<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>politikaları | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/politikalari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/politikalari</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 13:19:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>politikaları | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/politikalari</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kentsel-gida-ve-beslenme-politikalari-istanbul-calistayi-626116</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyeler]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626116</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi ile Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM) iş birliğinde düzenlenen “Uluslararası Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı”, 11 Nisan 2026 Cumartesi günü Alan Kadıköy’de gerçekleştirilecek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-gida-ve-beslenme-politikalari-istanbul-calistayi-626116">Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kadıköy Belediyesi ile Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM) iş birliğinde düzenlenen “Uluslararası Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı”, 11 Nisan 2026 Cumartesi günü Alan Kadıköy’de gerçekleştirilecek</b><br />Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye, 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla OECD üyesi ülkeler arasında yüzde 28,3 ile gıda enflasyonunda ilk sırada yer aldı. Artan gıda enflasyonu, özellikle kentlerde yaşayanların sağlıklı ve uygun fiyatlı gıdaya erişimini zorlaştırırken; gıda krizi yalnızca ekonomik bir sorun olmaktan çıkarak halk sağlığını tehdit eden ve sosyal eşitsizlikleri derinleştiren çok boyutlu bir mesele haline geldi. Bu gelişmeler, sağlıklı, erişilebilir ve sürdürülebilir gıdaya erişimi küresel ölçekte kentlerin öncelikli gündemlerinden biri haline getiriyor.<br />Bu bağlamda Kadıköy Belediyesi ile Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM) iş birliğinde düzenlenecek çalıştayda, gıda sistemi bütüncül bir kamusal yükümlülük olarak ele alınacak. Yerel yönetimlerin rolü, gıda yoksulluğu ve sürdürülebilir ekosistem inşası gibi konular; yerel yönetimler, akademi, sivil toplum, kooperatifler ve ekonomik paydaşlar gibi alanlardan katılan temsilcilerin katılımıyla, uluslararası deneyimler ışığında kapsamlı biçimde değerlendirilecek.<br /><b>SİYASAL AKTÖRLER, UZMANLAR VE AKADEMİSYENLER BİR ARADA OLACAK</b></p>
<p>Çalıştayın açılış konuşmalarını SODEM Başkanı ve Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı ile CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu gerçekleştirecek. CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın ise sosyal demokrat belediyelerin tarım ve gıda politikalarındaki vizyonunu katılımcılarla paylaşacak.<br />Etkinliğin halka açık olan sabah oturumlarında; Prof. Dr. Fikret Adaman, Prof. Dr. Alejandro Colás, Dr. Bülent Şık ve Doç. Dr. Dalya Hazar gıda sisteminin ekonomi politiği, gıda demokrasisi ve güvenliği ile kentsel gıda ve beslenme politikalarının çocuk sağlığı üzerindeki etkilerini ele alacak.<br /><b>AYNI “SOFRADA” ULUSLARARASI VE YEREL DENEYİMLER PAYLAŞILACAK</b><br />Uzman oturumlarının gerçekleşeceği öğleden sonraki bölümde farklı coğrafyalardan uygulama örnekleri masaya yatırılacak. Surrey Üniversitesi’nden Prof. Dr. Roberta Sonnino adil sürdürülebilir geçişi, ODTÜ’den Prof. Dr. Aylin Topal ise gıda egemenliği sağlamada kooperatifler ile belediyelerin üstlendiği rolünü değerlendirecek.<br />Hollanda Utrecht Belediyesi Sağlıklı Kentler Koordinatörü Dr. Miriam Weber, Utrecht’in gıda stratejilerini aktarırken, Barselona Metropolitan Stratejik Planı’ndan (PEMB) Giulio Cappadona, Barcelona Demá Süreci ve 2030 Metropoliten Taahhüdü’nü aktaracak. ICLEI Brüksel ofisinden Jean-Marc Louvin kentsel gıda güvenliği ve dayanıklılığına dair bir sunum yapacak. Bremen’de gıda tedarikini iyileştirmeyi amaçlayan bir eğitim merkezi olan Forum Küche’nin proje yöneticisi olan Florian Minzlaff ise kentsel kamusal yemek hizmetlerinin dönüşümünde Bremen’deki deneyimlerinden bahsedecek.</p>
<p>Türkiye’deki büyükşehir belediyeleri arasından ise; İBB Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Ahmet Atalık ve İBB Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Enif Yavuz Dipşar ortak sunumları ile 2019’dan bugüne İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarım, gıda ve beslenme politikalarındaki deneyimi sosyal politika perspektifiyle aktaracaklar. Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ulaş Aydın ise Manisa’daki tarım ve gıda politikalarının halkçı bir perspektif ile nasıl dönüştürdüklerini sunacak. Sunumların ardından İzmir, Bursa, İstanbul, Aydın, Manisa gibi farklı ölçeklerdeki belediyelerden gelen uygulamacıların, akademisyenlerin, uzmanların, sivil toplum temsilcilerinin ve diğer ekonomik paydaşların katkılarıyla kentsel gıda stratejileri ile yerel deneyimler ele alınacak.<br /><b>KENTLER ARASINDA KALICI İŞ BİRLİĞİ VE ORTAK POLİTİKA ÜRETİMİ</b><br />SODEM, bu buluşma ile, yerel yönetimlerin sosyal adaleti temel alan; sağlıklı, erişilebilir ve sürdürülebilir gıda politikaları üretme kapasitelerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Etkinlik aynı zamanda, kentler arasında deneyim aktarımını sağlayarak çok boyutlu iş birliklerini güçlendirecek kalıcı bir ağ kurmayı ve ortak politika çalışmalarını inşa etmeyi hedefliyor.<br />Çalıştayın sabah programı (açılış ve panel) basın ve tüm katılımcılara açık olacak.<br /><b>PROGRAM BİLGİLERİ</b><br />• Tarih: 11 Nisan 2026, Cumartesi<br />• Yer: Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy, İstanbul<br />• 09.30 – 10.00: Açılış konuşmaları<br />• 10.00 – 10.30: Vizyon konuşması<br />• 10.30 – 12.00: Panel<br />• 13.00 – 18.30: Kapalı oturum çalıştay ve değerlendirmeler<br />İletişim: [email protected] / +90 532 544 03 40</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-gida-ve-beslenme-politikalari-istanbul-calistayi-626116">Kentsel Gıda ve Beslenme Politikaları İstanbul Çalıştayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmalı]]></category>
		<category><![CDATA[doğan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[olmaktan]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan danışmanlığında, Elif Berber Tiryakioğlu tarafından hazırlanan “Yaşlı Kadınların Yerinde Yaşlanma Deneyimleri ve Değişen İhtiyaçları: İstanbul Kadıköy Örneği” başlıklı tez, yaşlılığı yalnızca sağlık ve bakım ekseninde değil; ev, mahalle, aidiyet, güvenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yaşlılığı yaşamın içinden okumak tezin en güçlü yönü</strong></p>
<p>Çalışmayı akademik ve toplumsal açıdan önemli bulduğunu belirten Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, “Çalışma, yaşlılığı yalnızca sağlık sorunları ya da bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyor; ev, mahalle, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu, güvenlik hissi ve bağımsızlık isteği gibi gündelik hayatın temel unsurlarıyla birlikte ele alıyor. Yaşlılık meselesini yaşamın içinden okumak, bu tezin en güçlü yönlerinden biri.” dedi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanma yalnızca konut tercihi değil</strong></p>
<p>“Yerinde yaşlanma” kavramının önemine dikkat çeken Doğan, “Yerinde yaşlanma, kişinin yaşlandıkça hayatından kopmadan, mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve alışık olduğu sosyal çevre içinde yaşamını sürdürebilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca bir konut tercihi değildir; kişinin bağımsızlığını, sosyal ilişkilerini, günlük rutinlerini ve yaşamla kurduğu anlam bağını korumasıyla ilgilidir. Kişi tanıdığı bir çevrede kaldığında kendini daha güvende hisseder, gündelik yaşamını daha rahat organize eder, sosyal temaslarını daha kolay sürdürür ve bu durum psikolojik iyi oluşu destekler. Buna karşılık yaşanılan çevreden kopmak ya da kişinin kendi yaşam düzeni üzerinde söz hakkını kaybetmesi, yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kırılganlık hissini artırabilir. Bu nedenle yerinde yaşlanma, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da koruyucu bir çerçeve sunar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlı kadınların görünmeyen deneyimleri görünür kılındı</strong></p>
<p>Araştırmanın özellikle yaşlı kadınlara odaklanmasının önemine değinen Doğan, “Yaşlı kadınların deneyimleri çoğu zaman genel ‘yaşlılık’ başlığı içinde görünmez hale gelebiliyor. Oysa kadınların yaşam boyu karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve bakım temelli eşitsizlikler, yaşlılık döneminde daha belirgin hale geliyor. Bu çalışma tam da bu görünmeyen alanı görünür kılıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçe</strong></p>
<p>Kadıköy’ün araştırma sahası olarak seçilmesinin isabetli olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de yaşlı nüfus oranı yüzde 10’u aşmış durumda. Kadıköy’de ise bu oran Türkiye ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. TÜİK verilerine göre ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfus 96 bin 252’ye ulaşmış ve bu grubun ilçe nüfusu içindeki oranı yüzde 20,99 olmuştur. Bu oranla Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçedir. Bu veriler Kadıköy’ü yalnızca sayısal olarak dikkat çeken bir yer haline getirmiyor; aynı zamanda yaşlanma deneyimini gündelik hayat, mahalle ilişkileri, bakım, güvenlik, aidiyet ve yaşam kalitesi boyutlarıyla anlamak açısından çok önemli bir sosyal saha haline getiriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı</strong></p>
<p>Çalışmanın Türkiye’de yaşlılık politikalarının dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Doğan, “Yaşlılıkta asıl mesele yalnızca hastalıkların yönetimi değil, insanın bütüncül iyilik halinin korunmasıdır. Ruhsal denge, sosyal ilişkiler, güvenlik hissi, aidiyet duygusu ve yaşam üzerinde söz sahibi olabilme de en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Yaşlı bireyi sadece bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle yaşlı kadınlar açısından yalnızlık, sosyal izolasyon ve mahalle bağlarının zayıflaması belirleyici hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Hizmet modelleri çeşitlenmeli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, huzurevi ve bakım evi hizmetlerinin tek seçenek haline gelmemesi gerektiğini ifade ederek, “Huzurevi ve bakım evi hizmetleri elbette gereklidir; ancak tek alternatif bunlar olmamalıdır. Evde destek hizmetleri, mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları, gündüzlü destek mekanizmaları, psikososyal destek programları ve aileyi güçlendiren ara modeller birlikte planlanmalıdır. Güçlü bir yaşlılık politikası, tek bir çözüm biçimine dayanan değil, farklı yaşam durumlarına uygun seçenekler sunabilen bir yapıyla mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen aile yapısının yaşlı kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, “Kadıköy gibi dönüşümün hızlı yaşandığı bir ilçede yalnızca binalar yenilenmiyor; mahallenin sosyal dokusu da değişiyor. Komşuluk ilişkilerinin seyrelmesi ve tanıdık çevrenin dağılması, yaşlı bireyler açısından aidiyet duygusunu zayıflatabiliyor. Sadece yaşlı bireyin kente uyum sağlamasını beklemek yetmez; kentin de yaşlı bireye uyum sağlayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yaş dostu şehir herkes için gereklidir</strong></p>
<p>Yaş dostu şehir yaklaşımının önemine değinen Doğan, “Yaş dostu bir şehir; çocuk için de, genç için de, engelli birey için de, bakım veren aileler için de daha yaşanabilir bir şehirdir. Yaya erişimi, güvenli kaldırımlar, dinlenme alanları, ulaşılabilir hizmet noktaları ve kapsayıcı kamusal alanlar toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırır. Kenti herkes için tasarlamak, yaşlılar için bir ayrıcalık değil; kamusal adaletin gereğidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mahalle temelli yerinde yaşlanma destek sistemi kurulmalı</strong></p>
<p>Tezden hareketle en öncelikli sosyal politika önerisini de paylaşan Doğan, “En öncelikli sosyal politika önerim, mahalle temelli ve çok katmanlı bir ‘yerinde yaşlanma destek sistemi’nin kurulması ve kurumsallaştırılmasıdır. Sosyal politika yalnızca bakım hizmeti sunmak değil, kişinin yaşadığı çevrede yaşamını sürdürebilmesini mümkün kılan koşulları güçlendirmek olmalıdır. Belediyecilik hizmetleri ile sosyal hizmet uygulamaları birlikte çalışmalı; ev içi düzenlemelerden psikososyal desteğe, ulaşım kolaylığından sosyal katılım programlarına kadar bütüncül bir yapı oluşturulmalıdır.” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>Sahadan akademiye…</strong></p>
<p>Tezin yazarı Elif Berber Tiryakioğlu, çalışmasının hem kişisel hem de mesleki deneyimlerinin kesişim noktasında şekillendiğini belirtti. Kadıköy Erenköy Mahallesi’nde uzun yıllardır yaşadığını ve mahalle yaşamı içinde yaşlı kadınların gündelik hayatlarına yakından tanıklık ettiğini ifade eden Tiryakioğlu, sosyoloji mezunu olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyolog olarak görev yaptığını, özellikle saha çalışmalarında yaşlı bireylerin yaşam koşullarını yakından gözlemlediğini aktardı.</p>
<p>Tiryakioğlu, “Pandemi döneminde yaşlıların ne kadar yalnızlaştığına ve kırılgan hale geldiğine birebir şahit oldum. Mahallemdeki komşularım ve sahada karşılaştığım hikâyeler bana şunu düşündürdü: Yaşlıların sesi yeterince duyulmuyor. Oysa nüfus hızla yaşlanıyor ve bu mesele artık ertelenebilir bir konu değil. Amacım sadece akademik bir çalışma yapmak değil; onların hayatına dokunan, çözüm üretmeye katkı sunan bir perspektif geliştirmekti.” dedi.</p>
<p><strong>Ev bir hafıza mekânı</strong></p>
<p>Saha çalışması sırasında yaşlı kadınların en belirgin talebinin evlerinde ve mahallelerinde kalmak olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, “Birçok kadın için ev sadece dört duvar değildi. Eşini kaybettiği, çocuklarını büyüttüğü, bayramları geçirdiği, komşularıyla çay içtiği bir hafıza mekânıydı. Mahalle ise bilinirlik demekti; tanıdık bir fırın, selam veren bir esnaf, yılların komşusu… Yaş ilerledikçe insan için en kıymetli şeylerden biri güvenli ve tanıdık bir çevre oluyor. ‘Beni ben yapan yerden kopmak istemiyorum.’ derken aslında ‘Hayatımın izleri burada.’ demek istiyorlardı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En baskın tema yalnızlık</strong></p>
<p>Çalışmada en sık dile getirilen konunun yalnızlık olduğunu belirten Tiryakioğlu, “Bu yalnızlık sadece tek başına olmak değil; anlaşılmamak, aranıp sorulmamak ve sosyal hayattan yavaş yavaş çekilmek anlamına geliyordu. Komşuluk bağlarının zayıflaması ve sosyal çevrenin daralması bu süreci hızlandırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sağlık hizmetlerine erişim ve dijital sistemlere uyumun da önemli sorun başlıkları arasında yer aldığını belirten Tiryakioğlu, randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukların ve dijitalleşmenin hizmetlere ulaşımı sınırlayabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanmayı güven ve aidiyet belirliyor</strong></p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen mahalle yapısının yerinde yaşlanma deneyimini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tiryakioğlu, “Kentsel dönüşüm projeleri ve yüksek katlı yaşam alanları arttıkça eski komşuluk ilişkileri seyrelmeye başlıyor. Oysa yaşlı bir kadın için mahalle sadece bir adres değil; aidiyet, güvenlik ve sosyal etkileşim alanı. Bu bağ zayıfladığında yerinde yaşlanmanın en önemli avantajları da kayboluyor. Günlük pratiklerin sürekliliği ve küçük dayanışma ağları daralıyor. Yerinde yaşlanmayı en çok güven ve aidiyet duygusunun azalması zorlaştırıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 19:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atasoy]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[incb]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sevil]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşturucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) New York Daimî Temsilciliği tarafından, New York Türkevi’nde, Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un INCB üyeliğine yeniden adaylığı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Etkinliğe, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e üye çok sayıda ülkenin diplomatları katıldı.</p>
<p><strong>“Küresel uyuşturucu sorunu giderek karmaşıklaştı”</strong></p>
<p>New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın takdim konuşmasından sonra söz alan INCB Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, küresel uyuşturucu sorununun giderek karmaşıklaştığını belirterek, çözümün dengeli, kanıta dayalı ve insan odaklı politikalardan geçtiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin yaygınlaşması, yasa dışı üretim yöntemlerinin gelişmesi ve uluslararası kaçakçılık ağlarının genişlemesinin acil ve ciddi tehditler oluşturduğunu ifade ederek, aynı zamanda dünya genelinde milyonlarca insanın ağrı tedavisi, ruh sağlığı ve palyatif bakım için gerekli temel ilaçlara erişimde zorluk yaşadığına dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli</strong></p>
<p>Uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin üç temel ilkesine dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğinin sağlanması, kötüye kullanımın önlenmesi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini yineledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, “Uyuşturucu kontrolü yalnızca bir yaptırım meselesi değil; aynı zamanda bir halk sağlığı, insan onuru ve sosyal adalet meselesidir.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında insan hakları, orantılılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine vurgu yapan Prof. Dr. Atasoy, politika yapım süreçlerinde bu değerlerin merkezde yer alması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kurumsal dayanıklılık ve deneyimin önemi</strong></p>
<p>Görev süresi boyunca INCB’nin etkinliğini ve şeffaflığını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verdiğini belirten Prof. Dr. Atasoy, üye devletlerle iş birliğini güçlendirmek, pratik araçlar geliştirmek ve tavsiyelerin uygulanabilirliğini artırmak için önemli adımlar attıklarını ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler sistemi genelinde yaşanan mali kısıtlamalara da değinen Prof. Dr. Atasoy, bu süreçte kurumsal süreklilik ve kurumsal hafızanın korunmasının kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p> “Deneyim, yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda karmaşık siyasi ve operasyonel süreçlerin yönetilmesinde de belirleyicidir.” diyen Prof. Dr. Atasoy, sınırlı kaynaklara rağmen Kurul’un etkinliğini koruyabilmesi için mali disiplin, önceliklendirme ve verimlilik esaslarına dayalı bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirtti.</p>
<p><strong>Uluslararası iş birliği ve ortak sorumluluk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atasoy, INCB’nin çalışmalarının üye devletlerin güveni ve iş birliğine dayandığını belirterek, açık diyalog ve karşılıklı saygının uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Türkiye tarafından yeniden aday gösterildiğini hatırlatan Prof. Dr. Atasoy, görevine devam etme isteğini dile getirdi ve “Deneyimli liderliğin sürekliliği, karşı karşıya olduğumuz mevcut ve yeni zorluklar karşısında büyük önem taşımaktadır.” İfadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan odaklı küresel vizyon</strong></p>
<p>“Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli.” diye konuşan Prof. Dr. Sevil Atasoy, konuşmasını insan sağlığını koruyan, insan haklarına saygılı ve toplumların refahını önceleyen dengeli ve etkili bir uluslararası uyuşturucu kontrol sistemi vizyonunu yineleyerek tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sevil-atasoy-uyusturucu-politikalari-insan-haklari-ve-halk-sagligi-temelinde-sekillenmeli-622625">Prof. Dr. Sevil Atasoy: &#8220;Uyuşturucu politikaları insan hakları ve halk sağlığı temelinde şekillenmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediyesi&#8217;nin kadın politikaları örnek oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinin-kadin-politikalari-ornek-oluyor-619732</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[heyet]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619732</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyelerinin kadın politikaları müdürlüklerinden oluşan GABB heyeti, Nilüfer Belediyesi’nin kadın emeğine dayalı üretim ve kooperatif destek modellerini yerinde inceledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinin-kadin-politikalari-ornek-oluyor-619732">Nilüfer Belediyesi&#8217;nin kadın politikaları örnek oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyelerinin kadın politikaları müdürlüklerinden oluşan GABB heyeti, Nilüfer Belediyesi’nin kadın emeğine dayalı üretim ve kooperatif destek modellerini yerinde inceledi.</b></p>
<p>Yerel yönetimlerin desteklediği kadın kooperatifleri, kadın emeğine dayalı üretim modelleri ve kent bostanı uygulamalarını incelemek amacıyla Bursa’ya gelen Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) heyeti, Nilüfer Belediyesi’nin bu alandaki çalışmalarını yerinde gözlemledi.</p>
<p>GABB Kadın Politikaları Müdürlüğü, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kadın Politikaları Müdürlüğü ile merkez ilçe belediyeleri olan Kayapınar, Bağlar, Sur ve Yenişehir belediyelerinin kadın politikaları müdürlüklerinden temsilcilerin yer aldığı heyet, program kapsamında ilk olarak Nilüfer Belediyesi Başkan Yardımcısı Bukle Erman’ı ziyaret etti. Gerçekleşen görüşmede, Nilüfer Belediyesi’nin kadın ekonomisini güçlendirmeye yönelik yürüttüğü çalışmalar, kooperatif destek mekanizmaları ve yerel üretim modelleri hakkında bilgi paylaşımları yapıldı.</p>
<p>Ziyaretin sonunda heyet üyeleri, Diyarbakır yöresine ait geleneksel el sanatlarıyla hazırlanmış hediyeleri Bukle Erman’a takdim etti.</p>
<p>Program kapsamında Nilüfer’deki uygulamaları yerinde görmek isteyen heyet daha sonra Hasanağa Gıda Merkezi ile Ürünlü Kent Bostanları’nı ziyaret etti. Heyet üyeleri, kadın emeğine dayalı üretim süreçleri, kooperatif destek mekanizmaları ve kent bostanı uygulamaları hakkında yetkililerden yerinde bilgi aldı.</p>
<p>Gerçekleştirilen kıyaslama programında, yerel yönetimlerin kadın ekonomisini destekleyen uygulamaları, kooperatif modelleri ve üretim süreçleri üzerine karşılıklı deneyim paylaşımı yapıldı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediyesinin-kadin-politikalari-ornek-oluyor-619732">Nilüfer Belediyesi&#8217;nin kadın politikaları örnek oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplu ulaşımda rekor subvansiyon dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/toplu-ulasimda-rekor-subvansiyon-donemi-598750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 11:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aktarma]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Cemil Tugay]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[rekor]]></category>
		<category><![CDATA[subvansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[Toplu Ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşımda]]></category>
		<category><![CDATA[uygulanan]]></category>
		<category><![CDATA[yolcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598750</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelmesiyle birlikte, kent içi toplu ulaşımda uygulanan sübvansiyon ve tarife politikaları yeni bir boyut kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplu-ulasimda-rekor-subvansiyon-donemi-598750">Toplu ulaşımda rekor subvansiyon dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelmesiyle birlikte, kent içi toplu ulaşımda uygulanan sübvansiyon ve tarife politikaları yeni bir boyut kazandı. Belediye bütçesinden toplu ulaşım hizmetlerine İzmir tarihinin en yüksek sübvansiyonu sağlanırken, artan maliyetlere rağmen ulaşım hizmetleri yurttaşlar için erişilebilir tutuldu. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, sürdürülebilir ulaşım hedefi doğrultusunda toplu ulaşım altyapısını güçlendirerek, İzmirlilere konforlu, hızlı ve uygun fiyatlı ulaşım imkanı sunuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Türkiye ekonomisinde artan taşıma maliyetlerine karşın, hizmet standartlarını koruması ve ulaşım ücretlerini daha fazla sübvanse etmesi üzerine kentteki toplu taşıma rakamları da artış gösterdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay döneminde, daha önce uygulamadan kaldırılan 90 dakika ücretsiz aktarma sistemi yeniden devreye alınırken, Halk Taşıt uygulaması sürdürüldü ve indirimli tarife politikaları genişletildi. Bu kapsamda yalnızca ESHOT Genel Müdürlüğü değil; İZTAŞIT, İZULAŞ, İZDENİZ ve Metro işletmeleri de İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinden doğrudan sübvanse edildi. Uygulanan politikaların temel hedefinde, artan yaşam maliyetleri karşısında yurttaşların ulaşım harcamalarını azaltmak oldu. </p>
<p><strong>Yüzde 83&#8217;ünü Büyükşehir finanse ediyor</strong></p>
<p>ESHOT Genel Müdürlüğü verilerine göre, otobüs bilet gelirleri toplam işletme giderlerinin yalnızca yüzde 17’sini karşılıyor. Buna karşılık, işletme maliyetlerinin yüzde 83’ü İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesinden finanse ediliyor. Benzer şekilde diğer ulaşım işletmelerinde de maliyetlerin önemli bir bölümü kamu kaynaklarıyla karşılanıyor. Sübvansiyon politikaları hizmet kapasitesine de yansıyor. Dr. Cemil Tugay döneminde yapılan yeni düzenlemelerle İzmir’de hizmet veren hat sayısı 471&#8217;e çıkarıldı. Kent tarihinin en fazla hat sayısına sahip dönemlerinden biri yaşanırken, yeni hatlarla daha fazla yerleşim alanı toplu ulaşıma dahil edildi. </p>
<p><strong>Bütçede ulaşım desteği artırıldı</strong></p>
<p>2025 yılı bütçesinde yıl başında 9 milyar TL olarak öngörülen ulaşım yardım kalemi, Dr. Cemil Tugay yönetiminde uygulanan destek politikaları doğrultusunda aralık ayı itibarıyla 11,2 milyar TL’ye yükseltildı. 2026 yılı bütçesinde ise İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ESHOT Genel Müdürlüğü için 14 milyar TL yardım öngörüldü. Bu kaynakla birlikte, toplu ulaşım hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve sübvansiyon politikalarının devam ettirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>Yurttaşın bütçesine aylık 900 liralık destek</strong></p>
<p>90 dakika ücretsiz aktarma, Halk Taşıt indirimi, abonman genç kartlar, Anne Dayanışma Kartı ve genişletilen İZTAŞIT uygulamaları sayesinde, Dr. Cemil Tugay döneminde yurttaşların bütçesine aylık ortalama 900 TL katkı sağlanıyor. </p>
<p><strong>30 TL ile yolculuk</strong></p>
<p>Türkiye’nin büyükşehirleri arasında toplu ulaşım ücretleri karşılaştırıldığında, farklı şehirlerde uygulanan aktarma ve tarife sistemleri arasında ciddi maliyet farkları oluştuğu gözleniyor. İzmir’de ise uygulanan tarife yapısı sayesinde, artan ekonomik maliyetlere rağmen bir yetişkin yolcu 90 dakika aktarma sistemiyle 30 TL ile yolculuğunu tamamlayabiliyor. Farklı büyükşehirlerde uygulanan mevcut tarifelere göre, yetişkin bir yolcunun yolculuk maliyeti bazı kentlerde 5 aktarma ile 88 TL, 2 aktarma ile 51 TL, bazı kentlerde ise 3 aktarma ile 91 TLseviyelerine kadar çıkıyor. İzmir’de ise aktarma sayısından bağımsız olarak, 90 dakika içinde yapılan yolculuklar tek ücret üzerinden gerçekleştiriliyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/toplu-ulasimda-rekor-subvansiyon-donemi-598750">Toplu ulaşımda rekor subvansiyon dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de Cumhuriyet döneminde sağlık politikaları konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-cumhuriyet-doneminde-saglik-politikalari-konusuldu-589857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eczacılık Fakültesi tarafından “Cumhuriyet ve Atatürk”  günleri etkinlikleri kapsamında “Sağlığın Yüzyılı: Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Sağlık Politikaları ve Sağlık Örgütlenmesinin Kısa Tarihçesi” adlı konferans gerçekleşti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-cumhuriyet-doneminde-saglik-politikalari-konusuldu-589857">EÜ&#8217;de Cumhuriyet döneminde sağlık politikaları konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ) Eczacılık Fakültesi tarafından “Cumhuriyet ve Atatürk”  günleri etkinlikleri kapsamında “Sağlığın Yüzyılı: Cumhuriyet Döneminde Türkiye&#8217;de Sağlık Politikaları ve Sağlık Örgütlenmesinin Kısa Tarihçesi” adlı konferans gerçekleşti.  EÜ Eczacılık Fakültesi Konferans Salonunda yapılan etkinliğe, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Eser konuşmacı olarak katıldı. Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan’ın yanı sıra akademisyen ve öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, Cumhuriyet dönemindeki sağlık politikaları 4 dönem şeklinde irdelenerek anlatıldı.</p>
<p>Konferansta konuşan Prof. Dr. Hande Gürer Orhan, “Bugün burada ilk paydaşımız olan sağlık grupları arasındaki hekimler grubundan bir halk sağlıkçısı gözünden Cumhuriyet kazanımlarını bir arada değerlendirmek bizim için önemlidir. Ayrıca, gerçekten bir bilim insanı ve uzman olarak, her dönemin artılarını ve eksilerini, neleri kazandırdıklarını objektif bir şekilde ortaya koymaları takdire şayandır. Çünkü tarihten ders almadığımız sürece aynı hataları tekrar etme veya yanlışa düşme riskimiz artar. Prof. Dr. Erhan Eser hocamızın paylaştıklarıyla, her dönemin artılarını ve eksilerini görme fırsatımız oldu. Hocamıza ve katılım gösteren herkese teşekkür ederim” diye konuştu</p>
<p><b>“Kuruluş yılları ve Dr. Refik Saydam&#8217;ın koruyucu hekimlik modeli”</b></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin sağlık tarihini dört döneme ayırarak inceleyen Prof. Dr. Erhan Eser, “ İlk dönem olan Refik Saydam devrinde, savaş sonrası koşullarda salgın hastalıklar ve yüksek anne ölümleri gibi ağır şartlar hüküm sürüyordu. Buna rağmen, Büyük Millet Meclisi&#8217;nin kurulmasından sadece 10 gün sonra ‘Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’ tesis edildi. İlk Sağlık Bakanı Refik Saydam, tedavi hizmetlerini belediyelere devrederek tüm odağını koruyucu hekimliğe ve sıtma gibi salgınlarla mücadeleye verdi. Bu mücadelenin asıl kahramanları, at sırtında köy köy dolaşan fedakâr sağlık memurlarıydı. Dönemin ihtiyaçlarına göre cüzam ve frengi gibi hastalıklar için özel sağlık personeli yetiştirilirken, doktorun olmadığı yerlerde eczacılar hayati bir rol üstlendi. Her hastalık için ayrı birimler kuran dikey bir örgütlenme modeli benimsenmiş ve kırsal kesimdeki zorunlu hizmet uygulaması da bu dönemde başlamıştı” dedi</p>
<p><b>“Behçet Uz döneminde kurumsallaşma ve planlama hamleleri”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Eser, “İkinci dönem, hem İnönü hem de Menderes hükümetlerinde görev yapan Behçet Uz tarafından şekillendirildi. Bu devirde, günümüzde dahi geçerliliğini koruyan ‘Umum Hıfzıssıhha Kanunu’ gibi temel yasalar çıkarıldı ve  aşı-ilaç denetimini yapan ‘Hıfzıssıhha Enstitüsü’ kuruldu. Uz, her kırk köye bir sağlık merkezi kurma projesini hayata geçirirken, ‘Milli Sağlık Planı’ ile Türkiye&#8217;yi sağlık bölgelerine ayırarak çok sayıda tıp fakültesinin de temelini attı. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın zorlu koşullarında yeniden baş gösteren salgınlarla mücadele edildi. Bir verem uzmanı olan Behçet Uz, bu hastalığı bir ‘fakir hastalığı’ olarak görerek ‘Verem Savaşı Kanunu&#8217;nu çıkardı. Ayrıca, 1945&#8217;te ‘İşçi Sağlığı Sigortaları&#8217;nı kurarak Türkiye&#8217;deki ilk sosyal güvence sisteminin temellerini attı, Özel İdare hastanelerini devletleştirdi ve meslek örgütlerine yasal bir statü kazandırdı” diye konuştu</p>
<p><b>“Nusret Fişek zamanında devrim niteliğindeki sosyalleştirme yasası”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Eser, “1960 ihtilalinin ardından başlayan üçüncü döneme, Nusret Fişek&#8217;in devrim niteliğindeki ‘Sosyalleştirme Yasası’ damgasını vurdu. Fişek, meclis dağılmadan hemen önce, o dönemde yeterli destek görmemesine rağmen bu yasayı geçirerek koruyucu ve tedavi edici hizmetleri birleştiren çağdaş bir yatay sağlık modeli kurmayı başardı. Sistemin temelini, birkaç bin nüfusa bir ebenin düştüğü sağlık evleri ve bunlara bağlı sağlık ocakları oluşturuyordu. Bu modelin pilot bölgelerde bebek ölüm hızını on kat düşürmesi büyük bir başarı olsa da, bürokrasinin direnci ve halkın koruyucu hizmetler yerine hastane talep etmesi nedeniyle tüm ülkeye yayılması 1983&#8217;ü buldu. Bu dönemde, elektriksiz dağ köylerine hekim bulma sorunu ve 1982&#8217;de gelen zorunlu hizmet yasasıyla hekimlerin yaşadığı zorluklar öne çıktı” dedi.</p>
<p><b>“Performans sistemi ve günümüz sağlık politikaları”</b></p>
<p>Prof. Dr. Erhan Eser, “Dördüncü ve son dönem, ‘Recep Akdağ dönemi’ olarak nitelendirilmekte olup, temel özellikleri performansa dayalı ödeme sistemi ve sözleşmeli personel uygulamasıdır. Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin tek çatı altında toplanması olumlu bir adım olarak görülse de, primli Genel Sağlık Sigortası&#8217;nın ‘çifte vergilendirme’ yarattığı ve halkın sağlık harcamalarının önemli bir kısmını hâlâ cebinden ödediği eleştirisi getiriliyor. Bu modelde, kişiye yönelik hizmetler Aile Hekimliğine, toplumsal görevler ise İlçe Sağlık Müdürlüklerine bırakılarak hizmetler bölünmüştür. ” diye konuştu.</p>
<p> Konferans, katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından son buldu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-cumhuriyet-doneminde-saglik-politikalari-konusuldu-589857">EÜ&#8217;de Cumhuriyet döneminde sağlık politikaları konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ’de Atatürk, tarım politikaları ve Cumhuriyet vizyonu ışığında anıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-tarim-politikalari-ve-cumhuriyet-vizyonu-isiginda-anildi-589030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anıldı]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[işığında]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonuyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi’nde (EÜ) düzenlenen “Cumhuriyet ve Atatürk” etkinlikleri kapsamında, Ege Meslek Yüksekokulu tarafından “Atatürk’ü Anmak” ve “Atatürk Döneminde Tarım Politikaları” konulu konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-tarim-politikalari-ve-cumhuriyet-vizyonu-isiginda-anildi-589030">EÜ’de Atatürk, tarım politikaları ve Cumhuriyet vizyonu ışığında anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinde düzenlenen (EÜ) &#8220;Cumhuriyet ve Atatürk&#8221; etkinlikleri kapsamında Ege Meslek Yüksekokulu tarafından “Atatürk’ü Anmak” ve “Atatürk Döneminde Tarım Politikaları” konulu konferans gerçekleştirildi. EGEM Konferans Salonunda gerçekleşen etkinliğe, EÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Okan Ceylan ve Öğr. Gör. Latif Daşdemir konuşmacı olarak yer alırken Ege Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Emre Ercan, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Atatürk’ün tarımsal üretimde sanayiyi canlandıracak yeni ürünlere odaklandığını söyleyen Doç. Dr. Okan Ceylan, “1938&#8217;deki Birinci Köylü Ziraat Kongresinde tarımsal üretim sorunları ele alınmıştır. Toplam ekimin yüzde 2,5&#8217;ini oluşturan bağ-bahçe bitkilerinde, incir, üzüm ve fındık gibi geleneksel ürünlerin yanı sıra Cumhuriyet döneminde yeni ürünlere odaklanıldı. Rize ekonomisini canlandırmak için 1924&#8217;te özel bir kanunla çay ziraatı teşvik edildi. Çayın kahvaltı kültürüne girmesi ise 1980&#8217;lerden sonra yaygınlaşmıştı. Çay gibi, şeker pancarı da Cumhuriyet&#8217;in getirdiği yeni tarım ürünlerindendir” dedi</p>
<h3><b>“Atatürk, tarımı sanayiyle buluşturuldu”</b></h3>
<p>Doç. Dr. Okan Ceylan, “Belçikalı meyvecilik uzmanı W. Gleisberg, Aydın’da incir, Antep’te fıstık gibi özel enstitüler kurulmasını önermiştir. Başlangıçta bu enstitüler yerine fidanlıklar kurulsa da, İzmir’deki zeytin fidanlığı daha sonra Bornova’daki Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nün açılmasına ilham vermiştir. Antalya’daki Sıcak İklim Bitkileri Araştırma İstasyonu da bugün Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü olarak bilinmektedir. Burada muz, kahve ve hurma üzerine denemeler yapılmıştır. Mauritius’tan kahve çekirdekleri getirilmiş, ancak kahve ve hurma için iklimin fazla sıcak ve kurak olması nedeniyle sonuç alınamamıştır. Belçika’dan hayvanların çektiği pulluklar, tırmıklar ve çeşitli tarım aletleri getirilerek tarıma dâhil edilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, Cumhuriyet dönemi Güney Marmara’da tekstil endüstrisini geliştirmek amacıyla, İspanya’dan 1820’lerde Tekirdağ’a getirilen Merinos koyunlarının yünlerinden yararlanmak için Merinos fabrikası kurmuştur. Cumhuriyet yönetimi, her alanda tarımı sanayiyle birleştirmeye ve modernleştirmeye çalışmıştır. Türkiye’de hayvansal üretimde verimlilik ve kaliteyi artırmak amacıyla birçok harada ve inekhanede denemeler yapılmış; hayvanların üretimi ve yurt geneline yayılması için çabalar gösterilmiştir. Bu çalışmalar sadece koyun ve ineklerle sınırlı kalmamış, tarla sürümünde önemli yer tutan atlar için de benzer uygulamalar yapılmıştır”  diye konuştu.</p>
<h3>“<b>Eylemleriyle Atatürk&#8217;ü Anlamak”</b></h3>
<p>I. Dünya Savaşı&#8217;nı sömürgeci devletlerin bir paylaşım kavgası olarak niteleyen Öğr. Gör. Latif Daşdemir, “Atatürk&#8217;ü anlamanın yolu, onu insanüstü gösteren efsanelerden ziyade 1919&#8217;dan 1938&#8217;e kadar olan eylemlerini incelemekten geçiyor. Osmanlı Devleti, son dönemlerinde dünyadaki kapitalist ve sömürgeci gelişmeleri doğru okuyamaması, eleştiriye kapalı bir yönetim anlayışına bürünmesi ve Baltalimanı gibi antlaşmalarla ekonomik bağımsızlığını yitirmesi sonucu çöktü. Mondros ve Sevr ile fiilen bitirilen bir imparatorluğun enkazından, Atatürk 19 Mayıs 1919&#8217;da Samsun&#8217;a çıkarak antiemperyalist bir mücadele başlattı. Bu mücadelenin temel felsefesi, Amerikan mandası veya İngiliz sömürgesi gibi seçenekleri reddederek ‘Ya istiklal ya ölüm!’ parolasıyla Misak-ı Millî sınırları içinde tam bağımsız bir devlet kurmaktı” dedi.</p>
<h3>“<b>Cumhuriyet bir kültür projesidir”</b></h3>
<p>Atatürk&#8217;ün, Millî Mücadele&#8217;yi Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleriyle meşru bir zemine oturtarak millete mal ettiğini belirten Öğr. Gör. Latif Daşdemir, “Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti iki temel üzerine inşa edildi. ‘Hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması’ ve ‘Hayatta en hakiki mürşidin ilim ve fen olması.’ Atatürk&#8217;ün devletçilik ilkesi, dönemin şartlarında ne kapitalist ne de komünist olan, Türkiye&#8217;nin kendi ihtiyaçlarından doğmuş millî bir kalkınma modelidir. Atatürk, Cumhuriyet&#8217;i bir soy, ideoloji veya din projesi olarak değil, bir kültür projesi olarak görmüştür. Alfabe devrimi gibi inkılapların amacı ise milleti topyekûn çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmaktır. Atatürk&#8217;ün mirasının doğru anlaşılması ve sömürülmemesi gerekiyor. Onun en büyük başarısı, gelenekle yeniliği bir arada harmanlayarak modern bir devlet kurmasıdır. Atatürk&#8217;ün ‘Benim düşüncelerimi anlıyorsanız bu yeterlidir’ sözü, bizlere onun emaneti olan Cumhuriyet&#8217;i ve demokrasiyi anlamanın ve sonsuza dek yaşatmanın ne denli önemli olduğunu göstermektedir” diye konuştu.</p>
<p>Etkinlik, Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Emre Ercan’ın konuşmacılara “Teşekkür Belgesi” takdim etmesiyle sona erdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-ataturk-tarim-politikalari-ve-cumhuriyet-vizyonu-isiginda-anildi-589030">EÜ’de Atatürk, tarım politikaları ve Cumhuriyet vizyonu ışığında anıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arval Mobility Observatory&#8217;nin 2025 Yılı Filo ve Mobilite Barometresi sonuçları açıklandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arval-mobility-observatorynin-2025-yili-filo-ve-mobilite-barometresi-sonuclari-aciklandi-566515</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 07:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[filo]]></category>
		<category><![CDATA[mobilite]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566515</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de kurumlara operasyonel araç kiralama ve filo yönetimi çözümleri sunan TEB Arval’in desteğiyle her yıl gerçekleştirilen Arval Mobility Observatory’nin 2025 yılı Filo ve Mobilite Barometresi araştırma sonuçları açıklandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arval-mobility-observatorynin-2025-yili-filo-ve-mobilite-barometresi-sonuclari-aciklandi-566515">Arval Mobility Observatory&#8217;nin 2025 Yılı Filo ve Mobilite Barometresi sonuçları açıklandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kurumlara operasyonel araç kiralama ve filo yönetimi çözümleri sunan TEB Arval’in desteğiyle her yıl gerçekleştirilen <strong>Arval Mobility Observatory’nin 2025 yılı Filo ve Mobilite Barometresi </strong>araştırma sonuçları açıklandı. Ipsos tarafından üç farklı bölgede (Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Amerika) 28 ülkeyi kapsayan araştırma paralelinde toplam 8 bin 61 filo karar vericisiyle görüşmeler gerçekleştirildi. Şirketlerin büyüklüğü, çalışan sayısı ve faaliyet gösterdiği sektörler gözetilerek gerçekleştirilen araştırmada, kısa vadeli değişimlerin piyasa üzerindeki etkileri, sektör beklentileri ve mobilite alanındaki gelişmelerin sektör üzerindeki etkisi baz alındı.</p>
<p><strong>Üç temel dönüşüm alanı</strong></p>
<p>TEB Arval’in Filo ve Mobilite Barometresi araştırmasına göre Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla filo yönetimi ve mobilite alanında “çevresel sürdürülebilirlik”, “maliyet verimliliği” ve “çalışan memnuniyeti” olarak üç temel dönüşüm alanı öne çıkıyor. Türkiye’de şirketlerin yüzde 88’i <strong>sürdürülebilirlik stratejisini</strong> benimsemiş veya oluşturmayı planlarken, yüzde 54’ü binek araç filosunu elektrikli ve hibrit enerji teknolojilerinin (BEV, PHEV, HEV) kullanımı açısından dönüşüme açık görünüyor. Bu sonuç, daha çevreci ve enerji verimli araçların önümüzdeki yıllarda filo yönetiminde yaygın hale geleceğine ilişkin ipuçları veriyor. Şirketlerin yüzde 47’si önümüzdeki üç yıl içinde operasyonel kiralamayı artırarak <strong>maliyetlerini optimize etmeyi</strong> hedeflerken, yüzde 29’u filolarına ikinci el araçları da dahil ederek, maliyet verimliliği sağlamayı planlıyor. Bu eğilim, filo yönetiminde ekonomik sürdürülebilirliğin giderek daha fazla önem kazanacağına işaret ediyor. <strong>Çalışan memnuniyetini artırmak</strong> adına mobilite politikaları ve çözümleri geliştirmeyi planlayan şirketlerin yüzde 32’si temel motivasyonlarının yetenek işe alımı ve çalışan bağlılığı gibi İK ihtiyaçları olduğunu belirtiyor. Bu da çalışan deneyimine verilen önemi ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Şirketlerin yüzde 93’ü üç yıl içinde filolarını koruyacağını ya da büyüteceğini öngörüyor</strong></p>
<p>Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’deki şirketlerin yüzde 93’ü filoların önümüzdeki üç yıl içinde büyüyeceğini ya da sabit kalacağını öngörüyor. Bu rakamın yüzde 57’si filosunu koruyacağını, yüzde 35’i ise filosunda büyüme  olacağını tahmin ediyor. Aynı oran Avrupa’da yüzde 67 ve yüzde 24 olmak üzere toplamda yüzde 91, dünya genelinde ise yüzde 64 ve yüzde 27 olmak üzere toplamda yüzde 91 olarak görüldü. Türkiye, filo büyümesi açısından Avrupa ve dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme beklentisine sahip olurken, bu da Türkiye pazarını filo yatırımlarında daha dinamik hale getiriyor.</p>
<p>2025 yılında filolarında artış bekleyen şirketlerin yüzde 78’i, şirketleri büyüdüğü ve şirket aracı gerektiren yeni bir faaliyet geliştirildiği için filolarını büyütmeyi planlıyor. Aynı oran hem Avrupa hem de dünya genelinde yüzde 73 olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Şirketlerin yüzde 30’u operasyonel kiralamayı tercih ediyor</strong></p>
<p>2025 yılında Türkiye&#8217;de şirket araçlarını finanse etmede en çok tercih edilen yöntemin yüzde 30 ile operasyonel kiralama olduğu görünüyor. Bu oranı yüzde 28 ile finansal kiralama, yüzde 15 ile kredi kullanımı, yüzde 24 ile peşin satın alım takip etmekte. Avrupa genelinde operasyonel kiralama yüzde 27, dünya genelinde ise yüzde 27, olarak gerçekleşiyor. Türkiye’de Avrupa ve dünya verilerine göre operasyonel kiralama tercihi, filo finansmanında öncü yöntem olarak dikkat çekiyor. Ayrıca araştırmaya katılan Türk şirketlerinin yüzde 47’si, filo finansmanı için operasyonel kiralama modeline geçmeyi ya da finansman modelinde operasyonel kiralamanın ağırlığını artırmayı planlıyor.</p>
<p><strong>Gelecek hibrit ve elektrikli araçlarda</strong></p>
<p>Türkiye’de şirketlerin yüzde 54&#8217;ü halihazırda hibrit (HEV), şarj edilebilir hibrit (PHEV) ve bataryalı elektrikli araç (BEV) tiplerinden en az birini filolarında bulunduruyor ve önümüzdeki üç yıl içinde bulundurmayı düşünüyor.</p>
<p>Alternatif enerji teknolojilerinin kullanımı hakkında elde edilen bilgilere göre; 2025 yılında Türkiye’de binek araç sahibi şirketlerin yüzde 59’u yakıt giderlerini azaltmak için halihazırda bu teknolojileri kullanmayı düşünüyor. Diğer kullanım nedenlerininse yüzde 42 ile çevresel etkilerinin daha düşük olması ve yüzde 32 ile çalışanların talepleri olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Ayrıca şirketler elektrikli araçlara geçişte şarj stratejilerinin geliştirilmesine yatırım yapmaktadır; görüşme yapılan şirketlerin %89&#8217;u halka açık şarj, evde şarj veya iş yerinde şarj politikalarından en az birini uyguluyor veya gelecekte bir politika oluşturmayı planlıyor.</p>
<p><strong>Mobilite politikalarının ve çözümlerinin uygulanması</strong></p>
<p>Araştırmaya göre 2025 yılında Türkiye’de şirketlerin yüzde 49’u halihazırda en az bir mobilite politikasını veya çözümünü kullanıyor ya da önümüzdeki üç yıl içinde kullanmayı hedefliyor. Bu durumun Avrupa ülkelerinde yüzde 71, dünya genelinde ise yüzde 73 olarak Türkiye’den yüksek olduğu görülüyor.</p>
<p><strong>Kurumsal sosyal sorumluluk politikaları mobiliteyi destekliyor</strong></p>
<p>2025 yılında Türkiye’de şirketlerin yüzde 37’si mobilite politikalarını uygulamaya koymalarının temel sebebinin kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) politikaları olduğunu ifade ediyor. Bunun dışında çalışanların özel isteklerine cevap vermek yüzde 35, yetenek işe alımı, çalışanları elde tutma ve bunun gibi insan kaynaklarıyla ilgili ihtiyaçlar yüzde 32 olarak belirtiliyor.</p>
<p><strong>Bağlantılı araç kullanan şirketlerin oranı</strong></p>
<p>Türkiye’de 2025 yılında şirketlerin yüzde 53’ü filolarının tamamı veya bir kısmı için bağlantılı araçlara sahip bulunuyor. Bu şirketlerin yüzde 30’unun bağlantılı binek araçları ve yüzde 36’sının bağlantılı hafif ticari araçları olduğu belirtiliyor.2025 yılında Türkiye’de bağlantılı araçlara sahip şirketlerin yüzde 57’si araç takip sistemleri sayesinde araçtan gelen verileri halihazırda kullanıyor veya önümüzdeki üç yıl içinde kullanmayı planlıyor.</p>
<p><strong>Önümüzdeki üç yıl içinde filo yönetimine ilişkin temel zorluklar</strong></p>
<p>Türkiye’deki şirketlerin yüzde 29’u alternatif enerji teknolojilerinin uygulanmasının, yüzde 25’i uzun araç teslim sürelerinin yönetilmesinin önümüzdeki üç yıl içinde filo yönetimi için en önemli zorluk olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arval-mobility-observatorynin-2025-yili-filo-ve-mobilite-barometresi-sonuclari-aciklandi-566515">Arval Mobility Observatory&#8217;nin 2025 Yılı Filo ve Mobilite Barometresi sonuçları açıklandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk ihracatçısı kur ve enflasyon politikaları yüzünden hezimete uğradı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-ihracatcisi-kur-ve-enflasyon-politikalari-yuzunden-hezimete-ugradi-387240</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 06:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon]]></category>
		<category><![CDATA[hezimete]]></category>
		<category><![CDATA[ihracatçısı]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[uğradı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzünden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tekstil ve hazırgiyim sektörleri enflasyon-kur-faiz sarmalının altından kalkamıyor. Türkiye’nin lokomotif ve emek yoğun sektörlerinin başında yer alan hazırgiyim ve tekstil sektöründe yaklaşık bir yıldır yaşanan gerileme devam ediyor. Firmalar gün geçtikçe üretim ve istihdam kapasitesini düşürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-ihracatcisi-kur-ve-enflasyon-politikalari-yuzunden-hezimete-ugradi-387240">Türk ihracatçısı kur ve enflasyon politikaları yüzünden hezimete uğradı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tekstil ve hazırgiyim sektörleri enflasyon-kur-faiz sarmalının altından kalkamıyor. Türkiye’nin lokomotif ve emek yoğun sektörlerinin başında yer alan hazırgiyim ve tekstil sektöründe yaklaşık bir yıldır yaşanan gerileme devam ediyor. Firmalar gün geçtikçe üretim ve istihdam kapasitesini düşürüyor.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Jak Eskinazi, Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, Moda ve Hazırgiyim Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk ve sektör temsilcileri asgari ücrete zam sonrası Türkiye’nin ekonomisini değerlendirdi, ihracatçının taleplerini konuştu.</p>
<p><strong>Depolar ağzına kadar pamuk dolu </strong></p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanı Jak Eskinazi, döviz kurunun yükselmesinin ihracatçılara biraz motivasyon verdiğini ancak zararları karşılayabilecek boyutta olmadığını söyledi.  </p>
<p>“Çünkü enflasyon, maliyet, asgari ücret hesaplarımızı altüst etti. Asgari ücretin açıklanmasıyla eskisinden de kötü duruma geldik. Beklemediğimiz bir durumdu. Asgari ücretin artırılmasına karşı değiliz ama kurlardaki duruş bizi eski karamsarlığımıza götürdü, tekrar fiyat tutturamaz duruma geldik. Tekstil için geçtiğimiz yıl en kötü yıllardan biriydi. Türkiye pamuk ithal ederken, üretimi kadar pamuğu devreder duruma geldi. Talep olmayınca stoklarda şişmeler var. Depolar ağzına kadar pamuk dolu. Eylül ayından sonra yeni hasat çıkacak, yeni hasatla ne yapılabileceğine dair bir fikrimiz yok. Ege’nin ihracatı pamuk nedeniyle artıyor. Dünyanın en ucuz pamuğu bizde kurlardan dolayı ancak talep yok. Bu da bizi karamsarlığa götürüyor. Deprem bölgesi de üretim üssümüzdü ve ciddi zararlar aldık, şu an fabrikalarımız toparlanmış durumda.”</p>
<p><strong>Bizde ücretler net 480 dolar brüt 800 dolar bandındayken rakip ülkelerde 200 dolar civarında</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşından sonra dünyada enerji fiyatlarının üç misline çıktığını ama bir buçuk sene sonra geriye geldiğini hatırlatan Başkan Eskinazi, “Biz yüzde 15-20’lik dilimler halinde bu fiyatları düşürdük. Rekabetçiliğimizi maliyetlerden dolayı kaybettik. Biz emek yoğun bir sektörüz. Bizde ücretler net 480 dolar brüt 800 dolar bandındayken rakip ülkelerde 200 dolar civarında. Bizim dünya ile rekabet edebilme şansımızın azaldığı buradan belli. Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’in göreve geldikten hemen sonra ifade ettiği Türk ekonomisi rasyonel bir zemine oturacak söylemi vardı. En büyük ümidimiz Türk ekonomisinin rasyonel bir zemine oturması.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin sıcak paradan çok yatırıma ihtiyacı var, sadece Ortadoğu’dan gelen döviz ülkenin yaralarına merhem olmaz</strong></p>
<p>Asgari ücretin yıllık yüzde 107,3 artmış durumda olduğunu açıklayan Jak Eskinazi TÜİK’in enflasyonuna baktığınızda arada 67 puanlık fark olduğunun altını çizdi.</p>
<p>“Döviz kurlarının enflasyonla ve ücretlerle paralel gitmesi lazım. Kurban Bayramı nedeniyle bu ay 5 iş günü ihracat yapılamayacak o nedenle ihracatta aylık yüzde 4 mertebesinde olan kayıp yüzde 15-20’ye çıkacak. Yılın ilk yarısını ekside kapatacağız. Türkiye ekonomisi böyle bir duruma dayanamaz. Türkiye’nin dövize ihtiyacı var. Sadece Ortadoğu’dan gelen döviz Türkiye’nin yaralarına merhem olmaz. Hukuk sisteminin revize edilmesi gerekiyor. Bu şekilde yabancılar yatırım yapamaz. Türkiye’nin sıcak paradan çok yatırıma ihtiyacı var. İstihdamı sağlayacak ortama ihtiyacımız var. Tek derdimiz kur değil çok farklı sorunlar var. Rekabetçiliğimiz kalktı. Ülkelerdeki asgari ücretler belli.”</p>
<p><strong>Tekstil istihdam ağırlıklı bir sektör, darbe üzerine darbe yedik</strong></p>
<p>Eskinazi, tekstil sektörünün yüzde 50’nin altında kapasiteyle çalıştığını anlatarak, “Sıkıntılı bir döneme giriyoruz. Bayramdan sonra ihracatçının Merkez Bankasına bozdurduğu döviz kuruna verilen fark yüzde 2’den 15’e çıkarılmalı. Bu da enflasyona tesir etmeyecek ve ihracatçıya pozitif ayrımcılık olacaktır. İhracatçıya can suyu verilmesi lazım. İhracatçının kurunun artırılması enflasyonu tetiklemez. İhracatçının işlere devam etmesi için şevk sağlar. Makul seviyelerde tabana yayılmış bir kredilendirme yapılırsa hareketlenme sağlayabiliriz. Sadece kurun artmasını beklemek yerine diğer teşviklerle baskı yapıp elde edersek hayatımızı devam ettirebiliriz. Kurla enflasyon doğru orantılı olmalı. Bizim ülkemizin en büyük belası enflasyon. Türkiye 20 senedir aynı malları ihraç ediyor. İhracatçının kendini yenilemesi gerekiyor. Dünyada rekabetçi olmak için ücretlerin 350-400 dolar bandında olması gerekiyor. Ülkemize 30 milyar doları aşan döviz getiren hazırgiyim ve tekstil sektörlerimiz ihmal edilecek bir durumda değil. EYT dalgası geçirdik, sermayeleri erittik. Tekstil istihdam ağırlıklı bir sektör, darbe üzerine darbe yedik.” diyerek sözlerini noktaladı.  </p>
<p><strong>500 dolarlık işçiliğin olduğu ülkede hazırgiyim yapılamayacak</strong></p>
<p>Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Burak Sertbaş, “Rekabet adına asgari ücret makul seviyelerde olmalı. Bu koşullarda artık rekabet bile olmayacak. Diğer ülkeler, Türkiye’de asgari ücretin 500 dolar bandında olduğunu duyunca artık ülkemize sipariş bile sorulmayacak. 500 dolarlık işçiliğin olduğu ülkede hazırgiyim yapılamayacak demektir. Biz sektör olarak çok etkileniyoruz. En katma değerli üretim yapan üretici bile zarar eder durumda. Türkiye ekonomisi rasyonel zemine oturtulmalı söyleminin içinde asgari ücret artışı var mıydı? Herkes zamdan sonra şoka girdi. Asgari ücret artıyorsa bile desteklerle desteklenmesi, zararın aza indirilmesi gerekiyordu. Biz istihdam ve kalifiye elemana odaklanmış bir sektörüz ve mesleki eğitime yönelik birçok projemiz var. Ekonomik politikalar bizi esas gündemimizden uzaklaştırıyor. Sektör olarak artık umutlu değiliz.” dedi.</p>
<p><strong>Kurların artmasıyla 2024’de eski hale geliriz diye düşünüyorduk ancak şu an mümkün değil</strong></p>
<p>Başkan Sertbaş, “Kalifiye eleman bulamıyoruz. Bugün çalışanlarımıza yüzde 35 zam yapmamız gerekiyor ve bunu katma değerli üretimle karşılama şansımız yok. En büyük pazarımız Avrupa’da resesyonun etkisi azalıyor. Kurların artmasıyla 2024’de eski hale geliriz diye düşünüyorduk ancak şu an mümkün değil. İhracatçıyı destekleyecek üretimi destekleyecek kararlar alınmasını istiyoruz. Bizim ekonomi politikamızı bu yönde yapmamız lazım. Döviz baskısıyla, asgari ücret artışlarıyla seçim yatırımı yapmamamız lazım. Bayramdan sonra hükümetin yeni kararlar alıp ihracatçının önünü açması gerekiyor. Dünyanın dolayısıyla Türkiye’nin sürdürülebilirlik diye bir gündemi var. Avrupa Birliği ile ihracat yapacaksak bunları çözüyor olmamız lazım. Üyelerimize yönelik çok yoğun çalışmalarımız var. Bir yandan firmalarımızı Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat’a hazırlamaya çalışıyoruz, bir yandan ekonomik kriz ile mücadele ediyoruz. Kendimizi önümüzdeki senelere hazırlıyor olmamız gerek.” dedi.</p>
<p><strong>Müşterilerimizin çoğu Uzakdoğu’ya gitti</strong></p>
<p>Moda ve Hazır giyim Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk, “Üretim her geçen gün zora giriyor. İhracat sıkıntılı durumda. Faiz enflasyon kur üçgeninden çıkıp üretim politikamızı oturtmalıyız. Aksi halde Türkiye’nin kazanımlarından vazgeçmesi gerekiyor. Sektörde yaşam mücadelesi var. 12 bine yakın üretici üyemiz var, 36 dernek var. Üreticinin düştüğü tuzağı fırsata çevirdiler, ranta çevirdiler. Ülkenin üreticisi yıllarca markamız olsun diye çabaladı. Geçen yıl Haziran sonrası hazırgiyimcinin düştüğü nokta çok üzücüydü. İplik ve kumaşçılar Covid sonrası gereksiz bir zamla hazırgiyimcileri sıkıştırdı. Kuzey Afrika’ya verdikleri fiyatla Türkiye’ye verdikleri fiyat arasında fark vardı. Müşterilerimizin çoğu Uzakdoğu’ya gitti. Deprem bölgesinde iplik fabrikaları kurduk, yatırımlar yapıldı. Biz kendi dalımızı kestik, biz kendi içimizde çözüm ortaklığı değil fırsat ortaklığı kurduk.” dedi.  </p>
<p><strong>Böyle bir pozisyon dünyanın hiçbir yerinde yok</strong></p>
<p>Öztürk, “Hammaddeci fiyat yükseltiyor hazırgiyimci her türlü zorlanıyor. Hazırgiyim sektörü ihracat sıralamasında üç dört kademe aşağı indi. Geçtiğimiz aylarda hazırgiyim sektörünün dördüncü beşinci sıraya gerilediği oldu. Türkiye’ye 80’ler sonrası büyük bir fırsat doğdu, ülkemiz hem üretici hem ihracatçı oldu. Toprağı çok verimli, turizmi mükemmel, insanı kalifiye çalışıyor. Ancak elimizi attığımız her ürün can yakıyor. Yoksullukla mücadele eden bir ülke olduk. Günlük çözümler geliştiriyoruz, böyle bir pozisyon dünyanın hiçbir yerinde yok. Türkiye’den yurtdışına ne götürseniz dünyada bir değerdir, hem fırsatları kapatıyoruz hem avantajları. Bu aydan sonra birçok firmamız daha da zorluk yaşayacak. Çözüm geliştirilmesi lazım. Biz STK’lar olarak yanlışları nasıl düzelteceğiz, kamunun asli görevine dönmesi gerekiyor. Biz kamunun işlerini yapamayız STK’ların esas görevi bu değil.” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-ihracatcisi-kur-ve-enflasyon-politikalari-yuzunden-hezimete-ugradi-387240">Türk ihracatçısı kur ve enflasyon politikaları yüzünden hezimete uğradı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
