukların sağlığını korumak için sigara içilmeyen bir ortam sağlamak son derece önemlidir. Sigara dumanı, çocuklar için ciddi sağlık riskleri taşır. Pasif içicilik, çocukların solunum yollarını etkileyebilir ve astım gibi solunum problemlerine yol açabilir. Ayrıca çocukların uzun vadede sigara içme alışkanlığı kazanma olasılığını artırabilir. Bu nedenle çocukların bulunduğu her ortamda sigara içilmemesine dikkat edilmelidir. Eğer evinizde sigara içiliyorsa, içme alanını çocuklardan uzak tutun ve dumanın diğer odalara yayılmasını önleyin. Aynı hassasiyeti okul ve kreş gibi toplu alanlarda da gösterin. Sigara içenleri çocukların yanında uyarmak ve çocuklara sigaranın zararları hakkında bilgi vermek, sağlıklı bir çevre oluşturmak için önemlidir.</p>
<p>Okulda Enfeksiyonlardan Korunmayı Öğretin</p>
<p>Okulda enfeksiyonlardan korunmayı öğretmek, çocukların sağlığını koruma açısından kritik bir önem taşır. Bu, çocuklara hijyen kurallarını ve enfeksiyon bulaşma yollarını anlatmayı içerir. Çocuklara hapşırma ve öksürme sırasında ağızlarını dirsekleriyle kapatmalarını öğretmek, damlacık yoluyla enfeksiyonların yayılmasını engellemeye yardımcı olur. Paylaşılan materyalleri kullanmamaları ve kişisel eşyalarını sık sık dezenfekte etmeleri konusunda bilinçlendirmek de önemlidir. Okulda hijyen kurallarına uyulması gerektiğini ve sık sık el yıkamanın enfeksiyon riskini azalttığını anlatmak, çocukların bu alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı olur. Ayrıca okulun temizliği ve havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulamak, çocukların sağlığını koruma açısından önemlidir. Bu şekilde, çocuklar enfeksiyonlardan korunmayı öğrenir ve okulda daha güvende kalabilirler.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961">Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroid nodüllerinde kanser riskini göz ardı etmeyin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiroid-nodullerinde-kanser-riskini-goz-ardi-etmeyin-417001</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 10:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[etmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nodüllerinde]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroid hastalıklarına iyot eksikliğinin sık görüldüğü bölgelerde daha sık rastlanıyor. Türkiye de bu bölgeler arasında yer alıyor. Tiroid nodülleri yaygın görülen tiroid hastalıkları içinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-nodullerinde-kanser-riskini-goz-ardi-etmeyin-417001">Tiroid nodüllerinde kanser riskini göz ardı etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TİROİD NODÜLLERİNDE KANSER RİSKİNİ GÖZ ARDI ETMEYİN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Tiroid hastalıklarına iyot eksikliğinin sık görüldüğü bölgelerde daha sık rastlanıyor. Türkiye de bu bölgeler arasında yer alıyor. Tiroid nodülleri yaygın görülen tiroid hastalıkları içinde bulunuyor. Genellikle iyi huylu olan tiroid nodülleri cerrahi yöntemle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Baş ve Boyun Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Selçuk Güneş, tiroid nodülleri ve tiroid nodüllerinin tedavisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p> </p>
<p>Tiroid, gırtlağın altında boynun ön kısmında bulunmaktadır. Şekli bir kelebeğe benzemekte, iki yan lobdan oluşmaktadır. Tiroid, hayati bir endokrin bezidir. Tiroid bezi T3 (triiyodotironin) ve T4 ( tiroksin) hormonlarını üretir. Bu hormonlar vücut metabolizmasında, büyümesinde, olgunlaşmasında önemli bir rol oynar ve birçok vücut fonksiyonunun düzenlenmesine yardımcı olur. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tiroidin iyi ya da kötü huylu olduğunun belirlenmesi önemli</strong></p>
<p> </p>
<p>Tiroid nodülleri tiroid bezinde oluşmaktadır. Her tiroid nodülü kanser anlamına gelmemektedir.  Nodülün iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. Büyüklüğü 1 cm ve altı nodüllerde hastaya takip önerilmektedir. 1 cm ve üzeri nodüllerin ise biyopsi yapılarak incelenmesi gerekmektedir. Biyopsi sonucu iyi huylu çıkan nodüller tiroid fonksiyonları da göz önünde bulundurularak takip edilmelidir. İyi huylu nodüllerde hasta; kitleden şikayetçi ise, kitle boyna bası yapıyorsa, ses kısıklığı ve yutma zorluğu varsa, kozmetik olarak sıkıntı yaşanıyorsa ve bir tümör şüphesi bulunuyorsa alınabilmektedir. Hastanın bu tarz şikayetleri yok ise iyi huylu nodüller takip edilebilir.<strong> </strong>Tiroid nodülleri 4 santimetrenin üzerinde olduğunda ince iğne biyopsi sonucu tanı alması zor olmaktadır. Bu gibi durumlarda nodülün alınması gerekmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kanserli nodüller boyutuna bakılmadan alınmalıdır</strong></p>
<p> </p>
<p>Tiroid kanserleri cerrahi olarak tedavi edilebilmektedir. Cerrahi sonrasında gerek görülürse radyoaktif iyot tedavisi uygulanabilmektedir.<strong> </strong>En sık görülün kötü huylu tiroid kanseri türü papiller tiroid karsinomudur. Tiroid nodülüne yapılan ultrasonografik değerlendirmenin sonucunda malignite kriterleri varsa yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonucunda tümörle ilişkili hücreler görülmüşse nodülün boyutuna bakılmaksızın cerrahi yapılmalıdır. Tiroid nodülü çevredeki lenf nodlarına sıçramışsa lenf bezleri de mutlaka alınmalıdır. Küçük çaplı tümörlerde tiroid bezinin tamamının mı yoksa yarısının mı alınması gerektiği bazen tartışılmaktadır. Büyük çaplı tümörlerde genellikle tiroid bezinin tamamı alınıp soluk borusu etrafındaki lenf nodları da temizlenmektedir. Ameliyat sonrasında endokrinoloji uzmanı, nükleer tıp uzmanı ve ameliyatı yapan cerrahla yapılan konseyde devam tedavileri kararlaştırılmaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Foliküler tiroid kanseri tanısı zor bir türdür</strong></p>
<p> </p>
<p>Foliküler tiroid kanseri, papiller tiroid kanserinden sonra en sık görülen türdür. 40-60 yaş arasında ve genellikle kadınlarda görülmektedir. Tanısı zor konulan bir kanser türüdür. İnce iğne biyopsisi sonucu foliküler adenom teşhisi konmuşsa tiroid bezinde nodülün yer aldığı lob çıkarılır. Yapılan detaylı biyopsi sonucu çıkarılan lobun kanser olduğu belirlenirse diğer lob da çıkarılarak ameliyat tamamlanmaktadır. Büyümemiş,  bariz bir şekilde kanser olmayan ve çevre dokulara yayılmamış foliküler kanserlerdeki yaklaşım genelde tiroid bezinin tek lobunun çıkarılması yönündedir. Eğer nodüle kanser teşhisi konmuşmuşsa tiroid bezinin 2 lobu birden alınmaktadır. Sonrasında ise radyoaktif iyot tedavisi uygulanmaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Anaplastik tiroid kanseri agresiftir ve çabuk ilerler</strong></p>
<p> </p>
<p>Diğer kötü huylu tiroid kanserileri medüller tiroid kanseri ve anaplastik tiroid kanseridir. Medüller tiroid kanseri parafoliküler C hücrelerinden köken alan nöro-endokrin tümörler arasında yer alan bir tiroid kanseri türüdür. Medüller tiroid kanserinde çevreye yayılım fazla olduğu için tiroid bezi ile birlikte çevre dokuların hastalık bulgusu olmasa bile çıkarılması gerekmektedir. Anaplastik tiroid kanseri nadir görülen, agresif, çabuk ilerleyen ve olumsuz sonuçları olan tiroid kanseri türüdür.   Tiroid nodülü ile ilgili şikayeti olan, aile hikayesi olan, herhangi bir nedenle baş boyun bölgesine radyoterapi alan kişilerin tiroid bezinin mutlaka kontrol edilmesi gerekmektedir. Hastada nodül tespit edilmişse mutlaka takibi ve kontrolleri düzenli olarak yapılmalıdır. Her hastalıkta olduğu gibi tiroid nodüllerinde de erken tanı ve tedavinin önemi büyüktür. Tiroid nodülleri ile ilgili şikayetler önemsenmeli ve vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroid-nodullerinde-kanser-riskini-goz-ardi-etmeyin-417001">Tiroid nodüllerinde kanser riskini göz ardı etmeyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyon Riskini Azaltmak İçin Hangi Adımları Atmalısınız?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyon-riskini-azaltmak-icin-hangi-adimlari-atmalisiniz-416845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 01:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adımları]]></category>
		<category><![CDATA[atmalısınız]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon, oldukça geniş bir nüfusun temel sağlık sorunları içerisinde yer alıyor. Yüksek tansiyon tedavisinin yanında, yaşam koşullarını iyileştirici bireysel tedbirlerin önemi de hekimler tarafından vurgu yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyon-riskini-azaltmak-icin-hangi-adimlari-atmalisiniz-416845">Yüksek Tansiyon Riskini Azaltmak İçin Hangi Adımları Atmalısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon, oldukça geniş bir nüfusun temel sağlık sorunları içerisinde yer alıyor. Yüksek tansiyon tedavisinin yanında, yaşam koşullarını iyileştirici bireysel tedbirlerin önemi de hekimler tarafından vurgu yapılıyor. Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Işık Erdoğan, yüksek tansiyon hastaları ve aslında herkes için yüksek tansiyonla baş etme yöntemlerini anlatıyor.</p>
<p>Yüksek tansiyon, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir durumdur. Ancak sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ve dikkatli bir takip ile bu riski azaltmak mümkündür. Hastanın veya yüksek tansiyon adayı kişinin, öncelikle kendi tedbirlerini alması, en az tıbbi müdahale kadar önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı Beslenme Alışkanlıkları Oluşturun</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları oluşturmak, yüksek tansiyon riskini azaltmanın temel bir adımıdır. Bu, günlük diyetinizdeki gıdaları dikkatle seçmeyi ve ölçülü tüketmeyi içerir. İlk olarak, taze meyve ve sebzelerin bolca bulunduğu bir diyet benimsemek önemlidir. Bu yiyecekler lif ve antioksidanlar açısından zengindir ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir. Ayrıca tam tahıllı ürünleri tercih etmek, rafine karbonhidratlardan kaçınmak ve doymuş yağları sınırlamak da gereklidir. Protein kaynakları olarak yağsız tavuk, balık, kurubaklagiller ve az yağlı süt ürünleri tercih edilmelidir. Tuz tüketimini azaltmak için yemeklerinizi tuzsuz veya düşük tuzlu baharatlarla tatlandırabilirsiniz. Ayrıca su içmek ve alkollü içeceklerden kaçınmak da sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bir parçası olmalıdır. Bu beslenme değişiklikleri, tansiyonunuzu kontrol altında tutmaya yardımcı olacak ve genel sağlığınızı iyileştirecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Fiziksel Aktiviteyi Artırın</strong></p>
<p>Fiziksel aktiviteyi artırmak, yüksek tansiyon riskini azaltmanın önemli bir parçasıdır. Düzenli egzersiz yapmak, vücut ağırlığını kontrol altına alarak tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Egzersiz, kalp kaslarını güçlendirir ve kalp atış hızını düzenler. Bu, kanın daha verimli bir şekilde pompalanmasına ve arterlerin genişlemesine yardımcı olur, bu da kan basıncını düşürür. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite hedeflenmelidir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme veya hafif koşu gibi aktiviteler, tansiyonu düşürmede etkili olabilir. Egzersiz ayrıca kilo kontrolünü destekler, obeziteyi önler ve vücuttaki yağ oranını azaltır. Ancak egzersize başlamadan önce mutlaka doktora danışmak önemlidir, özellikle mevcut sağlık sorunları veya kronik hastalıklar söz konusuysa. Fiziksel aktivite, yüksek tansiyonu kontrol altına almak ve genel sağlığı iyileştirmek için önemli bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Stres Yönetimini Öğrenin</strong></p>
<p>Stres yönetimi, yüksek tansiyon riskini azaltmanın önemli bir parçasıdır. Günlük yaşamın getirdiği stres faktörleri, vücutta hormonların salınmasına neden olarak kan basıncını artırabilir. Stresle başa çıkmayı öğrenmek için farklı yöntemler kullanılabilir. Bunların başında derin nefes alma, meditasyon, yoga ve ilgi duyulan hobi veya aktivitelere zaman ayırma gelir. Derin nefes alma, vücudu rahatlatır ve stres hormonlarının seviyelerini düşürebilir. Meditasyon ve yoga, zihni sakinleştirir, stresi azaltır ve kan basıncını düşürebilir. Ayrıca kendinize zaman ayırarak stresten uzaklaşmak da önemlidir. Bu, dinlenmek, keyif almak veya sosyal etkinliklere katılmak gibi aktiviteleri içerebilir. Stresin etkilerini azaltmak, tansiyonunuzu kontrol altında tutmak ve genel sağlığınızı iyileştirmek için önemli bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tuz Alımını Sınırlayın</strong></p>
<p>Tuz alımını sınırlamak, yüksek tansiyon riskini azaltmanın önemli bir parçasıdır. Fazla tuz tüketimi, vücutta sodyum seviyelerini artırarak kan basıncını yükseltebilir. Bu da kalp ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilir. Günlük tuz alımınızı kontrol altına almak için öncelikle işlenmiş gıdaları ve fast-food yiyecekleri sınırlamalısınız, çünkü bu tür yiyecekler genellikle yüksek tuz içerir. Evde yemek hazırlarken tuz kullanımını azaltmaya çalışın ve yemeklerinizi tatlandırmak için tuz yerine baharatlar, otlar veya limon suyu gibi alternatifler kullanın. Et yerine daha sık balık, tavuk veya bitkisel protein kaynakları tercih edin, çünkü et genellikle daha yüksek sodyum içerir. Ayrıca gıda etiketlerini okuyarak ürünlerin sodyum içeriğini takip edin ve düşük sodyumlu veya tuzsuz seçenekleri tercih edin. Tuz alımını sınırlayarak, kan basıncınızı kontrol altında tutabilir ve sağlığınızı iyileştirebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>Alkol Kullanımını Sınırlayın</strong></p>
<p>Alkol kullanımını sınırlamak yüksek tansiyon riskini azaltmada önemli bir adımdır. Alkolün fazla tüketilmesi, kan basıncını artırabilir ve kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir. İdeal olarak, alkol tüketimi tamamen sınırlanmalıdır, ancak eğer alkol kullanımı devam edecekse, günlük birim sınırları dikkate alınmalıdır. Erkekler için bu sınır genellikle iki birim alkol olarak kabul edilirken, kadınlar için ise bir birimdir. Birim miktarı alkole göre değişebilir, ancak genellikle bir birim, yaklaşık 10 ml saf alkol içerir. Alkolün tüketim sıklığı, miktarı ve türü önemlidir. Düzenli aşırı alkol tüketimi, yüksek tansiyon riskini artırabilir. Ayrıca alkolün vücut üzerindeki etkileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir, bu nedenle her birey kendi sağlık durumunu göz önünde bulundurarak alkol tüketimini değerlendirmelidir. Eğer yüksek tansiyon riskiniz varsa, alkol tüketimini doktorunuzla görüşerek kontrol altında tutmanız önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sigarayı Bırakın</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmak yüksek tansiyon riskini azaltmanın önemli bir adımıdır. Sigara içmek, kan basıncını yükselten ve arterlerde daralmaya yol açan nikotin ve karbon monoksit gibi zararlı kimyasalları içerir. Sigara içenlerin tansiyonu, içmeyenlere göre genellikle daha yüksektir. Ancak sigarayı bırakmak, vücudunuzun hemen iyileşmeye başlayabileceği nadir bir değişikliktir. İlk 20 dakikadan itibaren kan basıncınız ve kalp atış hızınız düşmeye başlar. 2 ila 3 hafta içinde dolaşım sisteminiz iyileşir ve akciğerleriniz daha iyi çalışmaya başlar. Uzun vadeli olarak, sigarayı bırakmak kalp krizi, inme ve tansiyonla ilişkilendirilen diğer sağlık sorunlarının riskini azaltır. Sigarayı bırakmak, yüksek tansiyonun yanı sıra genel sağlığınızı iyileştirmenin en önemli adımlarından biridir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-tansiyon-riskini-azaltmak-icin-hangi-adimlari-atmalisiniz-416845">Yüksek Tansiyon Riskini Azaltmak İçin Hangi Adımları Atmalısınız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osteoporoz Riskini Azaltacak 7 Önlem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osteoporoz-riskini-azaltacak-7-onlem-415397</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 10:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[osteoporoz]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415397</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osteoporoz vücutta kemik mineralinin bozulmasıyla kemiklerin zayıflamasına ve kırılganlaşmasına neden olan, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen bir hastalıktır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporoz-riskini-azaltacak-7-onlem-415397">Osteoporoz Riskini Azaltacak 7 Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporoz vücutta kemik mineralinin bozulmasıyla kemiklerin zayıflamasına ve kırılganlaşmasına neden olan, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen bir hastalıktır. Osteoporozda kemikler çok kırılgan hale gelir ve bununla birlikte düşme, eğilme veya öksürme gibi hafif stresler bile kırılmaya neden olabilir. Osteoporoza bağlı kırılmalar en sık kalça, el bileği veya omurgada meydana gelir. Hastalığın kendine özgü bir belirtisi yoktur. Boy uzunluğunda kısalma, yaygın vücut ve sırt ağrısı, travma içermeyen kemik kırıkları osteoporoz belirtileri arasında sayılabilir. Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Ayşe Yener Güçlü “20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü” nedeniyle, osteoporoz hakkında merak edilenleri paylaştı. </p>
<p> </p>
<p><strong>İleri yaş kadınlar risk grubunda</strong></p>
<p>Kemik sürekli olarak parçalanan ve yenilenen canlı bir dokudur. Osteoporoz, yeni kemik oluşumunun eski kemik kaybına ayak uyduramaması durumunda ortaya çıkar. Osteoporoz tüm ırklardan kadın ve erkekleri etkiler. Ancak beyaz ve Asyalı kadınlar, özellikle de menopozu geçmiş yaşlı kadınlar en yüksek risk grubunda yer almaktadır. İlaçlar, sağlıklı beslenme ve ağırlık kaldırma egzersizleri kemik kaybını önlemeye veya zaten zayıf olan kemikleri güçlendirmeye yardımcı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Osteoporoz aşağıdaki gruplarda görülebilir;</strong></p>
<ul>
<li>Genetik yatkınlığı olanlarda</li>
<li>Tiroid ve paratiroid hastalarında </li>
<li>Adrenal bez hastalıklarında </li>
<li>Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımında </li>
<li>İleri derecede böbrek yetmezliği olan kişilerde </li>
</ul>
<p><strong>Kemik ölçümü yaptırmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Osteoporozun en sık görülme yerleri olan el, bilek, kalça ve omurga bölgelerinden yapılan kemik yoğunluk ölçümü yani DEXA ölçümü ile tanı konmaktadır. Bunun yanında hastalığın sebebinin araştırılması ve seyrinin belirlenmesi amacıyla kan ve idrar tahlilleri istenebilir. Osteoporoz tedavisi olan bir hastalıktır. Tanı sonrası tedavi başlanan hastalar düzenli kontrollerini aksatmamalı ve yıllık DEXA ölçümlerini yaptırmalıdır. Bu sayede olabilecek yan etkilerden ve kemik kırılması riskinden korunma sağlanabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Osteoporoz riskini azaltmak için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<ol>
<li>Düzenli ve dengeli beslenin </li>
<li>D vitamini ve kalsiyum takviyeleri kullanmayı ihmal etmeyin</li>
<li>Haftada 2-3 gün ortalama 30 dakika tempolu yürüyüş yapın</li>
<li>Yük bindirici ve kas kuvvetlendiren egzersizler yaparak kaslarınızı kuvvetlendirin</li>
<li>Sigara ve alkol kullanmayın</li>
<li>Osteoporoz riski oluşturabilecek ilaçlardan kaçının</li>
<li>Kronik hastalığınız varsa takip ve tedavisini aksatmayın</li>
</ol>
<p><strong>Erken menopoza girenler dikkat!</strong></p>
<p>Erken menopoza giren kişilerin, birkaç ay boyunca kortikosteroid kullananların ya da ebeveynlerden herhangi birinde kalça kırığı olanların osteoporoz konusunda bir uzmana başvurması önemlidir. Osteporoz tedavisi hastanın yaşı, cinsiyeti, eşlik eden hastalıklarının olup olmadığı ve hastalığın şiddeti göz önünde bulundurularak planlanır. Daha hafif belirtilerin görüldüğü durumlarda vitamin ve mineral destekleri bir uzman tarafından önerilebilir. Hastalığın şiddetine göre kemik yapımını artırıcı ya da yıkımını önleyici tedavi yöntemleri tercih edilebilir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osteoporoz-riskini-azaltacak-7-onlem-415397">Osteoporoz Riskini Azaltacak 7 Önlem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dermatoloji ve Güneşten Korunma: Cilt Kanseri Riskini Azaltmanın Yolları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dermatoloji-ve-gunesten-korunma-cilt-kanseri-riskini-azaltmanin-yollari-414348</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 13:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmanın]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[dermatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[güneşten]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserin her türünden korunmak, hastalıkla mücadele etmek kadar önemlidir. Kanser nedeni olduğunu bildiğimiz güneşin zararlı ışınları da bunlar arasında yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dermatoloji-ve-gunesten-korunma-cilt-kanseri-riskini-azaltmanin-yollari-414348">Dermatoloji ve Güneşten Korunma: Cilt Kanseri Riskini Azaltmanın Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserin her türünden korunmak, hastalıkla mücadele etmek kadar önemlidir. Kanser nedeni olduğunu bildiğimiz güneşin zararlı ışınları da bunlar arasında yer alıyor. Cilt kanseri nedenlerinden birisi olarak gösterilen ultraviyole ışınlarından korunma yöntemlerini, Dermatoloji uzmanı Uzm. Dr. Sevda Orhon açıklıyor.</p>
<p>Güneşin zararlı etkileri konusunda bilinçlenmek ve cilt kanserine karşı korunmak için alınabilecek önlemler hakkında bilgi sahibi olmak son derece önemlidir. Bu sayede bireysel tedbirlerinizi alabilir ve daha korunaklı hale gelebilirsiniz. Bu kapsamda başlıca uymanız gereken kuralları, aşağıdaki gibi listeleyebiliriz.</p>
<p>UV Işınlarından Kaçının</p>
<p>Güneşin zararlı etkilerinden korunmanın temel yolu, UV ışınlarından kaçınmaktır. UV ışınları, cilt kanseri riskini artıran en büyük faktörlerden biridir. Güneşe çıkarken, özellikle 11:00-16:00 saatleri arasındaki yoğun güneş ışınlarından kaçınmak önemlidir. Bu saatlerde güneşin zararlı etkileri daha yüksektir. Eğer güneşe çıkmak zorundaysanız, cildinizi koruyan giysiler giymek, geniş kenarlı bir şapka takmak ve UV filtreli güneş gözlüğü kullanmak cilt kanseri riskini azaltmada yardımcı olabilir. Ayrıca yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanarak açıkta kalan cilt bölgelerini korumak da önemlidir. Ancak sadece güneş kremi kullanarak güvende olamazsınız, diğer koruyucu önlemleri de uygulamak gereklidir. UV ışınlarından korunmak, cilt kanseri riskini önemli ölçüde azaltır ve cildin sağlığını uzun vadede korur.</p>
<p>Çocukları Güneşten Koruyun</p>
<p>Çocukları güneşten korumak, cilt kanseri riskini azaltmada kritik bir rol oynar. Çocukların ciltleri yetişkinlere göre daha hassastır ve güneş ışınlarına karşı daha savunmasızdır. Bu nedenle çocukları güneşten korumak için özel önlemler almak önemlidir. Öncelikle, çocukları 11:00-16:00 saatleri arasındaki yoğun güneş ışınlarından mümkün olduğunca uzak tutmalısınız. Güneşe çıkılması gerektiğinde, geniş kenarlı bir şapka takmak ve gözleri güneş gözlüğü ile korumak önemlidir. Ayrıca çocuklara ciltlerini koruyan giysiler giydirmek gereklidir. Giysilerin kolları ve bacakları örtmesine dikkat edin. Güneş koruyucu krem kullanımı da çocukları güneş yanıklarına karşı korumanın bir yolu olabilir, ancak bu tek başına yeterli değildir. En önemlisi, çocukları gölgede oynamaya teşvik etmek ve güneşin zararlı etkileri hakkında onları bilgilendirmektir.</p>
<p>Kalıtımsal Riskleri Değerlendirin</p>
<p>Kalıtımsal riskler, melanom gelişme riskini etkileyen önemli bir faktördür. Ailenizde melanom öyküsü veya çok sayıda atipik beniniz varsa, bu genetik faktörler cilt kanseri riskinizi artırabilir. Bu nedenle kalıtımsal riskleri değerlendirmek ve anlamak önemlidir. Aile geçmişinizi ve kişisel risk faktörlerinizi göz önünde bulundurarak bir genetik danışman ile görüşmek, potansiyel riskinizi belirlemenize yardımcı olabilir. Genetik testler, melanom riskinizi daha iyi anlamanıza ve gerekli önlemleri almanıza yardımcı olabilir. Ayrıca bu bilgiler, aile üyelerinizi de potansiyel riskler hakkında bilgilendirmenize ve koruyucu önlemler almanıza olanak sağlar. </p>
<p>Benlerinizi İzleyin</p>
<p>Benlerinizi izlemek, cilt kanseri riskinizi azaltmanın önemli bir adımıdır. Benler, melanosit adı verilen pigment üreten hücrelerin biriktiği deri lezyonlarıdır. Cilt kanseri genellikle benlerden kaynaklanır ve bu nedenle benlerinizi düzenli olarak kontrol etmek, potansiyel sorunları erken teşhis etmek için kritik bir öneme sahiptir. Benlerinizi izlerken dikkat etmeniz gereken birkaç önemli faktör vardır. İlk olarak, benlerin asimetrisini gözlemlemelisiniz. Bir benin bir yarısı diğer yarısına benzerse, bu olumlu bir işarettir. Sınırı incelemek de önemlidir; düzensiz, girintili çıkıntılı veya belirsiz sınırlara sahip benlere dikkat etmelisiniz. Renk değişiklikleri, özellikle birden fazla renk içeren benler, endişe kaynağı olabilir. Benlerin çapı 6 mm&#8217;den büyükse veya zaman içinde büyüyorsa, bir doktora başvurmanız gerekebilir. Ayrıca benlerin üzerinde herhangi bir değişiklik veya belirtiler, kaşıntı, hassasiyet veya ağrı gibi, cilt kanseri riski açısından dikkate alınmalıdır.</p>
<p>Dermatolojik Muayeneler</p>
<p>Dermatolojik muayeneler, cilt kanseri riskini yönetmek ve erken teşhis etmek için kritik bir rol oynar. Bir dermatologla düzenli olarak görüşmek, ciltteki potansiyel anormallikleri ve kanser belirtilerini erken aşamada yakalamanızı sağlar. Bu muayeneler sırasında uzman, cildinizdeki benleri ve lezyonları inceleyerek herhangi bir anormalliği tespit edebilir. Ayrıca geçmiş cilt kanseri öyküsü veya diğer risk faktörlerine sahipseniz, dermatolog, kişiselleştirilmiş bir izleme planı geliştirebilir. Erken teşhis, cilt kanseri tedavisinin etkinliğini artırır ve komplikasyonları önler. Bu nedenle düzenli dermatolojik muayeneler, cilt sağlığınızı koruma açısından son derece önemlidir ve cilt kanseri riskinizi yönetmek için önemli bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dermatoloji-ve-gunesten-korunma-cilt-kanseri-riskini-azaltmanin-yollari-414348">Dermatoloji ve Güneşten Korunma: Cilt Kanseri Riskini Azaltmanın Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullarda Cep Telefonu Yasağı Teknoloji Bağımlılığı Riskini Azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullarda-cep-telefonu-yasagi-teknoloji-bagimliligi-riskini-azaltiyor-409710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 12:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[okullarda]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[yasağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar, cep telefonlarının sınıf içinde kullanımının öğrencilerin dikkatini dağıttığı ve ders performanslarını olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-cep-telefonu-yasagi-teknoloji-bagimliligi-riskini-azaltiyor-409710">Okullarda Cep Telefonu Yasağı Teknoloji Bağımlılığı Riskini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapılan araştırmalar, cep telefonlarının sınıf içinde kullanımının öğrencilerin dikkatini dağıttığı ve ders performanslarını olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor. Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt: “Cep telefonlarının okulda kullanımının yasaklanması veya sınırlanmasının, ergenlerin duygusal sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacaktır. Cep telefonlarının sınıfta kullanımının kısıtlanması teknoloji bağımlılığı riskinin azalmasına da yol açabilir.”</strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullar açılmadan bir süre önce öğrencilerin cep telefonlarını derse girmeden teslim edeceklerini, öğretmenlerin de kötü örnek olmamaları adına sınıfa telefonla girmeyeceğini açıklamıştı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, okulda cep telefonlarının kullanımını yasaklayıp yasaklamamanın hem avantajları hem de dezavantajları olabilen bir konu olduğunu söyledi.</p>
<p>Öğrencilerin sınıf içerisinde telefon kullanımına izin verilmesinin birçok ebeveyn tarafından acil bir durumda çocuğuna kolaylıkla ulaşabileceğini bildiği için rahatlatıcı bir durum olduğunu kaydeden Dr. Vogt ayrıca, bazı öğrencilerde de acil bir durumda aileleriyle iletişim kuramama endişesinin duygusal açıdan olumsuz tepkilere yol açabildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Derslere odaklanma açısından gerekli</strong></p>
<p>Dr. Gökçe Vogt, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak diğer taraftan, öğrencilerin derslere daha fazla odaklanmaları ve daha verimli bir öğrenme deneyimi yaşamaları amaçlandığı için cep telefonlarının sınıfta kullanılması sınırlandırılmakta. Sınıf içerisinde cep telefonu kullanılmasının öğrencilerin dikkatleri, öğrenme becerileri ve sosyal iletişimleri üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor. Yapılan araştırmalarda cep telefonlarının sınıf içinde kullanımının öğrencilerin dikkatini dağıttığı ve ders performanslarını olumsuz yönde etkilediği gösteriliyor. Cep telefonunu sınıfa getiren öğrencinin, ders sırasında oyun oynaması, mesajlaşması öğretmen tarafından engellenemeyebiliyor. Bu durum hem öğrencinin ders materyalinden uzaklaşmasına hem de öğretmenin sınıfın kontrolünü gerektiği gibi sağlayamamasına yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>Cep telefonları sınavda kopya çekmek için de kullanılabiliyor</strong></p>
<p>“Ayrıca, öğrenciler cep telefonlarını sınavda kopya çekmek için kullanabilirler ve bu durum eğitim sisteminin bütünlüğünü tehlikeye atabilir.” diyen Dr. Vogt, teneffüslerde cep telefonuyla vakit geçiren öğrencilerin sınıf arkadaşları ile etkileşiminin azalabildiğini, bu durumun da sosyal olarak izole olmalarına yol açabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Cep telefonu ortadan kalktığında ders başarısı artıyor</strong></p>
<p>Cep telefonlarının sınıf içerisinde kullanımının kısıtlanmasının, öğrencilerin birbirleriyle etkileşimlerini arttırmalarına yol açacağını da belirten Dr. Gökçe Vogt, şunları anlattı:</p>
<p>“Cep telefonlarının okulda kullanımının kısıtlanmasının öğrencilerin duygusal sağlığı üzerine de olumlu etkileri olabiliyor. Öğrenciler arasındaki yüz yüze iletişimin artması, sosyal becerilerinin gelişmesine ve kişilerarası ilişkilerin kuvvetlenmesine yol açabiliyor. Ayrıca, cep telefonu dikkat dağıtıcı etken olarak ortadan kalktığında derslere daha fazla odaklanabileceklerinden ders başarıları artıyor ve bu durum özgüvenlerini artırabiliyor. Son olarak, cep telefonlarının sınıfta kullanımının kısıtlanması teknoloji bağımlılığı riskinin azalmasına da yol açabilir.”</p>
<p><strong>Öğrencilere acil durumlar için alternatif iletişim yöntemleri sunulmalı</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Dr. Gökçe Vogt, cep telefonlarının okulda kullanımının yasaklanması veya sınırlanmasının ergenlerin duygusal sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacağını kaydederek, ancak okulların öğrencilere acil durumlar için alternatif iletişim yöntemleri sunması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Evde kullanım artabilir</strong></p>
<p>Okullarda cep telefonu kullanımının kısıtlanmasının ev ortamında öğrencilerin daha fazla cep telefonu kullanma olasılığını arttırabileceğinin altını çizen Dr. Vogt, “Ancak bu durum, evde cep telefonu kullanımının artması gerektiği anlamına gelmemeli. Öğrencilerin boş vakitlerinde ilgi alanlarına yönelik aktivitelere yönlendirilmesi, aile içi iletişimin sağlıklı olması ve ebeveynlerin cep telefonu kullanımı konusunda kurallar ve sınırlamalar belirlemeleri, öğrencilerin hem eğitimlerine odaklanmalarını hem de boş vakitlerini sağlıklı bir şekilde değerlendirilmelerini sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Bu kuralları ve sınırlamaları planlamadan önce her ebeveyn ilk olarak kendi davranışlarını dikkate alması gerektiğini de kaydeden Dr. Vogt, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>“Kendi telefon kullanımınızı sınırlayarak çocuklarınıza örnek olabilirsiniz. Çocuğunuza bu kuralların ve sınırlamaların nedenini açıklamak, uyku saatinden önce ve odaklanma gereken aktivitelerde cep telefonu kullanımını kısıtlamak, ekran süresini ayarlamak gibi stratejiler işinizi kolaylaştıracaktır. Tabii ki de her aile birbirinden farklıdır ve aile içi dinamiklere uygun stratejiler geliştirmek gereklidir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-cep-telefonu-yasagi-teknoloji-bagimliligi-riskini-azaltiyor-409710">Okullarda Cep Telefonu Yasağı Teknoloji Bağımlılığı Riskini Azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Uyarıyor! Yaşam Tarzı Alışkanlıkları Alzheimer Riskini Artırabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-yasam-tarzi-aliskanliklari-alzheimer-riskini-artirabilir-406581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2023 13:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=406581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigara içmek, yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı, düşük fiziksel aktivite, yetersiz uyku ve yüksek stres seviyelerinin Alzheimer riskini artırdığını vurgulayan uzmanlar, yaşam tarzında yapılacak olumlu değişikliklerin Alzheimer riskini azaltmada önemli bir rol oynayabildiğini söylüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-yasam-tarzi-aliskanliklari-alzheimer-riskini-artirabilir-406581">Uzmanlar Uyarıyor! Yaşam Tarzı Alışkanlıkları Alzheimer Riskini Artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sigara içmek, yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı, düşük fiziksel aktivite, yetersiz uyku ve yüksek stres seviyelerinin Alzheimer riskini artırdığını vurgulayan uzmanlar, yaşam tarzında yapılacak olumlu değişikliklerin Alzheimer riskini azaltmada önemli bir rol oynayabildiğini söylüyor. Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak unutulmamalıdır ki yaşam tarzı değişiklikleri, mevcut Alzheimer hastalığını tedavi etmez; sadece riski azaltabilir veya hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, yaşam tarzı ve Alzheimer ilişkisi hakkında bilgi vererek, Alzheimer riskini azaltmanın yollarını anlattı.</p>
<p>Alp, Alzheimer hastalığının, yaşlı bireyler arasında hafıza kaybına ve zihinsel fonksiyon bozukluğuna yol açan yaygın bir nörodejeneratif hastalık olduğunu ifade ederek, hastalığın oluşumu üzerinde genetik faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı faktörlerinin de etkili olabildiğini söyledi.</p>
<p>Yaşam tarzını optimize ederek Alzheimer riskini azaltabileceğimizi ifade eden Alp, sigara içmek, yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı ve düşük fiziksel aktivite gibi faktörlerin Alzheimer riskini artırabildiğine dikkat çekti. Alp, ayrıca yetersiz uyku ve yüksek stres seviyelerinin de riski yükseltebildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Sosyal izolasyon ve yalnızlık Alzheimer riskini artırabilir </strong></p>
<p>Düzenli fiziksel aktivitenin, beyin sağlığına katkıda bulunduğunu ve Alzheimer riskini azaltabildiğini belirten Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle yüzme, koşu, bisiklet gibi kardiyovasküler egzersizler ve ağırlık antrenmanları faydalı olabilir. Bu egzersizler, kan akışını artırarak ve inflamasyonu azaltarak beyin fonksiyonlarını korumaya yardımcı olur. Antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler, omega-3 yağ asitleri ve düşük doymuş yağ içeren diyetler, Alzheimer riskini azaltabilir. Akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme planları, bu konuda etkili olabilir. Bulmaca çözme, satranç oynama veya yeni bir dil öğrenme gibi zihinsel aktiviteler, beyin plastisitesini artırabilir ve kognitif rezervi güçlendirebilir. Bu, Alzheimer&#8217;ın etkilerini geciktirebilir veya hafifletebilir.</p>
<p>Kronik stres, kortizol seviyelerini yükseltir ve beyin sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca sosyal izolasyon ve yalnızlık da Alzheimer riskini artırabilir. Stres yönetim teknikleri ve sosyal etkileşim, bu riski azaltmada yardımcı olabilir.<strong> </strong>Yetersiz uyku, beynin &#8220;temizlik&#8221; mekanizmalarını engeller ve toksik proteinlerin birikmesine yol açabilir. Uykusuzluk, bu nedenle Alzheimer riskini artırabilir.”</p>
<p><strong>Alzheimer riskini düşürmek için yaşam tarzında olumlu değişiklikler yapılmalı</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Zeynep Betül Alp, Alzheimer ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda güncel araştırmalara atıfta bulunarak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Güncel araştırmalar, yaşam tarzı değişikliklerinin Alzheimer riskini azaltabileceğini gösteriyor. Özellikle beslenme, egzersiz, kognitif eğitim gibi çoklu müdahalelerin bir arada uygulandığı çalışmalar, en umut verici sonuçları veriyor. Örneğin, aerobik egzersizin amiloid plak birikimini azaltabileceği belirtildi. Sağlıklı bir diyetin, özellikle Akdeniz diyetinin, bilişsel fonksiyonları korumada etkili olabileceği gösterildi. Ayrıca, uyku kalitesinin iyileştirilmesinin Alzheimer’ın etkilerini hafifletebileceği belirlendi. </p>
<p>Sonuç olarak, yaşam tarzınızda yapacağınız olumlu değişiklikler, Alzheimer riskinizi azaltmada önemli bir rol oynayabilir. Ancak unutulmamalıdır ki yaşam tarzı değişiklikleri, mevcut Alzheimer hastalığını tedavi etmez; sadece riski azaltabilir veya hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir. Her zaman bir sağlık uzmanıyla konsültasyon yapmanız önerilir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-yasam-tarzi-aliskanliklari-alzheimer-riskini-artirabilir-406581">Uzmanlar Uyarıyor! Yaşam Tarzı Alışkanlıkları Alzheimer Riskini Artırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Riskini Azaltmanın 7 Etkili Yolu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-azaltmanin-7-etkili-yolu-404095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 09:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmanın]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda tıptaki gelişmeler sayesinde ülkemizde de ortalama yaşam süresi giderek uzarken, beraberinde çok ciddi bir hastalık olan Alzheimer’ın görülme sıklığı ise artıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-azaltmanin-7-etkili-yolu-404095">Alzheimer Riskini Azaltmanın 7 Etkili Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda tıptaki gelişmeler sayesinde ülkemizde de ortalama yaşam süresi giderek uzarken, beraberinde çok ciddi bir hastalık olan Alzheimer’ın görülme sıklığı ise artıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin</strong> “Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre, dünya genelinde Alzheimer hastalığının görülme sıklığı gelişmiş ülkelerde azalmaya başlarken gelişmekte olan ülkelerde daha hızlı bir artış göstermektedir. Bunun en önemli nedeni, bu ülkelerde beyin yaşlanmasına yönelik ulusal stratejilerin geliştirilememiş olmasıdır” diyor. Kaliteli yaşlanmanın yolunun beyin sağlığından geçtiğini ve Alzheimer hastalığı riskinin alınacak önlemlerle yüzde 60 azaltılabileceğini belirten Doç. Dr. Mustafa Seçkin Eylül <strong>1-30 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık </strong>Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, Alzheimer’a karşı alınabilecek basit ama etkili 7 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Günümüzde yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun giderek artmasıyla ülkemizde de Alzheimer hastalığıyla çok daha fazla karşılaşır olduk. Türkiye Alzheimer Derneği’nin verilerine göre ülkemizde 600.000’in üzerinde Alzheimer hastası bulunuyor. Üstelik bu sayı hastalığın erken dönemi olan hafif bilişsel bozukluk hastalarını da içermiyor. Yapılan çalışmalar; 60 yaş üzeri yaklaşık her 5 kişiden birinde hafif bilişsel bozukluk yani günlük yaşantıyı önemli ölçüde etkilemese de muayene ile tespit edilmiş unutkanlık vb sorunlar bulunduğunu, bu hastaların yaklaşık yüzde 50’sinin de 5 yıl içerisinde Alzheimer hastalığı tanısı aldığını ortaya koyuyor. 2000’li yılların başlarına kadar Alzheimer hastalığı ve diğer demansların gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyorken ibrenin gelişmemiş ülkelere dönmeye başladığını belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Taksim Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, </strong>bu ülkelerin<strong> </strong>2050 yılına kadar çok daha büyük bir demans hastası popülasyonu ile uğraşmak zorunda kalacaklarının öngörüldüğünü söylüyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam tarzı çok önemli!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığı hücre ölümüne neden olarak beynin küçülmesine yol açıp bunamayla sonuçlanıyor. Beyin fonksiyonlarının bozulmasını hızlandıran nedenlerin başında Alzheimer hastalığının geldiğini kaydeden Doç. Dr. Mustafa Seçkin son yıllarda beyinde amiloid birikimini azaltacak tedavi yöntemlerinin umut verici olduğunu, bununla birlikte yapılan çalışmaların; sağlıklı yaşam tarzı oluşturulmasının da hastalıkla mücadelede son derece önemli rol oynadığını ortaya koyduğunu söylüyor. Kaliteli yaşlanabilmenin ‘sağlıklı beyin yaşlanması’ sayesinde olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Seçkin “Sağlıklı beyin yaşlanması kavramı tüm organların aynı hızda yaşlanmıyor olması ve diğer organlar iyi durumda iken dahi beynin daha hızlı yaşlanabileceği esasına dayanır. Yaşam tarzı değişikliklerinin Alzheimer hastalığı riski üzerine etkilerinin incelendiği çalışmalar; düzenli fiziksel egzersizin Alzheimer gelişme riskini yüzde 30-40 oranında azaltabileceğini göstermektedir. Bu çalışmalar; düzenli egzersize ek olarak sigaradan uzak durulması, alkolden kaçınılması, Akdeniz diyeti, aktif bir sosyal yaşam, kaliteli uyku ve kilo kontrolüne dikkat edilmesi sayesinde Alzheimer hastalığı riskinin yüzde 60’a kadar azaltılabileceğini ortaya koymaktadır. Öyle ki düzenli egzersiz sayesinde beynimizin ürettiği kimyasallar Alzheimer hastalığını önlemede veya yavaşlatmada bilinen en güçlü tedavi yöntemini bize sunmaktadır. Bu kimyasallar ilaç şişelerinin içine konulup bize ulaştırılana kadar üzerimize spor kıyafetlerimizi giyip harekete geçmekten daha iyi bir seçenek şu an için mevcut değildir.” Egzersizin beyne faydalı olabilmesi için haftada en az 3 kez 45-60 dakika aerobik egzersizleri ile birlikte ağırlık, direnç ve denge egzersizlerinin kombine edildiği bir programın uygulanmasının önerildiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Seçkin, bu tarz egzersiz planlamasının hekim kontrolünde ve egzersiz bilimine hakim fizyoterapistler gözetiminde yapılması gerektiğinin altını çiziyor. </p>
<p><strong>Kaliteli yaşlanmak için!</strong></p>
<p>Peki Alzheimer olmayan ve belki de hiç olmayacak olan yaşlıların da endişenmesine gerek var mı? Ülkemizde ciddi oranlara ulaşan ve giderek de artacak olan yaşlı nüfusunun başka nelere dikkat etmesi gerekiyor? Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin kaliteli yaşlanmak için alınması gereken ilave önlemleri “Beyin-damar hastalıklarından korunmak, B12, folik asit, demir, tiroit hormonları gibi beyin sağlığı için hayati öneme sahip vitamin ve hormonların kan düzeylerini normal sınırlarda tutmak, tekrarlayan kafa travmalarından korunmak, hava kirliliğini önlemek, çevresel toksinlere (özellikle tarım ilaçlarına, sanayi atıklarına) maruz kalmamak gibi önlemleri hayatımıza geçirmek” şeklinde sıralıyor.  Öte yandan kaliteli yaşlanmayı ulusal ölçekte başarabilmek için şehir planlama, tarım politikalarının gözden geçirilmesi, eğitim, aile içi şiddetin önlenmesi (özellikle tekrarlayan kafa travmaları açısından), ve kültürel faaliyetlerin daha geniş kitleler tarafından ulaşılabilir olması gibi farklı disiplinleri ilgilendiren alanlarda işbirliği yapılmasının da şart olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Seçkin “Kapımızdaki bu büyük tehlikenin farkına vararak, ülkemizde ortalama yaşam sürelerini uzatmakta gösterdiğimiz başarıyı beyin sağlığını koruyarak kaliteli yaşlanma konusunda da göstermemiz gerekiyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-azaltmanin-7-etkili-yolu-404095">Alzheimer Riskini Azaltmanın 7 Etkili Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 21:24:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çantası]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenmenin her dönemde olduğu gibi okul çağı çocuklarında da önemli olduğun belirten uzmanlar okul başarısının artmasını ve bilişsel aktivitelerin güçlenmesini sağlıklı beslenmeye bağlıyor </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996">Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenmenin her dönemde olduğu gibi okul çağı çocuklarında da önemli olduğun belirten uzmanlar okul başarısının artmasını ve bilişsel aktivitelerin güçlenmesini sağlıklı beslenmeye bağlıyor. </strong><strong>Okula giden çocukların sabahları mutlaka <strong>proteinli bir kahvaltı yapmaları gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, mümkün olmayan durumlarda ders arasında tüketilebilecek peynirli yeşillikli bir sandviç, meyveli bir yoğurt veya süt-meyve hazırlanmasını öneriyor. Çocukların beslenme çantalarına konulan meyve suyu ve kekten uzaklaşılmasını öneren Yiğit, sabah saatlerinde alınan basit şekerlerin odaklanma sorunlarına, daha çok acıkmaya ve obeziteye sebep olabileceğine dikkat çekiyor.</strong></strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, okul çağındaki çocukların beslenme düzenlerinin nasıl olması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu ve önerilerini paylaştı.</p>
<p><strong>Okul başarısını arttırmak için beslenme önemli </strong></p>
<p>Beslenmenin hayatımızın her döneminde olduğu gibi okul çağı çocuklarında, öğrencilik döneminde de oldukça önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Okul başarısını arttırmak ve bilişsel aktiviteleri güçlendirmek için vücuda gerekli vitamin, mineral ve proteini almak bu dönemde daha da önem kazanır.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklar protein ağırlıklı bir kahvaltı yapmalı </strong></p>
<p>Okula giden çocukların beslenmesine yönelik önerilerde bulunan Yiğit, öncelikle kahvaltının önemine dikkat çekti. Yiğit, “Sabahları mümkünse çocuklar okula gitmeden önce proteinli bir kahvaltı yapıp gitsin istiyoruz ama bu durum maalesef her zaman mümkün olmuyor. Bazen vakit yetmiyor bazen de çocuklar iştahsız olabiliyor. Bu tarz durumlarda en azından ders arasında tüketilebilecek peynirli yeşillikli bir sandviç, meyveli bir yoğurt veya süt-meyve evden götürülebilir. Sürekli olmasa da evde hafta sonundan hazırlanan sağlıklı yağlarlar ve esmer unlar eklenerek yapılan poğaçalar, kuru meyveli-cevizli kurabiyeler beslenme çantalarında yer almalı.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Kahvaltıda yüksek şeker tüketilmemeli</strong></p>
<p>Çocukların beslenme çantalarına konulan meyve suyu ve kekten uzaklaşılması gerektiğini ifade eden Yiğit, “Çünkü sabahtan bu kadar yüksek oranda basit şekerin vücuda alınmasını önermiyoruz. Bu tarz besinler odaklanma sorunlarına, daha çok acıkmaya ve günün sonunda obeziteye sebep olabilmektedir.” dedi.</p>
<p>Sabahları süt ile karıştırılan çikolatalı mısır gevreklerinin de bu gruba dahil olduğunun altını çizen Yiğit, “Bunları en azından her gün tercih etmemekte, sınırlandırmakta fayda var. Sabahları sık tercih edilen sürülebilir çikolatalar yerine, şekersiz, ballı olanlar, daha doğal içerikli fındık ezmeleri veya oldukça besleyici olan tahin pekmez tercih edilebilir.” önerisinde bulundu ve fazladan alınan şeker veya fruktozun uzun vadede dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve depresyona sebep olabileceğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Multivitaminler sağlıklı beslenmenin yerini tutmaz </strong></p>
<p>Bağışıklık güçlendirmek için kullanılan besin takviyelerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günlük dozda D vitamini ve Omega 3 desteği kış dönemlerinde tercih edilebilir. Ancak bu takviyeler kullanılırken, gerekli onayları almış güvenilir markalar tercih edilmeli. Multivitaminlere gelecek olursak, hiçbir zaman sağlıklı beslenmenin yerini tutmayacaklardır. Ancak çocukta iştahsızlık, yetersiz beslenme durumu var ise destekleyici olarak tercih edilebilirler.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-beslenme-cantasi-obezite-riskini-arttirabilir-401996">Çocuğunuzun beslenme çantası obezite riskini arttırabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 18:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda beyin kanaması vakalarının arttığını belirten uzmanlar beyin kanamasının en sık sebebinin travma olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456">Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son zamanlarda beyin kanaması vakalarının arttığını belirten uzmanlar beyin kanamasının en sık sebebinin travma olduğunu söylüyor. Travma olmaksızın gelişen spontan beyin kanamaları görülebileceğini de belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal spontan beyin kanamalarının tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Sıcak havalarda daha sık beyin kanaması görüldüğüne dair kanıt olmadığını vurgulayan Ünal, protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise beyin kanaması riskini arttıran sebepler arasında olduğunu ifade ediyor. Ünal, korunmak için kontrolsüz kan sulandırıcı kullanılmaması ve sağlıklı bir yaşam tarzı belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, beyin kanaması nedenleri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin kanamalarının birincil nedeni travma</strong></p>
<p>Son zamanlarda beyin kanaması haberlerinin arttığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Bu durum, akıllara birçok soruyu getiriyor. Acaba insanların beyin kanaması geçirme ihtimali mi arttı? Beyin kanaması geçiren insan sayısında artış mı var? Yoksa  beyin kanaması geçiren insan sayısı aynı ama haber kaynakları arttığı için daha mı fazla gündeme geliyor? Bu sorulara cevap vermeden önce, beyin kanaması sebeplerini anlatmak gerekir ki, cevapları daha açık hale gelsin. Beyin kanamasının en sık sebebi, travmadır. Yani düşme, trafik kazası gibi sebeplere bağlı olur. Ancak bir de travma olmaksızın gelişen beyin kanamaları var. Bunlara spontan beyin kanamaları denir. Spontan beyin kanamalarının en sık sebebi tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasıdır. Damar yapısını bozan sebepler arasında kötü beslenme, kilo fazlalığı, sigara kullanımı, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar vardır. Tabi yaş ilerledikçe, damar yapısının bozulma ihtimali arttığı için, ileri yaşı da beyin kanaması sebepleri arasında sayabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Az protein fazla karbonhidrat beyin kanaması riskini arttırıyor</strong></p>
<p>Ülkemizdeki nüfus artışı ve yaşlı nüfusun artmasına bağlı olarak daha fazla insanda beyin kanaması görülmesinin aslında doğal bir sonuç olduğuna dikkat çeken Ünal, “Bunun yanında tıp teknolojisi ve görüntüleme teknikleri ilerledi. Eskiden vefat eden insanların vefat sebepleri bulunamazken, artık   teşhis konulabiliyor ve hatta zamanında müdahale ile insanlar kurtarılabiliyor. Bunların dışında, gıdaların yetiştirilme tekniklerinin değişmesi, daha fazla nüfusa yetmesi için gıda üretiminde çeşitli ilaçların ve katkı maddelerinin kullanımının artması, ekonomik sebeplere bağlı proteinden az, karbonhidrattan daha fazla beslenmenin ön plana çıkması, beyin kanaması arttıran sebepler arasında. 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, sosyoekonomik seviyesi düşük ülkelerde beyin kanaması geçiren insan sayısının daha fazla olması da, bu bilgiyi destekler nitelikte.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak havalarda daha sık görüldüğüne dair kanıt yok</strong></p>
<p>Travma haricinde gelişen, yani spontan beyin kanamalarının hava sıcaklıklarıyla ilişkisinin belirlenebilmesi için dünyada çeşitli çalışmalar yapıldığını belirten Ünal, “Türkiye’de yapılan çeşitli çalışmalarda, sonbahar aylarında daha fazla beyin kanaması olduğu gösterilmiştir. 2021 yılında Almanya’da, 800 hasta üzerine yapılan çalışmada ise, hava koşullarının beyin kanaması ile bir ilişkisi gösterilmemiştir. Özetle, özellikle sıcak havalarda daha sık beyin kanaması olduğu kanıtlanmış bir durum değil.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doktor kontrolünde olmayan kan sulandırıcı kullanımı, beyin kanaması ihtimalini arttırır</strong></p>
<p>Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar veya sigara kullanımı gibi alışkanlıkların tüm vücut damar yapısını bozduğu gibi, beyin damar yapısını da bozduğunun altını çizen Op. Dr. Emre Ünal, “Yapısı bozulan damarın çeperinde hasarlanmalar ve zayıflamalar olur. Üzüntü, sevinç, öfke gibi tansiyonu anlık yükselten doğal durumlar bu zayıflamış olan çeperde yırtılmalara sebep olabilir. Bu yırtıklardan, damar dışına çıkan kan, beyin dokusu içerisine dağılarak beyin kanamasına yol açar. Bu tarz hastalıklarda, bazı durumlarda kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak gerekir. Kan sulandırıcı kullanmak da, beyin kanaması ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu sebeple doktor özellikle önermediği sürece, rutin olarak aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak tehlikelidir. Nitekim, bilinen bir hastalık olmadan rutin kan sulandırıcı kullanmanın kalp krizine karşı koruyucu olmadığı ispatlanmıştır.” uyarılarında bulundu.</p>
<p><strong>Sigara kullanmamak en önemli korunma adımı</strong></p>
<p>Beyin kanamasından korunmanın yollarının, sağlıklı yaşam için gerekli olan genel kuralları içerdiğini vurgulayan Ünal, “Sigara içmemek bunların başında gelir. Sigara, sadece akciğeri etkileyen bir alışkanlık gibi algılansa da, tüm vücut üzerinde ki olumsuz etkileri sayısız bilimsel çalışmada ispatlanmıştır. Bunun dışında düzenli egzersiz yapmak, tüm damar sistemini olumlu yönde destekler, yıpranma ihtimalini azaltır. Haftanın 4 günü, sadece tempolu 30 dakika yürüyüş yapmak bile bunun için yeterlidir. Düzenli spor ile birlikte dengeli ve sağlıklı beslenme, şekerli gıdalardan uzak durmak beyin kanaması ihtimalini belirgin düzeyde azaltan diğer unsurlardır.” dedi.</p>
<p>Travma harici oluşan beyin kanamalarının, çocuklarda çok nadir görüldüğünü dile getiren Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yeni doğan bebeklerde, erken doğum, beyin kanaması ihtimalini arttırır. Bunun dışında, çocuklarda daha ileri yaşta görülen beyin kanamalarında, altta yatan bir hastalık olup olmadığını, beyin tümörü veya beyin damar yumağı gibi hastalıkları mutlaka araştırmak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456">Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet ilaçları intihar riskini arttırıyor mu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-ilaclari-intihar-riskini-arttiriyor-mu-390919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 09:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=390919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo verme amaçlı kullanılan bazı ilaçlarda da aynı tehlike söz konusu olabilir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-ilaclari-intihar-riskini-arttiriyor-mu-390919">Diyabet ilaçları intihar riskini arttırıyor mu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo verme amaçlı kullanılan bazı ilaçlarda da aynı tehlike söz konusu olabilir</strong></p>
<p><strong>Avrupa İlaç Ajansı tarafından Tip-2 diyabet hastalarının kullandığı ancak kilo vermek için de kullanılan liraglutid ve semaglutid içeren ilaçlar hakkında intihar riskini artırma olasılığına dair soruşturma açılmasını değerlendiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, bu tür ilaçların bazı bireylerde intihar düşüncesi ve benzeri dürtüsel ve ajite edici etkileri olabileceğine dikkat çekti. Kilo vermek amaçlı kullanılan bazı ilaçlarda da aynı intihar eğilimi tehlikesinin olabileceğine dikkat çeken Kesebir, kilo verme ilaçları yerine, ideal kiloya sahip olmak ve bunu korumak için, fiziksel egzersiz, düzenli ve uygun beslenme alışkanlığının elzem olduğuna da vurgu yaptı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, Tip-2 diyabet hastalarının kullandığı ancak kilo vermek için de kullanılan liraglutid ve semaglutid içeren ilaçlarda gündeme gelen ‘intihar riskini arttırma’ olasılığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Liraglutid ve semaglutid içeren ilaçlar psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir</strong></p>
<p>Tip-2 diyabet hastalarının kullandığı ancak kilo vermek için de kullanılan liraglutid ve semaglutid içeren ilaçlar hakkında Avrupa İlaç Ajansı tarafından intihar riskini artırma olasılığına dair soruşturma açılmıştı. Bu etken maddelerin özelliklerine değinen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Glukagon benzeri peptid 1 agonisti bu ilaçlar, kan şekerinin düzenlenmesi yanında lipid (yağ) metabolizması üzerine de etkilidirler. Pankreastan glukagon ve insülin salınımı üzerine etkileri ile birlikte hipotalamopitüiter tiroid aksı, adrenal ve gonadal aks ile de ilişkilidirler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>GLP-1 reseptör agonistleri gereğinden az ya da fazla olmamalı</strong></p>
<p>GLP-1 reseptör agonistlerinin, iştahı bastırmak ve kilo kaybına yardımcı olmak için pankreasta üretilen bir hormonu taklit ettiğini belirten Kesebir, bu hormonun beyin ve psikolojik sağlık üzerindeki olası etkilerini şöyle açıkladı:</p>
<p>“Temelde bir nörotrofik faktör (sinir hücrelerini besleyici) olarak varsayılan GLP1’in belirttiğim sistemlerle olan ilişkisi çift yönlüdür. Gereğinden az olmaması kadar yeterinden fazla olmaması da önemlidir. Tıpkı antidepresanların uygunsuz kullanımı gibi, bazı bireylerde intihar düşüncesi ve benzeri dürtüsel ve ajite edici etkileri olabilir.”</p>
<p><strong>Kilo verme amaçlı kullanılan bazı ilaçlarda da aynı tehlike söz konusu olabilir</strong></p>
<p>Genel olarak kilo vermek amaçlı kullanılan ve bazıları kaçak getirilen, reçetesiz kullanılan veya internet üzerinden satılan ilaçlarda da aynı intihar eğilimi tehlikesinin olabileceğine dikkat çeken Kesebir, “Depresyon veya bipolar bozukluk olsun duygudurum bozukluğu, aynı zamanda enerjinin, başka bir deyişle psikomotor aktivitenin düzenlenmesindeki bir bozukluktur. Dolayısıyla metabolizmanın ve endokrin sistemler üzerine etkili her hastalık ve her tedavinin duygudurum üzerine de etkileri olacaktır. İntihar düşüncesi bunlardan biridir.” dedi. </p>
<p>Kesebir, kilo verme ilaçları yerine, ideal kiloya sahip olmak ve bunu korumak için, fiziksel egzersiz, düzenli ve uygun beslenme alışkanlığının elzem olduğuna da vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Kilo vermek için hekim dışı yönlendirmeler uygun değil</strong></p>
<p>Fiziksel egzersiz ve beslenme alışkanlığının bireye özgü olarak düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, bu noktada çevreden duyulan yahut hekim dışı yönlendirmelerin uygunsuz olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Kesebir, bu tür ilaçları kullananların alması gereken önlemlere değinerek sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Genel tıbbi duruma (bedensel hastalıklara) yönelik tedaviler sırasında ortaya çıkan psikolojik belirtilerden, önce tedaviyi yapan hekim haberdar edilmeli, gerekirse psikiyatri konsültasyonu istenmeli<strong>.”</strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-ilaclari-intihar-riskini-arttiriyor-mu-390919">Diyabet ilaçları intihar riskini arttırıyor mu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20 kilometrelik hız artışı ölüm riskini 6 kat artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20-kilometrelik-hiz-artisi-olum-riskini-6-kat-artiriyor-387343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 10:40:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[artışı]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kilometrelik]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İSG Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, Kurban Bayramı tatili için yola çıkacaklara sürüş güvenliği hakkında öneri ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-kilometrelik-hiz-artisi-olum-riskini-6-kat-artiriyor-387343">20 kilometrelik hız artışı ölüm riskini 6 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban Bayramı tatili 28 Haziran 1 Temmuz tarihleri arası gerçekleşecek olup, ülkemizde birçok vatandaş idari izin kapsamında 9 günlük bayram tatiline çıkmaya hazırlanıyor. Her yıl yaşanan kazaların tekrarlanmaması için sürüş güvenliğine dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatan Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, 2 saatte bir mutlaka 15 dakika molaların verilmesi ve bu molalarda aracın etrafında bir tur atılarak kontrollerin yapılması gerektiğini belirtiyor. Hıza dikkat çeken Şener,</strong> <strong>20 kilometrelik hız artışının olası bir kaza halinde ölme riskini 6 kat artırdığının da altını çiziyor. </strong></p>
<p><strong> </strong>Üsküdar Üniversitesi İSG Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, Kurban Bayramı tatili için yola çıkacaklara sürüş güvenliği hakkında öneri ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>9 günlük tatilde sürüş güvenliğine dikkat!</strong></p>
<p>Bu yıl Kurban Bayramı tatilinin 28 Haziran &#8211; 1 Temmuz tarihlerini kapsayacak şekilde 9 gün olmasıyla birçok kişi tatile çıkmaya hazırlanıyor. Bayram tatili için, seyahat edecek vatandaşların sürüş güvenliği konusuna dikkat etmesi gerektiğini uyarısını yapan yol ve trafik güvenliği danışmanı Şener, “Kendi aracıyla seyahat edeceklerin ilk yapması gereken araç bakımını yaptırmak. Tatilinizin aksamaması veya daha üzücü bir hadise yaşamamanız için, seyahate çıkmandan önce aracınızın periyodik bakımlarının tam olduğundan mutlaka emin olun.” dedi.</p>
<p><strong>Yola çıkmadan en az 8 saat dinlendiğinizden emin olun! </strong></p>
<p>Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli konunun uyku olduğuna vurgu yapan Şener, “Seyahate çıkmadan önce mutlaka en az 8 saat dinlendiğinizden emin olun. Dinç bir vücutla seyahat etmek, seyir zevkiniz ve güvenliğiniz için çok önemli. Ayrıca seyahat öncesi gideceğiniz bölgenin yol, trafik, hava durumunu ve yol çalışma gibi durumları önceden kontrol edin. Kendinize mola yerleri planlayın ve acil durumlar için uğrayacağınız noktalar belirleyin.” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><strong>Emniyet kemeri takmak 1 saniye, takılmadığında yaşanacak acılar bir ömür sürer</strong></p>
<p>Seyir öncesi yapılması gereken hazırlıklara da değinen Şener, “Aracınızın lastik, aydınlatma, yük emniyeti, yakıt gibi fonksiyonlarını kontrol edin. Cam silecek suyu gibi eksiklerin tamamlandığından emin olun. Aracınızın ruhsat, ehliyet gibi dokümanlarını hazırda bulundurun.” dedi.</p>
<p>Emniyet kemeri takmanın önemine dikkat çeken yol ve trafik güvenliği danışmanı Şener şöyle devam etti:</p>
<p>“Emniyet kemeri takmak 1 saniyenizi almaz. Fakat takılmadığında acıları bir ömür boyu unutulmaz. Araçta bulunan tüm yolcuların emniyet kemeri takmasını sağlayın. Bebekler ve çocuklar için uygun koltuk kullandığınızdan, çocuk koltuğunun araca, çocuğun da çocuk koltuğuna bağlı olduğundan emin olun.”</p>
<p><strong>20 kilometrelik hız artışı ölüm riskini 6 kat artırıyor</strong></p>
<p>Trafik kurallarına uyulması konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirten Şener, “Şehir içi geçişlerde maksimum dikkat gösterin. Trafik polisi, zabıtası ile tüm ışıklı, yatay ve dikey işaretlemelere uyun. Unutmayın kurallar bizi hayatta tutmak için var. Tüm araştırmalar ve kaza analizleri hız artıkça tehlikenin artacağını kanıtlıyor. 500 kilometrelik bir yolda yapacağınız saatte 20 kilometrelik hız artışı size maksimum 40 dakika kazandırır. Olası bir kaza halinde ise ölme riskinizi 6 kat artırır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>2 saatte bir 15 dk. mola verin ve aracınızı kontrol edin!</strong></p>
<p>Seyahat esnasında sürücünün kendine zaman tanıması gerektiğinin altını çizen Öğr. Gör. Özgür Şener, “Maksimum 2 saatte bir, 15 dakikalık molalar verin. Böylece seyahat esnasında çevrenizdeki güzellikleri de görebilirsiniz. Bu molalar esnasında aracınızı kontrol etmeyi unutmayın.  Seyahatiniz birçok sebepten dolayı uzayabilir. Kötü durumda hissettiğinizde sürüşü bırakın.” dedi.</p>
<p>Seyahatin ardından araç etrafında bir tur dönerek son kontrollerin yapılmasını öneren Şener, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Her yıl bayram haberleri kaza haberleriyle birleşiyor. Sevdiklerimizle birlikte mutlu, güzel bir tatil geçirmek yerine acı ve yas yaşayabiliyoruz. Bu bayram aynı senaryoları yaşamayalım. Güvenli ve mutlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle&#8230;” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20-kilometrelik-hiz-artisi-olum-riskini-6-kat-artiriyor-387343">20 kilometrelik hız artışı ölüm riskini 6 kat artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 10:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırabilir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklardaki]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sakatlık]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, Uzmanı Uyardı: "Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154">Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gebelikte kontrolsüz ilaç kullanımının çocuklardaki sakatlık riskini arttırabildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “İlacın içerisindeki madde yanında, gebelik haftası, ilaca devam süresi ve ilacın fetusa ulaşıp / ulaşmadığı gibi faktörler de sakatlık yapıcı etkide önemlidir. Bu nedenle gebelikte kullanılacak her ilaç için kadın hastalıkları ve doğum doktorundan ve gerekirse perinatologdan risk kategorisi ve kullanılıp/ kullanılamayacağı hakkında bilgi alınmalıdır. Özellikle fetüsün organ gelişiminin gerçekleştiği ilk üç ay için bu konu daha fazla önem arz ediyor.” diye konuştu.</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Her 16 gebeden en az birinin gebelikte fetusta sakatlık yapıcı etki artışı olabileceği bilinen ilaç kullandığının ortaya konduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, gebelikte bilgisiz ve bilinçsiz ilaç kullanımının yaratabileceği risklere dikkat çekti. Bununla ilgili American Journal of Obstetrics and Gynecology dergisinin Ağustos 2022 sayısında yayınlanan araştırmaya işaret eden Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “Amerika’da yaşayan kadınların ne kadarının gebelikte sakatlık ya da çocukta sorun oluşturabilecek ilaçlara maruz kaldığı incelendi. Sonuç olarak her 16 gebeden en az 1’inin bilmeden veya mecburiyetten maruz kaldığı ortaya çıktı. Bu da çocuklardaki sakatlık riskini artırıyor” şeklinde konuştu.  </p>
<p> </p>
<p><strong>RİSK GRUPLARININ ÖNCEDEN BELİRLENMESİ GEREKLİ</strong></p>
<p>İlaçların sakatlık oluşturma riskleri açısından önceden yapılan gözlemsel çalışmalara göre risk kategorilerine ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Başbuğ: “İlacın içerisindeki madde yanında, gebelik haftası, ilaca devam süresi ve ilacın fetusa ulaşıp/ulaşmadığı gibi faktörler de sakatlık yapıcı etkide önemlidir” dedi. Prof. Dr. Başbuğ sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Fetüsün organ gelişimi gerçekleştiği için gebelikte ilk üç ay daha önem arz etmektedir. İlk üç ayda kullanılan bazı ilaçlar sakatlık oluşturma riskine daha fazla sahiptir. Bu yüzden ilk üç ay vitamin dahi olsa kullanılan ilaçlar kadın doğum hekimine gerekirse perinatoloğa sorularak kullanılmalı. Gebe olduğu bilinen bir kadın gelişigüzel ilaç kullanmamalı. Çünkü zorunlu olarak kullanılması gereken ilaçlar A, B, C, D ve X risk gruplarına göre kullanılıyor. Örneğin; D grubuna epilepsi hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar dâhildir. Bu gruptaki ilaçlar çocuklar için belli bir risk yaratsa da anne kullanmak zorunda. Aksi taktirde annede nöbetlere bağlı yaşam kaybı riski bulunur. Dolayısıyla epileptik gebelerde ilaç seçimlerimizde bebeğin en az zarar göreceği ilaçlar tercih edilir. Sonuç itibariyle gebede kullanılacak ilacın risk grubunun önceden belirlemesi çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“RİSKİ OLUŞTURAN İLACIN BEBEĞE ULAŞIP ULAŞMADIĞI DA ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>“Gebelikte kullanılacak ilacın sakatlık oluşturucu risk grubunun önceden belirlenmesi kadar önemli bir noktada ilacın emilimidir” diyen Prof. Dr. Başbuğ, sözlerine şöyle devam etti:“Ağızdan alınan bir ilaç mideden emilmiyorsa zararlı olmaz. Örneğin ishal tedavilerinde kullanılan ilaçlar emilmediği için çocuğa zararı olmaz. Fakat aynı maddeyi damar yoluyla verirseniz, maddenin çocuğa ulaşma ihtimali artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>GEBELİKTE ANTİBİYOTİK KULLANILILIR MI?</strong></p>
<p>En çok merak edilen konulardan biri olan gebelikte antibiyotik kullanımıyla ilgili Prof. Başbuğ şu bilgileri verdi: “Gebelikte antibiyotik kullanımı için de özellikle plasentadan geçen ve teratojenik etki potansiyeli olan ilaçların fetal sakatlıklara sebep olduğunu söyleyebiliriz. Bu kapsamda bazı antibiyotikler güvenli kullanım şartıyla verilebilirken bazıları verilmez. Dolayısıyla antibiyotiklerin teratojenik etki potansiyaline, plasentadan geçmediğine, yüksek doza ulaşmadığına ve gebelik haftasına dikkat edilmeli.”</p>
<p>Kronik hastalıkları olup da gebe kalan kadınların rutin kullanmak zorunda olduğu bazı ilaçlarının olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, “Hastalığını takip eden ve gebelikteki takibini yapacak hekimlerin birlikte çalışmasıyla sağlıklı bir bebek dünyaya gelebilir&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>“ÇOCUKTA, İLAÇ KULLANIMINA BAĞLI HASTALIKLAR 6 AY, 1 YIL İÇİNDE DE ORTAYA ÇIKABİLİYOR” </strong></p>
<p>Gebeliğin ilk üç ayının sakatlık oluşturma dönemi olmakla birlikte sonraki aylarda da sorunların ortaya çıkabileceğini kaydeden Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Perinatoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Başbuğ, konuyla ilgili şunları kaydetti: </p>
<p>“Herhangi bir vitamin verirken bile çok dikkat etmek gerekiyor. Zira vitamin ilaçlarının içindeki katkı maddesinin zararı, çocuklarda uzun dönemde ortaya çıkabiliyor. Şu ana kadar doğuştan gelen sakatlıklardan bahsetsek de bazı hastalıkların geç ortaya çıktığını belirtmekte fayda var. Örneğin bazı kanser türlerinde gebe kadınların kullandığı bir ilacın etkisi olarak kız çocuklarında 8 ya da 10 yaşında vajinal adenozis hastalığı görülebiliyor. İlaç kullanımına bağlı hastalıklar direkt doğumdan hemen sonra değil 6 ay 1 yıl içinde de ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden hastanın kendisi görüş almadan bir ilacı kullanmamalı, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ve gerekirse perinatolog görüşünü aldıktan sonra uygun ilaçları kullanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gebelikte-kontrolsuz-ilac-kullanimi-cocuklardaki-sakatlik-riskini-artirabilir-384154">Uzmanı Uyardı: &#8220;Gebelikte Kontrolsüz İlaç Kullanımı Çocuklardaki Sakatlık Riskini Artırabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aksigorta, Depremin Maddi Riskini &#8216;Hayata Devam Türkiye&#8217; ile Azaltacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aksigorta-depremin-maddi-riskini-hayata-devam-turkiye-ile-azaltacak-372060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 21:03:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aksigorta]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[depremin]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[maddi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=372060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sigorta sektörünün en önemli oyuncularından biri olan Aksigorta, deprem risk transferine yönelik yeni bir projeye imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aksigorta-depremin-maddi-riskini-hayata-devam-turkiye-ile-azaltacak-372060">Aksigorta, Depremin Maddi Riskini &#8216;Hayata Devam Türkiye&#8217; ile Azaltacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sigorta sektörünün en önemli oyuncularından biri olan Aksigorta, deprem risk transferine yönelik yeni bir projeye imza attı. ‘Hayata Devam Türkiye’ adı verilen sorumluluk projesi ile sigorta bilinci geliştirmenin ötesinde, karşı karşıya olduğumuz risklerin işin uzmanlarından öğrenilebileceğini, depreme karşı alınabilecek önlemler konusunda topluma yardımcı olabilecek ve olası risklerin neden bir sigorta kurumuna transfer edilmesi gerektiğini anlatıyor. Aksigorta aynı zamanda, İhtiyaç Haritası ile birlikte 6 Şubat depremzedeleri için de bir bağış kampanyası başlatıyor.</strong></p>
<p>Aksigorta,<strong> </strong>2010-2015 yılları arasında gerçekleştirdiği ‘Hayata Devam Türkiye’ projesinin bir devamı niteliğinde olan <strong>‘Hayata Devam Türkiye – </strong><strong>Deprem Risk Transfer Projesi’</strong>ni hayata geçirdi.   Proje, risk transferinin neden gerekli olduğu başta olmak üzere, karşı karşıya olduğumuz risklerin işin uzmanlarından öğrenilebileceğini, depreme karşı alınabilecek önlemler konusunda topluma yardımcı olabilecek ve olası risklerin neden bir sigorta kurumuna transfer edilmesi gerektiğini anlatıyor.</p>
<p><em><strong>Gülen: “Toplam kayıp yaklaşık 2 trilyon TL, sigortadan geri aldığımız kısım ise yalnızca 97,3 milyar TL. Oysa bunun tamamı sigortalı olabilirdi.’’</strong></em></p>
<p><em>06 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen depremlerin manevi etkisinin yanı sıra maddi hasarının da oldukça yıkıcı olduğuna değinen <strong>Aksigorta Genel Müdürü Uğ</strong><strong>ur Gülen</strong>, “Kahramanmaraş merkezli depremlerimizin etkilediği 11 ilimizin sigorta durum raporuna göre, bölgede kasko, yangın, DASK ve hayat-ferdi kaza sigortası toplam poliçe sayısı yaklaşık 5,8 milyon adettir. Bu poliçelerle sektörümüzün 11 ilimize verdiği teminat tutarı ise (DASK hariç) 1,8 Trilyon TL’nin üstündedir. Toplam teminatın içinde en yüksek tutar 1,2 trilyon TL ile yangın poliçeleri içinde yer almaktadır. 11 ilimizdeki muallak hasar tutarı yaklaşık 46 milyar TL (DASK hariç) seviyesindedir. Ödenen hasar tutarı ise yaklaşık 8,7 milyar TL (DASK hariç) civarındadır. DASK tarafından da yaklaşık 21 milyar TL hasar ödemesi yapılmıştır. Toplam kayıp neredeyse 2 trilyon TL, sigortadan geri aldığımız kısım ise yalnızca 97.3 milyar TL. Oysa bunun tamamı sigortalı olabilirdi. İyi zamanda para tasarrufu yapmak ve zor zamanlar için kaynak ayırmayı bilmeliyiz. Sigorta bunun için en doğru ve en düşük bütçeli araç. Sigorta sektörü olarak bizler kara gün dostuyuz, bugünler için varız. Sigorta sektörümüz yapısı gereği bugünlere çok önceden hazır. Sektörümüz bu depremi de bundan sonra yaşanabilecek afetleri de karşılayacak güç ve teminat yapısına sahip. Yeter ki toplumsal risk bilincine kavuşalım’’ açıklamalarında bulundu.</em></p>
<p><strong>Olası İstanbul depremi, milli gelirin yarısına etki edecek</strong></p>
<p>Türkiye’nin bir ‘fay hattı ülkesi’ olduğunun altını çizen <strong>Uğur</strong> <strong>Gülen</strong>, beklenen İstanbul depremine ilişkin şunları söyledi: <em>“Uzmanlar, İstanbul&#8217;da 2030 yılına kadar 7 büyüklüğündeki bir depremin olma olasılığının yüzde 64 olduğunun altını çiziyor. Türkiye&#8217;nin sanayi ve finans merkezi olan İstanbul’da yıkıma neden olacak olası bir depremin çevre iller ile birlikte Türkiye’nin milli gelirinin yarısına etki etmesi bekleniyor. Önlem alınmazsa bunun bedelini tüm Türkiye ödeyecek. Yaşanması oldukça muhtemel olan bu büyük depremin, Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri olduğu kesin. Hepimizin bugünden önlem alması gerekiyor. İstanbul depremi için kaybedecek zamanımız yok. Türkiye’de 100 m2 bir ev için, 1 milyon TL inşa bedeli teminatlı bir poliçenin ortalama değeri ayda 200 TL. Diğer deprem ülkeleri afetlerle yaşamayı nasıl öğrendiyse biz de doğaya karşı koymadan onunla birlikte afetlere dirençli kentler kurabilme gücüne sahibiz.’’</em></p>
<p><strong>Risk Transferi Mekanizması: Hayata Devam Türkiye</strong></p>
<p>Depremin yıkıcı etkisinin ‘kader’   olmaktan çıkması gerektiğinin altını çizen <strong>Gülen</strong>, <em>“Aktif fay hatları üzerinde bulunan bir ülkenin fertleri olarak, depremin bir gerçek, önlem almanın ise kaçınılmaz olduğunu aklımıza kazımamız gerek. Bu bilinçle, Aksigorta olarak yeni bir sorumluluk projesine başladığımızı duyurmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Projemizin adı, ‘Hayata Devam Türkiye’. Karşı karşıya kalacağımız risklerin öncelikle farkında olacağız, sonrasında önlemlerimizi alarak ‘Hayata Devam’ diyeceğiz. Afetlerin yıkıcı etkisini, ‘kader olmaktan çıkaracağız. Sigortacılık, bir risk transferi mekanizmasıdır. Siz bir poliçe satın alırsınız ve üzerinizdeki riskleri bir kurumun güvence altına alması için o riski transfer edersiniz. Bunun en yakın örneğini Maraş depreminde hepimiz gördük. Sektör olarak karşı karşıya olduğumuz bu büyük hasarın önemli bir bölümünü bizi sigortalayan reasürans şirketlerine devrettik. O reasürörler de kendini koruyan kurumlara bu riski sevk etti. Yaşanabilecek büyük afetleri göz önüne alarak hareket etmemiz büyük önem taşıyor. Konutlarımızı sağlam zeminler üzerine inşa ettiğimizden emin olmalıyız. Yıkılmayacak konut yapmalıyız. Riskimizi de sigorta sektörüne bırakmalıyız ki olabilecek en düşük hasarla bu gibi afetleri atlatalım’’</em> dedi.</p>
<p>Yaşanan depremlerde yıkıcı olan asıl etkinin bilinç ve önlem eksikliği olduğunun altını çizen <strong>Gülen</strong>, <em>“Depreme yönelik risk bilinci, yaşadığımız acı tecrübeler neticesinde oldukça arttı. Ancak, saha araştırmalarımızda görüyoruz ki; pek çok insan evini nasıl koruma altına alacağını bilmiyor. Sigorta sektörünün kendine has bir dili olduğu hepimizin malumu. Ancak biz istedik ki hepimiz aynı dili konuşalım. Bu sebeple sigortacılığın karmaşık yapısını ortadan kaldırıp, yalın, herkesin anlayabileceği ve kolaylıkla ulaşıp kendi evi için çözüm geliştireceği bir sistem inşa ettik. Bu, riski anlayıp ister ev sahibi ister kiracı olsun her bir bireyin kendi riskini sigorta kurumuna devretmesi için oldukça önemli. Önce farkında olacağız. Biz afetlere yatkın, fay hatları üzerinde bulunan bir ülkenin fertleriyiz. Karşı karşıya olduğumuz riskleri tanıyacağız. Sonrasında kendimiz için, ailemiz için, evimiz için doğru önlemleri alarak üzerimizdeki bu riski bertaraf edeceğiz. Sigorta sektörü bunun için var’’</em> diye konuştu.</p>
<p><strong>Gülen: </strong><em><strong>“Bilinçlenerek kendimizi koruma altına alırken, bu acıyı yaşamış 13,5 milyon kişinin ihtiyaçlarını görmezden gelmemeliyiz’’</strong></em></p>
<p>Aksigorta olarak hayata geçirdikleri ‘Hayata Devam Türkiye’ projesi kapsamında 6 Şubat depreminden etkilenen 11 il için de bir yardım fonu mekanizması kurduklarını dile getiren <strong>Gülen</strong>, sözlerini şöyle sürdürdü: “<em>Bu proje kapsamında Aksigorta’dan satın alınacak her bir konut sigortasının geliri, 6 Şubat depreminden etkilenen 11 şehrimize aktarılacak. Deprem bölgelerine bir yardım fonu oluşturmuş olacağız. İhtiyaç Haritası STK’sı ile bir iş birliği gerçekleştirdik. Hayata Devam Türkiye projesi ile, satın alınan her yeni konut ürünü için deprem bölgesine yardım fonu oluşturuyoruz. İhtiyaç haritası desteği ile 20 Konteyner Ev ile oluşturduğumuz yardım fonumuz, oluşturulan her yeni konut poliçesinden 80 TL katkı ile depremzedelere düzenli yardım olarak devam edecek. İlk adımda gerek kamu gerekse özel sektör deprem bölgesine yardımlarını gerçekleştirdi. Bu yardımlar, bölgede farklılaşan ihtiyaçlara yönelik olarak yapılmaya da devam ediyor. Bizim, birbirimize ihtiyacımız var. Deprem bölgesinin tek seferlik değil, düzenli yardıma ihtiyacı var, o bölgeyi unutmamalıyız. Bilinçlenerek kendimizi koruma altına alırken, bu acıyı yaşamış 13,5 milyon kişinin ihtiyaçlarını görmezden gelmemeliyiz. Deprem öldürmez; bilinçli olmamak, önlem almamak öldürür. Yaşayabileceğimiz riskin büyüklüğünün farkında olalım, önlemimizi bugünden alalım.’’</em></p>
<p><strong>Afetlere hazırlık sigortalı evden başlar</strong></p>
<p>Afetlere hazırlığın sadece hayatta kalmakla ilgili değil, aynı zamanda maddi ve manevi kayıpların minimize edilmesiyle ilgili olduğunu hatırlatan <strong>İT</strong><strong>Ü Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü Mikdat Kadıoğlu</strong> ise yaptığı konuşmada bireylerin, ailelerin, evlerin ve iş yerlerinin afetlere hazırlık açısından almaları gereken önlemleri aktardı. Daha önce yaşanan Kocaeli depreminin maliyeti ve sonuçları üzerinde duran Kadıoğlu, 6 Şubat depremlerinin maliyetinin bunun altı katı olduğunu ifade etti. Kadıoğlu olası İstanbul depreminin beklenen sonuçları üzerinde de durdu. </p>
<p><strong>Profesör Mikdat Kadıoğlu</strong> daha sonra şunları söyledi: “<em>Afetlere hazırlık sadece hayatta kalmakla ilgili değil, aynı zamanda maddi ve manevi kayıpların minimize edilmesiyle ilgilidir. Afetlere hazırlıklı olmak için öncelikle bilgi edinmek gerek. Afet türleri ve acil durum planları hakkında araştırmalar yapın, buna göre kişisel planlamanızı hazırlayın ve afet durumunda planınıza uygun olarak hareket edin. Bireysel planlamanızın yanı sıra, evlerinizin ve iş yerlerinizin güvenlik düzeyinin yeterli olduğundan emin olun. Örneğin, evinizi düzenli olarak bakımdan geçirin. Yangın alarmı, karbon monoksit dedektörü ve su sızıntısı dedektörü gibi önemli cihazların çalışıp çalışmadığını kontrol edin. Evde acil durum malzemeleri bulundurun. Bu malzemeler arasında acil durum çantası, sigorta poliçeleri, battaniye, su, yiyecek ve ilaçlar yer alabilir. İş yerinde acil durum planının hazır olması ve tüm çalışanların plandan haberdar olması da önemli. Bu planla, afet durumunda ne yapılacağını ve kimin sorumlu olduğunu belirlenmeli. Bu örneklerdeki gibi afet hazırlıkları konusunda önem alınırsa bireylerin, evlerin, ailelerin ve iş yerlerinin maddi ve manevi kayıpların önüne geçilmesi mümkün. </em></p>
<p><em>Birçok insan, afetlere hazırlanırken sigortayı unutuyor veya yeterince önemsemiyor. Ancak sigorta, evinizi bir emniyet kemeri gibi korur ve beklenmedik olayların maddi zararlarını azaltır. Bu nedenle, afetlere hazırlık planınızın bir parçası olarak sigorta poliçesi yaptırmak önemlidir. Sigortanız yoksa, afetler sizi uzun süre yuvasız bırakabilir. Afetler, insanları fiziksel olarak etkilemenin yanı sıra maddi kayıplara da neden olabilir. Sigortasız kalanlar, beklenmedik bir afet durumunda büyük finansal zorluklarla karşılaşabilirler. Bu nedenle, sigorta poliçesi yaptırarak afetlerin etkilerini azaltabilirsiniz. Sigorta poliçesi yaptırmak, afetlere hazırlık planınızın bir parçası olarak hazırlıklı olmanızı sağlar. Bu sayede, afetlerin etkileri karşısında daha dirençli olabilirsiniz. Afet sırasında finansal kayıpların telafisi için sigorta poliçesi yaptırmak, afetlere hazırlığınızı tamamlamanın önemli bir adımıdır.”</em></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aksigorta-depremin-maddi-riskini-hayata-devam-turkiye-ile-azaltacak-372060">Aksigorta, Depremin Maddi Riskini &#8216;Hayata Devam Türkiye&#8217; ile Azaltacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sakız, çürük riskini azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-365211</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 12:16:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sakız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365211</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenme ile diş çürüğü arasında ciddi bir ilişki mevcut. Besinlerin kimyasal ve fiziksel yapısı, hazırlanışı, yeme şekli ve sırasının diş çürüklerine yol açabildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Ayça Tarakçı, “Sert, yapışkan ve kolay erimeyen yoğun karbonhidratların çürük oluşturma potansiyelleri daha fazla. Sert, lifli ve kokulu yiyecekler ise çürüğe karşı koruyucu rol oynarlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-365211">Sakız, çürük riskini azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme ile diş çürüğü arasında ciddi bir ilişki mevcut. Besinlerin kimyasal ve fiziksel yapısı, hazırlanışı, yeme şekli ve sırasının diş çürüklerine yol açabildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Ayça Tarakçı, “Sert, yapışkan ve kolay erimeyen yoğun karbonhidratların çürük oluşturma potansiyelleri daha fazla. Sert, lifli ve kokulu yiyecekler ise çürüğe karşı koruyucu rol oynarlar. Kızartarak tüketilen yiyeceklerin çürük oluşturma potansiyelleri daha yüksek. Besinleri haşlama, yiyecekte daha fazla su kalmasına neden oluyor. Besinlerin kurutularak tüketilmesi çürük oluşturma potansiyelleri arttıran bir diğer faktördür. Örneğin taze incir daha az çürük oluşturuyorken, kuru incir oldukça yüksek bir çürük oluşturma özelliğine sahiptir. Çürük oluşturma potansiyeli yüksektir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Diş çürüğünün, alınan sıvının izlediği yolu takip ederek de yayılım göstereceğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Ayça Tarakçı, “Çürük oluşturma potansiyeli fazla olan içeceğin bardakla içilmesi halinde daha fazla diş yüzeyi etkilenirken, pipetle içilmesi bu etkiyi azaltacaktır. Sık aralarla yiyecek ve içecek tüketmek dişlerde çürük oluşma potansiyelini arttırır. Dişlerin az sıklıkta asit ataklarına maruz kalması diş çürüğü oluşumunu azaltır. Özellikle ara öğünlerde yenen yiyecekler dikkatle seçilmeli” dedi.</p>
<p><strong>Meyveler posası ile tüketilmeli</strong></p>
<p>Dişlerin fırçalanamadığı durumlarda ise su içilmesi veya ağız gargarası yapılmasının önemine dikkat çeken Diş Hekimi Ayça Tarakçı, “Şekerli besinlerin tüketimi, peynir gibi şekerin oluşturduğu asidi tamponlayıcı gıdalar ile yapılmalı. Örneğin kurabiyeyi asitli bir içecekle tüketmek yerine çay ile tüketmek daha uygun olur. Hızlı beslenmenin yerini yavaş beslenme almalıdır. Taze meyvelerin suyunu sıkarak tüketmek yerine meyvenin kendisi posası ile tüketilmelidir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sakız çürüğü engelliyor</strong></p>
<p>Ana öğünlerde yağ içeriğinin zenginliği nedeni ile diş yüzeyleri daha kaygan olacak ve tükürük miktarı daha fazla olacağından şekerli yiyeceklerin tek başına bir öğün olarak tüketilmesi yerine ana öğün sonlarında tüketilmesinin<strong> </strong>daha az zararlı olduğunu ifade eden Diş Hekimi Ayça Tarakçı, “Ayrıca<strong> </strong>sakız çiğnemek de diş çürüğünden korunma yolları arasında yer alır. Sakız çiğnemek, tükürük akış hızını artırdığından yıkama özelliği ile çürükten korunmayı sağlar” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sakiz-curuk-riskini-azaltiyor-365211">Sakız, çürük riskini azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Besinler ile Kalp Krizi Riskini Önleyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-besinler-ile-kalp-krizi-riskini-onleyin-364623</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 08:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[önleyin]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=364623</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beslenme tarzı doğru değilse kalp hastalıkları riski yüksek derecede artar. O bakımdan beslenme alışkanlıkları önemlidir ve doğru beslenme süreklilik arz edecek şekilde uygulanmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-besinler-ile-kalp-krizi-riskini-onleyin-364623">Bu Besinler ile Kalp Krizi Riskini Önleyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme tarzı doğru değilse kalp hastalıkları riski yüksek derecede artar. O bakımdan beslenme alışkanlıkları önemlidir ve doğru beslenme süreklilik arz edecek şekilde uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>1. Porsiyon miktarını iyi ayarlamak önemli</strong></p>
<p>Yemek yerken tabağınızı yeterinden fazla doldurmayın veya tam bir doygunluk hissi gelinceye kadar yemeyin. Özellikle restoranlarda sunulan porsiyonlar gereğinden fazla olarak nitelendirilebilir. Başka bir örnek vermek gerekirse bulunduğunuz otellerde yemek alırken büyük yerine küçük tabaklar tercih etmeyi unutmayın.</p>
<p><strong>2. Sebze ve meyveye öncelik verin</strong></p>
<p>Sebze ve meyve yoğun bir şekilde vitamin ve mineraller içerir. Haricen bu gıdalarda kalp damar hastalıklarından koruyan bol miktarda antioksidanlar mevcuttur. Ek olarak sebze ve meyvenin kalori değeri düşük ve lif oranı zengindir. Özellikle içerdiği antioksidanlar damar sertliği ve damar kireçlenmesini önler. Sıklıkla mor ve kırmızı sebze ve meyvede antioksidanlar daha yoğundur. Bu bağlamda zerdeçalında yüksek bir antioksidan kaynağı olduğunu unutmamak gerekir. Sebze ve meyve tüketiminde tazeliğe dikkat edilmeli. İşlenmiş veya şekerlenmiş konserve sebze ve meyve sağlık açısından son derece zararlıdır. Kızartılmış sebzeleri tercih etmeyiniz.</p>
<p><strong>3. Tahıllı gıdalar tüketmek gerekir</strong></p>
<p>Tahıllar önemli bir vitamin, mineral ve lif kaynağıdır. İçerdikleri besin maddeleri kalp sağlığı ve tansiyon regülasyonu açısından önemli bir rol oynar. Tam tahıllı gıdalar, bu ekmek veya kabuğu soyulmamış pirinç olsun, belirli miktarda tüketildiği takdirde, hem açlık hissini önemli derecede azaltır hem de vücudumuz ve kalp sağlığımız için gerekli olan besin maddelerini büyük bir zenginlikle içerir.</p>
<p><strong>4. Yağ tüketiminde dikkat edilmesi gereken hususlar</strong></p>
<p>Bu bağlamda doymuş ve doymamış yağları ayırt etmek önemli. Doymuş yağlar kalp sağlığı açısından fazla tüketildiğinde zararlı olabilir. Örneğin yağlı et, salam sosis gibi gıdalarda, margarinde ve trans yağlarda bol miktarda bulunur. Doymamış yağlar damar kireçlenmesini, sertleşmesini ve kalp krizini önler, kolesterolü düşürür. Zeytin ve zeytinyağı, fındık, ceviz, avokado, badem ve susam yağı doymamış yağlar açısından zengindir. Bu gruba dâhil olan omega-3 yağı soğuk deniz balıklarında ve keten tohumunda bol miktarda bulunur.</p>
<p><strong>5. Az yağlı protein kaynaklarını seçiniz</strong></p>
<p>Az yağlı kırmızı et, haftada en az bir kere deniz balığı, günde bir yumurta, haricen taze süt ve evde yapılmış yoğurt önemli ve değerli protein kaynaklarıdır. Taze deniz balıkları bol miktarda omega-3 yağı içerdikleri için aynı zamanda kolesterol ve trigliserid değerlerini düşürürler. Baklagiller protein açısından çok zengindir ve aynı zamanda az yağ içerirler. Kolesterol yükseltici değerleri hemen hemen hiç yoktur ve kolaylıkla et gıdasının yerine geçebilirler. Protein kaynağı olarak işlenmiş etler (sucuk, salam, sosis gibi) ve sakatat kalp ve damar sağlığı açısından önerilmez.</p>
<p><strong>6. Tuz tüketiminizi kısıtlayın</strong></p>
<p>Fazla tuz tüketimi tansiyon değerlerini yükseltir. Yüksek tansiyon ise kalp sağlığı açısından önemli bir risk faktörüdür.   Günde 1,5 gramdan (yarım tatlı kaşığı) fazla saf tuz tüketilmemeli. Özellikle saklı tuzlara çok dikkat edilmeli. Örnek vermek gerekirse zeytin, peynir, turşu, çerez, çeşni yüksek miktarda tuz içerir. Bu gıdaların tuzsuz olanları tercih edilmeli. Tuz yerine baharat karışımları (karabiber, zerdeçal, kekik gibi) kullanmak kalp sağlığı açısından çok daha avantajlıdır.</p>
<p><strong>7. Yemek tarifleri</strong></p>
<p>Kendinize bu bahsedilen 6 maddeye dayanan yemek tarifleri hazırlayın. Sebze ve meyveyi tariflerinizde yüksek miktarda kullanın. Haricen protein ağırlıklı beslenin ve doymuş yağları azaltın. Porsiyon miktarınıza dikkat edin ve tuz tüketiminizi azaltın.</p>
<p><strong>8. Kendinizi ara sıra ödüllendirmeyi unutmayın</strong></p>
<p>Nadir olmakla beraber küçük bir porsiyon baklava veya bir kâse sütlaç kendinizi ödüllendirmeniz önemli. Böyle bir yaklaşım istisna kaldığı sürece yaşam kalitenizi artırır.</p>
<p>Bu gibi bir beslenme tarzı daimilik arz edip bir yaşam şeklini alırsa, kalp ve damar hastalıklarından ciddi ölçüde korunmuş oluruz. Bahis edilen beslenme tarzı sadece kalp açısından değil, aynı zamanda kanser ve enfeksiyon hastalıkları açısından da koruyucudur.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-besinler-ile-kalp-krizi-riskini-onleyin-364623">Bu Besinler ile Kalp Krizi Riskini Önleyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 17:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360803</guid>

					<description><![CDATA[<p>Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803">Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Virüslere bağlı oluşan grip gibi bazı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları daha çok akciğerlere verdikleri zararlar ile biliniyorlar. Ancak dikkat! Grip aynı zamanda kalp ve damarları da vurabiliyor! Öyle ki 2020 yılında yayınlanan bir çalışmada; 8 yıl boyunca gözlemlenen 80 bin hastanın yüzde 12’sinde griple birlikte kalp krizi ile miyokardit gibi kardiyak komplikasyonlar görüldü. 2018’de gerçekleştirilen başka bir çalışma da; grip teşhisi sonrasında bir hafta içinde kalp krizinde 6 kat artış olduğunu gösterdi. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer</strong>,<strong> </strong>bu nedenle kalp hastalarının grip gibi üst solunum yolu hastalıklarına karşı dikkat etmelerinin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, ”Viral bir enfeksiyona yakalandıktan sonra uygulanan tedaviler ortaya çıkan semptomları gidermeye yönelik oluyor. Yani kullanılan ilaçlar virüslere karşı etki sağlayamıyor. Dolayısıyla virüsten korunmak için gerekli önlemlerin alınması özellikle kalp hastaları için son derece önemli. Virüslere karşı mücadelede en önemli 3 kural ise aşı olmak, maske kullanmak ve elleri sık sık yıkamaktır. Alınan önlemlere rağmen grip ya da benzeri hastalıkların belirtileri oluşursa komplikasyonları önlemek için zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor.” diyor.</p>
<p><strong>Kalp ve damarlarda hasar oluşturuyor!</strong></p>
<p>Viral enfeksiyonların kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıklarını nasıl tetiklediğine ilişkin farklı teoriler mevcut. Grip enfeksiyonunun vücutta yarattığı iltihabi durumun damar iç duvarını döşeyen örtüyü bozduğu ve bu örtünün yırtılması sonucu oluşan pıhtının damarı tıkadığı düşünülüyor. Diğer bir düşünceye göre de, grip virüsüne karşı vücudun bağışıklık sisteminin çıkardığı koruyucu maddeler damar iç duvarına zarar veriyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer, basit görünen grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının hangi türü olursa olsun vücutta iltihabi reaksiyonun artmasına yol açabildiğine dikkat çekerek, “Bilinen kalp hastalığı olan kişilerde griple artan vücuttaki iltihabi durum kalp damarlarında da belirgin hale gelebiliyor ve kalp krizini tetikleyebiliyor. Kalp krizi ve inme riskini arttırması dışında, viral enfeksiyonların bir diğer etkisi de kalp kasında inflamasyona yol açabilmesidir. Akut miyokardit olarak adlandırdığımız bu durum sadece ileri yaştaki hastalarda değil, genç hastalarda da görülebiliyor. Tedavi edilmeyen miyokardit de kalp kasında kalıcı problemlere yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>VİRÜSLERE KARŞI 10 ETKİLİ ÖNLEM!</strong></p>
<p><strong>Grip aşınızı mutlaka yaptırın</strong></p>
<p>Virüslere karşı korunmak ve hastalığın yayılmasını önlemek için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, grip aşısı yaptırmak. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Gürsürer,<strong> </strong>grip aşılarının hastalığın şiddetinin azalmasına yardımcı olduklarını belirterek, “Grip aşısının etkisini gösterebilmesi için 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç oluyor. Bu dönem içinde virüsle karşılaşıldığında antikor yanıtı oluşmadığı için hastalık gelişebiliyor. Dolayısıyla aşının salgınların başlamadığı sonbahar döneminin başlarında yapılması önem taşıyor. Ancak Şubat ayında en yüksek oranda görülen grip mayıs ayına kadar devam ettiği için grip aşısı yaptırmak için hiçbir zaman çok geç değildir” diyor.</p>
<p><strong>Günde 10 bin adım atın </strong></p>
<p>Hareketsizlik kan dolaşımında ve enerji metabolizmasında sorun oluştururken, obezite ve kabızlığa da neden olarak bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Sağlıklı bir vücut için her gün 10 bin adım atmayı alışkanlık edin.</p>
<p><strong>Rengarenk beslenin</strong></p>
<p>Yetersiz ve dengesiz beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonun gelişme riskini artırıyor. Bağışıklığınızın güçlü kalması için özellikle mevsiminde olan taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin. Ayrıca tek taraflı diyetlerden sakının ve doğanın size sunduğu gıdaları, doğal olarak ve dengeli bir şekilde tüketin.</p>
<p><strong>Kalabalık ortamlardan kaçının</strong></p>
<p>Virüsler kalabalık ve kapalı ortamlarda havada asılı kaldıkları için çok kolay bulaşabiliyorlar. Bu nedenle hastalık kapabileceğiniz bu tür ortamlardan uzak durun, hastaysanız kendinizi mutlaka izole edin. Kapalı mekanlarda kalmak zorundaysanız, ağız ve burnunuzu kapatacak şekilde maske kullanmayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>İlaçlarınızı düzenli kullanın</strong> </p>
<p>Kronik bir hastalığınız varsa ya da kalp hastasıysanız doktor kontrollerinizi aksatmayın ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.<strong> </strong>Zira, kalbe veya diğer organlara ait hastalığın kontrol altında tutulmasıyla, dışarıdan gelecek olumsuz etkileri daha kolay atlatmak mümkün oluyor.</p>
<p><strong>Gelişigüzel ilaç almayın </strong></p>
<p>Soğuk algınlığı ilaçları, kullandığınız diğer ilaçlarla etkileşime girebiliyor. Bunun sonucunda kan basıncında yükselme ve uygunsuz antibiyotik kullanımında yetersiz ve gereksiz tedavi gibi sorunlar gelişebiliyor. Doktorunuza danışmadan kesinlikle ilaç kullanmayın. </p>
<p><strong>Dinlenmeyi ihmal etmeyin</strong> </p>
<p>Yoğun iş stresi ve aşırı yorgunluk vücut direncini düşüren etmenleri oluşturuyor. Dolayısıyla gün içinde kendinize dinlenme molaları vermeyi alışkanlık edinin. Vücut direncinin yeterli olabilmesi için en az 7-8 saat kaliteli uyumayı da ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong> </p>
<p>Ellerimiz gün boyunca yaptığımız çeşitli aktiviteler sonucunda gözle göremediğimiz virüs, bakteri ve parazit ile temas ediyor. Prof. Dr. Metin Gürsürer, “Ellerinizi sık sık yıkamanız, almanız gereken en önemli önlemlerden biri. Ellerinizi en az 20 saniye bol su ve sabunla yıkamaya özen gösterin. Su ve sabun olmayan yerlerde de alkol bazı antibakteriyel temizleyici veya ıslak mendillerden faydalanabilirsiniz” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Saat başı 5 dakika havalandırın</strong></p>
<p>Bulunulan ortamın havasız olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin  konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla enfeksiyon bulaştırma riskini arttırıyor. Dolayısıyla, bulunduğunuz ortamı her saat 5 dakika gibi bir süre düzenli olarak havalandırmanız büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Bol bol su için</strong></p>
<p>Soğuk havalarda ısıtıcı cihazların da etkisiyle odaların havası daha kuru oluyor. Bu durum da solunum yollarının kurumasına ve kolayca tahriş olmalarına yol açabiliyor. Bunun sonucunda üst solunum yolu enfeksiyonlarının gelişme riski artıyor.<strong> </strong>Dolayısıyla gün içinde 2-2.5 litre sıvıyı gün içine yayarak tüketmeyi ihmal etmeyin.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-kalp-krizi-riskini-tetikliyor-360803">Grip Kalp Krizi Riskini Tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=357694</guid>

					<description><![CDATA[<p>18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftasının önemine vurgu yaparak demans hastalığına dikkat çeken İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır, “Yaşlılık yaşamın doğal bir sürecidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694">Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftasının önemine vurgu yaparak demans hastalığına dikkat çeken İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır, “Yaşlılık yaşamın doğal bir sürecidir. </p>
<p>Ancak ilerleyen yaş ile beraber önemli sağlık sorunları ve fonksiyon kayıpları ortaya çıkabilir. Bu hastalıklardan biri de ne yazık ki demans hastalığıdır” diyerek vurguladı.</p>
<p>Yaşlılık yalnızca biyolojik bir süreç değil sosyal, kültürel ve psikolojik nedenlerden etkilenen bir süreçtir.<strong> </strong>Yaşlanma olgusu gelişmiş ülkelerde daha belirgin olmasına rağmen gelişmekte olan ülkelerde de yaşlı nüfusu giderek artmaktadır. Nüfus yaşlanması, sosyal ve kültürel olarak toplumun her yönünü etkilemektedir. Dünya nüfusunun yüzde yirmisini 65 yaş üstü bireylerin oluşturacağı, genç ve yaşlı nüfusun eşitleneceği öngörülmektedir. Yaşlı insan nüfusunun hızla artması ve yaşlı sağlığı konularında farkındalık yaratmak maksadıyla “18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası” olarak anılmaktadır.</p>
<p><strong>Demans Nedir?</strong></p>
<p>Demans; öğrenme, konuşma, düşünme gibi fonksiyonların bozulması durumudur. Demans kişinin sosyal hayatını büyük bir ölçüde etkilemektedir. Demans sinsi bir şekilde ilerleyen hastalıktır. İlk evresinde yakın zamana karşı unutkanlık başlayabilir. Alzheimer hastalığı demansın en sık nedenidir.</p>
<p><strong>“Demans ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır”</strong></p>
<p>Demansın önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Çakır, ”İnsanlar yaşlandıkça karşılaştıkları hastalıkların sayısında artış gözlemlenmektedir. Bu hastalıklardan biri de Demans hastalığıdır. Demans; ilerleyici ve ölümcül bir hastalıktır. Hafızada meydana gelen bozukluk ve unutkanlık, günlük yaşam aktivitelerinde oluşan gerileme, çeşitli psikiyatrik belirtiler ve davranış bozuklukları görülebilir” dedi.</p>
<p>İlk evrede ortaya çıkan semptomları şu şekilde sıralanabiliriz:</p>
<ul>
<li>Kelime oluşturmada güçlük</li>
<li>Kullandığı kelimeleri tekrarlama</li>
<li>Planlı günleri ve planları işleri unutma</li>
<li>Yolları hatırlamakta zorluk</li>
</ul>
<p>Daha sonraki evrelerde, unutkanlıkta artışlar gözlemlenebilir. Birey, hayatında mutsuz davranışlar sergileyebilir, içine kapanabilir ve iletişiminde azalma meydana gelir.</p>
<p><strong>Demansı önlemek mümkün müdür?</strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Çakır Demansı önlemek için önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Okumak, sudoku, kağıt oyunları, satranç, puzzle, kelime oyunları gibi zihni aktif tutacak faaliyetler yapılmalı,</li>
<li>Sağlıklı beslenmek, iyi uyumak ve bol güneşe maruz kalmak,</li>
<li>Gıda ve vitamin takviyeleri alınmalı,</li>
<li>Spor ve egzersiz yapmak,</li>
<li>Sosyal olmak, sohbet etmek </li>
</ul>
<p><strong>“Yalnızlık demansı artırıyor”</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Çakır, “Bu konuda yapılan araştırmalarda, yalnızlık beyin hücrelerini olumsuz yönde etkiliyor diyebiliriz. Yalnızlık, hafıza ve algılamayı olumsuz yönde etkileyerek demansa yer açıp bu hastalığın oluşmasına olanak sağlıyor. İnsanın tek başına olması, hiçbir faaliyette bulunmaması, paylaşmaması, konuşmaması sinir hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkilemekte ve bozmaktadır. Sosyalleşme, sohbet etme, hayatın içinde olma gibi aktiviteler ise hastalık riskini azaltmaktadır. Yalnız olan insanlarda demans görülme sıklığının daha fazla olduğu gözlemleniyor” diye söyledi. </p>
<p>Ayrıca haftanın önemine vurgu yapan Uzm. Dr. Çakır, “Yaşlılara Saygı Haftası’nın amacını özetleyecek olursak, büyüklerimizin hayatlarının bu zor dönemlerinde,  gençler tarafından gösterilecek saygı ve sevgiye ihtiyaç duyduklarının altını çizmek olacaktır. Bu noktada demansın önüne geçebilmek için, sağlıklı bir şekilde yaşlanmak ve yaşlı nüfusu aktif bir şekilde hayatın içerisinde tutmak giderek önem kazanıyor” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Tüm yaşlılarımızın yaşlılara saygı haftasını kutluyor, hayatlarından huzur, mutluluk ve sağlığın eksik olmamasını temenni ediyoruz. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-demans-riskini-artiriyor-357694">Yalnızlık Demans Riskini Artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 09:15:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=356935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor. Kalp hastalığı riskinin yaş ilerledikçe arttığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini, kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınması oluşturuyor. Günümüzde kullanılan çeşitli skorlama yöntemleriyle kalp ve damar hastalıkları riskini öğrenmek ve alınacak bazı önlemlerle bu riski düşürmek mümkün” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Türkiye’de tüm yaş grupları için değerlendirildiğinde her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleştiğini, üstelik bu erken ölümlerin yüzde 80’inin önlenebilir nitelikte olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde kuşkusuz pek çok faktörün rolü var. Özellikle diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, tütün ürünleri kullanımı ve ileri yaş ana risk faktörleri arasında. Ayrıca erken yaşta kalp ve damar hastalık öyküsünün bulunması, fiziksel hareketsizlik, obeziteye yol açabilen sağlıksız beslenme gibi risk faktörleri de kalp-damar hastalıkları için önemli” dedi.</p>
<p><strong>Aile bireylerindeki kalp-damar hastalıkları riski arttırıyor</strong></p>
<p>ABD’de 20 yıldan uzun süredir takip edilen 49.255 erkek hastayla yapılan bir çalışmaya göre, aile risk faktörü olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında, aile üyelerinde 50 yaş öncesi kalp ve damar hastalık öyküsü olan grupta, aile risk faktörü olmayan gruba kıyasla yüzde 50 oranında daha yüksek kalp ve damar hastalığı gelişme riskinin görüldüğünü dile getiren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Aile bireyleri ne kadar erken yaşta kalp krizi, stent veya bypass öyküsüne sahipse hastanın riski de buna paralel olarak artıyor” diye konuştu.</p>
<p>Ailesel yüksek kolesterolün genetik olduğunu, belirgin yüksek kolesterol seviyelerinin izlendiği ve kalp krizi riskinin yüksek olduğu bir hastalık olduğunu ifade eden Dr. Alagiç, “Bu sorunu yaşayan kadınların yüzde 30’u 60 yaşına kadar; erkeklerin ise yüzde 50’si 50 yaşına kadar kalp krizi geçiriyor. Bir diğer yandan ailesel hiperlipidemisi olan kişilerde erken tanı ve tedavi ile koroner arter hastalığını yüzde 80 oranla azaltmak mümkün. Bu nedenle ileride kalp krizi geçirme riskini azaltmak adına olası risk faktörleri için koruyucu önlemlerin alınması önemli. Alınacak koruyucu önlemler hastanın risk faktörlerine ve sahip olduğu riske bağlı olarak değişiyor. Bu, sadece yaşam tarzı değişikliği olabilirken bazen de buna ek olarak ilaç başlamayı içerebiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Riskin ölçülmesi korunmak için önemli</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınmasının oluşturduğunun altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Fakat önlem ve tedaviden ne kadar yarar elde edileceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri erken tanı. Kalp ve damar hastalıklarının oluşmasına sebep olan risk faktörlerinin araştırılması ve etkisinin daha kolay anlaşılabilir hale gelmesi amacıyla çeşitli skorlama sistemleri mevcut. Örneğin bireylerin kalp ve damar hastalıkları risklerini belirlemek için kullanılan, 12 Avrupa ülkesinin çalışmalarından elde edilen verilerin incelenmesiyle oluşturulan risk skorlamasında, kişiye ait farklı parametrelere bakılarak 10 yıllık risk düzeyi belirlenebiliyor. Dolayısıyla 40-69 yaşları arasında olup görünürde sağlıklı kişilerde 10 yıllık ölümcül ve ölümcül olmayan kalp hastalıklarıyla karşılaşma riski ölçülebiliyor. Yükselmiş riske sahip olmak maalesef kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve diğer sorunlara dair risklerin arttığını gösteriyor. Risk belirlemede ve tanıda kullanılan ana görüntüleme yöntemleri arasında koroner arter kalsiyum skoru, kontrastlı bilgisayarlı tomografi, koroner anjiyografi, karotis ultrasonu ve ekokardiyografi var. Amaç, önleyici müdahalelerden en fazla yararlanması gereken riski yüksek kişileri belirlemek. Özellikle belirtilerin olmadığı bireylerde riskin ölçülmesi, korunma açısından çok önemli” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p><strong>Kalp-damar riskini azaltmanın 9 yolu</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları riski yüksek çıkan hastalara öncelikle hayat tarzı değişikliğinin önerildiğini ve yüksek risk faktörlerin azaltılması için gerekirse ilaç tedavisi başlatılıp hastanın yakın takibe alındığını vurgulayan Dr. Nermina Alagiç kalp damar hastalıklarından korunmanın yollarını paylaştı:</p>
<p>• Tütün ürünleri kullanıyorsanız bırakın. </p>
<p>• Haftada 150-300 dakika orta şiddette (yürüme, yüzme, jogging vb.) veya 75- 150 dakika yüksek tempoda egzersiz yapın.</p>
<p>• Kilonuzu koruyun.</p>
<p>• Her gün en az 200 gram meyve ve sebze tüketin.</p>
<p>• Haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya gibi omega-3 miktarı yüksek balık tüketin.</p>
<p>• Kırmızı et tüketiminizi haftada en fazla 350-500 gram ile sınırlandırın. </p>
<p>• Günde 30 gram çiğ kuruyemiş tüketin. </p>
<p>• Diyabetiniz varsa önerilere uyun ve şeker dengenize dikkat edin.</p>
<p>• Tansiyonunuzu korumak için günde 5 gramdan fazla tuz tüketmeyin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 08:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağırlıklı olarak erkeklerde görülen böbrek kanserinin görülme sıklığı kadınlarda da artmış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561">Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağırlıklı olarak erkeklerde görülen böbrek kanserinin görülme sıklığı kadınlarda da artmış durumda. Ürolojik kanserler arasında en sık görülen ilk 3 kanser arasında yer alan böbrek kanseri gelişiminde özellikle tütün kullanımının önemli bir etken olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Son yıllarda yapılan çalışmalara göre obezite de böbrek kanserine neden oluyor. Ayrıca ailesinde böbrek kanseri hikayesi olanlar ve kronik böbrek yetmezliği nedeniyle rutin hemodiyaliz tedavisi alan hastalar da böbrek kanseri gelişimi açısından risk altında” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Düzenli yapılan sağlık kontrolleriyle erken dönemde fark edilen böbrek kanserlerinde tedavi başarısı oldukça yüksek. Robot yardımlı cerrahinin ise hasta ve cerrah dostu bir tedavi seçeneği olarak bu başarıdaki rolünü her geçen gün daha da kuvvetlendirdiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Böbrek kanserinin cerrahi tedavisinde hem böbrek koruyucu ameliyatlarda hem de böbreğin tamamen çıkarıldığı ameliyatlarda laparoskopik cerrahi ve robot yardımlı cerrahi başarıyla uygulanıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Genellikle sessiz ilerliyor </strong></p>
<p>Böbrek kanseri tanısı alan hastaların büyük bir bölümünde hiçbir belirti ve şikâyet olmadığının altını çizen Doç. Dr. İlker Tinay, “Çoğunlukla başka rahatsızlık ve şikayetler nedeniyle çekilen ultrasonografi, MR ve tomografi sonucunda tesadüfen saptanan kitleler, genellikle erken evrede ve küçük böbrek kitleleri olarak ortaya çıkıyor. Daha ileri evrede başvuran hastalarda ise ağırlıklı olarak idrarda kanama, kilo kaybı, yorgunluk ve kemik ağrıları gibi şikayetler görülüyor” dedi. Tanı için hekim tarafından hastanın genel sağlık durumu için fiziki inceleme yapıldığını, ardından da hastanın genel sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla kan ve idrar örnekleri alındığını söyleyen Doç. Dr. İlker Tinay, “Ayrıca böbrek ve çevre organların değerlendirilmesi için ultrasonografi ile IVP gibi radyolojik tetkikler de yapılabilir. Böbrek kanseri ön tanısı konduktan sonra hekim tarafından hastalığın yayılım derecesini anlamak için ek incelemelere de ihtiyaç duyulabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Böbrek kanserinden korunmanın yolları</strong></p>
<p>Böbrek kanserinden korunmak için başta sigara olmak üzere tüm tütün ürünlerinden uzak durulması gerektiğini söyleyen Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Obeziteden kaçınılmalı, dengeli beslenilmeli ve düzenli egzersiz yapılmalı. Hemodiyaliz hastaları olası bir böbrek kitlesi açısından belirli aralıklarla tıbbi görüntülemelerini yaptırmalı” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi hastalığın seyrine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Tedavi aşamasında doğru bir planlama için hastalığın evresinin önemli bir faktör olduğunu belirten Doç. Dr. İlker Tinay, “Herhangi bir metastaz saptanmayan ve sadece böbrek kitlesi ile başvuran hastalarda kitlenin yerine ve boyutuna göre sadece kitlenin çıkarılması ya da böbreğin tamamen alınması kararı verilebilir. Metastaz saptanan hastaların ise, metastaz yoğunluğuna ve hastanın genel durumuna göre yine böbreğin ameliyatla alınması ve beraberinde metastazlara yönelik akıllı ilaç tedavisiyle tedavi planlaması uygun olur” dedi. Özellikle metastatik hastalık tedavisinde son yıllarda tedavi seçeneklerinin de arttığının altını çizen Doç. Dr. Tinay, “Hedefe yönelik tedavi prensibiyle geliştirilen ilaçlar ve son olarak bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçların kullanımı günlük uygulamalarda yer buluyor. Üstelik tüm bu gelişmeler hastalığın tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar getiriyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-bobrek-kanseri-riskini-artiriyor-352561">Obezite böbrek kanseri riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
