<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>prof | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/prof/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 09:08:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>prof | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/prof</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[gözetim]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[gözlükler]]></category>
		<category><![CDATA[kameralı]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Veri]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, giyilebilir teknolojilerin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte gündelik yaşamda daha sık kullanılmaya başlanan kameralı gözlükler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932">Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, giyilebilir teknolojilerin hızla yaygınlaşmasıyla birlikte gündelik yaşamda daha sık kullanılmaya başlanan kameralı gözlükler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kameralı gözlükler hayatını her alanına girdi</strong></p>
<p>Prof. Dr. And Algül, kimi ürünlerin “eller serbest” görüntü alma imkânı sunduğuna dikkat çekerek, “Bu cihazların toplumsal alanda kullanımı mahremiyet, kişisel veri ve gözetim tartışmalarını da karşımıza getiriyor. 2026 yılı itibariyle kameralı gözlükler; genellikle dahili kamera, mikrofon, Bluetooth/Wi-Fi bağlantısı, sensörler ve bazı modellerde yapay zekâ destekli yazılımlar ile donatılmış durumda. Kullanıcılar bu cihazlarla fotoğraf ve video çekebiliyor, ses kaydı alabiliyor ve bazı modellerde görüntüleri anlık olarak sosyal medyada paylaşabiliyor.” dedi.</p>
<p>Bu cihazların, içerik üretimi, iletişim, eğitim ve teknik destek sağlama alanlarında kullanılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Algül, “Cihazların kullanıcının gözünden görüyormuş gibi görüntüleri kayıt altına alması, cihazları diğer kameralardan farklı bir konuma yerleşmesini sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sıradan bir aksesuar mı, yoksa potansiyel bir gözetim aracı mı?</strong></p>
<p>Uzmanlara göre kameralı gözlüklerin yalnızca bir teknoloji ürünü değil, aynı zamanda potansiyel bir gözetim aracı olarak değerlendirildiğine işaret eden Prof. Dr. Algül, “Kamera kaydının çoğu zaman fark edilmemesi, çevredeki bireylerin rızası dışında görüntülenmesine yol açıyor. Bu durum, Michel Foucault’nun ‘sürekli gözetim’ fikrini ve Shoshana Zuboff’un ‘gözetim kapitalizmi’ kavramını da yeniden gündeme taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlüklerle alınan görüntüler kişisel veri sayılır mı?</strong></p>
<p>Türkiye’de yürürlükte olan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na (KVKK) göre, kimliği belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin kişisel veri sayıldığına vurgu yapan Prof. Dr. And Algül, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu kapsamda, yüz görüntüsü, ses kaydı, konum bilgisi içeren görüntüler kişisel veri olarak değerlendiriliyor. Özellikle yüz görüntüsü ve ses kaydı, kişinin kimliğini doğrudan ortaya koyabildiği için biyometrik veri kapsamında değerlendirilebiliyor ve özel nitelikli kişisel veri statüsüne giriyor. KVKK’ya göre kameralı gözlük kullanan bireyler, açık rıza almadan kayıt yapmamalı, özel alanlarda (ev, okul, hastane gibi) görüntü almaktan kaçınmalı, kaydedilen verileri amacı dışında kullanmamalı, görüntüleri izinsiz paylaşmamalı. Aksi durumların hem idari hem de cezai sorumlulukları ortaya çıkabiliyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medyada paylaşım ve sonuçları</strong></p>
<p>Kameralı gözlüklerle çekilen görüntülerin sosyal medyada paylaşılmasının, kişilik haklarının ihlali, dijital linç, yanlış bağlamda kullanım ve veri güvenliği ihlalleri gibi ciddi riskleri ortaya çıkardığını ifade eden Prof. Dr. Algül, “Özellikle kamusal alanlarda çekilen görüntülerin bağlamından koparılarak paylaşılması, bireyler için itibar kaybına yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Gizli çekim ve dijital taciz riski… </strong></p>
<p>Uzmanların, kameralı gözlüklerin gizli çekim ve dijital taciz amacıyla kötüye kullanılabileceği uyarısında bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. And Algül, “Kadınlar ve çocuklar açısından bu cihazlar habersiz görüntü alma, takip ve gözetleme ve dijital şiddet ve taciz risklerini artırabiliyor. Bu durum, teknolojik ilerlemenin toplumsal cinsiyet ve çocuk güvenliği perspektifiyle birlikte ele alınması gerekliliği konusunu karşımıza çıkarıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlük kullananlar nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>“Kameralı gözlük kullanmak isteyenler, görünür bir şekilde cihazın kullanımda olduğunu ve kayıt aldığını belirtmeli, kalabalık ve özel alanlardan kayıt almamaya özen göstermeli, konuya ilişkin hukuki sorunlar ve sınırların farkında olmalı, çekilen görüntülerdeki kişilerden paylaşım öncesi açık rıza metni alınmasına önem vermeli.” diyen Prof. Dr. Algül, “Kameralı gözlüğün izinsiz kullanımı fark edildiğinde kayıt yapan uyarılmalı, alınan kayıtların delil olacak nitelikte belgelenmesi, ihtiyaç halinde kolluk kuvvetlerine, savcılığa ve KVKK’ya konu iletilmeli.” şeklinde uyarıda bulundu.</p>
<p><strong>Kameralı gözlük teknoloji mi, sınır ihlali mi?</strong></p>
<p>Prof. Dr. And Algül, “Kameralı gözlükler, doğru kullanıldığında yaratıcı üretim ve iletişim açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak kontrolsüz kullanım, bu cihazları mahremiyet ihlali ve gözetim aracı haline getiriyor. Asıl mesele kameralı gözlüğün sunduğu imkanlarla görüntüleri teknik ve uygulama açısından elde edebilmek değil, konu teknoloji değil; konu etik, hukuki bilinç ve kullanıcı sorumluluğu olarak karşımıza çıkıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kamerali-gozlukler-teknoloji-mi-gozetim-riski-mi-625932">Kameralı gözlükler teknoloji mi, gözetim riski mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açısından]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetliler]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[Tip 2 Diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zekâ Uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625805</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışma, yapay zekâ uygulamaları tarafından diyabetliler için oluşturulan diyet listelerinin, Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösterdiğini ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805">Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışma, yapay zekâ uygulamaları tarafından diyabetliler için oluşturulan diyet listelerinin, Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösterdiğini ortaya koydu. Yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabetli bireyleri büyük ölçüde homojen bir grup olarak ele aldığını belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, yapay zekâ uygulamalarının önerdiği listelere göre proteinlerin fazla alınmasının nefropati oluşumuna neden olabileceği; karbonhidrat ve posanın düşük alınmasının da kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında zorluk yaratma gibi risklere yol açabileceği uyarısında bulundu.  Prof. Dr. M. Emel Alphan, cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı ve eşlik eden hastalıklar gibi klinik faktörlerin bireysel enerji ve protein gereksinimlerini önemli ölçüde etkileyebileceğine dikkat çekti.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan bir çalışmada, yapay zekâ uygulamaları tarafından oluşturulan diyet listelerinin diyabetliler açısından güvenilirliği araştırıldı. <br />Diyabet dünya çapında hızla artıyor<br />Araştırmaya ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabetin dünya çapında yarım milyardan fazla insanı etkileyen kronik metabolik bir hastalık olduğunu belirterek “Diyabetin bu hızlı artışı, diyabete eşlik eden hastalıkların, diyabete bağlı ölümlerin ve sağlık harcamalarının artmasına da neden olur. Tip 2 diyabetin artışının nedenleri arasında dünyada genel olarak yaşlı nüfusun artışı, fiziksel hareketsizlik ve sedanter yaşam tarzları, Batı diyeti olarak adlandırılan enerjisi yoğun ve besin öğeleri açısından fakir diyet modellerinin benimsenmesi gelir” dedi. <br />Tıbbi beslenme tedavisi, Tip 2 diyabet yönetiminin temel taşı<br />Tıbbi beslenme tedavisinin, Tip 2 diyabetin yönetiminin temel taşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Tıbbi beslenme tedavisi, kan şekeri kontrolünün sağlanmasında, kardiyometabolik risk faktörlerinin azaltılmasında ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde kritik bir rol oynar. Tıbbi beslenme tedavisinin de Tip 2 diyabetli bireylere diyabet alanında uzmanlaşmış bir diyetisyen tarafından verilmesi gerekir. Oysaki son zamanlarda Tip 2 diyabetli bireylerin beslenme planlamaları (diyetler) için yapay zekâ uygulamalarının kullanımının arttığını görüyoruz” dedi.  <br />Yapay zekanın önerdiği diyet planları ne kadar güvenli?<br />Bilgisayarı ve interneti olan herkesin yapay zekâ uygulamaları yolu ile beslenme planlarını oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, fakat yapay zekâ uygulamaları tarafından oluşturulan diyet planlarının klinik güvenliği, nicel doğruluğu ve kılavuzlara uygunluğu konusunun oldukça belirsiz olduğunu söyledi.<br />6 ayrı yapay zekâ uygulamasının diyet planları ile karşılaştırıldı<br />Bu nedenlerle Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyeleri olarak bu çalışmayı gerçekleştirdiklerini kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çalışmamızda Amerikan Diyabet Birliği, Avrupa Diyabet Birliği, Dünya Diyabet Birliği ve ulusal kılavuzlara uygun olarak bir diyabet diyetisyeni tarafından Tip 2 diyabetliler için tasarlanmış standart üç günlük 1800 kalorilik referans diyet planları, 6 ayrı yapay zekâ uygulamasının oluşturduğu diyet planları ile karşılaştırıldı” dedi.<br />Standart diyet planlarına göre sapmalar gözlendi<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, çalışmanın detaylarına ilişkin şunları söyledi:<br />“Yapay zekâ uygulamalarının diyet planları ile standart diyetin birbirleri ile uyumlu olup olmadığını belirlemek için bu diyet planlarının enerji, karbonhidrat, yağ ve posa değerleri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Kılavuzlara uyum ve klinik uygunluk, diyabet diyetisyenleri tarafından bağımsız olarak puanlandı. Yapay zekâ uygulamalarının hepsinin standart diyet planından sapmalar gösterdiği, toplam enerji, karbonhidrat ve posa miktarının daha düşük ve proteinin daha yüksek olduğu görüldü.<br />Karbonhidrat eksik, posa düşük hesaplandı<br />Referans diyete göre 6 yapay zekâ uygulaması, enerjiyi 200 ila 400 kalori düşük, bir yapay zekâ uygulaması ise yaklaşık 200 kalori fazla hesapladı. Karbonhidrat açısından bakıldığında ise yapay zekâ uygulamalarının hepsinin karbonhidratı 102 gram ila 75 gram eksik hesapladığı posanın da daha düşük miktarlarda hesaplandığı belirlendi. Protein açısından değerlendiğinde referans diyete göre ise 30 gram ila 10 gramlık yüksek değerler elde edildiği belirlendi.” <br />Hastanın bireysel özelliklerine dayalı uyarlamalar içermiyor<br />Bu çalışmanın, yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabet için kılavuzlara dayalı referans diyetlerden sistematik sapmalar gösteren diyet planları ürettiğini ortaya koyduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çalışmamızda, yapay zekâ tarafından üretilen diyetlerin referans diyete göre özellikle enerji ve karbonhidrat miktarlarında düşük, proteinin ise bir miktar fazla olduğu tespit edilirken; hastaya bireysel özelliklere dayalı uyarlamaların içermediği belirlendi” dedi.<br />Önemli riskler oluşabilir<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, referans diyete göre belirlenen bu sapmalara bağlı olarak proteinlerin fazla alınmasının nefropati oluşumuna neden olabileceği gibi, karbonhidrat ve posanın düşük alınmasının da kan şekeri regülasyonunun sağlanmasında zorluk yaratabileceği uyarısında bulundu. <br />Yapay zekâ, destekleyici araçlar olarak kullanılabilir<br />Yapay zekâ uygulamalarının Tip 2 diyabetli bireyleri büyük ölçüde homojen bir grup olarak ele almış gibi göründüğünü, oysa cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı ve eşlik eden hastalıklar gibi klinik faktörlerin bireysel enerji ve protein gereksinimlerini önemli ölçüde etkileyebileceğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: <br />“Ayrıca standartlaştırılmış bir uyarı verildiğinde, yapay zekâ uygulamaları bireyselleştirmeyi desteklemek için ek bilgi talep etmedi ve kişiselleştirilmiş diyet önerileri sunmada başarısız oldu. Bu durumun bireyselleştirilmiş beslenme tedavisi ilkesiyle çeliştiği ve diyetisyen rehberliğinin Tip 2 diyabet yönetiminde esas olduğunu vurgulaması açısından çok önemlidir. Bununla birlikte, gelişen dijital ortamda, yapay zekâ uygulamalarının varlığının yadsınamayacağını ve diyabetin beslenme tedavisi kapsamında diyetisyenler tarafından destekleyici araçlar olarak kullanılabileceğini düşünüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-diyetleri-diyabetliler-acisindan-guvenli-mi-625805">Yapay zekâ diyetleri, diyabetliler açısından güvenli mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bamya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[çemen]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[demirhindi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastik]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal bileşiklerin su arıtımında mikroplastikleri etkili biçimde uzaklaştırdığını ortaya koyuyor. Bilim insanları bu gelişmeyi, çevre dostu teknolojiler açısından önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Bilim dünyası ise bu soruna karşı daha güvenli ve sürdürülebilir çözümler geliştirmeye odaklanıyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, mikroplastik kirliliğine yönelik geliştirilen yeni yaklaşımları değerlendirerek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bitki Bazlı İçerikler, Çevre Dostu Bir Alternatif Olarak Öne Çıkıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Mikroplastiklerin, küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olduğunu dile getiren KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan “Mikroplastikler, su kaynaklarından gıdalara ve insan dokularına kadar geniş bir alanda tespit edilerek küresel ölçekte önemli bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. ABD’de Tarleton State University bünyesinde yürütülen araştırmalar, demirhindi, bamya ve çemen otu gibi bitkilerden elde edilen doğal polisakkaritlerin su arıtımında etkili olabileceğini ortaya koyuyor. Bu bitkilerden elde edilen jel benzeri müsilajın, mikroplastik parçacıklarını bir araya getirdiği ve çökelmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor. Laboratuvar bulgularına göre söz konusu doğal bileşikler, su örneklerinde yüksek oranda mikroplastik giderimi sağlayabiliyor. Bitki bazlı bu içeriklerin toksik olmayan ve biyobozunur yapısı, onları çevre dostu bir alternatif olarak öne çıkarıyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bilimsel Veriler Detoks İddialarını Desteklemiyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, konuyla ilgili önemli bir bilimsel ayrımın altını çizerek; “Mevcut araştırmalar, bu bitkisel bileşiklerin su arıtımındaki potansiyelini ortaya koyuyor. Ancak bu maddelerin insan vücudundaki mikroplastikleri temizlediğine dair bilimsel olarak doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Sosyal medyada yer alan ‘demirhindi mikroplastikleri vücuttan atıyor’ gibi iddialar akademik verilerle örtüşmüyor. Sindirim sisteminin karmaşık yapısı nedeniyle su arıtımında işe yarayan bir mekanizma, insan vücudunda aynı sonucu vermeyebiliyor. Bu yöntemler, bugün için bir detoks uygulaması değil, çevresel mikroplastik yükünü azaltmaya yönelik yenilikçi bir mühendislik çözümü olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Bireysel Düzeyde En Etkili Yaklaşım, Mikroplastik Maruziyetini Azaltmaya Odaklanmaktır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Plastik maruziyetinin azaltılmasının önemine değinen Ünüsan; “Araştırmaların dikkat çeken bir diğer yönü ise sürdürülebilirlik boyutudur. Gıda endüstrisinde atık olarak ortaya çıkan demirhindi çekirdeği gibi materyallerin yeniden değerlendirilmesi, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında hem doğal kaynakların korunmasına hem de atıkların katma değere dönüştürülmesine katkı sağlıyor. Bireysel düzeyde ise en etkili yaklaşım, mikroplastik maruziyetini azaltmaya odaklanmaktır. İçme suyunun filtre edilmesi, sıcak yiyeceklerin plastik ambalajlarla temasının sınırlandırılması ve günlük plastik tüketiminin azaltılması, bilimsel veriler ışığında öne çıkan somut adımlar arasında yer alıyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sonuç olarak, doğal polisakkaritler, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede umut vaat eden bir çevre teknolojisi olarak öne çıkıyor. Bu gelişmenin doğru anlaşılması büyük önem taşıyor. Bugünkü bilimsel kanıtlar, insan vücudunda bir mikroplastik temizliği değil, su arıtımında daha güvenli ve doğal bir alternatifin mümkün olabileceğine işaret ediyor” diyerek, bireylerin günlük yaşamda alacağı basit ancak etkili önlemlerle mikroplastiklere maruziyetini önemli ölçüde azaltabileceğini, bilinçli tüketim alışkanlıklarının bireysel sağlık ve çevresel sürdürülebilirlik noktasında kritik rol oynayacağını ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusan-demirhindi-bamya-ve-cemen-otu-mikroplastiklere-karsi-dogal-cozum-sunuyor-625456">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan; &#8220;Demirhindi, Bamya ve Çemen Otu, Mikroplastiklere Karşı Doğal Çözüm Sunuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[böcek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[polenler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor. Bu dönemde artan polen ve çevresel etkenler, çocuklarda alerjik şikâyetlerin belirgin şekilde artmasına neden olabiliyor.<strong> </strong>Çocuklarda en sık burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler görülüyor. Bu tablo, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen “mevsimsel alerjik rinit”ten kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,</strong> bahar alerjisinin sadece polenlerden ibaret olmadığını belirterek, “Küf sporları, ev içi alerjenler, böcek sokmaları ve güneş maruziyeti de alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bahar aylarında artan bitki ve böcek temasının yanı sıra güneşe maruz kalmak, bazı çocuklarda ciltte kaşıntılı döküntüler, kızarıklık ve kabarıklık şeklinde alerjik reaksiyonlara yol açabilir.  Bu nedenle, bahar aylarında çocuklarda oluşan şikayetlerin doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde bir uzmana başvurulması son derece önemlidir” diyor.  <strong>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>bahar mevsiminde çocuklarda alerjiyi tetikleyen 8 etkeni anlattı ve ailelere önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>POLENLER</strong></p>
<p>Ağaç, çim ve yabani ot polenleri bahar alerjilerinin en yaygın nedenini oluşturuyor. Ülkemizde polen alerjisi belirtilerinin genellikle ilkbaharda başladığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “İlkbaharda ağaç ve çim polenleri, yaz sonu ve sonbahar başında ise yabani ot polenleri öne çıkar. Sabah saatlerinde yabani ot polenleri yoğunluğu en yüksek seviyeye ulaşır. Buna karşılık, ağaç ve çim polenleri ise genellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde daha yoğun olur. Sıcak ve rüzgarlı günlerde polen miktarı hızla artar. Yağmur polenleri geçici olarak temizlese de yağmur sonrasında miktar yeniden yükselir” diyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,  diğer mevsimlerde şikâyeti olmayan çocuklarda belirtilerin bu dönemlerde ortaya çıkmasının polen alerjisinden kaynaklanabileceğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.<br /> • Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarmayın; mecbursanız kısa süre kalın.<br /> • Dışarıdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.<br /> • Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanın.<br /> • Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğu en yüksek olduğundan evde kalın ve pencereleri kapalı tutun.</p>
<p><strong>KÜF SPORLARI</strong></p>
<p>Bahar aylarında sıcaklıkların artması, yağışların çoğalması, kıştan kalan ve çürüyen bitki atıkları nedeniyle küf sporları belirgin şekilde artıyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bu mikroskobik sporların bazı dönemlerde polenlerden bile daha yüksek seviyelere ulaşabildiği ve alerji, astım ile solunum yolu şikâyetlerini tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, “Küf sporları özellikle nemli toprakta, ıslak yaprak yığınlarında ve ev içindeki nemli ortamlarda kolayca çoğalabilir” diyor.<br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Evinizi iyi havalandırın, odalardaki nemi yüze 50’nin altında tutun ve su sızıntılarını giderin.<br /> • Ev içinde HEPA filtreli hava temizleyiciler kullanın.<br /> • Dışarıda nemli ortamlarda uzun süre kalmamasına dikkat edin; gerekiyorsa maskeden faydalanın.<br /> • Bahçe işlerinde çürümüş yapraklarla temas ederken dikkatli olun. <br /><strong>EVCİL HAYVAN TÜYLERİ</strong></p>
<p>Havanın ısınmasıyla birlikte birçok evcil hayvan kışlık tüylerini döküyor; bu da ev ortamındaki alerjen miktarını artırıyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p> • Evcil hayvanları düzenli tarayın ve tüylerini toplayın.<br /> • Evde tüy birikmesini azaltmak için sık sık süpürün; HEPA filtreli süpürge tercih edin.<br /> • Evcil hayvanları yatak odası gibi sık kullanılan alanlardan uzak tutun.<br /> • Ellerini sık yıkayın ve evcil hayvanlarla temastan sonra yüzüne dokunmamasına özen gösterin.<br /> <br /><strong>TOZ AKARLARI</strong><br /> <br /> Toz akarları yıl boyunca evde bulunuyor, ancak bahar temizliği sırasında havaya karışan toz alerji belirtilerini artırabiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Bahar temizliği sırasında tozlu alanlardan uzak tutun veya evde bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Yatak çarşafları, yastık kılıfları ve nevresimleri haftalık olarak 60°C’de yıkayın ve sıcak kurutucuda kurutun.<br /> • Yatak ve yorganları alerjenlere dayanıklı kılıflarla kaplayın.<br /> • Halı, perde ve koltukları sık süpürün; HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Ev içindeki nemi düşük tutmak için nem giderici veya klimalardan destek alın.<br /> • Odasında fazla toz tutan eşya bulundurmayın.<br /> <strong>TEMİZLİK ÜRÜNLERİ</strong></p>
<p>Bahar temizliği sırasında kullanılan bazı kimyasal temizlik ürünleri de alerjiyi tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, temizlik ürünlerinin çocuklarda gözlerde kaşıntı, burun akıntısı ve solunum yollarında tahrişe neden olabileceği uyarısında bulunuyor. <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<p>• Mümkünse doğal, kimyasal içermeyen temizlik ürünleri kullanın.<br /> • Temizlik yaparken çocuğunuzun o odada bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Temizlik sırasında evin iyi havalandırılmasını sağlayın.</p>
<p><strong>BÖCEK ISIRIKLARI VE SOKMALARI</strong></p>
<p>Bahar ve yaz aylarında artan arı, sivrisinek ve diğer böcek sokmaları bazı çocuklarda alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, böcek ısırığı sonrasında alerjik belirtiler ortaya çıkarsa hemen sağlık kuruluşuna başvurmanızın büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Böcek yoğunluğu olan alanlarda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Açık havada uzun kollu giysiler ve kapalı ayakkabılar tercih edin.<br /> • Arı veya böcek yuvalarına yakın durmamasına dikkat edin.<br /> • Arı sokmasına bağlı ciddi alerji (anafilaksi) riski varsa, doktor önerisiyle acil kullanım için yanınızda mutlaka adrenalin oto-enjektörü bulundurun.</p>
<p><strong>GÜNEŞ IŞINLARI </strong></p>
<p>Genellikle ilkbahar veya yaz başında açık havada zaman geçirdikten sonra güneşe maruz kalan bölgelerde ciltte kızarıklık, kaşıntı ve farklı görünümlerde lezyonlar oluşabiliyor. Bu durum çocuklarda rahatsızlık oluşturabiliyor ve yaşam kalitesini düşürebiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Güneşli saatlerde dışarıda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Güneşe maruz kalacak olan cilt bölgelerini koruyucu giysilerle örtün; şapka kullanın.<br /> • Güneş kremiyle cildini zararlı UV ışınlarından koruyun; SPF 30 veya üzeri tercih edin. <br /> <br /><strong>BİTKİLER </strong></p>
<p>Bazı çocuklarda bitkilere temas sonrasında ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde döküntüler, bazen içi su dolu kabarcıklarla seyreden temas egzaması (kontakt dermatit) gelişebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Temas sonrası ciltte döküntü oluşursa, gerekirse hekim kontrolünde uygun kremler veya ilaçlar kullanmanız gerekir” diyor.  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Çimenlere temas edecekse; parka, okul bahçesine veya ormanlık alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin.<br /> • Bahçede veya doğada oynadıktan sonra ellerini ve cildin açıkta kalan bölgelerini yıkayın. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[faydalıdır]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[takıntı]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvese ve takıntı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Vesvese yalnızca düşünce değil</strong></p>
<p>Halk arasında vesvese olarak bilinen obsesyonların (takıntıların), insan beyninin doğal düşünce üretme mekanizmasının kontrolden çıktığı durumlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin yalnızca düşünce değil, aynı zamanda istenmeyen duygularla da birlikte ortaya çıktığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür obsesyonlarda kişi, aklına gelen düşünceleri onaylamaz. &#8216;Bu düşünce benim aklıma nasıl gelir?&#8217; diye kendine şaşırır. Bu duruma ‘zihinsel gevezelik’ de deniliyor. Nasıl ki biri gereksiz yere sürekli konuştuğunda &#8216;çok saçmalıyor&#8217; deriz, beynimiz de bazen kendi kendine gereksiz düşünceler üretebilir. Bu, beynin doğal işlevinin bir sonucudur ama dozu kaçarsa kişiyi rahatsız eden vesvese halini alır.” dedi.</p>
<p><strong>Her vesvese hastalık mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, her vesvese ya da takıntının hastalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Karaciğerin görevi safra üretmekse, beynin görevi de duygu ve düşünce üretmek ve davranışa karar vermektir. İnsan beyni diğer canlılardan farklı olarak soyut düşünme yeteneğine sahiptir. Bu yetenek sayesinde insan, sadece mevcut durumu değil, olasılıkları ve anlamları da sorgular.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yalom’un dört temel korkusu!</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak varoluşsal düzeyde dört temel korkuya sahip olduğunu hatta bunun Yalom&#8217;un dört temel anksiyetesi diye geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bunların dozu kaçarsa vesvese oluyor. Bu korkunun bir tanesi kişinin anlam arayışı. Mesela, yalnızlık duygusu&#8230; Yalnız kalmaya dair duyulan korku ve kaygı, dört temel anksiyeteden biridir. Diğer bir temel anksiyete ise özgürlük ihtiyacıdır. Özgürlük isteğinin bastırılması da insanda derin kaygılara neden olabilir. Dördüncü temel korku ise ölüm bilincidir, yani ölümün farkında olmak ve bu gerçekle yüzleşmek. İnsan bu dört temel korkuyu fark edip yönetmeyi öğrenmelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Obsesyonlar kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan besleniyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, obsesyonların (takıntıların) kişinin duygusal yatırım yaptığı alanlardan beslendiğini belirterek, &#8220;Bir insan duygu yatırımını neye yaparsa en çok, obsesyon oradan giriyor. Kimi çocuğunu çok seviyorsa, &#8216;çocuğuma tapıyorum&#8217; derecede seviyorsa, &#8216;çocuğuma bir şey olacak&#8217; kaygısı başlıyor. Bu kaygı kuruntuya, kuruntu da obsesyona dönüşüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Obsesyonların çeşitli şekillerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan cinsel konuya çok yatırım yapıyorsa oradan, dini konuya yapıyorsa oradan takıntılar gelişebiliyor. Anlamı önemsemeyen kişilerde ise temizlik veya düzen gibi farklı konularda obsesyonlar görülebilir.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Kuşku obsesyonları da yaygın…</strong></p>
<p>Kuşku obsesyonlarının da yaygın olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kuşku obsesyonu olan bir kişi, uzaktan iki üç kişinin bir şeye baktığını görse, &#8216;Acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar?&#8217; diye senaryolar yazmaya başlar. Bu durum, insanlardan korkmasına, kaygılanmasına, içine kapanmasına ve kaçınmasına yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tür obsesyonların altında genellikle &#8220;emin olamama&#8221; duygusunun yattığını ifade ederek, &#8220;Arabanın kapısını kitler, &#8216;Oldu mu olmadı mı?&#8217; diye döner bakar, bir daha döner. Bu, emin olamamayla ilgilidir.&#8221; şeklinde örnek verdi.</p>
<p><strong>Vesveseler bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221;…</strong></p>
<p>Takıntılı düşüncelerin (vesveselerin) bir nevi &#8220;düşünce tiki&#8221; olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tikleri olan bir insan, bir hareketi yapmakta zorlandığında dikkatini başka bir konuya vererek beynindeki devreyi kısa devre yaptırır ve normal hareketine geçer. Düşünce yönetiminde de aynı kural geçerlidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>IQ seviyesi ve vesvese ilişkisi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, IQ seviyesi düşük olan bireylerde vesvesenin daha az görüldüğünü dile getirerek, “Normal IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan insanlarda vesvese pek yoktur. Çünkü fazla düşünmüyorlar, yüksek fikirleri, yüksek anlamları düşünmüyorlar, sorgulamıyorlar. Onlar için yemek, içmek, üremek ve öğrendiği bazı temel bilgiler ihtiyaçlarını karşılıyor, yetiyor onlara. IQ&#8217;sü 70&#8217;in altında olan kişiler zaten askere bile gönderilmiyor. Onlara &#8216;donuk normal&#8217; deniyor.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor</strong></p>
<p>Zeka seviyesi ile üretilen düşünce sayısı arasında doğru bir orantı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Zeki olanların beyni daha çok düşünce üretiyor. Ortalama bir insanın beyni günde bin  düşünce üretiyorsa, IQ&#8217;sü düşük olan bir kişi 300 düşünce üretirken, IQ&#8217;sü 100&#8217;ün üzerinde olan birinin beyni günde 2 bin -3 bin düşünce üretiyor. 2 bin -3 bin düşünceyi yönetmek elbette daha zor. Bu nedenle, bu düşünceleri yönetmek için biraz daha fazla beceri kazanmak gerekiyor. Vesveseler ve takıntılar aslında IQ&#8217;sü yüksek insanlara daha sık gelebiliyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;Zekası varsa, o zaman sorumluluğun da var. Bunu yönetmeyi öğren.&#8221; şeklinde yorumlayarak, yüksek IQ&#8217;ye sahip kişilerin varoluşsal anksiyete, felsefi düşünce üretme ve doğruyu bulma konularında daha fazla zihinsel aktiviteye sahip oldukları için takıntılara daha yatkın olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hedefi olan kişi yanlış düşünceye ‘hayır’ diyebilir…</strong></p>
<p>Mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kişilerin de obsesyonlar açısından risk grubunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın bir hedefi varsa ve o hedefe yönelik önem ve önceliklerini belirlemişse, gününü planlayarak yaşıyorsa, hedefine giderken yanlış bir düşünce geldiğinde ona &#8216;hayır&#8217; diyebilir. Hedefiyle ilgili bir ayrıntıyı hemen algılar, olaylar arasında anlam bağı kurar, farklılıkları yakalar, pozisyon alır ve doğru karar verir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Takıntılı düşünceler beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına neden oluyor</strong></p>
<p>İnsan beynindeki düşüncelerin bir nehir gibi aktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Düşüncelerin önüne baraj koyarsanız patlar, taşar. O düşüncelerin akışı içerisinde, bir çiftçi veya mühendisin bir nehre yaklaştığı gibi, onları amaca yönelik yöneltmek gerekir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Takıntılı düşüncelerin beyinde aşırı stres hormonu salgılanmasına ve enerji akışının hızlanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;5 dakika düşünecek bir şeye 15 dakika düşünürseniz veya bir şiddetinde üzülecek bir şeye 10 şiddetinde üzülürseniz, beyninizde aşırı stres hormonu salgılanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı ve stres yönetimi genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynuyor</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda genetik yatkınlığın rolü olduğunu ancak bunun kişinin kesinlikle hasta olacağı anlamına gelmediğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, yaşam tarzı ve stres yönetiminin genetik yatkınlığın hastalığa dönüşmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;li kişilerde serotonin ve dopamin genlerinin farklı çalıştığını ifade ederek, &#8220;Bu kişilerde serotonin geninde &#8216;SS aleli&#8217; dediğimiz kısa alel bulunuyor. Bu durum, beynin stres altında yeteri kadar serotonin üretememesine neden oluyor. Normal şartlarda sorun olmasa da kronik stres durumunda bu genetik algoritma iyi çalışmıyor ve serotonin seviyesi düşerek kişiyi depresyona daha yatkın hale getiriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık var</strong></p>
<p>OKB&#8217;de de genetik yatkınlık olduğunu, bedensel hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklarda da genetik farklılıkların ve stresin önemli rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Stres altında bir kişi şizofren olurken, diğeri OKB, bir başkası ise depresyon yaşayabiliyor. Bunun nedeni işte bu genetik farklılıklardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Hafif ve kontrol edilebilen vesveselerin (takıntılı düşüncelerin) insanı sorgulamaya ve eleştirel bakmaya iterek doğru kararlar almasına yardımcı olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Hafif bir vesvese faydalıdır. Buna vesvese dememek lazım, düşünce tekrarı veya ruminasyon denebilir. Bu bir sorgulamadır ve insanın araştırmasına, teyit etmesine yol açar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ergenlik döneminde yaşanan takıntılar ve &#8220;geliştiren travma&#8221;…</strong></p>
<p>Ergenlik döneminde yaşanan takıntıların, doğru yönetildiğinde kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirici, ego gücünü ve psikolojik dayanıklılığını artırıcı bir etkisi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu durumu &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak adlandırdı. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişi o takıntılı düşünceleri, aklın geveze olduğu haldeki temelsiz düşünceleri iyi yönetirse, bu onun için bir stres olur ve bu sıkıntıdan güçlenerek çıkar. Bu nedenle obsesyon ya da kaygı dediğimiz stresli düşünceler olduğunda, ondan kaçmak ya da onunla savaşmak yerine, onunla birlikte yürümeyi tavsiye ediyoruz. O zaman bu düşünceler, kişinin amacına hizmet eden birer araç haline gelir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı ve takıntı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav gibi durumlarda ortaya çıkan takıntılara yönelik pratik çözüm önerileri de sunarak, &#8220;Sınavlarda bir öğrenci, çok basit bir ayrıntıya takılıp çözemediği için bildiği birçok soruyu yapamayabilir. Böyle durumlarda, çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup, önce çok iyi bildiklerini çözmesini öneriyoruz. Daha sonra kalan zamanda başa dönüp, aklına ilk gelen doğru cevabı işaretlemesi genellikle daha başarılı sonuçlar verir. Çünkü genellikle insanın aklına ilk gelen düşünce doğrudur. Bu durumda takıntı, kişinin daha az hata yapmasına bile sebep olabilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kültürel ve dini faktörlerin obsesyonlara etkisi</strong></p>
<p>Takıntıların türlerinin kültürlere, zaman ve şartlara göre değişebildiğini, bazı kültürlerin ve katı inanış sistemlerinin dini obsesyonları destekleyebileceğini ve aşırı suçluluk duygularını uyararak kişileri işlevsiz hale getirebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her şey dozunda güzeldir. Dozunda ayarlanan her şey ilaçtır. Dozunu kaçırdığınız zaman en güzel ilaç bile zehre dönüşebilir. Obsesyonda da dozunda düşünürseniz, insanı hedefine götürebilir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OKB tedavisindeki gelişmeler</strong></p>
<p>OKB tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dirençli vakalarda beyin haritalaması yaptıklarını ve beynin belirli bölgeleri arasındaki bağlantı bozukluklarını tespit ettiklerini söyledi.</p>
<p>&#8220;Bu kişilerin beyninin karar verme bölgesiyle görüntü işleme bölgesi arasında bozukluk olduğunu görüyoruz. Tedaviyi de bu bölgelere yönelik planlıyoruz.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, manyetik uyarım tedavisi (TMU) gibi yöntemlerle beynin ilgili bölgelerine provokasyon yapılarak ve hastanın obsesyonlarını hayal etmesi sağlanarak tedavi uyguladıklarını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu tedavi sırasında beynin o bölgesindeki reseptör duyarlılığını değiştiriyoruz. Beyindeki iyon kanalları, sodyum, potasyum, kalsiyum reseptörleri pompa gibi çalışarak sinir iletisini ve enerji akışını düzenliyor. Manyetik uyarımla bu sistemi etkileyebiliyoruz.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Modern yöntemlerle tedavide başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemleriyle 15-20 yıl öncesine göre çok daha başarılı sonuçlar aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yoğun bir tedavi süreci gerekiyor. Genellikle birkaç hafta klinik tedavi ve ardından yakın takip önemli. Beyindeki yolların normale dönmesi en az 6 ay sürüyor. Hasta tedavi disiplinine uyarsa, 6 ay içinde hastalık şiddeti yüzde 100&#8217;den yüzde 20-30 seviyelerine düşebiliyor. Bu, kabul edilebilir bir sınırdır ve yüzde 60-70 düzelme bile büyük bir başarıdır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, OKB&#8217;nin eskiden psikiyatrinin en zorlandığı alanlardan biri olduğunu ancak günümüzde DNA analizi (genotipleme) ve üçlü tedavi protokolleri (ilaç, manyetik uyarım, psikoterapi) gibi yöntemlerle çok daha etkili tedaviler sunabildiklerini belirtti.</p>
<p><strong>Sosyal medya fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetikliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın özellikle fiziksel görünümle ilgili takıntıları tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiler moda dergilerine, modellere bakıyor ve çoğu zaman oynanmış, yapmacık görsellerle kendilerini kıyaslıyorlar. Bu durum, &#8216;Ben niye böyle değilim? Ben de böyle olmalıyım&#8217; düşüncesini doğuruyor. Popüler kültür de haz, başarı ve fiziksel görünümü yücelterek bu durumu besliyor. Hollywood kültürü, sosyal medya aracılığıyla insanların zaaflarını kullanarak onları manipüle ediyor.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-hafif-bir-vesvese-faydalidir-623834">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Hafif bir vesvese faydalıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[incb]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e üye çok sayıda ülkenin diplomatları katıldı.</p>
<p><strong>“Küresel uyuşturucu sorunu giderek karmaşıklaştı”</strong></p>
<p>New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın takdim konuşmasından sonra söz alan INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, küresel uyuşturucu sorununun giderek karmaşıklaştığını belirterek, çözümün dengeli, kanıta dayalı ve insan odaklı politikalardan geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin yaygınlaşması, yasa dışı üretim yöntemlerinin gelişmesi ve uluslararası kaçakçılık ağlarının genişlemesinin acil ve ciddi tehditler oluşturduğunu ifade ederek, aynı zamanda dünya genelinde milyonlarca insanın ağrı tedavisi, ruh sağlığı ve palyatif bakım için gerekli temel ilaçlara erişimde zorluk yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli</strong></p>
<p>Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin üç temel ilkesine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğinin sağlanması, kötüye kullanımın önlenmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini yineledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, “Uyuşturucu kontrolü yalnızca bir yaptırım meselesi değil; aynı zamanda bir halk sağlığı, insan onuru ve sosyal adalet meselesidir.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında insan hakları, orantılılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine vurgu yapan Prof. Dr. Atasoy, politika yapım süreçlerinde bu değerlerin merkezde yer alması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kurumsal dayanıklılık ve deneyimin önemi</strong></p>
<p>Görev süresi boyunca INCB’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verdiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, üye devletlerle iş birliğini güçlendirmek, pratik araçlar geliştirmek ve tavsiyelerin uygulanabilirliğini artırmak için önemli adımlar attıklarını ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler sistemi genelinde yaşanan mali kısıtlamalara da değinen Prof. Dr. Atasoy, bu süreçte kurumsal süreklilik ve kurumsal hafızanın korunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p> “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, sınırlı kaynaklara rağmen Kurul’un etkinliğini koruyabilmesi için mali disiplin, önceliklendirme ve verimlilik esaslarına dayalı bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliği ve ortak sorumluluk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, INCB’nin çalışmalarının üye devletlerin güveni ve iş birliğine dayandığını belirterek, açık diyalog ve karşılıklı saygının uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atasoy, görevine devam etme isteğini dile getirdi ve “Deneyimli liderliğin sürekliliği, karşı karşıya olduğumuz mevcut ve yeni zorluklar karşısında büyük önem taşımaktadır.” İfadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan odaklı küresel vizyon</strong></p>
<p>“Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli.” diye konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasını insan sağlığını koruyan, insan haklarına saygılı ve toplumların refahını önceleyen dengeli ve etkili bir uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi vizyonunu yineleyerek tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarım ve sanayi atıklarıyla kirlenen Gediz İzmir Körfezi&#8217;ne akıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tarim-ve-sanayi-atiklariyla-kirlenen-gediz-izmir-korfezine-akiyor-622068</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atıklarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[aylık]]></category>
		<category><![CDATA[gediz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kirlenen]]></category>
		<category><![CDATA[kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[kurucu]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622068</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Nehri’ndeki kirliliği bilimsel verilerle ortaya koyuyor. Aylık analizlerle hazırlanan raporlar, sanayi ve tarım kaynaklı kirliliğin ciddi boyutlara ulaştığını gösterirken; bu durumun yalnızca körfezi değil, tarımı ve gıda güvenliğini de tehdit ettiği vurgulanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-ve-sanayi-atiklariyla-kirlenen-gediz-izmir-korfezine-akiyor-622068">Tarım ve sanayi atıklarıyla kirlenen Gediz İzmir Körfezi&#8217;ne akıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Gediz Nehri’ndeki kirliliği bilimsel verilerle ortaya koyuyor. Aylık analizlerle hazırlanan raporlar, sanayi ve tarım kaynaklı kirliliğin ciddi boyutlara ulaştığını gösterirken; bu durumun yalnızca körfezi değil, tarımı ve gıda güvenliğini de tehdit ettiği vurgulanıyor. İzmir ve Manisa’nın aylık raporlarının birleşmesiyle hazırlanacak yıllık analizler, körfez ve tarım için daha güçlü mücadeleye zemin hazırlayacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına alındı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yapılan deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor.</p>
<p><strong>Aylık rapor hazırlanıyor</strong></p>
<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Kurucu öncülüğünde, İZSU tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında, Gediz Nehri’nin İzmir’e giriş noktası Emiralem Boğazı’ndan başlayarak İzmir Körfezi’ne ulaştığı noktaya kadar belirlenen 7 farklı noktadan düzenli olarak numuneler alınıyor ve elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek.</p>
<p><strong>Kirliliğin acısını en çok çeken il İzmir</strong><br />Gediz’in kirliliğinin sadece İzmir’in sorunu olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yusuf Kurucu, “Havzanın sonunda yer alması nedeniyle İzmir, en çok etkilenen ilimiz. Nehir, geçmişte can verdiği tarım arazilerini artık tehdit etmekle kalmıyor, körfez gibi büyük bir canlı rezervuarı da olumsuz etkiliyor. Gediz’in yaklaşık 400 kilometrelik uzunluğu ve yan dereleriyle taşınan kirlilik, İzmir’de hem tarımı hem de körfezi ciddi şekilde etkiliyor. Bu nedenle iyileştirme çalışmalarında hızlı adımlar atılması gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kirlilik sadece körfezi değil tarımı da etkiliyor</strong></p>
<p>Araştırma hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’nin hem nehir hem de körfez ekosistemi için kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Körfezde yaşanan alg patlamaları, balık ölümleri ve koku sorunlarının temel nedeninin kirlilik olduğunu vurgulayan Kurucu, bu durumun tarımsal sulamayı da olumsuz etkilediğini ifade etti. Çalışmada, kirliliğin kaynağından ziyade nehrin mevcut durumuna odaklandıklarını belirten Kurucu, kirleticilerin türü, yoğunluğu ve dağılımını tespit etmeyi amaçladıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Gediz’in yıllık kirlilik raporu hazırlanıyor</strong><br />Kurucu, Gediz Nehri’nin İzmir’e girdiği noktadan İzmir Körfezi’ne kadar belirlenen örnekleme noktalarında İZSU ile yürüttükleri çalışmalarda aylık kirlilik raporları hazırladıklarını söyledi. Kasım ayından itibaren yapılan ölçümlerle her ay rapor çıkarılacağını belirten Kurucu, yıllık rapor sayesinde mevsimsel değişimler ve kirliliğin yoğunlaştığı noktalar tespit edilerek karar vericilere yol gösterileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Gediz’in yanı sıra Ağıl Deresi de izleniyor</strong></p>
<p>Gediz’in eski yatağı olan ve iç körfeze ulaşan Ağıl Deresi’nde de izlemelere başlandığını aktaran Prof. Dr. Yusuf Kurucu, “Ağıl Deresi, Gediz Nehri’nden Süleymanlı Regülatörü’nde mansaplanarak sulama kanalı olarak devam ediyor. Sulamadan dönen sular, Menemen’deki arıtma tesislerinden geçtikten sonra İzmir Körfezi’ne ulaşıyor. Dereye Maltepe Deresi de katılıyor. İZSU, aylık izlemeleri 2 noktadan 10 noktaya çıkardı ve sonuçları bütünleşik olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Gediz Nehri her geçtiği ilde kirleniyor”</strong></p>
<p>Prof. Kurucu, Gediz Nehri’nin Kütahya Murat Dağı’ndan doğup Uşak ve Manisa’dan geçerek İzmir Körfezi’ne ulaştığında kirlenmiş olduğunu belirtti. Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin de yürüttüğü çalışmayla, nehrin Manisa sınırları içindeki bölümünde yapılan ölçümler suyun girişten itibaren kirlendiğini gösterdi. Kurucu, “Gediz’in kaynağı temiz, ancak yol üzerindeki illeri geçtikçe kirlilik yükü artıyor. Bu proje, aylık izlemelerle nehrin durumunu bütüncül olarak ortaya koyacak. Bu çalışmalar bu güne kadar parça parça yapılmış. Kurumlar ya ayrı dönemlerde çalışma yapmış ya da bir kere örneklemişler. Biz bunu aylık olarak düzenli izleyeceğiz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, bu projeye çok önem veriyor. Su, tarımsal kullanım ve gıda güvenliği açısından çok önemli; bu nedenle İzmir ve Manisa genelinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p><strong>Durum ciddi; üç aylık veriler uyarıyor</strong><br />Kasım ayından itibaren yapılan aylık analizlerin sonuçlarını açıklayan Prof. Kurucu, “Durum ciddi. Üç aylık veriler, özellikle aralık ve ocak aylarında tonlarca azot ve fosforun İzmir Körfezi’ne aktığını gösteriyor. Bu besin elementleri ötrofikasyona yol açıyor, alg patlamaları oluşuyor ve sucul yaşam tehlikeye giriyor; balık ölümleri yaşanıyor. Ayrıca alüminyum, brom, kadmiyum, demir, çinko gibi ağır metaller de sanayi kaynaklı olarak nehre karışıyor. Tarımsal gübreler ve hayvancılığın yan derelere veya doğrudan nehre bıraktığı sıvılar da kirliliğe katkı sağlıyor. Tüm bunlar hem nehir hem de körfez ekosistemi için ciddi bir yük oluşturuyor; herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor”  dedi.</p>
<p><strong>Tarımı ve gıda güvenliğini de tehdit ediyor</strong><br />Prof. Kurucu, Gediz Nehri kirliliğinin sadece körfezi değil, tarımsal sulamayı ve gıda güvenliğini de tehdit ettiğini belirtti. Kurucu, “Durumu tespit ediyoruz: kirliliğin kaynağı sanayi ve tarım. Tarımı ve gübre yönetimini daha iyi yapmamız gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız bu konunun üzerine kararlılıkla gidiyor ve gıda güvenliğine de çok önem veriyor. Gediz’in suyu tarımsal üretimde kullanılıyor ve uzun vadede toprağın çoraklaşmasına yol açabilir. Bu nedenle önlem almak zorundayız” dedi.   </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-ve-sanayi-atiklariyla-kirlenen-gediz-izmir-korfezine-akiyor-622068">Tarım ve sanayi atıklarıyla kirlenen Gediz İzmir Körfezi&#8217;ne akıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[esra]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dijital iletişimde mimik ve tonlama yok</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda kurulan iletişimin yüz yüze iletişimden farklı dinamiklere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Dijital platformda iletişim kurarken günlük yaşamda konuşmalarımıza eşlik eden mimikler, jestler, ses tonlamaları yok. Bundan dolayı muhatabımız bizi yalnızca kullandığımız sözlerle değerlendiriyor. Bu sınırlı iletişim biçimi birçok yanlış anlamalara neden olabiliyor. Önemsiz gibi görünen küçük bir kelime seçimi bile çok daha sert algılanabiliyor. Yüz yüze iletişimde genelde kendimizi daha fazla kontrol ediyoruz; çünkü karşımızdaki kişinin tepkilerini anında görüp buna göre kendi mesajımızı yeniden şekillendirebiliyoruz. Dijitalde ise bu geri bildirim gecikmeli ya da hiç yok. Bu da iletişimi daha soğuk ve riskli hale getiriyor. Dolayısıyla nazik bir iletişim üslubu kullanmaya dikkat etmek her zamankinden daha önemli hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada sert dilin nedeni sadece bireyler değil</strong></p>
<p>Sosyal medyada kullanılan dilin çoğu zaman daha sert ve kırıcı olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, insanlar ekranın arkasında kendilerini daha güvende hissediyor. İkincisi, hızlılık baskısı var. Çoğu zaman düşünmeden hemen yazıp gönderiyoruz. Üçüncüsü de sosyal medyanın algoritmik yapısı daha keskin, daha iddialı, hatta daha saldırgan içerikler daha fazla görünür oluyor. Yani sadece bireysel değil, yapısal bir teşvik de söz konusu. Sosyal medyada karşımızdakinin bir insan olduğunu, yazdıklarımızdan, kullandığımız kelimelerden olumsuz etkilenebileceğini daha az düşünüyoruz. Yüz yüze iletişimin avantajları ortadan kalktığında, özellikle anonimlik söz konusuysa çok daha kaba ve kırıcı olunabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu durumun literatürde “çevrimiçi disinhibisyon etkisi” olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Atalay, dijital ortamlarda kurulan iletişimin bazen gerçek değilmiş gibi algılanabildiğine dikkat çekti ve “Çevrimiçi ortamlarda kurulan etkileşimin gerçek değilmiş gibi algılanması olarak özetlenebilecek bu etki altında insanlar sosyal medyada karşımızdakinin ne hissettiğini düşünmeden, olduğundan daha açık sözlü, daha cesur ve ne yazık ki daha kaba olabiliyor. Oysa ekranın arkasında yine bir insan olduğunu hatırlamak önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Emojiler yanlış anlaşılmaları azaltabiliyor</strong></p>
<p>Yazılı dijital iletişimde tonlama ve mimik olmadığı için yanlış anlaşılmaların daha sık yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Atalay, günlük iletişimde emojilerin bu boşluğu kısmen doldurduğunu ifade etti ve “Aslında emojiler bu boşluğu doldurmak, karşı tarafa mesajı kendi yüklediğimiz anlam ve duygu bagajıyla birlikte göndermek için kullanılıyor. Günlük sosyal medya yazışmalarında emojiler kurtarıcı olabiliyor. Ancak daha resmi yazışmalarda emoji kullanmak hoş karşılanmayabilir. Gayri ciddi olarak görülebilir. Bu durumda yazdığımız mesajı kontrol etmeden göndermemek, göndermeden önce mutlaka bir kez sesli okuyarak istediğimizin dışında bir anlam ya da duyguyu çağrıştırıp çağrıştırmadığına dikkat etmek iyi olabilir. Kısa, net, ima, ironi ve esprilerden arındırılmış bir üslup yanlış anlaşılmaların önüne geçebilir.”  ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anonimlik saygı sınırlarını zayıflatabiliyor</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda anonimlik ve mesafe hissinin saygı ve nezaket sınırlarının aşılmasını kolaylaştırabildiğini ifade eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Anonimlik ve mesafe hissi dijital iletişimi daha da kırılgan hale getiriyor. İnsanlar kimlikleri görünür olmadığında ya da karşısındakini ‘gerçek’ bir insan olarak hissetmediğinde, normalde söylemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebiliyor. Bu ortamda sosyal normlar gevşiyor, sınırlar esniyor; dolayısıyla saygı ve nezaket ihlalleri artıyor. Özellikle tanımadıkları kişilere karşı, düşünmeden ve ölçüsüzce tepki verebilen bir kullanıcı profili ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Olumsuz yorumların hedefi haline gelen bireyler için bu süreç ciddi bir psikolojik yıpranmaya dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Atalay, “Üstelik sosyal medyada görünürlük ve ilgi çekme arzusu bu davranışları besliyor. Kendi değerlerini sergilemek, kendince doğru tarafta olduğunu göstermek ya da ahlaki bir üstünlük kurmak adına, çoğu zaman yeterli bilgiye sahip olmadan başkalarını kolayca yargılayan ve linç eden bir dijital kalabalık oluşabiliyor. Ahlaki poz kesme olarak adlandırılan bu duruma sosyal medyada giderek daha çok rastlıyoruz. Bunun mağdurları için ise sosyal yaşam çok zorlaşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmeliyiz</strong></p>
<p>Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için bireylerden ailelere ve eğitim kurumlarına kadar çok katmanlı bir sorumluluk bulunduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, “Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için sorumluluk çok katmanlı bir yapıda.  Bireyler olarak biraz daha yavaşlamak, düşünerek yazmak ve empati kurmak iyi olabilir. Günümüzde dijital nezaket hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının çocuklara, gençlere genel terbiye ve saygı eğitimlerinin önemli bir parçası olmalı. Aileler çocuklara sadece teknoloji kullanmayı değil, dijital ortamda nasıl davranılması gerektiğini de öğretebilirler.  Eğitim kurumları bunu bir yaşam becerisi olarak ele almalı. Kısacası, dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Google &#8220;AI Bakışı&#8221; okur için kolaylık ama medya için büyük risk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/google-ai-bakisi-okur-icin-kolaylik-ama-medya-icin-buyuk-risk-621652</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Aı]]></category>
		<category><![CDATA[bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[gelir]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylık]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[Medya Kuruluşları]]></category>
		<category><![CDATA[modeli]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[siteleri]]></category>
		<category><![CDATA[tık]]></category>
		<category><![CDATA[trafiği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621652</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Google'ın birçok ülkede geçen yıl uygulamaya soktuğu ve 7 Mart 2026 itibarıyla Türkiye'de de tam kapasiteyle kullanıma sunduğu "AI Bakışı" (AI Modu) özelliğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/google-ai-bakisi-okur-icin-kolaylik-ama-medya-icin-buyuk-risk-621652">Google &#8220;AI Bakışı&#8221; okur için kolaylık ama medya için büyük risk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, Google&#8217;ın birçok ülkede geçen yıl uygulamaya soktuğu ve 7 Mart 2026 itibarıyla Türkiye&#8217;de de tam kapasiteyle kullanıma sunduğu &#8220;AI Bakışı&#8221; (AI Modu) özelliğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Arama motorundan içerik üreticisine</strong></p>
<p>Şimdiye kadar arama motoru olarak çalışan Google’ın, kullanıcıları ilgili haber sitelerine yönlendirirken; yeni uygulamayla birlikte artık bilgiyi bizzat özetleyerek sunduğunu dile getiren Prof. Dr. İrvan, “Ben Google’ı dünyanın en büyük medyası olarak tanımlıyordum. Çünkü medya kuruluşlarının içerikleri büyük ölçüde Google üzerinden dağıtılıyordu ancak artık platformun internet trafiğini sadece yönlendirme yapmaktan çıkıp doğrudan içerik üreten bir konuma geçtiğini görüyoruz” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. İrvan, Google’ın medya kuruluşlarının ürettikleri özgün içerikleri ve haberleri &#8220;bedava&#8221; kullanmaya başladığını ifade etti.</p>
<p><strong>&#8220;Sıfır tıklama&#8221; dönemi</strong></p>
<p>Google AI uygulamasının kullanıcıların sorularına doğrudan arama sayfasında yanıt verdiği için haber sitelerine giden trafiğin ciddi oranda azalacağı kaygısının söz konusu olduğunu söyleyen Prof. Dr. İrvan, “İngiltere gibi ülkelerde yapılan araştırmaların, bu &#8220;sıfır tıklama&#8221; modelinin yaratacağı etkileri şöyle özetliyor; Kullanıcıların yüzde 60’ı cevabı Google sayfasında bulduğu için başka hiçbir siteye tıklamadan aramayı sonlandırıyor. İngiltere’de internet trafiği artış hızı %26,3’ten %3,7’ye gerilemiş durumda.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital gazeteciliğin gelir modeli sarsılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Süleyman İrvan, Türkiye’de şimdiye kadar haber sitelerinin büyük ölçüde tıklamaya ve Google reklamlarından pay almaya dayalı bir gelir modeline sahip olduklarını, ABD’deki ve Avrupa ülkelerindeki gibi dijital aboneliğe dayalı bir gelir modelini yerleştiremediklerini dile getirerek, bu gelir modelinin yeni dönemde kökten sarsılacağını ve işlemez hale geleceğini vurguladı.</p>
<p>Google AI uygulamasının yaygınlaşması sonrasında internet trafiğinin en az yüzde 50 oranda azalmasının söz konusu olduğunu belirten Prof. Dr. İrvan, bu durumun gazeteciliği çok ciddi bir krize sokacağını ifade etti.</p>
<p>“Haber siteleri zaten zar zor ayakta duruyordu. Reklam gelirlerindeki düşüşle birlikte kapanma noktasına gelebilirler” diyen Prof. Dr. Süleyman İrvan, geçen yıl Google algoritmasındaki değişikliklerle krize giren Duvar gazetesi örneğini unutmamamız gerektiğini söyledi.  </p>
<p><strong>Google medya kuruluşlarına telif ödemelidir </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de gazeteciliğin &#8220;yok olma sürecine&#8221; girmemesi için dünyadaki iyi örneklere bakılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Google AI&#8217;nın haber içeriklerini izinsiz ve bedelsiz kullanmasının önüne geçilmeli, Google medya kuruluşlarına telif ödemelidir. Bunun için Türkiye’nin bir an önce Google ile masaya oturması gerekir. Bunun dünyada örnekleri var. İkinci olarak, medya kuruluşları sürdürülebilir bir gelir kaynağı oluşturmak için ücretli abonelik uygulamasına geçmeliler. Tabii ki bunu yaptıklarında SEO haberciliği gibi, tık haberciliği gibi saçmalıkları bir kenara bırakıp özgün ve kaliteli habercilik yapmalılar.”</p>
<p><strong>Resmi ilan yayımlama kriterleri gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Süleyman İrvan, gazetecilik meslek örgütlerinin bu süreçte daha aktif rol alması gerektiğini belirterek, mevcut yapının bu haliyle sürdürülebilir olmadığını söyledi.</p>
<p>“2022 yılından bu yana, kriterleri karşılayan özellikle yerel haber sitelerini resmi ilanlarla destekleyen Basın İlan Kurumu’nun da kriterlerinde bu yeni gelişmeyi dikkate alarak revizyona gitmesinde fayda var” diyen Prof. Dr. Süleyman İrvan, bu yapılmadığı takdirde internet trafiğinde yaşanacak düşüş nedeniyle yerel haber sitelerinin kısa sürede kriterleri karşılayamaz noktaya geleceklerini savundu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/google-ai-bakisi-okur-icin-kolaylik-ama-medya-icin-buyuk-risk-621652">Google &#8220;AI Bakışı&#8221; okur için kolaylık ama medya için büyük risk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hamur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemine]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. </span></span></span></b><b><span><span><span>Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, iki öğün gibi özel bir beslenmenin uygulandığı bu dönemden normal yemek düzenine geçerken dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Bayramlarda çok çeşitli ve yoğun enerji içeren beslenme düzeninin etkili olduğunu Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayram geleneğinin bir sembolü olan kahvaltı ve yemek sofralarında ağır yemeklerden uzak durulması uyarısında bulunarak tatlı ve şeker tüketiminden kaçınılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, Ramazan sonrası normal beslenme düzenine geçişle ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayramda ağır ikramlara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ramazan ayının, oruç tutanlar için, günde iki öğün gibi özel bir beslenme uygulanan ve alışılmışın dışındaki saatlerde yemek yemeyi gerektiren bir dönem olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, bu dönemden normal yemek düzenine geçişte, sindirim sisteminin de uyumunu sağlamanın önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Oysa bir aylık oruç döneminden sonraki bayram günlerinde bireyler, genellikle psikolojik olarak aşırı yemek yeme eğilimindedirler. Bunun yanı sıra, geleneklerimize bağlı olarak, bayram yemeklerinin, günlük beslenme düzeninin dışında, çeşit olarak fazla ve içeriğinin ağır olması, bayram ziyaretlerindeki hamur tatlısı ağırlıklı ikramlar ve bu ikramların geleneklerimiz nedeniyle ısrarla yedirilmesi, sindirim sistemindeki adaptasyonu güçleştirir. Bu adaptasyonu sağlamak için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerekir. Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, kalori açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Güne hafif kahvaltı ile başlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sindirim sisteminde adaptasyonun sağlanması için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, enerji açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı bir bayram için bu önerilere kulak verin</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayramda uygulanması gereken beslenme kurallarının aşağıdaki gibi olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Öğüne çorba ve salata ile başlanmalı, çorba ile ekmek yenilmemelidir. Bu, o öğünde aşırı miktarda yemek yemeyi önler.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Yemekler çok yağlı ve çok tuzlu yapılmamalıdır. Et ve tavuk yemeklerine pişerken yağ ilave edilmemeli, kızartılmış besinlerden kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Börek ve sarma varsa ekmek tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram yemeğinde, börek, pilav, makarna, dolma, sarma gibi besinler bulunduğu takdirde ekmek yenilmemelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Enerjisinin düşük olmasından dolayı, öğünde mutlaka sebze ve salata bulunmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ağır hamur tatlıları yerine sütlü ve meyveli tatlılar ya da en iyisi meyve tercih edilmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Meyve seçeneği sunulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram ziyaretleri sırasında, ikram edilen tatlıların, porsiyon ölçülerinin az olması, misafirlerin de az yemesine neden olur. Mümkünse misafirlere seçenek olarak meyve de sunulmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Geleneksel Türk misafirperverliğinin bir sonucu olarak gelişen ikram edilen yiyeceklerin yenilmesi konusundaki ısrardan kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram günlerinde, çikolata, şeker, şekerlemeler ve tatlı gibi kalorisi yüksek olan yiyecekleri, herkesin, özellikle çocukların aşırı yemeleri önlenmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kafeinli içecekler aşırı tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>İkram edilen çay, kahve gibi kafeinli içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması, açık ve limonlu çay, ıhlamur ve bitki çaylarının tercih edilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ramazan boyunca, su tüketiminin az olmasından dolayı oluşabilen su kaybının, yerine konulması için su ve sulu gıdaların tüketimine önem verilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Diyabetlilerin (şeker hastalarının), kalp hastalarının, hipertansiyonu (yüksek tansiyon) olan kişilerin, diyetisyenleri tarafından önerilmiş olan diyetlerini bozmamaya özen göstermeleri ve aile çevresindekilerin de hastalara bu konuda yardımcı olmaları gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sindirim zorluklarıyla karşılaşılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan</span></span></span><span><span><span>, belirtilen hususlara dikkat edilmediği takdirde sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon ve şeker yükselmesi gibi hastalıkların ortaya çıkabileceği, hastalarda ve yaşlılarda ise daha ağır sorunlar oluşabileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bayramınızı sağlıklı geçirmek ve kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız bu hususlara dikkat etmeniz gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[düşün]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620361</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi pozitif psikolojiyle tanıştıran Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yeni kitabı “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” Aile Yayınları’ndan okuyucuyla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi pozitif psikolojiyle tanıştıran Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın yeni kitabı “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” Aile Yayınları’ndan okuyucuyla buluştu.</p>
<p>“İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” ile zihinsel kalıplarımızın hayatımız üzerindeki derin etkilerini inceleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kitabında düşünceyi değil, “doğru düşünmeyi” öğrenmenin yollarını bilimsel yöntemlerle açıklıyor.</p>
<p><strong>Beynimizin kaydettiği gerçeklik</strong></p>
<p>Kitap, günlük hayatta sıkça kullandığımız, basit görünen ancak hayatımızı kökten etkileyen olumsuz iç seslere odaklanıyor. &#8220;Ben zaten yapamam ki!&#8221;, &#8220;Ne yapsam işe yaramıyor&#8221; veya &#8220;Her şey hep beni buluyor!&#8221; gibi cümleler, Prof. Dr. Tarhan’a göre sadece basit düşünceler değil; beynimizin gerçekmiş gibi kaydettiği ve kişinin yaşam senaryosunu belirleyen komutlar.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol” kitabında, kötücül iç sesi dönüştürmenin bilimsel yollarını, kanıta dayalı psikolojik stratejilerle anlatıyor. Okuyucuya sunulan yöntemler sayesinde, olumsuz düşünce kalıplarından kurtularak daha yapıcı, azimli ve mutlu bir yaşam sürdürmenin kapıları aralanıyor.</p>
<p><strong>Kanıta Dayalı Mutluluk Rehberi</strong></p>
<p>Nevzat Tarhan, bu eserinde sadece teorik bilgiler sunmakla kalmıyor; kanıta dayalı psikolojik stratejilerle okura bir uygulama planı sunuyor.</p>
<p>Kitap, pozitif psikolojinin bilimsel metodolojisini günlük hayatın içine entegre ederek; azimli, dirençli ve mutlu bir birey olmanın kapılarını aralıyor.</p>
<p><strong>Değişen o hayat neden sizinki olmasın!</strong></p>
<p>Kitabın mottosu, zihinsel değişimin hayatı değiştirme potansiyelini vurguluyor: “Bir düşünceyi değiştirmek, bir hayatı değiştirebilir. Değişen o hayat, neden sizinki olmasın?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-iyi-dusun-iyi-hisset-iyi-ol-kitabi-620361">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan &#8220;İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol&#8221; kitabı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Nefroloji Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre Türkiye'de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Böbrek hastalıkları konusunda, Türkiye genelindeki çeşitli bilimsel çalışmalar ve farkındalık projeleri ile bilinen Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, önemli bir bilinçlendirme programına imza attı. Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen ve yoğun ilgi gören programda, Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı ile kronik böbrek hastalıkları konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı.</b></p>
<p><strong> </strong>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Bu verilere göre, Türkiye&#8217;de yaklaşık 10 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla (KBH) karşı karşıya olmakla birlikte, hastaların yüzde 94’ü hastalığa yakalandığından habersiz şekilde yaşamlarını sürdürmekte. Bu alanda, kamuoyunu bilinçlendirmeyi misyon edinen <strong>Türk Nefroloji Derneği</strong>, sağlık hizmetleri konusundaki önemli global markalar arasında yer alan <strong>Vantive Türkiye </strong>sponsorluğu ve <strong>T.C. Sağlık Bakanlığı </strong>iş birliği ile <strong>12 Mart Dünya Böbrek Gün</strong>ü’nde anlamlı bir farkındalık programına imza attı.</p>
<p>   “Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlıyor”</p>
<p>Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, “Türk Nefroloji Derneği </strong>olarak halkımızın bilinçlenmesi, meslektaşlarımızın en yüksek düzeyde bilimsel bilgilerle donanması ve bunu sağlık hizmetine yansıtmalarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Ülke olarak, bu konuda özellikle de toplumsal bilinç oluşturmak için kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duymaktayız” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Sağlık Bakanlığı Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Daire Başkanlığı’ndan Olgun Şener, Vantive Pazar Erişim ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Volkan Doğan, T.C. Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Daire Başkanı Prof. Dr. Erkan Ölçücüoğlu</strong>’nun katılımı ile gerçekleşen Sağlık Politikaları Zirvesi’nde, böbrek sağlığı konusu tüm boyutları ile ele alınırken, Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı’nda ise böbrek sağlığına yönelik olarak, önleyici ve koruyucu hekim hizmetleri noktasında çok önemli bilgilere yer verildi.</p>
<p>TND Yönetim Kurulu üyelerinden <strong>Prof.Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek nakline verilen önemin arttırılması, <strong>Prof.Dr.Ercan Ok</strong>, tuz tüketimine dikkat edilmesi, <strong>Prof.Dr. Özkan Güngör</strong>, ülkemizde nefrolog sayısının giderek azalması ve bunun nedenleri, <strong>Prof.Dr. Galip Güz</strong>, obezite, diyabet ve KBH ilişkisi, <strong>Prof.Dr. Şükrü Ulusoy</strong>, hipertansiyon kontrolü, <strong>Prof.Dr. İsmail Koçyiğit</strong>, periton diyalizi, <strong>Prof.Dr. Elif Arı Bakır</strong>, diyabetik böbrek hastalığı açıklamalarda bulundu. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden <strong>Prof.Dr.Şehsuvar Ertürk</strong>’de KBH’nin erken teşhisine vurgu yaptı.</p>
<p>&#8220;Hastaları Hastaneye Değil, Tedaviyi Evlere Taşıyoruz&#8221;<em><strong> </strong></em></p>
<p>Konuşmasında, böbrek sağlığının iyileştirilmesine yönelik <strong>Vantive</strong>’in çözüm ve bilinçlendirme yaklaşımlarına vurgu yapan <strong>Vantive Ülke Müdürü Fuat Çukadar </strong>ise “Türkiye’de diyaliz tedavisine başlayan her hastanın zihninde aynı korku belirir: ‘Artık haftamın üç günü hastanede geçecek.’ Bu inanış, maalesef pek çok hastamızın tedaviden uzak durmasına ya da yaşam kalitesinden ciddi ödünler vermesine yol açıyor. Oysa bugün bu tablo köklü biçimde değişti. Evde diyaliz; bir hayal değil, binlerce hastamızın her gün yaşadığı somut ve erişilebilir bir gerçektir. <strong>Vantive </strong>olarak geliştirdiğimiz ileri teknoloji sayesinde hastalarımız çocuklarını okula uğurlayabilir, seyahat edebilir, çalışmaya devam edebilir; kısacası yaşamlarının kontrolünü yeniden ellerine alabilir. Böbrek hastalığı, bir insanın hayatını durma noktasına getirmek zorunda değil. Periton diyalizi başta olmak üzere sunduğumuz evde tedavi seçenekleri, hastalarımıza yalnızca bir tedavi yöntemi değil, özgürlüklerini geri veriyor. Misyonumuz açık ve nettir: Tedaviyi hastanın hayatına entegre etmek; hastanın hayatını tedavinin etrafında şekillendirmek zorunda bırakmamak.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arslan]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[F-16]]></category>
		<category><![CDATA[hamle]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik ve bunun Kıbrıs meselesine yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>İran meselesi küresel düzenin kritik düğüm noktalarından biri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran merkezli gerilimin Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına neden olduğunu belirterek, “İran meselesi, yalnızca bir güvenlik veya nükleer program tartışması olmanın ötesinde, küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir. Bu düğümün çözülmeye çalışıldığı sahalardan biri de Doğu Akdeniz’dir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin genişlemesi, Kıbrıs adasında askeri yığınağın artmasına neden olmuştur. Avrupa Birliği ülkelerinin bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi ile Yunanistan’ın GKRY’ye askeri takviye yapması, tansiyonu yükselten başlıca etkenlerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin KKTC’ye F-16 göndermesi çok katmanlı bir stratejik hamle</strong></p>
<p>Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasının bölgesel dengeler açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu kritik dönemde, Türkiye’nin KKTC’ye 6 F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemi göndermesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Peki, bu adımın arkasındaki stratejik mantık nedir? Bölgesel ve küresel güçler (ABD, AB ülkeleri, Yunanistan, İran) bu süreçte hangi pozisyonları almış, ne tür hamleler yapmıştır? Türkiye’nin 6 F-16 ve hava savunma sistemlerini KKTC’ye konuşlandırması, çok katmanlı ve zamanında bir stratejik hamledir. Türkiye, 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasası çerçevesinde, yalnızca KKTC değil, tüm Kıbrıs adasının garantörüdür. Uzmanlar, bu hamlenin olası bir çatışma ortamında adanın bütünlüğünü ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle belirsizlik ortamında, mevcut anayasal düzeni bozma veya toprak kazanma amaçlı girişimlere karşı caydırıcı bir güç oluşturmak hedeflenmiştir.”</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz’deki güç dengesi hızla değişiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Arslan, Doğu Akdeniz’de birçok küresel ve bölgesel aktörün aynı anda askeri varlık gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bölgede halihazırda önemli bir askeri varlık bulunmaktadır. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan, İran tehdidine karşı olduklarını belirterek bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermiştir. Türkiye de bu ortamda ‘sahada olmak’ ve bölgesel bir güç olarak pozisyon almak durumundadır. Bu hamle, aynı zamanda Türkiye’nin KKTC’nin yanında durduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Enerji güvenliği Türkiye için stratejik önemde</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları açısından taşıdığı öneme de dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları ve ticaret yolları Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bu adım, enerji arz güvenliği ile ilgili potansiyel sorunlarda Türkiye’nin sahada bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>GKRY’nin NATO üyeliği girişimi Türkiye açısından kritik bir risk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Arslan, Batı dünyasının İran tehdidini gerekçe göstererek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişimlerinin gündeme gelebileceğini de ifade ederek, “Bazı yorumcular, Batı dünyasının İran tehdidini bahane ederek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişiminde bulunabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin onayı olmadan GKRY’nin NATO’ya üyeliği, Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’nin varlığını göz ardı etme riski taşıyacaktır. Bu hamle, söz konusu planları önden engellemeyi hedeflemektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Yunanistan bölgedeki en aktif askeri aktörlerden biri</strong></p>
<p>Bölgede Yunanistan’ın askeri hareketliliğinin dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Yunanistan’ın F-16 ve savaş gemisi göndermesi, Avrupa ülkelerinin askeri yığınağı ve GKRY’ye Patriot füzeleri konuşlandırması, Türkiye’de bir tehdit algısı oluşturmuştur. Türkiye, bu algıya yanıt vererek hem caydırıcılığını artırmış hem de olası sürpriz gelişmelere hazırlık göstermiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz uzun süre kriz potansiyeli taşıyacak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’in, farklı aktörlerin karmaşık bir satranç tahtası haline geldiğini ifade ederek, “ABD, İran’a yönelik operasyonları başlatan taraf olarak görülmekte ve bölgede stratejik bir çıkış planının eksikliği nedeniyle önemli yıkımlar yaşanmaktadır. Uzun vadede ise ABD, doların rezerv para statüsünü koruma çabasıyla jeopolitik sertliğini artırmaktadır. İsrail ise doğrudan bir çatışmadan kaçınmakta, ancak Kıbrıs ile askeri iş birliği yaparak dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmayı sürdürmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda ve İspanya’nın İran tehdidini gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bu hamlelerin temel stratejileri şunlardır: Enerji ve ticaret güvenliğini sağlamak, AB üyesi GKRY’yi olası saldırılara karşı korumak, İsrail’in dolaylı güvenliğini desteklemek, NATO içinde bağımsız bir güvenlik rolü üstlenmek, Fransa ve İngiltere’nin Kıbrıs merkezli operasyon alanları oluşturduğu dikkat çekmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yunanistan GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdi</strong></p>
<p>Yunanistan’ın bölgedeki en aktif aktörlerden biri olarak, GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Bazı generaller, Ege Adaları’nın silahlandırılması ve olası bir çatışmada AB ve ABD desteği olacağını varsayarak hareket etmektedir.” dedi.</p>
<p>ABD-İsrail saldırılarının hedefi olan İran’ın, karşılık vererek bölgesel yayılma riskini artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “İngiliz üslerine düzenlenen dron saldırısı Doğu Akdeniz’i de etkilemiştir. Uzun vadede İran meselesi, dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma niteliği taşımakta ve yalnızca bölgesel değil, küresel düzenin geleceğini de ilgilendirmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kıbrıs artık Avrupa’nın ileri savunma platformlarından biri</strong></p>
<p>Kıbrıs Adasının artık yalnızca diplomatik veya enerji temelli bir rekabet alanı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ada, artık yalnızca enerji veya diplomasi sahası olmaktan çıkmış, jeostratejik bir düğüm noktası ve Avrupa’nın ileri savunma platformu haline gelmiştir. Bölgede üç ana askeri eksen oluşmaktadır. Kuzey Eksen: Türkiye kıyıları, KKTC ve Türk donanması, Orta Eksen: Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa unsurları, Güney Eksen: İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD müttefik unsurları.”</p>
<p><strong>Beklenmedik hamleler doğrudan çatışma riskini artırabilir</strong></p>
<p>Bölgedeki askeri yığılmanın çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, geleceğe dair riskleri şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>“</strong>Doğrudan Çatışma: Yunanistan’ın Ege Adaları veya Kıbrıs’ta beklenmedik hamleleri doğrudan bir çatışmayı tetikleyebilir. GKRY’nin NATO Üyeliği: Batı’nın bu girişimi, Türkiye için kırmızı çizgiyi oluşturabilir ve ittifak içinde kriz yaratabilir. Uzun Vadeli Askeri Yığınak: Bölgeye konuşlandırılan silah ve gemiler, tehdit ortadan kalktıktan sonra da kalabilir; bu durum Türkiye için risk yaratabilir. Bölgesel Rekabetin Derinleşmesi: Avrupa ülkelerinin kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetini artırabilir. Küresel Düzenin Test Edilmesi: İran merkezli kriz, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve güvenlik düzeninin sınandığı bir durumdur.”</p>
<p><strong>F-16 gönderilmesi zamanında ve güçlü bir yanıt</strong></p>
<p>Türkiye’nin KKTC’ye F-16 gönderme hamlesinin, artan askeri yığınağa karşı verilen güçlü ve zamanında bir yanıt olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz, enerji rekabeti ve büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği bir kriz alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turkiyenin-kktcye-f-16-gonderme-hamlesi-guclu-ve-zamaninda-bir-yanit-619210">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türkiye&#8217;nin KKTC&#8217;ye F-16 gönderme hamlesi güçlü ve zamanında bir yanıt!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunun]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aldatma, bir ihanet travmasıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel aldatma ile duygusal aldatmayı ayırt etmek gerektiğini ve fiziksel aldatmanın ötesinde duygusal aldatmaların da günümüzde ciddi biçimde arttığını ifade ederek, “Aldatma, aslında bir ihanet travmasıdır. Kişinin arkadan bıçaklanmış gibi hissettiği her durum sadakatin ihlalidir” dedi.</p>
<p>Aldatmanın temelinde güven ve dürüstlük eksikliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yalan söyleyen kişiler genellikle aldatıcı oluyor. Aldatmanın karanlık üçlüsü vardır; yüksek narsizm, düşük dürtü kontrolü ve yüksek dışa dönüklük. Bu üç özellik bir aradaysa kişi aldatmaya daha yatkın hale gelir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar ediyor</strong></p>
<p>Aldatma sonrası duygusal süreçlere değinen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin derin pişmanlık hissederken, bazılarının durumu rasyonalize etmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yanlış yapıp da derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar eder. Bazı kişiler kendilerini kandırmanın yolunu bulurlar; ‘zaten ilişkimiz bitmişti’, ‘zaten artık bir şey hissetmiyordum’ derler. Bu zihinsel manevradır. Kendisini haklı çıkarmaya çalışır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aldatma sonrası affetme sürecine ilişkin olarak da “Derin bir pişmanlık hisseden kişiye bir şans verilebilir ama hemen bağışlamak doğru değildir. Samimiyet, sorumluluk ve bedel ödeme olup olmadığına bakılmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>Aldatılan insan ciddi depresyona giriyor</strong></p>
<p>İhanetin, kişinin benlik saygısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aldatılan bireyin ağır bir duygusal travma yaşadığını vurguladı.</p>
<p>“Aldatılan insan ‘Ben sevilmeye değer değil miyim?’ diye düşünür ve ciddi bir depresyona girer. Bu travma, yaşam olayları ölçeğinde en yüksek stres değerine sahip olaylardan biridir. Birçok araştırmada eşin aldatması, eşin ölümünden bile daha yüksek travma puanı alıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin intikam amaçlı aldatma davranışı gösterdiğini, kiminin ‘Sen beni aldattın, ben de seni aldatırım’ diyerek intikam aldatması yaptığını anlattı.</p>
<p><strong>Evlilikte sadık kalmak ilkedir</strong></p>
<p>Kültürel kalıpların da ilişkilerdeki sadakat anlayışını etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bizim kültürümüzde ‘erkek aldatabilir, kadın aldatmaz’ gibi yanlış değer yargıları var. Bu iki taraf için de yanlıştır. Evlilik bir yolculuktur. Yol arkadaşlığına sadık kalmak bir ilkedir. Bunun için fedakârlık ve arzuları erteleyebilme becerisi gerekir. Evde güven ilişkisi oluşursa aile sığınak haline gelir. Bugün ailelerin sığınak olmamasının sebeplerinden biri güvenli alanların yok olmasıdır.”</p>
<p>Aldatma eğiliminin kökeninde bağlanma stillerinin önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatan ya da aldatılan kişilerin çoğunda güvenli bağlanma yoktur. Kaygılı, kaçıngan veya dezorganize bağlanma stilleri görülür. İnsan ilişkisel bir varlıktır; beyin tek başına yaşamaya programlanmamıştır. Güvenli bağ kuramadığında, kişi ilişkilerde ya kaçar ya da aşırı bağlanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Birlikte yemek yemek bile ilişki kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ilişkilerde sağlıklı iletişimin önemine işaret ederek, “İletişimde üç biçim vardır; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim ve iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Eğer evde insanlar birbirine uzatma oynar gibi davranıyorsa, duygusal yatırımlar azalmış demektir. Eve gelince ‘otelde hoş geldin’ der gibi bir hava varsa, orada güvenli bağ kalmamıştır. Göz teması, kısa ama nitelikli sohbetler, birlikte sıcak yemek yemek bile ilişkinin kalitesini artırır. ABD’de yapılan stres ölçeklerinde bile ‘Haftada kaç gün sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusu yer alır, çünkü bu bile ilişkisel doyumu gösterir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aldatma ilişkileri toksik hale getirir</strong></p>
<p>Aldatmanın ilişkileri dönüştürerek toksik bir yapı yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatma ilişkileri toksik hale getirir. Bu kişilerle uzun yolculuğa çıkılmaz. Çünkü sadakat ihlal edilmiştir. Kırılgan ilişkiler her zaman risk grubundadır. O nedenle bağlanma stillerinin onarılması, güvenli iletişimin yeniden kurulması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde “güvenli alan” oluşturmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Evin güvenli bir alan haline gelmesi, çiftlerin birbirine güvenli bağ kurabilmesiyle mümkündür. Güvenli bağ kurulan ilişkilerde huzur, sevgi ve sadakat kalıcı olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlişkilerde sadakatin sadece romantik bağlarla sınırlı olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadakat, bütün insan ilişkilerinde geçerlidir. İş, arkadaşlık, aile ya da varoluşla olan ilişkilerde de güven ve doğruluk olmadan kalıcı bağ kurulamaz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar aldatmayı kolaylaştırdı ama izleri de silinmiyor</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, teknolojinin aldatmayı hem kolaylaştırdığını hem de saklanmasını zorlaştırdığını belirterek, “Dijital platformlar aldatma konusunda çok kolaylaştırdı. Fakat aynı zamanda da dijital platformların avantajı da oldu. Daha önce ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diyorduk, şimdi internete kadar yanıyor. Bir insanın dijital hesabını incelediğinizde çelişkilerini, yalanlarını görebiliyorsunuz. Kişinin tutarlılığı ve karakteri hakkında fikir verebiliyor bu izler. O nedenle bıraktığımız dijital izler çok önemli, kaybolmuyor. Bir gün önümüze çıkabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle eşlerin gizlilik davranışlarının güveni zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eve geldiğinde telefonunu kapatıyorsa bu güveni zedeler. Güven ilişkisi olan bir evlilikte kişi şifresini gizlemez, telefonu saklamaz. Ama ikinci, gizli bir telefon varsa zaten bu kolay anlaşılır. İnsan isterse karşısındakinin beden dilinden, davranışlarından aldatıldığını hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar aldatmayı daha çabuk hissediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek arasındaki duygusal zekâ farkına vurgu yaparak, “Aldatmayla ilgili özellikle duygusal okuryazarlık kadın beyninde daha gelişmiştir. Duygusal empati konusunda erkeklerden birkaç adım öndedirler. Onun için aldatmayı daha çabuk hissedebiliyorlar. Ama bu his, mutlaka doğrulanmalı. ‘Aldatıldım’ hissi geldi diye hemen etiketlemek doğru değil. Çünkü o zaman savunma duvarı örülür. Aldatmayı anlamak istiyorsak yargılamak yerine köprü kurmamız gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve sadakat psikolojisini, dini ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirerek, aldatmanın bir anda ortaya çıkan bir davranış değil, küçük hataların birikimiyle gelişen bir süreç olduğunu ve “Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucudur. İlk hata küçük olur ama kişi o hatayı fark edip durmazsa büyük sonuçlara yol açar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ahlaki hataları fiziksel hijyenle ilişkilendirerek, “Dışarıda dolaşırken elimiz mikroplarla temas ediyor. Eğer elimizi kirlenince hemen yıkarsak hastalık oluşmaz. Ama bekler, iltihap başlayınca temizlemeye kalkarsak geç olur. İnsan da hata yaptığında hemen fark edip vicdani temizlik yaparsa, o hata büyümez. Aldatma genellikle bir anda olmaz; küçük küçük adımlar vardır.<br /> En zor olan ilk adımdır. O yüzden kişi hatalara karşı duyarlı olmalı. Hata yaptığını fark edip ‘yanlış yaptım’ diyebilen kişi, iç kontrolü güçlü insandır.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle çift ilişkilerinde affetmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kimi insanlar hata yapar, pişman olur ama eşi o hatayı sürekli hatırlatır. İkide bir yüzüne vurur, dürter, geçmişi yeniden yaşatır. Bu yaklaşım yarayı iyileştirmez, kanatır. Kişi hatasından ders almışsa, artık o hatanın üzerinde durmak değil, o dersi kalıcı hale getirmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir… </strong></p>
<p>Günümüz ilişkilerinde sıklığın değil, niteliğin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zamanda ilişkiler zorlaştı ama ümitsiz olmamak gerekir. Nitelikli ilişkiler, az görüşülse bile güçlüdür. Böyle ilişkilerde iki kişi 1+1=2 etmez, 1+1=11 eder. Çünkü birbirini tamamlar, güçlendirir. Aynı hedefe odaklanmış, güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir. Lazer nasıl tek yönde giderse, nitelikli ilişkiler de aynı yönde ilerler. Güven alanı oluşturmuş bir ilişkide, aldatıcılar ve çeldiriciler etkili olamaz.”</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini “Aldatma sadece fiziksel değil, manevi bir ihlaldir. Vicdanı canlı tutan, küçük hatalarda kendini sorgulayan insan hem kendini hem ilişkisini korur. Bu çağda en büyük direnç, ahlaki dirençtir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Tik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rvan]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşın]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması</strong></p>
<p>Dezenformasyonun tanımına açıklık getirerek sözlerine başlayan Prof. Dr. İrvan, “Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması anlamına geliyor. Kriz dönemlerinde hızla yayılmasının nedeni, krizlerin belirsizlik dönemleri olmasından kaynaklanıyor.” dedi.</p>
<p>Belirsizlik arttıkça medyaya ve sosyal medyaya bağımlılığın da arttığını belirten Prof. Dr. İrvan, “Kişilerin kendi görüşlerine ve beklentilerine uygun bilgileri doğru kabul etme eğilimi artıyor. Buna psikolojide doğrulama önyargısı deniliyor. Yani kişi, bu bilgileri doğrulama gereksinimi duymadan kabulleniyor” ifadelerini kullandı<strong>.</strong></p>
<p><strong>Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır</strong></p>
<p>Savaş ve çatışma dönemlerinde doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığına ilişkin de Prof. Dr. İrvan, doğru bilgiye ulaşmanın bu dönemlerde son derece güçleştiğini söyledi.</p>
<p>X hesabında daha önce paylaştığı bir ifadeyi hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır; (sosyal) medya üzerinden yürütülür. Savaşan taraflar bu savaşı sosyal medyaya da taşıyorlar. Haliyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yapılan açıklamalara bakarak belirleyebilmek hiç kolay değil.” dedi.</p>
<p>Örnek olarak, ABD/İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat’ta ortaya atılan iddialara değinen Prof. Dr. İrvan, “ABD merkezli medyada İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne ilişkin haberler yer alırken, İran medyası bu haberi yalanlayan yayınlar yaptı. Gerçekler elbette er ya da geç ortaya çıkıyor ancak şunu her zaman hatırlamakta yarar var. Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Mavi tik” güven algısını istismar ediyor</strong></p>
<p>Sosyal medyada “mavi tikli” hesaplara duyulan güvenin nasıl oluştuğuna da değinen Prof. Dr. İrvan, özellikle X platformunda mavi tikin uzun süre “otorite sembolü” olarak algılandığını belirtti.</p>
<p>“Eğer bir hesap mavi tikliyse güvenilir hesap imajı yaygındı. Ancak bu özellik ücretli abonelik modeline dönüştürülünce, parayı ödeyen herkes mavi tik alabilir hale geldi” diyen Prof. Dr. İrvan, buna rağmen kullanıcı psikolojisinde güven algısının büyük ölçüde değişmediğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. İrvan, “Toplumu manipüle etmek isteyen, dezenformasyon peşinde koşan hesaplar toplumun bu güven algısını istismar ediyor” dedi.</p>
<p><strong>Yalan haberler 6 kat daha hızlı yayılıyor</strong></p>
<p>Resmî yalanlamaların viral hale gelen yanlış bilgilerin hızını kesip kesemediğine ilişkin ise Prof. Dr. İrvan, “Resmî yalanlamaların her zaman başarılı olduğunu söylemek zor” diyerek iki temel nedene işaret etti. “Birincisi, toplumların otoritelere karşı güveni sarsılmış durumda. Otoriteler, hoşa gitmeyen doğru bilgileri de yalanlayabiliyor. İkincisi ise sosyal medya mantığı. Bir haber yalanlandıysa, bu yalanlama bile haberin daha çok yayılmasına hizmet edebiliyor.” dedi.</p>
<p>Science dergisinde 2018 yılında yayımlanan bir araştırmayı hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Bu araştırma, yalan haberlerin gerçek haberlerden 6 kat daha hızlı yayıldığını göstermişti. ‘Bu haber yanlış’ şeklindeki paylaşımların bile yayılım hızına katkı sunduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Algoritma doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor</strong></p>
<p>X platformunun algoritmik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, sistemin içeriğin doğruluğunu değil, etkileşim potansiyelini öncelediğini söyledi ve “Algoritma, bir bilginin doğru olup olmadığına bakmıyor; aldığı beğeni, yorum ve yeniden paylaşım sayısını önceliyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok paylaşıldığı için tam da platformun sevdiği türden bir içeriğe dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Etkileşim temelli gelir modelinin yanlış bilgiyi teşvik ettiğini belirten Prof. Dr. İrvan, “Benim ‘kırıntı habercileri’ diye tanımladığım bazı hesaplar, yanlış olduğu anlaşılmış haberleri sırf etkileşim almak için tekrar tekrar paylaşmaktan çekinmiyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok etkileşim alıyor ve gelir getiriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyayı kapatmak paniği artırır</strong></p>
<p>Kriz dönemlerinde panik ve toplumsal huzursuzluğun önlenmesi için uygulanması gereken iletişim stratejilerine de değinen Prof. Dr. İrvan, sosyal medya platformlarının yavaşlatılmasının ya da erişime engellenmesinin yanlış bir yöntem olduğunu dile getirdi ve “Halk arasında korku ve panik yayılıyor diye ilk önlem olarak sosyal medyayı yavaşlatmak ya da erişilemez hale getirmek en kötü iletişim stratejisidir. Bu uygulamalar tam da paniği artıran bir etki yapar.” dedi.</p>
<p>Doğru yaklaşımın hızlı ve doğru bilgilendirme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, “Yurttaşları doğrulanmış haber ve bilgileri paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Doğru ve sürekli bilgilendirme yapılmazsa söylentiler ve dedikodular devreye girer, dezenformasyona kapı aralanır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkileşim vermemek de bir mücadele yöntemidir</strong></p>
<p>Son olarak sosyal medyada yalan haberlerle mücadelenin yollarına değinen Prof. Dr. İrvan, “Bu haberleri paylaşan hesaplara etkileşim vermemek de etkili bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p> “Kriz dönemlerinde güvenilir medya ve gazeteci hesaplarını takibe almalı, önümüze düşen haberlere daha kuşku içinde bakmalıyız.” diyen Prof. Dr. İrvan, özellikle belirsizlik dönemlerinde dijital okuryazarlığın hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YÖK&#8217;ten Bilişim Alanlarında Akademisyen Yetiştirmek için Yeni Model</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yokten-bilisim-alanlarinda-akademisyen-yetistirmek-icin-yeni-model-617999</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alanlarda]]></category>
		<category><![CDATA[alanlarında]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitelerin]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yetiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yükseköğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bilişim temelli alanlarda artan öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak amacıyla yeni bir model üzerinde çalışıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yokten-bilisim-alanlarinda-akademisyen-yetistirmek-icin-yeni-model-617999">YÖK&#8217;ten Bilişim Alanlarında Akademisyen Yetiştirmek için Yeni Model</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bilişim temelli alanlarda artan öğretim üyesi ihtiyacını karşılamak amacıyla yeni bir model üzerinde çalışıyor. Buna göre farklı disiplinlerden lisans mezunları merkezi bir sınavla seçilecek, bilişim alanlarında lisansüstü eğitim alacak ve ardından üniversitelerde öğretim elemanı olarak görev yapabilecek.</p>
<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar yaptığı açıklamada, yükseköğretim sisteminin değişen ihtiyaçlarına dikkat çekerek üniversitelerin başarısının artık yalnızca akademik yayınlarla ölçülmediğini belirtti. Özvar, mezunların istihdama katılımı, ekonomiye katkı ve toplumsal faydanın da üniversitelerin performansını değerlendirmede önemli göstergeler arasında yer aldığını vurguladı. Özellikle bilişim temelli alanlarda öğretim üyesi ihtiyacının arttığını ifade eden Özvar, farklı disiplinlerden mezunların lisansüstü eğitim yoluyla bu alanlara kazandırılmasını amaçlayan yeni bir model üzerinde çalışıldığını söyledi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, yükseköğretim sisteminin hızla değişen bilim ve teknoloji alanlarına uyum sağlamasının büyük önem taşıdığını belirterek, özellikle bilişim alanlarında nitelikli akademik kadrolar oluşturmanın Türkiye açısından stratejik bir konu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Durman, üniversitelerin bilgi üreten, araştırma yapan ve toplumsal gelişime katkı sağlayan kurumlar olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Dijital dönüşümün hızlandığı bir dönemde üniversitelerin yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve yazılım teknolojileri gibi alanlarda güçlü akademik kadrolara sahip olması büyük önem taşıyor. Yükseköğretim Kurulumuzun bu alandaki ihtiyaçları gözeterek insan kaynağının geliştirilmesine yönelik attığı adımların, güçlü lisansüstü eğitim programları ve sağlam akademik altyapılarla desteklenmesi halinde yükseköğretim sistemimize önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.”</p>
<p>Modern üniversitelerin en önemli özelliklerinden birinin disiplinlerarası araştırma kültürü olduğunu belirten Prof. Dr. Durman, farklı alanlardan gelen yetenekli gençlerin bilişim alanlarında akademik çalışmalara yönelmesinin bilimsel çeşitliliği ve yenilikçi araştırmaları güçlendirebileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Durman, “Bugün dünyanın önde gelen üniversitelerinde farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların veri bilimi ve yapay zeka gibi alanlarda birlikte çalıştıklarını görüyoruz. Bu yaklaşım yalnızca yeni teknolojilerin gelişmesine değil, aynı zamanda farklı düşünme biçimlerinin bir araya gelerek yeni bilimsel ufuklar açmasına da katkı sağlıyor” dedi.</p>
<p>Akademisyen yetiştirmenin uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Durman, kalite güvencesinin bu süreçte belirleyici olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Durman, “Akademisyen yetiştirmek zaman, sabır ve güçlü bir araştırma kültürü gerektirir. Lisansüstü eğitim süreçlerinin sağlam akademik altyapılarla desteklenmesi ve uluslararası bilimsel standartların gözetilmesi büyük önem taşır. Üniversiteler olarak bilimsel kaliteyi önceleyen bir anlayışla ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sunmayı görev kabul ediyoruz” diye konuştu. </p>
<p>“Yükseköğretimde atılan bu tür adımların, güçlü kalite güvencesi mekanizmaları ve araştırma odaklı lisansüstü eğitim süreçleriyle desteklenmesi halinde Türkiye’nin bilimsel üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağına inanıyorum” diyen Prof. Dr. Durman, üniversitelerin eğitim, araştırma ve toplumsal katkı alanlarında daha güçlü bir rol üstlenmesinin Türkiye’nin geleceği açısından stratejik önem taşıdığını belirtti. Durman, üniversitelerde akademik kaliteyi ve araştırma kültürünü merkeze alan bir yaklaşımın belirleyici olacağını ifade etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yokten-bilisim-alanlarinda-akademisyen-yetistirmek-icin-yeni-model-617999">YÖK&#8217;ten Bilişim Alanlarında Akademisyen Yetiştirmek için Yeni Model</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[Aynı Anda]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz. Dijital çağın bu görünmez rutini artık sıradan bir alışkanlık değil; bilim insanlarına göre dikkat ve hafıza süreçlerimizi derinden etkileyen bir dönüşümün parçası. Uzmanlar, özellikle hızlı tüketilen kısa içeriklerin ve sürekli bildirim akışının haz temelli anlık kazançları artırdığını ama uzun vadede bedel ödettiğini söylüyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) çocuklara yönelik ekran süresi sınırlamaları ve Avrupa bölgesinde artan problemli sosyal medya kullanımı verileri, meselenin küresel boyutunu ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalar ise yalnızca telefonun masada durmasının bile bilişsel performansı düşürebildiğini gösteriyor. Peki hafızamız ve algımız gerçekten zayıflıyor mu? Yoksa sadece kullanım alışkanlıklarımız mı değişiyor? “Telefon masadayken bile dikkat düşüyor” diyen Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt konuyla ilgili çarpıcı bilgiler veriyor…</strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre sosyal medyanın aşırı ve kontrolsüz kullanımı, dikkat ve hafıza üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu etkinin şiddeti; kişinin yaşı ve sosyal medyada geçirdiği süreye bağlı olarak değişebilir. Özellikle çocuklar ve ergenlerde yoğun kullanım; dikkat dağınıklığına, dikkat süresinin kısalmasına ve aynı anda birden fazla işle uğraşma alışkanlığına bağlı dikkat sorunlarına yol açabiliyor. Birden fazla platformda eş zamanlı vakit geçirmek ve sürekli gelen bildirimler, odaklanmayı zorlaştıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor” diyor. </p>
<p>Araştırmalar, sorunlu sosyal medya kullanımının günlük hayatta daha fazla dalgınlık ve unutkanlıkla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum çoğu zaman aşırı kullanım ve “bir şeyleri kaçırma korkusu” olarak bilinen “FoMO” ile bağlantılı görülüyor. Hatta akıllı telefon kapalı ve kullanılmıyor olsa bile görüş alanında bulunması, dikkat performansını zayıflatabiliyor. Bir şeyleri kaçırma korkusu ve kendi başına kalmanın verdiği rahatsızlık hissinden kaçınmak için insanların farkında olmadan sürekli olarak olası bir bildirime hazır hale geldiğini belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Beyin, potansiyel ödül sinyalini, yani bildirimi, tamamen görmezden gelemez. Telefon yanımızdayken bile zihinsel kaynaklarımızın büyük bir kısmı tetikte kalıyor. Bu da zihnimizin bir işe ya da bir şeye odaklanmasını zayıflatıyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><b>Sosyal Medya Kullanımı Arttıkça Unutkanlık Da Artıyor </b></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre problemli sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı sadece dikkati değil, belleği de etkiliyor. Hafızanın güçlü olabilmesi için dikkat filtrelerinin sağlıklı bir şekilde çalışması ve hatırlanacak duruma ilişkin ara ara tekrar yapılması gerekiyor. Sürekli içerik değişimi, kısa videolar ve bildirim akışı dikkati ve özümseyerek öğrenmeyi bozuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Hafıza bir kas gibidir; tekrar ve odaklanma ister. Sürekli bölünen dikkat, bilgiyi yüzeyde bırakır. Öğreniyoruz sanıyoruz ama aslında depolamıyoruz” diyor.</p>
<p>Bazı uluslararası çalışmalar, günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça bilişsel performansa yönelik risklerin yükseldiğini, özellikle de dikkat süresinin azaldığını ortaya koyuyor. Sürekli içerik değiştirme alışkanlığı, beynin derin odaklanma yerine yüzeysel ve hızlı tarama moduna geçmesine neden oluyor. Bu durum özellikle öğrencilerde ders çalışırken sık sık telefona bakma ihtiyacı şeklinde görülüyor.</p>
<p><b>Kısa İçerikler Beynin Sabır Eşiğini Düşürüyor </b></p>
<p>Sosyal medya beğenileri ve bildirimlerin küçük ama sık dopamin salınımlarına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, bu durumun beynin anlık ödüllere alışmasına neden olduğuna dikkat çekiyor: “Kısa ve hızlı içerik tüketimi, beynin sabır eşiğini düşürebilir. Uzun bir metni okumak ya da karmaşık bir problemi çözmek daha zor hale gelir. Bu durum özellikle gelişim çağındaki çocuk ve ergenlerde daha belirgin risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, ergenlerde problemli sosyal medya kullanımının arttığını ve bunun ruh sağlığı ile dikkat süreçleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor”…</p>
<p>Problemli ve kontrolsüz sosyal medya kullanımının birçok ruhsal bozuklukla da ilişkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “En sık karşılaşılan ruhsal sorunlar arasında depresyon, dikkat eksikliği ve anksiyete bozuklukları öne çıkıyor. Bunlara uyku problemleri, beden algısına ilişkin sorunlar, yeme davranışındaki bozulmalar ile yalnızlık ve sosyal izolasyon da eşlik ediyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>Beyin Aynı Anda İki İşi Aynı Verimle Yapamaz </b></p>
<p>Kontrolsüz akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının başta dikkat yetersizliğine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “Buna ‘dijital amnezi’ diyoruz. Bilginin her an erişilebilir olması, onu zihinde tutma motivasyonunu azaltabiliyor. Artık bilgiyi hatırlamak yerine nerede bulacağımızı hatırlıyoruz. Bu da uzun vadede bellekle ilgili mekanizmalarımızın özümseyerek öğrenmesini engelliyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Hafıza oluşumu için dikkatin şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğer dikkat dağınıksa, bilgi uzun süreli belleğe aktarılamaz. Ayrıca ‘dijital hafıza etkisi’ dediğimiz bir durum var. İnsanlar bilgiyi ezberlemek yerine ‘nasıl olsa internette var’ düşüncesiyle depolamıyor. Bu da uzun vadede hatırlama kapasitesini zayıflatabiliyor” diyor. </p>
<p>Telefonla ilgilenirken ders çalışmak, mesajlaşırken toplantı dinlemek… Ancak bilimsel veriler beynin aynı anda bilişsel olarak iki zor işi tam verimle yapamadığını gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Sınırlı bir bilgi işleme kapasitesine sahibiz. Yine de sistemimiz aynı anda birden fazla görevi yapabilecek yeterliğe sahiptir. Ancak aynı anda iki zor işi yapmaya ya da birbirini bozacak iki işi yapmaya veya daha önce deneyimlemediğimiz bir işi yaparken başka bir şey yapmaya çalıştığımızda zorlanıyoruz. Dolayısıyla çoklu görevler, görevler arasında hızlı geçişi gerektiriyor. Her geçişte ise zihinsel enerji kaybı oluyor. Bu da hem performansı hem öğrenme kalitesini düşürüyor” diyor. </p>
<p>Problemli telefon kullanımının çocuk gelişiminde dikkate alınması gereken bir husus olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Çocukların yüzde 97’si 0–4 yaş arasında mobil cihazlarla karşılaşıyor; üstelik bu temas çoğu zaman 1 yaşından önce, ekran izleme ya da dijital içerikle etkileşim şeklinde başlıyor. Bu durum çocuğun optimum motor ve duyusal gelişim fırsatını zayıflatıyor. Neticede çocuğun hayal gücü ve yaratıcılığı sekteye uğruyor” diyor.  </p>
<p><b><strong>Çözüm, Teknolojiden Kaçmak Değil, Onu Yönetmek</strong></b></p>
<p> </p>
<p>Uzmanlar teknolojiden tamamen uzaklaşmanın elbette gerçekçi olmadığını, önemli olanın bilinçli kullanım olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğlence amaçlı ekran süresini sınırlandırmak, bildirimleri kapatmak ve telefonu görüş alanı dışına koymak, yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını bırakmak, gün içinde ‘ekransız odak blokları’ oluşturmak, kitap okuma, not tutma ve ezber gibi hafızayı aktif çalıştıran aktiviteleri artırmak önemli. Teknoloji düşmanımız değil. Ancak kontrol edilmediğinde zihinsel kapasitemizi sessizce aşındırabilir. Dikkat, hafıza ve algı; korunması gereken bilişsel hazinelerimizdir. Onları korumak bizim elimizde” diyerek sözlerini tamamlıyor…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Bitter Çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[diyetetik]]></category>
		<category><![CDATA[Kakao]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Baş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kakaonun sağlığa etkileri uzun yıllardır bilim dünyasının gündeminde yer alıyor. Kalp-damar sağlığından ruh haline kadar pek çok alanda araştırılan bitter çikolata, şimdi de “biyolojik yaşlanma” ile ilişkisi üzerinden yeniden mercek altında.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002">Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kakaonun sağlığa etkileri uzun yıllardır bilim dünyasının gündeminde yer alıyor. Kalp-damar sağlığından ruh haline kadar pek çok alanda araştırılan bitter çikolata, şimdi de “biyolojik yaşlanma” ile ilişkisi üzerinden yeniden mercek altında. Aging (Albany NY) dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, kakaoda doğal olarak bulunan teobromin adlı bileşenin biyolojik yaşlanma göstergeleriyle bağlantılı olabileceğini ortaya koyuyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>İngiltere ve Almanya’da yürütülen ve toplamda 1.600’den fazla kişinin verilerinin incelendiği araştırmada, yaşlanma süreci yalnızca takvim yaşıyla değil, DNA üzerinden hesaplanan “biyolojik yaş saatleri” ile değerlendirildi. Bulgular, kandaki teobromin düzeyi daha yüksek olan bireylerde biyolojik yaşlanmanın daha yavaş seyrettiğini gösteriyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, çalışmanın dikkat çekici olduğunu ancak temkinli yorumlanması gerektiğini vurguluyor. </strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, biyolojik yaş kavramının kronolojik yaştan farklı olduğuna dikkat çekerek, “Takvim yaşı hepimiz için aynıdır; ancak biyolojik yaş, hücrelerimizin ve dokularımızın ne kadar ‘yıprandığını’ gösterir. Bu çalışmada DNA metilasyonuna dayalı yaş saatleri kullanılmış. Yani vücudun gerçek yaşlanma hızı ölçülmeye çalışılmış. Araştırmada, katılımcıların kanındaki teobromin düzeyleri ile bu epigenetik yaş, yani hücresel yaşlanma göstergeleri karşılaştırılmış. Sonuçlar, kanında daha yüksek teobromin bulunan kişilerin hücrelerinin daha yavaş yaşlandığını gösteriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bitter Çikolata Gençleştiriyor Mu? </strong></p>
<p>Bitter çikolatada doğal olarak bulunan teobromin, kakao çekirdeğine özgü bir bileşen. Çoğu zaman kafeinle karıştırılsa da etkileri farklı. Prof. Dr. Murat Baş, “Teobromin kafein değildir. Uyarıcı etkisi daha hafiftir ve metabolik etkileri farklıdır. Çalışmanın önemli yönlerinden biri, gözlenen etkinin kafeinle açıklanamıyor olması. Yani konu ‘kahve içmekle’ aynı şey değil; kakao kökenli özel bir molekülden söz ediyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Çalışma iki farklı Avrupa popülasyonunda benzer sonuçlar göstermesi açısından dikkat çekici. Ancak Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada şu uyarıyı yapıyor:<br /> “Bu çalışma nedensellik kanıtlamaz. Yani ‘teobromin gençleştirir’ demek bilimsel olarak doğru olmaz. Ancak iki bağımsız grupta benzer sonuçların bulunması, bu ilişkinin araştırılmaya değer olduğunu gösteriyor”…</p>
<p><strong>“Daha Çok Çikolata Yiyin” Mesajı Doğru Mu? </strong></p>
<p>Araştırmanın kamuoyunda yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışma ‘daha fazla çikolata tüketin’ demiyor. Bitter çikolata, enerjisi yoğun bir besindir ve fazla tüketimi kilo artışına yol açabilir. Burada asıl mesaj, bazı besin bileşenlerinin yaşlanma biyolojisi üzerinde etkili olabileceğidir. Bitter çikolatanın özellikle yüksek kakao oranına (genellikle %70 ve üzeri) sahip olan türlerinde teobromin miktarı daha yüksektir. Ancak ticari ürünlerde şeker ve yağ oranı da dikkate alınmalıdır” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, sağlıklı yaşlanmanın bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguluyor: “Sağlıklı yaşlanma tek bir besine bağlı değildir. Akdeniz tipi beslenme, yeterli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve kaliteli uyku temel belirleyicilerdir. Bitter çikolata burada sadece bir ipucu olabilir”…</p>
<p><strong>Sağlıklı Yaşlanmak İçin Dengeli Beslenmek Şart </strong></p>
<p>Dünya genelindeki çalışmalar, beslenme alışkanlıklarımızın hücrelerimizin çalışma biçimini etkileyebileceğini gösteriyor. Özellikle bitkisel kaynaklı, antioksidan içeriği yüksek besinlerin hücreleri yıpratan süreçleri yavaşlatabildiği düşünülüyor. “Yani ne yediğimiz, hücrelerimizin nasıl yaşlandığını etkileyebiliyor. Sebze, meyve ve kakao gibi bitkisel besinlerde bulunan bazı doğal maddeler, hücreleri strese karşı koruyabiliyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, beslenmenin sadece bir kalori hesabı olmadığına da dikkat çekiyor: “Yediğimiz besinlerin içeriğindeki biyoaktif bileşenler, hücresel düzeyde süreçleri etkileyebilir. Bu çalışma, yaşlanma biyolojisi ile beslenme arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık ve heyecan verici olduğunu bir kez daha gösteriyor”…</p>
<p>Bilim dünyası için yeni bir araştırma alanı açan bu bulgular, beslenmenin yalnızca kilo kontrolü değil, sağlıklı yaş alma süreci açısından da kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Ancak uzmanlar, bireysel besinlere odaklanmak yerine dengeli ve çeşitli bir beslenme modelinin benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002">Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülüyor ve yaklaşık 330 bin kişi bu kanserler nedeniyle yaşamını yitiriyor.   Türkiye’de ayrıntılı veriler sınırlı olmakla birlikte, baş ve boyun kanserlerinin en sık rastlanan tiplerinden biri olan gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini açıklayan bazı ulusal ve uluslararası veri tabanları mevcut. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul</strong>, tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş ve boyun kanserlerinde de erken tanının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin “grip ve benzeri enfeksiyonlardan” kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta,  bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha yaygın! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserleri;  bu bölgelerde yer alan farklı organ ve dokulardan gelişebilen birçok kanser türünü kapsayan genel bir tanım.  Sıklıkla daha genç yaşlarda görülen tiroit kanseri ayrı tutulduğunda, baş ve boyun kanserleri genellikle çevresel faktörlerin tetiklemesi ve özellikle sigara ile alkol kullanımının belirgin rolü nedeniyle ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ülkemizde baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanserine,  kadınlarda ise tiroit kanserine daha yaygın rastlanıyor. </p>
<p><strong>Bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüyse, dikkat! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde erken tanıya yönelik bir tarama prosedürü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Evren Erkul<strong>,</strong> bu nedenle baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Belirtilerin tümörün yerleştiği yere göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, dikkat edilmesi gereken sinyalleri şöyle özetliyor: “En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir.&#8221; Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>En önemli risk faktörü sigara! </strong></p>
<p>Tütün ürünleri ile alkol kullanımı, baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerini oluşturuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kanser tanısı alan hastaların yaklaşık 90’ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurgulayarak,  şu bilgileri paylaşıyor: “Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.” </p>
<p><strong>Human Papilloma Virüsü’ne dikkat! </strong></p>
<p>Çevresel faktörler (Hava kirliliği, mesleksel toksik maddelere kronik maruziyet), kötü ağız hijyeni, eski diş tedavilerinde kullanılan ve kanserojen içerikli materyaller, kronik yaralar ile sağlıksız beslenme alışkanlıkları da baş ve boyun kanserleri riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar  da etkili olabiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, son yıllarda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra Epstein Barr Virüsü’ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor. </p>
<p><strong>Lazer ve robot destekli cerrahi ön plana çıkıyor</strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde cerrahi tedavi önemli bir yer tutarken, bazı durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi yöntemleriyle kombine edilmiş tedaviler uygulanıyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde lazer yöntemi ve robot destekli cerrahinin son yıllarda giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek,  “Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul,<strong> </strong>gırtlak bölgesindeki tümörlerde<strong> </strong>lazer yönteminin; özellikle dil kökü ile gırtlağın üst kısmında yer alan tümörlerde ise robot destekli cerrahinin öne çıktığını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Ağız içinden giriliyor, boyunda kesi yapılmıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini söylüyor. Özellikle Human Papilloma Virüsü’ne bağlı gelişen küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinin de robot yardımlı cerrahiyle, kesi yapılmaksızın, ağız içinden çıkarılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parçası]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir” dedi. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımının tedavinin en kritik parçası olduğunu vurgulayan Bilgin Topçuoğlu, ilaçların doğru şekilde alınmasının nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağladığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 9 Şubat Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi hastalarında düzenli kontrol ve ilaç kullanımının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiyor</p>
<p>Epilepsi hastalığında düzenli doktor kontrolünün önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Epilepsi hastalarında düzenli doktor kontrolü, nöbetlerin kontrol altında tutulması, ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir. Tedavi süreci kişiye özel olduğu için düzenli takip, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Epilepsi hastalarında doktor kontrolü için tek bir standart süre yoktur çünkü bu hastalığın seyri kişiden kişiye değişir” diye konuştu. </p>
<p>Kontrol dönemleri her hasta için farklılık gösterebilir</p>
<p>Doktor kontrolünün hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine göre farklılık gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, bu dönemleri şöyle sıraladı: </p>
<p>Tanı ve tedavi başlangıcı: İlaç başlandıktan sonra genellikle ilk birkaç ay içinde sık kontroller yapılır. Bu dönemde ilacın etkinliği ve yan etkileri yakından izlenir.</p>
<p>Tedavi oturduktan sonra: Nöbetler kontrol altına alındığında kontroller 3–6 ayda bir yapılabilir.</p>
<p>İlaç değişikliği veya yeni şikâyetler olduğunda: Daha sık kontroller gerekebilir.</p>
<p>Çocuk ve genç hastalarda: Gelişim ve öğrenme süreci izlendiği için kontroller daha düzenli ve sık yapılır.</p>
<p>İlaç tedavisiyle nöbetlerin sıklığı ve şiddeti azalır</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en temel yöntemin antiepileptik ilaçlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ilaçlar nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da çoğu hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltır. Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımı, tedavinin en kritik parçasıdır. İlaçların doğru şekilde alınması nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağlar ve yaşam kalitesini yükseltir” diye konuştu.</p>
<p>İlaç kullanımında 6 önemli nokta!</p>
<p>İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalara değinen Bilgin Topçuoğlu, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Düzenli ve zamanında kullanım: İlaçlar doktorun belirttiği saatlerde alınmalıdır. Doz atlamak veya ilacı geç almak, nöbet riskini artırır.</p>
<p>2. İlacı kendi kendine bırakmamak: Antiepileptik ilaçlar ani şekilde kesilmemelidir. Doktor kontrolü olmadan ilaç bırakmak, nöbetlerin şiddetlenmesine ve “status epileptikus” gibi hayati risklere yol açabilir.</p>
<p>3. Yan etkileri takip etmek: Baş dönmesi, yorgunluk, kilo değişiklikleri gibi yan etkiler görülebilir. Şiddetli yan etkilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>4. Düzenli doktor kontrolü: İlaçların kan düzeyleri ve organ fonksiyonları (karaciğer, böbrek) düzenli testlerle izlenmelidir. Doktor, gerektiğinde doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapar.</p>
<p>5. İlaç etkileşimlerine dikkat: Bazı ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol hapları vb.) antiepileptik ilaçlarla etkileşebilir. Yeni bir ilaç başlanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.</p>
<p>6. Yaşam tarzı ile desteklemek: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi ilaçların etkinliğini artırır. Alkol ve uyarıcı maddelerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>İlaçların aksatılması ya da bırakılması önemli riskler oluşturabilir</p>
<p>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, doktor önerisi olmadan ilacın bırakılması ya da ilaç dozlarının düzensiz kullanımının olumsuz pek çok etkiye yol açabileceği uyarısında da bulunarak “Antiepileptik ilaçlar, beynin elektriksel aktivitesini dengelemeye çalışır; bu denge bozulduğunda nöbetler yeniden ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Olası etkiler arasında nöbetlerin tekrarı ve şiddetlenmesi, tedaviye direnç gelişmesi, yan etkilerin artması ve günlük yaşamı etkileyecek önemli riskler oluşabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p>Oruç tutmak isteyen, mutlaka doktoruna danışmalı</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık ve susuzluk, kan şekeri düşüklüğü ve ilaçların kandaki seviyesinin değişmesi, nöbet riskini artırır ve uyku düzensizliği, nöbetleri tetikleyebileceği için oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka nöroloji uzmanına danışmaları gerekir. Epilepsi hastaları için oruç tutmak kişisel sağlık durumuna bağlıdır. Uzun süredir nöbet geçirmeyen ve doktor onayı alan bazı hastalar oruç tutabilir ancak ilaçların düzenli kullanımı, uyku ve beslenme düzeni mutlaka korunmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 13:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adı]]></category>
		<category><![CDATA[aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[muammer]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sonsuza]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610444</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı, Hukuk akademisyeni, Yazar ve gerçek bir aydın Prof. Dr. Muammer Aksoy,  31 Ocak 1990’da Ankara’da, evinin önünde düzenlenen alçak bir suikast sonucu aramızdan koparılmıştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444">Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı, Hukuk akademisyeni, Yazar ve gerçek bir aydın Prof. Dr. Muammer Aksoy,  31 Ocak 1990’da Ankara’da, evinin önünde düzenlenen alçak bir suikast sonucu aramızdan koparılmıştı.</b></p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Ayvalık Şubesi içerisindeki salona Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanını Prof. Dr. Muammer Aksoy’un adı verildi. Düzenlenen törene katılan Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Atatürk ilke ve devrimlerine ömrünü adamış, aydınlanma mücadelesinin simge isimlerinden Prof. Dr. Muammer Aksoy’un adının Ayvalık’ta yaşatacak çok anlamlı bir ana tanıklık ettiklerini söyledi.</p>
<p>Başkan Mesut Ergin, “ADD şube binası içerisindeki salona Muammer Aksoy adının verilmesinin, geçmişe duyulan saygının ve geleceğe olan borcumuzun bir ifadesidir. Ayvalık, her zaman aydınlanmanın, özgür düşüncenin ve Cumhuriyet değerlerinin yanında olmuştur; olmaya da devam edecektir” dedi</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-muammer-aksoyun-adi-sonsuza-kadar-yasayacak-610444">Prof. Dr Muammer Aksoy&#8217;un Adı Sonsuza Kadar Yaşayacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:19:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durman]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektörü]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeditepe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, TÖZOK Eğitim Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin eğitim alanında önemli bir birikime ve güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, bu birikimin okul öncesinden üniversiteye kadar daha bütüncül bir yapıyla güçlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268">Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, TÖZOK Eğitim Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin eğitim alanında önemli bir birikime ve güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, bu birikimin okul öncesinden üniversiteye kadar daha bütüncül bir yapıyla güçlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Durman, Avrupa’da üniversitelerde uzun yıllardır uygulanan ortak eğitim sistemlerinin, Türkiye’de de başarıyla hayata geçirildiğini vurgulayarak, “Üniversitelerimizde uygulanan bu modeller, ülkemizin eğitimde uluslararası standartlara uyum kapasitesini açıkça gösteriyor. Gelecek, eğitim sistemlerini, ‘yaşam boyu eğitim/öğretim’ bakış açısıyla ve ilgili tüm bileşenleri ile tasarlayan ve uygulayan ülkelerin olacaktır” dedi.</p>
<p><strong>“Türkiye, Avrupa ile uyumlu sistemleri başarıyla uyguluyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Durman, 1999 yılında başlayan ve bugün 49 ülkeyi kapsayan Bologna Süreci’nin, Avrupa’da üniversiteler arasında ortak bir anlayış oluşturduğunu hatırlattı. Türkiye’nin bu sürece erken dönemde dahil olduğunu belirten Durman, “Ülkemiz, üniversitelerde kredi sistemi, diploma şeffaflığı ve kalite güvencesi gibi alanlarda Avrupa ile uyumlu uygulamaları uzun süredir hayata geçiriyor” diye konuştu.</p>
<p>Bu deneyimin önemli bir kazanım olduğuna dikkat çeken Durman, aynı anlayışın okul öncesinden lise sonuna kadar olan eğitim kademeleri için de ilham verici olabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Öğrenci emeğini merkeze alan yaklaşım</strong></p>
<p>Durman, üniversitelerde derslerin artık sadece haftalık ders saatine göre değil, öğrencinin derse ayırdığı toplam emek üzerinden değerlendirildiğini anlattı. Bu yaklaşımın öğrenciler üzerindeki yükün daha dengeli dağıtılmasına katkı sağladığını belirtti.</p>
<p>“Bu mantık, doğru şekilde tasarlanırsa okullarda da öğrencilerin öğrenme sürecini daha sağlıklı planlamaya katkı sunabilir” diyen Durman, Türkiye’nin bu tür yenilikçi yaklaşımları uygulayabilecek insan kaynağına ve deneyime sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Diplomalar daha şeffaf hale geliyor</strong></p>
<p>Üniversitelerde verilen diplomalara eklenen ve eğitimin içeriğini ayrıntılı biçimde anlatan standart belgelerin, mezunların yurt içinde ve yurt dışında daha kolay anlaşılmasını sağladığını ifade eden Durman, bu uygulamanın Türkiye’de uzun süredir başarıyla sürdürüldüğünü söyledi.</p>
<p>Bu tür şeffaflık uygulamalarının eğitim sisteminin tüm kademelerinde yaygınlaşmasının, Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü daha da artırabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kalite güvencesinde güçlü deneyim</strong></p>
<p>Prof. Dr. Durman, Türkiye’de üniversitelerde uygulanan kalite güvencesi sistemlerinin, eğitimin sürekli gelişimine önemli katkılar sunduğunu belirterek, bu alanda edinilen deneyimin büyük bir kazanım olduğunu söyledi.</p>
<p>“Bu tecrübe, eğitim sistemimizin diğer kademeleri için de yol gösterici olabilir” diyen Durman, kalite anlayışının paylaşılmasının eğitimde genel başarıyı yükselteceğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Eğitimde sahip olduğumuz gücü ileriye taşımalıyız”</strong></p>
<p>Türkiye’de okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademelerini kapsayan bir yeterlilik yapısının zaten mevcut olduğunu hatırlatan Durman, bundan sonraki hedefin bu yapıyı daha güçlü bağlarla desteklemek olduğunu söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Durman, şunları söyledi:</p>
<p>“Türkiye, eğitimde uluslararası standartlarla uyumlu çok önemli adımlar atmış bir ülke. Gelecek dönemde bu güçlü altyapıyı daha bütüncül bir bakışla ileriye taşımak, ülkemizin en büyük kazanımlarından biri olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeditepe-universitesi-rektoru-prof-dr-mehmet-durman-turkiye-egitimde-butuncul-modele-gecebilecek-guclu-altyapiya-sahip-610268">Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Türkiye, eğitimde bütüncül modele geçebilecek güçlü altyapıya sahip&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişilikler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve ilişkiler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişiliklerin bireysel ilişkilerde ve toplumsal hayatta yarattığı risklere dikkat çekerek, “Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür. İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Zorba ve kurban ilişkisi ortaya çıkar</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerde genellikle manipülasyonun ön planda olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>B tipi kişilikler empati yoksunudur</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarını da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karanlık üçlü kanser hücresi gibi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşimine “karanlık üçlü” denildiğini belirterek, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Vücudumuzda bağışıklık sistemi kanser hücresine sınır koyar, durdurur. İnsan ilişkilerinde de aynı yöntem geçerlidir: Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Niyet analizi yapılmalı</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerle baş etmede en kritik noktanın “niyet analizi” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hayır diyemeyenler hasta oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle aile içindeki toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini ifade ederek, “Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.” dedi.</p>
<p><strong>Kendine zarar verme özgürlüğü yok</strong></p>
<p>Fedakârlığın kültürel olarak yüceltildiğini ancak kişinin kendi ruh sağlığını hiçe saymasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bizim kültürümüzde ‘evi dişi kuş yapar’ anlayışı vardır. Ama kişi kendi haklarını yok sayarsa, ‘aman olay çıkmasın’ diye sürekli taviz verirse sonunda hasta olur. İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişilikler farklı yöntemlerle insanları köleleştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerin farklı yöntemlerle insanları köleleştirdiğini belirterek, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak” dedi.</p>
<p><strong>Antisosyaller şiddet uygular, narsistler överek köleleştirir</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin davranışlarını örneklendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”</p>
<p><strong>İçine atmak en büyük hata</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde en çok yapılan hatanın sessizlik olduğunu belirterek, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ego savaşları orman kanununa döner</strong></p>
<p>İlişkilerdeki ego savaşlarına da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şu an ‘o bağırınca sen de bağır, o bir şey fırlatıyorsa sen de fırlat’ gibi öneriler var. Bu yöntem ego savaşlarını körükler. Ego savaşlarının olduğu yerde orman kanunları geçerli olur. Güçlü zayıfı ezer. Ekonomik veya fiziksel gücü fazla olan kazanır. Oysa burada hisseden beyin değil, düşünen beyin kullanılmalı. Karşı taraf bağırmaya başladığında ‘yavaş konuşur musun, seni anlamak istiyorum’ demek çok etkilidir. Çünkü bağırarak yavaş konuşmak mümkün değildir. Böylece düşünen beyin devreye girer ve öfke kırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Fırtınalara dayanabilen ilişkiler uzun ömürlüdür</strong></p>
<p>Evliliklerde üç dönem olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Birinci dönem romantizm, ikinci dönem ego savaşları, üçüncü dönem bağlılıktır. Asıl kırılma ikinci dönemde olur. Bu dönemde sorun çözme becerilerini kullanan çiftler bağlılık dönemine geçer. İşte o zaman ömür boyu süren bir aşk doğar.</p>
<p><strong>Narsistler sert duvara çarptığında değişir</strong></p>
<p>B tipi kişiliklerin eleştiriye kapalı olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik, antisosyal, histrionik kişilikler eleştiriyi tehdit olarak görür. Ama hayatın sert duvarına çarpınca değişmeye başlarlar. Narsistik yaralanma yaşadıklarında yalnız kaldıklarını fark ederler. Etraflarındaki ilişkilerin sahte olduğunu anlarlar. Çünkü insanlar onları değil, menfaatlerini seviyordur. Bu kişilerin değer verdiği şey para, makam ya da ailesi olabilir. Onun zarar gördüğünü fark ettiklerinde hızla dönüşürler. Eşi ‘artık ayrılacağım’ dediğinde, narsist bir eş birdenbire özeleştiriye başlar” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde bazen iki toksik birleşir…</strong></p>
<p>Tarhan, toksik ilişkilerin yalnızca tek taraflı olmayabileceğini de anlatarak, “Narsistik biriyle toksik özellikteki bir başka kişi birleşebiliyor. Bazen borderline kişiliklerde de toksik ilişkiler olur. ‘Senden nefret ediyorum, Allah belanı versin’ deyip ardından ‘sakın beni bırakma’ diyen bölünmüş duygular buna örnektir.” diye konuştu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin çoğunda çocukluk travmalarına rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Çözülmemiş travmalar Etna Yanardağı gibidir, uyur ama bir gün patlar. Psikoterapide farklı başa çıkma yöntemleri vardır. Problem odaklı, duygu odaklı, bedensel ve spiritüel başa çıkma yolları vardır. Kişinin kişilik profiline göre hangisi uygunsa onu kullanıyoruz. Şimdi pozitif psikoterapi ön plana çıktı. Yani kişiyi geçmiş travmalara boğmadan savunma mekanizmalarını güçlendirip ego gücünü artırıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Evin küçük hükümdarı gibi büyütülüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilik özellikleri taşıyan bireylerin hem aile içi hem de sosyal hayatta ciddi yıkımlara yol açabileceğini belirterek, “Bu kişiler empati yoksunu, haz ve çıkar odaklıdır. Beyinlerinde ‘ver’ butonu yoktur, sadece ‘al’ butonuyla hareket ederler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Toksik kişiliklerin genellikle çocuklukta yanlış yetiştirme tarzıyla şekillendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Böyle kişilere bakarsanız çocukluklarında hep altın tepside her şey sunulmuştur. Evin küçük hükümdarı gibi büyütülmüşlerdir. Prens ve prenses gibi büyütülmüş, hep almaya yönelik yetiştirilmişlerdir. Bu yüzden karşı tarafın acısını, hakkını göremezler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Toksik kişilerin eleştiriye tahammülsüz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler kendilerine ‘hayır’ diyeni düşman gibi görürler. Haksızlık yaptıklarının farkında değildirler. Onlara karşı eleştirel duruş sergilemek cesaret ister. Bu kişiler güçlü olanın yanında köleleşir, zayıfları ezerler. Çıkar odaklıdırlar. Yalan söylemekte zorlanmaz, manipülasyona başvururlar. Dost ve düşman diye ayırırlar. İtaat etmeyenleri tehdit olarak görürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Öz güvenleri düşük, sıradan olmaktan korkuyorlar</strong></p>
<p>Dışarıdan güçlü gibi görünen bu kişilerin aslında öz güven sorunu yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişilerin arka planında sıradan olma korkusu vardır. Kendilerini yetersiz ve değersiz hissederler. Bu yüzden güçlü rol oynamaya çalışırlar. Çoğu zaman narsistik yaralanma yaşadıklarında intihara eğilimli olabilirler, bazen de eşini öldürüp kendini öldürebilirler.” dedi.</p>
<p><strong>İlişkilerde başarısız oluyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, toksik kişiliklerle yaşayanların da ağır bedeller ödediğini ifade ederek,<strong> </strong>şöyle devam etti:</p>
<p>“Böyle durumlarda ilaç tedavisi tek başına yeterli olmaz. Çift terapisi, stres ve ilişki yönetimi eğitimleri gerekir. Eğer taraflarda iyi niyet varsa, altın orta nokta kuralıyla adım adım ilerleyerek sağlıklı bir ilişki kurulabilir. Hataların fark edilmesi ve yöntem değişikliği önemlidir. Aksi halde bu kişiler sürekli aynı çatışmaları tekrarlar. Bu kişiler mantıksal zekâda çok başarılı olabilirler, ancak duygusal ve sosyal zekâları düşük olduğu için ilişkilerinde başarısız olurlar. Duygusal okuryazarlık geliştirilmezse en yakınlarına bile zarar verebilirler. Çözüm; farkındalık, öz eleştiri ve doğru yöntemleri öğrenmektir.”</p>
<p><strong>Dışarıya melek gibi görünüyorlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, toksik kişilikler ve narsizm üzerine yaptığı değerlendirmelerde, bu kişilerin farklı alt türleri bulunduğuna işaret ederek, “Dışarıya melek gibi görünen, evde zorba olan pasif-agresif narsistler vardır. Bazıları mükemmeliyetçi narsisttir; kendisini mükemmel görür ve herkesi aşırı kontrol ederek domine etmeye çalışır. Bir de alçak gönüllü rolü oynayan narsistler vardır. Çıkarlarına dokunana kadar melek gibidirler, fakat bir gün çıkarlarına ters düşerseniz aniden canavara dönüşürler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişiyi tanımak için stres anlarına bakmak lazım</strong></p>
<p>Narsistik özelliklerin en çok zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağlanma bozukluğu olanlar kurban olur</strong></p>
<p>Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar gören grubun “bağlanma sorunları” olan kişiler olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.  Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Genetik kader değildir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının çocukluk travmaları ve genetik yatkınlıklarla ilişkisine de değinerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-toksik-kisilikler-empati-yapmaz-sadece-hep-bana-der-610023">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Toksik kişilikler empati yapmaz, sadece &#8216;hep bana&#8217; der!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk ve İtalyan sanatçıdan Maltepeli müzikseverlere keman konseri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-ve-italyan-sanatcidan-maltepeli-muzikseverlere-keman-konseri-609086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 12:52:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[keman]]></category>
		<category><![CDATA[konseri]]></category>
		<category><![CDATA[maltepeli]]></category>
		<category><![CDATA[müzikseverlere]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçıdan]]></category>
		<category><![CDATA[talyan]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Sevil Ulucan Weinstein ve Prof. Markus Placci oda müziği repertuvarının seçkin eserlerini Maltepeli dinleyicilerle buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-ve-italyan-sanatcidan-maltepeli-muzikseverlere-keman-konseri-609086">Türk ve İtalyan sanatçıdan Maltepeli müzikseverlere keman konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Prof. Sevil Ulucan Weinstein ve Prof. Markus Placci oda müziği repertuvarının seçkin eserlerini Maltepeli dinleyicilerle buluşturdu.</b></p>
<p>Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın keman resitaline ve ensemble konserine ev sahipliği yaptı. Maltepe Belediyesi’nin ocak sayındaki sanat etkinlikleri kapsamında gerçekleşen konserde Boston Konservatuvarı öğretim üyesi, İtalyan asıllı kemancı Prof. Markus Placci ile Türkiye’nin önde gelen müzisyenlerinden, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yaylı Çalgılar Anasanat Dalı öğretim üyesi Prof. Sevil Ulucan Weinstein sahne aldı. Placci ve Sevil Ulucan Weinstein, oda müziği repertuvarının seçkin ve zamansız eserlerinden örnekleri dinleyicilerle buluşturdu. Müzisyenler iki farklı müzik ekolünün ortak yorumuna yer verdikleri konserle müzikseverlere Maltepe’de unutulmaz bir akşam yaşattı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-ve-italyan-sanatcidan-maltepeli-muzikseverlere-keman-konseri-609086">Türk ve İtalyan sanatçıdan Maltepeli müzikseverlere keman konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[görünmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için “Yılın Kelimesi” olarak belirlediği “dijital vicdan”, dijitalleşmenin insanın ahlaki muhakemesi üzerindeki etkilerini yeniden gündeme taşıdı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital vicdanın psikolojik ve nörobilimsel boyutlarına dikkat çekerek önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, vicdanın soyut bir kavram olmadığını vurgulayarak, “Vicdanın beyinde karşılığı var. Ahlaki akıl yürütme süreçleri bununla ilişkilidir. Dijitalleşme bu süreçleri etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Algoritmik vicdan…</strong></p>
<p>“Dijital vicdan” kavramının, aynı zamanda “algoritmik vicdan” olarak da okunabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar, neye üzüleceğimizi, neyi seveceğimizi, nerede adil olup olmayacağımızı belirleme eğilimindedir. Bu da fark edilmeden dijital vicdan tuzakları oluşturur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hız, derin düşüncenin önüne geçtiğinde vicdan hata yapar!</strong></p>
<p>Vicdanın sağlıklı çalışabilmesi için derin düşünce ile hızlı düşünce arasında denge kurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan derin düşünce ister tefekkür ister zamana ihtiyaç duyar. Hız, derinliğin önüne geçtiğinde hata başlar; derinlik tamamen devre dışı kaldığında ise vicdan kullanılmaz” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital vicdanın ustalıkla yönetilmesi gereken zihinsel bir beceri olduğunu da ifade ederek, “Dijital vicdan aynı bir araba kullanır gibi ustaca yönetilmesi gelen ruhumuzun, zihnimizin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Vicdan doğuştan bir potansiyeldir, yönünü eğitim belirler</strong></p>
<p>Vicdanın çekirdek halinde doğuştan geldiğini ancak yönünün çevreyle şekillendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Vicdan genetik bir taslak olarak vardır. İyicil ya da kötücül yönde gelişmesi eğitim ve sosyal öğrenmelerle olur. Diğer canlılarda vicdan kavramı yoktur” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önem ve öncelik ağı olarak adlandırılan yapısının vicdanla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, “İnsan hayal dünyasında neye sevgi, zaman ve enerji yatırımı yapıyorsa vicdanın öncelik sıralaması da buna göre şekillenir. Bu ağın temelleri ailede atılır, 15 yaşından sonra kişi vicdanının yönetiminden kendisi sorumludur. 15 yaşından sonra iyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin, faydalı, faydasız, adil, adil değil, merhametli, merhametli değilim tarzındaki kararları verirken kişi burada kendi özgür iradesiyle yaptığı hareketlerden sorumludur. Artık vicdanın yönetimi o kişidedir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz kalmak dijital bir suç haline gelebilir</strong></p>
<p>Dijital ortamda sessiz kalmanın da bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “aktif tembellik” kavramına dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Kişi araştırması gereken bir konuda, derin düşünmeden hızlıca onaylıyor ya da reddediyorsa bu aktif tembelliktir. Dijitalleşmenin hız tuzağı vicdani hatalara yol açıyor. Dijitalleşme çağında insan bu konu beni üzer mi, üzmez mi demiyor. Yanlış bir karar veriyor, sonra üzülüyor. Dijital tuzaklara kolaylıkla düşüyor. Sonradan pişman olacağı şeyleri çokça yapıyor. Görünürlük paradoksuna düşüyor. Görünür olmak güzeldir diyor. Aslında bu bir paradoks.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumun kişileri görünürlük arzusuna sürüklediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Algoritmalar bize görünür olmayı güzel gösteriyor ama bu, vicdanı zayıflatabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı etik bir zorunluluktur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ ve dijital platformlarda açıklanabilir yapay zekâ (XAI) uygulamalarının etik bir gereklilik haline geldiğini vurgulayarak, “Şeffaf algoritmalar olmazsa insanlar yankı odalarına hapsedilir. Kişi sadece kendisine sunulan görüşlerle meşgul olur” dedi.</p>
<p><strong>Ekran arkasında da sorumluyuz</strong></p>
<p>Ekranın kullanıcıya psikolojik bir “görünmezlik pelerini” sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bunun vicdanı devre dışı bırakabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile kişiye hata yaptırıyor. İnsan kendini görünmez sanınca karşısındakini bir insan değil, bir nesne gibi görmeye başlıyor. Bu özellikle 15–22 yaş arası bireyleri daha kolay etkiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Dijital araçlarda liderliğin kullanıcıda olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın lideri siz olursanız onu yönetirsiniz. Nesnesi olursanız vicdanınızı ona teslim edersiniz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijital linç küresel vicdanı zedeliyor</strong></p>
<p>Dijital vicdanın en tehlikeli alanlarından birinin dijital linç olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan,<br /> “Klavye şövalyeleri, organize troll gruplarıyla insanların itibarını sistemli şekilde yok edebiliyor” dedi.</p>
<p>Dijital dünyada her davranışın iz bıraktığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığınız bir paylaşım 5–10 yıl sonra karşınıza çıkabilir. Unutulma hakkı tartışılsa da dijital izler kolay silinmez” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Akıl ve kalp birlikte çalışırsa vicdan olur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyada sağlıklı bir vicdan için temel ilkeyi “Dur, düşün, sonra dijital dünyayı kullan. Akıl ve kalp birlikte çalıştığında vicdan ortaya çıkar. Sadece duygu da sadece akıl da yeterli değildir.” diye açıklayarak, sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dijital-dunya-gorunmezlik-pelerini-ile-hata-yaptiriyor-608036">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dijital dünya, görünmezlik pelerini ile hata yaptırıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[nurullah]]></category>
		<category><![CDATA[okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na, Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak ve Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul nezaket ziyaretinde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593">Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na, Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Atak ve Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul nezaket ziyaretinde bulundu.</p>
<p>İl genelinde hayata geçirilen ve planlanan sağlık yatırımlarının görüşüldüğü ziyarette Okumuş, Atak ve Şenkul, Çerçioğlu&#8217;nu Aydın&#8217;da gerçekleştirdiği başarılı çalışmalarından dolayı tebrik etti ve başarılarının devamını diledi. Çerçioğlu ise Okumuş, Atak ve Şenkul’a nazik ziyaretleri için teşekkür etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cerciogluna-prof-dr-nurullah-okumustan-nezaket-ziyareti-607593">Başkan Çerçioğlu&#8217;na Prof. Dr. Nurullah Okumuş&#8217;tan Nezaket Ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[kongrede]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[zemine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi. Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde halk arasında beyin pili olarak bilinen DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunulduğunu söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yeni Rotalar, Yeni Ufuklar” temasıyla düzenlenen kongrede, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamaları; Parkinson hastalığı başta olmak üzere hareket bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar ekseninde, multidisipliner bir yaklaşımla ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongrede; yurt içinden alanında uzman hekimler ve sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Uluslararası Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdelhamid Benazzouz, Derin Beyin Stimülasyonu Dergisi Editörü ve Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, Dernek Yönetim Kurulu Üyesi ve Avrupa Nöroloji Akademisi Başkanı Prof .Dr. Elena Moro ve Prof. Dr. Adriana Lopez yer aldı. Bu katılımla, DBS alanında ulusal ve uluslararası düzeyde güçlü bir bilimsel paylaşım ortamı oluşturuldu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Derin beyin stimülasyonunun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren kongrede; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri ve ilgili branşlardan uzmanlar, vaka sunumları, klinik deneyimler ve güncel bilimsel araştırmalar üzerinden görüş alışverişinde bulundu. Akademik oturumlarda, yalnızca güncel verilerin aktarılması değil, aynı zamanda ortak bir bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesi hedeflendi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “DBS alanında ortak bilimsel zemin oluşmasına katkı sunuldu”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongreye ilişkin değerlendirmede bulunan Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, şu ifadeleri kullandı:<br />“Derin beyin stimülasyonu alanında çalışan farklı disiplinlerden meslektaşlarımızı bir araya getiren bu kongrede, bilimsel gelişmeler ve teknolojik yenilikler ışığında verimli tartışmalar gerçekleştirdik. Özellikle psikiyatrik hastalıklarda DBS uygulamalarına ve non-invazif nöromodülasyon yöntemlerine yer vererek, alana dair yeni perspektifler sunmayı amaçladık.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ayrıca Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi olarak büyük bir ekiple kongrede yer aldıklarını ve paylaşdıkları vaka deneyimleriyle bilimsel programa aktif katkı sunduklarını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde, DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunan nitelikli bir kongre geride bırakıldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, başta düzenleme komitesi başkanı Prof. Dr. Tanju Uçar olmak üzere kongrenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen tüm bilim insanlarına, paydaşlara ve katılımcılara teşekkür ederek, Derin Beyin Stimülasyonu Derneği’nin nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla mücadelede yenilikçi çözümler geliştirmek ve hasta yaşam kalitesini artırmaya yönelik bilimsel çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademiden]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fikri]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[lab]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pazara]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[ticari]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606591</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Boston Üniversitesi’nde biyoteknoloji alanında çalışmalar yürüten, İstanbul Atlas Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi, bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmenin sabır isteyen ve uzun yıllara yayılan bir süreç olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591">Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>ABD Boston Üniversitesi’nde biyoteknoloji alanında çalışmalar yürüten, İstanbul Atlas Üniversitesi Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi, bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmenin sabır isteyen ve uzun yıllara yayılan bir süreç olduğunu söyledi. Ürüne dönüştürülmek istenen fikrin öncelikle toplumda bir ihtiyacı karşılaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Selim Ünlü, “Bu ürün, Minimum Viable Product (MVP) yani minimum uygulanabilir ürün olmalı. Bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanmıştır. Tüketicinin ihtiyacının belirlenip o ürün ya da teknolojiyi geliştirmek lazım. Çünkü orası senin pazarın oluyor, yoksa o ürünü kimse almaz çünkü ona ihtiyaç yoktur” dedi. Laboratuvarda çalışılan projeyi ticari ürüne dönüştürmede en önemli bir başka noktanın ise patent olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Ünlü, fikri mülkiyete sahip çıkılması gerektiğini söyledi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akademik bilginin ticarileşmesini stratejik önceliğinde konumlandıran İstanbul Atlas Üniversitesi bünyesindeki IRIS Lab’ın kurulmasına da öncülük eden Prof. Dr. Selim Ünlü, Atlas Vadi Kampüsü ziyaret etti. Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ve Rektör Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ile görüşen Prof. Dr. Selim Ünlü, akademisyen ve öğrencilerle de bir araya geldi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu tarafından Creative Lab’da düzenlenen seminerde bilim insanı Prof. Dr. Selim Ünlü, “From Academic Lab to the Real World with Global Connections” başlıklı konuşmasında öğrencilere akademik ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra girişimcilik ve kariyer yolculuğu alanındaki deneyimlerini aktardı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi’nde özellikle ilaç moleküllerinin etkileşimleri üzerine çalışmalar yürüten IRIS Lab’ın kurulmasına öncülük eden Prof. Dr. Selim Ünlü, akademik laboratuvardan gerçek dünyaya geçerken yapılması gerekenleri anlattığı konuşmasında sabun köpüğü gibi basit fikirden çok üst seviyeli performansı olan bir biyosensör geliştirme serüvenini anlattı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir fendir, ilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir” ve “Biz ilhamlarımızı doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” sözlerini hatırlatan Prof. Dr. Selim Ünlü, “Bu sözler çok anlamlı ve önemli. Etrafımızda ilham alınacak birçok öge var ve gözlem önemli. Etrafınıza alıcı gözle bakmak, gördüğüm bu fenomeni nasıl kullanırım, bu ne işe yarar diye bakabilmek inovasyonun ilk noktasıdır. Her şeye alıcı gözle bakabilirsiniz ve bilimsel gelişme, hep gözlemden kaynaklanmıştır. İnsanlar bir şeyi gözlemliyor, bunu modellemeye çalışıyorlar ve sonra da işe yarar bir hale getirmeye çalışıyorlar. İnovasyon bir uzun yolculuk ve sabır gerektiriyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tüketicinin ihtiyacının belirlenmesi gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bir fikrin ürüne dönüşmesi sürecinin yıllara yayılan bir süreç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Ünlü, “Fikirler ortaya çıkıyor, bir olgunluğa eriştirtiyorsunuz. Bu süreç birbirini besleyen uzun ve karmaşık bir süreç. Öncelikle pazar araştırmasının yapılması gerekiyor. Öncelikle bu ürün işe yarar mı, bunu anlamaya çalışıyorsun. Bu ürün, Minimum Viable Product yani minimum uygulanabilir ürün olmalı.Tüketicinin ihtiyacının belirlenip o ürün ya da teknolojiyi geliştirmek lazım. Çünkü orası senin pazarın oluyor, yoksa o ürünü kimse almaz çünkü ona ihtiyaç yoktur” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Selim Ünlü, “Size yol gösterecek örnek olarak göreceğimiz insanlar beğendiğiniz insanlar olacak. Hayatımızda hep kelebek etkisini görebiliyoruz. Bir küçük nokta saman alevi gibi büyüyebiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sabun köpüğünden uluslararası ticari ürüne…</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İlaç moleküllerinin etkileşimlerini ölçmeyi amaçlayan biyoteknolojik ürünleri nasıl geliştirdiklerine ilişkin çalışmalardan da bahseden Prof. Dr. Selim Ünlü, “İnterformetik ölçümler yani ışık girişimi ile ölçüm yapmak dünyada bilinen en hassas ölçümdür. Biz sabun köpüğünü, bir silisyum alt taşı üzerine gerçekleştiriyoruz. Silisyumu içinde oksijen olan bir ortamda ısıtırsanız üzerinde cam oluşuyor. Silisyum en iyi yarı iletken değil ama bugün bütün kullandığımız tümleşik devreler (integrated circuits) yani bilgisayarların hepsi silisyumdan yapılıyor. Bunun da sebebi silisyumu ısıttığınız zaman bir yalıtkana dönüşmesi. Bu dünyada kullanabileceğiniz en temiz malzeme. Onun üzerine işleyip birtakım biyobelirteçleri yakalayacak molekülleri koyarsanız bundan çoklu bir biyosensör oluşturma imkânınız oluşuyor. Bunu moleküllerin birbiriyle etkileşimini ölçmek için kullanabilirsiniz. Bu sistem kısaca, sensörden gelen ışık/renk bilgisini alıp, moleküllerin birbirleriyle nasıl etkileştiğini hesaplayan, görselleştiren ve cihazı ticari ürüne dönüştüren sistemdir<b>. </b>Yaptığımız işlerden bir tanesi bu. Bu önemli bir teknoloji çünkü tanı kiti ve ilaç geliştireceksiniz moleküller birbirleriyle nasıl etkileşiyor, bunu bilmek istiyorsunuz. Bunu biz bir cihaz haline getirdik. Ticari olarak yapabiliyoruz, sonrasında hedeflerimizi büyüttük. Sabun köpüğü kadar basit bir fikirden uluslararası satabileceğiniz bir ürüne dönüşebildi. IRIS  Biyoteknoloji Şirketi’ni kurduk. OSTİM’de bir torna tezgahında üretime başladık. Yazılım ve elektronik aşamaları tamamladık. İstanbul Atlas Üniversitesi ile iş birliğimiz var” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Ürün geliştirme yelpazemiz devam ediyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gelecekte yapacakları çalışmalara da değinen Prof. Dr. Selim Ünlü, “Işık yansıması ile yaptığımız ölçüm, sabun köpüğü diye düşünürseniz kalınlık ölçüyorsunuz. Şu anda biz onu 1 pikometre seviyesinde yapabiliyoruz. Yani hidrojen atomunun yüzde biri kadar yapıyoruz. O sayede mokelüler etkileşimi ölçebiliyoruz. Yüksek konsantrasyonlu biyobelirteçleri kandan ve serumdan da ölçebiliyoruz ama bir noktada yetersiz kalıyor. Şimdi interformetre ışık toplama becerisini artırdığınız müddetçe yani burada kullandığınız merceğin gücünü artırdıkça daha iyi olabilir. O zaman en sonunda tek tek molekülleri ya da nano parçacıkları görme imkânınız var. Yani bizim ürün geliştirme yelpazemiz devam eden bir süreç. Şu anda üzerinde yoğunlaştığımızda daha yüksek hassasiyette tek tek molekülleri görebileceğimiz teknolojileri ticari olarak oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Projeyi ticari ürüne dönüştürmede patent önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Laboratuvarda çalışılan bir projeyi ticari bir ürüne dönüştürmek için gereken en önemli şeyin patent olduğunu belirten Prof. Dr. Selim Ünlü, “Birincisi patentini alacaksınız. Hayata geçip, bir işe yaramasını istiyorsak, fikri mülkiyet korunmalı. Bu sayede ürüne dönüştürme için daha sağlam bir motivasyon olur. Onun için fikri mülkiyete sahip çıkmak gerekiyor. Türkiye’de son 20 yılda bu alanda önemli çalışmalar yapıldı. İkincisi bulunduğunuz ortamda başarılı olmanız için elinizde ne malzeme varsa onu kullanacaksınız. Amerikalıların söylediği gibi elmanız varsa ondan elma pastası yapacaksın. Boston Üniversitesi’ne gittiğim yıllarda bir fotoniks merkezi kuruldu, enfeksiyon hastalıkları üzerinde çalışıldı. Yaşam bilimleri çok önemliydi. Ben de zaman içerisinde biyosensörlere doğru kaydım. Yeni bir fikriniz varsa bunun Minimum Viable Product yani minimum uygulanabilir bir ürün olması için çalışacaksınız” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Multidisipliner ekip çalışması önemli</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bir projede yer alan kişilerin özellikle de akıl hocalarının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Ünlü, multidisipliner bir ekiple çalışmanın önemini vurguladı. Prof. Dr. Selim Ünlü, akademide inovasyon ve ticarileşmenin mümkün olabileceğini belirterek “Doğru kurgulandığında imkânsız değildir.  Öğrencilerin akademik çalışmasını korumanız lazım. Ticari olarak kim nasıl bir gelir elde edecek, fikri mülkiyet nasıl olacak, bunların belirlenmesi lazım. Sadece alttan bu projeye inanan kişilerin gayreti ile değil, üstten yönetimin de buna destek olması lazım. Baştan iyi kurgulanması lazım. Atlas Üniversitesi olarak siz bunun başındasınız, bu büyük fırsat” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Seminerin ardından kurucusu olduğu İstanbul Atlas Üniversitesi IRIS Lab’ı ziyaret ederek bilgi alan Prof. Dr. Selim Ünlü, İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş ile Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve Yeditepe Hastanesi’ni ziyaret ederek akademik iş birlikleri, projeler ve kurumsal temaslarla ilgili görüşmelerde bulundu. </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akademiden-kuresel-pazara-prof-dr-selim-unlu-inovasyonun-yol-haritasini-anlatti-606591">Akademiden küresel pazara: Prof. Dr. Selim Ünlü, inovasyonun yol haritasını anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Sağlık, iletişim ve teknoloji ekseninde çok sayıda başlığın ele alındığı zirvede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık” başlıklı bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Konuşmasına organizasyon için teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ, beyin ve insan davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekti ve 2024 yılında fizik ödülünü alan Geoffrey Hinton ve John Hopfield örneğini vererek, “Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu çok ezber bozan bir durum. Bunun nedeni yapay sinir ağları. Beynin nasıl çalıştığı üzerine yapılan çalışmalar, beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını ve kuantum dinamiğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ da bu anlayışın üzerine inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyni de algoritmalarla çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın geçmiş verileri tarayarak geleceğe dair tahminler ürettiğini ve bugünü buna göre şekillendirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni de aynı şekilde algoritmalarla çalışır. Yapay zekânın kullandığı dil modelleri, beynin kullandığı dil modellerini taklit etmeye çalışıyor. Bir çocuk ne kadar çok insanla temas ederse beyni o kadar gelişir. Bugün hepimiz, farkında olmadan yapay zekânın veri kaynağı hâline geliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Değerler, beynimizdeki trafik levhaları gibidir</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerinde değerlerin rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerler, hayatta ilerlerken karşımıza çıkan trafik levhaları gibidir. ‘Yalan söyle, söyleme’, ‘dürüst ol, olma’, ‘merhametli ol, olma’ gibi seçenekler beynimizde olasılık hesaplarıyla değerlendirilir. Beyin bir tahmin makinesi gibi çalışır ve karar verir” dedi.</p>
<p>Bu süreçte ön beynin, özellikle frontal lobun belirleyici rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bireylerle şizofreni hastalarının beyin görüntüleri arasındaki farklara değindi.</p>
<p>“Ön beyin, insanı insan yapan bölgedir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ön beyin olmasaydı ne medeniyet olurdu ne de insan. Bu bölgede oluşan hasarlar, kişinin kişiliğini tamamen değiştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bilinç, kuantum ve yapay zekâ tartışması</strong></p>
<p>Bilinç kavramını “farkındalık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, insanın evrendeki konumunun bilincinde olan, amaçlı davranabilen bir varlık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kuantum fiziğine de atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kuantum dinamiği içerisinde subjektif bir gözlemcidir. Gözlemci etkisi, çift yarık deneyiyle bilinir. Bilinç olduğu için gözlemliyoruz ve madde dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sanki bir simülasyonun içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zekânın bilinç sahibi olup olamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın bilinç sahibi olabilmesi için evrendeki tüm olasılıkları aynı anda bilmesi gerekir. Big Bang’i ve öncesini bilmesi gerekir. Bu, şu an mümkün değil; biz evrensel bilginin yüzde birine bile sahip değiliz” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın içinde narsisistik bir parça var</strong></p>
<p>Konuşmasında psikanalizin şu anda 90’lı yaşlarda yaşayan son temsilcilerinden birisi psikanalist Otto Kernberg’in görüşlerine de yer veren Prof. Dr. Tarhan, insanın içinde “kötü bir parça” bulunduğunu belirterek, “Bu narsisistik parça kanser hücresine benzer; sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Sadece kendi çıkarını düşünür. Ne yazık ki bu özelliklere sahip kişiler, bugün küresel ölçekte güçlü pozisyonlara da gelebiliyor ve çok tehlikeli kararlar alabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu gücün nükleer enerji gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “İyiye kullanılırsa yapıcı, kötüye kullanılırsa yıkıcı olur. Değerler ve anlam, bu gücün yönünü belirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil</strong></p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, 2017 yılında yapılan çalışmalarda “kendini aşma” (self-transcendence) kavramının, “kendini gerçekleştirme”nin de üzerine yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil. Başkalarına yardım etmek ve anlam üretmek, günümüz pozitif psikolojisinin temel başlıkları arasında” diye konuştu.</p>
<p>Beynin nöroplastik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, beynin her yaşta yeni bağlantılar kurabildiğini, beynin yoğun ve nitelikli kullanıldığında, hastalıklara rağmen yeni yollar oluşturabildiğini dile getirdi.</p>
<p>Mutluluğu Aristoteles’in tanımladığı şekilde hedonik ve ödomanik olarak ikiye ayıran Prof. Dr. Tarhan, “Haz odaklı mutluluk kısa sürelidir ve dopaminle ilişkilidir. Anlam ve sorumluluk temelli mutluluk ise serotonin ve oksitosinle ilgilidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinliyor’</strong></p>
<p>“Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinler’. Beyin ile bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir iletişim vardır; bu iki sistem sürekli olarak birbirleriyle konuşur.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benzer bir etkileşim kalp ile beyin arasında da söz konusudur. Kalbin içinde yaklaşık 40 bin nörondan oluşan küçük bir sinir ağı, adeta ‘küçük bir beyin’ gibi çalışır. Beyinden kalbe giden afferent sinir liflerinin oranı yaklaşık yüzde 20 iken, kalpten beyne giden liflerin oranı yüzde 80’dir. Ayrıca kalpteki nöronların oluşturduğu elektromanyetik alanın, beyin nöronlarına kıyasla daha güçlü olduğu bilinmektedir. Bu veriler, kalbin yalnızca mekanik bir pompa olmadığını; beyinle sürekli bilgi alışverişi yapan işlevsel bir organ olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bağışıklık sistemi ile mide-bağırsak aksı da beyinle etkileşim hâlindedir. Beslenme biçimi ve bağırsak mikrobiyotası, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle probiyotik ve prebiyotik ağırlıklı beslenme, psikolojik ve fizyolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık, küresel bir tehdit</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında yalnızlığın giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler’e göre geleceğin üç büyük tehdidi; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma, özellikle 16-24 yaş grubunda yalnızlık oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle İngiltere, Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Gençlerdeki sosyal izolasyon, bugün en az yaşlılardaki yalnızlık kadar ciddi bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm “Pozitif Psikoloji”de şekilleniyor</strong></p>
<p>Golden Pulse Health Summit’te konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada psikolojik sağlamlığa yönelik geliştirilen bilimsel yaklaşımlara dikkat çekerek, çözümün “Pozitif Psikoloji” ekolünde şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu problemlere karşı dünyada ne yapılıyor diye baktığımızda karşımıza Pozitif Psikoloji çıkıyor. Psikolojik sağlamlığın bilim dalı artık Pozitif Psikoloji olarak kabul ediliyor” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın, hızla dijitalleşen ve belirsizliklerin arttığı bir çağda kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Harvard Üniversitesi, 2015 yılında Pozitif Psikoloji dersini müfredatına koydu. Bu derste beden-beyin ilişkisi, öz şefkat (self-compassion), merhamet, minnettarlık, mutluluk, anlam, değerler ve meditasyon gibi başlıklar öğretiliyor. Bu bir moda değil, bilimsel bir ihtiyaçtı.” diye konuştu.</p>
<p>Pozitif Psikoloji dersinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yale Üniversitesi 2018’de bu dersi açtı ve ‘çığır açan ders’ olarak tanımladı. Harvard da aynı ifadeyi kullanıyor. 2021’de New York Times, pandemi döneminde bu dersin web sayfasının 3 milyon kişi tarafından takip edildiğini haber yaptı. Yani 3 milyon insan mutluluk ve psikolojik sağlamlık eğitimi aldı” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası dünyada konforculuk yaygınlaştı</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında küresel ölçekte yeni bir yaşam anlayışının ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Pandemiden sonra ‘Dünyaya bir defa geldim, kafama göre yaşayacağım’ anlayışı yaygınlaştı. ‘Niye bu kadar çalışayım, niye kendimi zorlayayım?’ yaklaşımı özellikle genç kuşakta çok belirgin. Aynı parayı alacaksam niye daha fazla çabalayayım diyorlar. Bu durum girişimcilik, yaratıcılık ve yenilikçiliği ciddi şekilde aşağı çekmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Silikon Vadisi örneğine de değinerek, “Silikon Vadisi’ni ayakta tutanların büyük çoğunluğu göçmenler; özellikle Hindistan ve Çin kökenliler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Pozitif Psikoloji, intihar salgınına karşı da kullanılıyor</strong></p>
<p>Pozitif Psikoloji uygulamalarının yalnızca akademik değil, toplumsal bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bristol Üniversitesi, 2019 yılında bu dersi ‘intihar salgınına karşı’ müfredata koyduklarını açıkladı. İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. İngiltere’de bu bakanlık, 2016 yılında bir milletvekilinin ölümü sonrası Başbakanlık kararıyla kuruldu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji dersini 2013’te başlattı!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda erken adım atan kurumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Harvard bu dersi 2015’te koydu ama biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’te başlattık. Övünmek için söylemiyorum ama bu küresel gidişi erken fark ettik. Şu anda bu ders bizde sadece seçmeli değil, zorunlu ders. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde uygulanıyor. Bugüne kadar yaklaşık 50 bin mezunumuz bu dersi aldı.”</p>
<p>Dersin etki analizlerinin de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ön test ve son testler uyguladık. ‘Arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘kendimi daha iyi hissediyorum’ gibi geri bildirimler aldık. Bu sonuçları bilimsel yayınlara dönüştürdük” dedi.</p>
<p><strong>Küresel tehdit narsisizm epidemisi…</strong></p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında “Narsisizm Epidemisi” kavramına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsisistik kişilik özelliklerinin giderek arttığını belirtti ve “1980’lerde Narsisistik Kişilik Envanteri skorları düşüktü. 2005’ten sonra ciddi bir artış var ve bugün daha da yüksek. Bu, bir tür kişilik salgınıdır. Narsisistik kişiler toksiktir; güç ellerindeyse ezerler, orman kanunlarıyla hareket ederler. ‘Güçlüysem her şey benim hakkım’ anlayışı hâkimdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Para artıyor, mutluluk artmıyor</strong></p>
<p>Mutluluk ve ekonomik refah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “1950 ile 2000 arasında kişi başı gelir 35 bin dolardı, bugün ABD’de 70 bin doları geçti. Ama mutluluk puanı aynı seviyede kaldı. Bu istatistik ‘parayla saadet satın alınmaz’ sözünü doğruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel basamakları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlığın yedi temel ayağı olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi duygusal düzenleme; olumsuz duyguları tanıyıp olumluya odaklanabilmek. İkincisi umut ve iyimserlik. Üçüncüsü öz yeterlilik; yani ‘başa çıkabilirim’ inancı. Sağlıklı benlik değerini içten alır, narsisistik benlik ise dış onaya bağımlıdır.”</p>
<p>Bilişsel esnekliğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İnatçılık, bilişsel esnekliğin karşıtıdır. Bilişsel esnekliği olmayan kişiler, duvara toslasa bile geri adım atmaz” dedi.</p>
<p>Anlam bulmanın psikolojik dayanıklılıktaki rolünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Viktor Frankl’ın Logoterapi yaklaşımına atıfta bulunarak, “İnsan, acıya anlam yükleyebildiği ölçüde o acıyı yönetebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Stres karşısında üç kişilik tipi var</strong></p>
<p>Stresle baş etme biçimlerini üç tip üzerinden özetleyen Prof. Dr. Tarhan, “A tipi kişiler yakınmacıdır; ağlar, enerji emer ve yalnız kalırlar. C tipi kişiler teflon gibidir; kendileri yanmaz ama etrafındakileri yakar. Psikolojik sağlamlığı olan B tipi kişiler ise kauçuk gibidir; esner, öğrenir ve tekrar güçlenir. Eğer biz stres karşısında soğukkanlı kalma becerisini istiyorsak kauçuk tip olacağız. Esneyeceğiz, karşı taraftan bir şeyler öğreneceğiz ve onu yöneteceğiz. ‘Ne öğretti bana?’ diyeceğiz. Her olay bir tehdit değil, fırsat boyutu da vardır. Fırsat boyutuna odaklanarak geleceğe bakabilen kimseler kendi olumlu ruh halini bozmadan olumsuzu yönetebilir. Onun için hastalıklar bizim düşmanımız değil, sadece bizim yönetmemiz gereken yol arkadaşımızdır. Hastalıklar ya da acılar bunlar bizim düşmanımız değil, yönetmemiz gereken şeyler, kaçınamayacağımız gerçekler. Olaylara bu şekilde bakmak psikolojik sağlamlığı oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Takım çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, konuşmasını kaz sürüsü metaforuyla tamamladı:</p>
<p>“Kazlar dönüşümlü liderlik yaparak kıtalar arası uçar. Takım zekâsı, bireysel dehadan üstündür. Aynı amaç etrafında, farklı mizaçtaki insanlar birlikte hareket edebiliyorsa gerçek psikolojik sağlamlık oradadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: Yeni yüzyıl Türklüğün yüzyılı olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-yeni-yuzyil-turklugun-yuzyili-olacak-606297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 07:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[kırgız]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[türklüğün]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin “Ortak Miras Tek Yürek” etkinliğinde Türk Dünyası, Kocaeli'den tüm dünyaya çok önemli mesajlar verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-yeni-yuzyil-turklugun-yuzyili-olacak-606297">Büyükakın: Yeni yüzyıl Türklüğün yüzyılı olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin “Ortak Miras Tek Yürek” etkinliğinde Türk Dünyası, Kocaeli&#8217;den tüm dünyaya çok önemli mesajlar verdi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Başkan Büyükakın’a &#8220;Kocaeli’nin kapılarını Türklük faaliyetlerine açtı” sözleri ile teşekkür etti. Başkan Büyükakın da önümüzdeki yüzyılın Türklüğün yüzyılı olacağını vurguladı.</p>
<p><b>TARİHİ GÜN: SALONDA YER KALMADI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğini üstlendiği Türk Dünyası Buluşmaları “Ortak Miras Tek Yürek” kültür etkinliği Kocaeli Kongre Merkezi&#8217;nde büyük bir katılımla gerçekleşti. Türk Dünyası’nın ortak tarihini, kültürünü ve kardeşlik bağlarını sanat aracılığıyla bir araya getirmeyi amaçlayan program Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Macaristan ve KKTC başta olmak üzere Türk Dünyası’na mensup ülkelerin kültürel değerlerini aynı çatı altında buluşturdu. 1.500 kişilik salon tamamen dolarken, birçok kişi programı merdivenlerden takip etmek zorunda kaldı.</p>
<p><b>ÇOK ÖNEMLİ İSİMLER KATILDI</b></p>
<p>Türk Dünyası’nın ortak kültürel mirasını ve tartışmasız gücünü bir kez daha gözler önüne seren programı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın&#8217;ın yanı sıra AK Parti Kocaeli Milletvekilleri Prof. Dr. Sadettin Hülagü, Mehmet Akif Yılmaz, Radiye Sezer Katırcıoğlu, Veysel Tipioğlu, Cemil Yaman, Sami Çakır, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti MKYK Üyeleri Serpil Yılmaz, Davut Şiviloğlu, Kocaeli İl Başkanı Şahin Dr. Talus, MHP İl Başkanı Tuncay Batı, KOÜ Rektörü Prof. Dr. Nur Zafer Cantürk, Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Sapiyev Yerkebulan Onalbekuly, Kırgizistan İstanbul Başkonsolosu Çıngız Toktobekov, KKTC İstanbul Başkonsolosu Zalihe Mendel ve eşi Salih Mendel, Macaristan İstanbul Başkonsolosluğu Konsolosu Peter Szanto, Türkmenistan Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Handurdı Turayev, Tataristan Cumhuriyeti Türkiye Temsilcisi Ayrat Gataullin, siyasi parti temsilcileri, belediye ve ilçe başkanları ile çok sayıda vatandaş takip etti.</p>
<p><b>KARDEŞLİK SOFRASI BÜYÜK ALKIŞ TOPLADI</b></p>
<p>“Ortak Miras Tek Yürek” programı, kokteyl ile başladı. Kocaeli Kongre Merkezi fuayesindeki kokteylde konuklara Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, KKTC ve Türk mutfağından ikramlarda bulunuldu. Büyük takdir toplayan kardeşlik sofrasındaki ikramlar, Türklerin ortak lezzetlerde buluştuğunu da gösterdi.</p>
<p><b>TÜRK YEMEKLERİ BİRLİKTELİĞİN GÖSTERGESİ</b></p>
<p>Ünlü şef Naif Bagi imzası taşıyan yemeklerde; Azerbaycan’dan; Azerbaycan Şeker Burma, Çoban Ayranı, Kazakistan’dan Bursak ve Talkan, Kırgızistan’dan Chak Chak, Kırgız Mantısı, Özbekistan’dan Özbek Pilavı, Mors, Türkiye’den Etli Keşkek, Lokma Tatlısı, Türkmenistan’dan Kerkük Pilavı, Etli Gitap, KKTC’den Kıbrıs Tatlısı, Golifa ve Macaristan’dan Macar Gullas’ın sunumları yapılarak, konuklara ikram edildi. Açılış öncesinde ayrıca Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı eğitmenleri “Türk Dünyasından Ezgiler” adlı bir dinleti gerçekleştirdi.</p>
<p><b>TÜRK BİRLİKTELİĞİNİ ANLATAN SİNEVİZYON</b></p>
<p>Kardeşlik sonrasındaki buluşmanın ardından konuklar “Ortak Miras Tek Yürek” programın gerçekleştirildiği Akçakoca Salonu’na davet edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan gecede Türk Dünyası’nın ticaret, ekonomi ve siyasi olarak birlikteliğini rakamlarla ortaya koyan bir sinevizyon gösterisi gerçekleştirildi.</p>
<p><b>İLK ETKİNLİK KOCAELİ’DE YAPILIYOR</b></p>
<p>Gecede ilk konuşmayı Başkan Büyükakın yaptı. Başkan Büyükakın sözlerine, konukları selamlayarak başladı ve yoğun ilgi nedeniyle Kocaelililere teşekkür etti. AK Parti Genel Merkezi Türk Dünyası Başkanlığının organize ettiği çalışmalara dikkat çeken Başkan Büyükakın, “Bu vizyon belgesindeki Ortak Miras Tek Yürek çalışmasının ilk etkinliği de Kocaeli’de yapılıyor. Bu nedenle çok mutluyuz. Bu akşam aramızda olan Büyükelçilerimize de bu anlamda teşekkür ederim“ dedi.</p>
<p><b>YENİ YÜZYIL TÜRK’ÜN YÜZYILI OLACAK</b></p>
<p>Konuşmasında ekonomik verileri de paylaşan Başkan Büyükakın, bu aşamada gelecek yüzyılın önemine dikkat çekti, “Allah’ın izniyle önümüzdeki yüzyıl Türklüğün yükselişinin, barışın ve kardeşliğin yüzyılı olacak. Bu vizyonun arkasında devasa bir güç var. Avrupa Birliği’ne denk bir yüzölçümü, 166 milyonluk dinamik bir nüfus ve 1,5 trilyon dolarlık dev bir ekonomi var&#8221; dedi.</p>
<p><b>KOCAELİ’DE BÜYÜK BİR TOY KURALIM</b></p>
<p>“Kocaeli’de büyük bir toy kuralım” çağrısında bulunan Büyükakın, “Biz ev sahibi olmaya hazırız. 2.1 milyonluk nüfusu ile Türkiye’nin endüstri kalbi olan şehrimiz hem üniversiteleri hem serbest bölgeleriyle iş dünyası buluşmalarının merkezi olmaya da adaydır” dedi. Başkan Büyükakın bu vesile ile Ortak Miras Tek Yürek organizasyonunun ilkini Kocaeli’de düzenleme kararı alan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşad Zorlu’ya teşekkür etti.</p>
<p><b>CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’DAN SELAM VAR</b></p>
<p>Prof. Dr. Kürşad Zorlu da konuşmasına Kocaelililere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ileterek başladı. Kürşad Zorlu, “Kocaeli’ye son gelişimde Başkan Büyükakın’a ülkemin her sathında Ortak Miras Tek Yürek faaliyetlerini yaymak isteğimi ilettim. Başkanımız da Kocaeli’nin ev sahibi olmaya hazır olduğunu söyleyerek, kapılarını bize açtı. İşte bu gece buradayız. Kendisine teşekkür ederim” dedi.</p>
<p><b>BAHAR AYLARINDA GENÇLİK KAMPI DÜZENLENECEK</b></p>
<p>Türk Gecesi’nde özellikle gençleri ilgilendirecek bir müjde de geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu, Kocaeli’deki üniversitelerde eğitim gören gençlerle bahar aylarında bir gençlik kampı düzenleme kararı aldıklarını duyurdu.</p>
<p><b>İKİ ÖNEMLİ SANATÇIDAN MUHTEŞEM PERFORMANS</b></p>
<p>Konuşmaların tamamlanmasıyla sahne gösterilerine geçildi. Türk Dünyası Dans Topluluğu ile Kırgızistan ve Türk Dünyası&#8217;nın ünlü ses sanatçısı Gulzade Rysqulova ortak bir gösteri gerçekleştirdi. Rysqulova seslendirdiği Kırgızca ve Türkçe şarkılarla ortak tarihi, kültürü ve kardeşliği notalarla birleştirdi. Sonrasında ise sahneye çıkan ünlü sanatçı Ferhat Göçer seslendirdiği birbirinden önemli eserleriyle herkese keyif dolu anlar yaşattı.</p>
<p><b>“ÇIRPINIRDIR KARADENİZ” HEP BİRLİKTE SÖYLENDİ</b></p>
<p>Öte yandan başta Prof. Dr. Kürşad Zorlu olmak üzere Başkan Büyükakın ve protokol üyeleri sahneye gelerek gecede sahne alan tüm sanatçılara teşekkür çiçeği takdim etti. Ferhat Göçer konseri sırasında çok güzel bir sürpriz de yaptı. Sahneye gelen tüm sanatçılarla adeta bir Türk Korosu kuran sanatçı “Çırpınırdı Karadeniz” şarkısını seslendirdi.</p>
<p><b>KÖKLÜ TARİHSEL BAĞLAR MERKEZE ALINDI</b></p>
<p>“Ortak Miras Tek Yürek” etkinliği; Türk Dünyası ile var olan köklü tarihsel bağları merkeze alarak kültürel diplomasiyi güçlendirmeyi hedefledi. Etkinlik bunun yanı sıra, Kocaeli’nin Türk Dünyası kültürel buluşmalarında önemli bir merkez haline gelmesine katkı sundu. Kocaeli’nin kültür diplomasisi alanındaki vizyonunu ve Türk Dünyası ile kurduğu gönül bağını ileriye taşıyan söz konusu prestijli organizasyon, Türk devletleri arasındaki kültürel aidiyetin güçlenmesi ve Türk Birliğinin daha da kuvvetlendirilmesine katkı sundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-yeni-yuzyil-turklugun-yuzyili-olacak-606297">Büyükakın: Yeni yüzyıl Türklüğün yüzyılı olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiği]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605388</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk ve orta dereceli okulların ara tatile girmesine sayılı günler kaldı. Öğrenciler, karne alıp sömestr tatiline merhaba demek için gün sayıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388">Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk ve orta dereceli okulların ara tatile girmesine sayılı günler kaldı. Öğrenciler, karne alıp sömestr tatiline merhaba demek için gün sayıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. T. Gül Şendil,  karneye yaklaşımda ebeveyn tutumlarının önemine işaret etti. Karnenin bir geri bildirim olarak görülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, demokratik tutuma sahip olan ebeveynlerin karneyi bir geri bildirim olarak değerlendirdiğini söyledi. Ara tatilin çocuklar için bilişsel ve duygusal yönden dinlenme için verilen bir ara ve mola olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, ara tatilin çocukla birlikte programlanması gerektiğini söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. T. Gül Şendil, karneye yaklaşımda ebeveyn tutumlarının nasıl olması gerektiğini değerlendirdi.<br />Okulların sömestr tatiline girmesi ve karne döneminin yaklaşmasıyla birlikte, ebeveynlerin en sık sorduğu soruların “karneye nasıl tepki verilmesi gerektiği ve çocukların tatil dönemini nasıl değerlendirmesi gerektiği” olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, bu sorulara sağlıklı yanıtlar verebilmek için öncelikle karnenin çocuk ve ebeveyn açısından taşıdığı anlamın ele alınması gerektiğini söyledi.<br />Karne ebeveyn ve çocuk için farklı anlamlar taşıyor<br />Ebeveyn için karnenin, çocuğun başarısını, çalışkanlık ya da tembelliğini gösteren bir değerlendirme anlamı taşıdığını ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Çocuk için ise karne, bu değerlendirmelerin çok ötesinde anlamlar taşır. Karne, çalışkanlık ya da aşağılık duygusu; becermek ya da becerememek, kendine güven ya da güvensizlik; beğenilmek ya da beğenilmemek, sevilmek ya da sevilmemek; utanmak ya da gururlanmak gibi çok geniş anlamları ifade edebilir” dedi.<br />Başarı ya da başarısızlıkta kaygı görülüyor<br />Bu duyguların olumlu yönde yaşanmasının, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimi ile akademik başarısı açısından son derece önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Başarı ya da başarısızlık yaşayan pek çok çocukta ortak olarak görülebilen bir diğer duygu ise kaygıdır. Belirli düzeyde kaygının başarı için gerekli olduğu bilinmektedir. Ancak aşırı kaygı, başarıyı ketleyici bir etkiye sahip olabileceği gibi çocuğun duygusal ve sosyal gelişimini de olumsuz yönde etkileyebilir. Üstelik bu durum yalnızca başarısız çocuklar için değil, başarılı çocuklar için de ‘başarıyı sürdürebilecek miyim?’ düşüncesiyle yorucu ve yıpratıcı bir sürece dönüşebilir.  Çocuklar bu duyguları kendilerine, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve ebeveynlerine karşı hissedebilirler” uyarısında bulundu. <br />Çok yönlü etkileri olan bu sürecin çocukların lehine gelişebilmesi için ebeveynlere ve eğitimcilere önemli görevler düştüğünü vurgulayan Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Ebeveynler doğal olarak çocuklarının çalışkan ve başarılı olmasını isterler ancak bu konuda çocuklarına yaklaşımları farklılık gösterebilir” dedi.<br />Otoriter ebeveynler aşırı baskı uygulayabilir<br />Çocuğa yaklaşımda tutum farklılığı gösteren ailelerin karneye yaklaşımda da farklı davranabileceğini kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Otoriter tutuma sahip olan bazı ebeveynler, çocuklarının başarılı olması için aşırı baskı uygulayabilirler, başarıyı sürekli denetim altında tutabilir ve yalnızca yüksek notları kabul edebilirler. Düşük notlar ise ceza ve tehdit konusu hâline gelebilir” dedi.  <br />Karne, çocuğun kişiliğine yönelik yargıya dönüştürülebilir<br />Bu durumun ebeveyn–çocuk ilişkisinde kaygı, korku ve kızgınlığın hâkim olmasına yol açtığını ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Ayrıca karne, çocuğun kişiliğine yönelik bir yargıya dönüştürülebilir: ‘Tembellik yapmışsın’, ‘Beni hayal kırıklığına uğrattın’ gibi ifadeler sıkça kullanılır. Baskı, ceza ve zorlamalar kısa vadede akademik başarıyı artırabiliyor gibi görünse de uzun vadede yüksek kaygı, hata yapma korkusu ve öğrenme isteğinin performans baskısına dönüşmesi sıklıkla görülür. Çocuk çalışır; ancak merakı azalır” uyarısında bulundu.<br />Başarısızlığı görmezden gelmek de zarar verebiliyor<br />Her konuda müsamahakâr olan izin verici ebeveyn tutumlarının çocuğun gelişiminde birtakım sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, “İzin verici ebeveynler, çocukların zorlanmamaları gerektiği düşüncesinden hareketle ‘Notlar önemli değil…’, ‘Çocuklar çocukluğunu yaşamalı…’ şeklinde düşünerek onların ders başarılarına ilgisiz kalır, bu konuda geri bildirimde bulunmaz ve çoğu zaman başarısızlığı da görmezden gelebilirler. Bu çocuklar, karne alma durumunda strese girmezler ancak uzun vadede sorumluluk almazlar, arzu ve isteklerini denetlemede sorun yaşarlar, hedef koyma ve çaba–sonuç ilişkileri zayıflar. Akademik özdenetimleri gelişmez ve sosyal uyumda zorlanırlar” dedi.<br />Aşırı korunan çocuklar, öğrenme sorumluluğunu üstlenmiyorlar<br />Aşırı koruyucu ebeveyn tutumunda ise ebeveynlerin, çocuklarının her konuda korunması gerektiği düşüncesinden hareketle çocuklarının ödevlerinden ders başarısına kadar pek çok konuda müdahaleci olduğunu ifade eden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Bu tip ebeveynler, çocuklarının ders başarıları ile aşırı ilgilenir, çocuğun yerine planlar yapar, bazen ödevlerini bile yapar, öğretmenle sürekli müdahale edici tarzda iletişim kurar ve çocuğunun düşük not almasını ‘haksızlık’ olarak algılarlar. Bu ebeveynlerin çocukları korkak, çekingen, güvensiz olurlar ve öğrenme sorumluluğunu üstlenemezler. Derslerinde başarı gösterseler bile özerklik, problem çözme ve akademik dayanıklılıkları zayıf kalır. Ebeveynin desteğinin olamayacağı üniversite gibi ortamlarda ciddi zorlanmalar yaşayabilirler” diye konuştu.  <br />Tutarlı yaklaşımda karne bir geri bildirim olarak değerlendiriliyor<br />Demokratik tutuma sahip olan ebeveynlerin ise çocuklarının ders başarıları konusunda onlara güven duyan, destekleyici, yol gösterici ama müdahale etmeyen bir yaklaşım içinde olduklarını belirten Prof. Dr. T. Gül Şendil, şunları söyledi: <br />“Çocuklarını her yönüyle gözler, onların bağımsız kişilik geliştirmelerini destekler, karşılıklı iletişim içerisinde olur ve öğrenme sorumluluğunu çocuğa bırakırlar. Önemli özelliklerinden bir de tutarlı olmalarıdır. Karneyi bir ‘geri bildirim’ olarak görür, çocuğun görüşünü dinler, duygu ifadesine olanak tanır, çocuğuyla birlikte net ama esnek sınırlar koyarlar. Bu ebeveynlerin çocukları, kendine güvenen, bağımsız, içsel motivasyona sahip, sorumluluk alabilen, akademik başarısı yüksek ve sosyal yönden de uyumlu olurlar.”<br />Ara tatil dinlenme ve yeni döneme hazırlanma şeklinde planlanmalıdır <br />Ara tatilin adı üzerinde çocuklar için bilişsel ve duygusal yönden dinlenme için verilen bir ara ve mola olduğunu kaydeden Prof. Dr. T. Gül Şendil, “Doğal olarak bu amaca hizmet edecek etkinliklere bolca zaman ayrılması gerekir. Örneğin sabahın erken saatinde kalkmak zorunda kalmadan uyuyabilmek, bolca oyun oynayabilmek, spor, sanat ve çocuğun ilgi alanına uygun aktivitelerle zaman geçirmek, gezmek vb. etkinlikler için zaman ayrılmalıdır. Tabii okulun yeni dönemi için gerçekçi ve ölçülebilir küçük hedefler belirlemek; çocuğun eksik olduğu ders konularının üzerinden geçebilmesi için kısa zaman alan ve çok zorlayıcı olmayan planlar yapmak da bu aktivitelerin arasına eklenebilir” tavsiyesinde bulundu. <br />Prof. Dr. T. Gül Şendil, demokratik ebeveyn tutum özellikleri düşünülerek ara tatil programının çocukla birlikte ele alınıp programlanması halinde çocuğun kendini iyi hissetmesinin yanı sıra dinlenip eğlenmesi ve öğrenme sorumluluğunu almasının sağlanabileceğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karne-bir-geri-bildirim-olarak-degerlendirilmeli-605388">Karne bir geri bildirim olarak değerlendirilmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[Ayların]]></category>
		<category><![CDATA[beki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[İç]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[manevi]]></category>
		<category><![CDATA[miraç]]></category>
		<category><![CDATA[niyazi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yükseliş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Niyazi Beki, Miraç Kandili dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Miraç’ın yalnızca tarihsel bir mucize değil, insanın ruhsal yükselişini sembolize eden evrensel bir çağrı olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301">Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Niyazi Beki, Miraç Kandili dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Miraç’ın yalnızca tarihsel bir mucize değil, insanın ruhsal yükselişini sembolize eden evrensel bir çağrı olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İslam âleminde manevi yükselişe kapı aralayan müstesna gecelerden biri </strong></p>
<p>Miraç Kandili’nin, İslam âleminin iç dünyasında derin bir muhasebe ve manevi yükselişe kapı aralayan müstesna gecelerden biri olarak idrak edildiğini dile getiren Prof. Dr. Beki, “Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v), Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da Sidretü’l-Münteha’yı aşarak Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yükseldiği bu mukaddes gece; iman, teslimiyet ve kulluk bilincinin zirveye ulaştığı ilahi bir buluşma olarak kabul ediliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Mübarek üç ayların manevi ikliminde ayrı bir yeri var</strong></p>
<p>Recep ayının 27. gecesine denk gelen Miraç Kandili’nin, Regaip, Berat ve Kadir gecelerini de içine alan mübarek üç ayların manevi ikliminde ayrı bir yer tuttuğunu anlatan Prof. Dr. Beki, “Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır. Peygamber Efendimiz’in, ‘Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bizler için mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır’ duasıyla karşıladığı bu zaman dilimi, Müslümanlar için arınma ve yenilenme fırsatı olarak görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Üç aylar, Allah’ın rahmet kapılarını sonuna kadar açtığı bir uhrevi fuar</strong></p>
<p>Mübarek üç ayların hakkıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Niyazi Beki, “Üç aylar; Allah tarafından konulmuş, rahmeti bol, tabiri caizse Allah’ın uhrevi malları ucuza sattığı bir fuardır” dedi.</p>
<p>Üç ayların, Müslümanların ahiret bilincini diri tutan özel zamanlar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Beki, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Müslüman, Allah’a iman ettiği gibi ahirete de iman eder. Akıl sahibi, şuurlu bir mümin, ‘Cenneti kazanmak için ne yapmalıyım?’ sorusunu sürekli kendine sorar. Allah Teâlâ da kullarının cennete ulaşabilmesi için rahmetiyle sayısız fırsatlar sunar. Haftanın cuma günü, o gün içindeki icabet saatleri, arife günleri, kandiller ve bilhassa Kadir Gecesi bu fırsatların başında gelir. Bunlar adeta birer uhrevi pazar, birer manevi fuar gibidir.”</p>
<p>Bu kadar ilahi fırsatın heba edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Beki, “Ahirete iman eden bir insanın, önüne kadar gelmiş bu fırsatları kaçırması Müslümana yakışmaz. Üç aylar, ahiret mevsimidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Esas olan tövbe ile arınmaktır</strong></p>
<p>Üç aylarda yapılması gerekenlerin başında tövbe ve istiğfarın geldiğini belirten Prof. Dr. Beki, “Tasavvufta önemli bir kaide vardır: Def-i şer, celb-i nef’a racihtir. Yani önce kötülükleri, günahları temizlemek, sonra iyiliklerle süslemek gerekir. Üç aylarda en önemli husus, tövbe istiğfar ile günahlardan arınmaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Bu arınmanın yalnızca fiili günahlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Beki, “Sadece dışımızla işlediğimiz günahlar değil; kalbimize gelen vesveseler, kötü düşünceler için de ciddi bir tövbe ve istiğfarla kalbi arındırmak esastır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Namaz, oruç ve Kur’an bu ayların ruhudur</strong></p>
<p>Tövbe ile başlayan manevi sürecin ibadetlerle taçlandırılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Beki, üç aylarda özellikle Kur’an-ı Kerim okunmasının, mümkünse hatim ve mukabeleyle değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Teheccüd namazının da bu aylarda ayrı bir yeri olduğunu belirten Prof. Dr. Beki, “Hazreti Peygamber için vacip olan teheccüd, ümmeti için önemli bir sünnettir. Hiç olmazsa haftada birkaç gün teheccüde kalkmak, bu ayları diğer zamanlardan ayıran önemli bir amel olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Miraç, insanlığın içsel yükseliş çağrısıdır</strong></p>
<p>Miraç’ın sadece Peygamber Efendimiz’e mahsus bir mucize değil, tüm insanlığa yönelik bir bilinç daveti olduğunu dile getiren Prof. Dr. Niyazi Beki, namazın da bu anlamda “müminin miracı” olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın Miraç’taki merkezi konumuna dikkat çeken Prof. Dr. Beki, İslam dünyasının bu mukaddes mekânlara gönlünde özel bir yer ayırması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Miraç Kandili’nin; bireysel arınma, toplumsal barış ve insanlığın yeniden hakikat ekseninde buluşması için güçlü bir çağrı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Beki, bu mübarek gecenin tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni etti. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-niyazi-beki-mirac-insanin-ic-dunyasinda-yukselisinin-adidir-605301">Prof. Dr. Niyazi Beki: &#8220;Miraç, insanın iç dünyasında yükselişinin adıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:51:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Sütü]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek Dostu Hastane]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[feyza]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sütü]]></category>
		<category><![CDATA[umay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, 'Bebek Dostu Hastane' vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247">Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı çatısı altında hizmet veren Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, &#8216;Bebek Dostu Hastane&#8217; vizyonuyla sağlıklı nesillerin yetişmesine öncülük ediyor. Annelere, 32’nci gebelik haftasından itibaren bilimsel ve profesyonel destek sunan merkez; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğündeki Bebek Dostu Hastane Komitesi tarafından, en güncel bilimsel protokollerle yönetiliyor.</p>
<p>Bebek sağlığının en temel yapı taşı olan anne sütünü çalışmalarının merkezine alan poliklinik, gebelikten doğum sonrasına uzanan süreçte anneler için önemli bir güven kaynağı oluşturuyor. Merkez aynı zamanda, anne sütünün korunması ve emzirme bilincinin toplumda yaygınlaştırılmasını hedefliyor.</p>
<p><b>      “Annelere 32’nci haftadan itibaren uygulamalı destek veriyoruz”</b></p>
<p>         Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin uzun yıllardır taşıdığı “Bebek Dostu Hastane” unvanıyla kalite standartlarını en üst seviyede tuttuğunu belirten Prof. Dr. Feyza Umay Koç, “Emzirme başarısının doğru bilgilenme ile başladığı ilkesinden yola çıkan merkezimiz, 32’nci hafta ve üzerindeki tüm gebe kadınlara yönelik kapsamlı eğitimler düzenliyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen bu eğitimlerde; doğru emzirme teknikleri, bebeklerin açlık sinyallerini anlama ve meme sağlığı gibi kritik konular detaylandırılıyor. Böylece anne adayları, doğum sonrasına hem psikolojik hem de teknik açıdan hazır bir şekilde giriyor. Ege Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Servisi’nde doğum yapan anneler, henüz taburcu olmadan emzirme danışmanlarımız tarafından ziyaret edilerek uygulamalı destek alıyor. Ayrıca süreç içerisinde çeşitli nedenlerle emzirmeye ara vermiş veya süt miktarı azalmış anneler için ‘relaktasyon’ yani sütün yeniden gelmesini sağlama yöntemleri uygulanıyor. Bilimsel metotlarla desteklenen anneler, yeniden emzirme motivasyonu kazanarak bebeklerinin bağışıklığını güçlendirme fırsatı buluyor” dedi. Prof. Dr. Feyza Umay Koç “Bebek Dostu Hastane” olmak için ekip çalışmasının çok önemli olduğunu ve bu konuda hastane yönetiminin, Yenidoğan Bilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Özge Altun ve Doç. Dr. Demet Terek’in, tüm bebek dostu hastane komisyonu üyelerinin koşulsuz destek verdiklerini belirtti.</p>
<p><b>“ Bebekler ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmelidir”</b></p>
<p>Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Feyza Umay Koç, “Anne sütü, bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır. Her bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamak ve bu süreci 2 yaş ve ötesine taşımak, bebeğin gelişimi açısından hayati önem taşır. Üniversitemizin akademik birikimiyle sahaya inen polikliniğimiz, İzmir ve çevresindeki tüm anneler için bir rehber niteliğindedir ” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesi &#8216;Bebek Dostu Hastanesi&#8217; bünyesindeki Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği; Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Feyza Umay Koç öncülüğünde, Doç. Dr. Merve Tosyalı ile birlikte; emzirme politikalarını ve anne sütü destek çalışmalarını güncel bilimsel protokollerle destekleyerek yürütüyor. Polikliniğin deneyimli emzirme danışmanları Zeliha Ünal Demirtürk, Lütfiye Gökdağ Taşçı ve Tuğba Hendem; Emzirme ve Relaktasyon Polikliniği, Kadın-Doğum Polikliniği ve Kadın-Doğum Servisi olmak üzere üç ayrı noktada kesintisiz hizmet sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-feyza-umay-koc-anne-sutu-bebegin-en-guclu-bagisiklik-kalkanidir-605247">Prof. Dr. Feyza Umay Koç, &#8220;Anne sütü bebeğin en güçlü bağışıklık kalkanıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorğunluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik dengenin, serotonin-melatonin döngüsünün yer aldığının altını çiziyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Kış Aylarında, Uyku Düzeni Bozulabilir, Enerji Seviyesi Düşebilir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik denge, serotonin-melatonin döngüsü yer alıyor. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudun biyolojik saatinin değiştiğini belirterek şunları kaydetti: “Gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudumuzun biyolojik saati şaşar. Uyku-uyanıklık ritmini düzenleyen melatonin hormonunun üretimi karanlıkta artarken, serotonin yani “mutluluk hormonu” düzeyleri ışığa bağlı olarak düşer. Bu nedenle kış aylarında hem uyku düzeni bozulabilir hem de enerji seviyesi düşebilir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Öğünlerin Yetersiz Olması, Yorgunluğun En Önemli Sebeplerindendir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serotonin ve melatonin üretiminin, ışığın yanı sıra besinlere de bağlantılı olduğunu söyleyen Ünüsan; “Özellikle triptofan içeren gıdalar, (yumurta, süt, hindi, yulaf) B6 vitamini kaynakları, (muz, patates, balık) magnezyum, (kabak çekirdeği, kakao, badem) kompleks karbonhidratlar, (tam tahıllar, kuru baklagiller) bu hormonların sentezinde kritik rol oynar. Yani yorgunluğunuz, sadece uyku eksikliğinden değil, bu döngüyü destekleyen öğünlerin yetersiz olmasından da kaynaklanabilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Yorgunluk Hissi, Biyolojik Ritmin Gönderdiği Bir Mesajdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yorgunluk hissinin, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesaj olduğunu belirten Ünüsan; “Kış döneminde sabah saatlerinde gün ışığına çıkmak, akşam saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak melatonin sentezini destekler. Bedeninizi, mevsime uygun yaşamakta özgür bırakın. Biraz daha erken uyumak, daha az uyarana maruz kalmak ve öğünleri mevsimsel gıdalara göre düzenlemek, bu dönemde en etkili yenilenme adımlarıdır. Yorgunluk hissi, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesajdır. Bedeninizin kışa göre ayarlandığını fark edin; bu döngüyü doğru beslenme, yeterli ışık ve düzenli uyku ile destekleyin” diyerek yorgunluk hissinin azaltılmasında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alcı]]></category>
		<category><![CDATA[altyapımızı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ), göz sağlığının önemine dikkat çekmek ve görme engelli bireylerin toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorluklara farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl ocak ayının ikinci haftası “Beyaz Baston Görme Engelliler Farkındalık Haftası” kapsamında engelli bireylerin yanında olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ), göz sağlığının önemine dikkat çekmek ve görme engelli bireylerin toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorluklara farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl ocak ayının ikinci haftası “Beyaz Baston Görme Engelliler Farkındalık Haftası” kapsamında engelli bireylerin yanında olmaya devam ediyor. “Öğrenci Odaklılık” ve “Erişilebilirlik” ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Ege Üniversitesi, Engelsiz Ege Koordinatörlüğü aracılığıyla görme engelli öğrencilerin eğitim süreçlerini destekleyen dijital ve fiziksel altyapı projeleri ile engelleri kaldırıyor.</p>
<p>Eğitim-öğretimde eşit erişilebilirliğin önemine değinen Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, “Ege Üniversitesi olarak, tüm öğrencilerimizin eğitim-öğretimden ve sosyal imkânlardan eşit şekilde yararlanmasını temel önceliğimiz olarak görüyoruz. Bu anlayışla, köklü bir yükseköğretim kurumu olmanın sorumluluğuyla engelsiz ve erişilebilir bir kampüs ekosistemi oluşturmak adına önemli çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Engelli öğrencilerimizin ihtiyaçlarına yönelik önlemler alırken, onların eğitim, sosyal ve kültürel hayata aktif katılımını da destekliyoruz. EÜ Merkez Kütüphanemiz bünyesinde yer alan üç adet sesli kitap kayıt stüdyosu sayesinde, akademik kitaplar ve ders materyalleri betimlenerek seslendiriliyor; görme engelli öğrencilerimiz bu içeriklere kendi cihazları üzerinden erişerek dinleyebiliyor ve ders notlarını kayıt altına alabiliyor. Engelli bireylerin web sayfalarına erişimi için Web Erişilebilirlik Aracı,  kampüs içinde bağımsız yön bulmaları için EYBİS, üniversite hizmetlerine erişimi kolaylaştıran EBA ve EGEDERS sistemleri ile bilgiye erişimde fırsat eşitliğini tam anlamıyla sağlıyoruz” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesinin erişilebilirlik çalışmalarının ödüllerle taçlandırıldığını belirten Rektör Prof. Dr. Alcı, “Bu çalışmalarımızın bir sonucu olarak Üniversitemiz, YÖK Engelsiz Üniversite Ödüllerinde her yıl olduğu gibi bu yıl da üst sıralarda yer aldı. 2020 yılından bu yana 51 bayrak ve program nişanı alan üniversitemiz, 2025 yılında ‘Sosyokültürel Faaliyetlerde Erişim’ kategorisinde 4 Mavi Bayrak, ‘Eğitimde Erişim’ kategorisinde ise 3 Yeşil Bayrak almaya hak kazandı. Kampüsümüzü fiziki, akademik ve kültürel açıdan tamamen erişilebilir kılmak için çalışmalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><b>Erişilebilir Dijital Uygulamalar</b></p>
<p>EÜ Engelsiz Ege Koordinatörü Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, koordinatörlük bünyesinde görme engelli bireyler için geliştirilen dijital aplikasyonların önemine dikkat çekti.  Prof. Dr. Akmeşe, “Görme engelli bireylerin toplumsal yaşama bağımsız ve eşit katılımına dikkat çekmek amacıyla her yıl 7–14 Ocak tarihleri arasında Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası kapsamında farkındalık çalışmaları yürütülmektedir. Günümüz teknoloji çağında erişilebilir dijital ortamlar tüm bireyler için büyük önem taşımaktadır. Rektörümüz Prof. Dr. Musa Alcı’nın dijital erişilebilirliğe verdiği önem doğrultusunda, Ege Üniversitesi web sayfaları Web Erişilebilirlik Aracı ile az gören ve görme engelli bireylerin dünya standartlarında eşit erişimine sunulmaktadır. Engelsiz Ege Birimi olarak, görme engelli öğrencilerimizin üniversite yaşamına akranlarıyla eşit katılımı için çalışmalar yürütmekteyiz. Bu kapsamda kılavuz yolların yanı sıra kampüs içinde bağımsız yön bulmayı sağlayan EYBİS, üniversite hizmetlerine erişimi kolaylaştıran EBA ve EGEDERS sistemleri aktif olarak kullanılmaktadır” dedi.</p>
<p><b> “Web erişilebilirliği, eşit eğitim hakkının önemli bir parçasıdır”</b></p>
<p>Prof. Dr. Akmeşe, “Eğitime eşit erişim amacıyla merkez kütüphanede sesli kitap uygulamaları sunulmakta; ders materyalleri, öğrenci bilgi sistemleri ve resmi duyurular çevrimiçi ve erişilebilir formatlarda paylaşılmaktadır. Üniversitemiz web sitelerinde kullanılan erişilebilirlik aracı; çok dilli kullanım, kişiselleştirilebilir erişim profilleri ve körlük, görme bozuklukları, motor beceri bozukluğu, disleksi, bilişsel güçlükler, renk körlüğü, DEHB ve epileptik hassasiyetlere yönelik özel ayarlar sunmaktadır. Metin boyutu, kontrast, imleç, ekran okuma, animasyon durdurma ve resim betimleme gibi özellikler sayesinde kullanıcılar dijital içeriklere kendi ihtiyaçlarına uygun şekilde erişebilmektedir. Web erişilebilirliği, eşit eğitim hakkının önemli bir parçasıdır. Erişilebilir dijital içerikler yalnızca engelli bireyler için değil; yaşlılar, mobil kullanıcılar ve geçici engeli olan bireyler için de önem taşımaktadır. Engelsiz Ege Birimi olarak tüm akademik ve idari birimlerimizle iş birliği içinde, engelsiz, kapsayıcı ve erişilebilir bir üniversite ortamı oluşturmak için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-engelsiz-ve-erisilebilir-altyapimizi-guclendirmeye-devam-edecegiz-603937">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Engelsiz ve erişilebilir altyapımızı güçlendirmeye devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 09:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[monroe]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ABD’nin sivil-askerî hedefleri vurup Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke dışına çıkardığını açıkladığı ve ABD Başkanı Trump’ın “narko-terörizm” suçlamasıyla yargılama kararını doğruladığı operasyonu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, ABD’nin sivil-askerî hedefleri vurup Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke dışına çıkardığını açıkladığı ve ABD Başkanı Trump’ın “narko-terörizm” suçlamasıyla yargılama kararını doğruladığı operasyonu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Nicholas Maduro son kurban mı?</strong></p>
<p>“Venezuela başlangıç mı, son mu?” sorusunu sorarak analizine başlayan Prof. Dr. Kaynak, “Tarihin yeni bir ‘ABD eliyle özgürleştirilme(!)’ anındayız. Göründüğü kadarıyla büyük şey­tanlardan bir tanesi daha etkisiz hale getirilmiş durumda. Amerikan askeri ve istihbarı gücünün düşmanlarına korku saldığı kusursuz bir operas­yonla yatağından alınan Venezuela Devlet Başka­nı Nicholas Maduro şimdilik son kurban. Üzerine giydirilmiş eşofmanı ve elleri kelepçeli fotoğ­rafıyla dünya medyasına servis edilmiş görüntüsü içler acısı. Kuşkusuz Maduro’nun otoriterliği, kö­tü yönetimi, narkotik trafiğiyle ilişkisi ya da meş­ruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda her zaman tartışmalı bir kanaat vardı. Ancak ABD bas­kısı karşısındaki dik tutumunun küresel kamuo­yunda belli bir sempati uyandırdığı da bir gerçek.” dedi.</p>
<p><strong>Venezuela devlet başkanının bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi</strong></p>
<p>Venezuela devlet başkanının kendi evinde bir dış gücün askeri müdahalesi ile derdest edilmesi durumu kamuoyu nezdinde eleştirilse de devletler düzleminde yalnızca “endişeliyiz”, “kaygıyla izli­yoruz”, “kınıyoruz” türünden tepkiler gelmesinin dik­katlerden kaçmadığına işaret eden Prof. Dr. Kaynak, “İnsanların büyük kötüye karşı çıkan küçük kötülere yani kötünün iyisine yönel­meleri şaşırtıcı değil; peki ya devletler? Onlar ne­den görece sessiz bir bekleyiş içerisindeler? Dip­lomasiye ne oldu? Uluslararası kurumlar, hukuk, normlar, küresel etik nerelerde? Isaiah Berlin ‘seçimlerimiz iyi ile kötü arasın­da değil kötü ile daha az kötü arasındadır’ derken, özgürlük ya da ahlak kavramlarının soyut idealler olarak değil somut tehdit ve zorunluluklar içeri­sinde anlam kazandığını söyler. Bu nedenle siyasal aktörler genellikle doğru olanı değil, daha az yıkı­cı olanı seçmeye meyillidirler. Kısaca siyasette se­çimler doğruyu aramaz; daha az yıpratacak, daha güvende hissettirecek ve daha düşük maliyetli se­çenek bulunur ve o, ‘doğru’ olarak yapılandırılır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap­mak durumunda</strong></p>
<p>Uluslararası ilişkiler sisteminin dinamiğinin de ço­ğunlukla böyle şekillendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kaynak, “Halklar duygularla yön bulurken, siyasi aktörler rasyonel hesaplar yap­mak durumundadır. Tarihsel hafızada yüklü olan darbeler, CIA operasyonları, kukla rejimler, adam kaçırmalar, infazlar, potansiyel ekonomik yıkım­lar da göz önüne alındığında özellikle misilleme kabiliyeti olmayan devletlerin tepkisizliği daha ra­hat anlaşılabilir. Üstelik karşınızda kuralsız hare­ket edebilen, norm dışı davranan bir siyasi anlayış varsa, tepkisellikten çok analitik yaklaşım önem kazanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bolivar’dan Maduro’ya…</strong></p>
<p>Yalnızca Venezuela’nın değil, tüm Latin Ame­rika tarihinin büyük kahramanı, kurtarıcı lide­ri Simon Bolivar’ın, 1829’da İngiliz diplomat Patri­ck Campbell’e yazdığı mektupta “Amerika Birleşik Devletleri’nin kaderi, Ameri­kan kıtasını özgürlük adına felaketlere boğmak gibi görünüyor.” dediğini hatırlatan Prof. Dr. Kaynak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bolivar, İspanyol sömürgeciliğine karşı verdi­ği savaştan zaferle çıkan ‘Gran Colombia’ hal­kını bir bütün halinde tutabilmek adına büyük mücadele vermişti ama kaybedenlerdendi. Yor­gun ve hasta bir adam olarak sona eren yaşamı­nı ‘sanki denizi sürmüş gibiyim’ (he arado en al mar) diyerek tanımlamıştı. Günümüzde Venezu­ela, Kolombiya, Ekvador ve Panama adında farklı devletlerin bulunduğu bu coğrafyanın tamamın­da ABD’ye yönelik olumlu ve olumsuz duygular bir arada bulunuyor. Trump yönetimi 1823 yılına atıfla yeniden şe­killendirdikleri Monroe doktrinini çerçevesin­de Venezuela’dan Panama’ya uzanan geniş bir hat üzerinde yeniden hak iddia ediyor. Monroe dokt­rininin ilan edildiği yıllarda ABD henüz gencecik bir devlet olsa da genişlemeye meyilli olduğu an­laşılıyordu. Tüm Amerika kıtasını bir bütün ola­rak ele alıyor, özellikle ABD’nin arka bahçesi say­dıkları Latin Amerika’yı açıkça sahipleniyorlardı. Trump’ın 2017’den bu yana savunduğu ulusal gü­venlik stratejisinde yer alan Batı yarıküre ifadesi ise Monroe ruhunun bir yansıması; ama tıpkısının aynısı değil.”</p>
<p><strong>Monroe’dan Donroe’ya uzanan yol</strong></p>
<p>Trump’ın Kanada ve Grönland üzerinden ku­zey rotasına ve Arktik bölgesine uzanan taleple­ri, güneyde Karayip denizinin bütününe, Küba ve Meksika dahil tüm orta Amerika’ya büyük bir bas­kı şeklinde yansıdığını anlatan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, şunları söyledi:</p>
<p>“O ülkelerden gelişlere karşı duvarlar ve sert göç politikaları üzerinden şekille­nen sınır politikası, ABD’nin o ülkelere giriş kapı­sını ise açık tutuyor. Davetsiz misafirin talebi biz­zat evin sahibi olmak olduğundan askeri araçlarla da destekleniyor. Trump yönetimi tüm Amerikan havzasını gü­venlik, ticaret ve deniz yolları açısından ayrılmaz bir bütün olarak görüyor. Bu nedenle Panama ka­nalı, Karayipler&#8217;deki deniz geçiş yolları ve Meksi­ka körfezi hayati çıkar alanları olarak belirlenmiş durumda. Çin ve Rusya’nın özellikle Obama dö­neminden bu yana bölgeye derin bir giriş yapmış olması onlar açısından büyük bir ihanet. Hızlı bir temizlik gerektiğini düşünüyorlar. Bu yeni yak­laşıma kimileri Donroe adını veriyor. Donald’nın doktrini olarak tanımlanan bu kavram kanımca aynı zamanda bir başka anlama da geliyor. Ma­lum, Don kavramı mafya babaları için kullanılıyor. Trump da kendisine Don denilmesinden rahatsız değil, hatta seviyor!”</p>
<p><strong>Çin oyuna dahil olacak mı?</strong></p>
<p>Monroe’dan Donroe’ye geçişte değişen bazı şey­lerin genel stratejinin nüanslarını oluşturduğunu da ifade eden Prof. Dr. Kaynak, “Mon­roe Avrupa’ya karşıydı; Donroe Çin ve Rusya’yı he­def alıyor. Monroe savunmacıydı; Donroe saldır­gan. Monroe Amerikan havzasını bir nüfuz alanı olarak görüyordu; Donroe ise kaynakların mülki­yeti bana ait olmalı, oraları ben yöneteceğim diyor. Trump’ın sadece Amerikan kıtasında değil tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak iste­diği ortada. Tetikçisi İsrail’le birlikte ortalığı ka­osa boğmuş durumdalar. Rusya zaten bu küresel mafyatik oyunun içinde. Çin’in oyuna nasıl dahil olacağını, ‘Don’lar düzeninin nasıl bir dünya inşa edeceğini ise birlikte göreceğiz.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyorprof-dr-deniz-ulke-kaynak-trump-tum-dunyada-bir-sadakat-ve-itaat-duzeni-kurmak-istiyor-603403">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Trump tüm dünyada bir sadakat ve itaat düzeni kurmak istiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunu]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybettiğimiz]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl “Gençlik ve Yalnızlık” temasıyla düzenlenen “7. Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu”, Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı yaptı.</p>
<p><strong>Gelecekte insanlığı bekleyen büyük tehlike yalnızlık!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yalnızlık konusunu gündeme getirmelerinin temel nedeninin gelecekte insanlığı bekleyen büyük bir tehlikeyi fark etmeleri olduğunu ifade ederek, “Yalnızlık Sempozyumu’nun yedincisini gerçekleştiriyoruz. Bir psikiyatrist olarak yalnızlığın neden bu kadar önemli olduğunu özellikle gelecekte bekleyen tehlikeyi gördüğümüz için gündeme getirme ihtiyacı hissettik.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde literatürde giderek daha fazla tartışılan “Kaliforniya Sendromu” kavramına dikkat çekerek, “Bu sendromun dört temel belirtisi var. Kaliforniya Sendromu’nun birinci belirtisi hedonizmdir; yani haz odaklı yaşam felsefesi. Aslında Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti. İki tür mutluluk vardır: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu; diğeri ise ödomanik mutluluk, yani anlam mutluluğu.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İnsan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor”</strong></p>
<p>Haz ve anlam mutluluğunun nörobiyolojik karşılıklarının da ortaya konduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, modern yaşamın anlam mutluluğunu ihmal ettiğini vurguladı ve “Haz mutluluğu beyinde dopaminle ilişkilidir; kısa vadeli ve geçicidir. Anlam mutluluğu ise serotoninle ilgilidir; daha yavaş salgılanır ama daha kalıcıdır. Kapitalist sistem hedonik mutluluğu tercih etmiş, anlam mutluluğunu ihmal etmiştir. Oysa insan ancak anlam peşinde koştuğunda gerçekten mutlu olabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, psikolojide uzun süre göz ardı edilen önemli bir noktaya dikkat çekerek, “Maslow, son dönemde vefatından önce ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine ‘kendini gerçekleştirme’yi değil, ‘kendini aşma’yı koymuştu. Kendini aşmanın en üst noktasında ise başkalarına yardım etmek ve manevi ihtiyaçlar vardı. Bu gerçek 2017 yılında açıklandı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bencil insan, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar”</strong></p>
<p>Kaliforniya Sendromu’nun ikinci belirtisinin egoizm ve narsisizm olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, özellikle gençler arasında narsisizmin hızla yayıldığını söyledi.</p>
<p>“ABD’de ‘Narsisizm Epidemisi’ adıyla kitaplar yayımlandı. Narsisizm, egoizmin kişilik haline gelmesidir. Bencil insan, güçlü ve sağlıklı olduğu zaman iyidir; ancak hastalık, yaşlılık veya zorluk anlarında derin bir yalnızlık hissi yaşar.” diye konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu sürecin kaçınılmaz olarak yalnızlık ve depresyonu beraberinde getirdiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Dünyada depresyon küresel ölçekte artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Kaliforniya Sendromu’nun üçüncü belirtisi yalnızlık, dördüncü belirtisi ise mutsuzluk ve depresyondur. Bugün dünyada depresyonun küresel ölçekte artışında bir virüs mü var diye araştırılıyor. Aslında burada virüs, hedonizm virüsüdür.” dedi.</p>
<p>Yalnızlıkla baş etmenin yolunun anlam odaklı bir yaşamdan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, insanın yalnızlığı kendini değiştirmek ve olgunlaşmak için bir fırsata dönüştürebileceğini anlattı.</p>
<p><strong>Gençler yaşlılardan daha yalnız</strong></p>
<p>Gençlik ve yalnızlık arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, İngiltere’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarını paylaştı ve “Manchester Üniversitesi ve BBC’nin 55 bin kişiyle yaptığı araştırmada, 16-24 yaş arası gençlerin yüzde 40’ı ‘çok yalnızım’ diyor. 75 yaş üzerindekilerde bu oran yüzde 27. Yani gençler, yaşlılardan daha yalnız.” diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlığın artık devlet politikalarını da etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İngiltere 2018’de, Japonya ise 2021’de Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Birleşmiş Milletler, geleceği bekleyen üç büyük tehlike tanımlıyor: Gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençlerdeki yalnızlığın nedeni dijital yalnızlık!</strong></p>
<p>Gençlerde yalnızlığın en önemli nedenlerinden birinin dijital yalnızlık olduğunu da belirten Prof. Dr Tarhan, “Dijital dünyada ilişki çok ama derinlik yok. Sosyal paylaşım var ama duygusal paylaşım yok. Sosyal medya aslında sosyal değil; sanal medyadır. Duygusal aktarımın olmadığı yerde yalnızlık vardır.” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda, sağlıklı ve mutlu bir yaşamın temelinde derin ve anlamlı ilişkilerin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Harvard Üniversitesi’nin 75 yıl süren araştırmasına atıfta bulunarak, “En uzun, en mutlu ve en sağlıklı yaşayanlar; zengin, ünlü veya başarılı olanlar değil, derin ve anlamlı ilişkileri olan kişiler.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Türk kültüründeki “dost” kavramının altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Dost, insanın kendini yalnız hissettiğinde konuşabileceği kişidir. Güvenli ilişki kurabildiği, zor anında yanında olan kişidir. Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız. Anadolu irfanına, Doğu bilgeliğiyle Batı’nın bilimsel birikimini sentezlemeye ihtiyacımız var. Bu sorun ancak böyle çözülebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi”</strong></p>
<p>Konuşmasına sempozyuma katılanları selamlayarak başlayan Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, “Önemli bir sempozyum, çok önemli bir konu. Son derece ciddi; çağımızın temel problemlerinden biriyle karşı karşıyayız.” dedi.</p>
<p>Yalnızlığın artık gündelik hayatın doğal bir parçası haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, bireylerin yalnızlaşmasını sadece teorik bir mesele olarak değil, yaşanan ve hissedilen bir gerçeklik olarak değerlendirdi ve “Bugün artık bireylerin yalnızlaştığını sadece akademik metinlerde değil, günlük konuşmalarımızın içinde de dile getiriyoruz. Çünkü görüyoruz, hissediyoruz ve yaşıyoruz. Yalnızlık, gündelik yaşamın içine yerleşmiş bir problem haline geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı”</strong></p>
<p>Yalnızlaşmanın tarihsel kökenlerine de değinen Prof. Dr. Güngör, modernleşme süreciyle birlikte aile yapısında yaşanan dönüşümlerin bu süreci hızlandırdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Güngör, “Aslında modernleşmeyle birlikte bireyin yalnızlaşmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri büyük aileden, geleneksel aileden çekirdek aileye geçiştir. Elbette çekirdek ailenin modern yaşam açısından olumlu yönleri vardı; sanayileşmiş kentlerin bir gereği haline gelmişti. Ancak bu dönüşüm, kuşaklar arası kopuşu da beraberinde getirdi.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Aile yapısındaki bu parçalanmanın zamanla daha derin bir yalnızlaşmaya dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Güngör, “Teknolojiyle birlikte aile içi ilişkiler zayıfladı. Çekirdek ailelerde bile ebeveynlerle çocukların arasına teknoloji girdi. Bu aracıyla birlikte aile bireyleri giderek birbirinden kopmaya başladı. İlk etapta bu durum özerklik ve özgürlük hissi verdi; hatta bir süre bunun keyfi yaşandı. Ancak zaman içinde aile bireylerinin aynı evin içinde bile birbirleriyle iletişim kurmadığını, kursalar bile bunu artık bir araç üzerinden yaptıklarını görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Yalnızlıktan haz almaya başladık”</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin sanal dünya ile kurduğu ilişkinin gerçek sosyal ilişkilerin yerini aldığını söyleyen Prof. Dr. Güngör, “Artık her birimiz elimizdeki mobil telefonların sunduğu sanal dünyayla ilişki kuruyoruz. Bir kafeye sohbet etmek için gidiyoruz, aynı masada oturuyoruz ama birkaç dakika sonra hepimiz o kafenin dışındayız. Aynı masadayız ama her birimiz başka bir dünyadayız.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin en tehlikeli boyutunun yalnızlıktan haz almaya başlanması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Garip bir yalnızlaşma ve kopma yaşıyoruz. Daha da vahimi, yalnızlıktan haz almaya başladık. Bireylerin birbirine ihtiyaç duymamaya başlaması çok büyük bir tehlike. Oysa insan dediğimiz varlık sosyal bir varlıktır. Bugün bu sosyal varlık olma halinin çelişkilerini derin biçimde yaşamaya başladık.” diye konuştu.</p>
<p>Modern ve postmodern süreçlerin bireyi ve aileyi parçaladığını belirten Prof. Dr. Güngör, insanın artık hem gerçek hem de sanal dünyada parçalı bir yaşam sürdürdüğünü ifade etti ve “Bir yandan somut gerçeklikte yaşıyoruz, diğer yandan sanal gerçeklikte var oluyoruz. Bu da bizi parçalı hale getiriyor. İlk başta keyif verici gibi görünen bu durum, zamanla insanın kendi çelişkileriyle yüzleştiği çok daha vahim bir süreci beraberinde getiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik”</strong></p>
<p>Teknolojinin insanı makinelere bağımlı hale getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Güngör, bu süreci “şeyleşme” kavramıyla açıkladı ve “Birbirimizden uzaklaşırken makinelerle bütünleşmeye başladık. Makinelere eklemlendik. İnsan olmaktan, birey olmaktan uzaklaşıp, makinelerle birlikte bir şeyleşme sürecine girdik. Bu son derece kaygı verici bir durum.” dedi.</p>
<p>Duyguların ve zihinsel süreçlerin de bu dönüşümden etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Duygularımız yumuşuyor, hatta olumsuz anlamda duygularımızdan arınmaya başlıyoruz. Zihnimizi yapay zekâya, duygularımızı sanal âleme teslim ediyoruz. Bunun sonucunda yalnızlaşma ve yabancılaşmanın iç içe geçtiği çok garip bir sürecin tam ortasında bulunuyoruz.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Süleymanlı: “Gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir”</strong></p>
<p>Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Kazakistan’ın başkenti Astana’dan çevrimiçi katılarak gençlerin dijital çağda giderek derinleşen yalnızlık deneyimlerine dikkat çekti.</p>
<p>Bu yıl sempozyumun ana temasının özellikle gençlik olarak belirlendiğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, dijitalleşmenin gençlerin sosyal ilişkilerini dönüştürdüğüne işaret ederek, “Dijital çağın sunduğu tüm iletişim imkânlarına rağmen, sosyal medya üzerinden sürekli etkileşim içinde olan gençlerimiz zaman zaman kendilerini duyulmamış ve yalnız hissetmektedir. Bu tablo, gençlerin yaşadığı yalnızlığın bireysel tercihlerden ziyade içinde bulundukları toplumsal koşullarla yakından ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p>Sempozyum süresince gençlerin yalnızlık deneyimlerini şekillendiren çok sayıda başlığın ele alınacağını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Göçmen gençlikten üniversite gençliğine, dijital kuşaktan sosyal medya fenomenlerine, otizmli gençlerin özgün yalnızlık deneyimlerinden yurt dışında öğrenim gören gençlerin yaşadığı yalnızlık olgusuna kadar pek çok başlığı karşılaştırmalı bir bakış açısıyla ele alacağız. Bu gruplar, günümüzde yalnızlığın yeni ve farklı görünümlerini en yoğun biçimde deneyimleyen toplumsal kesimler arasında yer almaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ araştırması</strong></p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da kapsamlı bir alan araştırmasının sempozyum kapsamında paylaşılacağını dile getiren Süleymanlı, “Sempozyumumuz kapsamında Method Research Company ile iş birliği içerisinde Türkiye genelinde gerçekleştirdiğimiz ‘Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık’ başlıklı geniş kapsamlı alan araştırmasının bulgularını da değerlendireceğiz.</p>
<p>Sempozyumun yalnızca sorunları tespit etmeyi değil, çözüm üretmeyi hedeflediğini vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Biz burada yalnızlığı kader gibi kabullenen bir yaklaşımı değil; dönüştürülebilir bir toplumsal mesele olarak ele alan bir anlayışı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Yalnızca sorunları tanımlayan değil, aynı zamanda çözüm üreten bir akademik zemin oluşturmayı önemsiyoruz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın evrensel bir mesele olduğunun altını çizen Prof. Dr. Süleymanlı, “Sempozyumda bu yıl Azerbaycan, Finlandiya, İsviçre, Kazakistan, Rusya ve Özbekistan olmak üzere altı ülkeden yüz yüze ve çevrim içi katılımla geniş bir uluslararası temsil sağlanmıştır. Bu tablo, yalnızlık olgusunun sınırları aşan, evrensel bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Dijitalleşen dünyada gençlerin yalnızlık serüveni ele alındı</strong></p>
<p>Moderatörlüğünü Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin’in yaptığı birinci oturumda; Düzce Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Kılıç “Modernleşen Aile ve Dijitalleşen Gençlik”, Finlandiya Kızılhaçı’ndan Annakatriina Jylhä ve Tommi Korhonen “Yalnızlığın Gönüllülükle Önlenmesi”, Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Müge Akbağ “Gençlikte İlişkisel İhtiyaçlar” ve çevrim içi katılımıyla Prof. Dr. Mustafa Koç “Duyguda Yaşayan Gençliğin Yalnızlık Mücadelesi” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de Gençliğin Yalnızlığı Araştırması sonuçları açıklandı</strong></p>
<p>Sempozyumun en dikkat çekici bölümlerinden birinde; Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin ve Method Research Company’den Hale Aslı Kılıç tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gençlik, Yalnızlık ve Dijitalleşme: Güncel Araştırma Bulguları” ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.</p>
<p>Öğleden önceki ikinci oturumda ise; NEET (ne eğitimde ne istihdamda olan) gençlerden göçmen gençlere, otizmli bireylerden uluslararası öğrencilere kadar geniş bir yelpazede “Gençlik ve Toplumsal Yalnızlık Deneyimleri” ele alınacak. Doç. Dr. Cihan Ertan, Dr. Gökhan Özcan, Uzman Klinik Psikolog Buse Duran Birlik, Serden Ferhatoğlu Anıl (İsviçre), Nuriye Novruzova (Konuşma Terapisti) ve Sümeyra Yaman (Çocuk Gelişimi Uzmanı) gençlikte yalnızlığın psikopatolojik ve sosyolojik boyutlarını değerlendirildi.</p>
<p>Sempozyumun öğleden sonraki bölümü çevrim içi olarak devam etti. Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı moderatörlüğündeki bu bölümde; Rusya (RUDN Üniversitesi), Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’dan katılan bilim insanları, kendi ülkelerindeki gençlik yalnızlığı, siber politikalar ve sosyal medya düzenlemeleri üzerine sunumlar yaptı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-dostluk-duygusunu-kaybettigimiz-icin-yalniziz-601695">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Dostluk duygusunu kaybettiğimiz için yalnızız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 13:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bolu]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[engin]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[gülal]]></category>
		<category><![CDATA[kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[kültürümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirliği]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601518</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından "Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir" sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week’te sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518">Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Kariyer Merkezi tarafından &#8220;Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir&#8221; sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week’te sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, Atlas Green Week’in bilgi paylaşımının ötesinde, ilham veren örneklerin görünür kılındığı ve farkındalığın eyleme dönüştüğü bir etkileşim alanı sunacağını söyledi. Prof. Dr. Engin Gülal, “Kampüsümüzü yalnızca bir eğitim alanı değil, aynı zamanda sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi olarak görüyoruz. Bizler Atlas Üniversitesi olarak, bilimi, eğitimi ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan vizyonumuzla sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz” dedi. Atlas Green Week haftası kapsamında geri dönüşümle ilgili ürünlerin yanı sıra İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün dikey tarım ünitesi de sergilendi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen açılış töreninde konuşma yapan İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir kavram değil; eğitimden sağlığa, ekonomiden toplumsal refaha kadar uzanan bütüncül bir yaklaşım olduğunu belirterek “Üniversiteler ise bu dönüşümün en önemli aktörleridir. Bizler Atlas Üniversitesi olarak, bilimi, eğitimi ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan vizyonumuzla sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Prof. Dr. Engin Gülal: “Üniversitemiz dünya genelinde ilk 200 arasında yer almıştır” </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu anlayış doğrultusunda yürütülen çalışmaların ulusal ve uluslararası düzeyde karşılık bulmasının son derece kıymetli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Engin Gülal, “Üniversitemiz, GreenMetric Dünya Üniversiteleri Sıralaması kapsamında, bu yıl İstanbul’daki vakıf üniversiteleri arasında genel sıralamada 5. sırada yer alırken; Enerji ve İklim Değişikliği kategorisinde, dünya genelinde değerlendirilen 1.745 üniversite arasında ilk 200 içerisinde yer almıştır. Elde edilen bu sonuç, Atlas Üniversitesi’nin çevresel sorumluluk ve sürdürülebilirlik alanındaki kararlı ve istikrarlı yaklaşımının somut bir göstergesidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Kampüsümüz, sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi…”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bu başarının Atlas Vadi Kampüsü genelinde hayata geçirilen enerji verimliliğini artırmaya yönelik projelerin, çevre dostu altyapı ve uygulamaların ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkeze alan sürdürülebilir politikaların bir sonucu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Engin Gülal, “Kampüsümüzü yalnızca bir eğitim alanı değil, aynı zamanda sürdürülebilir yaşamın deneyimlendiği bir öğrenme ekosistemi olarak görüyoruz. İşte bu vizyonun önemli bir yansıması olan Atlas Green Week, bu yıl “Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir” sloganıyla 22–26 Aralık tarihleri arasında Atlas Vadi Kampüsümüzde gerçekleşiyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Sürdürülebilirlik çok boyutlu olarak ele alınacak”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Engin Gülal, bu hafta boyunca sürdürülebilirlik kavramının; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinci çerçevesinde çok boyutlu olarak ele alınacağını söyledi. Prof. Dr. Engin Gülal, “Öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcileri; ortak bir gelecek vizyonu etrafında bir araya gelerek sürdürülebilir yaşamın farklı boyutlarını disiplinlerarası bir perspektifle değerlendirecekler. Sağlıktan psikolojiye, sanattan tasarıma, şehircilikten lojistiğe kadar pek çok alanda gerçekleştirilecek etkinlikler, sürdürülebilirliğin hayatın her alanına temas eden bir kavram olduğunu güçlü biçimde ortaya koyacak. Atlas Green Week; bilgi paylaşımının ötesinde, ilham veren örneklerin görünür kılındığı ve farkındalığın eyleme dönüştüğü bir etkileşim alanı sunacak. Sergiler, stantlar ve paydaş buluşmalarıyla kampüs genelinde sürdürülebilirlik bilinci somut deneyimlerle desteklenecek; özellikle gençlerimizin bu sürecin aktif bir parçası olması teşvik edilecek” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Suat Parıldar: “Sihirli kelime, sürdürülebilirlik…”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, insanoğlunun var olduğu günden itibaren yaşam döngüsünü devam ettirebilmek için gıdaya, tarıma, çevreye ve doğal kaynakları kullanmaya ihtiyaç duyduğunu belirterek “Bu ihtiyacın perspektifi, sihirli kelime sürdürülebilirlik… Dün olduğu gibi yaşam döngümüzü devam ettirebilmek için doğal varlıkları kullanmak, yine bugün ve yarın da kullanmaya devam etmek” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1929 yılında Yalova’daki Yürüyen Köşk’ün inşa sürecinde bir çınar ağacının dalının kesilmemesi için köşkün yerinin kaydırılması talimatını verdiğini ve köşkün yaklaşık 4 metre kadar kaydırılarak inşa edildiğini belirten Parıldar, “Geriye dönüp baktığımız zaman köşk inşaatının ve köşkün kullanım süresinin ötelenmesine vesile olan bu işlemin aslında çok kalıcı bir çevre mesajı olduğunu hepimiz fark ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Ürettiğimiz gıdanın üçte biri çöp oluyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ülkemizin yıllık 130-140 milyon ton bitkisel üretime sahip olduğunu belirten Suat Parıldar, “İhracat ve ithalatın dengesi noktasında net ihracatçı pozisyonundayız. Ama ürettiğimiz bu ürünlerin gıdaya dönüştüğü andan itibaren ya da gıdaya dönüşme sürecindeki hikayesinde de dünyada olduğu gibi maalesef bir bölü üç yani ürettiğimiz gıdanın üçte biri israf oluyor, çöpe gidiyor. Gıda üretirken kullandığımız toprağı, suyu, emeği, zamanı bunların hepsini bir arada değerlendirdiğimiz zaman hepsinin üçte birini çöpe atıyoruz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Paylaşım sorunu da israftan başlayarak ortadan kaldırılmalı”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Değişik kaynaklara göre, dünyada 800 milyon ile 1 milyar arasında insanın gıdaya erişemediğini, 1 milyar civarında insanın da obezite ile mücadele ettiğini belirten Suat Parıldar, “Burada bu iki rakam, aslında paylaşım sorununu ortaya koyuyor. İşte dünyanın sürdürülebilirliği adına bu paylaşım sorununun da hepimiz tarafından israftan başlayarak ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Meryem Sude Tokuş:</span></b><span> <b>“Üniversiteler en önemli aktörlerdir”</b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İklim Elçisi Meryem Sude Tokuş ise dünyanın bugün iklim krizi, kaynakların hızla tükenmesi ve çevresel eşitsizlikler gibi pek çok sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek “Birleşmiş Milletler’in ortaya koyduğu sürdürülebilir kalkınma hedefleri bu sorunlara yalnızca çevresel değil, sosyal, etik, ekonomik bir bakış açısıyla yaklaşmamız gerektiğini bizlere gösteriyor. İklim eylemi, sorumlu üretim ve tüketim, nitelikli eğitim, sağlıklı yaşam gibi hedefler üniversitelerin bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olduğunu vurguluyor. Üniversiteler yalnızca bilgi veren eğitim kurumları değil, aynı zamanda topluma yön veren, değer inşa eden, gelecek kuşakları şekillendiren yapılardır. Atlas Green Week de tam olarak bu anlayıştan doğmuştur. Bu hafta boyunca yapılacak panel, atölye ve etkinlikler sürdürülebilir kültürünün kampüsümüzden başlayarak daha da geniş bir toplumsal alana yayılmasını hedeflemektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi tarafından &#8220;Dönüştür, Değiştir, Devam Ettir&#8221; sloganı ile düzenlenen Atlas Green Week, 22-26 Aralık 2025 tarihleri arasında Atlas Vadi Kampüs’te gerçekleşiyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Green Week kapsamında sürdürülebilirlik; akademik bilgi, uygulamalı deneyim ve toplumsal sorumluluk bilinciyle ele alınıyor. Öğrenciler, akademisyenler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerini ortak bir gelecek vizyonu etrafında bir araya getirmenin hedeflendiği hafta boyunca paneller, sergiler, stantlar ve paydaş buluşmalarıyla kampüs genelinde sürdürülebilirlik bilinci somut deneyimlerle destekleniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Atlas Green Week kapsamında ilk gün Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Kadir Şeker tarafından “Sürdürülebilirlik ve Temel Yaşam Desteği” başlıklı bir söyleşi gerçekleşti. Hafta kapsamında Atlas Üniversitesi MYO Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Sürdürülebilir Sağlık için Miyopi Farkındalığı” paneli düzenlenecek. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Sıfır Atık Uygulamaları Dairesi Başkanı Ekrem Yıldırım “Üniversitelerde Sıfır Atık Uygulamaları” başlıklı bir konferans verecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Sermin Dinç, “Sürdürülebilirlik ve Spor”; Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi İç Mekan Tasarımı Bölüm BaşkanıÖğr. Gör. Dr. Nihan Sümeyye Gündoğdu, “Sürdürülebilir Şehirler: Geleceğin Yaşam Modelleri”, Dr. Öğr. Üyesi Deniz Eray, “Sürdürülebilirlik ve Sanat”;  Meslek Yüksekokulu Lojistik Programından Dr. Öğr. Üyesi Elifnur Tığtepe, Öğr. Gör. Gökhan Çin, Öğr. Gör. Muhammed Kula, “Sürdürülebilir Dünya İçin Birliktelik: Yeşil Lojistik, Enerji ve Finans Çözümleri”  başlıklı söyleşi ve paneller gerçekleşecek.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hafta kapsamında Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selda Seçginli’nin oturum başkanlığını yapacağı “Sürdürülebilir Sağlık” başlıklı panelde Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Alphan, “Sürdürülebilir Sağlık-Beslenme”, Fizyoterapi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Sürdürülebilir Sağlık-Fizyoterapi” ve Tele Sağlık Teknikerliği Bölümü Öğr. Gör. Hülya Ceyhan, “Sürdürülebilir Sağlık-Hemşirelik” konusunda konuşacak. Psikoloji Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Gülşen Karaman, “Sürdürülebilirlik- Mental Sağlık” ile ilgili söyleşi yapacak.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-engin-gulal-surdurulebilirligi-kurumsal-kulturumuzun-bir-parcasi-olarak-gormekteyiz-601518">Prof. Dr. Engin Gülal: &#8220;Sürdürülebilirliği kurumsal kültürümüzün bir parçası olarak görmekteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, grip enfeksiyonlarının mevcut durumunu, risk gruplarını ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığının toplumda sık sık karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Sipahi, “Grip, influenza virüsünün neden olduğu ani başlayan, yüksek ateş ve şiddetli halsizlikle seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise farklı virüslerin yol açtığı, daha hafif ve yavaş gelişen bir tablodur. Gripte yüksek ateş, kas-eklem ağrısı ve belirgin bitkinlik daha sık görülür, soğuk algınlığı ise burun akıntısı ve boğaz ağrısı ile öne çıkar. Risk grubunda olan 65 yaş üstü bireyler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için grip daha ağır seyredebilir.  Ayrıca, üniversite kampüslerinin kalabalık ortamı, yurt yaşamı ve toplu taşıma kullanımı, öğrencileri bulaş açısından riskli gruplar arasına sokuyor” dedi.</p>
<p><b>“Erken tanı ve aşılama hayat kurtarıyor”</b></p>
<p>Gripten korunmada en etkili yöntemin yıllık aşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sipahi, “Özellikle öğrenciler, öğretim üyeleri ve sık seyahat edenlerin grip aşısı yaptırması önemlidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmanın yanı sıra ağır seyir ve hastaneye yatış ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Temel önlemleri almak önemlidir. Ellerin sık sık yıkanması, hasta hissettiğinde toplu alanlardan uzak durulması, toplu taşıma ve kalabalık ortamlarda maske kullanımı, kapalı alanların havalandırılması, öksürürken dirsek içine öksürme, ağır belirtiler varsa tıbbi değerlendirmeye başvurulması gibi önlemlerle daha sağlıklı ortamlar oluşturulabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, günlerce süren yüksek ateş ve bilinç değişikliği gibi bulgular gripte ağır seyri düşündürür ve mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kronik hastalığı olan bireylerde durum hızla kötüleşebiliyor, hastaneye erken başvurmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sipahi, “Grip, uygun bağışıklığı olmayan veya risk grubu bireylerde daha ağır seyredebilir. Özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, 3-4 günden uzun süren 38°C üzeri yüksek ateş, bilinç değişikliği, aşırı halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve kronik hastalıkların hızla kötüleşmesi gibi belirtiler ciddiyet göstergesidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Gribin ağır seyretmesi durumunda zatürre (pnömoni), akut solunum yetmezliği, kalp kası ve/veya kalp zarı iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı ve nörolojik komplikasyonlar (ensefalit gibi) gelişebilir. Bu gibi durumlarda hastanelere başvurulması gerekmektedir. Grip sonrası öksürük ve halsizlik haftalarca sürebilir, bağışıklık sistemi baskılanmış veya kronik hastalığı olan bireylerde kalp ve beyin fonksiyonlarında kalıcı bozukluklar görülebilmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Mevsim geçişlerinde girip salgını artıyor”</b></p>
<p>Mevsim geçişlerinde girip salgınının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, “Polikliniklerde kesin tanılı influenza vakaları görülmeye başlandı ancak yoğun bakımlarda henüz influenza tanılı hastaya rastlamadık. Önümüzdeki 2–2,5 aylık süreçte, özellikle yılbaşı döneminin etkisiyle grip vakalarında ciddi bir artış bekliyoruz. Toplumun, hem bireysel hem de toplumsal olarak alınacak önlemlere dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın matbaa ve elektrik gibi insanlık üzerinde büyük bir etki yaratmaya başladığını, günlük yaşantının hızla vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, yapay zekanın nötr bir araç olduğunu, kullanım amacına göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve &#8220;Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin, yoksa birisini öldürürsün. Aynı etkiyi yapay zeka yapıyor.&#8221; Dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın potansiyel tehlikeleri ve nörolojik etkileri</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönlerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, özellikle psikolojik alanda yapay zeka kullanımının risklerini dile getirdi.</p>
<p>&#8220;Yapay zekayı psikolog gibi alıp onlara soru sorup onunla rahatlarsanız bu sizi intihara bile götürebilir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, intihar eğilimi olan bir kişinin yapay zekadan yüksek köprüler hakkında bilgi istemesi örneğini vererek, yapay zekanın niyeti okuyamadığı için yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanlardaki empatik algılama, duygusal okuryazarlık, sosyal ipuçlarını okuma ve soyut düşünme gibi becerilere sahip olmadığını ifade ederek, beyindeki ayna nöronlarının bu tür becerilerde kritik rol oynadığını ve otizm tanısında kullanılan Zihin Teorisi testlerinin yapay zekanın bu eksikliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu yetersizliği nedeniyle psikolojik olarak kırılgan bireylerde zihinsel yanılgılara ve patlamalara yol açabileceğini, hatta &#8220;yapay zeka psikozları&#8221; vakalarının yayınlandığını aktardı.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık ve dopamin tuzağı</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir diğer tehlikeli yönünün dijital bağımlılık olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki dopamin hormonunun rolüne dikkat çekti ve dopaminin &#8220;arzu hormonu&#8221; olduğunu, dijital oyunlar veya yapay zeka kullanımı sırasında dopamin salgılanmasının kişide sürekli bir &#8220;kaydırma etkisi&#8221; oluşturduğunu söyledi. Bu durumun, dopaminin sürdürülebilirlik tuzağına yol açarak kişinin haz alma eşiğini yükselttiğini ve daha çok harcama yapma veya daha çok ilgi gösterme ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kumar bağımlılığındaki artışın sebeplerinden birinin de bu dopamin birikimi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Yapay zeka bir araç olarak kullanılmalı, insan yerine geçmemeli</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir araç olarak kullanılması asla insanın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın sunduğu bilgilerin mutlaka bir klinisyen veya uzman tarafından doğrulanması gerektiğini, aksi takdirde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekanın empati, niyet okuma ve duygusal rezonans yeteneklerinin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanın hayal dünyasını geçici bir gerçeklik gibi algılamasına neden olabileceğini ve beynin gerçeklik test eden ağını devre dışı bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka konusunda &#8220;direksiyonda biz olursak korkmayalım, ama direksiyonu yapay zekaya kaptırırsak bu bizi şizofreniye sürükleyebilir, yanlış kararlar verdirebilir&#8221; diyerek, bunun bir &#8220;dijital afyon&#8221; haline gelebileceği uyarısında bulundu ve duygusal yönünü kontrol edebilen kişilerin yapay zekanın tuzaklarına düşmeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yapay zekaya kendini kaptıran kişiler falcılara inanmış gibi hatalara düşebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini ve potansiyel tehlikelerini değerlendirerek, yapay zekanın insanda &#8220;uçma duygusu&#8221;, sahte bir rahatlık hissi verdiğini ve bireyleri rüya aleminde gibi hissettirdiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekaya kendini kaptıran kişilerin rüyalarına veya falcılara inanmış gibi hatalara düşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zeka gerçekliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan yaşamında fiziksel, hayal ve rüya gerçekliklerinin yanı sıra, &#8220;yapay zeka gerçekliği&#8221; adını verdiği dördüncü bir gerçekliğin ortaya çıktığını ifade ederek, bu sanal gerçekliğin artık zihinlerde çok ciddi bir şekilde tasarlanabildiğini ve sorgulamadan bu gerçekliğe inanmanın falcıya inanmak gibi büyük hatalara yol açabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yankı odası yanılgısı ve yalnızlık paradoksu</strong></p>
<p>Yapay zekanın &#8220;yankı odası yanılgısı&#8221;na dikkat çeken Tarhan, bireylerin dijital ortamda kendi yankılarıyla konuşur gibi yalnızlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;yalnızlık paradoksu&#8221; nu ortaya çıkardığını, insanların çok sayıda yüzeysel arkadaşa sahip olmasına rağmen derin ve anlamlı ilişkilerden yoksun kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dikkat katili ve zaman tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın &#8220;dikkat katili&#8221; olduğunu, insanları aynı anda çoklu görevlere yönlendirerek derinleşmeyi engellediğini ifade etti. Beynin kalıcı öğrenmeyi odaklanarak ve derinleşerek gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu süreci bozduğunu söyledi. Ayrıca, yapay zekanın &#8220;zaman tuzağı&#8221;nı beraberinde getirdiğini belirten Tarhan, dijital platformların özellikle çocuklar ve gençler için özgürlük değil, esaret anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yapay kimlik ve duygusal zeka eksikliği</strong></p>
<p>Yapay zekanın yeni kimlikler inşa ettirdiğini ve kontrolü yapay zekaya kaptıranların geleceğinin tehlikeli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, duygusal zekanın kişinin kendi duygularını ve karşı tarafın duygularını anlama becerisiyle ilgili olduğunu, yapay zekada bu empatik yeteneğin bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>İnsan ilişkilerinde iletişimin yüzde 80&#8217;inin sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğini, yapay zekanın ise sadece bilgi aktarımı yaparak iletişimin yüzde 20&#8217;lik kısmını kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ses tonu, mimikler, jestler gibi non-verbal unsurların duygusal aktarımda kritik rol oynadığını ve yapay zekanın bu alanda yetersiz olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital platformlar &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; i ortaya çıkarabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka ve dijital platformların &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; ortaya çıkarabileceği uyarısında bulunarak, yapay zekaya aşırı bağımlı kişilerin duygusal ve sosyal iletişim kuramadıkları için otistik bireyler gibi tek bir alanda süperleşebileceklerini, ancak sosyal hayatta yalnız kalacaklarını ifade etti.</p>
<p>Kuşkucu ve paranoid eğilimi olan kişilerin yapay zekaya karşı duydukları korkuya da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital platformlara girilen her bilginin kalıcı olduğunu ve &#8220;dijital iz&#8221; bırakarak ileride kişinin karşısına çıkabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız küresel bir olgu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın günümüzün küresel sorunlarından biri olduğunu belirterek, yapay zekanın yanlış kullanımının bu yalnızlığı derinleştirebileceğini vurguladı ve “Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız olarak küresel bir olgu. Buna zayıf bağ etkisi deniyor. İnsan, nörobiyolojik olarak ilişki kurmazsa çatlar; çünkü ilişki kurma, yalnızlığı giderme ihtiyacı biyolojik bir gereksinimdir. Günümüzde birçok kişi bu ihtiyacı dijital alanlarda karşılamaya çalışıyor ama bu sahte bir doyum sağlıyor. Çok sayıda arkadaşlık varmış gibi görünüyor fakat derin ve anlamlı bağlar yok. Bu durumda temel güven duygusu oluşmuyor, kaygı artıyor, yalnızlık ve depresyon kaçınılmaz hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekaya aşırı maruziyet insanı yalnızlık tuzağına sokuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, stresin kişiden kişiye farklı sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Stres altında bazı kişilerde serotonin azalır ve depresyon gelişir. Kimilerinde ise hedef organ midedir; gastrit, ülser çıkar. Başkasında cilt sorunları başlar. Bu farklılık genetik polimorfizme bağlıdır. Ayrıca epigenetik öğrenmeler, yani çevreden gelen etkiler de gen ifadesini değiştirerek kişiyi savunmasız hale getirebilir. Yapay zekaya aşırı maruz kalmak, alışkanlık haline geldiğinde otomatikleşir ve insanı yalnızlık tuzağına sokar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın insanı köleleştirmemesi için “dozaj” vurgusu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Yılan zehirdir ama aynı zamanda ilaçtır. Dozunda kullanılırsa faydalıdır, fazla kullanılırsa zehirler. Yapay zekâ da aynıdır. Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırır, yanlış amaçlarla kullanıldığında ise kişiyi zehirler. Bütün mesele insanın iç disiplinine sahip olması ve kendi duygularını yönetebilmesidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Onaylanma ihtiyacının insanın biyolojik zaaflarından biri olduğuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın kendini sergileme, güzele ilgi duyma, güçlü olma ve sonsuzluk arayışı gibi dört temel biyolojik dürtüsü vardır. Bu dürtüler onaylanma ihtiyacını doğurur. Ancak bu ihtiyaç yanlış kullanıldığında tehdit haline dönüşür. Amerikan Psikoloji Birliği, günde üçten fazla ‘ego tatmini’ paylaşımını narsisizm açısından riskli kabul ediyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka kişiye özel tedavide önemli katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında sunduğu avantajlara da değinen ve kişiye özel tedavilerde önemli bir katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi olarak yapay zeka ile beyin sinyalleri, nörogörüntüleme kayıtları gibi verileri değerlendirip tanıyı kolaylaştırıcı sistemlerin patentini aldık. Bu sayede hata ihtimali azalıyor. Buna precision medicine yani kişiye özel, hassas tıp deniyor. Yapay zeka burada hekimlere ciddi bir destek sunuyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ kullanımında son sözün insanda olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ insanın etiketlenmesini azaltabilir, tedavi örneklerini görerek umut duygusunu artırabilir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Direksiyonda ben olacağım, yapay zekâ değil. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda bize hedefimize gitmeyi kolaylaştıran bir teknoloji harikası olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alınan bilgileri muhakkak doğrulamak gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın kullanımında en büyük riskin doğrulanmamış bilgi ve etik standartların göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Yapay zekayı kullanacaksınız ama aldığınız bilgileri muhakkak konfirme etmek gerekiyor. Yani doğrulamak gerekiyor. Başka bir şekilde ters sorularla tekrar sorgulamakta fayda var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>22 yaş dönemi kritik eşik</strong></p>
<p>Gençlerin yapay zekâ karşısında daha kırılgan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, beyin gelişim sürecini hatırlatarak şunları söyledi:</p>
<p>“Çocukluk 18 yaşında yasal olarak bitmiş kabul edilse de beynin sol beyin (rasyonel), sağ beyin (emosyonel) ve ön beyin (yürütücü) bütünlüğü genellikle 22 yaşında tamamlanıyor. Bu döneme olgunluk dönemi denir. 22 yaşına kadar kişiler doğru analiz ve karar verme altyapısında risk altındadır. 22 yaşın üzerinde olup tecrübe birikimine sahip olanlar daha az risk taşır. Yalnız kişiler, depresyondakiler, kaygılılar, aceleci-sabırsızlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanlar ise yapay zekayla ilişkilerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü duygu regülasyonu yapamayan, sosyal ilişki regülasyonu kuramayan bireyler, yapay zekayı yanlış bir danışman gibi kullanarak hatalı kararlar verebilir.”</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı olmazsa tehlike büyük</strong></p>
<p>Yapay zekada etik kullanımın en çok teknoloji şirketlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji firmaları kârı maksimize etmeye göre hareket ederse, etik standartları göz ardı ederse insanlık için büyük tehlike vardır. Muhakkak algoritma şeffaflığı gerekiyor. Gizli algoritmalarla kişiler yönlendirildiğinde en büyük risk ortaya çıkıyor. Şu anda küresel ölçekte bu konuda regülasyon yok ama er geç olacak, olmak zorunda. Çünkü algoritmalar şeffaf değilse insanları yanlış yönlendirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka ödev yapmasın</strong></p>
<p>Üniversite senatosunda yapay zeka konusunu gündeme aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimdeki yaklaşımı şöyle aktardı:</p>
<p>“Yapay zekanın yasaklanmasını yasaklayalım dedik. Çünkü yapay zeka hayatımıza girdi. Öğrenci yapay zekadan bilgi alabilir ama kendi yorumunu katarak sunmalıdır. Hocalar da bu alanda kendini geliştirmelidir. Yapay zeka roman yazamaz ama bir taslak verebilir, asist edebilir. Eğer öğrenci yapay zekadan aldığı bilgiyi kendi düşünceleriyle geliştirirse, bu hem intihali önler hem de öğrenmeyi kolaylaştırır.”</p>
<p><strong>Asistan olmalı, kaptan olmamalı!</strong></p>
<p>Yapay zekanın rolüne değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zeka bizim asistanımız olmalı kaptanımız olmamalı. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda hedefimize gitmeyi kolaylaştırır ama direksiyon her zaman insanda olmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alcı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[kenetlenerek]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, YÖK tarafından yayınlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 sonuçlarına göre 6 farklı alanda büyük bir performans göstererek Türkiye birincisi oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, YÖK tarafından yayınlanan Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 sonuçlarına göre 6 farklı alanda büyük bir performans göstererek Türkiye birincisi oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yükseköğretim Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025 yayınlandı. 67 gösterge doğrultusunda hazırlanan rapor; eğitim ve öğretim, araştırma-geliştirme, uluslararasılaşma, sürdürülebilirlik ve topluma hizmet başlıklarında üniversitelere ilişkin kapsamlı bir değerlendirme sundu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, raporda 6 farklı ana başlıkta Türkiye birincisi oldu. Bu başarıyla EÜ, &#8220;Proje Lideri Üniversite&#8221; konumunu perçinledi. Ege özellikle;  Araştırma-Geliştirme ve Topluma Hizmet  alanlarında büyük bir ilerleme gösterdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, “Üniversitemiz YÖK 2025 Genel Raporunda Türkiye genelinde büyük bir başarıya imza attı. 6 alanda farklı ana başlıkta Türkiye birincisi oldu. Rapor bize başarılı olduğumuz yanlarımızı sunduğu kadar, geliştirmeye açık yönlerimizi de ortaya koyuyor. EÜ ailesi olarak raporu ayrıntılarıyla analiz edip, yol haritamızı ve stratejik hedeflerimizi belirleyeceğiz. Üniversitemizin hedefleri doğrultusunda, öğrencilerimiz, akademik ve idari çalışanlarımızla kenetlenerek tüm ana ve alt başlıklarda daha yukarı bir ivme göstermek için aralıksız çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Üniversitemizin bu başarısında emeği bulunan kurum içi ve kurum dışı tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>Proje sayısı ve sosyal sorumluluk alanlarında lider üniversite</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yükseköğretim Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu 2025’e göre Ege Üniversitesi; TÜBİTAK Ar-Ge, Teknoloji ve Yenilik Proje Sayısı, Ulusal Kurum ve Kuruluşlar Destekli Ar-Ge Proje Sayısı, BİDEB Kapsamında Alınan Destek, Üniversite Tarafından Yürütülen Sosyal Sorumluluk Projeleri, Öğrenciler Tarafından Yürütülen Sosyal Sorumluluk Projeleri ile Dezavantajlı Gruplara Yönelik Düzenlenen Faaliyet Sayısı alanlarında Türkiye birinciliğini elde etti. EÜ ayrıca; Sanayi ile Ortak Yürütülen Ulusal Ar-Ge Projesi Sayısı, Değişim Programları ile Gelen Öğretim Elemanı Sayısı, Akredite Lisans Programı Sayısı, Değişim Programları ile Gelen Öğrenci Sayısı alanlarında ise ikinci oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Raporun “Ek Göstergeler” bölümünde yer alan kategorilerde ise Ege Üniversitesi; Kariyer Merkezi Tarafından Gerçekleştirilen Faaliyet Sayısı alanında Türkiye birincisi, Sürdürülebilirlik Faaliyet Sayısı alanında ise üçüncü oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi, raporda yer alan 30 alanda ilk 20 üniversite arasına girmeyi başardı. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-alci-hep-birlikte-kenetlenerek-universitemizi-daha-yukariya-tasiyacagiz-600730">Rektör Prof. Dr. Alcı, &#8220;Hep birlikte kenetlenerek Üniversitemizi daha yukarıya taşıyacağız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:50:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimlerin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[emeritus]]></category>
		<category><![CDATA[isimlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[mete]]></category>
		<category><![CDATA[Mete Tunçay]]></category>
		<category><![CDATA[öncü]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tuncay]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600710</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi, 18 Ağustos 2025’te hayatını kaybeden sosyal ve beşeri bilimler disiplininin önde gelen isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ı “Mete Tunçay’a Saygı: Bilgi, Bilim ve Eleştirel Akıl” başlıklı bir etkinlikle andı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710">Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi, 18 Ağustos 2025’te hayatını kaybeden sosyal ve beşeri bilimler disiplininin önde gelen isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ı “Mete Tunçay’a Saygı: Bilgi, Bilim ve Eleştirel Akıl” başlıklı bir etkinlikle andı.<strong>  santral</strong>istanbul Kampüsü’nde düzenlenen etkinlikte Prof. Dr. Tunçay’ın bilime ve eleştirel düşünceye adanmış yaşamı, bıraktığı akademik ve entelektüel miras, kurumsal katkıları ve Türkiye düşünce hayatına etkileri dostları, meslektaşları ve öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda ele alındı. </p>
<p>Anma etkinliği, Milli Eğitim Eski Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cemil Boyraz, Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ın eşi Gönül Paçacı Tunçay ve kardeşi Melda Tunçay’ın açılış konuşmalarıyla başladı.  Milli Eğitim Eski Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, “Mete Hoca’yı elli küsur sene önce o Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeyken tanımıştım. Ben ODTÜ’de öğrenciydim. 25 yıl sonra BİLGİ’nin kuruluşunda kendisiyle bir arada olma şansım oldu. Gerçekten benim için o yakınlıklar çok ufuk açıcı oldu. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum” dedi.</p>
<p>Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay ile anılarını paylaşan eşi Gönül Paçacı Tunçay, “Mete Bey, doğayı ve insanları çok seven, çok özel bir insandı. Çok değişik bilgileri bir arada harmanlayabilme kabiliyeti vardı. Sanıyorum bu özelliğiyle de topluma sirayet etti” dedi.  Prof. Dr. Tunçay’ın kardeşi Melda Tunçay ise “Ağabeyimle ilişkim, sevgi hayranlık, çekinme, dostluk ve güven hisleriyle gelişti. Onu hep hayranlıkla izledim” sözleriyle başlayan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Araştırma yapmaktan, bilgilerini öğrencilerine aktarmaktan mutlu oluyordu. Bitip tükenmez bir merakı vardı.  Her şeyi araştırır ve gözlemlerdi. Onu bana bıraktığı bu derin izler, öğrettikleri ve sessizce verdiği güçle her zaman gururla hatırlayacağım.”</p>
<p><strong>‘Yaşamını işinin merceğinden görürdü’</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Bilmez’in moderatörlüğünde gerçekleşen ilk oturumda Prof. Dr. Baskın Oran, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ve Tarih Vakfı’nın kurucularından Orhan Silier söz aldı. Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay’ın akademisyen ve entelektüel kimliği üzerine konuşan Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, “Mete Hoca’yı aydın konumuna taşıyan belirgin özellikleri vardı. Öfkelenmeyi bilen ama soğukkanlı ve sakin bir yapıya sahipti. Tümüyle işine odaklanır, yaşamını da işinin merceğinden görürdü. Son derece çalışkan olmasının yanı sıra, tüm yüksek entelektüel bilinçler gibi muzipti; güçlü bir ironisi ve nükteleri vardı. En önemlisi ise büyük bir özgüvene sahipti. Bu niteliklerin bir araya gelmesi, Mete Hoca’nın aynı zamanda derin bir tevazu ile hareket etmesini sağlıyordu.” dedi.</p>
<p>Emeritus Prof. Dr. Tunçay’ın İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin kuruluş sürecindeki katkılarını anlatan üniversitenin ilk rektörü Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ise “Mete Hoca’ya çok eski yıllardan tanışıyoruz, ama gerçek anlamda buluşmamız BİLGİ’de oldu. Fransızların ‘érudite’ diye bir kavramı vardır.  Derinlemesine bilgi sahibi olan insan demektir. Benim neslimde bu sıfata gerçekten layık Mete Hoca’ydı. Müthiş zengin bir düşünce yapısına ve tarihsel hakimiyete sahipti. Etkilenmemek mümkün değildi” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Cemil Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci oturumda ise yazar ve araştırmacı Tanıl Bora, Prof. Dr. Ali Birinci, Prof. Dr. Ahmet Demirel, Prof. Dr. Mehmet Alkan’ın katılımıyla Prof. Dr. Tunçay’ın sosyal ve beşeri bilimler alanındaki akademik katkıları ele alındı. </p>
<p><em>Tarih ve Toplum</em> ile <em>Toplumsal Tarih</em> dergilerinin yayınlanmasına öncülük eden, <em>Sokak</em> dergisinin ise Ankara Temsilciliği görevini üstlenmiş olan Prof. Dr. Tunçay’ın dergiciliği üzerine konuşma yapan Yazar Tanıl Bora, “Mete Hoca’nın tarih yayıncılığına yaklaşımı teorik akademik tarihçilik ile popüler magazin tarihçiliği arasında şekillendi. Her ikisine de mesafeli, özellikle ikincisine daha eleştirel bir orta yol benimsedi. Onun yayıncılık anlayışı, tarih uzmanı olmayı gerektirmeksizin, kamusal ilgileri olan herhangi bir entelektüelin metinlerde kendine hitap eden bir şeyler bulabilmesine imkan tanıyordu. Tarihi ve tarihin konularını yalnızca uzmanların kendi aralarında, kapalı bir jargonla konuştukları bir evrenden alıp biraz yere indirdi” dedi.</p>
<p><strong>Mete Hoca’nın paltosundan çıktık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tunçay’ın öğrencisi olarak onunla olan anılarını paylaşan Prof. Dr. Mehmet Alkan ise “Mete Hoca, ‘Rus edebiyatı nasıl Gogol’un Palto kitabından çıktıysa benim kuşağım da Tarık Zafer Tunaya’nın <em>Türkiye’de Siyasi Partiler</em> kitabından çıktı’ derdi. Bizim kuşak da Mete Hoca&#8217;nın <em>Türkiye&#8217;de Sol Akımlar</em> ve <em>Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması</em> kitaplarından çıktı. Onun açtığı yol ve sağladığı ortamla büyüdük” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Ege Yazgan ise “Üniversitemizin kurucu, Emeritus hocalarından Mete Tunçay hocamıza sonsuz şükranlarımızı bu anma töreninde ifade etmek istiyorum. Üniversitemiz 1996 yılında kurulduğu zaman Mete Hocamız ve diğer hocalarımız Türkiye’de tanınan, akademik camiada isimleri olan hocalarımızdı. Ancak üniversitemiz yepyeni bir üniversiteydi. Böyle yeni bir üniversiteye katılmak cesaret isterdi. Mete Hocamız, bu cesareti gösteren hocalarımızın başında geldi ve üniversitemizin akademik dünyadaki bugünkü yerine ulaşmasında onun ve diğer hocalarımızın büyük katkıları oldu. Kendisine üniversite olarak ne kadar teşekkür etsek azdır.” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-bilimlerin-oncu-isimlerinden-emeritus-prof-dr-mete-tuncay-istanbul-bilgi-universitesinde-anildi-600710">Sosyal bilimlerin öncü isimlerinden Emeritus Prof. Dr. Mete Tunçay, İstanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kültüründe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan beyninin ödül-ceza sistemine verdiği tepkilerin hayvan beyninden farklı işlediğini belirterek, modern eğitim anlayışında içsel motivasyonun ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Hayvan beyninin cezaya daha önce tepki verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir. Çok cezayla yetiştirilmişse cezaya daha erken tepki verir; ödüle ise daha sonra karşılık verir. İnsan bunu değiştirebiliyor, yorumlayabiliyor. Hayvanda ise ceza tepkisi daha hızlıdır. Beyinde negatif olaylara tepki, pozitif olaylara tepkiye göre altı misli daha fazla ve hızlıdır.” dedi.</p>
<p>EEG testleriyle bu durumun ölçüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin negatif uyaranlara 50 milisaniye içinde tepki verirken, pozitif uyaranlara tepki için 300 milisaniye gerekir. Yani beynimiz olumsuz bilgiyi olumluya göre yaklaşık 6 kat daha hızlı algılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar</strong></p>
<p>Modern nörobilimde “ödül-ceza” yerine “ödül ve kaçınma yolakları” tanımının kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Köpeğe iyi davranış için şeker vermek, kötü davranış için cezalandırmak işe yarar. Ama insan beyninde sadece dopamin sistemiyle, dışsal motivasyonla ilerlemek kişiyi sahte davranışlara sürükler. Modern anlayış diyor ki, sadece dopamin değil; serotonin sistemini de çalıştırın. Çünkü serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreci ödüllendirin, içsel motivasyon gelişsin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın karakter ve sorumluluk bilincinin, dışsal ödüllerle değil süreç odaklı eğitimle geliştiğine işaret ederek<strong>, </strong>“Bir insana sürekli ‘şunu yap, al ödül; bunu yap, al destek’ derseniz, içsel motivasyon gelişmez. Hep başkasının gözüne bakan, müdür varken çalışan, kontrol edilmediğinde kaytaran insanlar yetişir. Halbuki insanın özerklik duygusu gelişmeli, yalnız kaldığında da doğruyu yapabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir </strong></p>
<p>İnsan kişiliğinin yalnızca üçte birinin genetik olduğunu, geri kalanının ise epigenetik yani öğrenilmiş alışkanlıklardan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir. 6 hafta tekrarlarsanız alışkanlık, 6 ay tekrarlarsanız kişilik olur. Epigenetik mekanizmalar sayesinde beyin yanlış dürtüleri kapatabilir, doğru davranışları otomatik hale getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Baskı kültürleri zeki ama tembel bireyler yetiştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, totaliter sistemlerin eğitim anlayışını da dikkat çekerek, “Otoriter, korku odaklı eğitim kültürlerinde insanlar genellikle pasif agresif olur. ‘Evet’ der ama yapmaz. Bu yüzden bu toplumlarda zeki ama tembel insan çoktur. Çünkü dışsal motivasyona bağımlı yetişmişlerdir. Yenilikçi ve girişimci bireyler bu nedenle az çıkar. Güvenli toplumlarda hukuk işler, kişi öngörülemez sürprizlerle karşılaşmaz. Yanlış yaptığında cezalandırılmak yerine öğrenme fırsatı sunulur. Bu yüzden özerklik, risk alma ve yenilikçilik gelişir. İçsel motivasyonun temelinde de bu güven vardır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için güvenli bağlanma, empati ve içsel motivasyonun önemine dikkat çekerek, “Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık. Bunun arkasında egoların şişmesi ve çıkar odaklı yaşam anlayışı var. Oysa insanın çıkar değil, doğruluk odaklı öğrenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanma ve derin ilişkiler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yakın çevre ile kurulan ilişkilerin birey için bir güven alanı olduğunu belirterek, “Bir insanın birinci dereceden yakınlarıyla kurduğu bağlar derin ve anlamlıysa güvenli bağlanma vardır. Ev güven alanıdır. Sosyal ilişkiler de güvenli olabilir fakat anlamlılık açısından daha sınırlıdır” diye konuştu.</p>
<p>Bireylerin yalnızca iş yaşamıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, insanların mutlaka amatörce uğraşacağı, keyif alacağı bir meşgalesi olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Narsistik bakış açısı yalnızlaştırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde ilişkilerin hızla tüketildiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şimdilerde ‘sana uymuyorsa git’, ‘yapamıyorsan ayrıl’ gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu, narsistik bir bakış açısıdır. ‘Sen değerlisin, sen önemlisin, herkes sana uymak zorunda’ anlayışı insanı yalnızlaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çıkarcı olmak mı, erdemli olmak mı?</strong></p>
<p>Kapitalist sistemin çıkar odaklı bir ahlak anlayışı öğrettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Kapital sistem ‘çıkarcı olmak kârlıdır’ diyor. Ancak içsel motivasyonu önceleyen eğitim anlayışları ‘erdemli olmak kârlıdır’ der. Çünkü erdemli olan kişi orta ve uzun vadede kazanır, çıkarcı olan ise kısa vadede kazansa da sonunda kaybeder” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif disiplin ve ödül sistemi</strong></p>
<p>Öğrenme süreçlerinde ödülün esas, cezanın ise istisna olması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin korkuyla değil, anlam ve amaç odaklı öğrenmeyle kalıcı şekilde öğrenir. Çocuklara hata yaptıklarında bağırmak ya da cezalandırmak yerine, o hatayı bir öğrenme fırsatına dönüştürmek gerekir. Böylece çocukta suçluluk yerine sorumluluk ve empati gelişir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İçsel motivasyonun 3 temel unsuru</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyde yetkinlik, özerklik ve kendini aşan bir amacın varlığının içsel motivasyonun temel unsurları olduğunu belirterek, “Dış ödül odaklı kişiler rüzgârla giden yelkenli gibidir. Rüzgâr yoksa ilerleyemezler. İçsel motivasyonu olan kişiler ise buharlı gemi gibidir; kendi gücüyle yol alabilir. Bu nedenle eğitim sistemleri bireye içsel motivasyonu öğretmelidir” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın kendini değerlendirme biçimi</strong> <strong>ilişkilerini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın kendini değerlendirme biçiminin hem kişisel gelişimi hem de toplumsal ilişkileri doğrudan etkilediğini dile getirerek, “Öz güven, kişinin olumlu yönlerini görüp onları öne çıkarırken olumsuz yönlerine karşı da önlem almasını sağlar. Ancak öz beğeni, kişinin kendini kusursuz görmesine yol açar. Bu da narsistik kişilik yapısına zemin hazırlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fedakârlık şeması merhamet yorgunluğuna yol açar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilik yapılarında fedakârlığın aşırıya kaçtığını kaydederek, “Fedakârlık şeması olan kişiler herkese iyilik yapmak zorunda hisseder. İyilik yaptığında iyi, yapmadığında kötü bir insan olduğunu düşünür. Hak edene de etmeyene de aynı şekilde davranır. Karşılığında nankörlük gördüğünde ise yıkılır, kendini suçlar. Bu noktada suçluluk duygusu gerekçesi biliniyorsa öğrenmeye dönüşür; ama gerekçesiz suçluluk hastalıktır. Yoğun suçluluk ve yetersizlik duyguları depresyon belirtileridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan kendini aldatma ustasıdır</strong></p>
<p>İnsanın en büyük tuzaklarından birinin zihinsel zaafları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan çok zeki olmasına rağmen aptalca şeyler yapabilir. Çünkü insan kendi kendini aldatma ustasıdır. Hızlı kararlar çoğu zaman zihinsel tuzaklara yol açar. İçsel motivasyonu güçlü olanlar ise olayları daha iyi analiz eder ve cezaya gerek kalmadan doğruyu seçer” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fiziksel görünüm kutsallaştırıldı, toplum dopamin bağımlısı oldu</strong></p>
<p>Sosyal medyanın fiziksel görünüme aşırı vurgu yaptığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bugün gençsen, güzelsen, yakışıklıysan değerlisin; değilsen değersizsin anlayışı hâkim. Hollywood dopamin endüstrisi gibi çalışıyor. Oysa asıl olan serotonin toplumudur. Anlam, sanat, edebiyat, şiir ve kendini aşan amaçlarla elde edilen mutluluk daha kalıcıdır. Dopamin toplumu tüketim kültürünü körüklerken, serotonin toplumu erdemi ve anlamı öne çıkarır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özgürlük sorumlulukla dengelenmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özgürlüğün yanlış anlaşıldığını belirterek, “İnsan özgürdür ama sorumsuz değildir. Başkasına da kendine de zarar verme özgürlüğü yoktur. Örneğin bağımlılık tedavisinde kişi algıları bozulduğu için kendi kararını veremez. Böyle durumlarda zorunlu tedavi uygulanır. Özgürlük, sorumlulukla dengelenirse gerçek anlamına kavuşur. Özgürüz ama sorumsuz değiliz. Özgürüz diye başkasına zarar verme özgürlüğümüz yok. Kendimize de zarar verme özgürlüğümüz yok.” dedi.</p>
<p><strong>Karma inancı ve yüksek bir anlamın parçası olmak güven sağlar</strong></p>
<p>İnsanın belirsizliğe tahammül edemediğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu nedenle insan yaşadığı olayları mutlaka anlamlandırmak ister. İnanç sistemleri, kültür ya da yüksek bir amaca bağlanma bu noktada devreye girer. Kişi kendini daha büyük bir anlamın parçası hissettiğinde belirsizlik azalır, güven duygusu artar. Anlam ve inanç, insan zihninde koruyucu bir kalkan görevi görür. İnsan yaşadığı olayları anlamlandırıyor ve bir inancın parçası oluyor. Karma da anlamlandırma yapıyor. Yüksek bir anlamın parçası olmak kişi de belirsizliği gideriyor. Kendini güvende hissediyor. Korkular azalıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[15 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Metinler]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Yazıtları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aydın, 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmelerde, Türk dilinin köklü tarihine ve Orhun Yazıtlarının bilim dünyası için taşıdığı evrensel değere dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115">Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aydın, 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmelerde, Türk dilinin köklü tarihine ve Orhun Yazıtlarının bilim dünyası için taşıdığı evrensel değere dikkat çekti.</p>
<p>15 Aralık 1893’ün hatırasına, 15 Aralık 2025’ten itibaren Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nün kutlanmaya başlandığını belirten Aydın, bu tarihin yalnızca sembolik değil, bilimsel açıdan da büyük anlam taşıdığını ifade etti. Aydın yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Önümüzdeki yıllarda da her 15 Aralık’ta daha coşkulu şekilde kutlanacağına inanıyorum. Türk dili ailesi derken yalnızca Türkiye Türkçesini değil; Asya’dan Balkanlara, Sibirya’dan Orta Doğu’ya kadar kırkın üzerinde yazı diliyle varlığını sürdüren bütün Türk dillerini kastediyoruz. Bu bakımdan 15 Aralık son derece önemli bir tarihtir ve gelecekte de anlamı daha iyi kavranacaktır.”</p>
<p><b>“15 ARALIK, ORHUN YAZITLARININ ÇÖZÜLDÜĞÜ GÜNDÜR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, açıklamasında 15 Aralık tarihinin neden Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak kabul edildiğini şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“UNESCO’nun ve Türkiye UNESCO Millî Komisyonunun çabalarıyla 15 Aralık, Orhun Yazıtları olarak bilinen, ancak bizim ‘yazıt metinleri’ dediğimiz bu metinlerin ilk kez çözüldüğü tarih olarak anılmaktadır. Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen, bu metinleri çözmüş ve çözümünü 15 Aralık 1893 tarihinde Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisine sunduğu bildiriyle dünyaya duyurmuştur. Bu tarihten dolayı 15 Aralık, Dünya Türk Dili Ailesi Günü olarak bundan sonraki yıllarda da kutlanmaya devam edecektir.”</p>
<p><b>“HALKIN DİLİ EN İYİ GÜNDELİK EŞYALARDAKİ YAZITLARDA GÖRÜLÜR”</b></p>
<p>Yazıtların yalnızca anıtsal taşlardan ibaret olmadığını vurgulayan Aydın, dil bilimciler açısından en kıymetli örneklerin gündelik yaşam nesneleri üzerinde yer alan metinler olduğunu belirterek, “Bu metinler, Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması sebebiyle çeşitli nesneler üzerine yazılmıştır. Dikili taşlar üzerinde olduğu gibi kayalar üzerinde de örnekleri vardır. Ancak Türk dili araştırmacıları için en önemli metinler, gündelik kullanım nesneleri üzerine yazılmış olanlardır. Çünkü bu tür metinlerde halkın dili, yani ölçünlü olmayan ve standartlaşmamış Türkçe daha net biçimde görülebilmektedir,” dedi.</p>
<p><b>THOMSEN–RADLOFF YARIŞI VE BİLİMSEL KIRILMA NOKTASI</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Orhun Yazıtlarının çözüm sürecinin uzun yıllar süren uluslararası bir bilimsel yarışın ürünü olduğunu da hatırlattı. Yazıtların 1721’de bulunmasına rağmen ancak 1893’te çözülebilmesinin nedenlerini ayrıntılarıyla anlatan Aydın, Çince yazılmış Batı yüzlerinin çözüm sürecinde belirleyici rol oynadığına dikkat çekerek, “Bir tarafta Alman asıllı Rus Türkolog Wilhelm Radloff, diğer tarafta Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen arasında büyük bir yarış başlamıştır. Thomsen’in çözüm yöntemi farklıydı. Çok geçen kelimelerde çok geçen harflerin ünlü olabileceği varsayımından hareket etti. Üç kelime üzerinde yoğunlaştı: Tengri, Köl Tigin ve Türk. Bu kelimelere tahmini ses değerlerini vererek çözümü başardı,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“TÜRKİYE’DE BU ÇALIŞMALAR, ATATÜRK’ÜN DESTEĞİYLE GELİŞTİ”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarında Mustafa Kemal Atatürk’ün üstlendiği rolün de önemine vurgu yaparak, “Buna rağmen Atatürk’ün bu çalışmalara büyük önem verdiğini özellikle belirtmek gerekir. Hüseyin Namık Orkun’un Eski Türk Yazıtları adlı eserinin ilk iki cildi Atatürk’ün sağlığında yayımlanmış ve bizzat Atatürk tarafından görülmüştür. Türkiye’de bu alandaki çalışmaların gelişmesinde Atatürk’ün ciddi destekleri olmuştur” dedi.</p>
<p><b>“ORHUN YAZITLARI, İNSANLIK TARİHİ İÇİN ÇOK DEĞERLİDİR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, Orhun Yazıtlarının yalnızca Türk tarihi açısından değil, Asya’daki birçok halk için de büyük önem taşıdığını belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p>
<p>“Bu yazıtlar yalnızca Türkler için değil, Asya’daki pek çok kavim için son derece kıymetlidir. Moğolların, Korelilerin, Japonların ve hatta Çinlilerin bile bu metinlerden elde edeceği çok önemli bilgiler vardır. Bu nedenle bu eserler yalnızca Türk dili için değil, insanlık tarihi için de son derece değerlidir.”</p>
<p><b>PROF. DR. ERHAN AYDIN KİMDİR?</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, lisans eğitimini Erciyes Üniversitesinde, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. 2010 yılında doçent, 2015 yılında profesör unvanını aldı.</p>
<p>Daha önce Çin’in Pekin kentindeki Merkezi Milletler Üniversitesinde konuk öğretim üyesi olarak da görev yapan Aydın’ın çalışma alanı, Türklerin ilk yazılı belgeleridir. Asya’nın farklı coğrafyalarına yayılmış Türk runik harfli metinler üzerinde çalışan Aydın, özellikle okunamamış ya da okunması zor yazıtlar üzerine yoğunlaşmaktadır. Yüzün üzerinde makale ve bildirisi yayımlanan Aydın’ın bilimsel çalışmaları üç binin üzerinde atıf aldı. Türk dili araştırmaları kapsamında Türk Runik Bibliyografyası, Yenisey Yazıtları, Orhun Yazıtları, Uygur Yazıtları, Eski Türk Yazıtları, Eski Türk Yer Adları gibi çok sayıda kitabı yayımlandı. Yazarları arasında yer aldığı Runik Harfli Uygur Metinlerinden Seçmeler başlıklı bir kitap ise Çince olarak Pekin’de yayımlandı.</p>
<p>Prof. Dr. Erhan Aydın, 3 yıldır Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünde akademik çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-erhan-aydin-dunya-turk-dili-ailesi-gunu-tum-turk-dillerini-kapsiyor-599115">Prof. Dr. Erhan Aydın: Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Tüm Türk Dillerini Kapsıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayaz]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[furkan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığını]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597891</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p>Günümüzde dünyada 3 milyon kişi, Türkiye’de ise 75 bin kişi merkezi sinir sistemiyle organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkan Multiple Skleroz (MS) hastalığıyla mücadele ediyor. Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS hastalığını engelleyecek bir ilaç geliştirmesiyle tanınıyor. MS hastalarına umut olacak olan bu ilaçla birlikte bu hastalıkla mücadele edenlerin yaşam standartlarını yükseltmeyi umduklarını belirten Prof. Dr. Ayaz, genetik olarak MS’e yatkınlığı olduğu düşünülenlere de bu ilacın önceden verilerek hastalığın engellenebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>“Çok şaşırdım ve onur duydum”</strong></p>
<p>Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görülmesinden dolayı onur duyduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “Böyle bir şey olacağını tahmin etmiyordum. Bağışıklık sistemindeki gelişmelerle, biyoteknolojik ürünlerle ilgili online olarak üniversiteye bir sunum yaptım. Üniversite akademisyenlerinin ve öğrencilerinin ilgisi yoğundu. Sunumun ardından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora vereceklerini söylediler, çok şaşırdım ve onore oldum” diyerek üniversiteyle birlikte akademik çalışmalar ve araştırmalara devam edeceklerini belirtti.</p>
<p><strong>MS hastalığının engellenmesi için ilaç geliştirdi</strong></p>
<p>İnsan bağırsağında yer alan bir bakteriden elde edilen ekzopolisakkaritlerin MS hastalığını tamamen engellediğini gözlemledikten sonra ilaç için çalışmalara başlayan İstinye Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, 2019’da başladığı çalışmanın ardından iki yılın sonunda laboratuvar deneylerinde hastalığı engellediğini gördüklerini söyledi. İlacın çalışmasının şu anda altı yıldır ABD’de devam ettiğini belirten Prof. Dr. Ayaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“İlaç, insan vücudundaki düzenleyici bakterilerden elde ediliyor. Bu bakteri aynı zamanda bağırsakta iltihaplanmayı engelliyor. Buradan yola çıkarak MS hastalığının tedavisinde kullanmak için çalışmaya başladık. Tabi bakteri direkt olarak insanlara enjekte edilemez. Bakterinin üzerindeki şeker molekülünün MS hastalığına iyi geldiğini keşfettikten sonra bunun üzerine çalıştım. Kısacası ilaç bu bakteriden elde ediliyor. MS hastalığında olumlu sonuç verdiği gözlendikten sonra romatizmal hastalıklarda da denendi. Onda da faydalı oldu. İki yıl süren çalışmanın ardından fare deneylerinde olumlu sonuç elde ettik. Deneylerimizde MS hastalığının ilerlemediğini gördük.”</p>
<p><strong>“Hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz”</strong></p>
<p>MS hastalığında merkezi sinir sistemini etkileyen iltihaplanmanın hastaların durumunun kötüleşmesine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “MS hastalarında iltihaplanma bir artıyor bir azalıyor. Azalma olduğu zaman bu ilaç uygulandığında hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz. Patenti alınan ilaca Amerika&#8217;daki uluslararası ilaç firması 500 bin dolar bütçe desteği sağladı. İlacın çalışmalarının devam etmesi için ABD’de bir şirket kuruldu, şirket şu anda altı yıldır ilaç üzerinde çalışmaya devam ediyor. Klinik denemeler için daha büyük ilaç firmaları ile anlaşma sağlanmaya çalışılıyor. Çalışmalar sonlandıktan sonra klinik denemelere </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 14:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[babalık]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesini]]></category>
		<category><![CDATA[Raylı Sistem]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tramvay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve UlaşımPark ev sahipliğinde gerçekleşen UITP Avrasya Konferansı’nda “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuşmasında Büyükşehir’in tramvay projesini öven Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, <b>“</b>Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır” dedi.</p>
<p><b>UZMANLAR BİRİKİMLERİNİ PAYLAŞIYOR</b><br />Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen UITP Avrasya Konferansı’nın ilk gününde “Kentsel Raylı Sistemlerde Planlama ve Yatırımlar” konusu masaya yatırıldı. Konuyla ilgili düzenlenen panelin moderatörlüğünü Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı yaptı. Panelin konuşmacıları ise Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün, UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ve Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık oldu. Konuşmacılar, raylı sistemlerin yeni planlara uyumlu olarak yapılmasının yanı sıra planlama yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği konularında katılımcılarla düşüncelerini paylaştı. İki gün sürecek olan konferansta alanında uzman isimler katılımcılara birikimlerini aktaracak.</p>
<p><b>“ULAŞIM SİSTEMİ KENTİN KİMLİĞİNİ YANSITIR”</b><br />İki yönlü etkileşimde ulaşım siteminin kente etkilerinden söz eden Şehir Plancısı ve Ulaşım Politikaları Uzmanı Prof. Dr. Ela Babalık, Kocaeli’de tramvay örneğinin kentin kimliğine etki ettiğini belirterek, “Yapıların içinde erişilebilirlik çok önemli. Her raylı sistem istasyonu için değil ama önemli raylı sistemler için dünyada mimarı yarışmalar düzenleniyor. Kentin en önemli erişilebilirliğini sağlayan bir yapının yanındayım demek çok önemli. Ulaşım sistemi, kentin kimliğine ve imgesine de etki ediyor. Kocaeli’de tramvayın yüksek bir platformdan gitmesi, çok önemli bir imge örneği. Tramvay yatırımının kentin imgesine önemli bir katkısıdır. Hem sanat yapılarını hem mimari yapıları kente entegre etmek gerekiyor” diyerek, mimari ve sanatsal yapıların raylı sistemlerle birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><b>“RAYLI SİSTEMLER YENİ PLANLARA UYGUN OLMALI”</b><br />Raylı sistemlerin planlanma sürecinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Babalık, “Bir raylı sitem planlanırken kentin mekânsal ve metropolitan planlarına, kentin mekansal büyüme planlarına referans vererek gelişmek ülkemizde yerleşmiş bir durum. Bir kentte raylı sitem hattının yatırımı yapılırken arazi kullanım türlerine hizmet etmek önemli. Kocaeli’de tramvayın; otogara, kongre merkezine, hastaneye gitmesi tüm bunlar iyi entegrasyon örnekleri. Yeni bir plan geliştirdiğimizde buna kentin raylı sistemleriyle gidebiliyor muyum? Bunu yerleştirmek çok önemli. Plan değişiklikleri yapıldığında trafik etki değerlendirmesi analizi de yapılması zorunludur. Zor bir planlama kültürü ama muhakkak yerleştirilmesi ve geliştirilmesi gereken bir planlama kültürü” dedi.</p>
<p><b>“ARAÇLAR İKLİME UYGUN TASARLANMALI”</b><br />İklim değişikliklerinde raylı sistemlerin dönüşümü konusunda konuşan Prof. Dr. Babalık, “Bu planlamaya entegre edilen bir konu. Kocaeli’de tramvay örneğine bakalım. İçindeki iklimlendirmeyi inceledim. Aracın dirençliliği açısından beyaz çatılı araçlar dikkate alınmaya başlandı. Kentlerdeki yeşil araçlar, ağaçlıklı yollar ısı adası etkisini kırabilecek özellikler. Gölgelikli, ağaçlıklı yollar durak tasarımları çok önemli. Bunlar, sıcak havanın etkisinden bekleyeni koruyacak şekilde tasarlanmalı. Yeşil çatı ve yeşil tramvay yolu ile şiddetle yağan yağmurun hızla taşkına yol açmasını en azından erteleyebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“30 YILDIR RAYLI SİSTEMLERLE UĞRAŞIYORUM”</b><br />Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün ise müdürlüğün çalışmalarından bahsederek, “Toplu taşıma neden yapılır, şehirler nereye gitmeli? Bence en başta bunu çözmeliyiz. 30 yıldır raylı sistemlerle uğraşıyorum. Tahir Hocam benim kadar uğraşmamıştır ama benim uğraştığımın ötesinde bir şey söyledi. Bunu hepimizin kulağımıza küpe yapması lazım. AYGM, 15 yıl öncesine kadar raylı sitemleri planlayan ve büyükşehirlerin yapmak istediği planları onaylardı. 2011’den sonra raylı sistemlerin yapımı ve teslim edilmesini de yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p><b>“FOSİL YAKITLI ARAÇLARI SINIRLANDIRMAK İSTİYORUZ”</b><br />Yalçın Eyigün, sözlerinin devamında, “Bir şehir, 500 binleri buluyorsa raylı sitemin ihtiyacını da üretebilir. Yeşil mutabakata uyan bir şehre dönüşüm elbette ki raylı sistemlerle olur. Tramvay aracının içinde kaç kişiyi taşıyacağımız önemli. 10-15 kişi taşıyan bir minibüs gece 11’e kadar çalışıyor ama bir tramvay da büyük elektrik enerjisi sarf ediyor. Yerel ve ulusal bazda buna dikkat ediyoruz. Lastik tekerlekten elektriğe dönüşümde süper hızlı tren projemiz kent içi değil ama bulunduğumuz şehre, Sakarya’ya, İstanbul’a ve Ankara’ya hizmet edecek bir proje ile akaryakıt bazlı tüketim olan fosil yakıtlı araçları sınırlandırmak istiyoruz. Bu anlamda bütün büyükşehirlerde yürüttüğümüz çalışmalar var” dedi.</p>
<p><b>“BÜYÜKŞEHİRLERLE İRTİBAT HALİNDEYİZ”</b><br />Yalçın Eyigün, yerel yönetimlerle koordinasyon konusunda ise, “Japonya’da Tokyo yakınlarında Tsukuba hattı vardır. Kentsel geliştirme ve arazi geliştirmenin ürünü olan bir hat. Yerel yönetimlerle etkileşim ve koordinasyonu olmazsa olmaz olarak görüyoruz. Kuzey Metro Hattını beraber planladık. Güney Metro Hattını kendileri planladı ama biz yine koordinasyon içindeyiz. Sadece biz yaparsak doğru yapmış olmayız. Bütün büyükşehirlerle irtibatımız daha projenin başında başlıyor. Bu yollarda beraber yürümek çok doğru” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“TOPLU TAŞIMA HER AÇIDAN FAYDALI”</b><br />UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı ise yönetişim ve finansman konusunda metro yatırımlarının ilişkisini aktardı. Mezghanı, “Bu konuda yöneticilerin oynadığı rol önemli. Toplu taşımayı bir yönetim koordine ve organize ediyor. Belediyeler var ama dünyanın her yerinde belediyeler müdahale etmiyor. Bizim bir yönetime ihtiyacımız var koordinasyonu sağlayacak. Raylı sistemlerde aynı zamanda fonlamaları nasıl yapacağına bakmaları lazım. Toplu taşımanın yararları var ekonomi için çevre için şehir için. Toplu taşımada kamu fonlarının olması da normal. Dünyada genelde devlet fonları sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><b>“PROJE ŞEHİR İÇİN İYİ GÖRÜLMELİ”</b><br />Kent içi raylı sistemlerin başarılı bir şekilde uygulanması konusuna da değinen UITP Genel Sekreteri Mohamed Mezghanı, “Projenin şehre entegre edilmesi bu projenin etkileri neler olacak bunları görmeye çalışıyoruz. Bu projelerin regülasyonu politikalarla ilerlemeli. Bazı şehirlerde bu projelerin siyasi zorluklara rağmen başarılı şekilde yapıldığını görüyoruz. Projenin şehir için iyi görünmesi önemli. Siyasi devamlılık sağlanması ve siyasi olarak da desteğe devam edilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“AVRUPA RAYLI SİSTEMLERDE YAVAŞ”</b><br />Raylı sistemler konusunda planlamanın olabildiğince erken yapılması gerektiğini belirten Mezghanı, “Kısa vadede planlama yapıp bunu uygulamaya koymamız gerekiyor. Paydaşlarla bir araya gelmeniz gerekiyor. Bir tren siteminiz, raylı siteminiz olduğu zaman paydaşların da kabul etmesi gerekiyor. Şehrin kendi stili var, insanları kendi tarafına çekmeniz gerekiyor. Avrupa’nın raylı sistem uygulamalarında çok yavaş olduğunu görüyorum. Bunları nasıl daha iyi optimize edebiliriz ona bakıyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-babalik-buyuksehirin-tramvay-projesini-ovdu-tramvay-yatirimi-kentin-imgesine-onemli-bir-katkidir-597761">Prof. Dr. Babalık, Büyükşehir&#8217;in tramvay projesini övdü; &#8220;Tramvay yatırımı kentin imgesine önemli bir katkıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Araştırma Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzde 1]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Senato Toplantısında, üniversitenin araştırma üniversiteleri ligindeki başarılı yükselişi kutlandı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Senato Toplantısında, üniversitenin araştırma üniversiteleri ligindeki başarılı yükselişi kutlandı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Araştırma Üniversiteleri Değerlendirme Toplantısında, 2025 yılı Araştırma Üniversiteleri Performans Sıralamalarını açıkladı. Ege Üniversitesi, geçen yıla göre bir basamak yükselerek 12’nci sırada yer aldı. EÜ Senatosunda Rektör Prof. Dr. Necdet Budak başkanlığında bir araya gelen senato üyeleri, elde edilen başarıyı pasta keserek kutladılar.</p>
<p>Senato toplantısında konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bundan 9 yıl önce, Türkiye’nin yükseköğretim sisteminde çok önemli bir adım atıldı. 2016 yılında Yükseköğretim Kurulu’nun ilgili kurullarında yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda; üniversitelerin ortak temel değerleri korurken birbirlerinden farklılaşması, kendi tematik alanlarında özgün bir kimliğe kavuşması, eğitimden araştırmaya, teknoloji üretiminden bölgesel kalkınmaya kadar pek çok alanda daha derinlikli bir misyon üstlenmesi anlayışı benimsendi. İşte bu yaklaşım, yükseköğretim sistemimize yeni bir vizyon kazandırdı. Bu vizyonun bir parçası olarak başlatılan ‘Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma’ çalışmasının iki stratejik odağından biri Araştırma Üniversiteleri programıydı. Bu programla, köklü üniversitelerimizi araştırma ekseninde güçlendirmek, onları küresel ölçekte daha rekabetçi bir noktaya taşımak, bilgi üretimini ve bilimsel etkiyi derinleştirmek amaçlandı. Bu doğrultuda 10 Araştırma ve 5 Aday Araştırma Üniversitesi belirlenmesi hedeflendi. 2017’de gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda 10 Araştırma Üniversitesi ile 5 Aday Araştırma Üniversitesi belirlendi. Üniversitemiz aday araştırma üniversitesi içerisinde yer aldı” dedi.</p>
<p><b>“Sorunları ve ihtiyaçları hep birlikte belirledik”</b></p>
<p>Ege Üniversitesini araştırma üniversitesi yapmak için yoğun çaba sarf ettiklerini belirten Prof. Dr. Budak, “Göreve gelmemizle birlikte Ege Üniversitesinde araştırma üniversitesi olma hedefi doğrultusunda geniş kapsamlı, samimi ve kararlı bir seferberlik başlattık. Üniversitemizin bütün akademik ve idari birimlerine tek tek yapılan ziyaretlerle yerinde tespitler gerçekleştirdik. Sorunları değerlendirdik, ihtiyaçları belirledik. Bu ziyaretler, sadece teknik bir çalışma değil; aynı zamanda üniversitemizde yeniden güçlü bir aile kültürü oluşturmanın ilk adımlarıydı. İletişimi yeniden canlandırmak ve güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen ‘Rektörle Akşam Çayı’ etkinlikleri, üniversitemizin tüm bileşenlerini aynı masa etrafında buluşturdu. Yaklaşık 13 bini aşkın kişiyle bire bir temas kurdum. Belki sadece bir çay sohbeti gibi görünüyordu; ancak aslında o akşamlar, üniversitemizin geleceğini şekillendirecek görüşlerin paylaşıldığı, samimiyetle ifade edilen beklentilerin kayıt altına alındığı çok değerli buluşmalardı. O görüşmelerden alınan her not, bugün yürüttüğümüz dönüşüm çalışmalarının adeta pusulası oldu” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Üniversitemizi Araştırma Üniversiteleri ligine taşıyacak yolculuğun en güçlü adımlarından biri ise 2018’de yaklaşık 1000 öğretim üyemizin katılımıyla düzenlenen ‘Ege Üniversitesi Gelecek Şurası’ oldu. Türkiye’de devlet üniversiteleri arasında bir ilk olan bu büyük kapsamlı şura, Ege Üniversitesinin önceliklerini, eğitim-öğretim anlayışını, araştırma kabiliyetini, uluslararasılaşma vizyonunu ve gelecek hedeflerini masaya yatırdı. Katılımcılarla gerçekleştirilen anketler daha sonra raporlaştırıldı ve yayımlandı. Ortaya çıkan görüşler ve öneriler doğrultusunda pek çok önemli adım atıldı. Bu çalışmalar, üniversitemizin geleceğini şekillendiren stratejik kararların temelini oluşturdu. Atama kriterlerinden BAP yönergesine, proje seferberliğinden patentlerin ticarileştirilmesine, araştırma koordinatörlüğünün kurularak araştırma ekosisteminin kurumsallaşmasından multidisipliner araştırma gruplarının kurulmasına kadar pek çok radikal değişim dönüşüm gerçekleştirdik. Tüm bu emeklerin karşılığı kısa sürede görünür hâle geldi” dedi.</p>
<p><b>“Her alanda gözle görülür artış yaşandı”</b></p>
<p>Sayısal verilerle gelinen noktayı vurgulayan Prof. Dr. Budak, “2017 yılında 24,44 olan performans puanımız, bugün itibariyle yüzde142 artışla 59,28’e çıktı. Geçen seneye göre ise toplam puanımızda yüzde 18 artış oldu. Araştırma Üniversitesi statüsünü kazandığımız 13 Aralık 2021 tarihinden bugüne toplam puanımızda yüzde 52 artış oldu. Araştırma kapasitesinde ise geçen seneye göre yüzde 1 artış yaşanırken, 2019 yılından bu yana yüzde 170, araştırma üniversitesi statüsü kazanmamızdan bu yana ise yüzde 73 artış yaşandı. Araştırma kalitesinde de geçen seneye göre yüzde 53 artış oldu. 2019 yılından bu yana yüzde 109, araştırma üniversitesi statüsü kazanmamızdan bu yana ise yüzde 54 artış sağlandı. İş birliği kategorisinde geçen seneye göre yüzde 10, araştırma üniversitesi statüsünü kazandığımız 2021 tarihinden bu yana yüzde 18 artış sağlandı.  2025 yılı sonuçlarına göre 31 parametrenin 17’sinde yükseliş oldu” diye konuştu.</p>
<p><b>“Bu başarı, hepimizin başarısıdır”</b></p>
<p>Başarının yalnızca rakamlarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Bu başarı hikâyesi, yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Bu başarı; inancın, azmin, kurum kültürüne duyduğumuz bağlılığın, Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür. Her adımda birlikte düşündük, birlikte çalıştık, birlikte emek verdik. Çünkü biliyorduk ki Ege Üniversitesi sadece bir kurum değil; köklü bir gelenek, güçlü bir hafıza ve geleceğe dair ortak bir umuttur. Bizler bu inançla yolumuza devam ediyoruz. Bilimin ışığında, ortak aklın rehberliğinde, öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, çalışanlarımız ve tüm paydaşlarımızla birlikte daha güçlü bir Ege Üniversitesi için çalışmayı sürdürüyoruz. Hep birlikte çıktığımız bu yolculukta emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bu başarı hepimizin başarısıdır. Ege Üniversitesi, geçmişinden aldığı güçle, geleceğe daha kararlı, daha iddialı ve daha umut dolu adımlar atmaya devam edecektir” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Toplantı sonunda Prof. Dr. Necdet Budak tarafından Rektör Yardımcısı ve  Araştırma Koordinatörü Prof. Dr. İlkin Şengün ve ekibine teşekkür belgeleri takdim edildi. Belge takdiminin ardından üniversite üst yönetimi ve senato üyeleri, elde edilen başarıyı pasta keserek kutladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-basari-ege-universitesi-ailesinin-topyekun-gayretinin-urunudur-597575">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bu başarı Ege Üniversitesi ailesinin topyekûn gayretinin ürünüdür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgalanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekeriniz]]></category>
		<category><![CDATA[takipte]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir. Bu nedenle yıllarca sadece diyabetli bireylerle anılan Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisi, artık sağlıklı yaşam takibinin en güçlü araçlarından biri haline geldi. Çünkü  CGM, vücudun besinlere, strese, uykuya ve egzersize verdiği tepkileri gerçek zamanlı görünür kılarak kişiye benzersiz bir biyolojik farkındalık sağlıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı ve Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “CGM teknolojisi bize metabolizmanın perde arkasını gösteriyor. Diyabetli olsun olmasın herkes için glikoz dalgalanmaları, gelecekteki metabolik risklere dair çok değerli bilgiler taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>METABOLİZMANIZI AN BE AN TAKİP EDİN</strong></p>
<p>Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisinin yaygınlaşmasını insanların kendi biyolojik tepkilerini gerçek zamanlı izleme ihtiyacının artışına bağlayan <strong>Prof. M. Temel Yılmaz</strong>, CGM ile bireylerin yedikleri bir öğünün kan şekerini ne kadar yükselttiğini, kısa bir yürüyüşün glikozu nasıl dengelediğini, stresin ya da uykusuzluğun metabolizmayı nasıl etkilediğini anlık olarak görebildiğini belirtiyor. Bu görünürlüğün metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayatın içine taşıdığını vurgulayan <strong>Prof. Yılmaz</strong>, “CGM verileri kişiye, hangi yiyeceklerin kendisi için uygun olduğunu, hangi egzersiz süresinin kan şekerini stabilize ettiğini ve hangi alışkanlıkların metabolik yük oluşturduğunu objektif biçimde öğretiyor. Böylece teknoloji, yalnızca sağlık takibi yapan bireylerin değil; sporcuların, kilo yönetimi hedefleyenlerin ve yaşam tarzını iyileştirmek isteyenlerin de vazgeçilmez bir aracı hâline geliyor. CGM, “görerek öğrenmeyi” sağlıyor ve metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayata taşıyor. İnsanlar yedikleri bir öğünün, yaptıkları bir yürüyüşün ya da dün geceki uykularının kan şekerine nasıl yansıdığını görerek daha bilinçli davranış değişikliklerine yöneliyor” diyor. </p>
<p><strong>CGM, ERKEN UYARI SİSTEMİ GİBİ…</strong></p>
<p>Diyabeti olmayan bireylerde bile gün boyunca belirgin glikoz dalgalanmaları yaşanabiliyor. Bu dalgalanmaların CGM teknolojisi ile ortaya konabildiğini söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Saatlik glikoz kayıtları sayesinde öğün sonrası ani “pikler”, gecelik düşüşler ve gün içindeki sık iniş–çıkışlar objektif biçimde görülebiliyor. Son araştırmalar, özellikle obezite ve prediyabet grubundaki kişilerde bu glikoz değişkenliğinin yüksek olduğunu ve bunun erken metabolik bozulmanın güçlü bir göstergesi olabileceğini kanıtlıyor. Hatta tamamen sağlıklı görünen bazı bireylerin bile CGM takiplerinde zaman zaman prediabetik seviyelere ulaştığı; bu dalgalanmaların insülin direnci, kilo artışı ve uzun vadede kalp–damar hastalıkları riskleriyle ilişkili olabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle CGM, yalnızca mevcut hastalığı izlemek için değil, gelecekte gelişebilecek metabolik sorunlara karşı bir erken uyarı sistemi gibi çalışıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>DİYABETTE EVDEN TAKİP SİSTEMİ, SAĞLIK YÖNETİMİNİ KÖKTEN DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>CGM’in bireylerin kendi metabolik verilerine doğrudan ulaşmasını sağlayarak kişisel sağlık yönetimini kökten değiştirdiğine dikkat çeken <strong>Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Teknoloji doğru şekilde yorumlandığında diyabetli bireylerde tedavi uyumunu güçlendirirken, diyabeti olmayan kişilerde de beslenme, uyku ve egzersiz gibi günlük alışkanlıkların metabolik etkilerini görünür kılarak yaşam tarzı farkındalığını belirgin biçimde artırıyor. Herkesin glukoz tepkisi benzersizdir; aynı yiyecek bir kişide yüksek bir glikoz yükselmesi yaratırken bir başkasında çok daha hafif bir yanıt oluşabilir. CGM bu farklılıkları gözler önüne sererek kişiye özel beslenme planlarının, bireye göre düzenlenmiş egzersiz önerilerinin ve daha etkili uyku–stres yönetimi stratejilerinin geliştirilmesini mümkün kılıyor. Bu nedenle CGM verilerinin yaygınlaşması, önümüzdeki yıllarda kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının en güçlü bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[Beynimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Mindfulness]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Mindfulness&#8221; kavramı Türkçede &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Mindfulness&#8221; kavramının Türkçeye &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221; olarak çevrilmesinin yerinde bir tanımlama olduğunu belirterek<strong>, </strong>&#8220;Aslında bu, bilinçli zihinsel ve duygusal farkındalık demektir. Bir zihinsel boyutu var, bir de duygusal boyutu. Bu farkındalığın üç ana ayağı var: Niyet, dikkat ve tutum.&#8221; dedi. Prof. Dr. Tarhan, bu üç ayağın nasıl işlediğini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Birincisi niyet ayağıdır. Kişi, niyetini önüne çıkan olaylara değil, kendi gerçek hedeflerine yöneltmeyi bilmelidir. &#8216;Kontrol bende, içinde yaşadığım olaylarda değil&#8217; duygusu önemlidir. İkinci adımda dikkat devreye girer. Niyeti tam da olsa, kişi dikkatini doğru noktaya yöneltmelidir. Üçüncüsünde ise tutum geliştirilmesi gerekir. Yaşanan zor olaylar karşısında kendi tutumunu seçebilmesi kişinin elindedir. Bütün bunları yaptığı zaman, kişi zihinsel yönetimini kendisi ele alır.&#8221;</p>
<p><strong>Meditasyon Mindfulness ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Meditasyonun sıkça Mindfulness ile karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ikisi arasındaki temel farkı ortaya koydu. Meditasyonun bir gevşeme tekniği olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Meditasyonun da üç önemli ayağı vardır: Zihinsel olarak bir konuya odaklanmak, nefes egzersizleri gibi ritmik bir hareket yapmak ve genellikle rahatlatıcı bir müzik ya da ses olması… Bu üçü ile meditasyon gerçekleşir. Ancak unutmamak gerekir ki meditasyon, Mindfulness&#8217;ın kullandığı bir tekniktir sadece. Bir alt dalı, bir aracıdır. Üst konsept bilinçli farkındalıktır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkileri kanıtlandı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkilerinin artık kanıtlandığını dile getirerek, &#8220;Mindfulness&#8217;ın eğittiği organ beynimizdir. Birincisi, beynimizin CEO&#8217;su olan &#8216;Kaptan Köşkü&#8217;, yani frontal bölgeyi yönetmeyi öğretir. Planlama, zamanlama gibi yürütücü işlevler burada kontrol edilir. İkincisi, beynimizin alarm bölgesi olan Amigdala&#8217;yı yönetir. Tehdit karşısında harekete geçen Amigdala&#8217;dan gelen uyaranları fark edip sakin kalmayı sağlar. Üçüncüsü ise beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan &#8216;Default Mode Network&#8217;ü düzenler. Bu network&#8217;ün aşırı aktif olması, kaygının çok yüksek olduğunu gösterir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri olduğunu, Nobel ödüllü bir araştırmaya atıfta bulunarak, &#8220;Kronik stres altında, hücrelerin kaç defa bölüneceğini gösteren telomerler hızla yıpranır ve DNA hasarı oluşur. Bu da erken yaşlanmadır. Mindfulness, stresi yönetmeyi öğreterek telomerleri onaran Telomeraz enziminin daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Yani biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Amaç zor duyguları yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın yanlış anlaşılan bir yönüne de değinen Prof. Dr. Tarhan, bunun bir &#8220;pozitif düşünce&#8221; dayatması olmadığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Aşırı düşünme (overthinking), beynin yoğun bir şekilde stres hormonu salgılamasına neden olur. Bu durum, serotonin ve dopamin gibi beynin temel kimyasallarının hızla tükenmesine yol açar. Tıpkı kronik stresin telomerleri kısaltarak yaşam süresini etkilemesi gibi, beynin kimyasal seviyesini de düşürür. Peki, Mindfulness bunu nasıl engelliyor? Genellikle Mindfulness, &#8216;anı yaşamak&#8217; olarak yanlış anlaşılıyor; oysa doğrusu &#8216;anda yaşamaktır. &#8216;Mindfulness demek pozitif düşünce değil; zor durumlarda, stres esnasında soğukkanlı kalma becerisine sahip olmaktır. Anda kalmaktır. Bu kişiler ya geçmişte yaşıyorlar ya gelecekte, bugünü kaçırıyorlar. Oysa felsefe basittir: Geçmişten öğren, bugünü yaşa, geleceğe bak.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mevcut durumu kabul etme önemli…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte mevcut durumu kabul etme kavramının da kritik olduğunu dile getirerek, &#8220;Kişinin gücünün yetmediği, değiştiremeyeceği şeyler vardır. Bunu kabul etmesi gerekir. Hoşuma gitmese de bunu yaşamam gerekiyormuş diyebilmek önemlidir. Unutmayın; bir şeye üzüldüğünüzde çaresi varsa üzülmeye değmez, çaresi yoksa üzülseniz de değişmeyeceği için yine üzülmeye değmez.&#8221;</p>
<p>Mindfulness&#8217;ın uzun vadeli hedefler için bugünkü zorlukları tolere etme becerisi kazandırdığına da vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Niyetlenmiş davranış, beyinde tamamen farklı bir ağı çalıştırır. Kişiyi haz odaklı kısa vadeli hedeflerden çıkarıp, anlam odaklı uzun vadeli hedeflere yöneltir. Şu anda bir şeyden fedakârlık yapıyorsun, konforun kaçıyor ama bu sana 3-5 sene sonra ne kazandıracak? İşte farkındalık, bu bağlantıyı kurabilmektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanma</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın tek seferlik bir uygulama ile sonuç vermeyeceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin beyne nasıl öğretildiğini bilimsel yöntemlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bunu bir anlık yaparsanız olmuyor. Sürekli yaptığınız zaman artık stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanıyorsunuz. Hatta biz bunu Neurofeedback gibi, kişinin beyninde Alfa dalgası üretmeyi öğrettiğimiz tedavi yöntemleriyle ölçüyoruz. Kişi, ekrandaki bir oyunu oynayarak beynindeki Beta dalgalarını azaltıp Alfa dalgalarını artırmayı öğrendiği zaman, beyin bu dalgayı alet takılı olmadan da üretmeyi öğreniyor. Otomatikleşiyor.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tekniğin artık psikiyatride &#8220;dokulara saygılı hekimlik&#8221; olarak görüldüğünü belirterek, &#8220;Tıptaki klasik yöntem ameliyat etmek, en güçlü ilaçları vermektir. Bu, müdahaleci bir tekniktir. Mindfulness ise laparoskopik cerrahi gibidir. İnsanın psikolojik bütünlüğünü bozmadan, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığı yenmeye benzer.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farkındalık kişiyi mutsuz eder mi?</strong></p>
<p>Farkındalığın kişiyi mutsuz ettiği yönündeki eleştirilere de yanıt veren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mutluluktan ne anladığımız önemli. İki türlü mutluluk var: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu. Diğeri ise anlam mutluluğu. Haz mutluluğu beynin dopamin yolaklarıyla, anlam mutluluğu ise serotonin yolaklarıyla ilgilidir. Dopamin kısa vadelidir, hızla tükenir ve beyin tekrar ister. Eğer mutluluğu sıfır stresli bir hayat olarak hedefliyorsak, bunun adı sahte mutluluktur. Nasıl paranın sahtesine özen göstermiyorsak, mutluluğun da sahtesini ayırt etmemiz gerekir. Satın alınabilen, somut şeylerden elde edilen mutluluk sahte mutluluktur.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, farkındalık sürecinde yaşanan yüzleşme anlarının nasıl yönetileceğinin ilişkin de “Bugünün ıstırabı, yarının neşesidir. Bunu anladığınızda mutsuzluk hissini yönetirsiniz. Bunu yaparken kilit beceri gözlemci olmayı öğrenmektir. Kendi duygularına karşı da gözlemci olacaksın, dışarıdan sana sunulan duygulara karşı da&#8230; Gözlemci olduğun zaman o duygu sana bulaşmıyor, zihinsel olarak o duyguyu satın almıyorsunuz. Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakabilen kişi, olayı hemen duygusal olarak onaylamaz. Bu, kendiliğinden olmaz, öğrenilmesi gereken bir beceridir.&#8221; şeklinde bilgi verdi.</p>
<p>Özellikle dijital çağın getirdiği hızlı ve sürekli uyaran akışına karşı &#8220;dijital detoks&#8221; ve kendine zaman ayırmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi ruh haline objektif bakabilmesinin modern insanın en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilgisayarın ön bellek doluysa yavaşladığını, beynimizin de biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını kaydederek, &#8220;Bir bilgisayar düşünün; ön belleği doluysa yavaşlar. Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor. Beynimizdeki algoritmaların yaklaşık yüzde 30&#8217;u genetik, yüzde 70&#8217;i ise sonradan öğrenilir. Öğrendiğimiz bu algoritmaları yeni bilgilerle yeniden yazmak gerekiyor. Eğer beynimizdeki algoritmaları değiştirmezsek, eski sorulara eski cevaplar veririz. Hâlbuki eski sorulara yeni cevaplar vermek gerekiyor. Bu, beynimizin nöroplastisite özelliğiyle ilgilidir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olmalı</strong></p>
<p>Bu zihinsel becerinin günlük hayata nasıl entegre edileceğini de açıklayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olması gerekiyor. Bu, meditatif bir eylemdir. Aslında doğanın hız ve ritmine uygun yaşamaktır. Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın. Bu, kişinin rutinden kopup durup düşündüğü, yeniden değerlendirdiği bir moladır. O anda beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan Default Mode Network harekete geçer ve beyin stres hormonlarını azaltarak rahatlar. Hatta arama motorları bile &#8216;Search Yourself&#8217; (Kendini Ara) diyerek bu içsel yolculuğu teşvik ediyor. Hayat olumlu ve olumsuz olaylardan oluşan bir çeşnidir. Olumluyu da göreceğiz olumsuzu da göreceğiz ama olayı hızla analiz ettikten sonra olumluya odaklanacağız. Devamlı gerilime ve kronik strese hiçbir vücut dayanmaz. Bir kişinin stres yönetimini öğrenmesi gerektir. Stres yönetimini öğrenmesi bunun için beynindeki nöroplastiteyi geliştirebilmektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu pratiğin zamanla otomatikleşen bir beceriye dönüştüğünü belirterek, bir davranışın kalıcı hale gelme sürecini şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Duyguyla düşünce birleşir ve kişi bunu kabul ederse &#8216;inanış&#8217; olur. İnanışı altı hafta kadar tekrar ederseniz &#8216;alışkanlık&#8217; olur. Alışkanlığı altı hafta daha devam ettirirseniz &#8216;kişilik&#8217; haline gelir. Artık o kişi, bir olayla karşılaştığında bunu otomatik olarak yapar.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İçsel eleştirmeni&#8221; yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın en kritik boyutlarından birinin &#8220;içsel eleştirmeni&#8221; yönetmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>&#8220;Hepimizin beyninde kendisini aşağılayan bir eleştirmen var. Mindfulness pratiği yapan bir kimse, içindeki eleştirmene &#8216;Dur, hayır&#8217; diyebilir. &#8216;Şu söylediğin haklı ama bu söylediğin yanlış&#8217; diyerek onu yönetebilir. Kendimizi bu eleştirmene kaptırırsak, rüzgârda yelkensiz sürüklenen bir gemi gibi savruluruz. İçimizdeki eleştirmeni yönetmek de bu sürecin önemli bir boyutudur.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir Has Üniversitesinde Bayrak Değişimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesinde-bayrak-degisimi-596839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[başar]]></category>
		<category><![CDATA[bayrak]]></category>
		<category><![CDATA[bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[değişimi]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[has]]></category>
		<category><![CDATA[kadir]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[toronto]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin önde gelen eğitim kurumlarından biri olan Kadir Has Üniversitesi, yönetim yapısında önemli bir değişikliğe imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesinde-bayrak-degisimi-596839">Kadir Has Üniversitesinde Bayrak Değişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin önde gelen eğitim kurumlarından biri olan Kadir Has Üniversitesi, yönetim yapısında önemli bir değişikliğe imza attı. Rektörlük görevini başarıyla sürdüren Prof. Dr. Sondan Durukanoğlu Feyiz, görevini Prof. Dr. Ayşe Başar’a devretti. Üniversitede 2018’den bu yana rektörlük görevini yürüten Prof.Dr.Sondan Durukanoğlu Feyiz, görev süresi boyunca üniversitenin kapasitesinin güçlenmesi ve uluslararası görünürlüğünün artması gibi pek çok alanda önemli ilerlemeler kaydetmesine öncülük etti. </p>
<p>Uzun yıllardır akademiye ve bilimsel çalışmalara sunduğu katkılarla tanınan Prof. Dr.Ayşe Başar yapay zekâ, makine öğrenmesi, yazılım mühendisliği ve veri bilimi alanlarında uluslararası düzeyde çalışmalar yürüten bir akademisyen olup, 300’ün üzerinde bilimsel yayına sahiptir. Uzun yıllardır Toronto Metropolitan University’de profesör olarak görev yapan Başar, çeşitli akademik programların yürütülmesinde üstlendiği sorumluluklarla tanınıyor. Mühendislik alanındaki uluslararası çalışmaları ve öğrenci odaklı yönetim anlayışı ile dikkat çeken Ayşe Başar, yeni dönemde eğitim kalitesinin daha da yükseltilmesi, araştırma kapasitesinin geliştirilmesi ve üniversitenin uluslararası görünürlüğünün artırılması temel öncelikler arasında yer alacak.</p>
<p>Görev süresi boyunca üniversitenin pek çok alanda önemli ilerlemeler kaydetmesine öncülük eden Prof. Dr.Sondan Durukanoğlu Feyiz, rektörlük görevini başarıyla yürüttüğü için teşekkür edilerek görevden ayrıldı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Başar Hakkında; </strong></p>
<p>Lisans eğitimini 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme alanında tamamlayan Prof. Dr. Ayşe Başar, eğitimine ABD’de devam etti. Başar, 1987 yılında Alabama Üniversitesi’nde Bilişim Sistemleri yüksek lisansını bitirdi. 2000 yılında İngiltere’de London School of Economics’te Bilişim Sistemleri alanında doktora derecesini aldı. </p>
<p>Doktora sonrasında hem akademi hem de endüstriyle yakın çalışan Başar, doktora öncesi dönemde ABD, İngiltere ve Türkiye’de finansal analiz, mali kontrol, operasyon, teknoloji ve ileri teknolojiler konularında uluslararası bankalarda üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu. Prof. Dr. Ayşe Başar, 1999-2010 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmasının ardından 2010 yılından itibaren Kanada’ya yerleşti. Toronto Metropolitan University bünyesinde profesör olarak görev yapan Başar; bilgisayar bilimi, yazılım mühendisliği, bilgi sistemleri, makine öğrenmesi ve veri bilimi alanlarında lisans ve lisansüstü dersler verdi ve Mühendislik ile Mimarlık Bilimleri Fakültesi’nde uzun yıllar bölüm başkanlığı, program direktörlüğü ve akademik planlama rollerini üstlendi. Üniversitede veri bilimi, yapay zekâ ve tahmine dayalı analitik programlarının kurulması ve geliştirilmesinde öncü rol oynadı. </p>
<p>Prof. Dr. Başar; uygulamalı makine öğrenmesi, Bayesyen modelleme, karar destek sistemleri, büyük veri analitiği ve yazılım mühendisliği alanlarındaki çalışmalarıyla uluslararası tanınırlığa sahiptir. Bugüne kadar 300’ün üzerinde bilimsel yayını, yüksek etki değerli dergilerde editörlük ve hakemlikleri, dünya çapındaki konferanslarda düzenleyici ve yürütücü rollerle akademik alanda güçlü bir yer edinmiştir. Ayrıca 40’tan fazla araştırma projesiyle 3,5 milyon doların üzerinde fon sağlamış; IBM Canada, Blackberry, Turkcell, Arçelik, Microsoft Research, Toronto Stock Exchange, St. Michael’s Hospital, Statistics Canada, Manulife, Canadian Telecommunication Institute, Toronto Police Department, Globe and Mail, Sunlife Insurance, Unilever Canada, ve Getir A.Ş.  gibi kurumlarla ortak Ar-Ge projeleri yürütmüştür. </p>
<p>Akademik başarılarının yanında uluslararası araştırma fon kuruluşlarında jüri üyeliği ve değerlendirme görevleri üstlenen Başar, Kanada NSERC, ABD NSF ve Avrupa araştırma kurulları için uzman değerlendirici olarak çalışmıştır. Çok kültürlü ekipleri yönetme, disiplinler arası projeler yürütme ve teknoloji transferi sağlama konusunda geniş bir deneyime sahiptir. </p>
<p>Toronto Metropolitan University’den aralık ayı itibariyle Emeritus Profesör unvanı alarak emekli olmuş ve Kadir Has Üniversitesi’ne katılmıştır. Prof. Dr. Ayşe Başar, yapay zekâ, açıklanabilir makine öğrenmesi, kestirimsel analitik ve insan-merkezli veri bilimi alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi, ülkemize nitelikli bireyler kazandırma misyonuyla güçlü adımlar atmaya yeni dönemde de devam edecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesinde-bayrak-degisimi-596839">Kadir Has Üniversitesinde Bayrak Değişimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 14:51:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetli]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[emel]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596396</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, ülkemizde resmi veriler ve TURDEP-I ve II çalışmalarına göre diyabetli sayısının 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıktığını belirterek “Yüzde 90 oranında bir artış var.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396">Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi <span>Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, ülkemizde resmi veriler ve TURDEP-I ve II çalışmalarına göre diyabetli sayısının 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıktığını </span>belirterek “Yüzde 90 oranında bir artış var.  Şu anda Türkiye’de diyabet prevalansının yüzde 17-18 olduğunu bildiren çalışmalar var. Ülkemizde her 5 kişiden birinin diyabetli olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, Rusya ve Almanya’nın ardından üçüncü sırada yer alıyor” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından “Diyabet, Beslenme ve Genetik” başlığında düzenlenen Dünya Diyabet Günü kapsamında düzenlenen konferansta diyabet ve beslenme ilişkisi ile özellikle Tip2 diyabetle ilgili son dönemde yapılan genetik çalışmalar ele alındı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabet ve Beslenme” başlıklı sunumunda diyabetin tanımı, diyabet ve beslenme ilişkisi, beslenmede dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan: “Uygun bakım ve refah desteğine erişim sağlanmalı”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya Diyabet Günü 2025 yılı temasının “Diyabet Bakımına Erişim: Şimdi Değilse Ne Zaman?” şeklinde belirlendiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bu yılki tema, diyabet ve refahtır. Dünyada 160’tan fazla ülkede kutlanan dünyanın en büyük diyabet kampanyası olan 14 Kasım kampanyasının odak noktası ise diyabet ve iş yeridir.  Uygun bakım ve refah desteğine erişim sağlandığında diyabetliler iyi yaşama şansına sahip olacak. Milyonlarca diyabetli evde, işte ve okulda günlük öz yönetimlerini sağlamada zorluklarla karşılaşıyor. Diyabet bakımı, genellikle sadece kan şekerine odaklanır ve bu da diyabetlileri bunaltabilir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>25 yılda diyabetli sayısı 4 kat arttı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya genelinde diyabet artış oranının yüzde 45 olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet insidansının tüm dünyada artmaya devam ettiğini vurgulayarak “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) tarafından yapılan tahminlere göre dünyada 2050 yılında ulaşılacağı düşünülen 853 milyon diyabetli sayısına 2024 yılında ulaşılmış durumda. 2000 yılından 2025 yılına kadarki dönemde diyabetli sayısı 151 milyondan 589 milyona çıkmış, diyabetli sayısı 4 kat artmış. Bu çok ciddi bir oran. <span>1998 ve 2010 yılında yapılan </span>Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans (TURDEP I ve II) çalışmaları sonuçlarına göre, 10 yılda yüzde 7,2’den yüzde 13,7’ye çıkmış. Yüzde 90 oranında bir artış var<span>. Şu anda diyabet prevalansının yüzde 17-18 civarında olduğunu bildiren çalışmalar var. Yani ülkem</span>izde her 5 kişiden birinin diyabetli olduğunu söyleyebiliriz ki diyabetli olmayan kişiler arasında <span>sayılan ama diyabet tanısı almayan çok kişi var. Türkiye, Rusya ve Almanya’nın ardından üçü</span>ncü sırada yer alıyor. Teknoloji hayatımızda önemli ölçüde yer alıyor. Toplum olarak spor ve egzersiz yapmayı sevmiyoruz. Beslenme tipimiz maalesef kötü, özellikle fastfood beslenme kültürü yaygın. Son zamanlarda şişmanlığın artışıyla birlikte çocuklarda da Tip 2 diyabet görülmeye başlandı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyabet yönetiminde sadece kan şekerine odaklanılmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Obezitenin Tip 2 diyabete yol açan en önemli faktörlerden biri olduğunu kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Tip 2 diyabet tanısı konulan kişilerde, yüzde 80 oranında obezite tespit edilmiş” dedi. Diyabet yönetiminde sadece kan şekerine değil, diyabetin yol açacağı risklere karşı alınacak önlemlere de odaklanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Yüksek kan şekeri uzun vadede kalp ve damar sağlığını, böbrekleri, göz <span>sağlığını ve sinir sistemini etkilemektedir. Diyabetin kontrol altında tutulması için egzersiz, sağlıklı beslenme, sigara ve alkol kullanmamak, uyku kalitesi ve uyku düzenine dikkat etmek gibi yaşam tarzı </span>değişiklikleri ile ilgili pek çok önlem alınmalıdır. Diyabet tedavisi ve kontrolü, birçok disiplinin bir arada çalıştığı bir alan olmalıdır. Diyabetin doğru yönetilmesinde farkındalık ve eğitimin yeri çok önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Belgin Süsleyici, Tip2 diyabette kişiselleştirilmiş tıpla ilgili çalışmaları anlattı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Marmara Üniversitesi Moleküler Biyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Belgin Süsleyici, “Tip2 Diyabette Kişiselleştirilmiş Tıp: Gelecekte Bizi Neler Bekliyor?” başlıklı sunumunda diyabet tedavisinde son dönemde öne çıkan yenilikçi tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gen tedavileri, CRSPR çalışmaları ve farmakogenetik alanında Tip 2 diyabetle ilgili kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaların yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Belgin <span>Süsleyici, farmakogenetik analizi yapan merkezler olduğunu, bu merkezlerde kan örneklerinin analiz edilerek, kişinin genetik özelliklerine uygun olan ilaç tedavilerinin planlandığını söyledi. </span>Prof. Dr. Belgin Süsleyici, gen terapisi ile Tip2 diyabet tedavisinin mümkün olduğun kaydetti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kişiselleştirilmiş tıp alanında ülkemizde son 5 yıl içerisinde çok önemli çalışmalar yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Belgin Süsleyici, “Bu alandaki çalışmalar önce nadir hastalıklar konusunda başladı. Ülkemizde yaygın olan akraba evlilikleri nedeniyle ortaya çıkan birçok genetik hastalık var. Bu hastalıklara öncelik verildi. Şimdi kanser ve kronik hastalıklarla ilgili çalışmalar yürütülüyor” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-m-emel-alphandan-diyabet-uyarisi-596396">Prof. Dr. M. Emel Alphan&#8217;dan diyabet uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:07:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şehrimizin]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595646</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, Ege Üniversitesi koordinasyonunda, İzmir Körfezi'nin temizlenmesine yönelik hayata geçirilen, Körfez ekosistemini koruyarak geleceğe sağlıklı bir çevre bırakmayı amaçlayan  "İzmir İçin Nefes" projesi kapsamında çevrimiçi değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646">Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, Ege Üniversitesi koordinasyonunda, İzmir Körfezi&#8217;nin temizlenmesine yönelik hayata geçirilen, Körfez ekosistemini koruyarak geleceğe sağlıklı bir çevre bırakmayı amaçlayan  &#8220;İzmir İçin Nefes&#8221; projesi kapsamında çevrimiçi değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Çevre Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Gürsel Erul, konu ile ilgili uzmanlar ve akademisyenler katıldı.</p>
<p>Toplantı kapsamında konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bugün burada, sadece bir değerlendirme yapmak için değil, Körfezimizin ekosistemini koruyacak somut adımları birlikte hayata geçirmek için bulunuyoruz. İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır. Son yıllarda yaşanan kirlilik, ekosistem bozulmaları ve balık ölümleri, acil bir müdahale gerektiren tabloyu gözler önüne sermiştir. Bakanlığımızın kararlı yaklaşımıyla kurulan İzmir Körfezi Bilim Kurulu, bu tabloyu bilimsel temelde analiz ederek 15 maddelik Acil ve Kısa Vadeli Eylem Planını hazırlamıştır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz koordinasyonunda Dokuz Eylül ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitelerinin katkılarıyla yürütülen proje, Körfez için bugüne kadar yapılmış en kapsamlı hidrodinamik modeli ortaya koymaktadır. Bu model, su sirkülasyonundan kirlilik yüklerine kadar pek çok değişkeni değerlendirerek bize net bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle iç körfezde yetersiz sirkülasyonun yarattığı baskının azaltılması, acil olarak kirlilik girişinin durdurulması ve uzun vadede doğru mühendislik çözümlerinin hayata geçirilmesi temel başlıkları oluşturmaktadır. Bu çalışma yalnızca çevresel bir iyileştirme değil, aynı zamanda İzmir’in yaşam kalitesini artıracak stratejik bir dönüşümün başlangıcıdır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tüm bilgi birikimimizle bu sürecin içinde yer alıyoruz”</b></p>
<p>Üniversitelerin sorumluluğunu dile getiren Prof. Dr. Budak, “Üniversiteler olarak bilimsel sorumluluğumuzun gereği, tüm bilgi birikimimizle bu sürecin içinde yer almaya kararlıyız. Devletimizin çevre vizyonunu desteklemeye, Körfezimiz için atılacak her adımda aktif rol üstlenmeye devam edeceğiz. Toplantımızın İzmir’e nefes, Körfezimize yeni bir gelecek sunacağına yürekten inanıyor, katkı veren tüm kurum ve bilim insanlarına teşekkür ediyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Çevrimiçi gerçekleştirilen toplantıda İzmir Körfezine yönelik kısa ve uzun vadede gerçekleştirilecek eylem planları tartışıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-izmir-korfezi-sehrimizin-en-degerli-dogal-mirasidir-595646">Prof. Dr. Budak, &#8220;İzmir Körfezi, şehrimizin en değerli doğal mirasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 13:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alâeddin]]></category>
		<category><![CDATA[asna]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[halkla]]></category>
		<category><![CDATA[Halkla İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[letişim]]></category>
		<category><![CDATA[lişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595286</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve A&#038;B İletişim işbirliği ile Prof. Dr. Alâeddin Asna adına bu yıl dokuzuncusu düzenlenen İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu “Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik: Geleceği İnşa Eden İletişim Stratejileri” başlığıyla 2–3 Aralık 2025 tarihlerinde santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286">Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi ve A&#038;B İletişim işbirliği ile Prof. Dr. Alâeddin Asna adına bu yıl dokuzuncusu düzenlenen İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu “Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik: Geleceği İnşa Eden İletişim Stratejileri” başlığıyla 2–3 Aralık 2025 tarihlerinde <strong>santral</strong>istanbul Kampüsü’nde gerçekleşecek.</p>
<p>Etkinlik kapsamında sürdürülebilirlikten yapay zekâya uzanan geniş bir perspektifte güncel iletişim pratikleri değerlendirilecek; halkla ilişkiler disiplininin değişen dinamikler ışığında nasıl yeniden şekillendiği ele alınacak. Sempozyum, etik, toplumsal sorumluluk, dijitalleşme, kriz yönetimi ve paydaş iletişimi gibi temel başlıklar üzerinden yeni teorik ve uygulamalı yaklaşımlar geliştirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Sempozyum halkla ilişkiler profesyonelleri, akademisyenler ve kültürel aracıları bir araya getirerek disiplinin karşılaştığı eğilim ve sorunları çok yönlü olarak tartışmaya açacak. Farklı disiplinlerden araştırmacıların katkılarıyla zenginleşen program, alana daha geniş ve bütüncül bir bakış sunmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>‘Geleceğin iletişim gündemi’</strong></p>
<p>Sempozyumun bu yılki programında sürdürülebilirlik bağlamında halkla ilişkiler stratejilerinden yapay zekâ ve etik tartışmalarına, halkla ilişkiler eğitiminden sosyal etki analizlerine kadar uzanan kapsamlı bir içerik yer alıyor. Sempozyum kapsamında, yeşil yıkama (Greenwashing) pratiklerinin kurumsal sorumlulukla ilişkisi, halkla ilişkiler çalışmalarının sosyal etki analizlerindeki rolü, dijital halkla ilişkilerin sürdürülebilirlik süreçlerine katkısı ve etik halkla ilişkiler yaklaşımlarının bu alandaki belirleyici etkisi ele alınacak. Ayrıca, sürdürülebilirlik raporlamasında halkla ilişkilerin üstlendiği stratejik konum, halkla ilişkiler eğitiminde sürdürülebilirlik odağının güçlendirilmesi, paydaş etkileşimlerinin sürdürülebilirlik perspektifiyle yeniden değerlendirilmesi ve yapay zekâ ile sürdürülebilirlik ilişkisi tartışılacak. Tüm bunlara ek olarak, sürdürülebilirlik kavramına ve uygulamalarına yönelik eleştirel yaklaşımlar da sempozyumun önemli tartışma başlıkları arasında yer alacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-alaeddin-asna-9-iletisim-ve-halkla-iliskiler-sempozyumunda-halkla-iliskiler-ve-surdurulebilirlik-tartisilacak-595286">Prof. Dr. Alâeddin Asna 9. İletişim ve Halkla İlişkiler Sempozyumu&#8217;nda &#8216;Halkla İlişkiler ve Sürdürülebilirlik&#8217; tartışılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 11:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ersan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sizleri]]></category>
		<category><![CDATA[yetiştirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eğitim Fakültesinde, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237">Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eğitim Fakültesinde, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenlendi. Eğitim Fakültesi Konferans Salonunda yapılan törene EÜ Rektör Yardımcısı Mehmet Ersan, İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi, EÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, akademisyenler, idari çalışanlar ve öğrenciler katıldı. Etkinlikte, öğretmenlik mesleğinin yaşam boyu öğrenmeyi merkeze alan, gelişen teknolojiyle toplumu dönüştüren ve geleceği inşa eden kutsal bir “insan yetiştirme sanatı” olduğu vurgulandı.</p>
<p>Öğretmenin görevlerinden biri, doğru bilgiyi öğrenmeyi yaşam boyu sürdürülebilir kılmayı öğretmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır. Ülkemizin düşünce dünyasını şekillendiren, toplumun gelişimine yön veren, çocuklarımızın kalbine dokunan en kutsal görevdir. Değerli öğrenciler, sevgili öğretmen adaylarımız, bir yıl sonra, ya da belki birkaç yıl sonra, sınıflara adımınızı attığınızda, artık yalnızca ders anlatan değil; umut veren, yol gösteren, ilham olan bireyler olacaksınız. İçinde bulunduğumuz yüzyıl; değişimin, dönüşümün ve hızla değişen teknolojilerin yaşandığı bir dönemdir. Bu nedenle öğretmenlik, artık sadece bilgi aktarmak değil, doğru bilgiye nasıl ulaşılacağını öğretmek, eleştirel düşünceyi desteklemek, öğrencilerin potansiyelini ortaya çıkarmak ve öğrenmeyi yaşam boyu sürdürülebilir kılmayı öğretmek demektir” dedi.</p>
<p><b>“İyi öğretmen, önce iyi bir öğrenendir”</b></p>
<p>Öğrencilere,  Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün “Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” sözünü hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Sizlerden beklentimiz; yeniliklere açık olmanız, kendinizi sürekli geliştirmeniz ve çağın gerektirdiği donanıma sahip nitelikli öğretmenler olarak yetişmenizdir. Şunu unutmayın.  İyi öğretmen, önce iyi bir öğrenendir. Sizin öğrenme tutkunuz, öğrencilerinize yansıyacak, onların hayatına ışık olacaktır. Bugün burada Ege Üniversitesi olarak sizlere yalnızca bilgiyi değil, aynı zamanda bir eğitimci duruşu kazandırmayı hedefliyoruz. Çünkü öğretmenlik sabır ister, sevgi ister, vicdan ister. Öğrencisi için dünyayı güzelleştirmeye çalışan öğretmen, toplumun geleceğini de güzelleştirir. Bugün Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün ‘Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır’ sözünü bir kez daha hatırlıyor ve bu sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu görüyoruz. Sizlerin yetiştireceği nesiller, ülkemizin yarınlarını belirleyecek. Bu vesileyle, başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum. Halen görev yapan ve gelecekte görev yapacak olan tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü&#8217;nü yürekten kutluyorum. Yolunuz açık, gönlünüz aydınlık olsun. 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nüz kutlu olsun” diye konuştu.</p>
<p><b>“Asıl mesele duyguyu, empatiyi ve insani değerleri merkeze almaktır”</b></p>
<p>Öğretmenliğin bir insan yetiştirme sanatı olduğunu söyleyen Dr. Ömer Yahşi, “ Öğretmenlik, öğrencisinin başarısını kıskanmayan, aksine tıpkı bir anne-baba gibi onunla gurur duyanların icra ettiği, manevi tatmini hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek bir insan yetiştirme sanatıdır. Ancak günümüzde yapay zeka ve veri akışının getirdiği hızlı dönüşümle birlikte öğretmenlik tanımı da değişmektedir; artık bilgiye ulaşmak kolaylaşmışken, asıl mesele duyguyu, empatiyi ve insani değerleri merkeze alarak öğrencilere rehberlik etmek, sürekli güncellenmek ve mazeret üretmeden, atanma kaygısına düşmeden ‘başarı benim hakkımdır’ inancıyla çalışarak girişimci bir ruhla geleceği inşa etmektir. Bu duygularla, bu kutsal mesleği seçtiğiniz için sizleri tebrik ediyor; başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ebediyete irtihal eden tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyor, yolunuzun ve bahtınızın açık olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Bir öğretmeni asıl değerli kılan adalet, saygı ve etik ilkeler”</b></p>
<p>Amaçlarının nitelikli öğretmenler yetiştirmek olduğunu söyleyen Dekan Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, “Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nü büyük bir gururla kutlarken, mesleğimizin değerini hatırlıyor ve sizlere duyduğumuz umutla geleceğe bakıyoruz. Eğitim Fakültesi olarak temel önceliğimiz; sizleri alanında derin bilgiye sahip, bilimsel düşünceyi rehber edinen ve çağın gerektirdiği yeterliliklerle donanmış bireyler olarak yetiştirmektir. Günümüz dünyasında eğitim, ezberden uzak, deneyimsel öğrenmeyi ve teknoloji entegrasyonunu zorunlu kılmaktadır. Bizler size bu pedagojik donanımı kazandırırken, bir öğretmeni asıl değerli kılan adalet, saygı ve etik ilkeler gibi karakter özelliklerini de benimsetmeyi hedefliyoruz. Unutmayın ki öğretmenlik, yaşam boyu öğrenmeyi gerektiren dinamik bir süreçtir. Sınıfın ötesinde topluma ışık tutan, iletişimi güçlü ve sürekli gelişen eğitimciler olarak öğrencilerinizin hayatını değiştireceğinize inancım tamdır. Bu vesileyle Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyor; mesleğinizi sevgi ve sabırla icra etmeniz temennisiyle 24 Kasım Öğretmenler Günü&#8217;nüzü kutluyorum” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin sonunda EÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi’ye “Teşekkür Belgesi” takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ersan-ogretmenlik-sadece-bir-meslek-degil-bir-insan-yetistirme-sanatidir-594237">Prof. Dr. Ersan, &#8220;Öğretmenlik sadece bir meslek değil, bir insan yetiştirme sanatıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acar]]></category>
		<category><![CDATA[bakırköylülerle]]></category>
		<category><![CDATA[baltaş]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu, Türkiye’nin önde gelen psikologlarından Prof. Dr. Acar Baltaş oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016">Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakırköy Belediyesi’nin düzenlediği “Bakırköy Muhabbeti” söyleşilerinin bu haftaki konuğu, Türkiye’nin önde gelen psikologlarından Prof. Dr. Acar Baltaş oldu. İspirtohane Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda Baltaş, “Hayatın Hakkını Vermek” başlıklı keyifli söyleşisinin ardından kitaplarını okuyucuları için imzaladı.</p>
<p>Bakırköy Belediyesi’nin, sevilen yazar ve uzmanları vatandaşlarla bir araya getirdiği söyleşi ve imza günü etkinlikleri devam ediyor. Her hafta Cuma günü gerçekleştirilen “Bakırköy Muhabbeti”nin bu haftaki konuğu Prof. Dr. Psikolog Acar Baltaş oldu. Moderatörlüğünü Necla Feroğlu’nun yaptığı söyleşide Baltaş, yaşamı anlamlandırma, bireysel farkındalık ve hayata katma değer sunma üzerine değerlendirmelerde bulundu. Sevilen psikoloğun kitaplarını okuyucuları için imzaladığı söyleşi yoğun ilgi gördü.</p>
<p><b>“Hayatını derinleştirmek isteyen insanları bir araya getiren bir platform”</b></p>
<p>Söyleşi hakkında düşüncelerini paylaşan Prof. Dr. Acar Baltaş, “Bakırköy Muhabbetleri sadece konuşanın dinleyenlere bilgi aktardığı bir toplantı değil, aynı fikirde olan ve aynı dünya görüşünü paylaşan, gelişmek, hayatını daha derinleştirmek isteyen insanları bir araya getiren bir platform. Bu platformda ben de yer aldığım ve küçük de olsa katkıda bulunduğum için kendimi iyi hissediyorum” dedi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-acar-baltas-bakirkoylulerle-bulustu-594016">Prof. Dr. Acar Baltaş Bakırköylülerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 14:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aı]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zirve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, küresel ölçekte sinir bilimi, ruh sağlığı ve nöroteknoloji alanlarında belirleyici çalışmaların ele alındığı 12. G20 / N20 (Neuroscience) Yıllık Bilimsel Zirvesi’ne Johannesburg Güney Afrika’da katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, küresel ölçekte sinir bilimi, ruh sağlığı ve nöroteknoloji alanlarında belirleyici çalışmaların ele alındığı 12. G20 / N20 (Neuroscience) Yıllık Bilimsel Zirvesi’ne Johannesburg Güney Afrika’da katıldı.</p>
<p>Dünyanın önde gelen bilim insanlarını, mühendislerini, hekimlerini ve girişimcilerini bir araya getiren zirve, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklara yönelik hızlı klinik çözümler geliştirmeyi ve G20 ülkelerinde nöroteknoloji girişimlerini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Beyin Haritalama ve Terapötik Bilimler Derneği tarafından yürütülüyor</strong></p>
<p>N20, önceki ABD başkanlarından Barack Obama’nın BRAIN Girişimi’ne katkıda bulunmayı ve G20 ülkeleri genelindeki mevcut ve gelecek projelere yönelik faaliyetleri genişletmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Neuroscience20, yıllık zirve aracılığıyla Obama’nın Beyin Girişimi’ne destek sunarken, nörolojik, psikiyatrik ve omurga bozukluklarının tanı ve tedavisini hızlandırmak üzere küresel bir Nöroteknoloji İnovasyon konsorsiyumu kurmayı da hedefliyor.</p>
<p>Beyin Haritalama ve Terapötik Bilimler Derneği tarafından yürütülen Neuroscience20 organizasyonu, dünya çapında çeşitli yıkıcı nöropsikiyatrik bozukluklarla mücadele etmeyi amaçlayan birleşik bir cephe oluşturmak üzere küresel bir Beyin Girişimleri konsorsiyumu kurmak için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>12. yıllık zirvede; beyin haritalama ve terapötikler, nöroteknoloji inovasyonları, yatırımlar, nöropsikiyatrik bozukluklar, PTSD, yapay zeka, ruh sağlığı bozuklukları, nöroşirürji (vasküler), nöro-görüntüleme, nöroonkoloji, opioid bağımlılığı (pandemi), intihar önleme, epilepsi, omurga, nörolojik enfeksiyonlar, düzenleyici konular, MS, ALS ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar, TBI ve omurilik yaralanmaları gibi geniş bir yelpazede konu başlıkları ele alındı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’den zirveye katılan tek üniversite, Üsküdar Üniversitesi!</strong></p>
<p>Türkiye’den zirveye katılan tek üniversite olan Üsküdar Üniversitesi, ruh sağlığı, sinir bilimi ve mühendislik alanlarındaki güçlü akademik birikimi ile SBMT iş birliği kapsamında son 15 yıldır Küresel Beyin Girişimleri’nin kurulmasında öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p>Zirvede açılış konuşması gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversitede yürütülen sinir bilimi çalışmaları, NP model ve Terapötik İlaç İzleme (TDM) Veri Tabanı üzerine bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan, sağlık alanında büyük veri odaklı yapay zeka uygulamalarına dikkat çekti</strong></p>
<p>Sağlık alanında büyük veri odaklı yapay zeka uygulamalarının önemine dikkat çeken Prof. Tarhan, 2024’te yapay sinir ağları ve makine öğrenimini mümkün kılan temel keşif ve icatlar için verilen Nobel Ödülü’nün fizikçilere değil, genetikçi Hatfield ve kognitif psikolog Hinton’a verildiğini hatırlatarak, genetik şifrelerle yapay sinir ağlarının işleyişini birleştiren bulguların yapay zekânın temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Yapay zekânın en büyük katkılarından birinin “dijital terapötikler” olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişiye özel dijital oyunlar, yazılımlar geliştiriyoruz. Kişi, yapay zekayı kullanarak kendi kendini tedavi ediyor, korkusunu yeniyor. Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme, dikkat eğitimi gibi uygulamalar önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak. Bu, nörobilimin nöropsikiyatriye önemli bir katkısı olacak.&#8221; diye konuştu. </p>
<p>Öğleden sonra gerçekleştirilen ikinci oturumda konuşan Prof. Dr. Tarhan, ME+ inisiyatifinin kuruluş ve gelişim sürecini, SBMT ile yürütülen iş birliklerini ve üniversitenin uluslararasılaşma kapsamında elde ettiği başarıları aktardı. Prof. Dr. Tarhan, multidisipliner ve çok uluslu araştırmacıların katkısıyla yürütülen çalışmaların küresel ölçekte güçlü akademik ve sosyal etki üretebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergüzel, sağlıkta yapay zeka, girişimcilik ve sinir bilimi alanlarındaki çalışmaları anlattı</strong></p>
<p>Aynı oturumda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, sağlıkta yapay zeka, girişimcilik ve sinir bilimi alanlarındaki çalışmaları değerlendirdi.</p>
<p>Genç araştırmacıların girişimcilik motivasyonunun yüksek olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, bu alana yönelik yapısal dönüşümlerin planlanması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekâ odaklı sağlık girişimlerinin büyük veri analitiği, makine öğrenmesi ve doğal dil işleme teknikleriyle klinik karar destek sistemlerinin doğruluğunu artırdığını, maliyet-etkinliğin güçlendiğini, ilaç geliştirme, tedavi ve klinik iş akışlarında yenilikçi çözümler ürettiğini söyleyen Prof. Dr. Ergüzel, girişimlerin başarısı için düzenleyici uyumluluk, veri güvenliği, etik kullanım, sürdürülebilir iş modelleri gibi unsurların kritik olduğuna değindi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, kamu-özel sektör iş birlikleri, erken aşama fon mekanizmaları ve pilot uygulamaların, yapay zeka tabanlı sağlık inovasyonlarının ölçeklendirilmesini hızlandırdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dönüşüm neyi içeriyor?</strong></p>
<p>Prof. Türker Ergüzel’in yakın, orta ve uzun vadeli planlar halinde ifade ettiği dönüşümün öncelikleri, kısa vadede (1–3 yıl) AI terapist yardımcılarını, AI triyaj ve risk tarama araçlarını, AI konuşma tabanlı ruh sağlığı asistanlarını ve giyilebilir cihazlar ile AI ruh sağlığı analitiğini; orta vadede (3–7 yıl) ilaç cevap tahmini için AI, erken evre okul tabanlı AI ruh sağlığı sistemleri ve işyeri ruh sağlığı istihbarat sistemlerini; uzun vadede (7–15 yıl) ise duygudurum bozukluklarının ilaçsız tedavisi için AI + BCI, duygusal düzenleme için gerçek zamanlı beyin durumu kod çözme ve AI destekli kapalı döngü nöromodülasyonu içeriyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta yapay zekâ kullanımı teşhis doğruluğunu artırıyor</strong></p>
<p>NPİSTANBUL Hastanesi özelinde yürütülen çalışmalardan bahseden ve sürecin finansal parametrelerine dikkat çeken Yönetim Kurulu üyesi Fırat Tarhan, sağlıkta yapay zekâ kullanımının teşhis doğruluğunu artırdığını, tedavi süreçlerini kişiselleştirdiğini ve sağlık hizmetlerinde verimliliği yükselttiğini ifade etti.</p>
<p>Fırat Tarhan, bu teknolojilerin güvenli ve etkin biçimde benimsenebilmesi için ekonomik politikaların veri altyapısı yatırımları, düzenleyici çerçeveler, kamu-özel iş birliği modelleri ve maliyet–etkililik analizlerini içerecek şekilde bütüncül olarak tasarlanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Yapay zeka uygulamalarıyla binlerce ölüm önlenebilir</strong></p>
<p>Literatürde yer alan çalışmalardan aktardığı sayısal verilerle yapay zeka yatırımlarının ekonomik etkisine işaret eden Fırat Tarhan, “The Potential Impact of Artificial Intelligence on Health Care Spending” çalışmasına göre, ABD’de yapay zekânın yaygın benimsenmesi durumunda sağlık harcamalarında %5–10 düzeyinde azalma olabileceğini ve bunun 2019 yılı itibarıyla 200–360 milyar USD tasarrufa karşılık geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yılda yaklaşık 400 bin ölüm önlenebilir!</strong></p>
<p>Avrupa’da yapılan bir raporda ise yapay zeka uygulamalarıyla yılda yaklaşık 400 bin ölümün önlenebileceğinin öngörüldüğünü aktaran Fırat Tarhan, literatürdeki bulgulara göre sağlıkta yapay zekâ için ekonomik politika oluşturulmasında iki kritik noktaya dikkat çekildiğini belirtti ve “Yapay zekânın potansiyel tasarruf kapasitesi yüksek; ancak yatırım maliyetleri, uygulama süreci ve etkinlik verilerine ilişkin eksiklikler politika kararlarını zorlaştırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Küresel Nöroteknoloji inisiyatifleri mütabakat imzaladı</strong></p>
<p>N20 zirvesinin son gününde ise Afrika, Orta Doğu ve Balkanlar, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avustralya ve Avrupa ülke delegasyonlarının Nöroteknoloji inisiyatifleri aşağıda verilen mutabakat metnini politika belirleyici liderler ile paylaşılmak üzere imzaladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-kisiye-ozel-dijital-terapotiklerle-bellek-guclendirme-onumuzdeki-yillarda-yayginlasacak-594007">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 08:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Mâtürîdî]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvur]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Yıl Kariyer Etkinlikleri kapsamında EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği “Nasıl Bir Tanrıya İnanıyoruz?” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Konferansta konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911">EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Yıl Kariyer Etkinlikleri kapsamında EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği “Nasıl Bir Tanrıya İnanıyoruz?” başlıklı konferans gerçekleştirildi. Konferansta konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş yer aldı.</p>
<p>Edebiyat Fakültesi Ahmet Arslan Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe; EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Ferda Beytekin, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Abdullah Temizkan, Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Muhammet Caner Ilgaroğlu, Kariyer Planlama Birim Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Nuriye İnci,  akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Program, EÜ Birgivi İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf Öğrencisi Yunus Emre Nebioğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.</p>
<p>Konuşmasına herkesin bir Tanrı algısı olduğunu vurgulayarak başlayan Prof. Dr. İbrahim Maraş, Tanrı veya Allah anlayışının ‘Kelamcıların Tanrısı, Sufilerin Tanrısı ve Filozofların Tanrısı’ olarak üç grupta irdelendiğini söyledi.  İslam felsefesindeki farklı ekoller ile kelamcıların, sufilerin ve filozofların Tanrı algılarını karşılaştırmalı olarak anlatan Prof. Dr. Maraş, kelamcılar ve felsefecilerin üzerinde sıkça durdukları Tanrının varlığını ve evreni yaratmasını ifade eden ‘hudûs ve sudûr’ kavramlarının üzerinde durdu.</p>
<p>Konferansta konuşan Prof. Dr. İbrahim Maraş, “Bugün üzerinde durmak istediğim temel mesele şudur: Biz nasıl bir Tanrı’ya inanıyoruz? Bu tartışma, isim farklılıklarını aşan, hepimizin zihnindeki Tanrı tasavvuruyla ilgili köklü bir sorudur. Elbette Tanrı birdir; farklı olan, O’nu anlama biçimlerimizdir. Kelamcıların merkezinde yer alan hudûs kavramına göre Allah, ezelîdir ve herhangi bir zamanda iradesiyle varlığı yokluğa tercih ederek yaratmıştır; bu nedenle tercih ve irade kelimeleri onlar için kritik önemdedir. Ancak insan iradesi sınırlı ve etkilere açıkken, Tanrı’nın iradesi mutlak ve kuşatıcıdır. Evrenin ve bizim var oluşumuz da O’nun verdiği varlığa dayanır; çünkü kendiliğinden var olan yalnızca O’dur. Bugün amacım, bu algıların nasıl oluştuğunu sade ve anlaşılır bir biçimde birlikte düşünmektir” dedi.</p>
<p><b>“Her tercih bir tercih ettirici gerektirir ve bu Tanrı’nın mutlaklığını zedeler”</b></p>
<p>İmam Mâtürîdî&#8217;nin, Tanrı&#8217;nın ezeli yaratıcılığını savunarak, Onu sınırlayan görüşleri reddettiğini söyleyen Prof. Dr. Maraş, “Mâtürîdî’nin temel itirazı şudur. Tanrı’nın yaratma sıfatı O’ndan ayrı olamaz; Tanrı ezelde yaratıcıysa, yaratma da ezelidir. Bu yüzden Tanrı’yı ‘potansiyel yaratıcı’ gibi düşünmek, onu insan iradesiyle kıyaslamak doğru değildir. Kelamcıların ‘Tanrı varlığı yokluğa tercih etti’ anlayışı da sorunludur; çünkü her tercih bir tercih ettiriciyi gerektirir ve bu Tanrı’nın mutlaklığını zedeler. Mâtürîdî, Tanrı’yı bir anda yaratan bir varlık gibi tasavvur etmeyi de reddeder; Tanrı’nın yaratması, O’nun ezeli kudretinin doğal bir sonucudur. Akılcı yaklaşımı nedeniyle tarihte gölgede kalmış olsa da, Mâtürîdî bugün Tanrı tasavvurunda en tutarlı açıklamalardan birini sunar. O dönemin uleması Tanrı’yı sert ve keyfî bir varlık gibi algılarken, bütün irade, kader ve kötülük tartışmaları aslında Tanrı tasavvuruna dayanıyordu. Mâtürîdî, yaratmanın ezelî olduğunu vurgulayarak bu algıya itiraz etti; filozoflar ise sudur anlayışıyla Tanrı’yı tutarlı bir sistem içinde açıkladı. Kelamcıların bir kısmı Tanrı’yı potansiyel yaratıcı sayarak çelişkiler üretti, ama Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozoflar, geniş bir düşünce birikimini İslam ile harmanlayarak hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını gösterdi”  diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Maraş, “Filozoflar, Tanrı’yı bilfiil ve ezelî olarak bilen, kudretli ve yaratıcı bir varlık olarak tasavvur ederler; potansiyel bir Tanrı anlayışı kabul edilemez. Bu yaklaşım, kelamcıların iki ayrı âlem ilahi ve hâdis ayrımındaki çelişkilerini aşar. Melekler, felsefede aşkın bir âlem olan melekût veya lâhut âleminde yer alır; yaratılmış ama Tanrı’ya bağlı bir konumda, hâdis âlemle karışmazlar. Tanrı, zamanın ötesinde hem tümelleri hem de tikelleri bilir; yaratma, O’nun ezelî kudretinin doğal sonucudur ve O’nda varlık-mahiyet ayrımı düşünülemez. Böylece filozoflar, hakikatin kimsenin tekelinde olmadığını ve Tanrı tasavvurunun sistemli, tutarlı bir anlayışla kavranması gerektiğini ortaya koyar” dedi. </p>
<p>Konuşmaların ardından katılımcıların soruları cevaplandı, akabinde Teşekkür Belgesi ve Hediye Takdimi ile etkinlik sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euye-konuk-olan-prof-dr-ibrahim-maras-genc-ilahiyatcilarla-bir-araya-geldi-593911">EÜ&#8217;ye konuk olan Prof. Dr. İbrahim Maraş, genç ilahiyatçılarla bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 11:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[deki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[semerci]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ile Tarih Vakfı’nın düzenlediği etkinlikte konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye’de çocukların yaşadığı kaygıyı araştırma verileriyle paylaştı. Semerci, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan dolayı endişe duyduklarını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377">Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ile Tarih Vakfı’nın düzenlediği etkinlikte konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Türkiye’de çocukların yaşadığı kaygıyı araştırma verileriyle paylaştı. Semerci, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan dolayı endişe duyduklarını söyledi.</p>
<p>​Nilüfer Belediyesi ve Tarih Vakfı işbirliğiyle düzenlenen “Tarih Buluşmaları” etkinliği 20 Kasım Çocuk Hakları Günü’ne yönelik bir söyleşi gerçekleştirdi. Nazım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleşen etkinlikte, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, “Çoklu Krizler Çağı’nda çocuğun iyi olma halini düşünmek” başlıklı bir sunum yaptı. ​Şanlıurfa ve İstanbul’da yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarını katılımcılarla paylaşan Semerci, günümüz çocuklarının geçmiş nesillere kıyasla daha yoğun bir kaygı ve baskı yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p>“Bizim çocukluğumuzla şu an çocuk olmak aynı şey değil” diyen Semerci, dijitalleşme, küresel krizler, doğduğu mahalle, yaşadığı aile gibi etkenlerin bugünün çocuklarını farklı bir gerçekliğe ittiğini vurguladı. Çocukların artık gelecek için endişeli olduğunu belirten Semerci, “Çocuk olmanın belki en temel özelliği o endişeyi biraz daha az taşımaktır. Belki düşünmemektir, özgürce hayal kurabilmektir. Bunları kaybediyoruz” dedi.</p>
<p>​Araştırma verilerine göre, çocukların yüzde 76’sının ekonomik durumdan endişelendiğini söyleyen Semerci, “Çocuktan bahsediyoruz. Bu çok yüksek bir oran. Aile bireylerinin başına bir şey gelmesi yüzde 72. Gelecekle ilgili planların gerçekleşmemesi yüzde 64” diye konuştu.</p>
<p>​ÇOCUK İŞÇİLİĞİ GERÇEĞİYLE YÜZLEŞME ÇAĞRISI</p>
<p>​Çocuk işçi ölümlerinin takip edildiği bir toplumda yaşandığını hatırlatan Semerci, bu konunun acilen ele alınması gerektiğini söyledi. Çocuk işçiliğini Türkiye’nin yüzleşmesi gereken büyük bir sorun olarak nitelendiren Semerci, “Çok konuşmamız gereken ve tek başımıza asla çözemeyeceğimiz büyük bir sorunlar yumağından bahsediyoruz. Her bir yetişkin kendi çocuğunu hiçbir zaman çalışan bir çocuk olarak görmüyor. Bununla yüzleşmemiz lazım” diye konuştu.</p>
<p>​SINAV BASKISI YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR</p>
<p>​Eğitim sisteminin çocuklar üzerindeki sınav baskısını arttırdığı ve bunun yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğü belirten Semerci, bu konunun araştırma sonuçlarında öne çıkan bir diğer başlık olduğunu kaydetti. Semerci, sistemin artık sadece sınav merkezli hale geldiğini ve sınavlarda başarısız olanların sistemden düşerek, neredeyse kimsenin ilgilenmediğini belirtti. Sınav odaklı bu baskı nedeniyle çocukların sanat ve spor gibi aktiviteleri bıraktığını ifade eden Semerci, her şeyi ikinci plana itmenin, çok mutlu olduğu bir şeyden vazgeçmesi anlamına geldiğini söyledi.<br />​ÇÖZÜM İÇİN PAYDAŞLIK VE DİJİTAL OKURYAZARLIK</p>
<p>​Sorunların ancak paydaşlıkla çözülebileceğini dile getiren Semerci, eğitimin her çocuğun kendi yapabilirliği çerçevesinde gelişmesini sağlaması ve sadece akademik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiği vurguladı. Dijitalleşmenin çocuklar için bir sosyalleşme alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Semerci, buradaki riskleri minimize etmek için çalışılması gerektiğini vurguladı. Semerci, ebeveynlere de yönelik dijital okuryazarlık becerilerinin kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-semerci-turkiyedeki-cocuklarin-yuzde-76si-ekonomiden-endiseli-593377">Prof. Dr. Semerci: Türkiye&#8217;deki çocukların yüzde 76&#8217;sı ekonomiden endişeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akreditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hedefi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinin]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Akademik Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda,  Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin son yıllarda yakaladığı tarihi başarıları ve yaşanan gelişmeleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Akademik Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda,  Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin son yıllarda yakaladığı tarihi başarıları ve yaşanan gelişmeleri anlattı. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen toplantıya, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Törende, Rektör Prof. Dr. Budak, akademik unvanları yükselerek, profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrosuna atanan öğretim üyelerine belgelerini de takdim etti. Toplantıda Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’a “Ege Üniversitesi Vefa Beratı” tevdi edildi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi ile güçlü bir duygusal bağının olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Hem öğrencilik yıllarımı geçirdiğim hem de bir akademisyen olarak mesleğimi icra ettiğim Üniversiteme Rektör olarak atandığım günden beri bir kurum geleneği oluşturmak adına üniversitemizin misyonu doğrultusunda akademik ve idari personeli ve öğrencisiyle birlikte Ege Üniversitesi Ailesi birliğine özel önem verdim. Ülkemizdeki tek ziraatçı rektör olarak Üniversitemizin nasıl bir başarı çınarına dönüşebileceğini düşündüm. Tarımda ana faktörlerin başında toprak, su ve iklim gelir. Kampüsümüzü toprak, Üniversitemizdeki araştırma kültürünü iklim, her bir öğrencimizi bu üniversite ortamında fidan olarak gördüm. Her bir hocamızı da fidanların sabırla yeşermesini sağlayan birer çiftçi olarak gördüm. Bunlardan biri eksik olsa, ürün yani başarı olamaz. Bu metafordan hareketle Huzurlu Üniversite, Mutlu Çalışanlar, Kaliteli Eğitim, Aydınlık Gelecek ilkemiz doğrultusunda Yükseköğretimde Ege Modeli’ni hayata geçirdik” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinin geleceği adına ortak akılla çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ege Üniversitesi olarak 8 yıldır Üniversitemizin geleceğine yönelik ortak akıl bilinciyle hareket ettik. Rektörle Akşam Çayları düzenledik, tüm akademik ve idari birimlerimizi tek tek ziyaret ettik. Eğitim-Öğretimde Kalite Öncelikli, Araştırma Üniversitesi Hedefli, Öğrenci Odaklılık, Dijitalleşme ve Uluslararasılaşma vizyonunu ortak akılla oluşturarak yol haritamızı ve eylem planımızı belirledik. Projeler geliştirdik. Ege Üniversitesi ailesi olarak tek yürek, tek yumruk olduk. Üniversitemizin ruhuna yakışır bir şekilde hareket ederek ortak akılla, tüm hedeflerimizi tek tek gerçekleştirdik. İnandık, çok çalıştık ve başardık” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Her alanda akredite üniversite”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Akreditasyona özel önem verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Budak, “2017 yılından itibaren akreditasyon seferberliği başlattık. YÖKAK’tan Kurumsal Tam Akreditasyon alan ilk devlet üniversitesiyiz.</span> <span>2024 YÖKAK Kurumsal Akreditasyon Değerlendirme Raporuna göre Üniversitemiz Türkiye’de en fazla akredite programı olan Üniversite konumunda yer aldı. Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi kapsamında 71 programımızla en fazla Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi logosuna sahip üniversite olduk. Avrupa Mühendislik Eğitiminde Akreditasyon Ağı tarafından verilen Avrupa Mühendislik Programları Akreditasyonu kapsamında Ziraat Fakültemiz 9 bölümüyle EUR-ACE akreditasyonunu almaya hak kazandı. Ayrıca Fakültemiz, 10 bölümüyle ulusal akreditasyon sürecini de başarıyla tamamlayan tek ziraat fakültesi oldu.</span><b> </b><span>Avrupa Komisyonu tarafından verilen Araştırmada İnsan Kaynakları Mükemmellik Ödülünü alan dört devlet üniversitesinden biri olduk” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Bilgiye erişimi kolaylaştırdık”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bilgiye erişimi kolaylaştıracak adımlar attıklarını söyleyen Prof. Dr. Budak, “Kütüphanemizdeki kaynak sayısı çok güçlü hale geldi. Son 8 yılda veri tabanı sayımızı 62’den 141’e, elektronik kaynak sayımızı 226 binden 7 milyona, toplam kaynak sayımızı da 490 binden yaklaşık 8 milyona çıkardık.</span> <span>Kütüphane Dokümantasyon Daire Başkanlığımız bünyesinde ücretsiz açık erişimli dergilerde yayın desteği sağlıyoruz. Açık Erişimli dergilerde yayın yapmak istendiğinde makale işlem ücreti ödemeden ücretsiz olarak akademisyenlerimiz yayın yapabiliyorlar. Bu kapsamda son 5 yılda 323 yayın yapıldı ve 526 bin dolar destek sağlandı. Araştırma faaliyetlerine sağladığımız desteklerle yıllık yayın sayımızda ciddi bir artış söz konusu oldu. 2017 yılında Üniversitemizin yıllık yayın sayısı 1.165 iken 2024 yılında 1.644’e yükseldi. Üniversitemizde daha önceki yıllarda Q3-Q4 yayın oranı daha fazla iken bugün itibariyle yayınlarımızın yüzde 70’i Q1-Q2 dergilerde yayınlanmış durumdadır. 2022 yılında 0,48 olan öğretim elemanı başına düşen yayın sayımız bugün itibariyle 1,06’yı geçti” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Proje sayısı ve patent tescilinde lider üniversiteyiz”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinde oluşturulan bilim ekosisteminin proje sayılarına olumlu yansıdığını belirten Prof. Dr. Budak, “TÜBİTAK nezdinde son 4 yılda proje başvuru ve kabul oranında Türkiye birincisiyiz. TÜBİTAK ve Çin Bilimler Akademisi (CAS) tarafından açılan 2025 yılı çağrısı kapsamında 4 ortak uluslararası projenin 2’si Ege Üniversitesine ait. EBİLTEM ve Araştırma Koordinatörlüğümüze bağlı proje destek ofisi sayesinde daha önce 14 olan AB projelerine başvuru sayımızı 75’e çıkardık ve son 8 yılda 34 proje kabulü alarak 6.7 milyon Euro bütçe kazandık. Son 8 yılda BAP bütçemizi 10 milyondan 470 milyona çıkardık. Patent ve faydalı model olabilecek çalışmaları destekliyoruz. 2016 yılında patente yapılan harcama 126 bin TL iken bugün 7 milyon TL’yi aşmış durumda. Üniversitemizin 2016 yılında 8 olan patent başvuru sayısı bugün itibariyle 60 oldu. Patent tescilinde ise 2016 yılında 1 iken bugün itibariyle 30 patent tesciline ulaştı. Çıktı odaklı araştırma anlayışımız doğrultusunda patent başvurusunda Türkiye birincisi, patentlerin ticarileştirilmesinde Türkiye ikincisi olurken, patentlerin lisanslanmasında ise Türkiye üçüncüsü olarak yer aldık.</span><b> </b><span>Ege Derin Teknoloji Fabrikamızı 6.5 milyon avroluk yatırımla 2024 yılında açarak hizmet vermeye başladı. Yüzde 100 üniversite sermayeli olan Ege Teknopark’ta 2017 yılında 45 firma bulunuyorken bugün 168 firmaya ulaşmış durumda. Üniversitemizin kuruluşunun 70. Yılında Ege Teknopark’ı 18 bin metrekare alana 1000 firmanın yer alabileceği bir teknopark haline getiriyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“90’dan fazla öğrenci odaklı uygulama hayata geçirildi”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesinin öğrenci odaklı uygulamalarını anlatan Prof. Dr. Budak, “Üniversite olarak öğrencilerimizi evladımız olarak görüyor ve öğrenci odaklı çalışıyoruz. Üniversitede var oluş sebebimizin öğrencilerimiz olduğunu bilerek 90’dan fazla öğrenci odaklı uygulamayı hayata geçirdik. Öğrenci topluluk sayımızı 51’den 100’e, üye sayısını da 8 binden 35 bine çıkardık. Öğrencilerin barınma sorununa yönelik olarak Cumhurbaşkanımızın ve Gençlik ve Spor Bakanlığımızın desteğiyle 2 bin yurt kapasitemizi 14 bine çıkardık. Üniversitemiz; Tam Akredite, Öğrenci Odaklı, Sağlık Temalı bir Araştırma Üniversitesi olmanın yanında aynı zamanda ‘Engelsiz’ bir üniversite. Üniversitemizde 152 ön lisans ve lisans, 14 lisansüstü olmak üzere toplam 166 engelli öğrencimiz eğitim görüyor. Engelsiz Bilgilendirme Asistanı (EBA) uygulamasını Türkiye’de uygulayan ilk üniversite olduk. Web işaret dili eklentisi ve Web Erişilebilirlik Aracı uygulaması aktif olarak kullanıma geçen seneden itibaren açtık. Öğrencilerimize daha yaşanabilir ve yeşil bir kampüs yaşamı sunmak adına 100 bin metrekare olan yeşil alan oranını son 8 yılda 600 bin metrekareye çıkardık. 2024 Greenmetric sıralamasında 1477 üniversite arasında 88’inci sıraya yükseldik. Türkiye genelinde devlet üniversiteleri arasında 4’üncü sırada, Ege Bölgesi’nde ise 1’inci sırada yer alarak bölgenin en çevreci ve sürdürülebilir üniversitesi olduk. Bu başarılarımızın sonucu olarak Üniversitemiz Uluslararası GreenMetric Yürütme Kurulu’nda yer alarak GreenMetric Türkiye Ulusal Koordinatörü oldu” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Uluslararasılaşma ve dijitalleşme hedeflerinde önemli adımlar atıldı”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Uluslararasılaşma ve dijitalleşme çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Budak, “YÖK nezdinde uluslararasılaşma kapsamında pilot üniversite konumunda olan üniversitemizde 117 farklı ülkeden toplam 2 bin 638 uluslararası öğrencimizi eğitim veriyoruz. Türk Yükseköğretiminde Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir üniversitenin bir başka üniversite ile ikili diploma programı yürütmesi şerefine nail olduk. Azerbaycan ile ziraat alanında ikili diplomamızı yürüttük ve ilk mezunlarımızı verdik. Özbekistan’daki ikili diploma programımızla kalite odaklı eğitim anlayışımızın meyvelerini almanın mutluluğunu yaşıyoruz.</span><b> </b><span>Üniversitemiz 2018 yılında kadar uluslararası sıralamalarda yer almıyordu. Bugün itibariyle üniversitemiz uluslararası sıralama kuruluşlarının tamamında yer alan altı üniversiteden birisi haline geldi. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde uluslararası sıralamalarda ilk 500 üniversite içerisinde yer almak istiyoruz.</span><b> </b> <span>Üniversitemize kazandırdığımız öncü dijital uygulamalar ile akademik ve idari süreçleri, araştırma ve eğitim olanaklarını daha etkin, hızlı ve verimli hale getirdik. Akademik bilgi birikimi, teknik altyapı olgunluğu ve gerçekleştirdiğimiz dijitalleşme girişimlerimiz ile Dijital İnovasyon İş Birliği Platformu’nun kurucu üyesi olarak seçilen 8 üniversiteden biri olduk. Son 8 yılda 45 büyük ölçekli yazılımı hayata geçirdik. Siber Güvenlik Meslek Yüksekokulu, Bilgisayar ve Bilişim Fakültesini kurduk. Ege Meslek Yüksekokulumuz bünyesinde Otonom Sistemler Teknikerliği, Oyun Geliştirme ve Programlama, Önyüz Yazılım Geliştirme Ön Lisans Programlarını açarak öğrencilerimize eğitim vermeye başladı” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Sağlık temalı üniversite”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sağlık alanında elde edilen başarıları anlatan Prof. Dr. Budak, “Tıp Fakültemiz Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) tarafından 2026 yılına kadar 3 yıllığına akredite edilen 8 Tıp Fakültesi içerisinde yer alıyor. Uzmanlık eğitimi akreditasyonunda ise 2018 yılında 5 Anabilim Dalımızın uzmanlık eğitimi akreditasyonu bulunurken bugün itibariyle 25 anabilim dalımızın uzmanlık eğitimi akreditasyonu bulunmakta. EÜTF Hastanemiz son 5 yılda puanını 56’dan 96’ya çıkararak A plus Hastane oldu. Hastanemizin 30 yıldır yenilenmeyen cihaz altyapısını son 8 yılda yaklaşık 1,5 Milyar TL’lik cihaz yatırımı yaparak yeniledik. Üniversitemizin kuruluşunun 70. Yılında Merkezi Ameliyathanemizi açtık. Yıllardır bölgemizin ilk Diş Hekimliği Fakültesi olarak eğitim ve sağlık hizmetlerini sürdüren Diş Hekimliği Fakültemizin 17 Haziran 2021 tarihinde ek hizmet binasını açmıştık. Ek Hizmet Binamızın içerisinde yer alan ameliyathanelere 25 Milyon TL’lik cihaz yatırımı yaparak açılışını gerçekleştirdik. Ameliyathanemizin hizmete girmesi ile Fakültemiz aynı zamanda ‘Ege Üniversitesi Diş Hastanesi’ unvanını aldı. </span>2019 yılından itibaren <span>Ege Üniversitesini sağlık temalı ve öncü bir üniversite haline getirme sürecindeyiz. Bu kapsamda Yükseköğretim Kurumlarına sağlık ve refahı destekleyen kampüslerin olmaları için ortak bir dil, ilke ve çerçeve sunan Okanagan Şartını imzalayarak Uluslararası Sağlığı Geliştiren Üniversite Ağı içerisinde yer aldık ve Ülkemizdeki koordinatör üniversite olduk” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Başarıların ortak akıl ve çalışma ile yakalandığını söyleyen Prof. Dr. Budak, “Bu başarılarda, kocaman bir ailenin 8 yıllık ortak hikâyesi vardır. Gece geç saatlere dek çalışan araştırmacılar, sınav stresi yaşayan öğrenciler, kampüsün her köşesinde emek veren personel, sabırla destek veren aileler, bize güvendiğini her fırsatta hissettiren şehir. Bu başarılar hepimizindir.</span><b> </b><span>Büyük bir gururla ifade ediyorum ki: Ege Üniversitesi artık geleceğe hazırdır. İyi ki Egeliyiz!” diyerek sözlerini noktaladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Budak, sunumun ardından unvanları yükselerek, profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrosuna atanan öğretim üyelerine belgelerini takdim etti. Etkinlik sonunda Ege Üniversitesi Senatosu tarafından Rektör Prof. Dr. Budak’a “Vefa Beratı” tevdi edildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesinin-hedefi-uluslararasi-siralamalarda-ilk-500de-yer-almak-592845">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesinin hedefi uluslararası sıralamalarda ilk 500&#8217;de yer almak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:55:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[daki]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeler]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592655</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜBİTAK 2204 İzmir Bölge Koordinatörü ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç, Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ar-Ge Merkez Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve TÜBİTAK ile TEKNOFEST yarışmalarında derece alan projelerin sergilendiği “Proje Pazarı” etkinliğine katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655">Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜBİTAK 2204 İzmir Bölge Koordinatörü ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç, Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ar-Ge Merkez Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve TÜBİTAK ile TEKNOFEST yarışmalarında derece alan projelerin sergilendiği “Proje Pazarı” etkinliğine katıldı.</p>
<p><b>TÜBİTAK VE TEKNOFEST’TE DERECE ALAN PROJELER SERGİLENDİ</b></p>
<p>Bilimsel üretimi ve yenilikçi düşünceyi teşvik etmeyi amaçlayan etkinlikte öğrenciler, danışman öğretmenleri eşliğinde projelerini katılımcılarla buluşturdu. Sergide, TÜBİTAK 2204 programı kapsamında bölge sergisine davet edilen çalışmalar ile TEKNOFEST’te ödül alan inovatif projeler yer aldı. Gençlerin bilimsel merakı ve üretme motivasyonunu yansıtması bakımından etkinlik yoğun ilgi gördü.</p>
<p><b>“GENÇLERİMİZİN BAŞARISI, ÜLKEMİZ GELECEĞİ İÇİN UMUT KAYNAĞI”</b></p>
<p>Açılış töreninde konuşan Prof. Dr. Kılıç, “Gençlerimizin bilimsel projelerde gösterdiği başarılar, ülkemizin geleceği için büyük umut kaynağıdır. Bir araştırma üniversitesi olan Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde sadece kendi öğrencilerimizi değil ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde öğrencilerimizi de geleceğe hazırlamaktan gurur duyuyoruz,” dedi.</p>
<p>Aydın İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit ise TÜBİTAK 2204 Ege Bölgesi Koordinatörlüğünün DEÜ tarafından yürütülmesinin bölgedeki proje kültürünü güçlendirdiğini belirterek ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade etti.</p>
<p>Konuşmaların ardından Prof. Dr. Kılıç, “Proje Pazarı”nda stantları gezerek projeler hakkında bilgi aldı ve öğrencilerle sohbet etti.</p>
<p><b>DEÜ, EGE BÖLGESİNDE BİLİMSEL ÇALIŞMALARI YERİNDE İNCELİYOR</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi, 2024 yılı itibarıyla TÜBİTAK 2204 Araştırma Projeleri Ege Bölgesi Koordinatörlüğü görevini üstlendikten sonra, Proje Koordinatörü Prof. Dr. Hamdi Şükür Kılıç öncülüğünde Ege Bölgesindeki 6 ilde (Uşak, Aydın, Muğla, Denizli, Manisa ve İzmir) düzenlenen etkinliklere katılarak öğrencilerin çalışmaları yerinde incelemeyi sürdürüyor.</p>
<p><b> </b></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kilic-aydindaki-proje-pazarinda-genc-bilim-insanlariyla-bulustu-592655">Prof. Dr. Kılıç, Aydın&#8217;daki &#8220;Proje Pazarı&#8221;nda Genç Bilim İnsanlarıyla Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 14:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılamanın]]></category>
		<category><![CDATA[Belirterek]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592321</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde  HPV virüsü, virüsten korunma yöntemleri ve aşılamanın önemi vurgulandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321">HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde  HPV virüsü, virüsten korunma yöntemleri ve aşılamanın önemi vurgulandı. HPV’nin en sık bulaşan enfeksiyonlardan biri olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, HPV aşısının önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, dünyanın pek çok ülkesinde HPV aşısının uygulandığını belirterek özellikle ergenlerde uygulanan aşının koruyuculuğunun yüzde 100 olduğunu söyledi. <br />Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafıından “Bilimsel Etkinlikler Serisi 2025-2026” kapsamnında düzenlenen Human Papilloma Virus (HPV) Paneli’nde uzmanlar tarafından HPV enfeksiyonları, aşılama ve alınacak önlemler tartışıldı. <br />Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilen panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, Human Papilloma Virus (HPV) konusunun oldukça önemli bir konu olduğunu belirterek virüsün sadece ilginç bir virüs olarak değil pratik açıdan da büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. <br />Prof. Dr. Selim Badur: “HPV aşısı 148 ülkenin aşı takviminde yer alıyor”<br />Ülkemizde zaman zaman HPV aşısının ücretsiz uygulanmasının gündeme geldiğini ancak bazı önyargılar nedeniyle uygulamanın hayata geçirilmediğini belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Ama ilginçtir Ortadoğu coğrafyasında Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok ülke rutin olarak yıllardan beri bu aşıyı kullanmaktadır. Yılda yaklaşık 350 bin kadar servikal kanser ölümü oluyor. 2025 başından itibaren 148 ülkenin ulusal aşı takviminde yer almakta. Bu aşı işe yarıyor mu? Evet yarıyor. Servikal kanserin çok ciddi oranlarda düştüğünü gösteren Avustralya ve İngiltere verileri var. Bugün biz burada ülkemiz için HPV virüsünün ne kadar önemli olduğuna bakacağız. Türkiye’deki tipler ve aşının önemini, özel bir konu olarak infertiliteyi ve patolojik olarak özelliklerini dinleyeceğiz” dedi.<br />Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan: “400’den fazla HPV tipi bulunuyor”<br />İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, “HPV İnfeksiyonları ve Aşısı Genel Durum” başlıklı konuşmasında HPV’nin en sık bulaşan hastalıklardan olduğunu belirterek “HPV çok tartışılan bir konudur. Sanki çok rutinmiş gibi anlatılır ama sürekli olarak değişir. Çeşitli kongrelerde de her yıl bilgiler yenilenir. Bugün 400’den fazla HPV tipi olduğu biliniyor. 41 tane anogenital (vulva, penis, anüs) HPV virüsü var. Bunlar tropizm gösteriyor yani elinizdeki siğille genital bölgede çıkan siğil birbirinden tamamen farklı” dedi. <br />HPV enfeksiyonlarının tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 5’inin nedeni olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, “Dünyada en sık cinsel temasla bulaşan hastalıktır. Cinsel aktif bireylerin yüzde 80’inde görülür. Serviks kanserleri dışında anogenital kanserler ve Orofaringeal (baş ve boyun kanseri) kanserlerinin de önemli bir nedenidir” dedi.<br />Ergen evliliği HPV riskini artırıyor<br />18 yaş altı ergen evliliklerinde serviks kanseri riskinin arttığını belirten Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, ilk ilişki yaşının servikal neoplaziler için ciddi bir risk faktörü olduğunu kaydederek “Bir kız çocuğu adet gördükten sonraki bir yıl içinde cinsel aktif olursa serviks kanseri olma riski 26 kat artar” uyarısında bulundu.<br />Genital siğillere dikkat!<br />HPV’den korunmada aşılamanın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, genital siğillerin kanatılmaması gerektiğini vurgulayarak “Siğiliniz varsa ve siz o bölgedeki tüylerinizi alıyorsanız buradaki virüsü alıp bazal membrana ekmiş oluyorsunuz. Bir kadının ya da erkeğin siğili varsa en az 6 ay ideali bir yıl tüylerini almaması gerekir. Siğilleri hasarladığınız zaman virüsleri bazal membrana itiyorsunuz ve sonra bunlar daha fazla çıkıyor. Siğilleri kanatırsanız ortalama iki yıl içinde yüzde 30 kadar nüks olacağını görürsünüz. Geçmemesinin sebebi budur. Genital siğilden korunmak ya da tekrarını önlemek için birincisi aşılanacaksınız, ikincisi tüylerinizi almayacaksınız, bunlar son derece önemli” diye konuştu.<br />Ergenlerde aşının koruyuculuğu yüzde 100<br />HPV aşısının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan, dünyanın pek çok ülkesinde HPV aşısının uygulandığını belirterek özellikle ergenlerde uygulanan aşının koruyuculuğunun yüzde 100 olduğunu söyledi. <br />Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, HPV aşısı ile infertilite ilişkisini araştıran çalışmalara değindi<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu “HPV Aşısının İnfertilite Açısından Önemi” başlıklı konuşmasında genital HPV enfeksiyonunun dünya çapında en yaygın cinsel yolla bulaşan viral enfeksiyon olduğunu belirterek üreme çağındaki genel kadın nüfusunda tahmini genel yaygınlık oranının yüzde 10 olduğunu söyledi. HPV enfeksiyonu, HPV aşısı ile infertilite arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalardan örnekler veren Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, aşının infertiliteye yol açtığına ilişkin anlamlı sonuçların bulunmadığını söyledi. Prof. Dr. Murat Berkkanoğlu, “Önümüzde önemli bir hastalık var. Son veriler ve büyük hasta gruplarına baktığımız zaman infertilite ile ilgisi olmadığı gözükmekte. O açıdan değerlendirmek gerekiyor” dedi. <br />Doç. Dr. Gürcan Vural, lezyonların patolojik özelliklerini anlattı<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Gürcan Vural, “HPV İnfeksiyonu ile Oluşan Hafif Displaziden İnvaziv Kansere Serviks Uteri Lezyonlarının Patolojisi” başlıklı sunumunda HPV virüsünün uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir virüs olduğunu belirterek HPV virüsünün yol açtığı lezyonların yapısına ilişkin bilgiler verdi.  Doç. Dr. Gürcan Vural, servikal kanserlerin önlenmesi için düzenli smear testi yapılması, gerektiğinde HPV ve kan testi verilmesi ve mutlaka aşılama yapılması gerektiğinin altını çizdi. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpvden-korunmada-asilamanin-onemi-buyuk-592321">HPV&#8217;den korunmada aşılamanın önemi büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ailedeki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yangını]]></category>
		<category><![CDATA[yapma]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 13 Kasım Dünya İyilik Günü dolayısıyla, modern çağın getirdiği derin medeniyet krizi karşısında aile kurumunun durumunu ve "iyilik" kavramının psikolojik temellerini masaya yatırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 13 Kasım Dünya İyilik Günü dolayısıyla, modern çağın getirdiği derin medeniyet krizi karşısında aile kurumunun durumunu ve &#8220;iyilik&#8221; kavramının psikolojik temellerini masaya yatırdı.</p>
<p><strong>Derin medeniyet krizi ve aile</strong></p>
<p>Günümüz Batı dünyasında ailenin dağılma eşiğine gelmesini, çocuk ruh sağlığı sorunlarındaki artışı ve evlilik karşıtı akımların yükselişini, derin bir medeniyet krizinin somut göstergeleri olarak değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern yaşam felsefesindeki köklü değişimlerin aileyle ilgili kadim değerleri hızla yıprattığını ve bu buhranın küresel psikolojik savaşlarla daha da şiddetlendiğini söyledi.</p>
<p>Hızlı yaşantının ve modernizmin beraberinde getirdiği anlam kaymaları, yaşam felsefesindeki köklü değişimlerin aileyle ilgili kadim değerleri süratle yıprattığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ailenin çevresindeki toplumsal &#8216;surlar ve kaleler&#8217; yıkıldığında, aile üyeleri kendi yuvalarını dış etkilerden korumak zorunda kalmışlardır. Kültürel psikolojik savaşın bir sonucu olarak, her aile kendi içinde bu mücadelenin kurbanı olmaya başlamış; popüler kültür ve popüler rol modeller, bireylerin en mahrem alanlarına kadar sızmıştır. Bu sızma neticesinde uyuşturucu kullanımı, şiddet olayları, boşanmalar ve intiharlar gibi sorunlar salgın biçiminde yaygınlaşmıştır.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik kavramı yeniden tanımlanmalı!</strong></p>
<p>Materyalizm, bencillik ve konforculuk gibi Batı değerlerinin toplumsal ahlakı yozlaştırdığını, empati yoksunluğu ve narsisistik değer yargılarını yaygınlaştırdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu vahim tablo karşısında, &#8220;iyilik&#8221; kavramını yeniden tanımlamanın ve bilimsel temellerle güçlendirmenin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İyiliğin biyolojik kanıtı</strong></p>
<p>Psikiyatri bilimini kültürel değerlerle harmanlayan Prof. Dr. Tarhan, iyiliğin sadece manevi bir erdem değil, aynı zamanda insan doğasında var olan biyolojik bir potansiyel olduğunu kaydetti.</p>
<p>İyilik yapmanın, sadece yardım alana değil, yardım edenin psikolojisine de olumlu etki ettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İyilik, insan doğasında var olan bir potansiyeldir ve biyolojik bir temele sahiptir. Psikolojide ‘geri dönüş ilkesi’ olarak bilinen kavrama göre, insan ne yaparsa aynısı kendisine döner; iyilik yapan iyilik bulur, karşısındaki insanı dinleyen anlayış görür. İyilik yapmak, bilindiği gibi sadece maddi yardımda bulunmak değildir; insanlara güler yüz göstermek, bir çiçek vermek, tebessüm etmek, hoş bir söz söylemek gibi davranışların hepsi birer iyiliktir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Kötülük’ Entropi Yasasına göre ‘İyilik’ in olmaması…</strong></p>
<p>Beynin çalışma mekanizmalarının, ahlak ve duyguların fiziksel kanıtlarının bulunduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle ön beyin (frontal korteks) gelişimi dikkat, planlama, empati kurma ve sağduyu gibi fonksiyonlarda kritik rol oynuyor. Bu bağlamda, duygusal zekânın (EQ) evlilik ve hayat başarısındaki rolü, mantıksal zekâdan (IQ) daha önemli hale geliyor. Mantıksal zekânın (IQ) akademik başarıyı güçlendirirken, duygusal zekânın (EQ) hayat başarılarını, evlilikleri ve arkadaş ilişkilerini daha iyi hale getirdiği görülüyor. Duygusal zekâsı olan kişiler, kendi duygularıyla birlikte diğer insanların duygularını da okuyabilen, bağımsız davranan, uzlaşmayı başaran iyimser kişilerdir. Kötülük ise Entropi Yasasına göre iyiliğin olmamasıdır. Kişinin kendini tanıması, içindeki olumlu ve olumsuz eğilimleri bilmesi, iyiliğe yönelmek ve kötülükten korunmak için kritik öneme sahiptir.”</p>
<p><strong>İyiliğin ve kötülüğün tohumları 0-6 yaşta atılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçların karşılandığı, sevgi, saygı ve güvenin inşa edildiği bir ailenin &#8220;son sığınak&#8221; olduğunu dile getirerek, “Özellikle çocukluk, 0-6 yaş dönemi, iyiliğin ve kötülüğün, güzelin ve çirkinin tohumlarının atıldığı kritik bir zamandır. Bu dönemde çocuk, çevresi tarafından ödüllendirilenleri doğru, cezalandırılanları yanlış kabul eder. Anne babanın çocuklarına karşı kötü ve iyi konusunda kararlı, devamlı ve tutarlı olması, tıpkı kar yağışının yavaş ve devamlı olduğunda tutması gibi, çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesinde etkilidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklara iyilik yapma alışkanlığı kazandırılmalı</strong></p>
<p>Ailede iyiliğin temel direklerini; sevgi, saygı, sadakat ve sabrın yanı sıra, empatik ve adil iletişimin oluşturduğunu da anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Empati, bir başkasının acısını anlamak ve ona şefkatle yaklaşmaktır. Empatinin olmadığı bir aile ortamında sorunlar kolaylaşmaz. Empati ve şefkat, başkasının acısını anlama ve ona yardım etme fedakârlığını gerektirirken, adalet ve dengeli yaklaşım hem aile içi ilişkilerde hem de çocuk eğitiminde esastır. Sorumluluk alma, öz-eleştiri yapma, gerçekçi beklentilere sahip olma, kanaatkârlık ve evliliği bir ‘takım oyunu’ olarak görme anlayışı, ailedeki iyilik halini güçlendirir. İyilik, sadece ahlaki bir seçim değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal psikolojik sağlığın temelini oluşturan, beyin temelli bir süreçtir. Çocuklara iyilik yapma alışkanlığı kazandırmak, vicdan gelişimi, tutarlı disiplin ve gerçek özgürlük kavramlarını öğretmek, onların sağlıklı bireyler olarak yetişmesi için hayati değerdedir. Modernizm yağmur ekti fırtına biçiyor, ailedeki yangını iyilik söndürecek.”</p>
<p><strong>Ailede iyilik aktif bir süreç olmalı</strong></p>
<p>Çağımızın getirdiği materyalizm, tüketim odaklılık ve teknoloji bağımlılığının, ailede iyilik halini tehdit ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, mutluluğu dışsal unsurlara bağlamanın bir yanılsama olduğunu, asıl mutluluğun insanın iç dünyasıyla ilgili olduğunu ve bu tuzaklardan kurtulmanın yolunun kanaat ve sonuç bilinci olduğunu kaydetti.</p>
<p>Ailenin, modern dünyanın meydan okumaları karşısında yeniden tanımlanması ve güçlendirilmesi gereken son sığınak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ailede iyilik, pasif değil, sürekli yatırım, öğrenme, bilinçli çaba ve dinamik bir denge gerektiren aktif bir süreçtir. Bu iyilik hali, bireylerin mutluluğunu sağlamanın yanı sıra, sağlıklı, huzurlu ve umutlu bir geleceğin temelini oluşturmaktadır ve ‘ailede iyilik’ yaklaşımı, çağımızın yaralarını sarmada önemli bir yol haritası sunmaktadır.” Şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-ailedeki-yangini-iyilik-sondurecek-591250">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Ailedeki yangını iyilik söndürecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Önder Atatürk Ege Üniversitesinde törenlerle anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuk-onder-ataturk-ege-universitesinde-torenlerle-anildi-590444</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 11:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anıldı]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[önder]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[törenlerle]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590444</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 87. yıl dönümünde Ege Üniversitesinde düzenlenen törenlerle anıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-onder-ataturk-ege-universitesinde-torenlerle-anildi-590444">Büyük Önder Atatürk Ege Üniversitesinde törenlerle anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 87. yıl dönümünde Ege Üniversitesinde düzenlenen törenlerle anıldı.</p>
<p>Ege Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 87’nci yıl dönümü nedeniyle anma programları düzenlendi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Valiliği tarafından Cumhuriyet Meydanında düzenlenen anma programına katılırken; Üniversite üst yönetimi ve çalışanlar ise Rektörlük Bahçesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü andı. Ayrıca Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Bahçesindeki Atatürk Anıtı önünde sağlık çalışanları ve öğrencilerin katılımı ile anma töreni gerçekleştirildi. </p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bahçesinde gerçekleştirilen anma törenine,  Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Ersan, Prof. Dr. İlkin Şengün ve Prof. Dr. Devrim Bozkurt, EÜ Senato Üyeleri, akademik ve idari personelin yanı sıra öğrenciler katıldı. Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu 09.05’te sirenlerin çalmasıyla, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan mozoleye çelenk sundu.  Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından göndere çekilen bayrak yarıya indirildi.</p>
<p><b>“Atatürk kalplerde ve dimağlarda daima yaşamaya devam edecek”</b></p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörlüğünde düzenlenen anma töreninde konuşan Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, günün anlam ve önemine ilişkin bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Bugün Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Milletçe, bir kez daha başımız sağ olsun. ‘Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır’ diyen Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılmış, o çok sevdiği vatan topraklarının sinesine kavuşmuştur. Lakin O’nun fikirleri, hayal ve özlemleri, ilke ve gayreti, hedef ve arzuları yaşamaktadır. Cumhuriyet ve bağımsızlık O’nun bu vatana ve millete en büyük eseri, hediyesidir. Bu yüzden Atatürk kalplerde ve dimağlarda daima yaşamaya devam edecektir. Aziz hatırası önünde milletçe saygı ve minnetle eğildiğimiz bugün, O’nun gençliğe armağan ettiği Cumhuriyet ve bağımsızlığı daha yukarılara taşımak, ilke ve hedeflerine daha çok sahip çıkmak günüdür” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Bugün bizleri burada bir araya getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü diğer liderlerden ayıran; ilerleme, aydınlanma ve modernleşme yanlılığı, çok yönlülüğü, vatan sevgisi, bağımsızlık aşkı, üstün zekası, fedakarlığı, özgüveni, milletini daima en iyi şekilde temsil edişi, akıl ve bilimden yana kararlı duruşudur. Atatürk, fikirleri ve gerçekleştirdikleriyle dünyamızın, ülkemizin daha yaşanılır bir hale gelmesini sağlayan, zamanının ötesine ulaşan mesajları taşıyan bir köprüdür aynı zamanda. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletini hürriyet ve bağımsızlığına kavuşturmuş, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda saygın bir devlet olabilmesi için mücadele etmiştir. Dünyanın en güzel coğrafyasında birlik beraberlik içinde çağdaş, hür ve medeni bir toplum olarak onurlu bir yaşam sürebilmemiz, onun önderliğinde yakılan bağımsızlık meşalesiyle mümkün olmuştur. Ege Üniversitesi olarak akılcı yöntemlerle onun fikirlerini yaşatmak, Cumhuriyetin değerlerini her koşulda korumak, ülkemizi aydınlık yarınlara taşımak görevimizdir. Büyük insanlar her millete her zaman nasip olmazlar. Ne mutlu bizlere ki çağımızda O deha, Türk Milletine nasip olmuştur. Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 87. sene-i devriyesinde saygı, minnet ve şükranla anıyor, aziz milletimizin bekası uğruna kanlarını dökmüş tüm şehitlerimize rahmet diliyorum” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuk-onder-ataturk-ege-universitesinde-torenlerle-anildi-590444">Büyük Önder Atatürk Ege Üniversitesinde törenlerle anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bağışının]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[gerekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadavra]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[Nakiller]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şişli]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli organ bağışı bulunmadığı için nakiller büyük oranda kadavra yerine canlı vericilerden yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli sayıda organ bağışı olmadığı için nakiller kadavra yerine çoğunlukla canlı vericiden yapılıyor. Dünya standartlarındaki organ nakil merkezlerimiz ve Türk doktorların deneyimi sayesinde yabancı hastalar da organ nakli için ülkemize geliyor. Memorial Bahçelievler / Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, “3-9 Kasım Organ Bağış Haftası” kapsamında organ naklindeki yeni gelişmeler hakkında önemli bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadavra nakil sayısı çok az</strong></p>
<p>Organ bağışı, ülkemizde henüz istenen seviyede değil. Türkiye’de her yıl yalnızca 300–400 kadavra donörden organ alınabilmektedir. Oysa Batılı ülkelerle aynı düzeye ulaşabilmek için bu sayının en az 10 kat artması, yani yılda 2.000–3.000 kadavra donöre ulaşılması gerekir. Bu durum, organ bekleyen binlerce hasta için büyük bir fark oluşturacaktır. Bu nedenle organ bağışını artırmak için devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve medya organlarının ortak sosyal projelerde buluşması hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye Canlı Vericili Nakillerde Öncü</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde organ vericilerinin yaklaşık %80’i kadavra yapılırken, Türkiye’de bu oran tersine dönmüş durumda yani nakillerin %75’i canlı donörden, %25’i kadavradan yapılmaktadır. Bu tablo, toplumda organ bağışının halen yetersiz olduğunu göstermektedir. Ancak Türkiye, canlı vericili karaciğer nakillerinde dünya çapında başarılı sonuçlar elde etmektedir. Son yıllarda düzenlenen farkındalık kampanyaları sayesinde kadavra bağış oranında kısmi artış gözlense de, hastaların beyin ölümü tanısının konulduğu merkezlere ve halka büyük görev düşmektedir. Sağlık hizmetlerinin her aşamasında yüksek kalite ve şeffaflık toplumun sisteme olan güvenini artırmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “organ nakli dinen caizdir” yönündeki açıklamasıyla birlikte dini çekinceler büyük ölçüde azalmıştır. Yine de bazı aileler sosyal baskı ya da yanlış önyargılar nedeniyle bağış kararını vermekte tereddüt etmektedir. Oysa organ bağışı, hayat kurtaran bir iyilik zinciridir.</p>
<p><strong>Bağışlanan her organ, bir insana yaşam umudu olur</strong></p>
<p>Son 10 yılda Memorial Sağlık Gurubu hastanelerinde 1656’sı yetişkin, 344’ü çocuk olmak üzere 2 bin karaciğer nakli gerçekleştirildi. Nakiller sayesinde 2,5 aylık bebekten 80 yaşındaki hastalara kadar 2 bin kişi sağlığına kavuşmuştur. 15 kilo üzerindeki hastalara rutin olarak böbrek nakli yapılmaktadır. Nakillerdeki bu barı başarı oranlarımız hem bizi hem de hastalarımızı çok sevindirmektedir;</p>
<p>•           Karaciğer nakillerinde %92</p>
<p>•           Böbrek nakillerinde %98</p>
<p><strong>Karaciğer Yetmezliğinde En Etkili Tedavi: Organ Nakli</strong></p>
<p>Organ nakli ameliyatları arasında karaciğer ve böbrek nakilleri en sık yapılan operasyonlardandır. Karaciğer ve böbrekteki yetmezlik sorunlarında en kalıcı tedavi yolu da organ naklidir. Ülkemizde kronik karaciğer yetmezliğinin en yaygın nedenleri arasında Hepatit B, Hepatit C ve alkol yer alır. Hepatit B’li hastaların yaklaşık %15’inde ilerleyen dönemde tümör veya yetmezlik gelişebilir. Bu hastalarda karaciğer nakli, yaşam süresini ve kalitesini belirgin şekilde artırmaktadır.</p>
<p>Karaciğer nakli yüksek teknik beceri ve güçlü bir yoğun bakım desteği gerektirir. Ameliyat sırasında gereksiz kan kullanımından kaçınılması, hastanın metabolik dengesini korur ve komplikasyon riskini azaltır. Merkezimizde ortalama kan kullanımı oldukça düşük seviyededir (yaklaşık 2,1 ünite/hasta). Bu yaklaşım, nakil sonrası iyileşme sürecini hızlandırır.</p>
<p><strong>Böbrek nakli ile diyalize veda</strong></p>
<p>Kronik böbrek yetmezliği, hastaların yaşamını ciddi şekilde kısıtlar. Diyalize bağımlı yaşam, hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcıdır. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise hastalar günlük yaşantılarına, işlerine ve sosyal hayatlarına geri dönebilir.</p>
<p><strong>Nakil sonrası enfeksiyon riski hayati risk nedeni  </strong></p>
<p>Nakil operasyonlarında iyi bir anestezi yönetimi ve yoğun bakım takibi başarıyı belirleyen en önemli faktörlerdir. Enfeksiyon riski nakil sonrası en büyük tehditlerden biridir. Bu nedenle enfeksiyon kontrol komitelerinin düzenli denetimi ve hasta takibi, uzun dönem başarı oranlarını artırır.</p>
<p>Organ nakli sonrası ilk bir yıl, hastalar için kritik öneme sahiptir. Düzenli kontroller ve doktor önerilerine tam uyum, yaşam kalitesini korur. Nakil geçiren birçok kişi işine, ailesine ve sosyal yaşamına kaldığı yerden devam eder. Organ nakli yapılan kadınlar, genellikle ikinci yıldan itibaren güvenle gebelik planlayabilir. Organ nakli yalnızca cerrahi bir işlem değildir; cerrahi, anestezi, yoğun bakım, enfeksiyon, psikoloji ve koordinasyon ekiplerinin birlikte çalıştığı multidisipliner bir süreçtir. Bir hastanede organ naklinin başarıyla yapılabilmesi, o kurumun genel hizmet kalitesinin de göstergesidir.</p>
<p><strong>Yanlış inançlar bağışın önündeki en büyük engel</strong></p>
<p>Toplumda organ bağışıyla ilgili bilgi eksikliği, önyargı ve yanlış inanışlar yaygındır. Oysa doğru bilgiyle hareket eden bireylerin sayısı arttıkça, bağış oranları da artacaktır. Medyanın bu konudaki olumlu haberleri, farkındalığı artırmada önemli bir rol oynamaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda yaptığı çalışmalar olumlu sonuçlar verse de, kat edilmesi gereken daha uzun bir yol vardır.</p>
<p><strong>Yaşamı paylaş, umudu çoğalt</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın organ nakli merkezlerinde yürüttüğü denetimler ve kayıt sistemleri, kaliteyi artırmayı hedeflemektedir. Daha fazla hastaya ulaşmak ve bunu yüksek standartlarda yapmak, Türkiye’nin organ naklindeki en önemli hedefidir. Organ bağışı, bir insanın hayatını kurtarmanın en insani yoludur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 10:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Testler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[testlerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yatkın]]></category>
		<category><![CDATA[yatkınlığınız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler sayesinde artık bireylerin hangi hastalıklara yatkın olduğunu önceden belirlemek, buna göre yaşam tarzını şekillendirmek mümkün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075">Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler sayesinde artık bireylerin hangi hastalıklara yatkın olduğunu önceden belirlemek, buna göre yaşam tarzını şekillendirmek mümkün. “Genetik testlerle özellikle kanser, nörolojik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok sağlık sorununa karşı <strong>riskleri önceden belirleyebilir, bu sayede erken önlem alabiliriz</strong>&#8221; diyen Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı</strong>, genetik testlerin sağlıklı yaşlanma ve kronik hastalıkların önlenmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor…</strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın sırrı yalnızca genlerde değil; yaşam biçimimiz, beslenme alışkanlıklarımız ve çevresel koşullar da sağlıklı yaşlanmanın belirleyicileri arasında. Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin artık bireyin gelecekteki hastalık riskini belirlemede çok güçlü bir araç haline geldiğini vurgulayarak, “Aslında doğduğumuz anda, ileride ortaya çıkabilecek hastalıklara karşı genetik yatkınlıklarımız belli. Bunları bilmek, hazırlıklı olabilmek açısından önemli” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Erken Uyarı Sistemi: Genetik Testler</strong></p>
<p>Kronik hastalıkların yalnızca bir kısmı genetik kökenli. Diğer kısmını çevresel faktörler ve yaşam tarzı oluşturuyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Genler, çevresel etkenlerle birleştiği zaman bu hastalıklar tetikleniyor ve ortaya çıkıyor. ‘Risk genlerimiz’ olduğu gibi ‘koruyucu genlerimiz’ de var aslında. Bu tip kronik multifaktöryel hastalıklarda genetik yapı tek başına yüzde yüz belirleyici olamıyor. Aynı şekilde çevresel faktörler de tek başına yeterli değil. Hastalığa göre genetik ve çevresel etkilerin oranı değişiyor. Yaşam tarzı, beslenme, stres düzeyi ve çevresel etkenler, genlerimizin nasıl çalıştığını önemli ölçüde etkiliyor” diyor. </p>
<p>Peki genetik testlerle özellikle hangi hastalıklara karşı yatkınlığımız tespit edilebiliyor? Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı’ya göre kalp-damar hastalıkları, kanserler, nörolojik, nöropsikiyatrik ve bağışıklık sistemiyle ilişkili multifaktöryel hastalıklarda genetik yatkınlık profilleri, yani genetik risk skorları belirlenebiliyor. Bu sayede kişiler, kendi genetik profillerini öğrenerek yaşam tarzlarını buna uygun şekilde düzenleyebiliyor ve risklerini azaltma yönünde bilinçli adımlar atabiliyor.</p>
<p>Erken tanı, başta kanserlerde hayati önem taşıyor. Sadece kanserde değil, genetik testlerle Alzheimer veya Parkinson gibi hastalıklara yatkınlık dahi tespit edilebiliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “10 yıl sonra Alzheimer olma ihtimalinizi öğrendiğinizde bunu engelleyemezsiniz ama hayatınızı buna göre planlayabilirsiniz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı?</strong></p>
<p>Henüz toplum genelinde tarama programları yaygın olmasa da, ailesinde birden fazla kanser, kalp-damar veya nörolojik hastalık bulunan bireyler için genetik testler öneriliyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, geleceğin tıbbının artık önleyici yaklaşıma odaklandığına dikkat çekiyor:</p>
<p>“Git gide önleyici tıp çok daha fazla ön planda olacak. Genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik, yapay zeka ve tıp iç içe geçmiş durumda. Yapay organlar, kişiye özel ilaçlar… Hepsi multidisipliner çalışmaların ürünü”…</p>
<p>Bugün özellikle kanserde “akıllı ilaçlar” devrim yarattı. Şu anda yüzlerce akıllı ilaç kullanıldığını belirten Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Moleküler biyoloji ve genetik sayesinde, kanser hücrelerinin hangi ilaçlarla yok edilebileceği belirlenip kişiye özel tedavi planlanması yapılabiliyor. Ayrıca, hangi tedaviye ya da ilaca yanıt verip vermeyeceğimiz de genlerimizden anlaşılabiliyor. Bu sayede hastalara hangi ilacın verileceği önceden belirlenebiliyor. Üstelik bu durum sadece kanser ilaçlarıyla sınırlı değil; bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler veya psikiyatrik ilaçlar için de benzer genetik belirteçler mevcut” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı Yaşlanmak 100 Yaşına Kadar Mümkün</strong></p>
<p>Gelişen teknolojiler ve ilerlemeler sayesinde yaşam süresi giderek uzuyor. Ancak burada asıl önemli olan, uzun değil, sağlıklı bir yaşam sürmek. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa, işte o zaman gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyerek, genetik testlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırmada da önemli bir rol oynayabileceğini vurguluyor.</p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki 10 yıl içinde genetik araştırmaların ve testlerin kullanımının daha da yaygınlaşacağını belirterek şöyle devam ediyor: “Genetik testlerle hastalıklara yatkınlıkların daha erken yaşlarda belirlenmesi mümkün hale geliyor. Bu sayede birçok kronik hastalık, daha ortaya çıkmadan kontrol altına alınabilecek.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/artik-genetik-testlerle-hastaliklara-olan-yatkinliginiz-saptanabiliyor-588075">Artık Genetik Testlerle Hastalıklara Olan Yatkınlığınız Saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[vadeli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İlk duygu korku, ilk ihtiyaç sığınma</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel motivasyonunun “iyi hissetme arzusu” olduğunu belirterek, “İnsanın iyi hissetme ihtiyacı biyolojik bir dürtüdür. Bir çocuk anne karnından dünyaya geldiğinde ilk hissettiği duygu korkudur. Çünkü anne karnı konforlu bir ortamdır, her şey hazırdır. Ama dünyaya çıkar çıkmaz soğuk bir hava gelir ve bebek ağlar. İlk tepki korkudur. Ardından sığınma ihtiyacı doğar. Anne kokusu bile çocuğu rahatlatır. Yani insan hayatı, daha ilk andan itibaren iyi hissetme ve sığınma ihtiyacı üzerine kuruludur.” dedi.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemi kısa vadeli haz üretiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin ödül mekanizmasının dopamin üzerinden çalıştığını ifade ederek, “Beyindeki ödül sistemi dopamin döngüsüyle çalışır. Tüm bağımlılıklar, sanal alışkanlıklar bu mekanizmayı kullanır. Dopamin kısa vadeli haz verir ama uzun vadeli tatmin sağlamaz. Arzu ve ihtiyaç giderme ile uzun vadeli tatmin aynı şey değildir. İnsan anlık mutlulukla yetinmemeli, uzun vadeli anlam arayışıyla iyi hissetmeyi başarmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik kaynak yönetimi şart</strong></p>
<p>İyi hissetmenin bir strateji gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir insan kendini sadece ‘şu anda iyi hissediyorum’ diye kandırmamalı. 5-10 yıl sonra da iyi hissetmek için zihinsel yatırım yapmalı. Bunun için amaç belirlemek, yol haritası çıkarmak gerekir. Nasıl parasal kaynak yönetiliyorsa, insanın da psikolojik sermayesi vardır. Duygusal, sosyal ve manevi birikimler… Bunları da akıllıca yönetmek gerekir. İnsan bilinçli bir varlıktır; yalnız kendilik bilinci değil, çevre, dünya, evren ve Tanrı bilincine sahiptir. Bu bilinçle kaynaklarını yöneten kişi fark oluşturur.”</p>
<p><strong>Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan,</p>
<p>“Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır. Doyum erteleme, dopaminin sürdürülebilir salgılanmasını sağlar, çocuk dayanıklılık eğitimi alır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ailelerin sık yaptığı hataya da dikkat çekerek, “Çocuk ağlayınca istediğini hemen vermek anne babanın egosunu tatmin eder ama çocuğun hiçbir şey öğrenmesini sağlamaz. Çocuk ihtiyaç ve istek ayrımını öğrenmez. Bu da ileride bağımlılık riskini artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kredi kartı somut haz verir, borcu unutturur</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek bireylerin para, haz ve ilişkilerle olan bağlarını ele aldı. Tarhan, çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken “doyum erteleme” becerisinin hem finansal hem de duygusal sermaye yönetiminde kritik olduğunu vurguladı.</p>
<p>Günümüz insanının çoğunlukla somut hazza yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan somut hazla soyut tatminin ayrımını yapamıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsun, o anda paranın çıkışını hissetmiyorsun. Anlık bir haz yaşanıyor ama ilerideki borç düşünülmüyor. Halbuki kişi soyut tatmini öğrenirse, yani bugünkü harcamayı erteleyip gelecekteki hedefi için biriktirirse, somut duygular yerine soyut duygularını yönetmeyi başarır. Somut haz dopaminle, soyut tatmin serotoninle ilgilidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuk sadece mutlu edilmez, hayata hazırlanır</strong></p>
<p>Çocukların finansal bilinç kazanmasının erken yaşta başlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa küçük yaştan bütçe yönetimi öğretilmeli. Kolay elde etmemeli, isteklerini ertelemeyi öğrenmeli. Anne babaların ‘çocuğumdan daha mı önemli’ diyerek her dediğini yapması en büyük hatadır. Çocuk mutlu edilmek için değil, hayata hazırlanmak için yetiştirilir. Anne baba olmadığında da kendi gemisinin kaptanı olabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocukların marka ve statü tuzaklarına kolay düşebildiğini belirterek, paranın yalnızca bir takas aracı değil aynı zamanda bir psikolojik sembol olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Ticarette en büyük sermaye güvendir</strong></p>
<p>Güvenin hem insan ilişkilerinde hem de iş dünyasında temel sermaye olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ticarette en büyük sermaye güvendir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olan kişi ya da kurumlar sürdürülebilir başarı sağlar. Güven kayboldu mu, her şey kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İhtiyaç olmayan şeyi arzuluyorsak yanlış yoldayız</strong></p>
<p>Para harcama alışkanlıklarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ihtiyacım olmayan şeyi mi arzuluyorum? İkincisi, sahip olduklarımla tatmin oluyor muyum? Bu sorulara ‘hayır’ cevabı çıkıyorsa kişi yanlış yoldadır. İhtiyaç dışı harcama suçluluk doğurur, tatminsizlik ise sürekli daha fazlasını istemeye sürükler. Bu durum alışveriş bağımlılığına kadar gider.” dedi.</p>
<p><strong>Para, kişiye özgürlük duygusu verir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yeterli gelir elde eden insanların özgür hissettiğini ifade ederek, “Başarılı hissetmek, güçlü hissetmek, statü sahibi olduğunu hissetmek için para insana özgürleşme hissi verir. Kişi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, kimseye muhtaç olmuyorsa özgür hisseder. Ama borçlanarak yaşamaya başlarsa bu kez kaybetme korkusu hayatını esir alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patolojik cimrilik korkuların ürünü</strong></p>
<p>Parayla ilişkinin psikolojik boyutunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Öyle insanlar vardır ki evde buzdolabının fişini çeker, çocuğun sütünden, bezinden bile tasarruf eder. Bu artık patolojik cimriliktir. Böyle bir ilişki, korkuların baskın olduğu bir para ilişkisidir. Parayla olan ilişkimiz insanın hayatla olan ilişkisinin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin zenginliği bir güç gösterisi aracı olarak kullandığını söyleyerek, “Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür. Büyük arabalarla görünürler, gösterişli yaşarlar ama aslında borç içindedirler. ‘Yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı vermek için yaşarlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Osmanlı’nın son döneminde yapılan Dolmabahçe Sarayı’nı yanlış yatırım anlayışına örnek veren Prof. Dr. Tarhan, “1850’lerde Osmanlı büyük borçlar aldı. Ama bu borçlarla geri dönüşü olmayan Dolmabahçe Sarayı yapıldı. O dönemde altınla yapılan bu yatırım, bugünkü hesapla Avrasya Tüneli kadar değerliydi. Sırf ‘yıkılmadık ayaktayız’ mesajı vermek için yapılan bu saray, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.” dedi.</p>
<p><strong>Para, hayatın merkezinde değil; araç olmalı</strong></p>
<p>Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ancak yaşamın merkezine oturduğunda insanı esir alacağını vurguladı ve “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli. Ama açık pozisyonlarla borçlanarak yaşayan bir kişi uykularını kaybeder, tüm birikimlerini riske atar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Şirketlerde bütçe yönetimine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımsız denetçiler şirketlerin israf edip etmediğini kontrol eder. Çünkü tasarruf ve verimlilik esastır. Verimlilik işi doğru yapmaktır, etkinlik ise doğru işi yapmaktır. Eğer bunlar yoksa kaynaklar israf edilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Ekonominin Fransızca kökenli ve tasarruf anlamını taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ama Arapçadaki ‘iktisat’ maksat kökünden gelir. Yani önce hedefini belirle, sonra harcama yap. Hedefi olmayan kişi açgözlü yatırımlar yapar, parayı pusula gibi yanlış kullanır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yüksek güvenli toplumlar büyür</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yatırım ortamının güvenle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Francis Fukuyama’nın da belirttiği gibi yüksek güvenli toplumlar geleceği öngörebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde insanlar yatırımlarını uzun vadeli yapar, sistem büyür. Ama düşük güvenli toplumlar kaynaklarını savunmaya, sığınak yapmaya harcar. Bu da israftır.” diye konuştu.</p>
<p>Ekonomik krizlere hazırlık için bireylerin ve kurumların risk analizine önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Biz genelde kriz çıktığında yönetiyoruz ama risk analizi yapmıyoruz. Oysa risk analizi sayesinde kriz çıkmadan önlem alınabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal ölçekte hayati önem taşır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuga-10-yasina-kadar-butce-yonetimi-ogretilmeli-587759">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyetimiz 102 yaşında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetimiz-102-yasinda-587316</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 17:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetimiz]]></category>
		<category><![CDATA[eşit]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihçi Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Cumhuriyet’in en büyük kazanımının, halka inanç, cinsiyet veya köken ayrımı olmaksızın “eşit yurttaşlar olma” bilincini kazandırması olduğunu vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetimiz-102-yasinda-587316">Cumhuriyetimiz 102 yaşında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarihçi Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede, Cumhuriyet’in en büyük kazanımının, halka inanç, cinsiyet veya köken ayrımı olmaksızın “eşit yurttaşlar olma” bilincini kazandırması olduğunu vurguladı. </strong></p>
<p><strong>Geçmişle kavga etmek yerine geleceğe odaklanmak gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Öncelikle geçmişte horoz döğüşü yapmak yerine yönümüzü ânâ ve geleceğe dönmeliyiz. Bugün tüm farklı kesimlerin birlik ve dayanışmasıyla ancak vatanımızı daha güvenli ve refah içinde bir yuva hâline getirebileceğimizi unutmamalıyız.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Ülkenin tüm vatandaşları eşittir!</strong></p>
<p>“Cumhuriyet’in en büyük kazanımı, aynı vatanda yaşayan bütün halk kitlesine ‘eşit yurttaşlar olma’ duygusunu kazandırmış olmasıdır.” diyen Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yurttaşlık bilinci, hangi toplumsal kimliklere sahip olursak olalım, hepimizin eşit haklara sahip bireyler olduğumuzun farkında olmak demektir. Yani inancımızdan, cinsiyetimizden, soyumuzdan ya da gelir düzeyimizden bağımsız olarak, bu ülkenin tüm vatandaşları eşittir. Bu eşitlik bilincinin toplumsal düzeyde yerleşebilmesi ise Cumhuriyet’in ilanıyla mümkün olmuştur. Bu yönüyle Cumhuriyet’in kuruluşu, yalnızca bir yönetim biçimi, rejim değişikliği değil, halkın kendi gücünün farkına vararak kaderini tayin etme cesaretini kazandığı tarihsel bir dönüm noktasıdır.”</p>
<p><strong>Toplumun yapısal temelleri yeniden inşa edildi</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin, ülke tarihindeki en büyük toplumsal kırılmalardan biri olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Çünkü bu süreç ülkenin geçmişindeki en köklü toplumsal ve siyasal dönüşüm anlarından biridir. Sadece monarşiden cumhuriyete geçişi değil, toplumun yapısal temellerinin yeniden inşasını da ifade eder. Cumhuriyet öncesi devirde diğer tüm imparatorluk formlarında olduğu gibi bizde de toplumu oluşturan bireylerin siyasal aidiyeti hanedana ve dine dayalı bir hiyerarşiye yönelikti. Cumhuriyet’le birlikte bu aidiyetin yerini halkın iradesi, yani ‘hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu’ anlayışı aldı. Böylece birey-devlet arasındaki ilişkide tam anlamıyla bir paradigma dönüşümü yaşandı. Osmanlı’nın 600 yıllık kadim geleneğinde yaşanan bu kırılma, doğal olarak yeni ulus devletin, Türkiye’nin siyasal kültürünü, toplumsal değerlerini ve kimlik algısını da yeniden şekillendirdi.” dedi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet fikri toplumunun tüm kesimlerinde</strong> <strong>sarsılmaz bir yer edindi</strong></p>
<p>“Cumhuriyet fikrinin Türkiye toplumunun tüm kesimlerine yüzde yüz yerleştiği söylenemez ancak bu fikrin toplumsal bilinçte kalıcı ve de sarsılmaz bir yer edindiği tartışmasızdır.” diyerek görüşlerini ifade eden Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Toplumun tüm kesimlerine neden yerleşememiş olduğuna dair çeşitli açıklamalar yapılabilir. Bunlardan en yaygını, pek çok coğrafyada olduğu gibi bizde de cumhuriyetle birlikte yaşanan toplumsal dönüşümün ‘yukarıdan aşağıya’ bir modelle kurgulanmasıdır. Bu nedenle ilk dönemlerde cumhuriyet fikri bilhassa özellikle kentli, eğitimli ve devletle yakın temas hâlinde olan kesimlerde güçlü bir karşılık bulmuştur. Diğer kesimlerde aynı şekilde karşılık bulmamasının başlıca sebebi ise geleneksel yaşam biçimlerinin ve dini-kültürel referansların bu çevrelerde daha belirleyici olmasıdır. Bugün gelinen noktada, cumhuriyet fikri, yani halk egemenliği, eşit yurttaşlık ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeler kuşkusuz geniş kabul görmektedir fakat hem yorumlanması hem de içselleştirilme düzeyleri farklı kesimlerde değişiklikler gösterir. Fakat bu durumun bizim tarihimize münhasır olmadığını, her devirde ve her türden yeniliğe karşı toplumun çeşitli kesimlerinin birbirinden farklı tutumlar geliştirdiğini de vurgulamak gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cumhuriyet, Osmanlı’nın geleneksel yapısından kopuşu ifade ediyor</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in, en öz haliyle Osmanlı’nın geleneksel yapısından kopuşu ifade ettiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dolayısıyla 600 yıllık alışılmış kadim bir geleneğin değişimi ve dönüşümü hiçbir toplum için kolay olmayacaktır, bizim için de öyle oldu. Din ile devlet işlerinin ayrılması yani din-devlet-kamusal yaşam ayrımının içselleştirilmesi, 600 yıllık alışkanlıkları olan bir halk kitlesi için kuşku yok ki hassas ve uzun soluklu bir sürece ihtiyaç duyar; kimi kesimlerde adaptasyon ve kabul sorunlarına yol açar. Zira yeni rejimle birlikte geleneksel otorite zayıflayıp dinin kamusal alandaki rolü sınırlandırılınca yüzlerce yıldır halk tarafından alışılagelmiş toplumsal düzenin güvenlik kurumları da ya zayıflamış ya da ortadan kalkmıştır. Haliyle bu durum karşısında geleneksel bağlantıları daha güçlü kesimler için kolektif bilinçte yani insanların alıştığı kurallar, değerler ve davranış biçimleri bütününde derin bir kırılma yaşanarak güven, aidiyet ve öngörülebilirlik duyguları tehdit edilmiştir.”</p>
<p><strong>Cumhuriyet Türkiye’de birleştirici bir çerçeve sundu</strong></p>
<p>Öte yandan kadın hakları, kıyafet ve dil inkılabı gibi toplumsal değişimlerle yerleşik değerlerin çok hızlı biçimde değişmesinin, geleneksel bağlılığı yüksek olan kesimlerde kaygı düzeyini artırarak direnç ve tepkiye yol açtığını da hatırlatan Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Zira yenilik ve değişim karşısında hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ‘bilinen eskiyi tercih etme’ eğilimi genellikle daha güçlüdür. Aynı nedenle yeni rejimin birey-vatandaş kimliğini içselleştirmek de yüzyıllardır bilinen, tanıdık olan eski kimlik, aidiyetler ve yaşanan güven duygusu yerine yeni kimlikle özdeşleşmeyi zorlaştırmıştır; çünkü yeni kimlik de her şeyiyle bir hayli yabancıdır. Sonuç itibariyle cumhuriyet Türkiye’de birleştirici bir çerçeve sunmuş ancak hemen tüm kesimlerce aynı oranda içselleştirilmemiştir. Geleneksel aidiyetleri güçlü kesimler cumhuriyetle birlikte yüz yüze kaldıkları güvendikleri eski otorite ve düzenin kaybına tepki vermiştir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Geçmişle kavga etmek yerine geleceğe odaklanılmalı</strong></p>
<p>Geleceğe dair yol haritası çizen Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Öncelikle geçmişte horoz döğüşü yapmak yerine yönümüzü ânâ ve geleceğe dönmeliyiz. Dünyada ve ülkemizde, Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan ulusal kimlik inşa sürecinin artık farklı dinamiklerle ilerlediğini ve zamanın ruhunun değiştiğini kabul etmeliyiz. Bugün tüm farklı kesimlerin birlik ve dayanışmasıyla ancak vatanımızı daha güvenli ve refah içinde bir yuva hâline getirebileceğimizi unutmamalıyız.  Bu nedenle, katılımcı ve kapsayıcı eğitim politikaları, toplumun farklı kesimleriyle iş birliği ve diyalog, halk odaklı farkındalık ve deneyim fırsatları ile sosyal ve ekonomik eşitliği güçlendiren adımlar atmalıyız. Bunu yaparken, toplumun ritmini ve kültürel hassasiyetlerini gözeterek, 21. yüzyılda Cumhuriyet’in kazanımlarını vatandaşlık ve yurttaşlık değerleri temelinde toplumu birleştirecek şekilde yeniden yapılandırabiliriz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Geçmişle kavga etmek yerine geleceğe odaklanmak gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Öncelikle geçmişte horoz döğüşü yapmak yerine yönümüzü ânâ ve geleceğe dönmeliyiz. Bugün tüm farklı kesimlerin birlik ve dayanışmasıyla ancak vatanımızı daha güvenli ve refah içinde bir yuva hâline getirebileceğimizi unutmamalıyız.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, Cumhuriyet’in kuruluşunun 102. yılına ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Ülkenin tüm vatandaşları eşittir!</strong></p>
<p>“Cumhuriyet’in en büyük kazanımı, aynı vatanda yaşayan bütün halk kitlesine ‘eşit yurttaşlar olma’ duygusunu kazandırmış olmasıdır.” diyen Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yurttaşlık bilinci, hangi toplumsal kimliklere sahip olursak olalım, hepimizin eşit haklara sahip bireyler olduğumuzun farkında olmak demektir. Yani inancımızdan, cinsiyetimizden, soyumuzdan ya da gelir düzeyimizden bağımsız olarak, bu ülkenin tüm vatandaşları eşittir. Bu eşitlik bilincinin toplumsal düzeyde yerleşebilmesi ise Cumhuriyet’in ilanıyla mümkün olmuştur. Bu yönüyle Cumhuriyet’in kuruluşu, yalnızca bir yönetim biçimi, rejim değişikliği değil, halkın kendi gücünün farkına vararak kaderini tayin etme cesaretini kazandığı tarihsel bir dönüm noktasıdır.”</p>
<p><strong>Toplumun yapısal temelleri yeniden inşa edildi</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin, ülke tarihindeki en büyük toplumsal kırılmalardan biri olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Çünkü bu süreç ülkenin geçmişindeki en köklü toplumsal ve siyasal dönüşüm anlarından biridir. Sadece monarşiden cumhuriyete geçişi değil, toplumun yapısal temellerinin yeniden inşasını da ifade eder. Cumhuriyet öncesi devirde diğer tüm imparatorluk formlarında olduğu gibi bizde de toplumu oluşturan bireylerin siyasal aidiyeti hanedana ve dine dayalı bir hiyerarşiye yönelikti. Cumhuriyet’le birlikte bu aidiyetin yerini halkın iradesi, yani ‘hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu’ anlayışı aldı. Böylece birey-devlet arasındaki ilişkide tam anlamıyla bir paradigma dönüşümü yaşandı. Osmanlı’nın 600 yıllık kadim geleneğinde yaşanan bu kırılma, doğal olarak yeni ulus devletin, Türkiye’nin siyasal kültürünü, toplumsal değerlerini ve kimlik algısını da yeniden şekillendirdi.” dedi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet fikri toplumunun tüm kesimlerinde</strong> <strong>sarsılmaz bir yer edindi</strong></p>
<p>“Cumhuriyet fikrinin Türkiye toplumunun tüm kesimlerine yüzde yüz yerleştiği söylenemez ancak bu fikrin toplumsal bilinçte kalıcı ve de sarsılmaz bir yer edindiği tartışmasızdır.” diyerek görüşlerini ifade eden Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Toplumun tüm kesimlerine neden yerleşememiş olduğuna dair çeşitli açıklamalar yapılabilir. Bunlardan en yaygını, pek çok coğrafyada olduğu gibi bizde de cumhuriyetle birlikte yaşanan toplumsal dönüşümün ‘yukarıdan aşağıya’ bir modelle kurgulanmasıdır. Bu nedenle ilk dönemlerde cumhuriyet fikri bilhassa özellikle kentli, eğitimli ve devletle yakın temas hâlinde olan kesimlerde güçlü bir karşılık bulmuştur. Diğer kesimlerde aynı şekilde karşılık bulmamasının başlıca sebebi ise geleneksel yaşam biçimlerinin ve dini-kültürel referansların bu çevrelerde daha belirleyici olmasıdır. Bugün gelinen noktada, cumhuriyet fikri, yani halk egemenliği, eşit yurttaşlık ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeler kuşkusuz geniş kabul görmektedir fakat hem yorumlanması hem de içselleştirilme düzeyleri farklı kesimlerde değişiklikler gösterir. Fakat bu durumun bizim tarihimize münhasır olmadığını, her devirde ve her türden yeniliğe karşı toplumun çeşitli kesimlerinin birbirinden farklı tutumlar geliştirdiğini de vurgulamak gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cumhuriyet, Osmanlı’nın geleneksel yapısından kopuşu ifade ediyor</strong></p>
<p>Cumhuriyet’in, en öz haliyle Osmanlı’nın geleneksel yapısından kopuşu ifade ettiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dolayısıyla 600 yıllık alışılmış kadim bir geleneğin değişimi ve dönüşümü hiçbir toplum için kolay olmayacaktır, bizim için de öyle oldu. Din ile devlet işlerinin ayrılması yani din-devlet-kamusal yaşam ayrımının içselleştirilmesi, 600 yıllık alışkanlıkları olan bir halk kitlesi için kuşku yok ki hassas ve uzun soluklu bir sürece ihtiyaç duyar; kimi kesimlerde adaptasyon ve kabul sorunlarına yol açar. Zira yeni rejimle birlikte geleneksel otorite zayıflayıp dinin kamusal alandaki rolü sınırlandırılınca yüzlerce yıldır halk tarafından alışılagelmiş toplumsal düzenin güvenlik kurumları da ya zayıflamış ya da ortadan kalkmıştır. Haliyle bu durum karşısında geleneksel bağlantıları daha güçlü kesimler için kolektif bilinçte yani insanların alıştığı kurallar, değerler ve davranış biçimleri bütününde derin bir kırılma yaşanarak güven, aidiyet ve öngörülebilirlik duyguları tehdit edilmiştir.”</p>
<p><strong>Cumhuriyet Türkiye’de birleştirici bir çerçeve sundu</strong></p>
<p>Öte yandan kadın hakları, kıyafet ve dil inkılabı gibi toplumsal değişimlerle yerleşik değerlerin çok hızlı biçimde değişmesinin, geleneksel bağlılığı yüksek olan kesimlerde kaygı düzeyini artırarak direnç ve tepkiye yol açtığını da hatırlatan Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Zira yenilik ve değişim karşısında hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ‘bilinen eskiyi tercih etme’ eğilimi genellikle daha güçlüdür. Aynı nedenle yeni rejimin birey-vatandaş kimliğini içselleştirmek de yüzyıllardır bilinen, tanıdık olan eski kimlik, aidiyetler ve yaşanan güven duygusu yerine yeni kimlikle özdeşleşmeyi zorlaştırmıştır; çünkü yeni kimlik de her şeyiyle bir hayli yabancıdır. Sonuç itibariyle cumhuriyet Türkiye’de birleştirici bir çerçeve sunmuş ancak hemen tüm kesimlerce aynı oranda içselleştirilmemiştir. Geleneksel aidiyetleri güçlü kesimler cumhuriyetle birlikte yüz yüze kaldıkları güvendikleri eski otorite ve düzenin kaybına tepki vermiştir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Geçmişle kavga etmek yerine geleceğe odaklanılmalı</strong></p>
<p>Geleceğe dair yol haritası çizen Prof. Dr. Hadiye Yılmaz Odabaşı, “Öncelikle geçmişte horoz döğüşü yapmak yerine yönümüzü ânâ ve geleceğe dönmeliyiz. Dünyada ve ülkemizde, Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan ulusal kimlik inşa sürecinin artık farklı dinamiklerle ilerlediğini ve zamanın ruhunun değiştiğini kabul etmeliyiz. Bugün tüm farklı kesimlerin birlik ve dayanışmasıyla ancak vatanımızı daha güvenli ve refah içinde bir yuva hâline getirebileceğimizi unutmamalıyız.  Bu nedenle, katılımcı ve kapsayıcı eğitim politikaları, toplumun farklı kesimleriyle iş birliği ve diyalog, halk odaklı farkındalık ve deneyim fırsatları ile sosyal ve ekonomik eşitliği güçlendiren adımlar atmalıyız. Bunu yaparken, toplumun ritmini ve kültürel hassasiyetlerini gözeterek, 21. yüzyılda Cumhuriyet’in kazanımlarını vatandaşlık ve yurttaşlık değerleri temelinde toplumu birleştirecek şekilde yeniden yapılandırabiliriz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyetimiz-102-yasinda-587316">Cumhuriyetimiz 102 yaşında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KKTC&#8217;de Türkiye ile çatışma değil yeni bir denge hedefleniyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kktcde-turkiye-ile-catisma-degil-yeni-bir-denge-hedefleniyor-587072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 21:55:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[Erhürman]]></category>
		<category><![CDATA[halkı]]></category>
		<category><![CDATA[hedefleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İle]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Kuzey Kıbrıs'taki seçim sonuçlarını değerlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kktcde-turkiye-ile-catisma-degil-yeni-bir-denge-hedefleniyor-587072">KKTC&#8217;de Türkiye ile çatışma değil yeni bir denge hedefleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Kuzey Kıbrıs&#8217;taki seçim sonuçlarını değerlendirdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kuzey Kıbrıs Türk halkı son yıllarda biriken tepkisini sandığa yansıttı</strong></p>
<p>“Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman’ın seçimleri açık farkla kazanması, Kuzey Kıbrıs Türk halkının son yıllarda biriken tepkisini sandığa yansıttığını gösteriyor.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu sonuç, Ankara ile tam uyumlu ancak iç siyasette yolsuzluk iddialarıyla yıpranmış bir yönetim tarzına karşı bir tepki olarak okunabilir. Erhürman’ın seçilmesi, Kıbrıs Türk siyasetinde daha kurumsal, daha dengeli ve toplumun seküler hassasiyetlerine saygılı bir çizginin öne çıkacağına işaret ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Erhürman, denge mesajı veriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, bir önceki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döneminde Türkiye ile tam uyumlu bir dış politika yürütüldüğünü hatırlatarak, “Ancak Tufan Erhürman, Türkiye ile iş birliğini sürdürme niyetinde olsa da bu ilişkiyi ‘eşitlik temelinde’ yürütmekten yana. Yani tamamen kopuş değil, daha özerk ve karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki anlayışı bekleniyor. Erhürman, ‘Türkiye ile koordinasyon içinde olacağız’ diyerek denge mesajı veriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Seçim sonuçları tepki oyu olarak görülmeli</strong></p>
<p>Bu seçimin, doğrudan bir çözüm modeli referandumu olmadığına işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ancak sonuçlar, halkın federasyona dönüşten ziyade mevcut yönetime ve Türkiye’nin iç işlerine fazla müdahalesine duyduğu rahatsızlığın ifadesi. Dolayısıyla bu sonuç ‘federasyon isteği’nden çok ‘tepki oyu’ olarak görülmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Seçimlere katılım oranının düşük olmasının, halkın genel olarak siyasete ve mevcut partilere duyduğu güvensizliği gösterdiğini de dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Seçmenlerin bir kısmı sandığa gitmeyerek tepkisini ortaya koydu. Ancak bu ilgisizlik, siyasal sistemin meşruiyetine değil, yöneten kadroların tutumuna yönelik bir eleştiri niteliğinde.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Erhürman’ın ‘Devlet geleneğimiz devam edecek’ sözlerinin, ‘Kıbrıs Türk halkı kendi kurumlarına sahip çıkar, ancak Türkiye ile ilişkiler de devam edecek’ anlamına geldiğini söyleyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu, bağımsızlık vurgusunu korurken Türkiye ile ilişkileri koparmak istemeyen bir denge mesajı olarak okunmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye–KKTC ilişkilerinde daha özerk bir diplomatik yaklaşım beklenebilir mi?</strong></p>
<p>Türkiye–KKTC ilişkilerinde daha özerk bir diplomatik yaklaşım beklenebileceğini de ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Yeni dönemde daha dengeli bir yaklaşım bekleniyor. Erhürman’ın çizgisi, Ankara’ya karşı değil, ancak Ankara’ya tam bağımlı da değil. Özellikle iç işlerine müdahale konusundaki hassasiyetin dikkate alınacağı, karar süreçlerinde KKTC’nin kurumsal iradesine daha fazla önem verileceği düşünülüyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikası stratejik bir öncelik olmaya devam ediyor</strong></p>
<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji politikasının Erhürman döneminde de stratejik bir öncelik olmaya devam edeceğini kaydeden eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ancak bu süreçte söylem ve üslup farkı görülebilir. Erhürman, sert restleşmeler yerine diplomatik diyalog ve hukuk temelinde hareket etmeyi tercih edebilir. Yani Türkiye’nin pozisyonuna karşı değil, ama yöntemde daha yumuşak bir çizgi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderinin tebrik mesajı ne anlama geliyor?</strong></p>
<p>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in tebrik mesajının, iki taraf arasında yeniden diyalog zemini oluşturabileceğini söyleyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Erhürman, Rum tarafıyla müzakereye tamamen kapalı değil; ancak ‘eşit statü’ ve ‘güvenlik garantileri’ gibi temel konularda geri adım atmayacağını açıkça belirtiyor.” dedi.</p>
<p>Erhürman’ın, iki eşit tarafın tanınmasına dayalı bir müzakere süreci önerdiğine işaret eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu yaklaşım, BM çerçevesinde yeni bir sayfa açılmasına katkı sağlayabilir; ancak Rum tarafının bu önerileri kabul etmesi zor görünüyor. Yine de Erhürman’ın diplomatik dili, Türkiye’nin tezlerini uluslararası alanda daha kabul edilebilir hale getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erhürman yönetimi, Türkiye ile çatışma değil, yeni bir denge kurmayı hedefliyor</strong></p>
<p>Kuzey Kıbrıs’taki seçim sonucunun, yalnızca hükümet değişikliğini değil, halkın ‘saygı, denge ve özerklik’ arayışını da gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, “Erhürman yönetimi, Türkiye ile çatışma değil, karşılıklı saygıya dayalı yeni bir denge kurmayı hedefliyor. Bu da hem iç siyasette hem de dış politikada daha temkinli ama daha kurumsal bir dönemin işareti olabilir.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kktcde-turkiye-ile-catisma-degil-yeni-bir-denge-hedefleniyor-587072">KKTC&#8217;de Türkiye ile çatışma değil yeni bir denge hedefleniyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 22:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabeti]]></category>
		<category><![CDATA[diyabette]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Dünya çapında diyabet araştırmaları ve insülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan,  tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden ABD’den Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta diyabet tedavilerindeki gelişmeleri anlattı. </b></p>
<p><b>Diyabette dünya çapındaki en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun. Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz” diye konuştu. </b></p>
<p><b>Günümüzde diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar sayesinde hastalığın kontrol altında tutulabildiğini kaydeden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz” dedi.</b></p>
<p>ABD’deki Houston Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı ve dünya çapında diyabet araştırmalarının öncüsü olan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te adının verildiği oditoryumda  “Bir Ustanın İzinde: Prof. Dr. DeFronzo ile Diyabetin Geleceği” başlıklı konferans verdi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Merak olmadan bilimsel keşif yapmak imkansız”</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, konferansın açılış konuşmasında Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’yu isminin verildiği oditoryumda ağırlamaktan mutluluk duyduklarını belirterek  “Bugün Atlas Üniversitesi olarak bilim ve tıp dünyası için çok özel, çok müstesna bir ismi, buluşlarıyla diyabet tedavisinde çığır açmış bir bilim insanını ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz” dedi.</p>
<p>Bilim insanlarının en büyük özelliğinin zeka ve merak duygusuna sahip olması olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bilim insanlarının ya da keşif yapan insanların en büyük özellliğinin zeka olduğu düşünülür. Bir bakıma belki doğrudur, bununla beraber bu başarı için başka parametreler de var. Bunların başında da merak duygusu geliyor. Merak olmadan bilimsel keşif yapmak neredeyse imkansız. Tabii bu merakı bilimin sistemize edilmiş yollarıyla geçerek başarıya ulaştırmak mümkün. Bununla beraber dirençli ve sabırlı olmak ve bu yolda ilerleyebilmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Başarı için dirençli ve sabırlı olmak şart”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Einstein’a atfedilen bir anektod vardır, kendisine diyorlar ki ‘Siz çok zeki olduğunuz için bu kadar önemli başarılar elde ettiniz.’ Einstein’ın cevabı, ders niteliğinde, diyor ki: ‘Hayır, çok zeki olduğum için değil, bence dirençli ve sabırlı olduğum için buralara geldim. Bir mektup pulu gibi olun ve varacağınız adrese ulaşmadan ondan ayrılmayın.’ Aslında belki de başarının en büyük parametresi bu. O yüzden yapabildiklerimiz, hayal ettiklerimizle sınırlı” dedi.</p>
<p><b>Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo,  diyabet tedavisinde uygulanan yöntemleri anlattı</b></p>
<p>İnsülin direnci kavramının geliştirilmesinde öncü rol oynayan, tip 2 diyabet tedavisinde temel ilaçlardan biri olan metforminin geliştirilmesine liderlik eden Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, özellikle tip 2 diyabet konusunda yapılan çalışmalar ve araştırmalardan örnekler verdi.</p>
<p>Konferansta diyabetin sebeplerine değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetin yalnızca insülin direnci veya beta hücre yetmezliği olmadığını, “Uğursuz Sekizli” (Ominous Octet) adını verdiği 8 temel bozukluktan kaynaklandığını söyledi. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tip 2 diyabetle ilgili yapılan çalışmalardan örnekler sundu. Prof. Dr. DeFronzo, tip2 diyabet tedavisinde birden fazla patofizyolojik kusuru düzeltmek için birden fazla ilacın bir arada kullanılmasının gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, tedavide kullanılan metamorfin reçetesinin HBA1c üzerindeki etkilerini gösteren çalışmalardan örnekler de sundu.</p>
<p><b>“Erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek komplikasyonları önleyebiliyoruz” </b></p>
<p>Konferansta soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, diyabet için kalıcı bir tedavi olup olmadığına ilişkin soru üzerine “Keşke diyabet için kalıcı bir tedavi olsaydı. Elbette bu konuda çok çalışıyoruz. Ama bence hikâyenin güzel tarafı şu: Artık diyabetli hastalarımızı tedavi etmek için mükemmel ilaçlarımız var. Eğer hastalığı erken dönemde ve etkili şekilde tedavi edersek, tüm komplikasyonları önleyebiliyoruz. Örneğin körlüğü önleyebiliyoruz, böbrek hastalığını önleyebiliyoruz, kalp krizi ve felçleri önleyebiliyoruz. Harika ilaçlarımız var, çok şey öğrendik, ama sanırım kalıcı tedaviye ulaşmamıza biraz daha zaman var” diye konuştu.</p>
<p><b>“Diyabetteki en büyük ilerleme, hastalarda çok sayıda sorunun fark edilmesi oldu”</b></p>
<p>Son yıllarda diyabet tedavisindeki değişimlere de değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, “Bence en büyük ilerlememiz, diyabetli hastalarda çok sayıda farklı sorunun olduğunu fark etmemiz oldu. Diyabetli bir hastayı tedavi ederken, mevcut tüm bozuklukları düzeltmek için birden fazla ilacı birlikte kullanmamız gerektiğini artık biliyoruz. İyi haber şu ki artık birçok farklı kategoride çok sayıda etkili ilacımız var ve bu ilaçları birlikte nasıl kullanacağımızı öğrendik. Böylece hastalarımızı çok daha etkili bir şekilde tedavi edip; uzun vadeli komplikasyonların önüne geçebiliyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Obezite salgını diyabeti tetikliyor”</b></p>
<p>Diyabette en büyük sorunun obezite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aslında diyabette dünya çapındaki en büyük sorun obezite. Obezite salgını, diyabet salgınını da tetikliyor. Bu yüzden diyabetli hastalara verebileceğim en önemli mesaj şu olurdu: Kilonuzu koruyun, fit kalın, fiziksel olarak aktif olun.Eğer bunu başarabilirseniz, bu aslında diyabetli hastalar için en iyi tedavidir. Ama bunun çok zor olduğunun da farkındayım. İyi tarafı şu: Eğer kilo veremiyorsanız ve düzenli bir egzersiz programına uyamıyorsanız, doktorunuza gittiğinizde size çok iyi ilaçlar önerebiliriz. Bu ilaçlarla diyabetin neden olduğu sorunların üstesinden gelebilir ve diyabet hastalarında gerçekten çok iyi bir kontrol sağlayabiliriz.”</p>
<p>Konferans sonunda Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo’ya Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-salgini-diyabeti-de-tetikliyor-586690">&#8220;Obezite salgını diyabeti de tetikliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 14:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükerşen]]></category>
		<category><![CDATA[çağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[suat]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586058</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’na konuk olan eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen anılarını, eğitim hayatlarını ve yazarlık serüvenlerini öğrencilerle paylaştı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058">Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’na konuk olan eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen anılarını, eğitim hayatlarını ve yazarlık serüvenlerini öğrencilerle paylaştı. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle Kültürpark’ta düzenlenen İZKİTAP – 6. İzmir Kitap Fuarı’nda eski Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Suat Çağlayan ile eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen çocuklar ve gençlerle bir araya geldi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen etkinlikte iki duayen isim; anılarını, eğitim hayatlarını, yazarlık serüvenlerini ve kazandıkları ödülleri paylaştı. Öğrenciler de sorularıyla söyleşiye renk kattı.</p>
<p><strong> “İzmir Fuarı Türkiye’nin zenginliği”</strong><br />İZKİTAP’a ev sahipliği yapan Kültürpark ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, “Ailemin kucağında bebekken, sonra çocuk, sonra da yetişkin olarak da her fırsat bulduğumda geldim İzmir Fuarı’na. İzmir Fuarı sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin bir zenginliği. Uluslararası ticaretin ne olduğunu ve dünyadaki tüm yenilikleri burada gördük, buradan öğrendik. İzmir, Türkiye’nin incisidir. Ege Bölgesi’nin başkenti” dedi.</p>
<p><strong>“Yazmaktan vazgeçmeyin”</strong><br />Prof. Dr. Büyükerşen, çocuklara bol bol okumalarını ve yazmalarını, yazmaktan vazgeçmemelerini tavsiye etti. Büyükerşen, “Hayal kurun, hayal kurmak çok önemli yazmak için. Ben kitap okurken sayfaların kelimeleri bana geldikçe o kitabın kahramanlarını gözümün önünde canlandırırım ve bir film gibi okurum. Yeni teknolojinin sunduğu cep telefonları, yapay zeka programlarından ve televizyondan biraz uzak durmak gerekiyor. Yazmak size düzgün konuşmayı, Türkçeyi düzgün kullanmayı öğretir. Özellikle kelimelerden harfleri çıkartarak kelimeleri kısaltmayın” tavsiyelerinde bulundu.</p>
<p><strong>“Siz çok şanslısınız”</strong><br />“Yılmaz Büyükerşen &#8211; Deli Deli İşler Yapan Bir Eskişehirli” kitabı ile Büyükerşen’in biyografisini de yazan Prof. Dr. Çağlayan, esprili bir dille, kitabında hocanın çocukluk anılarına da yer verdiğini söyledi. Çocuklara seslenen Çağlayan, “Bir konuyu belirleyin ve o konuda kitaplar okuyun. Ben insanların geçmişlerini biyografilerini alıp romanlaştırmak ve kurgulamak üstüne yazmayı ve okumayı seviyorum. Hangi konuda meraklıysanız o kitapları okuyun. Kitap okurken sonuca değil, betimlemelere odaklanın, yazarın anlattığı ağaçları, çiçekleri, renkleri gözünüzde canlandırın” diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suat-caglayan-ve-prof-dr-yilmaz-buyukersenden-ogrencilere-altin-degerinde-tavsiyeler-586058">Prof. Dr. Suat Çağlayan ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen&#8217;den öğrencilere altın değerinde tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 16:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baki]]></category>
		<category><![CDATA[bulvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[komsuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[konforlu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde bozulma ve yıpranmaların görüldüğü yollarda hızlı müdahalede bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664">Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde bozulma ve yıpranmaların görüldüğü yollarda hızlı müdahalede bulunuyor. Yol ve Bakım Dairesi Başkanlığı’na bağlı A Takımı ve Yol Bakım Timleri, araç ve yaya güvenliği için Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı’nda asfalt serim çalışması gerçekleştirdi.</p>
<p><b>BÜYÜKŞEHİR HER YERE DOKUNUYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, üst yapı çalışmaları ile günlük hayatı daha erişilebilir ve konforlu hale getiriyor. Bu kapsamda Büyükşehir ekipleri, İzmit’te bulunan Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı’nda asfalt yenileme çalışması gerçekleştirdi. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi ve KOÜ Umuttepe Kampüsü’ne ulaşımın sağlandığı bulvarda yapılan asfaltlama çalışması ile sürüş konforunu olumsuz yönde etkileyen bozulmaların olduğu kısımlar trimer kazısı ile kazınarak söküldü. Kent içi ulaşımında güvenlik ve konforu artırmak için asfaltlama çalışmaları ile deformasyon yaşanan kısımlar bakım ve onarım işlemleri ile yenilendi.  Büyükşehir Belediyesi, kent ulaşımının daha güvenli ve konforlu hale gelmesi için sahada yoğun mesai harcamaya devam ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-baki-komsuoglu-bulvari-daha-konforlu-585664">Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Bulvarı daha konforlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileri]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ın başkanlığındaki heyet, Azerbaycan’da düzenlenen “5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansına (I-CRAFT’2025)" katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ın başkanlığındaki heyet, Azerbaycan’da düzenlenen “5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansına (I-CRAFT’2025)&#8221; katıldı. Rektör Prof. Dr. Budak, konferans öncesi Haydar Aliyev Kültür Merkezi önünde bulunan Azerbaycan’ın ulusal lideri Haydar Aliyev’in anıtına çiçek sunarak saygı duruşunda bulundu.</p>
<p>Azerbaycan temasları kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Gence Başkonsolosu Recep Öztop&#8217;u makamında ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Budak, Türk yükseköğretiminde örnek bir model haline gelen ve Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi ile Ege Üniversitesi arasında başarıyla yürütülen İkili Diploma Programı kapsamında, Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr. Zafer Gurbanov ve eğitimlerine devam eden öğrencilerle de bir araya geldi.</p>
<p>5. Uluslararası Tarım ve Gıda Teknolojileri Araştırmaları Konferansının (I-CRAFT’2025) açılış töreni Gence’deki Haydar Aliyev Merkezi&#8217;nde gerçekleştirildi. Konferansa, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr.  Zafar Gurbanov, farklı ülkelerden bürokratlar ve akademisyenler ile tarım ve gıda teknolojileri alanının temsilcileri ve  öğrenciler katıldı.</p>
<p>Konferansın açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bu konferansı, geleceğin tarımını şekillendirecek fikirlerin, projelerin ve teknolojilerin bir araya geldiği uluslararası bir buluşma noktası olması açısından çok değerli buluyorum. Etkinlik, yalnızca bilimsel bilgi paylaşımını değil; aynı zamanda ülkeler arasında köprüler kurmayı, ortak akılla sürdürülebilir bir tarım geleceği inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasında son yıllarda derinleşen tarımsal iş birliği örnek teşkil etmekte; ortak politika çalışmaları, eğitim programları ve Ar-Ge projeleri, bölgesel gıda güvenliğine stratejik katkılar sunmaktadır” dedi.</p>
<p>Günümüz dünyasında tarımın yalnızca bir üretim faaliyeti değil; bilim, teknoloji ve inovasyonun merkezinde yer alan stratejik bir sektör olduğuna dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tarımda otomasyon teknolojilerinden yapay zekâ uygulamalarına, hassas tarımdan biyosistem mühendisliğine kadar uzanan geniş bir yelpazede, üretim süreçleri daha verimli, daha güvenli ve daha çevreci hale gelmektedir. Özellikle ‘Tarımda Otomasyon Teknolojileri’ ve ‘Robotik Uygulamalar’, insan gücüne olan bağımlılığı azaltırken, üretim süreçlerinde hata payını minimize etmekte ve kaynak verimliliğini artırmaktadır. Bugün, tarlalarda, seralarda ve hatta hayvansal üretim tesislerinde otonom robotlar, yapay zekâ destekli sensör sistemleri ve görüntü işleme teknolojileriyle desteklenen modern bir üretim modeli yükselmektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tarladan sofraya” kalite güvencesi</b></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tarımda Görüntü İşleme ve Makine Görme Teknolojileri, GNSS/GPS destekli otonom sistemlerle birleştiğinde, bitki sağlığı analizinden ürün verim tahminine kadar birçok alanda devrim niteliğinde çözümler sunmaktadır. Bu teknolojiler, aynı zamanda uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile entegre edilerek sürdürülebilir kaynak yönetiminin temel araçları haline gelmiştir. Bitki Bilimi, Hayvan Bilimi, Meyve ve Sebze Üretim Teknolojileri, Bahçecilik Teknikleri ve Hasat Sonrası Teknolojiler alanlarında yürütülen yenilikçi çalışmalar, hem ürün kalitesini hem de besin değerini artırmayı hedeflemektedir. Bu yenilikler, gıda mühendisliği ile birleştiğinde ‘tarladan sofraya’ uzanan zincirin her halkasında kalite güvencesini sağlamaktadır. Yeni Gıda İşleme Teknikleri ve Sürdürülebilir Tarım Teknolojileri, iklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkilerini minimize etmede kritik bir role sahiptir. Tarımsal üretimde su kaynaklarının etkin kullanımı, sulama ve drenaj mühendisliği alanındaki yeniliklerle desteklenirken, biyoenerji ve biyoyakıt teknolojileri de çevresel sürdürülebilirliğe yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bu yılki konferansın tematik alanlarından biri de, Tarım ve Çevre Biyoteknolojisi ile Ergonomi ve Güvenlik Teknolojilerinin tarımsal üretimle entegrasyonudur. Tarımda çalışan insanın refahı, üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. İnsan odaklı, güvenli ve teknolojik üretim sistemleri, geleceğin tarımsal dönüşümünün merkezinde yer almaktadır” dedi.</p>
<p><b>      “Ege Üniversitesi alandaki birikimiyle Türk Dünyasına öncülük ediyor”</b></p>
<p>Ege Üniversitesinin yürüttüğü çalışmalarla Türk dünyası genelinde tarımsal bilgi ekonomisinin oluşmasına öncülük ettiğini vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Azerbaycan ve Türkiye’nin Üniversitemiz öncülüğünde ortak yürüttüğü çift diploma programları, ortak araştırma merkezleri ve tarım teknolojileri forumları, sadece iki ülke arasında değil; Türk dünyası genelinde tarımsal bilgi ekonomisinin oluşmasına öncülük etmektedir. Bu iş birliği modeli, bölgesel istikrar, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından örnek bir çerçeve sunmaktadır. Bilimin ışığında üretken bir geleceği hep birlikte inşa edebilmemiz için, disiplinler arası iş birliğini, veri temelli karar süreçlerini ve yenilikçi düşünceyi merkeze almamız gerektiğini vurgulamak isterim. ICRAFT-2025’in, tarım ve gıda teknolojilerinde yeni ufuklar açmasını, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarını daha da güçlendirmesini temenni ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Rektörü Doç. Dr.  Zafar Gurbanov ise yaptığı konuşmada, konferansın tarım çalışmalarındaki güncel   ve yenilikçi yaklaşımları paylaşmak ve gelecekteki iş birliklerini inşa etmek için önemli bir platform olduğunu belirtti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-gunumuzde-tarim-stratejik-bir-sektordur-585481">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Günümüzde tarım stratejik bir sektördür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 12:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kanalizasyonlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, başarı başarısızlık konusunu değerlendirdi<strong>.</strong></p>
<p><strong>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşım var</strong></p>
<p>Başarı teorilerinde üç temel yaklaşımın öne çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ‘Bir hedefim var, ona ulaştım, başarılıyım’ düşüncesine dayanır. Bu yaklaşım özellikle Batı felsefesinde, mükemmeliyetçilik, ödül odaklılık ve rekabet ortamı çerçevesinde değerlendirilir. İkincisi, anlam odaklı başarı anlayışıdır. Burada kişinin haz değil, anlam odaklı bir yaşam felsefesi vardır. Uzun vadeli bir hedef belirler ve bu hedefe ulaşma sürecinde gösterdiği çaba başarı olarak tanımlanır. Üçüncüsü ise transandantal başarı anlayışıdır. Bu yaklaşımda başarı, yalnızca kişinin kendi hedeflerine ulaşması veya geleceğine yatırım yapmasıyla sınırlı değildir; topluma sunduğu katkı, kendini aşabilmesi ve değer üretmesi de başarı kapsamında değerlendirilir. Bu üç yaklaşım bir arada düşünüldüğünde çok boyutlu başarı kavramı ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın etkisiyle başarı anlayışı da değişti</strong></p>
<p>Günümüzde ise özellikle sosyal medyanın etkisiyle, klasik başarı anlayışının rekabetçi yapısının farklı bir yöne evrildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Fiziksel görünüm, maddi zenginlik, yüksek takipçi sayısı veya fazla beğeni almak gibi ölçütler ‘başarı’ olarak sunulmaktadır. Bu durum, bazı araştırmacılar tarafından toksik başarı kültürü ya da başarı pornosu olarak adlandırılmaktadır. Adeta bir ‘başarı şehveti’ şeklinde, dışsal onay peşinde koşma eğilimi yaygınlaşmıştır. Ancak bu tür bir yaklaşımın, uzun vadede bireyleri tatmin etmediği görülmektedir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu kültürün insan beyninin biyolojik zaaflarını kullandığını ve dopamin odaklı, hazza dayalı bir başarı anlayışı yarattığını ifade ederek, dış onaya bağımlılığın tehlikeli olduğunu, alkış kesildiğinde yaşanan çöküşe dikkat çekti.</p>
<p><strong>Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor</strong></p>
<p>Gerçek başarının kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçtiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişisel gelişim teknikleri var, çok zarar veriyor. ‘Senin eşin benzerin yok. Sen en iyisin! Başarı vardır, başarısızlık yoktur, sonuçlar vardır.’ Böyle egoyu şişiriyorlar. Ondan sonra iş yerine gidiyor, kimseyi beğenmiyor. Eşine gidiyor, eşini eleştiriyor. ‘Benim kıymetimi anlayamadılar,’ ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ gibi. Bu çağda da özellikle insanların şu anda en büyük organları egoları olmuş.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, onayın ve takdirin &#8220;marifet iltifata tabidir&#8221; sözünde olduğu gibi teşvik edici bir rolü olduğunu ancak bunun bir ego tatmin aracına dönüştürülmemesi gerektiğini vurguladı. Sağlıklı başarı anlayışını ise bir yolculuk olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, “Başarı sonuç değil, süreçtir. Yolda olmaktır başarı. Yolda olan kişi, hedefe ulaşmak değil, yolda olmaktır. Bu şekilde düşünürse bir kimse, bugün merdiven çıkarken, ‘Bugün bir basamakla başarılı oldum ama önümde çok basamaklar var!’ der.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, son olarak dış ödüle bağımlı olmak yerine, kişinin kendi gelişimini takip ettiği &#8220;iç ödül&#8221; mekanizmasını çalıştırmasının önemine değinerek, &#8220;Bir hafta öncesine göre şunları başardım diyebilmek&#8221; gibi öz şefkat odaklı yaklaşımların daha kalıcı bir mutluluk ve başarı getireceğini belirtti.</p>
<p><strong>Başarı bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzün kıyasa dayalı başarı anlayışını eleştirerek, gerçek başarının dışsal alkışlara ve rüzgâra ihtiyaç duymayan &#8220;buharlı gemi&#8221; gibi içsel motivasyonla hareket etmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Başarının bir sonuç değil, süreklilik gerektiren bir yolculuk olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dış onaya bağımlı motivasyonun tehlikelerine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü gemi vardır: Bir yelkenli gemi, bir de buharlı gemi. Buharlı geminin rüzgâra ihtiyacı yoktur. İnsan buharlı gemi gibi olacak. Yelkenli gemi olsa hep dış nedene bağlısın, rüzgarla, alkışla beslenirsin. Eğer motivasyonu içten bulursa, hiçbir şey seni engelleyemez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Derin ilişki kurabilmek de başarıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yüzeysel ilişkilerin hakim olduğu bu çağda, başarının en önemli tanımlarından birinin de anlamlı ve derin bağlar kurabilme yeteneği olduğunu ifade etti. Bu tür ilişkilerin yalnızlık duygusunu giderdiğini ve bunun başlı başına bir başarı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Derin ilişki kurabilmek de başarıdır. Şu an bu çağda yüzeysel ilişkiler var, derin ilişki kuramıyor insanlar. O derin ilişki insanda yalnızlık duygusunu gideriyor. Bakıyoruz birçok problemin, gençlerin yanlış davranışının arkasında ‘benim farkıma var’ davranışı var. Beni gör, bana değer ver davranışı var. Duygusal bağ kuran kişiler yalnızlık hissetmez ki.” dedi.</p>
<p>Sürekli görünür olmanın ve parmakla gösterilmenin başarı olarak algılanmasının getirdiği risklere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Parmakla gösteriliyor olmak bir insanın hayatında kayalıklarda yürümeye benziyor. Düştüğün zaman bir tarafını kırarsın. Ovada yürümek kolaydır. Ortalama bir insan olmak, ovada yürümek gibidir. Düşsen bile kalkarsın, ama kayaların üzerinde yürürken bir hatayla bir anda karizman çizilir. Bu da risk oluşturur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünür</strong></p>
<p>Başarı arayışının arkasındaki nörolojik mekanizmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İki türlü ödül var: Biri peşin ödüller, bir de uzun vadeli ödüller. Akıllı kişiler uzun vadeli ödülleri düşünerek beynindeki ödül merkezini öyle kullanır. Bu, serotonin odaklı sistemdir; fikir, ideal, anlam peşinde koşar. Dopamin odaklı beyin ise anlık ödüllerle yaşar. Biri bitince tekrar başlar. Bu, haz odaklıdır ve sürdürülebilir değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Herkesin kendi başarı tanımını yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Keşke ve acabalarla uğraşmak yerine, ‘Ne yapabilirim?’ odaklı olmak gerekiyor. Ve ikinci hemen şu soruyu sor: ‘Nereden başlamalıyım?’ Bir yerden başlamalıyım. Başarı da böyle yapmak gerekiyor. Elmayı kocaman ağzına yutmaya çalışırsan yutamazsın, parçalara ayırırsın.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern başarı anlayışının insanları kronik strese sokarak antidepresan kullanımını patlattığını belirterek, gerçek başarının başarısızlıklardan ders çıkarmak ve psikolojik esneklik kazanmak olduğunu söyledi.</p>
<p>Öfke anında soğukkanlı kalabilmenin başarı yolundaki en önemli yeteneklerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu duygunun manipülatif kişiler tarafından bir silah olarak kullanılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bazı insanlar öfkelendirir, başarısız hissettirir ve onun üzerine, ‘Sen zaten böylesin, bak. Hiçbir şeyi başaramıyorsun. Ben olmasam sen hiçsin!’ der, o kişiyi esir alır, köleleştirir. Toksik kişiler yapar bunu. Toksik üçlü dediğimiz bu kişilerde empati yoksunluğu vardır, egolarını çok üstün görürler, eleştiriye kapalıdırlar ve hedefe ulaşmak için her şey serbest derler.” dedi.</p>
<p>Günümüzün &#8220;daha çok şeye sahip olma&#8221; odaklı başarı kültürünün insanları kronik strese soktuğunu ve bunun bedelinin ruh sağlığıyla ödendiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Toksik başarı öğretisi yapan modernizm, ‘mükemmel olmalısın, hep alkışlanmalısın’ diyor. Bu, kronik strese sebep oldu. Şu an New York&#8217;ta, İstanbul&#8217;da da öyle, kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi. Neden insanlar bu kadar antidepresan alıyor? Eğer yaşam felsefesi değişmezse 2030&#8217;larda antidepresan satışı daha çok olacak. Burada bir şeyler yanlış gidiyor demektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsanın kendisiyle yüzleşmesi…</strong></p>
<p>İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin çok büyük bir özgüven işareti olduğunu ve en büyük özgüven ölçüsünün de insanın kendini sorgulaması, kendisini, üçüncü bir kişi gibi, &#8220;Benim güçlü yönüm bu, zayıf yönüm bu. Bu olayda bu hata oldu. Bu bana ne öğretti?&#8221; diyebilmesi olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu bir olgunlaşma işaretidir. Bu insanın kişilik olgunluğuyla bilgeleşmesidir. Bunu uygulaması kolay değil ama en azından bu yolda olmak gerekiyor. Başarısızlıklardan ders alabilmek sadece mesela… Akademik başarı alanında değil sadece, hayat başarısı alanında da öyle.” diye konuştu.</p>
<p>Evliliğin bitmesini bir &#8220;başarısızlık&#8221; olarak görmenin yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ayrılmak bir seçenek değil, bir sonuçtur.&#8221; dedi</p>
<p>Başarısızlıklar karşısında savunmaya geçmenin insani bir refleks olduğunu Nasreddin Hoca&#8217;nın &#8220;Eşekten düşünce zaten inecektim!&#8221; fıkrasıyla anlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, olgunlaşmanın ve bilgeleşmenin yolunun öz eleştiriden geçtiğini belirtti.</p>
<p><strong>Empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki karşılığı &#8220;insaf&#8221;</strong></p>
<p>Hayat başarısında duygusal zekanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, empati kelimesinin kültürel kodlarımızdaki en doğru karşılığının &#8220;insaf&#8221; olduğunu söyledi. Kelimenin kökenine inerek derin bir analiz sunan Prof. Dr. Tarhan, “Empatiyi ifade eden en güzel kelime insaf kelimesidir. İnsaf kelimesi Arapça ‘nısf’ kökünden geliyor. ‘Nısf’ da yarı demek. Yani elmanın yarısı gibi. İlişkilerde sadece kendi yarından bakma, ‘İnsaflı ol. Diğer tarafın yarısından da bak!’ gibi. İnsaf kelimesi aslında olayları empatik, büyük resmi görerek ele alabilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221;</strong></p>
<p>Başarısızlıklar ve zorluklar karşısında yıkılmamanın sırrının &#8220;psikolojik dayanıklılık&#8221; olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu kavram için &#8220;psikolojik elastikiyet&#8221; tanımını önerdi.</p>
<p>Düşünce katılığı olan kişilerin aksine, esnek zihinlerin olaylardan ders çıkararak güçlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik dayanıklılığın karşılığı aslında psikolojik esnekliktir. Kişi olay karşısında esner, bir şey öğrenir, tekrar eski haline gelir. Engelsiz sorunsuz bir yakın ilişki olmaz, muhakkak olacak. Olduktan sonra burada bunun ‘yüzde kaçından ben sorumluyum, yüzde kaçından karşı taraf sorumlu?’ diyecek ve gerekiyorsa hata yaptıysa özür dilemeyi bilebilecek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Gerçek mutluluğun dış koşullara bağlı olmadığını, &#8220;otantik mutluluk&#8221; olarak tanımlanan bu durumun bir içsel olgunluk hali olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Otantik mutluluk, cezaevinde de olsa mutlu olabilmektir. Sarayda da olsa şımarmamaktır. Her ortamda mutlu olmayı başaran, dört mevsim açan çiçekler var ya, onun gibidir.” dedi.</p>
<p>Başarısızlığı bir tehdit olarak değil, &#8220;gelişme fırsatı&#8221; olarak görmenin önemine işaret ederek, “Birçok kimse başarısızlık korkusu nedeniyle başarı yolunda ilerleyemiyor. Başarısızlık korkusu olan kişiler başkasını kolayca suçluyor. Eleştiriye kapalı kişiler de böyle. Problem çözme becerisi olan bir kişiler başarısızlığı da çözer ve bir şeyler öğrenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-istanbulda-kanalizasyonlarda-antidepresan-olculebilir-hale-geldi-585330">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;İstanbul&#8217;da kanalizasyonlarda antidepresan ölçülebilir hale geldi.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[nöroteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[pusula]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yarının]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde </span></span></span></b><span><span><span>“<b>Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. Nöroteknoloji bilim alanının bugün ve yarının bilim alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, nöroteknolojinin artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Gelecekte bilim alanında farklı disiplinlerin bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” dedi.</b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Açılış Töreni, Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törene Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İran, Kanada, Hindistan, Tanzanya’nın İstanbul Konsolosluğu’ndan temsilciler, Emekli Büyükelçi Naci Koru, Kağıthane Kaymakamı Yüksel Kara, Bağcılar Kaymakamı Abdullah Uçgun, Kâğıthane Belediye Başkan Yardımcısı Levent Dirice ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de bulunduğu davetlilerin yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Törenin açılışında sahne alan İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Orkestrası seslendirdiği eserlerle büyük beğeni topladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bir üniversitenin başarısı, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, üniversite olarak eğitime, bilime ve araştırmaya yön veren yenilikçi ve uluslararası düzeyde kabul görmüş öncü bir üniversite olmayı arzu ettiklerini belirterek “Elbette tüm saygın yükseköğretim kurumları gibi biz de uluslararası metriklerde yer almayı, her geçen yıl daha iyi sıralamalara ulaşmayı hedefliyoruz. Ancak biliyoruz ki bir üniversitenin başarısı yalnızca aldığı derecelerle değil, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür. Bu bağlamda, gençlerimize sadece mesleki bilgi ve beceri kazandırmakla yetinmiyor; onları adalet, merhamet, özgürlük, insan onuru gibi temel insani değerlerle donatarak dünyaya iyi bireyler olarak kazandırmayı da asli görevimiz sayıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilginin insanlığın yararına kullanılması da bizim sorumluluğumuzda”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar bize bu sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermekte” diyen Prof. Dr. Kocabıçak, şunları söyledi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gazze’de aylardır insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına yazılacak bir vahşet yaşanıyor. Çocuklar, kadınlar, masum siviller hayatlarını kaybediyor; şehirler haritadan siliniyor, bir halk sistematik biçimde yok edilmeye çalışılıyor. Bu tablo, bilimin ve teknolojinin insanlık değerlerinden, hukuktan ve vicdandan koparıldığında nasıl bir yıkım aracına dönüşebileceğinin acı bir göstergesi aslında. Üniversiteler olarak bilgiyi üretmek kadar, o bilginin insanlığın yararına kullanılmasını sağlamak da bizim sorumluluğumuzda. Bu nedenle sadece aklı değil, vicdanı da büyüten; sadece zihinleri değil yürekleri de eğiten bir yükseköğretim anlayışına inanıyoruz. Akademik özgürlükten insan haklarına, ifade hürriyetinden adalete kadar bizi biz yapan bütün değerlere sahip çıkmak ve onları güçlendirmek, yalnızca akademik bir görev değil, tarih önünde ahlaki yükümlülüğümüz. Bu sorumluluk bilincimizin bir yansıması olarak, Gazze’de yaşanan insanlık dramını görünür kılmak ve vicdanlarımızda daha derin bir farkındalık yaratmak amacıyla bir fotoğraf sergisi hazırladık. Serginin açılışını, bu törenin hemen ardından gerçekleştireceğiz. Hepinizi, bu sergiyi gezmeye ve tanıklığınızla bu sessiz çığlığa ortak olmaya davet ediyorum.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den açılış dersi: “Beyin: Görünmez Pusula”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyindeki nöronların pusula işlevi gördüğünü belirten Prof. Dr. Yasin Temel, “Beynimizde gerçekten bir pusula var. Spesifik nöronlar bu görevi üstlenir. Bir grup araştırmacı sinekler üzerinde yaptığı araştırmada GPS navigasyon nöronları tespit etmiştir. <span>Yapılan çalışmalar, sineklerin nöronlar sayesinde yemek ve</span> ışık gibi işaretlemelere göre yönünü belirleyebildiğini ortaya koyuyor. Bu nöronlar o anda kayıt altında ve spesifik bir bölgede bu nöronların aktif olduğu tespit edilebiliyor. Pusula sadece GPS veya yön değil, aslında beynimizde pek çok pusula var” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Beyinle ilgili çalışma alanı artık multidisipliner bir alan”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin ve sinir cerrahisi alanında ekibiyle beraber yaptığı çalışmalardan örnekler sunan Prof. Dr. Yasin Temel, günümüzde özellikle epilepsi, Tourette Sendromu, kulak çınlaması gibi beyin fonksiyonlarıyla ilgili çalışma ve araştırmaların sadece beyin cerrahisi ile değil, nöroloji ve bilgisayar mühendisliği gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışmasıyla gerçekleştiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyanın önde gelen epilepsi merkezlerinden birinde gerçekleştirilen bir ameliyatta beyne yerleştirilen elektrotlar sayesinde epilepsinin beynin hangi bölgesinde oluştuğunun tespit edilebildiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Tespitlerin ardından o bölge ameliyatla çıkarılıyor. Enteresan olanı biz bu elektrotları günlerce bilgisayara bağlıyoruz. Nöronları takip ediyoruz. Akademisyenler, nörologlar ve aynı zamanda mühendislerle birlikte bir takım çalışması yapıyoruz. Bilgisayar mühendisliği ile beraber aslında beyni analiz ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Nöroteknoloji hayatımıza çoktan girdi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Beyin kontrol edildi, her şey kontrol edildi diyenler var. Aslında biz buna nöroteknoloji diyoruz. Nöroteknoloji bilim alanı, bugün ve yarının bilim alanı ama günlük hayatımıza çoktan girdi. Birçoğunuzun akıllı telefonu var. Bütün tercihlerinizi ve davranışlarınızı kaydediyor. Akıllı ev sistemleri var. Ne zaman geldiğinizi, ne zaman çıktığınızı, kaloriferin hangi gün kaç derecede olması gerektiğini, hangi saatte nerelerde olduğunuzu kaydedip analiz ediyor. Akıllı araçlar aynı şekilde ne aldığınızı, neler araştırdığınızı ve beğenilerinizi tespit ediyor. Kısacası davranışlarımızı zaten bilgisayarlara bağladılar. Güçlü firmalar insanları kendilerine bağlamak için çok uğraştı. İnanılmaz yatırımlar yapıldı ve hedefe ulaşıldı” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilimde multidisipliner çalışma misyonumuz…”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gelecekte bilimde bütün alanların bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, sözlerini, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” şeklinde tamamladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Akademik başarı gösteren akademisyenlere plaket takdim edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende akademik başarı gösteren akademisyenler ve akademik başarı alan öğrencilere plaket takdim edildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gazze’deki insanlık dramına “Tanıklık” edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış töreni kapsamında Creative Lab’da Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek üzere düzenlenen “Tanıklık” başlıklı fotoğraf sergisi de açıldı. Serginin açılışını Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve rektör yardımcıları ile dekanlar yaptı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 15:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[badur]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilere]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[nfluenza]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584604</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” başlıklı panelde, ciddi bir hastalık olan grip, griple mücadele, riskli grupların alması gereken önlemler ve grip aşıları ele alındı. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, influenza başta olmak üzere virüslerin çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırladığını belirterek özellikle risk gruplarında grip aşısının önemini vurguladı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından “Bilimsel Etkinlikler Serisi 2025-2026” kapsamında düzenlenen ilk etkinlik olan “Grip ve Grip Aşılarının Önemi” panelinde alanında uzman akademisyenler bir araya gelerek grip ve grip aşılarını pek çok yönüyle ele aldı. İstanbul Atlas Üniversitesi Dr. Ralph A. Defronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyumda grip virüsü, gripten korunmanın yolları ve grip aşılarına ilişkin bilgi verildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Faruk Aydın: “Grip ciddi sorunlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığıdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panelin açılış konuşmasını yapan Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın, özellikle kış aylarında sıkça karşılaşılan ve her yaştan bireyi etkileyen grip (influenza) üzerine bilgi paylaşımında bulunmak, güncel gelişmeleri değerlendirmek ve doğru bilinen yanlışları ele almak istediklerini söyledi. Gribin çoğu zaman hafife alınsa da toplum sağlığı açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Özellikle risk grubundaki bireyler için erken tanı, etkili korunma yöntemleri ve doğru bilgilendirme büyük önem taşımaktadır. Bu panelde alanında uzman konuşmacılarımız sayesinde grip virüsünün yapısından aşılama politikalarına, toplumda bağışıklık geliştirme stratejilerinden salgın yönetimine kadar birçok önemli konuyu ele alacağız” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Selim Badur: “İnfluenza virüsleri bakterilerin işini kolaylaştırıyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip Sadece Grip midir?” başlıklı konuşmasında gribin asla sadece basit bir solunum yolları enfeksiyonu olmadığını belirterek grip enfeksiyonunun ölüme yol açmasının nedenlerine değindi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyada çeşitli tarihlerde yaşanan pandemilerde çok sayıda insanın yaşamını yitirdiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Bu insanlar neden ölüyor? Birincisi influenza virüsleri, bakterilerin işini kolaylaştırıyor. Bir de kendileri çok patojen ve ölümcül olabiliyorlar. Biliyoruz ki influenza başta olmak üzere virüsler, çeşitli bakteri enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktalar. Viral enfeksiyonu takiben ikincil bakteri enfeksiyonlarını kolaylaştırıcı birtakım değişimler yaşanıyor. Bariyer işlevi zayıflıyor, bakteri reseptörlerinin önü açılıyor. İmmünolojik parametreler değişiyor ve mikro çevre değişiyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnfluenza ile kalp krizinden ölüm arasında epidemiyolojik ilişki var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İngiltere ve Hong Kong’da yapılan bazı çalışmalara değinen Prof. Dr. Selim Badur, “İnfluenza aktivitesinin arttığı aylarda, haftalarda kalp krizinden ölenlerin sayısında artış oluyor. Demek ki aralarında bir ilişki olduğu epidemiyolojik olarak gösteriliyor. Nitekim grip gibi solunum yolları enfeksiyonları yetişkinlerde miyokardit enfeksiyonu ve inme riskini artıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılama ile yoğun bakıma yatışlar azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gripten korunmada en etkili yöntemlerden biri olan aşılarla ilgili çalışmalardan örnekler veren Prof. Dr. Selim Badur, “Hong Kong’da 60-65 yaş üzeri 30- 32 bin kişiyle yapılan bir çalışmada bu kişilere pnömokok ve influenza aşıları uygulandığında iskemik atak, akut miyokardit enfarktüsü, yoğun bakıma yatışların ciddi olarak azaldığı görülmüş. Grip sadece basit bir solunum yolu enfeksiyonu değil ve nitekim solunum yolu enfeksiyonuna yol açan 200 üzerinde etken var. Bunların içinde gribe karşı aşı var ve bu aşı önemli bir aşı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Asıl riski virüsün kendi oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Özellikle mRNA aşıları ile kardiyovasküler hastalıklar arasında ilişki olduğu yönündeki görüşlerin bilimsel dayanağı olmadığını belirten Prof. Dr. Selim Badur, “Covidle ilgili yapılan çalışmalarda mRNA aşısı sonrası miyokardit riskinin 100 binde 2 olmasına karşın, enfeksiyonun kendisiyle ağır şekilde covid geçirenlerde 100 binde 226 oranında kalp sorunu yaşandığı ortaya çıktı. Demek ki asıl kardiyovasküler soruna yol açan mekanizmayı virüs oluşturuyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran: “Gebelere aşılama öneriliyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, influenza virüsünün yapısı ve tipleriyle ilgili bilgi verdi. Yaşlılar, KOAH hastaları ve gebelerin de aralarında bulunduğu riskli gruplar için de aşılamanın önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gebelik döneminde aşılamanın önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Eran, “Riskli grupta gebeler var. Gebelerde ciddi riskler oluşabilir. 1918- 1919, 1957-1958 ve 2009 -2010 yıllarında meydana gelen pandemilerde de gebe kayıpları gözlenmiş. Gebelerin influenza dönemlerinde hastaneye yatış oranları da diğer dönemlere göre iki kat daha fazla. En yüksek hastaneye yatış ilk üç ayda ve doğuma yakın zamandaki dönemde gerçekleşiyor. Kronik hastalığı olan gebelerde hastaneye yatış oranı sağlıklı gebelere oranla daha fazla. Peki bizim gebe bağışıklık hedeflerimiz ne? Hamilelik sırasında anne ve fetüsü korumamız lazım. Bu durumda annenin aşılanması öneriliyor. Doğumdan sonraki haftalarda anne sütüyle beraber 6 ay boyunca antikor bebeği koruyacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi: “Okul çağı çocukları toplum bulaşında kilit rol oynuyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi ise pediatrik açıdan gribin önemli sonuçlara yol açacağını belirterek bebek ve çocuklarda aşılamanın önemini anlattı. Dünya genelinde mevsimsel salgınlar yapan yüksek bulaşıcı bir viral hastalık olan influenzanın tüm yaş gruplarını etkilediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Ancak 5 yaş altı çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olan bireyler ciddi komplikasyon riski altındadır. Enfeksiyon okul çağındaki çocuklardan hızlı yayılır ve toplum bulaşında kilit rol oynar” uyarısında bulundu. Grip aşısının grip mevsimi boyunca (eylül-mart ayları arasında) yapılabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şenay Zengi, “Aşının koruyucu etkisi uygulamadan yaklaşık 2 hafta sonra başlar. Bu nedenle gribin sık görülmeye başladığı dönemden hemen önce aşı olması önerilir. Aşılanmayan kişiler mart ayı sonuna kadar aşı yaptırabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-selim-badur-influenza-virusu-bakterilere-zemin-hazirliyor-584604">Prof. Dr. Selim Badur: &#8220;İnfluenza virüsü bakterilere zemin hazırlıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Üniversitesi, yeni akademik yılı başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-yeni-akademik-yili-basladi-584590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 14:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mekan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olarak yola çıkan, tıp, sağlık, bilim ve teknoloji başta olmak üzere farklı alanlara yönelik pek çok akademik çalışmanın öncülüğünü yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı törenle açıldı.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-yeni-akademik-yili-basladi-584590">Üsküdar Üniversitesi, yeni akademik yılı başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olarak yola çıkan, tıp, sağlık, bilim ve teknoloji başta olmak üzere farklı alanlara yönelik pek çok akademik çalışmanın öncülüğünü yürüten Üsküdar Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı törenle açıldı. <strong> </strong></p>
<p>Üsküdar Kaymakamı Adem Yazıcı, 22. 23. 24. Dönem Milletvekili Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Halide İncekara ve Eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyesi Mustafa Ataş’ın da katılımıyla Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’ndaki törenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör yaptı.<strong> </strong>Yeni akademik yılın ilk dersini de Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Rektör Danışmanı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak “Gazze’nin Psikopolitiği”<em> </em>konusunda verdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Hedefimiz, ilk 500 bandına ulaşmak”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 2025-2026 akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada, üniversitenin kısa sürede ulaştığı uluslararası başarıların “takım ruhu” ve “sistemli yönetim anlayışı” yla mümkün olduğunu vurguladı. </p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Times Higher Education sıralamalarında Üsküdar Üniversitesi’nin Türkiye’deki vakıf üniversiteleri arasında ilk sırada, dünya genelinde ise 600-800 bandında yer aldığını hatırlatarak, “Bu başarı, 10-15 yıl gibi kısa bir sürede dünya üniversiteleri ligine girebilmiş olmanın göstergesidir. Hedefimiz, ilk 500 bandına ulaşmak” dedi. </p>
<p><strong>“Sistem toplumu olmayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Üsküdar Üniversitesi’nin öğrenci odaklı bir vizyonla, adil ve şeffaf yönetim ilkelerini benimsediğini vurguladı. Üniversitenin mottosunda yer alan eleştirilebilirlik, özgürlükçülük, çoğulculuk ve katılımcılık değerlerinin kurumsal kültürün temelini oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Gelişmiş toplumların en büyük özelliği sistem toplumları olmalarıdır. Güç kişilerde değil, kurallarda olmalıdır. Biz de üniversitemizde böyle bir kurumsal yapı oluşturuyoruz; kişiler değişse de sistem işlemeye devam etmeli” dedi. </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin hem öğrenciler hem çalışanlar arasında güçlü bir aidiyet duygusu oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu ortak inanç ve birliktelik, başarımızın en önemli teminatıdır” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Kalite bizim artık sabit gündemimiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, 2025-2026 akademik yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, üniversitenin “kalite” ve “takım ruhu” ilkeleriyle emin adımlarla ilerlediğini vurguladı.</p>
<p>“Kalite bizim artık sabit gündemimiz.” diyen Prof. Dr. Güngör, kalite güvencesi ve akreditasyon süreçlerinin üniversitenin öncelikli hedeflerinden biri olduğunu belirtti. Prof. Dr. Güngör, “YÖKAK’a kalite başvurumuzu yaptık. Kasım ayı içerisinde kalite belgemizi almış olmanın mutluluğunu paylaşmayı umuyoruz. Çünkü bu yolda epey çalıştık, sistemimizi oluşturduk, şimdi heyecanla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bilim üreten üniversiteyiz”</strong></p>
<p>Eğitim-öğretimin yanı sıra bilimsel üretimin de üniversitenin en temel misyonlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Son yıllarda TÜBİTAK projeleri ve bilimsel yayın sayılarında ciddi artış yaşandı. Son bir yılda yayın sayımızı iki katına çıkardık, onaylanan projelerimiz üç katına çıktı. Patentlerimiz, TÜBİTAK başarılarımız, öğrencilerimizin kazandığı ödüller; tüm bunlar Üsküdar Üniversitesi’nin yükselen ivmesini ortaya koyuyor.” diye konuştu. </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin küresel arenadaki görünürlüğünün de her geçen gün arttığını ifade eden Prof. Dr. Güngör, “Times Higher Education sıralamalarında ilk 600’e yükseldik. Artık Türk Üniversiteler Birliği üyesiyiz. Bu bizim için çok değerli bir adım. Diğer uluslararası birliklerle de temaslarımız sürüyor. Üsküdar artık sınırları aşan bir üniversite.” dedi.</p>
<p><strong>“Takım olmayı başardık”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda “takım olma” kavramına vurgu yapan Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitenin başarısının temelinde güçlü bir ekip ruhu olduğunu söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Üsküdar Üniversitesi’nin en önemli özelliklerinden biri uyumlu bir takım olması. Takım olmak sadece bir arada bulunmak değil, duygusal bir bağ kurmaktır. Biz bu duygusal birliği sağladık. Bu üniversite bir aile.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın liderliğinin bu birliktelikte önemli bir payı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Hocamızın liderliği hepimizi birbirimize bağladı. Artık başka seçenek yok, çünkü biz bir takımız.” dedi.</p>
<p><strong>“Gazze’nin Psikopolitiği”</strong></p>
<p>Yeni akademik yılın ilk dersini de Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak “Gazze’nin Psikopolitiği”<em> </em>konusunda beraber verdi. Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ve Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Gazze’de yaşananların sadece politik değil, aynı zamanda derin bir psikolojik ve ruhsal boyutu bulunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bir tür etnik narsizm ile karşı karşıyayız”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, soykırımın arkasındaki psikolojik mekanizmaları açıklarken, tarihteki örneklerle Gazze’deki durumu ilişkilendirerek, “Hitler döneminde olduğu gibi bugün de bir tür etnik narsizm ile karşı karşıyayız. ‘Üstün ırk’, ‘seçilmiş halk’ gibi inançlar kötülüğü meşrulaştırıyor.” dedi.</p>
<p>İsrail’deki söylemlerin “biz üstünüz, vadedilmiş toprakları savunuyoruz” anlayışıyla şekillendiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu düşüncenin politik bir dini yorum haline getirildiğini ve “Bu anlayışla yetişen nesiller, karşı tarafı insan olarak görmüyor. Bu da zulmü normalleştiriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gazze’de insanlar sürekli kayıp yaşıyor”</strong></p>
<p>Gazze halkının maruz kaldığı travmaya değinen Prof. Dr. Tarhan, Freud’un “yas ve melankoli” kavramları ile Viktor Frankl’ın logoterapi yaklaşımını hatırlattı. Prof. Dr. Tarhan, “Gazze’de insanlar sürekli kayıp yaşıyor ama yas tutacak vakit bulamıyorlar. Buna rağmen yaşadıkları acıya anlam yükleyerek dayanıyorlar. Viktor Frankl’ın dediği gibi; ‘İnsan bir acıya anlam yüklerse, o acıya dayanabilir.’ Gazzeliler için bu anlam şehitlik ve inanç üzerinden şekilleniyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Gazze’nin yaşadığı bu travma, Filistin’in değil, insanlığın vicdan sınavıdır” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Gazze’deki direncin “travma sonrası büyüme” örneği olduğunu ifade ederek, “Bu halk yenilgiyi kabul etmedi. Travmayı anlamlandırarak, umuda ve dirence dönüştürdü. Bu, küresel vicdanı da harekete geçirdi.” dedi.</p>
<p>Dünyadaki sessizliğe de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bugün kötülüğün yayılmasının en büyük nedeni sessizliktir. Kötülüğe sessiz kalanlar, kötülüğün ortağı olur. Gazze’nin yaşadığı bu travma, sadece Filistin’in değil, insanlığın vicdan sınavıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mekanın bireysel ve kolektif bilinçaltındaki temsilini merkeze alan analizinde, kutsal alanların anlam yüklemeleri üzerinden barışın ve umudun yeniden inşasının gerekliliğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Gazzeliler kendi vatanlarını korudu”</strong></p>
<p>Filistin halkının direnişini ise hem psikolojik hem etik çerçevede değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, “Filistinlileri büyük bir küresel örnek olarak görüyorum… Onlar haklıyken haksız duruma düşmemek için intihar komandosu gibi masum sivili hedef alan eylemlerden kaçındılar—bu saygı kazandırdı. Gazzeliler kendi vatanını korudu. Dinin öğretilerinin dışına çıkmadı. İsrailli esirlere çok ciddi iyi davranıldığıyla ilgili de çok ciddi kanıtlar var.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, barışın korunmasının ve travmaların felaket yaratmamasının önemine değinerek, “Gerçekten bu savaşta böyle şartlarda ayakta kalabilmek büyük bir başarıdır. İnşallah Gazze’yi daha az konuşacağımız günler olur.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Gazze’deki durum planlı ve örgütlü bir soykırım”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, konuşmasında Gazze’deki durumu yalnızca bir savaş ya da çatışma değil, planlı ve örgütlü bir soykırım olarak tanımladı. Soykırımın yalnızca insan bedenine değil, aynı zamanda insanın ruhuna, kimliğine ve belleğine yönelen bir saldırı olduğunu belirten Prof. Dr. Kaynak, “Bu, insanı değersizleştiren, onu istatistik bir veri haline getiren bir anlayıştır.” dedi.</p>
<p><strong>“Kötülüğün sıradanlaşması”</strong></p>
<p>Soykırımın aşamalarına değinen Prof. Dr. Kaynak, “Önce bir topluluğu etnik ya da kültürel olarak sınıflandırırsınız, sonra damgalarsınız, ardından insan dışı hale getirirsiniz. Bu noktada artık onun imhası meşrulaşır. Çünkü insanlar artık karşısındakini insan olarak görmez.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Kötülüğün sıradanlaşması” kavramına vurgu yapan Prof. Dr. Kaynak, Hannah Arendt’in Nazi subayı Adolf Eichmann’ın yargılanmasına dair analizini hatırlattı ve “Arendt’e göre kötülüğün en tehlikeli hali, fark edilemez hale gelmesidir. İnsan, kötülüğü sıradanlaştırdığında, zalimlik artık görünmez olur.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, Gazze’de yaşananların yalnızca insan kaybı veya fiziksel tahribat olmadığını; bunun aynı zamanda kolektif hafıza, kimlik ve gelecek tahayyülüne yönelik sistematik bir saldırı olduğunu kaydederek, “Mekana saldırı ve yurtsuzlaştırma aslında aynı şey. Bir mekanın yıkımı sadece insan bedeninin yok olması anlamına gelmiyor. Mekan dediğimiz yer… bir hafıza mekanı, bir ortak ilişkiler mekanı, beraber ortak bir hikayenin mekanı. Saldırıların hedefinin yalnızca birey değil, ortak yaşam alanları da…” dedi.</p>
<p><strong>“Gazze Filistin’in merkezi”</strong></p>
<p>Gazze’nin Filistin için taşıdığı merkezi konumu hatırlatan Prof. Dr. Kaynak, “Gazze’nin şöyle bir anlamı var. Filistin’in merkezidir Gazze. Bu, soykırım kolektif hafızaya yönelik bir saldırıdır. Ölüm tehdidi, açlık, daimî bir yaşam tehdidi altında yaşamak ‘şimdiki zamanın çökertilmesi’ algısı yaratıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, uluslararası kamuoyunda yaşanan duyarlılığın önemine değinerek, “Bu bir insanlık davasıdır. Bu çapta bir soykırım, bütün dünyanın gözleri önünde naklen izlenerek yaşanıyor. İnsanlığın gözünde ben de Filistinlileri bu zaferi kazanmış ilan ediyorum; büyük bir direniş gösterdiler.” dedi.</p>
<p><strong>ISIF 2025’te ödül alan araştırmacılara teşekkür takdimi yapıldı</strong></p>
<p>Katılımın oldukça yoğun olduğu törende, 10. Uluslararası Buluş Fuarı (ISIF 2025)’te ödül alan araştırmacılara teşekkür takdimi, Meslekte 50. Yıl Plaket Takdim Töreni yapıldı.</p>
<p>Törende “Umbilical Cord Training Kit” adlı projesiyle Bronz Madalya kazanan Arş. Gör. Dr. Ebru Sağıroğlu’, “Gri Atık Suyun Değerlendirilmesine Yönelik Elektronik Akıllı Sifon Adaptör Sistemi” projesiyle Bronz Madalya kazanan Doç. Dr. Uğur Çini ve Hamada M.R. Abujazar, “Topuk Kanı Alma Cihazı” projesiyle Gümüş Madalya kazanan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan ve Dr. Öğr. Üyesi Günay Arslan, “(Rareasy) SMA Hastalığının Erken Tanı CE Taşıyıcılık Tespitinde Tek Adımda &#038; Kuru RT-PCR Tanı Kiti” adlı çalışmayla Gümüş Madalya kazanan Dr. Cihan Taştan önderliğinde Beyza Aydın, Buse Baran, Beste Gelsin, Hasret Araz ve İlayda Çavdar, “Temporomandibular Hipermobilite Aparatı” projesiyle Altın Madalya kazanan Dr. Dt. Hacer Fulya Üçem teşekkür belgeleriyle ödüllendirildi.</p>
<p><strong>Meslekte 50. Yıl plaketleri</strong></p>
<p>Törende Meslekte 50. Yıl Plaket Takdimleri de yapıldı. </p>
<p>Buna göre, Prof. Dr. Nazife Güngör, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ve Üsküdar Üniversitesi Yönetim Üst Kurulu Üyesi Fırat Tarhan, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a Meslekte 50. Yıl Plaketi takdim ederken, mesleğinde 50. Yılı dolduran; Prof. Dr. Sevil Atasoy, Prof. Dr. Osman Çerezci, Prof. Dr. Mehmet Savsar, Prof. Dr. Mehmet Yakup Tuna’ya da 50. Yıl plaketleri takdim edildi. </p>
<p>Törene katılamayan Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Prof. Dr. Nurper Ülküer ve Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ’a plaketleri daha sonra sunulacak.</p>
<p><strong>Akademik Yükseltme ve Cübbe Giyme töreni yapıldı</strong> </p>
<p>Akademik Yükseltme ve Cübbe Giyme ile 2025 Doktora Mezunları Diploma Takdim Merasimi de gerçekleştirildi. Doçentlikten Profesörlüğe, Dr. Öğretim üyeliğinden Doçentliğe yükseltilen akademisyenler cübbe giydi. Ayrıca Araştırma ve Öğretim Görevliğinden Dr. Öğretim Üyeliğine yükseltilen akademisyenler de cübbelerini törenle giydi</p>
<p>ÜÜ TV ve Üsküdar Üniversitesi resmi youtube hesabından canlı verilen program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-yeni-akademik-yili-basladi-584590">Üsküdar Üniversitesi, yeni akademik yılı başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 20:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[esrar]]></category>
		<category><![CDATA[ettiğini]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye'nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, "Bağımlılıkla Mücadele Konferansı" verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı Oryantasyon Günleri kapsamında, Türkiye&#8217;nin ve dünyanın en saygın adli bilimcilerinden Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, &#8220;Bağımlılıkla Mücadele Konferansı&#8221; verdi. Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu&#8217;nda gerçekleşen konferans NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu ve Çarşı Yerleşke Emin Nebi Salonu&#8217;ndan hibrit olarak takip edildi.</p>
<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasına öğrencilere &#8220;Merhaba, hoş geldiniz&#8221; diyerek başladı ve Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin yaşamlarının en keyifli yıllarını geçirecekleri bir yuva olduğunu belirtti. Öğrencileri başarılı bir dört yıl geçirmeye ve bu dönemin tadını çıkarmaya davet eden Prof. Dr. Atasoy, çap yapanların veya yüksek lisans, doktora programlarına devam edenlerin üniversiteyle bağlarının süreceğini ifade etti.</p>
<p>Uyuşturucu ve genel olarak bağımlılıkla mücadelenin tüm dünyada, her yaş grubunda karşılaşılan küresel bir sorun olduğunu, mücadelenin zorunluluğunu ve günümüzde artan önemini ele alan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın günümüzün sorunu olmadığını, on binlerce yıl önce bile insanoğlunun bitkileri farklı amaçlarla tükettiğini aktardı.</p>
<p><strong>Uluslararası sözleşmeler ve denetim</strong></p>
<p>Hiçbir ülkenin tek başına bu salgınla mücadele edemeyeceğinin anlaşılması üzerine, 1900&#8217;lerin başından itibaren uluslararası iş birliğinin başladığını anlatan Prof. Dr. Atasoy, günümüzde Türkiye&#8217;nin de imzacısı olduğu 1961, 1971 ve 1988 tarihli üç büyük uluslararası sözleşmenin bağımlılıkla mücadelede temel teşkil ettiğini, bu sözleşmelerin arz ve taleple mücadele ettiğini, denetim altındaki maddelerin (esrar, kokain, morfin, eroin, LSD, metamfetamin gibi) sadece bilimsel ve tıbbi amaçla kullanılması gerektiğini öngördüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, bu sözleşmelerin uygulanmasını denetleyen 13 kişilik bir müfettişler grubunun (Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu) bulunduğunu ve kendisinin de bu kurulun başkanı olduğunu açıkladı.</p>
<p><strong>Güncel durum ve yeni tehditler</strong></p>
<p>Günümüzde de madde bağımlılığı sorununun devam ettiğini, bazı ülkelerin madde kullanıcılarına hapis hatta idam cezası verdiğini, ancak buna rağmen bağımlılık oranlarının yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atasoy, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yüz binlerce ölüme neden olan, eroinden 50-100 kat daha güçlü fentanil maddesinin tehlikelerine dikkat çekti.</p>
<p>“Bir toplu iğne başı kadar kullanımı bile insanları felç edip ölüme götürebiliyor” diyen Prof. Dr. Atasoy, Fentanil&#8217;in şu anda Doğu Avrupa ülkelerine doğru geldiğini ve küresel bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Atasoy, sadece arzla mücadelenin (satıcıları toplama, gümrük kontrolleri vb.) yeterli olmadığını, kaçakçıların denizaltılar gibi akıl almaz tekniklerle madde taşıdıklarını belirterek, &#8220;Bir ürüne talep varsa eğer mutlaka bir şekilde insanlar onu bulurlar veyahut da ona benzer başka bir maddeyi ararlar ve kullanırlar&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığı</strong></p>
<p>Bağımlılığın orta çağda ve geçtiğimiz yüzyılın başına kadar bir &#8220;ahlaki mesele&#8221; olarak görüldüğünü, bağımlı kişilerin ahlaksızlıkla suçlandığını anlatan Prof. Dr. Sevil Atasoy, ancak günümüzde bu algının değiştiğini ve bağımlılığın &#8220;zararlı sonuçlarına rağmen tekrarlayan madde kullanımıyla karakterize edilen tıbbi bir durum&#8221; olarak tanımlandığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır&#8221; diyerek, Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere tüm tıp sektörünün bağımlılığı bir beyin hastalığı olarak kabul ettiğini, bu kronik hastalığın nüks edebileceğini ve engellenemediği takdirde ölümcül sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Küresel uyuşturucu kullanımı artıyor</strong></p>
<p>Tüm mücadelelere rağmen dünya genelinde uyuşturucu kullanımının arttığını dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Artmasının elbette değişik nedenleri var. Yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, tabii ki bunların başta gelen sebepleri arasında. Stresin yüksekliği, savaşlar vesaire bir sürü parametre insanların kimi zaman daha az uyumak, daha çok çalışmak, daha uzun aç kalmak ya da dertlerini unutmak için başvurduğu bir çözüm yolu.” diye konuştu.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl dünya genelinde bilinen yaklaşık 316 milyon kişinin uyuşturucu kullandığını açıklayan Prof. Dr. Atasoy, “Bu kişilerin oranı, 15–64 yaş arasındaki nüfusun yaklaşık yüzde 6’sına tekabül ediyor; başka bir deyişle, bu yaş grubundaki her 100 kişiden 6’sı en az bir madde kullanmış durumda. Bu oran muhtemelen daha da yüksek; çünkü istatistikler genellikle 15 yaş altı ve 64 yaş üstü grupları kapsamıyor; oysa bu yaş aralıklarında da madde kullananlar bulunuyor. Geçen yıl madde kullanıcılarının yaklaşık 244 milyonu esrar kullanımıyla öne çıktı; yani esrar, küresel madde kullanımında bir numaralı madde konumunda. Bazı ülkelerde esrarın serbestleştirildiği yönünde algılar olabilse de gerçek şu ki, esrar kullanımı hiçbir ülkede koşulsuz ve kayıtsız serbest değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne karnından itibaren tehlike başlıyor</strong></p>
<p>Esrarı sentetik opioidler, doğal opiatlar, amfetaminler ve kokain gibi maddelerin takip ettiğini anlatan Prof. Dr. Atasoy, &#8220;10 bağımlıdan dokuzu madde kullanımına 21 yaşından önce başlamıştır. Bu çok tehlikeli bir şey. Niye tehlikeli? Çünkü demek ki önleme ve farkındalık yapılacaksa eğer, 21 yaşından çok önce başlamak gerekir. Çünkü bağımlıların yüzde 90&#8217;ı çok daha küçük bir yaşta. Yani lisede, ortaokulda, hatta ilkokulda belki de… Veyahut da annesi hamileyken diyelim ki bir madde kullanmışsa, o yüzden ta o noktadan, anne karnından itibaren böyle bir tehlikenin içinde yaşamaya başlıyor.” dedi.</p>
<p>Üniversite yıllarının bir dönüm noktası olduğunu ve bu dönemde verilen kararların sağlık, eğitim, kariyer ve aile hayatını ciddi şekilde etkileyeceğini söyleyen Prof. Dr. Atasoy, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Şu anda doğru karar vermek durumundasınız. Nasıl vereceksiniz doğru kararları? Ama öncelikli olarak hayır demesini öğrenmeniz gerekir. Alkol, kuşkusuz toplumda en fazla zarar veren maddeler arasında yer alıyor. Neyse ki Türkiye’de alkol kullanımı Batı ülkelerindeki veya bazı başka bölgelerdeki düzeylere ulaşmamış durumda.”</p>
<p><strong>Antidepresan bağımlılığı yaygın bir sorun</strong></p>
<p>Öte yandan “yasadışı maddeler” olarak adlandırılan ve kullanım/üretim/dağıtımı sınırlandırılan çok çeşitli kimyasal ve doğal maddeler bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Atasoy, “Mantar veya bitki kaynaklı bileşenlerden, laboratuvar ortamında sentetik olarak üretilmiş tozlara kadar geniş bir yelpaze insanlarda bağımlılık geliştirebilir. Ayrıca bağımlılık yalnızca yasadışı maddelerle sınırlı değil: reçeteyle verilen bazı ilaçlara da bağımlılık gelişebiliyor. Antidepresanlar, anksiyolitikler ve uyku ilaçları gibi reçeteli müstahzarların kötüye kullanımı ve bağımlılığı yaygın bir sorun. Türkiye’de özellikle kadınların karşılaştığı bağımlılık vakalarında, esrar, eroin veya sentetik uyuşturucular kadar reçeteli ilaç bağımlılığının da önemli bir yer tuttuğu gözleniyor. Reçeteli ilaçların arkadaşlara verilmesi, reçetesiz kullanım, kaçakçılık ve sahte ilaç dolaşımı gibi sorunlar da mevcut; bu nedenle ilaçların doğru kullanımının denetlenmesi ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, sosyal medya (günde 6-7 saat Instagram, Twitter, TikTok kullanımı gibi) gibi davranış bağımlılıklarının da iş, eğitim, gündelik yaşam ve sağlığı olumsuz etkilediğini kaydederek, “Beynin ödül sistemini ele geçiren her şey bağımlılık yapar. Yiyecekler de bağımlılık yapar&#8221; diyerek konunun genişliğine işaret etti.</p>
<p><strong>Bağımlılığın nedenleri neler?</strong></p>
<p>&#8220;Acaba ben bağımlı olur muyum?&#8221; sorusuna yanıt arayan Prof. Dr. Atasoy, bağımlılığın tek bir nedeni olmadığını, genetik yatkınlık, ailede madde kullanımı, arkadaş çevresi ve toplumdaki kabul gibi birçok risk faktörünün bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin!</strong></p>
<p>Konferansının sonunda öğrencilere somut tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Atasoy şunları dile getirdi:</p>
<p>“Uyuşturucu bulunduğunu tahmin ettiğiniz ortamlardan mutlaka uzak durun (pasif içicilik riskine dikkat çekti). Uyuşturucu kullanmayan arkadaşlıklar edinin ve madde kullanan arkadaşlarınızı profesyonel destek almaya yönlendirin. Bir hayat kurtarırsınız bu sayede. En sıkıntılı ya da keyifli anlarınızda size uzatılan bir şeye ‘hayır demeyi’ öğrenin. Stresle başa çıkmayı öğrenin. Spor, basit egzersizler, yürüyüşler, nefes egzersizleri ve müzik dinleme stresi azaltır. Kısacası, beyninizi koruyun çünkü bu bir beyin hastalığıdır. Sağlık en değerli hazinedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bagimlilik-tedavi-edilebilir-kronik-bir-beyin-hastaligidir-583781">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Bağımlılık tedavi edilebilir, kronik bir beyin hastalığıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası&#8217;nın geleceği Kitap Fuarı&#8217;nda konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-dunyasinin-gelecegi-kitap-fuarinda-konusuldu-583437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 16:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[zorlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl “Anadolu Mayası” temasından yola çıkarak Türk Dünyası’nın köklü birlik ruhunu, ortak değerlerini ve kültürel sürekliliğini merkeze alan Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, önemli konu ve konuklarıyla devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-dunyasinin-gelecegi-kitap-fuarinda-konusuldu-583437">Türk Dünyası&#8217;nın geleceği Kitap Fuarı&#8217;nda konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl “Anadolu Mayası” temasından yola çıkarak Türk Dünyası’nın köklü birlik ruhunu, ortak değerlerini ve kültürel sürekliliğini merkeze alan Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, önemli konu ve konuklarıyla devam ediyor. Bu kapsamda AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen özel programda Türk Dünyası&#8217;nın ortak vizyonunu ve stratejik geleceğini anlattı.</p>
<p><b>ZORLU’NUN PROGRAMINA YOĞUN KATILIM</b></p>
<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, önemli bir söyleşiye daha ev sahipliği yaptı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Kocaeli Kongre Merkezi Akçakoca Salonu’nda düzenlenen özel programda Türk Dünyası’nın ortak vizyonunu ve stratejik geleceğini anlattı. Yoğun katılımın olduğu programa; AK Parti MKYK Üyesi Davut Coşkun Şiviloğlu, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Dr. Şahin Talus, AK Parti Kocaeli İl Kadın Kolları Başkanı Yasemin Özdemir, AK Parti İzmit İlçe Başkanı Halil Dokuzlar, AK Parti Kocaeli İl Gençlik Kolları Başkanı Doğan Orak ve çok sayıda vatandaş iştirak etti.</p>
<p><b>“TÜRK DÜNYASININ SESİ HER ALANDA DAHA GÜR ÇIKIYOR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Kürşad Zorlu, konuşmasında Türk Devletleri arasındaki ilişkilerin son yıllarda hızlı bir ivme kazandığını belirterek, “Vatandaşlarımız artık sadece ekonomik alanda değil, milli güvenlik ve savunma sanayii gibi kritik konularda da Türk Dünyası’nın birlikteliğini önemsiyor” dedi. Zorlu, Türk Dünyası’nın 2009’dan bu yana milli gelirini 4 kat artırarak 2.1 trilyon dolarlık bir ekonomik güce ulaştığını, Türkiye&#8217;nin ise bu ülkelerle dış ticaret hacmini 25 milyar dolara taşıdığını ifade etti.</p>
<p><b>KÜLTÜR VE SANATIN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ</b></p>
<p>Konuşmasında kültür ve sanatın önemine de dikkat çeken Zorlu, “Yapmak istediğimiz şey, nesillerimize bu bilinci verebilmek ve geleceğe taşıyabilmek. Kültür ve sanat bu noktada çok önemli. Bizi diğerlerinden farklı kılan, köklü bir tarihe ve ortak bir medeniyete sahip olmamızdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“ORTAK ALFABE VE DİL İÇİN TARİHİ ADIMLAR ATILIYOR”</b></p>
<p>Türk Dünyası’nda 34 harfli ortak alfabe çalışmaları için mutabakata varıldığını ve bu yönde somut adımların atıldığını vurgulayan Prof. Dr. Zorlu, Azerbaycan’da düzenlenen son zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ortak alfabe ile yazılmış bir Cengiz Aytmatov eserini liderlere takdim ettiğini belirtti. 2026 yılında düzenlenecek Bakü Türkoloji Kongresi’nin 100. yılı kapsamında büyük bir uluslararası buluşmanın planlandığını da paylaşan Zorlu, dil ve kültürdeki ortaklığın siyasi ve ekonomik iş birliklerine güç katacağını söyledi.</p>
<p><b>NAHÇIVAN-KARS KORİDORU VE ENERJİ ADIMLARI</b></p>
<p>Zorlu, Nahçıvan-Kars demiryolu hattı ve Türkmenistan doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasına dair atılan adımları da aktararak, bu projelerin sadece enerji değil, jeopolitik birlik açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı. Ayrıca Türk Dünyası Teşkilatı çatısı altında savunma sanayi alanında ortak tatbikat planlarının gündemde olduğunu belirten Zorlu, Stratejik Ortaklık ve Ebedi Dostluk Antlaşması taslağı üzerinde çalışıldığını ifade etti.</p>
<p><b>TÜRK DÜNYASI BULUŞMALARI KOCAELİ’DE BAŞLAYACAK</b></p>
<p>Prof. Dr. Kürşad Zorlu, “Türk Dünyası Buluşmaları” projesinin ilk adımının Kocaeli’de atılacağını duyurdu. Gençlere, öğrencilere ve akademisyenlere yönelik uluslararası düzeyde konserler, sergiler ve panellerin yer alacağı bu büyük organizasyonun, Türk Dünyası’nın renklerini buluşturması hedefleniyor.</p>
<p><b>ZORLU’YA ÖZEL BİR ALBÜM HEDİYE EDİLDİ</b></p>
<p>Program sonunda Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, Prof. Dr. Kürşad Zorlu’ya Kocaelili minyatür sanatçılarının hazırladığı özel bir albüm takdim etti. Söyleşi çekilen hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-dunyasinin-gelecegi-kitap-fuarinda-konusuldu-583437">Türk Dünyası&#8217;nın geleceği Kitap Fuarı&#8217;nda konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 15:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[smail]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Kitap Fuarı’na konuk olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hayatta iz bırakmaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Aydın, “Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428">Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Kitap Fuarı’na konuk olan Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hayatta iz bırakmaya yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Aydın, “Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><b>KİTAP FUARI’NDA SÖYLEŞİLER DEVAM EDİYOR</b></p>
<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, katılımcılara sadece bilgi değil ilham verici bir yolculuk deneyimi sunmayı sürdürüyor. Bu kapsamda birbirinden değerli yazarlar kitapseverler ile bir araya geliyor. Siyasetten edebiyata her konunun masaya yatırıldığı söyleşilere vatandaşlar yoğun ilgi gösteriyor. </p>
<p><b>“YAPAY ZEKA VE İNSANLIĞIN GELECEĞİ”</b></p>
<p>Kitap Fuarı’nda bilimsel bilgiyi felsefi bir perspektifle harmanlayarak okuyucularına sunan beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın da bir söyleşi gerçekleştirdi. Karamürsel Alp Salonu’ndaki söyleşide “Yapay Zeka ve İnsanlığın Geleceği” konusu ele alındı. </p>
<p><b>HAYATIN AMACI: ÖĞRENMEK VE İZ BIRAKMAK</b></p>
<p>Hayatın öğrenmek için olduğunu vurgulayan İsmail Hakkı Aydın, “Bu hayata ölmemek için geldik. Ölüm, hayatını boşa harcayanlar içindir. Şu an biz uykudayız; ölümle birlikte uyanacağız. Eğer hayatınızda bir iz bırakırsanız, ölümsüz olursunuz. Bizim amacımız, bu dünyaya katkı sağlamaktır. Eğer yokluğunuz bu alemde hissedilmiyorsa, varlığınız aslında bu aleme yük olur” dedi.</p>
<p><b>ALLAH’IN RIZASI, İLİM VE BİLİMDE GİZLİ</b></p>
<p>Konuşmasına devam eden Aydın, “Müslümanlık sadece takke takmak ya da çarşaf giymek değildir. Eğer Müslümanlar, Peygamberimizin Hendek Savaşı’ndaki sünnetini tam anlamıyla uygulasaydı, dünya şu anki haliyle olmazdı. Allah’ın rızası, tespih tanelerinde değil; kalemlerde, kütüphanelerde ve laboratuvarlarda gizlidir” dedi. Aydın, Alzheimer hastalığının giderek arttığı günümüzde, bu hastalığın şairler, hafızlar ve köşe yazarları gibi sürekli zihinsel faaliyet içinde olan kişilerde daha az görüldüğünü belirterek, katılımcılara düzenli okumaları konusunda uyarıda bulundu.</p>
<p><b>NEFSİNİ FEDA EDEN İNSAN MEVLAYA BAĞLANMIŞTIR</b></p>
<p>Karamürsel Alp Salonu’nun bir başka yazar konuğu ise, “Kuran ve Aşk’ konulu söyleşi ile Yusuf Yıldız oldu. Yıldız, Allah’ın kahrını da lütfunu da överek hayranlık ile karşılamış olan insanın Allah’a aşık olduğunu kaydetti. Aşkın, nefsini feda verircesine mevlaya bağlanmak olduğunu söyleyen Yıldız, “Allah, peygamber sohbeti yapıp doymamak iyi bir şeydir. Bela Allah’tan geldiğinde elhamdülillah diyeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-hakki-aydin-kitap-fuarinda-konustu-yoklugunuz-hissedilmiyorsa-varliginiz-yuktur-583428">Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Kitap Fuarı&#8217;nda konuştu; &#8220;Yokluğunuz hissedilmiyorsa, varlığınız yüktür&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583052</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Ege iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EÜ 1 Nolu Yemekhane önünde hibrit bir farkındalık çalışması olarak yapıldı.</p>
<p>Etkinlikte, Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer ve hekim adayları, öğrencilere meme kanseri konusunda erken tanı ve korunma yöntemlerini anlattı. Öğrenciler, katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin önemine dair mesajlar verdi.</p>
<p><b>“Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor”</b></p>
<p>Etkinlikle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Meme kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen tümörlerden biridir. Farkındalık ve erken tanı giderek önem kazanıyor. Her ay yalnızca beş dakika ayırarak memelerdeki şişlik, renk değişikliği, meme başında içe dönme veya kanlı akıntı gibi belirtiler fark edilebilir. Düzenli mamografi ve ultrasonografi ile de belirti vermeden kanser tespiti mümkün. Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Tarama programlarına katılım, riskinizi minimize eder. Unutmayın, ayıracağınız beş dakika hayatınızı kurtarabilir” dedi.</p>
<p>Kurulan stantta katılımcılara meme kanseriyle ilgili kitap, broşür ve pembe kurdeleler dağıtılırken, görsel materyallerle de bilgilendirme yapıldı. Pembe balonlar ve kurdelelerle süslenen stant, katılımcıların ilgisini topladı. Etkinlik boyunca kampüs ve çevresinde meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 08:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik ve psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Cömert olan daha mutlu ve uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda pozitif psikolojinin önemli bir alt dalı haline gelen &#8220;iyilik psikolojisi&#8221; ne dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Harvard Business School&#8217;un 136 ülkede iş adamları üzerinde yürüttüğü geniş kapsamlı bir araştırmada, yardımsever ve cömert olan iş adamlarının, olmayanlara göre hem daha mutlu oldukları hem de ortalama ömürlerinin daha uzun olduğu tespit edildi. Bu, iyiliğin doğrudan yaşam kalitesine ve süresine etki ettiğini gösteren en net kanıtlardan biridir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İyilik stresi azaltıyor!</strong></p>
<p>İyilik yapmanın nörolojik ve hormonal etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Düzenli olarak iyilik yapan kişilerde, ‘savaş ya da kaç’ hormonu olarak bilinen ve kortizolü tetikleyen ACTH hormonunun %23 daha az salgılandığı tespit edildi. Bir kişi iyilik yapmayı hayal ettiğinde bile, beynin ödül merkezi olan ventral striatum bölgesi aktif hale geliyor. Bu, beyinde haz ve odaklanma kimyasalı olan dopamin ile bağlanma hormonu olan oksitosin salgılanmasını sağlıyor. Tüm bu kanıtlar gösteriyor ki iyilik yapmanın antidepresan etkisi var. Hatta diyebiliriz ki en güzel antidepresan iyiliktir. Yani iyilik yapmak en güzel antidepresan.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İyilik bulaşıyor… </strong></p>
<p>İyiliğin bulaşıcı &#8220;dalga etkisi&#8221; ne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişinin yaptığı bir iyiliğin, kısa sürede 300 kişiye ulaşabildiğini gösteren çalışmalar var. Patronundan çekinen bir genç, katıldığı bir kursta aldığı tavsiye üzerine aksi patronuna bir kravat hediye eder. Patronu önce terslese de gencin samimiyetinden etkilenir ve o da kendi oğluna bir hediye almaya karar verir. Hediye karşısında ağlamaya başlayan oğlu, &#8216;Baba, kimse beni sevmiyor diye bu gece intihar etmeyi planlıyordum&#8217; itirafında bulunur. İşte iyiliğin dalga etkisi budur. Gerçekten iyiliğin antidepresan etkisi var. Hem kişinin beyin fonksiyonlarını, kimyasını etkiliyor, hem de diğer insanları. İyilik yaparken hemen büyük iyilik düşünmemek lazım. Sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, birkaç güzel söz, içten bir selam veya bir helalleşme de en kıymetli iyiliklerdendir. &#8216;Kalbini kırdıysam özür dilerim&#8217; demek bile müthiş bir iyileştirici güce sahiptir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İyilik psikolojisinin nörobiyolojik temelleri var</strong></p>
<p>İyilik ve iyiliğin psikolojisinin nörobiyolojik temelleri olduğunu işaret eden Prof. Dr. Tarhan, iyilik psikolojisinin sadece bireysel bir erdem olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik refahın temelini oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Karşılık bekleyerek yapılan iyiliği yazar Cemil Meriç&#8217;in &#8220;tefecilik&#8221; olarak tanımladığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, gerçek ve karşılıksız iyiliğin sosyal bağları ve toplumsal güveni artırarak en büyük sermayeyi oluşturduğunu belirtti.</p>
<p>Davranış iktisadının kurucusu Kahneman&#8217;a atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, büyük ekonomik kararların bile salt çıkara göre değil, güven ve sevgi gibi psikolojik faktörlere göre alındığını ifade ederek, “Fukuyama&#8217;nın da belirttiği gibi, yüksek güvenlikli toplumlarda yatırımlar artar, çünkü güven riskleri azaltır. Güven ortamının temelinde ise karşılıklı ve çıkarsız iyilik ilişkileri yatıyor.” dedi.</p>
<p><strong>İyilik projeleri, okullarda akran zorbalığını azaltıyor… </strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kötülükle mücadelenin en etkili yolunun, iyiliği bir eğitim politikası haline getirmek olduğunu ifade ederek, Türkiye&#8217;nin kendi kültüründe var olan bu değerleri eğitim sistemine entegre etmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>&#8220;Bizim kültürümüzde zaten var olan sadaka ve yardımlaşma kültürünü, nasılsa aileden öğreniliyor diye eğitim sistemi önemsemiyordu. Ancak artık aileler kültür aktarıcısı değil. Eğer okulda da öğretmezsek, çocuklarımız bu değerlerden mahrum kalacak.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Rastgele iyilik projeleriyle teşvik edilen çocukların olduğu okullarda akran zorbalığı da şiddet olayları da azalır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Eğitim sisteminin amacının robotik bireyler yetiştirmek değil, sosyal ve duygusal zekâsı gelişmiş, merhametli ve iyi insanlar yetiştirmek olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ağlayan bir insana uzatılan bir elin, verilen bir ekmeğin yarattığı tebessüm hem alanı hem de vereni mutlu eder. Çocuklarımıza bu mutluluğu öğretmeliyiz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Tembele iyilik, tembelliğe teşvik ediyor </strong></p>
<p>‘Merhamet yorgunluğu’ denilen bir şey olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan,<strong> </strong>&#8220;Tembel kişilere yapılan iyilik onları tembelliğe, bencil kişilere yapılan iyilik ise onları parazit gibi beslenmeye teşvik eder. Bu, iyiliğin kötüye kullanımıdır ve karşı tarafa iyilik değil, kötülük yapmaktır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyiliğin &#8220;doğru ve yanlış&#8221; uygulanması arasındaki ince çizgiye dikkat çekerek, &#8220;İyilik yapıyorum derken karşı tarafın hayatına ne kattığımızı, bu iyiliğin onu iyiye ve doğruya götürüp götürmediğini sorgulamalıyız. Sadece kendimizi iyi hissetmek için yapılan, içinde anlam olmayan iyilikler, uzun vadede zarar verir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek&#8221; ilkesinin iyilikte de geçerli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Emek vermeden, yorulmadan elde edilen bir şeyin kıymeti bilinmez. Eğer bir kişiye sürekli emek harcamadan bir şeyler verirseniz, onu sorumluluk almaktan uzaklaştırırsınız. Bu çocuğunuz da olabilir, bir yakınınız da. Bu bir merhamet değil, &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217; veya kişinin kendi egosunu tatmin etme çabasıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Yanlış kişiye iyilik yaparsanız, etrafınızda kan emiciler toplanır.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güçlüyken yanınızda olup düştüğünüzde kaybolan insanlardan şikâyet ediyorsanız, bunun sebebi genellikle zamanında yaptığınız yanlış iyiliklerdir. İyilik, hak edene, hak ettiği şekilde ve karşı tarafı geliştirecek biçimde yapılmalıdır.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden biri &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, modern çağın en yaygın sorunlarından biri olan narsisizmin tedavisinde en etkili yöntemlerden birinin &#8220;sessiz iyilik yapmak&#8221; olduğunu ifade ederek, &#8220;Bir elinle dilenciye para verip diğer elinle selfie çekmek, iyilik değil, ego tatminidir. Gerçek iyileşme, kimseye göstermeden, sessizce yapılan ve narsistik dürtüleri eğiten iyiliktir.&#8221; dedi.</p>
<p>İyilik yaparken sergilenen gösterişin ve kendini öne çıkarma çabasının, iyiliğin ruhuna aykırı olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu tür eylemlerin genellikle beklenen ilgiyi görmediğini ve &#8220;soğuk&#8221; kaçtığını söyledi.</p>
<p>Narsistik kişilik özelliklerine sahip veya narsisizm puanı yüksek çıkan kişilere yaptıkları bir iyiliği hiç kimseye anlatmamalarını, göstermemelerini tavsiye ettiklerini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin içinde &#8216;herkese anlat, göster&#8217; diyen bir ses vardır. Bu sese rağmen iyiliği gizli tutabilmek, kişinin kendi narsisizmini ve çıkarcı dürtülerini eğitmesinin en güçlü yollarından biridir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapılan iyilikler bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ailelerin çocuklarına yaptıkları iyilikleri bir &#8220;tehdit veya itaat unsuru&#8221; olarak kullanmasının yanlış olduğunu belirterek, &#8220;Çocuğunuza para verirken kendi egonuzu tatmin etmek için bahşiş vermeyin. Ona sorumluluk almayı ve bütçe yönetimini öğretmek için &#8216;hak ediş&#8217; verin. Aksi takdirde para yönetimini öğrenemeyen bireyler yetiştirirsiniz.&#8221; dedi.</p>
<p>Aile içi ilişkilerde sıkça yapılan &#8220;iyilik hatalarına&#8221; da dikkat çekerek, &#8220;Ben sana iyilik yapıyorum, sen de dediğimi yap&#8221; mantığının çocuk yetiştirmede büyük zararlar verdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Saçımı süpürge yaptım&#8221; diyerek sürekli karşılık bekleyen ve şikâyet eden ebeveynlerin, aslında çocuklarına iyilik yapmadığını, tam tersine hem kendilerini hem de çocuklarını huzursuz ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;merhamet yorgunluğu&#8221; ve yaşam doyumu düşük kişilikler ortaya çıkardığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sağlıklı empati nasıl yapılır?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, empatinin sıkça &#8220;karşı tarafın yerine kendini koymak&#8221; olarak yanlış anlaşıldığını belirterek, &#8220;Sağlıklı empati, kendi kimliğini ve sınırlarını unutmadan karşı tarafı anlamaktır. Sınırlarını korumadan kendini tamamen feda etmek, &#8216;fedakârlık şeması&#8217; denilen psikolojik bir sorundur ve &#8216;merhamet yorgunluğu&#8217;na yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Empati ve sempati arasındaki farkı vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kreşte bir bebek ağladığında diğerlerinin de ağlamaya başlaması sempati duymaktır. O bebekler, kendi acılarıyla başkasının acısı arasındaki ayrımı henüz öğrenememiştir. Sağlıklı empati ise &#8216;O acı çekiyor, ona yardım etmeliyim ama kendi haklarımı ve sınırlarımı da korumalıyım&#8217; diyebilmektir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yardımseverlik gibi kültürel değerleri kaybediyoruz</strong></p>
<p>Türkiye’nin sıcak ve yardımseverlik gibi kültürel değerlerini, genç nesillere aktaramaması halinde kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonya gibi ülkelerin ve Harvard, Yale gibi öncü Batı üniversitelerinin, çocuklara küçük yaşta akademik bilgiden önce değerler eğitimini ve &#8220;İyilik Psikolojisi&#8221;ni öğreterek bu soruna çözüm bulduğunu, Üsküdar Üniversitesi’nin de bu dersi 2013 yılında, Harvard’dan bile önce başlatarak öncülük ettiklerini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, fedakârlık ve empatiyle ilişkili genlerin var olduğunu ancak bu genlerin, değerleri öğretmeyen bir çevre ve eğitim sistemi tarafından &#8220;susturulabildiğini&#8221; ifade ederek, genetik yatkınlıklarımıza rağmen, iyiliği veya saldırganlığı seçmenin &#8220;özgür irademize&#8221; ve aldığımız eğitime bağlı olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Kadın beyninin empati ve iç gerçekliğe, erkek beyninin ise mantık ve dış gerçekliğe olan biyolojik yatkınlığının, endüstri devrimiyle değişen sosyal rollerle birlikte yeni bir denge gerektirdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yaptığımız iyilikleri küçük görmeyelim; onun dalga ve bulaşıcı etkisi muazzamdır. Ancak bu sihir, sadece karşılık beklenmeyen, samimi iyiliklerde ortaya çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Şirketler iyilik projeleri başlatmalı</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iyilik yapma sorumluluğunun sadece Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;na bırakılmasının büyük bir hata olduğunu, zira dinin artık kurumsal bir kimlik olmaktan çıkıp bireysel bir &#8220;hal&#8221;e dönüştüğünü belirterek, Türkiye&#8217;de de cemaat ve tarikatlara olan güvenin 15 Temmuz sonrası eridiğini ve yeni STK&#8217;ların da ticarileşip dünyevileşerek iyi bir temsil sunamadığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu boşluğun ancak eğitim sistemi, şirketler ve diğer kurumlar tarafından doldurulabileceği uyarısında bulunarak, kurumsal aidiyeti artırmak isteyen şirketlerin &#8220;iyilik projeleri&#8221; başlatması gerektiğini, okullarda ise &#8220;karşılıksız iyiliklerin&#8221; ödüllendirilmesinin, gençlerdeki şiddeti ve politizasyonu azaltacağını sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-en-iyi-antidepresan-karsiliksiz-iyilik-yapmak-581843">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;En iyi antidepresan karşılıksız iyilik yapmak!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sayar]]></category>
		<category><![CDATA[teması]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın onur konuğu Prof. Dr. Sayar, kitap fuarının bu yılki teması olan Anadolu Mayası’na olan beğenisini dile getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751">Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın onur konuğu Prof. Dr. Sayar, kitap fuarının bu yılki teması olan Anadolu Mayası’na olan beğenisini dile getirdi. Prof. Dr. Sayar,” Hepimizin farkında olmadığı bir bilinçaltında ve geçmişin bilgeliği ile mayalanmış durumdayız. Bu önemli temayı bu yılki Kitap Fuarı’nın teması olarak belirleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kutluyorum” dedi.</p>
<p><b>ONUR KONUĞU PROF. DR. SAYAR OKUYUCULARIYLA BULUŞTU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 15. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, bu yıl “Anadolu Mayası” temasıyla kitapseverleri ağırlıyor. Fuarın bu yılki onur konuğu olan Prof. Dr. Kemal Sayar, hem söyleşi hem de imza günüyle okuyucularıyla buluştu. Kitap Fuarı’nın bu yılki temasına değinen Prof. Dr. Sayar, “Bizim toplumumuz büyük bilgelerin irfanıyla mayalanmıştır. Bu iyilik ve bilgelik, nesilden nesile aktarılarak toplumu koruyucu, bir arada tutucu hüviyet kazanmıştır” dedi.</p>
<p><b>PROF. DR. SAYAR’TAN BÜYÜKŞEHİR’E TEMA İÇİN TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Prof. Dr. Sayar, bu yılki temaya da dikkat çekti. Anadolu Mayası temasını “heyecan verici” olarak niteleyen Prof. Dr. Sayar,  “Bizi mayalayan bir medeniyetin mensubuyuz. Hepimizin farkında olmadığı bir bilinçaltında geçmişin bilgeliği ile mayalanmış durumdayız. Bizlerin de bu bilgeliği gelecek kuşaklara taşımamız gerekiyor” dedi. Prof. Dr. Sayar, “Bu önemli temayı bu yılki Kitap Fuarı’nın teması olarak belirleyen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ni kutluyorum” dedi.</p>
<p><b>“ATALARIMIZIN BİLGELİĞİ BİZİM MAYAMIZDIR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Kemal Sayar, nesiller arasında yalnızca travmaların değil, bilgeliklerin de aktarıldığını vurguladı. Atalarımızın zorluklar karşısında gösterdiği duruşun ve sorun çözme biçimlerinin bugün bizlere yansıdığını belirten Prof. Dr. Sayar, “Bizim toplumumuz büyük bilgelerin irfanıyla mayalanmıştır. Bu iyilik ve bilgelik, nesilden nesile aktarılarak toplumu koruyucu, bir arada tutucu hüviyet kazanmıştır” dedi.</p>
<p><b>“ANADOLU İRFANINI ANNEANNEMDEN ÖĞRENDİM”</b></p>
<p>Prof. Dr. Sayar, Anadolu irfanını anneannesinden öğrendiğini söyledi. Söz konusu anlayışın temel desturlarını açıklayan Sayar, “Haddini aşma, özünü bil, incitme, zarar verme, varlığa hürmet et. Eğer bu bilgelikle yaşarsak, birbirimizin hayatını her zaman daha kolaylaştırırız” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>AÇILIŞ PROGRAMINA OLAN BEĞENİSİNİ DİLE GETİRDİ</b></p>
<p>Kocaeli Kitap Fuarı’nın bu yılki onur konuğu olan Prof. Dr. Sayar, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültürel etkinliklere verdiği değere değindi. Bu aşamada, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nın 3 Ekim Cuma akşamı gerçekleştirdiği muhteşem açılış programına vurgu yapan Prof. Dr. Sayar, “Açılış programında Altaylar’dan Tuna’ya Müzik Birleştirir” başlıklı bir müzik şöleni izledik. Müziğin birleştirici evrensel dili ile Türk Dünyası’na bağladık. Bu yolculukta; Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya, Kıbrıs’tan Balkanlara uzanan Türk coğrafyasının türküleri, Türk çalgıları ve geleneksel motif görsellerini izledik. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sayardan-kitap-fuarina-ovgu-581751">Prof. Dr. Sayar&#8217;dan, Kitap Fuarı&#8217;na övgü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 21:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sırma]]></category>
		<category><![CDATA[tanımıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihimizi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl  “Anadolu Mayası”  temasıyla düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarı, ikinci gününde Kocaeli Kongre Merkezi’nde kitapseverlerin yoğun ilgisiyle devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730">Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl  “Anadolu Mayası”  temasıyla düzenlenen Kocaeli Kitap Fuarı, ikinci gününde Kocaeli Kongre Merkezi’nde kitapseverlerin yoğun ilgisiyle devam etti. İslam Tarihi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ve Yazar Tarık Tufan, Selim Sırrı Paşa Salonu’nda katılımcılara hitap etti. Sırma, “Maalesef bu millet kendi tarihini öğrenmek istemiyor” dedi.</p>
<p><b>ÜNLÜ YAZARLAR VE SÖYLEŞİLER</b></p>
<p>Kocaeli’nin okuyan ve okutan kent olarak anılmasına büyük katkılar sağlayan Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı doludizgin ilerliyor. Daha önceki yıllarda olduğu gibi aynı coşku ve heyecanla gerçekleşen Kocaeli Kitap Fuarı’nda birbirinden önemli yazarlar, okurlarıyla bir araya gelerek kâğıdın büyülü dünyasında buluşuyor. Bu kapsamda Selim Sırrı Paşa Salonu’nda düzenlenen “Pervari’den Paris’e” adlı söyleşisinde katılımcılara hitap eden İslam Tarihi Uzmanı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, “Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz. Maalesef bu millet kendi tarihini öğrenmek istemiyor. Tarihini öğrenmek istemeyen milletler batmaya mahkûmdur. Neden batmaya mahkumdur, çünkü onlara başka bir tarih öğretirler. Son dönemde Gazze gündemde. Biliyorsunuz bu Gazze geçmişte bizimdi. Avrupa yönelmiş bizim bazı zevat, yanlış hareketlerin ve politikaların sonucunda Gazze yani Filistin Yahudilerin eline geçti. Bir millet eğer okumuyorsa ve tarihini bilmiyorsa o millete bir tarih öğretirler ve de o milleti yönettiler. Bir millet tarihini bilmiyorsa ona tarihini yazdırırlar” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>“KELİMELERE OLAN İHTİYACIMIZ AZALDI”</b></p>
<p>“Edebiyat Hayat Memat” adlı söyleşisinde konuşan Yazar Tarık Tufan, Kocaeli Kitap Fuarı’nın artık kendisi içinde gelenekselleştiğini ve kendisi her sene buraya mutlulukla attığını belirtti. Yazar Tufan, “Artık insanların bir edebiyat konuşmasına, kitap üzerinden edebiyat üzerinden bir konuşmaya zaman ayırması benim için her geçen zamanda daha kıymetli ve önemli bir hale geliyor. Konuşmanın başlığını koyar, hep bunu düşünerek belirledim. Her geçen gün edebiyatın bir hayat memat meselesi olma durumu güçleniyor. Edebiyat neden her sene bizim için bir zaruriyet haline dönüşüyor? İnsanın zaman içerisinde etrafını saran unsurlar, insanın ruhunu, aklını, kalbini ve hayatını belirleyen şeylere dönüşüyor. Hayatımızı hangi araçlar, hangi nesneler, hangi insanlar, hangi mekanlar ve hangi duygular içerisinde geçiriyorsak, biz de bir süre sonra ona benzemeye başlıyoruz. Kullandığımız araçlara benziyoruz, yaşadığımız mekânlara benziyoruz ve kullandığımız kelimelere benziyoruz. Bu şu anlama geliyor, neyin içerisinde görmemiz gerekiyor. Yani modern çağda insan dediğimiz varlık neyin içerisinde? Biz artık kelimeleri yutan bir varlığa dönüştük. Kelimelere olan ihtiyacımız azalmaya başladı. Aynı zamanda insanla olan iletişimimizde azalmaya başladı” dedi.</p>
<p><b>“İNSANIN İLETİŞİMİ GÜÇLENDİKÇE YALNIZLIĞI ARTIYOR”</b></p>
<p>İnsanın iletişimsizliğini bir örnek vererek konuşmasını sürdüren Yazar Tufan, “En çok karşılaştığımız insanlar kargocular. Şimdi bu basit bir dönüşüme benziyor. Fakat biraz geriye gittiğimizde hepimizin mahallesinde oturup sohbet ettiği esnaflar vardı ve insani bir iletişime giriyorduk. Şimdi girdiğimiz iletişim alışveriş esnasında telefonumuza gelen kodu kargocuya söylemek. Bazen kargocuyu görmüyoruz bile. Bir zaman sonra bunun sadece alışverişten ibaret olmadığını, insanların iletişim araçları güçlendikçe aralarındaki mesafenin arttığını söyleyebiliriz. Şöyle düşünüyoruz, artık nasıl olsa görüntülü arayabiliyoruz, mesaj yazabiliyoruz. Gidip de büyükleri, akrabaları gidip de ziyaret etmeye pekte gerek yok. Yüz yüze ilişki biraz daha azaldı. İnsanın kelimelerle ve insanla olan etkileşimi, iletişimi ve zamanı gün geçtikçe azalıyor. İnsanın iletişimi güçlendikçe yalnızlığı artıyor demektir. Bu insanın en trajik halidir. İnsanın insanla olan ilişkisini kaybediyoruz, insanın duygusunu ve kelimelerini kaybediyoruz” ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sirma-biz-kendi-tarihimizi-tanimiyoruz-581730">Prof. Dr. Sırma: Biz kendi tarihimizi tanımıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli Kitap Fuarı&#8217;na görkemli açılış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeli-kitap-fuarina-gorkemli-acilis-581427</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 06:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[bizi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[görkemli]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sayar]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin bu yıl 15.'sini düzenlediği Kocaeli Kitap Fuarı, "Altaylardan Tuna'ya: Müzik Birleştirir" adlı özel konser ile başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-kitap-fuarina-gorkemli-acilis-581427">Kocaeli Kitap Fuarı&#8217;na görkemli açılış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin bu yıl 15.&#8217;sini düzenlediği Kocaeli Kitap Fuarı, &#8220;Altaylardan Tuna&#8217;ya: Müzik Birleştirir&#8221; adlı özel konser ile başladı. Programda konuşan Başkan Büyükakın, Anadolu mayasının bizi biz yapan en önemli unsur olduğunu vurgulayarak, &#8220;Mayamızı yeniden karacağız. O mekânlardan biri de Kocaeli Kitap Fuarı&#8217;dır” dedi.</p>
<p><b>ANLAMLI BİR PROGRAMLA BAŞLADI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi&#8217;nce bu yıl 15.&#8217;si gerçekleştirilen ve Türkiye&#8217;nin en çok ziyaret edilen kitap fuarı olan Kocaeli Kitap Fuarı, özel bir konserle başladı. Kocaeli Kongre Merkezi&#8217;ndeki, “Altaylar’dan Tuna’ya: Müzik Birleştirir” temalı açılış programına Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç.Dr. Tahir Büyükakın, Deniz Eğitim ve Öğretim Garnizon Komutanı Tuğamiral Selçuk Akarı, AK Parti Kocaeli Milletvekilleri Prof. Dr. Sadettin Hülagü, Veysel Tipioğlu, Mehmet Akif Yılmaz ve Cemil Yaman, Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Cumhurbaşkanlığı Kamu Görevleri Etik Kurul Üyesi İbrahim Karaosmanoğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, AK Parti Kocaeli İl Başkanı Dr. Şahin Talus, MHP Kocaeli İl Başkanı Tuncay Batı ve BBP İl Başkanı Metehan Küpçü ile fuarın bu yılki onur konuğu olan Prof. Dr. Kemal Sayar da katıldı.</p>
<p><b>ONUR KONUĞU SAYAR’DAN TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda ilk konuşmayı, onur konuğu Prof. Dr. Kemal Sayar yaptı. Sayar, “Öncelikle bana böyle bir şeref misafirliği payesini verdiği için Kitap Fuarına ve Büyükşehir’e teşekkür ederim” dedi. Prof. Sayar, bu yılki Anadolu Mayası’na değinerek söz konusu temanın son derece heyecan verici olduğunu söyledi. Sayar, “Bizi mayalayan bir medeniyetin mensubuyuz. Hepimizin farkında olmadığı bir bilinçaltında geçmişin bilgeliği ile mayalanmış durumdayız. Ben, Anadolu irfanını anneannemden aldım. Bu irfanı aktaran birileri hep var. Umarım bizler vasıtasıyla yeni nesil bu büyük hazinenin farkında olurlar” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BU MİLLETİN MAYASI TEMİZDİR</b></p>
<p>Kemal Sayar konuşmasında, Türk milletinin temiz bir mayaya sahip olduğunun altını çizdi, “Anadolu bilgeleri geçmişi iyilikle mayalamıştır. Bu toplum birçok kedere rağmen hala ayaktadır ve dimdiktir. Yakın zamandaki depremler ve darbe girişimi ile başa çıkarak zorlukların üstesinden gelmiştir. Bizim mayalayan bir şey var. Bizde güzelliğin adaletin, yardım etmenin geçmişten gelen bir bilgeliği var.  Bütün badirelere rağmen, bütün hastalıklarımıza rağmen bu topraklarda yüzyıllardır var olmaya ve bir merhamet toplumu olmaya devam ediyoruz. Ben bütün felaket tellalığına rağmen insanımızın iyi olduğunu ve iyi şartlar altında her zaman inşa edici olduğuna her zaman taşı taş üzerine ve çalışkanlığına inanıyorum” dedi.</p>
<p><b>BÜYÜKAKIN: BUGÜN ÇOK GURURLUYUZ</b></p>
<p>Başkan Tahir, onur konuğu Kemal Sayar&#8217;a Kocaeli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı eğitmenleri tarafından hazırlanan tablodan hediye etti. Ardından da bir konuşma yaptı. Başkan Büyükakın 15 yıldır gururla icra edilen Kocaeli Kitap Fuarı’nın kentin markası olduğunu kaydederek, “Sadece çevre illere değil artık yurt dışına ismini duyuran bir organizasyonumuz var. Bununla gurur duyuyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BİZİ BİZ YAPAN ANADOLU MAYASIDIR</b></p>
<p>Başkan Büyükakın fuarın bu seneki teması olan ‘Anadolu Mayası’na’ değindi ve şu ifadeleri kullandı: &#8220;Anadolu mayası dediğimiz şey bizi biz yapan olgudur. Bizi bir kılan, bizi ilelebet var edecek olan Anadolu mayasıdır. Türkiye yeni bir ufka yol açtı. Tarihi geçmiş için değil gelecek için okuruz. Tarih derseniz ancak bugüne dair bir anlam taşır. Tarihini yazamayanların ne geçmişi ne de geleceği olur. Tarihi yeniden yazmak gerekiyor. Bu da dil birlikteliği ile mümkündür. Sanattan kültüre, mimariden iş yaşamına ne varsa bunların tamamı dile dökülüyor. Diliniz ne ise siz osunuz. Dil soyut vatandır. Dili olmayanın vatanı yoktur. Bir toprak parçası üzerinde yaşarsınız. Dil olunca millet olur ve vatanda birlik olursunuz.</p>
<p><b>BAŞKAN 4 ÖNEMLİ ESERİ TANITTI</b></p>
<p>Açılış programında ayrıca 4 adet Büyükşehir yayınının lansmanı Başkan Büyükakın tarafından gerçekleştirildi. “Yakut Steplerinden Adriyatik’e Türkçe’nin Anlamı, Söğüt’ten Babadağ’a Akça Koca’nın İzinde, Şehrengiz: Özel Bir Kent ve Sanat Kitabı Kocaeli Şehrengizi ile  Akçakoca /Rüzgârla Konuşan Çocuk eserlerini tanıtan Başkan Büyükakın, &#8220;Bu kültürün çocuklara aktarılması çok önemli. Onlara bizden çocuk kitapları yazılmalı ki kültürümüz aktarılsın sözleriyle, bu kitapların okunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının önemine vurgu yaptı.</p>
<p><b>MAYAMIZI KOCAELİ KİTAP FUARI’NDA KARACAĞIZ</b></p>
<p>Başkan Büyükakın konuşmasının sonunda İsrail zulmü altındaki Gazzelilerin acısına değindi. Türklerin yüzyıllardır hüküm sürdüğü topraklardaki adalete dikkat eden Başkan Büyükakın, “Benim medeniyetim öyle bir medeniyet ki insanlığın en dibe indiği Gazze’deki meseleye nasıl baktığını herkes görüyor. O topraklarda 400 yıldır burnu kanamadan yaşadı. Dilimizden gelen kültür de böyle bir kültür. Biz mayamızı yeniden karacağız. Onların mekanlarında biri de Kocaeli Kitap Fuarı’dır” dedi. Programda selamlama konuşması yapan Milletvekili Prof.Dr. Sadettin Hülagü de; “Bugün; kentimiz için yıllar içerisinde önemli bir değere dönüşen, ender buluşmalarından biri olan 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nda çok güzel bir birliktelik oldu. Ruhumuz edebiyata doyacak&#8221;  dedi.</p>
<p><b>MUHTEŞEM BİR DİL YOLCULUĞU: ALTAYLARDAN TUNAYA</b></p>
<p>Protokol konuşmalarının ardından  “Altaylar’dan Tuna’ya Müzik Birleştirir” adlı konser başladı. Müziğin birleştirici evrensel dili ile Türk Dünyası’na adeta bir yolculuk yaptıran gösteri, izleyenlerden büyük ilgi gördü. Coşkun Karademir’in müzik direktörlüğünde, Ahmet Yesevî’den başlayan yolculuk; Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya, Kıbrıs’tan Balkanlara uzanan Türk coğrafyasının türküleri, Türk çalgıları ve geleneksel motif görselleri eşliğinde izleyiciyle buluştu.</p>
<p><b>KURDELE KESİLDİ, 15. KOCAELİ KİTAP FUARI AÇILDI</b></p>
<p>Konserin sona ermesi ile birlikte tüm protokol üyeleri sahnede bir araya geldi. Açılış kurdelesinin kesilmesiyle Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı resmen başlatılmış oldu. Kocaeli Kongre Merkezi’nde onlarca söyleşiye ev sahipliği yapacak Kitap Fuarı, 4-12 Ekim tarihleri arasında açık olacak. Kitap dostları, fuarı 10.30–21.30 saatleri arasında ziyaret edebilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-kitap-fuarina-gorkemli-acilis-581427">Kocaeli Kitap Fuarı&#8217;na görkemli açılış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 12:17:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Diyetle]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp-damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[popüler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı, kalp-damar hastalıklarını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886">Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı, kalp-damar hastalıklarını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, başlıca risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp hastalığı ve inmeye bağlı erken ölümlerin en az yüzde 80’inin önlenebileceğini söyledi. Tansiyon ve kan yağlarının yükselmesinin kalp-damar hastalıkları için en önemli risk faktörleri arasında geldiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, günümüzde popüler olan bazı hatalı diyetlerin kalp-damar hastalıklarına zemin hazırladığı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Alphan, “Bu diyetler, ketojenik diyetler, glutensiz ve laktozsuz diyetlerdir. Ketojenik diyetlerin özelliği, karbonhidratı tamamen keserek aşırı yağlı ve proteinli besinleri tüketmektir. Aşırı yağlı ve proteinli besinler, kan kolesterolünü yükselttikleri gibi posanın kaynağı olan karbonhidratlı besinlerin kısıtlanması nedeniyle mikrobiyotayı da olumsuz etkiler ve bu da kalp-damar hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar” uyarısında bulundu.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlıklı ve dengeli beslenmenin kalp sağlığına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><b>Kalp damar hastalıkları, ölüm nedenlerinin ilk sırasında geliyor</b></p>
<p>Kalp damar hastalıklarının dünyada ve ülkemizde ölüm nedenlerinin birinci sırasında yer aldığını belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Kalp hastalıklarının yüksek kan kolesterol düzeyi ile ilişkili olduğu ve kan kolesterol düzeyinin düşürülmesinin kalp hastalıkları görülme riskini azalttığı bilinir. Kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, kalp hastalığı oluşma olasılığı da artar. 29 Eylül Dünya Kalp Günü, insanları her yıl tüm dünyada yaklaşık 18 milyon kişinin yaşamını kaybetmesine neden olan kalp hastalıkları ve inmenin, başlıca ölüm nedeni olduğuna ilişkin bilgilendirmek için düzenleniyor” dedi.</p>
<p><b>Ülkemizde ölüm nedenlerinin ilk sırasında dolaşım sistemi hastalıkları var</b></p>
<p>Kalp damar hastalığına bağlı ölüm oranlarına ilişkin bilgileri paylaşan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Kalp hastalığının en yaygın görüldüğü ülkeler ABD, Orta Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri olsa da kalp-damar hastalığına bağlı gerçekleşen ölümlerin yüzde 75’inin düşük ve orta gelirli ülkelerde olduğu tespit edilmiştir. Orta Asya ve Doğu Avrupa ülkelerinin ise bu hastalığa bağlı ölüm oranlarının en yüksek olduğu ülkeler arasında olduğu bildirilmiştir. Kalp-damar hastalığı nedeniyle en düşük ölüm oranlarına sahip ülkeler ise Güney Kore, Fransa, Japonya, İsrail ve Portekiz’dir. TÜİK verilerine göre; Türkiye’de de dünyada olduğu gibi ölüm nedenlerinin birinci sırasında 2024 yılında yüzde 36,0 ile dolaşım sistemi hastalıkları yer aldı. 2023 yılında bu oran yüzde 33,6 idi” dedi.</p>
<p><b>Erken ölümlerin en az yüzde 80’inin önlenmesi mümkün</b></p>
<p>Kalp hastalığını tetikleyen faktörleri sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı olarak sıralayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp hastalığı ve inmeye bağlı erken ölümlerin en az yüzde 80’i önlenebilir” dedi.</p>
<p><b>Kalp-damar sağlığını korumada beslenmenin yeri önemli</b></p>
<p>Kalp ve damar sağlığını korumada alınacak önlemlere dikkat çeken Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Sigara ve alkol kullanımı ile hipertansiyon yani yüksek tansiyon ve kan yağlarının yükselmesi, kalp-damar hastalıkları için en önemli risk faktörlerindendir. Hipertansiyon ve kan yağlarının yükselmesini önlemek için beslenme önerilerine göre, birinci kural özellikle doymuş yağdan (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı vb.) ve zeytinyağı bile olsa aşırı yağ tüketiminden kaçınarak kan kolesterol düzeyinin yükselmesini önlemek son derece önemlidir. Aslında kolesterol, dışarıdan diyetle alındığı gibi vücutta da yapılan yağa benzer bir yapısı olan, vücuttaki pek çok hormonun (östrojen, progesteron, testosteron vb.) ön maddesidir ve vücut için gereklidir” dedi.</p>
<p><b>Zeytinyağı tüketiminde ölçüye dikkat edilmeli</b></p>
<p>Aşırı kolesterol ve doymuş yağ alımı ne kadar zararlı ise tamamen yağsız bir beslenmenin de vücut için o kadar zararlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Zayıflamak amacıyla yağsız bir diyet uygulayanlarda hormon dengesizliği nedeniyle kadınlarda adet döngüsü bozulur. O yüzden sağlıklı beslenme için belirli bir yağa ihtiyaç vardır ki bu oranın enerjinin yüzde 20’sinin altına düşürülmemesi gerekir. Yapılan yanlışlardan birisi de zeytinyağının faydalı olduğunu düşünerek bardak bardak zeytinyağı içilmesidir. Unutmayın ki 1 çay bardağı zeytinyağı ile vücuda bir günlük enerji ihtiyacınızın yarısını (yaklaşık 900 kalori) almış olursunuz” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Kalp-damar sağlığını korumada bu önerilere dikkat!</b></p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, kalp-damar hastalığını önlemek ve kolesterolü yükseltmemek için önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>-Doymuş yağ içeren tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi yağları ve trans yağ içeren besinleri tüketmemek. Özellikle zeytinyağını ve diğer bitkisel yağları tercih etmek.</p>
<p>-Kırmızı et, tavuk ve balık tüketiminin günde 1 porsiyonla sınırlandırılması gerekir. Kolesterol sadece kırmızı ette yoktur, balık ve tavuk da benzer miktarlarda kolesterol içerir.</p>
<p>-Hayvansal kaynaklı besinleri azaltırken, bitkisel kaynaklı proteinlerin alımını (kurubaklagiller) arttırmak.  Mümkünse her gün kurubaklagilleri tüketmek.</p>
<p>-Beyin, böbrek, dil, karaciğer, dalak, işkembe gibi organ etlerinden kaçınmak.</p>
<p>-Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünlerinden kaçınmak.</p>
<p>-Yemek pişirme metodu olarak kızartılmış besinleri (et vb. hamur ve sebze kızartmaları da dahil) tüketmemek, aşırı yağlı yemek tüketiminden kaçınmak.</p>
<p>-Az yağlı süt, yoğurt vb. süt ürünlerini tercih etmek.</p>
<p>-Sebze ve meyve tüketiminin günlük 5-10 porsiyon olması.</p>
<p>-Fındık, fıstık, ceviz ve badem vb. sert kabuklu yemişleri günde 20-25 gramı aşmayacak miktarlarda tüketmek (Çünkü bu besinlerin 100 gramı 650-700 kalori içerir).</p>
<p>-Rafine şeker tüketimini azaltmak, kompleks karbonhidratları ve dolayısıyla posalı besinlerin özellikle tam tahılların (tam buğday ekmeği, çavdarlı ve yulaflı ekmekler) tüketimini arttırmak.</p>
<p><b>Akdeniz, DASH ve vejetaryen diyetler kalp-damar sağlığını korumada etkili</b></p>
<p>Dünyada en sağlıklı beslenme modeli olan Akdeniz ve DASH diyetleri ile vejetaryen ve düşük yağlı diyetlerin hipertansiyon ve kalp-damar hastalığından korumada etkili olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Hipertansiyonu olanların da tuzu az tüketmelerinin yanı sıra DASH diyetini uygulaması onların kalp-damar hastası olmasını önleyecektir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: “Kalp krizi geçirenlerin yüzde 50’sinin kan kolesterollerinin<b> </b>düşük olması, kalp damar hastalığı riskine neden olan başka faktörlerin de olduğunu ortaya koymuştur. Kalp-damar hastalıklarında D vitamininin düşük olması, homosisteinin yüksek olması ve inflamasyonun (iltihabi durumun) rolü hakkındaki bilgilerin artması ve mikrobiyota denilen vücudun ikinci beyini olarak kabul edilen vücudumuzdaki yararlı mikroorganizmaların zararlı mikroorganizmalarla yer değiştirmesi (disbiyozis) sonucu oluşan endotoksemi, ateroskleroz (damar sertliği) varlığını ve aterosklerozun derecesini göstermek için kullanılan belirteçlerdir.</p>
<p><b>Popüler diyetlere dikkat!</b></p>
<p>Zayıflamak amacıyla diyet yapanlar bazen hatalı diyetleri uygulayabiliyor. Bu hatalı diyetler de kalp-damar hastalığına zemin hazırlayabiliyor. Bu diyetler, ketojenik diyetler, glutensiz ve laktozsuz diyetlerdir. Ketojenik diyetlerin özelliği, karbonhidratı tamamen keserek aşırı yağlı ve proteinli besinleri tüketmektir. Aşırı yağlı ve proteinli besinler, kan kolesterolünü yükselttikleri gibi posanın kaynağı olan karbonhidratlı besinlerin kısıtlanması nedeniyle mikrobiyotayı da olumsuz etkiler ve bu da kalp-damar hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p>Ayrıca aralıklı açlık diyetlerinin kısa vadede kilo kaybı ile glikoz ve insülin duyarlılığı gibi metabolik avantajları olmasına rağmen, 2024 yılında Sebastian SA ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre, bu tarz beslenmenin uzun vadede olumsuz etkileri olabileceği öne sürülmüştür. 20 bin kişide yapılan bir çalışmanın sonuçları; yiyeceklerini günde 8 saatten az bir sürede tüketen kişilerde kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskinin yüzde 91 daha yüksek olduğu bulunmuştur.”</p>
<p><b>Kalp sağlığını koruyan mucize bir besin yok</b></p>
<p>Kalp hastalığını önleyen mucize bir besin, sebze ya da meyve olmadığını kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Sağlıklı beslenme bir bütündür.  Bahsedilen diyetlerin içerdiği besinlerin her birisinin vücuda farklı yararları vardır.  O yüzden bütün besin gruplarının yer aldığı sağlıklı beslenme tarzı, kalp-damar hastalıklarından koruyucu olduğu gibi kalp-damar hastalarının da uygulayabileceği bir beslenme tarzı olacaktır. Kalp-damar hastalarında, omega-3 yağ asidi, C, D, E vitaminleri, beta-karoten ve kalsiyum dahil olmak üzere besin desteklerinin kullanımı, akut kardiyovasküler hastalık riskini azaltmada faydalı değildir. Bunun yerine sağlıklı beslenme yoluyla bu besin öğelerinin besinlerden alınması yararlı olacaktır. Çünkü besinlerde vücuda gerekli olan vitamin ve mineraller gibi besin öğelerinin yanı sıra, özellikle sebze ve meyvelerde pek çok hastalıktan koruyucu oldukları kanıtlanmış olan fitonutrientler ile antioksidan ve antiinflamatuar etkileri olan, besin öğesi olmayan bileşenler de bulunur. O yüzden tek başına kalsiyum, magnezyum vb. takviye almak yerine, farklı renklerdeki sebze ve meyveleri her gün tüketerek pek çok besin öğesini ve besin öğesi olmayan bileşenlerini almak mümkün olacaktır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886">Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 10:37:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bazen]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[müziğin]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[ni]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[siyaseti]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Norm]]></category>
		<category><![CDATA[varlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin "Tematik Buluşmalar" söyleşisinde “Müzik, bazen iktidarın sesi olur, bazen de sessizlerin çığlığı…” diyen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin toplumsal normları ve sessizliği bile siyasete dönüştüren gücüne dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562">Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediyesi’nin &#8220;Tematik Buluşmalar&#8221; söyleşisinde “Müzik, bazen iktidarın sesi olur, bazen de sessizlerin çığlığı…” diyen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin toplumsal normları ve sessizliği bile siyasete dönüştüren gücüne dikkat çekti.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Tematik Buluşmalar” söyleşisine konuk olan Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Türk Müziği Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, müziğin sadece bir sanat formu olmadığını, aynı zamanda toplumsal normları, kimlikleri ve iktidar ilişkilerini şekillendiren politik bir araç olduğunu söyledi.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen “Tematik Buluşmalar” söyleşilerinin bu ayki konuğu BUÜ Türk Müziği Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı oldu. Nazım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenen “Müziğin Sessiz Siyaseti” başlıklı söyleşiye, sanatseverler ve akademisyenlerin yanı sıra Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin ve Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan da katıldı. Prof. Dr. Varlı söyleşide, müziğin duyulmayan yönlerini ve toplumsal etkilerini anlattı.</p>
<p>“MÜZİK HER ZAMAN POLİTİKTİR”</p>
<p>“Müziğin salt ses sanatı olarak görülmesi, onun toplumsal etkisini gölgede bırakıyor” diyen Prof. Dr. Varlı, müziğin tarih boyunca politik bir araç olduğunu belirtti. Varlı, müziğin toplumsal norm oluşturma, kültürel hafızayı taşıma ve kimlik inşasında kritik bir rol oynadığını dile getirdi.</p>
<p>Müziğin sadece bireysel bir ifade biçimi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Varlı, “Müzik, bir toplumun düşünce biçimini, değerlerini, hatta iktidar ilişkilerini şekillendiren bir güce sahiptir. Bir ezgi, farkında olmadan bizi belirli bir düşünceye yaklaştırabilir. Bu nedenle müzik, toplumsal normların üretimi, dolaşımı ve meşrulaştırılmasında güçlü bir araçtır” dedi.</p>
<p>SESSİZLİĞİN İKİ YÜZÜ</p>
<p>Söyleşide sessizlik kavramına da değinen Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı, sessizliğin hem olumlu hem olumsuz yönlerine dikkat çekti. “Sessizlik, insanın kendinin farkına varması gibi olumlu durumları içerirken, Gazze’de yaşananlara sessiz kalınması gibi durumlarda suç haline dönüşebiliyor” diyen Varlı, sessizliğin bazen güçsüzlere dayatılan bir konuşma eksikliği, bazen de tahakküme karşı bir direniş biçimi olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Müziğin hegomanya üretmesi konusuna Gramsci, Adorno gibi düşünürlerin bu konudaki çalışmalarına atıfta bulunarak açıklamalarda bulunan Varlı, yerli ve yabancı parçalarla müzikle üretilen toplumsal normları açıkladı.</p>
<p>“EN DERİN ANLAM SESSİZLİKTE SAKLI”</p>
<p>Prof. Dr. Varlı, müziğin toplumsal dinamiklerle olan ilişkisi hakkında ise şunları söyledi: “Müzik, sesin sanatıdır ama bazen en derin anlam sessizlikte saklıdır. Toplumda da tıpkı müzikte olduğu gibi ses ve sessizlik yan yanadır. Bazı sesler duyulur, bazıları bastırılır. Bu durum rastgele değildir. Her sessizlik bir politik tercihin, iktidar ilişkisinin sonucudur. Müzik ise bu sessizlikle bazen uzlaşır, bazen çatışır, bazen de onu fark ettirmeden deşifre eder.”</p>
<p>Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Prof. Dr. Özlem Doğuş Varlı’ya söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin günün anısına hediye verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-varli-muzigin-sessiz-siyasetini-anlatti-579562">Prof. Dr. Varlı &#8220;Müziğin Sessiz Siyaseti&#8221;ni anlattı&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şekil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579480</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 8 kadından biri, yaşamı boyunca meme kanseri ile tanışıyor. Erken teşhis tedavinin yönünü belirlerken, tıp ve teknolojideki hızlı ilerlemelerin de sayesinde hayat kurtarıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480">Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 8 kadından biri, yaşamı boyunca meme kanseri ile tanışıyor. Erken teşhis tedavinin yönünü belirlerken, tıp ve teknolojideki hızlı ilerlemelerin de sayesinde hayat kurtarıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Senoloji (Meme) Araştırma Enstitüsü Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras</strong>, “Günümüzde dünya bilim insanlarının en yoğun araştırma yaptığı ve yeni tedavi yöntemleri geliştirdiği alanlardan biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde artık tamamen tedavi edilebiliyor. Ancak erken tanı için, kadınların kendilerini ayda bir 10 dakika muayene etmeleri ve şüpheli bir belirti fark ettiklerinde hemen hekime başvurmaları kritik rol oynuyor” diyor.</p>
<p>Meme kanserinin basit bulgularla kendini belli edebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Uras, “20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez ayna karşısında kendi kendine meme muayenesi yapması, 40 yaşından itibaren ise doktorun önerdiği aralıklarla düzenli klinik muayene, mamografi ve ultrason yaptırması hayat kurtaran bir alışkanlıktır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Cihan Uras, <strong>Ekim ayı-Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin öncü belirtilerini ve tedavide en güncel yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Ele gelen kitle</strong></li>
</ul>
<p>Memenin herhangi bir yerinde veya koltuk altına yakın kısmında hissedilen sert, genellikle ağrısız kitleler, meme kanserinin en sık görülen ilk bulgusudur. Prof. Dr. Cihan Uras “Her kitle kanser değildir ancak her kitle ciddiye alınmalıdır” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Meme başında çekilme</strong></li>
</ul>
<p>Meme ucunda içe doğru çekilme, düzleşme veya normal görünümün bozulması, dokuların derinliğinde bir değişikliğe işaret edebilir. Meme ucundaki şekil değişiklikleri acilen  değerlendirilmelidir. Basit bir muayene bile erken tanıya giden yolun kapısını aralar.</p>
<ul>
<li><strong>Deride çukurlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde portakal kabuğu görünümü, çukurlaşma, kalınlaşma ve meme başında pullanma gibi değişiklikler, önemli belirtilerdir. Prof. Dr. Cihan Uras “Bu tür görsel değişiklikler genellikle hastalar tarafından kozmetik bir cilt problemi gibi algılanıyor oysa altta yatan neden daha ciddi olabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Akıntı ve kanama</strong></li>
</ul>
<p>Meme başından kendiliğinden, özellikle kanlı veya berrak akıntı gelmesi normal değildir. Bu bulgu, erken evre dahil birçok meme hastalığının belirtisi olabilir. Bu tür akıntılar enfeksiyon ya da iyi huylu bir lezyon kaynaklı olsa bile mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir.</p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Koltuk altında ele gelen lenf bezi büyümeleri, enfeksiyon dışı durumlarda meme kanserinin yansıması olabilir. Bu bölgedeki şişlikler çoğu zaman önemsenmiyor ama lenf bezleri aslında vücudun alarm verdiğini gösteriyor. </p>
<ul>
<li><strong>Şekil veya boyut değişimi</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Cihan Uras “Memenin birinde, diğerine göre ani büyüme, asimetri ya da şekil değişikliği fark edildiğinde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Kadınlar çoğu kez yavaş değişimleri fark etmediklerinden, düzenli şekilde ayna karşısında elle muayene çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Cihan Uras</strong>, meme kanserinin tedavisinde en güncel yöntemleri şöyle anlattı;</p>
<p><strong>Kişiye Özel Tedavi:</strong> Hedefe yönelik ilaçlar kanserli hücreleri hedef alır, sağlıklı dokulara az zarar verir. Her hastanın tümörü ve genetiği farklıdır, tedavi buna göre planlanır. Hormon reseptörü pozitif hastalarda anti-hormon tedavisi tümörün büyümesini yavaşlatıyor.   </p>
<p><strong>Onkoplastik Cerrahi:</strong> Kanserli dokuyu yeterli bir şekilde çıkardıktan sonra, plastik cerrahi işlemi de eklenerek ameliyat sonrası estetik açıdan doğal bir görünüm sağlanabiliyor. </p>
<p><strong>İmmünoterapi ve Akıllı İlaçlar:</strong> Vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren yeni nesil ilaçlar, bazı meme kanseri türlerinde önemli başarılar sağlıyor.</p>
<p><strong>Daha Hassas Radyoterapi:</strong> Yeni teknolojilerle ışın tedavisi sadece hastalıklı bölgeye yoğunlaştırılarak yan etkiler azaltılıyor ve çevredeki diğer organların zarar görmesi de engelleniyor. Yeni tekniklerle tedavi süresi kısaltılarak, hastanın işgücü kaybı en aza indirgeniyor. </p>
<p><strong>Minimal Invaziv Yöntemler:</strong> Meme kanseri cerrahisinde lenf bezlerinin korunmasına büyük özen gösteriliyor, sadece birkaç lenf bezi örneği alınarak lenfödem ve diğer komplikasyonlar önleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480">Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:32:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adını]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphaneler]]></category>
		<category><![CDATA[lber]]></category>
		<category><![CDATA[ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579076</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültürpark'a kazandırılan İlber Ortaylı Kütüphanesi'nin açılışını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Prof. Dr. İlber Ortaylı birlikte yaptı. Kente yeni kütüphaneler kazandırmaya devam edeceklerinin müjdesini veren Başkan Tugay, yeni neslin kültür ve sanatla iç içe yetişmesi için çalıştıklarını kaydetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076">Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Kültürpark&#8217;a kazandırılan İlber Ortaylı Kütüphanesi&#8217;nin açılışını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Prof. Dr. İlber Ortaylı birlikte yaptı. Kente yeni kütüphaneler kazandırmaya devam edeceklerinin müjdesini veren Başkan Tugay, yeni neslin kültür ve sanatla iç içe yetişmesi için çalıştıklarını kaydetti. Ortaylı ise gençlerin Kültürpark&#8217;a kitap okumak için geleceğini belirterek kütüphaneye adının verilmesinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin kültürel yaşamına önemli katkı sağlayacak yeni bir kütüphaneyi daha İzmirlilerle buluşturdu. Tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın adını taşıyan kütüphane, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve İlber Ortaylı tarafından Kültürpark’ta açıldı. Açılış törenine Başkan Tugay’ın eşi Öznur Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zeki Yıldırım, Genel Sekreter Yardımcıları Çağatay Güç, Prof. Dr. Pınar Okyay, İsmail Mutaf ve Hakan Uzun, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen, Bayındır Belediye Başkanı Davut Sakarsu ve Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik, İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve çok sayıda kitapsever katıldı.</p>
<p><strong>“Büyük onur”</strong></p>
<p>Açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kütüphane açılışının çok değerli olduğunu vurgulayarak “İlber Ortaylı Hoca, ‘İzmirli değilim’ dedi ama bazı insanlar ülkece öyle benimseniyor ki hangi şehre gitse oralı gibi görünüyor. İzmirliler de İlber Ortaylı Hoca’yı çok seviyor. Düşünceleriniz ve yazılarınızla ülkemize ve şehrimize ışık verdiğiniz için bu kütüphaneye sizin adınızı vermeyi istedik. Burada sizin adınızı taşıyan kütüphanenin açılışını yapmak İzmir Büyükşehir Belediyesi için büyük bir onur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“O amacı hisseden insanlarız”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak her imkânı değerlendirerek kentin kültür sanat okuryazarlığı seviyesinin yükselmesi için çalıştıklarını kaydeden Başkan Tugay, “Dünyanın en özel yazarları, şairleri, sanatçıları bu topraklardan çıkıyor. İzmir sanatçı fabrikası. Bununla gurur duyuyoruz. Yeni nesli, güzel çocuklarımızı, gençlerimizi sanattan bağını koparmadan yetiştirmeyi başarmamız lazım. O yüzden kültür sanat çok önemli ve onun için bu alanda yapılacak her türlü yatırım çok önemli. Dönemin belediye başkanı Dr. Behçet Uz&#8217;un öncülüğünde kurulan Kültürpark,  bir park alanı olmasının ötesinde özellikle hem  o şehirde yaşayan insanların hem de kentin kültürel yaşamına katkıda bulunsun diye planlanmıştı. İzmir yangınında harabeye dönen alandan park alanına dönüştü. Biz o gün o anlayışa sahip olan insanların neyi amaçladığını hisseden insanlarız. Hissettiğinizde varlığınızla o anlayışı özümsüyorsunuz ve gereğini yerine getirmeye çalışıyorsunuz” sözlerine yer verdi.</p>
<p><strong>Oda orkestrası sahnede</strong></p>
<p>Kentte kültür sanat alanında yaptıkları çalışmalardan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndan da bahseden Başkan Tugay, “Bizi gururlandıracak çalışmalar yapıyorlar. Bu sezon da salonlarının tıka basa dolacağını düşünüyorum. Türkiye genelinde İzmir’i temsilen hepimizi onurlandıracak çalışmaları olacak. Geçen yıl kurduğumuz oda orkestramız var, onu da bir senfoni orkestrasına çevirme kararlılığındayız. Geçen yıl bir konser verdiler, bu yıl düzenli konserler verecekler” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Zamanımın çoğunu kütüphanede geçirirdim”</strong></p>
<p>İlber Ortaylı’nın da kütüphaneye kitap bağışında bulunduğunu hatırlatan Başkan Tugay, kütüphanelerin sadece kitap okunan yer olmadığını söyledi. Başkan Tugay, “Yazarlar ve o kitapların içinde gizlice yaşayan insanlar kütüphanelerde buluşur. Bunu yaşayabilmiş, hissedebilmiş insanlar gerçekten çok şanslı. Benim de en çok zaman geçirdiğim yerlerden biri kütüphanelerdi. İzmir kütüphanelerinde ayak basmadığım yer, dokunmadığım raf yoktur. Öylesine zenginlikten gelince yurttaşlarımızın da mümkün olduğunca pek çok alanda bu keyfi ve özel duyguyu hissetmesini istiyorum. Şehrin her yanını kütüphanelerle, kültürel ve sosyal buluşma alanlarıyla doldurmak, en önemli görevlerimizden biri” dedi. Başkan Tugay, kütüphane binasının zaman zaman sergiler için kullanılsa da büyük ölçüde atıl durumda olan bir bina olduğunu hatırlattı.</p>
<p><strong>Başkan Tugay’dan örnek uygulama müjdesi</strong></p>
<p>Kütüphaneye ilişkin Türkiye&#8217;ye örnek olabilecek bir uygulamadan da söz eden Başkan Tugay, “Burası sabah erkenden açılıp şehrin en uzun süre açık kalan kütüphanesi olacak. Bu kütüphaneye gelen bir kişi aradığı bir kitabı bulamazsa ‘Benim için almanızı istiyorum&#8217; diyecek ve o kitabı alıp getireceğiz. Bunu yapmak bizim için bir onur. Bunu yaparak başka kütüphanelere örnek olmak da bizim için bir onur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Başkan Tugay, haftada bir gün çocuklara kitap okuyacak</strong></p>
<p>Hedeflediği planlardan birinin de kütüphanede çocuklara kitap okumak olduğunu dile getiren Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuklar ve gençlerle her buluşmamızda onların verdiği enerji bizde kocaman duygulara dönüşüyor. Ruhumuzda sönmüş olan alevlerin yeniden yanmasına neden oluyor. Çocukların saflığı, gençlerin iyiliği ve temizliği gözümüzün bebeği gibi korumamız gereken şeyler. Onlara güzellikleri, iyilikleri anlatmak zorundayız. Bunu bir belediye başkanının yapması onun için ancak onur olabilir. Bu birliktelik  beni güçlü, mutlu yapar ve daha iyi şeyler yapmak için cesaretlendirir. Mümkün olan en kısa zamanda haftada bir gün ilkokul çağındaki çocuklara hikâye okumak için organizasyon yapalım ve güzel vakit geçirelim.”</p>
<p><strong>“Bu millet kütüphaneleri hak ediyor”</strong></p>
<p>Açılış töreninde konuşan Prof. Dr. İlber Ortaylı da kütüphaneye isminin verilmesinden dolayı çok mutlu olduğunu dile getirdi. İzmirli olmasa da 1963 yılının eylül ayında bir dönem İzmir’de bulunduğunu ve o dönem İzmir’ine dair gözlemlerini anlattı. Ortaylı, “Burada herkes birbiriyle kolay diyalog kuruyordu. Giyim kuşam farklıydı ama  kütüphane yoktu. Kemeraltı’nda bir kitabevi vardı. Zamanla okuma gelişti. Bugün kütüphaneler açılıyor. O yıllarda burada gezerken adımla bir kütüphane açılacağını söyleseler ‘Kafayı yiyorum herhalde, doktora gideyim’ derdim. Kabiliyetli milletin bazı şeylerden mahrum yaşaması hoş değil. Onu inşallah telafi edeceğiz. Bu millet kütüphaneleri hak ediyor” dedi.</p>
<p><strong>“Gençler Kültürpark’a ders çalışmak için de gelecek”</strong></p>
<p>Türkiye’de çok sayıda gencin önemli çalışmalar yürüttüğünü sözlerine ekleyen Ortaylı, şöyle konuştu: “Gençliğimde, doçent olduğum yıl bile Türkiye’de Avrupa tarihine ait tercümeler neredeyse yoktu. Artık sahada araştırma yapan gençlerimiz var. Böyle bir ülkenin bazı şeyleri hak ettiğine inanıyorum. Kütüphaneye ismimin verilmesi benim için iftihardır. Mühim olan buralara kütüphanelerin dolması. Bu kütüphaneyi yapanlara, tertip edenlere müteşekkiriz. İnşallah gençlerimiz Kültürpark’a sadece gezinmek için değil, ders çalışmak için de gelecek. Bir şehir de öyle büyür. İzmir büyük bir merkez. Şimdi bir metropol var ama metropolün de niteliği de olur. O niteliği kütüphaneler, operalar, tiyatrolar, mutfak sağlar.”</p>
<p><strong>Plaket takdim edildi</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından Prof. İlber Ortaylı ile kütüphanenin açılmasında katkıları bulunan Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ ve meclis üyesi Erhan Erdil’e Başkan Tugay tarafından plaket ve çiçek takdim edildi. Başkan Tugay ve eşi Öznur Tugay, İlber Ortaylı ve protokol mensupları açılış kurdelesini birlikte kesti. Daha sonra kütüphane gezildi. Açılışta, üzerine İlber Ortaylı’ya ait “Gidersin, karşına birdenbire nefis bir kütüphane çıkar. İşte o kütüphane olmadan şehrin karakteri oluşmaz” sözlerinin yazıldığı kitap ayracı da Ortaylı’ya hediye edildi.</p>
<p><strong>20 bin kitap ve çalışma odaları</strong></p>
<p>Kültürpark’ta hizmete alınan İlber Ortaylı Kütüphanesi, 20 bin civarında esere ev sahipliği yapıyor. Kütüphanede Türk ve dünya edebiyatı, sosyoloji, tarih, felsefe, psikoloji alanlarının yanı sıra yabancı dil meraklıları için İngilizce kitaplardan oluşan bir bölüm de yer alıyor. Kütüphanede sessiz okuma ve çalışma alanları, rezervasyonlu grup çalışma odaları, dijital çalışma alanı bulunuyor. Aynı anda 74 kişinin ders çalışmasına olanak sağlayacak şekilde tasarlanan kütüphanede grup çalışmaları için asma kat alanında rezervasyonlu üç adet çalışma odası da var. İlber Ortaylı Kütüphanesi; araştırmacılara, öğrencilere ve tüm kitapseverlere açık olacak. Ayrıca mekânın dış alanında gençlere yönelik düzenlenecek etkinlikler ve atölyelerle İzmir’in kültür yaşamına değer katılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilber-ortayli-kendi-adini-tasiyan-kutuphaneyi-acti-579076">Prof. Dr. İlber Ortaylı kendi adını taşıyan kütüphaneyi açtı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 13:26:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[burnunda]]></category>
		<category><![CDATA[çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[necdet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Önlük]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde, yeni başlayan 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı kapsamında üniversitesi genelinde Oryantasyon Programları düzenleniyor. Tüm akademik birimlerde düzenlenen programlar, Ege Üniversitesini bu yıl kazanan birinci sınıf öğrencilerinin adaptasyonunu kolaylaştırmayı hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426">Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde, yeni başlayan 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı kapsamında üniversitesi genelinde Oryantasyon Programları düzenleniyor. Tüm akademik birimlerde düzenlenen programlar, Ege Üniversitesini bu yıl kazanan birinci sınıf öğrencilerinin adaptasyonunu kolaylaştırmayı hedefliyor. EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak; Fen, İletişim, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık, Spor Bilimleri, Eğitim, Mühendislik, Ziraat, Su Ürünleri, Hemşirelik, İktisadi ve İdari Bilimler, İlahiyat ve Bilgisayar Bilimleri Fakültelerindeki oryantasyon programlarına katılarak öğrencilerin heyecanına ortak oldu. Prof. Dr. Budak ayrıca Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakültelerinde düzenlenen “Beyaz Önlük Giyme” törenlerine katılarak genç sağlıkçılara önlüklerini bizzat giydirdi.</p>
<p>Programlar dahilinde konuşan Prof. Dr. Necdet Budak, “Öncelikte tüm birinci sınıf öğrencilerimize ‘Ege Üniversitesine Hoş Geldiniz’ demek istiyorum. Düzenlediğimiz bu programların amacı, öğrencilerimize üniversitemizin imkan ve olanaklarını anlatarak, uyum süreçlerini en kısa sürede atlatmalarını sağlamaktır. Akademik-idari tüm çalışanlarımızla öğrencilerimizin en iyi şekilde eğitim alabilmeleri için seferber oluyoruz. Üniversitemizi bu yıl kazanan öğrencilerimize bizi tercih ettikleri için teşekkür ediyor, tüm üniversitemize verimli bir eğitim-öğretim dönemi diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Huzurlu, güvenli, kaliteli eğitim”</b></p>
<p>Ege Üniversitesinin Türk yükseköğretiminde başarılarıyla öne çıkan bir üniversite olduğunu ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ege Üniversitesi, Türkiye&#8217;deki 208 üniversite arasında, eğitim-öğretim kalitesi anlamında tam akreditasyon alan ilk devlet üniversitesidir. Ayrıca Türkiye Yeterlikler Çerçevesi Logosu kullanımında Türkiye birincisiyiz. Milli Yenilik Ödüllü, Spor Dostu Kampüse sahip bir araştırma üniversitesiyiz. Yeşil Üniversiteler Sıralamasında dünyada ilk 80&#8217;de yer alıyoruz. Donanımlı bir üniversite olarak çok güçlü bir akademik kadroya sahibiz. 80’den fazla uygulamayla öğrenci odaklı bir yönetim anlayışını benimsiyoruz. Ayrıca 75 tane öğrenci topluluğumuz var. Diplomanın yanında verdiğimiz Ege Plus Belgesi ile öğrencilerimiz, üniversite eğitimleri boyunca gerçekleştirdikleri tüm faaliyetleri belgeleme fırsatına sahipler. Huzurlu, güvenli, her türlü sosyal ve sportif imkana sahip bir kampüsümüz var. Öğrencilerimiz, gönül rahatlığı ile her türlü faaliyete katılabilir” dedi.</p>
<p><b>“Ege Üniversitesi rozetini gururla taşıyacaksınız”</b></p>
<p>Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Budak, “Sevgili öğrenciler; hocalarımız, sizlerle iç içe eğitim veriyor ve uygulamalar yapıyorlar. Buradan mezun olduktan sonra da yaşam boyu bizimle irtibatta olacaksınız. Ege Üniversitesi rozetini gururla taşıyacaksınız. İster özel sektörde, ister kamuda, ister yurt içinde, ister yurt dışında olun, pergelinizin bir ucu artık sizler için Ege Üniversitesi olacak. Hangi alanda yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsanız o alana yönelik projelerde yer almaya çalışın. Sadece alan dersleri değil, kampüsteki etkinlikleri, konferansları ve kongreleri takip etmeniz de önemli. Üniversite yaşamı sadece diploma ve iyi bir eğitimden ibaret değildir, aynı zamanda kendinizi olgunlaştırma dönemidir. Öğrenci kulüplerine katılarak sosyal, kültürel, sportif alanlarda faaliyetlerde öncü rol alabilirsiniz. Burası artık sizin eviniz, yuvanız. Rahat ve huzurunuz için her zaman iletişime açığız. İnanıyorum ki buradan aldığınız eğitimle; kendiniz için, size emek veren ailelerimiz ve bizler için, en önemlisi de ülkemiz için güzel ve hayırlı hizmetler vereceksiniz. Sizlere güzel, verimli, sağlıklı ve başarılı bir üniversite yaşamı diliyorum” dedi.</p>
<p><b>Sağlıkçılara önlüklerini Rektör Prof. Dr. Budak giydirdi</b></p>
<p>Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği fakültelerinde düzenlenen “Beyaz Önlük Giyme” törenlerinde genç sağlıkçılara önlüklerini Rektör Prof. Dr. Necdet Budak giydirdi. Özellikle pandemi dönemi ile birlikte sağlık sektörünün ne kadar önemli olduğunun bir kez daha anlaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Budak, EÜ’nün de “Sağlık Temalı” bir üniversite olduğunu belirtti. Prof. Dr. Budak, genç sağlıkçılara mesleklerinde başar dileklerini iletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-necdet-budak-cicegi-burnunda-egelilerle-oryantasyon-programi-kapsaminda-bulusuyor-578426">Rektör Prof. Dr. Necdet Budak çiçeği burnunda Egelilerle oryantasyon programı kapsamında buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 09:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakan]]></category>
		<category><![CDATA[bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[engellilerin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[işıkhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yanındayız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Dünya İşitme Engelliler Haftası dolayısıyla yaptığı sosyal medya paylaşımında, işitme engelli vatandaşların tedavi süreçlerine destek verdiklerini belirterek 2023-2024’te SUT kapsamında sağlanan yardımlara dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Dünya İşitme Engelliler Haftası kapsamında sosyal medyada bir paylaşım yaparak, işitme engelli vatandaşların yanında olduklarını vurguladı.</p>
<p>Bakan Işıkhan, “İşitme engelli vatandaşlarımızın muayene, tetkik, tedavi süreçlerinden yanında olmaya devam ediyoruz,” dedi.</p>
<p>Bakan Işıkhan, 2023-2024 yılları arasında Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında işitme engellilere yönelik birçok destek sağlandığını hatırlatarak, bakanlığın bu alandaki çalışmalarını sürdüreceğini ifade etti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/09/bakan-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-0-J79q4Bqf.jpeg" /></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-prof-dr-isikhan-isitme-engellilerin-yanindayiz-578334">Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Işıkhan: İşitme Engellilerin Yanındayız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 13:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[ayhan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ceyda]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[iwf]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Lider]]></category>
		<category><![CDATA[leadership]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[vizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578146</guid>

					<description><![CDATA[<p>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine, bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>IWF-International Women’s Forum’un global liderlik vizyonuna sahip kadınların gelişimini sağlamak üzere tasarlanan Global Leadership Fellows Programı 2025–2026 dönemine</strong>, <strong>bu yıl Türkiye’den Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan zorlu bir değerlendirme süreci sonucunda tam burslu olarak kabul edildi.  Cambridge, Harvard ve INSEAD gibi saygın üniversitelerde gerçekleşen prestijli ve güçlü programa IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, akademik başarılarıyla olduğu kadar sosyal etki yaratan liderlik yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve kanser biyoloğu Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, International Women’s Forum (IWF) tarafından yürütülen ve dünyanın dört bir yanından kadın liderlerin kabul edildiği Global Leadership Fellows Programı’nın 2025–2026 dönemine <strong>tam bursla</strong> kabul edildi. IWF Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Açılan Ayhan, zorlu uluslararası jüri süreci sonunda bu prestijli liderlik programında yer almaya hak kazandı.</p>
<p>Türkiye’nin yanı sıra Kanada, Kosta Rika, Jamaika, Meksika, Singapur, Güney Afrika, Birleşik Krallık, ABD, Kırgızistan’dan seçilen 39 kadın lider arasında yer alan <strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan,</strong> dünyada kabul edilen bilimsel çalışmaları ve “Enkazdan Bilime” (From Ruins to Research) adlı toplumsal etki projesiyle dikkat çekiyor. Enkazdan Bilime projesi, depremden etkilenen bölgelerdeki genç kadınları bilimin dönüştürücü ve iyileştirici gücüyle buluşturmayı amaçlıyor. </p>
<p><strong>Önde Gelen Üniversitelerle İş Birliği </strong></p>
<p>30 yılı aşkın süredir yürütülen IWF Global Leadership Fellows Programı, Harvard Üniversitesi, <strong>Cambridge, Harvard ve INSEAD </strong>gibi uluslararası çapta önde gelen üniversitelerde yürütülüyor. Program; liderlik gelişimi, vizyon oluşturma, küresel ağlara erişim ve bire bir mentörlük gibi başlıklarda katılımcılara yoğun bir gelişim süreci sunuyor. </p>
<p><strong>Türk Mezunlar ve Uluslararası Dikkat Çeken İsimler </strong></p>
<p>Mezunları arasında Chanel CEO’su Leena Nair, NASA Johnson Space Center Direktörü Vanessa Wyche gibi küresel liderlerin yanı sıra Song Service Practice-Accenture EMA Lead <strong>Dilnişin Bayel</strong> ile Ashoka Global Community &#038; Resources Co-Director <strong>Zeynep Meydanoğlu Ertan</strong> yer alıyor.  </p>
<p><strong>Seçim Kriterleri: Liderlik Potansiyeli, Sosyal Etki ve Sorumluluk</strong></p>
<p>IWF Global Fellows Leadership Programı’na katılım, yalnızca mesleki başarılarla değil; adayın liderlik potansiyeli, toplumsal etki kapasitesi ve etik değerleriyle değerlendirilmesini gerektiriyor. Adaylar; liderlik yolculuklarındaki kararlılıkları, alanlarında yarattıkları etki, vizyonları ve deneyimleri temel alınarak seçiliyor. Ayrıca programa başvuran adayların, üst düzey rollere 3–5 yıl mesafede olması bekleniyor.</p>
<p><strong>2025–2026 Dönemi Adaylar ve Fon </strong></p>
<p>Bu yılki programa katılım için 11 ülkeden 27 IWF Forum tarafından aday gösterilen 61 aday ile 180’den fazla görüşme yapıldı; ciddi değerlendirme süreci sonunda 39 lider programa katılıma layık bulundu. Bu değerli programda seçili lider adaylarına burs imkânı yaratmak amacıyla “Leadership Fellows Legacy Scholarship” fonu hayata geçirildi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan: </strong><em>“IWF Global </em>Leadership<em> Fellows Programına seçilmek, hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarım açısından çok büyük bir anlam taşıyor. Bu program sayesinde dünyanın farklı noktalarından ilham verici kadın liderlerle bir araya gelme ve küresel ölçekte bir liderlik ağına dahil olma fırsatı bulacağım. Aynı zamanda ‘Enkazdan Bilime’ projesini daha geniş kitlelere taşıma imkânı elde edeceğim. Depremlerle yıkıma uğramış bölgelerdeki genç kadınların bilimin iyileştirici gücüyle tanışmasını sağlamak, benim için bir kariyer hedefinden çok daha fazlası; bu, inandığım bir yaşam amacı. IWF’in sunduğu vizyon ve destek, bu amaç doğrultusunda atacağım adımları daha da güçlendirecek.”</em></p>
<p><strong>Av. Dr. Çiğdem Ayözger Öngün, IWF Türkiye Başkanı: </strong><em>“Kadınların birbirinden öğrenerek ve dayanışmayla güçlendiği bir dünyada; IWF Türkiye olarak, Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın vizyonumuzla örtüşen liderlik yolculuğunu IWF Leadership Fellows Programı’nda tam bursla desteklemekten gurur duyuyoruz. Hikâyesi; bilimin gücü ve sosyal etkinin iç içe geçtiği ilham verici bir yolculuğu temsil ediyor. Prof. Dr. Ceyda Açılan’ın uluslararası alanda Türkiye’yi temsil etmesi hem bilimsel bir gurur hem de Türk kadınların dönüştürücü gücünü tüm dünyaya gösteren önemli bir mesajdır. IWF Türkiye olarak, kadın liderliğini geliştirmeye ve çoğaltmaya kararlıyız.”</em></p>
<p><strong>Prof. Dr. Funda Sivrikaya, IWF Küresel Yönetim Kurulu Üyesi: </strong><em>“IWF’in küresel vizyonu, kadın liderliğini güçlendirmek ve aynı zamanda toplumsal dönüşüm yaratan hikâyeleri desteklemek üzerine kurulu. Türkiye’den bir bilim kadının akademik yetkinliğiyle ve vizyoner, dönüştürücü ve insana dokunan liderlik anlayışıyla bu seçkin programa kabul edilmesi, bizler için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı. Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan’ın bilimi ve toplumsal sorumluluğunu merkezine alan liderlik modeli, IWF’in temsil etmekten onur duyduğu değerleri ile daha da güçleniyor.” </em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ceyda-acilan-ayhan-iwf-leadership-fellows-programina-tam-bursla-secildi-578146">Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan, IWF Leadership Fellows Programı&#8217;na Tam Bursla Seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[takım]]></category>
		<category><![CDATA[teknofest]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578050</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2025 sona ererken, Ege Üniversitesi, öğrenci sayısı bakımından en yoğun katılım sağlayan üniversiteler arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 2025 sona ererken, Ege Üniversitesi, öğrenci sayısı bakımından en yoğun katılım sağlayan üniversiteler arasında yer aldı. Toplam 81 takımla festivale katılan Ege Üniversitesinde 13 takım finalist olarak yarıştı.</p>
<p>Oldukça verimli bir festivalin geride kaldığını söyleyen Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Ege Üniversitesi olarak öğrencilerimizle, danışman hocalarımızla TEKNOFEST 2025’teki yerimizi aldık, 81 takımla yarıştık, 13 takımımız finalist oldu. Bilim ve teknoloji çağında öğrencilerimizin; sağlık, fen bilimleri, sosyal bilimler gibi farklı alanlarda başarı hikayeleri yazıyor olması ülkemizin geleceği için büyük bir güvence oluşturuyor. Öğrencilerimizle ve tüm Türkiye gençliği ile gurur duyuyoruz. Festivale katılan tüm gençleri başarılarından ötürü tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi standının festival boyunca yoğun ilgi gördüğünü ifade eden Prof. Dr. Budak, “TEKNOFEST 2025 İstanbul’da, 7’den 70’e vatandaşlarımızın standımıza gösterdiği yoğun ilgiyle öğrencilerimizin bilim ve teknoloji ekosistemimizde ürettiği yenilikçi projeleri gururla sergiledik. Beş gün boyunca yerli ve millî teknolojiye yön veren projelerimizle her yıl olduğu gibi bu yıl da TEKNOFEST İstanbul’da ülkemizin teknoloji vizyonuna katkı sunduk. YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar da stadımızı ziyaret ederek öğrencilerimizin projelerini inceledi.  Gençlerimizin hayallerini gerçeğe dönüştürmeleri için her zaman yanlarında olarak onlara her türlü desteği sağlayan, başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Mehmet Fatih Kacır’a ve sekiz yıldır bu değerli organizasyonu gençlerimizle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’a şükranlarımı sunuyorum. Ülkemizin Millî Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda, Ege Üniversitesi olarak Türkiye’nin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan büyük gurur duyuyoruz. Öğrencilerimizin araştırma ekosistemine aktif katılımını teşvik ederek, teknoloji yarışmalarında ortaya koydukları yenilikçi projeleri topluma fayda sağlayacak uygulamalara dönüştürmelerine yönelik desteğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ulkemizin-bilim-ve-teknoloji-alanindaki-gelisimine-katki-sunmaktan-gurur-duyuyoruz-578050">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Ülkemizin bilim ve teknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaktan gurur duyuyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[boyozlu]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla kampüs, öğrencilere tekrar kavuştu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla kampüs, öğrencilere tekrar kavuştu. Öğrencileri kampüs girişinde bizzat karşılayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak; boyoz, gevrek ve çay ikramında bulunarak öğrencilere sıcak bir “Merhaba” dedi. Öğrencilere tekrar kavuşmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Prof. Dr. Budak, yeni akademik yıl için iyi dileklerini iletti.</p>
<p>Yeni akademik yıla hazır bir şekilde girdiklerini ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı araştırma üniversitemizde, yaz dönemi boyunca eğitim-öğretim, araştırma, kültürel ve sportif alanlara yönelik tüm hazırlıklarımızı titizlikle tamamladık. Huzur ve güven ikliminde dört dörtlük bir kampüs ortamında öğrencilerimizi tekrar ağırlamanın kıvancı içindeyiz. Her zaman söylediğim gibi öğrencilerimiz olmadan kampüsümüzün bir değeri, bir anlamı kalmıyor. Bu yüzden onları en sıcak şekilde karşılamaya çalıştık. Hepsine tekrardan ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesinin öğrenci dostu uygulamalarıyla öne çıktığını ifade eden Prof. Dr. Budak, “Ülkemizin en güzel kampüslerinden birisine sahibiz. Güçlü bir altyapıya sahibiz. Dersliklerden laboratuvarlara, kültür ve sanat merkezlerinden spor tesislerine, bilişim altyapısından kütüphane imkânlarına,  beslenme ve barınma olanaklarından çevre dizaynına kadar erişilebilir ve sürdürülebilir konumdayız. Ege Üniversitesi olarak tüm gücümüzle öğrencilerimizin yanında olacağız. Onların donanımlı bir şekilde sektöre uğurlamak için ekosistemimizin tüm imkânlarını seferber edeceğiz. Bilimsel etkinlikler başta olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası programla onların vizyonlarını geliştireceğiz. Bu vesile ile yeni akademik yıl tüm üniversitemize ve öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-ogrencilere-boyozlu-karsilama-578035">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan öğrencilere &#8220;boyozlu&#8221; karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 10:25:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[eurotox]]></category>
		<category><![CDATA[hilmi]]></category>
		<category><![CDATA[orhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi akademisyenleri, alanlarındaki deneyimleri ve bilgi birikimleri ile üniversite dışında ve uluslararası alanda önemli görevler üstlenmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905">Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi akademisyenleri, alanlarındaki deneyimleri ve bilgi birikimleri ile üniversite dışında ve uluslararası alanda önemli görevler üstlenmeye devam ediyor. EÜ Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Hilmi Orhan, 38 Avrupa ülkesi ulusal toksikoloji derneklerinin çatı kuruluşu olan ve yaklaşık olarak 7 bin üyesi bulunan EUROTOX Federasyonuna başkan olarak seçildi.</p>
<p>Başarısından ötürü Prof. Dr. Hilmi Orhan’ı tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “70 yıllık bilgi birikimimizle hem ülkemiz hem de dünya literatürüne katkı sağlayan, alanında uzman akademisyenlere sahip bir üniversiteyiz. Bu da hocalarımızın gerek ulusal gerekse uluslararası alanda önemli görevler üstlenmesine yol açıyor. Eczacılık Fakültesi öğretim üyemiz Prof. Dr. Hilmi Orhan, Avrupa’da alanında öncü bir kuruluş olan EUROTOX’a başkan olarak seçildi. Kendisini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>EUROTOX hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Hilmi Orhan, “EUROTOX, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Ulusal Toksikoloji Dernekleri Federasyonudur, yani toksikoloji bilim dalının çatı kuruluşu konumundadır. Fakülte Dekanımız Prof. Dr. Hande Gürer Orhan ile birlikte EUROTOX’un Atina’da düzenlenen 59’uncu kongresine katıldık. Bu kongrede EUROTOX Başkanı olarak seçildim. 2 yıl ‘President-Elect’, 2 yıl ‘President’, 2 yıl da ‘Past-President’ olarak toplam 6 yıl görev yapacağım. Daha önce 2013-2019 arası 6 yıl EUROTOX Yönetim Kurulu üyesi olarak, 2014-2021 arası 7 yıl ise ‘Molecular Toxicology Specialty Section’ Başkanı olarak görev yapmıştım. Üniversitemizi ve ülkemizi uluslararası alanda temsil edeceğim bu 6 yıl boyunca öngörüsel bir yaklaşımla halk sağlığının korunmasını geliştirerek sürdürmeyi ve ülkemizde toksikoloji alanının ve ilgili bilim dallarının gelişmesine önemli katkı sağlamayı amaçlıyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-hilmi-orhan-eurotox-federasyonuna-baskan-secildi-576905">Egeli akademisyen Prof. Dr. Hilmi Orhan EUROTOX Federasyonuna başkan seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 08:10:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Göker]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi (Tüp Bebek Merkezi) Ünite Sorumlusu Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,   tüp bebek tedavisindeki yenilikçi yöntemleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597">Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi (Tüp Bebek Merkezi) Ünite Sorumlusu Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,   tüp bebek tedavisindeki yenilikçi yöntemleri anlattı. Türkiye’nin ilk tüp bebek merkezi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi, Prof. Dr. Refik Çapanoğlu hocanın başkanlığında Prof. Dr. Erol Tavmergen ile Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker öncülüğünde 1988’de kuruldu. Türkiye’de bir ilki başaran Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker ve Prof. Dr. Erol Tavmergen yaptıkları çalışmalarla birçok anne ve babanın umut ışığı oldular. Kurdukları laboratuvarda ilk denemelerini fareler üzerinde yaptıklarını ifade eden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, daha sonra kısa süre içerisinde çocuk sahibi olamayan evli çiftlerde tedaviye başladıklarını ifade etti. Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker,  “İlk 7 hastadan 2 tanesi gebe kaldı. Bu bebekler 1989’da dünyaya geldiler ve bu oran o tarihler için dünya istatistiklerinin üzerindeydi” dedi.</p>
<p><b>“Tüp bebek tedavisinde kadının yaşı önemli bir faktördür”</b></p>
<p>Tüp bebek uygulamasından bahseden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, “Embriyo evli çiftlerden alınan yumurta ve spermin bir tüp içerisinde bir araya getirilmesi ile oluşur ve tüp bebek ismini de buradan alır. Aslında bizde bu süreçte tabiatı taklit etmekteyiz. Tedaviye başlamadan önce hem kadını hem de erkeği ele almak önemlidir. Çünkü gebelik oluşmaması sadece kadına bağlı bir sebepten dolayı olmayabilir. Erkek faktörü de yüzde 50’ye varan oranlarda etkili olmaktadır. Tüp bebek tedavisinin uygulanabilmesi için kadının döllenmeye elverişli yumurta üretebilen en az bir yumurtalığının bulunması ve gebeliği sürdürebilecek bir rahiminin olması, erkeğin de sperminin olması gereklidir. Tüp bebek başarısında özellikle kadın yaşı çok önemli bir faktördür. Kadın yaşı 35 üzerine çıktığında gebelik şansı azalmaya başlar ve 40 yaşından sonra da iyice düşer” diye konuştu.</p>
<p>Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok yeni yöntemin ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Tavmergen Göker, “Bu yöntemlerden birisi ilk kez Palermo tarafından uygulanan ‘Mikroenjeksiyon’ yöntemidir. Mikroenjeksiyon, tek bir spermin yumurta hücresinin içerisine mikroskop altında enjekte edildiği ve embriyo oluşumunu takiben anne adayına transfer edildiği bir yöntemdir. Çiftlerin öncelikle tetkikleri tamamlanmakta ve kendileri hangi tedavi yöntemi için uygun ise yumurtlatma tedavisi, aşılama veya tüp bebek tedavisi planlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, “Tüp bebek tedavisinin tercih edilme nedenlerinin birisi de hasta çocuğa tedavi imkânı olabilecek donör kardeş ihtiyacı bulunmaktadır. Ayrıca belirli genetik hastalıklarda oluşan embriyonun hasta veya taşıyıcı olduğunun embriyodan biopsi alınarak ‘preimplantasyon genetik tanı (PGD)’ yöntemi ile belirlenerek,  sağlıklı embriyonun transfer edilmesi ve bu şekilde genetik açıdan sağlıklı bir bebek sahibi olma şansı arttırılmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Tüp bebek tedavisinin uygulama alanlarında bahseden Prof. Dr. Tavmergen Göker, “Tüp bebek tedavisini uygulama alanı çoğunlukla doğal yollarla çocuk sahibi olamayanlar olmaktadır. Ancak günümüzde erken menopoz, kanser tedavisi ile yumurtalık rezervinin kaybedilmesi ve benzeri hastalıklar nedeni ile ortaya çıkabilecek üreme sorunlarında da tercih edilmektedir. Bu kapsamda erkek veya kadında eşey hücreleri, embriyolar saklanabilir. Bu hücreler -1960C’de dondurularak muhafaza edilir. Dondurma sonrası her yıl süre uzatması için başvurulması gerekir. Yasal olarak dondurularak saklanma süresi beş yıldır. Bu süreyi aşan durumlarda Bakanlıktan izin alınması gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>  “Sağlık Bakanlığı’nın yetkilendirdiği eğitim ve sertifika merkeziyiz’’</b></p>
<p>Prof. Dr. Tavmergen Göker “Merkezimiz, hasta sayısı açısından Türkiye’deki resmi kurumlar arasında üst sıralarda yer almaktadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, hem hizmet kalitemizi sürekli artırmakta hem de alanımızda öncü konumda ilerliyoruz. Sunduğumuz sağlık hizmetlerinin yanı sıra bilimsel platformda da başarılı çalışmalar yapılıyor. Kuruluşumuzdan buyana geçen 37 yıllık sürede, bizim öncülüğümüzde merkezler açılmıştır. Tüp bebek tedavisi uygulayabilmek için Sağlık Bakanlığı onaylı 6 aylık eğitim programını tamamlamış olmak ve sertifika almak zorunluluğu vardır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi sadece tedavi merkezi olmayıp aynı zamanda Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirmiş bir eğitim ve sertifikasyon merkezidir. Merkez aynı zamanda Ege Bölgesi&#8217;ndeki tek sertifikasyon merkezidir ve Sağlık Bakanlığı tarafından altı ayda bir denetlenir. Bu yönlerimizle hem sağlık hizmetlerine hem de sağlık alanına ve uluslararası bilimin gelişmesine katkı sağlamaktadır” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-ilk-tup-bebek-merkezinde-anne-baba-olma-hayaline-bilimsel-dokunus-566597">Türkiye&#8217;nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Apaydın&#8217;ın yeni kitabı burun cerrahisinde referans niteliği taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-apaydinin-yeni-kitabi-burun-cerrahisinde-referans-niteligi-tasiyor-565948</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:54:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apaydının]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[niteliği]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[referans]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565948</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Fazıl Apaydın’ın yazarı olduğu “Septal Surgery Challenges in Rhinoplasty” isimli kitap raflardaki yerini aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-apaydinin-yeni-kitabi-burun-cerrahisinde-referans-niteligi-tasiyor-565948">Prof. Dr. Apaydın&#8217;ın yeni kitabı burun cerrahisinde referans niteliği taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Fazıl Apaydın’ın yazarı olduğu “Septal Surgery Challenges in Rhinoplasty” isimli kitap raflardaki yerini aldı. Eser, burun cerrahisinde zengin ve pratik bir kaynak olarak genç cerrahların beğenisine sunuldu. KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Akyıldız ve Prof. Dr. Fazıl Apaydın, EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ı makamında ziyaret ederek kitabı takdim ettiler.</p>
<p>Tıp literatürüne kazandırdığı eserden ötürü Prof. Dr. Apaydın’ı tebrik eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Sağlık temalı bir üniversite olarak bu alana yönelik projeler geliştirirken aynı zamanda literatüre de katkı sunmaya devam ediyoruz. Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı öğretim üyemiz Prof. Dr. Fazıl Apaydın’ın eseri, burun cerrahisinde özellikle genç cerrahlara önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Bilime verdiği katkılardan ötürü hocamızı tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Eser hakkında bilgi veren Prof. Dr. Fazıl Apaydın, “İki yıllık titiz çalışmanın ardından, tam da hayal ettiğim gibi bu kitabı tamamlamanın gururunu ve sevincini yaşıyorum. Bu kapsamlı kitapta, burun estetiğinde septal ameliyatın her yönünü inceledim ve doğru burun septum yönetiminin önemine dikkat çektim.<br />
35 yıllık cerrahi deneyim ve akademik bilgim üzerine çizim yaparak septal sapmaların sınıflandırılmasından geleneksel ve modern tekniklere, caudal ve dorso-caudal sapmalardan dorsal korunmaya kadar birçok konuyu anlattım.<br />
Hedefim burun estetiği ile ilgilenen her seviyeden cerrahlar için görsel olarak zengin ve pratik bir kaynak yaratmaktı. Bu yolculukta emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler ederim” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-apaydinin-yeni-kitabi-burun-cerrahisinde-referans-niteligi-tasiyor-565948">Prof. Dr. Apaydın&#8217;ın yeni kitabı burun cerrahisinde referans niteliği taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Spor ve sporcu dostu çevreci projelere devam edeceğiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-spor-ve-sporcu-dostu-cevreci-projelere-devam-edecegiz-565023</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[çevreci]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dostu]]></category>
		<category><![CDATA[edeceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[projelere]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565023</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sporu ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden altyapısı ve sürdürülebilir spor kültürüne katkılarından dolayı “Spor Dostu Kampüs” unvanı alan Ege Üniversitesi öğrencilerine sporla iç içe sağlıklı ve hareketli bir kampüs yaşamı sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-spor-ve-sporcu-dostu-cevreci-projelere-devam-edecegiz-565023">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Spor ve sporcu dostu çevreci projelere devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sporu ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden altyapısı ve sürdürülebilir spor kültürüne katkılarından dolayı “Spor Dostu Kampüs” unvanı alan Ege Üniversitesi öğrencilerine sporla iç içe sağlıklı ve hareketli bir kampüs yaşamı sunuyor. Bünyesindeki uluslararası standartlardaki spor tesisleri ve nitelikli insan kaynağı ile öne çıkan Ege Üniversitesinde yeni akademik yılda da spor alanlarının modernizasyonu ve yenilenme çalışmaları devam edecek.</p>
<p>Ege Üniversitesi kampüsünün spor ekosistemi ile ilgili bilgi veren EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Ülkemizin köklü üniversitelerinden birisi olarak son yıllarda hayata geçirdiğimiz projeler neticesinde güçlü bir spor ekosistemine ulaştığımızı ifade etmek isterim. Göreve başladığımız ilk günden itibaren üniversitemizde sporun bir kültüre dönüşmesi adına önemli çalışmalar yürüttük. Spor temalı yaptığımız ilk yapısal düzenlemelerimizden birisi Üniversitemiz Spor Kulübünü faal hale getirmek oldu. Futbol, rugby, tenis, basketbol, voleybol, yüzme gibi birçok alanda hizmet veren kulübümüzün faaliyetleri için tüm spor tesislerimizi yeniledik. Üniversitemize kazandırdığımız yeni spor tesislerinin yanında var olan tesislerimizi de günümüz koşullarına uygun hale getirdik. Bu çalışmalarımız neticesinde güçlü sportif altyapımız, yaygın katılıma dayalı spor faaliyetlerimiz ve uluslararası başarılarımızla Yükseköğretim Kurulu tarafından yürütülen Spor Dostu Kampüs Projesi kapsamında ‘Spor Dostu Üniversite’ unvanına layık görüldük. Ege Üniversitesi olarak bir yanda eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme faaliyetlerine devam ederken diğer yandan da kültür sanat ve spor alanlarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Kalite ve sürekli iyileştirme anlayışıyla çalışmalarımıza yenilerini ekliyoruz. Bu kapsamda uluslararası standartlardaki spor altyapımızı yeni iş birliklerimiz ile güçlendiriyoruz. Spor Dostu Kampüs ünvanlı, tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı araştırma Üniversitemiz ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Toto Teşkilatı Başkanlığı arasında, spor alanlarımızın modernizasyon ve yenilenme çalışmalarını kapsayan iş birliği protokolünü imzaladık. Yeni akademik yılda da spor alanlarının modernizasyon ve yenilenme çalışmalarına devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><b>“Spora ve sporcularımıza olan desteğimizi  sürdüreceğiz”</b></p>
<p>Uluslararası standartlarda profesyonel spor tesisleri ile Ege Üniversitesinin hem kurum içinden hem kurum dışından sporseverlere hizmet verdiğini belirten Rektör Prof. Dr. Budak, “Bir yandan spor bilimleri disiplinine yönelik lisans ve lisansüstü eğitim veriyor bir yandan da başta öğrencilerimiz olmak üzere her yaştan bireyin düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite yapması için hazırlanan sosyal sorumluluk projeleri ile bilinçlendirme çalışmaları yürütüyoruz. Kurumsal düzeyde yürüttüğümüz sürdürülebilir spor politikalarımız sayesinde başta öğrencilerimiz olmak üzere bireylerin fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan güçlenmesini destekliyoruz. Her geçen gün daha fazla öğrencimizin, idari ve akademik çalışanımızın spor yapma alışkanlığı kazandığını görmek bizleri oldukça mutlu ediyor. Öğrencilerimiz, idari ve akademik çalışanlarımız ile spor tesislerinde ve müsabakalarda sık sık bir araya geliyoruz. Gençlerimizin spor yapma bilincinin artırılmasını ve egzersizin bir yaşam alışkanlığına dönüşmesini eğitim öğretimin bir parçası olarak görüyoruz. Bu amaçla, Türkiye’de bir ilk olan ön lisans ve lisans programlarında öğrenimlerine devam eden öğrencilerin ders dışı araştırma, eğitim, sosyal-kültürel-sanatsal ve sportif etkinliklerini belgelendirmeleri için Ege Üniversitesi Ek Gelişim Etkinlikleri Karnesi (EGE Plus) uygulamasına başladık. Akademiye örnek olan bu uygulamamızda diğer uygulamalarımız gibi öğrencilerimizden büyük beğeni aldı. Üniversite olarak spora ve sporcularımıza olan desteğimizi daima sürdüreceğiz.” dedi.</p>
<p> <b>“Sporun her alanına yönelik tesisler”</b></p>
<p>Ege Üniversitesi Kampüsünde; Prof. Dr. Sermed Akgün Kapalı Olimpik Yüzme Havuzu, Açık Yüzme Havuzu, Büyük Spor Salonu, Tenis Kortları, 20 Mayıs Spor Tesisleri, 50.Yıl Spor Salonu, Küçük Spor Salonu, Futbol Sahaları, 1-2 Nolu Çim Sahalar ve Açık Spor Alanları tam donanımlı fiziksel imkânlarıyla öğrenciler başta olmak üzere; üniversite takımlarına ve sporculara profesyonel bir faaliyet alanı sunuyor. Ayrıca Spor Bilimleri Fakültesi bünyesinde bulunan Sağlıklı Yaşam Salonu, spor yapmak isteyen sporculara hizmet veriyor.</p>
<p><b>“Doğa ile iç içe yürüyüş ve koşu yapma olanağı”</b></p>
<p>Yaya Öncelikli Sürdürülebilir Yeşil Kampüs projesi kapsamında 5 bin 500 metre bisiklet yolu ve 2 bin 770 metre tartan pist sayesinde sporcular, her daim yeşil olan kampüste doğa ile iç içe spor yapma olanağına sahipler. Ege Üniversitesinde doğa dostu ulaşım da teşvik ediliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-spor-ve-sporcu-dostu-cevreci-projelere-devam-edecegiz-565023">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Spor ve sporcu dostu çevreci projelere devam edeceğiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tayfun Uzbay&#8217;dan &#8216;Bilimde Sahte Yayınlar&#8217; uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbaydan-bilimde-sahte-yayinlar-uyarisi-562876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 14:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[tayfun]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[uzbaydan]]></category>
		<category><![CDATA[yayınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bilim dünyasında etik dışı uygulamaların endişe verici boyutlara ulaştığını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbaydan-bilimde-sahte-yayinlar-uyarisi-562876">Prof. Dr. Tayfun Uzbay&#8217;dan &#8216;Bilimde Sahte Yayınlar&#8217; uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bilim dünyasında etik dışı uygulamaların endişe verici boyutlara ulaştığını anlattı.</p>
<p><strong>Bilim dünyası küresel ölçekte son 20 yıldır etik erozyonu uğradı</strong></p>
<p>Bilim dünyasının son 20 yıldır ciddi bir etik erozyon yaşadığını ifade eden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu sorunun uluslararası prestijli bilim dergilerinde yayımlanan makalelerle de kanıtlandığını belirtti. Prof. Dr. Uzbay, Northwestern Üniversitesi&#8217;nden metabilimci (bilimin bilimi) Reese Richardson&#8217;ın PNAS dergisinde yayımlanan ve Science dergisinin de gündemine taşıdığı çarpıcı çalışmaya dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, bu araştırmanın ortaya koyduğu tabloya ilişkin şunları dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Richardson, yaptığı değerlendirmede üzüntü verici olarak çok çarpıcı bazı verilere ulaştı ve şu anda bilimsel yayınların etik dışı birtakım sapmalarla büyük bir endüstri haline gelmeye başladığını, birçok sahte yayının ya da birçok niteliksiz yayının nitelikli dergilerde bile kolaylıkla yayımlandığını ortaya koymuşlar. Yaptıkları çalışmada tespit ettikleri önemli konulardan biri, hepimizin saygı duyduğu PLoS One gibi saygın dergilerde editörlerin taraflı bir hakemlik mekanizması işlettiklerini ortaya koymaları. Ne demek istiyorum? Editörler, belirli yazarların makalelerine odaklanmış, onların çalışmalarını çok fazla zorlamadan, yayınlanmasını kolaylaştırmışlar. Çalışmada bu durum açıkça ortaya konuyor. Araştırma derinleştikçe ise karşımıza oldukça ilginç ilişkiler ağı çıkıyor. Bu ağ içinde; uydurma verilerin kolayca normal bir makale haline getirilip yayımlanmasından tutun, 3-4 yazarlı bir çalışmanın 8-9 yazarlı hale getirilip yazar sıralarının satılmasına kadar pek çok üzücü ve bilime olan saygıyı zedeleyici sonuçlara ulaşılıyor. Bu, aslında çok ses getiren bir çalışma. Türkiye’de henüz çok farkına varılmadı, belki de çok yeni olduğu için.”</p>
<p><strong>Sahte bilim giderek bir endüstriye dönüşüyor</strong></p>
<p>Edinburgh Üniversitesi’nde görev yapan bilim gazetecisi Dr. Kathleen O’Grady’nin, bu konuda bir başka makale kaleme aldığını da dile getiren Prof. Dr. Uzbay, “Söz konusu makaleyi analiz ederek üzerine bazı ek veriler de ekliyor. O’Grady, bilimin —özellikle sahte bilimin— giderek bir endüstriye dönüşmekte olduğunu vurguluyor ve bu durumu altını çize çize anlatıyor. Üstelik bunu, alanında zirvede kabul edilen en önemli bilim dergilerinden biri olan Science’da yayımlatıyor. Bu bize şunu gösteriyor: Konu, dünya çapında bilim insanlarının, prestijli bilim dergilerinin ve bilim camiasının yoğun dikkatini çekmiş durumda. Üstelik artık bu durum ciddi bir sorun haline gelmeye başlamış.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilimsel sahtekarlık artık organize!</strong></p>
<p>Bilimsel sahtekarlığın artık bireysel eylemlerin ötesine geçerek organize bir yapıya dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Uzbay, &#8220;yayın fabrikaları&#8221; olarak adlandırılan bu sistemin işleyişini şöyle anlattı:</p>
<p>“Bu artık içinde paranın da dönmekte olduğu büyük bir endüstriye dönüşmüş durumda ve bunlara yayın fabrikaları deniliyor. Birtakım yayınlar üretiliyor. Bu şekilde çok kısa sürede bazı kişiler istediklerinden daha fazla sayıda makaleye sahip olabiliyorlar. Hatta bazı atıf ağları da var. Birbirlerine karşılıklı atıfta bulunuyorlar. Dergi editörleri karşılıklı paslaşarak makalelerini yayımlıyorlar. Bu makaleler ciddi denetimlerden geçmeden yayımlanıyor ya da makalelerin defoları varsa o defolar bilimsel çalışılarak laboratuvarlarda değil de fake olarak düzeltiliyor ve makaleler yayımlanıyor. ‘Peki, dürüst ve nitelikli yayınlar yapan bilim insanları var, ancak etik dışı işler yapanlar da var. Onlar yakalandığında ne oluyor?’ İşte asıl problem burada. Bu kişiler teşhir ediliyorlar, ancak çoğu zaman ciddi bir yaptırımla karşılaşmıyorlar. Bazı ciddi kurumlarda işlerine son verilebiliyor ama çoğunlukla ağır cezalar almıyorlar. Akademik dünyanın dışına itilseler bile bu, geçmişte olduğu gibi caydırıcı olmaktan çıkmış durumda. Günümüzde ise bu tür etik dışı uygulamaların giderek meşrulaşmaya başladığını görüyoruz. Her iki makalede de altı çizilen önemli noktalardan biri bu. Paralı yayıncılık ve aracılar üzerinden makale yayımlatma artık giderek olağan hale gelmiş durumda.”</p>
<p><strong>Sahte yayınlar toplumsal sağlık için risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sahte yayınların en çok tıp ve sağlık bilimleri alanında görülmesinin toplumsal sağlık için büyük bir risk oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Uzbay, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>“</strong>Daha üzücü olan başka bir konu var. Bu tip yayınlar maalesef tıp bilimleri ve sağlık bilimleri alanında daha çok görülüyor. Özellikle messenger RNA ve mikroRNA konularında son dönemde çok fazla dikkat çekiliyor. Biyoloji laboratuvarlarında, özellikle mikroRNA çalışmalarında çok sayıda sahte yayına ulaşıldığı bildiriliyor. Sağlık bilimleri alanında, kanser gibi son derece önemli bir konuda da yanıltıcı ve sahte makalelerin yayımlandığı görülüyor. Bundan yaklaşık yedi yıl önce, 2017’de, Nature dergisinde —bilim dünyasının zirvesindeki yayınlardan biri— “Hiperprolifik Yazarlar” başlığıyla önemli bir makale yayımlanmıştı. Bu makale, ünlü Stanford Üniversitesi profesörü Dr. Ioannidis tarafından kaleme alınmıştı. Makalede, bazı bilim insanlarının akıl almaz derecede yüksek yıllık yayın sayısına ulaştığına dikkat çekiliyordu. Örneğin, yılda 80 makale yayımlayan kişilerden söz ediliyordu. Bu, basit bir hesapla, bir kişinin ortalama beş günde bir makale yayımlaması anlamına geliyor ki pratikte mümkün olmayan bir durum. Böyle bir üretkenlik, ancak belirli ağlar ve karşılıklı çıkar ilişkileri içinde oluşabilecek bir sonuçtu.”</p>
<p>Aslında bugün gelinen noktanın temellerinin o dönemde atıldığını kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “O yıllarda, daha çok ‘sempatik kanal’ üzerinden, yani iyi ilişkiler içindeki bilim insanlarının karşılıklı olarak birbirlerinin yayınlarını desteklemesi söz konusuyken; bugün bu durum, sahteciliğin ve paranın döndüğü bir endüstriye dönüşmüş durumda. Bu da işin en tehlikeli boyutunu oluşturuyor. Peki, bu durum karşısında ne yapılmalı? Görünen o ki akademinin, üniversitelerin ve bilim örgütlerinin, bilimdeki takdir ve ödüllendirme mekanizmalarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.”</p>
<p><strong>Nitelikli araştırmaları teşvik edip ödüllendirmeliyiz</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;deki duruma da değinen Prof. Dr. Uzbay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bizde genellikle kadro atamalarında ve bilimsel ödüllerin verilmesinde, ağırlıklı olarak yayın ve atıf sayılarına bakıyoruz. Ancak bu sayılara bakarken derinlemesine bir değerlendirme yapmıyoruz; çalışmaların içeriğine, bilime dair hangi soruları sorduğuna ya da hangi problemlere odaklandığına yeterince dikkat etmiyoruz. Dolayısıyla, çok çeşitli alanlarda, birbirinden farklı konularda yayın yapabilen; ancak neye odaklandığı net olmayan, buna rağmen yüksek sayıda yayın ve atıfa sahip bilim insanlarımız var. Her yıl, H-indeksine göre yayımlanan ve dünyadaki bilim insanlarını sıralayan listelerde, ilk %2’lik dilime giren çok sayıda bilim insanımız bulunuyor. Fakat buna rağmen, Türkiye’nin bilimsel ve teknolojik gelişim açısından neden üst düzey ülkeler kadar güçlü bir üretim kapasitesine sahip olmadığı da ayrıca sorgulanması gereken bir konudur.” </p>
<p><strong>Akademik ödüllendirme ve kadro atama sistemlerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz!</strong></p>
<p>Bu nedenle, akademik ödüllendirme ve kadro atama sistemimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor diyen Uzbay, “Sayı ve skor odaklı değerlendirme yerine, bilim insanının kendi emeğiyle ürettiği, bizzat içinde yer aldığı çalışmalara öncelik vermemiz; bu tür nitelikli araştırmaları teşvik edip ödüllendirmemiz önemlidir. Aksi takdirde, yakın gelecekte, bilime olan inanç -ki COVID-19 döneminde zaten ciddi şekilde zedelenmişti- daha da zayıflayacaktır. Bu ise toplumun bilime güvenmeyi bırakması, hurafelerin yeniden güç kazanması ve toplumun hurafecilerin etkisine girmesi anlamına gelir. Bu durum, hem toplum sağlığını hem de ülkenin gelişimini olumsuz yönde etkileyecektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbaydan-bilimde-sahte-yayinlar-uyarisi-562876">Prof. Dr. Tayfun Uzbay&#8217;dan &#8216;Bilimde Sahte Yayınlar&#8217; uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Üniversiteyi ezber bozmak için okumalıyız!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-universiteyi-ezber-bozmak-icin-okumaliyiz-562684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 12:53:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bozmak]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[ezber]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[okumalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, üniversite tercih dönemindeki gençlerin zihnindeki "Neden üniversite okumalıyım?" sorusunu yanıtladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-universiteyi-ezber-bozmak-icin-okumaliyiz-562684">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Üniversiteyi ezber bozmak için okumalıyız!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, üniversite tercih dönemindeki gençlerin zihnindeki &#8220;Neden üniversite okumalıyım?&#8221; sorusunu yanıtladı.</p>
<p><strong>Neden üniversite okumalıyız?</strong></p>
<p>“Aslında, ‘Üniversite neden okumalıyız?’ derseniz, ezber bozmak için okumalıyız.” diyen Prof. Dr.  Kaynak, “Çünkü hayat görüşlerimizi şekillendiren bilgiler ve düşünceler, yukarıdan bir yerlerden dayatılıyor. Sürekli olarak zihin dünyamızın kalıplarını yıkıp içine bir şey dolduruyorlar. Üniversite eğitiminin bence en önemli özelliği, birbirinden çok farklı düşünce sistemlerini aynı anda edinebildiğiniz için, başkalarının sizin kafanızı bu kadar şekillendirmesine izin vermeme imkânına kavuşmanızdır.” dedi.</p>
<p><strong>Üniversite vizyonu, felsefesi olan eleştirel düşünceye açık bir yer olmalı</strong></p>
<p>Bilgi edinmenin başka bir şey olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Kaynak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Google’dan, ChatGPT&#8217;den, her taraftan bilgi edinebilirsiniz. Aksine, bilgiyi aradan seçebilmek çok daha önemli hale gelmiş durumda. Çünkü kirli bilgi de var, yalan bilgi de var. Bu bilgiyi eleştirel bir bakış açısıyla yoğurabilmek, elde ettiğim bütün o verilerden bir anlam çıkartabilmek ve bunu bir ürüne dönüştürebilmek bir eğitim gerektiriyor. Eğitimsiz bilginin size hiçbir faydası olmayabilir. Ama bilgiyi nasıl kullanacağınızı bir eğitim süreciyle öğreniyorsanız, alaylıdan mektepliye geçmenin en önemli aşaması budur. Önce bilgiyi seçeceksiniz. Çünkü zehirli bilgi de çok salınıyor. Sırf sizin zihninizi zehirlemek, yanlış şeyler düşünmenizi sağlamak, sizi karamsarlaştırmak, aptallaştırabilmek için bir sürü bilgi salınıyor. O bilgilerin içerisinden kendinizi nasıl farklı, ayrıcalıklı ve üretken hale getireceksiniz? Ve bu hayata nasıl bir anlam katacaksınız? Mesele, yerküre üzerinde geçirdiğiniz süreye bir anlam katıp katmadığınızla ilgilidir. İşte o eğitimi almak, farklı görüşlerden almak ve harmanlayabilmek çok önemli. Bunu üniversite dışında bir yerde edinmek çok kolay değil.</p>
<p>Yeter ki doğru düzgün bir üniversite vizyonu, bir felsefesi olsun. Eleştirel düşünceye açık bir yer olsun. Bizim Kurucu Rektörümüz Prof. Dr. Nevzat Tarhan hep aynı şeyi söyler: ‘Burası Birleşmiş Milletler gibi. Her düşünceden insan olmak zorunda.’ Üniversitenin sahibini eleştirebilecek akademi kadrosunun olduğu tek yer burası gibi geliyor bana. Bizim akademisyenlerimiz istediği sözü söyleyebilir. Bu özgürlük alanını öğrencilerimize de yayıyoruz.”</p>
<p><strong>Kötü dünya sendromu ve çalınan umutlar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, &#8220;kötü dünya sendromu&#8221; var odluğunu söyleyerek, “20. yüzyılda iki dünya savaşı, soğuk savaş, etnik çatışmalar, terör derken 150-200 milyon insan siyasi nedenle hayatını kaybetti. İnsanlar açlık, sefalet ve buhranlar yaşadı. İnsan ömrü ortalama 50-70 yıldı. Ama insanlar bugünkü kadar karamsar değildi. Şimdiki gençlere diyoruz ki, 120 yıl yaşayacaksınız, üstelik sağlıklı yaşayacaksınız. En büyük hastalıkları çözeceğiz. Yapay zekâ sayesinde daha kısa süre çalışıp kendinizi geliştirme imkânınız olacak. Ama gençler o kadar karamsar, o kadar mutsuz ve umutsuz ki. Neden? Çünkü bize sürekli olarak ‘bu dünya kötü’ bilgisi aktarılıyor. Sosyal medya hayatımıza böyle bir şey getirdi. Ama dünya öyle değil. Bakmayı da öğrenmek lazım. Belki de en umutlu olacağımız çağın içinde yaşıyoruz. Üniversitede umudu, umutsuzlukları yenmeyi, hayata anlam katmayı ve kötülüklerin içerisinden iyi şeyler bulabilmeyi öğrenmek ve direnmek lazım. Tabii üniversite meslek de edindirecek. Ama öğrenciler şunu bilmeli: Meslek kadar önemli olan yetenekler ve yetiler de var. Ben bu yaşıma gelmişim, hâlâ yapay zekâ kursları alıyorum, kodlama eğitimi almaya çalışıyorum. Çünkü dünya başka bir yere gidiyor. Bunu bilmeden artık uluslararası ilişkilerin anlaşılabileceğini düşünmüyorum.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâdan korkmayın, geri kalmaktan korkun!</strong></p>
<p>Yapay zekânın bir araç olduğunu bir hedef olmadığını da dile getiren Prof. Dr. Kaynak, “Birçok mesleği kolaylaştıracak ve nasıl kullandığınıza bağlı olarak size çok katkı yapabilecek bir araç. Ben bu dönem öğrencilerime, ‘ChatGPT kullanarak final ödevinizi hazırlayacaksınız’ dedim. Bu bir kopya sistemi değil. Herkes yapay zekâyı nasıl kullanacağını bilmek zorunda. Kullanmayı bilmeyenler daha akılsız olacak, ama kullanmayı bilenler uzaya öyle gidecekler. Teknolojiden korkmak yerine onu doğru, üretken ve tahrip etmeden kullanmak önemli. Korkacağınız tek şey geri kalmak. Korkmaktan korkun. Gençlere, ‘Bodoslama dalın, bu sistemin erken hareketlendiricileri sizlersiniz’ diyorum. Çünkü siz, bizim öğrenmeye çalıştığımız şeyin içine doğdunuz. Bizim yaş grubumuz korksun. Gençler niye korkuyor? Daha güzel bir dünya yaratmak onların misyonu. Ben gençlere güveniyorum ve bizim yaş grubumuzun sürekli bu gençleri kötülemesinden de rahatsızım. Bence bir kıskançlığımız var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi’nin vizyonu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, interdisipliner, bütün bölümleri birbiriyle birleştirerek çalışan bir fakülte olduklarını ifade ederek, “Psikoloji, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Sosyoloji, Tarih, Felsefe, Mütercim-Tercümanlık ve bu sene açtığımız Yönetim Bilişim Sistemleri bölümlerimiz var. Mühendislik fakültemizle el birliği içinde ne tek başına sosyal bilimin ne de tek başına mühendisliğin yeterli olduğu anlayışıyla hareket ediyoruz. Çok renkli bir fakültemiz var ve öğrenci memnuniyeti yüksek, ortamımız güzel. Hocalarla öğrenciler iç içe. Bolca da eğleniyoruz. Yaza merhaba, kışa merhaba, hepsini yapıyoruz. Çünkü neşe, hayatın merkezidir. Neşedir üretkenliğin kaynağı. Somurtkanlık, karamsarlık, öfke, bunlardan hiçbir şey çıkmaz. Neşe, canlılık, enerji, dayanışma; bunların hepsi umuda yönelmedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif psikoloji ve zihinsel direnç</strong></p>
<p>“Pozitif psikoloji bizim marka değerimiz.” diyen Prof. Dr. Kaynak, “Dünyaya pozitif bakmak, onu pozitif anlamlandırmak. Çünkü çok yoğun bir negatif bombardıman var. Brookings Enstitüsü’nün bir raporuna göre, ruh sağlığı sorunları için dünyada harcanan para 5 trilyon dolar ve bu rakamın 2030’da 16 trilyon dolara çıkacağı tahmin ediliyor. Belli ki bir bombardıman var. Büyük bir depresyon, büyük bir umutsuzluk salgını var. Buna karşı dirençli bir toplum yaratabilmek de önemli. Biz üniversite olarak öğrencilerimizin mutsuz ve umutsuz olmasına izin vermek istemiyoruz. Ben bu karamsarlık pompalama işinin bir istihbarat faaliyeti olduğunu düşünüyorum. İnsanlar umutlarını kaybettiklerinde mutluluk arayışını haplara, uyuşturucuya, saçma sapan bağlantılara yönlendiriyorlar. Buna karşı direnebilmek için bunu anlayıp yorumlayabilmek önemli.” dedi.</p>
<p><strong>Aday öğrencilere mesaj</strong></p>
<p>Aday öğrencilere seslenen Prof. Dr. Kaynak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hayat tercihlerinizin çok önemli bir aşamasına geldiniz. Kuşkusuz her tercih bir vazgeçiştir. Yanlış tercihler de yapabilirsiniz; hayatınızın her döneminde vazgeçmek ve yeniden yola koyulmak gibi bir alternatifiniz var. Ama iyi düşünüp kendi kariyerinize, yeteneklerinize ve karakterinize uygun bir üniversite tercihi yaparsanız zaman kazanmış olursunuz. Hepinize başarılı, sağlıklı tercihler diliyorum. Güzel bir hayatınız olsun. Her şeyden önce insan&#8230; Ama insan derken, her şeyi talep eden, mutluluk yerine hazları tercih eden, aşırı iştahlı, obur insanlardan söz etmiyorum. Hayata olumlu anlamlar katabilen, gerçek insanlığın peşinde koşabilen insanlar. Önce o tür insanlar. Gerçek insan gibi, insanca davranabilen insan&#8230;”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-deniz-ulke-kaynak-universiteyi-ezber-bozmak-icin-okumaliyiz-562684">Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: &#8220;Üniversiteyi ezber bozmak için okumalıyız!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur: &#8220;Yapay zekâ hekimin yerini alacak savı ne hekimliği ne de yapay zekâyı anlamamaktır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-fakultesi-dekani-prof-dr-haydar-sur-yapay-zeka-hekimin-yerini-alacak-savi-ne-hekimligi-ne-de-yapay-zekayi-anlamamaktir-561106</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 08:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alacak]]></category>
		<category><![CDATA[anlamamaktır]]></category>
		<category><![CDATA[dekanı]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[haydar]]></category>
		<category><![CDATA[hekimin]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[savı]]></category>
		<category><![CDATA[sur]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yerini]]></category>
		<category><![CDATA[zek]]></category>
		<category><![CDATA[zekyı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, tıbbın, tarihinin en köklü ve hızlı değişimini yaşadığını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-fakultesi-dekani-prof-dr-haydar-sur-yapay-zeka-hekimin-yerini-alacak-savi-ne-hekimligi-ne-de-yapay-zekayi-anlamamaktir-561106">Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur: &#8220;Yapay zekâ hekimin yerini alacak savı ne hekimliği ne de yapay zekâyı anlamamaktır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, tıbbın, tarihinin en köklü ve hızlı değişimini yaşadığını anlattı.</p>
<p><strong>Hekimlik asla tarihe karışmayacak</strong></p>
<p>Teknolojinin tıp mesleğini ortadan kaldıracağı yönündeki endişe ve sorulara cevap veren Prof. Dr. Haydar Sur, “Yaşadığımız günler, tıp tarihinin on binlerce yıllık süreci içinde geçirdiği tüm değişimlerin en hızlı ve en köklü olanlarının yaşandığı yıllardır. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; tıp uygulamaları ve hekimlik mesleği de eskisi gibi olmayacak. Bunun farkındayız. Ancak ‘Yapay Zekâ hekimin yerini alacak’ savı tümden yanlıştır. Bunu konuşan insanlar ne hekimliği ne de yapay zekâyı anlamıştır. Çünkü yapay zekânın fayda vereceği durumlar, hep insanın o yapay zekâyı kontrol altında tuttuğu durumlar olacaktır. Bu nedenle hekimlik asla tarihe karışmayacağı gibi, yapay zekâyı en fazla kullanan mesleklerden biri olacaktır. Bu da bizim, 21. yüzyılın hekim profilini bugünden öngörmemizi kolaylaştırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekâyı da en iyi kullanan insanlar hekimler olacak</strong></p>
<p>“Hekimler hep zeki insanlar olmuşlardır; yapay zekâyı da en iyi kullanan insanlar hekimler olacaktır.” diyen Prof. Dr. Sur, &#8220;Yapay Zekâ hekimin yerini alacak savının tersini ben şöyle dillendirebilirim: Hekimler, yapay zekâyı en çok kullanan meslek grupları arasında yer alacaktır. Değişim bu yönde gerçekleşecek. O zaman biz teknolojiyle, makine öğrenmesiyle, nesnelerin internetiyle yakın ilişkimizi sürdüreceğiz ve onun, insan beyninin kusursuz filtresine veri aktarmasını sağlayacağız. İşimiz çok kolaylaşacak, çok daha isabetli hekimlik yapabileceğiz, becerilerimiz gelişecek ve tanılarımızda, tedavi yöntemlerimizde, laboratuvar bulgularının değerlendirilmesinde çok daha az hata yapan hekimler haline geleceğiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tıp ve mühendislik yakınlaşıyor</strong></p>
<p>Tıp fakültesi eğitimine teknolojik değişimi kısmen yansıttıklarını dile getiren Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu yetmez. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını yapmak zorundayız. Çünkü şu bir gerçek: Hekimlik mesleği, mühendislik mesleğine doğru yaklaşmaktadır. Biyomühendislik, biyomedikal mühendislik, moleküler biyoloji ve genetik çalışmaları dolayısıyla bu iki meslek arasındaki mesafe gittikçe daralmaktadır ve ortak projelerde buluşmak zorunluluğumuz vardır. Ne tek başına hekimler bu değişimi tam olarak yönetebilecek kadar hâkim olabilir ne de mühendisler. Çünkü onlar da sağlık tarafını bilmiyorlar. Biz güçlerimizi birleştirerek yapay zekâyı insana en iyi hizmet eden hekim yetiştirme noktasını bulmada beraberce çalışacağız.”</p>
<p><strong>Multidisipliner çalışmanın çok büyük önemi var</strong></p>
<p>Sağlık bilişimi ve teknolojileri kısmında mühendislik fakülteleriyle ortak derslerin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sur, “Fakat bu yeterli değil. Hücre düzeyinden başlayıp bütün sağlıkta kullandığımız tanı ve tedavi yöntemlerine varıncaya kadar, multidisipliner çalışmanın çok büyük önemi var. İnsan vücudunun bilinmezlikleri hâlâ çok fazla. Bildiğimiz, bilmediğimizin yanında çok az kalır. İşte o bilinmezlikleri beraberce keşfetme yolculuğunda multidisipliner çalışmalar kritik olacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Proje yönetimi bazlı hekimlik… </strong></p>
<p>Hekimliğin, bundan sonra hiç olmadığı kadar proje yönetimi bazlı yürüyeceğini de anlatan Prof. Dr. Haydar Sur, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu, inovatif bir duruş gerektirir. Bilinmezlikleri tahmin etmede, ‘Şu yöntemle ben bunu araştırabilirim’ demede insan beyni yine var olacaktır. Bunun hipotez haline getirilip sorgulanmasında bize o verileri sağlayan makineler ve yapay zekâ olacaktır. Büyük veriyi analiz ederek bize hipotez üretmede de ışık tutacaktır. Ancak bu büyük veriden çıkan sonuçların yine insan vücuduna, insan hayatına, insan ruhuna aksettirilip daha sağlıklı bireyler ve toplum inşasına katkısı yine insan beyniyle olacaktır. Yapay zekâ bize verileri ve sonuçları ölü rakamlar olarak sunarken, insan beyni bunu canlandıracak, hayata uyarlayacak ve insanın ‘Ben bu dünyaya niye geldim?’ sorusuna cevap arayışında bile büyük katkılar sunacaktır.”</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nde eğitim</strong></p>
<p>Kaliteli tıp eğitiminin üçlü bir sacayağı üstünde yükseldiğini belirten Prof. Dr. Sur, “Birincisi, eğitim altyapısının, ortamlarının ve bilişim sistemlerinin güzel kurgulanması; ikincisi, bunun dershane düzeyinde güzel öğretilmesi; üçüncüsü ise mesleğin pratik uygulamasında usta-çırak ilişkisinin sağlanması. Üsküdar Tıp Fakültesi&#8217;nde 40&#8217;ı aşkın temel bilim hocasıyla ilk üç sene zımba gibi bir eğitim veriyoruz. Öğrencilerimiz 2. ve 3. sınıfta çok yoğun bir eğitimden geçiyorlar ama fizyoloji, anatomi, histoloji gibi dersler onları hekimliğe çekiyor. Dördüncü, beşinci ve altıncı sınıflarda ise hem kendi afiliye hastanelerimizde hem de Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanelerinde uygulamalı stajlar görüyorlar. Böylece her ortamı görerek dört duvarı sağlam bir pratik eğitim alıyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Öğrenciler ikinci sınıftan itibaren bilim dünyasına entegre oluyor</strong></p>
<p>Mezunların “Gittiğimiz zaman çok takdir gördük, meğer ilk 3 senede bize ne güzel şeyler öğretmişsiniz” dediğini ifade eden Prof. Dr. Sur, “Eğitim altyapımızda eksiklik yok; kadavralarımız, salonlarımız, kütüphanemiz tam. Öğrencilerimiz ikinci sınıftan itibaren bilim dünyasına entegre oluyorlar. Kütüphanede harıl harıl, birbirlerini şevklendirerek çalışan öğrencilerimizi gördüğümde 60 yılın yorgunluğu üstümden gidiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kurucu dekan olmanın gururu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Haydar Sur, bu yıl ilk mezunları veren fakülteyle ilgili duygularını da şöyle dile getirdi:</p>
<p>“1986&#8217;da kendim mezun olduğumda çok heyecanlanmıştım. Ama açık söyleyeyim, kendi ellerimizle kurduğumuz fakültenin ilk mezunlarına diplomalarını verirken daha çok heyecanlandım. Birçok gence hayata atılırken tıbbi etik, insan sevgisi ve sağlığın korunması gibi değerleri aşılamak, bir hoca için doyumsuz bir mutluluk ve çok büyük bir tatmindir.”</p>
<p>Tıp fakültesini, özellikle de Üsküdar Tıbbı seçen öğrencilerin çok bilinçli tercih yaptığını ve &#8220;Hocaların tamamının özgeçmişini okuyup geldik, biz sizi tanıyoruz.” dediklerini söyleyen Prof. Dr. Sur, “Ailece oturup bütün hocaların özgeçmişini okuyorlar. Üsküdar Tıp Fakültesi&#8217;nin bir üstünlüğü de budur; burada hasbelkader gelmiş bir tane hoca gösteremezsiniz. Her birinin ülkemizin köklü tıp fakültelerinde bir başarı öyküsü vardır. Bu deneyimi buraya taşıdılar. Sanki 40 yıllık bir fakülteymişiz gibi başladık. Eğer öğrencilerimiz böyle bilinçli ve sorgulayıcı olmazsa, benim de çaba göstermem için bir nedenim kalmaz. Bir öğrencim öyle bir soru sordu ki, ‘Çocuklar ben bunu bilmiyorum, müsaade edin haftaya okuyup geleyim’ dedim. Gittim, çalıştım ve ertesi hafta anlattım. Soruyu soran öğrenci, ‘Hocam, buna inanmamıştım ama siz ciddiye almışsınız, bana değer verdiğinizi anladım’ dedi. Bir hocanın en büyük enerji kaynağı, aküsü; öğrencisidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tıp eğitiminin zorluğu ve kadavranın önemi</strong></p>
<p>“Tıp fakültesi 6 yıllık bir eğitimdir ve 42 tane anabilim dalı vardır. Bir pratisyen hekimin bu 42 dalın her birinde bilgi ve görgü sahibi olması gerekir. Bu görgü, dershanede değil, pratikte öğrenilir.” diye konuşan Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti:</p>
<p>“Tıp eğitiminde kadavra ile eğitim çok önemlidir. Bizde hem en prestijli markalardan alınmış maket laboratuvarımız var hem de kadavra salonumuz. Önce maket üzerinde gösterir, sonra kadavra üstüne götürürüz. Kadavra, cansız da olsa bir insan bedeniyle ilk karşılaşma seansıdır. Orada bir yandan insan vücudunu çözümlemeyi, bir yandan da insana ve insan yapısına saygıyı öğretiriz. Diyoruz ki: ‘Bu kişi, bedenini bilime bağışlayarak sizin birçok insanın hayatını kurtarmanıza vesile olmaktadır. Eğer bu kişiye saygı duymazsanız, canlı olan insana da saygı duyamazsınız.’ O salon bizim için aziz bir mekândır. Öğrencilerimizin bu disiplini alması, nasıl bir hekim olarak şekillenecekleri açısından çok önemlidir.”</p>
<p><strong>Geleceğin hekim adaylarına mesaj</strong></p>
<p>Geleceğin hekim adaylarına da seslenen Prof. Dr. Sur, “İnsanla uğraşmayı seviyorsanız, onun yaşamına doğrudan etki eden bir mesleğin mensubu olmak istiyorsanız, sadece maddi gelir değil, insan sevgisini ve minnettarlığını da kazanmak istiyorsanız hekimlikten daha iyi bir meslek bulamazsınız. Hekimliği elde etmek biraz zordur ama o kadar da zor değildir. Sevgiyle yapılan hiçbir şey insana zor gelmez. Elinizi kalbinizin ta derinliklerine koyun. ‘Ben insanı seviyorum, insanla uğraşan bir mesleğin sahibi olacağım’ diyorsanız, seçeceğiniz en iyi meslek hekimliktir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Tıp öğrencilerine ezber bozan yan dal fırsatı!</strong></p>
<p>Sağlık ve davranış bilimleri alanındaki tematik eğitim modeliyle öne çıkan Üsküdar Üniversitesi’nin Tıp ve Diş Hekimliği eğitiminde geleneksel sınırları yıkan bir adımla öğrencilerine yepyeni ufuklar da attığına dikkat çeken Sur, yan dal olanaklarıyla öğrencilerini multisipliner yetiştirdiklerini vurguladı. Sur, “Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri artık mühendislikten psikolojiye, adli bilimlerden sağlık yönetimine kadar birçok farklı alanda yan dal yaparak kariyerlerine multidisipliner bir vizyon katabiliyor. Bu yeni olanak sayesinde bir tıp öğrencisi, Bilgisayar veya Yazılım Mühendisliği&#8217;nde yan dal yaparak gelecekte sağlıkta yapay zekâ uygulamaları veya teletıp sistemleri geliştirme konularında uzmanlaşabilecek. Benzer şekilde, Biyomühendislik yan dalı ile genetik, doku mühendisliği gibi alanlarda derinlemesine bilgi sahibi olabilecek. Bir diş hekimliği öğrencisi ise Psikoloji yan dalı yaparak, özellikle dental fobi yaşayan hastalarla iletişim kurma ve tedavi süreçlerini yönetme konularında fark oluşturabilecek. Bu multidisipliner yaklaşım, mezunlara sadece ikinci bir uzmanlık sertifikası değil, aynı zamanda modern sa</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-fakultesi-dekani-prof-dr-haydar-sur-yapay-zeka-hekimin-yerini-alacak-savi-ne-hekimligi-ne-de-yapay-zekayi-anlamamaktir-561106">Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur: &#8220;Yapay zekâ hekimin yerini alacak savı ne hekimliği ne de yapay zekâyı anlamamaktır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan üniversite adaylarına önemli tavsiyeler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-universite-adaylarina-onemli-tavsiyeler-560065</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 08:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhandan]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560065</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversite adaylarının en zorlu dönemeçlerinden biri olan resmi tercih maratonu başlarken, programın isim babası da olan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Şaban Özdemir moderatörlüğündeki, adaylara ve ailelerine yol göstermek amacıyla 12 yıldır bir klasik haline gelen "Hayat Tercihtir" programına katılarak, adaylar için yine hayati önemde önerilerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-universite-adaylarina-onemli-tavsiyeler-560065">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan üniversite adaylarına önemli tavsiyeler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite adaylarının en zorlu dönemeçlerinden biri olan resmi tercih maratonu başlarken, programın isim babası da olan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Şaban Özdemir moderatörlüğündeki, adaylara ve ailelerine yol göstermek amacıyla 12 yıldır bir klasik haline gelen &#8220;Hayat Tercihtir&#8221; programına katılarak,<strong> </strong>adaylar için yine<strong> </strong>hayati önemde önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Seçimlerimizin nörobilimsel temeli</strong></p>
<p>Hayatın gerçekten de tercihlerden ibaret olduğu düşüncesinin temelinde nörobilimsel gerçeklerin yattığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Hayat tercihtir derken, gerçekten insan bu sözün ortaya çıkış noktası nörobilim. Nörobilimde beynimizin bir kaptan köşkü var, ön bölgesi. Bu ön bölgeye dışarıdan bir bilgi geliyor, beynimizin içeriden ürettiği bir bilgi var, bir de vücudumuzun ürettiği kimyasal bilgiler var. Bunlar içerisinde insan beyni seçim yapıyor. ‘Uygun-uygun değil, geçerli-geçerli değil, güvenli-güvenli değil, faydalı-faydalı değil’ diye seçimler yapıyor ve zihinsel bir yargıç var, o karar veriyor: ‘Yap-yapma.’ Her an, şunu şuraya alıp koymak gibi her hareketimiz birer tercih olarak ilerliyor. Bu insan hayatındaki iki tane önemli tercih, daha doğrusu iki önemli tasarruf var: Biri iş seçimi, biri eş seçimi. Şu anda gençler, meslek seçiminde hayatlarındaki en önemli iki büyük karardan birini verdiklerini hissetmeliler.” dedi.</p>
<p><strong>Geleceğe mektup yazar gibi tercih yapın!</strong></p>
<p>Gençlerin sıkça düştüğü popüler tercihler tuzağına karşı uyaran Prof. Dr. Tarhan, anlık kazançlar yerine uzun vadeli bir vizyonla hareket etmenin önemini vurguladı.</p>
<p>Kendini tanımanın ve seveceği bir alanı seçmenin, başarıya giden en sağlıklı yol olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Gençler, popüler tercihlere yöneliyor. ‘En çok şu kazandırıyor’ diye orayı, ‘şu popüler’ diye onu tercih ediyor. Popüler tercihlere yönelmek yerine, gençler daha ilkesel düşünüp, ‘On sene, yirmi sene sonra bu yaptığım tercih benim için doğru olacak mı?’ diye düşünsünler. Hayatınızdaki en önemli iki karardan birini verdiğinizi hissedin. Geleceğe mektup yazar gibi, on sene sonraki kendinizi videodan izler gibi tercih yapın. Burada kendilerini tanımaları, hedeflerini, güçlü ve zayıf yönlerini, yaşam felsefelerini bilmeleri çok önemli. Diğer bir önemli tavsiye de kişinin kendine ‘akış duygusu’ yaşayacağı, kendisini kaptırdığı zaman zamanın nasıl geçtiğini bilmeyeceği bir alanı seçmesidir. Sevdiği, heyecan hissettiği bir alanı seçtiği zaman yaptığı iş, ders çalışma, okuma ona iş gibi, yorucu gelmiyor. Hobi gibi geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Meslek, değişmez bir kimlik değil! </strong></p>
<p>Mesleğe yüklenen anlamın, çoğu zaman gençler ve aileler üzerinde gereksiz bir baskı yarattığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, mesleğin değişmez bir kimlik olmadığını, hayat hedeflerine giden yolda bir araç olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle anne-babalar mesleğe sanki bir elbise, bir kıyafet gibi değil de cilt gibi bakıyorlar. Cilt değişmez, o kişinin bir parçasıdır. Meslek öyle değil. Meslek cilt gibi değildir, elbise gibidir. Gerekirse değiştirilebilir, ayarlanabilir, yeni durumlara uyum sağlanabilir. Meslek, bizim bir hedefimiz vardır, o hedefimize giderken aracımızdır; amaç değildir. Mesleği amaç olarak görmesinler. Bir hedefi olan insanın hedefine giderken bugün A mesleği olur, yarın B mesleği olur. O mesleğe yeni bir ilave yaparsın, onu geliştirirsin. Sağlıklı karar verebilmek için vizyoner düşünmek çok önemli. Hayat yolculuğunda ‘benim için en doğru tercih hangisidir’ diyerek seçim yapan kişiler, problemleri daha kolay çözer, engelleri daha kolay aşarlar. Hatta önlerine çıkan engellerin her birisi, onlar için geliştirici bir travma, bir gelişme fırsatı haline gelir.”</p>
<p><strong>Tercih öncesi Kritik soru: “Ben idealimdeki mesleği en iyi nerede öğrenirim?” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bir üniversitenin sadece meslek edindiren bir kurum olmadığını; araştırma üreten, toplumu bilgilendiren ve öğrenciye sosyal ve duygusal beceriler kazandıran bir &#8220;ekosistem&#8221; olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin bu vizyonla kurulduğunu ve bu alanda öncü adımlar attığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üniversitenin dört fonksiyonu vardır. Meslek edindirme, AR-GE yapma, toplumu bilgilendirme ve bilginin ticarileşmesini sağlama. 21. yüzyılda öğrenme modeli değişti. Artık bilgi aktararak değil, deneyimleyerek, projeyle öğrenme var. Bilginin yarı ömrü 30 seneden 3 seneye düştü. Öğrenciler, klasik, kendini tekrarlayan, hep slayt okuyan hocaların olduğu bir üniversitenin hayatlarına çok bir şey kazandırmayacağını bilmeli. Biz öğrencilerimize sadece akademik becerileri değil, sosyal ve duygusal becerileri de geliştirmek için 2013 yılında Pozitif Psikoloji ve İletişim Becerileri dersi koyduk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anlam mutluluğunu yakalayan mutsuz olmaz…</strong></p>
<p>Modern dünyanın gençleri &#8220;haz peşinde&#8221; koşmaya ittiğini ve bunun tehlikeli sonuçlar doğurduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, üniversite olarak &#8220;anlam peşinde&#8221; koşan bir nesil yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Biz gençlerimize ‘anlam peşinde koşan gençler olun’ diyoruz. Anlam mutluluğunu yakalayan bir kimse mutsuz olmaz, olay çıksa bile olaydan sonra tekrar sünger gibi esner, kauçuk gibi eski haline tekrar gelir. Elastik olur. Bunların öğrenmesi gerekiyor. Gençlere bunu biz öğretemezsek üniversitede bu zamanda birçok şeyi kaçırmış oluyoruz.  Bu dersi alsınlar. Böyle bir çevrede yetişsinler. Çünkü çocuklarımız bizim çocuğumuz değil. Zamanın çocuğu. Onun için anneler babalar çocuklarını, ekosistemi iyi olan; çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı, eleştirel düşünceye sahip bir üniversiteye versinler. Bizim üniversitemizin mottosu bu dört temel üzerine kuruludur. Bu değerleri sadece teorik olarak değil, stres yönetimi, bağışlayıcılık, minnettarlık gibi modüllerle öğretiyoruz ve öğrencilerimizden ‘babamla ilişkilerim düzeldi’ gibi geri bildirimler alıyoruz. Üniversite ortamında eğlencenin olması hoş bir şey. Network çok önemli. Arkadaş çok önemli. Üniversite öğrenciliğindeki arkadaş hayat sonuna kadar unutulmuyor. Güzel arkadaşlıkların edinilme fırsatıdır burası. Bunu düşünerek seçimlerini yapsınlar.”</p>
<p><strong>Hayatın en önemli kararında bu ilkeye dikkat!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversite tercihinde akademik kadronun incelenmesinin hayati önem taşıdığını belirterek, Anadolu irfanının &#8220;emin ve ehil olmak&#8221; ilkesine vurgu yaptı. &#8220;İnsan, saatini tamir ettirirken veya doktora giderken nasıl emin ve ehil olanı arıyorsa, hayatının en önemli kararlarından birini verirken de bu ilkeye sadık kalmalı.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, üniversite ve hoca seçiminin, öğrencinin geleceğini doğrudan şekillendirdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, öğrencilerin ve ailelerin, tercih edecekleri üniversitelerin akademik kadrolarını titizlikle incelemesinin bir tesadüf olmadığını, bunun bilinçli bir &#8220;güven arayışı&#8221; olduğunu ifade ederek, &#8220;Güvenilir olmak, bizim de stratejik hedefimizdir. Bunun formülü ise açık, şeffaf, dürüst ve hesap verebilir olmaktan geçer.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Üniversite hocaları hayatın navigasyonudur… </strong></p>
<p>Akademik kadronun yetkinliğinin tek başına yeterli olmadığını, asıl öğrenmenin öğrencinin talebiyle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Üniversitelerde %90 oranında öğrenci talep ederek öğrenir. Eskiden &#8216;talebe&#8217; denmesinin sebebi budur; talep eden demektir. Üniversitelerde bir bilgi hazinesi vardır ve o hazinenin anahtarı hocalardadır. Hocalar, hazinenin kendisini değil, o hazineye nasıl ulaşılacağını gösteren anahtarları ve bir nevi hayatın navigasyonunu verirler.&#8221; diyerek öğrencinin aktif rolünün altını çizdi.</p>
<p>Özellikle sağlık alanında usta-çırak ilişkisinin vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Tıp sadece bilim değil, aynı zamanda bir sanattır. Ve sanat, usta-çırak ilişkisiyle öğrenilir. Bu ilke, sağlık bilimlerinden mühendisliğe, iletişimden sosyal bilimlere kadar her alanda geçerlidir.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bugün yazılım bilen bir sağlıkçı, mesleğini dijital kolaylıklarla birleştirerek geleceğe hazırlanıyor…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin &#8220;tematik&#8221; bir üniversite olarak yola çıktığını ve sağlık, mühendislik, davranış bilimleri gibi alanları &#8220;bilimler tektir&#8221; ilkesiyle birleştirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, dersliklere Sokrates, Aristoteles, İbn-i Sina gibi isimler vererek, öğrencilere hem çağı yakalayan hem de geçmişle bağını koparmayan bir vizyon sunmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, üniversite adaylarının tercih yaparken &#8220;Seçtiğim meslek 10 sene sonra ne olacak?&#8221; sorusunu mutlaka sorması gerektiğini kaydederek, küresel ve yerel gerçeklere göre hareket etmenin önemine dikkat çekti.</p>
<p>Hekimlik ve öğretmenlik gibi klasik mesleklerin her zaman var olacağını ancak içeriklerinin dijital devrimle yeniden şekilleneceğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zekâ hayatımıza girmeden önce senatomuzda, Tıp Fakültesi öğrencilerine yazılım dersi koymayı tartıştık. Tartışmanın sonucunda da dedik ki yazılımı çap yaparak hem yazılım mühendisliği hem tıpı bitirmek çok zor. Hiç olmazsa çap değil de yan dal yapabilirler. Yahut da seçmeli ders olarak koyarız. Yazılım mühendisliği bölümümüzden ders alabilirler dedik.  Bugün yazılım bilen bir sağlıkçı, mesleğini dijital kolaylıklarla birleştirerek geleceğe hazırlanıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, adayların bu tür disiplinlerarası fırsatları sunan üniversiteleri tercih etmelerinin, onları geleceğin rekabetçi dünyasına daha donanımlı hazırlayacağını söyledi.</p>
<p><strong>Dijitalleşmeye soğuk bakan bir meslek, tarihin çöp sepetine gider…  </strong></p>
<p>Geleceğin mesleklerini şekillendiren yapay zekâ konusuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, bunun bir tehdit değil, doğru kullanıldığında büyük bir fırsat olduğunu, ancak temel şartın &#8220;kendini tanımak&#8221; olduğunu belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Dijital devrim yaşanıyor. Nasıl 1800&#8217;lerde elektrik bir dönüşüm yaptıysa, yapay zekâ da bu dönüşümü yapıyor. İnsanın yerini alması şu anda teorik olarak bile mümkün değil. Ama kendini tanıyan bir insan yapay zekânın oyuncağı olmaz. Kendini tanımayan bir insan ise yapay zekânın rahatlıkla oyuncağı olur, yapay zekâ onu intihar bile ettirir. Çünkü dijital ikizler, deepfake gibi sahtecilikler yapılıyor. Dijitalleşmeye soğuk bakan bir meslek, tarihin çöp sepetine gider. Gençlerimiz bu konuda ustalaşsınlar ama ego ideallerini, on-yirmi sene sonra nerede olmak istediklerini unutmasınlar. Gelecekte en çok ihtiyaç duyulanlar, yapay zekâyı iyi kullanan psikologlar, hekimler, mühendisler, iletişimciler olacak. Yapay zekâyı iyi kullanırsanız hiç korkmayın; o mesleğinizi yok etmez, evrim geçirmesini sağlar. Yapay zekâ şu anda bizim için hayatımızı kolaylaştıran ve hızlandıran bir araç olacak. Gençlerimiz bu konuda ustalaşsınlar. Yapay zekayı tehdit olarak görmeyelim. Fırsat olarak görelim.”</p>
<p><strong>Gelecekte en çok ihtiyaç duyulanlar, yapay zekâyı iyi kullanan psikologlar, hekimler, mühendisler, iletişimciler olacak&#8230; </strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Yapay zekâ bir terapistin yerini alır mı?&#8221; sorusuna da net bir yanıt vererek, “Asla alamaz, çünkü insanın içsel dinamiğini ve maskelerini okuyamaz. Ancak uzmanın işini hızlandırır ve kolaylaştırır. Bu nedenle gelecekte en çok ihtiyaç olan psikoloji mesleği, yapay zekayı iyi kullanan psikologlar olacak söyleyeyim. İyi kullanan psikologlar olursanız hiç korkmayın. Yapay zekâ iyi kullanan hekimler olsanız hiç korkmayın. Yapay zekayı iyi kullanan sağlıkçılar olursanız, klinisyenler olursanız, mühendisler olursanız, iletişimciler olursanız, sosyal çalışmacılar olursanız çocuk gelişimciler olursanız genetikçiler olursanız hiç korkmayın. O mesleğini evirir, evrim yaptırır ama mesleği yok etmez.” dedi.</p>
<p><strong>10 seanslık bir tedaviyi 5 seansa indirebilir</strong></p>
<p>Yapay zekânın bedensel belirtileri (cilt ısısı, kalp atımı) dijitalleştirerek stres seviyesini anlayabildiğini, hatta yüz okuma programlarıyla duyguları tahmin edebildiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bazı insanlar güçlü rolü oynar, maske ile dolaşır. Yapay zekâ bu maskeyi fark edemez. Mikro ifadeleri okur ama kişinin içsel dinamiğini, bilinçaltını okuyamaz. İnsanın içsel dinamiğini ölçebilen bir matematik modelleme henüz bulunamadı ve bulunması da teorik olarak mümkün değil. Bu yüzden yapay zekâ, bir uzmanın yerini alamaz ama 10 seanslık bir tedaviyi 5 seansa indirebilir. Bu nedenle psikologlar dijitalleşmeye mesafeli durmamalı, bu teknolojileri meslekleriyle sentezlemelidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal hayattan koparmayan üniversite büyük bir fırsat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hayatlarının en önemli kararlarından birini verecek olan üniversite adaylarına tavsiyelerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>“</strong>Popüler tercihlere ve yüksek maaşlı geçici durumlara değil, orta ve uzun vadeli düşünerek karar verin. Üsküdar Üniversitesi web sayfasındaki 10 dakikalık Holland Testi’ni (Kariyer Testi) mutlaka yapın ve hangi alana yatkın olduğunuzu görün. İnternetten inceleyin ama mümkünse bizzat fiziken gidin. Kampüsü, hocaları, sosyal ortamı yerinde görün. Özellikle bu yalnızlık çağında, sosyal hayattan koparmayan bir şehir üniversitesi büyük bir fırsattır. Sakın ümitsizlik ve karamsarlığa kapılmayın. Gelecek ne olacak diye endişelenmeyin. Unutmayın, en zor şartlar, en karanlık zamanlar, en güzel ve en aydınlık günlerin habercisidir. Umut en önemli ilaçtır.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhandan-universite-adaylarina-onemli-tavsiyeler-560065">Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#8217;dan üniversite adaylarına önemli tavsiyeler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Puanlar alındı, şimdi sıra doğru tercih yapmakta!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-nazife-gungor-puanlar-alindi-simdi-sira-dogru-tercih-yapmakta-556537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:10:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alındı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[güngör]]></category>
		<category><![CDATA[nazife]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[puanlar]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[şimdi]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yapmakta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte milyonlarca adayın hayatındaki en kritik karar anı olan tercih dönemi başlarken, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, adaylara ve ailelerine yol gösterecek önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-nazife-gungor-puanlar-alindi-simdi-sira-dogru-tercih-yapmakta-556537">Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Puanlar alındı, şimdi sıra doğru tercih yapmakta!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte milyonlarca adayın hayatındaki en kritik karar anı olan tercih dönemi başlarken, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, adaylara ve ailelerine yol gösterecek önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Şimdi sıra doğru tercih yapmakta</strong></p>
<p>Üniversite adaylarının heyecanla bekledikleri YKS sonuçlarının açıklandığını ancak heyecanın dinmediğini, daha da arttığını kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Puanlar alındı, şimdi sıra doğru tercih yapmakta. Önemli ve ciddi bir karar anı. Yapılacak tercih, özellikle de genç üniversite adaylarının bundan sonraki yaşam serüvenlerinin de belirleyicisi olacak. Hiç kolay değil. Hatta belki de yaşamlarının tercih ve karar noktasındaki en zor aşaması.” dedi.</p>
<p><strong>Mevcut koşullar içinde hedefe yürümeye devam…</strong></p>
<p>Puanı beklediği gibi gelmeyen adaylara seslenen Prof. Dr. Güngör, &#8220;Hayal kırıklığı olabilir, ama üzülmek yok. Mevcut koşullar içinde hedefe yürümeye devam. Türkiye’de çok sayıda üniversite var, dolayısıyla çok sayıda da bölüm ve program var. Alınan puanla programlardan birine yerleşme sağlanabilecektir. Yeter ki genç arkadaşlarımız tercihlerini akılcı, soğukkanlı bir tavırla doğru yapabilsinler.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Puanı hedeflediği bölüme yetmeyen adaylar için alternatifler neler?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Güngör, puanı hedeflediği bölüme yetmeyen adaylar için alternatif ve akılcı yollar olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Sözgelimi tıp fakültesini hedefleyen birinin aldığı puan bu hedefini gerçekleştirmeye yetmiyorsa, yine sağlık alanında yakın ve alternatif seçenekler üzerinde durabilir. Örneğin, sağlık bilimleri fakültelerinin yine tıp kapsamında çeşitli mesleklere yetiştirmeye yönelik çeşitli bölümleri var. Gençlerimiz bu bölümlerden birini seçerek yine sağlık sektörüyle ilgili bir alanda meslek sahibi olabilirler. </p>
<p>Aynı şekilde mühendis olmak isteyen bir gencimizin aldığı puan mühendislik fakültelerine girmeye yeterli değilse, yine mühendislik sektörünün bir alt kademesi olan ön lisans düzeyindeki teknik programlardan birine yerleşebilir. Meslek yüksekokulları hem kısa yoldan meslek sahibi olmak, hem de teknik anlamda mesleki beceri kazanmak açısından tercih edilmesi gereken okullardır. Gençlerimiz iki yıl içinde ön lisans programlarından birini tamamlayarak hem bir an önce iş hayatına atılabilirler, hem de dikey geçiş sınavlarıyla hedefledikleri bölümlere girme şansını yakalayabilirler.”</p>
<p><strong>Yeni teknolojilerle birlikte yeni meslekler doğuyor</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının hızla değiştiğini ve yeni teknolojilerle birlikte yeni mesleklerin doğduğunu hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “Geleneksel ve alışıldık bakış açısıyla herkesin hayali mühendis, hekim, hâkim, avukat olmak. Ancak günümüz dünyası, yeni teknolojilerin de etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm içerisinde. Yeni meslekler doğuyor, iş ve hizmet alanında yeni ihtiyaçlar beliriyor. Yeni yeteneklere, yaratıcı ve girişimci meslek insanlarına gereksinim her geçen gün kendisini çok daha güçlü hissettiriyor. Dolayısıyla da gençlerimizin dünyanın gidişini iyi izlemeleri, iyi analiz etmeleri, geleceğe sağlıklı ve doğru vizyon tutmaları gerekiyor. İdeallerini, hedeflerini, iş ve meslek seçimlerini de buna göre yapmaları önem taşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İdealler, gerçekler ve hayaller arasındaki denge iyi kurulmalı</strong></p>
<p>İdealler, gerçekler ve hayaller arasındaki dengenin iyi kurulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Güngör, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gerçekler ve hayallerin birbirini beslemesi önemli, ama diğer yandan da birbirlerinden akılcı bir bakış açısıyla ayırt edilmeleri gerekir. Bu anlamda içinde bulunduğumuz yaşamın gerçekleri var, bir de bizlerin hayalleri. Bu ikisini çok iyi anlamak, analiz etmek lazım. İdeallerimizi oluştururken, gerçeklerin ve hayallerin çakışma ve çatışma noktalarını çok iyi kavramak gerekir. Ekonomik bağımsızlığımızı kazanmak, yaşamımızı sürdürmek, toplumda bir yer edinmek için bir işe ihtiyacımız var. Bu hepimizin önünde duran kocaman bir gerçek. O halde tercih yapma ve karar verme sürecinde bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Diğer yandan belki de çocuk yaşlardan beri biriktirdiğimiz, çoğalttığımız hayallerimiz ve buna bağlı olarak biçimlendirdiğimiz ideallerimiz var. Tercih yapma ve karar verme sürecinde bunu da göz ardı etmemek gerekir. Bu ikisinin yanında bir de bundan sonraki yol haritamızı belirlemede başlangıç ölçü olan YKS puanımız var. O halde hedefe ulaşmak yönünde en doğru tercihi yapmak ve en doğru kararı vermek için bu üçgen içerisindeki en uygun noktayı belirlemek gerekiyor. Akıl ve sağduyu tam da bu aşamada devreye girmek zorunda.”</p>
<p><strong>Çok sayıda üniversite var</strong></p>
<p>Çok sayıda üniversite ve bu üniversitelerin bünyesinde ön lisans ve lisans düzeyinde çok sayıda program var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Doğru tercih yapıldığı takdirde bu programlardan birine yerleşme oranları yüksek. Bunun için genç arkadaşlara önerim bu süreçte tercih danışmanlarına mutlaka danışmaları. Gençlerimiz, puanları düşük geldi ya da istedikleri puanı alamadılar diye üzülmesinler. Üniversitelerin web sitelerini ziyaret etsinler. Tüm bölüm ve programları dikkatle incelesinler. Ama sanal bilgiyle yetinmesinler. Olanakları ölçüsünde mutlaka üniversiteleri ziyaret etsinler, akademisyenlerle tanışsınlar, bölümler ve meslekler hakkında yüz yüze bilgi alsınlar. Üniversitelerin fizik koşullarını, laboratuvarları, kütüphaneleri, okumak istedikleri bölüm veya programla ilgili özgün olanakları, farklılıkları, avantajları mutlaka yerinde görüp incelesinler.” diye konuştu. <strong> </strong></p>
<p><strong>Başarının en önemli sırlarından biri doğru tercih</strong></p>
<p>Meslek ve program seçiminde kendi yeteneklerimiz, eğilimlerimiz, beğenilerimizin önemli olduğunu da belirten Prof. Dr. Güngör, “Bu nedenle gençler meslek ve program seçimi yaparken kendilerini çok iyi analiz etsinler. Kendilerine sorular sorsunlar, yanıtlarını olabildiğince ayrıntılı vermeye gayret etsinler. Kendimizi tanımak doğru tercih için çok önemli. Yıllardan beridir akademinin içinde biri olarak zaman zaman karşılaşıyorum. Öğrencilerimiz bir programa yerleşiyor, ama eğitim öğretimin içerisine aktif biçimde dâhil olunca o bölümün kendisine uygun olmadığını anlayıp yeniden arayış içiresine giriyorlar. Bunun olmaması için gençler daha işin başındayken hangi mesleğe yatkın ve yakın olduklarını çok iyi saptasınlar. Başarının belki de en önemli sırlarından biri de budur. Doğru tercih, uygun karar.” dedi.</p>
<p>Yüksek puan başarı, ancak başarının devamı için tercih de doğru yapılmalı</p>
<p>Yüksek puan elde eden gençlere de birtakım önerilerde bulunan Prof. Dr. Güngör, “Yüksek puan başarıdır, ancak başarının devamı için tercihin de doğru yapılması gerekir. Sözgelimi aldığı puanla tıp fakültesine girmeye hak kazanan bir gencimiz eğer hekimliğe yatkın ve yakın değilse, sağlıkla ilgili bir alanda çalışmaktan memnun olmayacaksa, tercihini, sırf puanı yüksek diye tıp fakültesinden yana yapmasına gerek yok. Yüksek puan almak büyük avantaj sunmakta. Yüksek puan alan genç bireyler pek çok bölüm ve programa girebilme özgürlüğüne ve avantajına sahip olabilmektedirler. Ancak onların da gerçek anlamda başarıya ulaşabilmeleri için hedeflerini çok iyi belirlemeleri, ilgi ve eğilimlerini analiz etmeleri, ona göre de doğru tercih yapmaları önemlidir. Çünkü gerçek başarı ancak hazla, mutlulukla yapacağımız işlerle mümkündür. Çok saygın bir mesleğe sahip olabiliriz, çok para kazanabiliriz, ama eğer yaptığımız işten yeterince haz almıyorsak, bunun adına gerçek başarı diyemeyiz. Doğru tercih ve doğru karar gerçek başarı için büyük önem taşır.” şeklinde de sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-nazife-gungor-puanlar-alindi-simdi-sira-dogru-tercih-yapmakta-556537">Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Puanlar alındı, şimdi sıra doğru tercih yapmakta!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuk sözleri takip etmez, izleri takip eder!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-sozleri-takip-etmez-izleri-takip-eder-551491</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 09:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eder]]></category>
		<category><![CDATA[etmez]]></category>
		<category><![CDATA[izleri]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[takip]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551491</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuk erkil aileler-proje çocuklar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-sozleri-takip-etmez-izleri-takip-eder-551491">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuk sözleri takip etmez, izleri takip eder!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocuk erkil aileler-proje çocuklar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ataerkil kültürden çocuk erkil aile yapısına geçildi </strong></p>
<p>Son yıllarda çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerinde karşılaşılan vakaların büyük çoğunluğunun &#8220;çocuk erkil&#8221; tarzda yetiştirilen ailelerden geldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, ataerkil aile yapısından çocuk merkezli bir yapıya geçişin, özellikle ergenlik döneminde çeşitli sorunlara yol açtığını vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, modernizm ve dijitalleşmeyle birlikte, özellikle çocuk yetiştirme konusunda &#8220;aman travma olmasın&#8221; anlayışının yaygınlaştığını ve bunun sonucunda çocukların aşırı korumacı bir şekilde, adeta &#8220;cam fanusta&#8221; veya &#8220;sera çiçeği&#8221; gibi büyütüldüğünü söyleyerek, bu durumun &#8220;çocuk erkil&#8221; ailelerin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve &#8220;Evin küçük hükümdarı olan çocuklar yetişti. Evin son sözü çocuğun isteklerine göre belirleniyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Küçükken &#8220;şirinlik&#8221; olarak görülen davranışlar, ergenlik döneminde ciddi sorunlara yol açıyor</strong></p>
<p>Her istediği yapılarak yetiştirilen çocukların küçükken &#8220;şirinlik&#8221; olarak görülen davranışlarının, ergenlik döneminde ciddi sorunlara yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuk ergenlik döneminde dış dünyayla ve hayatın gerçekleriyle karşılaşıyor. Herkes anne baba gibi davranmıyor. Okulda &#8216;Niye böyle yapıyorsun?&#8217; dendiğinde şok oluyorlar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Ebeveyn tutumlarının çocukların gerçeklerle yüzleşmesini engellediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu çocuklar aslında hiperaktif değil, şımarık yetişiyorlar. Hiçbir sınır koymadan, sosyal ve duygusal sınırları öğretmeden yetişiyorlar.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sevgiyle disiplinin dengeli verilmesi lazım</strong></p>
<p>Özellikle tek çocuklu ailelerde anne babaların tüm duygusal yatırımlarını çocuğa yönelttiğini ve &#8220;Ben zorluk çektim, o çekmesin&#8221; iyi niyetiyle aşırı sevgi verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Sevgiyle disiplinin dengeli verilmesi lazım. Bir çiçeğe suyu fazla verirseniz çürür. Sevgiyi de fazla verdiğiniz zaman çocuk davranış geliştiremiyor, nerede duracağını öğrenemiyor.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, annelik ve babalığın temel amacının çocuğu sadece o an mutlu etmek değil, onu hayata hazırlamak ve hayatın gerçeklerini öğretmek olduğunu kaydederek, &#8220;Sadece bugün mutlu olmasına odaklı ebeveynlik değil, çocuğun 5 sene, 10 sene sonra da mutlu olması için nasıl yetiştirmem lazım diye düşünmek gerekir. Buna &#8216;akıllı ebeveynlik&#8217; denir. Bu tarzda ebeveynler, çocuğu bugünkü konforuna göre değil, gelecekteki konforuna göre yetiştirir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gevşek bir disiplin anlayışı çocukların hayatın kurallarını öğrenmesini engelliyor</strong></p>
<p>Bugünkü konfora odaklanmanın çocuğu benmerkezci yaptığını ve dünyanın merkezinde olduğunu zannetmesine neden olduğunu, ancak hayatın gerçeklerinin böyle olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, anne babanın tutarsız disiplin uygulamasının veya aşırı sevgiyle birlikte gevşek bir disiplin anlayışının çocukların hayatın kurallarını öğrenmesini engellediğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anne babanın çocuğun hayatının kaptanı değil, kılavuz kaptanı olması gerektiğini dile getirerek, &#8220;Çocuk son kararı kendisi vermeli. Anne baba, &#8216;Şu adımı atarsan başına bu gelir, bunu yaparsan başına bu gelir&#8217; tarzında rehberlik yapmalı. Çocuk koltuğa çıkmaya çalışıyorsa, anne baba yanında durup &#8216;Hadi çocuğum sen çıkabilirsin, bir şey olsa ben tutarım&#8217; demeli. Çocuk çıktığında &#8216;Ben yaptım&#8217; diyecek ve bu onun için bir başarı olacak, anne babayla bağı da kopmayacak.&#8221; dedi.</p>
<p>Bu tür dengeli ilişkilerde çocuk erkil aile yapısının oluşmayacağını, çünkü evin liderinin çocuk değil, anne baba olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne baba liderliği çocuğa kaptırmamalı.&#8221; Diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuk yetiştirmede anne ve baba tutarlı bir tutum sergilemeli</strong></p>
<p>Çocuk yetiştirmede anne ve babanın tutarlı bir tutum sergilemesinin ve ortak bir dil kullanmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne baba aynı dili kullanırsa çocuk çok kolay düzeliyor ve kendini düzeltiyor. Ancak anne farklı, baba farklı söylerse, çocuklar bencil varlıklar oldukları için hoşlarına giden taraftan diğerini kolaylıkla manipüle edebiliyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;proje çocuk&#8221; yetiştirme eğiliminde olan mükemmeliyetçi ve idealist ebeveynlerin, çocuklarını kendi hayalleri ve ideallerine göre şekillendirmeye çalıştığını belirterek, &#8220;Bu ebeveynler genellikle sorumluluk duyguları yüksek ve idealist oluyorlar ancak realist olamıyorlar. Çocuğu kendi uzuvları gibi görüyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sevgi ve disiplin dengesinin önemine dikkat çekerek, &#8220;Sevgi eksik olursa çocuk anneye babaya düşman olur. Sevgi ve disiplin ikisi de yoğunsa, çocuk anneye babaya karşı hem sevgi hem de öfke geliştirir. Günde bin defa annesini öpen çocuk biliyorum. Annesi çok fedakar ve vericiydi ancak çocuğa özgür alan bırakmıyordu. Çocuk annesini seviyordu ama bir süre sonra bıçak kemiğe dayanınca tepki gösteriyor, sonra da suçluluk duyup tekrar annesini öpüyordu. Bu bir dengesizliktir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tatlı bir disiplin gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuğu fazla sıkmanın veya fazla gevşek bırakmanın da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirterek, &#8220;Tatlı bir disiplin gerekiyor ama içinde sevgi olan bir disiplin. Katı kuralların olduğu ailelerde sevgi çoksa hem sevgi hem öfke oluşuyor. Sevgi azsa çocuk ilk fırsatta evden kaçıyor, anne babaya düşman oluyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Fiziksel bakımın iyi olduğu ancak duygusal ihmalin yaşandığı durumlara da değinen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mesafesiz terk ediş dediğimiz bir durum var. Anne çocuğun her ihtiyacını karşılıyor ama duygusal ihtiyacını karşılamıyor. Çocuk bütün gün televizyon karşısında. Bu duygusal ihmal, çocukluk çağı travmasıdır. Sevgi yoksunluğuyla büyüyen çocuklar, annelerinin kendilerini sevmediğini zannediyor çünkü birlikte oynamıyor, gülmüyorlar. Çocuk, annenin niyetini anlayamaz, görünüşe bakar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Aşırı katı kuralların olduğu ailelerde çocukların savunma mekanizması olarak yalana başvurabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Baskı kültürleri korku kültürü doğurur. Fazla baskılı otoriter aile tarzı varsa, çocuk korkuyla yetişir, her şeye evet der ama ilk fırsatta yalan söyler ve anne babayı aldatır. Bu durum, ikiyüzlülüktür.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijitalleşme ve sosyal medyanın çocuk eğitimine etkisi ne?</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin ve sosyal medyanın çocuk eğitimi ile aile hayatında hem tehlikeler hem de fırsatlar barındırdığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Sosyal medya, birçok bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdı. Çocuğunu doğru eğitmek isteyen bir anne baba, dijital platformlardan rahatlıkla bilgiye ulaşabilir. Ancak tehdit boyutu da var; ölçü ve dozun kaçması önemli bir sorun.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuk psikiyatrisi kliniklerinde gecikmiş konuşma şikayetiyle gelen vakaların arttığını ve bunun altında genellikle aşırı ekran maruziyetinin yattığını ifade ederek, &#8220;Çocuklar otizm zannedilebiliyor. Bir bakıyoruz ki çocuk bütün gün elinde tablet ya da televizyon karşısında, adeta ucuz bir bakıcı gibi anne eline vermiş. Anne, çocuğun mutlu ve eğlendiğini, karnının tok, altının temiz olduğunu zannediyor. Ancak çocuk aşırı ekran maruziyeti nedeniyle bağımlı hale geliyor, sosyal olarak izole oluyor ve konuşma ihtiyacı hissetmediği için kelime üretemiyor.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Erken yaşlarda dijital detoks uygulanarak çocuğun konuşma becerisinin geliştirilebileceğini, ancak 4 yaşını geçerse bu durumun daha zorlaşacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ekran maruziyeti, çocuğun gelişen ruhuna zarar veren toksik bir etki yaratıyor.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal ve duygusal beceriler hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Sağlıklı çocuk gelişiminde sadece mantıksal ve akademik başarıların değil, sosyal ve duygusal becerilerin de hayati önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun gelişim envanteri ve testlerinde ince motor, kaba motor, dil, mantıksal, sosyal, duygusal ve duyusal becerilerin hepsi değerlendirilir. Sağlıklı bir çocuk, beyninin her tarafını kullanabilmelidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için sadece mantıksal becerilere ve maddi başarılara değil, sosyal ve duygusal başarılara da odaklanılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Sağlıklı insanlarla ilişki kurabilmek, empati kurabilmek çok önemlidir. Kötülük, empati yoksunluğuyla başlar. Empatiyi öğrenen bir kimse, kendi duygusal sınırlarını ve karşı tarafın duygusal sınırlarını fark eder, duygusal okuryazarlığı gelişir ve sağlıklı kararlar verir. Bu da pozitif etkileşim, sıcak ilişkiler ve güvene dayalı bir sosyal ağ oluşturur.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuğun davranış ve çabalarını övmeliyiz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anne babanın çocuğa yapacağı en büyük hediyenin onunla birlikte kaliteli zaman geçirmek ve anı biriktirmek olduğunu söyleyerek, &#8220;Olumlu ya da olumsuz fark etmez, birlikte yaşantılar olursa, çocuk hayat senaryolarını öğrenir. Bu senaryoları ilerleyen yaşlarda kendi hayatına uyarlar. Annelik babalık, çocuğa bu anıları biriktirme ve hayat senaryolarını birlikte yaşayarak öğrenme fırsatı sunmaktır.&#8221; diye ekledi.</p>
<p>Çocuk yetiştirmede doğru övgü ve eleştiri yöntemlerinin önemine değinen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun kişiliğini överseniz egoist, bencil, narsist olur. Kişiliğini değil, davranış ve çabalarını övmeliyiz. &#8216;Bak yatağını ne güzel düzelttin&#8217;, &#8216;Ne güzel ödevini yaptın&#8217; gibi. Eleştirmek veya &#8216;hayır&#8217; demek gerektiğinde de çocuğun kişiliğini değil, yanlış davranışını hedef almalıyız. &#8216;Sen adam olmazsın&#8217; demek yerine, &#8216;Bak sen iyi bir çocuksun ama bu davranışın doğru olmadı. Bunu nasıl düzeltebiliriz?&#8217; şeklinde yaklaşmalıyız. Annelik babalık, çocuğu karşımıza alıp heykel gibi işlemek değil, onunla birlikte yürümek, hayat yolunda birlikte dans etmek, ahenkle hareket etmektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun en ciddi işi oyundur!</strong></p>
<p>&#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur. Anne baba birlikte oynayarak, ev işlerinde ona sorumluluk vererek, hatta bir elektronik cihazı söküp takmasına izin vererek (bozulsa bile) çocuğa öğrenme fırsatları sunmalıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Mesela elektronik bir cihaz var. Söküp takacak çocuk. Bırakın bozulsun. Anne çocuk ilişkisi bozmadan bunlar yapılabilir. Çocuğa bunun için fırsatlar vermek gerekiyor. Fırsat eğitimi deniyor buna.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Çocuğa iyi değerleri, düşünce kalıplarını öğretmek gerektiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bir anne babanın çocuğuna verebileceği en büyük hazinenin ve sermayenin; onuruyla yaşamayı, emeğiyle kazanmayı ve sağlam değer yargılarına sahip olmayı öğretmek olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Çocuk sözleri takip etmez, izleri takip eder</strong></p>
<p>Ailenin bir ekosistem olduğunu ve bu ekosistem içinde çocukların söylenen sözlerden çok, sergilenen davranışları ve yaşanan deneyimleri örnek aldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuk sözleri takip etmez, izleri takip eder. Yaşadığı olaylar çocuğun gelişen ruhunda iz bırakır. Bu nedenle çocuğun hayatına güzel izler bırakmalı, gelişen ruhuna güzel dokunuşlar yapmalıyız.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuk yetiştirmede sevgi ve disiplinin dengeli bir şekilde verilmesinin hayati önem taşıdığını dile getirerek, &#8220;Sevgi çok, disiplin gevşekse sakıncalı. Sevgi ve disiplin ikisi de çoksa o da sakıncalı. Bütün iş, kararlı, tutarlı ve devamlı olmakta. Kar yağışı gibi; yavaş ve devamlı olursa tutar. Disiplin ve nasihat de böyledir; yavaş ve devamlı olursa etkili olur.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Annelik ve babalık modeli kültürel olarak öğrenilir</strong></p>
<p>Annelik ve babalığın genetik bir yetenek olmadığını, kültürel olarak öğrenilen bir model olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Eşleşme biyolojiktir ama evlilik kültüreldir. Annelik hormonu vardır ama babalık hormonu yoktur. Annelik ve babalık modeli kültürel olarak öğrenilir. Sağlıklı anne, sağlıklı baba olmak için muhakkak kendimizi geliştirmemiz gerekir.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocuk-sozleri-takip-etmez-izleri-takip-eder-551491">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuk sözleri takip etmez, izleri takip eder!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Palabıyık, &#8220;Aile, milletimizin ve devletimizin omurgasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palabiyik-aile-milletimizin-ve-devletimizin-omurgasidir-551446</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 08:06:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[devletimizin]]></category>
		<category><![CDATA[milletimizin]]></category>
		<category><![CDATA[omurgasıdır]]></category>
		<category><![CDATA[palabıyık]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, Cumhurbaşkanlığı’nın 2025’i “Aile Yılı” ilan etmesiyle birlikte, hem aile yılının önemi hem de yürütülen akademik çalışmalar ile ilgili bilgiler verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palabiyik-aile-milletimizin-ve-devletimizin-omurgasidir-551446">Prof. Dr. Palabıyık, &#8220;Aile, milletimizin ve devletimizin omurgasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, Cumhurbaşkanlığı’nın 2025’i “Aile Yılı” ilan etmesiyle birlikte, hem aile yılının önemi hem de yürütülen akademik çalışmalar ile ilgili bilgiler verdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından 2025 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edilmesinin son derece anlamlı ve önemli bir adım olduğunu belirten Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, “Önemi, değeri ve özelliği kaybolan veya kaybolmaya yüz tutan aile geleneğinin yerini alabilecek başka bir şey var mıdır, bilmiyorum. Bu yüzden konuya böylesine bir vurgu yapılarak dikkat çekilmesini son derece anlamlı ve çok değerli buluyorum. Aile, tarihler boyunca milletimizin can damarı olmuştur. Bayrak, vatan, namus, şehitlik ne kadar kutsalsa, aile de o kadar kutsaldır. Aile, sadece bireylerin bir arada yaşadığı bir kurum değil; bir milletin ahlaki değerlerinin, kültürünün, inançlarının korunduğu ve gelecek nesillere aktarıldığı kutsal bir ocaktır. Eğer ailemiz sağlam, güçlü ve sağlıklı olursa, toplumumuz da öyle olur. Aileyi korumak, yüceltmek, ona sahip çıkmak; sadece bir sorumluluk değil, aynı zamanda milletimizin geleceğine olan en büyük yatırımdır. Bu yılın ‘Aile Yılı’ olarak ilan edilmesi, hepimizin göz ardı edemeyeceği bir hatırlatmadır. Aileyi kaybetmek, her şeyimizi kaybetmektir. Bir toplumun hafızasını dolayısıyla kimliğini kaybetmesinin yollarından biri, geleneksel kavramlarının değiştirilip onlara farklı anlamlar yüklenmesi ve oluşan bu ‘anlamlandırma’ kargaşasından o toplumun değiştirilip dönüştürülme imkânı elde edilmesidir. Aynı şey, yıllardır toplumumuzun birçok değer ve anlayışında olduğu gibi ‘aile’ anlayışının değişmesinde veya değiştirilmesinde de kendisini göstermektedir.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Aileyi değiştirmek, toplumu değiştirmektir”</b></p>
<p>Ailenin toplumdaki merkezi rolüne ve bireylerin sağlıklı gelişimindeki etkilerine vurgu yapan Prof. Dr. Palabıyık, “Aile içi değerlerin korunması, sadece bireysel değil, toplumsal barış ve huzur için de kritik bir öneme sahiptir. Çünkü aileyi değiştirmek, toplumu değiştirmektir, ailenin içini boşaltmak, toplumun geleceğini boşaltıp gaye ve hedefsiz bırakmaktır. Kültür emperyalistleri; diziler, filmler gibi medya kanalları ile dünyanın her yerinde aile yapısını bozma çabasındadır. Aile, bir toplumun temeli, en sağlam yapı taşıdır. Aile güçlü olursa, toplum da güçlü olur. İşte bu yüzden bu emperyalistler, aileyi zayıflatmaya, içini boşaltmaya çalışıyorlar. Tarih boyunca Türkler, büyük ve köklü devletler kurabilmişse, bunun arkasında sağlam aile yapılarının olması yatmaktadır. Çünkü aileler boyları, boylar budunları, budunlar da ili/devleti oluşturmaktadır. Devletler yıkılabilir, ama aileler sağlam olduğu için kalır ve devamlılık sağlanır. Tarihte ne zaman bir devlet yıkılsa, o toplumun güçlü aile yapıları sayesinde hızla toparlandıkları, yeniden ayağa kalkarak devletlerini kurduklarını görülür. Bu yüzden köklü ve güçlü bir aile yapısına sahip olmak, aynı zamanda güçlü bir devletin de garantisidir” dedi.</p>
<p><b>“Aileye sahip çıkmak, toplumsal sorumluluğumuzdur”</b></p>
<p>Dekan Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, “Hayatın koşuşturması içinde işimiz, sorumluluklarımız bizleri bazen öylesine sarar ki, sevdiklerimize, ailemize vakit ayırmak zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki, aileden kopmak, insanın kendi iç dünyasında yabancılaşmasına yol açar. Aile, bizim en temel duygusal ve manevi bağlarımızı oluşturduğumuz yerdir. İslam’da da aile, toplumun temel direğidir. Kur’an, aile ve evliliğe önem atfederken Peygamberimiz Hz. Muhammed de aileyi, huzur ve barışın kaynağı olarak göstermiştir. Aile, sadece biyolojik bir bağdan ibaret değildir; aynı zamanda ahlaki değerlerin, sevginin, sabrın, hoşgörünün işlendiği bir okuldur. Aileye sahip çıkmak, sadece bireysel değil, toplumsal sorumluluğumuzdur. Çünkü sağlam bir aile yapısı, sağlıklı bir toplumun teminatıdır. İslam, ailenin huzur içinde büyümesini, bireylerin birbirlerine destek olmasını ve akrabalık bağlarının korunmasını emreder. Ailedeki sevgi, saygı ve bağlılık, hem bireylerin hem de toplumun barış içinde yaşamasının temelini oluşturur” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Palabıyık, “Maalesef günümüzde, ailesine ve aile kavramına karşı yabancılaşma görülmektedir. Bu yabancılaşma hem evlilikte uzaklaşmada, hem aileden uzaklaşmada hem de akrabalık bağlarının zayıflamasında kendini göstermektedir. Bu hususun çok acilen alınacak tedbirlerle çözülmesi, mevcut duruma alternatifler üretilmesi, evliliğin, ailenin ve çocuk sahibi olmanın özendirilmesi için hızlı ve etkili tedbirler alınmalıdır. Bu tedbirlerin başında aile yapımızı tehdit eden dizilere ve programlara son verilmesi ancak zıddı dizilerin çekilmesi ve programların yaygınlaştırılması gelmektedir. Geçim standartlarının iyileştirilmesi, evliliklerin kolaylaştırılması ve evlenmeye gücü yetmeyenlerin evlendirilmesi gibi tedbirler önemlidir. Tüm bu tedbirler dini açıdan da emredilmiş ve özendirilmiştir” dedi.</p>
<p><b>“Aile, toplumun sağlam temellerinin inşa edildiği kutsal bir yapıdır”</b></p>
<p>2025 “Aile Yılı” kapsamında akademik ve toplumsal platformlarda sürdürdükleri çalışmalar hakkında bilgi veren Dekan Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, “Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanlığına atandığım günden itibaren, aile ve kadının toplumsal, kültürel ve dini yönlerine dair birçok çalışmayı hayata geçirmeye gayret ettim. &#8216;Toplumsal Cinsiyet ve İslam Düşüncesinde Kadın&#8217; başlıklı bilimsel makalemi DergiPark’ta yayımladım. Ayrıca; geçen yıllarda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında benim de konuşmacı olarak bulunduğum, kadının İslam’daki yerine ve toplumsal rollerine dair öğrenci panelleri gerçekleştirdik. Akademisyenlik hayatımın ilk yıllarından itibaren verdiğim derslerde, özellikle İslam&#8217;da kadının konumunu, tarihsel bağlamda kadının toplumdaki rolünü her fırsatta vurgulamaya çalıştım. Lisans ve lisansüstü derslerimde, İslam&#8217;da kadının hakları ve aile içindeki yerini derinlemesine işledim. İlerleyen süreçlerde, disiplinlerarası panellerle bu konuları daha geniş bir çerçevede tartışmayı planlıyorum. Çünkü İslam’da aile, sadece bir kurum değil, toplumun sağlam temellerinin inşa edildiği kutsal bir yapıdır. Aileyi güçlü tutmak, sadece bireyi değil, tüm toplumu güçlendirir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palabiyik-aile-milletimizin-ve-devletimizin-omurgasidir-551446">Prof. Dr. Palabıyık, &#8220;Aile, milletimizin ve devletimizin omurgasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Buluşmaları&#8217;nın konuğu Prof. Dr. Cengiz Şişman olacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tarih-bulusmalarinin-konugu-prof-dr-cengiz-sisman-olacak-549677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 07:49:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[buluşmalarının]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz]]></category>
		<category><![CDATA[konuğu]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şişman]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde (APİKAM) düzenlenen Tarih Buluşmaları’nın konuğu 3 Temmuz’da “İzmir Yahudileri ve Sabatay Sevi Olayı” konu başlığı ile İslam coğrafyasında yaşayan Yahudiler, İslam imparatorlukları ve Orta Doğu tarihi çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Prof. Dr. Cengiz Şişman olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarih-bulusmalarinin-konugu-prof-dr-cengiz-sisman-olacak-549677">Tarih Buluşmaları&#8217;nın konuğu Prof. Dr. Cengiz Şişman olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde (APİKAM) düzenlenen Tarih Buluşmaları’nın konuğu 3 Temmuz’da “İzmir Yahudileri ve Sabatay Sevi Olayı” konu başlığı ile İslam coğrafyasında yaşayan Yahudiler, İslam imparatorlukları ve Orta Doğu tarihi çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Prof. Dr. Cengiz Şişman olacak.</p>
<p>Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde (APİKAM) “Tarih Buluşmaları”, “İzmir Yahudileri ve Sabatay Sevi Olayı” oturumuyla devam ediyor. Houston-Clear Lake Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Cengiz Şişman’ın katılımıyla gerçekleşecek söyleşi, 3 Temmuz 2025 Perşembe günü 18.00-19.30 saatleri arasında, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Konferans Salonunda düzenlenecek.</p>
<p><strong>Dünya çapında tanınan akademisyen</strong></p>
<p>Yüksek lisansını İslam ve Yahudilik tarihi çalışmalarıyla Temple Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Cengiz Şişman’ın, Harvard Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi alanında bir yüksek lisans derecesi daha ve aynı üniversiteden tarih doktorası bulunuyor. İslam coğrafyasında yaşayan Yahudiler, İslam imparatorlukları ve Orta Doğu tarihi alanındaki çalışmalarıyla dünya çapında tanınan Prof. Dr. Cengiz Şişman söyleşide; İzmir kent tarihi ve kültüründe önemli yere sahip olan İzmir Yahudileri hakkında detaylı bilgi sunacak ve İzmir’de doğan Sabatay Sevi’nin Mesihlik iddiasında bulunmasıyla gelişen olayları anlatacak. </p>
<p><strong>Tarih Buluşmaları devam edecek</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü’nün, merkezi İstanbul’da bulunan Tarih Vakfı ile birlikte gerçekleştirmekte olduğu “Tarih Buluşmaları” kapsamında akademisyenler; siyasetten kültüre, sanattan toplumsal olaylara birçok farklı alanda düzenlenen tarih söyleşileriyle, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde İzmirlilerle buluşmaya devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarih-bulusmalarinin-konugu-prof-dr-cengiz-sisman-olacak-549677">Tarih Buluşmaları&#8217;nın konuğu Prof. Dr. Cengiz Şişman olacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[dinlendirir]]></category>
		<category><![CDATA[işe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549474</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve rüyalar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve rüyalar konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“İnsan, kendi varlığının farkında olan tek canlı”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, canlılar arasında, özellikle memeliler grubunda yer alan insanın, bilinç sahibi olan tek varlık olduğunu dile getirerek, “Diğer hiçbir canlıda bilinç bulunmaz. Diğer canlıların zaman kavramı, geçmiş ve gelecek bilinci, varoluş bilinci, anlam arayışı ya da ölüm bilinci yoktur. Bunlar yalnızca insana özgü özelliklerdir. İnsan, kendi varlığının farkında olan tek canlıdır. ‘Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?’ gibi soruları sorabilmek bu bilincin göstergesi. Kişinin farkında olmadan yaptığı şeyler genellikle bilinçaltından kaynaklanır. Farkında olarak yapılan şeyler bilinçli; farkında olmadan yapılanlar ise bilinçsiz davranışlardır.” dedi.</p>
<p><strong>“Bilinç, kuantum bir varlık olarak ele alınıyor”</strong></p>
<p>Bu konuların yaklaşık 100 yıl önce Freud ve Jung gibi psikiyatristler tarafından da tartışıldığını, bilinç ve bilinçaltı arasındaki ilişkinin özellikle ruhsal hastalıklarla bağlantılı olarak ele alındığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2000’li yıllardan itibaren nörobilimin gelişmesiyle birlikte bilince dair yeni tartışmalar ortaya çıkmıştır. Günümüzde bilinç, beynin üzerinde bir varlık olarak; hatta bazı görüşlere göre kuantum bir varlık olarak ele alınmaktadır. Bilinç günümüzde hâlâ psikiyatrinin en temel tartışma konularından biridir. Bilinç, belki de psikiyatrinin kuantumudur. Bilinçaltı, bir insanı analiz etmeye çalıştığımızda karşımıza çıkan, kişinin bazen kendisinden bile beklemediği davranışların kaynağıdır. Bazı insanlar, hiç düşünmeden otomatik tepkiler verebilir ya da refleksif davranışlar sergileyebilir. Üstünlük kompleksi ya da aşağılık kompleksi gibi durumlar bilinçaltı mekanizmalarla ilişkilendirilmiştir. Bu durumları açıklamak için psikolojide çeşitli savunma mekanizmaları geliştirilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Örtük bellek, farkında olmadan otomatik şekilde kullandığımız bilgileri barındırıyor”</strong></p>
<p>Günümüzde nörobilimin bu konuyu getirdiği noktada, “bilinçaltı” yerine artık “implisit memory”, yani örtük bellek kavramının kullanıldığını anlatan Tarhan, “Bilincin karşılığı ise ‘eksplicit memory’ yani açık bellek olarak tanımlanır. Açık bellek, farkında olduğumuz ve bilinçli şekilde hatırladığımız bilgileri içerirken; örtük bellek, farkında olmadan otomatik şekilde kullandığımız bilgileri barındırır. Bilinçaltı, kişinin düşünmeden gerçekleştirdiği otomatik davranışlardır. Bu, beyinde kısa yollar aracılığıyla oluşur. Yani sadece felsefi ya da soyut bir konu değildir; nörobiyolojik karşılığı vardır. Kişinin örtük bellek (bilinçaltı) ve açık bellek (bilinç) mekanizmalarını ne kadar iyi yönetebildiği, hayatını ne ölçüde kontrol edebileceğini belirler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bir kişi, karşısındaki birine aniden yoğun bir tepki verebilir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçaltı ve bilinçdışı kavramların kimi zaman karıştırılsa da farklı şeyleri ifade ettiğini söyleyerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir kişi, karşısındaki birine aniden yoğun bir tepki verebilir. Bu durumu analiz ettiğinizde görürsünüz ki, tepki gösterdiği kişi aslında geçmişte ona zarar veren bir kişiye fiziksel ya da davranışsal olarak benzemektedir. Kişi bunun farkında değildir ama bilinçaltı bu benzerliği çağrıştırır ve otomatik bir tepki oluşturur. Yani karşısındaki kişi aslında bir yanlış yapmamış olsa bile, kişi geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimin etkisiyle tepki verir. Bu, bilinçaltının devreye girmesiyle olur. Bu tür bilinçaltı tepkilerin rüyalarla da yakın ilişkisi vardır. Bu nedenle Freud, ‘rüyalar bilinçaltına giden kral yoludur’ demiştir. Ona göre rüyalar, bilinçaltına ulaşmanın en kolay ve doğrudan yoludur. Jung ise, bilinç ile bilinçaltı arasında köprüler olduğunu söylemiştir. Yani her iki yaklaşım da rüyaların ve bilinçaltının birbiriyle sıkı bir ilişki içinde olduğunu kabul eder.”</p>
<p><strong>Gündüz rüyası kaygılı kişilerde görülüyor</strong></p>
<p>Hipnozun da rüyanın da uykunun da farklı bir bilinç durumu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Üç tür gerçeklik var. Fiziksel gerçeklik; şu anda içinde yaşadığımız, somut gerçekliktir. Hayal gerçekliği; hayal kurarken yaşadığımız gerçekliktir. Kişi hayal kurar, sonra hayalin bittiğini fark edip tekrar fiziksel gerçekliğe döner. Beyin burada hemen bir ‘gerçeklik testi’ yapar ve bugüne, şimdiye odaklanır. Rüya gerçekliği; rüya sırasında kişi başka bir gerçeklikteymiş gibi yaşar. Uyanınca kısa bir ‘alacakaranlık dönemi’ yaşanır ve ardından rüyanın rüya olduğu anlaşılır. Mesela, dizi rüyalar ya da lüsid rüyalar dediğimiz rüya türlerinde bilinç ile bilinçaltı arasında kısa geçişler olur. Yapılan anketlere göre, her 100 kişiden yaklaşık 40’ı lüsid rüya gördüğünü söylüyor. Yani lüsid rüyalar nadir bir durum değildir.” dedi.</p>
<p>Gündüz uyanık olan bir kişi, dışarıdan hayal kuruyor gibi görünse de aslında ‘gündüz rüyası’ yaşıyor olabileceğini de ifade eden Tarhan, “Bu, Maladaptif Daydreaming olarak bilinen bir durumdur. Özellikle kaygılı kişilerde sık görülür. Kişi gündüz düşleriyle gerçeklik arasında gidip gelir ve bu durum davranışlarını da etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Rüyalar uzay ve zaman kavramlarının dışında işliyor</strong></p>
<p>Bilincin kuantumu” ya da “ruh sağlığının kuantumu” denilen alanın rüya dünyası olduğunu ve rüyaların da uzay ve zaman kavramlarının dışında işlediğini anlatan Tarhan, “Jung bu konuda şöyle der, ‘İnsanın ruhunun uzay ve zamanın dışında bir parçası olması gerekir.’ Burada Jung’un ‘ruh’ tanımı, dini literatürdeki ruh kavramına oldukça benzer. İnsan, başka bir enerji bandından gelmiş, bu dünyada fiziksel gerçeklikte yaşıyor ve ölümden sonra başka bir enerji düzlemine geçiyor olabilir. Yani insanın varlığı sadece bu dünyayla sınırlı değildir. Biz bu geniş denklemin sadece simülatif bir bölümündeyiz. Rüyalar ise bu denklemle bağlantı kurduğumuz alanlardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Evren bir simülasyon olabilir mi?’</strong></p>
<p>Kuantum fiziğiyle uğraşan bilim insanlarının çalışmalarına işaret eden Tarhan, şunları anlattı:</p>
<p>“Gözlemlediğimiz şey var olur, gözlemlemediğimiz şey yok gibi davranır. Hatta bu noktada şöyle bir tartışma da vardır: Kara deliklerin ötesinde bu evreni gözlemleyen, üstün bir bilgisayar teknolojisi kullanan başka varlıklar olabilir mi? Bu fikir, bazı bilimsel çevrelerde ‘evren bir simülasyon olabilir mi?’ sorusunu gündeme getirmiştir. Bu düşünceler kutsal metinlerde de yankı bulur. Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, bazı yorumlara göre &#8220;Biz sanki Tanrı’nın zihninde yaşıyormuşuz&#8221; gibi bir bakış açısı ortaya çıkmaktadır. Bu görüşler nedeniyle tarih boyunca birçok düşünür eleştirilmiş, hatta bazıları deli ilan edilmiş ya da yargılanmıştır. Oysa bugün kuantum fiziği bu soruların bilimsel zeminlerde tekrar tartışılmasına olanak tanımaktadır. Çünkü kuantum, belirsizlikleri tanımlamaya çalışan bir bilim dalıdır.”</p>
<p><strong>Uyku sırasında beynin nasıl davranıyor?</strong></p>
<p>Bazı bilim insanlarının ‘Acaba rüya, insanın kuantum evrenle bağlantı kurduğu bir alan mı?’ sorusunu da sorduğunu ifade eden Tarhan “Bu durum rüyayı sadece bilinçaltıyla değil, aynı zamanda kuantum fizik, psikiyatri, felsefe ve spiritüalite gibi farklı disiplinlerin ortak tartışma alanına taşımaktadır. Bu yüzden bugün dünyada birçok yerde rüya laboratuvarları kurulmakta, rüya üzerine bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Uyku sırasında beynin nasıl davrandığı, özellikle de rüya dönemlerinde nasıl çalıştığı incelenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bastırılmış travmalar çözümlenmeli</strong></p>
<p>Terapi süreçlerinde zaman zaman bilinçli zihinle bilinçaltına ulaşmaya çalışıldığını kaydeden Tarhan, ancak bazı zor vakalarda, özellikle bastırılmış travmaların çözümlenmesi gerektiğinde, bilinçli yöntemlerin yetersiz kalabildiğini, bu gibi durumlarda, kişiyi uyku ve uyanıklık arasındaki bir bilinç düzeyine getiren, anestezi benzeri ilaçların kullanıldığı bir yöntem olan narkoanalizin devreye girebildiğini ve çözülmemiş bir travmanın çözülebildiğini anlattı.</p>
<p><strong>Travma çözüldüğünde rahatlama yaşanıyor</strong></p>
<p>Bilinçaltının, beyinde kapsüllenmiş bir travmatik ağ gibi davranabildiğini, bu ağlara ulaşmanın, adeta bir apsenin boşaltılması gibi olduğunu belirten Tarhan, “Travma çözüldüğünde kişi hem zihinsel hem de fiziksel olarak rahatlama yaşar. Bugün bu tür durumlar için nadiren narkoanaliz kullanılıyor. Bunun yerine daha yaygın ve güvenli bir teknik olan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) yöntemi tercih ediliyor. Bu teknikte sağ ve sol beyin lobları ses ya da göz hareketleriyle eş zamanlı uyarılır. Bu sayede kişi, bastırdığı travmatik anıların farkına varır ve onları yeniden işleyebilir. Tüm bu yöntemlerde ortak nokta, kişide farklı bir bilinç durumu oluşturmaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Asıl ruhsal dinlenme, rüya sırasında gerçekleşir”</strong></p>
<p>Rüya görmenin bizim genetik algoritmamızın bir parçası olduğunu kaydeden Tarhan, “Bir insanın rüya görmemesi mümkün değil. Herkes rüya görüyordur, hatırlamıyordur. Öyle ki, doğuştan görme engelli olan bebekler bile rüyada gülümseyebilir. Henüz görme duyusu gelişmemiş, hayatı tanımamış bu bebeklerin uykuda tebessüm etmeleri, rüyanın yalnızca dış dünyadan alınan verilerle değil, beynin içsel mekanizmalarıyla ilgili bir süreç olduğunu gösterir. Bu durum, rüyanın beynimizin temel bir fonksiyonu olduğunu kanıtlar niteliktedir. Henüz soyut kavramları bile bilmeyen bir bebeğin, rüyada gülümsemesi ise beynin uzay-zamanın ötesinde çalışan bir alanına işaret eder. Rüya görmek, insanın fizyolojik bir özelliğidir. Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir<strong>.</strong> Asıl ruhsal dinlenme, rüya sırasında gerçekleşir.” dedi.</p>
<p><strong>“Rüya görmek, fizyolojik bir ihtiyaçtır”</strong></p>
<p>Bilinçaltının, aslında örtülü belleğimiz olduğunu ve beynimizde fizyolojik karşılığının bulunduğunu dile getiren Tarhan, “Rüyalar da bu örtülü belleğin bir sonucudur. Rüya görmek, fizyolojik bir ihtiyaçtır. Rüyayı yok ederek bir kişide şizofreni benzeri belirtiler oluşturabilirsiniz. REM uykusu sırasında kişi her rüyaya daldığında uyandırılırsa, bu ciddi psikolojik bozulmalara yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Terapi sürecinde olan biri için rüyalar anlamlı olabilir</strong></p>
<p>Eğer kişinin bir ruhsal problemi yoksa, rüya yorumlarıyla uğraşıp vakit kaybetmesine gerek olmadığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ancak psikiyatrik tedavi gören veya terapi sürecinde olan biri için rüyalar anlamlı olabilir. Örneğin, kişinin gerçek hayatta bir korku yaşamamasına rağmen rüyasında korkulu bir durumla karşılaşması, aslında bilinçaltında işleyen ve terapide kullanılabilecek faydalı bir motiftir. Rüyalar genellikle sembollerle doludur. Örneğin, rüyada aslan görmek güç ve cesareti; su görmek şefkati; köpek görmek ise güven veya arkadaşlık arayışını simgeleyebilir. Bu yorumlar rüya tabir kitaplarında yer alır. Ancak bu semboller her birey için aynı anlamı taşımaz. Önemli olan, rüyayı kişinin kendi psikolojik yapısına uygun şekilde yorumlamaktır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Toplumumuzda rüyalardan etkilenme oranı çok yüksek </strong></p>
<p>Negatif düşünen insanların rüyalarla ilgili genellikle olumsuz senaryolar ürettiklerini, pozitif yapılı kişilerin ise rüyalarını daha olumlu yorumlama eğiliminde olduğunu kaydeden Tarhan, “Ancak bizim toplumumuzda rüyalardan etkilenme oranı oldukça yüksek, yapılan araştırmalara göre bu oran yüzde 85’e kadar çıkabiliyor. Bu da demek oluyor ki, birçok insan rüyalardan etkilenip yanlış kararlar alabiliyor, ilişkilerini bile bu yüzden zedeleyebiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Rüyalar asla anlamsız değil…</strong></p>
<p>Rüyaların asla anlamsız olmadığını ve sembollerle konuştuğunu ifade eden Tarhan, “Ancak bu sembollerin dilini bilmiyorsanız, rüyaları anlamanız mümkün olmaz. Üstelik bu semboller evrensel değildir; kişiye özeldir. Rüyalar kişisel deneyimlerden ve duygulardan beslenir. Evrensel bir dil kullanmazlar, bireyin iç dünyasına göre şekillenirler. Bu yüzden bir rüyayı anlamak istiyorsanız, sembolün o kişi için ne anlama geldiğini çözmeniz gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Rüya yorumlarının, analiz aşamasında önemli bir araç olsa da tedavi sürecinde her zaman aynı başarıyı göstermediğini kaydeden Tarhan, “Bu nedenle psikanalizin günümüzdeki evrimi nöropsikanaliz olarak adlandırılır. Artık bilinçaltını tanımak geçmişe göre daha kolay. Gelişen teknikler sayesinde, birçok yöntemle bilinçaltına ulaşmak mümkün hale geldi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İlham bazen uyanıkken bazen de rüyada ortaya çıkar</strong></p>
<p>Haberci rüyalar kavramına dikkat çeken Tarhan, “Kişi rüyasında birini görüyor ve ertesi gün o kişi gerçekten karşısına çıkıyor. Toplumda bu tür rüyaları görenlerin oranı yüzde 50-60 civarındadır. Hemen herkesin hayatında bu şekilde sezgisel, anlamlı bir rüya deneyimi olmuştur. Asıl önemli olan ise bu rüyaların doğru şekilde yorumlanabilmesidir. Eğer kişi gördüğü rüyayı yorumlamazsa, bazen bu durum sorunlara yol açabilir. İnsan bir konuya aşırı odaklandığında, buna yaratıcı düşünce denir ve bu yoğun konsantrasyon sonucu aniden ilham gelir. Bu ilham bazen uyanıkken, bazen de rüyada ortaya çıkar. Dolayısıyla evrende henüz tam olarak anlayamadığımız bir anlam boyutu olabilir. Rüyalar da zaman zaman bu boyutla bağlantı kurmanın yollarından biri olarak değerlendirilebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-uyku-bedeni-ruya-ise-ruhu-dinlendirir-549474">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Uyku bedeni, rüya ise ruhu dinlendirir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İranlı siyasi analist Prof. Marandi: İsrail, nükleer bilim İnsanlarını ve ailelerini katletti ama İran’ı durduramadı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iranli-siyasi-analist-prof-marandi-israil-nukleer-bilim-insanlarini-ve-ailelerini-katletti-ama-irani-durduramadi-548008</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 15:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[ailelerini]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[analist]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[durduramadı]]></category>
		<category><![CDATA[insanlarını]]></category>
		<category><![CDATA[iranı]]></category>
		<category><![CDATA[iranlı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[katletti]]></category>
		<category><![CDATA[marandi]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548008</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tahran Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Seyit Muhammed Marandi, İsrail İran çatışmasına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Marandi, saldırılarda İranlı nükleer bilim insanlarının yanı sıra eşlerinin ve çocuklarının da kasıtlı olarak hedef alındığını vurgulayarak, “Netanyahu rejimi insanlık için bir tehdittir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranli-siyasi-analist-prof-marandi-israil-nukleer-bilim-insanlarini-ve-ailelerini-katletti-ama-irani-durduramadi-548008">İranlı siyasi analist Prof. Marandi: İsrail, nükleer bilim İnsanlarını ve ailelerini katletti ama İran’ı durduramadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Sputnik&#8217;e konuşan İranlı siyasi analist Prof. Marandi’ye göre, İsrail’in “Narnia Operasyonu” yalnızca İran’ın nükleer programını hedef almadı; aynı zamanda sivil halkı da açıkça vurdu. Operasyonda en az 9 nükleer bilim insanının öldürüldüğünü belirten Marandi, bu kişilerin ailelerinin de bilerek hedef alındığını söyledi:</p>
<p>“Bilim insanlarının yanı sıra eşleri ve çocukları uykudayken katledildi. Bu, İsrail rejiminin sivilleri umursamadığını gösteriyor. Onlar için hiç kimsenin hayatı önemli değil. İsrail rejimi için sivillerin bir önemi yok. Gazze ve Lübnan’daki soykırım saldırılarından sonra bu artık açık. Bilim insanları, generaller ve tüm aileleri uykularında katledildi.&#8221;</p>
<p><b>&#8216;Apartman blokları sadece bir kişiyi öldürmek için yıkıldı&#8217;</b></p>
<p>Marandi, İsrail’in hedef aldığı kişileri öldürmek için bazen tüm apartman bloklarını havaya uçurduğunu söyledi.</p>
<p>“Bir veya iki kişiyi öldürmek uğruna 20&#8217;den fazla çocuk ve 20&#8217;den fazla kadın öldürüldü. Bu rejim barbar ve acımasızdır. Amaçları açık: korku ve kaos yaratmak.”</p>
<p><b>&#8216;Netanyahu insanlık için tehdit, Batı&#8217;nın desteğiyle sınır tanımayan bir rejim&#8217;</b></p>
<p>Netanyahu hükümetini “çağdaş insanlık tarihinin en tehlikeli rejimlerinden biri” olarak tanımlayan Marandi, İsrail liderliğinin hiçbir kırmızı çizgi tanımadığını savundu:</p>
<p>“Sivil binaları bombalamaktan çekinmiyorlar. Nükleer tesisleri bile hedef alıyorlar, olası radyasyon sızıntılarını umursamıyorlar. Amaçları sadece öldürmek ve korku yaymak.”</p>
<p><b>&#8216;Diğer insanları daha aşağı görüyorlar&#8217;</b></p>
<p>“Netanyahu’nun hiçbir kırmızı çizgisi yok. Nükleer tesisleri bombalamaktan, sivilleri katletmekten çekinmiyor. Bu rejim etnik üstünlükçülük üzerine kurulu ve diğer insanları daha aşağı görüyor.”</p>
<p><b> İranlı generallere baskı: &#8216;Ailelerini tehdit ettiler&#8217;</b></p>
<p>İsrail’in savaşın ilk saatlerinde yaklaşık 20 İranlı generalle iletişime geçerek “teslimiyet videoları” talep ettiği, ancak hiçbir generalin buna boyun eğmediği yönündeki haberleri de değerlendiren Marandi göre hiçbir general bu baskıya boyun eğmedi:</p>
<p>“Bu, İran ordusunun ne kadar kararlı, dirayetli ve cesur olduğunu gösteriyor. İsrail ise tehditlerini ve cinayetlerini kameralar önünde yapmaktan çekinmiyor.”</p>
<p>Ayrıca Marandi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran&#8217;a ait bilgileri sızdırdığını ve bunun sonucunda İsrail’in saldırılar gerçekleştirdiğini iddia etti. Bu durumun, İran’ın uluslararası denetim kurumlarıyla olan ilişkisini de kökten değiştireceğini vurguladı.</p>
<p><b>Amaç rejim çöküşü algısı mı?</b></p>
<p>Marandi’ye göre İsrail’in saldırıları sadece fiziksel zarar vermek değil, aynı zamanda İran içinde bir çöküş izlenimi yaratmayı ve kitlesel huzursuzluğu tetiklemeyi hedefliyordu:</p>
<p>“Amaç rejim çöküyormuş gibi bir algı yaratmaktı. Fakat halk ve liderlik bunu gördü ve kenetlendi. Bu da İsrail’in psikolojik savaşının başarısız olduğunun göstergesidir.”</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iranli-siyasi-analist-prof-marandi-israil-nukleer-bilim-insanlarini-ve-ailelerini-katletti-ama-irani-durduramadi-548008">İranlı siyasi analist Prof. Marandi: İsrail, nükleer bilim İnsanlarını ve ailelerini katletti ama İran’ı durduramadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıra Dışı Bilim İnsanından Gururlandıran Başarı: Prof. Dr. Bayram Yılmaz DEÜ&#8217;yü Ege&#8217;nin Yıldızı Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sira-disi-bilim-insanindan-gururlandiran-basari-prof-dr-bayram-yilmaz-deuyu-egenin-yildizi-yapti-547642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 08:12:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deüyü]]></category>
		<category><![CDATA[dışı]]></category>
		<category><![CDATA[egenin]]></category>
		<category><![CDATA[gururlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[insanından]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızı]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’deki 202 üniversitenin rektörlerinin bilimsel üretim performansları ölçüldü. Akademik başarının somut olarak değerlendirilmesinde en önemli ölçütlerden olan h-indeksi puanlarına göre Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz “sıra dışı bilim insanı” düzeyindeki performansıyla listenin 9. sırasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sira-disi-bilim-insanindan-gururlandiran-basari-prof-dr-bayram-yilmaz-deuyu-egenin-yildizi-yapti-547642">Sıra Dışı Bilim İnsanından Gururlandıran Başarı: Prof. Dr. Bayram Yılmaz DEÜ&#8217;yü Ege&#8217;nin Yıldızı Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Türkiye’deki 202 üniversitenin rektörlerinin bilimsel üretim performansları ölçüldü. Akademik başarının somut olarak değerlendirilmesinde en önemli ölçütlerden olan h-indeksi puanlarına göre Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz “sıra dışı bilim insanı” düzeyindeki performansıyla listenin 9. sırasında yer aldı.</i></b></p>
<p>Gazete Oksijen’in 6-12 Haziran 2025 haftasında yayınlanan haberindeki listeye göre Türkiye’de 202 üniversitenin rektörleri arasından yalnızca 13’ü “sıra dışı bilim insanı” düzeyinde. Prof. Dr. Bayram Yılmaz da o bilim insanları arasında yer alıyor. H-indeksi puanı 47 olan DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, genel sıralamada 9’uncu, Ege’deki üniversitelerin rektörleri arasında ise 1’inci sırada.</p>
<p><b>TERSİNE BEYİN GÖÇÜNÜ DESTEKLİYOR</b></p>
<p>Araştırma sonuçlarını değerlendiren Rektör Yılmaz, “Yurt dışında önemli çalışmalara imza atmış bilim insanlarını tersine beyin göçü ile üniversitemize kazandırıp disiplinlerarası çalışmaları destekleyerek üniversitemizin de bu alandaki karnesini iyileştirmeye gayret ediyoruz,” dedi.</p>
<p><b>BİR AY ÖNCE AVRUPA BİLİMLER AKADEMİSİ (ACADEMIA EUROPAEA) ÜYELİĞİNE SEÇİLMİŞTİ</b></p>
<p>Prof. Dr. Bayram Yılmaz, Mayıs 2025’te Avrupa Bilimler Akademisi (Academia Europaea) üyeliğine seçilmişti. Yılmaz, Türkiye’den tüm alanlarda 28 üyesi bulunun Avrupa Bilimler Akademisi’ne 2025 yılında ülkemizden üyeliğe kabul edilen tek bilim insanıdır. Üyeliği basında geniş yer bulan DEÜ Rektörü, Türkiye’nin de gurur kaynağı oldu.</p>
<p><b>KARİYERİ BAŞARILARLA DOLU</b></p>
<p>Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesinde, doktorasını Glasgow Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Enstitüsünde tamamlayan Yılmaz; Nöroendokrinoloji, üreme endokrinolojisi, endokrin bozucular ve nörobilim üzerine araştırmalar yaptı. Daha önce FEPS (Federation of European Physiological Societies) Genel Sekreterliği, TÜSEB (Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı) Kurucu Genel Sekreterliği, TÜSEB Başkan Vekilliği, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi&#8217;nde Müdürlük Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı gibi birçok önemli görevde bulundu.</p>
<p><b>AKADEMİK ÜRETKENLİKTE H-İNDEKSİ GÖSTERGESİ NEDİR</b></p>
<p>H-indeksi, bilim insanlarının akademik üretkenliğini puan bazında ortaya koyan en somut veri. Hesaplama, akademik yayın yapan bir yazarın her biri en az aynı sayıda atıf alan yayınları dikkate alınarak yapılıyor. Bir bilim insanın yayınlanan en az 8 makalesi en az 8 atıf almışsa yazarın h-indeksi 8 oluyor. Yazarın 9’uncu yayınının atıf sayısı 8’den azsa yazarın h-indeksi yine 8 ama örneğin 9’uncu yayın 9 atıf alırsa yazarın h-indeksi 9 oluyor. H-indeksi 60’ın üzerinde olan akademisyenler “eşsiz bilim insanı”, 40’ın üzerinde olan akademisyenlerse “sıra dışı bilim insanı” düzeyinde değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sira-disi-bilim-insanindan-gururlandiran-basari-prof-dr-bayram-yilmaz-deuyu-egenin-yildizi-yapti-547642">Sıra Dışı Bilim İnsanından Gururlandıran Başarı: Prof. Dr. Bayram Yılmaz DEÜ&#8217;yü Ege&#8217;nin Yıldızı Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Gül Ertem&#8217;in projesine UNICEF&#8217;ten destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-gul-ertemin-projesine-uniceften-destek-547231</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 11:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ertemin]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[projesine]]></category>
		<category><![CDATA[uniceften]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547231</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Ertem’in uzman olarak ekibinde yer aldığı “Çocukların Sağlık Haklarına ve Hizmetlerine Erişimde Engellilik Temelli Ayrımcılığın İzlenmesi ve Savunuculuğun Güçlendirilmesi” başlıklı proje UNICEF Türkiye-ACAR programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-gul-ertemin-projesine-uniceften-destek-547231">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Gül Ertem&#8217;in projesine UNICEF&#8217;ten destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Ertem’in uzman olarak ekibinde yer aldığı “Çocukların Sağlık Haklarına ve Hizmetlerine Erişimde Engellilik Temelli Ayrımcılığın İzlenmesi ve Savunuculuğun Güçlendirilmesi” başlıklı proje UNICEF Türkiye-ACAR programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Akademisyeni makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz Hemşirelik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Ertem hocamızın uzmanlık yaptığı, proje UNICEF’ten destek almaya hak kazandı.  Çocuk hakları gibi toplumsal önemi yüksek bir konuda böylesine anlamlı bir çalışmanın üniversitemizden çıkması, bizler için gurur verici. Prof. Dr. Gül Ertem hocamız ile çalışmada emeği geçen bütün hocalarımızı tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum. Araştırma üniversitesi kimliğimizin en önemli göstergelerinden biri, toplumsal sorunlara duyarlılıkla yaklaşan ve çözüm odaklı bilimsel projelere öncülük eden akademik kadromuzdur. Bu proje, yalnızca akademik anlamda değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk açısından da son derece kıymetlidir. Engellilik temelli ayrımcılığın önlenmesi ve çocukların sağlık hizmetlerine eşit erişiminin sağlanması konusunda yapılacak her türlü katkı, toplumun daha adil ve kapsayıcı bir yapıya kavuşmasına hizmet edecektir. Üniversite olarak bu tür çalışmaları her zaman desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p>“<b>Çocukların sağlık hakkı, evrensel bir insan hakkıdır”</b></p>
<p>Projenin önemi hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Gül Ertem, “ ‘Çocukların Sağlık Haklarına ve Hizmetlerine Erişimde Engellilik Temelli Ayrımcılığın İzlenmesi ve Savunuculuğun Güçlendirilmesi’ başlıklı projemizin UNICEF Türkiye-ACAR programı kapsamında desteklenmeye uygun bulunmasından büyük bir mutluluk ve onur duyuyorum. Bu proje ile engelli çocukların sağlık hizmetlerine erişiminde karşılaştıklarıengelleri görünür kılmayı, bu alandaki ayrımcılığı somut verilerle ortaya koymayı hedefliyoruz. Çocukların sağlık hakkı, evrensel bir insan hakkıdır ve bu hakkın engelli bireyler için eksiksiz bir şekilde hayata geçirilmesi, toplumsal eşitliğin temel koşullarından biridir.Sağlık alanında çalışan bir akademisyen olarak, özellikle dezavantajlı grupların yaşadığı sorunlara karşı duyarlılığın artması gerektiğine inanıyorum. Çocukların eşit, kapsayıcı ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişimini sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu alandaki farkındalığı artırmak ve çözüm önerileri geliştirmek adına çalışmalarımızı artırarak devam ettirmek, şahsım adına önemli bir sorumluluktur” dedi.</p>
<p><b>“Sahaya yönelik çözüm önerileri geliştirilecek”</b></p>
<p>Proje tamamlandıktan sonra elde edilecek olumlu çıktılar hakkında detaylı açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Gül Ertem, “Projemiz tamamlandığında, öncelikli olarak İzmir’de ikamet eden, farklı engel türlerine sahip 12-18 yaş arası 50 çocukla yürütülen saha çalışması sayesinde, engelli çocukların sağlık hizmetlerine erişim sürecinde karşılaştıkları ayrımcılık biçimlerini hem nicel hem nitel verilerle ortaya koymuş olacağız. Bu süreçte, uygulamadaki aksaklıklar, sağlık profesyonellerinin yaklaşımları ve toplumsal tutumların çocukların hizmet alma süreçlerini nasıl etkilediği somut olarak analiz edilecek. Elde edilecek bulgular doğrultusunda engelli çocukların sağlık hakkına erişiminin önündeki engeller net bir şekilde açıklanacak ve bu veriler, sahaya yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesinde temel teşkil edecek.Bununla birlikte, İzmir’de çocuk ve engelli hakları alanında faaliyet gösteren 15 sivil toplum kuruluşuyla gerçekleştirilecek atölye çalışmaları, yerel savunuculuk kapasitesinin artırılmasına katkı sunacak. Proje çıktıları arasında yer alan 40 sayfalık izleme ve politika raporu, karar alıcılara yol gösterici nitelikte olacak. Ayrıca 2 günlük savunuculuk atölyesi, 20 sosyal medya içerik kampanyası ve 10 bölümlük podcast serisiyle hem akademik dünyaya hem de toplumun geniş kesimlerine ulaşarak, engellilik temelli ayrımcılık konusunda farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Bu çıktılar, yalnızca bilimsel veri üretmekle kalmayacak, aynı zamanda sağlık sisteminin daha kapsayıcı, adil ve çocuk haklarına duyarlı bir yapısını yansıtacaktır” diye konuştu.</p>
<p>Uzman olarak yer alan Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Hemşirelik Bölümü Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Gül Ertem’in yaptığı proje ekibinde, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü SBÜ İTF Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Dilek Orbatu ile proje yürütücüsü olan İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Eğitim Kordinatörlüğünde çalışan Uzm. Hem. Emine Gök yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-gul-ertemin-projesine-uniceften-destek-547231">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Gül Ertem&#8217;in projesine UNICEF&#8217;ten destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Halil Baki Ünal&#8217;dan çiftçilere ekonomik fayda sağlayacak proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-halil-baki-unaldan-ciftcilere-ekonomik-fayda-saglayacak-proje-545890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 08:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[baki]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçilere]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[halil]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayacak]]></category>
		<category><![CDATA[ünaldan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Tarımsal Yapılar ve Sulama Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Baki Ünal’ın yürütücülüğünü yaptığı “Süt Sığırcılığı İşletmelerindeki Gübre Yönetim Uygulamalarında Sera Gazı Emisyonu Mitigasyonunun ve Azot Dinamizminin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK 1001programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-halil-baki-unaldan-ciftcilere-ekonomik-fayda-saglayacak-proje-545890">Prof. Dr. Halil Baki Ünal&#8217;dan çiftçilere ekonomik fayda sağlayacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Tarımsal Yapılar ve Sulama Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Baki Ünal’ın yürütücülüğünü yaptığı “Süt Sığırcılığı İşletmelerindeki Gübre Yönetim Uygulamalarında Sera Gazı Emisyonu Mitigasyonunun ve Azot Dinamizminin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK 1001programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bu proje, süt sığırcılığı sektöründe gübre yönetimi ile ilgili önemli bir adım olup, sera gazı emisyonlarının azaltılması, hayvansal gübrenin etkin kullanımı ve çevresel etkilerin minimize edilmesi konusunda büyük bir potansiyel taşımaktadır. Akademik kadromuzun bu tür projelere imza atması, üniversitemizin bilimsel alandaki katkılarını güçlendirmekte ve tarım sektörünün sürdürülebilirliği adına önemli bir değer yaratmaktadır. Proje, hem çevre hem de tarımsal üretim açısından kritik bir öneme sahiptir. Gübre yönetiminin etkin bir şekilde yapılması, sadece sera gazlarının azaltılmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda toprak sağlığı ve azot dinamizmi üzerinde de olumlu etkiler yaratır. Bu bağlamda, projenin sonuçları, hem çiftçilere ekonomik açıdan fayda sağlayacak hem de çevresel sürdürülebilirliğin artırılmasına katkıda bulunacaktır.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Çevre dostu yöntemlerle verimli bir üretim süreci oluşturacağız”</b></p>
<p>         Projenin ziraat alanındaki önemine vurgu yapan Prof. Dr. Halil Baki Ünal, “Projemiz, ziraat alanında büyük bir öneme sahiptir çünkü gübre yönetiminin verimli bir şekilde yapılması, hem çevresel sürdürülebilirliği hem de tarımsal üretimin verimliliğini doğrudan etkilemektedir. Özellikle süt sığırcılığı gibi büyük ölçekli tarımsal faaliyetlerde gübrelerin doğru bir şekilde yönetilmesi, toprak sağlığını korumada ve sera gazı emisyonlarını azaltmada kritik rol oynamaktadır. Bu projeyle, süt sığırcılığında gübre yönetim uygulamalarının sera gazı emisyonları üzerindeki etkilerini araştırarak, çevre dostu yöntemlerle daha verimli bir üretim süreci oluşturmayı hedefliyoruz. Bu araştırma, aynı zamanda hayvansal gübrelerin farklı uygulamalarında topraktaki azot dinamizminin anlaşılmasına katkı sağlayarak, tarımda kullanılan gübrelerin daha etkin ve ekonomik şekilde kullanılması adına önemli bir adım atmaktadır. Gübrelerin yanlış yönetimi, hem çevresel kirliliğe neden olur hem de çiftçiler için gereksiz maliyetlere yol açar. Projemiz, ziraat alanında sürdürülebilir ve çevre dostu üretim tekniklerinin geliştirilmesine ışık tutacak, çiftçilere daha verimli ve çevreye duyarlı bir tarım yapma fırsatı sunacaktır. Bu sayede, sektördeki gübre kullanımı daha optimize hale gelecek ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunulacaktır” dedi.</p>
<p><b>“Gübre yönetiminde sera gazı emisyonlarını azaltmak ve azot kaybını engellemek mümkün olacak”</b></p>
<p>         Proje tamamlandıktan sonra ne gibi sonuçlar vereceği hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Halil Baki Ünal, “Projemizi tamamladıktan sonra elde edeceğimiz sonuçlar, hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük önem taşıyacaktır. İlk olarak, gübre yönetimi ve azot dinamizmi üzerine yapacağımız çalışmalarla, büyük kapasiteli süt sığırcılık işletmelerinde sera gazı emisyonlarının önemli ölçüde azaltılmasına yönelik gübre yönetim altyapısının geliştirilmesi stratejileri ortaya konacaktır. Bu stratejiler, özellikle metan ve karbondioksit gibi sera gazlarının salınımını minimize etmeye yönelik yöntemleri içerecek, böylece çevresel etkiyi azaltacak ve tarımın karbon ayak izini küçültecektir. Ayrıca, doğru gübre yönetimine ilişkin toprak sağlığını ve verimliliğini artırıcı temel veriler elde edeceğiz. Bu veriler, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşmasına olanak tanıyacaktır. Projemizin bir diğer önemli katkısı ise hayvansal gübre uygulamalarıyla toprağa ilave edilen azot bitki besin elementinin etkili kullanımıyla toprağın daha verimli hale getirilmesidir. Elde edeceğimiz bulgular, hayvansal gübrelerle toprağa uygulanan azot kullanımının optimize edilmesiyle azot kaybının engellemesine bitkisel üretimin daha sağlıklı yapılabilmesine katkılar sağlayacaktır. Bu durum, hayvansal gübrenin etkin kullanımını ve böylece bitkisel üretimde verimliliği artırarak çiftçilere ekonomik açıdan da büyük avantajlar sunacaktır. Ayrıca, topraktaki azotun etkin kullanımıyla, uzun vadede toprak verimliliğinin korunması sağlanacaktır. Sonuç olarak, bu proje, hem çevre dostu tarım uygulamalarını teşvik edecek hem de sektördeki ekonomik verimliliği artıracaktır” dedi.</p>
<p>         Son olarak akademik çalışmaların önemine vurgu yapan Prof. Dr. Halil Baki Ünal, “Akademik çalışmaların sürdürülebilirliğinin önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bilimsel ilerlemeler ancak multidisipliner çalışmalarla sürekli ve disiplinli bir çaba ile mümkün olabilmektedir. Projenin sonucunda hem ulusal hem de uluslararası düzeyde önemli sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz. Bu projenin hem uluslararası ve hem ulusal düzeyde bilime değerli katkılar sunması adına azimle çalışmaya devam edeceğiz&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-halil-baki-unaldan-ciftcilere-ekonomik-fayda-saglayacak-proje-545890">Prof. Dr. Halil Baki Ünal&#8217;dan çiftçilere ekonomik fayda sağlayacak proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Estetik değerlilik ölçüsü olursa sonraki adım depresyondur&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tarhan-estetik-degerlilik-olcusu-olursa-sonraki-adim-depresyondur-545098</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 09:06:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[değerlilik]]></category>
		<category><![CDATA[depresyondur]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüsü]]></category>
		<category><![CDATA[olursa]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sonraki]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545098</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güzellik takıntısı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tarhan-estetik-degerlilik-olcusu-olursa-sonraki-adim-depresyondur-545098">Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Estetik değerlilik ölçüsü olursa sonraki adım depresyondur&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güzellik takıntısı konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sol beyin mantıksal, sağ beyin ise duygusal ve estetik yönü baskın yapıda…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güzellik kaygısının sadece psikolojik ya da toplumsal değil, aynı zamanda biyolojik bir boyutunun da olduğunu ifade ederek, “Biyolojik açıdan baktığımızda, kadın ve erkek beyinlerinin çalışma biçimi farklılık gösterir. Beynin sol yarım küresi daha çok mantık, muhakeme, analiz, konuşma ve hesaplama gibi işlevlerle ilgilidir; bu nedenle eril beyin olarak tanımlanır. Sağ yarım küre ise duygu, heyecan, müzik, sanat ve estetik gibi kavramlarla ilişkilidir; bu da dişil beyin olarak adlandırılır. Sol beyin mantıksal, sağ beyin ise duygusal ve estetik yönü baskın bir yapıya sahiptir. Bu ayrım biyolojik ve genetik temellidir. Beyindeki ön bölge, yani frontal lob ise sağ ve sol beyin arasında denge kurarak bireyin davranışlarını şekillendirir. Bu yapısal farklılıklar, kadın ve erkeklerin önceliklerinin ve davranış kalıplarının farklılaşmasına neden olur. Kadın beyninde estetik algı ve duygusal değerlendirme daha baskın olabilirken; erkek beyninde mantık ve analitik düşünce daha öne çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadın beyni, fiziksel görünümünü ön plana çıkarmaya daha yatkın çalışıyor</strong></p>
<p>Güzellik algısının kökeninde biyolojik temelli bir farklılık yattığını, kadın ve erkek beyninin çalışma biçimlerinin birbirinden farklı olduğunu kaydeden Tarhan, “Bu farklılıklar, fiziksel görünüme verilen önemin cinsiyete göre değişmesini de beraberinde getirir. Kadın beyni, fiziksel görünümünü ön plana çıkarmaya daha yatkın çalışıyor. Kadının ve erkeğin psikolojik ihtiyaçları da farklılık gösteriyor. Erkek beyninin öncelikli psikolojik ihtiyacı, karşı cinste fiziksel çekicilik aramaktır. Kadın beyni ise duygusal yakınlık ve yalnızlığın giderilmesi gibi ihtiyaçlara odaklanır. Bu farklılık, insanın genetik yapısında programlanmış bir algoritmadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tüketim ekonomisinin çarklarını hızla döndürebilmek için kadın, çocuk ve gençler hedefte…</strong></p>
<p>Tüketim ekonomisinin çarklarını hızla döndürebilmek için kadın, çocuk ve gençlerin hedef alındığını, hazcılık ve faydacılık anlayışının ihtiyaçların önüne geçirildiğini anlatan Tarhan, “Kapitalist kültür, fiziksel görünüm üzerinden bir kutsal yaratmıştır. Kadınlar için dolgun dudaklar, ince bel; erkekler için dövmeler, kaslı vücutlar gibi belirli kalıplar, idealize edilmiştir. Kadın makyaj ve moda üzerinden hedeflenirken, erkek de statü göstergesi ürünlerle tüketimin parçası haline geliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bedeli en çok gençler ödüyor!</strong></p>
<p>Küresel ölçekte güzelliği yücelten bir propaganda yürütüldüğünü, “güzelsen değerlisin” anlayışının arttığını anlatan Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Oysa değerlilik sadece fiziksel görünümle sınırlı değildir. Fiziksel görünüm bir insanın değerinde belki onda biri kadar rol oynar. Geri kalan kısmı, insanın konuşması, duruşu, davranışları ve onu diğer canlılardan ayıran insani nitelikleridir. Ancak kapitalist sistem bu özellikleri göz ardı edip, sadece bir yönü büyütüp abartmakta ve bunu da daha fazla kazanmak için yapmaktadır. Bu anlayış, insanı araçsallaştıran ve değersizleştiren bir yaklaşımdır. Neticede güzellik, tüketim ekonomisinin en etkili argümanlarından biri haline gelmiştir. Bu durumun bedelini ise en çok gençler ödüyor. Özellikle ergenlik dönemindeki kızlar ve erkekler, bu sistemin kurbanı haline geliyor. Estetik değerlilik ölçüsü olursa sonraki adım depresyondur. Bu tarih boyunca insan doğasında olan bir eğilimdi ama günümüzde patolojik bir hâl aldı. Çirkin olma korkusu olarak bilinen dismorfofobi adlı bir hastalık var. Önceleri seyrek görülürken, son 10-20 yılda ciddi bir artış yaşandı. Artık kliniğe yatış gerektiren vakalarla karşılaşıyoruz. Mesela, dismorfofobi teşhisi konulan bazı hastalar aynanın karşısında 1,5 saat boyunca ağlayabiliyor. Kendilerini beğenmiyor, ölmek istiyorlar. Aileleri tarafından son anda kurtarılarak hastaneye getirilenler var. Bu hastalar, güzellik algısını gerçekliğin önüne koymuş, ciddi düşünce bozuklukları yaşayan bireyler.”</p>
<p><strong>Yeme bozukluklarında da vaka sayıları küresel olarak artıyor</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında da benzer bir durum yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Kişi 29 kiloya düşmüş olmasına rağmen hâlâ kendini şişman hisseder. Ayakta durmakta zorlanır, başını kaldıramaz, âdeti kesilir. Ama buna rağmen, aynada kendini hâlâ 150 kilo gibi algılar. Burada da beynin estetik algı ve beden imajını işleyen alanlarında ciddi bozulmalar vardır. Bu kişiler bunu hayal etmiyor; gerçekten böyle hissediyorlar. Çünkü bu bir hastalık. Elbette bu anlatılanlar uç vakalar. Ancak bu vakaların sayısı küresel olarak artıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Takdir edilme, onaylanma arzusuyla alışveriş yapılıyor</strong></p>
<p>Günümüzde adeta “Görünüyorum, öyleyse varım” anlayışının hâkim olduğunu, literatürlerde ve popüler tanımlamalarda bu döneme “Cilalı İmaj Dönemi” denildiğini de kaydeden Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günümüzde imaj anlayışı, bireyin kendini markalaştırması, kendini sergilemesi bağlamında kutsal bir değere dönüştü. İnsan, sosyal ilişkilerde kabul görmek ister. İnsan takdir edilmek, beğenilmek, onaylanmak ister. Yapılan araştırmalar gösterdi ki insan alışveriş yaparken sadece kâr-zarar analiziyle hareket etmiyor. Takdir edilme, onaylanma arzusuyla alışveriş yapıyor. Bazen ihtiyaç duymadığı şeylere büyük paralar harcayabiliyor. Kapitalist sistem, insanın zaaflarını kullanarak, parası olan insanlardan daha fazla para almak; parası olmayan insanları ise borçlandırarak estetik ameliyatlara yönlendirmek gibi yollarla tüketimi artırdı. Türkiye&#8217;de üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışmaya göre, öğrencilerin yüzde 10&#8217;u estetik ameliyat olmuş. En çok yapılan işlemler arasında dudak dolgusu, yüz dolgusu, meme büyütme operasyonları yer alıyor. Erkeklerde ise dövme yaptırma oranı yüzde 10’dan fazla. Bu durum fiziksel görünümün aşırı yüceltilmesinin insan ilişkilerine zarar verdiğini gösteriyor. Sonuçta yüzeysel ilişkiler yaygınlaşıyor. Oysa kalıcı ve sürdürülebilir olan ilişkiler, derinliği olan ilişkilerden doğar. Fiziksel görünüm, ceviz kabuğu gibidir; ambalajdır. Ama asıl önemli olan özdür, içeriktir. O da insanın karakteri, ruh güzelliğidir. Bu güzellikleri ihmal edip sadece fiziksel görünümü kutsallaştırmak, insanlık adına ciddi bir sorundur. Sahte bir gerçeklik inşa ediliyor. Daha çok ürün satabilmek ve tüketimi artırmak amacıyla oluşturulmuş bu hipergerçeklik, insan zaafları üzerinden çalışıyor. Buna ‘gönüllü emperyalizm’ deniyor. Hiç ihtiyacımız olmadığı halde dolaplarımızda fazlasıyla kıyafet var. Tüm bunlar fiziksel görünümün kutsallaştırılmasının sonucudur.”</p>
<p><strong>Özbeğeni ile özgüven karıştırılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tüketim kültürünün, insanın temel eğilimlerini istismar ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Oysa bireyin kendini iyi hissetmesi için üç temel alanda kendisiyle barışık olması gerekir. Bunlar, fiziksel görünüm, ruhsal yapı ve sosyal durum. Bunun için de kişi önce kendisiyle sağlıklı bir iletişim kurmalı. Ancak algılarımız, çevre etkisiyle kolayca değiştirilebiliyor. Sosyal medya da bu algıları yönlendiriyor. Burada sık yapılan bir hata var. Özbeğeni ile özgüven karıştırılıyor. Özbeğeni, kişinin kendine hayran olması, kendini sürekli övmesi ve kusurlarını görmemesidir. Bu, narsisizmin bir özelliğidir. Özgüven ise, kişinin hem güçlü hem de zayıf yönlerinin farkında olması, ama olumlu yönlerine odaklanarak hayatına yön vermesidir. Kendi eksiklerini de kabul eder ve kendisini olduğu gibi sever. Bu özellik genetik değil, sosyal olarak öğrenilen bir beceridir. Aile, çevre ve yetiştirilme tarzı bu noktada çok önemlidir. Özgüven sahibi bir kişi, kilosuyla da fiziksel görünümüyle de barışıktır. Önemli olan bakımlı olmasıdır, abartıya kaçmamasıdır. Zaten abartı da yalanın bir türüdür. Gerçek değildir. Görüyoruz ki vitrinler dolu ama gönüller boş… Dış görünüş yüceltilmiş ama arka planda sahte gülüşler, sahte dostluklar, sahte ilişkiler var. Bu yüzden psikiyatrik vakalar, intihar oranları, suç ve şiddet olayları artıyor. Çünkü insanlar kendi psikolojik doğalarına uymayan bir yaşam tarzına sürükleniyor.”</p>
<p><strong>Fiziksel güzel görünmede kadınlar ve erkekler arasında fark var</strong></p>
<p>Fiziksel olarak güzel görünme dürtüsü açısından kadınlar ve erkekler arasında bazı farklar olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu farklar kültürel olarak da şekilleniyor; bireyler, içinde bulundukları kültür tarafından bu anlamda kodlanıyor. Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde kadın-erkek ilişkilerinde yeni bir dönüşüm yaşanıyor. Kadınların daha maskülen, erkeklerin ise daha feminen özellikler göstermesi yönünde bir eğilim söz konusu. Bu durum, küresel çapta artan unisex yönelimlerle birlikte hem kıyafet tercihlerine hem de fiziksel görünüme yansıyor.” dedi.</p>
<p>Bazı feminist yaklaşımların, erkekleri bir tehdit ya da rakip olarak gördükleri için kadınları daha maskülen olmaya yönlendirebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Kadınlar, ezilmemek adına feminen rolleri reddedebiliyor. Bu da zamanla fiziksel görünümün önemsizleştirilmesi veya daha nötr hale getirilmesi şeklinde bir davranışa dönüşüyor. Özellikle Batı kültüründe, daha da özelde Kuzey Avrupa’da ciddi bir kültürel değişim yaşanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amerikan tipi kapitalizm Türkiye&#8217;de etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye estetik ameliyat yaptırma oranlarında dünyada 7. sırada tespit edilmiş. Bu gerçekten dikkat çekici bir durum. Çünkü birçok alanda ilk 7&#8217;ye giremeyen bir ülkenin estetik konusunda bu kadar üst sıralarda olması, bizim kültürel değerlerimize, kültürel kodlarımıza göre çok aykırı bir şey. Bu noktada, Amerikan tipi kapitalizmin Türkiye&#8217;de etkili olduğunu söylemek mümkün.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erkek gibi giyinen, erkek gibi davranan kadın figürü öne çıkarılıyor</strong></p>
<p>Kuzey Avrupa ülkelerinde “Evliliğe ne gerek var?” anlayışının oldukça yaygınlaştığına işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Kadının güçlü ve ayakta duran bir figür olarak öne çıkması ise tarihte ilk kez yaşanmıyor. Amazon kadınları örneğinde olduğu gibi, tarih boyunca kadınların kendi aralarında örgütlenerek güçlü bir alt kültür oluşturdukları dönemler olmuştur. Günümüzde de benzer bir kültürel dönüşüm yaşanıyor ve bu dönüşümde Amazon kadın tipi yüceltiliyor. Erkek gibi giyinen, erkek gibi davranan, gerektiğinde sert tepkiler verebilen kadın figürü öne çıkarılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Güzel görünmek zorundasın propagandası yürütülüyor!</strong></p>
<p>Güzellik standartlarının günümüzde belirli bir yönlendirmeyle şekillendiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Tüketim markalarının hegemonyası sonucunda, güzel görünme dürtüsü sistematik şekilde teşvik ediliyor. Adeta ‘güzel görünmek zorundasın’ şeklinde bir propaganda yürütülüyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Fiziksel görünüme yapılan aşırı narsistik yatırımın</strong></p>
<p>Bireylerin fiziksel görünümlerine yaptıkları aşırı narsistik yatırımın, onları eleştirilere karşı daha savunmasız hale getirdiğini de kaydeden Prof. Dr. Tarhan, fiziksel görünümün elbette önemli olduğunu ancak hayatın merkezine yerleştirilmemesi gerektiğini, çünkü bedenin, zamanla değişebileceğini, bu nedenle bireylerin fiziksel görüntülerine değil, karakter gelişimi ve yaşamda iz bırakacak değerlerine yatırım yapmalarını önerdi.</p>
<p><strong>Estetik uygulamalar bulaşıcı hastalık hızında yayılıyor </strong></p>
<p>Estetik uygulamaların adeta bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayıldığını da dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medyanın da bu konuda provoke edici, tetikleyici bir etkisi var. Fiziksel görünümün bu denli yüceltilmesi, özellikle genç kızları olumsuz etkiliyor. Bu sadece Türkiye&#8217;ye özgü değil; tüm dünyayı etkileyen küresel bir süreç. Genç olmalısın, güzel görünmelisin, en iyi giyinmelisin, en iyi hayatı yaşamalısın gibi bir dayatma var. Erkekler için de fiziksel görünüm önemli; ayrıca parasal güç ya da fiziksel güçle kendilerini kabul ettirme çabası içinde olabiliyorlar. Kaslı olmak, ‘baklava karın’ gibi hedefler kutsallaştırılıyor. Fiziksel görünümün değerlilik ölçüsü hâline gelmesi bu çağın hastalığıdır. Güzel olan değerlidir, güzel olmayan değersizdir anlayışı son derece yanıltıcıdır. Beğenilen doğru, beğenilmeyen yanlış gibi bir düşünce şekli oluştu. Bu da ruhsal hastalıklarda artışa neden oluyor. Her şeyin fazlası zararlıdır. Aşırı sevgi, aşırı fiziksel görünüm merakı, aşırı konuşmak… Hepsi birer zehirdir. Bu yüzden dengeyi kurmak çok önemlidir. Fiziksel görünüm konusunda da çocuklara dengeli mesajlar verilmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tarhan-estetik-degerlilik-olcusu-olursa-sonraki-adim-depresyondur-545098">Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Estetik değerlilik ölçüsü olursa sonraki adım depresyondur&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sınav kaygısı nükleer enerji gibidir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-sinav-kaygisi-nukleer-enerji-gibidir-544455</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 09:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gibidir]]></category>
		<category><![CDATA[kaygısı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544455</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınav kaygısı konusunu değerlendirdi ve yaklaşan Liselere Giriş Sınavı (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi önemli sınavlar öncesinde öğrencilerin yaşadığı kaygıya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-sinav-kaygisi-nukleer-enerji-gibidir-544455">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sınav kaygısı nükleer enerji gibidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınav kaygısı konusunu değerlendirdi ve yaklaşan Liselere Giriş Sınavı (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi önemli sınavlar öncesinde öğrencilerin yaşadığı kaygıya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı, kişinin bildiklerini yapamaması korkusudur</strong></p>
<p>Sınav psikolojisi ve kaygı yönetimi üzerine değerlendirmeler yapan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sınav kaygısını, &#8220;kişinin sahip olduğu bilgileri verimli şekilde kullanamaması ve bildiklerini yapamaması korkusu&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı öğrencilerin sınav öncesi &#8220;mahvoldum, yapamayacağım&#8221; diyerek kendilerini rahatlatmaya çalıştığını, ancak bu durumun çevrelerindeki diğer adayları olumsuz etkileyebileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Sınav kaygısının en büyük nedenlerinden biri olumsuz düşünceler</strong></p>
<p>Sınav kaygısının en büyük nedenlerinden birinin, kişide oluşan olumsuz düşünce kalıpları olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p> “Beynimiz, tıpkı karaciğerin safra üretmesi gibi doğal olarak düşünce üretir. IQ’su düşük bireyler günde birkaç yüz düşünce üretirken, IQ’su yüksek bireyler binlerce düşünceyle meşgul olabilir. Sınav kaygısı yaşayan kişilerde beyin, bu dönemde çok fazla düşünce üretir ancak kişi bu düşünceleri yönetemez hale gelir. Kaynak büyüdükçe yönetmek de zorlaşır. Bu nedenle, sınav kaygısını yönetmeyi öğrenmek çok önemlidir. Nasıl ki bir sürücü nerede hızlanacağını, nerede yavaşlayacağını, nerede sağa ya da sola döneceğini biliyorsa; aynı şekilde kişi de stresle nasıl başa çıkacağını öğrenmelidir. Kontrollü stres faydalıdır. Hatta orta seviyedeki bir kaygı dikkati artırır ve öğrenmeyi kolaylaştırır. Orta düzeydeki stres, beyindeki sempatik sistemi aktive eder. Beynin ön bölgesindeki kan dolaşımını artırır, dikkat ve odaklanmayı sağlayan nörokimyasalların salgılanmasını tetikler. Ancak sınav kaygısı fazla olursa, bu kez bedensel ve zihinsel belirtiler ortaya çıkar. Sınav anında sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyulabilir. Bunun nedeni stresle birlikte salgılanan vazopressin hormonudur; bu hormon aynı zamanda idrar söktürücü etkidedir. Ayrıca kalp çarpıntısı, nefes darlığı, el-ayakta titreme gibi belirtiler de sık görülür. Bu belirtiler, sınav kaygısının fiziksel yansımalarıdır. Sınav kaygısının yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel ve psikolojik belirtileri de vardır. Bu nedenle, sınav öncesi sadece ders çalışmak değil, stresle başa çıkmayı öğrenmek de en az bilgi kadar önemlidir.”</p>
<p><strong>Sınav sırasında yaşanan panik ve stres anlarında beynin kimyası değişiyor</strong></p>
<p>Sınav sırasında yaşanan panik ve stres anlarında beynin kimyasında ciddi değişiklikler meydana geldiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Sınav kaygısı doğru şekilde yönetildiğinde, kişi için adeta hedefe götüren bir araca dönüşebilir. Terbiye edilmiş bir vahşi at gibi, sınav süreci bireyin hayat yolculuğunda bir basamağı geçmesini sağlayabilir. Peki sınav anında yaşanan panik ve stres durumunda beyinde tam olarak ne olur? Beyin kimyasına baktığımızda, bu gibi anlarda beyin ‘savaş ya da kaç’ tepkisi verir. Eğer kişi ‘savaş’ tepkisini gösterebilirse, dikkati artar ve odaklanır. Ancak bu noktada stresin dozunun iyi ayarlanması gerekir. LGS veya YKS gibi uzun süreli ve yüksek anlam yüklenen sınavlarda stresin dozajı çok önemlidir. Bu sınavlar yaklaşık 180 dakika sürmekte ve gençler üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Aslında sınav kaygısı yaşamak son derece doğaldır. Aynı şekilde sınav heyecanı da normaldir. Ancak kişi, ‘Hiç heyecanlanmamalıyım’, ‘Hiç dikkatim dağılmamalı’ gibi katı düşünceler geliştirirse bu durum kaygıyı daha da artırır. ‘Sınavda kesinlikle hata yapmamalıyım’ gibi düşünceler de kişiyi hata yapmaya daha açık hale getirir. Bu nedenle gençlerin sınava önceden hazırlık yaparken yalnızca akademik bilgiye değil, aynı zamanda soru çözme stratejilerine ve stres yönetimi becerilerine de önem vermesi gerekir. Sınavda sadece bilgi değil, zaman yönetimi de hayati öneme sahiptir. Kısıtlı sürede en iyi performansı gösterebilmek için zamanın nasıl kullanılacağını bilmek gerekir. Bu konuda rehber öğretmenler ve sınav danışmanları öğrencilere hem soru çözme hem de zaman yönetimi stratejileri konusunda destek olmaktadır. Bazı durumlarda heyecan o kadar yoğun yaşanır ki, öğrenci sınav kağıdını eksiksiz doldurmasına rağmen adını yazmayı bile unutabilir.”</p>
<p><strong>Gençler stratejilere sadık kalmalı</strong></p>
<p>Bu yüzden sınav öncesinde öğrencinin mutlaka kendisine uygun soru çözme stratejileri, zaman yönetimi teknikleri ve stres yönetim yöntemleri geliştirmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Rehber öğretmenler ve sınav danışmanları bu konuda öğrencilere yol gösterici olmaktadır. Gençler bu stratejilere sadık kalmalıdır. Aksi halde sınav anında yaşanan yoğun heyecan, çok basit hatalara yol açabilir. Öyle ki bazı öğrenciler sınav kağıdını doldururken adını yazmayı bile unutabiliyor. Olmayacak hatalar yapıyor. Yahut da cevap kaydırabiliyor. Bunların hepsinin çaresi var. Deneme sınavlarına girenler bunlara önceden hazırlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Başarıya giden yolun, sınav anındaki stratejilere ve zihinsel yönetime odaklanmaktan geçtiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Öğrencinin, &#8216;Şu kadar soru çözeceğim, zamanı şöyle yöneteceğim&#8217; gibi bir planı olmalı. Örneğin, önce çok iyi bildiği soruları hemen yapmalı, az şüpheli olduğu soruları işaretleyip sona bırakmalı. Bir soruya takılıp kalırsa, bildiği diğer birçok soruyu yapamaz. Bu, zaman ve soru çözme stratejisindeki en büyük hatadır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Öğrenciler görevlerini yapıp sonucu düşünmemeli</strong></p>
<p>Yüksek motivasyonun ve mükemmeliyetçiliğin de bir kaygı sebebi olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın kendisine zalimce davranmaması, nazik olması gerekir. Mükemmeliyetçi kişilerde bazen her şeyi kontrol etme isteği olan &#8216;Tanrı kompleksi&#8217; görülür. Bu, gizli bir kibirdir ve kişiye en çok zararı kendisi verir, beyin sürekli stres hormonu salgılar ve daha çok hata yapar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınava girecek öğrencilere, &#8220;Bizim görevimiz, öğrendiğimiz bilgileri o süre içinde verimli kullanmaktır. Sonucun ne olacağını düşünmek rasyonel değil. Sınav, bir insanın değerini ölçen bir kağıt parçası değildir; hayat yolunda geçilen bir basamaktır. Öğrenciler görevlerini yapıp sonucu düşünmemelidir.&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Barışçıl bir rekabet faydalıdır</strong></p>
<p>Sınav sürecinde rekabet ve motivasyon konularını değerlendiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kapitalist sistemin körüklediği rekabetin gençler üzerinde yıkıcı etkileri olabildiğine dikkat çekti. &#8220;Barışçıl bir rekabet faydalıdır ancak savaşçıl rekabet zararlıdır.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, ailelerin bu konuda çok dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Ailelerin yaptığı en büyük hatanın, çocuklarını başkalarıyla kıyaslamak olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Ailelerin &#8216;Teyzenin çocuğu şurayı kazandı, sen de kazan&#8217; gibi kıyaslamalar yapması, çocukta değersizlik ve eksiklik duygusu uyandırır. Çocuk, kendini geliştirmek yerine kıyaslandığı kişinin başarısız olmasına odaklanma eğilimine girer ve kaygısı daha da artar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Doğru iletişim yöntemi ne?</strong></p>
<p>Ders motivasyonu olmayan ve gamsız görünen çocukların aslında &#8220;Nasılsa başarılı olamam&#8221; diyerek ümitsizliğe kapılmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne-babanın &#8216;Sen başarırsın, sen kazanırsın&#8217; demesi de olumsuz etki yapar. Çünkü çocuk buna inanmaz ve &#8216;Annem babam beni teselli etmek için söylüyor&#8217; diyerek kendini tamamen bırakır.&#8221; diyen Tarhan, doğru yaklaşımın kök nedeni anlamak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumdaki bir çocuğa &#8220;Başarısız olsan da canın sağ olsun&#8221; demenin de beklenenin aksine olumsuz etki yapabileceğini belirterek, doğru iletişim yöntemini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Çocuğa, &#8216;Sen deneme sınavlarında şu kadar net yaptın, elinden gelenin en iyisini yaptığını görüyoruz. Sınavda zamanını iyi kullanarak stratejilerine uyarsan sonuç ne olursa olsun bizim kabulümüzdür&#8217; demek gerekir. Bu &#8216;kabul temelli&#8217; yaklaşım, çocukta &#8216;Annem babam beni anlıyor&#8217; duygusu uyandırır ve kaygısını azaltır.&#8221;</p>
<p><strong>Gazi Yaşargil örneği…</strong></p>
<p>Hayattaki her şeyin kontrol altında olmadığını ve bazen felaket gibi görünen durumların fırsata dönüşebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, kısa bir süre önce vefat eden ‘Yüzyılın Beyin Cerrahı’ Prof. Dr. Gazi Yaşargil&#8217;in hikayesine dikkat çekerek, “Hocası tarafından yıllarca sadece radyoloji bölümünde çalıştırılması, onun binlerce beyin anjiyosunu inceleyerek kafasında üç boyutlu bir algoritma oluşturmasını sağladı. Bu sıkıntı, onu kimsenin yapamadığı ameliyatları yapan bir cerrah haline getirdi. Hayattaki başarı yolları çiçekle döşenmemiştir.&#8221; diyerek gençlere sabırlı ve azimli olmalarını tavsiye etti.</p>
<p><strong>Ailelerin bazı sözleri olumsuz sonuçlar doğurabiliyor</strong></p>
<p>Ailelerin motivasyon artırmak için kullandığı bazı yöntemlerin, beklenenin aksine olumsuz sonuçlar doğurabildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Anne-baba iyi niyetle &#8216;Sen başarırsın, sen kazanırsın&#8217; diyor. Halbuki çocuk buna inanmıyor ve &#8216;Annem, babam beni teselli etmek için söylüyor&#8217; diyerek kendini tamamen bırakıyor. Benzer şekilde, kaygılı bir çocuğa söylenen ‘Kızım, oğlum sen önemlisin, boş ver sınavı’ gibi cümleler de yanlış. Çocuk zaten başarısız olma ihtimalini aklına getirmek istemiyor. Ona &#8216;Canın sağ olsun&#8217; demek, anlaşıldığı dilin bu olmadığı için tam tersi etki yapar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, motivasyonun sosyo-ekonomik durumla da ilişkili olduğuna dikkat çekerek, &#8220;Varlık içindeki bir çocuk için başarı bir seçenektir. &#8216;Başarılı olmasam da babamın işi var&#8217; diye düşünebilir. Ancak yokluk içinde olgunlaşan bir genç için başarı bir zorunluluktur ve bu durum onu daha çok motive eder.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sınav kaygısı doğru yönetilmesi gereken bir enerji… </strong></p>
<p>Sınav kaygısının doğru yönetilmesi gereken bir enerji olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Sınav kaygısı bir enerjidir, bir kamçıdır. Tıpkı nükleer enerji gibidir. İyi yönde yönlendirirsek bizi hedefe götürür, ama olumsuz yönde yönlendirirsek elimizde patlar. Bunu böyle düşünmek gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Aileler kaptan değil, kılavuz kaptan olmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ailelerin çocuklarına sorumluluk duygusunu küçük yaştan itibaren kazandırması gerektiğini, ancak sınav döneminde baskıcı bir tutumdan kaçınmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ailelerin &#8220;kılavuz kaptan&#8221; gibi yol gösterici olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne baba kılavuz kaptan olacak, kaptan olmayacak. Sürekli çocuğun üzerinde durursa, sabah kahvaltısı bir konferans olur ve çocuk anneyi görünce &#8216;Gene mi ders?&#8217; der, artık dinlemez, faydası olmaz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya yerine yapay zekaya sorun</strong></p>
<p>Teknolojinin tarafsız bir araç olduğunu ve doğru kullanıldığında fayda sağlayabileceğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medyadaki temelsiz bilgiler yerine yapay zekâdan destek alınabilir. Bence yapay zekaya girsinler sorsunlar: &#8216;Sınav kaygısıyla nasıl baş ederim?&#8217; diye. Çok güzel seçenekler çıkar önüne. Doğru soru sorduğun zaman yapay zeka olağanüstü hayatı kolaylaştırıyor. Elbette çıkan sonuçları yine de bir filtrelesinler.&#8221; tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Deneme sınavlarında bile süreyi yetiştiremeyen öğrencilerin genellikle &#8220;hata yapma korkusu&#8221; yaşadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Sıfır hata mümkün değil. Öğrenci kendine hata yapma hakkı tanıyacak. Mesele dört dörtlük olmak değil, eldeki imkânları en iyi kullanmaktır. Sınav anında ana odaklanmalı. Çözemediği sorunun yanına bir işaret koyup uğraşmadan geçmeli ve kalan zamanda o soruya dönmeli. Bu stratejiyi uygulamayanlar genellikle ya bir soruya takılıp kalıyor ya da sürekli sonucu düşünüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kaygının temelinde kişinin kontrol edemeyeceği şeyleri düşünmesinin yattığını kaydederek, &#8220;Kişi, gücünün yetmediği konuda ısrar etmemeli. &#8216;Ben elimden gelenin en iyisini yapmaktan sorumluyum, başarılı olup olmamaktan sorumlu değilim&#8217; demeli. İnsan kontrol edebileceği şeyi düşünürse strese girmez. Kontrol edemeyeceği konu nedir? Başarılı olup olmamak. Bunu düşündüğü an kaygı artar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>180 dakikayı nasıl kullanacağız tamamen kendi kontrolünüzde</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sınav anını bir &#8220;kaynak yönetimi&#8221; olarak görmenin önemine dikkat çekerek, &#8220;Bir insanın kontrol edemeyeceği şey, sınavın sonucudur. Ama süreç, yani 180 dakikayı nasıl kullanacağı, tamamen kendi kontrolündedir. Buna odaklanan kişi strese girmez. Zihinsel kaynaklarını iyi yönetemeyenler, hayatı da yönetmekte zorlanır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Başarı yeniden tanımlanmalı </strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, başarının hayatın sonunda belli olacağını ifade ederek, &#8220;Bir sınava girip kazanınca &#8216;Ben başarılıyım&#8217; diye övünerek dolaşmayın. Bir fabrikanın bir gün kaliteli ürün üretmesi, onun başarılı olduğunu göstermez. Önemli olan 10 sene sonra da o kaliteyi sürdürmesidir. Başarı, başarısızlıkların toplamıdır. Yürümeyi öğrenen bir çocuğun düşüp kalkması gibi, sınavlar da hayat yolundaki iniş çıkışlardır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Küresel sistemin dopamin odaklı, yani haz odaklı bir başarı öğrettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birincilik, para, mal, mülk&#8230; Bunlar haz verir ama geçicidir ve hep yenisini istersiniz. Halbuki serotonin odaklı başarı, bir anlam mutluluğudur. Bu, uzun bir hayat yolculuğunda hedefinizi bilmek ve başarısızlıkları bile o hedefe giden yolda bir öğrenme aracı olarak görmektir. Bu, sizi daha dirençli kılar.” dedi.</p>
<p><strong>Gevşeme egzersizleri, ilaçlardan daha etkili</strong></p>
<p>Sınav kaygısıyla başa çıkmak için pratik önerilerde de bulunan Prof. Dr. Tarhan, eş-dost tavsiyesiyle ilaç kullanımına karşı kesin bir dille uyardı.</p>
<p>&#8220;Sınavdan önce kullanmadığınız bir ilacı sakın sınav günü almayın. İlaç kimyasal bir silahtır, yanlış kullanılırsa zarar verir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazı ilaçlar vardır ki sinir sisteminin stres karşısındaki tepkilerini düzenlerken aynı zamanda dikkati bozmadan hatta artırarak etki gösterir. Ancak bu ilaçlar sadece gerçekten ihtiyacı olan kişilerde, uzman gözetiminde kullanılmalıdır. Eğer bir öğrenci kendi başına sınav kaygısını kontrol edemiyorsa, mutlaka bir uzmandan destek almalıdır. Bu noktada stresle başa çıkmak için nefes egzersizleri çok etkili bir yöntemdir. Özellikle karın solunumu adı verilen teknik, beyne oksijen gitmesini artırır ve stres hormonlarını azaltır. Kişi derin bir nefes alırken içinden ‘bir, iki’ diye saysın. Aldığı nefesi ‘üç, dört, beş, altı’ diye dört saniye boyunca tutsun. Ardından ‘altı, yedi, sekiz, dokuz, on’ diye sayarak yavaşça nefesini versin. Bu egzersizi yaparken sağ elini kalbinin üzerine, sol elini ise karnına koyması önerilir. Nefes alıp verirken karnın hareket etmesi önemlidir. Bu egzersiz 5-6 defa yapıldığında sakinleştirici etki sağlar. Ancak daha fazla tekrar tansiyonu düşürebileceği için dikkatli olunmalıdır. Unutulmamalı ki doğru nefes teknikleri ve gevşeme egzersizleri, ilaçlardan daha etkili olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-sinav-kaygisi-nukleer-enerji-gibidir-544455">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sınav kaygısı nükleer enerji gibidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL&#8217;in vefatı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gazi-yasargilin-vefati-543857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 11:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[vefatı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşargilin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzyılın Beyin Cerrahı Unvanıyla Onurlandırılmış, Modern Beyin Cerrahisinin Babası, Mikronöroşirürjinin Kurucusu, Nöroşirürji Alanında Çığır Açan Çalışmalarıyla Tıp Tarihine Adını Altın Harflerle Yazdıran, 20. Yüzyılın En Önemli Beyin Cerrahlarından Biri Olan, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalının Kıymetli Akademisyeni, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinin Değerli Cerrahı,</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gazi-yasargilin-vefati-543857">Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL&#8217;in vefatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyılın Beyin Cerrahı Unvanıyla Onurlandırılmış, Modern Beyin Cerrahisinin Babası, Mikronöroşirürjinin Kurucusu, Nöroşirürji Alanında Çığır Açan Çalışmalarıyla Tıp Tarihine Adını Altın Harflerle Yazdıran, 20. Yüzyılın En Önemli Beyin Cerrahlarından Biri Olan, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalının Kıymetli Akademisyeni, Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinin Değerli Cerrahı, Saygıdeğer Bilim İnsanı <strong>Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL</strong>’in vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>
<p>Türk tıbbının ve dünya nöroşirürjisinin gururu olan Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL, yalnızca bilimsel başarılarıyla değil;  hekimlik mesleğine kazandırdığı sayısız öğrenci, yetiştirdiği bilim insanı ve hastaya yaklaşımındaki insani derinlikle de hafızalarda yer etti.</p>
<p>Ömrünü bilime, insanlığa ve genç beyin cerrahlarının yetişmesine adamış; bilimsel makaleleri, uluslararası ödülleri ve geliştirdiği mikronöroşirürji teknikleriyle bir ekol yaratan YAŞARGİL’in mirası, yalnızca bir tıp insanına ait değil, aynı zamanda modern tıbbın gelişim serüveninin temel yapı taşlarından biridir.</p>
<p>Merhuma Allah’tan rahmet; başta kıymetli eşi Dianne YAŞARGİL olmak üzere, tüm ailesine, sevenlerine ve tıp camiasına başsağlığı diliyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gazi-yasargilin-vefati-543857">Prof. Dr. Gazi YAŞARGİL&#8217;in vefatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy BM&#8217;de 2024 raporlarını sundu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2024-raporlarini-sundu-543767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 09:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[bmde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[raporlarını]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[sundu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Kurul'un 2024 yılı raporlarını New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde Ekonomik ve Sosyal Konsey'e (ECOSOC) sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2024-raporlarini-sundu-543767">Prof. Dr. Sevil Atasoy BM&#8217;de 2024 raporlarını sundu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Kurul&#8217;un 2024 yılı raporlarını New York&#8217;taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi&#8217;nde Ekonomik ve Sosyal Konsey&#8217;e (ECOSOC) sundu.</p>
<p><strong>Yasadışı sentetik uyuşturucu endüstrisinin hızla genişlemesiyle ilgili tematik bölümü ele aldı</strong></p>
<p>INCB’nin yıllık raporu uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin işleyişini gözden geçiriyor ve uyuşturucu kontrolündeki kritik gelişmeleri vurguluyor. Raporun yasadışı sentetik uyuşturucu endüstrisinin hızla genişlemesiyle ilgili tematik bölümünü sunan INCB Başkanı Prof. Dr. Atasoy, INCB&#8217;nin prekürsör (uyuşturucuların üretiminde kullanılan) kontrolü ve GRIDS programlarının 2024 yılında bunun küresel olarak halk sağlığı için oluşturduğu büyük tehdidi azaltmak için yaptığı çalışmaları vurguladı.</p>
<p>Bu kapsamda, fentanil ve amfetamin gibi uyuşturucuların üretiminde kullanılan (prekürsör) milyonlarca litre ve yüz binlerce ton kimyasalın ruhsatlı sevkiyatının takip edildiğini, ayrıca 2 bin 600 ton ve 500 bin litre kimyasalın yasadışı üretime yönlendirilmesinin engellendiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, INCB&#8217;nin GRIDS Programı aracılığıyla da 160 ülkede yeni psikoaktif maddeleri içeren yaklaşık 25 bin olayın işlendiği ve operasyonel müdahaleler için 45 etkinlik düzenlendiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Tıbbi ve bilimsel amaçlarla narkotik ilaçların tedariki çalışmaları…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Sevil Atasoy ayrıca INCB&#8217;nin tıbbi ve bilimsel amaçlarla narkotik ilaçların ve psikotropik maddelerin tedarikini sağlamak için yaptığı çalışmaları anlatarak, “2024 yılında INCB&#8217;nin anestezi, ağrı yönetimi ve opioid agonist tedavisinde kullanılan 1.500 tondan fazla narkotik ilaç için 4 binden fazla tahmini gözden geçirdiğini ve onayladığını veya oluşturduğunu ve nörolojik ve zihinsel sağlık durumlarının tedavisinde ve opioid agonist tedavisinde kullanılan 2 bin 500 tondan fazla psikotropik madde için 4 bin 500&#8217;den fazla yıllık değerlendirme ve değişikliği işlediğini” vurguladı.</p>
<p><strong>Anestezi ve ağrı tedavisinde kullanılan maddelerin tüketimindeki eşitsizliğe dikkat çekildi</strong></p>
<p>INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, anestezi ve ağrı tedavisinde kullanılan opioid analjeziklerin tüketimi ile ruhsal ve nörolojik rahatsızlıkların ve madde kullanım bozukluklarının tedavisinde kullanılan çeşitli psikotropik maddelerin tüketiminde bölgeler arasında süregelen eşitsizliklere dikkat çekti.</p>
<p>INCB tarafından Konseyin dikkatine sunulan bir diğer kritik konunun da opioid kullanım bozukluğunun tedavisi için kontrollü maddelerin mevcudiyeti olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atasoy, “Opioid kullanım bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’unun opioid agonist tedavisine erişimi vardır. Uyuşturucu enjekte eden kişilerin yaygınlığının yüksek olduğu bazı ülkelerde metadon, buprenorfin ve opioid agonist tedavi hizmetlerine erişim sınırlı kalmakta, hatta hiç bulunmamaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“İnsani acil durumlarda uluslararası kontrol altındaki maddelere erişimin sağlanması esastır”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, sunumunda şunları vurguladı:</p>
<p>&#8220;Silahlı çatışmalardan kaynaklanan durumlar da dahil olmak üzere insani acil durumlarda uluslararası kontrol altındaki maddelere erişimin sağlanması esastır. Sözleşmeler acil durumlarda bu tür maddelerin hızlandırılmış dolaşımını öngörmektedir ve INCB ülkeleri bu hükümlerden tam olarak yararlanmaya çağırmaktadır.&#8221;</p>
<p>Üye devletlerle birlikte elde edilen somut başarıların altını çizen INCB Başkanı Prof. Dr. Atasoy, uyuşturucu kontrol mekanizmalarını &#8220;çok taraflılığın iş başında olduğunun ve anlaşmaların herkesin yararına eyleme dönüştürüldüğünün güzel örnekleri&#8221; olarak gösterdi.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, bu çabaların sürekli kaynaklara bağlı olduğunu ve Birleşmiş Milletler Sekretaryasının düzenli bütçe likidite krizinin INCB&#8217;nin çalışmalarını şimdiden etkilediğini, örneğin kritik ülke misyonlarının ertelendiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-bmde-2024-raporlarini-sundu-543767">Prof. Dr. Sevil Atasoy BM&#8217;de 2024 raporlarını sundu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Serdaroğlu, kurban etinde doğru saklama ve pişirme yöntemlerini anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-serdaroglu-kurban-etinde-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemlerini-anlatti-542762</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 12:58:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[etinde]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[saklama]]></category>
		<category><![CDATA[serdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlerini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542762</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Et Teknolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, Kurban Bayramı öncesinde etin saklama ve pişirme yöntemleri hakkında doğru bilinen yanlışlar, tüketici hataları ve hijyen açısından dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgilendirme yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-serdaroglu-kurban-etinde-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemlerini-anlatti-542762">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Serdaroğlu, kurban etinde doğru saklama ve pişirme yöntemlerini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Et Teknolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, Kurban Bayramı öncesinde etin saklama ve pişirme yöntemleri hakkında doğru bilinen yanlışlar, tüketici hataları ve hijyen açısından dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgilendirme yaptı.</p>
<p>Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, “Kurban etini uzun süre muhafaza etmek için en uygun yöntem, uygun koşullarda ambalajlanarak dondurulmasıdır. Ambalajsız şekilde dondurulan etlerin yüzeyinde kuruma ve renk değişiklikleri oluşur; bu durum don yanığı olarak bilinir ve ürün kalitesini olumsuz etkiler. Eğer et kısa sürede tüketilecekse, +4 °C’de, yani buzdolabının alt raflarında saklanması yeterlidir. Alternatif bir yöntem olarak, etin kendi yağıyla kavrularak hazırlanması ve ağzı kapalı bir kapta +4 °C’de saklanması, mikrobiyal gelişimi sınırlayarak dayanma süresini uzatacaktır” dedi.</p>
<p><b>“İslami koşullara uygun kesim ve et kalitesi”</b></p>
<p>Hayvanın sakin ve kontrollü bir şekilde kesilmesinin önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, “Kesim sırasında hayvanın aşırı hareket etmesi ve uzun süre çırpınması, metabolik enerji harcamasına ve buna bağlı olarak kas glikojen seviyelerinde düşüşe, dolayısıyla et kalitesinde istenmeyen değişikliklere neden olabilir.  Bu nedenle, hayvanın sakin ve kontrollü bir şekilde kesilmesi, daha kaliteli ve daha lezzetli bir et elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Kurban kesiminde karkastan kanın akıtılmasının sağlanması önemlidir, kesim sırasında mikrobiyal bulaşmanın en az düzeyde olması için iç organlar çıkartılmasında dikkatli davranılmalıdır” diye konuştu</p>
<p><b>“Etin dinlendirilmesi ve pişirme zamanlaması”</b></p>
<p>Karkası dörde bölüp +4°C’de dinlendirdikten sonra ertesi gün parçalayarak tüketmek, en ideal yöntem olduğunu söyleyen Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, “Kurban eti kesildikten hemen sonra pişirildiğinde, özellikle kavurma veya mangal gibi işlemlerde belirgin bir kalite sorunu yaşanmaz. Ancak genel olarak, ölüm sertliğinin tamamlanması için en az 24 saatlik bir dinlendirme süreci önerilir. Etin kesiminin ardından parçalanmadan soğutucuda bütün olarak bekletilmesi, hem kasların daha kolay ayrılmasını sağlar hem de pişirme sırasında daha homojen bir yumuşaklık ve lezzet elde edilir. Öğle saatlerinde kesilen bir etin aynı gün akşam tüketilmesi, sertlik açısından olumsuz sonuç doğurabilir. Bu nedenle, karkası dörde bölüp +4°C’de dinlendirdikten sonra ertesi gün parçalayarak tüketmek, en ideal yöntemdir” dedi.</p>
<p><b>“Kesim hijyeni ve mikrobiyal bulaşma riski”</b></p>
<p>         Çapraz bulaşma riskinin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, “Kurban kesiminde hijyenik uygulamalara azami özen gösterilmelidir. Etin doğrudan yerde değil, askıya alınarak kesilmesi önerilir. Mikroorganizmalar genellikle kesim sırasında bıçak, ortam yüzeyleri ve kesim yapan kişi aracılığıyla ete bulaşır. Bu nedenle çapraz bulaşma riski yüksektir. Örneğin, kesim ve parçalama işleminde kullanılan bıçakların ve et parçalama yüzeylerinin hızla temizlenmesi gerekir” dedi</p>
<p><b>“Gıda Mühendisliği öğrencilerine gözlem önerisi”</b></p>
<p>Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu “Gıda mühendisliği öğrencileri için Kurban Bayramı, etin olgunlaşma sürecini gözlemlemek adına oldukça verimli bir fırsattır. Taze (sıcak) et ile 24 saat dinlendirilmiş et arasındaki fark, hem su tutma kapasitesi hem de pH değeri açısından kolaylıkla gözlemlenebilir. Sıcak ette pH değeri genellikle yüksektir ve kas yapısı oldukça gevşektir ve yüzeyi kurudur. Ölüm sertliği tamamlandıktan sonra pH düşer, et gevşer ve su salımı artar. Bu değişimler, öğrencilerin hem pratik hem teorik bilgi açısından farkındalıklarını artıracaktır” diye konuştu</p>
<p><b>“Halk arasında doğru bilinen yanlışlar”</b></p>
<p>Halk arasında eti hemen kesip pişirmek en tazesidir ve en iyisidir algısının yanlış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Meltem Serdaroğlu, “Yeni kesilmiş et, henüz ölüm sertliği (rigor mortis) evresine girmemiştir veya içerisindedir. Bu durumda et sert, zor çiğnenebilir ve az lezzetlidir. Etin kesildikten sonra en az 24 saat dinlendirilmesi (olgunlaştırılması) gerekir. Bu süre sonunda kas proteinleri parçalanır, et gevşer ve daha aromatik hâle gelir. Et pişerken suyunu salmaması için sık sık çevrilmemelidir düşüncesi doğru değildir. Doğrusu<br />etin sık çevrilmesi, yüzeyde eşit ısı dağılımı sağlar ve iç kısmın daha homojen pişmesine yardımcı olur. Suyun salınması, daha çok yüksek ısıda uzun süre tutulması ve delikli ya da kesilmiş olması gibi faktörlere bağlıdır. Etin iç renginin pembe olması her zaman yetersiz pişirmeye işaret etmez. Özellikle kısa süreli yüksek ısıda pişirme veya nitrit/nitrat içeren malzemelerle marine etme gibi durumlarda et pembe kalabilir. Güvenli pişirme için esas alınması gereken kriter, iç sıcaklıktır (örneğin kıyma için ≥71 °C, steak için genelde ≥63 °C iç sıcaklık). Eti pişirmeden önce yıkamak gerekmez.Eti yıkamak, üzerinde bulunan patojenleri yok etmez, aksine çapraz bulaşma riskini artırır. Sıçrayan su damlaları çevredeki yüzeylere mikroorganizma taşıyabilir. Etin üzerindeki mikroorganizmalar pişirme sırasında yok edilir. Eti tuzlamak, pişirme sırasında suyunu kaybettirmez.<br />Pişirmeden hemen önce yapılan tuzlama, etin suyunu çekmez. Aksine, doğru miktarda tuz, proteinlerin su tutma kapasitesini artırarak daha sulu bir yapı sağlar. Ancak uzun süre önceden tuzlanırsa bu etki tersine dönebilir. Sert et mutlaka kalitesiz ettir diyemeyiz. Etin sertliği sadece hayvanın yaşı veya kalitesiyle değil, kesim sonrası uygulanan işlemler, dinlendirme süresi ve pişirme tekniğiyle de ilişkilidir. Kaliteli bir et, yanlış teknikle pişirilirse sert olabilir; daha ucuz bir et ise doğru teknikle oldukça yumuşak hâle getirilebilir.  Halk arasında etin kanı pişerken dışarı akar algısı vardır. Etin içinde kan yoktur. Pişerken çıkan kırmızı sıvı, et pigmenti içeren sudur. Bu sıvı, etin kesim sonrası doğal yapısında bulunan suyun dışarı çıkmasıyla oluşur” dedi</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-serdaroglu-kurban-etinde-dogru-saklama-ve-pisirme-yontemlerini-anlatti-542762">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Serdaroğlu, kurban etinde doğru saklama ve pişirme yöntemlerini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 09:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[oyundur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen "Her Yerde ve Herkes İçin Oyun" temalı “Uluslararası Oyun Kongresi” 1-3 Haziran 2025 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi ve Çarşı Yerleşke’de gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;Her Yerde ve Herkes İçin Oyun&#8221; temalı “Uluslararası Oyun Kongresi” 1-3 Haziran 2025 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi ve Çarşı Yerleşke’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmaları Kongre Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Amerikan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Sweta Shah, İstanbul Milletvekili ve Çocuk Hareketi Danışma Kurulu Başkanı Elif Esen tarafından yapıldı.</p>
<p><strong>Tarhan:</strong> “<strong>Yaşadığımız olayları</strong> <strong>bir çocuğun oyunu ele alışı gibi ele almayı başarmalıyız”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, oyunun çocuk gelişimi ve toplumsal yaşam için taşıdığı hayati öneme dikkat çekerek, &#8220;Türkiye&#8217;nin şu anda en çok önemli ihtiyaçlarından birisi de hayatı anlayış yaklaşımımızdır. Anadolu irfanı olan bu coğrafyada, Mevlana yetiştirmiş bu coğrafyada daha mutlu, daha huzurlu yaşamayı başarmamız gerekiyor. Yaşadığımız olayları, en ciddi olayı bile bir insanın eğlenceli bir şekilde, soğukkanlı bir şekilde, bir çocuğun oyunu ele alışı gibi ele almayı başarabilirsek birçok problemimiz çok daha kolay düzelir. Her olaya bir savaş stratejisiyle yaklaşmayız.&#8221; dedi.</p>
<p>Konuşmasında nörobilimin oyunun faydalarını kanıtladığını aktaran Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir çocuk, çocukluk döneminde iyi oyun oynayarak, her şeyi deneyimleyerek büyürse bir akış duygusu yakalıyor. Bu akış duygusu, pozitif psikolojide insanın bir iş yaparken saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığı duygudur. Çocuğun en ciddi işi oyundur. Erişkinlerin de en ciddi işi, bir işi oyun kolaylığında ve tadında başarabilmesidir. Bu böyle olduğu zaman insan yaşlanmıyor, Alzheimer&#8217;a bile iyi gelir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong> Oyunun antidepresan etkisi var!</strong></p>
<p>“Oyun oynarken beynin mutlulukla ilişkili bölgeleri aktif hale gelir. Bu süreçte haz duygusuyla bağlantılı olan dopamin ve anlam duygusuyla ilişkilendirilen serotonin hormonları salgılanır. Eğer oynanan oyun anlamlı bir içeriğe sahipse, sadece geçici bir haz değil, sürdürülebilir bir mutluluk da ortaya çıkar.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, “Serotonin antidepresandır. Oyunun antidepresan etkisi var. Bunu söyleyebiliriz. Çocuklar için olduğu gibi erişkinler için de aynı. Ama erişkinin yaptığı işi o akış duygusuyla yapabilmesi önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oyun sırasında çocukların gelişimi değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Günümüzde çocuk gelişimiyle ilgili teoriler arasında öne çıkan yaklaşımlardan birinin de çocuğun, oyun yoluyla otonom sinir sisteminin işleyişini öğrendiği ve deneyimleyerek geliştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Oyun sırasında çocukların gelişimi farklı alanlarda değerlendirilir. Bazı testlerle çocukların özellikle ince motor becerileri ölçülür. Aynı zamanda çocuk ve ergen psikiyatrisinde sıklıkla kullanılan duyu bütünleme profili sayesinde çocuğun; ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi, sosyal becerileri ve duyusal becerileri gibi çok yönlü gelişim alanları değerlendirilir. Tüm bu beceriler ise oyun sırasında doğal olarak gelişir.”</p>
<p><strong>Duygusal zekâ açısından da oyun çok kritik</strong></p>
<p>Oyunun aynı zamanda değerler eğitiminin bir parçası olduğunu, çocuğun oyun oynarken; emek vermeyi, sabırlı olmayı (sebat etmeyi), bir gruba ait olma duygusunu öğrendiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu da onun sosyal zekasını geliştirir. Aynı zamanda oyun, mantıksal zekanın da gelişimine katkı sağlar. Çocuk oyun sırasında; sıralama yapmayı, zamanlamayı ve neden-sonuç ilişkisi kurmayı öğrenir. Bu süreçte beyinde farklı nöral ağlar (networkler) gelişir. Duygusal zekâ açısından da oyun çok kritiktir. Özellikle duyguların düzenlenmesinden sorumlu olan anterior singulat korteks bölgesi – ki bu bölge beynin ‘vites kutusu’ olarak da adlandırılır – oyun esnasında aktif olur. Bu bölge, duyguların hızını ayarlamada (yavaşlatma/hızlandırma) önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun gelişimi açısından en kritik dönem 4-6 yaş aralığı</strong></p>
<p>Tüm bu nedenlerle oyunun, sadece eğlence değil; çocuğun nörobiyolojik, sosyal, duygusal ve bilişsel gelişiminde hayati öneme sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun gelişimi açısından en kritik dönem 4-6 yaş aralığıdır<strong>.</strong> Bu dönemde çocuğa teorik bilgi yüklemek yerine onunla birlikte oynamak, hoplamak, yazmak, çizmek gereklidir. Çünkü çocuk bu yaşlarda sadece bilgi değil, aynı zamanda kurallı yaşamayı, disiplini, empatiyi ve başkalarının hakkına saygı duymayı oyun yoluyla öğrenir. Oyun, çocuğun hem zihinsel hem duygusal hem de sosyal gelişimini destekler. Oyun sırasında kurallar vardır, bu da çocuğa kurallara uymayı ve sınır koymayı öğretir. Oyunun içerisinde empati, paylaşım, bekleme, anlayış gibi sosyal beceriler gelişir. Ancak günümüzde birçok çocuk yalnızca dijital oyunlarla vakit geçiriyor.”</p>
<p><strong>Bedeli ağır oluyor…</strong></p>
<p>Dijital oyunların çocuğun gelişimini sekteye uğrattığını ve çocuklarda ‘klip sendromu’ da denilen otizm belirtileri görülebildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ne zaman ki tableti elinden alıp, anne-baba çocukla aktif oyun oynamaya başlıyor; o zaman çocuktaki gelişme hızlanıyor. Ancak bu dönüşümün sağlanabilmesi için de çok geç kalmamak gerek. Özellikle dil gelişimi, 4 yaşından sonra çok zor ilerliyor. Bu yaşlardan sonra çocuklarda kalıcı dil bozuklukları gelişebiliyor. Anne babalar bazen tableti bir tür ‘ucuz bakıcı’ gibi görüyor. Tableti veriyor, çocuk saatlerce sessizce oynuyor. Bu ebeveynin de işine geliyor. Ama bunun bedeli ağır oluyor. Çocuğun gelişimi duruyor. Unutmayalım, çocuk için oyun, en ciddi iştir.”</p>
<p><strong>“Öyle sera çiçeği gibi çocuk yetiştiremeyiz”</strong></p>
<p>Oyunun, çocukların eleştirilme, üzülme, canının yanması gibi durumlarla karşılaşarak stres yönetmeyi öğrendiği bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Öyle sera çiçeği gibi çocuk yetiştiremeyiz. Öğrenecek. Bu da oyun esnasında, arkadaşlar arasında oluyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin getirdiği hızlı yaşamın çocukların sokağa çıkıp oynama imkanlarını kısıtladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, akrabalık bağlarının zayıflamasıyla çocukların apartmanda dahi arkadaş bulmakta zorlandığını, bu nedenle, en azından 3 yaşına gelen çocukların kreşe gönderilmesini tavsiye ederek, &#8220;Kreşe gittiği zaman çocuk orada sosyalleşmeye başlıyor. Birçok korkuları gidiyor, ihtiyaçlarını karşılıyor. Aslında hayatı öğreniyor, her şeyi öğreniyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Kurtuluş Savaşı&#8217;nda oyun</strong></p>
<p>İstanbul Milletvekili ve Çocuk Hareketi Danışma Kurulu Başkanı Elif Esen, babaannesinin Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşadığı bir anıyı paylaşarak, o dönemde Bursa Gemlik&#8217;ten İstanbul&#8217;a göç etmek zorunda kalan ailesinin Haydarpaşa Garı&#8217;nda Kızılay çadırlarında kaldığını anlattı.</p>
<p>Elif Esen, &#8220;Babaannem, Kızılay görevlilerinin kendilerine oyunlar oynattığını anlatırdı. Savaş döneminde, o travmatik ortamda çocuklara savaş hissiyatını daha az hissettirmek için &#8216;ağızlarında yumurta taşıma oyunu&#8217; oynatmışlar.&#8221; diyerek oyunun en zor zamanlarda bile bir hayata tutunma ve dayanışma aracı olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>&#8220;Çocuk siyasetten büyüktür&#8221;</strong></p>
<p>Siyasetten önce de sivil toplumda çocuklar için çalıştığını belirten Esen, &#8220;Umudum ve derdim her daim çocukların umut dolu olmaları ve geleceklerine güvenle hayal kurabilmeleri için onlara destek olmaktır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>&#8220;Çocuk siyasetten büyüktür&#8221; anlayışıyla fikir annesi olduğu &#8220;Çocuk Hareketi&#8221;nin doğuşunu anlatan Elif Esen, bu sivil inisiyatifin Meclis’teki farklı partilerden milletvekillerini bir araya getirdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Çok kısa bir zamanda 5 ayrı partiden 10 milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin basın salonunda &#8216;Gazzeli çocuklar yaşamalı&#8217; diye bir basın toplantısı düzenledik.,&#8221; diyerek hareketin başarısına dikkat çeken Esen, partiler üstü bir bakışla kurulan bu inisiyatifin, Türkiye&#8217;nin dört bir yanından sivil toplum kuruluşlarını, akademisyenleri, hukukçuları, sağlıkçıları, eğitimcileri ve iş insanlarını bir araya getirdiğini ve Prof. Dr. Nurper Ülküer&#8217;in bu sürecin en büyük destekçisi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Oyun aslında yaşamın bütününde var”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Oyun aslında yaşamın bütününde var. Daha dünyaya gelmeden önce anne karnında oynamaya başlıyor çocuklar. Oynamadığı zaman orada bir aksilik oluyor. Oynadıkları zaman biz onların oynamasından mutlu oluyoruz. Demek ki her şey yolunda gidiyor diyoruz. Doğduktan sonra yine oynuyorlar. Büyüdükçe devam ediyor. Aslında ölene kadar devam ediyor. Oynadıkça iletişim kuruyoruz. Oynadıkça öğreniyoruz. Oynadıkça ekip halinde çalışmayı öğreniyoruz. Oynadıkça birbirimize dokunmayı görüyoruz. Oynadıkça insani değerlerimizin farkına varıyoruz. Hayat hep bir oyun. Yaşamımızdan hiç çıkarmamız gereken en büyük değerlerimizden biri oyun.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nurper Ülküer:</strong> <strong>“Oyunun yaşamın her alanına entegre edilmesi gerek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, oyunun yeniden hatırlanması ve yaşamın her alanına entegre edilmesi gerektiğini belirterek, bu kongrenin temel amaçlarından birinin de bu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler&#8217;in geçtiğimiz yıl 11 Haziran&#8217;ı &#8220;Dünya Oyun Günü&#8221; ilan etmesine değinen Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Bu karar, oyunu tekrar günlük yaşamımıza getirmek için atılmış önemli bir adım. Çünkü oyun; kültürleri, gelenekleri ve ekonomik problemleri aşan, herkesin ortak kullandığı evrensel bir dildir.&#8221; dedi.</p>
<p>Oyunun nörobiyolojik ve psikolojik olarak geliştirici, değiştirici ve rahatlatıcı bir araç olduğunun bilimsel çalışmalarla kanıtlandığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, bu kongrede oyunun bilimsel yönlerinin detaylıca ele alınacağını belirtti.</p>
<p><strong>Ebeveynler oyun oynamayı bilmiyorlar, unutmuşlar</strong></p>
<p>Haziran ayının &#8220;Ebeveynlik Ayı&#8221; olarak da kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Ülküer, ebeveynlerin çocukların hayatındaki ve oyun süreçlerindeki rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Yıllardır ebeveynlere &#8216;Çocuklarınızla oynayın&#8217; diyoruz. Ancak fark ettim ki, ebeveynler oyun oynamayı bilmiyorlar, unutmuşlar. &#8216;Mış gibi&#8217; oynuyorlar ve çocuklar bunun farkında. Çünkü biz oyun oynamayı unuttuk. Oyunbazlığı geri getirmemiz gerekiyor.&#8221; diyerek ebeveynlerin de oyun sürecine aktif ve içten katılımının önemini vurguladı.</p>
<p>Kriz durumlarında, afetlerde ve deprem sonrasında oyunun rahatlatıcı ve rehabilite edici gücüne dikkat çeken Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Oyun bir haktır. Sadece çocuğun değil, yetişkinin de hakkıdır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sweta Shah:</strong> “<strong>Oyun, insanlar beceri geliştirdiklerini fark etmeden pek çok beceriyi geliştirebilir”</strong></p>
<p>Amerikan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Sweta Shah, kongrede bulunmaktan duyduğu heyecanı dile getirerek, &#8220;Umarım bugün ortaya çıkan bazı araştırmalar, İstanbul için, Türkiye için, ülke için bir sonraki aşamanın ne olması gerektiğini düşünmenize yardımcı olabilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Brookings Enstitüsü olarak herkes için, her yerde oyunun gücüne inandıklarını vurgulayan Shah, &#8220;Oyun, insanlar beceri geliştirdiklerini fark etmeden pek çok beceriyi geliştirebilir çünkü çok eğlenceli ve neşelidir. İnsanlar oyun oynarken öğrendiklerini düşünmezler. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, oyun günlük deneyimlere, pazar, mağaza, sokak ve sınıf tartışmalarına entegre edildiğinde, sadece küçük çocukların değil, yetişkinlerin de beynini yavaş yavaş ve sürekli olarak geliştirir. Çünkü beyinlerimiz yavaşlasa da büyümeye devam ediyor.” diye konuştu.</p>
<p>Açılışın ardından Çocuk ve ergen psikoterapisinde uzmanlaşmış bir psikoterapist<strong> </strong>olan Dr. Joanna Fortune &#8220;Why We Play?&#8221; (Neden Oynarız?) başlıklı bir konferans verdi.</p>
<p><strong>Kongre 3 gün sürdü</strong></p>
<p>3 gün süren kongre boyunca alanında öncü birçok yerli ve yabancı akademisyen ve uzman, panelist, moderatör ve atölye yürütücüsü olarak değerli bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Kongrede, nesiller arası oyun, oyun ve yaratıcılık, doğada oyun, dijital oyunlar, erken çocukluk (bebeklik, okul öncesi ve ilkokulun ilk yılları) dönemi ve oyun, okul dönemi ve oyun, ergenlik dönemi ve oyun, ebeveynlik ve oyun (oyuncu anne babalar, oyuncu kişilikler), yetişkinlik dönemi ve oyun, yaşlılık dönemi ve oyun (oyuncu büyükanne ve büyükbabalar) gibi konular ele alındı.  Kongre kapsamında katılımcılara çeşitli ve zengin içerikli atölye çalışmaları sunuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak Ege Üniversitesi ailesiyle bayramlaştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesi-ailesiyle-bayramlasti-542390</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 09:03:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[bayramlaştı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542390</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde Kurban Bayramı dolayısıyla bayramlaşma töreni düzenlendi. Ege Üniversitesi Rektörlüğü bahçesinde gerçekleştirilen programa Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, idari ve akademik çalışanlar katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesi-ailesiyle-bayramlasti-542390">Rektör Prof. Dr. Budak Ege Üniversitesi ailesiyle bayramlaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde Kurban Bayramı dolayısıyla bayramlaşma töreni düzenlendi. Ege Üniversitesi Rektörlüğü bahçesinde gerçekleştirilen programa Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, idari ve akademik çalışanlar katıldı.</p>
<p>Bayramlaşma töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Millî ve dini duygularımızı en derinden hissettiğimiz, paylaşmanın, yardımlaşmanın ve sevgi dolu kalplerin bir araya geldiği bir Kurban Bayramı’na daha kavuşmanın heyecanını yaşıyoruz. Bayramlar, sadece bir ibadetin yerine getirildiği günler değil; aynı zamanda gönüllerin birleştiği, kırgınlıkların son bulduğu, sevgi ve muhabbetin çoğaldığı kıymetli zamanlardır. Kurban ibadeti, bizlere teslimiyetin, fedakârlığın ve paylaşmanın en derin anlamlarını öğretir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in samimiyeti ve teslimiyeti, bugün hâlâ gönüllerimize ışık tutan bir inanç timsalidir. Bu anlamlı ibadetin ruhunu yaşatmak, sadece bir hayvanı kurban etmek değil, aynı zamanda benliğimizdeki bencilliği, kibri ve kırgınlıkları da kurban etmektir” dedi.</p>
<p><b>“Bayramlar, kardeşlik ve birlikteliğin en güzel örneğidir”</b></p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Bayramlar, kardeşlik ve birlikteliğin en güzel örneklerinin sergilendiği, aile bağlarının güçlendiği ve manevi değerlerin ön planda olduğu özel günlerdir. Birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularıyla kenetlendiğimiz böyle anlamlı bir günden aldığımız ilhamla, 70. yılını geride bırakan Ege Üniversitesi ailesi olarak, ülkemizin yarınları için eğitim ve araştırma alanlarında var gücümüzle çalışıp, başarılı çalışmalara yine hep birlikte imza attık. Kuruluşunun 70. Yılında Ege Üniversitesi, Araştırma Üniversitesi unvanına sahip, Türkiye’nin ilk Kurumsal Tam Akreditasyon Belgesini almış, Öğrenci Memnuniyetinde A Plus olmuş, YÖK nezdinde Milli Yenilik ile Avrupa Birliği nezdinde Araştırmacı İnsan Kaynakları Mükemmeliyet Ödüllerine sahip,  uluslararasılaşmadan dijitalleşmeye engelsiz üniversiteden yeşil ve spor dostu kampüse kadar Türk yükseköğretim sistemimize birçok alanda örnek olan öncü bir üniversite haline gelmiştir.  Bu başarıda emeği geçen tüm mensuplarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum. Kurban Bayramı’nın bütün insanlığa huzur ve barış getirmesini dileyerek, Ege Üniversitesi ailesinin tüm mensuplarının Kurban Bayramı’nı en içten duygularla kutluyor,   hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Aileniz ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu, mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasının ardından Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesi ailesi ile bayramlaştı.</p>
<p>         Prof. Dr. Budak, ayrıca çeşitli akademik birimlere ziyaretlerde bulunarak çalışanların bayramını kutladı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ege-universitesi-ailesiyle-bayramlasti-542390">Rektör Prof. Dr. Budak Ege Üniversitesi ailesiyle bayramlaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Amanova, &#8220;Komuz atalarımızın sesi, ruhumuzun aynasıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-amanova-komuz-atalarimizin-sesi-ruhumuzun-aynasidir-542291</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 07:57:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[amanova]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımızın]]></category>
		<category><![CDATA[aynasıdır]]></category>
		<category><![CDATA[komuz]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ruhumuzun]]></category>
		<category><![CDATA[sesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı (DTMK) öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Gülbey’in moderatörlüğünde “Kırgız Müziği ve Türk Dünyası” adlı söyleşi gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-amanova-komuz-atalarimizin-sesi-ruhumuzun-aynasidir-542291">Prof. Dr. Amanova, &#8220;Komuz atalarımızın sesi, ruhumuzun aynasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı (DTMK) öğretim üyesi Prof. Dr. Özge Gülbey’in moderatörlüğünde “Kırgız Müziği ve Türk Dünyası” adlı söyleşi gerçekleştirildi. EÜ Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı etkinlik salonunda düzenlenen söyleşiye DTMK Müdürü Prof. Dr. Ali Maruf Alaskan, akademik ve idari personel, öğrenciler ve sanatseverler katıldı. Etkinlikte, Prof. Dr. Feza Tansuğ, Prof. Dr. Abdullah Akat ve Prof. Dr. Roza Amanova’nın konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Roza Amanova, sunumu sırasında Kırgız kültürü müzik mirasını ‘komuz’ eşliğinde ve kendi bestesini seslendirerek katılımcılara keyifli anlar yaşattı.</p>
<p>Kırgızistan Cumhuriyeti Halk Sanatçısı Prof. Dr. Rosa Amanova, “Bizim müziğimiz yalnızca seslerden ibaret değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızadır. Bu hafıza; Kırgız halkının ruhunu, doğayla olan ilişkisini ve yaşam felsefesini yansıtır. Komuz bizim için sadece telli bir çalgı değildir. O, atalarımızın sesi, ruhumuzun aynası, kültürümüze ait bir semboldür. Komuz’un tınıları, destanlarımızın her bir dizesine can verir, hikâyelerimizi daha da derinleştirir. Enstrümantal müziğimizle jest dilimiz, yani beden hareketlerimiz, çoğu zaman birbiriyle bütünleşir. Parmaklarımızın tellerdeki dansı, kollarımızın her bir hareketi, anlattığımız destanın duygusunu, coşkusunu veya hüznünü yansıtır. Bu bütünleşme sayesinde, destanlarımız sadece kulaklara değil, tüm benliğe hitap eder. İşte bu yüzden, sözlü kültürümüz Komuz&#8217;un büyülü sesiyle, jestlerin anlatımıyla ve kuşaktan kuşağa aktarılan bu hikâyelerle capcanlı kalmaya devam ediyor. Bizler de bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak için var gücümüzle çalışıyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>“<b>Müzik aletlerimi EÜ Etnografya Müzesine bağışladım”</b></p>
<p>Tüm müzik aletlerini Ege Üniversitesi Etnografya Müzesine bağışladığını söyleyen Prof. Dr. Feza Tansuğ, “Profesör Roza Amanova yalnızca Kırgızistan’da değil, tüm Türk dünyasında müzik denildiğinde akla gelen önemli isimlerden biridir. Roza hocamızdan dinlediğimiz gibi temel Kırgız halk çalgısı olan komuz, diğer telli çalgılardan farklı olarak perdesizdir. Kırgızların yaşantısında hem vokal hem de çalgısal müzik önemli bir yer tutmaktadır. Bu müzik türü; halkın hafızasını, duygularını ve toplumsal değerlerini yansıtan bir kültürel ifadedir. Bu çalgıyı aynı zamanda üniversitemizin etnografya müzesinde de görebilirsiniz.” dedi.</p>
<p><b> “Karadeniz müziği, sınırları aşan kültürel mirastır”</b></p>
<p>İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü Etnomüzikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Akat, “Karadeniz müziği, sadece Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda Balkanlar, Kafkasya, Kırım ve Anadolu gibi bölgeler  ile etkileşim içindedir. Karadeniz müziğine dair tarihî kayıtlar önemlidir. Özellikle, I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından kaydedilen Kırım Tatar askerlerinin türküleri gibi arşiv materyaller, bölgenin müzik kültürünün anlaşılmasına olanak tanıyan değerli kaynaklardır.  Karadeniz müziği sadece yerel bir olgu değil, bölgesel ve tarihi etkileşimlerle şekillenen zengin bir kültürel mirastır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-amanova-komuz-atalarimizin-sesi-ruhumuzun-aynasidir-542291">Prof. Dr. Amanova, &#8220;Komuz atalarımızın sesi, ruhumuzun aynasıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 08:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[isbir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Matematikle nörobilimin nikâhı insanlıkta birçok şeyi değiştirecek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-matematikle-norobilimin-nikahi-insanlikta-bircok-seyi-degistirecek-541778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:02:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirecek]]></category>
		<category><![CDATA[insanlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[matematikle]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[nikhı]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilimin]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl "Dijital Terapötikler" ana temasıyla düzenlenen 3. Nörobilim ve Teknolojileri Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi. Nörobilim ve teknolojinin kesiştiği en son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-matematikle-norobilimin-nikahi-insanlikta-bircok-seyi-degistirecek-541778">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Matematikle nörobilimin nikâhı insanlıkta birçok şeyi değiştirecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl &#8220;Dijital Terapötikler&#8221; ana temasıyla düzenlenen 3. Nörobilim ve Teknolojileri Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Nörobilim ve teknolojinin kesiştiği en son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka devrimi…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Psikiyatri Kliniğinde Hesaplanabilirlik&#8221; başlıklı açılış konuşmasında, matematiksel modelleme ile insan beyni gibi görünürde birbirinden alakasız iki alanın nasıl bir araya geldiğini ve bunun günlük pratiğe etkilerini ele alarak, 2005 yılında CERN&#8217;de başlatılan Mavi Beyin Projesi&#8217;nin bu alandaki önemli bir başlangıç olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsan Beyin Projesi bir büyük devrimin habercisi olabilir deniliyordu ve gerçekten de bir devrim yaptı. O devrimin adı da yapay zeka oldu.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyninin matematiksel modellemesi </strong></p>
<p>İnsan beyninin matematiksel olarak nasıl modellenebildiği, simüle edilebildiği ve bu bilgilerin tıpta, özellikle hastalıkların tanısı ve tedavisinde nasıl işe yarayacağına dair teorik temelleri paylaşan Prof. Dr. Tarhan, beynin, kulaktan kalbe kadar tüm organlarla bağlantılı bir kumanda merkezi olduğunu ve özellikle ayna nöronların dış dünya ile bağlantılı olduğunu belirtti.</p>
<p>EEG (Elektroensefalografi) verilerine değinen Prof. Dr. Tarhan, beyindeki sinyal kayıtlarının, elektrikteki dağılımın ve nöroelektrofizyolojik değişimlerin hangi hastalıkla, hangi fonksiyonla ve hangi beyin ağıyla (network) ilgili olduğunun artık klinik pratikte belirlenebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Beyinde hangi fonksiyonun bozulduğu bazı programlarla incelenebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Klinik pratikte oluşturulmuş veri tabanları aracılığıyla, bir kişinin beynindeki hangi network&#8217;ün, hangi fonksiyonun bozulduğunu bazı programlarla inceleyebiliyoruz. Kişinin beyin grafisini bu veri tabanlarıyla karşılaştırarak, hastalıklarla ilgili nedensellik bağı kurabilecek sonuçlar elde etmeye başladık. Bu, tedavide ciddi şekilde önümüzü açıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>2022 Nobel Fizik Ödülü&#8217;nün &#8220;Kuantum Dolanıklık&#8221; alanındaki çalışmalara verilmesinin, insan beynini ve yapay zekayı anlama yolunda yeni bir döneme işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, olasılık (probabilite) fiziğinin insan beynini açıkladığını ve bulanık mantık (fazi lojik) gibi gelişmelerin yapay zekanın temelini oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kuantum fiziğinin olasılık temelli olduğunu ve bu yaklaşımın insan beynini anlamada kritik rol oynadığını ifade ederek, &#8220;İhtimal hesaplarını yapabiliyor olmamız, insan beynini çözmemizi kolaylaştırdı. Olasılığın hesaplanması, 1960&#8217;lı yıllarda Azerbaycanlı bir bilim insanı tarafından bulunan &#8216;bulanık mantık&#8217; ile mümkün oldu. Bu gelişmeyle, &#8216;Düşündüğümüz zaman beynimizde neler oluyor?&#8217; sorusunun karşılığı bulundu.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın temeli nasıl oluştu</strong></p>
<p>2024&#8217;te yapay sinir ağları ve makine öğrenimini mümkün kılan temel keşif ve icatlar için verilen Nobel Ödülü&#8217;nün fizikçilere değil, genetikçi Hatfield ve kognitif psikolog Hinton&#8217;a verildiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hinton, &#8216;yapay zekanın babası&#8217; olarak anılıyor. Genetik şifrelerle yapay sinir ağlarının işleyişini birleştiren bulgular, yapay zekanın temelini oluşturdu.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka insanlığı alt üst edecek şeyler ortaya çıkaracak. Tehdit boyutu da var, fırsat boyutu da. Fırsat boyutuna odaklanırsak hayatımızı kolaylaştıracak.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yapay zekanın en büyük faydalarından birinin &#8220;dijital terapötikler&#8221; olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kişiye özel dijital oyunlar, yazılımlar geliştiriyoruz. Kişi, yapay zekayı kullanarak kendi kendini tedavi ediyor, korkusunu yeniyor. Kişiye özel dijital terapötiklerle bellek güçlendirme, dikkat eğitimi gibi uygulamalar önümüzdeki yıllarda yaygınlaşacak. Bu, nörobilimin nöropsikiyatriye önemli bir katkısı olacak.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Matematikle nörobilimin birleşmesi, insanlıkta birçok şeyi değiştirecek gibi gözüküyor</strong></p>
<p>1920&#8217;li yıllarda matematiğin mantıkla birleşerek bilgisayarın ortaya çıkışına zemin hazırladığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Matematikle nörobilimin nikâhı, birleşmesi, insanlıkta birçok şeyi değiştirecek gibi gözüküyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Ayna nöronların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla ilgili beyindeki kimyasalların çalışmasının da bu alanla yakından ilişkili olduğunu belirtti. Gelecekte, kişiye özel dijital terapötiklerle beynin dopaminerjik bölgelerinin aktive edilebileceğini veya RF (radyo frekans) dalgalarıyla amigdalanın çalıştırılabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yeni tedavilerde, radyo frekansını kullanarak özel bir dalga fonksiyonu üretmek mümkün olacak. Bu, dijital terapötiktir. Kişinin beynindeki amigdalayı harekete geçirmek için özel bir yazılım yazılacak ve kişiye özel bu tedaviyle dopamin, serotonin gibi maddelerle ilgili sorunlar hedeflenebilecek.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan beyninin de bir bilgisayar gibi hem donanıma (hücreler) hem de yazılıma sahip olduğunu dile getirerek, &#8220;Dijital terapötik, bu yazılımı değiştirmeyi hedefler. Nasıl ki bir bilgisayarın işletim sistemi ve sistem dosyaları varsa, insan beyninde de benzer yapılar mevcut. Zamanla bu &#8216;yazılımda&#8217; hatalar oluşabilir. Dijital terapötikler, bu hataları düzeltebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dijital terapötiklerin arkasında ciddi araştırmalar var</strong></p>
<p>Kongrenin ilk oturumunda konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, &#8220;Derin Öğrenme ve Dijital Terapötikler: Psikiyatrik Hastalıklara Yenilikçi Yaklaşımlar&#8221; başlıklı sunumunda, dijital terapötiklerin yeni bir kavram olmasına rağmen, arkasında ciddi araştırmalar, geliştirilmiş uygulamalar ve bilimsel sonuçlar bulunduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, &#8220;DTx, tıbbi bir bozukluğu veya hastalığı önlemek, yönetmek veya tedavi etmek için yazılım tarafından yönlendirilen, kanıta dayalı terapötik müdahalelerdir. Başka bir deyişle, hastaların bir hastalığı tedavi etmesine, önlemesine veya yönetmesine yardımcı olan, klinik faydası kanıtlanmış, hastaya yönelik yazılım uygulamalarıdır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler VR destekli, mobil veya web tabanlı olabiliyor</strong></p>
<p>Dijital terapötiklerin VR destekli, mobil veya web tabanlı olabileceğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, bu uygulamaların mobil cihazlar, sensörler, sanal gerçeklik ve nesnelerin interneti (IoT) gibi dijital araçları kullandığını açıkladı.</p>
<p>&#8220;Dijital terapötiklerin son zamanlarda bu kadar gündeme gelmesinin temel sebebi, müthiş bir veri üretimi ve bu verilerin çözünürlüğünün çok artmış olmasıdır. Yüksek çözünürlüklü data topluyoruz. MR veya EEG gibi cihazların da veri toplama çözünürlükleri arttı. Bu yüksek çözünürlüklü dataların işlenmesi, bizi DTx jenerasyonuna getirdi.&#8221; şeklinde konuşan Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zeka ve makine öğreniminin bu alandaki önemine de değindi.</p>
<p><strong>&#8216;Deep Learning&#8217; algoritmalarıyla yeni bir jenerasyona geçtik!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, &#8220;Makine öğrenme eskiden yüzeysel kullanılırdı. Ancak son 8-9 yılda yapay sinir ağları ve &#8216;deep learning&#8217; (derin öğrenme) algoritmalarıyla yeni bir jenerasyona geçtik. Eskiden istatistiksel yöntemlerle anlamlı farklılıklar aranırken, şimdi akıllı sistemler ve yapay sinir ağları sayesinde daha kesin ve kişiye özel çözümler üretebiliyoruz.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>DTx&#8217;ler psikiyatri hastalarında daha yaygın kullanılıyor!</strong></p>
<p>Psikiyatride dijitalleşmenin bir ihtiyaç olduğunu ve artan hasta sayısıyla birlikte toplanan verilerin çözünürlüğünün de arttığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, &#8220;DTx&#8217;ler daha ziyade psikiyatri hastalarında yaygın kullanılıyor. Akabinde onkolojide ve bağımlılıkta da yaygın kullanıldığını göreceğiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, dijital terapötiklerin stres, anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, davranış sorunları, bağımlılık, kronik ağrı ve kognitif bozukluklar gibi alanlarda öne çıkan uygulamalarla kullanıldığını dile getirerek, &#8220;Listelediğim uygulamalar, en çok yaygın kullanılanların yaklaşık yüzde 5&#8217;lik kısmını oluşturuyor. Bunun arkasında görünmeyen bir yüzde 95&#8217;lik kısım daha var.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Psikiyatrinin hasta yükü DTx&#8217;lerin bu alanda yaygın kullanılmasını sağlıyor</strong></p>
<p>2023 yılında yapılan bir çalışmaya göre, 317 klinik DTx uygulamasına dair sonuçların incelendiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, &#8220;Psikiyatrinin hasta yükü ve toplanan verilerin çözünürlüğünün yüksek olması, DTx&#8217;lerin bu alanda yaygın kullanılmasını sağlıyor.&#8221; diye ekledi.</p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, Üsküdar Üniversitesi&#8217;nin özel sektör iş birliğiyle TÜBİTAK&#8217;tan aldığı bütçeyle desteklenen önemli bir DTx projesi yürüttüğünü de duyurarak, projenin, özellikle yapay zeka ve VR alanındaki tecrübelerle hastanedeki talepleri birleştiren bir çözüm geliştirmeyi amaçladığını söyledi.</p>
<p>Geleceğe bakışta en kritik konunun adaptif öğrenme ve duygusal zeka ile entegrasyon olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergüzel, bu alanlardaki eksikliklerin giderilmesiyle dijital terapötiklerin daha da etkili hale geleceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kongrede dijital terapötikler ele alındı</strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin &#8220;Demans Hastalarında Dijital Sağlık Uygulamaları&#8221;, NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Onur Noyan &#8220;Bağımlılıkta Dijital Terapötikler&#8221;, NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi &#8220;Bipolar Bozukluk ve Depresyonda Dijital Terapötikler&#8221;, NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın &#8220;Dijital Terapötiklerin Psikoterapide Güncel Kullanımları&#8221; başlıklı sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Kongrede ikinci oturumda ise Dr. Öğr. Üyesi Bernis Sütçübaşı &#8220;Nörogörüntüleme ile Duygusal Dünyanın İncelenmesi&#8221;, Yazılım Mühendisi Ümit Küpeli &#8220;Voctor Health&#8221; projesi hakkında bilgi verdi. Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz &#8220;Nöropsikiyatride Sanal Gerçeklik Uygulamaları&#8221;nı anlatırken, Uzm. Psk. Shams Farhad &#8220;NP model: EEG sinyal işlemesi- Bağımsız Bileşenler&#8221; konusunu ele aldı. Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei ise &#8220;NP Model: Klinik Karar Destek Sistemleri&#8221; üzerine bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongrede daha sonra Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Nörobilim Kadınları Derneği Kurucu Başkanı Hande Koşalay’a teşekkür belgesi verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-matematikle-norobilimin-nikahi-insanlikta-bircok-seyi-degistirecek-541778">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Matematikle nörobilimin nikâhı insanlıkta birçok şeyi değiştirecek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç G20 Din Forumu R20 Yönetim Kurulu&#8217;na seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mahmud-erol-kilic-g20-din-forumu-r20-yonetim-kuruluna-secildi-541273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 May 2025 09:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[forumu]]></category>
		<category><![CDATA[g20]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluna]]></category>
		<category><![CDATA[mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[r20]]></category>
		<category><![CDATA[seçildi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, dünyanın en büyük ekonomilerini bir araya getiren G20'nin Din Forumu (R20) Yönetim Kurulu'na seçildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mahmud-erol-kilic-g20-din-forumu-r20-yonetim-kuruluna-secildi-541273">Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç G20 Din Forumu R20 Yönetim Kurulu&#8217;na seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi ve İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, dünyanın en büyük ekonomilerini bir araya getiren G20&#8217;nin Din Forumu (R20) Yönetim Kurulu&#8217;na seçildi.</p>
<p>Bu önemli gelişme, Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç&#8217;ın hem akademik alandaki derin birikiminin hem de IRCICA bünyesinde yürüttüğü uluslararası kültürel diplomasi çalışmalarının bir takdiri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Medeniyetlerarası diyaloğun güçlendirilmesi konularında önemli katkılar sunması bekleniyor</strong></p>
<p>G20&#8217;nin Din Forumu R20, 21. yüzyılda dinin sorunlardan ziyade çözümlerin dinamik bir kaynağı olarak işlev görmesini sağlamak amacıyla kurulmuş, dünyanın jeopolitik ve ekonomik güç yapılarının en yüksek ahlaki ve manevi değerlerle uyumlu hale getirilmesini hedefleyen küresel bir platform.</p>
<p>Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç&#8217;ın R20 Yönetim Kurulu&#8217;ndaki varlığının, özellikle forumun öncelikli alanlarından biri olan sanat ve kültürün geleneksel rolünün canlandırılması ve medeniyetlerarası diyaloğun güçlendirilmesi konularında önemli katkılar sunması bekleniyor.</p>
<p><strong>Endonezya Nahdlatul Ulema İslam Teşkilatı başkanı aday gösterdi</strong></p>
<p>IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Endonezya Nahdlatul Ulema İslam Teşkilatı başkanının aday göstermesi üzerine, G20&#8217;nin Din Forumu olan R20&#8217;nin Yönetim Kurulu&#8217;na katıldı.</p>
<p>IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç&#8217;ın R20 Yönetim Kurulu&#8217;na, uzun yıllardır İslam kültürü, sanatı ve tarihi alanlarında önemli çalışmalar yapan ve medeniyetlerarası diyaloğu geliştiren bir kuruluşun lideri olarak davet edildiği de öğrenildi.</p>
<p><strong>R20 neden kuruldu?</strong></p>
<p>R20, 21. yüzyılda dinin sorun kaynağı değil, hakiki ve dinamik bir çözüm kaynağı olarak işlemesini sağlamak amacıyla kuruldu. Forumdan beklenen, dünya çapında jeopolitik ve ekonomik güç yapılarını en yüksek ahlaki ve manevi değerlerle uyumlu hale getirmeyi amaçlayan küresel bir harekete öncülük etmesi. Hedefi; farklı inanç ve milletlerden önemli dini liderlerin küresel meseleleri dile getirebildiği ve ortak medeniyet değerlerini savunabildiği bir platform oluşturmak. R20’nin hedefi, her inançtan ve milletten önemli dini liderlerin küresel meseleleri dile getirebileceği ve ortak medeniyet değerlerini savunabileceği küresel bir platform sağlamak.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mahmud-erol-kilic-g20-din-forumu-r20-yonetim-kuruluna-secildi-541273">Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç G20 Din Forumu R20 Yönetim Kurulu&#8217;na seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bilimi herkes için görünür ve erişilebilir kılmayı hedefliyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bilimi-herkes-icin-gorunur-ve-erisilebilir-kilmayi-hedefliyoruz-540883</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 09:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[görünür]]></category>
		<category><![CDATA[hedefliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kılmayı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540883</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) 70. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Öğrenci Dekanlığı koordinasyonunda " Bilim Şenliği" düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bilimi-herkes-icin-gorunur-ve-erisilebilir-kilmayi-hedefliyoruz-540883">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bilimi herkes için görünür ve erişilebilir kılmayı hedefliyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) 70. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Öğrenci Dekanlığı koordinasyonunda &#8221; Bilim Şenliği&#8221; düzenlendi. Prof. Dr. Yusuf Vardar -MÖTBE- Kültür Merkezi ve Fen Fakültesi önünde düzenlenen etkinlikte; Egeli gençlerin TÜBİTAK ve TEKNOFEST projeleri başta olmak üzere; sosyal bilimlerden sağlık bilimlerine, fen bilimlerinden nükleer bilimlere farklı alanlarda geliştirdikleri projeleri sergilendi. Şenliğe, Rektör Prof. Dr. Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.  </p>
<p>Rektör Prof. Dr. Budak, “Üniversitemizin 70. kuruluş yıl dönümü kapsamında, Öğrenci Dekanlığımızın koordinasyonunda düzenlenen ve toplumumuzun her kesimine ulaşarak yediden yetmişe ziyaretçiye ev sahipliği yapan ‘Bilim Şenliği’ni gerçekleştiriyoruz. Öğrencilerimiz tarafından hazırlanan, her yıl başarı elde ettiğimiz TÜBİTAK ve TEKNOFEST başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilen projeleri sergiliyoruz. Tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı, araştırma üniversitemizin 70. yıl kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlediğimiz bilim şenliğini eğitimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Öğrenci odaklı yönetim anlayışımız doğrultusunda öğrencilerimizin fark yaratan, vizyon sahibi bireyler olarak yetişmesi için gayret sarf ediyoruz. Gençlerimize, yenilikçi ve girişimci fikirlerle, projelerle tanışma fırsatı sunuyoruz. Hepimizin bildiği gibi ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesi ve Türkiye Yüzyılı vizyonu hedeflerine ulaşmasında üniversitelere önemli sorumluklar düşüyor. Bu vizyona gençlerimizin donanımı ve enerjisi, bilim insanlarımızın gayretiyle nitelikli katkı sunuyoruz. Her daim gençlerimizin yanında olacak, yollarını açmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesinin bilimsel potansiyelini toplumla buluşturduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, “Öğrenci odaklılık ilkemizle, bilimsel araştırma ve projelere yönelik sunduğumuz destekler sayesinde öğrencilerimizin potansiyellerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlıyor; Ar-Ge çalışmaları yürütmeleri, yenilikçi fikirler geliştirmeleri ve bu fikirleri hayata geçirmeleri için akademik ve bilimsel gelişimlerini destekliyoruz. Bilim iletişimi temelli yaklaşımımızla, üniversitemiz bünyesinde yürütülen nitelikli Ar-Ge çalışmaları ve elde edilen bilimsel çıktıları toplumla buluşturarak, bilimi keşfederek öğrenen bir toplumun inşasına katkı sunmayı sürdürüyoruz. Bilimsel üretimin toplumla buluşmasını sağlayarak kalıcı bir etki oluşturmayı ve bilimi herkes için erişilebilir kılmayı hedefleyen ‘Bilim Şenliği’ etkinliğiyle üniversite-toplum etkileşimini güçlendiren Öğrenci Dekanlığımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Etkinlikte, Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, proje stantlarını tek tek gezerek öğrencilerden projeleri ile ilgili bilgi aldı. Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, aynı zamanda ilk yardım eğitimi standında temel ilk yardım uygulamasına katıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bilimi-herkes-icin-gorunur-ve-erisilebilir-kilmayi-hedefliyoruz-540883">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Bilimi herkes için görünür ve erişilebilir kılmayı hedefliyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İlk yardım bilgisi hayat kurtarır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ilk-yardim-bilgisi-hayat-kurtarir-540859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 09:38:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinin 70. yıl etkinlikleri kapsamında, Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı tarafından “Herkes Hayat Kurtarabilir” temasıyla “Hayata El Ver” uygulamalı ilk yardım eğitimi etkinliği düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ilk-yardim-bilgisi-hayat-kurtarir-540859">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İlk yardım bilgisi hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinin 70. yıl etkinlikleri kapsamında, Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı tarafından “Herkes Hayat Kurtarabilir” temasıyla “Hayata El Ver” uygulamalı ilk yardım eğitimi etkinliği düzenlendi. Ege Üniversitesi Rektörlüğü bahçesinde gerçekleştirilen etkinliğe; Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ali Ekşi, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Etkinlikte bir konuşma gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı tarafından düzenlenen uygulamalı ilk yardım etkinliğimizi, Rektörlüğümüz bahçesinde idari çalışanlarımız ve öğrencilerimizin katılımıyla gerçekleştirdik. Temel ilk ve acil yardım bilgisi ile her an herkes bir hayat kurtarabilir. Bu konuda farkındalık yaratmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Unutmayalım ki ilk yardım bilmek, sadece hayat kurtarmaz, aynı zamanda yanlış müdahalelerin de önüne geçerek olası kalıcı hasar risklerini de azaltır. İlk ve acil yardımın hayati önemini bir kez daha hatırladığımız, öğrenmeyi uygulamayla pekiştirerek kalıcı hale gelmesini sağlayan bu etkinliğin düzenlenmesinden ötürü Atatürk Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokuluna teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Rektörlük bahçesinde gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, öğrencilerle birlikte cansız manken üzerinde kalp masajı ve suni solunum uygulaması gerçekleştirdi.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ilk-yardim-bilgisi-hayat-kurtarir-540859">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İlk yardım bilgisi hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sabahattin Aydın: &#8220;Sağlık endüstrisinde proaktif bir sisteme ihtiyacımız var&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabahattin-aydin-saglik-endustrisinde-proaktif-bir-sisteme-ihtiyacimiz-var-539462</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 15:26:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[endüstrisinde]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacımız]]></category>
		<category><![CDATA[proaktif]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sabahattin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sisteme]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=539462</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜSAP Sağlık Platformu Sağlık Finansmanı Vizyon Toplantısı, İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabahattin-aydin-saglik-endustrisinde-proaktif-bir-sisteme-ihtiyacimiz-var-539462">Prof. Dr. Sabahattin Aydın: &#8220;Sağlık endüstrisinde proaktif bir sisteme ihtiyacımız var&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span><span><span>TÜSAP Sağlık Platformu Sağlık Finansmanı Vizyon Toplantısı, İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti. TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, sağlık endüstrisinin temel görevinin koruyucu, önleyici, tanı ve tedavi gibi kapsayıcı bir role sahip olmasına rağmen tanı ve tedaviye odaklandığını, “hastalık endüstrisi” olarak adlandırılabilecek bir ekosistemin etkin olduğunu söyledi. Koruyucu sağlık endüstrisinin hâkim olduğu bir ekosistemin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Aydın, “İçinde bulunduğumuz ve hastalık endüstrisi diye tanımladığımız reaktif sistem yerine proaktif bir sisteme ihtiyacımız var” dedi. </span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te gerçekleşen TÜSAP Sağlık Platformu Sağlık Finansmanı Vizyon Toplantısı, Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayip Birinci’nin yanı sıra sektör temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleşti. Türkiye Sağlık Platformu üyeleri, sağlık sektörünün mevcut durumunu değerlendirip geleceğe yönelik vizyon tartışmaları yapmak ve sektörün geleceğine yön verecek nitelikli bilgiler üretmek amacıyla “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü” temasıyla bir araya geldi.</span></span></span></p>
<p><b><span><span><span>Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Hastalık endüstrisi yerine sağlık endüstrisi olmalı”</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, açılış konuşmasında sağlık endüstrisinin temel görevinin koruyucu, önleyici, tanı ve tedavi gibi kapsayıcı bir role sahip olmasına ve tüm eleştirilere rağmen tanı ve tedaviye odaklandığını, bu durumdan sektörün de şikayetçi olduğunu dile getirdi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Prof. Dr. Aydın, “Bu durumun pek çok sebebi var. Talep orada, ekonominin döndüğü yer orası. İster istemez endüstri, o yöne doğru kayıyor. O yüzden sık sık hastalık endüstrisi denildiğini duyarız. Hastalık endüstrisi, bilimsel bir kavram değil, eleştirel bir kavram. Burada sağlık endüstrisinin hastalıklara karşı reaktif tutumuna karşı eleştirel bir kavramdan söz ediyoruz. Hastalık endüstrisi deyince, sağlığı bozan, hastalıkları artıran, risk faktörlerini göz ardı eden hatta sağlık taleplerini sömüren bir ekonomik sistemi kastediyoruz. Konuyu ısrarla koruyucu sağlık endüstrisi diye çekmeye çalışmak için aslında bilmeden içine düştüğümüz bu girdaplardan biraz da kurtulmaya çalışma çabasıdır. Böyle anlaşılmasını arzu ediyoruz” dedi.</span></span></span></p>
<p><b><span><span><span>Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Reaktif sistem yerine proaktif bir sisteme ihtiyacımız var”</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Koruyucu sağlık endüstrisinin hâkim olduğu bir ekosistemin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sabahattin Aydın, “Koruyucu sağlık endüstrisi deyince neyi kastediyoruz? Tedaviden çok önleme, koruma, risk faktörlerini azaltma, toplumsal sağlık direncini artırmayı amaçlayan bütün hizmetler, teknolojiler, ürünler ve politikaların içinde olduğu bir ekosistemi kastediyoruz. Dolayısıyla böyle bir ekosistem hayal ettiğimiz için bunu alt kısımlarıyla gündeme taşımaya çalışıyoruz. Mevcut içinde bulunduğumuz hastalık endüstrisi diye tanımladığımız reaktif sistem yerine proaktif bir sisteme ihtiyacımız var.  Olaya bu açıdan bakmamız gerekiyor. Tabii bunun için endüstriyi geliştirecek teşviklere ve talep oluşturmaya çok ciddi ihtiyacımız var” diye konuştu.</span></span></span></p>
<p><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Sigorta sistemleri, koruyucu sağlık hizmetlerinin kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından kritik önemde”</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında “Bugün burada, sağlık sistemimizin geleceği adına son derece önemli bir konuyu ele almak üzere bir aradayız. 42. vizyon toplantımızın teması “Koruyucu Sağlık Endüstrisinin Geliştirilmesinde Sigortanın Rolü”. Tartışacak olduğumuz konu yalnızca sağlık alanında çalışan profesyoneller için değil, toplumun tüm kesimleri için stratejik bir öneme sahip. Sigorta sistemlerinin, koruyucu sağlık hizmetlerinin kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından ne denli kritik bir rol oynadığını bugün daha net biçimde anlıyoruz. İşte bu toplantı da hem mevcut durumu değerlendirmek hem de geleceğe yönelik ortak bir vizyon geliştirmek açısından çok kıymetli. Bugün burada yapacağımız değerlendirmelerin, yalnızca mevcut durumu analiz etmekle kalmayıp, geleceğe dair bütüncül, yenilikçi ve uygulanabilir stratejiler geliştirmeye vesile olacağına inanıyorum. Toplantıya ev sahipliği yapmaktan duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade ediyor, katkı sunacak tüm paydaşlara teşekkür ediyorum. Hepimiz için verimli, yapıcı ve ufuk açıcı bir toplantı diliyorum” diye konuştu.</span></span></span></p>
<p><b><span><span><span>Koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sigortanın rolü tartışıldı</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Açılış konuşmalarının ardından panel gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Özsarı’nın moderatörlüğünü yaptığı panelde SGK Başkan Yardımcısı Uğur Ecevit ve BUPA Türkiye Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Gürcan, koruyucu sağlık endüstrisinin geliştirilmesinde sigorta sektörünün rolünü tartıştı.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabahattin-aydin-saglik-endustrisinde-proaktif-bir-sisteme-ihtiyacimiz-var-539462">Prof. Dr. Sabahattin Aydın: &#8220;Sağlık endüstrisinde proaktif bir sisteme ihtiyacımız var&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, Ege Üniversitesine konuk oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-patent-ve-marka-kurumu-baskani-prof-dr-m-zeki-durak-ege-universitesine-konuk-oldu-536738</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[durak]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesine]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536738</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesine konuk olan Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, düzenlenen etkinlikte, akademisyen ve öğrencilerle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-patent-ve-marka-kurumu-baskani-prof-dr-m-zeki-durak-ege-universitesine-konuk-oldu-536738">Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, Ege Üniversitesine konuk oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesine konuk olan Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, düzenlenen etkinlikte, akademisyen ve öğrencilerle bir araya geldi. EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirilen etkinliğe EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferans öncesi Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Prof. Dr. M. Zeki Durak’ı makamında ağırladı.</p>
<p>Ege Üniversitesi ev sahipliğinde Türk Patent ve Marka Kurumu koordinasyonunda “Patent-Faydalı Model Belge Takdim Töreni” gerçekleştirildi. Programda, patent ve faydalı model tescili alan akademisyenlere teşekkür belgeleri, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak ve Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak tarafından takdim edildi.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bugün burada, Türk Patent ve Marka Kurumu Koordinasyonunda Tam Akredite Öğrenci Odaklı Sağlık Temalı Araştırma Üniversitemizin ev sahipliğinde düzenlenen Patent-Faydalı Model Belge Takdim Töreni nedeniyle bir aradayız. Üniversiteler artık yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetleriyle değil; aynı zamanda teknolojik gelişmelerin, ekonomik kalkınmanın ve toplumsal refahın öncüsü olmakla da yükümlüdür. Bu bağlamda patentler ve faydalı modeller, üniversitelerimizin bilgi birikimini koruma altına alan ve aynı zamanda katma değere dönüştüren çok kıymetli araçlardır. Ege Üniversitesi olarak, son yıllarda Ar-Ge ve inovasyon alanında büyük bir atılım içerisindeyiz. Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimiz (EBİLTEM), bu sürecin hem rehberi hem de destekçisi olarak çok önemli bir rol oynamaktadır. Bugün ulaştığımız başarılar, sistematik bir stratejinin ve kurum içi uyumun bir göstergesidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Bilimsel bilgiyi ekonomik değere dönüştürüyoruz”</b></p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Türk Patent ve Marka Kurumu’nun 2010-2024 yıllarını kapsayan raporuna göre üniversitemiz, devlet üniversiteleri arasında 495 patent başvurusu ile üçüncü sırada yer almakta, 109 tescil belgesiyle ise dördüncü sıradadır. Bu tablo, araştırma üniversitesi kimliğimizin fikri mülkiyet performansına güçlü şekilde yansıdığını göstermektedir. 2017 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz 263 patent ve faydalı model başvurusunun 124’ünün tescillenmesi, bizlere sadece bir sayıdan ibaret bir başarıyı değil, aynı zamanda bilgi üretiminin ticarileşmeye doğru giden yolculuğundaki kararlılığımızı göstermektedir. Üniversitemiz bu süreçte sadece bilimsel çıktılar üretmekle kalmamakta, aynı zamanda bunların ekonomik değere dönüştürülmesi yönünde de somut adımlar atmaktadır. Gerçekleştirdiğimiz 19 lisanslama ve devir sözleşmesiyle tüm üniversiteler arasında ticarileşme sözleşme sayısında ikinci sıraya yükselmiş bulunmaktayız” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesinin sadece ulusal alanda değil uluslararası platformlarda da başarısını ileriye taşıdığını ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Ulusal başarılarımızın yanı sıra, PCT, EPO ve US Patent gibi uluslararası platformlarda da sesimizi duyurmuş olmamız; bilgi üretimimizin evrensel ölçekte karşılık bulduğunu göstermektedir. Bugün itibarıyla üniversitemizin ulusal ve uluslararası tescile sahip, lisanslanmış ve ticarileşmiş 31 patenti mevcuttur. Üniversite-sanayi iş birliği kapsamında geliştirilen 8 patent ise bu sinerjinin ne kadar etkili olduğunun bir başka göstergesidir. Akademisyenlerimizin ortaya koyduğu yaratıcı düşünceler, geleceğin teknolojilerinin temelini oluşturmaktadır. Ege Üniversitesi olarak bu çabanın arkasında durmaya, bilgi üretimini küresel rekabet gücüne dönüştürmeye ve ülkemizin stratejik kalkınma hedeflerine katkı sunmaya devam edeceğiz. Bugün burada, ödül ve belgelerini alacak tüm akademisyenlerimizi gönülden kutluyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>“Topluma katkı sağlama sorumluluğu taşıdığına inanıyorum”</b></p>
<p>Törende yaptığı sunumda, patent ve faydalı model başvurularının akademik bilgiyi ekonomik değere dönüştürmedeki rolüne vurgu yapan Prof. Dr. M. Zeki Durak, “Üniversitelerin, bilimsel üretimden yenilikçi düşünceye kadar birçok alanda topluma katkı sağlama sorumluluğu taşıdığına inanıyorum. Türk Patent ve Marka Kurumu olarak, bu sorumluluğu üstlenmiş akademik dünyamızla birlikte, fikirlerin tescillenmesi ve korunması noktasında iş birliğimizi her zaman güçlendirmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>         Prof. Dr. M. Zeki Durak, “Araştırmaların, yalnızca akademik çevrelerde kalması yeterli değildir. Bir buluş ya da keşif, doğru bir şekilde tescil edilip patentle korunmadığı sürece, zaman içinde kaybolabilir ya da başkaları tarafından kullanılabilir. Patent, bilimsel keşiflerin fikri mülkiyetini korur, aynı zamanda bu keşiflerin toplum için daha geniş bir etki alanı yaratmasını sağlar. Türk Patent ve Marka Kurumu olarak, bilim insanlarımızın buluşlarının korunması ve araştırmalarının kalıcı hale gelmesi için yanlarında olmaya devam ediyoruz. Bilimsel çalışmalardan elde edilen bulguların patentle tescillenmesi, yalnızca akademik dünyada değil, toplumda da farkındalık oluşturur ve bilimsel ilerlemeye katkı sağlar” dedi.</p>
<p><b>EÜ ile TÜRKSMD arasında iş birliği protokolü imzalandı</b></p>
<p>Program kapsamında Ege Üniversitesi ile TÜRKPATENT iştiraki TÜRKSMD &#8211; Türk Sınai Mülkiyet Değerleme Mühendislik ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. arasında, sınai mülkiyet hakları başta olmak üzere; patent, marka ve faydalı model gibi birçok alanda hayata geçirilecek uygulamalara ilişkin iş birliği protokolünü imzalandı. Protokol, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak,  Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, EÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlkin Şengün, TÜRKSMD Genel Müdürü Sacide Kasapoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. İmza töreninde kısa bir konuşma yapan Rektör Prof. Dr. Budak, “Üniversite-Sanayi İş Birliği modelimiz kapsamında; TÜRKSMD hizmetleriyle projelerimizin fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması, doğru şekilde tescillenmesi ve bu haklardan doğan değerlerin etkin biçimde yönetilmesi süreçlerinde, üniversitemizin akademik birikimiyle ülkemizin fikri mülkiyet ekosistemine katkı sunacağız. İmzalanan iş birliği protokolünün hayırlı olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-patent-ve-marka-kurumu-baskani-prof-dr-m-zeki-durak-ege-universitesine-konuk-oldu-536738">Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. M. Zeki Durak, Ege Üniversitesine konuk oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Öğrencinin Başarısını Görünür Kılmak, Sürdürülebilir Öğrenmenin Temeli!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-durman-ogrencinin-basarisini-gorunur-kilmak-surdurulebilir-ogrenmenin-temeli-536712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 08:14:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[durman]]></category>
		<category><![CDATA[görünür]]></category>
		<category><![CDATA[kılmak]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencinin]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmenin]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[temeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, üniversitelerin yalnızca meslek kazandıran kurumlar değil; genç bireylerin kimliklerini, hedeflerini ve yaşamla kurdukları ilişkiyi inşa ettikleri yerler olduğuna dikkat çekerek, bu anlayış doğrultusunda Akademik Başarı Ödül Töreni’ni düzenlediklerini ifade etti. Durman, “Öğrencinin başarısını görünür kılmak, sürdürülebilir öğrenmenin temelidir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-durman-ogrencinin-basarisini-gorunur-kilmak-surdurulebilir-ogrenmenin-temeli-536712">Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Öğrencinin Başarısını Görünür Kılmak, Sürdürülebilir Öğrenmenin Temeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman, üniversitelerin yalnızca meslek kazandıran kurumlar değil; genç bireylerin kimliklerini, hedeflerini ve yaşamla kurdukları ilişkiyi inşa ettikleri yerler olduğuna dikkat çekerek, bu anlayış doğrultusunda Akademik Başarı Ödül Töreni’ni düzenlediklerini ifade etti. Durman, “Öğrencinin başarısını görünür kılmak, sürdürülebilir öğrenmenin temelidir” dedi.</p>
<p><strong>Törene Kadın Öğrenciler Damga Vurdu!</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi, bir akademik yılı 3.80 ve üzerinde not ortalaması ile tamamlayan öğrencilerini Akademik Başarı Ödül Töreni’nde ödüllendirdi. Öğrenciler, başarı belgelerini Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, Rektör Prof. Dr. Mehmet Durman, rektör yardımcıları ve dekanların elinden aldı. Törende başarı ve gelecek inşası kavramları ön plana çıkarılırken, kadın öğrenciler yüzde 73’lük oranla erkek öğrencilerin önünde yer aldı.</p>
<p>Törende konuşan Prof. Dr. Mehmet Durman, gençlerin kendini yalnız hissetmediği bir üniversite ortamının psikolojik ve sosyal dayanıklılığı da desteklediğini vurguladı. Durman, bir öğrencinin üniversiteye yalnızca bilgi edinmeye değil; kim olduğunu yeniden keşfetmeye, hata yapma cesaretini kazanarak gelişmeye geldiğini belirtti. Bu noktada üniversitenin güven veren bir alan sunmasının, öğrencinin potansiyelini ortaya koyabilmesi için hayati önemde olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Üniversitelerin Sorumluluğu: Birlikte Gelecek İnşası</strong></p>
<p>Gelecek kaygısının, günümüzde gençlerin en temel sorunlarından biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Durman, bunun yalnızca ekonomik verilerle açıklanamayacağını söyledi. Bilginin hızla eskiyor olması, mesleklerin dönüşmesi ve sosyal ilişkilerin dijital ortama taşınması gibi faktörlerin gençleri derinden etkilediğini belirten Durman, bu farkındalığın bazı gençleri cesaretlendirdiğini, bazılarını ise içe kapanmaya sürükleyebildiğini dile getirdi.</p>
<p>Üniversitelerin bu kırılganlıkla baş etmeyi öğrenmek isteyen gençlere yalnızca “geleceğe hazır ol” mesajı vermekle yetinmemesi gerektiğini söyleyen Durman, bu geleceği birlikte anlamlandıracak bir öğrenme ortamı inşa etmenin önemli bir sorumluluk olduğunu ifade etti.</p>
<p>Durman, üniversitelerin temel görevlerinden birinin öğrencileri hayata hazırlamak olduğunu belirterek, bu tür törenlerin yalnızca ödül alanlar için değil, tüm öğrenciler için ilham verici ve motive edici olduğunu dile getirdi. Kariyer merkezleri ile rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin bu süreçte kritik rol üstlendiğini belirten Durman, öğrencileri kendi ayakları üzerinde durmaya hazırlayacak ortamların üniversiteler tarafından sunulması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kariyer planlamasının üniversite yıllarında yapılmasının mezuniyet sonrası sürece büyük katkı sağladığını belirten Durman, öğrenme yöntemlerinin geliştirilmesi, sosyal ve kültürel açıdan bireysel donanımın artırılması ve yüzyılın gerekliliklerine uygun bireylerin yetiştirilmesinin üniversitelerin asli sorumlulukları arasında yer aldığını sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Bedrettin Dalan: “Marifet İltifata Tabidir”</strong></p>
<p>Üniversitenin Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan ise konuşmasında, akademik başarının ardında yatan emeği vurguladı: </p>
<p>“Marifet iltifata tabidir. Başarı kolaylıkla elde edilmez; emekle, sabırla ve azimle ulaşılır. Çok çalışın ama ezberci olmayın. Açık kalpli düşünen ve öğrendiğini hayata tatbik eden iyi bir insan olmak çok önemlidir. Bugün burada ödül alan öğrencilerimizi yürekten kutluyor, tüm öğrencilerimize daha da büyük başarılar diliyorum.”</p>
<p><strong>Öğrenciler: “Pes Etmedik! Görünür Olmak Bize Cesaret Verdi”</strong></p>
<p>Törende ödül alan öğrencilerden İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Zeynep Demirci, şu sözleriyle duygularını paylaştı:</p>
<p>“Not ortalamam 4.00 tam puan. Bu başarıdan ve üniversitemizin bizleri bu şekilde teşvik etmesinden dolayı çok mutluyum. Ailemi onurlandırdığım için ayrıca sevinçliyim. Akademik başarıyı yalnızca notlarla sınırlı görmüyorum. Yeni şeyler öğrenebilmek ve öğrendiklerimi hayata geçirebilmek, benim için en az notlar kadar önemli. Gerçekten bu işin temelinde emek var. Hayatta bir hedefiniz varsa, not ortalaması bu hedefe ulaşmada belirleyici bir etken oluyor. Özellikle yüksek lisans yapmak isteyenler için bu oran büyük önem taşıyor. Başarılı olmak isteyen öğrenciler asla pes etmesin. Ben de birçok kez pes etme noktasına geldim ama her seferinde daha da hırslanarak yoluma devam ettim.”</p>
<p>Bilişim Sistemleri ve Teknoloji Bölümü öğrencisi Taylan Özveren ise şöyle konuştu:</p>
<p>“Bugünkü ödülümü 3.93 not ortalamasıyla aldım. Akademik başarı benim için önemli. Elbette tek başına yeterli değil ama üniversite hayatımızda üzerine düşünmemiz ve önem vermemiz gereken bir alan olduğunu düşünüyorum. Bu törenin gerçekten motivasyon üzerinde büyük bir etkisi olduğunu gördüm. Çünkü başarının önemsenmesi ve ödüllendirilmesi daha fazla teşvik ediyor. Genel olarak akademik hayatı dengeli ve sağlam bir şekilde yürütmek gerektiğine inanıyorum. Dersleri daha iyi öğrenmek ve sonrasında bunları gerçek hayatta uygulayabilmek için süreci ciddiyetle takip etmek çok önemli.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-durman-ogrencinin-basarisini-gorunur-kilmak-surdurulebilir-ogrenmenin-temeli-536712">Prof. Dr. Mehmet Durman: &#8220;Öğrencinin Başarısını Görünür Kılmak, Sürdürülebilir Öğrenmenin Temeli!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar Ege Üniversitesinde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yok-baskani-prof-dr-ozvar-ege-universitesinde-534913</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2025 13:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[özvar]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=534913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımı ile gerçekleştiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yok-baskani-prof-dr-ozvar-ege-universitesinde-534913">YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar Ege Üniversitesinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Ege Üniversitesi (EÜ) 70. Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımı ile gerçekleştiriliyor. Ege Üniversitesinin 70. kuruluş yıl dönümü kutlama törenlerine katılmak üzere İzmir’e gelen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ı, Ege Üniversitesi Rektörlüğü bahçesinde EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, EÜ Üst Yönetimi, Senato Üyeleri ve akademisyenler karşıladı. Saygı duruşunun ve İstiklal Marşı’nın okunması ile Atatürk Anıtı’na Çelenk Sunma töreni başladı.</p>
<p>Rektörlük Bahçesinde düzenlenen çelenk sunma töreninde Ege Üniversitesi mensuplarına seslenen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, “Bir kez daha Ege Üniversitesinde sizlerle bulunmaktan dolayı duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Hepinizin 19 Mayıs Atatürk&#8217;ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatanı bizlere emanet eden tüm şehit ve gazilerimizi minnetle anıyorum. ‘Huzurlu üniversite, kaliteli eğitim, aydınlık gelecek’ sloganıyla ülkemizin köklü üniversitelerinden Ege Üniversitesinin 70. yılını kutluyorum. Türkiye&#8217;nin ilk Atatürk büstü olan ve 1926 yılında Avusturyalı Heykeltıraş Heinrich Kriphel tarafından yapılan büstün açılışının Gazi Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün de katıldığı törenle yapılması çelenk sunma törenini daha da anlamlı kılıyor” dedi.</p>
<p>EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “1955 yılında ülkemizin 3. büyük üniversitesi olarak temelleri atılan Üniversitemiz, köklü tarihine yeni başarı hikâyeleri kazandırdığı 70 yılı geride bırakıyor. 1955’ten bugüne sahip olduğumuz ‘sürekli gelişme’ azmini, bugün de aynı inançla yüreklerimizde taşıyoruz. Dünyanın her köşesinde başarılarıyla gurur duyduğumuz mezunlarımızla; bilime tam bir adanmışlıkla katkı sağlayan akademisyenlerimizle; üniversitemizi daha ileri taşıma gayretiyle çalışan idari kadromuzla ve geleceğe umutla bakan öğrencilerimizle başarı basamaklarını hızla tırmanıyoruz. Başarıya giden yolda attığımız her adım, 70 yıllık köklü tarihe sahip Ege Üniversitesini ulusal ve uluslararası arenada hak ettiği noktaya taşıma arzumuzdan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye Yüzyılı’ ülküsünü şiar edinerek YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’ın çizdiği ‘Yükseköğretim Vizyonu’ doğrultusunda daha nice başarılara hep birlikte imza atacağız. Kuruluşumuzdan bu yana 70 yıl içerisinde üniversitemizin gelişimine emek veren ve gayretleriyle başarılarımıza katkı sağlayan tüm mensuplarımıza şahsım ve Ege Üniversitesi adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyor; Üniversitemizin 70. kuruluş yıl dönümünü büyük bir coşku ve gururla kutluyorum” dedi.</p>
<p>Ardından YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YÖK Yürütme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Hüseyin Karaman’ı  makamında ağırlayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek Ege Üniversitesinde yürütülen akademik, bilimsel ve topluma katkı faaliyetleri ile ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><b>YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar EÜ senato toplantısına katıldı</b></p>
<p>YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, daha sonra Ege Üniversitesi Senato üyeleri ile bir araya geldi. Senato toplantısında Ege Üniversitesi ailesine seslenen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, “Öncelikle her zaman olduğu gibi beni sıcak bir şekilde karşıladığınız için hepinize teşekkür ediyorum. 70 yıllık Ege Üniversitesi tarihinde emeği geçen rektörlerimizi, hocalarımızı, çalışanlarımızı ve öğrencilerimizi saygıyla anıyor ve selamlıyorum. Ege Üniversitesi ailesine daha nice 70 yıllara diyorum. Bugün burada hem 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı hem de Ege Üniversitesinin 70. Yılını kutluyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesini yakından takip ettiğini dile getiren Prof. Dr. Özvar, “Göreve geldiğim zamandan itibar en yakından takip etmiş olduğum bir üniversite olan Ege Üniversitesinin, gösterdiği yüksek performansın ve gerçekleştirdiği değerlerin çok kıymetli ve kayda değer olduğunu düşünüyorum. Ege Üniversitesinin, eğitim-öğretim, kalite standartları, uluslararası itibar ve saygınlığı artırmak gibi konularda üzerine düşeni fazlasıyla yaptığına inanıyorum. Gerek Türkiye liginde gerekse Dünya liginde kayda değer gelişmeler gösteren ve gelişme istikrarı taşıyan en büyük üniversitelerimizden birisidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“EÜ’nün tecrübesinden uluslararası alanda yararlanacağız”</b></p>
<p>EÜ’nün uluslararasılaşma çalışmalarındaki başarısına dikkat çeken Prof. Dr. Özvar, “Yükseköğretim sistemimizin uluslararasılaşması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz millî projelerimizden biri. Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi çatı modelinde önemli başarı elde ettik. Özbekistan’da kurulan Uluslararası Türk Devletleri Üniversitesi, ülkemiz adına önemli bir başarıdır. Siz, Ege Üniversitesi hocalarımıza da katkıları için teşekkür etmek istiyorum. Bu üniversite, sizlerin omuzlarında yükselecek. Orada görev alacak hocalarımız, bizleri en iyi şekilde temsil edeceklerdir. Özbekistan&#8217;da elde edeceğimiz başarı ülkemiz yükseköğretimini daha ileriye taşıyacaktır. Ege Üniversitemizin bilgi birikimini diğer uluslararası iş birliklerimizde de kullanmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> <b>“70 yıllık tecrübemizi geleceğimizin inşası için kullanıyoruz”</b></p>
<p>Rektör Budak Senatoda yaptığı konuşmasında “70 yıllık köklü geçmişimiz, güçlü akademik kadromuz, nitelikli bilimsel çalışmalarımız, seçkin öğrenci ve mezunlarımızla; bilimi, toplumu ve ülkemizi daha ileri taşıyacağımız bir geleceğin inşası için yoğun bir çaba sarf ediyoruz. A Plus Hastanemiz, İklim ve Spor Dostu Kampüsümüz, Engelsiz Üniversitemiz ve Devletimizin kalkınma planları doğrultusunda oluşturduğumuz nesiller boyu sorumluluk anlayışı ile gençlerimizi dönüşümün bir parçası yaparak daha sürdürülebilir bir Türkiye için omuz omuza çalışıyoruz. Kalite ve akreditasyon çalışmalarımızın yanı sıra, öğrencilerimiz merkeze alan pek çok uygulamayı hayata geçiriyoruz. YÖK’ün Türkiye Öğrenci Deneyim Anketinde ilk 3 devlet üniversitesi içerisindeyiz” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’ın bizlere duyduğu güven ve gösterdiği hedefler doğrultusunda Ege Üniversitesi olarak çalışmaya, üretmeye ülkemize ve bölgemize katkı sunmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p><b>Prof. Dr. Özvar “Spor Dostu Kampüs” uygulamasını yerinde inceledi</b></p>
<p>Senato toplantısının sonunda Yükseköğretim Kurulu tarafından Ege Üniversitesine verilen “Spor Dostu Kampüs” belgesini YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ve Rektör Prof. Dr. Necdet Budak birlikte astılar. Toplantının ardından Prof. Dr. Özvar, “Spor Dostu Kampüs Projesi” kapsamında ilk incelemesini Ege Üniversitesinde gerçekleştirdi.  Prof. Dr. Özvar, Ege Üniversitesi Kampüsünü gezerek spor dostu tesisleri, yeşil kampüs uygulamalarını ve yaya öncelikli kampüs modelini yerinde inceledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yok-baskani-prof-dr-ozvar-ege-universitesinde-534913">YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar Ege Üniversitesinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, Ege Üniversitesinin erişilebilir eğitimini ve engelsiz yaşamı anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-pelin-pistav-akmese-ege-universitesinin-erisilebilir-egitimini-ve-engelsiz-yasami-anlatti-532321</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 08:34:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akmeşe]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimini]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[pelin]]></category>
		<category><![CDATA[piştav]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=532321</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arası  “Dünya Engelliler Haftası” olarak kutlanıyor. Düzenlenen etkinliklerle engelli bireylerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekilerek toplumda farkındalık oluşturuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-pelin-pistav-akmese-ege-universitesinin-erisilebilir-egitimini-ve-engelsiz-yasami-anlatti-532321">Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, Ege Üniversitesinin erişilebilir eğitimini ve engelsiz yaşamı anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arası  “Dünya Engelliler Haftası” olarak kutlanıyor. Düzenlenen etkinliklerle engelli bireylerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekilerek toplumda farkındalık oluşturuluyor.</p>
<p> Ege Üniversitesi Engelsiz Ege Koordinatörü Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, “1981 yılından bu yana 10-16 Mayıs Engelliler Haftası; görme, işitme, ortopedik, zihinsel ve konuşma engelliler ile birlikte çözüm üretme ve engelli bireylerin haklarına dair kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla kutlanıyor. Ege Üniversitesinde, YÖK’ün temel aldığı mekanda erişim, eğitimde erişim ve sosyo-kültürel faaliyetlere erişim alanlarında çalışmalar yürütüyoruz. Kapsayıcı ve erişilebilir eğitim ortamı oluşturma vizyonu doğrultusunda kampüs genelinde erişilebilirlik çalışmalarına büyük önem veriyoruz. Kampüsümüzde ve bütün birimlerimizde;  rampa, asansör, yönlendirme tabelaları, engelli otopark alanları ve yazılı bilgilendirme sistemleri gibi yapısal düzenlemelerin tümünün yapıldığını ifade etmek isterim.  Engelli öğrencilerimizin akranları ile her alanda eşit erişimine yönelik çalışmaları Engelsiz Ege Birimi ve akademik birimlerin yoğun işbirliğiyle yürütüyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Engelsiz Ege Koordinatörlüğünün ileriye yönelik çalışmalarından bahseden Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, “Rektörümüz sayın Prof. Dr. Necdet Budak’ın yoğun destek verdiği Engelsiz Ege Birimi Koordinatörlüğü ve Ege Teknopark iş birliğinde yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projesi kapsamında 30-31 Mayıs ve 1 Haziran 2025 tarihlerinde üç gün sürecek ve Türkiye’deki ilklerden biri olacak ‘Ege Üniversitesi Engelsiz Erişim Teknolojik Tasarım Yarışması: Access The Game Hackathon İzmir’ isimli proje için hazırlıklarımıza başladık. Şimdiden tüm oyun ve teknoloji severleri etkinliğimize davet ediyoruz” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, “Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak’ın göreve geldiği ilk günden itibaren son sekiz yılda kampüsümüzde engellilik alanında yapılan çalışmalar her geçen gün hızla artmaktadır. Her yıl düzenlenen ‘Rektör ile Akşam Çayı’ etkinliğinde engelli öğrencilerimiz ve aileleri rektörümüz ve üst yönetim ile bir araya gelmektedir. Engelsiz Ege Üniversite Sempozyumunu geleneksel olarak düzenlemekteyiz. Farkındalık çalışmaları kapsamında televizyon ve radyo programları yapmaktayız. 2025 yılı itibari ile üniversitemizin tüm web sayfalarında ‘Engelsiz Çeviri Asistanı’ ve ‘Web Erişebilirlik Aracı’ uygulamalara hayata geçirdik. Koordinatörlüğümüz başta olmak üzere tüm akademik birimlerimiz de engellilik alanındaki farkındalığı daha çok geliştirmek için çalışmaktayız. Üniversitemizde Engelsiz Ege Koordinatörlüğü olarak mekan, eğitim ve sosyo-kültürel faaliyetlere erişilebilirliğin yalnızca bir standart değil aynı zamanda akademik eşitlik ve toplumsal katılımın temel koşulu olduğunun bilinciyle çalışmalarımızı sürdürülebilir şekilde geliştirmeye devam ediyoruz. ” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-pelin-pistav-akmese-ege-universitesinin-erisilebilir-egitimini-ve-engelsiz-yasami-anlatti-532321">Prof. Dr. Pelin Piştav Akmeşe, Ege Üniversitesinin erişilebilir eğitimini ve engelsiz yaşamı anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nimet Önür, Radyo Televizyon ve Sinema Öğrencileriyle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nimet-onur-radyo-televizyon-ve-sinema-ogrencileriyle-bulustu-528021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2025 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileriyle]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=528021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) İletişim Fakültesi “70. Yıl Söyleşileri” kapsamında “İnsanı Anlamak ve Medya Temsillerinde İnsanı Değerlendirmek” konulu söyleşi gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nimet-onur-radyo-televizyon-ve-sinema-ogrencileriyle-bulustu-528021">Prof. Dr. Nimet Önür, Radyo Televizyon ve Sinema Öğrencileriyle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) İletişim Fakültesi “70. Yıl Söyleşileri” kapsamında “İnsanı Anlamak ve Medya Temsillerinde İnsanı Değerlendirmek” konulu söyleşi gerçekleşti. Moderatörlüğünü EÜ İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. Lale Kabadayı’nın üstlendiği etkinliğe konuşmacı olarak EÜ İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Nimet Önür katıldı. Etkinlikte dinleyici olarak Radyo Televizyon ve Sinema birinci sınıf öğrencileri yer aldı.</p>
<p>Meslekteki kimlik inşası hakkında konuşan Prof. Dr. Nimet Önür, “Doğduğumuz yeri ve büyüdüğümüz insanları seçemiyoruz. Böylece biz ve ötekilerle kimliğimizi inşa ediyoruz. Anne babalarınızın dönemiyle şu anki dönem ve değerler sistemi de oldukça farklı. Sizler kimlik üzerinde çok fazla duruyorsunuz. Geldiğimiz noktada eğitimin de meslek edinmede araç olmaktan çıkmasıyla kendinize yeni alanlar yaratmanız gerekiyor. Kendi mesleğinizi kendiniz edinmeniz gerekiyor. Sizler dijital öznelersiniz, dijital dünyanın içine doğdunuz ve bu ortamla haşır neşirsiniz” diye konuştu.</p>
<p><b>“İyi bir kimlik inşası için iyi bir sosyoloji temeline sahip olmalısınız”</b></p>
<p>Öğrencilere sosyolojik bakış açısının öneminden bahseden Prof. Dr. Önür, “Cinsiyet rollerini özümserken, içselleştirirken ve bunları dışa vururken sistemin egemen değer kontrolüne girmiş oluyoruz. Farklı cinsiyet kimlikleri beraberinde kimlik inşamızı oluşturuyor. Post modern toplumlarda bu kimlik inşası çok kolay yapılıyor. Ama geleneksel toplumlarda, bu süreç daha zor oluyor. Radyo televizyon ve sinema öğrencileri olarak sizler bu kimlik inşasını filmlerinizde yansıtabilirsiniz. Ama bu yansıtmada köyde babanızın çoban olmasını ekarte edemezsiniz. Filmlerinizde, köyü ve köylüyü tanımlıyorsunuz. Aktör seçiminde de bu kimlik temsiline dikkat etmelisiniz. Tüm bunları bilmek içinse iyi bir sosyoloji temeline sahip olmalısınız, bu konuda okumalar yapıp online eğitimlere katılım göstermelisiniz” dedi.</p>
<p><b>“Öğrencilerimizi her alanda bilgili akademisyenlerle buluşturuyoruz”</b></p>
<p>Söyleşiye dair konuşan Prof. Dr. Lale Kabadayı, “Prof. Dr. Nimet Önür, hepimizin hocasıdır. Ben de lisans eğitimimde Nimet Hoca’dan kamuoyu dersini almıştım zira dekanımız Prof. Dr. Bilgehan Gültekin ile aynı sınıftaydık. Daha sonra iş yaşamındayken bu bilgileri kullandığımızı fark ettim bu yüzden hocamız dersime konuk olduğu için çok mutluyum. İletişim Fakültesi’nde olmanın böyle bir ayrıcalığı var. Her alandan bilgiye sahip hocalarımızla birlikte öğrencilerimizi buluşturabiliyoruz. Öğrencilerimizin de her yönden, sosyoloji, felsefe gibi alanlar dahil olmak üzere radyo, televizyon ve sinema alanında beslenmesi için okulumuzun desteğiyle bu etkinliklere devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Etkinlik sonunda Prof. Dr. Lale Kabadayı tarafından Prof. Dr. Nimet Önür’e katılımı için Teşekkür Belgesi verildi. Ardından İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilgehan Gültekin ve Radyo Televizyon ve Sinema akademik kadrosunun katılımıyla emekliliği tebrik edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nimet-onur-radyo-televizyon-ve-sinema-ogrencileriyle-bulustu-528021">Prof. Dr. Nimet Önür, Radyo Televizyon ve Sinema Öğrencileriyle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 12:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eksik]]></category>
		<category><![CDATA[etkilere]]></category>
		<category><![CDATA[haberciliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[irvan]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=526796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor  </strong></p>
<p>6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, medyada sorunlu habercilik pratikleri görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu haberler ile sosyal medya paylaşımları konusunda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak bir ‘Deprem Haberciliği Rehberi’ oluşturmuştuk. Bu rehberde de vurguladığımız gibi, deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor.” dedi.</p>
<p>Bir deprem meydana geldiğinde insanların bir an önce ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştığını aktaran İrvan, “Bu nedenle medyanın son dakika haberciliğinde hem yeterince hızlı olması hem de teyitsiz bilgiler aktarmaması beklenir. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurabildiği oranda medya başarılı olacaktır. Deprem haberciliğinde, ‘haberi hızlı ver ama doğru ver’ şeklinde özetleyebileceğimiz bir yayıncılık anlayışını oturtmamız gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hız anlayışını teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek kolay değil! </strong></p>
<p>Doğruluk ve hız arasında denge kurarken, doğruluktan ödün vermemenin ilkesel olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Maalesef günümüzde habercilik pratiği büyük oranda sosyal medya platformları üzerinden yürüyor ve sosyal medyanın birinci ilkesi hız. Aynı şekilde, internet üzerinden yayın yapan haber siteleri de hıza dayalı bir yayıncılık anlayışına sahipler. Bu anlayışı, teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek çok kolay değil.” dedi.</p>
<p>Deprem haberlerinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımının toplum üzerinde birçok olumsuz etkisi söz konusu olduğuna dikkat çeken İrvan, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor</strong></p>
<p>“İlk olarak, toplumda korku ve paniğe yol açabiliyor. Bunun örneğini Hatay’da gördük. Barajın patladığına ilişkin olarak yayılan bir söylenti halk arasında paniğe yol açmıştı. İkincisi, kurtarma ve yardım faaliyetlerini sekteye uğratabiliyor. Örneğin kurtarma ekipleri paniğe kapılıp çalışma yerlerini terk edebiliyorlar ya da ekipler yanlış yerlere yönlendirilebiliyor. Üçüncüsü, toplumun medyaya duyduğu güveni zedeliyor. Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor.”</p>
<p><strong>Afet anlarında medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalan ve dezenformasyonu tümüyle ortadan kaldırmanın mümkün olmadığına değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, afet zamanlarında sosyal medya platformlarına kısıtlama getirmenin de doğru olmadığını vurguladı. Bu uygulamanın olumsuz etkilerinin de Kahramanmaraş depremleri sırasında görüldüğünü dile getiren İrvan, “Yapılması gereken, şeffaf bir kriz yönetimi gerçekleştirebilmektir. Bu ne demek? Öncelikle yetkili birimlerden doğru bilgi akışının hızla sağlanması gerekir. Doğru bilgi akışını sağlamazsanız söylentiler hızla devreye girecektir. Doğru bilgi akışı da iyi organize olarak sağlanabilir. İkincisi, tıpkı pandemi sürecinde olduğu gibi, deprem uzmanlarından oluşan bir bilim kurulu oluşturulmalı, medyaya bu kurulda yer alan uzmanlar bilgi vermelidir. Her kafadan farklı bir ses çıktığında toplum çaresiz kalır. Yurttaşların deprem anında yapması gerekenler iyi anlatılmalı, medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeli…</strong></p>
<p>Resmi kaynaklardan teyit edilmemiş bilgiler paylaşmanın deprem anında kurtarma çalışmalarını olumsuz etkileyebildiğini, halkta paniğe yol açabildiğini kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Ancak resmi kaynakların da medyaya zamanlı ve doğru bilgi vermesi beklenir. Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeliler. Türkiye’de maalesef zaman zaman resmi makamların olumsuzlukları gizleme gibi bir kötü alışkanlığı söz konusu.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazeteciler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazetecilerin dikkat etmesi gereken konulara da değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, şunları söyledi:</p>
<p>“Göçük başında yakınlarının enkazdan kurtarılmasını bekleyen insanlarla konuşurken dikkatli bir dil kullanılmalı. Depremzedelerle röportaj yaparken ve haberleri aktarırken duyarlı olunmalı, insani duygu ve değerler göz ardı edilmemeli. Yakınları halen göçük altında olan insanlara mikrofon uzatırken çok dikkatli davranılmalı. Depremde hayatını kaybedenlerin görüntülerini ve özellikle de yüzlerini gösteren görüntüleri vermekten kaçınılmalı. Depreme ilişkin haberleri verirken, görüntülere müzik ekleyerek dramatikleştirmek<strong> </strong>doğru değildir. Göçük altında bulunan insanlarla, habercilik uğruna sağlıklarını tehlikeye atacak şekilde gereksiz temas kurmaya çalışmamak gerekir.”</p>
<p><strong>Reyting uğruna, toplumda infial oluşturacak bir dil kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Deprem anında gazetecilerin şok edici nitelikte görüntüler çekebileceklerini ifade eden İrvan, “Ancak bu görüntüleri verirken toplumsal sorumluluk anlayışı ile hareket edilmeli, haber diline dikkat edilmelidir. Sırf reyting uğruna, bağıra çağıra haber sunmak, ‘şok görüntüler’, ‘gördüklerinize inanamayacaksınız’ gibi toplumda infial oluşturacak bir dil kullanmak yanlıştır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Özveren Uyardı: &#8220;Ani Kalp Ölümü Her Yaşta Vurabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-uyardi-ani-kalp-olumu-her-yasta-vurabilir-525443</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 07:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[özveren]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[vurabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=525443</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle son yıllarda vaka sayısında artış gözlenen, ani kardiyak ölüm, yaygın bilinen adıyla ani kalp ölümü durumunun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden gerçekleştiğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, özellikle risk grubundaki kişilerde kalp damar sağlığını ayrıntılı şekilde değerlendirmek için koroner tomografik anjiyografinin önemli bir seçenek olduğuna vurgu yaptı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-uyardi-ani-kalp-olumu-her-yasta-vurabilir-525443">Prof. Dr. Özveren Uyardı: &#8220;Ani Kalp Ölümü Her Yaşta Vurabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle son yıllarda vaka sayısında artış gözlenen, ani kardiyak ölüm, yaygın bilinen adıyla ani kalp ölümü durumunun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden gerçekleştiğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, özellikle risk grubundaki kişilerde kalp damar sağlığını ayrıntılı şekilde değerlendirmek için koroner tomografik anjiyografinin önemli bir seçenek olduğuna vurgu yaptı. </em></p>
<p>Son yıllardaki artış oranlarıyla birlikte dikkat çeken bu tabloyla ilgili bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri, Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Olcay Özveren, ortaya çıkaran faktörleri, yaş gruplarına göre değişen riskleri ve hayat kurtarabilecek önlemleri anlattı.</p>
<p><strong>HER YAŞTA RİSK VAR</strong></p>
<p>Ani kardiyak ölüm nedenlerinin yaş gruplarına göre farklılık göstermekle birlikte her yaşta risk yaratabildiğini anlatan Prof. Dr. Özveren, “35 yaş altında genellikle doğuştan ritim bozuklukları veya kalp kası hastalıkları, 35 yaş üstünde ise kalp damar tıkanıklığı veya kalp krizi ön plandadır. Dünya genelinde erişkinlerde görülme sıklığı binde 1-2 arasında. Ancak bu oran, sağlıksız yaşam tarzlarının yaygınlaşması ve farkındalığın artmasıyla daha çok dikkat çekmeye başladı” dedi.  </p>
<p><strong>BU BELİRTİLERE DİKKAT: GÖĞÜS AĞRISI VE BAYILMA ALARM VERİYOR</strong></p>
<p>Sayıların artmasının bir yandan farkındalığın yükselmesine, diğer yandan da sağlıksız yaşam tarzlarının yaygınlaşmasıyla ilişkilendirildiğini belirten Prof. Dr. Özveren, özellikle dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle aktardı: “Daha önce hiçbir kalp sorunu yaşamamış bireylerde, egzersiz, efor, merdiven çıkma gibi durumlarla birlikte göğüs ağrısı, baskı hissi, çarpıntı, efor sonrası bayılma gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa, bu kişiler vakit kaybetmeden kardiyoloji uzmanına başvurmalı. Özellikle açıklanamayan bayılma atakları, gençlerde ve ailesinde ani kalp ölümü öyküsü olanlarda ciddi bir uyarıdır.”  </p>
<p><strong>RİSK GRUBUNDAKİLER DÜZENLİ KONTROL YAPTIRMALI</strong></p>
<p>Risk altındaki bireylerin düzenli kardiyolojik kontrol yaptırması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özveren, “Ailesinde ani kalp ölümü öyküsü olanlar, sigara kullananlar, hipertansiyon veya diyabet hastaları mutlaka yıllık check-up yaptırmalı. EKG, ekokardiyografi veya koroner tomografik anjiyografi gibi tetkikler, olası riskleri önceden tespit edebilir. Özellikle 35 yaş üstü risk grubundaki kişilerde bu kontroller hayat kurtarıcıdır” dedi.  </p>
<p>‘<strong>TOMOGRAFİK ANJİYOGRAFİ İLE 35 YAŞ ÜSTÜ ANİ ÖLÜMLERİ ÖNGÖRMEK MÜMKÜN’</strong></p>
<p>Son yıllarda koroner tomografik anjiyografinin, belirli risk gruplarında kalp damar sağlığının daha ayrıntılı değerlendirilmesinde dünyada da önemli bir seçenek haline geldiğini anlatan Prof. Dr. Özveren, şu ifadeleri kullandı: “Hipertansiyonu, diyabeti olan, sigara içen ya da ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan kişilerde; damar tıkanıklığı ya da darlıkları gibi hayati risk oluşturabilecek sorunlar tomografik anjiyografi ile yüksek doğrulukla tespit edilebiliyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilere, örneğin 5-10 yılda bir tomografik anjiyo ile değerlendirme yaptırmalarını öneriyoruz. Ancak bu yöntemin herkes için rutin bir tarama aracı olarak görülmemesi, sadece gerekli durumlarda ve hekimin önerisiyle yapılması gerekir.”</p>
<p><strong>RİTİM BOZUKLUĞU OLANLAR ENERJİ İÇECEKLERİNDEN UZAK DURMALI</strong></p>
<p>Enerji içeceklerinin kalp hızını artırabileceği ve bazı bireylerde ritim bozukluklarını tetikleyebileceği uyarısını yapan Prof. Dr. Özveren, sözlerine şöyle devam etti: “Enerji içeceklerinin, ritim problemi olan kişilerde ani kardiyak ölümü tetiklediğine dair kesin veriler bulunmamakla birlikte; kalp hızını artırdığı, çarpıntı ataklarını tetiklediği biliniyor. Bu içecekler yüksek dozda teofilin ve kafein içerdiğinden gerçekten enerjik hissettirebiliyorlar. Ancak ritim bozukluğu olan kişilerin bu içeceklerden uzak durmalarını öneriyoruz. Bir diğer konu da soğuk havalar. Soğuk havaların ani kalp ölümünü tetiklemesi ise şu şekilde gerçekleşiyor; Eğer kişinin koroner kalp hastalığı, geçirilmiş kalp krizi, kalp yetersizliği ya da kontrolsüz hipertansiyonu varsa; soğuk hava bu hastalıkları tetikleyip kötüleştirebilir. Bu nedenle özellikle soğuk havalarda yoğun egzersiz yapılmasını, ya da yemek sonrası egzersiz yapılmasını önermiyoruz.”</p>
<p><strong>ANİ KALP KRİZİ DURUMUNDA İLK MÜDAHALE</strong></p>
<p>Ani kalp krizi sırasında yapılması gerekenlerden bahseden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özveren, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Kriz anında ilk birkaç dakika kritiktir. Eğer bu tür bir tabloyla karşılaşılırsa, hastanın bilinci yoksa, düz bir zemine yatırılarak solunumu ve nabzı kontrol edilmeli. Nabız yoksa hemen kardiyopulmoner resüsitasyona (CPR) başlanmalı ve 112 Acil Sağlık Hattı aranmalıdır. Bu konuda toplumun temel yaşam desteği eğitimi alması, hayat kurtarır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-uyardi-ani-kalp-olumu-her-yasta-vurabilir-525443">Prof. Dr. Özveren Uyardı: &#8220;Ani Kalp Ölümü Her Yaşta Vurabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezegen sağlığı alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Teddie Potter konferans verdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gezegen-sagligi-alaninda-calismalar-yapan-prof-dr-teddie-potter-konferans-verdi-524187</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 May 2025 14:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[potter]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[teddie]]></category>
		<category><![CDATA[verdi]]></category>
		<category><![CDATA[yapan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=524187</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD Minnesota Üniversitesi’nde gezegen sağlığı alanında çalışmalar yapan Dr. Teddie Potter, İstanbul Atlas Üniversitesi’nde konferans verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gezegen-sagligi-alaninda-calismalar-yapan-prof-dr-teddie-potter-konferans-verdi-524187">Gezegen sağlığı alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Teddie Potter konferans verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p><span><span><span><b><span><span><span>ABD Minnesota Üniversitesi’nde gezegen sağlığı alanında çalışmalar yapan Dr. Teddie Potter, İstanbul Atlas Üniversitesi’nde konferans verdi. Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü tarafından düzenlenen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Teddie Potter, gezegen sağlığı eğitiminin üniversitelerin müfredatlarında yer alması gerektiğini belirtti ve “Hepimizin dünyanın doğal sistemlerine zarar vermede bir payı var. Hepimiz dünyanın doğal sistemlerini iyileştirmede pay sahibi olabiliriz” dedi. Gezegen sağlığı,</span></span></span></b><b><span><span><span> Planetary Health Alliance tarafından “Dünyanın doğal sistemlerindeki insan kaynaklı bozulmaların insan sağlığı ve dünyanın tüm yaşam alanları üzerindeki etkilerini analiz etmeye ve ele almaya odaklanan, çözüm odaklı, disiplinler arası bir alan ve toplumsal hareket” olarak tanımlanıyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen etkinlikte ABD’de Minnesota Üniversitesi Hemşirelik Okulu Gezegen Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Teddie Potter, “Gezegen Sağlığı: Üniversiteler İçin Eşsiz Bir Fırsat” başlıklı konferans vererek gezegen sağlığının önemini vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gezegen sağlığını tehdit eden pek çok faktör var</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gezegen sağlığını etkileyen pek çok etkenin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Teddie Potter, bu faktörleri; kültür, değerler, davranış, tüketim, demografik değişimi barındıran temel faktörler; iklim değişikliği ve kaynak kıtlığı gibi çevresel değişiklikler; tatlı su, gıda kalitesi miktarı ve bulaşıcı hastalıklar gibi doğrudan tetikleyici nedenler ve beslenme sorunları, bulaşıcı ya da bulaşıcı olmayan hastalıklar, çocuk ve üreme sağlığı ve ruh sağlığı gibi sağlık faktörleri olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Üçlü gezegen krizi, sürdürülebilir bir gelecek için çözülmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Üçlü gezegen krizinin insanlığın şu anda karşılaştığı üç ana bağlantılı sorunu ifade ettiğini kaydeden Potter, bu sorunların iklim değişikliği, kirlilik ve biyolojik çeşitlilik kaybından oluştuğunu ifade etti. Potter, “Her bir sorunun kendi nedenleri ve sonuçları vardır. Bu sorunların her biri, bu gezegende sürdürülebilir bir geleceğe sahip olabilmemiz için çözülmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hepimiz dünyayı iyileştirmede pay sahibi olabiliriz. Gezegen sağlığı, disiplinlerarası bir alandır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Çevremizdeki bu değişikliklerin sağlığımızı etkileyerek onlarca yıllık halk sağlığı kazanımlarını tehlikeye soktuğunu belirten Potter, “İnsan sağlığına yönelik etkiler, bunlarla sınırlı olmamak üzere kardiyovasküler hastalıklar, astım ve KOAH gibi solunum yolu hastalıkları, bulaşıcı zootik hastalıklar, antimikrobiyal direnç, toksin ve dioxin maruziyeti, sıcak çarpması, mental sağlık etkileri, zorunlu yerinden edilme ve göç, iç çatışma ve travma gibi sonuçlara yol açmaktadır. Hepimizin dünyanın doğal sistemlerine zarar vermede bir payı var. Hepimiz dünyanın doğal sistemlerini iyileştirmede pay sahibi olabiliriz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gezegen Sağlığı Yol Haritası, küresel strateji sunmaktadır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gezegen Sağlık Eğitimi çerçevesinin küresel ölçekte paylaşılan bir dil sunduğunu belirten Dr. Potter, Gezegen Sağlığı Yol Haritası ve Eylem Planı’nın Kuala Lumpur’daki yıllık toplantıda başlatıldığını belirterek ”Sao Paulo Gezegen Sağlığı Bildirgesi, bir küresel vizyon sağlamaktadır. Gezegen Sağlığı Yol Haritası ve Eylem Planı, Sao Paulo Bildirgesi’nin vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için paylaşılan bir küresel strateji sunmaktadır. </span></span></span><span><span><span>Gezegen Sağlığı Yol Haritası ve Eylem Planı, üç temel alanda dönüşüm sağlamak için rehberlik sunmaktadır: Yönetişim, Eğitim ve İş Dünyası. Ayrıca, bu değişikliklerin nasıl iletileceği ve dönüşümcü değişim için nasıl savunuculuk yapılacağı konusunda da rehberlik sağlamaktadır.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Dünyada nasıl yaşadığımız konusunda köklü bir değişikliğe ihtiyacıımız var, buna Büyük Geçiş diyoruz” diyen Prof. Dr. Teddie Potter, “Büyük Geçiş’in sağlanabilmesi için insan faaliyetlerinin büyük bir bölümünde hızlı ve köklü yapısal değişikliklerin yapılması gerekir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gezegen Sağlığı üniversitelerde müfredata eklenmelidir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gezegen Sağlığı için Sao Paulo Bildirgesi’nin üniversiteler ve yükseköğretim için rehberlik anlamına geldiğini kaydeden Dr. Teddie Potter, “Kurumlar içinde ve kurumlar arasında disiplinlerarası gezegen sağlığı araştırmaları ve eğitimini mümkün kılmak ve teşvik etmek amacıyla kaynak ayrılmasını savunmak ve öncelendirmek gerekmektedir. Gezegen sağlığı müfredatlarının tüm programlara ve fakültelere entegre edilmesi sağlanarak her disiplinden gezegen sağlığı bilincine sahip bireyler yetiştirilmelidir. Ayrıca herkesin araştırma ve eğitim süreçlerine katılımını mümkün kılmak için kurumlar arasında erişim ve eşitlik desteklenmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gezegen sağlığı için hemşirelik</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gezegen sağlığı için hemşirelik eğitiminde yapılabilecekler konusunda ortak bir bağlılık geliştirmeyi ve bu alandaki çalışmaları desteklemeyi amaçladıklarını kaydeden Dr. Teddie Potter, “Gezegen sağlığının, araştırma ve akademik çalışmalarımızda, müfredat ve öğretimimizde, uygulamalarımızda, liderlik ve savunuculuk yaptığımız her alanda ve politikalarımızda yer alması önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hemşirelik Fakültesi Gezegen Sağlığı Komitesi ile iş birliği içinde öğrencilerin, personelin ve akademik kadronun Gezegen Sağlığı Uygulama Topluluğu’nun bir parçası olmaya davet edileceği bir kültür oluşturmayı teşvik edeceklerini belirtenDr. Teddie Potter, böylece mesleki gelişim, araştırma ve akademik çalışmalar ve topluluklarla işbirliği açısından önemli katkılar sağlanacağını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Zafer Utlu ve Prof. Dr. Aytolan Yıldırım tarafından plaket takdim edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Konferansın ardından İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Utlu ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Aytolan Yıldırım tarafından Prof. Dr. Teddie Potter’a teşekkür belgesi takdim edildi. İstanbul Atlas Üniversitesi’nde de Gezegen Sağlığı kapsamında düzenlenecek faaliyetlere destek olunacağı belirtildi. Prof. Dr. Potter, İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından 1-3 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek III. Uluslararası ve IV. Ulusal Kadın Sağlığı Hemşireliği Kongresi’nin ve 5 Mayıs 2025 tarihinde düzenlenecek Uluslararası Hemşirelik Bilişimi Sempozyumu’nun konuğu olacak.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gezegen-sagligi-alaninda-calismalar-yapan-prof-dr-teddie-potter-konferans-verdi-524187">Gezegen sağlığı alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Teddie Potter konferans verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2024 08:54:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[karapınar]]></category>
		<category><![CDATA[lösemili]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyle]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=463100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'de ve dünyada her yıl binlerce çocuk lösemi hastalığına yakalanıyor. Ailelerde lösemi konusunda farkındalık yaratmak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100">Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de ve dünyada her yıl binlerce çocuk lösemi hastalığına yakalanıyor. Ailelerde lösemi konusunda farkındalık yaratmak, lösemi tedavisi gören çocukların moral ve motivasyonunun sevgiyle yüksek tutulmasının önemine dikkat çekmek adına her yıl dünyada 25-31 Mayıs tarihleri arasında  “Dünya Lösemili Çocuklar Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, hafta dolayısıyla lösemi konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu.</p>
<p>         Lösemi hastalığının çocukluk çağında daha fazla görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Lösemi, çocukluk çağlarının kötü huylu kanserleri dediğimiz hastalıkların üçte birini oluşturuyor. Çok ölümcül olduğu için değil çok fazla görüldüğü için bilinen bir hastalık. Bu yüzden adı halk tarafından çok iyi biliniyor. 1960’lı yıllarda ilk tanındığı zamanlarda hastalığın tedavi edilmesi mümkün değildi. Hastaların yüzde 5’i birkaç yıl yaşatılabiliyordu. Ama aradan geçen 60 yıllık periyotta, çocukların yüzde 90 üzerinde yaşam şansı var. Tedavide çok büyük yol alındı. Normalde bizim kemik iliğimizde bazı kan hücreleri üretiliyor. Bu hücreler vücutta bazı hayati görevleri yerine getiriyor. Kanımızın içinde üç tip hücre var. Bunlar da kemik iliği dediğimiz yerde üretilir. Bu üç tip hücrenin yapısı bozulduğunda fonksiyonlarını yerine getiremezler. Bu durum; kanama, enfeksiyonlar, vücudun oksijen ihtiyacının karşılanmaması gibi sorunlara yol açar. Vücudumuzdaki bütün hücrelerin bir ömrü var; biz buna programlanmış ölüm diyoruz. Özellikle üretilen bu kan hücreleri, diğer hücrelerle karşılaştırıldığında kısa bir ömre sahipler. Üreme halindeki hücreler duraklama yaşadıklarında çok fazla üreme ve hata yapma gibi sonuçlar doğurabilirler. Normal hücrelere göre çok fazla üreyen bu hücreler çok fazla yer doldururlar. Sağlıklı kan hücrelerinin üremesi için yer bırakmaz ve üretilememelerine sebep olurlar. Normal kan hücreleriyle aynı fonksiyona sahip olmayan bu hücreler ölmezler ancak kemik iliğinden çıkan kanın gittiği yere ulaşırlar. Burada birçok organa ulaşırlar. Bu da lösemili bireylerdeki lenf şişliklerinin oluşmasına neden olur” diye konuştu.</p>
<p>         <b>“Hastalığın durumuna göre tedavi yöntemleri uygulanıyor”</b></p>
<p>         Löseminin tanı ve tedavisine değinen Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Genellikle 2 ile 6 yaş arasındaki çocuklarda görülmektedir. Ancak bütün yaş gruplarında da görülebilir. Çocukluk çağında görülen çoğunlukla ‘akut’ olarak adlandırılır. Yani hızlıca ortaya çıkar, örneğin bir ay öncesinde tamamen sağlıklı bireyler iken bir anda ortaya çıkan burun kanamaları, kalpte çarpıntı, halsizlik, ciltte morarmalar, ateş yükseklikleri görülebilir çünkü vücut mikroplara karşı koyamaz. Erişkinlerde görülen lösemi ise kronik dediğimiz uzun zamana yayılan bulgular gösterir. Çocuklarda yüzde 95’inde akut geri kalanında kronik lösemi görülmektedir, çocuklarda yavaş gelişen lösemi çok nadirdir. Tedavi kısmında ise her çocuğun ilaç tedavisi alması gerekir. Kemoterapi tedavisiyle lösemi hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir ancak normal hücreler de bu tedaviyle yok edilmektedir. Kemoterapi, bağışıklık sisteminin başka yardımcı elemanlarını da olumsuz etkileyebiliyor. Kortizon tedavisi uygulanan çocuklarda ilaç; yüz şişkinliğine, bulantı, kusma, enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin daha eğilimli hale gelmesine yol açar. Kemoterapiden sonra bazı çocuklara ışın tedavisi uygulanmaktadır. Işın tedavisini kan beyin bariyerine geçme ihtimali olan hücreler için kullanıyoruz. Bilinen başka bir tedavi yöntemi ise kemik iliği naklidir. Çocukların büyük bir kısmı kemik iliği nakli olmadan iyileşip hayatlarına devam edebiliyorlar” dedi.</p>
<p><b>“Ege Üniversitesi çok kapsamlı bir tedavi sunuyor”</b></p>
<p>         EÜ’nün lösemi tedavisinde üstlendiği misyon hakkında bilgi veren Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, “Löseminin her aşamasında burada lösemili çocukların tedavileri mümkün. Genetik problemlerin saptanması, kemoterapilerin verilmesi, radyoterapilerin verilmesi farklı farklı bölümlerin çok büyük bir iş birliğiyle çalışarak gerçekleştirdiği bir süreç. Kemoterapinin verildiği kısmı EÜ Çocuk Hemotolojisi olarak biz yapıyoruz, radyoterapiyi Radyasyon Onkolojisi, Tıbbi Genetik genetik defektlerini değerlendiriyor, Patoloji, kemik iliği biyopsilerini değerlendirmeye çalışıyor, kemik iliği nakil ünitesi de kemik iliği naklini yapıyor. Ege Üniversitesinin çok kapsamlı bir tedavi sunduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>         Prof. Dr. Deniz Yılmaz Karapınar, lösemi ile ilgili en büyük problemlerden birinin kemik iliği donörleri olduğunu söyleyerek bu konuda farkındalık yaratılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-karapinar-yilmaz-losemili-cocuklarin-dogru-tedaviyle-yasam-sansi-yuzde-90in-uzerinde-463100">Prof. Dr. Karapınar Yılmaz, &#8220;Lösemili çocukların doğru tedaviyle yaşam şansı yüzde 90&#8217;ın üzerinde&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romanyalı öğrenciler Keçiören Belediyesi Prof. Dr. Tunçalp Özgen Teknoloji Merkezi&#8217;nde (TEKNOMER) misafir edildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/romanyali-ogrenciler-kecioren-belediyesi-prof-dr-tuncalp-ozgen-teknoloji-merkezinde-teknomer-misafir-edildi-462465</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2024 21:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[edildi]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[özgen]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[romanyalı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknomer]]></category>
		<category><![CDATA[tunçalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=462465</guid>

					<description><![CDATA[<p>17 öğrenci ve 2 öğretmenden oluşan kafile tesisteki bilimsel faaliyetler, e-spor turnuvaları, teknoloji yarışları ve verilen eğitimler hakkında bilgilendirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/romanyali-ogrenciler-kecioren-belediyesi-prof-dr-tuncalp-ozgen-teknoloji-merkezinde-teknomer-misafir-edildi-462465">Romanyalı öğrenciler Keçiören Belediyesi Prof. Dr. Tunçalp Özgen Teknoloji Merkezi&#8217;nde (TEKNOMER) misafir edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merak ettikleri sorulara cevap bulan Romanyalı öğrenciler, karaoke de yaparak gönüllerince eğlendi.</p>
<p>Öğrenci Değişim Programı (ERASMUS) kapsamında Romanya’dan Türkiye’ye gelen öğrencilere, Keçiören Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri de eşlik etti.</p>
<p>Öğrenciler stüdyoları, ses kayıt odasını ve derslikleri gezerek karaoke yaptı, VR gözlükle sanal gerçeklik deneyimi yaşadı. Tek müsabakalık e-spor turnuvası da yapan öğrenciler teknoloji merkezi ziyaretinden büyük memnuniyet duyduklarını dile getirdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/romanyali-ogrenciler-kecioren-belediyesi-prof-dr-tuncalp-ozgen-teknoloji-merkezinde-teknomer-misafir-edildi-462465">Romanyalı öğrenciler Keçiören Belediyesi Prof. Dr. Tunçalp Özgen Teknoloji Merkezi&#8217;nde (TEKNOMER) misafir edildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju ÇELİK, bölge gazetecileriyle gerçekleştirdiği aylık toplantıda Bergama Belediyesi&#8217;nin borcunu açıkladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bergama-belediye-baskani-prof-dr-tanju-celik-bolge-gazetecileriyle-gerceklestirdigi-aylik-toplantida-bergama-belediyesinin-borcunu-acikladi-462417</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2024 21:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aylık]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinin]]></category>
		<category><![CDATA[bergama]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[borcunu]]></category>
		<category><![CDATA[çelik]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecileriyle]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirdiği]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tanju]]></category>
		<category><![CDATA[toplantıda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=462417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şirketler hariç sadece belediyenin 473 milyon TL borcu olduğunu daha önce ifade eden Prof. Dr. Tanju ÇELİK, belediye şirketleri ile birlikte toplam rakamın yaklaşık 700 milyon TL olduğunu belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergama-belediye-baskani-prof-dr-tanju-celik-bolge-gazetecileriyle-gerceklestirdigi-aylik-toplantida-bergama-belediyesinin-borcunu-acikladi-462417">Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju ÇELİK, bölge gazetecileriyle gerçekleştirdiği aylık toplantıda Bergama Belediyesi&#8217;nin borcunu açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bergama Belediyesi’ni ciddi bir borç yüküyle devraldığını belirten Prof. Dr. Tanju ÇELİK, Bergama Belediyesi’nin gelirlerini artırarak bu borcun üstesinden geleceğini ifade etti.</p>
<p><b>BERGAMA’NIN KANAYAN YARALARININ HEPSİNİ ÇÖZECEĞİZ</b></p>
<p>2020 yılında İzmir’de yaşanan 6.6 büyüklüğündeki deprem sonrası hasar gören ve boşaltılan Bergama Belediyesi Hizmet Binası için güçlendirme veya yeniden yapılmasınının kararlıkla çözüleceğini ifade eden Dr. Tanju ÇELİK, 40 bağımsız bölümünün 11’inin belediyeye ait olan bina için gerekli işlemlerin yapılacağını belirtti.  Dr. Tanju ÇELİK; Bergama’nın kanayan yaralarını tek tek çözüme kavuşturacağız. Bergama Belediyesi Hizmet Binası’ndan tutun borç yüküne, yatırımlardan tutun Millet Bahçesi ve Çamlıpark’ımız gibi devlet projelerinin hepsinin tamamlanması için çalışıyoruz. Haziran ayı itibarıyla Millet Bahçesi’ndeki adımları da kontrol edeceğiz. Çamlıpark’ımızın bize devrini bekliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte hizmetleri daha iyi sürdürebilmemiz için projeler geliştirdik. Elimizdeki imkanların tümünü kullanarak Bergama’mızı geliştirip, güzelleştireceğiz. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ve Bergama İlçe Sağlık Müdürlüğü ile birlikte Bergama’mız için paydaş toplantılar gerçekleştirdik. Bergama Belediyesi’ni daha kurumsal hale getirmek için çalışmalarımızı başlattık.</p>
<p><b>BERGAMA’YI ULUSLARARASI BİR ŞEHİR HALİNE GETİRECEĞİZ</b></p>
<p>Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju ÇELİK; Bergama’mız sıradan bir ilçe değil. Geçmiş tarihi ile birlikte bir Roma, Atina, Antakya veya İskenderiye’den çok farkı bulunmuyor. Tarihi ile uluslararası niteliği olan bu şehrimizde atacağımız adımlarla turizm potansiyelini artırmamız gerekiyor. Daha önce gerçekleşen teleferik projesinde büyük bir hata bulunuyor. Teleferik ayaklarının kurulduğu alan yolun üzerinden geçtiği için yol kapandı ve yüksek araçlar geçemiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Bergama’ya ayırdığı 1 milyar TL’lik kaynak ile hem bu sorunlar çözülebilir hem yeni turizm rotaları belirlenebilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bergama-belediye-baskani-prof-dr-tanju-celik-bolge-gazetecileriyle-gerceklestirdigi-aylik-toplantida-bergama-belediyesinin-borcunu-acikladi-462417">Bergama Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju ÇELİK, bölge gazetecileriyle gerçekleştirdiği aylık toplantıda Bergama Belediyesi&#8217;nin borcunu açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efes Selçuk, Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde dünya dilleri ile buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/efes-selcuk-prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-dunya-dilleri-ile-bulusuyor-461787</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2024 09:38:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[aka]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[dilleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ismail]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461787</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok kültür ve sanat kursuna ev sahipliği yapan merkezde düzenlenen Arnavutça, İtalyanca ve Yunanca kursları büyük ilgi görüyor. Kurslara katılmaktan oldukça memnun olduklarını dile getiren her yaştan katılımcı yeni bir dil öğrenmenin heyecanını yaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcuk-prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-dunya-dilleri-ile-bulusuyor-461787">Efes Selçuk, Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde dünya dilleri ile buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>DİL HALKLARI BİRLEŞTİRİR</b></p>
<p>Halklar arasında en önemli etkileşim aracı olan dilin insanları birleştirdiğini belirten Arnavutça Eğitmeni Şevket Balla: “Eylül ayından bu yana derslerimiz devam ediyor. Arnavutça derslerine gelen kursiyerlerimizin önemli bir kısmı Arnavutluk’ta yaşayan akrabaları ile konuşmak için bu dili öğrenmek istiyorlar.  İnsanlar burada kökleri ile buluşuyor.  İki ülke, iki halk arasında en büyük iletişim dildir.  Selçuk’ta da çok Arnavut göçmeni var. Bu göçmenler dillerini unutmuşlar. Arnavutluk’ta kalan akrabaları ile iletişim kurmak istiyorlar. Derslerimiz başladığından bu yana kursiyerlerimiz Arnavutluk’taki akrabaları ile iletişim kurabildiklerini söylüyorlar. Böylece aileler arasında olduğu gibi ülkeler arasındaki köprüler de güçleniyor. Ben belediye başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e ve bu kursa ilgi gösteren kursiyerlerimize teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Arnavutça kursuna katılmanın kendisi için çok önemli olduğunu belirten Fatih Yurtlak: “Geçen yıldan bu yana derslerimiz devam ediyor. Arnavutluk’ta da ailem olduğu için bu dili iyi bir şekilde öğrenmek benim için çok önemli. Efes Selçuk’ta Arnavut kökenli çok kişi var. Umarım bu dersler devam eder” dedi.</p>
<p><b>DERSLERE İLGİ ÇOK YOĞUN</b></p>
<p>Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi’nde düzenlenen İtalyanca kursunun gördüğü yoğun ilgiden memnun olduğunu belirten Eğitmen Sevil Yılmaz: “Ekim ayından bu yana derslerimiz devam ediyor. Çok yoğun bir ilgi var. Ben Filiz Başkanımıza çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><b>KURSLAR BÜYÜK BİR FIRSAT</b></p>
<p>Merkezde düzenlenen müzik kursları sayesinde İtalyanca öğrenme şansından haberdar olduğunu belirten Alev Bitgel: “Koro çalışmaları için kütüphaneye geldiğim bir gün bu kurstan haberim oldu. Hemen kayıt oldum. Hem İtalyanca hem de Yunanca kurslarına devam ediyorum. Ücretsiz ve herkesin katılımına açık olması bizim için büyük bir fırsat. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Kursa kızıyla katılan Birtek Savran: “İngilizce kursuna geldiğim zaman İtalyanca kursundan da haberim oldu. Derslerimiz çok verimli geçiyor. Kursa 11 yaşındaki kızım ile katılıyorum. Belediyeye, çalışan arkadaşlarımıza ve Sevil Hanım’a çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><b>DERSLER KEYİFLİ GEÇİYOR</b></p>
<p>İtalyanca öğrenmek kadar kurs ortamının da keyifli olduğunu belirten Serhan Özdemir: “Geçen sene Erasmus için Napoli’ye gitmiştim. O zamandan beri İtalyanca öğrenmeyi istiyordum. Kurstan oldukça memnunum. Kurs ortamını çok seviyorum. Bu imkanı bize tanıyan Selçuk Belediyesi’ne çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>İtalyanca derslerine katılan Gülten Menzil ise; “Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi’nde birçok kursa katıldım. Derslerimiz çok keyifli geçiyor. Güzel bir ortamımız var. Herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-selcuk-prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-dunya-dilleri-ile-bulusuyor-461787">Efes Selçuk, Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde dünya dilleri ile buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İrfan Değirmenci&#8217;nin Moderatörlüğünde Prof. Dr. İlber Ortaylı, LÖSEV&#8217;de Tarihe Yolculuk &#8220;Cumhuriyetin 100. Yılı Söyleşisi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/irfan-degirmencinin-moderatorlugunde-prof-dr-ilber-ortayli-losevde-tarihe-yolculuk-cumhuriyetin-100-yili-soylesisi-461552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 13:38:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyetin]]></category>
		<category><![CDATA[değirmencinin]]></category>
		<category><![CDATA[ilber]]></category>
		<category><![CDATA[irfan]]></category>
		<category><![CDATA[lösevde]]></category>
		<category><![CDATA[moderatörlüğünde]]></category>
		<category><![CDATA[ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşisi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihe]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, LÖSEV’in hastanesi LÖSANTE’de gerçekleştirdiği söyleşide, Cumhuriyetimizin 100. yılı ve LÖSEV’in 25. yılına dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Ünlü gazeteci İrfan Değirmenci’nin moderatörlüğünde düzenlenen etkinlik, 500'den fazla katılımcının yoğun ilgisiyle karşılandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/irfan-degirmencinin-moderatorlugunde-prof-dr-ilber-ortayli-losevde-tarihe-yolculuk-cumhuriyetin-100-yili-soylesisi-461552">İrfan Değirmenci&#8217;nin Moderatörlüğünde Prof. Dr. İlber Ortaylı, LÖSEV&#8217;de Tarihe Yolculuk &#8220;Cumhuriyetin 100. Yılı Söyleşisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet’in 100. yılı ve LÖSEV’in 25. yılı için gerçekleştirilen söyleşi lösemiyi yenmiş gençlerin Orotoryosu ile başladı. Her zaman lösemili çocukların destekçisi olan LÖSEV gönüllüsü gazeteci İrfan Değirmenci’nin moderatörlüğünde başlayan söyleşide, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Cumhuriyetin 100 yıllık tarihine ışık tutarak, Türkiye&#8217;nin bu süreçteki sosyal, kültürel ve siyasi gelişmelerini katılımcılarla paylaştı. Türkiye’deki sağlık ve eğitim konusunda konuşan Ortaylı söyleşide şunları kaydetti: “ Çocuk problemi her cemiyetin büyük bir problemidir.Ve  şunu söyleyeyim çocuklar konusundaki ihmaller çok yaygındır.</p>
<p>21. yüzyıl ve 20. yüzyılın sonundaki kadar insan ticareti, insan baskısı bu devir kadar olmadı.Tıpta gelişmeler oluyor, alkışlıyoruz. Ve arkasından rezalet ve facialar çıkıyor. Sadece doğduğu yer farklı olduğu için sokakta kalan, eziyet çeken, dövülen, hakaret edilen bir çocuğu gözünüzün önüne getirmek zorundasınız. Sizi eşitlikçi ve şefkatli bir dünyaya götürecek şey budur. Bunun olmadığı bir dünya zaten boştur.”</p>
<p>Moderatör İrfan Değirmenci dinleyicilerden gelen soruları İlber Ortaylı’ya yönelterek, interaktif bir ortam yarattı.</p>
<p>LÖSEV Kurucu Başkanı Dr. Üstün Ezer, etkinliğe gösterilen ilgiden büyük memnuniyet duyduğunu ifade ederek, “Cumhuriyetimizin 100. yılı gibi önemli bir dönemde, LÖSEV’in 25. yılını da kutlamaktan gurur duyuyoruz. Bu özel günde, değerli tarihçimiz İlber Ortaylı’nın bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşmasından dolayı büyük mutluluk duyduk. Her zaman ayrım yapmadan dil, din, ırk farkı gözetmeden çocuklarımızın yanına olduk olmaya da devam edeceğiz.” dedi.</p>
<p>Lösemili Çocuklardan İlber Hocalarına Doğum Günü Sürpriz</p>
<p>Söyleşi öncesinde İlber Ortaylı kuliste minik hayranları ile bir araya geldi. Lösemili çocuklar, 77. doğum gününe sadece bir gün kalan İlber Ortaylı’ya doğum günü sürprizi yaptı. Sürpriz kutlama esnasında, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve çocuklar birlikte doğum günü pastası üfledi. Ortaylı, bu özel anı çocuklarla paylaşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.<br />Söyleşi sonunda çocuklar, İlber Hocalarına ve her zaman lösemili çocukların yanında olan İrfan Değirmenci’ye kendi elleriyle çizdikleri portrelerini takdim ederek bu özel günü daha da renklendirdi.<br />Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/irfan-degirmencinin-moderatorlugunde-prof-dr-ilber-ortayli-losevde-tarihe-yolculuk-cumhuriyetin-100-yili-soylesisi-461552">İrfan Değirmenci&#8217;nin Moderatörlüğünde Prof. Dr. İlber Ortaylı, LÖSEV&#8217;de Tarihe Yolculuk &#8220;Cumhuriyetin 100. Yılı Söyleşisi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, Bakü&#8217;de TÜRKÜNİB Genel Kurulu&#8217;na hitap etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bakude-turkunib-genel-kuruluna-hitap-etti-461283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 07:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baküde]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[hitap]]></category>
		<category><![CDATA[kuruluna]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[türkünib]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Türk Üniversiteler Birliği'nin (TÜRKÜNİB) 7. Genel Kurul Toplantısı yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bakude-turkunib-genel-kuruluna-hitap-etti-461283">Rektör Prof. Dr. Budak, Bakü&#8217;de TÜRKÜNİB Genel Kurulu&#8217;na hitap etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>TÜRKÜNİB Dönem Başkanı, Azerbaycan İktisat Üniversitesi (UNEC) Rektörü Prof. Dr. Adalet Muradov&#8217;un ev sahipliğinde yapılan toplantıya, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkelerinden üniversite rektörleri ve akademisyenler katıldı.</span></p>
<p><span>Türk Dünyasında Yükseköğretimin dünya standartlarında verimli ve daha etkin yürütülmesi için oluşturulan TÜRKÜNİB 7. Genel Kurulu Türk Dünyası ülkelerinden rektörlerin katılımıyla Azerbaycan’da gerçekleştirildi. TÜRKÜNİB&#8217;in gelecekteki faaliyetlerine ilişkin konuları ele alındığı toplantıda Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Türk Dünyası Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansı&#8217;nın Kurulması” konulu sunumu yaptı. </span></p>
<p><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “TÜRKÜNİB, Türk Dünyasındaki bütün üniversitelerin bilgi ve altyapı paylaşımından öğrenci ve öğretim elemanı değişimine kadar üye ülkeler arasında başta akademik olmak üzere farklı alanlarda iş birlikleri gerçekleştirmek amacıyla önemli çalışmalar yürütmektedir. Eğitim-öğretim, kültür, sanat ve spor alanlarında iş birliği yapılmasına olanak sağlayarak öncülük eden TÜRKÜNİB, Türk Dünyasındaki bütün üniversitelerin birlikte hareket etmesini hedeflemektedir. Ege Üniversitesi olarak üyesi olduğumuz bu güzide birliğin hedefleri doğrultusunda akademik potansiyelimizi Türk Dünyası üniversiteleri ile paylaşma noktasında önemli rol üstleniyoruz.  Hayata geçirdiğimiz vizyoner projelerle bir yandan bilim ihraç ederken bir yandan da akademik kurumlara rol model oluyoruz. Tam akredite, öğrenci odaklı, araştırma üniversitemiz, uluslararasılaşma misyonu doğrultusunda, Türk Dünyası yükseköğretim kurumları ile geniş bir yelpazede öncü çalışmalara imza attı, atmaya devam ediyor.  Azerbaycan ve Özbekistan’daki üniversitelerle sürdürdüğümüz ve başarı ile devam eden ikili diploma programları bunun en müşahhas örneği olduğunu söyleyebilirim. YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar hocamızın  liderliğinde ilişkilerimizi daha ileri seviyeye taşımak için yoğun gayret göstermeye devam edeceğiz” diye konuştu. </span></p>
<p><b><span>“Türk dünyası üniversiteleri daha görünür olacak”</span></b></p>
<p><span>TÜRKÜNİB’in öncülüğünde Türk Dünyası ile var olan ilişkileri daha da geliştirerek güçlendireceklerini ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, bu önemli organizasyon sayesinde Türk Dünyası üniversitelerinin uluslararası arenada daha görünür olacağını vurguladı. Rektör Prof. Dr. Budak, “YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar hocamızın koordinasyonunda, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatının Türk Üniversiteler Birliği 7. Genel Kurulu&#8217;nda ‘Türk Dünyası Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansı&#8217;nın Kurulması’ konulu sunumu gerçekleştirdik. Birlik bünyesinde, sağlam temeller üzerine inşa edileceğine inandığım ve çalışma ilkelerini sunum yaparak anlattığım  ‘Türk Dünyası Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansı’nın tüm Türk Dünyası&#8217;na hayırlı olmasını diliyorum.  Genel Kurul Toplantısında 49 olan üye sayısı, 60 yeni üniversitenin daha üye yapılması ile 109&#8217;a çıkarıldı. Artık yeni katılımlarla TÜRKÜNİB bulunduğundan çok daha güçlü konuma geldi. Yeni üyelerin üniversitelerimize ve Türk Dünyasına hayırlı olmasını diliyorum” dedi.  </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bakude-turkunib-genel-kuruluna-hitap-etti-461283">Rektör Prof. Dr. Budak, Bakü&#8217;de TÜRKÜNİB Genel Kurulu&#8217;na hitap etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ İletişim Fakültesi eski dekanlarından Prof. Dr. Seyide Parsa son yolculuğuna uğurlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eu-iletisim-fakultesi-eski-dekanlarindan-prof-dr-seyide-parsa-son-yolculuguna-ugurlandi-460411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2024 21:01:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dekanlarından]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[parsa]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seyide]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[uğurlandı]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi eski dekanlarından emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Seyide Parsa, hayata gözlerini yumdu. Parsa, düzenlenen cenaze töreninin ardından Güzelbahçe Yelki Mezarlığında toprağa verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-iletisim-fakultesi-eski-dekanlarindan-prof-dr-seyide-parsa-son-yolculuguna-ugurlandi-460411">EÜ İletişim Fakültesi eski dekanlarından Prof. Dr. Seyide Parsa son yolculuğuna uğurlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Parsa, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV-Fotoğrafçılık Bölümü’nün ilk öğrencilerinden biri olarak 1980 yılında birincilikle mezun oldu. Yüksek lisans ve doktora çalışmasını Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sinema-TV Bölümü’nde tamamlayan Parsa, ardından Ege Üniversitesinde akademik yaşamına devam etti. 1990 yılında sinema alanı mezunu olarak sinemada doçentlik unvanını kazanan ilk kişi olan Parsa, 1995 yılında ise profesör unvanını almaya hak kazandı. Parsa, ‘Bir Oba Bir Halı’ (1988) belgesel filmi ile Kültür Bakanlığı Sinema Jüri Özel Ödülünü ve 2004 yılında İzmir’de ‘Başarılı ve Mücadeleci Türk Kadını Onur Ödülü’nü kazandı. İletişim Fakültesi Dekanlığı ile Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Başkanlığı görevlerini de yürüten Prof. Dr. Parsa, ayrıca Basın İlan Kurumu üyeliğinde de bulundu. Bilimsel birçok kuruluşa üyeliğinin yanında, çok sayıda derginin yayın kurulu üyeliğini de gerçekleştiren Parsa, 2008 yılında Ege Üniversitesinden emekliye ayrıldı.</p>
<p>Estetik Açıdan Filmin Temel Öğeleri, Televizyon Haberciliği ve Kuramları, Televizyon Estetiği, Belgesel Film Yapım Teknikleri, Göstergebilim Çözümlemeleri gibi kitapların yazarlığını yapan Prof. Dr. Seyide Parsa; Ege Bölgesi’nde Ölüm, Düzlen’de Düğün, Bir Oba Bir Halı, Birgi Evleri, Kula&#8217;da Halı gibi belgesel filmlerin de yönetmenliğini üstlendi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-iletisim-fakultesi-eski-dekanlarindan-prof-dr-seyide-parsa-son-yolculuguna-ugurlandi-460411">EÜ İletişim Fakültesi eski dekanlarından Prof. Dr. Seyide Parsa son yolculuğuna uğurlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Ezbere birtakım kokteyllerin kullanılması ölümle dahi sonuçlanabilecek sağlık sorunlarına yol açabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-ezbere-birtakim-kokteyllerin-kullanilmasi-olumle-dahi-sonuclanabilecek-saglik-sorunlarina-yol-acabilir-460285</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2024 11:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birtakım]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[ezbere]]></category>
		<category><![CDATA[kokteyllerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[ölümle]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlanabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlarına]]></category>
		<category><![CDATA[tayfun]]></category>
		<category><![CDATA[uzbay]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serumun damar yolu ile verildiğini ve damar yolu açılmasının kendine özgü bazı risklerinin olduğunu kaydeden uzmanlar, damar yolunun yetkili bir sağlık personeli tarafından hastane koşullarında açılması gerektiğini, kuaförde damar yolu açmaya kalkışan kişinin ya yetkisiz ya da yasaları çiğnediğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-ezbere-birtakim-kokteyllerin-kullanilmasi-olumle-dahi-sonuclanabilecek-saglik-sorunlarina-yol-acabilir-460285">Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Ezbere birtakım kokteyllerin kullanılması ölümle dahi sonuçlanabilecek sağlık sorunlarına yol açabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sözde “yaşam iksiri” gibi dinamizm veren vitaminlerin kullanımının kanser, grip ve benzeri viral hastalıklardan ve beslenme eksikliğine bağlı sorunlardan koruyucu olduğuna inanıldığını vurgulayan Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, “Bu doğru değildir. Vitamin ve minerallerin dengeli bir şekilde vücutta bulunması sağlık için önemlidir, ancak neyin eksik olduğunu doğru biçimde tespit etmeden ve bir hekim reçetesi almadan ezbere birtakım kokteyllerin kullanılması ölümle dahi sonuçlanabilecek sağlık sorunlarına yol açabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, kuaförde vitamin serumu taktırma ve vitamin serumlarının hastane dışında uygulanması konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Damar yolu açılmasının kendine özgü bazı riskleri var</strong></p>
<p>Öncelikle, serum takılmasının ne anlama geldiğini herkesin iyi bilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, “Serum damar yolu ile verilir ve damar yolu açılmasının kendine özgü bazı riskleri vardır. Damar yolunun kesinlikle işin ehli ve yetkili bir sağlık personeli tarafından hastane koşullarında açılması gerekir. Evde açılacaksa, hastanın evde bu şekilde tedavi alabileceğinin uzman hekim tarafından onaylanması ve yine bir uzman sağlık çalışanı tarafından bu işlemin gerçekleştirilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Kuaförde damar yolu açmaya kalkışan kişi ya yetkisizdir ya da yasaları çiğniyordur</strong></p>
<p>Kuaförde damar yolu açılıp serum alınmasına ilişkin de Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, şu bilgileri verdi.</p>
<p>“Kuaförde damar yolu açılıp serum alınıyorsa iki sorun söz konusudur. Birincisi hiçbir sağlık personeli hastane dışında ve hekim talimatı dışında damar yolu açmaya yetkili değildir. Meslek etiği bakımından bu çok ağır bir mesleğin kötüye kullanımıdır. Ayrıca yasal sorumluluklar da söz konusudur. Kuaförde damar yolu açmaya kalkışan kişi ya yetkisizdir, yetkin bir sağlıkçı değildir ya da mesleğin etik kurallarını ve yasaları çiğniyordur. </p>
<p><strong>HIV ve hepatit gibi tehlikeli enfeksiyon tehlikesi var</strong></p>
<p>Buradaki en büyük risklerden biri enfeksiyon olasılığıdır. Ortaya çıkabilecek enfeksiyonlar çok ciddi boyutta olabilir. Buna HIV ve hepatit gibi tehlikeli enfeksiyonlar dahildir. Ayrıca damar yolu açılarak damar yolu ile bir şeyler verme anaflaksi başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. </p>
<p>Anaflaksi öldürücüdür. O nedenle bizim paranteral uygulamalar dediğimiz enjeksiyon veya seruma bir şeyler katarak damar için uygulamalar mutlaka hastanede yapılmalıdır.”</p>
<p><strong>Sözde “yaşam iksiri” gibi dinamizm veren vitamin söylemi doğru değil…</strong></p>
<p>Sözde “yaşam iksiri” gibi dinamizm veren vitaminlerin kullanımının kanser, grip ve benzeri viral hastalıklardan ve beslenme eksikliğine bağlı sorunlardan koruyucu olduğuna inanıldığını da vurgulayan Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu doğru değildir. Vitamin ve minerallerin dengeli bir şekilde vücutta bulunması sağlık için önemlidir, ancak neyin eksik olduğunu doğru biçimde tespit etmeden ve bir hekim reçetesi almadan ezbere birtakım kokteyllerin kullanılması ölümle dahi sonuçlanabilecek sağlık sorunlarına yol açabilir. </p>
<p><strong>Bu kokteyller eğer magnezyum fazlalığı oluşturursa kalp durmalarına yol açabilir </strong></p>
<p>Örneğin bugünlerde bir magnezyum çılgınlığı yaşanıyor. Bu kokteyllere magnezyumun katılması eğer magnezyum fazlalığı oluşturursa ani tansiyon düşmelerine, kalp durmalarına yol açabilir. Damar yolundan alınmada bu gibi yan etkiler daha şiddetli ve kısa sürede ortaya çıkabilir. Eksikliği saptanmamış veya eksik olup olmadığı bilinmeyen herhangi bir vitamin ve mineralin damar yolu ile seruma karıştırılarak alınmasından kaçınmak gerekir. Mutlaka bir hekimin onayı ve bilgisi dahilinde uygulanmalıdır.”</p>
<p><strong>C vitamini fazlalığı böbrek taşı oluşumuna yol açabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. İsmail Tayfun Uzbay, hangi vitaminlerin ezbere alınmasının ne gibi riskleri barındırdığı konusunda da bilgi vererek, şöyle devam etti:</p>
<p>“B1 vitaminin damar yoluyla fazla alınması iştahsızlık, depresyon, yorgunluk, sindirim rahatsızlıkları, kas ve sinir rahatsızlıkları, Beriberi, Wernicke-Korsakoff sendromu gibi durumlara yol açabilir. B3 vitamininin fazla alınması karaciğer hasarı, mide ülserinde kötüleşme ve tansiyon düşüklüğüne yol açabilir. B5 vitaminin (pantotenik asit) fazla alınması kanamaya eğilimi artırır. Kadınlarda adet kanamalarını şiddetlendirebilir. B6 vitamininin aşırı alınması sinirlerde harabiyete yol açabilir. </p>
<p>Folik asidin aşırı alınması böbrek ve karaciğer hasarları oluşturur. C vitamini fazlalığı da böbrek taşı oluşumuna yol açabilir. Bunların hepsi suda çözünen vitaminlerdir. </p>
<p><strong>Aşırı D vitamini osteoporoza neden oluyor</strong></p>
<p>Bir de yağda çözünenler var. A vitamini fazlalığı cilt ve kemik deformasyonlarına, aşırı D vitamini osteoporoza, E vitaminin fazla alınması kanama riskinde artış, ciltte kabarmalar, kanda trigliserit yüksekliği, tiroit yetmezliği ve K vitamini etkisinde azalmaya yol açabilir. Yüksek doz K vitamini de hamile ve emzirenlerde, diyaliz hastalarında ve ciddi karaciğer hastalığında pıhtılaşma sorunu olanlara zararlı olabilir. Vitamin K, koenzim Q10 ve E vitamini ile etkileşir.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tayfun-uzbay-ezbere-birtakim-kokteyllerin-kullanilmasi-olumle-dahi-sonuclanabilecek-saglik-sorunlarina-yol-acabilir-460285">Prof. Dr. Tayfun Uzbay: &#8220;Ezbere birtakım kokteyllerin kullanılması ölümle dahi sonuçlanabilecek sağlık sorunlarına yol açabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dekan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, &#8220;Dünyanın her yerinde mezunu istihdam edilen bir fakülteyiz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dekan-prof-dr-aysegul-donmez-dunyanin-her-yerinde-mezunu-istihdam-edilen-bir-fakulteyiz-459855</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 14:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ayşegül]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dekan]]></category>
		<category><![CDATA[dönmez]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[fakülteyiz]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[mezunu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanlığı ve Ege Üniversitesi Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlüğü iş birliğinde “Hemşirelerimiz Geleceğimiz: Bakımın Ekonomik Gücü” teması ile düzenlenen programda Dünya Hemşireler Günü kutlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dekan-prof-dr-aysegul-donmez-dunyanin-her-yerinde-mezunu-istihdam-edilen-bir-fakulteyiz-459855">Dekan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, &#8220;Dünyanın her yerinde mezunu istihdam edilen bir fakülteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Etkinliğin ilk günü çelenk koyma töreni ardından Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Prof. Dr. İnci Erefe Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Programa, EÜ Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, EÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz, EÜTF Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Tahir Atik, Sağlık Bakımı Hizmetleri Müdürü Uzm. Hem. Birgül Nurülke, Hemşirelik Fakültesinin ilk mezunu Prof. Dr. İnci Erefe, Hemşirelik Fakültesinin önceki müdürlerinden Prof. Dr. Zeynep Conk, Hemşirelik Fakültesi ve Tıp Fakültesi Yönetimi, akademisyenler, EÜTF Hastanesi hemşireleri, idari personel ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmasını gerçekleştiren Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “Hemşirelik mesleği, dünyada serbest dolaşım hakkı olan 8 meslekten bir tanesidir. Hemşireleri sağlık alanının her yerinde görmek mümkün. Sağlık Bakanlığı 2023 yılsonu verilerine göre,  sağlık kurumlarında çalışan sağlık profesyonelleri içinde en çok sayıyı 177 bin 866 ile hemşireler oluşturmaktadır. Bu sayı ülkemiz nüfusu için hala yetersizdir. Yine üniversitelerde Hemşirelik Programlarında; 71bin 538 lisans, 6bin 157 yüksek lisans, bin 359 doktora öğrencisi olmak üzere toplam 79 bin 54 öğrencimiz bulunmaktadır. Biz bu sayımızla, sağlık alanında birlikte hizmet verdiğimiz iş arkadaşlarımız olan hekimler, ebeler, diyetisyenler, fizyoterapistler ve sağlık teknisyenleri ile değişim ajanı olabilecek güçteyiz” diye konuştu.</p>
<p><b>“Hemşirelik hizmetlerinin geleceğini inşa eden fakülteyiz”</b></p>
<p>Dekan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “Bu sene, Uluslararası Hemşireler Birliği 2024 yılı temasını ‘Hemşirelerimiz Geleceğimiz, Bakımın Ekonomik Gücü’ olarak duyurmuştur. Bu tema birey olarak hemşirenin ekonomik anlamda ferahının sağlanmasının yanında, sağlık kurumlarında bir hemşirenin o kuruma bakım verme süreçlerinde tıbbi malzemeden, zaman yönetimine kadar gerçekleştirdiği ekonomik hamlelerini,  hastası için yaptığı sağlık giderlerine yönelik ekonomik hamleleri sonucu taburculuğunun hızlanmasını, böylece ülke ekonomisine katkısını da içermektedir. Bizler, Avrupa’da 1955 yılından itibaren ilk hemşirelik lisans programı olarak sağlık alanında hemşirelik hizmetlerinin geleceğini inşa eden, dünyanın her yerinde mezunu istihdam edilen bir fakülte olmanın gücünü ve gururunu yaşıyoruz. Hemşirenin mesleğini icradaki yaratıcı gücünün, ekonomik ve dijital güce şekil vereceğine inanarak, Dünya Hemşireler Günümüzü içtenlikle kutluyorum” dedi.</p>
<p><b>“Hayat devam ettikçe hemşirelere ihtiyaç hiç bitmeyecek”</b></p>
<p>EÜ Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Tahir Atik, “Çalışmalarımızı gerektiğinde fazla çalışma saatleri ve nöbetlerle hatta insanüstü şekilde bazen kendi ailemizle geçireceğimiz zamandan çalarak gerçekleştiriyoruz. Bu yüzden bu kutsal mesleği yaparak birlikte yürüdüğümüz için sizlerle gurur duyuyorum. Hemşirelik Haftası vesilesiyle burada, siz sağlık savaşçılarıyla bir arada olmanın onurunu yaşıyorum. Hayat devam ettikçe hemşirelere ihtiyaç hiç bitmeyecek. Bu onurlu meslek, her yeni gün bizlere daha büyük değer katacaktır” diye konuştu.</p>
<p>EÜ Hastanesi Sağlık Bakımı Hizmetleri Müdürü Uzm. Hem. Birgül Nurülke, “Hemşirelik, diğer mesleklerde olduğu gibi toplumsal ihtiyaçlardan doğan, insan hayatıyla yakından ilgili, bilgi, beceri ve ekip çalışması gerektiren, temelinde sevgi, saygı, özveri, sabır, hoşgörü yatan, çalışma şartları olan zor bir meslektir. Hemşire din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin birey, aile ve topluma sağlığını kazandırmak için çalışır. Bu nedenle sevgiden, şefkatten, disiplin ve ciddiyetten uzak bir kişinin bu mesleği hakkını vererek icra etmesi mümkün değildir. Sağlık kurumlarında güvenli, aralıksız ve kaliteli sağlık hizmeti almak için uygun nitelikte ve yeterli sayıda hemşire istihdamı önemlidir. Bu bağlamda yetkin bir istihdam politikası izlenmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Fotoğraflarla Ege’de Hemşirelik” dia gösterisi</b></p>
<p>Etkinlikte, ilk olarak Ege Üniversitesindeki hemşirelik uygulamalarını fotoğraflar eşliğinde gösteren “Fotoğraflarla Ege’de Hemşirelik” başlıklı dia gösterisi gerçekleştirildi. Ardından İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şadiye Deniz tarafından “Yapay Zeka ve Hemşirelik: Dijital Dönemde Meslek Pratikleri” başlıklı bir konferans verildi. Katılımcılar, yapay zekanın sağlık sektöründeki rolünü ve dijital çağda meslek pratiğindeki değişimleri tartışma fırsatı buldular.</p>
<p><b>“İnsan Bedeninde Ruhsal Gücün Keşfi”</b></p>
<p>İkinci gün etkinlikleri EÜ Tıp Fakültesi Muhittin Erel Amfisi’nde gerçekleştirildi. Programda Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “İnsan Bedeninde Ruhsal Gücün Keşfi” konulu konferansı verdi. Yoğun bir katılım ile gerçekleştirilen konferansta Dekan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, insan bedenindeki mucizelerin ruhsal gücü artırmadaki etkisine yönelik bilgi ve uygulamaları anlattı.</p>
<p>Konferansın ardından Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Türk Müziği Bölümü Öğretim Üyesi, TENDUO Proje Sahibi, Sanat Yönetmeni, Kabak Kemane İcracısı Doç. Dr. Özgür Çelik ve Piyanist Deniz Kocaman tarafından müzik dinletisi icra edildi.</p>
<p>Etkinlik, Ege Üniversitesi Hastanesinden emekli olan hemşire ve sağlık teknikerlerine plaketlerin takdim edilmesiyle son buldu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dekan-prof-dr-aysegul-donmez-dunyanin-her-yerinde-mezunu-istihdam-edilen-bir-fakulteyiz-459855">Dekan Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, &#8220;Dünyanın her yerinde mezunu istihdam edilen bir fakülteyiz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İşgalin bir an önce sona ermesini temenni ediyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-isgalin-bir-an-once-sona-ermesini-temenni-ediyoruz-459364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 09:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[ediyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[ermesini]]></category>
		<category><![CDATA[işgalin]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sona]]></category>
		<category><![CDATA[temenni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, Filistin’de sürdürülen soykırıma dikkat çekmek ve Refah Sınır Kapısı’nın işgali protesto etmek amacıyla “Filistin Meselesi ve Kudüs Davamız” başlıklı konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-isgalin-bir-an-once-sona-ermesini-temenni-ediyoruz-459364">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İşgalin bir an önce sona ermesini temenni ediyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>EÜ Kültür Sanat Evinde gerçekleşen etkinliğe Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Ersan, Prof. Dr. Banu Yücel, senato üyeleri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Etkinlik sonunda Rektör Prof. Dr. Budak, öğrencilerle birlikte “Tüm Kampüsler Gazze İçin Küresel İntifada” yazılı pankartla fotoğraf çektirdi. Etkinlikte ayrıca Filistin’de gerçekleştirilen soykırımda katledilenlerin ruhuna lokma hayrı gerçekleştirildi. </span></p>
<p><span>Filistin’de yaşananların bir insani felaket olduğunu dile getiren Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “İsrail’in Ekim ayından bu yana, başta Gazze Şeridi olmak üzere Filistin’de masum sivillere yönelik gerçekleştirmiş olduğu saldırılar, eşi benzeri görülmemiş bir insani felakete yol açmıştır. Uluslararası insan hakları norm ve ilkeler ihlal edilerek bölgede; hastanelere, sivil yerleşim yerlerine, ibadethanelere, uluslararası yardım kuruluşlarının bulunduğu bölgelere yönelik havadan ve karadan saldırılar neticesinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binlerce masum sivil hayatını kaybetmiştir. İsrail yönetiminin tüm tepkilere rağmen Filistin halkına yönelik sistematik bir şekilde devam eden ağır ve insanlık dışı saldırıları, sivillere yönelik toplu cezalandırma, geniş çapta yıkım ve yerinden etme politikaları açıkça soykırım ve insanlığa karşı suçlarının bir göstergesi olmuştur” dedi.</span></p>
<p><b><span>“Temel hak ve özgürlükler ihlal ediliyor”</span></b></p>
<p><span>Bölgede temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini söyleyen Prof. Dr. Budak, “Tüm ateşkes çağrılarına rağmen savaş suçu işlemeye devam eden İsrail, Refah bölgesindeki saldırılarına da devam etmektedir. İsrail yıllarca abluka altında adeta açık hava hapishanesine dönüştürdüğü Filistin’de, temel insan hak ve özgürlükleri ile uluslararası hukukun ilkelerini hiçe sayarak insani yardımları engellemek suretiyle açlığı ve yokluğu en büyük silah olarak kullanmakta ve bölgede yaşayan binlerce Filistinliyi göç etmeye zorlayarak bölgedeki insani dramı daha da artırmaktadır. İsrail’in Filistin’e yönelik işgal niteliğindeki bu saldırıları daha fazla insanlık dramına yol açmadan bir an önce sona erdirilmelidir. Türkiye tarafından, bölgede kalıcı bir barışın tesisi amacıyla iki devletli vizyon temelinde yapılan diplomatik girişimleri destekliyoruz. Bu bağlamda, akademik camia olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğumuzu bildirmek isterim” diye konuştu.</span></p>
<p><span>Moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Birgivi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık’ın yaptığı “Filistin Meselesi ve Kudüs Davamız” başlıklı konferansta İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Küçük ve  Birgivi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Seyfullah Efe konuşmacı olarak katıldı. </span></p>
<p><b><span>“Yaşanan soykırım bir insanlık meselesidir”</span></b></p>
<p><span>Yaşanan soykırımın bir insanlık meselesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Palabıyık, “İnsanlık dramına dönüşen bu soykırım, artık sadece Müslümanların değil tüm insanlığın meselesidir. Yapılan her zulme karşı gelinmelidir. Bu, Müslüman olmanın Türk olmanın yoludur, yordamıdır. Varlığımızın sebebidir. Bu yüzden bütün insanlığı bu perişanlığa sebebiyet verenleri lanetlemeye, buna maruz kalanlara yardım etmeye ve destek vermeye, onlar için dua etmeye davet ediyoruz” diye konuştu. </span></p>
<p><span>Birgivi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Seyfullah Efe, konferans kapsamında yaptığı konuşmada peygamberler tarihi boyunca Kudüs’te yaşanan gelişmeleri ve Kudüs’ün tüm dinler açısından önemini anlattı. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Küçük ise özellikle 1900’lü yıllar kapsamında Filistin ve İsrail arasında tırmanan gerilimin nedenlerine değindi.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-isgalin-bir-an-once-sona-ermesini-temenni-ediyoruz-459364">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;İşgalin bir an önce sona ermesini temenni ediyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde kursiyerlerin katılımıyla düzenlenen birbirinden eğitici kurslar yoğun ilgi görüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-kursiyerlerin-katilimiyla-duzenlenen-birbirinden-egitici-kurslar-yogun-ilgi-goruyor-459002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2024 09:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[aka]]></category>
		<category><![CDATA[birbirinden]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlenen]]></category>
		<category><![CDATA[eğitici]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[görüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ismail]]></category>
		<category><![CDATA[katılımıyla]]></category>
		<category><![CDATA[kursiyerlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kurslar]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitmenlerin özveri ile yürüttüğü kurslar, Efes Selçuklu vatandaşlara kültürel kazanım ve sosyalleşme imkânı sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-kursiyerlerin-katilimiyla-duzenlenen-birbirinden-egitici-kurslar-yogun-ilgi-goruyor-459002">Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde kursiyerlerin katılımıyla düzenlenen birbirinden eğitici kurslar yoğun ilgi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi’nde düzenlene kurslardan Kat’ı Sanatı kursu kadınların yoğun katılımıyla devam ediyor. Kurslara katılarak üretmenin keyfini yaşadıklarını belirten kursiyerlere göre kat’ı sanatı kursu terapi özelliği de taşıyor. </p>
<p><b>YAPTIĞIMIZ ETKİNLİKLER HER SENE GELİŞEREK DEĞİŞİYOR</b></p>
<p>Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi’nde Kat’ı Sanatını kursiyerlere sevdiren eğitmen Serdar Atalay; “Yaptığımız etkinlikler her sene gelişerek değişiyor. Sadece kâğıt kullanılarak yapılan bir sanat. Kağıdın değişik şekillerde dövülmesi, çizilmesi, şekil verilmesiyle gerçekçi bir şekilde üç boyuta getirerek ortaya çıkarıyoruz ve ilgi çekici bir form kazandırıyoruz. Sanat eseri haline getiriyoruz” dedi.</p>
<p>İki grup halinde toplam 55 kursiyerin katıldığı kat’ı sanatını Efes Selçuk Belediyesi desteğiyle bugüne kadar 7 kez düzenlediklerini belirten kat’ı sanatı eğitmeni Serdar Atalay; “Haftada iki gün çalışıyoruz.  Selçuk Efes Kent Belleği’nde, 8 Eylül Selçuk’un Düşman İşgalinden Kuruluş gününde düzenlenen Efes Festivalinde açık hava sergilerimizi açtık, yapılan sanat eserlerini sergiledik. Amacımız İzmir’in başka noktalarında da sergilerimizi açmak” dedi.</p>
<p><b>KAT</b>’<b>I SANATI ADETA BİR TERAPİ</b></p>
<p>Kat’ı sanatıyla ilgilenen kursiyer Sevim Bölükoğlu, bu sanatı icra etmenin rahatlatıcı bir terapi görevi gördüğüne dikkat çekerek sosyal çevre kazandıklarını aktardı.</p>
<p>Kat’ı sanatına yeni gönül veren kursiyer Hatice Mercan, eğitmenleri Gürsu Atalay ve Serdar Atalay’dan aldıkları eğitimden çok memnun olduklarını, kurs alırken yaşadıkları heyecan ve resimler ortaya çıktıkça yaşadıkları memnuniyeti anlattı.</p>
<p>Kursiyer Derya Sevinç ise “Ben 2018 yılından beri çok severek eğitim alıyorum. Kat’ı sanatı terapi gibi grubumuzdaki arkadaşlarımız ile çok iyi anlaşıyoruz. Eğitmenlerimize ve Efes Selçuk Belediyesi’ne katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ismail-aka-kutuphanesi-ve-sosyal-etkinlik-merkezinde-kursiyerlerin-katilimiyla-duzenlenen-birbirinden-egitici-kurslar-yogun-ilgi-goruyor-459002">Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi&#8217;nde kursiyerlerin katılımıyla düzenlenen birbirinden eğitici kurslar yoğun ilgi görüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 08:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırdı]]></category>
		<category><![CDATA[literatüre]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[turunu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Yaşa ve ekibi tarafından Bozdağ bölgesine endemik bir baklagil olan Astragalus flavescens'in kök nodüllerinden simbiyotik azot fiksasyonu yapan yeni bir bakteri türü keşfedildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Yaşa, Ege Üniversitesi’nin “2024-Vefa Yılı”nda keşfedilen yeni bakteri türüne EÜ Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı kurucusu ve ülkemizin mikrobiyoloji alanının öncülerinden Prof. Dr. Mehmet Öner’e ithafen “Phyllobacterium Onerii” adını verdi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Prof. Dr. İhsan Yaşa ve EÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Arş. Gör. Asiye Esra Eren Eroğlu’nu makamında ağırlayarak, sürdürdükleri bilimsel çalışmalar hakkında bilgi aldı. Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz akademisyenleri bilim dünyasına kazandırdıkları önemli keşifleriyle gurur kaynağımız olmaya devam ediyor. Değerli hocamız Prof. Dr. İhsan Yaşa ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Biyoteknolojik uygulamalara katkı sağlayacak”</b></p>
<p>Keşfedilen yeni bakteri türü hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yaşa, “Biyoçeşitliliğin ekosistem üzerine doğrudan ve dolaylı katkısı hesaplanamayacak kadar büyüktür. Biyolojik azot fiksasyonu kabiliyetinin tüm zirai bitkilere adapte edebilme öngörüsünün gerçekleşmesinin ilk adımı rhizobiyal bakterilerin doğadan izole edilip saflaştırılması ve tüm genomik özelliklerinin ortaya çıkarılmasıdır. Rhizobiyal türler ve bitki büyümesini teşvik eden bakteriler gibi faydalı kök mikroorganizmalarının toprak verimliliğinin kilit oyuncularıdır. Bu mikroorganizmaların çevre ve birbirleriyle olan etkileşimlerini düzenleyen genetik determinantların belirlenmesi, sürdürülebilir ekosistemler ve tarımın geliştirilmesi için de çok önemlidir. Çalışmamızda da olduğu gibi, genomik analizler bir bakteriyel suşun gelecekteki biyoteknolojik uygulamaları için tüm cephaneliğinin ortaya çıkarılabilmesine imkân sağlayacak” dedi. </p>
<p><b>“Bozdağ önemli bir endemik bitki merkezi”</b></p>
<p>Yerel rhizobiyal türler ile ilgili araştırmalarına devam edeceklerini söyleyen Prof. Dr. Yaşa, “El değmemiş doğası ile İzmir’in endemik, nadir bitkilerle sayıca zengin ve mikroklimatik özellikleri ile de tarımsal açıdan önemli bir potansiyele sahip bölgelerinden olan Bozdağ, çok sayıda doğal baklagil türleri ile yerli ve yeni rhizobial bakterilerin de potansiyel bir kaynağıdır. Özellikle bitki endosimbiyontu rhizobiyal türler çölleşme ve kuraklık tehditlerine karşı biyolojik çeşitlilik ve ekosistem için bir tür sigorta görevi gördüklerinden inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent&#8217;ten Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu&#8217;na nezaket ziyaretinde bulundu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adnan-menderes-universitesi-rektoru-prof-dr-bulent-kentten-aydin-buyuksehir-belediye-baskani-ozlem-cerciogluna-nezaket-ziyaretinde-bulundu-457136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2024 13:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[adnan]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bülent]]></category>
		<category><![CDATA[bulundu]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğluna]]></category>
		<category><![CDATA[kentten]]></category>
		<category><![CDATA[menderes]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[özlem]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektörü]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'na nezaket ziyaretinde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adnan-menderes-universitesi-rektoru-prof-dr-bulent-kentten-aydin-buyuksehir-belediye-baskani-ozlem-cerciogluna-nezaket-ziyaretinde-bulundu-457136">Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent&#8217;ten Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu&#8217;na nezaket ziyaretinde bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ziyarette; ADÜ Rektörü Kent, Çerçioğlu&#8217;nu Aydın&#8217;daki başarılı çalışmalarından dolayı kutladı.</p>
<p>Aydın&#8217;ı gençler için de daha yaşanabilir bir kent haline getirmek için çalışmaya devam ettiklerini belirten Çerçioğlu, ADÜ Rektörü Kent&#8217;e nazik ziyaretleri için teşekkür etti.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adnan-menderes-universitesi-rektoru-prof-dr-bulent-kentten-aydin-buyuksehir-belediye-baskani-ozlem-cerciogluna-nezaket-ziyaretinde-bulundu-457136">Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent&#8217;ten Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu&#8217;na nezaket ziyaretinde bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen emekliliğe uğurlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-eser-yildirim-sozmen-emeklilige-ugurlandi-456950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2024 08:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[emekliliğe]]></category>
		<category><![CDATA[eser]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sözmen]]></category>
		<category><![CDATA[uğurlandı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen, düzenlenen törenle emekliliğe uğurlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-eser-yildirim-sozmen-emeklilige-ugurlandi-456950">Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen emekliliğe uğurlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıp Fakültesi Muhiddin Erel Amfisinde gerçekleştirilen törene Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Sezai Taşbakan, akademisyenleri, öğrenciler ve Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen’in sevenleri katıldı.</p>
<p>Emeklilik töreninde konuşan EÜ Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Sezai Taşbakan, “Hem eğitim hem araştırma hem sağlık hizmeti sunumu alanlarında önemli hizmetleri olan değerli Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen hocamızın emeklilik töreni dolayısıyla bir aradayız. Hocam hem idari hem akademik pek çok görev yürüttü. Pek çok komisyonda yer aldı. Bundan sonraki yaşamında  hocamıza mutluluklar diliyorum” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen’in yürüttüğü akademik ve idari görevler ile  hazırladığı bilimsel projelerle ilgili bilgi veren Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Sezer,“ Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen, üniversitemizde en çok proje yapan hocalarımız arasındadır. Bu nedenle takdir edilmiş ve ödül almıştır. 64 adet ulusal projesi bulunan hocamızın 2 adet TÜBİTAK projesi, 1 Devlet Planlama Teşkilatı Projesi, bir KOSGEB projesi bulunmaktadır. Bununla birlikte 2010-2012 yılları arasında yürüttüğü Avrupa Birliği Projesi, 2 adet patenti mevcuttur. Kurucu olarak görev aldığı derneklerin başında; Ege Tıbbiyeliler Derneği, Ege Öğretim Elemanları Derneği, Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği, Türkiye Üniversiteler Sürekli Eğitim Merkezi Konseyi sayılabilir. Ayrıca hocamız, Anabilim Dalımızda 2012-2015 yılları arasında başkanlık görevini üstlenirken, 2008-2018 yılları arasında Ege Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müdürlüğü, 2009’dan günümüze kadar Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi Metabolizma Laboratuvarı Sorumlu Uzmanı olarak çalışmıştır” diye konuştu.</p>
<p>Meslek hayatı boyunca üzerinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen, “Bu töreni düzenleyen Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı ailesine teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün bir kez daha mezun olduğumu düşünüyorum. Karşılaştığım her zorluk bana güzel bir yol açtı. Çok değerli hocalarımızla önemli çalışmalara imza attık. Kurslar, seminerler düzenledik. Dersler verdik. Bu yolda yürümemi sağlayan hocalarıma ve aileme teşekkür ediyorum” dedi. </p>
<p>Konuşmaların ardından Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen, “Kadından Bilim İnsanı Olur mu?” başlıklı bir konferans verdi. Tören, Prof. Dr. Yıldırım Sözmen’e plaket ve çiçek takdim edilmesinin ardından son buldu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-eser-yildirim-sozmen-emeklilige-ugurlandi-456950">Prof. Dr. Eser Yıldırım Sözmen emekliliğe uğurlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Öğrencilerimize Ar-Ge kültürü kazandırıyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ogrencilerimize-ar-ge-kulturu-kazandiriyoruz-455143</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 May 2024 10:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[arge]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerimize]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455143</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Karşıyaka Sağlık Bilimleri Fakültesi Suat Cemile Balcıoğlu Yerleşkesini ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, program kapsamında Sağlık Bilimleri Fakültesi Akademik Kurulu’na ve Bilim Şenliği’nin açılışına katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ogrencilerimize-ar-ge-kulturu-kazandiriyoruz-455143">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Öğrencilerimize Ar-Ge kültürü kazandırıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Karşıyaka Sağlık Bilimleri Fakültesi Suat Cemile Balcıoğlu Yerleşkesini ziyaret eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, program kapsamında Sağlık Bilimleri Fakültesi Akademik Kurulu’na ve Bilim Şenliği’nin açılışına katıldı.</p>
<p>         Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Budak, Karşıyaka Sağlık Bilimleri Fakültesi Suat Cemile Balcıoğlu Yerleşkesini ziyaret etti. Sağlık Bilimleri Fakültesi Akademik Kuruluna katılan Rektör Prof. Dr. Budak, fakültenin akademik faaliyetlerini ve bilimsel projelerini değerlendirdi. Öğrencilerin projelerinin sergilendiği Bilim Şenliği’nin açılışını yaptı. Açılışa, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, Fakülte Dekanı Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, Bölüm Başkanları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Öğrenci projelerinin sergilendiği bilim stantlarını gezen Rektör Prof. Dr. Budak, genç sağlıkçıların hazırladıkları projelerle ilgili bilgi aldı.</p>
<p>Bilim Şenliğinin açılışında konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Bildiğiniz gibi 21. yüzyılın değişen dinamikleri ile birlikte yükseköğretim kurumlarının üstlendikleri işlevler; yeni stratejiler ve iş birlikleri çerçevesinde ciddi bir dönüşüme uğramıştır. Küresel rekabetin yoğun olarak yaşandığı günümüzde ülkeler; bu rekabetin gerisinde kalmamak için Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vererek, inovasyon sistemlerini çağın gereklerine uygun olarak revize etmeleri gerekmektedir. Bu anlamda üniversitemizde öğrenimlerine devam eden öğrencilerimizin Ar-Ge kültürü kazanmaları için bilim üretme ekosistemini başarılı bir şekilde oluşturarak sürdürülebilir hale getiriyoruz. Türk yükseköğrenimine örnek uygulamalar kazandıran tam akredite öğrenci odaklı bir araştırma üniversitesi olarak öğrencilerimizin projelerini en verimli şekilde hayata geçirmeleri ve gerekli desteği almaları adına Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezini (AROM) kurduk. Burada gençlerimize Ar- Ge kültürü kazandırıyoruz. Bilgi ve teknoloji geliştirmeleri,  proje hazırlamaları, bu projeleri tescilleyerek ticarileştirmeleri yönünde önemli eğitimler veriyoruz” dedi.</p>
<p><b>“EÜ’de Öğrenci Proje Festivali düzenlenecek”</b></p>
<p>Öğrenci Odaklı Üniversite misyonu doğrultusunda oluşturdukları Ar-Ge ekosisteminin meyvelerini vermeye devam ettiğini vurgulayan Rektör Prof. Dr.  Budak, “Üniversitemiz TÜBİTAK 2209/A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programına yaptığı 293 başvurunun 196’sı kabul gördü. Ege Üniversitesi böylece başvurusu en çok kabul gören üniversite oldu. Ayrıca üniversitemiz programa en fazla başvuru yapan ikinci üniversite konumunda yer aldı. TÜBİTAK 2209-B Öğrencileri Sanayiye Yönelik Araştırma Projeleri Desteği programında ise 38 başvurusunun 24’ü kabul gördü. Bu anlamda en fazla proje başvurusu yapan ve projesi kabul gören ikinci üniversite olmayı başardı. TEKNOFEST’te öğrencilerimiz hazırladığı projeleri ile başvuru yaparak birçok başarı elde etti. Bu anlamda kampüsümüzde öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası proje festivallerine katılımında hayata geçirecekleri projeleri daha profesyonel ortamda hazırlanmaları adına kampüsümüzde Öğrenci Proje Evini yaptık. Yakın zamanda açılışını gerçekleştireceğiz. 13 Mayıs 2024 tarihinde üniversitemizin 5 yıllık 10 yıllık Ar-Ge stratejisinin belirleneceği Ege Üniversitesi Ar-Ge Şurasını düzenleyeceğiz. Ayrıca 14 Mayıs 2024 tarihinde Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezimizin bulunduğu alanda Öğrenci Proje Festivalini düzenleyeceğiz. Bilim Şenliğinin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Bilim Şenliğinin sonunda öğrencilerle birlikte pasta keserek, hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-ogrencilerimize-ar-ge-kulturu-kazandiriyoruz-455143">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;Öğrencilerimize Ar-Ge kültürü kazandırıyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türk Dışişleri açısından yılın belki de en sorunlu günü 24 Nisan&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turk-disisleri-acisindan-yilin-belki-de-en-sorunlu-gunu-24-nisan-453741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 13:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arslan]]></category>
		<category><![CDATA[belki]]></category>
		<category><![CDATA[dışişleri]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[havva]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yılın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453741</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Türkler, Rumlar ve Ermeniler yeniden bir ekonomik ve kültürel birliğin temelini atabilirler”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turk-disisleri-acisindan-yilin-belki-de-en-sorunlu-gunu-24-nisan-453741">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türk Dışişleri açısından yılın belki de en sorunlu günü 24 Nisan&#8230;&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Türkler, Rumlar ve Ermeniler yeniden bir ekonomik ve kültürel birliğin temelini atabilirler”</strong></p>
<p><strong>24 Nisan’ın Birinci Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Hükümetinin İstanbul’daki Ermeni aydınlarını tutuklamaya başlaması ile Tehcir uygulamasının başladığı gün olarak kabul edildiğini ifade eden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan,</strong> <strong>“Türk Dışişleri açısından yılın belki de en sorunlu günü 24 Nisan’dır.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin bu olay karşısındaki tutumunun devlet politikası olarak ‘soykırım’ kavramının reddi üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Eğer bu bölgenin halkları Birinci Dünya Savaşı’nın travmalarını arkada bırakarak geleceğe bakabilirlerse Türkler, Rumlar ve Ermeniler yeniden bir ekonomik ve kültürel birliğin temelini atabilirler.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, 24 Nisan 1915&#8217;te İstanbul&#8217;daki Ermeni toplumundan 2 bin 234 kişinin tutuklanarak tehcir edilmesi nedeniyle Ermeni tehcirinin başlangıç günü olarak kabul edilen 24 Nisan tarihinin siyaset ve dışişleri açısından değerlendirdi.</p>
<p><strong>Tehcir uygulamasının başladığı gün&#8230;</strong></p>
<p>“Türk Dışişleri açısından yılın belki de en sorunlu günü 24 Nisan’dır.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu tarih Birinci Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Hükümetinin İstanbul’daki Ermeni aydınlarını tutuklamaya başlaması ile Tehcir uygulamasının başladığı gün olarak kabul edilir. Bu tarih Ermeni diasporası ve lobilerinin çabaları ile dünyanın birçok ülkesinde ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ olarak kabul edilmiştir. Türkiye’nin bu olay karşısındaki tutumu devlet politikası olarak ‘soykırım’ kavramının reddi üzerine kuruludur.” dedi.</p>
<p><strong>“1915’te neler olmuştu ve neden Türkiye ‘soykırım’ kelimesini asla kabul etmedi”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “1915’te neler olmuştu ve neden Türkiye ‘soykırım’ kelimesini asla kabul etmedi.” Sorularına da yanıt vererek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Elbette olan bitenler Türk tarihi açısından keşke hiç olmasaydı diyeceğimiz acı sonuçlar doğurmuş bir uygulamaydı. İngiltere, Rusya ve müttefikleri ile savaş halindeki Osmanlı İmparatorluğu vatandaşları olan Ermenilerin Hınçak ve Taşnaksutyun gibi siyasi partileri Ermeni Cemaatini Türkiye topraklarında bağımsız bir Ermeni devleti kurulması için Doğu Cephesinde Rus ordularını desteklemeye çağırıyor ve bu çağrı sınır illerinde etkili de oluyordu. Ermeniler maalesef Doğu cephesinde Rus Ordusuna karşı savaşan Türk Ordusunu arkadan vuran sabotaj ve isyan gibi kalkışmalara imza atarak azınlıkta oldukları bir toprak parçasında dış destekle bir ülke kurma sevdasına düştüler. </p>
<p>Oysa milleti sadıka olarak bilinen bu halkın evlatları daha üç yıl önceki Balkan Savaşlarında Türk Ordusunun askerleri olarak büyük yararlıklar göstermiş ve kahramanlıklara imza atmışlardı. Eğer tarih farklı aksaydı ve Doğu’daki Kürt aşiretleri gibi Ermeniler de vatandaşı oldukları Türkiye’yi ve binlerce yıldır yaşadıkları anavatanlarını Türk Ordusu içinde Rus işgalcilerine karşı savunmuş ve Kurtuluş Savaşına da katılmış olsaydılar Osmanlı’da olduğu gibi bugün de Ermeni generallerimiz, bakanlarımız ve büyükelçilerimiz olacaktı. Ancak tarih farklı aktı ve emperyalistlerin Balkanlarda kurdukları oyun Doğu Anadolu’da da ortaya sürüldü. Terör, baskı ve dış destekle bir Hıristiyan azınlık Müslüman halkın çoğunlukta olduğu bir toprak parçasında devlet kurmaya itildi.” </p>
<p><strong>“Bu ülke benzer bir durumu Balkan savaşlarında yaşamıştı”</strong></p>
<p>1821 Mora ayaklanması ve Yunanistan’ın kurulmasından beri aynı oyunun sahneye konulduğunu ve başarılı olarak 1915’te bütün Rumeli’nin Osmanlının elimizden çıktığını anlatan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Sert ve kararlı bir önlem alınmazsa Sivas’a kadar olan topraklarımız da Rus ordularının da desteği ile bir gecede elimizden çıkacaktı. Bu ülke benzer bir durumu Balkan savaşlarında yaşamış ve ülkenin yarısını kısa bir zamanda kaybetmişti ve tekrar aynı kaderi yaşayamazdı.” diye o dönemde yananlara işaret etti.</p>
<p><strong>Tehcir Kanunu neden çıktı?</strong></p>
<p>Tehcir kararını alan İttihatçıların 2. Abdülhamit rejimine karşı Ermeni devrimci örgütleri ile birlikte çalıştığının bir sır olmadığını da dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Gerçekten de ülke Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde İttihatçılar Ermenilerin ülke savunmasına katılmaları için epey gayret sarf ettiler. Patrikhane bu talebe kerhen olumlu cevap vermiş ancak Ermeni silahlı terör örgütleri olan Hınçak ve Taşnak örgütleri bu savaşı fırsat bilerek Rus ordusunun da yardımı ile sınırları Kafkasya’dan Adana ve Mersin’e kadar uzanan Büyük Ermenistan&#8217;ı kurma hayaline kapılmışlardı. Talat Paşa Hükümeti ise ülke bir yandan Çanakkale savaşlarında ölüm kalım mücadelesi verirken, Doğu Anadolu’yu kaybetmemek için bölge nüfusunu Müslümanlaştırarak Ermeni tehlikesinden kurtulmak amacıyla Anadolu’daki Ermeni halkını savaş süresince geçici olarak tümden Suriye’deki Osmanlı vilayetlerine sürgün etme kararını aldı ve Tehcir Kanunu’nu çıkardı. Talat Paşa anılarında bu kararı bir savaş önlemi olarak aldıklarını, bu kadar çok kayıpla karşılaşacaklarını düşünmediklerini ve bu uygulamanın bir trajediye dönüştüğünü kabul eder.” diye anlattı. </p>
<p><strong>Van’ın Ermeni Belediye Başkanı Bedros Kapamacıyan Efendi’nin öldürülmesi&#8230;</strong></p>
<p>Ermeni tehcirinin savaş süresi içinde Ermeni sivillerin geçici olarak yani savaş sonunda evlerine dönebilecekleri geçici bir askeri önlem olarak düşünüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Osmanlı Devleti’ne bağlı kalan Ermenilerin başına gelenleri de şöyle hatırlattı:</p>
<p>“Van’ın Ermeni Belediye Başkanı Bedros Kapamacıyan Efendi’nin Osmanlı Devleti’ne bağlı kaldığı ve Taşnak örgütüne destek olmadığı için bu örgütün militanları tarafından öldürüldüğünü bugünkü Ermeni lobilerine hatırlatmakta fayda var. Kapamacıyan Efendi 10 Aralık 1912&#8217;de 65 yaşındayken Taşnak üyesi Aram Manukyan tarafından başına iki kurşun sıkılarak öldürülmüştür. Öldürüldüğü zaman Müslüman halk da çok üzülmüş ve Kilisedeki cenaze törenine Ermeniler kadar Türkler de büyük oranda katılmıştı. Cenaze törenine katılmayanlar ise Taşnakçılardı. Tehcirden üç yıl önce gerçekleşen bu suikastı anlamadan tehciri ve Ermeni sorununu anlamak mümkün değildir. Çünkü bu suikast açıkça göstermektedir ki Tehcir Kanunu Osmanlı Hükümetinin bir gece Ermeni halkını tümden ortadan kaldırmak ve yeryüzünden silmek amacıyla gerçekleştirdiği ırkçı bir soykırım planı ya da uygulaması değildi. Bunun bir soykırım olmadığının yine en büyük ispatından biri de Osmanlı Devleti’nin tehcire tabi tutulan Ermeni vatandaşlarına savaş sonrasında memleketlerine dönme hakkını tanımış olmasıdır.” </p>
<p><strong>“Türk Devleti Ermenileri Ermeni oldukları için değil devlete isyan ettikleri için tehcir etmiştir”</strong></p>
<p>Tehcir uygulaması sırasında o yıllarda tren ve motorlu araçlar ve de düzgün yollar olmadığı için birçok sivilin yoldaki olumsuz koşullardan ötürü açlık ve hastalıktan hayatını kaybettiğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Asker kaçakları, bölgesel eşkıya çeteleri ve de durumu fırsat bilen bazı yerel güçler de Ermeni kafilelerine saldırıp katliamlar yaptılar. Yine bazı disiplinsiz kolluk kuvvetlerinin de zulme varan infazlar yaptıklarına yönelik tanıklıklar mevcuttur. Bütün bunların hiçbiri sistematik bir soykırımın olduğunu göstermez. Türk Devleti Ermenileri Ermeni oldukları için değil devlete isyan ettikleri için tehcir etmiştir. Üstelik Hem Osmanlı Hükümetleri hem de TBMM Hükümetleri Devlete isyan eden Türklere ve Kürtlere de benzer ağır cezaları vermiştir. Türk devletlerinde belki ortak bir töre ve siyasi refleks olarak süregelen bir gelenek vardır o da devlet her şeyi affedebilir ama devlete isyanı asla affetmez. Fatih Sultan Mehmet’in Bizans Rumu bir paşası olan Rum Mehmet Paşa’nın Osmanlı’ya başkaldıran Konya-Karaman Türkmenlerini nasıl büyük bir kırımdan geçirdiğini biliyoruz. Hırvat asıllı Kuyucu Murat Paşa’nın Anadolu Türkmenlerini kuyulara atarak katlettiğini tarihler yazmaktadır. Soykırım kavramı ise İkinci Dünya Savaşından sonra Yahudi soykırımı sonucunda oluşmuş bir hukuki tabirdir ve soykırım yapan devletlere ağır tazminat cezaları yükler.” dedi. </p>
<p><strong>“Türkiye her 24 Nisan’da tehcirde ölen suçsuz sivil Osmanlı Ermenileri için üzüntülerini bildirmektedir”</strong></p>
<p>Ermenilerin Birinci Dünya Savaşında Doğu Anadolu’da isyan etmekle kalmamış, üstüne bir de Rus İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra kurulan bağımsız Ermeni Cumhuriyeti’nin TBMM Hükümeti ile Doğu Anadolu ya da onların iddiasına göre Batı Ermenistan’ı topraklarına katmak için savaşa giriştiğini ve Kazım Karabekir Paşa’nın komutasındaki 3. Ordu tarafından çok ağır bir yenilgiye uğratıldığını da hatırlatan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu saydığımız tarihi koşulları, isyanları ve askeri yenilgilerini hiç kaale alıp hatırlamak istemeyen Ermeni lobileri bir çocuk mızıkçılığı ile azınlıkta oldukları bir ülkede isyan çıkarıp yenildikleri halde soykırım iddialarına sığınarak Türkiye aleyhinde toprak ve para tazminatı peşinde koşmakta ve de bütün bir Ermeni ulusunu mağduriyet travması altında yaşatmaktadır. Oysa Türkiye her 24 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan taziye mesajları ile tehcirde ölen suçsuz sivil Osmanlı Ermenileri için üzüntülerini bildirmektedir. Türkiye olayın sonucu olarak gelişen insanlık trajedisine gözlerini kapamamıştır. Türkiye sadece bu insani trajedisinden siyasi rant koparmaya çalışan şımarıklığa boyun eğmemiştir ve de eğmeyecektir.” dedi.</p>
<p><strong>“TRT’de Ermenice ve Yunanca kanallarının da yayına girdiğini görmek hiç de hayalperestlik değil”</strong></p>
<p>“Ermenistan Cumhurbaşkanı Paşinyan’ın bu yıl soykırım kelimesini kullanmamış olması ise artık bazı Ermeni siyasetçilerinin Türkiye’den şımarıkla Batılı devletleri arkalarına alarak bir takım hukuki oyunlarla toprak koparamayacaklarını anlamış olduklarını göstermesi açısından önemlidir.” diyen Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Eğer bu bölgenin halkları Birinci Dünya Savaşının travmalarını arkada bırakarak geleceğe bakabilirlerse Türkler, Rumlar ve Ermeniler yeniden bir ekonomik ve kültürel birliğin temelini atabilirler. Bir gün devlet televizyonu olan TRT’de Arapça ve Kürtçe kanalları olduğu gibi Ermenice ve Yunanca kanallarının da yayına girdiğini görmek hiç de hayalperestlik değildir.” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-havva-kok-arslan-turk-disisleri-acisindan-yilin-belki-de-en-sorunlu-gunu-24-nisan-453741">Prof. Dr. Havva Kök Arslan: &#8220;Türk Dışişleri açısından yılın belki de en sorunlu günü 24 Nisan&#8230;&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Palamar Onay, &#8220;Alerji, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palamar-onay-alerji-mutlaka-tedavi-edilmesi-gereken-bir-saglik-sorunu-453126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 12:38:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[onay]]></category>
		<category><![CDATA[palamar]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar mevsiminin gelmesi ile birlikte özellikle alerjik bazı hastalıklarda artış gözleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palamar-onay-alerji-mutlaka-tedavi-edilmesi-gereken-bir-saglik-sorunu-453126">Prof. Dr. Palamar Onay, &#8220;Alerji, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar mevsiminin gelmesi ile birlikte özellikle alerjik bazı hastalıklarda artış gözleniyor.</p>
<p>Özellikle mevsim değişimi ile birlikte sayısı gitgide artan polenler pek çok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Bahar Alerjisine sahip olan bireylerde hapşırık, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi belirtiler gözlemlenirken, gözde sulanma ve kızarma gibi semptomlar da görülüyor.</p>
<p>         Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Melis Palamar Onay, bahar mevsiminde en sık görülen alerjiler arasında yer alan göz alerjisi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Palamar Onay, “Gözlerimizin ön bölgesinde yer alan konjonktiva ve korneamız dış ortam ve hava ile birebir temas halindedir. Bu nedenle havada mevcut olan toz, polen gibi çeşitli partiküller göz yüzeyimize kolayca ulaşabilir. Her ne kadar bu yabancı maddeleri göz kırpma refleksimiz ve gözyaşımız sayesinde uzaklaştırabiliyor olsak da alerjiye yatkın kişilerde daha fazla olmak üzere bu savunma mekanizmaları yetersiz kalabilir ve alerji tablosu ortaya çıkabilir” dedi.</p>
<p>Alerjinin bulgularından bahseden Prof. Dr. Palamar Onay, “Göz alerjisinde yani alerjik konjonktivitte gözlerde kaşıntı, yanma-batma, sulanma ve yabancı cisim hissi ile karşılaşabiliriz. Şiddetli alerji söz konusu ise fotofobi yani ışıktan hassasiyet de izlenebilir. Alerjik konjonktivitli bir gözde göz kapakları kızarık ve hafif ödemli görülür” dedi.</p>
<p><b>“Yaz aylarında şapka ve güneş gözlüğü kullanımı alerjiye karşı korur”</b></p>
<p>Alerjiden korunmanın önemini açıklayan Prof. Dr. Palamar Onay, “Alerji ile baş edebilmenin birinci şartı alerjiye neden olan madde, ortam ve aktivitelerden uzak durmaktır. Özellikle alerjik bünyeli kişilerin kendilerini sadece bahar aylarında değil her zaman korumaları gerekiyor. Alerjiden korunmak için alınabilecek en basit önlem güneş gözlüğü ve şapka kullanarak göz yüzeyine ulaşan partikül miktarını en aza indirmektir. Güneş gözlüğü ve şapka aynı zamanda güneş ışınlarından da koruyacağı için alerjiye karşı ayrıca bir koruma sağlayacaktır. Dış ortamdan ev ortamına girildiğinde üstümüzdeki kıyafetlerin çıkartılıp havalandırılması, yüz ve ellerin yıkanması da üzerimizdeki alerjenlerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur” diye konuştu.</p>
<p>Alerjiden korunma yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Palamar Onay, “Bahar ve yaz aylarında mümkün olduğunca havasız ve tozlu kapalı alanlarda bulunmamak, rüzgârlı ortamlardan olabildiğince uzak durmak göze ulaşan alerjen miktarını azaltacaktır. Her ne kadar hayvanları seviyor olsak da özellikle kuşlar ve kedilerin alerjiye neden olabileceğini akıldan çıkartmamak gerekir. Özellikle kuş kafeslerinin çokça vakit geçirilen odalara ve yatak odasına konulmaması akılcı bir çözüm olabilir. Kuş kafeslerinin sık sık temizlenmesi alerji ihtimalini azaltır. Yine makyaj malzemeleri, kozmetik ürünler, sigara dumanı da alerjiye neden olabilen ajanlar arasındadır. Temizlik amaçlı kullanılan kimyasallar, deterjanlar da alerji sebebi olarak karşımıza çıkabilir. Bu ürünleri iyi havalandırılan ortamlarda kullanmak alerji riskini en aza indirecektir” dedi.</p>
<p><b>“Gözleri ovuşturmak, göz yapısına zarar veriyor”</b></p>
<p>Gözlerin ovuşturulmasının göze zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Palamar Onay, “Gözleri ovuşturmak alerjiye davetiye çıkaran bir durumdur. Gözler ovuşturuldukça gözde yangısal reaksiyonu artırarak tabloyu daha karmaşık bir hale getirir. Gözleri ovuşturmak göz yüzeyinde çiziklere yol açabilir. Bu yüzden, alerjik konjonktivit tedavisinde kaşıntıyı önleyen göz damlaları ile bu kısır döngüyü kırmayı hedefliyoruz. Gözleri çokça ovuşturmak, korneanın yani gözün saydam tabakasının mimari yapısını da değiştirerek ‘keratokonus’ dediğimiz ilerleyici ve kalıcı görme kaybına neden olabilen bir hastalığa da yol açabilir. İşte tüm bu nedenlerle alerji mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-palamar-onay-alerji-mutlaka-tedavi-edilmesi-gereken-bir-saglik-sorunu-453126">Prof. Dr. Palamar Onay, &#8220;Alerji, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-2-453082</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:27:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arzum]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cost]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[gürsan]]></category>
		<category><![CDATA[kadriye]]></category>
		<category><![CDATA[komite]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seçildi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi, Bilim ve Teknolojide Avrupa İş Birliği (European Cooperation in Science and Technology-COST) kuruluşunda Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan temsil edecek. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-2-453082">Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi, Bilim ve Teknolojide Avrupa İş Birliği (European Cooperation in Science and Technology-COST) kuruluşunda Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan temsil edecek. </p>
<p>TÜBİTAK tarafından Türkiye’yi temsilen önerilen Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan, COST Üst Düzey Temsilcileri Komitesi Toplantısı’nda oy birliği ile COST Bilimsel Komite Üyesi seçildi.</p>
<p>TÜBA 60. Genel Kurulunda, TÜBA konsey üyeliğine yeniden seçilen Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan’a önemli bir uluslararası görev daha verildi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, COST Üst Düzey Temsilciler Komitesi tarafından oybirliği ile ülkemizi temsilen COST Bilim Komitesi Üyesi seçilen Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan’ı tebrik ederek, yeni görevinde başarılar diledi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “COST, ulusal kaynaklarla araştırmalarını sürdüren araştırmacıların Avrupa düzeyinde koordinasyonunu sağlamak ve Avrupa bilim insanlarının ağ faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulmuş olan bir organizasyon. Türkiye, üye 41 ülkenin yer aldığı kuruluşun kurucularından birisi. Ülkemizdeki bilimsel koordinatörlüğü TÜBİTAK tarafından sağlanıyor. Araştırmacılar arasında etkileşim ve iş birliğini destekleyen COST, üye ülkelerin araştırma ve inovasyon kapasitelerini güçlendirmeyi hedefliyor. Üniversitemiz Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan, COST Bilimsel Komite Üyesi olarak seçildi. Başarılı hocamız bu uluslararası  organizasyonda ülkemizi temsil edecek. Tam akredite, öğrenci odaklı araştırma üniversitemiz, 69’uncu yaşına girmenin hazırlıklarını yaparken uluslararası alanda elde ettiğimiz bu ve benzer başarılarla tanınırlığımızı ve görünürlüğümüzü artırıyoruz. Vefa Yılı ilan ettiğimiz 2024 yılında, önemli bir uluslararası başarı haberini almanın gururunu yaşıyoruz. Ege Üniversitesi olarak, Cumhuriyetimizin ikinci asrını, ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ile bilimin ve akademinin yüzyılı yapmak için çalışmaya, üretmeye, ürettiklerimizi katma değere dönüştürmeye, uluslararası organizasyonlarda görev almaya devam edeceğiz. Bu vesile hocamızı tekrardan tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-2-453082">Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-453081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:27:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arzum]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cost]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[gürsan]]></category>
		<category><![CDATA[kadriye]]></category>
		<category><![CDATA[komite]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seçildi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi, Bilim ve Teknolojide Avrupa İş Birliği (European Cooperation in Science and Technology-COST) kuruluşunda Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan temsil edecek. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-453081">Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi, Bilim ve Teknolojide Avrupa İş Birliği (European Cooperation in Science and Technology-COST) kuruluşunda Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan temsil edecek. </p>
<p>TÜBİTAK tarafından Türkiye’yi temsilen önerilen Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan, COST Üst Düzey Temsilcileri Komitesi Toplantısı’nda oy birliği ile COST Bilimsel Komite Üyesi seçildi.</p>
<p>TÜBA 60. Genel Kurulunda, TÜBA konsey üyeliğine yeniden seçilen Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan’a önemli bir uluslararası görev daha verildi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, COST Üst Düzey Temsilciler Komitesi tarafından oybirliği ile ülkemizi temsilen COST Bilim Komitesi Üyesi seçilen Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan’ı tebrik ederek, yeni görevinde başarılar diledi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “COST, ulusal kaynaklarla araştırmalarını sürdüren araştırmacıların Avrupa düzeyinde koordinasyonunu sağlamak ve Avrupa bilim insanlarının ağ faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulmuş olan bir organizasyon. Türkiye, üye 41 ülkenin yer aldığı kuruluşun kurucularından birisi. Ülkemizdeki bilimsel koordinatörlüğü TÜBİTAK tarafından sağlanıyor. Araştırmacılar arasında etkileşim ve iş birliğini destekleyen COST, üye ülkelerin araştırma ve inovasyon kapasitelerini güçlendirmeyi hedefliyor. Üniversitemiz Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan, COST Bilimsel Komite Üyesi olarak seçildi. Başarılı hocamız bu uluslararası  organizasyonda ülkemizi temsil edecek. Tam akredite, öğrenci odaklı araştırma üniversitemiz, 69’uncu yaşına girmenin hazırlıklarını yaparken uluslararası alanda elde ettiğimiz bu ve benzer başarılarla tanınırlığımızı ve görünürlüğümüzü artırıyoruz. Vefa Yılı ilan ettiğimiz 2024 yılında, önemli bir uluslararası başarı haberini almanın gururunu yaşıyoruz. Ege Üniversitesi olarak, Cumhuriyetimizin ikinci asrını, ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu ile bilimin ve akademinin yüzyılı yapmak için çalışmaya, üretmeye, ürettiklerimizi katma değere dönüştürmeye, uluslararası organizasyonlarda görev almaya devam edeceğiz. Bu vesile hocamızı tekrardan tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kadriye-arzum-erdem-gursan-cost-bilimsel-komite-uyesi-secildi-453081">Prof. Dr. Kadriye Arzum Erdem Gürsan &#8220;COST Bilimsel Komite Üyesi&#8221; seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik öğrencilerden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak&#8217;a 23 Nisan sürprizi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-ogrencilerden-rektor-prof-dr-necdet-budaka-23-nisan-surprizi-453050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:08:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budaka]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[necdet]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerden]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sürprizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Batı Anadolu Çimento İlkokulu ile Ege Üniversitesi Anaokulu öğrencileri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesi Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ı ziyaret ettiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-ogrencilerden-rektor-prof-dr-necdet-budaka-23-nisan-surprizi-453050">Minik öğrencilerden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak&#8217;a 23 Nisan sürprizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Batı Anadolu Çimento İlkokulu ile Ege Üniversitesi Anaokulu öğrencileri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesi Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ı ziyaret ettiler.</p>
<p>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Bornova Batı Anadolu Çimento İlkokulu üçüncü sınıf öğrencileri, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ı ziyaret etti. Minik öğrencileri ağırlamaktan mutluluk duyduğunu dile getiren Rektör Prof. Dr. Budak, makamını öğrencilere devretti. Öğrenciler, Prof. Dr. Budak’a hazırladıkları resim ve şiirleri hediye etti. Ege Üniversitesi Anaokulu öğrencileri de Prof. Dr. Necdet Budak’ı ziyaret ederek Rektörlük Bahçesinde bir dans gösterisi sundular.</p>
<p>Öğrencilerle keyifli bir sohbet gerçekleştiren Prof. Dr. Budak, “Bornova Batı Anadolu Çimento İlkokulu öğrencilerini üniversitemizde ağırladık. Sınıfı temsilen, Rektörlük koltuğuna oturan iki öğrencimiz ve geleceğimizin teminatı olan değerli çocuklarımız ile keyifle sohbet ederken, onların hayallerini dinleme fırsatı yakaladık. Bu anlamlı ziyaret sırasında, öğrencilerimizin şahsıma özel olarak hazırladıkları şiirler ve resimler karşısında duygulandım. Çocuklarımızın azim ve kararlılıkları, öğrenim hayatları boyunca en iyi yerlere gelerek ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceklerine olan inancımı artırdı” dedi.</p>
<p>Öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Budak, “Bol bol kitap okuyun, yabancı dil öğrenin ve sportif, sanatsal, kültürel aktivitelere katılın. Başarılarınızın her daim sürmesi ve en güzel hayallerinizi gerçekleştirmeniz dileğiyle ziyaretiniz için hepinize teşekkür ediyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutluyorum” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Budak, temsili olarak Rektörlük makamına oturan öğrencilere “Rektör olsaydınız ne yapardınız?” sorusunu yöneltti.  Öğrenciler; Ege Üniversitesini dünyada daha tanınır hale getirmek, laboratuvarları geliştirmek ve öğrenci odaklılık doğrultusunda imkânı olmayan öğrencilere yardım etmek istediklerini dile getirdiler.</p>
<p><b>Egeli Minikler dans gösterisiyle büyüledi</b></p>
<p>Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ı ziyaret eden Ege Üniversitesi Anaokulu öğrencileri, sergiledikleri dans gösterisiyle keyifli dakikalara imza attılar. Rektör Prof. Dr. Budak, “EÜ Kampüs Anaokulu öğrencilerimizin Rektörlük bahçemizde sergiledikleri muhteşem dans gösterisini izledik. Bu özel günü unutulmaz kılan, geleceğimizin mimarı miniklerin yüzlerindeki mutluluk ve heyecanı görmek bizi gururlandırdı” dedi.</p>
<p>Gösterinin sonunda Prof. Dr. Budak, Egeli miniklere satranç takımı hediye etti.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-ogrencilerden-rektor-prof-dr-necdet-budaka-23-nisan-surprizi-453050">Minik öğrencilerden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak&#8217;a 23 Nisan sürprizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatice Karahan, İstanbul Fintech Week Etkinliğinde Konuştu &#8220;Türkiye&#8217;de Etkili İşleyen Rekabetçi Bir Ekosistem Yaratmayı Hedefliyoruz&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/merkez-bankasi-baskan-yardimcisi-prof-dr-hatice-karahan-istanbul-fintech-week-etkinliginde-konustu-turkiyede-etkili-isleyen-rekabetci-bir-ekosistem-yaratmayi-hedefliyoruz-451712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Apr 2024 17:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bankası]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[etkinliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[fintech]]></category>
		<category><![CDATA[hatice]]></category>
		<category><![CDATA[hedefliyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[işleyen]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[karahan]]></category>
		<category><![CDATA[konuştu]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rekabetçi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[week]]></category>
		<category><![CDATA[yaratmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yardımcısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=451712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Finansal İnovasyon ve Teknoloji Derneği’nin (FINTR) desteğiyle, KOOP Ventures tarafından bu yıl beşinci kez düzenlenen ve bugün de devam eden İstanbul Fintech Week (IFW’24)’in ilk günü birbirinden ilginç oturumlara ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/merkez-bankasi-baskan-yardimcisi-prof-dr-hatice-karahan-istanbul-fintech-week-etkinliginde-konustu-turkiyede-etkili-isleyen-rekabetci-bir-ekosistem-yaratmayi-hedefliyoruz-451712">Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatice Karahan, İstanbul Fintech Week Etkinliğinde Konuştu &#8220;Türkiye&#8217;de Etkili İşleyen Rekabetçi Bir Ekosistem Yaratmayı Hedefliyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Finansal İnovasyon ve Teknoloji Derneği’nin (<strong>FINTR</strong>) desteğiyle</span><span>,</span><span> KOOP Ventures tarafından bu yıl beşinci kez düzenlenen ve bugün de devam eden <strong>İstanbul Fintech Week (IFW’24)</strong>’in ilk günü birbirinden ilginç oturumlara ev sahipliği yaptı. Gün boyunca yoğun ilgiyle takip edilen <strong>“Yakınsama: Web2 ve Web3 Dünyaları Bir Araya Geliyor<span>”</span></strong><span> temalı IFW’24’ün öğleden sonra programında, </span><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatice Karahan </strong>ve <strong>Tarihçi Yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’</strong>nın oturumları ön plana çıktı. </span></p>
<p><span>Finansal teknolojilerdeki gelişmelerin kendileri dahil tüm merkez bankalarının gündeminde oldukça önemli bir yer tuttuğunu belirten <strong>Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Karahan</strong>, Washington’dan çevrimiçi bağlantı yoluyla katıldığı konuşmasında Merkez Bankası olarak konuyla ilgili yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Finansal istikrarı gözeten kurumlar olarak merkez bankalarının dijitalleşmede ön sıralarda yer aldığını söyleyen Karahan, “Parasal mimariyi etkileyen her teknolojik gelişme yeni faydaları ve riskleri beraberinde getiriyor. Bu noktada merkez bankaları olarak biz para ve ödemelerin istikrarını ve güvenliğini sağlamaktan sorumluyuz. Merkez bankalarının gelişen rolünü bu açıdan incelemek çok önemli” derken finansal teknolojiler alanında merkez bankalarının ‘yeniliğin teşvik edilmesi ve benimsenmesi’ ile ‘finansal istikrarın sağlanması için risklerin azaltılması’ olmak üzere iki temel noktaya odaklanması gerektiğini kaydetti.</span></p>
<p><span>“Finansın Kökenleri ve Medeniyetin Yükselişi” başlıklı sohbet programında KOOP Ventures Kurucu Ortağı Mustafa Baltacı’nın sorularını yanıtladı. Dijital paralar ve bu konuda gerekli regülasyonların yanı sıra ihtiyaç duyulan ‘merkeziyetsizleşme’ yaklaşımını kendi perspektifinden değerlendiren Prof. Dr. Ortaylı, günümüz dünyasında teknolojinin insanlığın bilgi birikimini artırmak için değil ‘kolaylık yaratmak’ adına kullanılmasını doğru bulmadığını kaydetti. Moğolların ticaret kervanlarının güvenliğini ‘para’ karşılığı sağladıklarını hatırlatan Ortaylı, “İktisat tarihine baktığımızda en önemli gelişmelerin ‘kompüterler’ tarafından sağlanmadığını görüyoruz” şeklinde konuştu.  </span></p>
<p><span>İstanbul Fintech Week’in ikinci günü daha yoğun bir oturum programıyla devam ediyor. </span><span>Etkinlikte bugün Digital Finance Summit, Women in Fintech Summit ve Fintech for Business Summit zirveleri altında oturumlar gerçekleştiriliyor. </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/merkez-bankasi-baskan-yardimcisi-prof-dr-hatice-karahan-istanbul-fintech-week-etkinliginde-konustu-turkiyede-etkili-isleyen-rekabetci-bir-ekosistem-yaratmayi-hedefliyoruz-451712">Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatice Karahan, İstanbul Fintech Week Etkinliğinde Konuştu &#8220;Türkiye&#8217;de Etkili İşleyen Rekabetçi Bir Ekosistem Yaratmayı Hedefliyoruz&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak &#8220;Bu festival, Türk Dünyası sinemasının önemli bir platformu olacak&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-festival-turk-dunyasi-sinemasinin-onemli-bir-platformu-olacak-451346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2024 14:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[platformu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sinemasının]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=451346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi ile Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) iş birliğinde 2-3 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan  “Uluslararası Turan Film Festivali” basın toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-festival-turk-dunyasi-sinemasinin-onemli-bir-platformu-olacak-451346">Rektör Prof. Dr. Budak &#8220;Bu festival, Türk Dünyası sinemasının önemli bir platformu olacak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi ile Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) iş birliğinde 2-3 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan  “Uluslararası Turan Film Festivali” basın toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>EÜ Yeni Senato Salonunda gerçekleştirilen toplantıya EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Daire Başkanı Ahmet Şahin, Şube Müdürü Metin Elbey, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Fahrettin Kerem Çevik ve Turan Film Festivali kurul üyeleri katıldı.</p>
<p>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Budak, “Sanatsal faaliyetler üretmek, sanatın gelişimine katkı sağlamak, sanatı ve sanatçıyı sanatseverlerle bir araya getirmek, tam akredite öğrenci odaklı araştırma üniversitemizin toplumsal görevleri arasındadır. Bu bilinçten hareketle Türk dünyasının ortak değerlerini ve kültürel bağlarını vurgulayarak, bu bağların güçlenmesine katkıda bulunmak, Türk devletleri ve topluluklarının kültürel çeşitliliğine ve zenginliğine vurgu yapmak hedefiyle yola çıktığımız bu önemli organizasyon, henüz fikir aşamasında iş birliği talebinde bulunduğumuz bütün çevreler tarafından heyecanla karşılanmış ve sağlanan desteklerle bugünlere gelmiştir” dedi.</p>
<p>Festivalle ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Budak, “Festival kapsamında uluslararası film yarışması, söyleşiler, fotoğraf sergileri, gösterim seçkisi, resim sergisi, konserler ve dans gösterisi sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Festivale 77 ülkeden bin 55 başvuru yapıldı. Türkiye’den 158, Azerbaycan’dan 47, Kırgızistan’dan 31, Kazakistan’dan 21, Özbekistan’dan 15 ve Türkmenistan’dan 10 film katılım gösterdi. Yapılan tüm başvurular, alanlarında duayen jüri üyelerinden oluşan seçili kurullar tarafından incelendikten sonra dereceye girenler belirlendi. Dereceye giren eserlerin yanı sıra 13 özel kategoride de ödüller verilecek” dedi.</p>
<p><b>“Festival kültürlerarası diyaloğa önemli katkılar sağlayacak”</b></p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Türk dünyası sinemasının önemli bir platformu olacak olan bu festivalin, kültürlerarası diyaloğa önemli katkılarda bulunacağına inancımız tamdır. Bu festival, farklı kültürler arasında anlayışı artıracak ve kardeşliği güçlendirecek değerli bir fırsat sunacaktır. İzleyicilerimizi festivalimizde bizimle olmaya ve birlikte sinema deneyimini yaşamaya davet ediyoruz. Bu büyük organizasyonda bizlerle birlikte olan ve büyük desteklerini gördüğümüz Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğüne, TÜRKSOY’a, çok kıymetli sergilerini bizlere açacak olan Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına ve festivalimize destek veren gerek ülkemizdeki gerekse Türk Dünyasındaki değerli kurumlarına şükranlarımı ifade ediyorum. Uluslararası Turan Film Festivalinin İzmir’imize, bölgemize, ülkemize ve Türk dünyasına hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p><b>“Festivalin teması: Kızılelma”</b></p>
<p>Festivalin “Kızılelma” teması ile gerçekleşeceğini ifade eden Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Festival Kurul Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ersan, “Kızılelma, ulaşılmak istenen bir hedefi ifade etmek için kullanılan bir tabirdir. Sinema sanatında da bizim bir hedefimiz var. Organizasyon olarak,  Türk dünyasında sinema filmi üreten yönetmenleri tek çatı altında toplamayı hedefledik. Bunun dışında Türk devletlerinin kültürel birikiminin sinema vasıtası ile paylaşılmasını ve tüm dünyaya tanıtılmasını amaçladık” dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Daire Başkanı Ahmet Şahin “Yaklaşık 100 milyon civarında bir belge birikimine sahibiz. Eğitimden sağlığa, askeri, siyasi, ekonomik her türlü belge ve bilgiye ulaşma imkanı sunuyoruz. Bu vesile ile biz de bu kültürel etkinliğe katkı sağlamayı ve tanınırlığımızı artırmayı amaçlıyoruz. Burada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu güzel iş birliğinin devam etmesini temenni ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Şube Müdürü Metin Elbey ise “Doğru ve nitelikli işler çıkarmak için Devlet Arşivleri Başkanlığı her anlamda destek sağlıyor. Üniversitelerden de ilk destek Ege Üniversitesinden geldi. Bu anlamda Rektör Hocamıza teşekkür ediyorum. Sadece ulusal değil uluslararası platformlarda da desteklerimizi sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p><b>“Projenin gelenekselleşmesini umuyoruz”</b></p>
<p>İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Fahrettin Kerem Çevik “Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak’a bu projeye öncülük ettiği için teşekkürlerimi sunuyorum. Türk dünyasının ortak değerlerini vurgulamak açısından önemli bir proje. Bu çalışmanın gelenekselleşmesini umuyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesinin başvurusu üzerine “Uluslararası Turan Film Festivali” ismi Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından patent altına alındı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-bu-festival-turk-dunyasi-sinemasinin-onemli-bir-platformu-olacak-451346">Rektör Prof. Dr. Budak &#8220;Bu festival, Türk Dünyası sinemasının önemli bir platformu olacak&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Onlar bizim konuklarımız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nazife-gungor-onlar-bizim-konuklarimiz-450547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2024 10:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[güngör]]></category>
		<category><![CDATA[konuklarımız]]></category>
		<category><![CDATA[nazife]]></category>
		<category><![CDATA[onlar]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası öğrenci hareketliliği ve eğitim turizmi konusunu değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitelerin, misyonları gereği hiçbir ayrımcılık gözetmeyen, evrensel değerlere ve kriterlere göre işleyiş gösteren kurumlar olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nazife-gungor-onlar-bizim-konuklarimiz-450547">Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Onlar bizim konuklarımız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası öğrenci hareketliliği ve eğitim turizmi konusunu değerlendiren Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitelerin, misyonları gereği hiçbir ayrımcılık gözetmeyen, evrensel değerlere ve kriterlere göre işleyiş gösteren kurumlar olduğunu vurguladı.</strong></p>
<p><strong>Üniversite kampüslerindeki çeşitlilik, çoğulluk, farklılıkların birbirlerini tanıması, benimsemesinin dünya genelinde de olumlu etki yaptığını belirten Prof. Dr. Güngör,</strong><span> “</span><strong>Onlar bizim konuklarımız. Eğitimlerini tamamlayıp da kendi ülkelerine döndüklerinde de her biri ülkemiz için birer kültür elçisi olarak katkı yapmaya devam ediyorlar.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, uluslararası öğrenci hareketliliği ve eğitim turizmi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Üniversiteler din, dil, ırk, renk ayrımı gözetmeksizin eğitim görmek isteyenlere açık”</strong></p>
<p><span>Üniversite sözcüğünün kökünün “universe” yani “evren”den geldiğin ve dolayısıyla da üniversitenin din, dil, ırk, etniklik, renk ayrımı gözetmeksizin eğitim görmek, bilim üretmek isteyen tüm insanlara kapılarını açık tutma zorunluluğu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nazife Güngör, “Üniversitede verilen eğitim öğretimle yalnızca belli bir topluma, ulusa, ülkeye değil, tüm insanlığa nitelikli insan yetiştirilir. Üniversitede üretilen bilim de tüm insanlığın hizmetine sunulur. Üniversiteler, misyonları gereği hiçbir ayrımcılık gözetmeyen, evrensel değerlere ve kriterlere göre işleyiş gösteren kurumlardır.” dedi.</span></p>
<p><strong><span>“Üniversite kampüsleri çok ulusluluğun yaşam alanlarıdır”</span></strong></p>
<p><span>İnsanlığın ilkel çağlardan bugünlere, üniversitelerde gelişen düşüncelerin, üretilen bilimsel bilginin insanlığa yön vermesiyle geldiğini kaydeden Prof. Dr. Nazife Güngör, şöyle devam etti:</span></p>
<p><span>“Dünyanın neresinde olursa olsun, üniversite kampüsleri çok ulusluluğun, çok kültürlülüğün, çok dilliliğin, çok etnikliğin, her tür çeşitliliğin, çoğulluğun ve farklılığın yaşam alanlarıdır. Bilim evrensel olduğuna göre, bilimin üretim merkezleri olan üniversitelerin de evrensellik özelliğine sahip olmasından daha doğal ne olabilir ki? </span></p>
<p><span>Düşünsel etkileşim, bilimsel bilgi paylaşımı aynı zamanda tüm dünya insanlarının birbirlerinin varlığından haberdar olmasını, iletişim kurmasını, kaynaşmasını da sağlar.”</span></p>
<p><strong><span>“Demokratik anlayışın yerleştirilmesi ve daha huzurlu bir dünya için…”</span></strong></p>
<p><span>Üniversite kampüslerindeki çeşitlilik, çoğulluk, farklılıkların birbirlerini tanıması, benimsemesinin dünya genelinde de olumlu etki yaptığını anlatan Prof. Dr. Nazife Güngör, “Çeşitliliklerin, farklılıkların bir arada olmaya tahammül etmeleri dünyadaki pek çok sorunun çözümüne temel oluşturur. Dolayısıyla da hoşgörünün yayılması, barışın sağlanması, demokratik anlayışın yerleştirilmesi ve daha huzurlu bir dünya kurulması açısından üniversite kampüslerindeki çeşitlilik ve çoğulluk önemlidir.” diye vurguladı.</span></p>
<p><strong><span>“Dünyadaki tüm ülkeler eğitim turizmini ciddiye alır”</span></strong></p>
<p><span>Diğer yandan uluslararası öğrenci hareketliliğinin bir tür turizm demek olduğunu da kaydeden Güngör, şöyle devam etti:</span></p>
<p><span>“Dünyadaki tüm ülkeler bu açıdan eğitim turizmini ciddiye alırlar. Herhangi bir ülkedeki herhangi bir üniversiteye gittiğinizde dikkatinizi ilk olarak kampüsteki dil, din, ırk, renk çeşitliliği çeker. Hiç kimse de ‘Bunlar neden buradalar’ diye sormaz, yadırgamaz, dışlamaz, ötekileştirmez. Herkes bilir ki onlar o ülkenin korunması gereken değerli konuklarıdır.</span></p>
<p><span>Uluslararası öğrenciler ülkemiz açısından önemli bir gelir kaynağıdır. Ülkemizin uluslararası düzeyde tanıtımı için önemli ölçüde kaynak ayırdığını hepimiz biliyoruz, bu yönde gösterilen gayreti de. Uluslararası saygınlığın güçlenmesi, ülkenin dünya ekonomisi içerisinde güç kazanması, toplumsal refahın sağlanması, toplumsal ve kültürel etkileşimin artması için ülkenin dış turizm hareketliliğinin ivme kazanması önemlidir.”</span></p>
<p><strong><span>“Uluslararası öğrencilere yönelik karalama kampanyaları…”</span></strong></p>
<p><span>Prof. Dr. Nazife Güngör, kim, hangi ideolojik ya da politik düşünüşe sahip olursa olsun, bu noktada herkesin hemfikir olmak zorunda olduğunu ve uluslararası öğrenci hareketliliğinin bu açıdan ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Son günlerde ülkemizde ne yazık ki bazı politik çevreler uluslararası öğrencilerimize yönelik birtakım karalama kampanyaları başlatmış bulunuyorlar. Bunun nedenini anlamak hiç kolay değil. Münferit olaylardan hareketle genellemeler yapmak üniversitelerimize zarar verir, ülke imajını zedeler. Eğer bir yerde sorun varsa, iyi niyetli tavır, sorunun, genelleştirilmeden yetkili birimlere iletilmesi ve çözümü için çaba gösterilmesidir.” dedi.</span></p>
<p><strong><span>“Her biri ülkemiz için birer kültür elçisi…”</span></strong></p>
<p><span>Uluslararası öğrencilerle sığınmacıların veya göçmenlerin karıştırılmasının da söz konusu olduğunu ifade den Prof. Dr. Nazife Güngör, “Uluslararası öğrencilerimiz, eğitim hizmeti almak üzere ülkemize geliyorlar. Hem üniversitelerimizde eğitimin ve bilimin kalitesinin artmasına katkıları, hem de ülkeye önemli ölçüde döviz aktarımları söz konusu. Onlar bizim konuklarımız. Eğitimlerini tamamlayıp da kendi ülkelerine döndüklerinde de her biri ülkemiz için birer kültür elçisi olarak katkı yapmaya devam ediyorlar. Türkiye’deki üniversitelerde eğitim alıp dünyanın dört bir yanına yayılan uluslararası öğrencilerimizle ancak ve ancak gurur duymalıyız. Karalama kampanyalarıyla onları ülkemizden uzaklaştırmaya çalışmak yerine hep birlikte onlara sahip çıkmak, ülkemize gelmelerini teşvik etmek gerekir.” diye belirtti.</span></p>
<p><strong><span>“Üniversitelerin akademik kadrolarının uluslararası düzeyde güçlendirilmesi önemli”</span></strong></p>
<p><span>Uluslararası öğrencilerin ülkemize gelişinin özendirilmesi gerektiğine de işaret eden Prof. Dr. Nazife Güngör, “Yükseköğretim politikalarımızın bu yanının güçlendirilmesi gerekir. Bunun için öncelikli olarak üniversitelerimizin akademik kadrolarının uluslararası düzeyde eğitim verecek nitelikte güçlendirilmesi önemlidir. Üniversitelerin araştırma ve bilimsel alt yapı koşullarının iyileştirilmesi bu noktada önem taşımaktadır. Diğer yandan ülkemizde şu anda 200’ün üzerinde üniversite bulunmaktadır. Bunların bir kısmı Anadolu kentlerinde yer alıyor. Özellikle de gelişme sürecini henüz tamamlayamamış yörelerde üniversite açılması gelişim sürecini hızlandırmak açısından önemlidir.” diye anlattı.</span></p>
<p><strong><span>“Uluslararası öğrenci akışının planlı biçimde sağlanması olası sorunların yaşanmasını önler”</span></strong></p>
<p><span>Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitelere uluslararası öğrenci alımında üniversitenin bulunduğu yörenin koşullarının dikkate alınması gerektiğini de kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:</span></p>
<p><span>“Uluslararası öğrenci alımında önceliğin büyük kentlerde yer alan üniversitelere verilmesi, diğer yörelerdeki üniversitelerin de sürekli gözlem altında tutularak gelişme süreçlerine bağlı olarak uluslararası öğrenci akışının planlı biçimde sağlanması olası sorunların yaşanmasını büyük ölçüde önleyebilir.</span></p>
<p><span>Sonuç olarak üniversitelerimize uluslararası öğrenci alımı bir yandan ülkenin ekonomik kalkınması, diğer yandan da evrensel düzeyde toplumsal ve kültürel etkileşim açısından büyük önem taşımaktadır. Münferit olarak yaşanan sorunlardan hareketle genellemelere gitmek yerine, sorunun kaynağına inilmesi ve çözüm önerileri oluşturulması daha samimi ve de anlamlı bir katkı olur. Akademik kadro nitelikleri, araştırma ve bilimsel alt yapıları uygun olan üniversitelerimizin de uluslararası öğrenci almalarının teşvik edilmesi ülkemizin çeşitli açılardan gelişimine olumlu katkı yapar.”</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nazife-gungor-onlar-bizim-konuklarimiz-450547">Prof. Dr. Nazife Güngör: &#8220;Onlar bizim konuklarımız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, EÜ Ailesi ile bayramlaştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eu-ailesi-ile-bayramlasti-449589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 10:08:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[bayramlaştı]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=449589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaklaşan Ramazan Bayramı dolayısıyla EÜ ailesi ile bir araya gelerek bayramlaştı. Ege Üniversitesi Rektörlük Bahçesinde düzenlenen bayramlaşma törenine üniversite üst yönetimi, senato üyeleri ile akademik ve idari çalışanlar katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eu-ailesi-ile-bayramlasti-449589">Rektör Prof. Dr. Budak, EÜ Ailesi ile bayramlaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaklaşan Ramazan Bayramı dolayısıyla EÜ ailesi ile bir araya gelerek bayramlaştı. Ege Üniversitesi Rektörlük Bahçesinde düzenlenen bayramlaşma törenine üniversite üst yönetimi, senato üyeleri ile akademik ve idari çalışanlar katıldı.</span></p>
<p><span>Ege Üniversitesi Senato Toplantısı’nın ardından akademik ve idari çalışanlarla bir araya gelen Rektör Prof. Dr. Budak, EÜ ailesinin bayramını kutladı.  Bayramla ilgili iyi dileklerini ileten Rektör Prof. Dr. Budak, “Kadim medeniyetimizin birleştirici unsuru, ulvi değerlerimizin yaşanmasının ve yaşatılmasının güvencesi olan milli ve dini bayramlarımız, gelenek ve göreneklerimizin nesilden nesile aktarıldığı, millet olma bilincinin perçinlendiği, kırgınlıkların unutulduğu, sevgi ve saygı ortamının egemen olduğu istisnai günlerdir. Sosyal ve dini yaşamımızda önemli yeri olan başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan bir Mübarek Ramazan ayını uğurladığımız bu günlerde; bizlere tarifsiz duygular yaşatan bir bayramı daha hep birlikte karşılamanın sevinci ve heyecanı içerisindeyiz. Bizi diğer milletlerden ayıran yanımız, çok anlamlı, çok zengin kültür ve medeniyet yapısına sahip millet olmamızdır. Böylesine müstesna günlerin bizlere hatırlattığı değerlerimize sahip çıkarak, gelenek ve göreneklerimizi yeni nesillere aktarmak hayat gayelerimizden biri olmalıdır” diye konuştu.  </span></p>
<p><span>Rektör Prof. Dr. Budak, “Tam akreditasyona sahip öğrenci odaklı bir araştırma üniversitesi olarak, üniversitemizin bölgemizin ve ülkemizin gelişmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Akademide pek çok ilki başararak örnek ve öncü uygulamaları hayata geçirdik. Üniversitemiz markasını hem ulusal düzeyde hem de uluslararası arenada daha görünür kılarak güçlendirdik. Uluslararasılaşma misyonumuz çerçevesinde yaptığımız ikili işbirliklerimiz ile ağımızı genişleterek bilimsel gücümüzü pek çok ülkeden farklı üniversitelerle paylaşmaya devam ediyoruz. Üniversitemize bilim ihraç eden bir yükseköğretim kurumu vizyonu kazandırdık. Üniversitemizi bu noktalara gelmesinde emeği olan akademik ve idari personellerimize teşekkür ediyorum.  Üniversitemize ve ülkemize daha nitelikli katkı sunmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz. Bayram dönüşü baharın gelmesiyle birlikte kampüsümüzde birçok bilimsel ve sosyal etkinlikler düzenleyeceğiz. Birlik, beraberlik ve huzur içerisinde nice bayramlar geçirme dileği ile başta üniversitemiz ailesi olmak üzere herkesin Mübarek Ramazan Bayramı’nı kutluyor, sağlık ve esenlikler diliyorum” dedi.</span></p>
<p><span>Törende, Rektör Prof. Dr. Budak, akademik ve idari personel ile tek tek bayramlaşarak bayram hediyesi takdim etti. </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eu-ailesi-ile-bayramlasti-449589">Rektör Prof. Dr. Budak, EÜ Ailesi ile bayramlaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 09:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[güneri]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[verdiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda kanser hastalığına ve kanser türlerine dikkat çekmek, kanser konusunda farkındalığın oluşmasını sağlamak amacıyla ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında “Ulusal Kanser Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845">Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Toplumda kanser hastalığına ve kanser türlerine dikkat çekmek, kanser konusunda farkındalığın oluşmasını sağlamak amacıyla ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında “Ulusal Kanser Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor. </span></p>
<p><span>Bu kapsamda, Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hülya Çankaya ve Prof. Dr. Pelin Güneri tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelen ağız kanseri konusunda önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Ağız kanseri ve belirtileri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Güneri, “Ağız kanseri toplumda meme kanseri, akciğer kanseri kadar tanınmayan ve daha çok erkeklerde görülen bir kanser türüdür. Son zamanlarda ağız kanseri vakaları 30’lu yaşlara kadar inmiştir ve tüm kanser türleri sıralamasında sekizinci sırada yer almaktadır. Çok sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan bizler hastalarımıza 3’üncü veya 4’üncü evrede tanı koyabiliyoruz. Vücudumuzdaki değişikliklerin nasıl farkındaysak aslında ağzımızdaki değişikliklerin de farkında olmamız gerekiyor; ancak hastalık ilerleme sürecinde hastada hiçbir şikâyet yaratmıyor. Hasta ses kısıklığı, yutma güçlüğü, dil hareketinde bozukluk, dişlerde sebepsiz sallanma veya o bölgede herhangi bir şişlik meydana geldiğinde, ağızda bir renk değişikliği ve yara olduğunda, uyuşukluk veya tat değişikliği oluştuğunda hekime geliyor. Bu nedenle tanı geç evrelerde konabiliyor ve geç kalındığında da, yaklaşık 5 yıl içerisinde hastaların yarısını kaybediyoruz” dedi. </span></p>
<p><span>Ağız kanserinde tedavi yöntemlerinden bahseden Prof. Dr. Güneri, “Hastayı gördüğümüz zaman ağızda yakınmalarına sebep olabilecek bütün faktörleri ortadan kaldırıyoruz ve hastayı takibe alıyoruz. Hastada tüm etkenleri ortadan kaldırdıktan sonra yaklaşık iki hafta bekliyoruz ve hastayı yeniden görüyoruz. Eğer herhangi bir iyileşme yoksa o zaman mutlaka biyopsi alıyoruz. Bir diğer değerlendirme yöntemi olarak ‘vital boyama’ işlemi de yapıyoruz.  Boyama yöntemi kanser riski taşıyan bölgeleri ağızda daha rahat seçmemize olanak sağlıyor. Ege Üniversitesi bu yöntemi kullanan ilk üniversitelerden biri ve bu konuda öncüyüz. Bunun dışında; boyayla reaksiyon veren bölgelerde de biyopsi fırçası kullanılarak hastada herhangi bir cerrahi işlem olmaksızın değerlendirme yapabiliyoruz. Fırça biyopsisini yapmak için patentini aldığımız bir fırça üretimimiz bulunuyor. Her ne kadar üretimini çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleştirememiş olmamıza rağmen, bu alandaki çalışmalarımız devam ediyor” diye konuştu. </span></p>
<p><b><span>“Sigara, alkol tüketimi ve ağız hijyeni en önemli etkenler”</span></b></p>
<p><span>Ağız kanserine neden olan etkenlere ve tanının gecikmesinin sebeplerine değinen Prof. Dr. Güneri, “Ağız kanserini tetikleyen birçok faktörün olduğunu biliyoruz. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi, alkol ve tütün kullanımı ağız kanseri oluşumunda da birinci faktör olarak karşımıza çıkıyor. Biz her sağlıklı bireye yılda bir kez hekim kontrolü öneriyoruz; ancak 65 yaş üzerindeyseniz, ağız hijyeniniz iyi değilse, sigara ve alkol tüketiyorsanız daha sık doktor kontrolüne gitmenizi tavsiye ediyoruz. Ağız kanserinde geç tanı sebeplerinden ilki hastaların korktuğu için hekime gelmemesi ve ağız sağlığını önemsememesidir. İkincisi, hekimlerin kanser olgularını ağızda hep karşılaştığımız kanser olmayan diğer lezyonlardan ayırt etmekte zorluk çekmeleridir. Üçüncü sebep ise sistemden kaynaklı geç tanıdır. Tanı konduktan tedavinin başlangıcına dek geçen sürenin uzun olması büyük bir kayıp olduğundan, bizler bu süreyi hastaları ve hekimleri eğiterek kısaltmaya çalışıyoruz” dedi. </span></p>
<p><b><span>“Biz hastanın yolculuğunda onun yol arkadaşı oluyoruz”</span></b></p>
<p><span>Ağız kanserinin tedavisi ve tedaviye bağlı olarak hastaların yaşadığı zorluklardan bahseden Prof. Dr. Hülya Çankaya, “Ağız kanseri teşhisi konmuş hastalarımıza 3 ayrı tedavi yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemler kanserin yerine, tipine, büyüklüğüne, hastanın durumuna ve birçok farklı faktöre bağlı olarak değişiyor. Birisi cerrahi tedavi; kanserli dokunun ve altındaki kemiğe yayılması durumunda kemiğin çıkarılmasıdır. Diğeri kemoterapi de dediğimiz ilaç tedavisidir. Üçüncüsü  ise radyasyon tedavisi yani halk arasında bilinen adıyla ışın tedavisidir. Bunlar tek başına kullanılabileceği gibi birlikte de uygulanabilen tedavilerdir. Kemoterapi dediğimiz ilaç tedavisi ve radyasyon tedavisinde hastanın yaşantısını olumsuz etkileyen bazı yan etkiler görülmektedir. Cerrahi tedavi yapılan hastalarda ise sağlıklı dokudan da biraz alınmak zorunda kalındığından büyük defektler yani yüzde ve boyunda deformiteler, estetik olarak bozulmalar meydana gelmektedir. Dünyada bu konuda çalışma yapan birçok uluslararası kuruluş tarafından ağız hijyeni iyi olan hastalarda kanser tedavisinde oluşan yan etkilerin görülme sıklığının az olduğu belirlenmiştir. Yan etkileri önlemek için hasta ağız kanseri tanısı alır almaz, hekimlerin hastalarını bize de göndermelerini istiyoruz. Böylelikle bizler hastaların ağız bakımını kanser tedavisinden önce yapabiliyor ve hastaların ağız sağlığı için gerekli olan işlemleri uygulayabiliyoruz. Bunun dışında hastalara birtakım önerilerde bulunuyoruz. Hastalara sabah-akşam dişlerini flor oranı yüksek diş macunları kullanarak fırçalamalarını, bol su tüketerek ağızı sürekli nemli tutmalarını, asitli baharatlı gıdalardan kaçınmalarını, alkol ve sigara tüketiminden uzak durmalarını öneriyoruz. Kısacası, tanı konduğu andan itibaren hastanın yanında oluyoruz, tedavi öncesinde, tedavi sırasında onun yanındayız ve tedavi tamamlandıktan sonra da yanında olmaya devam ediyoruz. Biz hastanın yolculuğunda onun yol arkadaşı oluyoruz” diye konuştu.</span></p>
<p><span>Diş Hekimliği Fakültesi’nin halkın ve diş hekimlerinin yanı sıra, onkoloji hastalarının bakımını sağlayan hemşirelerin ve hasta yakınlarının da eğitimlerini sağlayan birçok projenin koordinatörü olduğunu belirten Prof. Dr. Çankaya, fakülte web sitesinde onkoloji hastalarının ağız bakımlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı bir bağlantının da yer aldığını söyledi.</span></p>
<p><b><span>         “EÜ Yüz ve Ağız Lezyonları Konseyi Türkiye’de bir ilk”</span></b></p>
<p><span>Prof. Dr. Güneri, “Ege Üniversitesi olarak ağız kanseri konusuna oldukça önem veriyoruz. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de, hastayı her açıdan değerlendirebilen bir konsey olan ‘EÜ Yüz ve Ağız Lezyonları Konseyi (EGEYA)’ EÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Apaydın öncülüğünde 2009 yılında kuruldu. Bu konsey, tıp fakültesinden kulak burun boğaz, dermatoloji, patoloji, radyasyon onkolojisi, diş hekimliğinden ise Oral Diagnoz, Periodontoloji ve Cerrahi Anabilim dallarından hekimlerin bir arada olduğu ve hastayı birlikte değerlendirdikleri uluslararası standartlardaki bir konseydir. 2009 yılından pandemi dönemine kadar her hafta ağız kanseri hastalarının değerlendirildiği bu konseyde pek çok hastaya çare olmaya çalıştık. Ayrıca konseyin düzenlediği uluslararası toplantılarla deneyimlerimizi diğer hekimlerle paylaştık ve ülkemizdeki üniversitelere de bu konuda öncü olduk” dedi. </span></p>
<p><span>Ağız kanseri ve ağız sağlığı konusunda bir sosyal sorumluluk projesi de yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Güneri ve Prof. Dr. Çankaya, “</span><span>Ege Üniversitesi Rektörlüğü ile İzmir İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan<br />İşbirliği Protokolü kapsamında öğrencilerimizle gerçekleştirdiğimiz ‘Ağız Kanserlerinde Erken Teşhisin Önemi’ başlıklı sosyal sorumluluk projesi ile bilgilendirici broşürler hazırladık. Bu broşürleri, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası etkinlikleri kapsamında hastalarımıza dağıtarak, onların ağız kanseri konusundaki farkındalıklarını artırmayı hedefledik” diye konuştu.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845">Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 08:54:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[düzeyi]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyona]]></category>
		<category><![CDATA[sabriye]]></category>
		<category><![CDATA[seviyede]]></category>
		<category><![CDATA[tutulmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yuşan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabriye Yuşan, günlük hayatın rutini içinde karşılaşılan ve kimi zaman faydaları, kimi zaman zararları ile gündeme gelen radyasyon ve radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik açıklamada bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466">Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabriye Yuşan, günlük hayatın rutini içinde karşılaşılan ve kimi zaman faydaları, kimi zaman zararları ile gündeme gelen radyasyon ve radyasyonun insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik açıklamada bulundu. </span></p>
<p><span>Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyonun temel olarak, fizik, kimya, biyoloji, tıp, eczacılık, tarım ve diğer bilimsel alanlarda araştırma yapmak için önemli bir araçlardan biridir ve gelecekte bu bilimsel alanların daha da genişleyeceği kaçınılmazdır. Ancak unutulmamalıdır ki radyasyonun kullanımıyla ilgili güvenlik ve çevresel endişeler de göz önünde bulundurulmalı ve uygun önlemler çerçevesinde ve protokollere bağlı kalınarak çalışmalar sürdürülmelidir” diye konuştu.</span></p>
<p><span>         Radyasyonun bir kaynaktan enerjinin elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde yayılması veya aktarılması olduğunu söyleyen Prof</span>.<span> Dr. Yuşan, “Genellikle elektromanyetik dalga ve parçacık olmak üzere iki ana tipe ayrılır. Elektromanyetik radyasyon, elektromanyetik alanlar aracılığıyla yayılan enerjinin bir formudur. Güneşten gelen ışık, radyo ve televizyon sinyalleri, X ışınları ve cep telefonlarından yayılan sinyaller elektromanyetik radyasyona örnektir. Parçacık radyasyonu ise atomik ve nükleer olaylar sonucunda ortaya çıkan yüklü parçacıkların yayılmasıdır. Bu tür radyasyon, genellikle nükleer reaktörler, radyoaktif maddeler ve kozmik ışınlardan kaynaklanmaktadır. Ayrıca, parçacık radyasyona alfa ve beta ışınları ile nötronlar örnek verilebilir” dedi.</span></p>
<p><span>         İnsanın günlük hayatında radyasyonun önemli bir yer kapladığını vurgulayan</span> <span>Prof. Dr. Yuşan, “Tıpta hastalıkların teşhis ve tedavi edilmesi için X ışınları ve radyoterapi gibi teknikler, gıdaların işlenmesi, korunması, raf ömrünün uzatılması, tohum-bitki ıslahı, tarım verimliliğinin artırılması, yeraltı suyunun akışının izlenmesi, yeraltı kaynaklarının haritalanması ve malzeme dayanıklılığının arttırılması gibi alanlarda kullanılmaktadır” dedi.  </span></p>
<p><b><span>“Yasal düzenlemelere uyulmalı”</span></b></p>
<p><span>         Radyasyon kullanımının, belirli güvenlik protokolleri ve lisanslama süreçleriyle düzenlendiğine dikkat çeken</span> <span>Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyon kullanımıyla ilgili yasal düzenlemelere uyulmalı ve yetkilendirilmiş kuruluşlar tarafından verilen lisanslar alınmalıdır. Uyulması gereken temel prensiplerden biri de Radyasyon Dozunun Kontrolü olup; radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı ve radyasyon dozunu kontrol etmek için dozimetri cihazları kullanılmalı, maruz kalma seviyeleri izlenmelidir. Personel, radyasyonun potansiyel riskleri konusunda bilgi sahibi olmalı ve güvenli çalışma prosedürlerini mutlaka uygulamalıdır. Radyasyon yayan cihazlarla çalışan kişiler Radyasyondan Korunma Sorumlusu belgesi mutlaka almalıdır. Ayrıca, gereksiz radyasyon uygulamalarından kaçınılmalı ve yalnızca gerekli durumlarda kullanılmalıdır. Radyasyon kullanımında, çevresel ve toplumsal etkilerin dikkate alınması ve bu süreçte özellikle radyasyon kaynaklarının depolanması, taşınması ve imhası gibi prosesler çevresel etkileri en aza indirmek için uygun prosedürler çerçevesinde yönetilmelidir. Bu nedenle, radyasyonun kullanımıyla ilgili herhangi bir faaliyet, titizlikle planlanmalı, uygulanmalı ve izlenmelidir ” diye konuştu.</span></p>
<p><b><span>“Çevresel endişeler göz önünde bulundurulmalı”</span></b></p>
<p><span>Nisan 1986’da gerçekleşen; insan, hayvan ve bitki dünyasını derinden etkileyen Çernobil Nükleer Kazasında radyasyon nedeniyle pek çok genetik değişim meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Yuşan, “Radyasyon genetik dizilimi DNA hasarı, kromozom kırılması ve gen ekspresyonu değişmesi şeklinde etkilemektir. DNA hasarı, genetik materyalin bozulmasına ve hücrelerin normal işlevlerini yerine getirememesine yol açabilir. Bu hasar, hücre bölünmesi sırasında kalıcı mutasyonlara ve genetik değişikliklere yol açabilir. Yüksek düzeyde radyasyon maruziyeti, kromozomlarda kırılmalar ve anormalliklere neden olmaktadır. Bu, hücre bölünmesi sırasında yanlış kromozom dağılımına ve genetik materyalin değişmesine yol açmaktadır. Son olarak da Gen Ekspresyonunu değiştirebilmekte ve bu süreçte hücrelerin normal fonksiyonlarını etkilenip, genetik materyaldeki değişiklikler ortaya çıkabilir” dedi.   </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sabriye-yusan-radyasyona-maruz-kalma-duzeyi-mumkun-olan-en-dusuk-seviyede-tutulmali-448466">Prof. Dr. Sabriye Yuşan, &#8220;Radyasyona maruz kalma düzeyi, mümkün olan en düşük seviyede tutulmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Temizkan, &#8220;Değişen hayat tarzıyla birlikte Ramazanlar da değişiyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-temizkan-degisen-hayat-tarziyla-birlikte-ramazanlar-da-degisiyor-448216</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 09:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanlar]]></category>
		<category><![CDATA[tarzıyla]]></category>
		<category><![CDATA[temizkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nesiller boyu insanların bir araya gelmesini sağlayan On Bir Ayın Sultanı Ramazan, günümüzde eskiye nazaran sönük geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-temizkan-degisen-hayat-tarziyla-birlikte-ramazanlar-da-degisiyor-448216">Prof. Dr. Temizkan, &#8220;Değişen hayat tarzıyla birlikte Ramazanlar da değişiyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Nesiller boyu insanların bir araya gelmesini sağlayan On Bir Ayın Sultanı Ramazan, günümüzde eskiye nazaran sönük geçiyor. İçerisinde dini ibadetlerin yanı sıra kültürel izler de taşıyan Ramazan-ı Şerif’in eski haline özlem her yıl artarak devam ediyor. Cami Mahyaları şehirlerin görüntüsünü değiştirirken, Teravih Namazları ise, halkın birlik ve beraberlik duygusunu harmanlıyor. Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Dünyası Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Temizkan, Ramazan Ayı temalı edebi eserler ile ilgili bilgi verdi.  </span></p>
<p><span>Halkın nazarında itibarı bulunan her şeyin Türk edebiyatı eserlerinde sıkça yer verildiğini belirten Prof. Dr. Temizkan, “Türk Halk Şiiri ve Divan Şiiri, Ramazan’ın ve Ramazan’la ilgili kavramların söz konusu edildiği beyitler ve dörtlüklerle doludur. Temayı esas alan sınıflandırmaya ‘Tür’ denir. Ağırlıklı olarak Türk halk şiirinin türlerinden biri de Ramazanname’dir. Vazifesi, bekçiyle birlikte halkı sahur için uyandırmak olan davulcunun, sokak sokak dolaşırken okuduğu dörtlükler, bu türün en güzel örneklerini oluşturur. Hocamız Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu, ‘Ramazanname’ adlı eserinde, söz konusu şiirlerde sehl-i mümteni sayılabilecek tipik ve canlı tasvirlerle teşbihlerin bulunduğunu ifade etmektedir. Yani bunlar, sanat değeri yüksek şiirlerdir. ‘Kandilleri şekl-i nücûm’, ‘Gûyâ namaza durmuştur/Kıbleye karşı her direk’, ‘Paçacılık edemedim/Sırıtıyor gördüm başı’, ‘Döşek kal’asına saptık/Yorganlardan hisar yaptık’ gibi örnekleri, sanat değeri bulunan örnekler olarak sıralar” dedi. </span></p>
<p><span>Ramazanı konu alan eserlere örnekler veren Prof. Dr. Temizkan, “Bu ay mâhlar yücesidir/ Zevk ü safâ gecesidir’ ve ‘Geldi mâh-ı Ramazân / Şâd olup sevindi cânım / Ramazân-ı şerifiniz/ Mübarek olsun sultanım / Bu gece ayı gördüler/ Yüzlerin yere sürdüler/ Donandı kandiller ile/ Câmiler ziynet buldular’ dizeleri, Ramazan ayının yüceliğini ve bu aydaki gece eğlencelerini ifade eder. Ayrıca, ‘Âleme rahmetle geldi/ Hamd ola izzetle geldi/ Cümle mü’min kullarına/ Müjde-i cennetle geldi’ hadisi ile de Ramazan ayının başının ‘rahmet’ sonunun da ‘cehennemden kurtuluş’ olduğu haber verilmektedir” dedi.</span></p>
<p><span>Divan Edebiyatı’nın en önemli şairleri arasında yer alan Nedim’in eserlerinden örnek veren Prof. Dr. Temizkan “Divan şiirinin büyük ismi Nedim, Ramazan ayının ilk akşamının hilali ile ay parçası bir güzelin boyu arasında ilişki kurar ve şöyle der; ‘Şöyle bîtâb olmuş ol mehpâre tâb-ı rûzeden/ Farkolunmaz kâmet-i ham gurre-i yekrûzeden’ Nedim burada; ‘O ay parçası güzel, orucun hararetiyle (susuzluğuyla) öyle halsiz kalmış ki, bükülen boyu, Ramazan ayının ilk akşamındaki hilalden ayırt edilemez bir güzellik almış’ demektedir. Sevgilinin yüzünün rengiyle zülfünün rengi, birbirine zıttır. Nedim’e göre; yüzün rengi güneşin doğuşu esnasındaki rengidir ve zülfün rengi de gecenin rengi olan siyahtır. Kadir Gecesi, Ramazan ayının içindedir. Şair, bu çerçevede, zülfü de Kadir Gecesi’ne benzetir ve onda bu gecenin ruhanî güzelliğinin gizli olduğunu haber verir; ‘Seher-i îyd celî meşrık-ı ruhsârunda /Leyle-i Kadr hafî zülf-i siyeh-fâmında’yani “Yanağının güneş doğuşu renginde bayram sabahı ışıldar, saçının siyah renginde ise Kadir Gecesi’nin ruhanî güzelliği gizlidir’ Bu ve benzeri şiirlerin anlaşılması için; ayın/hilalin görünmesiyle Ramazan ayının başladığını, bu ayda cennet kapılarının açıldığını ve Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının içinde bulunduğunu bilmemiz gerekmektedir. Ramazan ayının sonuna, dolayısıyla bayrama yaklaşıyoruz. Bu sebeple sizlerle, temennilerin bir araya getirildiği ‘Bayram size neşeler getirsin /Bir müjde veren haber getirsin /Sağlık, servet, muvaffakiyet /Her lütfu birer birer getirsin’ şiirini paylaşmak isterim” diye konuştu.</span></p>
<p><b><span>“Geleneklerimiz yavaş yavaş ortadan kalkıyor”</span></b></p>
<p><span>         Ramazan Ayı’nın eskiye nazaran daha sönük karşılandığını söyleyen Prof. Dr. Temizkan, “Ramazan ayını ruhuna yaraşır bir şekilde yaşamak, saygı duyulması gereken bir tercihtir. Bu aya saygı duymak, gelenek haline gelmiş bir davranış şeklidir. Müslüman olmayan vatandaşların eskiden Ramazan’a duydukları saygı, günümüzde Müslüman olan insanlarımızda bile kalmamıştır. Kendisine duyulan saygının azaldığı Ramazan’ın eski canlılığını devam ettirmesi mümkün müdür? Haberleşme araçlarıyla yapılan kutlamalar, ziyaretlerin yerini almış durumda. Ziyaretlerle birlikte ziyaret adabı da yok oluyor. Büyüklerin ziyaretine küçük de olsa bir hediyeyle gidilmesi, büyüklerin gelen çocuklara hediye veya bayram harçlığı vermesi, el öpme ve ikram gibi gelenekler yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Bütün bunlar da Ramazan’ı ve bayramı canlı yapan geleneklerdir. Gelenekler de yok olunca, canlılık da yok olmaya yüz tutuyor” dedi.</span></p>
<p><b><span>“İyi insanlar iyi atlara binip gittiler”</span></b></p>
<p><span>Ramazan Ayı ile ilgili bir hikâye paylaşan Prof. Dr. Temizkan, “Bir hikâye vardır. Adamın biri bir köye misafir olmuş. Köy halkı, misafiri ağırlamak için, neredeyse birbiriyle kavga etmiş. Bir evde üç gün kalmış. Güzelce ağırlanmış. Giderken de kendisine çok iyi bir at hediye edilmiş. Uzun bir süre sonra, bu köye tekrar uğramış. Yüzüne bakan bile olmamış. Köyle karşılaştığı bir ihtiyarla yaşadıklarını anlatan adam, şimdiki durumun da sebebini sormuş. Yaşlı adam kendisine; ‘İyi insanlar iyi atlara binip gittiler’ diye cevap vermiş. Ramazan ve bayramları canlı kılan ritüeller ve gelenekler hayatımızdan bir bir çıktığı için de eski canlılığın yerini sönüklük almış durumda. Kısaca, değişen hayat tarzıyla birlikte Ramazanlar da değişiyor” diye konuştu.  </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-temizkan-degisen-hayat-tarziyla-birlikte-ramazanlar-da-degisiyor-448216">Prof. Dr. Temizkan, &#8220;Değişen hayat tarzıyla birlikte Ramazanlar da değişiyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 08:54:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bölgede kanser araştırma merkezi olarak yapılandırılan ilk ve tek merkez Ege Üniversitesinde hizmet veriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği önerisi ile 1956 yılından itibaren her yıl 1-7 Nisan tarihleri arası Kanser Haftası olarak anılıyor. Kanser Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve EÜ Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Kanser, dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölümler arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan önemli bir sağlık problemidir. Ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında kamuoyunun kanser ile ilgili bilgilendirilmesi amacıyla pek çok farkındalık ve bilinçlendirme faaliyeti gerçekleştiriliyor. Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi de bir yandan hastalığın tanı ve  tedavisine yönelik bölgede önemli rol üstlenirken bir yandan da   bilimsel projelerle literatüre ve klinik araştırmalara  öncülük ediyor. Ayrıca kanser ile ilgili kamusal farkındalığın artması için tarama ve sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor” dedi.  </span></p>
<p><span>         İnsan vücudunda kanser hücrelerinin oluşumu ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Kamer “Kanser kontrolsüz hücre çoğalması sonucu vücudun belli bölgelerinde olağan dışı oluşumların gelişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu oluşumların kan ve hematojen yolla yayılması olarak tanımlanan bir hastalıktır. Normal hücrelerin hangi uyarıcı sistemlerle kontrolsüz çoğalmaya geçtikleri üzerine pek çok mekanizma söz konusudur. Bu uyarıcı süreçler, her kanser türü için farklılık gösterirken bazı tümör tipleri mekanizmaların birden fazlasını taşımaktadır” dedi.</span></p>
<p><b><span>“Kanserlerin yüzde 90’ı çevresel, yüzde 10’u ise genetik”</span></b></p>
<p><span>         Kanserin oluşumunda çevresel faktörlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kamer, “Kanserler yüzde 90 çevresel, yüzde 10 oranında ise genetik faktörlere bağlı olarak gelişmektedir. Kanserlere neden olan çevresel faktörler arasında yer alan; tütün kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilolu veya obez olma ve kansere sebep olan enfeksiyonlara maruziyetin engellenmesi veya aşılama yolu ile günümüzde görülen kanserlerin yüzde 30 ila yüzde 50 oranında önlenebileceği bilinmektedir.</span></p>
<p><span>Beslenme ve çevresel etmenler normal hücrelerin kanserli hücreye dönüşümünde en çok suçlanan sebeplerden birisidir. Özellikle kolon kanseri gibi sindirim sistemi kökenli tümörlerin beslenme alışkanlıkları ile ilişkisi net olarak gösterilmiştir. Ayrıca dengesiz beslenme ve obezitenin bazı kanser tiplerinin oluşuma zemin hazırladıkları bilimler çalışmalarla gösterilmiştir” diye konuştu. </span></p>
<p><span>         Kemoterapi ve radyoterapi alan hastalara önerilerde bulunan Prof. Dr. Kamer, “Kanser tedavisi sırasında sık uygulanan kemoterapi ve radyoterapi tedavileri, hastaların hekimlerinin önerilerini takip etmeleri, enfeksiyonlara yatkınlıkları nedeni ile sosyal yaşantılarına ve beslenme düzenlerine dikkat etmeleri çok önemlidir” dedi. </span></p>
<p><span>         <b>“Merkezimiz yaygınlık ve risk oranlarını güncel olarak takip ediyor”</b></span></p>
<p><span>         GLOBACAN verilerine göre Türkiye’de 2022 yılında yeni tanı alan hasta sayısının 250 bin kişi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kamer “Bölgede kanser araştırma merkezi olarak yapılandırılmış ilk ve tek merkez olan Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, kanser kaydı ile hastalık yaygınlık ve risk oranlarını güncel olarak takip etmektedir. Aynı zamanda Ege Üniversitesi Hastanesi’nde tanı ve tedavi sürecinde hasta ve hasta yakınlarına danışmanlık hizmeti verilmektedir. Merkezimiz pek çok bilimsel araştırma yürütmesinin yanı sıra, her yıl düzenli olarak bilimsel toplantılar düzenlemektedir. Aynı zamanda erken tanı ve kamunun bilinçlendirilmesi amacı ile çok aktif Farkındalık Etkinlikleri yapmaktadır” diye konuştu.  </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turkiyede-2022-yilinda-250-bin-kisi-kanser-tanisi-aldi-448009">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Türkiye&#8217;de 2022 yılında 250 bin kişi kanser tanısı aldı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Seçim süreçlerinde medya gücünü doğru kullanmalı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-secim-sureclerinde-medya-gucunu-dogru-kullanmali-446545</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 21:01:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[irvan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[süreçlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medyanın, demokratik değerleri savunmak ve farklı görüşleri aktarmak zorunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Seçmenlerin kararlarını manipüle etme amaçlı yalan, uydurulmuş ve çarpıtılmış haberlerden kaçınmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-secim-sureclerinde-medya-gucunu-dogru-kullanmali-446545">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Seçim süreçlerinde medya gücünü doğru kullanmalı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Medyanın, demokratik değerleri savunmak ve farklı görüşleri aktarmak zorunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Seçmenlerin kararlarını manipüle etme amaçlı yalan, uydurulmuş ve çarpıtılmış haberlerden kaçınmalıdır. Medya, kendisine atfedilen dördüncü güç olma vasfını, toplumun çıkarları doğrultusunda kullanmalıdır.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Sağlıklı bir demokrasinin ancak ve ancak iyi bir medya ile mümkün olduğunu kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Kamuoyunu belli bir aday ya da parti lehine etkilemek için atılan manipülatif haber başlıkları ve yazılan haberler her şeyden önce medyaya ve gazeteciliğe yönelik güveni zedeler.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman İrvan, gazetecilik etiğinin, seçim süreçlerindeki önemini değerlendirerek, seçim süreçlerinde medyanın gücünü doğru kullanması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Demokrasilerde bilgilenmiş yurttaşların en doğru kararları verebilecekleri varsayılıyor”</strong></p>
<p>Gazetecilik etiğinin, gazetecilerin görevlerini en iyi şekilde yapmalarını öğütleyen ilkelerden oluştuğuna işaret eden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu ilkeler gazetecilere işlerini doğru, dürüst ve hakkaniyetli biçimde yapmalarını öğütlüyor. Gazetecilerin bu ilkelere uygun davranmaları her koşulda beklenen bir zorunluk ise de bilgi ve haber ihtiyacının arttığı seçim dönemlerinde daha da önemli hale geliyor. Çünkü demokrasilerde bilgilenmiş yurttaşların en doğru kararları verebilecekleri varsayılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Gazetecilerin seçim sürecindeki rolü nedir?</strong></p>
<p>Seçim süreçlerinde gazetecilere biçilen en önemli rolün, toplumu doğru bilgilerle aydınlatmak ve oy verme kararlarının oluşmasına katkıda bulunmak olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Gazetecilerin sorumluluğu işte bu görevleri hakkıyla yapabilmek. Bu elbette çok kolay değil. Türkiye gibi çok partili ve çok adaylı demokrasilerde medya ve gazetecilerin partiler ve adaylar arasında tarafgir davranmadan hakkaniyetli biçimde habercilik yapabilmesi çok zor. Genelde gördüğümüz, medyanın ‘kazanacak’ olarak tanımlanan partiler ve adaylar lehine bir habercilik yaptığını, ‘kazanamaz’ olarak tanımlanan parti ve adayların görmezlikten gelindiğini görüyoruz. Birinci sorun bu. İkinci sorun, medyanın büyük bölümünün belli partiler lehine parti medyası gibi yayın yapması. Bu durum, diğer parti ve adayların kendi görüşlerini seçmenlere ulaştırmakta çok zorluk çekmeleriyle hatta sosyal medya olmasa hiç ulaşamamalarına yol açıyor.” diye anlattı.</p>
<p><strong>“Medya, dördüncü güç olma vasfını, toplumun çıkarları doğrultusunda kullanmalı”</strong></p>
<p>Gazetecilik etik ilkelerinin son derece açık ve öğretici olduğunu, medyanın her şeyden önce, halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, gerçekleri çarpıtmadan aktarmak zorunda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süleyman İrvan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Medya, demokratik değerleri savunmak ve farklı görüşleri aktarmak zorundadır. Seçmenlerin kararlarını manipüle etme amaçlı yalan, uydurulmuş ve çarpıtılmış haberlerden kaçınmalıdır. Medya, kendisine atfedilen dördüncü güç olma vasfını, toplumun çıkarları doğrultusunda kullanmalıdır. Toplumun kanaatlerini etkileme potansiyeli olan kamuoyu araştırmalarını haberleştirirken, bu araştırmaların bilimsel ölçütler çerçevesinde yapıldığından emin olmalıdır. Bunun için araştırmanın künyesine mutlaka haberde yer vermelidir. </p>
<p>Partiler ve adayları ücret karşılığı ekrana çıkartmaktan veya haberlerini yapmaktan kaçınmalıdır. Eğer advertorial denen reklam haber uygulaması yapılmışsa da bu açıkça haberde belirtilmeli, seçmenler kandırılmamalıdır. Medya seçim dönemlerinde işini ne kadar düzgün yaparsa seçmenler de tercihlerini o ölçüde doğru biçimde oluşturabilirler. Sağlıklı bir demokrasi ancak ve ancak iyi bir medya ile mümkündür.”      </p>
<p><strong>“Manipülatif haber başlıkları medyaya ve gazeteciliğe yönelik güveni zedeler”</strong></p>
<p>“Kamuoyunu belli bir aday ya da parti lehine etkilemek için atılan manipülatif haber başlıkları ve yazılan haberler her şeyden önce medyaya ve gazeteciliğe yönelik güveni zedeler.” diyen Prof. Dr. Süleyman İrvan, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Zaten Türk medyasının toplum nazarındaki itibarının düşük olmasının bir nedeni de bu türden manipülatif haberlerdir. Belki daha önemli bir risk, demokrasinin itibar kaybetmesidir. Yapılan araştırmalar, özellikle seçim dönemlerinde yapılan olumsuz haberlerin halkı siyasetten soğuttuğunu ve seçmenleri oy vermekten caydırdığını gösteriyor. Batı ülkelerinde oy veren seçmen oranlarının giderek azalmasının bir nedeni de medyanın bu olumsuz haberciliğe yaptığı vurgudur.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-secim-sureclerinde-medya-gucunu-dogru-kullanmali-446545">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Seçim süreçlerinde medya gücünü doğru kullanmalı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Önal, Harran Kazılarındaki Son Durumu Anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-onal-harran-kazilarindaki-son-durumu-anlatti-445906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:15:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[durumu]]></category>
		<category><![CDATA[harran]]></category>
		<category><![CDATA[kazılarındaki]]></category>
		<category><![CDATA[önal]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı ve Harran Örenyeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, devam eden Harran Örenyeri kazı çalışmalarına ilişkin sunum gerçekleştirerek son verileri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-onal-harran-kazilarindaki-son-durumu-anlatti-445906">Prof. Dr. Önal, Harran Kazılarındaki Son Durumu Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı ve Harran Örenyeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, devam eden Harran Örenyeri kazı çalışmalarına ilişkin sunum gerçekleştirerek son verileri paylaştı.</p>
<p>Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi tarafından her perşembe günü gerçekleştirilen “Küçük Amfi Söyleşileri” nin bu haftaki konuğu Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı ve Harran Örenyeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal oldu. Etkinliğe, Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Kurt, Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Ekinci, Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Başkanı Arş. Gör. Dr. Merve Ofluoğlu, rehberler, turizm işletmecileri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>2015 yılından bu yana Harran Örenyeri kazı başkanlığını yürüten ve dönem dönem kazı çalışmaları hakkında seminer, panel ve röportajlar ile Başkanlığı altında yürütülen kazı çalışmaları hakkında kamuoyuna bilgilendirmede bulunan Prof. Dr. Mehmet Önal, katılımcılara yönelik “Son Kazılar Eşliğinde Harran” adlı panelde katılımcılara bilgilendirmede bulundu.</p>
<p>Hz. İbrahim’in Evi ortaya çıkartılırsa Harran turizmine önemli katkılar sunacak</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Önal yaptığı sunumda Harran Ulu camii, Harran Höyük ve Harran İç Kalede bugüne kadar yaptıkları kazı çalışmalarını ve gün yüzüne çıkan eserlere ilişkin slaytlar eşliğinde bilgiler verdi. Son dönemde büyük heyecan uyandıran Hz. İbrahim’in Harran’daki evi ve mescidine ilişkin son durumu da paylaşan Önal yaptığı açıklamada; “Madem Hz. İbrahim Harranlı, Harran’da uzun yıllar yaşamış. Onun izlerinin somutlaştırılması için neler yapabiliriz? Bu doğrultuda projemize yoğunlaştık. Hz. İbrahim Evi Çevre Düzenlemesi projesi ile bu iz ortaya çıkartılırsa Urfa’ya gelen turistler Harran’daki Hz. İbrahim’in Evini görmeden gitmeyecektir. </p>
<p>Hz. İbrahim’in izi ortaya çıkarsa gelen turlar Harran’ı görmeden gitmeyecektir</p>
<p>Bir nevi Efes ve Hz. Meryem’in Evi gibi. Ki bizim dönemimiz Hz. İbrahim’in Evi yönünden daha güçlüdür” diyerek Hz. İbrahim’in Evi’nin Harran’da olduğuna dair seyyahların 5. ve 10 yüzyıldaki eserlerinde aktardığı bilgilere vurgu yaptı.</p>
<p>Dünyanın en yakışıklı kertenkelesi de Harran’da</p>
<p>Harran’ın tarihi ve kültürel eserler ile bölgede önemli bir turizm noktası olduğunu belirten Prof.Dr. Mehmet Önal; “Harran’a ayrı bir değer katacak bir keşif daha yapıldı. Bundan iki yıl kadar önce ilgili akademisyenler ve uzmanlar dünyanın en yakışıklı kertenkelesi olarak adlandırdıkları ve sadece Harran’a özgü ve soyu tükenmek üzere olan Harran Kertenkelesini keşfettiler. Yaşam alanının sadece Sur içinde bulunduğunu belirten hocalarımız bu özgün tür ile ilgili kazıda çalışan arkadaşlarımıza da bilgilendirmede bulunarak korunması için gerekli özenin gösterilmesini istediler” diyerek Harran Kertenkelesinin de Harran için ayrı bir turizm değeri olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Yaklaşık bir saat süren sunumda Prof. Dr. Mehmet Önal, Harran Kalesinde yapılan çalışmaları da anlatarak gün yüzüne çıkan mekanlara ve eserlere ilişkin de katılımcılara bilgi verdi, programın sonunda katılımcılardan gelen soruları da cevapladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-onal-harran-kazilarindaki-son-durumu-anlatti-445906">Prof. Dr. Önal, Harran Kazılarındaki Son Durumu Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Turuncu Mikrofon herkesin sesi oldu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turuncu-mikrofon-herkesin-sesi-oldu-445265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2024 21:06:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[herkesin]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[mikrofon]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sesi]]></category>
		<category><![CDATA[turuncu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi farklı birimleri ile çağın hastalığı kanserin hem tanı ve tedavisine yönelik önemli görevler üstleniyor hem de hastalığın erken teşhisinin önemine yönelik farkındalık projeleri ile toplum sağlığına katkı sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turuncu-mikrofon-herkesin-sesi-oldu-445265">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Turuncu Mikrofon herkesin sesi oldu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi farklı birimleri ile çağın hastalığı kanserin hem tanı ve tedavisine yönelik önemli görevler üstleniyor hem de hastalığın erken teşhisinin önemine yönelik farkındalık projeleri ile toplum sağlığına katkı sunuyor. EÜ Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer, merkezin çalışmaları ve ekibiyle kanser farkındalığını artırmak üzere geliştirdikleri “Turuncu Mikrofon Sosyal Sorumluluk Projesi” hakkında bilgi verdi.</p>
<p>EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin ulusal ve uluslararası düzeyde yaptığı araştırma, inceleme ve uygulamalarla toplum sağlığına önemli katkı sağladığını ifade eden Prof. Dr. Kamer, “Merkezimizin birden fazla misyonu var. Bunlardan ilk kanser kayıtçılığı ve biz bu misyonu çok önemsiyoruz. Çünkü önümüzdeki problemin ne olduğunu, problemin nereye gittiğini ve toplumsal risk boyutunu bilmez isek buna yönelik bir sağlık politikası oluşturamıyoruz. ‘Hastanemiz hangi yönlerde gelişmeli?’ ‘İnsan kaynağı yatırımı nereye yapılmalı?’ gibi soruların cevabını ancak böyle oluşturabiliriz. Bilindiği üzere; Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığının altında her ilde Kanser İzlem Denetleme Merkezi (KİDEM) yer alıyor. Biz bu anlamda, Türkiye’de KİDEM’e en güvenli dataları veren kurumlardan biriyiz. Bununla da gurur duyuyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Psikolojik destek büyük önem taşıyor”</b></p>
<p>Kanser tedavisinde psikolojik desteğin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Kamer, “Merkezimizin önemli misyonlarından birisi de kanser ile ilgili danışmanlık hizmeti vermek. Şu an hastanemizde tedavi gören hasta ve hasta yakınlarına yönelik danışmanlık hizmeti veriyoruz. Bu konuda yüksek lisans eğitimli hemşirelerimiz görev yapıyor. Hemşirelerimiz, hastalarımız için son derece önemli olan psikolojik ve sosyal destek sürecini yönetiyorlar. Bir hasta ve hasta yakını için tanı ve tedavi kadar, gelişen süreçte verilen psikolojik ve sosyal destek de büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Kamer, “Merkezin önemli bir diğer nisyonu ise, araştırma projelerimiz. Bunlarla ilgili pek çok araştırma yapıyoruz, bilimsel data topluyoruz, bilimsel çalışmalara öncülük etmeye çalışıyoruz. Bir yıl temel araştırma diğer yıl da klinik araştırma konusunda olmak üzere mutlaka her yıl bir bilimsel kongre ya da sempozyum düzenliyoruz. Bu sene Eylül ayında, üniversite hastanemizin en güçlü olduğu konulardan biri olan ‘Çocukluk Çağında Beyin Tümörleri’ konulu bir uluslararası sempozyum düzenleyeceğiz”  dedi.</p>
<p><b>“Seslerimizi birleştirdik ve harekete geçtik”</b></p>
<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin kanser farkındalığı konusunda bölgeye liderlik ettiğini belirten Prof. Dr. Kamer, “Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, bölgede kanser erken tanı ve tedavi konusunda öncü bir kurum. Biz de, EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak, erken tanı çalışmaları yaparken, kanser konusunda toplumun bilinçlenmesi ile ilgili farkındalık projeleri yürütüyoruz. Uluslararası Kanserle Mücadele Örgütü (UICC) tarafından belirlenen ‘Dünya Kanser Günü’ bizim için önemli bir gün. Türkiye’de Nisan ayının ilk haftası da ‘Kanser Haftası’ olarak anılıyor. Ege Üniversitesi olarak, UICC’nin etkinliklerinde bölgemizin temsilcisi gibi çalışıyoruz. UICC, her sene turuncu renk teması ile bir slogan belirliyor, biz de her yıl turuncu renk ile bir etkinlik yaparak, farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. UICC bu sene için ‘Uniting Our Voices and Taking Action (Seslerimizi Birleştirelim ve Harekete Geçelim)’ sloganını tanımladı. Biz de, seslerimizi duyurmak ve birleştirmek adına Turuncu Mikrofon Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında Dünya Kanser Gününde Turuncu Mikrofon etkinliği düzenledik. Yöneticilerden hastalara, çalışanlardan öğrencilere herkese mikrofonumuzu uzatıp, tüm katılımcıları eğlenceli bir açık mikrofon etkinliği ile bir araya getirdik. Bu etkinliğe katılan herkes, düşüncelerini dilediği gibi paylaşarak, mesajlarını iletme fırsatı buldu. Etkinliğimizde ‘Turuncu Mikrofon’ herkesin sesi oldu. Biz o günü, kanseri andığımız bir gün değil, geleceğe umutlarımızı başlattığımız bir gün olarak andık” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-turuncu-mikrofon-herkesin-sesi-oldu-445265">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Turuncu Mikrofon herkesin sesi oldu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, &#8221; Korku Avcısı, bireysel olarak uygulanan yapılandırılmış bir terapi programıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tekinsav-sutcu-korku-avcisi-bireysel-olarak-uygulanan-yapilandirilmis-bir-terapi-programidir-444928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avcısı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[programıdır]]></category>
		<category><![CDATA[sütcü]]></category>
		<category><![CDATA[tekinsav]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulanan]]></category>
		<category><![CDATA[yapılandırılmış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü öğrencilerinin öncülüğünde Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinin katılımıyla  “Bilimsel Araştırma ve Uygulama Paylaşım Günleri” sempozyumu düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tekinsav-sutcu-korku-avcisi-bireysel-olarak-uygulanan-yapilandirilmis-bir-terapi-programidir-444928">Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, &#8221; Korku Avcısı, bireysel olarak uygulanan yapılandırılmış bir terapi programıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü öğrencilerinin öncülüğünde Psikoloji Bölümü öğretim üyelerinin katılımıyla  “Bilimsel Araştırma ve Uygulama Paylaşım Günleri” sempozyumu düzenlendi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Nuri Bilgin Konferans Salonunda yapılan sempozyum iki oturum halinde gerçekleştirildi. Sempozyumda sırasıyla “Çocuklar ve Ergenler İçin Önleyici Müdahale Programları”, “Dikkati Bölmek Belleği Zayıflatır mı Yoksa Güçlendirir mi?”, “Korku Avcısı: Anksiyete Bozukluğu Olan Çocuklar İçin Yapılandırılmış Bir Bilişsel Davranışçı Terapi Programı”, “Mika ile Kendimi Korumayı Öğreniyorum: Cinsel İstismarı Önleme Programı Etkinliği” başlıklı konuşmalar yapıldı.</p>
<p>         Sempozyumda EÜ Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Serap Tekinsav Sütcü, EÜ Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji Anabilim Dalı Araş. Gör. Gizem Gedik ve Aslıhan Tuncel “Korku Avcısı: Anksiyete Bozukluğu Olan Çocuklar için Yapılandırılmış Bir Bilişsel Davranışçı Terapi Programı”  başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>         Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, çocuklara ve yetişkinlere sunulan terapilerin farklarını aktararak, “Çocuk ve ergenlere uygulanan terapiyle yetişkinlere uygulanan terapiyi ayırt eden en önemli unsurlardan biri çocukların terapi motivasyonlarının düşük olmasıyla ilgilidir.  Biliyoruz ki pek çok çocuk kendiliğinden terapiste gitme talebinde bulunmaz. Pek çoğu kendi sorununun farkında bile değildir. Sorunu çoğu zaman ebeveynleri fark eder. Arkadaş ortamında sorun yaşıyorsa belki arkadaş ortamından geri bildirimler gelir. Okul ortamında bir problem yaşanıyorsa, öğretmenlerden ya da yönetimden geri bildirim gelir. Dolayısıyla terapiye gitme talebi çoğunlukla çocuğa ait değildir. Çocukların değişim motivasyonları düşük olduğu için terapide motivasyonu artıracak ve terapiyi ilgi çekici ve eğlenceli kılacak etkinliklere yer vermek gerekir” diye konuştu.</p>
<p><b>Türkiye’de İlk Çalışma: Korku Avcısı Programı</b></p>
<p>Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, “2008-2009 yıllarında ekibimizle birlikte dünyada örnekleri bulunan ama Türkiye’de bulunmayan ‘Çocuklar için Yapılandırılmış Bir Terapi Programı’ geliştirmeye karar verdik. Korku Avcısı Terapi Programı yaygın anksiyete, ayrılma anksiyetesi, sosyal anksiyete ve basit fobi belirtileri gösteren ya da tanısı alan çocuklara uygulanan bir program. 8-14 yaş aralığındaki çocuklara hitap ediyor ama asıl hedef kitlesi ilkokul çağındaki çocuklardır. Elbette ki çocukların tanısal özellikleri, gelişim, yaş özellikleri, motivasyon düzeylerinin düşüklüğü gibi özellikleri dikkate alarak programı yapılandırdık. Bireysel olarak uygulanan yapılandırılmış bir terapi programıdır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tekinsav Sütcü “Bu programı ilk kez 2009 yılında iki kitap olarak yayınladık.  Bunlar ‘Korku Avcısı Terapist Rehberi’ ve ‘Korku Avcısı Çalışma Kitabı’dır. Korku Avcısı Terapist Rehberi; terapinin yapısı, terapide nelere dikkat edilmesi gerektiği, hangi oturumda hangi tekniklerin hangi biçimde çocuğa sunulacağı, olası sorunlarla karşılaşıldığı zaman ne yapılabileceği gibi konularda terapistlere rehberlik ediyor. Korku Avcısı Çalışma Kitabı ise içerisinde terapi sırasında çocukla birlikte okunup yapılacak eğlenceli örneklerin, etkinliklerin olduğu bir kitaptır” dedi.</p>
<p>Program içerisinde kullanılan tekniklere de değinen Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, “Yetişkinlerde de kullanılan kendini izleme, psiko-eğitim, gevşeme eğitimi, bilişsel yeniden yapılandırma, yüzleştirme gibi teknikleri kullanıyoruz. Fakat Korku Avcısını bu tekniklerin kullanıldığı başka terapilerden ayıran esas yardımcı tekniklerimiz mevcuttur. Bunlardan bir tanesi programda model olacak bir kahramanın olmasıdır. Terapide bazı kavram ve teknikler çizgi karakter olan bu kahramanın ağzından anlatılmaktadır” dedi.</p>
<p>Araş. Gör. Aslıhan Tuncel, ebeveyn oturumlarına değinerek “Korku Avcısı programı kapsamında ebeveynle 3 oturumda çalışılmaktadır. Bunlardan ilkini çocukla seanslara başlamadan hemen önce gerçekleştiriyoruz. İkincisini çocukla iki seansı tamamladıktan sonra, son ebeveyn oturumunu da aslında yüzleştirme alıştırmalarına geçmeden hemen önce yedinci oturum arifesinde gerçekleştiriyoruz” dedi.</p>
<p>Araş. Gör. Gizem Gedik ise, konuşmasında Korku Avcısı Programının etkililik çalışmalarından bahsetti. Araş. Gör. Gedik, “Korku Avcısı tedavi programının etkililiğinin incelendiği iki çalışmada da, Korku Avcısı programının çocuklarda kaygı bozukluğu semptomlarını azaltmada anlamlı düzeyde etkili olduğu gözlemlenmiştir” dedi</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-tekinsav-sutcu-korku-avcisi-bireysel-olarak-uygulanan-yapilandirilmis-bir-terapi-programidir-444928">Prof. Dr. Tekinsav Sütcü, &#8221; Korku Avcısı, bireysel olarak uygulanan yapılandırılmış bir terapi programıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[grupta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önceden]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[özveren]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyada ve Türkiye’de kalp krizi görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Her yaş grubunda kalp krizi görülebildiğini söyleyen ve risk faktörleri hakkında açıklamalarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, çene ile göbek arasındaki herhangi bir ağrının kalp krizi habercisi olabileceğini ifade etti. Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere de dikkat çeken ve uyarılarda bulunan Prof. Dr. Özveren, </em>özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmenin mümkün olduğunun altının çizdi. </p>
<p> </p>
<p>Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası olduğunu ve 2 milyardan fazla kişinin ise kalp hastalığı riski taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, risk faktörleri ve tedavi yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye’deki istatistiklerin dünyadaki verilerle paralellik gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Dünyada ve Türkiye’de tüm yaşam kayıplarının yaklaşık yüzde 33’ünün kardiyovasküler hastalıklar kökenli olduğunu biliyoruz. Obezite, sedanter yaşam tarzı, sigara kullanımı, ailesinde kalp hastalığı hikayesi, diyabet varlığı kalp krizi risk faktörleri arasında yer alıyor. Kalp krizinden korunmak değiştirilebilir risk faktörlerini elemine etmek gerekiyor” uyarısında bulundu.</p>
<p>Özellikle risk faktörlerine sahip kişilerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özveren, “Bu grupta yer alan kişilerde bazı görüntüleme yöntemleriyle kalp krizi riskini önceden belirlemenin mümkün olduğunun bu sayede olası krizlerin de önün geçmek mümkün olabiliyor” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>&#8220;TEK BAŞINA SİGARANIN BIRAKILMASI, RİSKİ YÜZDE 36’YA VARAN ORANDA AZALTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Sigara kullanımının kalp krizi risk faktörleri arasında büyük bir yeri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Tek başına sigaranın bırakılması bile kalp krizi riskini yüzde 36’ya varan oranda azaltıyor. Yüksek kolesterol düzeyleri kalp krizi ve kalp damar hastalıkları riskini artıyor. Bunun tedavi edilmesi ve kolesterol düzeylerinin düşürülmesi de tek başına kalp krizi riskini azaltan faktörlerden bir tanesi. Diyabet varsa diyabet regülasyonu çok önemli. Yüksek kan şekeri, damar duvarında aterom plağının oluşmasına neden olur. Bu da kalp krizine giden yolda en belirgin durumlardan bir tanesidir. Bu durumun regüle edilmesi, kalp krizi riskini azaltan faktörler arasında yer alıyor. Egzersiz, kalp sağlığı açısından önem teşkil ediyor. Günlük 10-13 bin adım ya da 5 kilometre saat hızda günlük egzersiz yapılması da kalp krizi riskini azaltıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;10 BİN ADIM EFSANE DEĞİL&#8221;</strong></p>
<p>10 bin adımın bir efsane olmadığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Yeni yapılan çalışmalarda bunun bir efsane olmadığı teyit edildi. Bir değer vermek gerekirse 5.2 kilometre saat hızla yapılan egzersizler, kalp damar hastalıkları ve kalp krizine giden yolda risk faktörlerini azaltıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;KAS KÜTLESİNİ ARTIRMAYA YÖNELİK YOĞUN EGZERSİZLER KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR&#8221;</strong></p>
<p>Yoğun egzersizin kalp krizine gidişatı artırdığını ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Kalp krizi dediğimiz aslında kalp damarının tıkanmasıyla ortaya çıkan bir durum. Özellikle genç sporcularda yaşadığımız ani ölümlerle sonuçlanan durumlar, kalp damar hastalıkları dışındaki hastalık gruplarından kaynaklanıyor. Birtakım ritim problemleri veya kalp kasının kalınlaşmasıyla seyreden hipertrofik kardiyomiyopati dediğimiz hastalık kökenli oluyor. Dengeli beslenme ve düzenli egzersiz bu anlamda önem arz ediyor. Özellikle izotonik egzersizleri bu anlamda tavsiye ediyoruz. Yani kalp kasını kalınlaştırmaya yönelik değil de kas uzunluğunu artırmaya yönelik egzersizlerin yapılması gerekiyor. Bunlar; yüzme, koşu, hızlı yürüme, bisiklet sürme gibi egzersizler. Bu tür egzersizlerin kalp krizi riskini engellediğini biliyoruz. Ama ağırlık kaldırmayla yapılan kas kütlesini artırmaya yönelik egzersizler, kan basıncını yükseltiyor ve kalp krizine gidişatı artırıyor. Yapılan çalışmalarda bunları gözlemliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;HER YAŞTA GÖRÜLEBİLİR&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizinin her yaşta görülebileceğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “18-75 yaş aralığında biz bunu daha çok görüyoruz. Genç popülasyonda kalp krizi vakalarını sıklıkla görmemizin nedenlerinden bir tanesi fast food kültürünün yaygınlaşması. İkincisi sigara ve tütün mamullerinin kullanımının artması. Son zamanlarda ise kovid enfeksiyonları da pıhtılaşma faktörlerini etkiledi. Bu durum da kalp krizi riskini ve kovide bağlı ölümlerdeki kalp krizi kökenli ölümlerin artmasına sebep oldu” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“SESSİZ BİR ŞEKİLDE KALP KRİZİ GEÇİRİLEBİLİR”</strong></p>
<p>Kalp krizi belirtilerinin geniş bir spektrumdan oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Olcay Özveren, “Bir tarafta ani ölüm dediğimiz durumla karşılaşıyoruz bir tarafta ise hasta aslında sessiz bir şekilde kalp krizi geçirebilir. Özellikle diyabetik hastalar ve ileri yaş gruplarında daha sık rastlanıyor. Bu tür hasta gruplarında kalp damarı tıkanabiliyor ama kişi bunu fark etmeyebiliyor. Farklı nedenlerle hekime başvurduğunda birtakım görüntüleme yöntemleri veya fizik muayene ile bu durumu saptayabiliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>GÖĞÜSE, SIRTA, KOLLARA, OMUZLARA VE ÇENEYE YAYILAN AĞRILARA DİKKAT</strong></p>
<p>Hastalarda en sık göğüs ağrısı belirtisiyle karşılaştıklarını söyleyen Prof. Dr. Özveren, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çene ile göbek arasındaki herhangi bir yerdeki ağrı kalp krizi buluntusu olabilir. Bunu biz tanımlarken daha çok göğüs ön duvarında, sırta, kollara, omuzlara, çeneye, mide ve yemek borusu bölgesine yayılan ve yansıyan ağrılar ile saptıyoruz. En az 5 dakika kadar sürer. Çoğunlukla eforla artar, istirahatle geçer. Eğer böyle bir klinik bulgu varsa en yakın hekime başvurulmasında fayda var.”</p>
<p><strong>&#8220;YAPILMASI GEREKEN EN TEMEL ŞEY SAKİN KALMAK&#8221;</strong></p>
<p>“Kalp krizi durumuyla karşılaştığınızda yapılması gereken en temel şey sakin kalmaktır” diyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Çünkü stres, heyecan ve korku durumunda kalp hızlanıyor ve iş yükü artıyor. Bu anlamda kişiyi sakinleştirmek ve 112’ye başvurup ambulans çağırarak krizi yönetmek gerekiyor. Öte yandan elinizin altında bir aspirin var ise 300 miligram olacak şekilde hastaya uygulanabilir. Hastayı yatırıp ayaklarını kaldırmak veya öksürtme gibi manevraların bir karşılığı yok” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;KİŞİ BİR KEZ KALP KRİZİ GEÇİRDİYSE TEKRARLAMA İHTİMALİ ARTIYOR&#8221;</strong></p>
<p>İlk kez kalp krizi geçiren bir kişinin, seyreden 10 yıl içinde çok yüksek risk grubu içinde yer aldığını belirten Prof. Dr. Özveren, “Kalp krizi geçirdikten sonra tekrarlayan kalp krizi riski artıyor. İkinci veya üçüncü kalp krizi riskiyle karşılaşma ihtimali bu anlamda artıyor. Bir kez kalp krizi geçirdiyseniz veya kalp damarınızın tıkalı olduğu tespit edildiyse çok yüksek riskli grupta yer alıyorsunuz. Seyreden 10 yılda tekrar kalp krizi geçirme oranı neredeyse yüzde 30’lara varan oranda artabiliyor. Yani kalp krizi geçirmiş 10 hastadan 3’ünün 10 yıl içinde tekrar kalp krizi geçirme riski artıyor. Bunu önlemek için mevcut risk faktörlerini tedavi ederek minimize ediyoruz, tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabiliyor. Risk faktörlerini modifiye edip tedavi ederseniz kalp krizi geçirme oranı oldukça azalıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>SOĞUK HAVALAR VE SABAHA KARŞI SAATLERE DİKKAT</strong></p>
<p>Soğuk havalar ve sabaha karşı saatlere karşı da uyaran Prof. Dr. Özveren,  “Çalışmalarda ve klinik pratiklerde kış aylarında havanın soğumasıyla beraber özellikle vazospazm dediğimiz damarın büzüşme oranının arttığını görüyoruz. Bu da göğüs ağrısı semptomlarının oluşmasına ve haliyle kalp krizi riskinin artmasına neden oluyor. Hepimizin vücudunun bir sirkadiyen ritmi var. Sabaha karşı bu sirkadiyen ritimde nörohormanal dengenin değişmesinden dolayı kalp krizi riski daha da artıyor” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;STRES, EN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİNDEN BİRİ&#8221;</strong></p>
<p>“Tek başına stres bile kalp krizine giden yolda minör risk faktörüdür” diyen Özveren, “Yoğun stres hem hormonal dengeyle alakalı sorunlar yaratabiliyor hem kalp hızının artmasına sebep olabiliyor hem de koroner damarlardaki vazomotor yanıtın değişmesine sebep oluyor. Dolayısıyla stres, kalp krizine giden yolda en önemli risk faktörlerinden biri” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KALP KRİZİ BAŞKA HAASTALIKLARA DA YOL AÇABİLİYOR”</strong></p>
<p>Kalp krizinin kalple ilgili diğer hastalıklara da yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Örneğin kalbin ön yüzüyle ilgili geçirilen kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı, ilerleyen dönemde tedavi edilmezse kalp yetersizliğine de sebep olabilir. Kalp krizi aynı zamanda kalp kapak hastalıklarının bir kısmının da sebeplerinden bir tanesi” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>&#8220;KALP KRİZİ RİSKİNİ ÖNCEDEN BELİRLEYEBİLİYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>Kalp krizi risklerini belirlemeye yönelik uygulanan girişimlerden de söz eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özveren, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Teknolojinin gelişmesiyle görüntüleme yöntemlerinin daha kolay ulaşılabilir ve ucuz hale gelmesiyle beraber kalp krizi riskini önceden belirleyebiliyoruz. Özellikle tomografik anjiyografinin çok fazla kullanılmasıyla beraber damar hastalığının varlığı, neredeyse yüzde 100’e varan doğruluk oranlarıyla tespit edilebiliyor. Tabi bu da bizim kalp krizi riskini belirleyip önlememizde fayda sağlıyor. Tabi görüntüleme yöntemlerinin komplikasyon ve yan etki durumları da var. Radyasyon kullanılarak yapılan görüntüleme yöntemleri olduğu için herkese yapmıyoruz. Hastaları risk faktörlerine göre seçiyoruz. Örneğin diyabetik atipik göğüs ağrısı olanlar, yoğun sigara içenler, ailesinde hastalık geçmişi olanlar, 65 yaş altında kişiler gibi. Yaş önemli bir faktör. Çünkü 65 yaşın üzerinde özellikle koroner damarlarda kireçlenme fazla görüyoruz. Kalp damarındaki kireçlenme, tanı koymamızı zorlaştırıyor. Bu durumdaki kişilerde de nükleer tıp yöntemleri veya ilaçlı ekokardiyografik yöntemler veya kardiyak MR gibi yöntemler kullanılıyor. Son dönemlerde dünyadaki sağlık kılavuzlarında risk faktörleri bulunan kişilere yapılması yönünde gelişmeler yaşandığını da biliyoruz.”</p>
<p><strong>&#8220;RİSK FAKTÖRLERİNİ BELİRLEMEDE YAPAY ZEKA GÜNDEMDE&#8221;</strong></p>
<p>Risk faktörlerini belirlemede yapay zekanın da gündemde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Olcay Özveren, “Önümüzdeki 10 yıl içinde görüntüleme yöntemlerinin içerisinde yapay zekayı sıklıkla kullanabiliriz. Ama şimdi yapay zekayı kullanan donanımlı elektrokardiyografik yöntemler var. Bunlar da kalp krizi ve kalp damar tıkanıklığı riskini belirlemede kullanılıyor. Önümüzdeki süreçte yapay zekanın bu anlamda kullanımıyla çok sık karşılaşacağız” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ozveren-ozellikle-riskli-grupta-yer-alan-kisilerin-kalp-krizi-riskini-onceden-tespit-etmek-mumkun-444677">Prof. Dr. Özveren: &#8220;Özellikle Riskli Grupta Yer Alan Kişilerin Kalp Krizi Riskini Önceden Tespit Etmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Naci Görür İzmir&#8217;de deprem ve dirençli kentleri anlatacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-izmirde-deprem-ve-direncli-kentleri-anlatacak-443879</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2024 21:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatacak]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dirençli]]></category>
		<category><![CDATA[görür]]></category>
		<category><![CDATA[izmirde]]></category>
		<category><![CDATA[kentleri]]></category>
		<category><![CDATA[naci]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443879</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in “Afetlere Hazır ve Dirençli İzmir” vizyonu çerçevesinde düzenlenen ortak akıl buluşmaları devam ediyor.  Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür’ün katılacağı “Deprem ve Dirençli Kentler” konferansı 11 Mart’ta yapılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-izmirde-deprem-ve-direncli-kentleri-anlatacak-443879">Prof. Dr. Naci Görür İzmir&#8217;de deprem ve dirençli kentleri anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in “Afetlere Hazır ve Dirençli İzmir” vizyonu çerçevesinde düzenlenen ortak akıl buluşmaları devam ediyor.  Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür’ün katılacağı “Deprem ve Dirençli Kentler” konferansı 11 Mart’ta yapılacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in “Afetlere Hazır ve Dirençli İzmir” vizyonu doğrultusunda ortak akıl ile yürütülen toplantı ve buluşmalar “Deprem ve Dirençli Kentler” konferansı ile devam ediyor. 11 Mart 2024 Pazartesi günü saat 13.00’da Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) düzenlenecek konferansa Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür katılacak. Ev sahibi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Soyer’in de konuşmacı olarak yer alacağı konferansta Prof. Dr. Naci Görür deprem ve dirençli kentler başlığı altında önemli bilgiler verecek.</p>
<p>İzmir’de 30 Ekim 2020 tarihinde yaşanan deprem sonrası İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin öz kaynaklarını kullanarak yürüttüğü afet risk azaltma çalışmaları devam ederken diğer yandan kent genelinde sürdürülebilir yaşam alanları doğrultusunda kamulaştırma ve kentsel dönüşüm faaliyetleri yürütülüyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-naci-gorur-izmirde-deprem-ve-direncli-kentleri-anlatacak-443879">Prof. Dr. Naci Görür İzmir&#8217;de deprem ve dirençli kentleri anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Vekili Prof. DR. Mahmut Ak: DEÜ İçin Hep Birlikte Yürüyelim</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-vekili-prof-dr-mahmut-ak-deu-icin-hep-birlikte-yuruyelim-443493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 21:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[hep]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[vekili]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyelim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) rektörlük görevine vekaleten atanan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak, görevine başladı. DEÜ ailesine videolu mesaj ile seslenen Rektör Vekili Ak, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin ‘Araştırma Üniversitesi’ unvanına yakışır şekilde akademik başarılarla daha fazla anılacağı bir ortamı inşa etmenin öncelikli amacı olacağını vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-vekili-prof-dr-mahmut-ak-deu-icin-hep-birlikte-yuruyelim-443493">Rektör Vekili Prof. DR. Mahmut Ak: DEÜ İçin Hep Birlikte Yürüyelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><i><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) rektörlük görevine vekaleten atanan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak, görevine başladı. DEÜ ailesine videolu mesaj ile seslenen Rektör Vekili Ak, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin ‘Araştırma Üniversitesi’ unvanına yakışır şekilde akademik başarılarla daha fazla anılacağı bir ortamı inşa etmenin öncelikli amacı olacağını vurguladı. </span></span></i></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi’nde (DEÜ) 2018 yılında göreve gelen Prof. Dr. Nükhet Hotar’ın Cumhurbaşkanı kararıyla Akdeniz için Birlik (AiB) nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Özel Temsilcisi olarak görevlendirilmesiyle DEÜ rektörlük görevine vekaleten atanan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak, görevine başladı. Haftayı yoğun bir tempoyla karşılayan Rektör Vekili Ak, DEÜ’nün farklı birimlerinden yöneticilerle bir araya gelerek istişare toplantıları yaptı; Üniversitenin Senato ve Yönetim Kurulu toplantılarına başkanlık etti. Kurum ziyaretleri de gerçekleştiren Ak, bu kapsamda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Fahri Mutlu Tosun ve İzmir Emniyet Müdürü Celal Sel gibi isimlerle bir araya geldi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>DEÜ AİLESİNE VİDEO İLE SESLENDİ</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Rektör Vekili Ak’ın Dokuz Eylül Üniversitesi ailesine hitap ettiği 3 buçuk dakikalık videosu da Üniversitenin YouTube kanalı ve sosyal medya hesaplarından yayınlandı. Video mesajında Dokuz Eylül Üniversitesi’nin ‘Araştırma Üniversitesi’ unvanına yakışır şekilde akademik başarılarla daha fazla anılacağı bir ortamı inşa etmenin öncelikli amacı olacağını vurgulayan Ak, “Bu noktada tüm akademik personelimizin, imkanlar dahilinde özlük haklarına kavuşacağı; başarılı bilimsel çalışmaların takdir ve teşvik edileceği, gerek akademik gerekse idari personelin kurum aidiyetinin en üst düzeyde olacağı bir üniversite için gece gündüz çalışacağız” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DEÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Mahmut Ak, açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“Dokuz Eylül Üniversitesi ailesinin kıymetli mensupları… Bildiğiniz gibi; 2018 yılından bu yana Üniversitemizde Rektörlük görevini yürütmekte olan Sayın Prof. Dr. Nükhet Hotar; 16 Şubat tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Büyükelçilik unvanı almış ve Akdeniz için Birlik nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Özel Temsilcisi olarak görevlendirilmiştir. Kendisine Üniversitemiz bünyesinde yürüttüğü başarılı çalışmalar nedeniyle şahsım ve kurumum adına teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılar diliyorum. Bu gelişmenin ardından, aynı gün; yeni rektör ataması yapılıncaya kadar bu göreve vekalet etmek üzere Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından Üniversitemize görevlendirildim.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Yoğun bir hafta sonu mesaisiyle birlikte hızlı bir şekilde göreve başladım. Öncelikle bu geçiş sürecinde kolaylaştırıcılık sağlayan tüm akademik ve idari personelimize gönülden teşekkür ediyorum. Toplam 8 yıl süren, arka arkaya 2 dönemi kapsayan İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüm ve akabinde başlayan YÖK Yürütme Kurulu üyeliğim boyunca edindiğim tecrübeleri Dokuz Eylül Üniversitesi gibi büyük ve başarılı bir üniversitenin yararına kullanmaktan dolayı büyük onur ve mutluluk duyuyorum.  Görev sürem boyunca büyük ailemizin, Araştırma Üniversitesi unvanına yakışır şekilde akademik başarılarla daha fazla anılacağı bir ortamı inşa etmek öncelikli amacım olacaktır. Bu noktada tüm akademik personelimizin, imkanlar dahilinde özlük haklarına kavuşacağı; başarılı bilimsel çalışmaların takdir ve teşvik edileceği, gerek akademik gerekse idari personelin kurum aidiyetinin en üst düzeyde olacağı bir üniversite için gece gündüz çalışacağız. Özellikle akademik anlamda iç barış ve huzur ortamının sürekli kılındığı, uluslararası atıf sayılarının ve yayın kalitesinin yükseldiği, akredite olmuş ön lisans ve lisans programı sayısı ile uluslararası öğrenci sayısı ve çeşitliliğinin her geçen gün arttığı bir üniversite için iç ve dış tüm paydaşlarımız ile koordineli bir şekilde çalışmalar yürüteceğim. Pozitif ayrımcılık anlayışından hareketle, kadınlar, çocuklar, dezavantajlı bireyler ve sokak hayvanlarına yönelik toplumsal projeler ile yeşil enerji, sürdürülebilirlik gibi kavramlar ışığında doğa dostu uygulamaların hayata geçirilmesinin önünü açacağım. Elbette bu noktada varoluş sebebimiz öğrencilerimizin de karar alma süreçlerinde daha etkin rol aldığı, öğrenci kulüpleri tarafından düzenlenecek etkinliklerin imkanlar dahilinde desteklendiği; öğrenci odaklı bir üniversite atmosferi yaratmaya da gayret edeceğiz.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında yer alma iddiasını başarıyla sürdüren Üniversitemizi daha üst sıralara taşımak için çıktığımız bu yolda tüm akademik ve idari personelimizi, sevgili öğrencilerimizi ve hem yurt içi hem de yurt dışında Üniversitemizi başarıyla temsil eden değerli mezunlarımızı birlikte yürümeye davet ediyorum. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.”</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-vekili-prof-dr-mahmut-ak-deu-icin-hep-birlikte-yuruyelim-443493">Rektör Vekili Prof. DR. Mahmut Ak: DEÜ İçin Hep Birlikte Yürüyelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay, Prof. Dr. Afyoncu&#8217;nun &#8220;Filistin&#8217;de 400 Sene&#8221; Konulu Konferansına Katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-prof-dr-afyoncunun-filistinde-400-sene-konulu-konferansina-katildi-442581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Feb 2024 21:13:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afyoncunun]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[filistinde]]></category>
		<category><![CDATA[katıldı]]></category>
		<category><![CDATA[konferansına]]></category>
		<category><![CDATA[konulu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sene]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin “Konya Okulu” programları kapsamında Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun “Filistin’de 400 Yıl” konulu konferansına katılarak gençlerle bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-prof-dr-afyoncunun-filistinde-400-sene-konulu-konferansina-katildi-442581">Başkan Altay, Prof. Dr. Afyoncu&#8217;nun &#8220;Filistin&#8217;de 400 Sene&#8221; Konulu Konferansına Katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin  “Konya Okulu” programları; Gazze, Filistin ve Mescid-i Aksa konu başlıklarında birbirinden önemli isimleri ağırlamaya devam ediyor.</p>
<p>“Konya Okulu” programlarına son olarak Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu katılarak “Filistin’de 400 Yıl” konulu bir konferans gerçekleştirdi. Büyükşehir Belediyesi Taş Bina Kültür Sanat’ta düzenlenen ve yoğun ilgi gören konferansa Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da katılarak gençlerle bir araya geldi.</p>
<p>Prof. Dr. Afyoncu, yaklaşık 1 saat süren konferansta katılımcılara; Yahudiliğin kökeni ve tarihi, Siyonizmin ortaya çıkışı ve İsrail’in kuruluşu hakkında yaşanan tarihsel süreçleri ve bugüne yansımalarını anlattı.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, programın sonunda Prof. Dr. Afyoncu’ya günün anısına kitap hediye ederek, teşekkürlerini iletti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-prof-dr-afyoncunun-filistinde-400-sene-konulu-konferansina-katildi-442581">Başkan Altay, Prof. Dr. Afyoncu&#8217;nun &#8220;Filistin&#8217;de 400 Sene&#8221; Konulu Konferansına Katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Şule Erten Ela&#8217;ya, TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı kapsamında proje desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sule-erten-elaya-tubitak-fransa-disisleri-bakanligi-bosphorus-programi-kapsaminda-proje-destegi-442054</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 21:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bosphorus]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[dışişleri]]></category>
		<category><![CDATA[elaya]]></category>
		<category><![CDATA[erten]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[şule]]></category>
		<category><![CDATA[tübitakfransa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şule Erten Ela’nın Türkiye yürütücülüğünü yaptığı ikili iş birliği projesi, TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı Ortak Proje Çağrısı kapsamında desteklenmesine karar verilen yedi projeden birisi oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sule-erten-elaya-tubitak-fransa-disisleri-bakanligi-bosphorus-programi-kapsaminda-proje-destegi-442054">Prof. Dr. Şule Erten Ela&#8217;ya, TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı kapsamında proje desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şule Erten Ela’nın Türkiye yürütücülüğünü yaptığı ikili iş birliği projesi, TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı Ortak Proje Çağrısı kapsamında desteklenmesine karar verilen yedi projeden birisi oldu.</p>
<p>Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şule Erten Ela’nın TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı Ortak Proje Çağrısı kapsamında Grenoble Alpes Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Peter Reiss ile birlikte sundukları “Kuantum Noktaları içeren Perovskite Güneş Hücreleri ile Yeşil Hidrojen Üretimi” ikili işbirliği projesi desteklenmeye layık bulundu.</p>
<p>Proje ile ilgili bilgi veren Güneş Enerjisi Enstitüsü Enerji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şule Erten Ela “Fosil yakıtlara olan bağımlılığı ve karbon emisyonlarını azaltmak için yenilenebilir enerjiler arasında yer alan güneş enerjisi üzerine yapılan çalışmalar tüm dünyada öncelikli konular olarak çalışılmaktadır. Yeni nesil güneş hücreleri arasında Perovskite Güneş Hücreleri her geçen gün artan verimleri ile dikkat çekmektedir. Perovskite Güneş Hücrelerinde verimliliği artırmak üzere yapılan çalışmalar önem taşımaktadır. Bu kapsamda İtalya ile aldığımız Türkiye (TÜBİTAK)-İtalya (CNR) projesinden sonra Fransa ile ‘Kuantum Noktaları içeren Perovskite Güneş Hücreleri ile Yeşil Hidrojen Üretimi’ üzerine hazırladığımız yeni bir projemiz de kabul aldı. Fransa ortaklığında TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus İkili İşbirliği Programı kapsamında alınan projede Fransa tarafında Universite Grenoble Alpes, Molecular Systems and nanomaterials for Energy and Health (SyMMES)’den alanında ünlü bilim insanı Prof. Dr. Peter Reiss ile çalışacağız” dedi.</p>
<p><b>“Yeşil Hidrojen üretilecek”</b></p>
<p>Fransa ekibinin kuantum nokta güneş pilleri alanında uzman olduğunu, karşılıklı iş birliği ziyaretleri ile Perovskite Güneş Hücrelerini geliştirileceğini, bu proje ile  alana büyük katkı sağlanacağını belirten Prof. Dr. Şule Erten Ela, “Türkiye ve Fransa işbirliğinde yeni kuantum nokta malzemelerle ve yeni tasarımla projede Perovskite Güneş Hücrelerinin geliştirilerek  kararlılığın artırılması hedeflenmektedir. Projede Yeşil Hidrojenin de üretilecek olması projenin önemli bir adımını oluşturmaktadır. Yeşil Hidrojen terimi aynı zamanda temiz hidrojen anlamı içeriyor. Temiz proses ve yöntemlerle üretilen temiz hidrojen, suyu oksijen ve hidrojene ayırmak için kullanılan yöntemlerden biri olan elektroliz yöntemi ile elde edilebilmektedir. Bugün özellikle ülkemizde ve dünyada pek çok sektör yeşil hidrojen elde etmek üzere yenilenebilir enerji alanında çalışmalara öncelik verilmektedir. Projede Fransa ekibi yeni kuantum nokta malzeme üretimlerini hedeflerken Türkiye tarafı Perovskite Güneş Hücre üretim ve karakterizasyonlarını gerçekleştirecek. Türkiye tarafının geliştireceği yeni nesil güneş hücreleri ile desteklenen elektroliz sistemi ile yenilenebilir enerjiden Yeşil Hidrojen ve Oksijen üretimleri proje kapsamında gerçekleştirilmiş olacak” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sule-erten-elaya-tubitak-fransa-disisleri-bakanligi-bosphorus-programi-kapsaminda-proje-destegi-442054">Prof. Dr. Şule Erten Ela&#8217;ya, TÜBİTAK-Fransa Dışişleri Bakanlığı Bosphorus Programı kapsamında proje desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Pınar Kara&#8217;dan kanser tedavisine yönelik önemli proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-karadan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje-441555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 09:07:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karadan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pınar]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “Antikanser İlaç Geliştirme Çalışmalarına Yönelik İmmunojenik Hücre Ölümü Biyobelirteçlerinden Damp Sinyallerinin Aptamer Tabanlı Elektrokimyasal Nanobiyosensörler ile Tayini” başlıklı proje, TÜBİTAK ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-karadan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje-441555">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Pınar Kara&#8217;dan kanser tedavisine yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “Antikanser İlaç Geliştirme Çalışmalarına Yönelik İmmunojenik Hücre Ölümü Biyobelirteçlerinden Damp Sinyallerinin Aptamer Tabanlı Elektrokimyasal Nanobiyosensörler ile Tayini” başlıklı proje, TÜBİTAK ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Sağlık alanında bir çok akademik birimi bünyesinde bulundurarak Avrupa’nın referans merkezlerinden olan; tam akredite öğrenci odaklı araştırma üniversitemizin TÜBİTAK başarısı devam ediyor. Eczacılık Fakültemizde görev yapan bilim insanları çağın hastalığı olarak anılan kanserin tedavisine yönelik önemli çalışmalara imza atıyorlar. Aynı zamanda bu araştırmalarla literatüre de önemli katkılar sağlamayı sürdürüyorlar. Antikanser ilaç geliştirme çalışmalarına yönelik immunojenik hücre ölümü biyobelirteçlerinden DAMP sinyallerinin aptamer tabanlı elektrokimyasal nanobiyosensörler ile tayinine yönelik araştırmalar yürüten Eczacılık Fakültemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Araştırmanın detayları ile ilgili bilgi veren proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara, “Dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kansere karşı yeni tedavilerin geliştirilmesi için çok sayıda çalışma immünojenik hücre ölümünün tetikleyici kemoterapötiklerin yüksek potansiyel taşıyan ilaç adayları olduğunun altını çizmektedir. Bu nedenle (İmmunojenik Hücre Ölümü) İHÖ’ye neden olan yeni moleküllerin keşfine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada aday moleküllerin aktivitelerini taramak için İHÖ’nün karakteristik özelliği olan DAMP (Damage-associated molecular patterns) sinyallerinin oluşumunu etkin ve hızlı bir şekilde belirleyebilmek son derece önemlidir” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Pınar Kara, proje kapsamında, immünojenik hücre ölümünün önemli biyobelirteçlerinden olan DAMP sinyallerinin hücre düzeyinde etkin ve düşük maliyetli olarak tespit edilebilmesine yönelik; hassas, spesifik, güvenilir ve hızlı sonuç alınabilen nanomalzeme ile zenginleştirilmiş elektrokimyasal aptasensör sistemleri geliştirileceğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-pinar-karadan-kanser-tedavisine-yonelik-onemli-proje-441555">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Pınar Kara&#8217;dan kanser tedavisine yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesi olarak kaliteyi kurum kültürü haline getirdik&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-ege-universitesi-olarak-kaliteyi-kurum-kulturu-haline-getirdik-441169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 13:09:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[getirdik]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteyi]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beş Yıllık Kurumsal Tam Akreditasyon belgesini alan ilk devlet üniversitesi olan Ege Üniversitesi (EÜ) ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Kalite Güvence Sistemi” konulu konferansı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-ege-universitesi-olarak-kaliteyi-kurum-kulturu-haline-getirdik-441169">Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesi olarak kaliteyi kurum kültürü haline getirdik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beş Yıllık Kurumsal Tam Akreditasyon belgesini alan ilk devlet üniversitesi olan Ege Üniversitesi (EÜ) ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Kalite Güvence Sistemi” konulu konferansı gerçekleştirildi. EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocabıçak, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bedriye<b> </b>Tunçsiper, Bakırçay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Berktaş, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Serdar Kale, EÜ üst yönetimi, EÜ senato üyeleri ve akademisyenler katıldı.</p>
<p>         Toplantının açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Budak, “5 Yıllık Kurumsal Tam Akreditasyon belgesini alan ilk devlet üniversitesi olarak kalite yolculuğundaki deneyimlerimizi ve örnek alınan uygulamalarımızı  üniversitelerimizle YÖKAK nezdinde paylaşmak bizim için çok kıymetli. 21. yüzyılda küreselleşme ve bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimine paralel olarak eğitim alanında ciddi dönüşümler meydana gelmiştir. Tüm bu gelişmeler ışığında yükseköğretimin değişen yapısı içerisinde yaşanan rekabet,   yükseköğretim kurumlarında kalitenin sorgulanmasını, belirli kalite güvence sistemlerinin gelişmesini de kaçınılmaz kılmıştır. Bizler de Ege Üniversitesi olarak küresel rekabetin gerisinde kalmamak adına kalite kavramını bir kurum kültürü haline getirmek ve eğitim programlarımızı akredite etmek için kendimize hedefler belirledik ve bu hedefler doğrultusunda yoğun bir mesai harcadık” dedi.</p>
<p><b>“Akredite program sayımızı 53’e çıkardık”</b></p>
<p>Ege Üniversitesinde akredite program sayısını artırdıklarını ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, “Kalite politikaları ekseninde yürüttüğümüz disiplinli çalışmalar neticesinde büyük bir başarı ivmesi kaydedilerek 2017 yılında 11 olan akredite program sayımızı, bugün itibariyle 53’e çıkardık.  Gösterdiğimiz üstün gayret ve takip ettiğimiz güçlü stratejilerin ardından; Kurumsal Akreditasyon Programı’na dâhil edilen üniversitemizde, adeta tam bir seferberlik başlattık ve tüm değerlendirme süreçlerini başarıyla tamamlayarak, Kurumsal Tam Akreditasyon alan ülkemizdeki ilk devlet üniversitesi olarak tarihi bir başarıya imza attık.  Mevcut birimlerimizin altyapılarını ulusal ve uluslararası kalite standartlara uygun olarak güncelleyerek üniversitemizdeki bilim iklimini  güçlendirdik. Üniversitemizin geniş yelpazede sunduğu çalışma alanı, 60 binden fazla öğrenci sayısına rağmen öğretim elemanlarımızdaki araştırma üniversitesi olma inancıyla butik teknik üniversiteler arasından sıyrılarak 2021 yılında araştırma üniversitesi olarak ilan edildik” diye konuştu.</p>
<p>Ege Üniversitesinde yapılan öğrenci odaklı uygulamalara da değinen Rektör Prof. Dr. Budak, “Öğrenci odaklı üniversite vizyonumuz doğrultusunda Öğrenci Dekanlığı ve Öğrenci Senatosu, Ege Plus, Araştırma Odaklı Öğrenci Merkezi gibi 90’dan fazla öğrencilerimizi merkeze alan uygulamamız ile öğrencilerin aktif katılım sağladığı şeffaf ve dinamik yönetim anlayışımızı daha da güçlendirdik. Ege Üniversitesi olarak 65 bin öğrenci, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına ait 600’e yakın firmanın katılımı ile Avrupa’nın en büyük gençlik kariyer fuarını gerçekleştirdik. 2022 yılında öğrenci odaklı yönetim anlayışımız doğrultusunda yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde ‘Öğrencilerin Kariyer Gelişimini En Etkin Şekilde Destekleyen Üniversite Ödülünü’ Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldık.  Bu başarı bir tesadüf değil çalışmanın, üretmenin ve kurum kültürü haline getirdiğimiz kalite kavramını tüm faaliyetlerimizde temel prensip olarak benimsememizin nihai sonucuydu. Başarıları elde etmek kadar sürdürülebilir kılmakta ciddi önem arz etmektedir. Bu bilinçten yola çıkarak Ege Üniversitesi olarak bugün de kalite konusunda çalışmalarımızı ilk günkü titizlikle sürdürmeye, sistemlerimizi günün gerekli kıldığı koşullara göre revize etmeye devam ediyoruz.  Bu kapsamda  küresel rekabette üniversitemize güç katacak kalite ve çevre yönetim sistemleri arasında yer alan ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi belgelerini Üniversitemize kazandırdık. Tüm bu başarı hikâyesini yazan Ege Üniversitesi ailesinin tüm akademik ve idari çalışanları ile öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Üniversitemizin akademik değişim-dönüşüm yolculuğunda, her daim desteğini hissettiğimiz başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’a, teşrifleriyle bizleri onurlandıran YÖKAK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Ümit Kocabıçak’a katkı ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.  </p>
<p><b>“Akreditasyon yüksek düzeyde bir eğitimi garanti eder”</b></p>
<p>         Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocabıçak, “Yükseköğretimde Kalite Güvence Sistemleri ve Akreditasyonların Önemi” başlıklı sunumunda “Yükseköğretim Kalite Kurulunun Faaliyet Alanları”, “Yükseköğretimde Kurumsal Akreditasyon”, “YÖKAK- Kurumsal Dış Değerlendirme Türleri”, “YÖKAK Ölçütleri” gibi konular hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Kocabıçak, “Kurumsal Akreditasyon Programı yükseköğretim kurumlarındaki kalite güvencesi, eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme, toplumsal katkı ve yönetim sistemi süreçlerinin ‘planlama, uygulama, kontrol etme ve önlem alma’ (PUKÖ) döngüsü kapsamında değerlendirilmesini sağlayan bir dış değerlendirme yöntemidir” dedi.</p>
<p>Akreditasyonun faydalarına değinen Prof. Dr. Kocabıçak, “Akreditasyon yüksek düzeyde bir eğitimi garanti eder. Bu, öğrencilerin nitelikli öğretim üyeleri tarafından yönlendirilen ve etkili bir müfredata dahil edilen üst düzey eğitim almalarını sağlar. Akredite kurumlardan mezun olanlar, küresel tanınırlığa sahiptirler. Bu, kredi aktarmayı veya uluslararası alanda daha ileri çalışmalara devam etmeyi kolaylaştırır. Akreditasyon ve kalite iyileştirme arayışındaki kurumlar, sürekli iyileştirme ve hesap verebilirlik taahhüdünde bulunurlar. Düzenli öz değerlendirme ve dış değerlendirmeler, kurumun gelişen akademik taleplerle uyumlu olmasını sağlar. Bu taahhüt, ilerici ve ilgili bir eğitim deneyimi sağlayarak öğrencilere fayda sağlar. Akreditasyon, mezunları yükseltir. Akredite kurumlardan alınan dereceler iş piyasasında katma değer taşır. İşverenler, bu kurumların desteklediği ve mezunlara rekabet avantajı sağlayan katı standartları kabul etmektedir. Aynı zamanda öğrencilerin veya araştırmacıların güvenilirliğini de güçlendirerek daha fazla tanınma ve işbirliği fırsatları sağlar. 12. Kalkınma Planı Yükseköğretim Hedefleri kapsamında da yükseköğretim sisteminde kalite kültürünün yaygınlaşmasına ve güçlendirilmesine vurgu yapılmıştır” dedi</p>
<p>Yükseköğretim kurumlarında kalite akreditasyon çalışmalarının yürütülmesinde ve sürdürülebilirliğin sağlanmasında üst yönetimlerin desteğinin çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kocabıçak, “Tüm personelin görev, yetki ve sorumluluklarının iyi tanımlanması, insan gücü yapılanması açısından çok önemlidir. Kalite sistemini sürdürülebilir hale dönüştürmek kolay olmayan bir süreçtir. Özellikle akademisyenlerin kaliteyi iyileştirme çabasına katılmaları, bunu zorunlu olduğu için değil, doğru buldukları, daha iyi bir kurum olmanın yolu olduğu için yapmaları, böyle yaptıklarında eğitim-öğretim, araştırma, topluma katkı  etkinliklerinin daha etkin, verimli, üretken olduğunu görmelerinin sağlanması önemlidir” dedi.</p>
<p>Toplantı sonunda Prof. Dr. Kocabıçak tarafından Manisa Celal Bayar Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İzmir Ekonomi Üniversitesi mensuplarına “Kurumsal Akreditasyon Belgeleri”  verildi</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-budak-ege-universitesi-olarak-kaliteyi-kurum-kulturu-haline-getirdik-441169">Prof. Dr. Budak, &#8220;Ege Üniversitesi olarak kaliteyi kurum kültürü haline getirdik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ljubljana Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Andrej Demsar Ege Üniversitesine konuk oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ljubljana-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-andrej-demsar-ege-universitesine-konuk-oldu-440031</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 19:40:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[andrej]]></category>
		<category><![CDATA[demsar]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[konuk]]></category>
		<category><![CDATA[ljubljana]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesine]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=440031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, Uluslararasılaşma misyonu kapsamında yurt dışı üniversitelerden alanında uzman akademisyenleri ağırlamaya devam ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ljubljana-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-andrej-demsar-ege-universitesine-konuk-oldu-440031">Ljubljana Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Andrej Demsar Ege Üniversitesine konuk oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi, Uluslararasılaşma misyonu kapsamında yurt dışı üniversitelerden alanında uzman akademisyenleri ağırlamaya devam ediyor. EÜ Emel Akın Meslek Yüksekokulu tarafından, “TÜBİTAK 2221 Konuk veya Akademik İzinli Bilim İnsanı Destekleme Programı” kapsamında, “Arkeolojik Tekstillerin Analiz Yöntemleri” söyleşisi gerçekleştirildi. Emel Akın MYO Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gamze Süpüren Mengüç’ün konuğu olarak Ege Üniversitesini ziyaret eden Slovenya Ljubljana Üniversitesi Doğa Bilimleri ve Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Andrej Demsar söyleşide konuşmacı olarak yer aldı. Söyleşiye; Emel Akın MYO Müdürü Prof. Dr. Gonca Özçelik, Müdür Yardımcıları Doç. Dr. Banu Özgen Keleş ve Doç. Dr. Gülşah Pamuk ile Moda ve Tasarım Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Serkan Boz, TEKAUM Laboratuvarlar yöneticisi Prof. Dr. Esen Özdoğan, akademisyenler, öğrenciler ve üç farklı üniversiteden araştırmacılar katıldı.</p>
<p>Prof. Dr. Andrej Demsar yaptığı sunumda, arkeolojik tekstil materyallerinin hangi çevresel koşullarda korunarak günümüze kadar ulaşabildikleri, bu materyaller için uygulanan tahribatsız analiz ve numune alma yöntemlerini anlattı. Prof. Dr. Demsar ayrıca  mikroskobik incelemelerde dikkat edilmesi gerekilen hususlar hakkında önemli bilgiler aktardı.</p>
<p>Etkinlikte Prof. Dr. Andrej Demsar’ın yanı sıra Ege Üniversitesi akademisyenleri; Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur, Doç. Dr. Gamze Süpüren Mengüç, Doç. Dr. Serkan Boz, Dr. Fatma Gündüz Balpetek,  Arş. Gör. Öznur Özmen Batıhan, Arş. Gör. Metin Batıhan ve Arş. Gör. İnan Aydoğan’ın da yer aldığı, uluslararası katılımlı “Arkeolojik Tekstiller Multidisipliner Araştırma Grubu” tarafından yapılan çalışmalara yer verildi</p>
<p>Söyleşi sonunda Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur’un yürütücülüğünü gerçekleştirdiği, Başur Höyük’teki kazı çalışmalarından çıkarılan, M.Ö. 3 bin yıllarına tarihlenen tekstil kalıntılarına yönelik araştırma sonuçları paylaşıldı.</p>
<p>Söyleşi Prof. Dr. Demsar’ın, katılımcıların sorularını yanıtlamasıyla sona erdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ljubljana-universitesi-ogretim-uyesi-prof-dr-andrej-demsar-ege-universitesine-konuk-oldu-440031">Ljubljana Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Andrej Demsar Ege Üniversitesine konuk oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener: &#8220;123 yılda olan deprem sadece bir yılda yaşandı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/krdae-muduru-prof-dr-haluk-ozener-123-yilda-olan-deprem-sadece-bir-yilda-yasandi-439358</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 19:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[haluk]]></category>
		<category><![CDATA[krdae]]></category>
		<category><![CDATA[müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[özener]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[yaşandı]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün (KRDAE) 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yıl dönümünde düzenlediği basın toplantısında konuşan KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, “1900 yılından 5 Şubat 2023’e kadar bölgede 4’ten büyük deprem sayısının 672 olduğunu tespit ediyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krdae-muduru-prof-dr-haluk-ozener-123-yilda-olan-deprem-sadece-bir-yilda-yasandi-439358">KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener: &#8220;123 yılda olan deprem sadece bir yılda yaşandı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün (KRDAE) 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yıl dönümünde düzenlediği basın toplantısında konuşan KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, “1900 yılından 5 Şubat 2023’e kadar bölgede 4’ten büyük deprem sayısının 672 olduğunu tespit ediyoruz. Aynı zaman aralığında, büyüklük gözetmeksizin gerçekleşen toplam deprem sayısı ise 40 bin civarında. 6 Şubat 2023’ten günümüze bu bölgede 4’ten büyük 670 deprem oldu. Geride kalan bir yıl içinde bölgede çözümü yapılan deprem sayısı da 45 binin üzerinde. Yani, 123 yılda yaşananları sadece bir yılda kaydettiğimizi söyleyebiliriz” dedi.</strong></p>
<p>6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yıl dönümünde KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, KRDAE Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi (BDTİM) Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat ile KRDAE Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tülay Kaya Eken geride kalan bir yılda bölgedeki sismik hareketlilikle ilgili güncel verileri değerlendirdi.</p>
<p><strong>“BÖLGEDE BİR YILDA 45 BİN DEPREM OLDU”</strong></p>
<p>KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, geçen yılki büyük depremlerin ardından bölgedeki sismik aktivitenin hız kaybetse de öngördükleri gibi devam ettiğini ifade etti. Çok büyük felaket yaşandığının verilere bakıldığında daha da net anlaşıldığını vurgulayan Prof. Dr. Özener, “1900 yılından 5 Şubat 2023’e kadar bölgede 4’ten büyük deprem sayısının 672 olduğunu tespit ediyoruz. Aynı zaman aralığında, büyüklük gözetmeksizin gerçekleşen toplam deprem sayısı ise 40 bin civarında. 6 Şubat 2023’ten günümüze bu bölgede 4’ten büyük 670 deprem oldu. Geride kalan bir yıl içinde bölgede çözümü yapılan deprem sayısı da 45 binin üzerinde. Yani, 123 yılda yaşananları sadece bir yılda kaydettiğimizi söyleyebiliriz. Üstelik bunlar arasında büyük artçılar da var. 48 tane 5.0-5.9; üç tane de 6.0-6-9 büyüklüğünde artçı şok yaşandı. Dolayısıyla ne kadar büyük bir afetle karşı karşıya olduğumuzu görebiliyorsunuz. 6 Şubat 2023’ten sonra haftada yaklaşık 4 bin deprem çözerken, bu sayı son zamanlarda 300’lere gerilese de uzmanlarımız deprem aktivitesinin bir yıldan uzun sürebileceğini ifade etmişti. Elde ettiğimiz veriler bizi doğruluyor. Bölgede sismik aktivite bir süre daha devam edecek.”</p>
<p><strong>“TÜRKİYE’DE 5.5 VE ÜZERİNDE DEPREM ÜRETEBİLECEK 500 FAY VAR”</strong></p>
<p>KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener sunumunda Türkiye’de 5.5 ve üzerinde deprem üretilebilecek 500 civarında fay olduğunu bilgisini de paylaştı. Büyük depremlerin analizinde, özellikle depremlerin tekrarlanma periyodlarına bakıldığını belirten Prof. Dr. Özener sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin genel yapısına bakıldığında 5.5 üzerinde deprem üretilebilecek 500 fay var. Ancak, aynı uzunluktaki fay, farklı bölgelerde aynı süre içinde aynı büyüklükte deprem üretmeyebilir. Yani, bir fayın 7.5’lik bir deprem üretebileceğini söylemek doğru olabilir, ancak bu tam bir bilgi değil. GPS verilerinden yola çıkarak baktığımızda ülkemizde yer kabuğunun yer değiştirme hızı her bölge için aynı değildir. Ege’de yıllık 35-40 mm, Anadolu’da ortalama 20-25 mm, Doğu ve Güneydoğu’da bazı bölgelerde ise 5-7 milimetrelik yıllar hızlar karşımıza çıkıyor. Yani her fay aynı hızda enerji biriktirmiyor. Dolayısıyla, deprem tekrarlama aralıkları da aynı değil. Bir fayın 7.5 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söylemek o fayın uzunluğuna bakarak doğru olabilir. Ancak son depremden bu yana geçen süre, o fayın hangi hızla enerji biriktirdiğini bilmek lazım. Örneğin; bir fayın 7.5 büyüklüğünde deprem üretmesi için 1500 yıllık bir süreye ihtiyacı varsa ve en son deprem 1000 yıl önce yaşandıysa, 7.5’lik bir depremin meydana gelmesi için daha 500 seneye daha ihtiyaç var demektir. Bu nedenle bu bilgileri tam bir şekilde paylaşmak, toplumu doğru yönlendirmek anlamına gelir. Hızları buluyoruz, bunlardan gerilim analizi yapıyoruz, ardından depremlerin tekrarlanma periyodlarını inceliyoruz.”</p>
<p><strong>Türkiye’de birçok bölgede büyük deprem üretebilecek sismik boşlukların da olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özener, bu depremlerin nerede ve hangi büyüklüklerde olabileceğini ancak zamanını söylemenin mümkün olmadığını da hatırlattı: </strong>“Kuzey Anadolu Fayı boyunca sismik boşluklar var. 1939 Erzincan Depremi’nden bu yana batıya doğru bir deprem göçü yaşıyoruz. Bu deprem göçü Marmara&#8217;nın ortasında duruyor. Yani deprem potansiyeli var ve bizi bekliyor. Ne zaman olacağını bilmiyoruz ama 7 ve üzerinde bir büyüklükte yaşanabileceğini biliyoruz. Enerji birikmeye devam ediyor ve biriktikçe de depreme doğru yaklaşıyoruz. Yine benzer şekilde Erzincan’ın doğusunda Yedisu bölgesi var. Orada da deprem potansiyeli söz konusu.”</p>
<p>Basın toplantısında konuşan BDTİM Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat ise Marmara 0.5’den büyük, tüm Türkiye’de ise 1.7’den büyük tüm depremleri gelişmiş istasyon ile deprem izleme merkezinde 7/24 takip ve analiz ettiklerini ifade ederken, KRDAE Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Tülay Kaya Eken ise afete hazırlığın ve bu alanda atılacak adımların önemine vurgu yaptı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/krdae-muduru-prof-dr-haluk-ozener-123-yilda-olan-deprem-sadece-bir-yilda-yasandi-439358">KRDAE Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener: &#8220;123 yılda olan deprem sadece bir yılda yaşandı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, EÜTF Akademik Kurulu&#8217;nda akademisyenlerle bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eutf-akademik-kurulunda-akademisyenlerle-bir-araya-geldi-439262</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 17:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenlerle]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[eütf]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kurulunda]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinin (EÜTF) Genel Akademik Kurul Toplantısında akademisyenlerle bir araya gelen Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Kahramanmaraş merkezli ardışık depremlerin yıl dönümünde hayatını kaybedenleri andı, fakültede yürütülen bilimsel faaliyetleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eutf-akademik-kurulunda-akademisyenlerle-bir-araya-geldi-439262">Rektör Prof. Dr. Budak, EÜTF Akademik Kurulu&#8217;nda akademisyenlerle bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinin (EÜTF) Genel Akademik Kurul Toplantısında akademisyenlerle bir araya gelen Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Kahramanmaraş merkezli ardışık depremlerin yıl dönümünde hayatını kaybedenleri andı,  fakültede yürütülen bilimsel faaliyetleri değerlendirdi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Akademik Kurul Toplantısı, 20 Mayıs Amfisinde gerçekleştirildi. Akademik Kurula, EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İlkin Şengün, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rüçhan Sertöz, EÜTF Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Devrim Bozkurt, dekanlık ve başhekimlik yönetimi, bölüm ve anabilim dalı başkanları ile öğretim elemanları katıldı.</p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile Kahramanmaraş merkezli ve 11 ili etkileyen 6 Şubat Depremi Anma Videosu’nun izlenmesinin ardından Dekan Prof. Dr. Rüçhan Sertöz, fakültenin mevcut akademik durumu, ileriye yönelik hedefleri ile ilgili bir sunum yaptı.</p>
<p>Akademik Kurulun açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, Ege Üniversitesinin dünya standartlarının üzerinde sağlık hizmeti sunduğunu, hem bölgesel ve ulusal hem de uluslararası düzde yaşanan olağanüstü dönemlerde önemli rol üstlendiğini söyledi.</p>
<p>“<b>Sağlık çalışanlarımıza minnettarız”</b></p>
<p>Konuşmasında “Asrın Felaketi” olarak nitelenen Kahramanmaraş depremlerinde hayatlarını kaybeden vatandaşları anan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizin de 11 öğrencisini kaybettiği büyük felaketin yıl dönümünde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum. Ege Üniversitesi olarak gerek pandemi döneminde gerekse İzmir ve Kahramanmaraş depremlerinde tam bir seferberlik haliyle milletimize elimizi uzattık. Bu anlamda devlet &#8211; millet tek yürek el ele vererek yaraları sardığımız deprem bölgesinde ilk günden itibaren seferber olan kıymetli sağlık çalışanlarımıza minnettarlığımı bir kez daha belirtmek istiyorum” dedi.</p>
<p><b>“Devletimizin sağlık alanındaki Ar-Ge mutfağı olmayı hedefliyoruz”</b></p>
<p>2024 yılını Ege Üniversitesine Vefa Yılı olarak ilan ettiklerini hatırlatan Rektör Prof. Dr. Budak, “Tıp Fakültesi Hastanemiz, 2024 yılına vadesi geçmiş bir kuruş borcu olmadan girdi. Bunun için bir kez daha Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Önümüzdeki zamanda bir ‘Ege Üniversitesi Ar-Ge Çalıştayı’ düzenlemeyi planlıyoruz. Bu çalıştayda özellikle sağlık teması üzerinde duracağız. Sağlıkla ilintili tüm diğer bilim dallarını da kapsayacak şekilde araştırmalar gerçekleştireceğiz. Gelecek 10 yılda Ege Üniversitesinin ‘Sağlık Temalı Üniversite’ olacağını öngörüyoruz. Devletimizin sağlık alanındaki Ar-Ge mutfağı olmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>EÜ Tıp Fakültesinin kalite tescilli olarak hizmet verdiğini söyleyen Prof. Dr. Budak, “Tıp Fakültemiz; Tıp Eğitimi Programlarını Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (TEPDAD) tarafından üçüncü defa akredite edildi. 2026 yılına kadar akreditasyon alan fakültemiz, Türkiye’de üçüncü kez akredite edilen 8 fakülte arasında yer aldı. 25 Anabilim Dalımız da Uzmanlık Eğitimi Akreditasyonuna sahip. Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalımız, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının kanserle mücadele amaçlı hayata geçirdiği ‘Umut Işıkları’ girişimi kapsamında Avrupa Bölgesindeki tek destek iş birliği merkezi oldu. TÜBİTAK nezdinde sürekli lider üniversite statüsünde yer alıyoruz. ‘Dijital Hastane’ vizyonumuzla 12 büyük ölçekli yazılımı hizmete sunduk. Araştırma Üniversitesi olmanın verdiği avantajı da kullanarak üniversitemizi hep birlikte daha iyi yerlere getireceğimize inanıyorum” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p>Programın sonunda Miraç Kandili dolayısıyla asrın felaketinde hayatını kaybedenler için lokma hayrı yapıldı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-eutf-akademik-kurulunda-akademisyenlerle-bir-araya-geldi-439262">Rektör Prof. Dr. Budak, EÜTF Akademik Kurulu&#8217;nda akademisyenlerle bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan final sınavlarına hazırlanan öğrencilere moral ziyareti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-final-sinavlarina-hazirlanan-ogrencilere-moral-ziyareti-436703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2024 07:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budaktan]]></category>
		<category><![CDATA[final]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlanan]]></category>
		<category><![CDATA[moral]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sınavlarına]]></category>
		<category><![CDATA[ziyareti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=436703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, sınav dönemlerinde 7/24 açık olan Merkez Kütüphanede final sınavlarına hazırlanan öğrencileri ziyaret ederek başarılar diledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-final-sinavlarina-hazirlanan-ogrencilere-moral-ziyareti-436703">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan final sınavlarına hazırlanan öğrencilere moral ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, sınav dönemlerinde 7/24 açık olan Merkez Kütüphanede final sınavlarına hazırlanan öğrencileri ziyaret ederek başarılar diledi.</p>
<p>Ege Üniversitesinde (EÜ) gelenekselleşen sınav dönemlerinde kütüphanenin aralıksız hizmet vermesi uygulaması, öğrenciler tarafından yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Final sınavlarına hazırlanan öğrencileri yalnız bırakmayan EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Merkez Kütüphanede 2023- 2024 eğitim öğretim yılı güz yarıyılı final sınavlarına hazırlanan gençlerle bir araya geldi. Gençlere ikramda bulunan Rektör Prof. Dr. Budak, heyecanlarını paylaşarak sınavlarında başarılar diledi.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Budak, “Sevgili öğrencilerimize güz yarıyılı final sınavlarında başarılar diliyorum. Öğrencilerimizle her daim bir araya gelerek istek ve önerilerini almayı sürdürüyoruz. Çünkü en güçlü paydaşımız öğrencilerimiz.</p>
<p>Bu akşam öğrencilerimizin heyecanına ortak olduk. Birlikte sohbet ettik” diye konuştu. Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesinin, ulusal ve uluslararası zengin araştırma kaynaklarına ev sahipliği yaptığını ifade eden Rektör Prof. Dr. Budak, “Kütüphanemiz bünyesinde 245 bin basılı kaynak, 922 bin elektronik kaynak, 112 veri tabanı, rosetta stone, profreading gibi dil çeviri ve öğrenme programları bulunuyor. Öğrencilerimizin mekânsal ihtiyaçlarına yönelik yeni düzenlemeler yaptık. Sınav dönemlerinde mesai saatlerimizi 7/24 uygulayarak kesintisiz hizmet vermeye devam ediyoruz. İkramlarımızla aile sıcaklığında bir konfor sunmaya çalışıyoruz. Üniversitemizin kalbi olan Merkez Kütüphanemiz son düzenlemelerle; 12 bin metrekare kapalı alan içerisinde 2 bin 100 kişilik oturma kapasitesi, 214 bireysel çalışma kareli, ücretsiz internet hizmeti (eduroam) ile yılda 1 milyondan fazla kullanıcıya hizmet vermeye başladı. Tüm çalışmalarımız neticesinde Merkez Kütüphanemiz, hem kurum içi öğrenci ve akademisyenler için hem de kurum dışı kullanıcılar için sosyal yaşam alanına dönüştü. Gençlerimiz yeter ki çalışsın onlara her türlü kolaylığı sağlayıp, desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-final-sinavlarina-hazirlanan-ogrencilere-moral-ziyareti-436703">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan final sınavlarına hazırlanan öğrencilere moral ziyareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 08:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yücel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de Mekteb-i Zirai Şahane’nin açılması ile başlayan tarım eğitiminin 178’nci yıl dönümü dolayısıyla Ege Üniversitesinde “Tarım Bayramı” programı düzenlendi. Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Feyzi Önder Konferans salonunda gerçekleştirilen etkinliğe EÜ Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Banu Yücel, İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437">Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Mekteb-i Zirai Şahane’nin açılması ile başlayan tarım eğitiminin 178’nci yıl dönümü dolayısıyla Ege Üniversitesinde “Tarım Bayramı” programı düzenlendi. Ziraat Fakültesi Prof. Dr. Feyzi Önder Konferans salonunda gerçekleştirilen etkinliğe EÜ Rektör Yardımcısı ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Banu Yücel, İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Prof. Dr. Banu Yücel, “Tarım eğitimi ülkemizde ilk olarak 10 Ocak 1846 tarihinde başlamıştır. Bu vesileyle her yıl 10 Ocak gününü kapsayan hafta ülkemizde tarım haftası olarak kutlanmaktadır. Tarımın önemi geçen küresel pandemi sürecinde daha fazla idrak edilmiş, sürdürülebilir, nitelikli ve sağlıklı tarımsal üretimin önemi ortaya konmuştur. Yapılan tahminlere göre 2050’li yıllarda dünya nüfusunun 9 milyar olacağı göz önünde bulundurulursa tarım ve gıdanın milli güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesinin yanı sıra artık sağlık, gıda güvencesi, çevre, doğal kaynaklar, enerji lojistik, finansman, kırsal kalkınma gibi çok farklı açılardan da toplumumuzu etkileyecektir. Yapılan araştırmalar, önümüzdeki yıllar için önlem alınmadığında, bireylerin beslenme için yeterli gıdaya ulaşmakta ciddi düzeyde zorlanacağını ortaya koymaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ülkemizi bağımsızlığa kavuşturduktan sonra, ‘milli ekonominin temeli tarımdır’ diyerek ülke tarımının kalkınmada ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştır” dedi.</p>
<p>“Günümüzde sürdürülebilir tarımın önemi ortaya çıktı” Prof. Dr. Yücel, “Türkiye Yüzyılı olarak nitelendirilen günümüzde; ekonomik kalkınma hedefleri, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik için çağa uygun tarımsal üretimin önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Farklı bilim disiplinlerinin etkileşimi ve kadim bilgiyle bezenmiş yetkin teknolojinin daha fazla kullanılmasının sağlanmasıyla; tarımsal üretimde verimliliği artırmak, üretimin izlenebilirliğini sağlamak, kalite ve gıda güvenliğini sürdürülebilir hale getirmek mümkün olabilecektir.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki bilim odaklı ve nitelikli bir tarım eğitimi olmadan  tarımsal üretim dolayısıyla sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği mümkün olmamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Ziraat Fakültesinin yarım asrı aşkın süredir nitelikli mühendisler yetiştirdiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, “Öğrencilerimiz teknolojik yenilikleri ve eğitimle aldıkları bilgi birikimi ve tecrübeyi gelecekte tarım politikalarına yön verebilecek yetkinliğe erişmek için kullanacaklardır. Bu amaçla dünyada tarım bilimleri alanında 288’inci, ülkemizde ise ilk sırada bulunan fakültemiz, tarımda sürdürülebilir kalkınma amaçlarına öncülük eden fakültelerden birisi olma hedefiyle köklü ve deneyimli akademik kadrosu, kaliteli ve güncellenmeye sürekli açık eğitim planı, etik değerlerden ödün vermeden hayat boyu öğrenmeyi kendine amaç edinerek, ülke tarımının gelişimine yüksek düzeyde katkı sağlayacak donanımlı ziraat mühendisleri yetiştirerek ülkemize hediye etmektedir. Bu eğitim günümüzde Azerbaycan ve Özbekistan ile lisans, İspanya ile lisansüstü düzeyde sürdürdüğümüz çift diploma programları ve yurt dışından gelen 28 ülkeden 383 öğrencimizle uluslararası görünürlüğü ve repütasyonu artmış, bilim ihraç eder noktaya ulaşmıştır. Bugün fakültemizde 24’ü uluslararası olmak üzere toplam 87 Ar- Ge projesi devam etmektedir. Aynı zamanda üniversite-sanayi iş birlikleri ile çeşitli tescil çalışmaları yapılmaktadır. Fakültemiz 2023-2024 öğretim yılında taban puan sıralamasında 8 bölümü ile birinci, 2 bölümü ile ikinci sırada öğrenci kaydı alarak Türkiye’de bu başarıyı elde eden tek ziraat fakültesi olmanın gururunu ve mutluluğunu bize yaşatmaktadır” dedi.</p>
<p>“Tarım insanlık tarihindeki en temel ve hayati faaliyetlerden biridir” Tarım eğitiminin önemine değinen İzmir İl Tarım ve Orman Müdür Yarımcısı Ayhan Temiz ise, “Tarım eğitiminin 178 Yılını kutlamak için bugün burada bir araya gelmiş bulunuyoruz. Tarım insanlık tarihindeki en temel ve hayati faaliyetlerden biridir. Bu alandaki eğitim ise sadece bitkileri ve hayvanları yetiştirmekle kalmayıp aynı zamanda doğal kaynakların yönetimi, robotik, iklim değişikliği gibi pek çok önemli konuyu da kapsamaktadır. 178 yıl önce başlayan tarım eğitimi, modern tarımın temellerini atmamıza, verimliliği artırmamıza ve kırsal bölgelerin kalkınmasına katkı sağlamıştır. Tarım eğitimi; bilim, teknoloji ve inovasyonla birleşerek tarım sektörünü daha sürdürülebilir, verimli ve çevre dostu hale getirmiştir. Ancak son zamanlarda tarımın karşısında bulunan zorluklara karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini unutmamalıyız. İklim değişikliği, nüfus artışı, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, tarımda yeni teknolojilerin kullanımı gibi konularda daha fazla çalışma ve çaba sarf etmemiz gerekiyor. Henry Kissinger’in dediği gibi, ‘Petrolü kontrol edersen ulusları,  tarımı kontrol edersen insanlığı kontrol edersin’ bu noktada genç nesilleri tarım bilimleri alanlarına teşvik etmek büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Program kapsamında 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılında unvan değişikliği olan ve EÜ Ziraat Fakültesine yeni katılan akademisyenlere berat belgeleri, 2022-2023 Eğitim Öğretim Yılında gerçekleştirdikleri ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara katkı sağlayan akademisyenlere ve sınıf temsilcilerine teşekkür belgeleri takdim edildi. Belge takdimlerinin ardından Grup Ortam müzik dinletisiyle katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Tarım Eğitiminin 178 Yılı’nın kutlandığı etkinlikte, “Tarım Eğitiminde Uluslararasılaşma Ege Üniversitesi ve Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi Örneği” konferansı ve “Tarım Eğitiminde Ege-ADAU Çift Diploma Örneğinin Öğrettikleri” paneli gerçekleştirildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yucel-tarim-egitimi-olmadan-uretim-ve-gida-guvenligi-mumkun-degildir-435437">Prof. Dr. Yücel, &#8220;Tarım eğitimi olmadan üretim ve gıda güvenliği mümkün değildir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Çağın, &#8220;Kadınları, yaşamın her alanında görünür kılmalıyız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-cagin-kadinlari-yasamin-her-alaninda-gorunur-kilmaliyiz-435109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:32:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[çağın]]></category>
		<category><![CDATA[görünür]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kılmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (EKAM), iş birliği içinde olduğu kamu ve özel kuruluşlarla birlikte geçmişten günümüze kadın ve kadın sorunlarına yönelik hem bölgesel hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli bilimsel araştırmalar yürütüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-cagin-kadinlari-yasamin-her-alaninda-gorunur-kilmaliyiz-435109">Prof. Dr. Çağın, &#8220;Kadınları, yaşamın her alanında görünür kılmalıyız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi (EÜ) Kadın Sorunları Uygulama</p>
<p>ve Araştırma Merkezi (EKAM), iş birliği içinde olduğu kamu ve özel</p>
<p>kuruluşlarla birlikte geçmişten günümüze kadın ve kadın sorunlarına yönelik</p>
<p>hem bölgesel hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli bilimsel araştırmalar</p>
<p>yürütüyor. Türkiye’nin tam kurumsal akreditasyona sahip, öğrenci odaklı, öncü</p>
<p>araştırma üniversitelerinden olan Ege Üniversitesinde, EKAM’ın yanı sıra,</p>
<p>Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı yüksek lisans programı yürüten Kadın</p>
<p>Çalışmaları Anabilim Dalı da öğrencilerine cinsiyetin sosyal, tarihsel, felsefî,</p>
<p>politik, psikolojik, dinsel ve sanatsal görünümlerine odaklanan akademik</p>
<p>çalışmalar sunuyor.</p>
<p>EKAM’ın kurulduğu günden bu yana gerek akademik çalışmalara gerekse</p>
<p>geniş kitlelere yönelik etkinlik ve projelere imza attıklarını belirten Merkez</p>
<p>Müdürü Prof. Dr. Şerife Çağın, “Türkiye Cumhuriyetinin 100’üncü yılı</p>
<p>etkinlikleri kapsamında ‘Türkiye Yüzyılı’ mottosu ile önemli etkinlikler</p>
<p>düzenledik. EKAM ve Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı olarak, önümüzdeki</p>
<p>dönemde de sempozyum, konferans, panel, kitap, proje çalışmalarımıza devam</p>
<p>edeceğiz” dedi.</p>
<p>“İzmir kadın hareketinde önemli bir merkez”</p>
<p>İzmir’in kadın hareketi konusunda önemli bir merkez olduğunu belirten</p>
<p>Prof. Dr. Çağın, “Kadınların mesleki hayatta daha fazla görünür olması, İzmir’in</p>
<p>demokratik yapısı ile ilişkili. Bu farkı, diğer şehirlere gittiğinizde daha iyi</p>
<p>anlıyorsunuz. Yaşadığımız ev, yetiştiğimiz aile ortamı gibi içinde</p>
<p>bulunduğumuz toplum da bizleri şekillendiriyor. Eğitim düzeyi ve kalitesi</p>
<p>arttıkça, toplumsal sorunlarımızda da azalma olacaktır. Bu nedenle, toplumsal</p>
<p>farkındalık ve eğitim bu süreçte çok önemli bir unsur. Günümüzde hala, ataerkil</p>
<p>düzene bağlı olarak kadına atfedilmiş belli başlı sosyal görevler var, toplumu bu</p>
<p>konuda bilinçlendirirsek, bu görevlerin sadece kadına atfedilmesinin önüne</p>
<p>geçebiliriz. Kadınları çalışma hayatında ve yaşamın her alanında görünür</p>
<p>kılmalıyız. Kadınların başarısını, toplumun her kademesindeki varlığını ne kadar</p>
<p>ön plana çıkarırsak yanlış algıları o kadar azaltmış ve bu anlamda pek çok</p>
<p>gencimize ilham vermiş oluruz” dedi.</p>
<p>“Çalışmalarımızla topluma yön vermeye devam edeceğiz” </p>
<p>EKAM’ın yayınları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Çağın, “2022’de</p>
<p>‘Babalar ve Kızları-Anneler ve Kızları’ sempozyum bildirilerini kitaplaştırmış,</p>
<p>bununla ilgili bir de bilimsel araştırma projesi yürütmüştük. Bu yıl, bu</p>
<p>çalışmanın diğer ayağı olarak görebileceğimiz ‘Anneler ve Oğulları-Babalar ve</p>
<p>Oğulları’ başlıklı kitap çalışmalarımız devam ediyor. Bunun yanında, EKAM</p>
<p>Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Dilek Yeliz Maktal Canko ve EÜ Eğitim</p>
<p>Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Sevinç Çırak</p>
<p>Karadağ ile birlikte ‘Özel Gereksinimli Çocukların Annesi Olmak’ başlıklı yeni</p>
<p>bir projeye başladık. Bu çalışmalarda Türkiye’nin değişik üniversitelerinden</p>
<p>farklı disiplinlerinden akademisyen hocalarımız yer alıyor. Yine farklı</p>
<p>disiplinlerin iş birliğiyle hazırlayacağımız sempozyum, kitap, sosyal sorumluluk</p>
<p>projeleriyle hem bu konuda kadınlarımızın sesi olmayı hem de çocuklarımızla</p>
<p>daha sağlıklı iletişim kurup, onların tedavilerine katkı sağlamayı amaçlıyoruz.</p>
<p>Ayrıca, geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da kadına şiddeti önlemeye yönelik</p>
<p>bilgilendirici etkinliklerimiz devam edecek. Yürüttüğümüz çalışmalarla topluma</p>
<p>yön vermeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Lisansüstü öğrencileri ve akademisyenleri bir araya getirdiklerini</p>
<p>söyleyen Prof. Dr. Çağın, “Geçen yıl başlattığımız önemli bir etkinliği bu yıl da</p>
<p>devam ettireceğiz. Yüksek lisans programında, kadrosu Ege Üniversitesinde</p>
<p>olan hocalarımızın yanında Dokuz Eylül, Kâtip Çelebi, Celal Bayar</p>
<p>üniversitelerinden hocalarımız da ders veriyor. Farklı alanlarda kadın meselesini</p>
<p>ele alan çok kıymetli tezler yapılıyor. ‘Tez Sunumları’ başlığı altında Kadın</p>
<p>Çalışmaları Anabilim Dalında yapılmış tezleri ilgili grupların dikkatine</p>
<p>sunuyoruz. Burada tezlerini yürüten öğrenciler, danışman hocalarıyla birlikte</p>
<p>tezleri hakkında bilgi veriyorlar. Hem kadın konusunda çalışma yapacak</p>
<p>öğrenciler için bir tartışma alanı yaratılmış oluyor hem de hocalar ve öğrenciler</p>
<p>arasında güzel bir etkileşim gerçekleşiyor” diye konuştu.</p>
<p>“Kadının gücüne dikkat çekiyoruz”</p>
<p>Prof. Dr. Çağın, “Yine bir dizi şeklinde devam edecek başka bir</p>
<p>etkinliğimiz ise, ‘Kadının Gücü ve Kadının Bilinmeyen Gerçekleri’ başlığını</p>
<p>taşıyor. Bunun en anlamlı ve en dokunaklı örneklerini depremle gördük. Özel</p>
<p>gereksinimli çocukların anneleri ise bunun başka bir örneği. Bunlar gibi kadının</p>
<p>gücüne dikkat çekmeye yönelik konuları alanın uzmanlarından dinleyeceğiz.</p>
<p>Yeni dönemde lise öğrencilerinin sanat dünyasında kadının yerine bakış</p>
<p>açılarına ilişkin bir araştırma projesi yürütmeyi planlıyoruz. Bu kapsamda, kadın</p>
<p>sanatçıların, sanat dünyasında erkek sanatçılara göre bilinirliklerinin lise</p>
<p>öğrencilerindeki algısı konusunda araştırma yapacağız. Önümüzdeki dönemde</p>
<p>ayrıca, Ege Üniversitesi Etnografya Müzesi iş birliği ile tiyatro, el sanatları,</p>
<p>resim gibi sanat dallarında kadın sanatçıların deneyimlerine ve biyografilerine</p>
<p>odaklanan bir panel dizisi düzenleyeceğiz” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-cagin-kadinlari-yasamin-her-alaninda-gorunur-kilmaliyiz-435109">Prof. Dr. Çağın, &#8220;Kadınları, yaşamın her alanında görünür kılmalıyız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gökçek, &#8220;Mehmet Akif, İstiklal Marşı&#8217;nı yazmayı en çok hak eden şairdi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gokcek-mehmet-akif-istiklal-marsini-yazmayi-en-cok-hak-eden-sairdi-430534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2023 08:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akif]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[gökçek]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal]]></category>
		<category><![CDATA[marşını]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şairdi]]></category>
		<category><![CDATA[yazmayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430534</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstiklal Marşı'nın yazarı, Milli Şair Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 87'nci yıl dönümünde yurt genelinde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ve eserleri ile ilgili bilgiler veren Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazıl Gökçek, “Akif, İstiklal Marşınızı yazmamış olsa bile Türk edebiyatında önemli bir yeri olacaktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gokcek-mehmet-akif-istiklal-marsini-yazmayi-en-cok-hak-eden-sairdi-430534">Prof. Dr. Gökçek, &#8220;Mehmet Akif, İstiklal Marşı&#8217;nı yazmayı en çok hak eden şairdi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İZMİR(Ege Ajans)- İstiklal Marşı&#8217;nın yazarı, Milli Şair Mehmet Akif</p>
<p>Ersoy, ölümünün 87&#8217;nci yıl dönümünde yurt genelinde çeşitli etkinliklerle</p>
<p>anılıyor. Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ve eserleri ile ilgili bilgiler veren Ege</p>
<p>Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk</p>
<p>Edebiyatı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fazıl Gökçek, “Akif, İstiklal</p>
<p>Marşınızı yazmamış olsa bile Türk edebiyatında önemli bir yeri olacaktı.</p>
<p>Bununla birlikte İstiklal Marşını yazmayı en çok hak eden şair de o idi” diye</p>
<p>konuştu.</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’un eserlerinden bahseden Prof. Dr. Gökçek, “Mehmet</p>
<p>Akif, II. Abdülhamit döneminde yetişmiş ancak meşrutiyet döneminde şiirlerini</p>
<p>yayınlamıştır. Bu şiirlerden bir kısmını II.Abdülhamid döneminde yazdığını ama</p>
<p>yayınlamadığını biliyoruz. Mehmet Akif, muhafazakardır ve İslamcılık fikrinin</p>
<p>önemli temsilcilerindendir. İlki 1911’de olmak üzere peş peşe toplam 7 şiir</p>
<p>kitabı yayınlamıştır. Bu kitapların her birinin ayrı adı vardır, fakat “Safahat”</p>
<p>adlandırması her birinde üst başlık olarak kullanılmıştır. Ancak Akif’in</p>
<p>ölümünden sonra tamamı tek cilt hâlinde ve Safahat adıyla yayınlanmıştır” diye</p>
<p>konuştu.</p>
<p>“Mehmet Akif Milli Mücadeleye önemli katkılar sağlamıştır”</p>
<p>Milli Mücadele yıllarında Mehmet Akif’in bu mücadeleye katılmak için</p>
<p>bizzat Atatürk tarafından davet edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Gökçek</p>
<p>“Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı yazmamış bile olsa Türk şiirinde önemli bir şair</p>
<p>olarak yaşayacaktı. Ancak aynı zamanda İstiklal Marşı’nı yazmayı en çok hak</p>
<p>eden şair odur. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)</p>
<p>açıldığında Mehmet Akif’in de bulunmasını istiyor. Akif, vaazları ve şiirleri ile </p>
<p>halkın Milli Mücadeleye ortak olmasına katkı sağlıyor. Mehmet Akif, devrin en</p>
<p>iyi Arapça bilen âlimlerinden birisidir. Aynı zamanda da Fransızca kitapları</p>
<p>anında çevirerek Türkçe okuyacak kadar iyi Fransızca biliyordu. Hem batı</p>
<p>edebiyatından hem de yerli ve mili kaynaklarımızdan haberdardı ve bunların</p>
<p>sentezini yapabilen bir isimdi” dedi.</p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’un gençlere örnek olarak gösterilmesi gerektiğini</p>
<p>belirten Prof. Dr. Gökçek “Mehmet Akif’i gençlerimize örnek olarak</p>
<p>göstermemiz ve yaşatmamız lazım. Onu, sadece bir şair olarak değil, ahlakı ve</p>
<p>kişiliği ile de bir model şahsiyet olarak, her bakımdan örnek alınması gereken</p>
<p>bir insan olarak görmeliyiz. Gençlerimizi onun gibi olmaya özendirmeliyiz”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gokcek-mehmet-akif-istiklal-marsini-yazmayi-en-cok-hak-eden-sairdi-430534">Prof. Dr. Gökçek, &#8220;Mehmet Akif, İstiklal Marşı&#8217;nı yazmayı en çok hak eden şairdi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu: Marmara depremi yakındır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yusuf-kagan-kadioglu-marmara-depremi-yakindir-430314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2023 10:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[depremi]]></category>
		<category><![CDATA[kadıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kağan]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yakındır]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Esenler Belediyesi öncülüğünde, Şehir ve Düşünce Akademisi şehir planlama alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Düzenlenen “Şehir ve Planlama” etkinliğinde konuşan Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Dekanı Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu, Marmara depreminin er geç olacağını, ancak ne zaman olacağı ile ilgili hiçbir bilim insanının tahmin yürütemeyeceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yusuf-kagan-kadioglu-marmara-depremi-yakindir-430314">Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu: Marmara depremi yakındır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Esenler Belediyesi öncülüğünde, Şehir ve Düşünce Akademisi şehir planlama alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Düzenlenen “Şehir ve Planlama” etkinliğinde konuşan Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Dekanı Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu, Marmara depreminin er geç olacağını, ancak ne zaman olacağı ile ilgili hiçbir bilim insanının tahmin yürütemeyeceğini söyledi. Kadıoğlu, “Marmara depremi yakın mıdır diye düşündüğünüz zaman yakındır tabii ki. Ancak binalarınızı sağlam yaptığınız sürece İstanbul o kadar etkilenmeyecek. Çünkü Marmara&#8217;da, bir Doğu Anadolu&#8217;daki gibi Kahramanmaraş&#8217;taki gibi canlı bir fay bulunmamaktadır.&#8221; dedi.</strong></p>
<p>Esenler Belediyesi, Şehir ve Düşünce Akademisi ile daha güvenli bir geleceğe adım atılmasına yardımcı olmak, afete dayanıklı yapılar oluşturma ve felaketler karşısında bilinçli hareket etme yetenekleri kazandırmak amacıyla başlattığı “9 Haftalık Eğitim Atölyeleri”ne devam ediyor. Her hafta farklı bir konu çeşitli uzman isimlerle değerlendirilirken, seminerlerin yanı sıra eğitim atölyeleri ve forum tiyatroları da gerçekleştirilerek farkındalığın artırılması hedefleniyor. </p>
<p>Dokuz hafta devam edecek programın 4’üncüsü bu hafta sonu “Şehir ve Planlama” konu başlığında gerçekleştirildi. Prof. Dr. Seda Kundak, Doç. Dr. M. Ziya Paköz ve Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu&#8217;nun katılımıyla, şehir planlamasının geleceğine dair önemli perspektifler sunuldu. Düzenlenen etkinlikte konuşan Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Dekanı Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu çok konuşulan Marmara depremi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kadıoğlu, Marmara depreminin er ya da geç olacağını fakat ne zaman olacağı ile ilgili hiçbir bilim insanının tahmin yürütemeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>İSTANBUL DEPREMİ NE ZAMAN OLACAK?</strong></p>
<p>Marmara depreminin Türkiye için çok ses getirecek bir deprem olacağının altını çizen Kadıoğlu, &#8220;Bu deprem er geç olacaktır. Ancak ne zaman olacağı hakkında hiçbir bilim insanı tahmin yürütemez. Deprem, yakın mıdır diye düşündüğünüz zaman yakındır tabii ki. Ancak binalarınızı sağlam yaptığınız sürece İstanbul o kadar etkilenmeyecek. Çünkü Marmara depreminin fay hattı da Marmara&#8217;nın üzerinden geçmemektedir. Bir Doğu Anadolu&#8217;daki gibi Kahramanmaraş’taki gibi veya Erzincan&#8217;daki gibi doğrudan İstanbul&#8217;un içerisinden geçen etkili bir fayımız, canlı bir fayımız bulunmamaktadır. Bu nedenle İstanbul&#8217;un altyapısı mimari proje için uygundur. Ancak üst yapı itibariyle, mimari proje açısından bakıldığı zaman sağlam binalar bulunmamaktadır. Bu binaların kentsel dönüşüm ile en kısa zamanda yenilenmesi gerekiyor. Yenilenmediği zaman gerçekten o zaman felaket olur. &#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>İSTANBUL İÇİN İLK ÜÇ ACİL EYLEM PLANI</strong></p>
<p>İstanbul için acil eylem planlarının olması gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, &#8220;İlk acil eylem planı kesinlikle kentsel dönüşümün tamamı gerçekleşmelidir. Yani 50 yaşının üzerindeki binaların tamamı yenilenmeli, yeni yapılan binalar kontrol edilmeli ve genel anlamda yapı denetimden geçmelidir. Bina sağlam değilse bu binalar da kentsel dönüşümden yararlanmalıdır. İkinci acil eylem planımız mutlaka deprem olacağından dolayı yolların belli yerlerde park yasağı konulmalıdır. Park yasağı olmalı ki, eğer bu araçlar deprem sırasında park etmiş olsalar kaçış noktalarını engellemiş olacak ve depremden daha çok zarar görmüş olacağız. Deprem yangınlara, su baskınlarına neden olabilir. Bu nedenle bunlara dikkat edilmeli.  Üçüncü acil eylem planımız halk sürekli ilk yardım eğitimi almalı. Afetlerde ne tür bir harekette bulunması gerektiği okullarda, özellikle İstanbul çok büyük bir şehir olmasından dolayı ilkokul ve ortaokullarda mutlaka işlenmeli ve insanlar bilinçlenmelidir.&#8221; edi.</p>
<p><strong>&#8220;VATANDAŞ DEVLETİN YANINDA OLMALI&#8221;</strong></p>
<p>Olası Marmara depremi öncesinde bina güçlendirmelerine hız verilmesi gerektiğinin elzem olduğunu kaydeden Kadıoğlu, &#8220;Güçlendirmeler yapı denetim kontrolünde yapılıyorsa yeterlidir.  Arkeolojik alanlarda da ciddi anlamda bir güçlendirme var. Fatih Yarımadası’nda bunu bariz bir şekilde görebiliyoruz, şu aşamada yeterli görülebilmektedir. Çok az bir kısmına güçlendirme yapılmış, tamamına yapılmalı ve buna ciddi anlamda önem verilmelidir.  Vatandaşın devlete destek vermesi gerekiyor. Yani vatandaşların devlete başvurarak kentsel dönüşümden yararlanabilmeleri için kesinlikle devletin yanında olmaları gerekiyor. Vatandaşlar kentsel dönüşümden yararlanmak için başvuru yapmazsa bir şekilde uzak dururlarsa en çok zararı yine kendileri görür. O yüzden kentsel dönüşümden yararlanmalı ve kesinlikle belediyelere destek vermeliler.&#8221; diye ifade etti.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yusuf-kagan-kadioglu-marmara-depremi-yakindir-430314">Prof. Dr. Yusuf Kağan Kadıoğlu: Marmara depremi yakındır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;2024 yılını &#8216;Ege Üniversitesine Vefa Yılı&#8217; ilan ediyorum&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-2024-yilini-ege-universitesine-vefa-yili-ilan-ediyorum-430302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2023 09:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[ilan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesine]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<category><![CDATA[yılını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430302</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Rektör Prof. Dr. Budak, “2023 yılını ‘Cumhuriyete Vefa’ yılı olarak addetmiştik. 2024 yılını, üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada ayrıcalıklı konuma taşıyarak üniversitemizin marka değerine önemli katkılar sunan tüm mensuplarımızın emeklerine saygı, bizi biz yapan, akademik ve idari anlamda belirli bir statü ve ayrıcalıklara sahip eden Ege Üniversitesine Vefa yılı olarak ilan ediyorum” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-2024-yilini-ege-universitesine-vefa-yili-ilan-ediyorum-430302">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;2024 yılını &#8216;Ege Üniversitesine Vefa Yılı&#8217; ilan ediyorum&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>*Rektör Prof. Dr. Budak, “2023 yılını ‘Cumhuriyete Vefa’ yılı olarak</p>
<p>addetmiştik. 2024 yılını, üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada ayrıcalıklı</p>
<p>konuma taşıyarak üniversitemizin marka değerine önemli katkılar sunan tüm</p>
<p>mensuplarımızın emeklerine saygı, bizi biz yapan, akademik ve idari anlamda</p>
<p>belirli bir statü ve ayrıcalıklara sahip eden Ege Üniversitesine Vefa yılı olarak</p>
<p>ilan ediyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak,</p>
<p>2023 yılında üniversitede yaşanan gelişmeleri, elde edilen başarıları ve 2024 yılı</p>
<p>hedeflerini düzenlenen “Ege Üniversitesi Yıllık Değerlendirme Toplantısı”nda</p>
<p>anlattı. Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezinde gerçekleştirilen</p>
<p>toplantıya Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra üniversite üst yönetimi,</p>
<p>senato üyeleri, akademik ve idari çalışanlar ile öğrenciler katıldı. Etkinliğin</p>
<p>başında Ege Üniversitesinde son bir yılını anlatan film katılımcılara izletildi.</p>
<p>Konuşmasına şehit olan Mehmetçikleri anarak başlayan Prof. Dr. Necdet</p>
<p>Budak, “Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütü tarafından gerçekleştirilen</p>
<p>saldırılarda şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine,</p>
<p>yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum. Şehitlerimizin ruhu şad,</p>
<p>mekânları cennet, makamları âli olsun. 2023 yılının hemen başlarında Ülkemiz,</p>
<p>‘Asrın Felaketi’ olarak nitelendirilen bir deprem yaşadı. Ege Üniversitesi olarak</p>
<p>gerek bu depremde, gerek İzmir depreminde gerekse pandemi sürecinde hep</p>
<p>birlik olarak vatandaşlarımızın yanında durduk” dedi.</p>
<p>“2024 yılı EÜ’ye vefa yılı olacak”</p>
<p>Cumhuriyetin 100 Yılını Ege Üniversitesine yaraşır bir şekilde</p>
<p>kutladıklarını dile getiren Prof. Dr. Budak, “Cumhurbaşkanlığı İletişim</p>
<p>Başkanlığı verilerine göre Üniversitemiz, Cumhuriyetin 100 Yılı Etkinlikleri</p>
<p>kapsamında ülkemizdeki tüm kamu kurum ve kuruluşları arasında Türkiye</p>
<p>üçüncüsü, Üniversiteler arasında ise Türkiye birincisi oldu. Bu başarıda emeği</p>
<p>geçen tüm mensuplarımızı tebrik ediyorum. 2023 yılı Cumhuriyete Vefa yılı</p>
<p>olarak addetmiştik. 2024 yılını, üniversitemizi ulusal ve uluslararası arenada</p>
<p>ayrıcalıklı konuma taşıyarak üniversitemizin marka değerine önemli katkılar</p>
<p>sunan tüm mensuplarımızın emeklerine saygı, bizi biz yapan, akademik ve idari</p>
<p>anlamda belirli bir statü ve ayrıcalıklara sahip eden Ege Üniversitesine Vefa yılı </p>
<p>olarak ilan ediyorum. Bu anlamda akademik-idari personelimizle,</p>
<p>öğrencilerimizle daha da büyük başarılara imza atmak için var gücümüzle</p>
<p>çalışacağız” dedi.</p>
<p>Altı yıldır Ege Üniversitesini ortak akıl bilinciyle yönettiklerini dile getiren</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “Rektörle Akşam Çayları düzenledik, tüm akademik ve idari</p>
<p>birimlerimizi tek tek ziyaret ettik. Üniversitemizin ruhuna yakışır bir şekilde</p>
<p>hareket ederek ortak akılla, tüm hedeflerimizi tek tek gerçekleştirdik. Bu yıl da</p>
<p>Rektörle Bölüm Çayı programımız kapsamında 148 bölümümüzle buluştuk”</p>
<p>diye konuştu.</p>
<p>“Tüm faaliyetlerimiz kalite güvencesi altında”</p>
<p>Üniversite bünyesindeki tüm faaliyetlerin kalite güvencesi altında</p>
<p>yürütülmesini önemsediklerini dile getiren Prof. Dr. Budak, “Yıllar içerisinde</p>
<p>akredite program sayımızda ciddi bir artış söz konusu. Nitekim YÖK İzleme</p>
<p>Değerlendirme Kriterlerinde YKS Kılavuzunda akredite program sayımızı 2022</p>
<p>yılında 33’e, 2023 yılında ise 53’e çıkardık. 2024 yılında da bu sayıyı</p>
<p>olabildiğince artırmak istiyoruz. Tıp Fakültemizde de uzmanlık eğitimi</p>
<p>akreditasyon belgesi sayısı 2023 itibarı ile 25 oldu. 2024 yılında</p>
<p>Üniversitemizdeki idari iş ve işlemleri, kaynakların etkin kullanımı ve idari</p>
<p>sistemin sürekliliğinin sağlanması adına ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO</p>
<p>14001 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi ve</p>
<p>ISO 51001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi belgelerini alarak ‘Entegre</p>
<p>Kalite Yönetim Sistemi’ belgesini alan ilk Üniversite olmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>“Genç araştırmacıları desteklemeyi sürdüreceğiz”</p>
<p>Ege Üniversitesinde son altı yıldır oluşturulan bilim üretme ekosistemini</p>
<p>sürdürülebilir kılmaya devam edeceklerini belirten Prof. Dr. Budak, “Büyük</p>
<p>özveri ve emekle sahip olduğumuz ‘Araştırma Üniversitesi’ unvanını</p>
<p>sürdürebilir kılmak adına daha çok çalışmamız gerekiyor. Buna bağlı olarak</p>
<p>2024 yılı Akademik Performans Yönergemizde; Yayın, Atıf, Proje, Patent-</p>
<p>Tasarım, Ödül-Üyelik-Tanınırlık, Bilimsel ve Mesleki Etkinlik, Eğitim-Öğretim</p>
<p>Faaliyetleri, Yönetimsel Faaliyetler, Sağlık Hizmeti Performansı gibi alanları</p>
<p>baz alacağız. Ege Derin Teknoloji Fabrikası 6.5 milyon avroluk yatırımla 2023</p>
<p>yılında hizmet vermeye başladı. Mühendislik ve Sağlık Bilimleri başta olmak</p>
<p>üzere tüm öğretim elemanlarımız araştırma projelerinde Derin Teknoloji</p>
<p>Fabrikasından istifade etmeliler. Son yıllarda daima zirvede yer aldığımız</p>
<p>TÜBİTAK projelerini daha da artıracağız. Araştırma Üniversitesi olarak</p>
<p>TÜBİTAK projelerine ağırlık vermemiz gerekiyor. 2024 yılında BAP proje</p>
<p>limitlerini ve kongre destek limitlerini artırmaya karar verdik. Genç</p>
<p>araştırmacılarımıza yönelik desteğimizi de artırarak Lisansüstü öğrencilerimize</p>
<p>verilen 3 bin 250 TL BAP bursunu 6 bin TL’ye, doktora öğrencilerimizin de 4 </p>
<p>bin 500 TL’den 9 bin TL’ye çıkarıyoruz. Öğretim üyelerimizin bilgi ve</p>
<p>birikimini gelecek kuşaklarımıza aktarmaları gerekiyor. Ülkemizin doktoralı</p>
<p>insan kaynağına ihtiyacı var. Ülkemizin ekonomik refahı için doktoralı insan</p>
<p>kaynağı yetiştirmeli ve kontenjanları doldurmalıyız” dedi.</p>
<p>“Uluslararası arenada önemli adımlar”</p>
<p>Uluslararasılaşma alanında atılan adımlara değinen Prof. Dr. Budak, “Son 6</p>
<p>yılda uluslararası öğrenci sayımızı 2 katına çıkardık. Türk yükseköğreniminde</p>
<p>ilk olma özelliği taşıyan ve örnek teşkil eden Ziraat Fakültemiz ile Azerbaycan</p>
<p>Devlet Tarım Üniversitesi (ADAU) arasındaki ‘İkili Diploma Programı’nı</p>
<p>hayata geçirdik. Daha sonrasında YÖK Başkanımız ile Özbekistan</p>
<p>temaslarımızla 11 üniversite ile 50 protokol yaptık. Yükseköğretim Kurulu</p>
<p>koordinasyonunda üniversitemiz ev sahipliğinde, Taşkent Devlet Ulaştırma</p>
<p>Üniversitesi işbirliğinde ‘Türk– Özbek Teknik Yükseköğretim Kurumları</p>
<p>Forumu’nu gerçekleştirdik. 13-14 Kasım 2023 tarihinde de YÖK Başkanımızın</p>
<p>katılımıyla eğitim forumu düzenledik. Toplam 20 çift diploma programını</p>
<p>Özbek Üniversiteleri ile yürütüyoruz. 2024 yılında da YÖK Başkanımızın</p>
<p>tensipleriyle Özbekistan’da Ziraat ve Fen Bilimleri alanında orada bölüm açma</p>
<p>projemiz olacak” diye konuştu.</p>
<p>“Daha yeşil, engelsiz ve sürdürülebilir bir kampüs”</p>
<p>Sürdürülebilir bir kampüs hedeflediklerini söyleyen Prof. Dr. Budak,</p>
<p>“Sürdürülebilir kampüs ve engelsiz üniversite vizyonumuz doğrultusunda 2023</p>
<p>yılında yenilemeye başladığımız kampüsümüzün fiziki altyapısını 2024 yılında</p>
<p>da yenilemeye devam edeceğiz. Engelsizlik konusunda ödüllü bir üniversite</p>
<p>olarak engelli öğrenci, akademisyen ve vatandaşlarımıza uygun yaya yolu</p>
<p>kaldırım projesini 2024 yılında tüm kampüsümüzde olacak şekilde</p>
<p>tamamlayacağız. Kampüsümüzde 110 bin metrekare olan yeşil alan oranını son</p>
<p>5 yılda 400 bin metrekareye çıkardık. Greenmetric Dünya Yeşil Üniversiteler</p>
<p>sıralamasında Dünya’da ilk 100 içerisinde olma başarısını elde ettik. Gençlik ve</p>
<p>Spor Bakanlığımıza bağlı Spor Toto Teşkilatının desteğiyle 2024 yılında</p>
<p>kampüsümüze profesyonel su çim sahayı kazandıracağız. Kampüsümüz şu anda</p>
<p>2 binin üzerinde güneş enerjili led aydınlatma ile aydınlatmakta. Ancak</p>
<p>sürdürülebilir kampüs vizyonumuzu daha da ileriye taşıyacak olan ve</p>
<p>üniversitemizin enerji ihtiyacını en optimal seviyede kullanılmasını sağlayacak</p>
<p>güneş enerjisi projesini 2024 yılında hayata geçireceğiz. 2024 yılında ayrıca iki</p>
<p>ayrı merkezi derslik ve öğrenci proje evi gibi uygulamaları hayata geçireceğiz”</p>
<p>diye konuştu.</p>
<p>EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinin 2024 yılına borçsuz girdiğini ifade eden</p>
<p>Prof. Dr. Budak, “İzmir ve Ege Bölgesinin yanı sıra ülke sınırlarının ötesine</p>
<p>komşu devletlerden gelen hastalara da şifa dağıtan bir vizyona ulaşan</p>
<p>hastanemizin fiziki ve dijital altyapısını günden güne güçlendirdik.</p>
<p>Hastanemizde devletimizin desteğiyle son 30 yılın teknolojik alt yapısını </p>
<p>yeniledik. 2024 yılında da yenilemeye de devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız</p>
<p>Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da büyük destekleriyle hastanemiz, 2024 yılına</p>
<p>borçsuz şekilde giriyor. Merkezi Ameliyathanemizin yapım süreci tamamlandı.</p>
<p>Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın desteği ile 2024 yılında hastanemizin yerinde</p>
<p>yenileme projesinin ihalesini gerçekleştireceğiz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-2024-yilini-ege-universitesine-vefa-yili-ilan-ediyorum-430302">Rektör Prof. Dr. Budak, &#8220;2024 yılını &#8216;Ege Üniversitesine Vefa Yılı&#8217; ilan ediyorum&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Tonbul&#8217;dan doktora eğitimine yönelik rehber niteliğinde proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-tonbuldan-doktora-egitimine-yonelik-rehber-niteliginde-proje-429879</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 07:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimine]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[niteliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[tonbuldan]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429879</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Tonbul’un yürütücülüğünü yaptığı bilimsel çalışma, TÜBİTAK Sosyal ve Beşeri Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Projeleri Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-tonbuldan-doktora-egitimine-yonelik-rehber-niteliginde-proje-429879">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Tonbul&#8217;dan doktora eğitimine yönelik rehber niteliğinde proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri</p>
<p>Bölümü Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz</p>
<p>Tonbul’un yürütücülüğünü yaptığı bilimsel çalışma, TÜBİTAK Sosyal ve</p>
<p>Beşeri Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Projeleri Destek Programı</p>
<p>kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile doktora eğitiminde ihtiyaç</p>
<p>duyulan disiplinlerarası programların belirlenerek, nitelikli adayların çekilmesi,</p>
<p>iyi yetiştirme, etkili danışmanlık uygulama kılavuzunun geliştirilmesi ve</p>
<p>yaygınlaştırılması hedefleniyor.</p>
<p>Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Yılmaz Tonbul’u makamında kabul eden Ege</p>
<p>Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı</p>
<p>araştırma üniversitemiz bünyesinde farklı akademik birimlerde görev yapan</p>
<p>akademisyenlerimiz ve araştırmacılarımız, TÜBİTAK’ın çeşitli programları</p>
<p>kapsamında hazırladıkları projeleri desteklenmeye devam ediyor. Eğitim</p>
<p>Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı öğretim</p>
<p>üyesi Prof. Dr. Yılmaz Tonbul hocamızın yürütücülüğünü yaptığı ve doktora</p>
<p>eğitimine yönelik önemli verileri ortaya koyacak olan bilimsel araştırma,</p>
<p>TÜBİTAK Sosyal ve Beşeri Bilimlerde Yenilikçi Çözümler Araştırma Projeleri</p>
<p>Destek Programı kapsamında destek almaya hak kazandı. Hocamızı ve ekibini</p>
<p>tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>“Kalkınma planına uygun insan kaynağı yetiştirilecek”</p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Yılmaz Tonbul, “Bu proje</p>
<p>ile gelecekte ihtiyaç duyulacak disiplinlerarası lisansüstü eğitim programlarının</p>
<p>neler olduğunu ortaya koymak amacıyla ülkemizdeki multidisipliner ve</p>
<p>transdisiplinler lisansüstü eğitim programlarının haritasını çıkaracağız. URAP</p>
<p>sıralamasına göre ilk 10’da yer alan yurt dışındaki üniversitelerdeki</p>
<p>disiplinlerarası lisansüstü programlarını tarayarak, ülkemizdeki duruma ışık</p>
<p>tutulmasını sağlayacağız. Geleceğin meslekleri ve gereksinimleri dikkate</p>
<p>alınarak açılacak lisansüstü doktora programlarının niteliğini geliştirmeye</p>
<p>yönelik adımlar; modeller, uygulamalar, önerileri lisansüstü eğitim bağlamında</p>
<p>ortaya koyacağız. Böylece, kalkınma planlarında geleceğin nitelikli insan</p>
<p>kaynağının yetiştirilme hedefine katkı sunmuş olacağız” diye konuştu.</p>
<p>Disiplinler arası lisansüstü eğitim programlarına nitelikli bireyleri</p>
<p>çekmeye yönelik uygulamaları belirleyeceklerini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz</p>
<p>Tonbul, “YÖK ve enstitülere bu programlara nitelikli adayların çekilmesine</p>
<p>yönelik önerilerde bulunarak, insan kaynağını verimli değerlendirmeye ve </p>
<p>üretkenliğini artırmaya yönelik uygulamalara ve politikalara temel oluşturmak</p>
<p>amacıyla geliştirilecek iş birlikleriyle kamu ve özel sektörde Ar-Ge</p>
<p>çalışmalarına katkı sunacağız. Bu etkileşimin tez konularının güncel, sorun</p>
<p>odaklı olmasını ve patent oranlarında artış sağlamasını; öğretim üyelerinin</p>
<p>sektörle iş birliğini artırmasını ve bunun kurumda kalıcı bir kültüre dönüşmesini;</p>
<p>sektörün üniversitede üretilen bilgiden yararlanmasını ve birbirlerinden</p>
<p>beslenmelerini etkileyeceğini düşünüyoruz. Disiplinlerarası programlarda</p>
<p>üretilecek bilgi ve kazandırılacak yeterlikler, ilişkili pür disiplinleri de</p>
<p>geliştirecektir. Proje sürecinden elde edilecek sonuçların kurumsal işleyişte</p>
<p>birçok değişimi tetikleyerek akademisyen niteliğinde, öğrenci çekme ve</p>
<p>yetiştirme uygulamalarında güncellemelere vesile olacağına inanıyoruz.</p>
<p>Disiplinlerarası lisansüstü eğitimde iyi yetiştirme uygulamaları da saptanacak ve</p>
<p>bu programlar için ihtiyaç duyulan danışmanlık tarzı da belirlenecektir. Bu</p>
<p>amaçla uyarlanan ‘Danışmanlık Tarzı Ölçeği’ örnekleme uygulanacak; toplanan</p>
<p>danışmanlık öyküleri analiz edilecek ve etkili dişilinler arası danışmanlık</p>
<p>kontrol listesi geliştirilecektir’ dedi.</p>
<p>“Nitelikli iş gücünün artmasına katkı sağlayacak”</p>
<p>Türkiye’de ve seçili ülkelerdeki disiplinlerarası programlardaki</p>
<p>öğrencilere ve öğretim üyelerine araştırmanın veri toplama araçlarının</p>
<p>uygulanacağını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz Tonbul, “Ege Üniversitesi enstitü</p>
<p>yöneticileri ve disiplinlinlerarası programlarda görevli öğretim elemanlarıyla,</p>
<p>sektör temsilcilerinin bir araya geldiği bir platformda bir çalıştay ile webinarlar</p>
<p>ve eğitimler düzenleyeceğiz. Proje çıktısı olarak bilgi paketi niteliğinde bir web</p>
<p>sayfası hazırlayacağız. Bu sayfa, doktora eğitiminin geleceğine ilişkin</p>
<p>bileşenlere hızlı ve tek bir ortamdan erişim kolaylığı sağlamanın yanı sıra,</p>
<p>kurumları ve bireyleri bilgilendirme ve yönlendirme açısından da işlevsel</p>
<p>olacak. Erişim sağlanacak web sitesinin farklı üniversitelerin ilgili enstitü</p>
<p>sayfalarında yer alması durumunda, projenin yaygın etkisi artacaktır. Bu</p>
<p>projenin enstitülerin süreci daha iyi yönetmesine ve ülkemizin nitelikli</p>
<p>işgücünün artmasına katkı sağlayacağını varsayıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-tonbuldan-doktora-egitimine-yonelik-rehber-niteliginde-proje-429879">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Tonbul&#8217;dan doktora eğitimine yönelik rehber niteliğinde proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İbrahim Kaya, QS eğitim projeleri yarışmasına hakem olarak seçildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ibrahim-kaya-qs-egitim-projeleri-yarismasina-hakem-olarak-secildi-426640</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:25:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hakem]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[seçildi]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaya, uluslararası saygın İngiltere merkezli sıralama kuruluşu ‘Quacquarelli Symonds (QS)’ tarafından düzenlenen “QS Reimagine Education Awards 2023” adlı eğitim projeleri yarışması için dünya genelinde seçilen hakemlerden birisi oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ibrahim-kaya-qs-egitim-projeleri-yarismasina-hakem-olarak-secildi-426640">Prof. Dr. İbrahim Kaya, QS eğitim projeleri yarışmasına hakem olarak seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Egeli bilim insanına QS’ten önemli görev</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Kaya, QS eğitim projeleri yarışmasına hakem</p>
<p>olarak seçildi</p>
<p>Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü</p>
<p>Hayvan Yetiştirme Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaya,</p>
<p>uluslararası saygın İngiltere merkezli sıralama kuruluşu ‘Quacquarelli Symonds</p>
<p>(QS)’ tarafından düzenlenen “QS Reimagine Education Awards 2023” adlı</p>
<p>eğitim projeleri yarışması için dünya genelinde seçilen hakemlerden birisi oldu.</p>
<p>EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz akademik</p>
<p>birimlerinde görev yapan yetkin bilim insanlarımız, bir yandan literatüre nitelikli</p>
<p>katkılar sunarken; diğer yandan da uluslararası platformlarda önemli görevler</p>
<p>üstlenmeye devam ediyorlar. Ülkemizin en köklü ziraat fakültelerinden birisi</p>
<p>olan Üniversitemiz Ziraat Fakültesi’nin Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme</p>
<p>Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaya, ‘Quacquarelli Symonds</p>
<p>(QS) Reimagine Education Awards 2023’ adlı eğitim projeleri yarışmasında,</p>
<p>dünyanın birçok ülkesinden toplam 777 hakemin olduğu heyette yer aldı.</p>
<p>Türkiye’den sadece 6 hakemin seçildiği yarışmada hem ülkemizi hem de</p>
<p>üniversitemizi temsil etti. Üniversitemizin uluslararası tanınırlığına katkı sunan</p>
<p>hocamızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>Türkiye’den 6 hakem seçildi</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Kaya, “Dünyadaki yükseköğretim kurumlarının</p>
<p>analizinde ve sıralanmasında uzmanlaşmış olan ünlü kuruluş Quacquarelli</p>
<p>Symonds (QS) tarafından ‘QS Reimagine Education Awards 2023’ adlı eğitim</p>
<p>projeleri yarışması düzenlendi. Öğretimi, öğrenmeyi, mezunların istihdam</p>
<p>edilebilirliğini ve sürdürülebilir eğitimi geliştiren pedagojik yeniliklere öncülük</p>
<p>etme amaçlı bu küresel yarışma için 17 farklı kategoride projeler sunulmaktadır.</p>
<p>Eğitim alanındaki sıra dışı projelerin dikkate alındığı bu ödüllere başvuran</p>
<p>projelerin değerlendirilmesi amacıyla seçilen hakemlerden birisi de ben oldum.</p>
<p>Dünyanın birçok ülkesinden toplam 777 hakemin yer aldığı heyette,</p>
<p>Türkiye’den sadece 6 hakem yer aldı. Uluslararası bu yarışmada üniversitemizi </p>
<p>temsil eden tek hakemim. Destekleri için üniversitemiz üst yönetimine</p>
<p>şükranlarımı sunuyorum” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ibrahim-kaya-qs-egitim-projeleri-yarismasina-hakem-olarak-secildi-426640">Prof. Dr. İbrahim Kaya, QS eğitim projeleri yarışmasına hakem olarak seçildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aramızdan Ayrılışının 10. Yılında, Prof. Dr. Toktamış Ates İçin, Istanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde Anma Töreni Gerçekleştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aramizdan-ayrilisinin-10-yilinda-prof-dr-toktamis-ates-icin-istanbul-bilgi-universitesinde-anma-toreni-gerceklestirildi-425551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 07:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[aramızdan]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılışının]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirildi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[toktamış]]></category>
		<category><![CDATA[töreni]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Toktamış Ateş’e, geçmişte Mutevelli Heyeti’nde yer aldığı ve kurucuları arasında olduğu Istanbul Bilgi Üniversitesi’nde, vefatının 10. yılında, İlter Turan, Ufuk Uras, Ege Yazgan, Mim Kemal Öke, Fahri Aral, Asaf Savas Akat, Burhan Senatalar, Lale Duruiz gibi birçok ismin katılımıyla anma töreni düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aramizdan-ayrilisinin-10-yilinda-prof-dr-toktamis-ates-icin-istanbul-bilgi-universitesinde-anma-toreni-gerceklestirildi-425551">Aramızdan Ayrılışının 10. Yılında, Prof. Dr. Toktamış Ates İçin, Istanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde Anma Töreni Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aramızdan Ayrılışının 10. Yılında, Prof. Dr. Toktamış Ates İçin, Istanbul Bilgi Üniversitesi’nde Anma Töreni Gerçekleştirildi</strong><br /> </p>
<p><strong>Prof. Dr. Toktamış Ateş’e, geçmişte Mutevelli Heyeti’nde yer aldığı ve kurucuları arasında olduğu Istanbul Bilgi Üniversitesi’nde, vefatının 10. yılında, İlter Turan, Ufuk Uras, Ege Yazgan, Mim Kemal Öke, Fahri Aral, Asaf Savas Akat, Burhan Senatalar, Lale Duruiz gibi birçok ismin katılımıyla anma töreni düzenlendi.</strong></p>
<p>Istanbul Bilgi Üniversitesi, Prof. Dr. Toktamış Ateş&#8217;i vefatının 10. yılında anmak için duygu dolu bir törene ev sahipliği yaptı. Törene, geçmişte Mutevelli Heyeti&#8217;nde yer almış isimlerden İlter Turan, Ufuk Uras, Ege Yazgan, Mim Kemal Öke, Fahri Aral, Asaf Savas Akat, Burhan Senatalar, Lale Duruiz ve birçok değerli konuk katılım gösterdi.</p>
<p>Tören, Prof. Dr. Toktamış Ateş&#8217;in kızı Alangoya Ayşegül Bacgeroğlu tarafından kurulan Toktamis Ates Eğitim Derneği tarafından düzenlendi. Dernek, eğitim alanındaki katkılarını sürdürerek, Toktamis Ateş&#8217;in mirasını yaşatma misyonunu üstleniyor.</p>
<p>Katılımcılar, derneğin çalışma alanları hakkında bilgi verirken, aynı zamanda Prof. Dr. Toktamış Ateş ile yaşadıkları anıları paylaşarak, üniversite ve Türk düşünce dünyasına kattığı değerleri vurguladılar. Tören, Türk akademik dünyasının önemli bir ismi olan Prof. Dr. Toktamış Ateş&#8217;in ölümsüz mirasına olan saygıyı yansıttı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aramizdan-ayrilisinin-10-yilinda-prof-dr-toktamis-ates-icin-istanbul-bilgi-universitesinde-anma-toreni-gerceklestirildi-425551">Aramızdan Ayrılışının 10. Yılında, Prof. Dr. Toktamış Ates İçin, Istanbul Bilgi Üniversitesi&#8217;nde Anma Töreni Gerçekleştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan sınavlara hazırlanan öğrencilere sürpriz ziyaret</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-sinavlara-hazirlanan-ogrencilere-surpriz-ziyaret-424986</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2023 21:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[budaktan]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlanan]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilere]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sınavlara]]></category>
		<category><![CDATA[sürpriz]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sahip olduğu elektronik ve basılı yayınlar, fiziki ve teknolojik alt yapısı ile ülkemizin önde gelen üniversite kütüphanelerinden biri olan Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesi; sınav dönemlerinde kapılarını 7 gün 24 saat öğrencilere açık tutuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-sinavlara-hazirlanan-ogrencilere-surpriz-ziyaret-424986">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan sınavlara hazırlanan öğrencilere sürpriz ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Budak Merkez Kütüphanede öğrencilerle buluştu</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Budak’tan sınavlara hazırlanan öğrencilere</p>
<p>sürpriz ziyaret</p>
<p>Sahip olduğu elektronik ve basılı yayınlar, fiziki ve</p>
<p>teknolojik alt yapısı ile ülkemizin önde gelen üniversite kütüphanelerinden biri</p>
<p>olan Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesi; sınav dönemlerinde kapılarını 7 gün</p>
<p>24 saat öğrencilere açık tutuyor. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet</p>
<p>Budak, vize haftasında kütüphanede sınavlarına hazırlanan öğrencileri ziyaret</p>
<p>ederek çikolata ikram etti. Egeli öğrenciler, Rektör Prof. Dr. Budak’ın sürpriz</p>
<p>ziyaretinin kendilerine moral olduğunu dile getirdiler.</p>
<p>Merkez Kütüphanede öğrencilere ev sıcaklığında bir çalışma ortamı</p>
<p>sunduklarını ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Öğrenci odaklılıkta</p>
<p>ödüllü bir üniversite olarak kütüphanemizi sınav dönemlerinde 7/24</p>
<p>öğrencilerimize açık hale getiriyoruz. Çeşitli ikramlarla onları adeta kendi</p>
<p>evlerindeymiş gibi hissettirerek sıcak bir çalışma ortamı yaratmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>Tam akredite, öğrenci odaklı bir araştırma üniversitesi olarak, öğrencilerimizin</p>
<p>başarılarını artırmak için her adımda yanlarındayız. Bu vesile ile tüm</p>
<p>öğrencilerimize sınavlarında başarılar diliyorum” dedi.</p>
<p>Kütüphanede öğrencilerin mekânsal ihtiyaçlarına yönelik yenilikler</p>
<p>gerçekleştirdiklerini dile getiren Prof. Dr. Budak, “2023-2024 Eğitim Öğretim</p>
<p>Yılı faaliyetleri kapsamında Kütüphanemizin çalışma saatlerini uzattık.</p>
<p>Üniversitemizin kalbi olan Merkez Kütüphanemiz son düzenlemelerle; 12 bin</p>
<p>metrekare kapalı alan içerisinde 2 bin 100 kişilik oturma kapasitesi, 214 bireysel</p>
<p>çalışma kareli, ücretsiz internet hizmeti (eduroam) ile yılda 1 milyondan fazla</p>
<p>kullanıcıya hizmet vermeye başladı. Ayrıca binanın hizmet koşulları engellilerin</p>
<p>rahatça kullanıma uygun hale getirdik. Bu uygulamalarımız neticesinde YÖK</p>
<p>tarafından Engelsiz Kütüphane Kırmızı Bayrak ve Mekanda Erişim Ödülü ile</p>
<p>Turuncu Bayrak almaya hak kazandık” diye konuştu.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak’ın ziyaretiyle yoğun sınav döneminde</p>
<p>moral bulan öğrenciler, samimi bir sohbetin ardından Prof. Dr. Budak’la</p>
<p>fotoğraf çektirdiler.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budaktan-sinavlara-hazirlanan-ogrencilere-surpriz-ziyaret-424986">Rektör Prof. Dr. Budak&#8217;tan sınavlara hazırlanan öğrencilere sürpriz ziyaret</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koç üniversitesi&#8217;nden prof. dr. Seda Keskin Avcı&#8217;ya avrupa araştırma konseyi&#8217;nden 2 milyon avro destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koc-universitesinden-prof-dr-seda-keskin-avciya-avrupa-arastirma-konseyinden-2-milyon-avro-destek-424823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 21:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[avcıya]]></category>
		<category><![CDATA[avro]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[keskin]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[konseyinden]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seda]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koç Üniversitesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Keskin Avcı, yeni nesil nano-gözenekli malzemelerin potansiyeli üzerine atomik düzeyde araştırmalar yapıyor. Prof. Dr. Seda Keskin Avcı’nın Avrupa Araştırma Konseyi’nden (ERC) 2 milyon Avro değerinde hibe almaya hak kazanan TÜBİTAK destekli yeni projesi STARLET, kanserle mücadele ve küresel ısınmanın yavaşlatılması gibi kritik konularda ümit vadediyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesinden-prof-dr-seda-keskin-avciya-avrupa-arastirma-konseyinden-2-milyon-avro-destek-424823">Koç üniversitesi&#8217;nden prof. dr. Seda Keskin Avcı&#8217;ya avrupa araştırma konseyi&#8217;nden 2 milyon avro destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KOÇ ÜNİVERSİTESİ’NDEN PROF. DR. SEDA KESKİN AVCI’YA AVRUPA ARAŞTIRMA KONSEYİ’NDEN 2 MİLYON AVRO DESTEK</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Koç Üniversitesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Keskin Avcı, yeni nesil nano-gözenekli malzemelerin potansiyeli üzerine atomik düzeyde araştırmalar yapıyor. Prof. Dr. Seda Keskin Avcı’nın Avrupa Araştırma Konseyi’nden (ERC) 2 milyon Avro değerinde hibe almaya hak kazanan TÜBİTAK destekli yeni projesi STARLET, kanserle mücadele ve küresel ısınmanın yavaşlatılması gibi kritik konularda ümit vadediyor. </strong></p>
<p>Koç Üniversitesi bu yıl Türkiye’den <strong>Avrupa Araştırma Konseyi (</strong>ERC) desteği almaya hak kazanan tek üniversite oldu. Türkiye’deki 50 ERC projesinin 28’ine ev sahipliği yapan Koç Üniversitesi’nin Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Seda Keskin Avcı, MOF’lar olarak da bilinen metal organik kafesli yapılar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. </p>
<p> </p>
<p>Yaklaşık 10-15 yıl önce keşfedilen sünger benzeri bu gözenekli yapılar, görece genç bir teknoloji. Bilim insanları bugün, çölde su molekülünü yakalamaktan tutun araçlarda elektriği daha verimli dağıtmaya, atmosfere salınan karbondioksiti hapsetmeye kadar birçok alanda kullanılabilecek bu molekülleri geliştirmeye ve yeni kombinasyonlarla sayılarını artırmaya devam ediyor. </p>
<p> </p>
<p>Prof. Dr. Seda Keskin Avcı 2017’de ERC alan ilk projesi COSMOS ile laboratuvarda test edilmesi yıllar sürebilecek bu malzemelerden daha hızlı verim alınabilmesi için bilgisayar simülasyonları geliştirdi. COSMOS ile Türkiye’den mühendislik alanında ERC Başlangıç Desteği alan ilk kadın araştırmacı olan Prof. Dr. Seda Keskin Avcı, bu kez de Türkiye’den genel mühendislik panelinden (PE8) desteğe layık görülen ilk konsolidatör projenin sahibi oldu.</p>
<p> </p>
<p>Prof. Dr. Seda Keskin Avcı’nın 2 milyon Avro hibe alan TÜBİTAK destekli “<strong>STARLET: Gelişmiş Gözenekli Malzemelerin Enerji, Çevre ve Biyomedikal Uygulamalar için Atomistik Modellenmesi” adlı projesi,</strong> MOF’lar aracılığıyla kanser tedavileri, temiz enerjinin depolanması, zehirli gazların yakalanması ve küresel ısınmayla mücadele için en uygun malzemelerin keşfedilmesini hedefliyor.<strong> </strong></p>
<p> </p>
<p>Konuya dair Koç Üniversitesi’nde yürütülen önceki araştırmaların bir sonraki adımı niteliğindeki proje, atomik hesaplamaları, moleküler simülasyonları, veri bilimi yöntemlerini ve deneysel çalışmaları birleştirerek MOFların farklı uygulamalardaki performanslarını belirlemeyi hedefliyor. Bu sayede bütüncül bir malzeme zekâsı ekosistemi oluşturacak çalışma, MOF’ların enerji, çevre ve biyomedikal uygulamalardaki potansiyelini kısa sürede daha verimli kullanabilmeyi hedefliyor. Çalışma Koç Üniversitesi bünyesinde 5 yıl boyunca sürecek.</p>
<p> </p>
<p><strong>Temiz enerjiden kanser tedavisine, dünyanın temel sorunlarına çözüm arayışı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Seda Keskin Avcı projesiyle ilgili şu ayrıntıları paylaştı: <em>“Bu proje kapsamında dünyanın temel toplumsal sorunlarını ele almak adına 10 kritik moleküle odaklanacağız: MOF&#8217;ların temiz enerji depolama amaçlı kullanılması için hidrojen ve metan; toksik gazı yakalamada ve küresel ısınmayla mücadelede etkili olabilmeleri için amonyak, karbon monoksit, karbon dioksit ve azot oksit; anti-kanser ilaç tedavisinde taşıyıcı olarak değerlendirilebilmeleri için florourasil, metotreksat, ve biyomedikal uygulamalar için azot ve oksijen moleküllerinin MOFlar içinde depolanma ve dağıtılma özelliklerini araştıracağız.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Projenin küresel çapta en büyük kazanımlarından biri, bu alanda dünyanın ilk veri tabanının kurulması olacak. Bu veri tabanı milyonlarca MOF&#8217;un konuk molekülleri depolama ve taşıma özelliklerini içerecek. STARLET kapsamında ayrıca yüksek performanslı MOF&#8217;lar için tasarım kılavuzları oluşturularak yeni malzemelerin keşfi teşvik edilecek.”</em></p>
<p> </p>
<p><strong>Rakamlarla ERC</strong></p>
<p>Bu yıl 2130 başvuru arasından seçilen 308 projeden biri olan STARLET, ERC tarafından 2 milyon Avro desteğe layık görüldü. Türkiye’ye gelen 50 ERC desteğininse 28’i Koç Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yürütülüyor. Bunların 20’si, ana proje desteği, 8’i ise ticarileştirme amaçlı ek ERC desteği olan Kavram Kanıtlama desteği aldı. Bugüne değin Koç Üniversitesi bünyesinde ERC desteği alan projelerin 18’si mühendislik, 7’si sosyal bilimler ve 3’ü de moleküler biyoloji ve genetik alanındaki araştırmalardan oluşuyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koc-universitesinden-prof-dr-seda-keskin-avciya-avrupa-arastirma-konseyinden-2-milyon-avro-destek-424823">Koç üniversitesi&#8217;nden prof. dr. Seda Keskin Avcı&#8217;ya avrupa araştırma konseyi&#8217;nden 2 milyon avro destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor zamanlar güçlü insanları çağırıyor! Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Zayıf insanlar çoğaldığı zaman zor zamanlar ortaya çıkıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlar-guclu-insanlari-cagiriyor-prof-dr-tarhan-zayif-insanlar-cogaldigi-zaman-zor-zamanlar-ortaya-cikiyor-424812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 21:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çoğaldığı]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanlar]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zor zamanların güçlü insanları çağırdığını, güçlü insanların da rahat zamanları oluşturduğunu kaydeden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Rahat zamanlar olduğunda da zayıf insanlar ortaya çıkıyor. Zayıf insanlar çoğaldığında zor zamanlar ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlar-guclu-insanlari-cagiriyor-prof-dr-tarhan-zayif-insanlar-cogaldigi-zaman-zor-zamanlar-ortaya-cikiyor-424812">Zor zamanlar güçlü insanları çağırıyor! Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Zayıf insanlar çoğaldığı zaman zor zamanlar ortaya çıkıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Zor zamanlar güçlü insanları çağırıyor</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Zayıf insanlar çoğaldığı zaman zor zamanlar ortaya çıkıyor”</strong></p>
<p><strong>Zor zamanların güçlü insanları çağırdığını, güçlü insanların da rahat zamanları oluşturduğunu kaydeden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Rahat zamanlar olduğunda da zayıf insanlar ortaya çıkıyor. Zayıf insanlar çoğaldığında zor zamanlar ortaya çıkıyor.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Konfortizm dediğimiz şey; şu an batı kültüründe gittikçe yayılan, bizde de gittikçe yaygınlaşan bir şeydir. Buna rahatçılık da denilebilir, dünyacılık da denilebilir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konfortizm konusunu değerlendirdi.</p>
<p>Beynin hayal ettiği gibi çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka çalışmalarında sanal gerçeklik denemeleri yapıldığını, hayal edip beyine o durumu yaşamanın öğretilebildiğini kaydetti.</p>
<p>İnsanın psikolojik doğasında mutluluk ve haz alma amacının var olduğunu dile getiren Tarhan, antik çağın ilk felsefecilerinin insanın hayatta aradığı şeyin mutluluk olduğunu söylediklerini, dünyada diğer canlılar gibi yeme, içme ve üremenin insanı mutlu etmeye yetmediğini anlattı.</p>
<p><strong>İnsanın arzuları, istekleri sınırsız, ihtiyaçları sınırsız, gücü çok sınırlı</strong></p>
<p>İnsanın soyut düşünen, kavramsal düşünen bir varlık olduğu için hayal kurduğunu ve hayal dünyasında mutlu olmak istediğini dile getiren Tarhan, “Arzuları, istekleri sınırsız, ihtiyaçları sınırsız, gücü çok sınırlı. Hayal dünyasında mesela uzaya gitmek istiyor.” dedi.</p>
<p>İnsanın sonsuzluk ve mutluluğun eş zamanlı olmasını istediğini de kaydeden Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan doğar, yaşar, büyür ve ölür. Hayat normal. Ama yaşlanınca insanın yaşama arzusu, yaşam ateşi daha da hızlanıyor, daha da canlanıyor. Yaşlandıkça daha çok yaşamak istiyor. Onun için müthiş bir şekilde gençlik ateşi peşinde koşuyorlar. Devamlı ölümü ertelemeyle ilgili müthiş projeler var.</p>
<p><strong>Mutlu olan bir sonsuzluğa göre programlanmış insan beyni ve doğası</strong></p>
<p>İnsanda nasıl açlık hissi varlığı, yiyeceklerin varlığıyla ilgili sebep sonuç ilişkisi varsa, insanın ruhundaki sonsuzluk ve sonsuz bir mutluluk, huzur arayışı da öyle… Bir sonsuz huzur, ebedi bir huzur ve mutluluk, hayatın varlığıyla, sebep-sonuç ilişkisi var. Akıllı insan uzun vadeli düşünür, stratejik insan ‘Her şeyin bu dünyada olması çok anlamsız’ der. ‘Bu dünyanın ötesinde yüksek bir dünya da olmalı yüksek bir evren bir gerçeklik olmalı, görünmeyen gerçeklik olmalı’ diye…”</p>
<p>Yapılan araştırmaların bu dünyadaki bütün kazanımların beyni tatmin etmediği, beyni sonsuzluğun tatmin ettiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sonsuzluk ama, mutlu bir sonsuzluk. Mutlu olan bir sonsuzluk. Ona göre programlanmış insan beyni ve doğası&#8230; Beyninizdeki bir programı inceleseniz yani ruh programı diyebiliriz buna. Amacı nedir, ideali nedir? Derseniz, idealinde insan da bunun arayışı var. Konforculuk da buradan çıkıyor işte.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm ile konfortizmi karıştırmamak gerek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, konformizm ile konfortizmi karıştırmamak gerektiğini belirterek, insanın az yorulup çok kazanmak isteyen bir varlık olduğunu da kaydetti. Konformizm sözlük anlamı uyumluluk olarak geçer, itaat ediciliği ifade eder, daha olumlu bir kavramdır. Konfortizm ise konforculuk, keyifcilik, kolaycılık ve rahatını hayatının merkezine alma olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ayrıca insanın kendi konforu ya da beklentisi için değerlerini, kişisel değerlerini ve inançlarını yok sayabildiğini de söyledi. </p>
<p>İnsanın yanlışa menfaati için itaat edebilmesine çıkarcılık da denilebildiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Konfortizm bu şekilde, menfaat için uyar oluyorsunuz. Her şeye evet diyorsunuz. Bu gibi kişilerin önemli bir kısmı da güç el değiştirdiği zaman hemen dönerler. Bu kişilerde ikiyüzlülük çok fazla, otoriteye göre davranma eğilimdir. Güçlünün yanında olma, güçlüye yakın davranmadır.” dedi.</p>
<p><strong>Konfortizm dediğimiz şey şu an batı kültüründe gittikçe yayılan bir şeydir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Konfortizm dediğimiz şey; şu an batı kültüründe gittikçe yayılan, bizde de gittikçe yaygınlaşan bir şeydir. Buna rahatçılık da denilebilir, dünyacılık da denilebilir. Kendi rahatı için, hazları için kolunu bacağını oynatmak istemez. ‘Yaşamın amacı nedir?’ derseniz, ‘Burada rahatına uygun yaşamaktır’ denilir, sosyal sorumlulukları, başkalarının çıkarlarını, empatik bakışı tek etme anlamı ortaya çıkar </p>
<p>Her şeyi kolay elde etmiş, konforlu bir hayat kendilerine sunulmuş olan kişiler bu tarzdaki duruma yatkın oluyorlar. Bu da aslında çok şaşırtıcı bir şey değil. Böyle bir çocuğa ya da kişiye eğitim iyi verilmezse, her şeyi kolay elde etmişse rahatlıkla bir kişinin böyle olması beklenir. </p>
<p><strong>Yüksek değerler için çile çekmeyen insanlar günümüze çoğaldı</strong></p>
<p>Zor zamanlar güçlü insanları çağırıyorlar. Güçlü insanlar da rahat zamanları oluşturuyorlar. Rahat zamanlar olduğu zaman da zayıf insanlar ortaya çıkıyor. Zayıf insanlar çoğaldığı zaman zor zamanlar ortaya çıkıyor. Şimdi burada rahat, konfor çoğalınca zayıf insanlar ortaya çıkacak. Mücadele etmeyen, hakkını aramayan, kendisi için başkaları için çile çekmeyen, yüksek değerler için çile çekmeyen insanlar günümüze baktığımızda çoğaldı.</p>
<p>Ufak bir çıkarı olduğu zaman hemen rahatlıkla değerlerini satabiliyor, çıkar için değerlerini satabiliyor. İnsanın içerisinde bu eğilim var ama bu eğilimini insanoğlunun sorgulaması gerekiyor, bu eğilimi kontrol etmeye çalışması gerekiyor diyebiliriz.” </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zor-zamanlar-guclu-insanlari-cagiriyor-prof-dr-tarhan-zayif-insanlar-cogaldigi-zaman-zor-zamanlar-ortaya-cikiyor-424812">Zor zamanlar güçlü insanları çağırıyor! Prof. Dr. Tarhan: &#8220;Zayıf insanlar çoğaldığı zaman zor zamanlar ortaya çıkıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Esra Can: Bu Gıdalar Diş Erozyonunu 37 Kat Arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-esra-can-bu-gidalar-dis-erozyonunu-37-kat-arttiriyor-424664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 21:01:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erozyonunu]]></category>
		<category><![CDATA[esra]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ve dünya genelinde diş erozyonunun arttığına dikkati çeken Türk Restoratif Diş Hekimliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Esra Can, diş erozyonunun çocuk ve genç grubunda yüzde 30 ile yüzde 70, erişkin grupta ise yüzde 25 ile yüzde 45 arasında olduğunu belirtti. Prof. Dr. Can, “Günde 3 kereden fazla asitli yiyecek ve içecek tüketildiğinde diş erozyonunun oluşma riski 37 kat artıyor” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-esra-can-bu-gidalar-dis-erozyonunu-37-kat-arttiriyor-424664">Prof. Dr. Esra Can: Bu Gıdalar Diş Erozyonunu 37 Kat Arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Prof. Dr. Esra Can:</strong></p>
<p><strong>Bu Gıdalar Diş Erozyonunu 37 Kat Arttırıyor</strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye ve dünya genelinde diş erozyonunun arttığına dikkati çeken Türk Restoratif Diş Hekimliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Esra Can, diş erozyonunun çocuk ve genç grubunda yüzde 30 ile yüzde 70, erişkin grupta ise yüzde 25 ile yüzde 45 arasında olduğunu belirtti. Prof. Dr. Can, “Günde 3 kereden fazla asitli yiyecek ve içecek tüketildiğinde diş erozyonunun oluşma riski 37 kat artıyor” dedi. </p>
<p>Türk Restoratif Diş Hekimliği Derneği ve aynı zamanda Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Esra Can, 22 Kasım Diş Hekimleri Günü ve Ağız Diş Sağlığı Haftası vesilesiyle, son yıllarda her yaş grubundan pek çok kişinin diş sağlığını tehdit eden unsurlardan biri olan diş erozyonu ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>“İlk Belirti Dişlerde Hassasiyet” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Esra Can, “Diş erozyonunu, süt ve sürekli dişlerde kimyasal etkenlerle meydana gelen, dişlerin geri dönüşümsüz ve ilerleyici madde kaybı olarak tanımlayabiliriz. Erozyonda önemli olan faktör kimyasal, çürükteki gibi mikroorganizma etkisi söz konusu değil” dedi. Diş erozyonunda ilk olarak hassasiyet oluştuğunu belirten Prof. Dr. Can, “Arkasından dişlerde matlaşma, renklenme, ilerlemesiyle beraber de dişlerin kesici kenarlarında çukurlaşma, aşınma ve dişlerin şeklinin bozulmasıyla estetik sorunlar meydana gelir. Koruyucu önlemler alınmadığında ilerleyen erozyon daha sonra fonksiyonla ilgili problemlere de neden olur. Erozyon ilerleyici özellik gösteren patolojik bir aşınmadır” dedi. </p>
<p><strong>“Çocuklar ve Gençlerde Daha Fazla Görülüyor” </strong></p>
<p>Çocuklarda ve gençlerde diş erozyonunun daha fazla görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Can, “Son dönemlerde yapılan araştırmalar, Türkiye’de ve dünyada diş erozyonunun sıklığının arttığını göstermektedir. Diş erozyonunun sıklığı çocuk ve genç grubunda yüzde 30 ile yüzde 70, erişkin grupta ise yüzde 25 ile yüzde 45 arasında görülüyor. Bu aslında bize çok önemli bir bilgi veriyor. Çocuklarımız ve gençlerimiz bizden daha fazla erozyona maruz kalıyor ve bu da onların erişkin döneminde daha fazla erozyonla ilgili dental problemlerle karşılaşacağını göstermektedir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Çocuklar ve Veganlar Dikkat” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Esra Can, diş erozyonunun nedenleriyle ilgili şu bilgileri veriyor: </p>
<p>“Erozyon pek çok faktörün kombinasyonundan kaynaklanan patolojik bir problemdir… Sağlıklı beslenme alışkanlıkları nedeniyle meyve ve meyve sularının daha fazla tüketilmesi ile vegan diyet erozyon nedenleri arasında sayılabilir. Çocuklar ve gençler fazla gazlı içecek içtiklerinden, sporcular da sıklıkla enerji içeceklerini tükettiğinden erozyona maruz kalıyorlar. Meyveli sodalar ve kullandığımız ilaçlar da erozyona neden olabiliyor. Örneğin, C vitamini çiğneme tabletleri, astım hastalarının kullandıkları spreyler, efervesan ilaçlar erozyona neden oluyor. Tükürüğün azalmasına neden olan her türlü faktör, antihipertansif ve antidepresan ilaçlar da erozyona sebep olabiliyor. Baş ve boyun bölgesinde radyoterapi alan hastalarda biz oldukça sık erozyon görebiliyoruz. Ayrıca reflü, kusmayla seyreden yeme bozuklukları ve kronik alkolizm de birebir hastalık kaynaklı erozyona neden olan faktörler olarak karşımıza çıkabiliyor.”</p>
<p><strong>“Bazı Mesleklerde Diş Erozyonu Daha Fazla Meydana Geliyor”</strong></p>
<p>Bazı meslek gruplarında erozyona yatkınlığın arttığını vurgulayan Prof. Dr. Esra Can, “Örneğin profesyonel sporcular. Onlar çok fazla enerji içecekleri içiyorlar ve asidik yapıda olan bu içecekler erozyona neden oluyor. Aynı durum profesyonel yüzücüler için de geçerli. Havuzları dezenfekte edebilmek için kullanılan maddeler suyu asidik hale getirebiliyor ve bu da yüzücülerin ön dişlerinde erozyona yol açabiliyor. Erozyona maruz kalan bir meslek grubu daha var ki; onlar da laborantlar… Pipetle asitleri çektikleri zaman dişleri direkt asitlere maruz kalıyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Öğün Arasında Bunları Tüketmeyin” </strong></p>
<p>Diş erozyonunu hem birey olarak hem de diş hekimi vasıtasıyla önlemenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Can, şunları kaydetti:<br /> “Önce birey olarak erozyonun oluşmasını engellememiz gerekiyor. Örneğin, asidik yiyecek ve içeceklerin sıklığını azaltabiliriz. Günde 3 kereden fazla asidik yiyecek ve içecek tükettiğimiz zaman erozyonun oluşma riski 37 kat artıyor, bu oran o kadar yüksek ki. Bu içecek ve yiyecekleri öğünlerle sınırlayabiliriz, çünkü öğünlerde tükürük salgımız artar ve böylece erozyon faktörü ortadan kalkar. Öğün arasında tükürük salgımız az olduğu için asidik yiyecek ve içecekleri tüketmemeliyiz. Asitli içecekleri ağızda gezdirmek yerine hızlıca yutmalı veya pipetle içmeli, içtikten sonra ağzımızı su ile çalkalamalı ya da su içmeliyiz. Özellikle gece yatarken meyve yememeliyiz. Asidik yiyeceklerden sonra hemen dişlerimizi fırçalamamalıyız. Asidik içecekleri soğutarak içmeliyiz. Öğünlerden hemen sonra değil, 30 dakika sonra dişlerimizi fırçalamalıyız. Dişler fırçalandıktan sonra temiz diş yüzeylerinde erozyona neden olacak meyve, meyve suları, meyveli soda, gazlı içecekleri kullanmamalıyız. Özellikle çocukların meyveleri emerek yemesi erozyonu arttırır, ısırarak yemeleri için teşvik etmeliyiz. Dişlerde erozyon, matlaşma ve renklenme varsa bu durumdan korunmak için öğün arasında ağız ortamını nötralize edici şeyleri yapabiliriz. Örneğin su içebiliriz veya süt ve peynir ürünleri yiyebiliriz. Dişlerinde erozyon olan bireyler, ağızlarındaki diş renklenmelerini ve koyu rengi açmak için beyazlatıcı diş macunu kullanıyorlarsa, zaten kimyasal etkilerle yumuşamış olan mine yüzeyini daha fazla aşındırır ve daha fazla madde kaybına yol açar.” </p>
<p><strong>“Yüksek Konsantrasyonlu Florür İçeren Jel ve Vernikleri Uyguluyoruz” </strong></p>
<p>“Aktif erozyon teşhis edildikten sonra öncelikle diş hekimi tarafından erozyonun etken faktörünün belirlenmesi gerekir” diyen Prof. Dr. Esra Can, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Etkeni bulup, hastada davranış değişikliğini oluşturduktan sonra diş hekimi olarak biz, o yumuşamış olan mine ve dentin yüzeylerine yüksek konsantrasyonlu florür içeren jel ve vernikleri uyguluyoruz. Bu, o bölgeyi sertleştirirken aynı zamanda olabilecek asit ataklarına karşı o bölgenin direncini da arttırır. Hastalara bize yardımcı olmaları için evde yüksek konsantrasyonlu florürlü diş macunu, kullanmalarını tavsiye ediyor, aktif erozyon varlığında yumuşak diş fırçası, yüksek konsantrasyonlu florürün yanı sıra potasyum nitrat, amorf kalsiyum fosfat gibi içeriklere sahip diş macunları ve kremlerini kullanmalarını öneriyoruz.”</p>
<p><strong>“Restoratif İşlemlere Geçmemiz Gerekiyor” </strong></p>
<p>Dental erozyonun çok ileri boyutlara gelebildiğini söyleyen Prof. Dr. Can, “Mine aşındıktan sonra, dentin açığa çıktığı zaman erozyonda çok hızlı ilerleme gerçekleşiyor. Bu durumda biz hastalarımızı artık sadece koruyucu işlemlerle koruyamıyoruz ve restoratif işlemlere geçmemiz gerekiyor. Çok ilerleyen dental erozyonda dişlerin çiğneyici yüzeylerinde fincan şeklinde aşınmalar meydana geliyor ve bunlar daha da ilerlediğinde hastanın dikey boyutu ve yüzünün alt bölümünde yükseklik azalıyor. Hasta hassasiyetten ve besinleri yeterli ezememesinden dolayı çiğneme fonksiyonunu etkin bir şekilde gerçekleştiremiyor” dedi. </p>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-esra-can-bu-gidalar-dis-erozyonunu-37-kat-arttiriyor-424664">Prof. Dr. Esra Can: Bu Gıdalar Diş Erozyonunu 37 Kat Arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ Ailesinden YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar&#8217;a coşkulu karşılama</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eu-ailesinden-yok-baskani-prof-dr-erol-ozvara-coskulu-karsilama-423831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:54:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailesinden]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[coşkulu]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[karşılama]]></category>
		<category><![CDATA[özvara]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423831</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi ev sahipliğinde yapılacak olan “Araştırma Üniversiteleri Toplantısı” öncesi Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ı Egeli öğrenciler, idari ve akademik çalışanlar rektörlük bahçesinde coşkuyla karşıladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-ailesinden-yok-baskani-prof-dr-erol-ozvara-coskulu-karsilama-423831">EÜ Ailesinden YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar&#8217;a coşkulu karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EÜ Ailesinden YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’a coşkulu</p>
<p>karşılama</p>
<p> Ege Üniversitesi ev sahipliğinde yapılacak olan</p>
<p>“Araştırma Üniversiteleri Toplantısı” öncesi Yükseköğretim Kurulu Başkanı</p>
<p>Prof. Dr. Erol Özvar’ı Egeli öğrenciler, idari ve akademik çalışanlar rektörlük</p>
<p>bahçesinde coşkuyla karşıladı.</p>
<p>YÖK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Naci Gündoğan, EÜ Rektörü Prof.</p>
<p>Dr. Necdet Budak’ın yanı sıra Araştırma Üniversiteleri Rektörleri, EÜ Üst</p>
<p>Yönetimi, EÜ Senato Üyelerinin de hazır bulunduğu karşılama sırasında Ege</p>
<p>Üniversitesi ailesinin mensuplarına seslenen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar</p>
<p>“Ege Üniversitesinde üçüncü kez bulunmaktan dolayı çok memnunum. Burada</p>
<p>olmak, sizlerle birlikte bulunmak çok kıymetli. Ege Üniversitesi, ülkemizin en</p>
<p>kıymetli, güzide üniversitelerinden bir tanesi. Son yıllarda Rektörümüz Prof. Dr.</p>
<p>Necdet Budak ve ekibinin gayretleriyle Ege Üniversitesinin gerek Türkiye’de,</p>
<p>gerekse uluslararası arenada adından daha fazla söz ettirdiğini belirtmek isterim.</p>
<p>Başarılarınızdan dolayı hepinizi ayrı ayrı kutluyorum. Biz YÖK olarak bilhassa</p>
<p>akademik üretkenlik ve yayın performansı konusunda gayret sarf eden bütün</p>
<p>üniversitelerimizi desteklemeye devam ediyoruz. Bu sıcak karşılamanda da</p>
<p>anlıyoruz ki Ege Üniversitesinde okuyan öğrenciler mutlular. Hepinize teşekkür</p>
<p>ediyor, saygılar sunuyorum” diye konuştu.</p>
<p>EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol</p>
<p>Özvar’ı ve araştırma üniversitelerimizin rektörlerini ağırlamaktan onur</p>
<p>duyuyoruz. YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar Hocamızı çeşitli vesilelerle</p>
<p>üçüncü kez üniversitemizi ziyaret etmesinden ve verdikleri destekten dolayı</p>
<p>şükranlarımı sunuyorum” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-ailesinden-yok-baskani-prof-dr-erol-ozvara-coskulu-karsilama-423831">EÜ Ailesinden YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar&#8217;a coşkulu karşılama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyen Prof. Dr. Yıldırım ve ekibinden yeni bir bitki türü keşfi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yildirim-ve-ekibinden-yeni-bir-bitki-turu-kesfi-421409</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 08:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[keşfi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[turu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Yıldırım, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Köyceğiz Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Kenan Akbaş ve doktora öğrencisi Tuğkan Özdöl’ün ortak çalışmasıyla yeni bir bitki türü literatüre kazandırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yildirim-ve-ekibinden-yeni-bir-bitki-turu-kesfi-421409">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yıldırım ve ekibinden yeni bir bitki türü keşfi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balan Dağları’ndan yeni bitki türü “Balan Sümbülü”</p>
<p>Egeli akademisyen Prof. Dr. Yıldırım ve ekibinden yeni bir bitki</p>
<p>türü keşfi</p>
<p>Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü</p>
<p>Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Yıldırım, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi</p>
<p>Köyceğiz Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Kenan Akbaş ve doktora öğrencisi</p>
<p>Tuğkan Özdöl’ün ortak çalışmasıyla yeni bir bitki türü literatüre kazandırıldı.</p>
<p>Muğla’nın Ula ve Marmaris ilçeleri arasında kalan bölgede uzanan Balan</p>
<p>Dağları arasında bulunan yeni bitki türüne “Balan Sümbülü” ismi verildi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Prof. Dr. Hasan</p>
<p>Yıldırım ve ekibini tebrik ederek başarılar diledi. Prof. Dr. Budak, “Fen</p>
<p>Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Hasan Yıldırım, ülkemiz</p>
<p>endemik bitki çeşitliliğine önemli katkılarda bulunuyor. Hocamız bilim</p>
<p>dünyasına sayısız yeni bitki türünün keşfini kazandırdı. Kendisini ve ekibi tebrik</p>
<p>ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi</p>
<p>Balan Sümbülü, Muğla Akyaka’da yaşayan zeytinyağı üreticisi ve bitkiler</p>
<p>üzerine amatör çalışmalar yapan doğasever Buse Topçuoğlu tarafından saha</p>
<p>çalışması esnasında keşfedildi. Bu bitkinin mevcut türlerden farklı bir tür</p>
<p>olduğundan şüphelenen Buse Topçuoğlu, daha sonra bulduğu bitkiye ait detaylı</p>
<p>fotoğrafları ve materyalleri Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü</p>
<p>Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Yıldırım’a ulaştırarak, bilimsel bir çalışmanın</p>
<p>başlangıcını yaptı.</p>
<p>Ortak çalışmayla bilim dünyasına kazandırıldı</p>
<p>Keşif süreci hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yıldırım, “Buse</p>
<p>Topçuoğlu’nun bana ulaştırdığı bitki türünün şuana kadar literatürde mevcut bir</p>
<p>bitki olmadığı fark ettim. Daha sonra Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi</p>
<p>Köyceğiz Meslek Yüksekokulundan Öğr. Gör. Dr. Kenan Akbaş ve doktora</p>
<p>öğrencisi Tuğkan Özdöl ile beraber ortak bir çalışmaya başladık. Tam üç yıl</p>
<p>süren araştırma ve popülasyon sınırlarını belirleme çalışmalarından sonra</p>
<p>makalesi yazılarak, merkezi Yeni Zelanda da olan, Taksonomik Botanik alanın</p>
<p>önde gelen bilimsel dergilerinden biri olan ‘Phytotaxa’ isimli bilimsel dergide</p>
<p>makalemizi yayınlayarak türü, bilim dünyasına tanıttık. Bilimsel ismini bitkiyi</p>
<p>keşfeden Buse Topçuoğlu’na atfedilerek “Leopoldia buseana” olarak</p>
<p>isimlendirirken Türkçe ismi ise yayılış gösterdiği dağ silsilesinden yola çıkarak</p>
<p>“Balan Sümbülü” şeklinde belirledik” dedi.</p>
<p>“Cinse ait tüm türlerin yarısından fazlası Türkiye’de”</p>
<p>Morbaş (Leopoldia) cinsinin dünya genelinde 29 türle temsil edildiğini</p>
<p>ifade eden Prof. Dr. Yıldırım, “Cinse ait türler Akdeniz havzasında, Orta Doğu </p>
<p>ve Güney Avrupa, Kafkasya ve Asya’da doğal bir yayılışa sahiptir. Cinsin</p>
<p>çeşitlenme ve gen merkezi Batı Anadolu ve Ege adalarıdır. Bu bakımdan Muğla</p>
<p>ili Leopoldia cinsi için oldukça önemli bir alandır. Dünya genelinde bu cinse ait</p>
<p>tüm türlerin yarısından fazlası Türkiye’de doğal olarak yayılır. Yeni keşfedilen</p>
<p>Balan Sümbülü ile cinsin dünyadaki tür sayısı 30’a ülkemizde ise Leopoldia tür</p>
<p>sayısı 16’ya yükselmiştir. Ülkemizdeki endemik Leopoldia tür sayısı ise 9’a</p>
<p>çıkmıştır” dedi.</p>
<p>“Orman yangınları türün yok olmasına neden olabilir”</p>
<p>Balan sümbülünün yayılış gösterdiği topraklara da değinen Prof. Dr.</p>
<p>Yıldırım, “Muğla’da Balan Dağları üzerinde yayılış gösteren Balan sümbülü,</p>
<p>serpantin olarak bilinen krom, magnezyum ve demir gibi bazı ağır metalleri</p>
<p>bolca bünyesinde barındıran topraklar üzerinde yayılış gösteriyor. Bu ekstrem</p>
<p>toprak ve kayaç yapısına uyum sağlayıp yaşamını sürdüren Balan Sümbülü</p>
<p>ayrıca Marmaris ilçesi Hisarönü ve İçmeler mevkiinde, yakın zamanda büyük</p>
<p>bir yangın geçiren alanlarda da yayılış gösteriyor. Popülasyonlarının</p>
<p>bulundukları alanlarda yapılan çalışmalarda, özellikle sahanın gerek yangın</p>
<p>geçirmesi ve gerekse de yangın geçirme potansiyelinin yüksek olması ve bu</p>
<p>nedenle de orman yolu açma çalışmalarının yoğun olmasından dolayı habitat ve</p>
<p>popülasyondaki bitki tahribatının yüksek olduğu görülmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Yıldırım, türün bulunduğu alanın kızılçam orman içleri ve</p>
<p>açıklıkları olduğunu, gerek yol çalışmaları gerekse orman yangınları için</p>
<p>potansiyel bir alan olmasından dolayı bu türün geleceğine ilişkin endişeli</p>
<p>olduklarını ifade etti. Ayrıca Prof. Dr. Yıldırım türü kaybetmemek adına koruma</p>
<p>çalışmalarına yönelik stratejik hedeflerin ortaya konulması ve yerel yönetimlerle</p>
<p>beraber bu çalışmaların en kısa sürede yapılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yildirim-ve-ekibinden-yeni-bir-bitki-turu-kesfi-421409">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yıldırım ve ekibinden yeni bir bitki türü keşfi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Huban Atilla, Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-huban-atilla-turk-oftalmoloji-dernegi-genel-baskani-oldu-421237</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 09:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atilla]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[huban]]></category>
		<category><![CDATA[oftalmoloji]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden ülkemizin en köklü kuruluşlarından Türk Oftalmoloji Derneği’nin yeni genel başkanı Prof. Dr. Huban Atilla oldu. Antalya’da yapılan genel kurulun ardından 2021 yılından bu yana TOD Genel Sekreteri olarak görev yapan Atilla, genel başkanlık görevini Prof. Dr. Ziya Kapran’dan devraldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-huban-atilla-turk-oftalmoloji-dernegi-genel-baskani-oldu-421237">Prof. Dr. Huban Atilla, Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td>Türk Oftalmoloji Derneği yeni başkanı ve yönetim kurulu göreve başladı</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Huban Atilla, Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı oldu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden ülkemizin en köklü kuruluşlarından Türk Oftalmoloji Derneği’nin yeni genel başkanı Prof. Dr. Huban Atilla oldu. Antalya’da yapılan genel kurulun ardından 2021 yılından bu yana TOD Genel Sekreteri olarak görev yapan Atilla, genel başkanlık görevini Prof. Dr. Ziya Kapran’dan devraldı. </strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’deki göz doktorlarının tek mesleki temsil kuruluşu olarak 1928 yılında kurulan Türk Oftalmoloji Derneği’nin yeni genel başkanı <strong>Prof. Dr. Huban Atilla</strong> oldu. Yapılan seçimli genel kurulda 2023 – 2025 dönemi Merkez Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu seçimi yapıldı.  Prof.Dr. Kıvanç Güngör Genel Sekreter ve Gelecek Dönem Başkanı olarak seçildi. Prof. Dr. Huban Atilla ve yönetim kurulu göreve başladı. </p>
<p> </p>
<p>Huban Atilla genel kurulda yaptığı konuşmada, “Pandemi sürecinde ve sonrasında yaşadığımız deprem felaketinde derneğimize liderlik yapan, bu zor dönemde fedakarca çalışarak çok önemli işler başaran Prof. Dr. Ziya Kapran’a ve Merkez Yönetim Kurulu’nda görev alan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Türk göz doktorları ve mesleğimizin gelişimi için karşılaştıkları hiçbir zorluk karşısında yılmadan mücadele ederek bizlere ve gelecek dönemlere örnek oldular.  Yeni yönetim kurulu olarak bizler de en iyi şekilde çalışarak 2 yıl boyunca mesleğimizin ve meslektaşlarımızın gelişimine katkı sağlamak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Cumhuriyetimizin 100. Yılı, Türk Oftalmoloji Derneği’mizin 95. Kuruluş yılında bu önemli görevi devralmanın gururu içindeyiz.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri ve vizyonunu benimseyerek çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bizi bu göreve layık gören ve oy kullanan tüm genel kurul üyelerine teşekkür ediyorum” dedi. </p>
<p> </p>
<p>TOD Genel Başkanı görevini Prof. Dr. Huban Atilla’ya devreden Prof. Dr. Ziya Kapran ise “Değerli dostum kıymetli meslektaşımı tebrik ederim, kendisine ve yönetim kuruluna yeni görevlerinde başarılar dilerim. Biz zor zamanlarda bilikte çalışarak güçlüklerin üstesinden geldik, başkanımız ve yeni yönetim kurulumuzun da aynı anlayış ile yol alacağına inanıyorum ” dedi.   </p>
<p> </p>
<p><strong>Göz hekimlerinin gelişimine katkı</strong></p>
<p><strong>TOD Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla </strong>genel kurulda yaptığı konuşmasında öncelikle 57. Ulusal Kongre’nin orgnazisyonunda görev yapan tüm TOD üyelerine ve genel kurula katılan  meslektaşlarına teşekkür etti. 1928 yılında kurulan Türk Oftalmoloji Derneği’nin Türkiye’de 5 binden fazla göz doktorunu temsil ettiğini hatırlatarak, “Benim ve ekip arkadaşlarımın bundan sonraki amacı, göz doktoru üyelerimizin mesleki gelişimine katkı sağlamak, küresel ölçekte başarılar yakalayarak ülkemizi temsil edecek göz doktorlarının yetişmesini sağlamak için ne gerekiyorsa yapmak olacak. Yeni dönemde de  halkımızın ihtiyacı olan göz sağlığı hizmetini bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek ve hızla uygulayarak, en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz. Türk göz doktorlarının ve mesleğimizin gelişimi için hep birlikte elele çalışmaya devam edeceğiz ” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong><u>Türk Oftalmoloji Derneği Yönetim Kurulu</u></strong></p>
<p>Prof. Dr. Huban Atilla – Genel Başkan</p>
<p>Prof. Dr. Kıvanç Güngör – Genel Sekreter ve Gelecek Dönem Genel Başkanı</p>
<p> </p>
<p><strong><u>Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri</u></strong></p>
<p>Doç. Dr. Suzan Güven Yılmaz</p>
<p>Prof. Dr. Onur Konuk</p>
<p>Prof. Dr. Fatih Mehmet Mutlu</p>
<p>Prof. Dr. Feyza Önder</p>
<p>Prof. Dr. Hakan Özdemir</p>
<p>Prof. Dr. Banu Turgut Öztürk</p>
<p>Doç. Dr.  Gamze Uçan Gündüz</p>
<p>Prof. Dr. Gürsel Yılmaz </p>
<p>Prof. Dr. Tekin Yaşar </p>
<p> </p>
<p><strong><u>Denetleme Kurulu</u></strong></p>
<p>Prof. Dr. Melis Palamar Onay </p>
<p>Prof. Dr. Muhammed Batur</p>
<p>Prof. Dr. Yaşar Duranoğlu</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-huban-atilla-turk-oftalmoloji-dernegi-genel-baskani-oldu-421237">Prof. Dr. Huban Atilla, Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof Dr Mehmet Emin Ay, kudüs ve mescid-i aksa&#8217;yı anlatacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-emin-ay-kudus-ve-mescid-i-aksayi-anlatacak-420937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Nov 2023 21:04:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aksayı]]></category>
		<category><![CDATA[anlatacak]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[mescidi]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=420937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek söyleşi programına Ayasofya Camii Baş İmam Hatibi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay konuşmacı olarak katılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-emin-ay-kudus-ve-mescid-i-aksayi-anlatacak-420937">Prof Dr Mehmet Emin Ay, kudüs ve mescid-i aksa&#8217;yı anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nevşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek söyleşi programına Ayasofya Camii Baş İmam Hatibi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay konuşmacı olarak katılacak.</p>
<p>Nevşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından düzenlenen Kültür ve Sanat Günleri etkinlikleri çerçevesinde, “Kalbimdeki Filistin” adlı söyleşi programı düzenlenecek. Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay’ın konuşmacı olarak katılacağı söyleşi programının moderatörlüğünü Tasavvuf musikisi sanatçısı ve sunucu Necip Karakaya yapacak.</p>
<p>Nevşehir Belediyesi Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi’nde 16 Kasım 2023 Perşembe günü gerçekleştirilecek olan programa dileyen herkes ücretsiz olarak katılabilecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-mehmet-emin-ay-kudus-ve-mescid-i-aksayi-anlatacak-420937">Prof Dr Mehmet Emin Ay, kudüs ve mescid-i aksa&#8217;yı anlatacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör Prof. Dr. Budak ADAU heyeti ve öğrencilerle kahvaltıda bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-adau-heyeti-ve-ogrencilerle-kahvaltida-bir-araya-geldi-418201</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2023 07:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[budak]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltıda]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerle]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=418201</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi- Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi “İkili Diploma Programı” 4 yıl daha uzatıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-adau-heyeti-ve-ogrencilerle-kahvaltida-bir-araya-geldi-418201">Rektör Prof. Dr. Budak ADAU heyeti ve öğrencilerle kahvaltıda bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rektör Prof. Dr. Budak ADAU heyeti ve öğrencilerle kahvaltıda bir araya geldi</p>
<p>Ege Üniversitesi- Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi “İkili</p>
<p>Diploma Programı” 4 yıl daha uzatıldı</p>
<p>İZMİR(Ege Ajans)- Ege Üniversitesinin Türk yükseköğretimine örnek</p>
<p>uygulama olarak hayata geçirdiği Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi</p>
<p>(ADAU) ile ikili diploma programı kapsamında çalışmalar sürüyor. Programın</p>
<p>detaylarını ve durumunu değerlendirmek üzere Ege Üniversitesine gelen ADAU</p>
<p>Rektörü Doç. Dr. Zafer Gurbanov ve beraberindeki heyet, EÜ Senato Salonunda</p>
<p>gerçekleştirilen İkili Diploma Programı Yönetim Kurulu Toplantısına ve</p>
<p>“Cumhuriyet Resepsiyonu”na katıldı. Programın ikinci günü Rektör Prof. Dr.</p>
<p>Necdet Budak, ADAU üst yönetimi ve eğitim için Ege Üniversitesinde bulunan</p>
<p>Azerbaycanlı öğrenciler ile kahvaltı etkinliğinde bir araya geldi. Ardından</p>
<p>ADAU Üst Yönetimi, Ege Üniversitesi Senatosu’na katıldı.</p>
<p>Senato</p>
<p>Toplantısında gerçekleştirilen imza töreninde İkili Diploma Programı 4 yıl</p>
<p>süreyle uzatıldı.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Budak, “Yükseköğretime model olan ikili diploma</p>
<p>programımızı ADAU ile birlikte başarılı şekilde yürütüyoruz. Uluslararasılaşma</p>
<p>misyonumuz kapsamında oldukça önemli bulduğum bu programımızı 4 yıl</p>
<p>süreyle uzatıyoruz. Yenilediğimiz model programın üniversitelerimize hayırlı</p>
<p>uğurlu olmasını diliyorum. İki devlet tek millet ülküsüyle gönül köprüleri inşa</p>
<p>ederek, ülkelerimize, üniversitelerimize, bilime katkı sunmaya, rol model</p>
<p>olmaya devam edeceğiz. Ayrıca çok önem verdiğim bu program vesilesi ile</p>
<p>üniversitemizde bulunan ADAU Rektörü Doç. Dr. Zafer Gurbanov, ADAU</p>
<p>heyeti ve öğrencilerimizle bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz.</p>
<p>Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında bu değerli iş birliğini daha ileriye taşımak</p>
<p>ve yenilerini eklemek adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Burada eğitim gören</p>
<p>Azerbaycanlı öğrencilerimizi de en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyoruz. Öğrenci</p>
<p>odaklı tam akredite bir araştırma üniversitesi olarak bilgi birikimimizi gönül</p>
<p>coğrafyamızla paylaşmaya, bilim ihraç etmeye devam edeceğiz. İkili diploma</p>
<p>programımıza emek veren tüm hocalarımıza ve çalışanlarımıza bir kez daha</p>
<p>teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p>Kahvaltı Programında söz alan Azerbaycanlı gençler Ege Üniversitesinin</p>
<p>eğitim kalitesi ve araştırma altyapısı ile ilgili memnuniyetlerini dile getirdi. </p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak ve Ege Üniversitesi ailesi tarafından gösterilen</p>
<p>misafirperverlikten memnuniyet duyduklarını ifade eden ADAU Rektörü Doç.</p>
<p>Dr. Zafer Gurbanov, ikili diploma programı kapsamında iş birliklerini daha</p>
<p>ileriye taşımak istediklerini iletti.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rektor-prof-dr-budak-adau-heyeti-ve-ogrencilerle-kahvaltida-bir-araya-geldi-418201">Rektör Prof. Dr. Budak ADAU heyeti ve öğrencilerle kahvaltıda bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;dan Prof. Dr. Celal Şengör&#8217;e sevgi seli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakadan-prof-dr-celal-sengore-sevgi-seli-417949</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 09:10:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[celal]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyakadan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[seli]]></category>
		<category><![CDATA[şengöre]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanı, Atatürk sevdalısı Prof. Dr. Celal Şengör, Karşıyaka Belediyesi tarafından Cumhuriyet’in 100 yılı dolayısıyla düzenlenen söyleşide Karşıyakalılar ile buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakadan-prof-dr-celal-sengore-sevgi-seli-417949">Karşıyaka&#8217;dan Prof. Dr. Celal Şengör&#8217;e sevgi seli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karşıyaka’dan Prof. Dr. Celal Şengör’e sevgi seli</p>
<p>Bilim insanı, Atatürk sevdalısı Prof. Dr. Celal Şengör, Karşıyaka Belediyesi</p>
<p>tarafından Cumhuriyet’in 100 yılı dolayısıyla düzenlenen söyleşide</p>
<p>Karşıyakalılar ile buluştu.</p>
<p>Büyük ilgiyle karşılanan Şengör; aydınlığa, demokrasiye ve yurttaşların</p>
<p>eşitliğine dayalı Cumhuriyet’in onurlu tarihini anlattı, yüzlerce kişiye duygu</p>
<p>dolu anlar yaşattı.</p>
<p>Karşıyaka Belediyesi tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100 yıl</p>
<p>dönümü onuruna düzenlenen etkinlik programı, dün akşam Prof. Dr. Celal Şengör’ün</p>
<p>konuk olduğu söyleşi ile devam etti. Bostanlı Suat Taşer Sanat Merkezi’nde</p>
<p>gerçekleşen buluşmada Şengör, büyük ilgiyle karşılandı. 7’den 77’ye her yaştan</p>
<p>yurttaş salonu tamamen doldururken, yer bulamayan izleyiciler için ek sandalyeler</p>
<p>konuldu. Alican Bayar’ın moderatörlüğündeki etkinlikte milli mücadele yıllarını,</p>
<p>aydınlanma devrimlerini ve Cumhuriyet kazanımlarını önemli anekdotlar eşliğinde</p>
<p>anlatan bilim insanı; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vatan sevgisinden ve</p>
<p>eşsiz liderliğinden söz ederken gözyaşlarına hakim olamadı.</p>
<p>ATATÜRK 10 YIL DAHA YAŞASAYDI…</p>
<p>“Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı İsviçre gibi olurduk” diyen Prof. Dr. Celal Şengör</p>
<p>“İktisadımız epey toparlanırdı. Gemiyi zamanın şartlarına göre iyi götürürdü. Atatürk</p>
<p>pragmatik bir adam. Hiçbir dogmaya bağlı olmayan biri. Daima ilim ve bilimin</p>
<p>ışığında ilerledi, ilerlemenin önemini hep vurguladı” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Cumhuriyet’in kazanımlarına vurgu yapan Şengör, “Laik Cumhuriyet bizim en</p>
<p>kıymetli, en büyük varlığımızdır. Bizi kulluktan kurtarmış, özgür insan yapmıştır. Biz</p>
<p>medeni olma iddiasındayız. 1923’ten bu yana muazzam bir gelişme kaydettik.</p>
<p>Sizlerin bugün karşımda olması, en güzel sonucu. Ben çok iyi bir tahsil gördüm.</p>
<p>Dünyanın her yerinden ödüller aldım. ABD Bilimler Akademisine seçilen ilk Türk’üm.</p>
<p>Cumhuriyet olmasaydı bunların hiçbiri olmazdı. Gözlerimin önünde her zaman</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk vardı. Paşa’nın huzuruna gidip ona elimden geleni yapmaya,</p>
<p>adını dalgalandırmaya çalışacağıma söz verdim. Cumhuriyet muhteşem bir kılavuz.</p>
<p>Bugün Atatürk ideallerini yerine getirmek için hepimiz görevliyiz. Kaçarsak bize saygı</p>
<p>duyulmaz. Ama tüm dünya Atatürk’e saygı duymaktadır” dedi.</p>
<p>“ZÜBEYDE ANNE’NİN MEZARINDA DİZ ÇÖKTÜM”</p>
<p>Söyleşi öncesinde Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın Karşıyaka’daki anıt mezarını</p>
<p>ziyaret eden Prof. Dr. Celal Şengör “Zübeyde Hanım’ın mezarında dizlerimin üzerine</p>
<p>çöktüm ve kendisine böyle bir hediyeyi milletimize bahşettiği için teşekkür ettim”</p>
<p>sözleriyle duygularını paylaştı.</p>
<p>Karşıyaka için de şu ifadeleri kullandı: “Karşıyaka’yı ben hep çok severdim. Ayrıca</p>
<p>Atatürk’ün yetiştirmiş olduğu Türkiye’nin önemli bilim adamlarından Ordinaryüs Prof.</p>
<p>Ekrem Akurgal son zamanlarını burada geçirdi ve son nefesini burada verdi.</p>
<p>Karşıyakalılar olarak hocamıza da iyi baktığınız için sizlere milletçe şükran</p>
<p>borçluyuz.”</p>
<p>Söyleşinin sonunda Karşıyaka Belediye Başkan Vekili Saadet Çağlın Celal Şengör’e</p>
<p>çiçek takdim etti. Ardından Şengör, uzun kuyruklar oluşturan okurları için kitaplarını</p>
<p>imzaladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakadan-prof-dr-celal-sengore-sevgi-seli-417949">Karşıyaka&#8217;dan Prof. Dr. Celal Şengör&#8217;e sevgi seli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Filiz İçier&#8217;in buluşu Avrupa&#8217;dan patent tescili aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-filiz-icierin-bulusu-avrupadan-patent-tescili-aldi-417392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 08:08:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aldı]]></category>
		<category><![CDATA[avrupadan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[buluşu]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[filiz]]></category>
		<category><![CDATA[içierin]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tescili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417392</guid>

					<description><![CDATA[<p>İZMİR(Ege Ajans)- Ege Üniversitesinde bilim insanları tarafından yürütülen çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda patent tescili alarak ticari ürüne dönüşmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-filiz-icierin-bulusu-avrupadan-patent-tescili-aldi-417392">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Filiz İçier&#8217;in buluşu Avrupa&#8217;dan patent tescili aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Egeli bilim insanı Prof. Dr. Filiz İçier’in buluşu Avrupa’dan</p>
<p>patent tescili aldı</p>
<p>İZMİR(Ege Ajans)- Ege Üniversitesinde bilim insanları tarafından</p>
<p>yürütülen çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda patent tescili alarak ticari</p>
<p>ürüne dönüşmeye devam ediyor. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda</p>
<p>Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Filiz İçier ve ekibinin geliştirdiği</p>
<p>“An Electro Heating Apparatus Developed in Order To Cook Doner Kebab-</p>
<p>Döner Kebap Pişirmeye Yönelik Geliştirilen Elektro Isıtma Aparatı” konulu</p>
<p>Bilimsel Araştırma Projesi, Avrupa Patent Ofisi tarafından tescil belgesi almaya</p>
<p>hak kazandı.</p>
<p>Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen bilim ve teknoloji odaklı çalışmaların</p>
<p>hem ulusal hem de uluslararası arenadan patente dönüşmeye devam ettiğini</p>
<p>vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı,</p>
<p>araştırma üniversitemiz bünyesindeki akademik birimlerde görev yapan yetkin</p>
<p>araştırmacılarımız, bilim dünyasına önemli katkılar sunmaya devam ediyor.</p>
<p>Bilim insanlarımız tarafından yürütülen projeler ürüne dönüşüp, hem ülkemizde</p>
<p>hem de uluslararası arenada tescil edilerek, insanlığın ve bilimin hizmetine</p>
<p>sunuluyor. Başarılı akademisyenimiz Prof. Dr. Filiz İçier ve ekibinin patent</p>
<p>başvuruları Avrupa Patent Ofisi tarafından tescil belgesi almaya hak kazandı.</p>
<p>Topluma fayda sağlayan projeler üreten araştırmacılarımızı tebrik ediyor,</p>
<p>başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi bünyesinde bulunan EBİLTEM ve Ege Teknopark</p>
<p>aracılığı ile üniversite sanayi iş birliğine yönelik önemli bilimsel ve sektörel</p>
<p>çalışmalar yürütüldüğünü vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Bugüne</p>
<p>kadar olduğu gibi bundan sonrada Ar-Ge, inovasyon, patent, faydalı model ve</p>
<p>sınai mülkiyet haklarına daha çok önem vereceğiz. Yeni teknolojiler geliştirerek,</p>
<p>ülkemiz</p>
<p>ekonomisine</p>
<p>nitelikli</p>
<p>katkı</p>
<p>sunmayı</p>
<p>sürdüreceğiz.</p>
<p>motivasyonumuzu ve heyecanımızı kaybetmeden, üniversitemiz bünyesinde</p>
<p>görev yapan araştırmacılarımızın proje, patent, ürün geliştirme çalışmalarında</p>
<p>her zaman yanlarında olacağız.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insani-prof-dr-filiz-icierin-bulusu-avrupadan-patent-tescili-aldi-417392">Egeli bilim insanı Prof. Dr. Filiz İçier&#8217;in buluşu Avrupa&#8217;dan patent tescili aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet söyleşilerinin ilk konuğu Prof. Kaboğlu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cumhuriyet-soylesilerinin-ilk-konugu-prof-kaboglu-416508</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2023 07:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kaboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[konuğu]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşilerinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416508</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamaları kapsamında, “Cumhuriyet Söyleşileri” düzenliyor. 5 ay sürecek söyleşilerin ilk konuğu 26 Ekim’de Prof. Dr. İbrahim Özden Kabaoğlu olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyet-soylesilerinin-ilk-konugu-prof-kaboglu-416508">Cumhuriyet söyleşilerinin ilk konuğu Prof. Kaboğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet söyleşilerinin ilk konuğu Prof. Kaboğlu</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamaları kapsamında, “Cumhuriyet Söyleşileri” düzenliyor. 5 ay sürecek söyleşilerin ilk konuğu 26 Ekim’de Prof. Dr. İbrahim Özden Kabaoğlu olacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi, Müzeler ve Kütüphaneler Şube Müdürlüğü, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamaları kapsamında “Cumhuriyet Söyleşileri”ne başlıyor. 5 ay sürecek söyleşilerin ilki 26 Ekim’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Küçük Salon’da Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu’nun katılımıyla yapılacak. “Cumhuriyet’in 100. Yılında Hukuk Politikaları” başlıklı söyleşinin moderatörlüğünü Avukat Ayşe Kaymak üstlenecek. </p>
<p><strong>Ülkenin değişim ve gelişim süreci mercek altına alınacak</strong></p>
<p>“Cumhuriyet Söyleşileri”nde, geçen yüz yıllık zaman zarfında, ülkenin yaşadığı değişim ve gelişim süreci mercek altına alınacak. Cumhuriyetin kazanımlarıyla, hemen her alanda yaşanan değişim ve gelişim süreci söyleşilerin konusu olacak. Söyleşilerde, sadece geçmişin deneyimiyle sınırlı kalınmaması, ülkemizin geleceğine dair bir projeksiyon ortaya konması da hedefleniyor. Söyleşiler Cumhuriyet’in 100. Yılında Kurtuluş ve Kuruluşun Ekonomi Politiği ve Günümüz, İnsan Hakları, Kültür ve Sanat, Düşünce Hayatı, Cumhuriyet, Demokrasi, Siyaset, Demokrasinin Beşiği Akdeniz başlığı adı altında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi-Küçük Salon ve APİKAM Yerleşkesi olmak üzere iki farklı mekanda olacak.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cumhuriyet-soylesilerinin-ilk-konugu-prof-kaboglu-416508">Cumhuriyet söyleşilerinin ilk konuğu Prof. Kaboğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vesvese Ne Zaman Hastalığa Döner? Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Vesvese Herkeste Var, Mesele Kontrolü Kaybetmemek&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vesvese-ne-zaman-hastaliga-doner-prof-dr-nevzat-tarhan-vesvese-herkeste-var-mesele-kontrolu-kaybetmemek-413760</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 13:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[döner]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[herkeste]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmemek]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[mesele]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[vesvese]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413760</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vesveseyi, Obsesif Kompulsif Bozukluğun içinde bir kavram olarak değerlendiren Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvesenin herkeste olabileceğini söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vesvese-ne-zaman-hastaliga-doner-prof-dr-nevzat-tarhan-vesvese-herkeste-var-mesele-kontrolu-kaybetmemek-413760">Vesvese Ne Zaman Hastalığa Döner? Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Vesvese Herkeste Var, Mesele Kontrolü Kaybetmemek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vesveseyi, Obsesif Kompulsif Bozukluğun içinde bir kavram olarak değerlendiren Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, vesvesenin herkeste olabileceğini söyledi. Önemli olanının onu yönetmek olduğunu vurgulayan Tarhan, vesvesinin hastalığa dönüşmemesi için önemli uyarılarda bulundu.  </strong></p>
<p>Daha çok dini terminolojide kullanılan vesvese konusuna dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) vesveseyi içine alır. Dini olarak vesvese ama onun dışında evham, kuruntu, takıntı… Bizde daha çok takıntı kelimesi yerleşti.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan,<strong> </strong>vesvesenin<strong> </strong>kötücül bir duygu olarak tanımlandığını dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Takıntıda kişinin aklına bir şey takılıyor, atamıyor. Bir dakika düşüneceğine 10 dakika düşünüyor, 15 dakika düşünüyor. Bir şiddetinde üzüleceği şeye 10 şiddetinde üzülüyor. Vesvese olarak denilen bu şey, klinik bir durumdur. Ama dini literatürde vesvese olarak geçen durum, daha çok şeytanın fısıldamasıdır.”</p>
<p><strong>İnsan ilişkilerinde sınır ihlali yapmamak </strong></p>
<p>Gerçek olanı olmayanla karıştırmaya vesvese dendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şunları ifade etti:</p>
<p>“Beynimizin çalışma mekanizmasında obsesyon nerede oluyor? Yanlış bir düşünce geldiği zaman aklımıza; saçma, yapmamamız gereken, temel kişiliğimize, değerlerimize uymayan bir düşünce geldiği zaman, böyle durumlarda içimizdeki o kötücül duygulara hayır demek bir beceridir. Kendimize, davranışlarımıza sınır koymak, başkalarına zarar vermemek beceridir. Öğrenilmesi gerekiyor. Çocuklar bunu bilemiyor. </p>
<p>Nasıl bir apartmanda oturuyorsunuz, komşularla sınırlar varsa, insan ilişkilerinde de sınırlar var. Sınır ihlali yapmamak gerekiyor insan ilişkilerinde. Evine girmek gibi, onun gıybetini yapmak, yalan söylemek veya ona kötülük yapmak gibi. İnsan, içine kötücül duyguların gelmesinden sorumlu değildir ama bununla ilgili bir eyleme geçmesinden sorumlu oluyor.”</p>
<p><strong>İçimizden geçen iyicil ve kötücül duygulara karar verip ondan sonra eyleme geçiyoruz</strong></p>
<p>Duyguların regüle edilmesinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, şunları ifade etti:</p>
<p>“Obsesyon buradaki zihinsel dengeyi bozuyor. Bazılarının tiki vardır. Konuşmaları tutuktur. Kekemelik vardır. Ne zaman omuzlarını hareket ettirir, pat diye konuşur. Omuzunu kaldırma ne yapıyor? Beyindeki devreye bir dürtü sokuyor o devreyi tamamlıyor. Düşüncelerde bile insan öğrendiği düşünceleri yaparken, onu bozan bir şey olduğu zaman, hemen akıl araya girecek, yapma diyecek. Analiz yapacak analiz sonucunda harekete karar verecek. </p>
<p>Yani aslında içimizden iyicil ve kötücül duygular geçiyor, düşünceler ve duygular birleşiyor. Ön beyine komut veriyor. Ön beyine yap – yapma, uygun – uygun değil, geçerli – geçerli değil, gerçek – gerçek değil, güvenli – güvenli değil diye… Karar verip ondan sonra eyleme geçiyoruz. Bu mekanizmaya bozulunca, beyinde obsesyon diyoruz.”</p>
<p><strong>Vesveseyi yönetebilmek neden önemli?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, vesvesenin herkeste var olduğuna işaret ederek, “Maneviyatı en yüksek dediğimiz kişilerde, evliya, aziz dediğimiz kimselerde bile vesvese vardır. Ama o, vesveseyi yönetmeyi artık yapabiliyordur, kontrolü kaybetmiyordur.” dedi.</p>
<p>İnsanların negatif duyguların etkisine girip vesvesenin etkisinde kalabileceğini de kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aslında hayat bir okuldur. Bu okulda iyi şeylerle de karşılaşacağız, kötü şeylerle de karşılayacağız. Ama asıl amacımızı unutmayacağız. Dünyaya geldiğimizde bir okula gelmişiz gibi olacağız ve hayat bittiği zaman da bu okuldan mezun olup daha iyi bir hayata geçiş yapacağımızı düşünerek hareket edeceğiz. Böyle bir amacı olan bir kimseye o vesvese geldiği zaman bu hastalık olan vesveselere dönüşmüyor.” diye devam etti.</p>
<p><strong>Karar verme mekanizmasındaki yollar otoban gibi</strong></p>
<p>Vesveseli ve obsesif kişilerin beynine bakıldığında karar mekanizmalarında sinyal akışının bozulduğunun görüldüğünü kaydeden Tarhan, “Normalde bir insanın beynindeki yollar böyle patika gibiyse bu kişilerin tam karar verme mekanizmasındaki yollar otoban gibi oluyor. O kadar geliştiriyor ki… Mutluluk molekülleri, karar verme, serotonin, dopamin gibi, enerji gibi, düşünce yönetimiyle ilgili moleküller az kalıyor, beynin ürettiği yetmiyor.” dedi.</p>
<p><strong>Dikkat odağını değiştirince kişi bir müddet sonra sağlıklı düşünmeye başlıyor</strong></p>
<p>Gerekli olmayan konularda beynin o bölgedeki yolları genişlettiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle dedi:</p>
<p>“Aynı şey bağımlılıkta da oluyor. Madde kullananlarda da beyinde ödül ceza sisteminde aynı böyle genişlemeler oluyor. Bu durumda artık telkin fayda etmiyor. Bu durumda psikiyatrik tedavi gerekiyor. Belli ki biyolojik bozulmayı tedavi etmek gerekiyor. </p>
<p>Özellikle son 15-20 sene içerisinde nörobilimin katkıları arttı. İnsan beyninin çalışmasıyla ilgili neden sonuç ilişkisi var. Kişi artık terapi alamıyor. Bu kişi yapamıyor ki. Beyni otomatik üretiyor. Çocuğunu kucağına alıyor, pencerenin kenarına gidiyor ‘Ya atarsam’ diyor.</p>
<p>Beynimizde de bir bilgi trafiği var. Kimyasal sinyal akışı şeklinde oluyor. Bu kişiler beyinlerindeki bilgi trafiğiyle bloke ediyorlar bir bölgeyi. Orası bloke oluyor. Eğer dikkat odağını değiştirirsek, bir müddet sonra orası kendiliğinden yavaş yavaş dağılıyor. Yani böyle durumlarda kişi bir müddet sonra sağlıklı düşünmeye başlıyor.”</p>
<p><strong>Sorumluluk duygusu yüksek kişiler OKB’ye yatkın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bazı obsesyonların fayda da sağlayabildiğini dile getirerek, mükemmeliyetçi kişilerin amacına uygun hareket ederse büyük başarılar elde edebildiğini kaydetti.</p>
<p>Sorumluluk duygusu yüksek kişilerin OKB’ye yatkın olduklarını da belirten Prof. Dr. Tarhan, “El yıkama takıntısı gibi gündelik obsesyonlar eğer başlangıç durumundaysa çözümü çok kolay. Kendi kendine halledebilir.” diye konuştu.</p>
<p>Temizlik takıntısı gibi durumları artık nasihat düzelmeyeceğini, medikal tedavi gerektiğini ifade eden Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yani saatlerce, 8 saat tuvalette oturuyor. Bir buçuk gün banyoda eli havada duruyor, gidiyor yıkıyor bir daha. Elinin üstü yara oluyor hatta evde banyodan çıkıp elinin üzerine çorap geçirip kapıları açıyor.</p>
<p>Klinik vaka… Bunlar bile düzeliyor. Genellikle bu kişilere optimum tedavi yapılıyor. Evden çıkamayan, her tarafı çamaşır suyuyla yıkayan, çocukları eve geldiği zaman komple banyo yaptıran kişilerin düzeldiğini çok gördüm.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vesvese-ne-zaman-hastaliga-doner-prof-dr-nevzat-tarhan-vesvese-herkeste-var-mesele-kontrolu-kaybetmemek-413760">Vesvese Ne Zaman Hastalığa Döner? Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Vesvese Herkeste Var, Mesele Kontrolü Kaybetmemek&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
