<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>organ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/organ/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/organ</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 11:32:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>organ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/organ</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 11:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açıcı]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirebilecek]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğini]]></category>
		<category><![CDATA[kökten]]></category>
		<category><![CDATA[naklinin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rus bilim insanları geçen yıl, geliştirdikleri ileri biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558">Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Rus bilim insanları geçen yıl, geliştirdikleri ileri biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti. Ameliyatın ardından bir yıl boyunca yapılan gözlemler, damar yapısının işlevini koruduğunu ve canlı dokuyla tamamen bütünleştiğini ortaya koydu. </span></p>
<p><span>Bu gelişmenin, her yıl dünya genelinde 150 binden fazla organ naklinin gerçekleştirildiği bir ortamda, kişiye özel biyolojik dokuların üretimini mümkün kılarak bağışıklık reddi riskini azaltabileceği ve nakil bekleme listelerini önemli ölçüde azaltabileceği  değerlendiriliyor.  </span></p>
<p><b><strong>Tavşan deneyinde büyük başarı</strong></b></p>
<p><span>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’daki bilim insanlarının benzersiz biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında geliştirdiği biyomühendislik ürünü damar yapısının canlı bir model üzerinde test edilmesi bir dönüm noktası oldu. Bir tavşanın uyluk atardamarına gerçekleştirilen bu naklin ardından yapılan uzun vadeli izlemelerde, damar dokusunun işlevini sürdürdüğü ve çevre dokularla uyum içinde bütünleştiği gözlemlendi. Elde edilen bulgular, yapay olarak üretilen biyolojik dokuların gelecekte klinik uygulamalarda kullanılabileceğine işaret eden güçlü bir bilimsel temel sunuyor.</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-0-wAfJWIFt.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Ultrasonik ses dalgaları ile doku kültürü</strong></b></p>
<p><span>Rosatom bilim insanlarının geliştirdiği biyofabrikasyon teknolojisi, klasik doku mühendisliği yöntemlerinden önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Araştırmacılar, ultrasonik akustik alanlar kullanarak canlı insan hücrelerini işlevsel biyolojik yapılara dönüştürebiliyorlar. Bu yaklaşımın en önemli avantajlarından biri, dokuların hastanın kendi hücrelerinden oluşturulabilmesi ve böylece bağışıklık reddi olasılığının önemli ölçüde azalmasıdır. Teknoloji halihazırda on santimetreye kadar uzunlukta biyolojik kan damarları üretebilmekte olup, nihayetinde kalp-damar hastalıklarından damar rahatsızlıklarına kadar çeşitli tedavilerde kullanılabilir.  </span></p>
<p><b><strong>Kişiselleştirilmiş “canlı” yedek parçalar</strong></b></p>
<p><span>Rosatom bilim insanları, manyetoakustik biyoyazıcı kullanarak, hastanın kendi hücrelerinden küçük çaplı kan damarları, üreterler veya trakea dokusu gibi tüp şeklindeki yapıları üretebiliyorlar. Bu teknoloji, canlı hücresel materyali üç boyutlu biyolojik yapılara dönüştürmek için manyetik ve ultrasonik alanları birleştiriyor. </span><span>Bu süreç birkaç aşamadan oluşuyor. Önce hücreler hastanın kendi biyomateryalinden yetiştirilir, ardından biyoyazıcı içinde gerekli yapıya dönüştürülür ve son olarak doku gerekli mekanik ve biyolojik özellikleri kazanana kadar bir biyoreaktörde olgunlaştırılır. </span></p>
<p><b><strong>2030 Hedefi: Biyoyazıcı kullanarak böbrek ve karaciğer “üretmek”</strong></b></p>
<p><span>Şirket, 2030 yılına kadar gelişmiş biyobaskı teknolojilerini kullanarak böbrek ve karaciğer dokusu dahil olmak üzere daha karmaşık organlar üretmeye yönelmeyi hedefliyor. Bu gelişmeler, uyumlu organ bulmanın son derece zor olduğu pediatrik tıp alanında özellikle dönüştürücü olabilir.</span></p>
<p><b><strong>Kalp kapakçıkları ve minyatür nükleer bataryalar</strong></b></p>
<p><span>Kalp ve damar hastalıkları dünya çapında ölümlerin en önemli nedeni olmaya devam ediyor. Bu zorluğun üstesinden gelmek için Rosatom araştırmacıları iki çığır açan teknoloji geliştiriyor. </span><span>İlki, hasar görmüş organların tamamen biyolojik olarak değiştirilmesi yolunda önemli bir adımı temsil eden doku mühendisliği ürünü kalp kapakçığıdır. Bu tür teknolojilerin, ciddi kalp rahatsızlıkları olan hastalar için tedavi sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirmesi bekleniyor.  İkinci çözüm ise kalp pilleri için tasarlanmış minyatür “nükleer piller”. Bu radyoizotop güç kaynakları, kalp kası kasılmasını uyaran elektriksel uyarıları üretir ve hastanın ömrü boyunca çalışabilir. Periyodik olarak değiştirilmesi gereken geleneksel kalp pillerinin aksine, nükleer piller neredeyse sınırsız cihaz kullanım ömrü sağlayabilir ve tekrarlanan ameliyatlara olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir. </span></p>
<p><b><strong>“Işık hızı”: 2 ay yerine 1 hafta</strong></b></p>
<p><span>Sağlık alanındaki devrim, sadece yumuşak doku cerrahisini değil, kemik rekonstrüksiyonunu da dönüştürüyor. Lazer tabanlı katmanlı üretim teknolojileri, metal tozundan kişiselleştirilmiş implantlar üretmeyi mümkün kılarak üretim süresini iki aydan yaklaşık bir haftaya indiriyor. Rosatom’un bilimsel bölümünde geliştirilen özel yazılımlar kullanılarak, hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) verilerine dayanarak benzersiz geometrilere sahip implantlar tasarlanabiliyor. Dijital modelleme ve katmanlı üretimin birleşimi, tıp kurumlarının kullanıma hazır, hastaya özel implantları 3-7 gün içinde üretmesine olanak tanıyarak üretim süresini ve hasta iyileşme sürelerini iki ila üç kat kısaltıyor.  Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, Rosatom’un sağlık alanındaki çalışmalarıyla ilgili olarak, “Bugün Rosatom, sağlık hizmetleri alanında öncü araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütüyor ve her adımla geleceği daha da yakınlaştırıyor. Bilim insanlarımız hem vizyoner hem de hayalperest oldukları için gerçekten olağanüstüler. Tıbbi amaçlı katkı maddesi biyoteknolojisi alanındaki çalışmaları, bilimsel düşüncenin teknolojik ilerlemenin temeli haline nasıl gelebileceğinin ve insanlığa nasıl fayda sağlayabileceğinin bir örneğidir” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-cigir-acici-bir-gelisme-622558">Organ Naklinin Geleceğini Kökten Değiştirebilecek Çığır Açıcı Bir Gelişme!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Böbrek Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619643</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE 10 MİLYON KİŞİ RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı %16 seviyesine ulaşmıştır. Bu istatistik, yaklaşık 10 milyon vatandaşımızın böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Hastalığın sinsi ve ilerleyici (progresif) karakterine değinen Türkmen, erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini belirterek vatandaşları düzenli kontrol yaptırmaya davet etti. Hastalık böbrek fonksiyonlarının %15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında, hastalar için hayati seçeneklerin diyaliz veya organ nakli olduğunu belirten Türkmen, şu verileri paylaştı: &#8220;Türkiye’de her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyaliz sistemine eklenirken, yıllık nakil sayısı 3.500 civarında kalmaktadır. Organ nakli, hastaya sadece yüksek bir yaşam kalitesi sunmakla kalmaz, aynı zamanda diyalize oranla yaşam süresini de anlamlı ölçüde uzatır.&#8221;</p>
<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA KADAVRA EKSİKLİĞİ VE BATI İLE UÇURUM</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin organ nakli cerrahisindeki başarısına rağmen bağış oranlarında istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Türkmen, kadavra bağışının yetersizliğine dikkat çekti. Batı ülkelerinde nakillerin %90&#8217;ı kadavradan (beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden) yapılırken, Türkiye&#8217;de bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin %90&#8217;ının canlı donörlerden sağlandığını belirtti. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye&#8217;de 5 iken, ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olması, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Donör sıkıntısını aşmak için &#8220;Çapraz Nakil&#8221; (Takas Nakli) sisteminin önemine değinen Prof. Dr. Türkmen, doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının nakil sayılarını en az %10 artıracağını ifade etti. Ayrıca, yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir adım olduğunu, ancak toplumsal kabulün de eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini ekledi.</p>
<p><strong>BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: NAKİLLİ ANNELER</strong></p>
<p>Organ naklinin sadece bir tedavi değil, hayata yeniden dönüş olduğunu belirten Türkmen, diyaliz aşamasında anne olma şansı biyolojik olarak çok düşük olan kadın hastaların, başarılı bir nakil sonrası sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini müjdeledi. Türkmen, klinik bünyesinde takip edilen ve nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu, bu durumun organ bağışının toplumsal en somut meyvesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sonuç olarak; erken tanı, bağış bilinci, nakil sonrası titiz takip ve merkezlerin &#8220;sağ kalım oranları&#8221; üzerinden sıkı denetlenmesi, Türkiye’nin böbrek sağlığı politikasının temel taşlarını oluşturmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Böbrek Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618991</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE 10 MİLYON KİŞİ RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı %16 seviyesine ulaşmıştır. Bu istatistik, yaklaşık 10 milyon vatandaşımızın böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Hastalığın sinsi ve ilerleyici (progresif) karakterine değinen Türkmen, erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini belirterek vatandaşları düzenli kontrol yaptırmaya davet etti. Hastalık böbrek fonksiyonlarının %15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında, hastalar için hayati seçeneklerin diyaliz veya organ nakli olduğunu belirten Türkmen, şu verileri paylaştı: &#8220;Türkiye’de her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyaliz sistemine eklenirken, yıllık nakil sayısı 3.500 civarında kalmaktadır. Organ nakli, hastaya sadece yüksek bir yaşam kalitesi sunmakla kalmaz, aynı zamanda diyalize oranla yaşam süresini de anlamlı ölçüde uzatır.&#8221;</p>
<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA KADAVRA EKSİKLİĞİ VE BATI İLE UÇURUM</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin organ nakli cerrahisindeki başarısına rağmen bağış oranlarında istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Türkmen, kadavra bağışının yetersizliğine dikkat çekti. Batı ülkelerinde nakillerin %90&#8217;ı kadavradan (beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden) yapılırken, Türkiye&#8217;de bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin %90&#8217;ının canlı donörlerden sağlandığını belirtti. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye&#8217;de 5 iken, ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olması, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Donör sıkıntısını aşmak için &#8220;Çapraz Nakil&#8221; (Takas Nakli) sisteminin önemine değinen Prof. Dr. Türkmen, doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının nakil sayılarını en az %10 artıracağını ifade etti. Ayrıca, yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir adım olduğunu, ancak toplumsal kabulün de eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini ekledi.</p>
<p><strong>BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: NAKİLLİ ANNELER</strong></p>
<p>Organ naklinin sadece bir tedavi değil, hayata yeniden dönüş olduğunu belirten Türkmen, diyaliz aşamasında anne olma şansı biyolojik olarak çok düşük olan kadın hastaların, başarılı bir nakil sonrası sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini müjdeledi. Türkmen, klinik bünyesinde takip edilen ve nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu, bu durumun organ bağışının toplumsal en somut meyvesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sonuç olarak; erken tanı, bağış bilinci, nakil sonrası titiz takip ve merkezlerin &#8220;sağ kalım oranları&#8221; üzerinden sıkı denetlenmesi, Türkiye’nin böbrek sağlığı politikasının temel taşlarını oluşturmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 11:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük yaşamda farkında olmadan yapılan pek çok alışkanlık omurga sağlığını doğrudan etkiliyor. Uzun süre oturmak, hareketsizlik, yanlış yüklenme ve kilo artışı omurganın zamanla daha fazla zorlanmasına neden oluyor. Vücutta en hızlı yıpranan yapılardan birinin omurga olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga sorunları çoğu zaman yaşlılıkla ilişkilendirilir ancak omurga, dünyaya geldiğimiz başladığımız andan itibaren vücudun tüm ağırlığını taşır ve hayat boyunca sürekli çalışır. Bu nedenle yaşanan değişim, çoğu zaman yaşlanmadan çok kullanım sonucu ortaya çıkan yıpranma, yani dejenerasyondur” dedi.</strong></p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmak boyun ve bel çevresindeki kasları zayıflatıyor. Kaslar zayıfladıkça omurgaya binen yükün arttığını ve ağrıların ortaya çıktığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Omurga, gün boyu vücudun yükünü taşıyor ve bu yükü diskler sayesinde dengeliyor. Ancak buradaki disklerin beslenmesi sınırlı olduğu için hareketsizlik, sigara kullanımı ya da ağır sporlarla aşırı yüklenme gibi faktörler omurganın daha hızlı yıpranmasına yol açıyor. Kilo artışı ve kas kaybı da omurganın dengesini bozarak yüklerin yanlış dağılmasına yol açıyor. En sağlıklı yaklaşım ise, aşırıya kaçmadan düzenli hareket etmek. Bu nedenle kısa süreli sert programlar yerine, kasları koruyan ve kademeli ilerleyen bir düzen çok daha etkili” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sigara omurga disklerini “aç” bırakıyor</strong></p>
<p>Omurgadaki disklerin doğrudan damarlarla beslenmediğini ifade eden Kaya, “Bu disklerin kendilerine ait bir kan dolaşımları olmadığı için besin ve oksijeni çevredeki kemik dokudan dolaylı olarak alırlar. Bu durum diskleri dış etkenlere karşı daha hassas hale getirir. Sigara, damarları daraltarak kanın taşıdığı oksijen miktarını azaltır, aşırı ve sürekli yüklenme ise bu dolaylı beslenmeyi mekanik olarak daha da zorlaştırır. Kanlanamayan yani yeterince beslenemeyen diskler zamanla esnekliğini ve dayanıklılığını kaybeder ve dolayısıyla dejenerasyon adı verilen yıpranma süreci başlar” dedi.</p>
<p><strong>Düzenli yürüyüş omurga ağrılarını azaltıyor</strong></p>
<p>Omurga yaşlanmasını geciktirmek için iki temel noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, “İlki, romatizmal bazı hastalıklarda erken tanı ile süreci yavaşlatmak. İkincisi ise günlük yükü doğru yönetmek. Hareketi rutine yaymak, ani ve kontrolsüz yüklenmelerden kaçınmak, kasları yavaş yavaş güçlendirmek ve sigara gibi disk beslenmesini bozan faktörlerden uzak durmak çok kıymetli. Omurga sağlığını koruyanların ortak noktası ideal kiloda kalmaları ve hareketli bir yaşam sürmeleri. Günlük yedi bin adımın üzerine çıkan kişilerde ağrı ve şikâyetlerin çok daha az görüldüğü bilinmeli. Dejeneratif hastalıklarda ayırıcı tanı önemli çünkü altta görülen dejenerasyona rağmen romatizmal hastalıklar gibi bazı durumlar klinik süreci etkileyebilir ve bunların da ayırt edilmesi gerekir” dedi.</p>
<p><strong>MR bulguları yaşa göre farklı anlam taşıyor</strong></p>
<p>Bel veya boyun MR’ında “dejenerasyon” ifadesini görmenin çoğu kişide endişe yarattığını belirten Kaya, “Oysa görüntüleme bulguları tek başına karar verdirici değildir. Yaş ilerledikçe disk aralıklarında daralma ve bazı düzensizlikler sık görülür. Yani genç bir kişide alarm yaratabilecek bir omurga görüntüsü 70 yaşında normal kabul edilebilir. Şikâyet yoksa, bu bulgular çoğu zaman yaşa bağlı doğal değişimlerdir. Tıpkı yüzdeki kırışıklıklar gibi” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-en-hizli-yaslanan-organ-omurga-612614">Vücutta en hızlı yaşlanan organ omurga</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 11:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açan]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[çığır]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[mmünoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[T Lenfosit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici alanlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sisteminin tümörlerle mücadelesini merkeze alıyor. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi, immünoterapideki bilimsel gelişmeleri ve bu tedavinin hangi hastalarda etkili olduğunu anlattı. </p>
<p>İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Faruk Aykan, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi şöyle özetledi:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi yani immün sistem organizmada kendinden olmayanı (non-self) kendinden olandan (self) ayırt eden ve kendinden olmayanların organizmaya zarar vermesini önleyen bir süper sistemdir. Kanser, aslında organizmanın kendi hücrelerinden oluşan bir hastalık olmasına rağmen immün sistemin onu tanıması ve ortadan kaldırması kanser hücrelerinin farklı yeni antijenlere (neoantijen) sahip olması ile ilişkilidir. Kanser oluşumu büyük ölçüde genlerimizdeki mutasyonlarla ortaya çıkar. Mutant genler mutant proteinler üretir ve bunlar kanser hücrelerinde normal hücrelerde bulunmayan neoantijenler olarak belirir. Bir tümörde antijen yükü ne kadar fazla ise immün sistem o kadar aktiftir. İmmün sistem hücrelerinin yoğun olduğu tümörler ‘sıcak (hot)’ tümörler olarak bilinir, bunlarda immünoterapinin etkisi tam tersi ‘soğuk (cold)’ tümörlere göre çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>“Onkolojide çığır açan bir yaklaşım”</strong></p>
<p>Son yıllarda bu alandaki en önemli gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aykan, şunları söyledi:</p>
<p>“Son yıllardaki en önemli bilimsel gelişme 2018 Nobel Tıp ödülünü kazanan James P. Allison ve Tasuku Honjo’nun negatif immün regülasyonun baskılanmasıyla kanser tedavisinin keşfi oldu. Konuyu biraz açalım. Vücudumuzda immün sistemin kanser hücreleriyle savaşan T lenfositlerinden oluşan bir ordusu mevcut. T lenfositlerine kanser hücrelerinin antijenleri lenf düğümlerinde dendritik hücreler tarafından tanıtılır. Aktifleşen T hücreleri kanser dokusuna gider ve tümör hücrelerine saldırır. İşte bu iki olayda aktif T hücrelerini baskılayan mekanizmalar keşfedildi. Lenf düğümlerinde T lenfosit membranında görülen CTLA-4 molekülünün aktif lenfosite negatif sinyal gönderdiği, tümör dokusunda ise tümör hücre zarında ortaya çıkan PD-L1 molekülünün lenfositlerdeki PD-1 reseptörüne bağlanarak benzer şekilde aktif T hücrelerini baskıladığı ortaya çıktı. Bu keşfin ardından ilaç teknolojisi hızla anti-CTLA-4, anti-PD-1 ve anti-PD-L1 ilaçlar (monoklonal antikorlar) geliştirmeye başladı ve günümüzde çok sayıda immünoterapi ilacı birçok klinik çalışmada araştırıldı, etkinlikleri gösterildi ve FDA tarafından onaylanarak kullanım alanına girdi. Bu onkolojide çığır açan bir yaklaşımdır.”</p>
<p><strong>İmmünoterapinin diğer tedavilerden farkı</strong></p>
<p>İmmünoterapiyi klasik kanser tedavilerinden ayıran temel bilimsel farkları da sıralayan Aykan,<strong> “</strong>En önemli fark immünoterapi ilaçlarının direkt sitotoksik olmayıp dolaylı olarak T lenfositleri üzerindeki baskıyı kaldırmaları, böylece T lenfositlerinin tümör hücrelerini yok etme kapasitelerini arttırmasıdır. Bir bakıma immünoterapi, ‘T-lenfositler – Tümör hücreleri’ savaşında T lenfosit ordusuna destek olmaktadır. Kemoterapiden farklı olarak sağlıklı çoğalan organizma hücrelerine direkt bir sitotoksik etkisi yoktur” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapi ilaçları bazı kanserlerde çok etkili olurken bazılarında hiç etkili olmadı”</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi temelli yaklaşımların etkisini belirleyen başlıca biyolojik faktörlerle ilgili de bilgi veren Aykan, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapılan çalışmalarda bu yeni immünoterapi ilaçlarının bazı kanserlerde dramatik yanıtlar verirken bazılarında hiç etkili olmadığı gözlendi. Bunu belirleyen bazı biyolojik faktörler şunlar:</p>
<ul>
<li>DNA’da yanlış eşleşmenin tamirinde defekt olan tümörler (dMMR). Bu tümörlerde bir belirteç olarak mikrosatellit instabilite yüksektir (MSI-H) ve immünoterapiye çok iyi yanıt verirler. Organ ayrımı olmaksızın (tümör-agnostik) MSI-H kanserlerde (kolorektal kanser, endometrium kanseri, mide kanseri vb) sadece immünoterapi ile yüksek yanıt alınmakta olup metastatik hastalarda median sağkalım 5 yılı geçmiştir. Çok yeni olarak neoadjuvan (cerrahi öncesi) tedavide de yerini almıştır. Hatta rektum kanserinde organ koruyucu yaklaşıma büyük ölçüde olanak vermektedir.</li>
<li>PD-L1 ekspresyonu yüksek (>% 50) tümörlerde immünoterapi ile daha iyi sonuçlar alınmakta olup PD-L1 %1-49 arası tümörlerde de kemoterapi + immünoterapi kombinasyonu etkili olmaktadır. </li>
<li>Tümor Mutasyon Yükü (TMB) fazla olan kanserler immünoterapiye daha iyi yanıt vermektedir.</li>
</ul>
<p><strong>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türleri</strong></p>
<p>İmmünoterapi ile başarılı sonuçlar alınan kanser türlerini sıralayan Aykan, “Yukarıda belirttiğim tümörlerin yanı sıra malign melanom, küçük hücreli dışı ve küçük hücreli akciğer kanserleri (NSCLCa ve SCLCa), böbrek kanseri (RCC), üçlü negatif meme kanseri (TNBC), karaciğer kanseri (HCC), safra yolu kanserleri, baş boyun kanserleri, yemek borusu ve bir kısım mide kanserlerinde immünoterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır” dedi. </p>
<p>Uygulamada hangi tip hastalarda olumlu cevap alınabildiğine dair soruya ise Aykan, “Bu bahsettiğim özellikleri taşıyan hastalar örnek olarak verilebilir. Artık birçok Patoloji laboratuvarında MSI ve PD-L1 ekspresyonu tümör materyalinde rutin olarak bakılmaktadır” yanıtını verdi.</p>
<p><strong>“Kombinasyon tedavileri halen araştırılıyor”</strong></p>
<p>İmmünoterapinin ilaç/aşı çalışmalarına katkısına da değinen Profesör, “Günümüzde immünoterapi yeni bir disiplin olarak onkolojide yerini almıştır. COVID-19 salgınından sonra gündeme gelen mRNA aşıları değişik kanser tedavilerinde de araştırılmakta olup immünoterapi ile birlikte kombinasyon tedavileri halen araştırma fazlarındadır. Bireysel tümör antijenlerine karşı mRNA aşısı + immünoterapi çok daha iyi klinik sonuçlar alma potansiyeli taşımaktadır” dedi.</p>
<p><strong>“İmmünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri vardır”</strong></p>
<p>Tüm tedavilerde olduğu gibi immünoterapide de ilaçların kendine özgü yan etkileri olduğunu belirten Aykan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar tedavi veren hekimler tarafından yakından izlenmektedir. İmmünoterapi ilaçlarının yan etkileri daha çok otoimmünite ile ilgilidir; örneğin otoimmün pnömoni, kolit, hepatit, hipotiroidi ve ciltte döküntüler gibi. Bunun yanında bu ilaçların finansal toksisitesini gözardı etmemek gerekir. Ülkemizde henüz çok kısıtlı endikasyonda geri ödeme vardır ama bunların dışında kullanmak isteyen hastalar için gerçekten ciddi bir mali külfet oluşturmaktadır. Sağlık politikalarında bunların dikkate alınması gerekmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-cigir-acan-yaklasim-immunoterapi-610113">Kanser Tedavisinde Çığır Açan Yaklaşım: İmmünoterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 10:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırır]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Organ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602020</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi. Durmaz, “Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz” dedi.</strong></p>
<p>Gelişen teknoloji tıp alanına da katkı sağlamaya devam ediyor. Organ nakli bekleyenlerin gözü ise geliştirilen yapay organlarda. İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Bu durum yapay organ çalışmalarının önemini bir kez daha gösteriyor. Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, yapay organların, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’ yaratacağını belirtti.</p>
<p><strong>“Doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı”</strong></p>
<p>Yapay organ teknolojilerinin bugün ulaştığı seviye hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün ‘yapay organ’ deyince aslında iki ana gruptan söz ediyoruz: tamamen mekanik/biyonik cihazlar ve hücre/doku temelli biyo-yapay organlar. En ileri olduğumuz alan, ventrikül destek cihazları dediğimiz yapay kalp pompaları (LVAD) ve bütüncül yapay kalpler; FDA onaylı sistemler yıllardır kalp nakline köprü amaçlı kullanılıyor ve Manyetik olarak askıda tutulan döner bileşenlere sahip, valfsiz ve düşük komplikasyon risklerine sahip yeni nesil total yapay kalp sistemleri, günümüzde klinik araştırma sürecinde. Bunların dışında biyo-yapay böbrek projeleri, karaciğer için yapay/destek cihazları ve kornea, deri, kıkırdak gibi daha çok sayıda doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı.”</p>
<p><strong>“2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapıldı”</strong></p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de yapay organ kullanım seviyesiyle ilgili bilgi veren Durmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dünya genelinde milyonlarca hasta aslında halihazırda ‘yapay böbrek’ kullanıyor; diyaliz cihazlarını bu anlamda en yaygın yapay organ olarak düşünebiliriz. Kalp tarafında binlerce hastada kalp destek ürünleri ve sınırlı sayıda total yapay kalp cihazı kullanılıyor; bunlar çoğunlukla nakle köprü veya son basamak tedavi olarak konumlanıyor. Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Doku anlamında ise uzun yıllardır kornea, kulak kıkırdağı, nefes borusu, kafatası kemikleri gibi sentetik olarak üretilen ürünlerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta.”</p>
<p><strong>3D biyoyazıcıların yapay organ üretimindeki rolü</strong></p>
<p>“3D biyoyazıcıların en büyük avantajı, hastaya özel geometriyle hücreleri istenen üç boyutlu mimaride, mikron ölçekli hassasiyetle yerleştirebilmemiz ve karmaşık dokuları tekrarlanabilir biçimde üretebilmemiz” diyen Durmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak damarlaşma (vaskülarizasyon) hâlâ en kritik teknik sınır; kalın dokularda hücreler, iyi organize olmuş bir damar ağı olmadan uzun süre yaşayamadığı için, 1 cm’den daha kalın, canlı ve fonksiyonel organ kütlelerini uzun süre yaşatmak zorlaşıyor. Ayrıca baskı çözünürlüğü, baskı süresi, hücre canlılığı, uygun biyonik formülasyonları ve baskılanan dokunun mekanik dayanımı da şu anda üzerine yoğun çalışılan diğer mühendislik engelleri. Şu anda biyomedikal alanında en yoğun çalışılan konuların başında geliyor.”</p>
<p><strong>“Organ destek ve organ onarım çözümlerinin daha hızlı olgunlaşacak”</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl yapay organ teknolojisinde olabilecek atılımlarla ilgili de bilgi veren Durmaz, “Önümüzdeki 10 yılda, tam organ yerine ‘organ destek ve organ onarım’ çözümlerinin daha hızlı olgunlaşmasını bekliyorum. Özellikle implante edilebilir bioyapay böbrek projeleri, gelişmiş böbrek destek cihazları ve karaciğer için hücre/doku destekli cihazların klinik kullanıma daha yakın olduğuna dair güçlü işaretler var. Buna ek olarak, 3D biyoyazıcılarla üretilen, damarlaşmış kalp kası yamaları ve karaciğer dokusu benzeri doku parçalarının, tam organ naklinden önce ‘köprü tedavi’ olarak kullanılması önemli bir atılım hattı olacak gibi görünüyor” dedi. Bu alandaki bir diğer yenilikçi yaklaşım ise, dokuyu taklit etmek yerine yeniden oluşumunu sağlayan üçüncü nesil biyomateryal tabanlı bioscaffold teknolojileridir. Yerli bir start-up olan BlooCell bunun dünyadaki en öncü örnekleri arasında yer almaktadır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Biyomedikal mühendisliğini dönüştürecek</strong></p>
<p>Yapay organların yaygınlaşmasıyla biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini belirten Durmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapay organların yaygınlaşmasıyla, biyomedikal mühendisliği klasik ‘cihaz bakım ve tasarım’ rolünün ötesinde, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrilecek. Biyomedikal mühendisler sadece cihaz tasarlayan değil, aynı zamanda hücre kaynaklarını yöneten, biyoreaktör süreçlerini optimize eden ve klinik veriyi analiz ederek kişiye özel yapay organ konfigürasyonlarını belirleyen profesyonellere dönüşecek. Ayrıca, etik, veri güvenliği ve sağlık ekonomisi alanlarında da söz sahibi olmaları gerekecek; çünkü yapay organlar sağlık sisteminin maliyet ve erişilebilirlik dinamiklerini kökten değiştirecek.”</p>
<p><strong>“Organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz”</strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi’nde bu konuda yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi veren Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Genel olarak bizim gibi araştırma odaklı biyomedikal mühendisliği bölümlerinde, yapay organların doğrudan kendisinden çok, o organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz: biyomalzemeler, sensör ve aktüatör tasarımı, görüntüleme sistemleri, sinyal işleme ve yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri gibi. İstinye Üniversitesi’nde yürütülen projeler arasında; implant edilebilir/ giyilebilir sensör sistemleri, yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme, doku mühendisliği ve biyomalzeme odaklı çalışmalar ile medikal IoT ve veri yönetimi projeleri, gelecekteki biyo-yapay organ platformlarının önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu sayede öğrenciler hem cihaz tarafını hem de biyolojik ve dijital altyapıyı birlikte düşünmeyi öğreniyor. Konu ile ilgili odaklı çalışmalarımızda özellikle yapay organların malzeme geliştirilmesi ve mekanik/mekatronik tabanlı çeşitleri ile ilgili çok sayıda projemiz mevcut.”</p>
<p><strong>“Bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil”</strong></p>
<p>Yapay organların bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ olmadığına dikkat çeken Durmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belki şunu vurgulamak önemli: Yapay organlar, organ bağışı sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil; en azından kısa ve orta vadede, organ nakli, organ destek cihazları ve rejeneratif tıp birlikte ilerleyecek. Önümüzdeki dönemde asıl kritik nokta, bu teknolojilerin sadece teknik olarak mümkün olması değil, aynı zamanda etik açıdan kabul edilebilir, ekonomik olarak sürdürülebilir ve tüm hastalar için erişilebilir olacak şekilde tasarlanması. Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organlarınızın Yaşı Biyolojik Yaşınızla Aynı mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organlarinizin-yasi-biyolojik-yasinizla-ayni-mi-599094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:22:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[hızı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organın]]></category>
		<category><![CDATA[organlarınızın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş, sadece nüfus cüzdanında yazan bir sayı değil. Bilim, vücudumuzdaki her organın kendi hızında ve biyolojik yaşımızdan bağımsız olarak yaşlandığını gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organlarinizin-yasi-biyolojik-yasinizla-ayni-mi-599094">Organlarınızın Yaşı Biyolojik Yaşınızla Aynı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş, sadece nüfus cüzdanında yazan bir sayı değil. Bilim, vücudumuzdaki her organın kendi hızında ve biyolojik yaşımızdan bağımsız olarak yaşlandığını gösteriyor. Genetik etkenler, yaşam tarzımız gibi değişkenlerle organlarımızın yaşlanma hızı biyolojik yaşımızdan daha hızlı olabilir. Tüm bunların getirdiği risklerin en başında ise organ bazlı sağlık sorunları geliyor. Örneğin; kalp biyolojik yaşı kronolojik yaştan belirgin derecede büyük olan birinde, kalp krizi riski onlarca yıl önceden öngörülebiliyor, hızlı yaşlanmakta olan böbrekler, ileride böbrek yetmezliği, metabolik ve kardiyovasküler sorunlar için uyarı sinyali oluyor. Kronolojik yaşın sadece doğum tarihinizden beri geçen süreyi anlattığını, biyolojik yaşın ise hücrelerinizin, dokularınızın ve organlarınızın gerçek sağlık durumunu, yıpranmanın boyutunu gösteren bir ölçümü olduğunu söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong> organ yaşlanmasını ve erken tespit olanaklarını anlatıyor. </p>
<p><strong>Organlarımız Aynı Yaşta Değil! Biyolojik Yaş Gerçeği</strong></p>
<p>Organların farklı yaşlarda olması ilk duyulduğunda şaşırtıcı gelebilir; ancak modern biyogerontoloji bunu açıkça ortaya koyuyor. Vücudumuzun tek bir yaşa sahip olmadığını söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk; </strong>“Her organ ve sistem kendi hızında yaşlanıyor. Kronolojik yaş sadece doğduğunuz günden bugüne geçen süreyi anlatırken, biyolojik yaş hücrelerin ve dokuların gerçek sağlık durumunu ölçen bir “iç saat” görevi görüyor. Biyolojik yaşın hesaplanmasında öne çıkan yöntemlerden biri olan epigenetik saatler ise DNA üzerindeki belirli CpG bölgelerini inceliyor. Bu noktaların üzerindeki metilasyon adı verilen kimyasal işaretler zamanla değişiyor ve bu değişim yaşlanma hızımız hakkında güçlü ipuçları veriyor. Epigenetik saatler bu CpG bölgelerindeki desenleri analiz ederek kişinin biyolojik yaşını ve kronolojik yaştan ne kadar sapma olduğunu hesaplıyor. Böylece vücudun gerçekten kaç yaşında olduğunu ve hangi hızla yaşlandığını görmek mümkün hâle geliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kalbiniz 40, Böbreğiniz 60, Bağışıklık Sisteminiz 70 Yaşında Olabilir</strong></p>
<p>İlk geliştirilen epigenetik saatlerin, tüm vücudu tek bir biyolojik yaş skoruyla özetlediğini söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>; “Ancak yeni nesil teknolojiler, artık her organın kendi yaşını ayrı ayrı hesaplayabiliyor. Bu gelişmiş modeller; kalp, böbrek, karaciğer, beyin ve bağışıklık sistemi gibi temel organ ve sistemlerin biyolojik yaşlarını birbirinden bağımsız olarak değerlendiriyor. Böylece kronolojik olarak 50 yaşında olan bir kişinin analizinde kalbinin 40, böbreğinin 60, bağışıklık sisteminin ise 70 yaşında olması mümkün olabiliyor. Bu farklılıklar, organların yaşam boyunca maruz kaldığı yüklerin ve yıpranmanın gerçek boyutunu daha net gösteriyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Sigara Akciğerleri, Şeker Damarları, Stres Kalbi Yaşlandırıyor </strong></p>
<p>Organların yaşlanma hızını belirleyen en önemli etkenlerden birinin yaşam boyunca maruz kalınan stres türleri olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, “Sigara ve hava kirliliği akciğerleri zorlayıp erken yaşlandırırken, hipertansiyon kalp ve böbrek üzerinde baskı oluşturuyor. Yüksek şeker ve insülin direnci karaciğeri ve damar sistemini yoruyor. Kronik stres ise hem beyni hem de kardiyometabolik sistemi hızla yıpratabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Kan Testi ile Biyolojik Yaş Ölçümü </strong></p>
<p>Stanford Üniversitesi’nin geniş katılımlı kohort çalışmalarında, kandaki binlerce proteini analiz eden makine öğrenimi modelleri kullanılarak 11 farklı organın biyolojik yaşı hesaplandığını söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bulgular çarpıcıydı. Çünkü sağlıklı görünen yetişkinlerin yaklaşık %20’sinde en az bir organın beklenenden daha hızlı yaşlandığı, %1–2’sinde ise birden fazla organın hızla yaşlandığı tespit edildi. Bu hızlı yaşlanmanın, ilgili organlarla bağlantılı hastalık riskini belirgin şekilde artırdığı ve ölüm oranlarında %20–50 arasında değişen bir artışla ilişkili olduğu görüldü. Yani dışarıdan sağlıklı görünen bireylerde bile iç organların erken uyarı sinyalleri yıllar öncesinden okunabiliyor. Bu organ yaş farkları, kronik hastalık ve sağlıklı yaşam süresini öngörmede güçlü bir araç haline geliyor” ifadelerini kullanıyor.  </p>
<p><strong>Kalp Yaşı ile Kalp Krizi Riski 10 Yıl Önceden Belirlenebilir</strong></p>
<p>Hızlı yaşlanan organların, gelecekteki genel sağlık durumunu belirlemekte önemli rol oynadığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “</strong>Örneğin kalp biyolojik yaşı kronolojik yaştan belirgin derecede büyük olan birinde, kalp krizi riski onlarca yıl önceden öngörülebiliyor. Hızlı yaşlanmakta olan böbrekler, ileride böbrek yetmezliği, metabolik ve kardiyovasküler sorunlar için uyarı sinyali oluyor. Organa özgü biyolojik yaş ölçümleri, kişiselleştirilmiş önleyici tıbbın temel araçlarından birisidir. Ancak bu testlerin, klinik bulgular, yaşam tarzı, genetik riskler ve görüntüleme sonuçlarıyla birlikte, konuyu bilen hekimler tarafından yorumlanması şart. Amaç, sadece “böbreğin 80, kalbin 40 yaşında” demek değil; bu farkın nedenlerini anlamak, beslenme, egzersiz, uyku, stres yönetimi uygulamaları, yaşlanmanın kök nedenlerine yönelik ileri tedaviler ve yenileyici tedavi yaklaşımlarıyla organın yaşlanma hızını yavaşlatmak, mümkünse biyolojik yaşını geri çekmek olmalıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organlarinizin-yasi-biyolojik-yasinizla-ayni-mi-599094">Organlarınızın Yaşı Biyolojik Yaşınızla Aynı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Bağışına Müzik ile Destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-bagisina-muzik-ile-destek-589488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 16:57:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışına]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[fidan]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589488</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organ Bağışı Haftası kapsamında düzenlenen “Yaşam En Güzel Miras” – Ayda1Detoks Konseri, 4 Kasım 2025 tarihinde Jolly Joker Vadistanbul sahnesinde gerçekleşti. Gecede müzik, dayanışma ve iyilik aynı sahnede buluşurken organ bağışı bilinci konusunda güçlü mesajlar verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisina-muzik-ile-destek-589488">Organ Bağışına Müzik ile Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Organ Bağışı Haftası kapsamında düzenlenen <strong>“Yaşam En Güzel Miras” – Ayda1Detoks Konseri</strong>, 4 Kasım 2025 tarihinde <strong>Jolly Joker Vadistanbul</strong> sahnesinde gerçekleşti. Gecede müzik, dayanışma ve iyilik aynı sahnede buluşurken organ bağışı bilinci konusunda güçlü mesajlar verildi.</p>
<p>Etkinliğin geliri <strong>fidan bağışına</strong> aktarıldı. Toplanan bağışlarla <strong>yüzlerce fidan</strong> toprakla buluşurken, geceye katkıda bulunan sanatçılar ve destekçilere <strong>fidan sertifikaları</strong> takdim edildi.</p>
<p><b><strong>Cem Belevi’den 100 Fidanlık Destek</strong></b></p>
<p>Geceye katılan <strong>Cem Belevi</strong>, etkinlik kapsamında yaptığı açıklamada: “Organ bağışı bir cana nefes olur, bir hayata yeniden başlangıç olur. Hepimiz bu iyiliğin bir parçası olabiliriz.”<br />diyerek toplumda organ bağışı farkındalığına dikkat çekti.</p>
<p>Sanatçı ayrıca <strong>100 fidan bağışında</strong> bulunarak geceye anlamlı bir destek verdi.</p>
<p><b><strong>Sinan Güleryüz’den Cem Karaca Selamı</strong></b></p>
<p>Gecede sahne alan <strong>Sinan Güleryüz</strong>, performansına <strong>Cem Karaca’nın unutulmayan eserlerinden biriyle</strong> başladı.<br />Güleryüz, “Müziğin iyileştirici bir gücü var; bazen bir şarkı bir hayata dokunur” diyerek organ bağışının önemine vurgu yaptı.</p>
<p><b><strong>Orhan Hakalmaz Böbrek Nakli Sonrası İlk Kez Sahnede</strong></b></p>
<p>Yakın zamanda <strong>böbrek nakli operasyonu</strong> geçiren Türk halk müziğinin sevilen sesi <strong>Orhan Hakalmaz</strong>, iyileşme sürecinin ardından <strong>ilk kez</strong> bu konserde sahne aldı.<br />Sanatçının sahneye çıkışı salonda <strong>duygusal ve coşkulu anlara</strong> sahne oldu.</p>
<p><b><strong>Müziğin Kalbi Yaşam İçin Attı</strong></b></p>
<p>Gecenin ev sahibi, tamamı doktorlardan oluşan <strong>Ayda1Detoks</strong> grubu, “<strong>Bir Ayda Bir Detoks, Yılda Bir Farkındalık</strong>” mottosuyla müziğin iyileştirici gücünü iyilikle buluşturdu.</p>
<p><b><strong>Destek Veren Kurumlar</strong></b></p>
<p>Etkinlik; <strong>Liv Hospital</strong>, <strong>Türkiye Organ Nakli Vakfı</strong>, <strong>KAHEV</strong>, <strong>Hekim İşleri</strong>, <strong>İyilik İçimizde</strong>, <strong>Fresenius Medical Care</strong>, ve <strong>Jolly Joker</strong> iş birliğiyle gerçekleştirildi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisina-muzik-ile-destek-589488">Organ Bağışına Müzik ile Destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Bağışında Avrupa&#8217;nın Gerisindeyiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-bagisinda-avrupanin-gerisindeyiz-589317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışında]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[gerisindeyiz]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Türkiye’de 32.982 kişi organ nakli için sıra bekliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisinda-avrupanin-gerisindeyiz-589317">Organ Bağışında Avrupa&#8217;nın Gerisindeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Türkiye’de 32.982 kişi organ nakli için sıra bekliyor. Bunun 25.651’i böbrek nakli için bekleyenlerden oluşuyor. Ancak bu noktada ailelere de zor ve büyük bir görev düşüyor. Türkiye’deki hukuki uygulamalara göre beyin ölümü sonrası organ bağışında kişinin yazılı beyanı esas alınsa da uygulamada aile izni için fikir birliği aranıyor. Aileden tek bir kişinin dahi izninin olmaması, bağış söz konusu olsa da organların alınmasında bir engele dönüşebiliyor. Rakamlar da bunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 yılında beyin ölümü tanısı alan 1801 vakadan 1405’i aile izni olmadığı için kullanılamazken, aile izni olan 396 bağışçının tıbbi uygunluk nedeniyle sadece 250’si kullanılabildi. </p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Bölümü tarafından, üniversite bünyesindeki Sağlık Bilimleri ve Tıp Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen “Beyin Ölümünden Yaşama: Organ Bağışında Süreçler ve Engeller” paneli, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda bu önemli noktaya dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı yükseltmek için alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>“Hayattayken bağış yapın, gururla paylaşın”</strong></p>
<p><strong>Panelin konuşmacılarından, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Bölüm Başkanı ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alp Gürkan, </strong>beyin ölümü sonrası bağışlanan organlarla yapılan nakil sayılarının ülkemizde halen çok düşük seviyelerde olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: <em>“Batı ülkelerinin tersine ülkemizdeki böbrek nakillerinin yüzde 80’i canlı vericilerden yapılırken, sadece yüzde 20’si beyin ölümü sonrasında bağışlanan organlarla yapılıyor. Beyin ölümü tıbbi olarak geriye dönüşün olmadığı bir durum ve bunu toplumumuza en doğru şekilde anlatmalıyız. Bu konuda medyaya da büyük görev düşüyor. Film ve dizilerde bitkisel hayat ya da koma gibi tıbbi durumların beyin ölümüyle aynı şey olmadığını göstermeleri, topluma yanlış bilgi vermemeleri gerekiyor.” </em>Türkiye’de yılda yaklaşık 5 bin civarı organ nakli ameliyatı yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Gürkan yaptığı çağrıda: <em>“Bir bağışla en az 5 kişiye hayat vermek mümkün. Henüz hayattayken organ bağışında bulunun ve bunu gururla ailenizle ve sevdiklerinizle paylaşın” </em>dedi. </p>
<p><strong>Ölen kişiden organ bağışı için beyin ölümü tanısı konması gerekiyor</strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Umut Caner Canoğlu</strong>, eğer canlı verici yoksa organ bağışı için yoğun bakım şartlarında beyin ölümü tanısına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Canoğlu, her ölümün beyin ölümü olmadığını vurguladığı konuşmasında, beyin ölümü tanısının nasıl konduğunu ve bu süreçte hangi parametrelerin gözetildiğini anlattı. Panelin bir diğer konuşmacısı<strong> Av. Zafer İşeri</strong>, organ bağışının ve nakil süreçlerinin hukuksal boyutlarıyla ilgili merak edilen hususları paylaşırken, organların adaletli dağıtımının yasal güvence altında olduğuna, şahıslara özel düzenleme ve işlem yapılamayacağına dikkat çekti. </p>
<p><strong>İstanbul Organ ve Doku Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi Organ Nakli Koordinatörü Dilek Kasap Yakın</strong> ise yaptığı sunumda, organ nakil ve bağış süreçlerinin nasıl işlediği hakkında bilgiler verdi. 2000 yılında organ naklinde adaletli organ ve doku dağıtımını sağlamak amacıyla kurulan “Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi”nden söz eden Dilek Kasap Yakın, bu sistemle organ ve doku dağıtımının kanunlara, bilimsel kurallara ve tıbbi etik anlayışa uygun şekilde Sağlık Bakanlığı’nın yönetim ve denetiminde gerçekleştirildiğini söyledi.</p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisinda-avrupanin-gerisindeyiz-589317">Organ Bağışında Avrupa&#8217;nın Gerisindeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bağışının]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[gerekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kadavra]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[Nakiller]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şişli]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli organ bağışı bulunmadığı için nakiller büyük oranda kadavra yerine canlı vericilerden yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı her geçen gün artıyor. Yeterli sayıda organ bağışı olmadığı için nakiller kadavra yerine çoğunlukla canlı vericiden yapılıyor. Dünya standartlarındaki organ nakil merkezlerimiz ve Türk doktorların deneyimi sayesinde yabancı hastalar da organ nakli için ülkemize geliyor. Memorial Bahçelievler / Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat, “3-9 Kasım Organ Bağış Haftası” kapsamında organ naklindeki yeni gelişmeler hakkında önemli bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kadavra nakil sayısı çok az</strong></p>
<p>Organ bağışı, ülkemizde henüz istenen seviyede değil. Türkiye’de her yıl yalnızca 300–400 kadavra donörden organ alınabilmektedir. Oysa Batılı ülkelerle aynı düzeye ulaşabilmek için bu sayının en az 10 kat artması, yani yılda 2.000–3.000 kadavra donöre ulaşılması gerekir. Bu durum, organ bekleyen binlerce hasta için büyük bir fark oluşturacaktır. Bu nedenle organ bağışını artırmak için devlet kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve medya organlarının ortak sosyal projelerde buluşması hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye Canlı Vericili Nakillerde Öncü</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinde organ vericilerinin yaklaşık %80’i kadavra yapılırken, Türkiye’de bu oran tersine dönmüş durumda yani nakillerin %75’i canlı donörden, %25’i kadavradan yapılmaktadır. Bu tablo, toplumda organ bağışının halen yetersiz olduğunu göstermektedir. Ancak Türkiye, canlı vericili karaciğer nakillerinde dünya çapında başarılı sonuçlar elde etmektedir. Son yıllarda düzenlenen farkındalık kampanyaları sayesinde kadavra bağış oranında kısmi artış gözlense de, hastaların beyin ölümü tanısının konulduğu merkezlere ve halka büyük görev düşmektedir. Sağlık hizmetlerinin her aşamasında yüksek kalite ve şeffaflık toplumun sisteme olan güvenini artırmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “organ nakli dinen caizdir” yönündeki açıklamasıyla birlikte dini çekinceler büyük ölçüde azalmıştır. Yine de bazı aileler sosyal baskı ya da yanlış önyargılar nedeniyle bağış kararını vermekte tereddüt etmektedir. Oysa organ bağışı, hayat kurtaran bir iyilik zinciridir.</p>
<p><strong>Bağışlanan her organ, bir insana yaşam umudu olur</strong></p>
<p>Son 10 yılda Memorial Sağlık Gurubu hastanelerinde 1656’sı yetişkin, 344’ü çocuk olmak üzere 2 bin karaciğer nakli gerçekleştirildi. Nakiller sayesinde 2,5 aylık bebekten 80 yaşındaki hastalara kadar 2 bin kişi sağlığına kavuşmuştur. 15 kilo üzerindeki hastalara rutin olarak böbrek nakli yapılmaktadır. Nakillerdeki bu barı başarı oranlarımız hem bizi hem de hastalarımızı çok sevindirmektedir;</p>
<p>•           Karaciğer nakillerinde %92</p>
<p>•           Böbrek nakillerinde %98</p>
<p><strong>Karaciğer Yetmezliğinde En Etkili Tedavi: Organ Nakli</strong></p>
<p>Organ nakli ameliyatları arasında karaciğer ve böbrek nakilleri en sık yapılan operasyonlardandır. Karaciğer ve böbrekteki yetmezlik sorunlarında en kalıcı tedavi yolu da organ naklidir. Ülkemizde kronik karaciğer yetmezliğinin en yaygın nedenleri arasında Hepatit B, Hepatit C ve alkol yer alır. Hepatit B’li hastaların yaklaşık %15’inde ilerleyen dönemde tümör veya yetmezlik gelişebilir. Bu hastalarda karaciğer nakli, yaşam süresini ve kalitesini belirgin şekilde artırmaktadır.</p>
<p>Karaciğer nakli yüksek teknik beceri ve güçlü bir yoğun bakım desteği gerektirir. Ameliyat sırasında gereksiz kan kullanımından kaçınılması, hastanın metabolik dengesini korur ve komplikasyon riskini azaltır. Merkezimizde ortalama kan kullanımı oldukça düşük seviyededir (yaklaşık 2,1 ünite/hasta). Bu yaklaşım, nakil sonrası iyileşme sürecini hızlandırır.</p>
<p><strong>Böbrek nakli ile diyalize veda</strong></p>
<p>Kronik böbrek yetmezliği, hastaların yaşamını ciddi şekilde kısıtlar. Diyalize bağımlı yaşam, hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcıdır. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise hastalar günlük yaşantılarına, işlerine ve sosyal hayatlarına geri dönebilir.</p>
<p><strong>Nakil sonrası enfeksiyon riski hayati risk nedeni  </strong></p>
<p>Nakil operasyonlarında iyi bir anestezi yönetimi ve yoğun bakım takibi başarıyı belirleyen en önemli faktörlerdir. Enfeksiyon riski nakil sonrası en büyük tehditlerden biridir. Bu nedenle enfeksiyon kontrol komitelerinin düzenli denetimi ve hasta takibi, uzun dönem başarı oranlarını artırır.</p>
<p>Organ nakli sonrası ilk bir yıl, hastalar için kritik öneme sahiptir. Düzenli kontroller ve doktor önerilerine tam uyum, yaşam kalitesini korur. Nakil geçiren birçok kişi işine, ailesine ve sosyal yaşamına kaldığı yerden devam eder. Organ nakli yapılan kadınlar, genellikle ikinci yıldan itibaren güvenle gebelik planlayabilir. Organ nakli yalnızca cerrahi bir işlem değildir; cerrahi, anestezi, yoğun bakım, enfeksiyon, psikoloji ve koordinasyon ekiplerinin birlikte çalıştığı multidisipliner bir süreçtir. Bir hastanede organ naklinin başarıyla yapılabilmesi, o kurumun genel hizmet kalitesinin de göstergesidir.</p>
<p><strong>Yanlış inançlar bağışın önündeki en büyük engel</strong></p>
<p>Toplumda organ bağışıyla ilgili bilgi eksikliği, önyargı ve yanlış inanışlar yaygındır. Oysa doğru bilgiyle hareket eden bireylerin sayısı arttıkça, bağış oranları da artacaktır. Medyanın bu konudaki olumlu haberleri, farkındalığı artırmada önemli bir rol oynamaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın son yıllarda yaptığı çalışmalar olumlu sonuçlar verse de, kat edilmesi gereken daha uzun bir yol vardır.</p>
<p><strong>Yaşamı paylaş, umudu çoğalt</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın organ nakli merkezlerinde yürüttüğü denetimler ve kayıt sistemleri, kaliteyi artırmayı hedeflemektedir. Daha fazla hastaya ulaşmak ve bunu yüksek standartlarda yapmak, Türkiye’nin organ naklindeki en önemli hedefidir. Organ bağışı, bir insanın hayatını kurtarmanın en insani yoludur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sisli-hastaneleri-organ-nakli-merkezi-baskani-prof-dr-kamil-yalcin-polat-ulkemizde-organ-bagisi-10-kat-arttirilmali-589087">Şişli Hastaneleri Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kamil Yalçın Polat &#8220;Ülkemizde Organ Bağışı 10 Kat Arttırılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ bağışı &#8216;e-Devlet&#8217; üzerinden yapılabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-e-devlet-uzerinden-yapilabiliyor-588494</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 12:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[E-Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hamdi Karakayalı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<category><![CDATA[yapılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588494</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organ bağışı, bir insandan diğerine uzanan en büyük yaşam mirasıdır. Her bağış, birçok kişiye yaşam armağan ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-e-devlet-uzerinden-yapilabiliyor-588494">Organ bağışı &#8216;e-Devlet&#8217; üzerinden yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Organ bağışı, bir insandan diğerine uzanan en büyük yaşam mirasıdır. Her bağış, birçok kişiye yaşam armağan ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre; Türkiye’de 25 bin 245 kişi böbrek, 2 bin 650 kişi karaciğer ve bin 477 kişi kalp nakli bekliyor. Diğer organlar da eklendiğinde 30 binin üzerinde hastanın büyük bir umutla organ nakli için beklediği görülüyor. Ancak, geçen yıl ülkemizde 2 bin 79 beyin ölümünün sadece yüzde 17’si organ bağışıyla sonuçlanmış durumda. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,</strong> oysa organ nakli bekleme listesinde kayıtlı hastaların sayısının her yıl daha da arttığına ve hastaların bir kısmının bu bekleme sürecinde hayatlarını kaybettiklerine dikkat çekerek, “Başta karaciğer, böbrek ve kalp gibi hayati organlar olmak üzere birçok organın son dönem yetmezliğinin tedavisinde organ nakli tek tedavi seçeneğidir. Unutulmamalı ki kalp gibi bazı organ nakli bekleyen hastaların canlı verici gibi bir alternatifleri de yoktur. Bugün Türkiye’de binlerce hasta için organ bağışı tek yaşam umududur. Her bir bağış, birçok kişiye yaşam şansı kazandırır” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,</strong> 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Türkiye nakil başarısında dünya liginde</strong></p>
<p>Ülkemizde erişkin ve çocuk hasta gruplarında yapılan nakillerde sağ kalım oranları yüzde 90’ın üzerinde seyrediyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, bu yüksek başarı sayesinde her yıl çok sayıda yabancı hastanın karaciğer veya böbrek nakli olmak için Türkiye’yi tercih ettiklerini  belirterek, “Üstelik yurt dışından gelen hastaların önemli bir bölümünü zorlu vakalar oluşturmaktadır. Yurt içi ve yurt dışındaki hastalarda elde ettiği bu başarılar ile ülkemiz dünyada organ naklinde öncü ülkeler arasında yerini almıştır. Bir başka deyişle, ülkemiz nakil başarısında dünya ligindedir. Bu nedenle, sadece hastalar değil, dünyanın birçok ülkesinden hekimler, cerrahlar da organ nakli ameliyat yöntemini öğrenmek için ülkemize gelmektedir” diyor.  </p>
<p><strong>Hedef kadavradan organ bağışını artırmak! </strong></p>
<p>Ülkelerin nüfus sayılarına göre organ bağışı oranını gösteren pmp değeri (her bir milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısı), İspanya, Fransa ve İtalya’da sırasıyla 47, 26 ve 25 iken, bu değer ülkemizde sadece 3.6’da kalıyor. Bu oranlar, yapılan organ nakillerine de yansıyor. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i kadavradan yapılırken, Türkiye’de bu oran yüzde 15–20 civarında seyrediyor, yani ülkemizde nakillerin büyük bölümü hâlâ canlı vericilerden yapılıyor. Bu tablo, kadavra bağışının artırılmasının ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Organ nakli ekiplerinin en büyük hedefinin kadavradan bağış sayısının artması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadavra bağış oranları, bir ülkenin toplum sağlığı konusunda duyarlılığının en temel göstergelerinden biridir. Her hastanın uygun canlı verici bulamadığı, kalp gibi bazı organ bekleyen hastalarda canlı verici şansı olmadığı ve bekleme listelerindeki ölüm oranları göz önüne alındığında, bu duyarlılığın yaygınlaştırılması yaşamsal önem taşımaktadır.” </p>
<p><strong>Organ bağışıyla yaşam armağan edin!</strong></p>
<p>Bekleme listelerindeki ölüm oranları da dikkate alındığında, organlara ihtiyacı olan hastaların yaşama tutunmalarının tek yolunun organ bağışı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Organ bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, en yakın hastanenin organ nakli koordinatörlüğüne ve il sağlık müdürlüklerine başvurabilecekleri gibi, bu ay içinde yürürlüğe giren bir uygulama neticesinde organ bağışlarını e-Devlet üzerinden de yapabilirler” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>En büyük engel: Yanlış inanışlar! </strong></p>
<p>Toplumda, organ bağışı konusunda gelenek- göreneklere dayalı eksik bilgilerin ve duyulan güvensizliğin bağışların artmasını önleyen en önemli sebepler olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Örneğin, beyin ölümünde hastaların iyileşebileceğine yönelik hatalı bir kanı var. Oysa, beyin ölümü tıbben geri dönüşsüzdür, yani kişi yaşamını yitirmiştir. Dolayısıyla, organları yoğun bakım cihazlarının desteğiyle sadece kısa bir süre için canlı tutulabilmektedir. Organ nakli de bu süreçte yapılabilmektedir. Ayrıca, ölüm gerçekleştiği için nakil sırasında acı veya başka bir his algılanması söz konusu olamaz” bilgisini veriyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ayrıca ülkemizin organ bağışından nakline kadar olan tüm süreçte dünyaca kabul edilmiş en güvenli ülkelerden biri olduğunu da aktararak, “Tüm organ nakilleri Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde, ulusal koordinasyon sistemiyle yapılmaktadır. Dolayısıyla, organların kötüye kullanılması mümkün değildir” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-e-devlet-uzerinden-yapilabiliyor-588494">Organ bağışı &#8216;e-Devlet&#8217; üzerinden yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Vermenin En Kıymetli Yolu: Organ Bağışı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayat-vermenin-en-kiymetli-yolu-organ-bagisi-588126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 11:54:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kıymetli]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hamdi Karakayalı]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[vermenin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatmanın]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Organ bağışı, bir insandan diğerine uzanan en büyük yaşam mirasıdır. Her bağış, birçok kişiye yaşam armağan ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-vermenin-en-kiymetli-yolu-organ-bagisi-588126">Hayat Vermenin En Kıymetli Yolu: Organ Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Organ bağışı, bir insandan diğerine uzanan en büyük yaşam mirasıdır. Her bağış, birçok kişiye yaşam armağan ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2025 yılı verilerine göre; Türkiye’de 25 bin 245 kişi böbrek, 2 bin 650 kişi karaciğer ve bin 477 kişi kalp nakli bekliyor. Diğer organlar da eklendiğinde 30 binin üzerinde hastanın büyük bir umutla organ nakli için beklediği görülüyor. Ancak, geçen yıl ülkemizde 2 bin 79 beyin ölümünün sadece yüzde 17’si organ bağışıyla sonuçlanmış durumda. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,</strong> oysa organ nakli bekleme listesinde kayıtlı hastaların sayısının her yıl daha da arttığına ve hastaların bir kısmının bu bekleme sürecinde hayatlarını kaybettiklerine dikkat çekerek, “Başta karaciğer, böbrek ve kalp gibi hayati organlar olmak üzere birçok organın son dönem yetmezliğinin tedavisinde organ nakli tek tedavi seçeneğidir. Unutulmamalı ki kalp gibi bazı organ nakli bekleyen hastaların canlı verici gibi bir alternatifleri de yoktur. Bugün Türkiye’de binlerce hasta için organ bağışı tek yaşam umududur. Her bir bağış, birçok kişiye yaşam şansı kazandırır” diyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,</strong> 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurgulayarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye nakil başarısında dünya liginde</strong></p>
<p>Ülkemizde erişkin ve çocuk hasta gruplarında yapılan nakillerde sağ kalım oranları yüzde 90’ın üzerinde seyrediyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, bu yüksek başarı sayesinde her yıl çok sayıda yabancı hastanın karaciğer veya böbrek nakli olmak için Türkiye’yi tercih ettiklerini  belirterek, “Üstelik yurt dışından gelen hastaların önemli bir bölümünü zorlu vakalar oluşturmaktadır. Yurt içi ve yurt dışındaki hastalarda elde ettiği bu başarılar ile ülkemiz dünyada organ naklinde öncü ülkeler arasında yerini almıştır. Bir başka deyişle, ülkemiz nakil başarısında dünya ligindedir. Bu nedenle, sadece hastalar değil, dünyanın birçok ülkesinden hekimler, cerrahlar da organ nakli ameliyat yöntemini öğrenmek için ülkemize gelmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Hedef kadavradan organ bağışını artırmak! </strong></p>
<p>Ülkelerin nüfus sayılarına göre organ bağışı oranını gösteren pmp değeri (her bir milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısı), İspanya, Fransa ve İtalya’da sırasıyla 47, 26 ve 25 iken, bu değer ülkemizde sadece 3.6’da kalıyor. Bu oranlar, yapılan organ nakillerine de yansıyor. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i kadavradan yapılırken, Türkiye’de bu oran yüzde 15–20 civarında seyrediyor, yani ülkemizde nakillerin büyük bölümü hâlâ canlı vericilerden yapılıyor. Bu tablo, kadavra bağışının artırılmasının ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Organ nakli ekiplerinin en büyük hedefinin kadavradan bağış sayısının artması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hamdi Karakayalı,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Kadavra bağış oranları, bir ülkenin toplum sağlığı konusunda duyarlılığının en temel göstergelerinden biridir. Her hastanın uygun canlı verici bulamadığı, kalp gibi bazı organ bekleyen hastalarda canlı verici şansı olmadığı ve bekleme listelerindeki ölüm oranları göz önüne alındığında, bu duyarlılığın yaygınlaştırılması yaşamsal önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>Organ bağışıyla yaşam armağan edin!</strong></p>
<p>Bekleme listelerindeki ölüm oranları da dikkate alındığında, organlara ihtiyacı olan hastaların yaşama tutunmalarının tek yolunun organ bağışı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Organ bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, en yakın hastanenin organ nakli koordinatörlüğüne ve il sağlık müdürlüklerine başvurabilecekleri gibi, bu ay içinde yürürlüğe giren bir uygulama neticesinde organ bağışlarını e-Devlet üzerinden de yapabilirler” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>En büyük engel: Yanlış inanışlar! </strong></p>
<p>Toplumda, organ bağışı konusunda gelenek- göreneklere dayalı eksik bilgilerin ve duyulan güvensizliğin bağışların artmasını önleyen en önemli sebepler olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, “Örneğin, beyin ölümünde hastaların iyileşebileceğine yönelik hatalı bir kanı var. Oysa, beyin ölümü tıbben geri dönüşsüzdür, yani kişi yaşamını yitirmiştir. Dolayısıyla, organları yoğun bakım cihazlarının desteğiyle sadece kısa bir süre için canlı tutulabilmektedir. Organ nakli de bu süreçte yapılabilmektedir. Ayrıca, ölüm gerçekleştiği için nakil sırasında acı veya başka bir his algılanması söz konusu olamaz” bilgisini veriyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, ayrıca ülkemizin organ bağışından nakline kadar olan tüm süreçte dünyaca kabul edilmiş en güvenli ülkelerden biri olduğunu da aktararak, “Tüm organ nakilleri Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde, ulusal koordinasyon sistemiyle yapılmaktadır. Dolayısıyla, organların kötüye kullanılması mümkün değildir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-vermenin-en-kiymetli-yolu-organ-bagisi-588126">Hayat Vermenin En Kıymetli Yolu: Organ Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Bağışı Haftası&#8217;nda müzik, umut ve iyilikle buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-muzik-umut-ve-iyilikle-bulusuyor-588063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[iyilikle]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 3–9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası, toplumda organ bağışı bilincini artırmak ve daha fazla kişinin yaşam kurtaran bu adımı atmasını teşvik etmek amacıyla düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-muzik-umut-ve-iyilikle-bulusuyor-588063">Organ Bağışı Haftası&#8217;nda müzik, umut ve iyilikle buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 3–9 Kasım tarihleri arasında kutlanan <strong>Organ Bağışı Haftası</strong>, toplumda organ bağışı bilincini artırmak ve daha fazla kişinin yaşam kurtaran bu adımı atmasını teşvik etmek amacıyla düzenleniyor. Türkiye’de her yıl binlerce hasta organ nakli beklerken, bu hafta boyunca gerçekleştirilen etkinlikler; bilgilendirme kampanyaları, konserler, seminerler ve sosyal sorumluluk projeleriyle organ bağışının önemine dikkat çekmeyi hedefliyor.</p>
<p>Bu anlamlı hafta kapsamında düzenlenen <strong>“Yaşam En Güzel Miras” – Ayda1Detoks Konseri</strong>, 4 Kasım 2025 tarihinde <strong>Jolly Joker Vadistanbul</strong> sahnesinde gerçekleşecek. Yaşamın değerine dikkat çekmek ve organ bağışı farkındalığını artırmak amacıyla düzenlenen gecede <strong>müzik, umut ve iyilik aynı sahnede</strong> buluşacak. Etkinlikten elde edilecek gelir ile fidan dikilecek ve organ bağışı bilincinin yaygınlaştırılması hedeflenecek.</p>
<p><b><strong>Her Katılım Bir Hayat, Her Fidan Bir Nefes</strong></b></p>
<p>Etkinlik kapsamında her bilet, bir fidan olarak katkı sağlarken, gece boyunca organ bağışı hakkında bilgilendirme yapılacak. Organ bağışıyla bir insana yaşam, dikilen her fidanla bir ormana nefes vermeyi hedefleyen organizasyon kapsamında, dileyen katılımcılar bağış formu doldurarak bu anlamlı sürece dahil olabilecek.</p>
<p><b><strong>Orhan Hakalmaz İlk Kez Bu Sahnede!</strong></b></p>
<p>Yakın zamanda <strong>böbrek nakli operasyonu</strong> geçiren Türk halk müziğinin sevilen ismi <strong>Orhan Hakalmaz</strong>, tedavi sürecinin ardından <strong>ilk kez</strong> bu konserle sahneye çıkacak.<br />Sanatçı, iyileşme sonrası ilk performansında müziğin birleştirici gücüyle yeniden sevenleriyle buluşacak.</p>
<p><b><strong>Sinan Güleryüz’den Duyarlı Destek</strong></b></p>
<p>Müzik dünyasının sevilen isimlerinden <strong>Sinan Güleryüz</strong> de organ bağışına dikkat çekmek amacıyla <strong>Ayda1Detoks grubunun sahnesine konuk olacak.</strong><br />Sanatçı, “Bir şarkı bile bazen bir hayatı değiştirebilir,” diyerek bu anlamlı etkinliğe gönüllü olarak destek verdi.</p>
<p><b><strong>Müziğin Kalbi Yaşam İçin Atıyor</strong></b></p>
<p>Gecede, tamamı doktorlardan oluşan <strong>Ayda1Detoks grubu</strong> sahne alacak.<br />Selçuk Köse, Anıl Akpınar, Turan Yıldırımoğlu, Adnan Sayar, Hüseyin Yıldırımoğlu, Özgür Aydın ve Onur Keskin’den oluşan grup, müziği iyileştirici bir güç olarak kullanarak <strong>‘yaşama nefes olma’</strong> çağrısını müzik aracılığıyla duyuracak.<br />‘<strong>Bir Ayda Bir Detoks, Yılda Bir Farkındalık</strong>’ mottosuyla yola çıkan grup, her konserinde toplumsal bir konuya dikkat çekerek iyiliği çoğaltmayı hedefliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-muzik-umut-ve-iyilikle-bulusuyor-588063">Organ Bağışı Haftası&#8217;nda müzik, umut ve iyilikle buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 10:40:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahların]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciğer Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Leiden Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[naklinde]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[verici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk cerrahlar, Hollanda’nın en eski ve prestijli hastanelerinden biri olan Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde, ülkenin ilk erişkin canlı vericili karaciğer naklini gerçekleştirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964">Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türk cerrahlar, Hollanda’nın en eski ve prestijli hastanelerinden biri olan Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde, ülkenin ilk erişkin canlı vericili karaciğer naklini gerçekleştirdi. </em></p>
<p><em>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı ve Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ile Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat, Hollanda’da ilk defa yapılan canlı vericili karaciğer nakline imza attılar.  </em></p>
<p>Türkiye geçmişte yabancı cerrahların bilgi ve deneyimlerinden faydalanan bir ülke iken, bugün Türk cerrahlar, özellikle canlı vericiden yapılan organ nakilleri alanında dünyaya rehberlik ediyor. Bilgi birikimleri ve deneyimleriyle uluslar arası alanda örnek gösterilen hekimler, eğitimler gerçekleştiriyor, operasyonlara öncülük ediyor. Bunun son örneği, 250 bin nüfuslu üniversite şehri olan Leiden’de,<em> </em>450 yıl önce kasabaya ödül olarak kurulan Leiden Üniversitesi’nin hastanesinde gerçekleşti. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı ve Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ile Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat</strong>, Hollanda’da ilk defa Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan canlı vericili karaciğer nakline imza atarken, üniversitenin tıp tarihinde yeni bir sayfa açan başarısına da ortak olmanın mutluluğunu yaşadılar. </p>
<p><strong>Geçen yıl Türkiye’ye gelmişlerdi </strong></p>
<p>Türkiye kadavradan nakilde dünya genelinde son sıralarda yer alırken, canlı vericiden organ naklinde ise ilk sırada bulunuyor. Bu alanda kazandıkları bilgi ve deneyimleri günümüzde yabancı meslektaşlarına aktarır duruma gelen Türk hekimler, önemli başarılara imza atıyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı geçtiğimiz günlerde Hollanda’da Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirdikleri canlı vericiden karaciğer nakline yönelik şöyle konuştu: “Geçtiğimiz yıl Leiden’in organ nakli ekibi (cerrahlar, gastroenterologlar, radyologlar, patologlar, anestezi ve yoğun bakım uzmanları, ameliyat hemşireleri) bizleri Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’mizde ziyaret etmiş, bir hafta boyunca yanımızda bulunarak üç karaciğer nakli ameliyatımızı gözlemlemişti. Ülkelerine döndükten sonra nihayet ilk vaka için alıcı, verici hazırlandı, online olarak yaptığımız konseyde uygun olduklarına karar verip ameliyat gününü kararlaştırdık. 45 yaşındaki Hollandalı hastaya, 29 yaşındaki donör olan yeğeninden karaciğeri naklettik ve 13 saat süren ameliyatı başarı ile tamamladık. Bu arada verici ameliyatı, ekibe Tayvan’dan katılan bir cerrahın katkısıyla robotik olarak gerçekleştirildi. Leiden Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi dünyada iyi bilinen prestijli bir kuruma böyle bir destek vermekten ülkemiz adına gurur duyduk.”</p>
<p><strong>Türkiye canlı vericili nakil başarısında dünyada 1. sırada</strong></p>
<p>Halen resmi verilere göre, Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bekleme Listesi’ne kayıtlı 35 bine yakın hastanın çoğunun acil organ nakline ihtiyaçları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karakayalı “Organ bağışı ihtiyacı karşılamaya yetmiyor ve hastaların çoğu bekleme sürecinde ne yazık ki hayatını kaybediyor, bu sırada listeye sürekli yeni hastalar ekleniyor. Buna karşın donör bulan hastaların tedavi edilmesini sağlayan canlı vericili karaciğer nakli sayılarına bakıldığında ülkemiz 1. sırada yer alıyor. Oysa ideal olan kadavradan bağış oranının yüksek olması. Bu nedenle ülkemizde kadavradan nakilleri mutlaka artırmalıyız” dedi. Prof. Dr. Karakayalı, Sağlık Bakanlığı’nın yeni yayınladığı yönetmeliğe göre artık, organ bağışı beyanlarının E-Devlet ve E-Nabız üzerinden yapılabileceğini de belirterek bunun kadavradan bağışın artmasında umut verici bir gelişme olduğunu söyledi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964">Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Bağışı Haftası&#8217;nda Yaşam en Güzel Miras Konseri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-yasam-en-guzel-miras-konseri-584840</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 3–9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası, toplumda organ bağışı bini artırmak ve daha fazla kişinin yaşam kurtaran bu adımı atmasını teşvik etmek amacıyla düzenlenir. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-yasam-en-guzel-miras-konseri-584840">Organ Bağışı Haftası&#8217;nda Yaşam en Güzel Miras Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 3–9 Kasım tarihleri arasında kutlanan Organ Bağışı Haftası, toplumda organ bağışı bini artırmak ve daha fazla kişinin yaşam kurtaran bu adımı atmasını teşvik etmek amacıyla düzenlenir. Türkiye’de her yıl binlerce hasta organ nakli beklerken, bu hafta boyunca gerçekleştirilen etkinlikler; bilgilendirme kampanyaları, konserler, seminerler ve sosyal sorumluluk projeleriyle organ bağışının önemine dikkat çekmeyi hedefler.</p>
<p>Organ Bağışı Haftası kapsamında düzenlenen ‘Yaşam En Güzel Miras’ Ayda1Detoks konseri, 04 Kasım 2025 tarihinde Jolly Joker Vadistanbul sahnesinde gerçekleşecek. Yaşamın değerine dikkat çekmek ve organ bağışı farkındalığını artırmak amacıyla düzenlenen gecede müzik, umut ve iyilik aynı sahnede buluşacak. Etkinlikten elde edilecek gelir ile fidan dikilecek ve organ bağışı bilincinin yaygınlaştırılması hedeflenecek. </p>
<p><b>Her Katılım Bir Hayat, Her Fidan Bir Nefes</b></p>
<p>Etkinlik kapsamında her bilet, bir fidan olarak katkı sağlarken, gece boyunca organ bağışı hakkında bilgilendirme yapılacak. Organ bağışıyla bir insana yaşam, dikilen her fidanla bir ormana nefes vermeyi hedefleyen organizasyon kapsamında, dileyen katılımcılar bağış formu doldurarak bu anlamlı sürece dahil olabilecek.</p>
<p><b>Müziğin Kalbi Yaşam İçin Atıyor</b></p>
<p>Gecede, tamamı doktorlardan oluşan Ayda1Detoks grubu sahne alacak. Selçuk Köse, Anıl Akpınar, Turan Yıldırımoğlu, Adnan Sayar, Hüseyin Yıldırımoğlu, Özgür Aydın ve Onur Keskin’den oluşan grup, müziği iyileştirici bir güç olarak kullanarak ‘yaşama nefes olma’ çağrısını müzik aracılığıyla duyuracak. Sanatçı Sinan Güleryüz&#8217;ünde konuk olarak katılacağı geceye pek çok ünü ismin destek vermesi bekleniyor.</p>
<p>‘Bir Ayda Bir Detoks, Yılda Bir Farkındalık’ mottosuyla yola çıkan Ayda1Detoks, her konserinde toplumsal bir soruna dikkat çekmeyi ve iyiliği çoğaltmayı amaçlıyor. Bu kez sahne, yaşamı yeniden anlamlandırmak ve organ bağışı konusuna farkındalık yaratmak için kurulacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-bagisi-haftasinda-yasam-en-guzel-miras-konseri-584840">Organ Bağışı Haftası&#8217;nda Yaşam en Güzel Miras Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nsan]]></category>
		<category><![CDATA[ömrü]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya basınında bir süre önce gündem yaratan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin lideri Şi Cinping arasında geçen “ömür uzatma” diyaloğu, insan yaşam süresinin gerçekten 150 yıla kadar çıkıp çıkamayacağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı, Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, ömrün uzamasında genetik bilim, biyoteknoloji ve organ yenilenmesinin rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan yaşam süresi son 70 yılda uzadı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan yaşam süresinin son 70 yılda belirgin biçimde uzadığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>“1950’li yıllardan beri insan ömrü zaten uzadı. Ortalama yaşam süresi 50’li, 60’lı yaşlardan 83-85 yaşlara kadar çıktı. Yapılan bilimsel çalışmalar, organların dayanıklılığı ve biyoteknolojik gelişmeler dikkate alındığında insan ömrünün 150 yıla kadar uzayabileceğini gösteriyor. Rockefeller neredeyse 100 yaşına kadar yaşamıştı ve yaşamı boyunca birden fazla organ nakli geçirmişti. Karaciğer, böbrek gibi organlar sayesinde o yaşa kadar dayanabildi. Bu da gösteriyor ki organ nakliyle bir noktaya kadar idare edebilmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p><strong>Konu uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşamak</strong></p>
<p>Ömrü uzatma araştırmalarının artık sadece “yaş almak” değil, sağlıklı yaşlanmak üzerine yoğunlaştığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Longevity yani uzun ama kaliteli yaşam bilimi, bugünlerde çok revaçta. İnsan ömrü uzadıkça nörolojik, kalp ve hücresel düzeyde sağlığı korumak daha önemli hale geliyor. Artık sadece uzun yaşamak değil, sağlıklı yaşlanmak tartışılıyor. Bunun öncüleri var dünyada. Brian Johnson her gün 2000’in üzerinde test yaparak vücudunu sürekli izliyor ve buna göre yaşam biçimini düzenliyor. Kendini adeta bir bilimsel denek gibi konumlandırdı. Sağlıklı yaşlanmanın sınırlarını bu tür örnekler üzerinden göreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Organ nakliyle değil, genetikle ulaşabiliriz</strong></p>
<p>Organ nakillerinin insan ömrünü uzatmada geçici bir çözüm sunduğunu belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Başkasının organını aldığınızda vücudun bu organı kabul etmesi için uzun süre immün süpresif yani bağışıklık baskılayıcı tedavi görmeniz gerekir. Bu da sizi bakteriyel, viral, mantar enfeksiyonlarına açık hale getirir. Bu nedenle sadece organ nakliyle yüzyıllarca yaşamak mümkün değil. Geleceğin çözümü genetik mühendislik ve hücresel yenilenmede. Yaşlanmayı geciktiren moleküller yani senolitikler üzerinde çalışmalar hızla ilerliyor. Japonya’da yeniden diş çıkarmayı sağlayan ilaç denemeleri başladı. Benzer şekilde yaşlanmayı yavaşlatan hatta geriye çevirebilen moleküller üzerinde çalışmalar yürütülüyor.” dedi.</p>
<p><strong>Kendi organlarımızı üretme dönemi yaklaşıyor</strong></p>
<p>Gelecekte insanların kendi kök hücrelerinden organ üretmesinin mümkün olacağını belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Tissue regeneration dediğimiz doku yenileme teknikleri gelişiyor. IPS teknolojileri sayesinde bireyin kendi hücresinden organ üretmek mümkün hale gelecek. Böylece artık başkasının organını almak yerine kendi organımızı yeniden üretebileceğiz.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca, genetiği değiştirilmiş hayvanlardan organ nakli çalışmalarının da ilerlediğini belirten Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Domuzlarda insan bağışıklık sisteminin tanıyıp saldırdığı proteinler genetik olarak silindi. Bu organlar insanlara nakledilebilir hale geliyor. Yani hayvan kaynaklı organ nakli çok yakın bir gelecekte klinik aşamaya gelecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>150 yıl ilk Asya’da mümkün olabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Yılancıoğlu, insan ömrünün 150 yıla ulaşmasının ilk olarak Batı’da değil, Asya ülkelerinde gerçekleşeceğini ifade ederek, “Regülasyonlar (düzenleme) Batı’da çok sıkı ama Asya ülkelerinde daha esnek. Genetiği değiştirilmiş ilk insanlar da Çin’de doğdu. Bu nedenle 150 yıllık ömür hedefi ilk olarak Çin gibi ülkelerde uygulanabilir. Orada bilimsel riskler daha serbest test ediliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Putin–Şi arasındaki diyaloğun “sadece bir sohbet değil, aynı zamanda bir mesaj” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılancıoğlu, “Biyoteknoloji ilk olarak bu ülkelerde hızlı gelişecek. Bilimsel etik ve yasal sınırlamalar Batı’da daha katı olduğu için orada bu gelişmeleri daha geç göreceğiz.” dedi.</p>
<p><strong>Bugün doğan çocuklar 150 yılı görebilir</strong></p>
<p>İnsan ömrünün 150 yıla ulaşmasının 2030’da değil ama gelecek 50 yıl içinde mümkün olabileceğini belirten Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“2030 yılı biraz erken. Belki 90’lı yaş ortalamalarına ulaşabiliriz ama 150 yıl için 50 yıl daha gerekiyor. Bugün doğan çocuklar bu gelişmelere şahit olacak. Onların 150 yaşına kadar yaşayabileceğini görebiliriz. Bizim kuşak için sınır hala 100 yaş civarında.”</p>
<p><strong>Gen düzenleme hızla ilerliyor ama sağlıkta süreçler yavaş</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kaan Yılancıoğlu, CRISPR ve PA (Prime Editing) gibi gen düzenleme teknolojilerinin insan ömrünü uzatmada devrim yaratacağına işaret ederek, “Bozuk genetik materyali çıkarıp yerine sağlıklı genleri takabiliyoruz. Tek bir mutasyonu bile değiştirmek artık mümkün. Ancak sağlıkta mevzuat çok yavaş. Bir ilacın klinik uygulamaya girmesi 5 ila 15 yıl sürüyor. Dolayısıyla laboratuvardaki buluşları biz ancak 15-20 yıl sonra klinikte görebiliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Yapay zeka (AI) teknolojilerinin hızla ilerlemesine karşın sağlıkta aynı hızın mümkün olmadığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Yapay zekada güvenlik regülasyonu yok, o yüzden çok hızlı. Ama sağlıkta etik ilkeler, onay süreçleri ve regülasyonlar var. Bu da ilerlemeyi doğal olarak yavaşlatıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/insan-omru-gercekten-150-yila-cikabilir-mi-583049">İnsan ömrü gerçekten 150 yıla çıkabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[kıtalararası]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[naklinde]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886">Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğinde Üsküdar Üniversitesi’nden Yoğun Bakım Uzm. Dr. Kadir Doğruer ve perfüzyonist Tarık Demir’den oluşan ekip, kıtalararası organ naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de bu alanda kıtalararası nakil ekibinde yer alan tek ekip Üsküdar Üniversitesi’nde.</p>
<p>Prof. Dr. Kocailik, bu kritik sürecin zorluklarını şöyle anlattı:</p>
<p>“Bazı hastaların kalp ve akciğerleri o kadar yetersiz çalışıyor ki, cihaz desteği olmadan yaşamaları mümkün olmuyor. Yoğun bakımda, pek çok cihaza bağlı yaşıyorlar; hatta hastane içinde MR ya da tomografi gibi tetkiklere bile taşınamıyorlar. Bu hastaların yaşama tutunabilmeleri ve nakilleri, ancak vücut dışı yaşam destek sistemleri ile mümkün oluyor. Bu sistemler ise ileri düzeyde bilgi ve deneyim gerektiren perfüzyon uygulamaları ile çalıştırılıyor.</p>
<p>Üsküdar ekibi, 10 yıl önce hastaneler arası ve şehirler arası nakillerle yola çıktı. Ardından Bakü–İstanbul ve Kosova–İstanbul arasında organ nakillerini başarıyla gerçekleştirerek uluslararası boyuta adım attı. Bugün ise kıtalararası uçuşlarda görev alabilen ender ekiplerden biri olarak dünya çapında öne çıkıyor.”</p>
<p><strong>Kıtalararasında dünya çapında 11 ekipten biri… </strong></p>
<p>Organ nakillerinde hastane içinden kıtalar arası boyuta uzanan beş farklı kategori bulunuyor. Ancak bu zincirin en zorlu halkası olan kıtalararası nakilleri yapabilen ekip sayısı dünya çapında yalnızca 11. Türkiye’de bu başarıyı gerçekleştiren tek ekip ise Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün uzman kadrosu.</p>
<p>Prof. Dr. Kocailik, bu başarıyı mümkün kılan şeyin yalnızca teknik donanım değil, nitelikli insan kaynağı ve güçlü bir akademik kadro olduğuna dikkat çekerek, “Biz yalnızca hayat kurtarmıyoruz, aynı zamanda geleceğin perfüzyonistlerini de yetiştiriyoruz. Sahip olduğumuz deneyim, laboratuvar imkanları ve bilimsel çalışmalarımızla hem ülkemizde hem dünyada öncü konumdayız.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü, bu başarıyla birlikte yalnızca eğitimde değil, uluslararası sağlık hizmetlerinde de rol üstlenmiş durumda.</p>
<p><strong>Perfüzyon bölümü nedir?</strong></p>
<p>Kalp ve/veya büyük damarlarda yapılacak müdahalelerde, kalp ve/veya akciğer nakillerinde ameliyat süresince kalp akciğer makinasını kullanarak hastanın hayatiyetinin devamını sağlayan, ECMO ve vücut dışı yaşam destek sistemleri ile de kritik hastaların tedavisinde önemli katkı sağlayan bilim dalıdır.</p>
<p>Bu meslek mensubuna da perfüzyonist unvanı verilmektedir. Perfüzyonist olmak için 4 yıllık perfüzyon lisansı ya da perfüzyon yüksek lisansı eğitimi alınması şartı bulunmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-tek-kitalararasi-organ-naklinde-gorev-alan-ekibi-uskudar-universitesinden-578886">Türkiye&#8217;nin tek kıtalararası organ naklinde görev alan ekibi Üsküdar Üniversitesi&#8217;nden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p>Yaygın görülen yakınmalar olduğu için endometriozis başka hastalıklarla karıştırılabiliyor, bu nedenle tanı konulması 8-10 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong>,  endometriozisin bir türü olan derin endometriozisin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmesinin yanı sıra ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekerek, “Endometriozis hastalarının yüzde 10 -20’sinde görülen derin endometriozis   tutulum yaptığı  organlarda ciddi hasarlar oluşturabilir.  Öyle ki tedavisinde gecikildiğinde yumurtalık, rahim ve bağırsaklar gibi organların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Bunların yanı sıra idrar borusunu tıkayarak böbrek yetmezliğine de neden olabilir. Dolayısıyla, özellikle ağrılı adet şikayetleri olağan karşılanmayıp, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Mesane ve bağırsaklara yerleşebiliyor </strong></p>
<p>Endometriozis, rahim iç tabakası olan endometriumun normalde rahmin içinde bulunması gereken yer dışında büyümesi; derin endometriozis ise bu doku büyümesinin daha derin dokulara, rahim, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve mesane gibi yapılara ilerlemesi olarak tanımlanıyor. Bu lezyonlar kronik pelvik ağrı, adet ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi semptomlar ile kendini belli ediyor. Endometriozise genellikle doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda rastlanıyor, bu oran derin endometriozis vakalarını da içeriyor.</p>
<p><strong>Önemli bir infertilite nedeni! </strong></p>
<p>Endometriozis hastalığına sahip kadınların yüzde 30 ila 50’si doğurganlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çünkü rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertilite, yani kısırlığa sebep olabiliyor. Bu nedenle endometriozis hastalığında çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtileri asla ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen derin endometriozisin günlük yaşamı önemli ölçüde etkilediğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığın yol açtığı sorunları “adet dönemi sırasında artan ağrı, ağrılı ve uzun süren adet dönemleri, bel ağrısı, bacağa vuran ağrı, dışkılamada ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve sorunları,  bağırsaklarda tıkanıklık, idrar yolu problemleri, yumurtalık kistleri, depresyon, anksiyete ve stres” şeklinde sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özgü planlanıyor </strong></p>
<p>Endometrioziste tedavi planı hastanın semptomlarına, yaşına, fertilitesine, hastalığın şiddetine ve diğer bireysel faktörlere bağlı olarak kişiye özgü hazırlanıyor. Tedaviyle hastanın semptomlarını hafifletmek, komplikasyonları önlemek, gebelik şansını sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektiren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “İlaç tedavisinde ağrıyı hafifletici ilaçlar yer alırken, endometriozisin büyümesini yavaşlatan ve semptomları kontrol altına alan hormonal tedavi de tercih edilebilir. Cerrahi tedavide lezyonları çıkarmak için laparoskopi; büyük veya daha karmaşık lezyonların çıkarılması için laparotomi ya da şiddetli semptomlara sahip hastalarda veya başka tedavi seçenekleri başarısız olduğunda histerektomi, yani rahmin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir”  Prof. Dr. Mete Güngör, ilaç ve cerrahi tedavinin yanı sıra pelvik ağrısını hafifletmek için fizik tedavi, egzersiz programları, beslenme programı ile psikolojik destek ve danışmanlığının da tedavi sürecinde etkili olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Düzenli doktor kontrolü çok önemli!</strong></p>
<p>Nüks etme riski bulunan endometriozis hastalığında potansiyel tekrarlamaları erken tanımak ve hızlı bir şekilde müdahale etmek için tedavi sonrasında düzenli doktor kontrolleri önem taşıyor. Tedavinin ardından hormonal tedavi almak, endometriozisin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Özellikle çıkarılamayan veya tam olarak çıkarılamayan lezyonlar durumunda hormon tedavisi önerilebiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak ve sigara içmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hastalığın tekrarlama riskini azaltıyor. Derin endometriozisin hayat boyu sürebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Tekrarlama riski her durumda gelişebilir ve hiçbir tedavi yöntemi tamamen garanti etkili değildir. Bu nedenle, kadınlar endometriozisin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu bilmeli; tedavi sonrası düzenli olarak doktorlarıyla iletişimde kalmalı ve semptomlarını izlemelidirler” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>28.000 Kişi Organ Bekliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/28000-kisi-organ-bekliyor-419602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2023 21:02:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bekliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var. Kalp ve karaciğer bekleyen hasta sayısı da 2500 kadardır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/28000-kisi-organ-bekliyor-419602">28.000 Kişi Organ Bekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Organ bağışı sorunları ve çözüm yolları</strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var. Kalp ve karaciğer bekleyen hasta sayısı da 2500 kadardır. Özellikle böbrek nakli bekleyen hastalar için ben bu rakamın gerçekte daha fazla olduğuna inanıyorum. Böbrek nakline uygun olup da, organ nakline ulaşamayan veya çıkmaz diye uğraşmak istemeyen bazı hastaların olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Batı ülkelerinin tersine, ülkemizde böbrek nakillerinin %80’i canlı vericilerden, %20’u beyin ölümü sonrası bağışlanan organlardan yapılmaktadır. 2022 yılında 3345’i (% 92) canlı vericili olmak üzere 3621 böbrek, 1479’u (% 91) canlı vericili olmak üzere 1610 karaciğer nakli yapılmıştır.   Yapılan diğer solid organ nakilleriyle bu sayı 5269’a ancak ulaşmaktadır.</p>
<p><strong>Organ bağışında aile sevgisi öne çıkıyor!</strong></p>
<p>Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde, sevdikleri insanların yaşam şartlarını gören yakınları, yakınları için gönülden organ bağışına başvurmaktadırlar. Her ne kadar tek böbrekle kalmanın verici için hiçbir sakıncası olmamaktaysa da, bu işlem gerek psikolojik gerekse de fizyolojik olarak büyük bir fedakârlık gerektirmektedir. Verici ameliyatı da, vericiye hiçbir zararımız olmaması ilkesine bağlı olarak, biz cerrahlar için de oldukça stresli bir ameliyattır. Hâlbuki beyin ölümü gelişen insanlarda, onlara çok saygılı davranmamıza, çok özenli ameliyat yapmamıza karşın bir zarar vermemiz söz konusu değildir. Zaten toprak altında çürüyecek organları çıkartmak ve onlarla en az 5 kişiye yeniden hayat vermek canlı vericili ameliyatlardan çok daha az streslidir.</p>
<p><strong>Yılda 7 ila 8 bin kişi organ bulamadığı için hayatını kaybediyor!</strong></p>
<p>Ülkemizde yılda yaklaşık 5 binin biraz üzerinde organ nakli ameliyatı yapılmaktadır. Organ bulamadıkları için ölen insanları düşündükçe organ bağışının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizde organ bulamadığı için her yıl 7-8bin insanımız hayatını kaybetmektedir. Ancak, beyin ölümü sonrası bağışlanan organlarla yapılan nakillerin sayısı oldukça düşüktür. Son yıllarda bu sayıda artma olmasına karşın, hala Batı ülkelerinin çok gerisindeyiz. Organ bağışında Avrupa Birliği Ülkeleri ortalaması milyon nüfus başına 25 iken ülkemizde bu sayı Sağlık Bakanlığının son yıllarda yaptığı çabalar sonucu maalesef ancak 4.5’e yükselmiştir. Esas olarak Sağlık Bakanlığından hekimlere, medya kuruluşlarından insanımıza kadar bu rakamı yükseltmek için çaba göstermemiz gerekmektedir.</p>
<p><strong>Doktorlar beyin ölümü tanısı koymaya korkuyor!</strong></p>
<p>Öncelikle bu süreçte nerelerde sorun olduğunu anlamamız gerekir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 40bin civarında yoğun bakım yatağı vardır. Batı ülkeleri standartlarına göre yoğun bakım yatağı başına yılda 1 beyin ölümü bildirimi olması gerekir. Maalesef 2022 yılında ancak 1711 beyin ölümü bildirimi olmuştur. Akla bu kadar az olmasının nedeni olarak beyin ölümü tanısı konamaması geliyor. Halkımızın ön yargılarının aksine bir hastada beyin ölümü halinin oluşabilmesi için o kişiye yoğun bakımda kötü bakılması değil, aksine onu yaşatmak amacıyla çok iyi bakılması gerekmektedir. Aksi takdirde o hastayı başka organ yetmezlikleri nedeniyle erkenden kaybetmek mümkündür. Kanımca bu olasılık çok fazla değil. Artık yoğun bakımlarımız daha donanımlı, yoğun bakım hekimlerimiz daha bilgili. <em>Esas neden, beyin ölümü tanısı konamaması, tanı koymadaki tereddütler ve korkulardır.</em> Özellikle ülkemizin doğu ve kırsal bölgelerinde hasta yakınlarından ürken hekimler tanı koymakta zorlanmaktadır.</p>
<p><strong>Diyanet organ bağışını destekliyor!</strong></p>
<p>Bence en önemli ve en kolay çözülebilecek basamak aile onayının alınması. Her ne kadar bu konudaki engellerin dinsel nedenler ve toplumdaki ön yargılardan kaynaklandığı söylense de, esas nedenin insanların hayatta iken aile içinde bu konuların konuşulmaması ve bir kararın ifade edilmemesi olarak görüyorum. 2022 yılındaki 2bine yaklaşan beyin ölümü bildirime karşın, ancak 289 kadar aile organ bağışına izin vermiş. Bu %17’lik bir orana karşılık gelmektedir. Batı ülkelerinde bu oran %60’lara çıkmaktadır. Organ nakli koordinatörlerinin karşılaştığı en büyük problem ölen kişinin daha hayatta iken bu konuyu düşünmemiş olması ve bu konudaki beyanını aile fertleriyle paylaşmamasıdır. Halkımıza organ bağışı ve beyin ölümü daha iyi anlatılsa halkımız bağış konusunda çok vericidir. Diyanet İşleri Başkanlığının da bu konuda olumlu birçok fetvasının olduğu düşünülürse, yapılacak şeyin bu konuyu sürekli gündemde tutmak, aile içinde konuşulmasını sağlamak olacağı şüphesizdir.</p>
<p>Bunun için görsel ve yazılı basında, televizyon dizilerinde ve filmlerde, belki de en önemlisi okul müfredat programlarında bu konuların işlenmesi olacaktır. Organ bağışının sadece yılın bir haftasına sıkıştırılmadan tüm yıl boyunca yayılması daha büyük bir etki bırakacaktır. Organ bağışı konularında iyi işler yapmış ülkelere bakıldığında organ bağışının okullarda işlendiğini ve böylece daha çocukken bu konunun aile içinde işlendiğini görüyoruz.</p>
<p><strong>Ümitle bekleyen bir sürü insanı unutmayın!</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi organ bağışı birçok etmene bağlı karmaşık bir süreçtir. Her adımda atılacak adımın yararı olacaktır. Atılan adımlarda süreklilik ve kararlılık önemlidir. Ancak takılacak organlarla yeniden hayata dönecek insanların ümitle beklediğini unutmamak lazım. Bu nedenle daha hayatta iken organ bağış kararını vermek ve bu karar olumlu ise bunu aile fertleriyle gururla paylaşmak çok önemli. Bu karar için de hiçbir kuruluşa gitmeye gerek de yoktur. Sadece bu güzel kararı aile fertleriyle paylaşmak yeterli olacaktır.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/28000-kisi-organ-bekliyor-419602">28.000 Kişi Organ Bekliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3-9 kasım organ bağışı ve nakli haftası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-419590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2023 21:01:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[kasım]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı “Organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-419590">3-9 kasım organ bağışı ve nakli haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ORGAN BAĞIŞI, İNSANLIĞA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK İYİLİK</strong></p>
<p><strong>3-9 KASIM ORGAN BAĞIŞI VE NAKLİ HAFTASI</strong></p>
<p><strong>           HAYATI KURTARMAK İÇİN ORGAN BAĞIŞI YAPALIM</strong></p>
<p><strong>Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı “Organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.” diyor. </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Başarılı bir şekilde gerçekleştirildiğini unutmayın</strong></p>
<p>Milattan önceki çağlardan bu yana, insan vücudunda işlev göstermeyen veya eksik olan parçaların, başka bir kaynaktan temin edilerek insana nakledilmesi işlemi yapılmaktadır. Gelişen ve kümülatif olarak yükselen tıp bilimi ve teknolojinin desteği ile organ nakilleri günümüz dünyası ve ülkemizde oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.  Yapılan kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, pankreas, uterus, ekstremiteler ve diğer organ ile dokuların nakilleri sayesinde, organ yetmezliği olan insanların sağlığına kavuşması ve çok yönlü olarak topluma kazandırılması sağlanmaktadır. </p>
<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye&#8217;de 2023 yılı itibariyle organ nakline ihtiyaç duyan 25.319 hasta bulunmakta. Bu hastalardan böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalar, akraba veya yakınlarının kendilerine organ bağışlaması halinde canlı vericili nakil olabilmektedir. Ancak kalp, akciğer gibi canlı donör bağışı olmayan organları bekleyen hastalar, bu imkana sahip değildir. Kadavra donörden bağış olmaması halinde hayatlarını kaybetmektedirler. Organ nakli bekleyen hastalar, yaşamlarını sürdürebilmek için diyaliz, hemofiltrasyon gibi tedavilere ihtiyaç duymaktadır. Organ nakli bekleyen hastalar, tedavileri sırasında sıklıkla hastanede yatmakta ve bu nedenle iş ve sosyal yaşamlarından uzaklaşmaktadır. Bu durum, hastaların psikolojik ve sosyal açıdan da zorlanmasına neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Organlarınızı bağışlayabilirsiniz</strong></p>
<p>Organ bağışı, organ yetmezliği nedeniyle yaşam mücadelesi veren hastalar için umut ışığıdır. Organ bağışı sayesinde, bu hastalar yaşamlarını sürdürebilir ve yaşam kalitelerini artırabilirler. Organ bağışı, cinsiyete, ırka, dine ve sosyal statüye bakılmaksızın herkes tarafından yapılabilir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Bir gün hepimiz muhtaç olabiliriz</strong></p>
<p>Bir gün hepimizin muhtaç olabileceği organ bağışını bireysel olarak teşvik etmek için; organ bağışının önemi hakkında bilgi edinebilir ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirebilir, organ bağışı merkezlerinden bağış yapıp bağış kartını edinebilir ve yakınlarımıza organ bağışı niyetimizi bildirebiliriz. Aynı zamanda kişi ve kurumlar tarafından düzenlenen organ bağışı kampanyalarına destek olabiliriz.</p>
<p><strong>Farkındalık konusunda sizde fayda sağlayabilirsiniz</strong></p>
<p>Sonuç olarak, organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-419590">3-9 kasım organ bağışı ve nakli haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ Organ Nakli Enstitüsü kuruldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eu-organ-nakli-enstitusu-kuruldu-394696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 09:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=394696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanan karara istinaden, organ naklinde Türkiye’nin referans merkezleri arasında yer alan Ege Üniversitesi bünyesinde “Organ Nakli Enstitüsü” kuruldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-organ-nakli-enstitusu-kuruldu-394696">EÜ Organ Nakli Enstitüsü kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazetede yayımlanan karara istinaden,<b> </b>organ naklinde Türkiye’nin referans merkezleri arasında yer alan Ege Üniversitesi bünyesinde “Organ Nakli Enstitüsü” kuruldu. Uyguladığı başarılı organ nakli operasyonlarıyla dünya çapında adından söz ettiren Ege Üniversitesi, kurulan yeni enstitü ile birlikte organ nakli alanında nitelikli insan gücü yetiştirerek bilimsel araştırmalar ve Ar-Ge çalışmaları gerçekleştirecek.</p>
<p>Ege Üniversitesinin bugüne kadar çok sayıda organ naklini başarıyla gerçekleştirdiğini söyleyen Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Ülkemizin en önemli organ nakli merkezlerinden biri olan üniversitemizde, alanlarında en seçkin cerrahlarımızla organ ve doku naklinde pek çok ilke imza attık. A Plus kalitesinde hizmet veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine yaptığımız yatırımların neticesinde tüm sağlık hizmetlerinde olduğunu gibi organ naklinde de kalitemizi ve başarı oranımızı artırdık. Yurt dışından pek çok ülkeden sağlık turizmi kapsamında organ ve doku nakli için hastanemizi tercih eden hastalar mevcut. 30 yılı aşkın süredir hizmet veren Organ Nakli Uygulama ve Araştırma Merkezimizde; karaciğer, böbrek, kalp, akciğer, kornea gibi nakiller, modern tıbbi cihazlar kullanılarak uzman hekimlerimizce yapılıyor.  Bununla birlikte işin sosyal sorumluluk kısmını da önemsiyor, organ bağışına yönelik farkındalık yaratacak etkinlikler, konferanslar, söyleşiler gerçekleştiriyoruz.” dedi.</p>
<p><b>“Hem bilim üretilecek hem de insan kaynağı sağlanacak”</b></p>
<p>Kurulan Organ Nakli Enstitüsü ile bu alandaki çalışmaları daha ileri seviyelere taşıyacaklarını bildiren Prof. Dr. Budak, “Türkiye’de ilk kurumsal akreditasyon alan üniversitemiz, aynı zamanda bir araştırma üniversitesi olma niteliği taşıyor. Bu sorumlulukların bilinciyle yeni kurulan enstitümüz bünyesinde organ nakli alanında nitelikli insan gücü yetiştireceğiz ve literatüre katkı sunacak araştırmalar yapacağız. Halihazırda organ nakli konusunda bir referans merkezi olan üniversitemizi, enstitümüzün de katkısıyla bu konuda zirveye taşımak istiyoruz. Enstitümüz; organ naklinin nitelik ve nicelik olarak artırılması, hastaların ve donörlerin yaşam kalitesinin artırılması, organ nakli ile ilgili temel, klinik, immünolojik, biyomedikal teknolojiler ve translasyonel tıp alanlarında araştırmalar yapılması, disiplinlerarası uyum sağlanması gibi amaçlar üzerine çalışma yapacak. Diğer yandan yüksek lisans ve doktora programları ile organ naklinde uzman, nitelikli insan kaynağını yetiştirecek. Kurum dışı paydaşlarla da iş birliği içerisinde olarak İzmir’de ve Ege Bölgesinde organ nakli ve bağışı konusunda toplumsal farkındalık oluşturacak. Sağlık Turizmine katkı sağlayacak faaliyetler yürütülecek. Sanayi güdümlü araştırmalar, projeler, Ar-Ge çalışmaları yapılacak. Sadece nakil değil, nakile sebep olacak organ yetmezliği konusunda da önleyici tedbirlere yönelik çalışmalar gerçekleştirilecek” diye konuştu.</p>
<p>Organ bağışının önemini bir kez daha hatırlatan Prof. Dr. Budak, “Bu vesile ile organ bağışının önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum, unutmayalım ki organ bekleyen kişi; kendimiz ya da bir yakınımız da olabilir. Bu yüzden imkanı olan herkesi organ bağışı yapmaya davet ediyorum. Yeni kurulan Enstitümüzün üniversitemize kazandırılmasına vesile olan başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a ve emeği geçenlere teşekkür ediyor,  ülkemize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-organ-nakli-enstitusu-kuruldu-394696">EÜ Organ Nakli Enstitüsü kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
