<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>olabilir | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/olabilir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/olabilir</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>olabilir | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/olabilir</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hissediyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hissetme]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşınızdan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak denince aklımıza çoğunlukla kırışıklıklar ya da fiziksel değişimler gelir. Oysa bazen bedenimiz genç görünse de kendimizi yorgun, isteksiz, umutsuz ya da olduğumuz yaştan daha “yaşlı” hissedebiliriz. Uzun süreli stres, çözümlenmemiş duygular, yoğun yaşam temposu ve zayıflayan sosyal bağlar daha yaşlı hissetmenize neden olabilir. Bilimsel araştırmalar, kronik stresin beyin üzerinde iz bırakabildiğini ve ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ruhsal yaşın değiştirilemez bir kader olmadığını, doğru destek ve alışkanlıklarla ruhun yeniden güçlenebileceğini vurguluyor. </p>
<p><strong>YAŞLANMAK SADECE FİZİKSEL GÜÇ KAYBI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Yaşlanma denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak biyolojik değişimler, kırışıklıklar ya da fiziksel güç kaybı gelebilir. Yaş alma sürecinin yalnızca bedende değil, zihinde ve duygularda da yaşandığını belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Kimi insanlar takvim yaşı genç olmasına rağmen kendini yorgun, isteksiz ya da olduğundan daha yaşlı hissedebilirken; bazıları ilerleyen yaşına rağmen hayata karşı enerjik ve esnek kalabilir. Buradaki farkı ise biyopsikososyal yani biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin her birini bütüncül şekilde ele alarak tabloyu daha iyi okuyabiliriz.” diyor. </p>
<p><strong>KENDİNİZİ DAHA YAŞLI HİSSETMENİZİN 5 NEDENİ</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kronik Stres:</strong> Uzun süre devam eden stres, vücudun sürekli “tehdit altında” olduğu algısını yaratır. Bu durum kortizol seviyesini artırarak zihinsel yorgunluk, motivasyon düşüklüğü ve ruhsal tükenmişlik hissine neden olabilir.</li>
<li><strong>Sosyal İzolasyon:</strong> İnsanın sosyal bir varlık olduğunu belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sağlıklı güçlü ilişkiler psikolojik dayanıklılığı artırır. İzolasyon ve zayıflayan sosyal bağlar ise stres tepkisini artırarak kişinin kendini daha yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir” diyor. </li>
<li><strong>Zorlayıcı Deneyimler: </strong>Geçmişte yaşanan ve uygun şekilde ele alınmamış bazı travmatik deneyimler, zamanla kişinin tehdit algısının hassaslaşmasına yol açabilir. Bu durum bazı kişilerin duygusal olarak daha kırılgan, kaygıya daha açık olmasına ya da zihinsel olarak daha yorgun hissetmesine sebep olabilir.</li>
<li><strong>Anlam Duygusunda Azalma:</strong> Hayatta amaç ve anlam duygusunun zayıflaması, motivasyon ve yaşam enerjisinde belirgin bir düşüş yaratabilir. Bu durum kişinin günlük yaşamda daha isteksiz, yorgun ve yaşlı hissetmesine yol açabilir.</li>
<li><strong>Uzun Süreli Yüksek Kortizol:</strong> Stres hormonu olarak bilinen kortizolün uzun süre yüksek seyretmesi, uyku düzenini, hafızayı ve duygusal dengeyi olumsuz etkileyebilir. Bu durum hem zihinsel hem de duygusal olarak erken yaşlanma hissini artırabilir.</li>
</ul>
<p><strong>UZUN SÜRELİ STRES BEYNİ DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>Psikolojik zorlanmaların yalnızca “duygusal” bir yük olmadığını, beynin yapısında ve işleyişinde de iz bırakabildiğinin nörobilimsel araştırmalarla desteklendiğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Uzun süreli stres ve travmatik yaşantılar, beynin özellikle korku ve tehdit algısından sorumlu olan amigdala ile hafıza ve öğrenmede kritik rol oynayan hipokampus bölgelerinde yapısal ve işlevsel değişimlere yol açabiliyor. Bu değişimler, kişinin olayları daha tehditkâr algılamasına, risk değerlendirmesinde zorlanmasına, karar alma süreçlerinde daha kaygı temelli hareket etmesine neden olabiliyor. Sürekli tetikte olma hali ve yüksek kortizol düzeyi, zamanla hem zihinsel esnekliği hem de duygusal dayanıklılığı zayıflatabilirken; bireyin ruhsal olarak daha yorgun, daha kırılgan ya da kendini olduğundan daha “yaşlı” hissetme deneyimine yol açabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>YAŞLI HİSSETMEK KADERİNİZ DEĞİL! </strong></p>
<p>Sürecin geliştirilebilir olduğuna dikkat çeken <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Sosyal destek ağlarının güçlü olması, duygusal farkındalık geliştirmek, esnek düşünebilmek ve problem çözme becerilerini artırmak ruh sağlığını korumada ve genç tutmada etkili faktörlerdir. Benzer şekilde 80 yılı aşkın süredir devam eden Harvard yetişkin çalışmaları, bireylerin mutluluk oranlarının pozitif sosyal ilişkiler ve sahip olunan anlamlı bağlarla arttığını, hatta biyolojik stres yanıtını düzenlediğini göstermektedir. Yani stres, izolasyon ve çözümlenmemiş duygusal yükler ruhu yaşlandırabilirken; anlamlı ilişkiler, psikolojik dayanıklılık ve duygusal işleme becerileri ruhsal gençliği destekleyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>SAĞLIKLI YAŞLANMAK YALNIZCA HASTALIKLARDAN UZAK KALMAK DEĞİLDİR!</strong></p>
<p>Ruhsal yaşın kronolojik yaştan farklı olabileceğini ancak stres yönetimi, duygusal işleme becerileri ve güçlü sosyal bağların ruhsal gençliği ve sağlıklı yaş almayı desteklediğini ifade eden <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik</strong>, “Bu bulgular, yaşlanma sürecinin yalnızca kaç yıl yaşandığıyla değil, bu yılların nasıl deneyimlendiğiyle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bireyin stresle baş etme biçimi, duygularını işleme kapasitesi, yaşamda anlam ve amaç duygusu geliştirmesi ile kurduğu sosyal ilişkilerin niteliği; psikolojik dayanıklılığı güçlendiren temel unsurlar arasındadır. Bu nedenle sağlıklı yaşlanma, yalnızca hastalıklardan uzak kalmayı değil; zihinsel esnekliği korumayı, duygusal dengeyi sürdürebilmeyi ve sosyal bağları canlı tutmayı da kapsayan bütüncül bir iyi oluş halini ifade etmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasinizdan-daha-yasli-hissediyor-olabilir-misiniz-625613">Yaşınızdan Daha Yaşlı Hissediyor Olabilir misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikozu]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yoğun sohbet robotu kullanımı bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyebilir mi?</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin günlük hayatın önemli bir parçası hâline geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle ‘sohbet robotları’ olarak adlandırılan ve kullanıcılarla yazılı veya sözlü iletişim kurabilen sistemler, milyonlarca insan tarafından bilgi edinmek, sohbet etmek veya duygusal destek almak amacıyla kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Sohbet robotlarının; insanların yazdığı metinleri analiz ederek olası cevaplar üreten yazılım sistemleri olduğunu ve günümüzde çok gelişmiş dil modellerine dayandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Özellikle son yıllarda klinisyenler ve araştırmacılar, yoğun sohbet robotu kullanımının bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyip etkileyemeyeceğini tartışmaya başladı. 2023 yılında bazı araştırmacılar, sohbet robotu kullanımının psikotik belirtilerle ilişkili olabileceğini ifade ederek ‘yapay zekâ psikozu’ kavramını gündeme getirdi. Ancak bu kavram henüz resmi bir psikiyatrik tanı değil ve bu konuda kesin bilimsel veriler oldukça sınırlı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz!</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâ sistemlerinin dünya genelinde çok büyük bir kullanıcı kitlesine ulaştığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bazı araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerin önemli bir kısmının ruh sağlığıyla ilgili sorular için yapay zekâ sistemlerine başvurduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte, uzmanların önemli bir noktaya dikkat çektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz. Bugüne kadar yapay zekânın doğrudan psikoz başlattığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmamakta. Mevcut bilgiler daha çok vaka raporları, klinisyen gözlemleri ve medya haberlerinden elde edilmekte.</p>
<p>Ancak bazı vakalarda yoğun ve uzun süreli kullanımın mevcut psikiyatrik hassasiyetleri etkileyebileceği düşünülmekte. Örneğin bazı klinisyenler, günler boyunca çok yoğun yapay zekâ sohbeti yapan kişilerde sanrısal düşünceler veya gerçeklik algısında bozulma gibi belirtilerin arttığını bildirmiştir.”</p>
<p><strong>Bazı kullanıcılar sistemi insan gibi algılayıp ona bilinç atfedebilir!</strong></p>
<p>Sohbet robotlarının insan gibi düşünmediğini veya bilinç sahibi olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu sistemler yalnızca büyük veri kümelerinden öğrendikleri dil kalıplarına dayanarak istatistiksel olarak en olası cevabı üretirler. Yani kullanıcıya doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan, konuşmayı sürdürmeye en uygun yanıtı vermeye çalışırlar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bazı problemlere neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Çünkü sohbet robotları çoğu zaman kullanıcıya karşı çıkmak yerine onu onaylayan cevaplar verebilir. Araştırmalar, bazı yapay zekâ modellerinin kullanıcı davranışlarını insanlarınkinden daha sık onayladığını gösteriyor. Ayrıca yapay zekâ sistemlerinin konuşma tarzı oldukça akıcı ve insan benzeridir. Bu durum bazı kullanıcıların sistemi bir insan gibi algılamasına, hatta ona özel bir bilgi veya bilinç atfetmesine neden olabilir. Psikolojide buna antropomorfizm, yani insan özelliklerinin cansız varlıklara atfedilmesi denir.</p>
<p>Uzun ve kesintisiz sohbetler de başka bir sorun yaratabilir. Araştırmalar, uzun süreli etkileşimlerde bazı yapay zekâ modellerinin tutarsız veya hatalı cevaplar verme eğiliminin arttığını gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bazı kişilerde daha dikkatli olunmalı!</strong></p>
<p>Genel nüfus için sohbet robotu kullanımının çoğu zaman güvenli kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Ancak bazı kişilerde daha dikkatli olunması gerekir.” dedi.</p>
<p>Özellikle bazı grupların daha hassas olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Psikotik bozukluklara yatkın kişiler, yoğun sosyal izolasyon yaşayan bireyler, duygusal destek ihtiyacı yüksek olan kişiler, uzun süre ve yoğun biçimde yapay zekâ ile sohbet eden kullanıcılar risk altında sayılabilir. Bu kişilerde yapay zekâ ile kurulan ilişki bazen gerçek sosyal ilişkilerin yerini alabilir veya mevcut düşünce kalıplarını güçlendirebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz!”</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin tamamen zararlı olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Aksine, doğru tasarlanmış ve sınırları belirlenmiş sistemlerin ruh sağlığı alanında faydalı olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmakta. Bazı klinik araştırmalar, yapılandırılmış sohbet robotlarının depresyon ve anksiyete belirtilerinde iyileşme sağlayabildiğini gösteriyor.” dedi. </p>
<p>Ancak bu teknolojileri kullanırken bazı temel noktaların unutulmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay zekâ bir insan değildir.<strong> </strong>Bu sistemler düşünmez, hissetmez ve profesyonel klinik değerlendirme yapamaz. Ruh sağlığı sorunlarında profesyonel destek esastır.<strong> </strong>Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz. Kullanım süresine dikkat edilmelidir.<strong> </strong>Uzun ve yoğun sohbetler gerçek sosyal ilişkilerin yerini almamalıdır. Gerçek ilişkiler korunmalıdır.<strong> </strong>Aile, arkadaş ve profesyonel destek ağları ruh sağlığı için temel unsurlardır. Şüpheli belirtiler ortaya çıkarsa yardım alınmalıdır.<strong> </strong>Gerçeklik algısında bozulma, sosyal hayattan uzaklaşma veya yoğun yapay zekâ bağımlılığı gibi durumlarda bir uzmana başvurmak önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[Diyabetik Retinopati]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Retina]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, ülkemizde görme kaybının en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Uygun şekilde tedavi edilmediği ve düzenli takip edilmediği takdirde geri dönüşü olmayan kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong> diyabetik retinopatinin diyabetin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen en önemli komplikasyonu olduğunu belirterek, “Retina, gözün içini kaplayan ve görüntüyü algılayarak beyne ileten sinir tabakasıdır. Aslında görme fonksiyonunu gerçekleştiren ana yapıdır. Diyabetik retinopatide bu yapı yüksek kan şekerine bağlı olarak hasar görür ve tedavide gecikildiğinde kalıcı görme kaybı oluşur” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan,</strong>  bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tedavi edilmesinin göz sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, &#8220;Diyabet tanısının ardından, hiçbir yakınmaları olmasa bile hastaların düzenli göz kontrollerini yaptırmaları gerekmektedir. Bu sayede, ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, görme kaybı riskini önemli ölçüde azaltır ve çoğu zaman önlenebilir hale getirir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Her 10 hastadan yaklaşık 3’ünde görülüyor!</strong></p>
<p>Gözün sinir tabakası olan retinanın<strong> </strong>hasar görmesiyle meydana gelen diyabetik retinopati, diyabetik hastaların yaklaşık yüzde 30–35’inde görülüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, retinopati gelişme riskinin hastalığın süresiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Genellikle diyabet başlangıcından yaklaşık 5 yıl sonra gözde ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar ve hastalık süresi uzadıkça retinopati görülme sıklığı da artar. Türk Diyabetik Retinopati Epidemiyoloji Çalışması’na göre, diyabet süresi 15 yılı aştığında hem kadınlarda hem erkeklerde görülme oranı yaklaşık yüzde 66’ya yükselir. Ayrıca, kan şekeri düzeylerinin iyi kontrol edilememesi ve hipergliseminin uzun süre devam etmesi, retinal hasarın şiddetini de belirgin şekilde artırır” diyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybına neden olabilir!</strong></p>
<p>Diyabet temel olarak bir damar hastalığı olduğu için kanda yüksek düzeydeki glukozun uzun süre damar içinde dolaşması, damar duvarında yapısal bozulmaya yol açıyor. Bu hasar sonucu kan hücreleri, serum, proteinler ve lipidler, gözün sinir tabakası olan retinaya sızarak, ödem ve kanamalara neden oluyor. Bu tablo görme keskinliğinde azalmayla sonuçlanıyor.  Prof. Dr. Berna Özkan, hastalık ilerledikçe hasar gören damar duvarlarının zayıfladığını ve damarlarda tıkanmalar oluştuğunu belirterek, ”Bunun sonucunda retina yeterli kan ile oksijen alamaz; iskemi olarak adlandırılan süreç meydana gelir ve retina hücrelerinde kayıp başlar.  Bu evrede ortaya çıkan görme kaybı sinir hücrelerinin yenilenme kapasitesi olmadığı için çoğu zaman geri dönüşsüz, yani kalıcı olur” diye konuşuyor.  Hastalığın ilerlemesi durumunda retina dekolmanı gelişebileceği uyarısında bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, “Bu evreye geldiğinde görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek seviyeye düşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Glokomdan katarakta… </strong></p>
<p>Diyabet, retina dışında gözün başka yapılarını da etkileyebiliyor. Katarakt, glokom (göz tansiyonu), kornea ve oküler yüzey hastalıkları ile enfeksiyonlara yatkınlık bu etkiler arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, özellikle enfeksiyonlara yatkınlığın klinik açıdan büyük önem taşıdığını anlatarak,  şöyle devam ediyor: “Diyabetik hastalarda immün yanıtın zayıflaması nedeniyle, normalde vücutta zararsız şekilde bulunabilen ya da günlük yaşamda karşılaşılan mikroorganizmalar, göz içinde ciddi, hatta görmeyi tehdit eden enfeksiyonlara (endoftalmi) yol açabilir. Ayrıca diyabet, göz hareketlerini sağlayan kranial sinirlerde mikroiskemik hasara neden olarak göz kaslarında felçlere ve buna bağlı çift görmeye (diplopi) sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Yılda bir kez</strong> <strong>göz muayenesi çok önemli!</strong></p>
<p>Diyabetik retinopatide ilk damar değişiklikleri başladığında hastanın görme keskinliği hemen etkilenmeyebiliyor. Bu nedenle, diyabet tanısı konulduğunda düzenli göz muayeneleri ve ortaya çıkan sorunlara erken dönemde müdahale edilmesi, ciddi görme kaybının önlenmesi açısından kritik önem taşıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, diyabet tanısı alan ve henüz göz bulgusu saptanmayan hastaların yılda bir kez göz muayenesi yaptırmaları gerektiğini anlatarak, “Erken dönem retinopati bulguları tespit edildiğinde takip aralığı genellikle 6 aya indirilmektedir. İleri evre bulguların varlığında ise muayene sıklığı, hastalığın şiddetine ve klinik durumuna göre daha da artırılır” diyor. Prof. Dr. Berna Özkan, kontrol zamanı henüz gelmemiş olsa bile görme keskinliğinde azalma ve görme alanında kayıp fark edildiğinde veya şiddetli bir göz ağrısı oluştuğunda zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmanın son derece önemli olduğunu vurguluyor. </p>
<p><strong>Görme keskinliğinde artış sağlanabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüz tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada tam görme kaybının önüne geçmek mümkün olabiliyor. Diyabetik retinopati geliştiğinde, damar sızıntısına bağlı retina ödemi oluşmuşsa, göz içi enjeksiyon tedavileriyle ödem azaltılabiliyor. Bu tedavi sayesinde çoğu hastada görme keskinliğinde artış sağlanabildiğini aktaran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berna Özkan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastalık ilerleyip retina damarlarında tıkanmaya bağlı iskemi, yani doku tahribatı geliştiğinde ise iskemik retina alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanması gerekir. Daha ileri evrelerde diyabetik retinopatiye bağlı göz içi kanama, traksiyonel retina dekolmanı veya bağışıklık sistemindeki zayıflığa bağlı göz içi enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle kanamalar temizlenebilir, retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-kan-sekeri-kalici-gorme-kaybina-neden-olabilir-616923">Yüksek kan şekeri kalıcı görme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çaylar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[düşmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kilonuzun]]></category>
		<category><![CDATA[lodos]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[ödem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[zengin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777">Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca beslenme hatalarından değil, lodos gibi güçlü hava olaylarının vücudun sıvı dengesini etkilemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Hava basıncındaki ani değişimler, artan nem oranı ve sıcaklık dalgalanmaları, vücutta sıvı tutulumu riskini artırabiliyor. Bu durum halsizlik, baş ağrısı ve huzursuzluk hissiyle birlikte günlük yaşam konforunu da olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Gözde Akın lodosun vücudumuza fiziksel etkileri konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lodos fiziksel dengemizi de etkiliyor </strong></p>
<p>Lodos, birçok kişinin hem ruh halini hem de fiziksel dengesini etkileyen güçlü bir hava olayıdır. Havanın basıncındaki değişim, nem oranının artması ve sıcaklığın beklenmedik dalgalanmaları; baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk gibi etkilerin yanı sıra vücutta ödem oluşumunu da tetikleyebilir. Özellikle lodosun estiği günlerde birçok birey yüzünde, ellerinde, ayak bileklerinde veya karın bölgesinde şişkinlik fark edebilir. Bu durum doğrudan lodosun yarattığı sıvı tutulumuna yatkınlık ile ilişkilendirilebilir. Ancak beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lodos günlerinde ortaya çıkan ödemi kontrol altına almak mümkündür.</p>
<p><strong>Potasyumdan zengin besinleri tüketin</strong></p>
<p>Bu dönemde yetersiz su tüketimi ve tuz oranı yüksek besinlerin tercih edilmesi, ödemin daha belirgin hale gelmesine yol açabilir. Paketli ve işlenmiş gıdalar vücudun su tutma eğilimini artırırken, potasyumdan zengin ve lifli besinler sıvı dengesinin korunmasına destek olur. Potasyumdan zengin olan muz, avokado, ıspanak, kabak, kuru kayısı, mercimek gibi besinler tüketilebilir. Tuz tüketimini mutlaka azaltın. Paketli, salamura ve işlenmiş ürünlerden uzak durun. Maden suyu tüketiyorsanız sodyum oranı düşük olanları tercih edin.</p>
<p><strong>Lodos yüzünden iştah artabilir</strong></p>
<p>Öğün atlamayın çünkü uzun süre aç kalmak vücudun su tutma eğilimini artırabilir. Sebze ağırlıklı, liften zengin öğünler tüketin. Örneğin; brokoli, kabak, enginar, semizotu, salatalık gibi. Şekerli ve rafine karbonhidratlı gıdaları (beyaz ekmek, hamur işleri, tatlılar) sınırlandırın. Lodos nedeniyle artan iştah dalgalanmalarını kontrol etmek için yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Badem, ceviz, yoğurt, meyve, tam tahıllı kraker bu konuda en doğru tercihler olabilir.</p>
<p><strong>Bitki çayları destekleyici rol oynar</strong></p>
<p>Bazı bitki çaylarının vücudun sıvı dengesini destekleyebilir. Ancak bu çayların bilinçsiz ve aşırı bir şekilde tüketilmemesi gerekir. Ödem azaltmaya yardımcı çaylar kontrollü bir şekilde tüketilebilir. Maydanoz, kiraz sapı, zencefil, adaçayı, yeşil çay bu konuda destekleyicidir. Bu çayları günde 1-2 fincan ile sınırlayın. Kronik bir hastalık varsa tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Sabah aç karnına 1 bardak ılık su ve limon içmek de sindirimi ve dolaşımı destekleyebilir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı faktörleri ödemi etkileyebiliyor</strong></p>
<p>Uzun süre hareketsiz kalmak, stres düzeyinin artması ve düzensiz uyku lodoslu günlerde ödem şikayetlerini artıran unsurlardandır. Günlük rutinlerde yapılacak küçük düzenlemeler, bu etkilerin hafiflemesine yardımcı olabilir. Örneğin gün içinde en az 20-30 dakika yürüyüş yapmaya çalışın. Bacaklarda şişlik varsa gün içinde birkaç kez bacakları kalp seviyesinin üzerine kaldırarak dinlenin. Uzun süre oturmaktan kaçının ve her 45 dakikada bir kısa hareket molası verin. Lodosun getirdiği stres ve gerginliği azaltmak için nefes egzersizi veya hafif esneme hareketleri uygulayın.</p>
<p><strong>Lodos günlerinde ödemi azaltmaya yönelik öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Günlük 8-10 bardak su tüketmeye özen gösterin.</li>
<li>Tuz oranı yüksek, paketli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.</li>
<li>Potasyumdan zengin besinlere beslenmenizde yer verin.</li>
<li>Öğün atlamadan, liften zengin sebze ağırlıklı beslenin.</li>
<li>Gün içinde 20-30 dakika yürüyüş yaparak dolaşımı destekleyin.</li>
<li>Uzun süre oturmaktan kaçının, düzenli hareket molaları verin.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dusmeyen-kilonuzun-nedeni-lodos-olabilir-611777">Düşmeyen Kilonuzun Nedeni Lodos Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayaktaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[Yara Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz. Oysa ayaklarımız bizi hayata bağlayan, tüm vücut ağırlığımızı taşıyan, bizi istediğimiz yere götüren en önemli organlarımızın başında geliyor. Belirli bir yaştan sonra ya da diyabet, damar hastalıkları, nöropati gibi rahatsızlıkları olanlar için ayak sağlığı, sadece bir konfor meselesi olmaktan çıkıyor. Ayak yaralarının erken teşhisi ve uygun yönetimi, amputasyon (uzuv kaybı) riskini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için kritik önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tahir Öztürk, ayak yaraları ve bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ayaklarınızda oluşan yaralar bir hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Ayaklarda oluşan yaralar çoğu zaman basit bir sürtünme ya da küçük bir kesik gibi başlayabilmektedir. Ancak özellikle geç iyileşen, tekrarlayan ya da ağrısız seyreden yaralar, altta yatan ciddi bir sağlık sorununun ilk işareti olabilmektedir. Diyabet, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlar ayak yaralarının en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Zamanında fark edilip uygun şekilde tedavi edilmeyen yaralar ilerleyerek kronikleşebilir ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ayaklarda oluşan her yara dikkatle izlenmeli ve önemsenmelidir. Kronik ayak yaraları, yalnızca ciltte oluşan bir sorun değil; çoğu zaman sistemik hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlarla iç içe geçmiş karmaşık bir tablodur. Bu nedenle tek bir branşın yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmayabilir. Farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, bu sürecin en etkili ve güvenli şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda, hastanın genel sağlık durumu titizlikle değerlendirilmelidir. Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi yara iyileşmesini doğrudan etkileyen hastalıkların kontrol altına alınması, tedavinin temel taşlarından biridir. Aynı zamanda ayağın yapısal sorunları ele alınmalı; basınç noktaları azaltılmalı, yara bakımı en uygun şekilde sürdürülmelidir. Yara bölgesinin enfekte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmeli ve varsa enfeksiyonlar hedefe yönelik tedavilerle kontrol altına alınmalıdır. Bununla birlikte dolaşım problemleri olan hastalarda ise kan akışını artırmaya yönelik modern ve minimal invaziv yöntemler devreye girmelidir. </p>
<p><strong>Yara bakımında multidisipliner yaklaşım önemli</strong></p>
<p>Ayak yaralarının tedavisi ve bakımı ile ilgili tüm süreçlerin bir ekip anlayışıyla yürütülmesi hem yara iyileşmesini hızlandırmakta hem de uzuv kaybı gibi ciddi sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Ayak yara bakımında uygulanan bu yöntemlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir;</p>
<ul>
<li><strong>Kapsamlı Değerlendirme:</strong> Hasta, multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, yaranın nedenini, büyüklüğünü, derinliğini, enfeksiyon durumunu ve hastanın genel sağlık durumunu kapsamalıdır.</li>
<li><strong>Bireyselleştirilmiş tedavi planı:</strong> Değerlendirme sonuçlarına göre, her hasta için özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Bu plan, yaranın nedenine yönelik tedavileri, yara bakımını, basıncı azaltma yöntemlerini ve sistemik hastalıkların kontrolünü içermelidir.</li>
<li><strong>Düzenli takip ve iletişim:</strong> Multidisipliner ekip, hastayı düzenli olarak takip etmeli ve tedavi sürecindeki gelişmeleri değerlendirmelidir. Ekip üyeleri arasında sürekli iletişim halinde olunmalı ve tedavi planı gerektiğinde güncellenmelidir.</li>
<li><strong>Hasta eğitimi:</strong> Hasta ve yakınları; yara bakımı, risk faktörleri, önleme stratejileri ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li><strong>Psikolojik destek:</strong> Kronik ayak yaraları, hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Düzenli ayak kontrolleri ve ayakkabı seçimi kronik ayak yaralarının önüne geçebilir</strong></p>
<p>Ayak yaraları, özellikle diyabet ve vasküler yani damar hastalıkları olan bireylerde ciddi sakatlık ve hayati riske yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Ayak yaralarını önlemek için hasta eğitimi, düzenli ayak muayeneleri, uygun ayakkabı seçimi, hijyen ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük önem taşımaktadır.  Ayaklarımızla yüzleşmek, aslında kendimizle yüzleşmek demektir. Onlara gösterdiğimiz özen, kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özge Ulusoy: Giydiğim Gelinlik 1 Milyonuncu Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-giydigim-gelinlik-1-milyonuncu-olabilir-607811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[defile]]></category>
		<category><![CDATA[gelinlik]]></category>
		<category><![CDATA[giydiğim]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[milyonuncu]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ölçer]]></category>
		<category><![CDATA[özge]]></category>
		<category><![CDATA[podyum]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[ulusoy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607811</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmirli ünlü modacı Ayla Ölçer, moda dünyasında iz bırakan tasarım vizyonunu IF Wedding Fashion İzmir'in 3. ve son günün de gerçekleştirdiği solo defile ile bir kez daha gözler önüne serdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-giydigim-gelinlik-1-milyonuncu-olabilir-607811">Özge Ulusoy: Giydiğim Gelinlik 1 Milyonuncu Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmirli ünlü modacı Ayla Ölçer, moda dünyasında iz bırakan tasarım vizyonunu IF Wedding Fashion İzmir&#8217;in 3. ve son günün de gerçekleştirdiği solo defile ile bir kez daha gözler önüne serdi. Ölçer&#8217;in, moda tasarım öğrencisi kızı Melisa Ölçer ile birlikte imza attığı bu özel defile; gelinlik ve abiye tasarımında zarafet, cesaret ve haute couture estetiğini aynı potada buluşturdu.</p>
<p>Dubai&#8217;den özel olarak getirilen seçkin kumaşlarla hazırlanan koleksiyon; lüks dokular, incelikli el işçiligi ve modern tasarım anlayışının kusursuz bir yansıması oldu. Transparan detaylarla zarafet kazanan gelinlikler, özel taş işlemeleriyle ışığı yakalarken; tül katmanlar ve inci dokunuşları tasarımlara masalsı bir ihtişam kattı. Abiyelerde ise güçlü siluetler, zarif parıltılar ve couture detaylar koleksiyonun sofistike çizgisini tamamladı.</p>
<p>Ayla Ölçer&#8217;in gelinlik ve abiye tasarımları podyumda adeta birer sanat eserine dönüştü. Solo defile formatında sunulan koleksiyon, izleyicilere baştan sona bütüncül ve etkileyici bir moda deneyimi yaşattı.</p>
<p>Defilenin yıldız isimleri arasında yer alan Özge Ulusoy ve Wilma Elles, podyuma zarafetleriyle damga vurdu. Profesyonel duruşları ve kusursuz podyum yürüyüşleri ile diğer modeller de tasarımların ihtişamını en üst seviyeye taşıdı. Duman Ajans organizasyonuyla hayata geçirilen defilede, Türkiye&#8217;nin ve dünyanın dört bir yanından gelen 30 yerli ve yabancı model podyuma çıkarak defileye uluslararası bir kimlik kazandırdı.</p>
<p>Defile sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özge Ulusoy, dikkat çeken açıklamalarda bulundu: &#8220;2003 yılından beri podyumlardayım. O kadar çok gelinlik giydim ki üzerimdeki gelinlik bir milyonuncu gelinliğim olabilir. Gerçekten evlenince giyeceğim gelinliğin bile hayalini kurmuyorum.&#8221;</p>
<p>Wilma Elles ise podyumda duygusal anlar yaşadığını dile getirdi. Elles, &#8220;10 sene önce kaybettiğim opera sanatçısı annemin de seslendirdiği bir şarkıyla koreografi gerçekleştirdim. Annem gibi bir opera sanatçısı olmak isterdim. Gösteri sırasında gözlerim doldu.&#8221; sözleriyle yaşadığı duyguyu paylaştı.</p>
<p>Defilenin sahne dili ve kusursuz koreografisi, moda dünyasının ünlü koreografları Gökhan Duman ve Serkan Duman imzası taşıdı. Duman Ajans&#8217;ın yaratıcı sahne kurgusu ve profesyonel organizasyon gücü, Ayla Ölçer defilesini IF Wedding Fashion İzmir&#8217;in en iddialı ve en çok konuşulan defileleri arasına taşıdı.</p>
<p>Zarafet, ışıltı ve uluslararası moda anlayışının buluştuğu bu özel defile, Ayla Ölçer&#8217;in gelinlik ve abiye modasındaki güçlü konumunu bir kez daha perçinledi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-giydigim-gelinlik-1-milyonuncu-olabilir-607811">Özge Ulusoy: Giydiğim Gelinlik 1 Milyonuncu Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 07:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[bacakta]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599127</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayakta fazla kalan kişilerde ve kadınlarda daha sık görülen varis, estetik görünümün yanı sıra yaşam kalitesini en çok olumsuz etkileyen kalp- damar hastalıklarından biri olarak kabul ediliyor. Varisin en önemli belirtileri arasında yer alan bacaklarda dolgunluk ve içi su dolmuşçasına ağırlık hissi, ağrı, kaşıntı ve krampların çoğu zaman yorgunluktan kaynaklandığı sanılıyor ve bu sorun ihmal edilebiliyor. Varisler günümüzde cerrahi tekniklerin yanı sıra radyofrekans, lazer ve doku yapıştırıcı gibi kateter bazlı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Yusuf Kuserli, varis tedavileri için ağırlıklı olarak sonbahar ve kış aylarının tercih edildiğini belirterek “varisin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bacaklarınızın gönderdiği sinyalleri dikkate alın</strong></p>
<p>Damar hastalıklarının başında gelen varis, bacak toplardamarlarının genişleyip kıvrımlı hale gelmesidir. Normalde toplardamarlardaki küçük kapakçıklar, kanı kalbe doğru taşır. Ancak bu kapakçıklar bozulduğunda kan geriye kaçar, damar içinde birikir ve zamanla o bildiğimiz mavi, kabarık damarlar ortaya çıkar. Bu durumdaki bacaklarımız da bize sessizce sinyal verir. </p>
<p><strong>Fazla kilolar da varis riskini artırıyor</strong></p>
<p>Varis, sadece yaşlıları değil günümüzde gençleri de etkileyen önemli bir damar hastalığıdır. Uzun süre ayakta çalışan kuaförler, öğretmenler, hemşirelerde varis riski daha fazladır. Gün boyu masa başında oturanlar ve hareketsiz kalan kişiler de risk altındadır. Varis, kadınlarda gebelik ve hormon değişimleri nedeniyle daha sık görülür. Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite de varis riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>İhmal edilen varis, pıhtı oluşumuna da neden olabilir</strong></p>
<p>Varisin ilk belirtileri genelde günün sonunda bacaklardaki yorgunluklardır. Bu yorgunluklar ihmal edildiği zaman varis daha da ilerleyerek şişlik, ağrı, gece krampları, kaşıntı ve ciltte renk değişiklikleri ile kendisini göstermeye başlar. Bu belirtilere rağmen zamanında tedavi edilmeyen varislerle ciltte yaralar açılabilir ve bu yaralar aylarca kapanmayabilir, hastada pıhtı oluşumuna (tromboflebit) kadar gidebilir. Erken dönemde varis çorapları büyük fayda sağlar. Varis çorapları bacaklara dıştan basınç uygulayarak kanın kalbe dönmesini kolaylaştırır. İlk birkaç gün zor geçebilir ama kısa sürede bacak yorgunluğu ciddi şekilde azalır. Aynı zamanda damar duvarını güçlendiren, dolaşımı destekleyen ilaçlar da mevcuttur. Ancak ilaçlar sorunu tamamen ortadan kaldırmaz sadece şikâyetleri azaltır ve varis ilerlemesini yavaşlatır.</p>
<p><strong>Günübirlik işlemlerle tedavi </strong></p>
<p>Günümüzün gelişen teknolojileri sayesinde varisler ameliyatsız yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir. Hastanın aynı gün içinde taburcu olmasını sağlayan ameliyatsız yöntemler damar içinden yapılan lazer, radyofrekans ve doku yapıştırıcı teknikleri olarak sayılabilir. Varis tedavilerindeki işlemler lokal anestezi altında, 30 dakika gibi kısa bir süre içinde yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Lazer ve Radyofrekans:</strong> İnce bir tel yardımıyla damar içine girilip, ısı verilerek sorunlu damar kapatılır.</li>
<li><strong>Yapıştırıcı:</strong> Damar özel bir tıbbi yapıştırıcıyla kapatılır, ısı kullanılmadığı için ağrı çok az olur.</li>
</ul>
<p><strong>Bekleyeyim varisim geçer demeyin</strong></p>
<p>Varis, beklenince geçecek bir damar hastalığı değildir. Erken dönemde alınacak önlemlerle tamamen kontrol altına alınabilir. Modern tıpta varis tedavisi acısız, dikişsiz ve güvenli şekilde yapılabilmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi varis de erken teşhis ve tedavi ile kontrol altına alınabilmektedir. Varisin oluşmasını önlemek ya da ilerlemesi yavaşlatmak için bu önerilere dikkat edilmesi önemlidir: </p>
<ul>
<li>Gün içinde uzun süre ayakta kalıyorsanız ara ara yürüyün</li>
<li>Masa başında çalışıyorsanız her 30 dakikada bir kalkıp hareket edin</li>
<li>Bacaklarınızı kalp hizasının üzerine kaldırarak dinlendirin</li>
<li>Aşırı kilo alımından kaçının</li>
<li>Düzenli yürüyüş, bisiklet veya yüzme başta varis olmak üzere tüm damar sağlığı için en iyi egzersizdir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bacakta-agirlik-hissi-ve-kasinti-varis-habercisi-olabilir-599127">Bacakta Ağırlık Hissi ve Kaşıntı Varis Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[divertikülit]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor. Genellikle hiçbir belirti vermeyen bu kesecikler; hafif karın kramplarına, şişkinliğe ve gaz ya da dışkılama alışkanlıklarında değişikliklere (kabızlık veya ishal) yol açabiliyor. Ancak kesecikler iltihaplandığında (Divertikülit) tablo ciddileşerek; şiddetli karın ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve iştah kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.   Özellikle şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması hayati öneme sahip. </p>
<p>Lif yönünden fakir beslenmeye bağlı sürekli kabızlığın oluşması ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığa davetiye çıkardığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, aynı zamanda genetik faktörlerin ve yaşa bağlı olarak bağırsak duvarlarının zayıflaması sebebiyle de 60 yaş üstü bireylerde bu durumla sıklıkla karşılaşıldığının altını çiziyor. </p>
<p><strong>Divertikülit Tedavisinde Cerrahi Yöntemler </strong></p>
<p>Divertiküller genellikle başka bir sebeple yapılan taramalarda tesadüfen bulunurken, tanı için kolonoskopi ve bilgisayarlı tomografiden (BT) faydalanılıyor. Tedavi şekli ise hastalığın evresine göre değişmekte. Keseciklerin olduğu sessiz evrede (Divertikülozis), ilaç tedavisine gerek yokken, bu evrede yaşam tarzı değişikliği (bol lifli diyet, su tüketimi) yeterli oluyor. Hafif atakların başladığı evrede istirahat, sıvı ağırlıklı beslenme ve uzman doktorun reçete edeceği antibiyotikler kullanılıyor. Şiddetli ataklarda hastaneye yatış, damardan antibiyotik tedavisi ve bağırsağın dinlendirilmesi gerekebiliyor. Nadiren bağırsak delinmesi, iki defadan fazla tekrarlayan divertikülit atağı, sık tekrarlayan kanama gibi komplikasyonların gelişmesi gibi durumlarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Cerrahi yöntemler, hastalıklı (divertiküllü ve iltihaplı) bağırsak bölümünün çıkarılmasına ve kalan sağlıklı uçların birbirine dikilmesine dayanıyor. Ancak bu işlemin nasıl yapılacağı hastanın durumuna göre değişiyor. Cerrahlar, mümkün olan her durumda hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlayan kapalı yöntemleri tercih ederken, bazı durumlarda açık cerrahiye de başvurulabiliyor. Karın bölgesine 3-4 adet çok küçük kesi açılarak yapılan laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem); daha az ağrı, daha küçük ameliyat izi ve daha kısa hastanede yatış süresiyle hastaların normal hayatlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, cerrahi süreçte hastaların en büyük korkusunun, bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıyla dışkının bir torbaya (stoma) dolması olduğunu söylüyor. Oysa laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlarda genellikle torba takılmıyor. Hastalıklı kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar birbirine dikilebiliyor. Acil ameliyatlarda ise, eğer karın içi çok iltihaplıysa, dikişlerin tutmama riski yüksek olduğu için, hasta güvenliğini sağlamak amacıyla geçici olarak bağırsağın karın cildine ağızlaştırılması söz konusu olabiliyor. Ancak enfeksiyon temizlenip hasta iyileştikten yaklaşık 3-6 ay sonra ikinci bir küçük ameliyatla bağırsak içeri alınıyor ve torba iptal ediliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor. 50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri ciddiye alın!</strong></p>
<p>Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; </p>
<ul>
<li>İdrarda kan </li>
<li>Ayaklardaki şişlik</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur</strong></p>
<p>Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor</strong></p>
<p>Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem   tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır </strong></p>
<p>Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır.</p>
<p><strong>Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı</strong></p>
<ol>
<li>Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.</li>
<li>Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.</li>
<li>Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.</li>
<li>Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.</li>
<li>Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[kaymasının]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir!</strong></p>
<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. </p>
<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni!</strong></p>
<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum!</strong></p>
<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler.</p>
<p>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsız]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur</strong></p>
<p>Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür. </p>
<p><strong>Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı</strong></p>
<p>Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Fonksiyonel hazımsızlık olabilir</strong></p>
<p>Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Hazımsızlığın 7 işareti</strong></p>
<p>Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;</p>
<ul>
<li>Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu. </li>
<li>Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.</li>
<li>Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.</li>
<li>Üst karın bölgesinde yanma hissi. </li>
<li>Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.</li>
<li>Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.</li>
<li>Besinleri geğirerek çıkarmak.</li>
</ul>
<p>Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa dikkat!</strong></p>
<p>Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. </p>
<p>Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;</p>
<ul>
<li>Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı. </li>
<li>Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durulmalı.</li>
<li>Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli. </li>
<li>Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.</li>
<li>Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişkiniz toksik olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkide]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[lişkiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sürecin]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tarafı]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, toksik ilişkilerin belirtilerini, neden olduğu psikolojik etkileri ve iyileşme sürecinde atılması gereken adımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577">İlişkiniz toksik olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, toksik ilişkilerin belirtilerini, neden olduğu psikolojik etkileri ve iyileşme sürecinde atılması gereken adımlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Toksik ilişkiler, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal bozukluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>Kişinin toksik bir ilişkide olup olmadığını anlamasının her zaman kolay olmayabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Hatta çoğunlukla zordur. Bunun en temel nedenlerinden biri, ilişkinin başında yaşadığınız güzel günlerin ve hissettiğiniz sevgi ile bağlılığın, manipülatif davranışları fark etmenizi engelleyebilmesidir.” dedi.</p>
<p>Bazen kişinin, toksik olduğunu fark etse bile, durumu görmezden gelmeye çalışabileceğini dile getiren Aytop, “Toksik ilişkiler, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal bozukluklara yol açabilir. Manipülasyon, değersizlik ve çaresizlik duyguları, özgüven kaybı, sürekli kontrol altında hissetme ve sürekli açıklama yapma gibi durumlar kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca, bu durum fiziksel sağlık sorunlarına da sebep olabilir. Toksik bir ilişkinin bazı belirtileri bulunur. Sürekli eleştirilmek, kendini kullanılmış ve değersiz hissetmek, çaresizlik ve suçluluk duygusu, aşırı baskı ve kontrol altında hissetmek, sürekli fedakarlık yapan tarafın hep siz olması, sürekli kendini sorgulamak zorunda hissetmek… Bu belirtileri deneyimliyorsanız, büyük olasılıkla toksik bir ilişkide bulunuyorsunuz demektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Toksik ilişkide yalnızlık korkuları da sık görülüyor!</strong></p>
<p>Bazı kişilik örüntüleri ve bağlanma stillerinin, toksik ilişkide kalmayı güçlendirebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Örneğin kaygılı bağlanma stili ve bağımlı kişilik örüntüleri bunlar arasında sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Manipülatörün uyguladığı tekniklerin de kişinin bu ilişkide kalmasını pekiştirdiğini aktaran Aytop, “Bu manipülasyonlar, kişinin kendini değersiz, suçlu veya çaresiz hissetmesine yol açar ve öz saygısını zedeler. Toksik ilişkide yalnızlık korkuları da sık görülür; kişi ‘ya ilişki biterse yalnız kalırsam?’ gibi kaygılar yaşar. Bazı durumlarda kişi, kurtarıcı rolüne bürünerek karşı tarafı ‘düzeltmeye’ çalışabilir. Bu rol, kısa vadede karşı tarafı kurtarabilir, ancak uzun vadede kişinin duygusal, psikolojik ve hatta fiziksel zarar görmesine neden olabilir. Maddi bağımlılık, çocuklar, aile baskısı veya sosyal kaygılar da kişinin ilişkide kalma motivasyonunu artırabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkinin düzelmesi, her iki tarafın da değişim için istekli olmasına bağlı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkinin iyileşmesi veya düzelmesinin mümkün olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Ancak oldukça zordur ve her zaman başarılı olacağı garanti değildir. Burada kritik olan, her iki tarafın da sorumluluk alması ve değişim için istekli olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Sadece mağdur tarafın değil, manipülatörün de çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Aytop, “Bu süreçte ilişkideki sorunları ve sağlıksız örüntüleri kabul etmek, empati göstermek, ilişkiyi düzeltmek için efor sarf etmek gerekir. Eğer bu koşullar sağlanabiliyorsa ve her iki taraf da bireysel olarak destek alabiliyorsa, çift terapisi gibi yöntemlerle toksik ilişkiyi düzeltmek mümkün olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İyileşme sürecinde, kendine şefkat duymayı tekrar öğrenmek çok önemli!</strong></p>
<p>“Toksik bir ilişki, kişiyi tüketir ve adeta bir enkaz bırakır.” diyen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bu nedenle, ilişkinin ardından kişinin birçok açıdan toparlanmaya ihtiyaç duyacağını söyledi. </p>
<p>İyileşme sürecinin; kendini kabul etmek, kendine güveni yeniden sağlamak, öz saygı ve öz değeri kazanmak, kendi yetenek, beceri ve kapasitesinin farkına varmak, kendine zaman tanımak adımlarını kapsadığını belirten Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Toksik ilişkide kişi, şefkatini çoğunlukla karşı tarafa yönlendirir ve kendine şefkat göstermeyi ihmal eder. Bu nedenle iyileşme sürecinde, kendine şefkat duymayı tekrar öğrenmek çok önemli. Ayrıca toksik ilişkide bazı iletişim yetenekleri kaybolabilir; ‘hayır’ demek, hoşlanmadığı şeyleri ifade etmek zorlaşabilir. Bu süreçte sağlıklı iletişim becerilerini yeniden kazanmak, hem mevcut hem de gelecekteki ilişkiler için kritik öneme sahip. Sınır koymayı öğrenmek de bu sürecin önemli bir parçası; ‘Ben kimim? Sınırlarım neler? Başkaları bu sınırlara ne kadar dahil olabilir?’ Bunları belirleyip uygulamak, sağlıklı ilişkiler için temel oluşturur. Sosyalleşmek, iyi gelen aktiviteleri yapmak, kişisel gelişime ve fiziksel sağlığa odaklanmak, yeni hobiler edinmek ve kişisel bakımına önem vermek, iyileşme sürecini hızlandırır. Bu süreçte yalnız olmak gerekmez, güvenilen insanlar veya uzman desteği sürecin olumlu ilerlemesine yardımcı olur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iliskiniz-toksik-olabilir-mi-592577">İlişkiniz toksik olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Belirten]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen zatürrenin (pnömoni), hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  erken fark edildiğinde tedavisi mümkün olan hastalığın, özellikle risk grubundakiler için ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti. Dr. Öğretim Üyesi El Jundi, “Özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu. Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olduğunu belirten El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak 6 öneride bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 12 Kasım Dünya Zatürre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, zatürrenin hala dünyanın en ciddi solunum yolu enfeksiyonlarından biri olduğunu söyledi.<br />Zatürre grip gibi başlar, daha ağır seyreder<br />Zatürrenin akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveollerin) mikrop, virüs veya mantar kaynaklı iltihaplanmasıyla oluştuğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Bu iltihap, hava keseciklerinin sıvı veya irinle dolmasına neden olur, nefes almak zorlaşır, vücut oksijensiz kalır. Belirtiler genellikle grip gibi başlar ancak daha ağır seyreder. Belirtileri süregelen öksürük (balgamlı veya kuru),  göğüs ağrısı, nefes alırken batma hissi, yüksek ateş, titreme, terleme, hızlı nefes alma, nefes darlığı, yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık şeklinde sıralayabiliriz. Belirtiler arasında bazen mide bulantısı veya ishal de eşlik edebilir. Mayo Clinic uzmanlarına göre, özellikle yaşlılarda ateş olmadan seyreden ‘sessiz zatürre’ vakaları da artmaktadır. Bu nedenle ‘ateşim yok, ciddi değildir’ dememek gerekir” uyarısında bulundu.<br />Risk grupları dikkatli olmalı<br />Zatürreye herkesin yakalanabileceğini ancak bazı kişiler için riskin daha yüksek olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, bu grupları şöyle sıraladı:<br />-65 yaş üstü bireyler ve 5 yaş altı çocuklar<br />-Kronik hastalığı olanlar: Astım, KOAH, kalp yetmezliği, diyabet gibi hastalıklarda risk artmaktadır.<br />-Bağışıklığı zayıf kişiler: Kanser tedavisi görmek, kortizon kullanımı, organ nakli sonrası dönemde olanlarda risk artmaktadır. <br />Sigara içenlerin yakalanma riski 2-4 kat daha fazla<br />&#8211; Sigara içenler ve hava kirliliğine maruz kalanlar. Harvard Health raporuna göre, sigara içenlerin zatürreye yakalanma riski içmeyenlere göre 2–4 kat daha fazladır.<br />-Yutma güçlüğü yaşayanlar (Felç, yaşlılık veya nörolojik hastalıklar nedeniyle)<br />-Aşıları eksik olanlar<br />Tekrarlayan zatürrede detaylı tetkik yapılmalı<br />Zatürrenin tekrarlayabileceğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, “Zatürre bir kez geçirildikten sonra tekrar ortaya çıkabilir. Eğer kısa aralıklarla zatürre geçirdiyseniz, mutlaka detaylı tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Çünkü bazen tekrarlayan zatürre, daha derin bir sağlık probleminin ilk işareti olabilir” dedi.<br />Zatürre hastaları bu uyarılara kulak vermeli<br />Zatürre hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi önerilerini şöyle sıraladı:<br />Tedaviyi yarım bırakmayın: Antibiyotik veya antiviral ilaçlar doktorun belirttiği sürede kullanılmalı.<br />Bol sıvı alın, dinlenin: Akciğerin iyileşmesi zaman ister. Yorucu aktivitelerden kaçının.<br />Sigara ve alkolden uzak durun: Akciğer savunmasını zayıflatır, iyileşmeyi geciktirir.<br />Ağız ve diş sağlığına önem verin: Kötü ağız hijyeni, özellikle yaşlılarda “aspirasyon pnömonisi” riskini artırıyor.<br />Kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun: Diyabet, kalp yetmezliği veya KOAH varsa düzenli kontrollerinizi aksatmayın.<br />Belirtiler tekrarlarsa doktora başvurun: Tam iyileşme sağlanmadan iş veya egzersize dönmek komplikasyonlara yol açabilir.<br />Zatürreden korunmak için 6 tavsiye<br />Alınacak tedbirlerle zatürreden korunmanın mümkün olacağını belirten Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, zatürrenin büyük oranda önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak önerilerini şöyle sıraladı:<br />1. Aşı olun. Pnömokok aşısı özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanlar için önemlidir. Grip aşısı da olunmalıdır. Grip aşısı, grip sonrası zatürre gelişimini yüzde 50’ye kadar azaltabilir.<br />2. Sigara içmeyin. Sigara, akciğerin doğal savunma mekanizmasını zayıflatır.<br />3. Ellerinizi sık yıkayın. Solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 80’i temasla bulaşır.<br />4. Sağlıklı beslenin, egzersiz yapın. Harvard Üniversitesi araştırmalarına göre, düzenli egzersiz yapan bireylerde zatürreye bağlı ölüm riski yüzde 48 daha düşüktür.<br />5.Yeterince uyuyun. Bağışıklık sistemi dinlenmeye ihtiyaç duyar; az uyku enfeksiyon riskini artırır. <br />6. Kapalı ortamları havalandırın. Ev ve iş yerlerinde temiz hava dolaşımı sağlanmalıdır.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siradan-bir-oksuruk-sandiginiz-sey-zaturre-olabilir-591060">Sıradan bir öksürük sandığınız şey, zatürre olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkes bağımlı olabilir! Doğru tedavi ve destek bağımlılığı kontrol altına alabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/herkes-bagimli-olabilir-dogru-tedavi-ve-destek-bagimliligi-kontrol-altina-alabilir-583195</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 15:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, bağımlılık hakkında bilinmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/herkes-bagimli-olabilir-dogru-tedavi-ve-destek-bagimliligi-kontrol-altina-alabilir-583195">Herkes bağımlı olabilir! Doğru tedavi ve destek bağımlılığı kontrol altına alabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, bağımlılık hakkında bilinmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bağımlı olunan madde veya davranış, kişinin beyni için hava ve su kadar gereksinim haline geliyor!</strong></p>
<p>Bağımlılığın kişinin bedensel, ruhsal, ailesel, toplumsal sorunlar yaşamasına rağmen belli bir maddeyi kullanmaya veya kumar oynama, oyun oynama gibi belli bir davranışı yapmaya devam etmesini tanımlayan bir terim olduğunu hatırlatan Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlı olunan maddenin kullanılması veya bağımlı olunan davranışın yerine getirilmesi, giderek kişinin hayatında temel güdü biçimine, motivasyon biçimine dönüşür. Haz veya doyum sağlanır.” dedi.</p>
<p>Dr. Shukurov, son noktada bağımlı olunan madde veya davranışın, kişinin beyni için hava ve su kadar gereksinim haline geldiğini aktardı.</p>
<p><strong>Bağımlılık bir beyin hastalığı ve herkes bağımlı olabilir!</strong></p>
<p>Bağımlı hastalar ve yakınları arasında, ayrıca toplum bilincinde bağımlılığın bir irade zafiyeti olduğu kanısının hâkim olduğunu dile getiren Dr. Bahruz Shukurov , “1950’li yıllarda bağımlılık, ‘toksikomani’ başlığı altında inceleniyordu. Bağımlı hastalara da toksikoman deniliyordu.” dedi.</p>
<p>Toksikomanların iradelerinin zayıf insanlar olduğu, ağır kişilik bozukluklarına sahip oldukları, sıklıkla psikopatlar arasından çıktığı ve tüm bu nedenlerden dolayı kullandıkları maddelerin tiryakisi haline geldiklerinin düşünüldüğünü kaydeden Dr. Shukurov, “Bilim artık bu görüşü aşmış durumda. Bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğu ve belirli bir madde ile etkileşim hâlinde herkesin bağımlı olabileceği gösterilmiştir. Bağımlılık yapıcı maddeler beyni ödül, motivasyon, karar verme ile ilgili alanlarında bozulmalara neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlı hasta aile üyelerini de maddi ve manevi olarak etkiliyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın kronik bir hastalık olmasının yanı sıra bir aile hastalığı olduğunu da vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov , “Bağımlı hasta sadece kendisi etkilenmekle kalmaz diğer aile üyelerini de maddi ve manevi olarak etkiler.” dedi.</p>
<p>Dr. Shukurov, tüm sorumluluğu üzerine almanın, bağımlılığın bir hastalık ve tedavi edilmesi gereken bir durum değil de geçici bir durum olduğuna inanmanın, yardım almayı ertelemenin bağımlılığın daha da karmaşık ve daha da içinden çıkılamaz bir hâle gelmesine neden olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Bağımlılık uygun tedavi ve destekle kontrol altına alınabilir!</strong></p>
<p>Bağımlılığın şeker hastalığı gibi kronik bir hastalık olduğunu yineleyen Dr. Bahruz Shukurov, “Bir şeker hastasının şekeri, uygun diyet önerileriyle, uygun hayat tarzıyla ve ilaç tedavisiyle düzenlenebiliyor, kontrol altına alınabiliyor.” dedi.</p>
<p>Aynı şekilde bağımlıkta da uyaran kontrolü, uygun ilaç tedavisi ve ilaç dışı biyolojik tedavi yöntemleri ve psikoterapiyle hastanın bağımlılığının da kontrol altına alınabileceğini aktaran Dr. Shukurov, “Tedavinin hem bağımlılığı dikkate alarak hem de kişinin bireysel özelliklerini dikkate alarak düzenlenmesi gerekir. En fazla başarı, tedavi ekibi, aile ve hasta işbirliği içerisinde süreci götürdüklerinde elde edilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/herkes-bagimli-olabilir-dogru-tedavi-ve-destek-bagimliligi-kontrol-altina-alabilir-583195">Herkes bağımlı olabilir! Doğru tedavi ve destek bağımlılığı kontrol altına alabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Aydınlı,<strong> </strong>baş ağrısının masum nedenleri olduğu gibi, ciddi hastalıklara işaret eden tehlikeli nedenlerinin de olabildiğini belirterek “Ülkemizde özellikle okul çağı çocuklarında baş ağrısı yaygın bir sağlık sorunu haline gelmiştir. İlköğretim çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, lise çağındaki çocukların ise üçte ikisinin değişen sıklıklarla baş ağrısı yaşadığı saptanmıştır. Baş ağrısının altında bazen açlık ve susuzluk gibi basit nedenler yatabilirken, bazen de ciddi sorunlardan kaynaklanabilir” diyor. Bu nedenle ailelerin özellikle bazı belirtilere çok dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydınlı, çocuklarda baş ağrısına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeni ve beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>
<p>Yetersiz uyku, düzensiz uyku saatleri, açlık ve susuzluk çocuklarda baş ağrısı gelişimine zemin hazırlar. Düzenli uyku ve yeterli beslenme ağrıları azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Stres ve Anksiyete</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda okul stresleri, arkadaş ilişkileri veya aile problemleri baş ağrısını tetikleyebilir. Bu durumlarda ebeveynlerin davranışları ve çocuğa yaklaşımları önemlidir, psikolojik destek gerekli olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Migren </strong></li>
</ul>
<p>Migren çocuklarda çok sık görülen baş ağrısı tipidir. Zonklayıcı, genellikle tek taraflıdır ve ışık, ses hassasiyeti, mide bulantısı gibi eşlik eden semptomlar olabilir. Atağı başlatan tetikleyiciler stres, açlık, uyku düzensizliği olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Göz sorunları </strong></li>
</ul>
<p>Yanlış numaralı gözlük kullanımı, göz yorgunluğu, ekrana uzun süre maruz kalma veya göz hastalıkları baş ağrısına neden olabilir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görme muayenesi ve uygun gözlük seçimi önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Gerilim tipi baş ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türlerinden biri de gerilim tipi baş ağrısıdır. Stres, okul baskısı, duruş bozukluğu, psikolojik sıkıntılar bu baş ağrısına yol açabilir. Ağrı genellikle baş çevresinde sıkıştırıcı veya baskı hissi şeklindedir.</p>
<ul>
<li><strong>Sinüzit ve Enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk algınlığı, sinüs enfeksiyonu gibi durumlarda sinüslerin iltihaplanması baş ağrısı oluşturabilir. Bu ağrılar genellikle yüz ve başın ön kısmında hissedilir, burun tıkanıklığı gibi belirtilerle birlikte olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmaları ve organik nedenler </strong></li>
</ul>
<p>Kafa yaralanmaları, kafa içi basınç artışları, nadiren tümör gibi ciddi nedenler de baş ağrısının sebebi olabilir ve mutlaka ciddi değerlendirme gerektirir. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrısı konusunda toplumda en sık yapılan hatalar arasında; yanlış ağrı kesici kullanımı, baş ağrısını ihmal etme veya stres ve psikolojik etkenleri göz ardı etme geliyor. Prof. Dr. Nur Aydınlı, baş ağrısına özellikle bazı belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden çocuk nöroloğu veya sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini belirterek, baş ağrısında ihmale gelmez durumları şöyle sıralıyor; </p>
<p>•        Ani başlayan, şiddetli veya sürekli ilerleyici baş ağrıları varsa</p>
<p>•        Baş ağrısına kusma, mide bulantısı, görme bozukluğu, bilinç değişikliği eşlik ediyorsa</p>
<p>•        Baş ağrısı uykudan uyandırıyorsa veya sabahları daha şiddetliyse</p>
<p>•        Kafa travması sonrası baş ağrısı varsa</p>
<p>•        Ağrı kesiciye yanıt vermiyorsa</p>
<p>•        Haftada iki veya daha fazla tekrarlıyorsa</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerinizdeki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemindeki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 08:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[covid]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[jilet]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Nimbus]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Semptom]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[varyantı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… Koronavirüs döneminden alışık olunan tüm bu belirtiler tekrar gündeme geliyor. Bu kez mevsimsel grip gibi atlatılan yeni salgın, özellikle çocuklarda test yapıldığında COVID olarak kendini gösteriyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Süleyman Alpar, çocuklarda COVID salgınıyla ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi gözlemleniyor </strong></p>
<p>Nimbus (NB.1.8.1) ve Stratus (XFG) gibi yeni Omicron alt varyantlarının ortaya çıkması, dünya genelinde yavaş seyreden bir yaz dalgasına yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD verileri, özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda test pozitifliğinin ve acil servis başvurularının arttığını, ancak hastanelerin kapasitesini zorlayacak düzeye ulaşmadığını göstermektedir. Türkiye’de resmi veriler olmasa da benzer bir artış eğilimi gözlemlenmektedir. Acil serviste karşılaşılan COVID‑19 vakaları, 2024‑2025 sezonunda Omicron soylarının etkisiyle genelde üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu çizmektedir. Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş veya titreme, baş ve kas ağrıları, boğaz ağrısı, hapşırma, nefes darlığı, ishal, mide bulantısı/kusma ve bazen tat‑koku kaybı gibi semptomlar en sık görülenler arasındadır. Yeni varyantlarda da bu belirtiler ateş, öksürük, hapşırma, burun akıntısı, baş ve kas ağrıları şeklindedir. Bazı hastalarda bu tabloya ishal ve bulantı gibi sindirim sistemi şikayetleri de eklenebilmektedir. </p>
<p><strong>“Jilet gibi boğaz ağrısı” varsa dikkat edin </strong></p>
<p>Öne çıkan Nimbus (NB.1.8.1) varyantı, halk arasında “jilet gibi boğaz ağrısı” olarak tarif edilen daha keskin boğaz ağrısı ile dikkat çekmektedir. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi yetkilileri, bu varyantın belirgin bulgularının keskin boğaz ağrısı ve boyundaki lenf bezlerinde şişme olduğunu; bunun dışında yorgunluk, ateş ve kas ağrısı gibi klasik COVID semptomlarının da görüldüğünü bildirmektedir. Ülkemizdeki ise Nimbus’un burun akıntısı, baş ağrısı, yorgunluk, hapşırma ve boğaz ağrısının yanı sıra mide bulantısı, kusma ve ishal gibi sindirim sistemi ile ilgili şikayetler yapabildiği gözlemlenmektedir. ABD’deki vakaların yaklaşık %43’ünden de Nimbus varyantının sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Stratus (XFG) varyantı ise Avrupa ve Hindistan’da yaygınlaşmaktadır ve semptomları Omikron’un diğer soylarıyla benzer seyretmektedir. Hastalarda titreme, nefes darlığı, boğaz ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı, bulantı‑kusma, kas ağrıları, ishal ve bazı durumlarda tat/koku kaybı görülmektedir. Bazı hastalarda ses kısıklığına yol açtığı da bildirilmektedir.</p>
<p>Doktora başvuran hastaların çoğunda üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülmektedir. Nimbus varyantıyla boğaz ağrısının daha keskin tarif edilmesi ve bazı kişilerde bulantı‑ishal gibi şikayetlerin olması dışında önceki dalgalara göre belirgin bir semptom değişikliği yoktur. Bu nedenle, bu belirtilerin grip ve diğer virüslerle karışabileceğini hatırlamak, gerektiğinde test yaptırarak tanıyı netleştirmek önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>PCR ve antijen testleri tarama için önemli! </strong></p>
<p>Uluslararası kılavuzlar, COVID‑19 tanısında nükleik asit amplifikasyon testlerini (PCR veya benzeri NAAT) öncelikli yöntem olarak kabul etmektedir. PCR, virüsün genetik materyalini tespit ettiği için en güvenilir yöntemdir; hızlı antijen testleri ise daha çabuk sonuç verir ancak duyarlılıkları daha düşüktür ve ilk test negatif çıksa bile birkaç gün arayla tekrarlanması gerekir. Semptomu olan kişilerin test yaptırması ve test sonucu netleşene kadar izolasyonda kalması tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Enfeksiyon hastalıkları rehberleri, yalnızca semptomlara bakarak COVID tanısı koymanın doğru olmadığını, tanının PCR veya hızlı antijen testleriyle doğrulanması gerektiğini özellikle belirtiyor. Eğer bir temas öyküsü varsa, semptomsuz kişiler için de test önerilebilir; ancak hiçbir temas veya belirti olmayan bireylerde rutin tarama yapılması gerekmiyor.</p>
<p><strong>Okulların başlamasıyla birlikte çocuklarda artış gözlemleniyor</strong></p>
<p>Dünya genelindeki veriler incelendiğinde, yaz sonunda ve okullar açılmadan hemen önceki dönemde vaka artışının en çok küçük çocukları etkilediği görülmektedir. Amerika’da 2025 yazı boyunca acil servis başvuruları genel olarak artmış durumdadır ve en yüksek oranların 0‑4 yaş grubunda görüldüğü bildirilmektedir. Ağustos 2025’te acil servis başvurularının %15,2 yükseldiği ve artışın genç çocuklarda belirgin olduğu gösterilmektedir, buna rağmen hastaneye yatış ve ölüm oranlarının düşük seyrettiği söylenebilir.</p>
<p>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi de COVID aktivitesinin düşük bir tabandan yavaşça arttığını, ancak doktora başvuruların önceki sezonlarla benzer veya daha düşük düzeyde olduğunu belirtmektedir. Nimbus varyantının diğer Omicron soylarına göre ekstra bir tehdit oluşturmadığı ve mevcut aşıların koruyuculuğunu etkilemediği ifade edilmektedir.</p>
<p><strong>Kronik hastalıkları olan ve bağışıklığı düşük çocuklara dikkat! </strong></p>
<p>Ülkemizde yaz tatili sonrası kreş ve okul öncesi çağdaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu şikâyetleriyle acil servise başvuranların arttığı gözlemlenmektedir. Çoğu çocuk vakası hafif seyretmekte; ateş ve üst solunum yolu belirtileri ön planda olmakta ve destekleyici tedavi ile evde izolasyon genellikle yeterli olmaktadır. Ancak kronik hastalığı olan veya bağışıklık sistemi zayıf çocukların aşı hatırlatma dozlarını yaptırmaları konusunda özellikle dikkatli olunması önerilmektedir..</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 07:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Konjonktivit]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde ciddi rahatsızlıklara yol açabilecek konjonktivit hakkında bilgi veren Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivit, en sık karşılaşılan alerjik göz hastalığıdır. Bu hastalık özellikle çocuklarda, gençlerde ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Teşhis konulan hastaların büyük bir kısmında, aynı zamanda astım ve diğer alerjik rahatsızlıklara da rastlanabiliyor. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, gözün sık ovuşturulması ve korneanın zarar görmesi nedeniyle ilerleyen dönemlerde görme kaybı oluşabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kontakt lens kullanımı riski artırıyor</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının da alerji oluşumunda önemli bir etken olduğunu belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Gözlerde oluşabilecek birçok hastalıkta güneş ışınları önemli bir rol oynar. Ultraviyole ışınlarının sebep olabileceği konjonktivit gibi rahatsızlıklardan korunmak için UV korumalı güneş gözlüklerinin kullanılması önemlidir. Lens kullanımı da alerjik reaksiyon riskini artıran faktörler arasında yer alır. Lenslerin üzerine yapışan polen ve mikroplar, alerjilerden iltihaplanmalara kadar pek çok ciddi probleme yol açabilir. Bu nedenle, özellikle hava değişimlerinin yoğun olduğu dönemlerde lens yerine gözlük kullanılması, bu riskleri en aza indirmek için alınabilecek önlemlerden biridir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>
<p>Alerjik konjonktivitin ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerin; alerjenler ve çevresel faktörler olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivitin en belirgin belirtileri; gözlerde aşırı sulanma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık ve sabah uyanıldığında kirpiklerde yapışıklık ve kabuklanma oluşmasıdır. Bu belirtileri yaşayan hastaların, doğru tedaviye yönelmek adına mutlaka bir göz muayenesine gitmeleri gerekir. Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda, sürekli göz ovuşturulması sonucu korneanın deforme olması, keratokonus adı verilen hastalığa neden olabilir. Bu sebeple alerjik konjonktivit kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ancak zamanında teşhis ve tedavi sayesinde, ileride oluşabilecek ciddi sonuçların önüne geçilebilir” şeklinde konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-2-580191">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 11:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[Konjonktivit]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava değişimi ve sonbahar mevsimi; hapşırma, burun akıntısı ve alerji gibi birçok hastalığı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hava değişimi ve sonbahar mevsimi; hapşırma, burun akıntısı ve alerji gibi birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Gözleri de olumsuz etkileyen alerjiler; kaşıntı, sulanma, yanma, batma, çapaklanma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik göz nezlesi, ilkbaharda olduğu gibi sonbaharda da gözlerde istenmeyen ve olumsuz etkilerin yaşanmasına sebep olabiliyor. Özellikle lens kullananlar alerjilere karşı çok daha dikkatli olmalı. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, ilerleyen dönemlerde gözün ovuşturulması ve korneanın deforme olması sonucunda görme kaybı yaşanabilir” dedi.</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde yaşanan hava değişimleriyle birlikte alerjiler de gün yüzüne çıkıyor. Çevreyle en fazla temas halinde bulunan organlarımızdan biri olan gözlerimiz, bu durumdan ciddi anlamda olumsuz etkilenebiliyor. Tedavi edilmediği takdirde ciddi rahatsızlıklara yol açabilecek konjonktivit hakkında bilgi veren Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivit, en sık karşılaşılan alerjik göz hastalığıdır. Bu hastalık özellikle çocuklarda, gençlerde ve erkeklerde daha sık görülmektedir. Teşhis konulan hastaların büyük bir kısmında, aynı zamanda astım ve diğer alerjik rahatsızlıklara da rastlanabiliyor. Zamanında tedavi edilmeyen konjonktivit vakalarında, gözün sık ovuşturulması ve korneanın zarar görmesi nedeniyle ilerleyen dönemlerde görme kaybı oluşabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kontakt lens kullanımı riski artırıyor</strong></p>
<p>Güneş ışınlarının da alerji oluşumunda önemli bir etken olduğunu belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, “Gözlerde oluşabilecek birçok hastalıkta güneş ışınları önemli bir rol oynar. Ultraviyole ışınlarının sebep olabileceği konjonktivit gibi rahatsızlıklardan korunmak için UV korumalı güneş gözlüklerinin kullanılması önemlidir. Lens kullanımı da alerjik reaksiyon riskini artıran faktörler arasında yer alır. Lenslerin üzerine yapışan polen ve mikroplar, alerjilerden iltihaplanmalara kadar pek çok ciddi probleme yol açabilir. Bu nedenle, özellikle hava değişimlerinin yoğun olduğu dönemlerde lens yerine gözlük kullanılması, bu riskleri en aza indirmek için alınabilecek önlemlerden biridir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere dikkat</strong></p>
<p>Alerjik konjonktivitin ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerin; alerjenler ve çevresel faktörler olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu, “Alerjik konjonktivitin en belirgin belirtileri; gözlerde aşırı sulanma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık ve sabah uyanıldığında kirpiklerde yapışıklık ve kabuklanma oluşmasıdır. Bu belirtileri yaşayan hastaların, doğru tedaviye yönelmek adına mutlaka bir göz muayenesine gitmeleri gerekir. Zamanında tedavi edilmeyen vakalarda, sürekli göz ovuşturulması sonucu korneanın deforme olması, keratokonus adı verilen hastalığa neden olabilir. Bu sebeple alerjik konjonktivit kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ancak zamanında teşhis ve tedavi sayesinde, ileride oluşabilecek ciddi sonuçların önüne geçilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Hakkında:</strong></p>
<p>1996 yılında hizmet vermeye başlayan Dünyagöz, gözün tüm branşlarında sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemiyle ve en gelişmiş teknolojilerle göz ve göz çevresi sağlığına dair her türlü soruna çözüm sunmaktadır. Branş hastaneciliği anlayışıyla Türkiye’de yeni bir dönem başlatan Dünyagöz, günlük 8.000 poliklinik ve 1.000 ameliyat kapasitesiyle yurt içi ve yurt dışında toplam 31 noktada etik ve ilkeli sağlık hizmeti vermektedir.</p>
<p>Dünyagöz; 350’si öğretim üyesi ve uzman doktor olmak üzere 800 kişilik medikal kadrosu, 3.500’ün üzerinde çalışanı ve çağdaş yönetim anlayışıyla kısa sürede dünyanın sayılı merkezleri arasında yer almıştır. Türkiye genelinde İstanbul, Ankara, Antalya, İzmit, Adana, Samsun, Tekirdağ, Bursa, Konya, Sakarya, Gaziantep ve İzmir olmak üzere 12 ilde 21 şubesi; yurt dışında ise Almanya (Frankfurt, Köln), Gürcistan (Tiflis), Azerbaycan (Bakü), Kosova (Priştine), Kırgızistan (2 noktada Bişkek), Özbekistan (Taşkent) ve Bulgaristan (Haskovo) olmak üzere toplam 10 noktada hizmet vermektedir.</p>
<p>2026–2027 döneminde Almanya, Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa’da 15 yeni klinik açılması hedeflenmektedir. Dünyagöz, Türkiye’de sağlık turizminin öncülerinden biri olarak, yılda ortalama 120.000 yabancı hastaya 7/24 hizmet vermekte; dünyanın 171 farklı ülkesinden gelen hastalarına ileri düzey göz sağlığı çözümleri sunmaktadır.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-alerjisi-gorme-kaybina-sebep-olabilir-580094">Göz Alerjisi Görme Kaybına Sebep Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşle oynamak nadir bir sorunun belirtisi olabilir! Yangına karşı durdurulamayan tutku: Piromani</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atesle-oynamak-nadir-bir-sorunun-belirtisi-olabilir-yangina-karsi-durdurulamayan-tutku-piromani-578848</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 13:20:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ateşle]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oynamak]]></category>
		<category><![CDATA[Piromani]]></category>
		<category><![CDATA[sorunun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[Yangın Çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[yangına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578848</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, piromani ve yangın çıkarma davranışlarının farkları, erken işaretleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesle-oynamak-nadir-bir-sorunun-belirtisi-olabilir-yangina-karsi-durdurulamayan-tutku-piromani-578848">Ateşle oynamak nadir bir sorunun belirtisi olabilir! Yangına karşı durdurulamayan tutku: Piromani</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, piromani ve yangın çıkarma davranışlarının farkları, erken işaretleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Piromanlar, yangın çıkarma isteğine engel olamıyorlar!</strong></p>
<p>Piromaninin, psikiyatride ‘dürtü kontrol bozuklukları’ sınıfında yer aldığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu bozukluğa sahip kişiler, tekrarlayan ve bilinçli olarak yangın çıkarma isteğine engel olamazlar.” dedi.</p>
<p>Tanı için aranan temel ölçütleri sıralayan Aydın, “Birden fazla kez kasıtlı yangın çıkarmak, yangın öncesinde yoğun bir gerginlik veya heyecan yaşamak, yangın sırasında ya da sonrasında rahatlama veya haz duymak, yangının maddi çıkar, öç, ideolojik amaç gibi nedenlerle çıkarılmaması, bu davranışın psikoz, mani veya zayıf muhakeme gibi başka bir durumla açıklanamaması gerekir. Örneğin 17 yaşındaki bir genç, ‘içimdeki sıkışma ancak kibriti çaktığımda geçiyor’ diyorsa ve bu davranıştan maddi bir kazanç elde etmiyorsa, bu tablo piromaniyi düşündürebilir. Elbette kesin tanı yalnızca uzmanlar tarafından konur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Travmalar yangın çıkarma riskini artırabilir ama her çocuk piromani geliştirmez!</strong></p>
<p>Her yangın çıkaran kişinin piromanik olmadığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Yangın çıkarma davranışı, kaza, çıkar sağlama, ideolojik amaç, öfke ya da suç işleme niyetiyle de olabilir. Kundaklama (arson), hukuki bir terimdir ve genellikle zarar verme amacı taşır. Piromani ise tamamen farklıdır. Burada kişi yalnızca yangın çıkarmanın kendisinden haz alır, başka bir amaç yoktur.” dedi.</p>
<p>Araştırmaların, özellikle ergenlerde aile içi çatışma, ebeveyn ilgisizliği, gözetim eksikliği ve travmatik yaşantıların yangın çıkarma davranışlarını artırabileceğini gösterdiğini kaydeden Aydın, “Ancak piromani bu davranışların çok küçük ve nadir bir alt grubudur. Yani travma ve sorunlu aile ortamı yangın çıkarma riskini artırabilir ama her çocuk piromani geliştirmez.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu davranışlar piromaniye işaret ediyor olabilir!</strong></p>
<p>Toplum verilerine göre yangın çıkarma davranışının en çok 18–29 yaş arası erkeklerde görüldüğünü dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ancak piromani tanısının kendisi oldukça nadirdir. Kundaklama suçundan hüküm giymiş kişilerin yalnızca yaklaşık yüzde 3’ü piromani kriterlerini karşılar.” dedi.</p>
<p>Piromaniyi düşündürebilecek erken işaretlere dikkat çeken Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Ateşe, yangınlara, itfaiyeye aşırı ilgi, küçük çaplı ateşler yakma davranışı, yangın öncesinde huzursuzluk, sonrasında rahatlama, yangınların çıkar sağlamak ya da mesaj vermek amacıyla yapılmaması. Aileler ve öğretmenler için uyarı sinyalleri ise şöyle sıralanabilir: Çocuğun gizlice kibrit ya da çakmak taşıması, eşyalarının arasında yanık kokulu materyaller bulunması, sık sık küçük ateşler yakması, yangın sonrası ‘içim ferahladı’ gibi ifadeler kullanması.”</p>
<p><strong>Tedavinin temeli terapi!</strong></p>
<p>Tedavi için piromaniye özgü bir ‘ilaç’ olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ancak tedavi, özellikle psikoterapi ile mümkün.” dedi.</p>
<p>Bilişsel davranışçı terapide dürtüyü fark etme, geciktirme, yerine başka yollar koyma, yangın güvenliği eğitimi gibi teknikler kullanıldığını aktaran Aydın, diğer tedavi yöntemlerinden bahsederek sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Aile temelli programlarda çocuk ve ergenler aileyle birlikte yürütülen programlara alınır ve bunlar çok önemlidir. Multisistemik terapide çocuk, aile, okul, arkadaş çevresi ve toplumla birlikte ele alınır. Bu yöntem, yangın çıkarma davranışı da dâhil olmak üzere birçok riskli davranışı azaltmada etkili bulunmuştur. İlaç desteği eşlik eden depresyon, kaygı, dürtüsellik gibi bazı vakalarda kullanılabilir. Antidepresanlar veya naltrekson gibi ilaçlar vaka bazında tercih edilebilse de kanıtlar sınırlıdır. Tedavi süresi kişiye göre değişir. Çoğunlukla birkaç aylık yoğun terapi ve sonrasında uzun süreli takip gerekir. Başarı oranı, özellikle erken dönemde fark edilirse ve aile-uzman işbirliği sağlanırsa oldukça artar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesle-oynamak-nadir-bir-sorunun-belirtisi-olabilir-yangina-karsi-durdurulamayan-tutku-piromani-578848">Ateşle oynamak nadir bir sorunun belirtisi olabilir! Yangına karşı durdurulamayan tutku: Piromani</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky gezginleri uyarıyor: Yapay zeka destekli saldırılar otel misafirlerini hedef alıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-gezginleri-uyariyor-yapay-zeka-destekli-saldirilar-otel-misafirlerini-hedef-aliyor-576642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 13:14:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[gezginleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[otel]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[saldırılar]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda Brezilya veya İspanya'da bir otelde konakladıysanız, kredi kartı bilgileriniz risk altında olabilir. Haziran ve Ağustos 2025 arasında Kaspersky'nin Küresel Araştırma ve Analiz Ekibi (GReAT), RevengeHotels adlı bir tehdit grubu tarafından otelleri hedef alan ve konaklayanların ödeme bilgilerine erişmeyi amaçlayan yeni bir siber saldırı dalgası keşfetti. Grup, 2015 yılından beri faaliyet gösteriyor ve o zamandan beri yöntemlerini geliştiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-gezginleri-uyariyor-yapay-zeka-destekli-saldirilar-otel-misafirlerini-hedef-aliyor-576642">Kaspersky gezginleri uyarıyor: Yapay zeka destekli saldırılar otel misafirlerini hedef alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son zamanlarda Brezilya veya İspanya&#8217;da bir otelde konakladıysanız, kredi kartı bilgileriniz risk altında olabilir. Haziran ve Ağustos 2025 arasında Kaspersky&#8217;nin Küresel Araştırma ve Analiz Ekibi (GReAT), RevengeHotels adlı bir tehdit grubu tarafından otelleri hedef alan ve konaklayanların ödeme bilgilerine erişmeyi amaçlayan yeni bir siber saldırı dalgası keşfetti. Grup, 2015 yılından beri faaliyet gösteriyor ve o zamandan beri yöntemlerini geliştiriyor. Tehdit aktörü, saldırıları daha etkili hale getirmek ve başka bölgelere ulaşmak için artık yapay zekadan da faydalanıyor. Analizler, bu saldırılarda kullanılan yeni kötü amaçlı programların çoğunun, yapay zeka ile oluşturulmuş olası kodlar içerdiğini ve bu kodların programları daha sofistike ve tespit edilmesi daha zor hale getirdiğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Brezilya&#8217;daki oteller ana hedefler olmakla birlikte, Arjantin, Bolivya, Şili, Kosta Rika, Meksika ve İspanya gibi ülkelerde de saldırılar bildiriliyor. Daha önce, aynı saldırı aktörü tarafından Rusya, Beyaz Rusya, Türkiye, Malezya, İtalya ve Mısır&#8217;daki kullanıcıları hedef alan başka bir kampanya keşfedilmişti.</p>
<p>Saldırılar şöyle gerçekleşiyor: Tehdit aktörü, genellikle rezervasyon veya iş başvurusu talepleri gibi görünen kimlik avı e-postalarını doğrudan otel personeline gönderiyor. Otel çalışanı bu e-postalarla etkileşime girdiğinde, VenomRAT adlı kötü amaçlı yazılım otelin sistemlerine yükleniyor ve saldırganlara konukların ödeme verilerine ve diğer hassas bilgilere erişim imkanı sağlıyor. E-postalar genellikle meşru görünen web sitelerinden veya Portekizce temalı alan adlarından gönderiliyor ve gayet ikna edici görünüyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Küresel Araştırma ve Analiz Ekibi uzmanı</strong> <strong>Lisandro Ubiedo</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;Siber suçlular, yeni araçlar oluşturmak ve saldırılarını daha etkili hale getirmek için sıklıkla yapay zekayı kullanıyor. Bu, phishing e-postaları gibi tanıdık yöntemlerin bile sıradan kullanıcılar tarafından fark edilmesi zorlaştığı anlamına geliyor. Tanınmış otellere güveniyor olsanız bile, kart ve kişisel veri hırsızlığı riskinin artması söz konusu olabilir,&#8221; </em></p>
<p>Güvenliğinizi sağlamak için Kaspersky şunları öneriyor:</p>
<ul>
<li>Gelen e-posta güvenli görünse bile, bağlantılara ve ekteki dosyalara dikkatli yaklaşın. Şirketinizi korumak için, her büyüklükteki ve sektördeki kuruluşlar için EDR ve XDR&#8217;nin gerçek zamanlı koruma, tehdit görünürlüğü, araştırma ve yanıt yeteneklerini sağlayan  Kaspersky Next ürün serisindeki çözümleri kullanın.</li>
</ul>
<ul>
<li>Siber suçlular genellikle çevrimiçi mağaza veya banka e-posta bildirimlerini taklit eden sahte e-posta mesajları dağıtır ve kullanıcıları kötü amaçlı bir bağlantıya tıklamaya ve kötü amaçlı yazılım yaymaya yönlendirir. Saldırganlar kuruluşunuzu hedef alıyorsa, e-posta metni daha özelleştirilmiş olabilir ve şirketinize aşina olduğunuz hizmetleri veya senaryoları taklit edebilir. Bunu göz önünde bulundurarak spam önleme ayarlarınıza ince ayar yapın ve bilinmeyen bir göndericiden gelen ekleri asla açmayın.</li>
</ul>
<ul>
<li>Size toplu olarak gönderilen beklenmedik dosyaları açmamaya çalışın. Bunlar fidye yazılımı veya hatta casus yazılım olabilir. Resmi görünümlü e-postalardan gelen ekler bile bu şekilde olabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-gezginleri-uyariyor-yapay-zeka-destekli-saldirilar-otel-misafirlerini-hedef-aliyor-576642">Kaspersky gezginleri uyarıyor: Yapay zeka destekli saldırılar otel misafirlerini hedef alıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 09:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen alzheimer, yalnızca yaşlılığın bir belirtisi olarak değil, beyin hücrelerinin hasar görmesiyle oluşan, hafıza kaybı ve davranış değişiklikleriyle ilerleyen bir hastalık olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561">Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen alzheimer, yalnızca yaşlılığın bir belirtisi olarak değil, beyin hücrelerinin hasar görmesiyle oluşan, hafıza kaybı ve davranış değişiklikleriyle ilerleyen bir hastalık olarak biliniyor. İlk belirtiler genellikle unutkanlıkla ortaya çıkarken, ilerleyen evrelerde hastalar günlük işlerini yapamaz hale gelebiliyor. Sağlıklı yaşam tarzı, düzenli beyin egzersizleri ve erken tanı, hastalığın seyir hızını önemli derecede etkiliyor. </p>
<p>Memorial Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Neşe Yavaşoğlu,  “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” öncesinde, alzheimer hastalığı ve belirtileriyle ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hastalığın altında genetik bozukluk ve stres yatıyor </strong></p>
<p>Dünya genelinde 60 yaş üstünde %5-8, 85 yaşın üstünde %30 oranında alzheimer görülmektedir. Türkiye’de ise 65 yaş üstü %8-10 kişide görülmektedir. Dünyada şu an 55 milyon, Türkiye’de 600 bin kadar Alzheimer hastası bulunmaktadır. Alzheimer hastalığı, beyinde sinir hücresi hasarına neden olan ilerleyici bir nörodejeneratif bozukluktur. Hastalığın oluş mekanizması tam aydınlatılamamıştır. Çalışmalar birçok farklı mekanizmanın rol oynadığını karmaşık bir süreci işaret etmektedir. Hastalığın oluş mekanizması kesin olarak anlaşılamamış olsa da, araştırmalar birkaç temel mekanizmanın rol oynadığını göstermektedir. Beta-amiloid adı verilen bir proteinin birikimi sonucu gelişen Amiloid Plaklar, tau proteininin anormallikleri, inflamasyon ve serbest radikallerin hücrelere zarar vermesi sonucu ortaya çıkan oksidatif stres, özellikle APOE- ε4 geninin varlığı gibi genetik yatkınlık ve epigenetik faktörlerdir.</p>
<p><strong>Alzheimer’ın 10 önemli sinyali!</strong></p>
<ol>
<li>Yakın dönemde olan durumları hatırlayamama, zaman ve mekanı karıştırma,</li>
<li>Eşyaları kaybetme, </li>
<li>Aynı soruları tekrarlama, </li>
<li>Konuşurken kelime bulmada güçlük çekme ve duraksama, </li>
<li>Bilinen yollarda kaybolma, </li>
<li>Yemek tarifi gibi planlama gerektiren işlerde zorlanma</li>
<li>TV izlerken konuyu takipte zorlanma, </li>
<li>Derinlik algısı bozulduğu için merdiven çıkmakta zorlanma, </li>
<li>Davranış değişiklikleri (kolay sinirlenme, huzursuzluk içe kapanma, sosyal yönden gerileme ve kişisel bakımını aksatma.)</li>
<li>Orta dönemde yakınlarını tanımada güçlük, ileri dönemde iletişim kuramama, yürüme ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarda bağımlılık </li>
</ol>
<p> Hastalığın tanısında, klinik öykü ve nörolojik muayene, bilişsel testler (MMSE, MOCA), MRI, PET (FDG-PET, Amyloid PET): gibi görüntüleme yöntemleri, beyin omurilik sıvısı veya kan testleri: Plazma p-tau181, p-tau217 vb. biyobelirteçler değerlendirilmektedir. Yaş, kadın cinsiyet, aile öyküsü, genetik mutasyonlar, sigara, alkol, hipertansiyon, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, hareketsizlik, depresyon, sosyal izolasyon, uyku apnesi, kafa travmaları, hava kirliliği ve toksin maruziyetleri, alzheimera yakalanma riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>Kesin tedavi yok ama belirtiler azaltılabilir</strong></p>
<p>Alzheimer için günümüzde hastalığı tamamen durduran veya geri<strong> </strong>döndüren kesin bir<strong> </strong>tedavi<strong> </strong>yöntemi henüz bulunmamaktadır. Belirtileri azaltmaya yönelik asetilkolinesteraz inhibitörleri, NMDA reseptör antagonisti kullanılmaktadır. Son yıllarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik bazı tedavi seçenekleri de gündemde; bu ilaçlar beyinde biriken amiloid-beta plaklarını azaltmakta, hastalığın ilerlemesini de bir miktar yavaşlatabilmektedir. Ancak beyin ödemi ve mikrokanama gibi yan etkiler meydana gelebileceğinden, kullanımları sınırlamaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam tarzı değiştirilmeli ve koruyucu takviyeler alınmalı </strong></p>
<p>Alzheimer beyinde düzensiz proteinlerin yavaş yavaş biriktiği sinsi bir hastalık olmakla birlikte, bu birikimler belirtiler ortaya çıkmadan tam 10-15 yıl önce başlamaktadır. Bu nedenle koruyucu tedaviler almak gerekmektedir. Omega-3 Yağ Asitleri (DHA, EPA), B Vitaminleri, Resveratrol, Koenzim Q10, Ginkgo Biloba Ekstresi vb. çok sayıda araştırılmış takviyeler bulunmaktadır. Ancak bu takviyelerin yan etkileri veya ilaç etkileşimleri nedeni ile doktor önerileri doğrultusunda kullanılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda, az kalori tüketimine, haftada en az 150 dakika orta düzey aerobik egzersiz yapmaya (yürüyüş, bisiklet, yüzme), yeni şeyler öğrenme, stresi azaltmak için meditasyon yapmaya, 7-8 saat kaliteli düzenli uyku çekmeye özen gösterilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, Alzheimer’ın genetik geçişi<strong> </strong>%1’den azdır. Büyük çoğunluğunda genetik yatkınlık, yaşam tarzı ve çevresel faktörler etkili olmaktadır<strong>.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561">Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıların]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Paratiroid Adenomu]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Paratiroid adenomu, yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “<strong>Paratiroid adenomu,</strong> yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır. Ne yazık ki, teşhis geciktiğinde kalıcı sağlık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabiliyoruz.” Dedi. Prof. Ayşan, bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kalsiyum değerine bakılması gerektiğine işaret etti. </em></p>
<p>Toplum tarafından da bilinmeyen paratiroid adenomunun, paratiroid bezinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri, Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Biz ‘tümör’ dediğimizde hastalarımız hemen kanseri düşünüyor. Oysa bu bir kanser değildir ancak sinsi ilerleyen ve bu nedenle vücuttaki birçok organda kalıcı hasarlar bırakabilen bir hastalıktır. Şüphe edildiğinde ise basit bir kan testi ile tanı koymak mümkün. Bu hastaların kanında kalsiyum yüksek çıkar. Kandaki yüksek kalsiyum başta kalp ve damarlar olmak üzere vücuttaki birçok sisteme ciddi hasarlar verir. Halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kandaki kalsiyum değerine bakılmalı” dedi. Prof. Erhan Ayşan, “gizli hastalık” olarak tanımladığı paratiroid adenomunun sinsi seyreden ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak hastalık hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><strong>BULGULAR ÇOK SİNSİ SEYREDİYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, “Paratiroid bezleri vücudun en küçük organlarıdır ve temel görevleri kalsiyum dengesini sağlamaktır. Bunu da parathormon isimli bir hormonu salgılayarak yaparlar. Paratiroid adenomu ise bu bezlerden kaynaklanan ve kana fazla miktarda parathormon salgılayarak zarar veren iyi huylu bir tümördür. İyi huylu olması önemli çünkü ‘tümör’ kelimesi hastalarda hemen kanser kaygısı yaratıyor. Fazla parathormon salgılanması sonucu kanda kalsiyum yükseliyor. Yüksek kalsiyum damarlarda ve organlarda birikerek çeşitli hasarlar oluşturuyor. Bu hastalık ‘gizli hastalık’ olarak da bilinir. Bunun üç nedeni var: Paratiroid bezlerinin çok küçük olması, belirtilerin sinsi ilerlemesi ve ameliyat sırasında bu küçük bezleri bulmanın zorluğudur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KÖTÜ HUYLU BİR HASTALIK OLMASA DA TEDAVİ İÇİN AMELİYAT OLMAK GEREKİYOR”</strong></p>
<p>Hastalığın seyrinin sinsi olması nedeniyle teşhis koymanın güç olduğunu ve dolayısıyla tedavinin de geciktiğini söyleyen Prof. Ayşan, “İnsanlar bize genellikle kötü huylu bir hastalıkları olduğu endişesiyle geliyorlar. Ancak bu kesinlikle kötü huylu bir hastalık yani kanser değildir. Burada bizim ilk işimiz hastalarımızı bu konuda rahatlatmak oluyor” diye konuştu. Bu hastalığın tedavisinde ameliyatın mutlaka gerekli olduğunu ise şu cümlelerle anlattı: “Çünkü kandaki kalsiyum yüksekliği çok önemli bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü son yıllarda kalsiyumun kandaki üst sınırını 10,5&#8217;dan 10&#8217;a indirdi. Bu çok önemli. Çünkü biz tıpta normal değerlerin revize edilmesi durumuyla çok az karşılaşırız. Bu durum, gelişen teknolojiyle kandaki yüksek kalsiyumun vücuda ne tür zararlar verdiğinin son yıllarda daha iyi anlaşılmasıyla gerçekleşti. Sadece bu olay bile kandaki yüksek kalsiyumun ve buna neden olan paratiroid adenomunun ne kadar önemli bir hastalık olduğunu gösteriyor ve adenomun ameliyatla biran önce vücuttan uzaklaştırılmasının önemini ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong> ŞİKAYETLER BİRÇOK HASTALIKLA KARIŞTIRILIYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, kandaki yüksek kalsiyumun en büyük hasarı kalp ve damar sistemine verdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Kandaki fazla kalsiyum, damar duvarlarına tutunarak katmanlar oluşturuyor ve önce damarı daraltarak sonra da tıkayarak kan geçişini azaltıyor ya da engelliyor. Bu durum kalp damarlarında olursa kalp krizi, beyin damarlarında olursa inme yani felçler, böbrek damarlarında olursa kalıcı böbrek yetmezliği ve buna bağlı ömür boyu diyalize girme gibi sonuçlara neden oluyor. Paratiroid adenomu halsizlik, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı gibi çok genel şikayetlere neden olduğu için çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor. Teşhis konulamadığında hastalar gereksiz tetkiklerle vakit kaybediyor. Oysa sadece kandaki kalsiyum düzeyinin 10’un üzerinde olması paratiroid adenomunu düşündürmeli.”</p>
<p><strong>AMELİYAT TEK ÇÖZÜM</strong></p>
<p>Kalsiyum değerinin 10’un üzerinde olmasının tanıda çok kritik olduğunun altını çizen Prof. Ayşan, “Paratiroid adenomu teşhisi konmuşsa mutlaka ameliyat gerekir. Ameliyatla adenom dediğimiz iyi huylu tümörün vücuttan çıkartılması gerekiyor. İlaçla tedavi mümkün değildir. Ameliyat öncesi ultrasonografi ve sintigrafi ile adenomun yeri tespit edilmeye çalışılır. Ancak bu her zaman başarılı olmaz. Yani ameliyat öncesi tetkiklerde her zaman adenomun yerini tespit edemiyoruz ne yazık ki! Böyle hastalarımızda ameliyat süresi uzayabilir, zorluk derecesi artabilir. Nitekim Endokrin Cerrahide meşhur bir söz vardır: Paratiroid ameliyatı ya 30 dakika sürer ya da 3 saat!”</p>
<p><strong>“TEDAVİDEN SONRA HASTA KENDİNİ HEMEN İYİ HİSSEDİYOR”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalarda hızlı bir iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Ayşan, yüksek kalsiyum kandan hemen çekildiği için hastaların ameliyattan sonra yataktan ilk kalkışlarında bile kendilerini daha iyi hissettiklerini söyledi. Prof. Ayşan, “Yıllardır devam eden halsizlik, yorgunluk, depresif bulgular da hızla düzeliyor ve hasta kendini çok daha dinç ve enerjik hissediyor. Özellikle genç ve orta yaş grubunda iyileşme süreci çok daha hızlı oluyor. İleri yaşta ise kemik döngüsü yavaş olduğu için iyileşme biraz daha uzun sürebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“HALSİZLİĞİ OLANLAR KALSİYUMUNA BAKTIRMALI”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalığa bağlı kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği gibi risklerin de ortadan kalktığına işaret eden Prof. Dr. Erhan Ayşan, sözlerini şu uyarılarla sonlandırdı: “Nadir görülen bir hastalık olduğu için meslektaşlarımızın bu hastalığı düşünmesi ve ayırıcı tanıda yer vermesi de zorlaşıyor. Bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan kişilerin sabah aç karna kalsiyum testi yaptırması çok önemli. Aile Sağlığı Merkezilerinde bile yapılabilen bu basit test, hayat kurtarıcı olabilir. Kalsiyum değeri 10’un üzerindeyse mutlaka bir endokrin uzmanına başvurulmalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 11:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terlemeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma olmak üzere iki ana gruba ayrılan bu hastalık, özellikle lenf bezlerinde şişlik, yüksek ateş, yorgunluk, istemsiz kilo kaybı ve gece terlemeleri ile belirti veriyor. Hastaya özel olarak planlanan tedavi seçenekleriyle lenfomanın tedavi edilme oranı artabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Mutlu Arat, “15 Eylül Dünya Lenfoma Farkındalık Günü” kapsamında lenfomanın nedenleri, belirtileri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lenfoma; Yavaş, Agresif ve Çok Agresif Olarak 3’e Ayrılıyor</strong></p>
<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sistemin kanseri olarak tanımlanıyor. Lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin anormal çoğalmasıyla gelişen bu hastalık, seyir özelliklerine göre de sınıflandırılıyor:</p>
<ul>
<li>Yavaş tip lenfoma: Genellikle yaşlılarda görülüyor, yavaş ilerliyor ve bazı durumlarda hemen tedavi başlanmıyor, takip ediliyor.</li>
<li>Agresif lenfoma: En sık görülen türü “Büyük B Hücreli Lenfoma” olup, 40-50 yaş grubunda daha sık görülüyor. Mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor ve çoğunlukla tedaviye olumlu yanıt veriyor.</li>
<li>Çok agresif lenfoma: Hızla ilerleyerek lösemiye dönüşebiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Lenfomanın en bilinen belirtisi lenf bezlerinde ağrısız şişlik olsa da başka şikayetlerle de ortaya çıkabiliyor. Öne çıkan belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yorgunluk ve istemsiz kilo kaybı</li>
<li>Yüksek ateş ve gece terlemeleri</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Ciltte geçmeyen kaşıntı</li>
<li>Dalakta büyüme</li>
<li>Kemiklerde ağrı</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor</strong></p>
<p>Lenfomanın tedavisinde, hastalığın tüm vücudu etkileyen yapısı göz önünde bulunduruluyor. Çoğunlukla kemoterapi, bazı durumlarda ise kemoterapi ile radyoterapi birlikte uygulanıyor. Tedavi yaklaşımı, hastalığın alt tipine ve seyrine göre belirleniyor.</p>
<p><strong>Kök Hücre Nakli ile Başarı Oranı Artıyor</strong></p>
<p>Bazı lenfoma hastalarında tedaviye rağmen nüks görülebiliyor. Bu durumda kök hücre nakli önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor.</p>
<ul>
<li>En sık tercih edilen yöntem otolog nakil olup, hastanın kendi kök hücreleri kullanılıyor.</li>
<li>Tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda ise allojenik nakil (donörden alınan kök hücrelerle) yapılabiliyor. Yeni bağışıklık hücreleri, kanserli hücreleri yabancı madde olarak algılayarak onlarla savaşabiliyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 16:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asit]]></category>
		<category><![CDATA[bileşik]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Kaman]]></category>
		<category><![CDATA[kayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kayısı Çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[şifa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, geleneksel tıpta ve modern farmakolojide önemli bir yere sahip olan kayısı çekirdeğinin faydaları ve riskleri hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477">Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, geleneksel tıpta ve modern farmakolojide önemli bir yere sahip olan kayısı çekirdeğinin faydaları ve riskleri hakkında değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Antikanser, anti-enflamatuar, antioksidan etkileri var</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin tıbbi ve aromatik bitkiler arasındaki yerini tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, &#8220;Semen Armeniacae olarak da tanımlanan kayısı çekirdeği, Rosaceae (Gülgiller) Prunus armeniaca bitkisinin tohumudur, hem geleneksel tıpta hem de modern farmakolojide kullanımı olan, bitkisel yağlar ve fitokimyasallar açısından değerli bir bitkidir. Kozmetik, gıda takviyesi ve farmasötik alanlarda sıkça kullanılan bu çekirdek; uçucu bileşenler, yağ asitleri, fitosteroller ve polifenoller bakımından oldukça zengindir. Elde edilen soğuk pres yağı; cilt bakımından iltihap giderici etkisine kadar çok sayıda alanda kullanılmaktadır. İçeriğindeki etkin bileşenler sayesinde antikanser, anti-enflamatuar, antioksidan, immunmodülatör ve hepatoprotektif etkileri bilimsel çalışmalarla gösterilmiştir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Zengin bir biyoaktif bileşik profiline sahip</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin, zengin bir biyoaktif bileşik profiline sahip olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Sabit yağ oranı oldukça yüksek olup (%27.7–66.7), protein (%14–45), şeker, potasyum, magnezyum, demir gibi mineraller, arjinin, lösin esansiyel aminoasitler ve çeşitli fenolik bileşikler içerir. Oleik asit, linoleik asit ve palmitik asit gibi doymuş ve doymamış yağ asitlerinin yanı sıra özellikle E vitamini (tokoferol) açısından zengindir. Ana toksik maddesi ise siyanojenik glikozit olan Amigdalin (%2–5.5) dir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Acı ve tatlı kayısı çekirdekleri arasındaki temel fark nedir?</strong></p>
<p>Acı ve tatlı kayısı çekirdekleri arasında en temel farkın, amigdalin içerik düzeyi olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Acı kayısı çekirdeği yüksek miktarda amigdalin içerir, tadı acı ve keskindir. Tatlı kayısı çekirdeği ise hafif tatlı ya hiç amigdalin içermez ya da çok düşük seviyededir. Tıbbi aromatik açıdan acı çekirdek, amigdalin içeriği sayesinde daha fazla farmakolojik etki gösterdiği için kullanım alanları tıbbi maçlı ve geleneksel tedavilerdir. Ancak bu aynı zamanda toksikolojik risk anlamına da gelir, yüksek zehirlenme riski vardır. Tatlı çekirdekler ise daha çok kozmetik ve gıda amaçlı kullanılır ve zehirlenme riski doza bağlı olarak düşüktür.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi hücreleri üzerinde uyarıcı etkisi var</strong></p>
<p>Kayısı çekirdeği ve yağının bağışıklık sistemini stimüle edici (immunostimülan) etkilere sahip olduğu, oksidatif stresi azaltarak bağışıklık sisteminin genel direncini artırabildiğinin bildirildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Çekirdekte bulunan amyidalinin, doğrudan bağışıklık sistemi hücreleri üzerinde uyarıcı etki gösterebildiği, düşük dozda ve kontrollü kullanıldığında anti-enflamatuar ve bağışıklık sistemi üzerinde destekleyici etkilere sahip olabildiği bildirilmiştir.” dedi.</p>
<p><strong>Hücre yaşlanmasını geciktiriyor </strong></p>
<p>Bilimsel araştırmaların, kayısı çekirdeği özütlerinin güçlü antioksidan kapasiteye sahip olduğunu gösterdiğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Özellikle içeriğinde yer alan polifenoller ve flavonoidler (salisilik asit, kafeik asit, quercitrin, kaempferol, ferulik asit ve gallik asit gibi) serbest radikallerle reaksiyona girerek hücresel hasarı önlemeye yardımcı olur. Bu bileşikler, hidroksil ve süperoksit radikallerinin yanı sıra hidrojen peroksite karşı da koruyucu etki gösterir. Ayrıca yüksek E vitamini içeriği sayesinde oksidatif stresi azaltarak hücre yaşlanmasını geciktirir ve genel sağlığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sedef hastalığı ve egzamada da faydası var</strong></p>
<p>Cilde topikal olarak uygulandığında yumuşatıcı ve nemlendirici bir bileşen görevi gördüğüne de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Linoleik asit ve oleik asit gibi değerli yağ asitleri sayesinde anti-enflamatuar, cildi aydınlatıcı, cilt nemini artırma ve cilt bariyer fonksiyonunu iyileştirme yeteneği ile bilinir.  E vitaminin antioksidan özelliklerinden dolayı akne, sedef hastalığı, egzama gibi dermatolojik durumlarda faydalı olmasının yanı sıra ayrıca cildin sağlıklı ve nemli kalmasını sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koroner kalp hastalıklarının önlenmesinde faydalı </strong></p>
<p>Kayısı çekirdeğinin diyet proteininin yanı sıra yağ ve lifin de önemli bir kaynağı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Geleneksel olarak kabızlık ve parazit tedavisinde kullanıldığı ve anti-ülseratif etkilere sahip olduğu bildirilmiştir. Oleik (Omega-9) ve linoleik asitler (Omega -6) yağ asitleri sayesinde kalp dostudur. Kayısı çekirdeklerinin içeriğinde bulunan fitosteroller ve fenolik bileşiklerin koroner kalp hastalıklarının önlenmesinde faydalı olduğu, LDL ve total kolesterolü düşürürken, HDL’yi arttırdığı ve kalp dokusunu oksidatif hasara karşı koruduğu bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Acı çekirdeklerin çiğ ve yüksek miktarda tüketimi ölümcül olabiliyor</strong></p>
<p>Çekirdekte bulunan amigdalinin β-glukozidaz enzimi ile vücutta hidrolize olarak hidrojen siyanüre (HCN) dönüştüğünün bilindiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “HCN, hücresel solunumu engelleyerek hipoksiye yol açar.   Aşırı miktarda tüketilmesi halinde mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, uyuşukluk, sinirlilik, eklem ve kaslarda çeşitli ağrılar, bilinç kaybı, koma ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Özellikle acı çekirdeklerin çiğ ve yüksek miktarda tüketimi ölümcül olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Günde en fazla üç küçük kayısı çekirdeği…</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi&#8217;nin (EFSA) belirlediği güvenli tüketim limitlerini paylaşarak sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>&#8220;EFSA, bir porsiyonda üçten fazla küçük çiğ kayısı çekirdeği ya da bir büyük çekirdeğin yarısından azının tüketilmesinin, güvenli sınırları aşabileceğini bildirmektedir. Buna göre, ortalama bir yetişkinin Akut Referans Doz (ARfD) sınırını aşmadan günde en fazla üç küçük kayısı çekirdeği (yaklaşık 370 mg) tüketmesi mümkündür. Çocuklar içinse bu miktar bir küçük çekirdeğin yarısı kadardır (yaklaşık 60 mg). Sonuç olarak, yetişkinlerde günlük 1 ila 3 küçük çekirdekten fazlası tavsiye edilmemekte, hamileler, emziren kadınlar ve çocuklar için ise kesinlikle önerilmemektedir.&#8221;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kayisi-cekirdegi-hem-sifa-hem-zehir-olabilir-575477">Kayısı çekirdeği hem şifa hem zehir olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya: Her ülke Batı yaptırımlarının hedefi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rusya-her-ulke-bati-yaptirimlarinin-hedefi-olabilir-575124</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 22:53:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[hedefi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırımlarının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rusya'nın AGİT Nezdindeki Daimi Temsilci Yardımcısı Aleksandr Volgarev, dünyada her ülkenin Batı yaptırımlarının hedefi olabileceğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rusya-her-ulke-bati-yaptirimlarinin-hedefi-olabilir-575124">Rusya: Her ülke Batı yaptırımlarının hedefi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Daimi Konsey</strong> toplantısında konuşan <strong>Volgarev, </strong>dünyada her ülkenin yaptırım saldırganlığının hedefi olabileceğine dair giderek artan bir farkındalık olduğunu söyledi.</p>
</div>
<div>
<p>Volgarev, <em>“Dünyada, herhangi bir ülkenin yaptırımların hedefi olabileceği farkındalığı artıyor. Bu nedenle, Küresel Güney ve Doğu&#8217;daki birçok ülkenin dış ticaret çıkarlarını korumak istemesi ve Batı ile tarihsel olarak oluşan bağlara olan bağımlılığı kademeli olarak azaltması tamamen mantıklı”</em> dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Diplomat, bir hafta önce Çin&#8217;de düzenlenen <strong>Şanghay İşbirliği Örgütü&#8217;nün</strong> (ŞİÖ) büyük çaplı uluslararası etkinliklerinin, dünya çoğunluğunun Batı&#8217;nın dayattığı ‘altın milyar’ın çıkarlarına hizmet etme taleplerini reddederek, diyalog ve işbirliği yoluyla insanlığın ortak kaderi için kilit öneme sahip hedeflerin gerçekleştirilmesine ilgi duyduğunu teyit ettiğini vurguladı.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rusya-her-ulke-bati-yaptirimlarinin-hedefi-olabilir-575124">Rusya: Her ülke Batı yaptırımlarının hedefi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574775</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyi ve kötü huylu olarak ikiye ayrılan yumuşak kemik doku tümörleri her ne kadar az görülse de hayatın her döneminde ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukluk çağı ya da 40’lı yaşlarda ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerle kendisini belli eden iyi huylu tümörler bazen hiç tedaviye gerek kalmadan bazen de ameliyat ile tedavi edilebiliyor. Kötü huylu kemik tümörleri ise hızlı büyüyerek çevre dokularda hasara, kemiklerde kırıklara ve hatta uzak organlara sıçrayarak bireyde hayati riske neden olabiliyor. Bu nedenle kötü huylu kemik tümörlerinde erken teşhis ve tedavi büyük önem taşıyor. Kötü huylu kemik tümörlerinin tedavi planı tümörün türü ve evresine göre hastaya özel planlanıyor ve bu sayede başarılı sonuçlar alınabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şefik Murat Arıkan, kemik yumuşak doku tümörlerinin belirtileri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığını hafife almayın</strong></p>
<p>Daha sık görülen iyi huylu tümörler (lipomlar) kitlenin büyümesi, kozmetik olarak hastayı rahatsız etmesi ve ağrıya yol açması durumlarında cerrahi olarak çıkarılmaktadır. Kötü huylu tümörler (liposarkomlar) ise hayati önem taşımaktadır. Kötü huylu yumuşak doku tümörleri (sarkomlar) daha hızlı büyüme göstererek akciğer, kemik ve beyin gibi uzak dokulara metastaz yapabilir ve hastanın hayatını kaybetmesine yol açabilmektedir. Burada en önemli nokta hastanın belirtileri ciddiye alıp, hızlı bir şekilde uzmana başvurmasıdır. Biyopsi ile tanısı konularak acilen kitlenin geniş bir cerrahi ile çıkarılması çok önemlidir. Bu grup tümörlerde, cerrahi sonrası nüksü önlemek için ışın tedavisi veya kemoterapi uygulanabilir.  </p>
<p><strong>Kemik yumuşak doku tümörlerinin 5 önemli belirtisi!</strong></p>
<p>İyi huylu kemik tümörleri, yavaş ilerleyen, eklem veya kemikte ağrı, hareket kısıtlılığı ve aksama ile ortaya çıkabilmektedir. Bunların bir kısmı takibe alınabilirken, kırık riski ve hızlı büyüme potansiyeli olanlar ise ameliyatla temizlenebilmektedir. Kötü huylu kemik kanserlerinde ise hasta, şiddetli ve gittikçe artan şekilde kemik ağrısı, tümöre bağlı kırıklar ve o bölgede şişlikle doktora başvurur. Aşağıdaki belirtiler var ise mutlaka bu konuda uzmanlaşmış bir hekime ve merkeze başvurulması çok önemlidir. </p>
<ol>
<li>Vücudun herhangi bir bölgesinde sonradan meydana çıkan şişlikler</li>
<li>Eklemlerde hareket kısıtlılığı olması</li>
<li>Geçmeyen inatçı kemik ağrıları</li>
<li>Sonradan ortaya çıkan aksamalar, çocuklarda sebepsiz topallama</li>
<li>Gece uykudan uyandıran ağrılar </li>
</ol>
<p><strong>Zamanında müdahale ile tedavi mümkün</strong></p>
<p>Radyolojik olarak grafi, MR, tomografi ve PET gibi tetkikler yapıldıktan sonra acilen geniş bir cerrahi gerektirir. Ameliyat sürecinde protezler, plak-vida ve çiviler ile çıkarılan kemiğin sağlamlaştırılması hedeflenir. Bu hastalık grubu orta ve ileri yaşlarda daha sık görülmekle beraber çocukluk çağında da oldukça sık görülmektedir. Osteosarkom ve Ewing sarkom gibi bazı tümörler çocukluk/ergenlik döneminde sık olarak görülmekte ve acil olarak medikal ve cerrahi tedaviler gerektirmektedir. </p>
<p>Genellikle iyi huylu tümörler meydana geliyor. Bir tane kötü huylu yumuşak doku tümörüne karşılık, 40-50 tane iyi huylu tümör görülebiliyor. Kemik tümörleri, özellikle çocukluk ve ergenlik çağında çok sık görülebilmektedir. Tek taraflı eklemde, kolda, bacakta şişlik, yürümekte zorluk, sebepsiz topallama var ise mutlaka doktora başvurulmalıdır. Zamanında müdahale ile neredeyse tamamına yakınının tedavisi mümkündür.</p>
<p><strong>Erken tanı hayat kurtarıyor, amputasyonu önlüyor</strong></p>
<p>Kemik ve yumuşak doku tümörlerinin tedavisi bu konuda özel olarak uzmanlaşmış ve hastane olarak imkanları fazla olan bir merkezde yapılmalıdır, çünkü tanıda gecikme çok ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Tümör tanısında gecikme durumunda bazı vakalarda hastada yaygın metastazlar ortaya çıkabilmektedir. Diğer branşlarda olduğu gibi kas iskelet sistemi tümörlerinde de erken tanı hayat kurtarmaktadır. </p>
<p>Kemik tümörlerinde, tümörlü kemik çıkartıldıktan sonra yerine, protez ya da biyolojik rekonstrüksiyon denilen hastanın kendi ana kemiğinin kullanılması yöntemi uygulanmaktadır. 20-30 yıl önce bu hastalarda yüzde 40 olan bacak ve kol amputasyonu oranı günümüzde yüzde 3-4’lere düşmüş durumdadır. Yani hastalar bu uzuvlarının tamamını ya da bir kısmını kaybetmek zorunda kalmamaktadır. Ayrıca uygulanan ileri teknolojiler sayesinde hastalarda ameliyat sonrası kısa bir süre içerisinde iyileşme görülmektedir. Bu nedenle erken tanı çok önemlidir. </p>
<p><strong>Sıklıkla 40 yaşından sonra görülüyor! </strong></p>
<p>Bu hastalığın görülmesinde genetik etkenler ön plandadır. Genetik bozukluk ve genlerde mutasyon gibi durumlar olduğu için hastalığın önleme şansı yoktur ancak erken tanı ile tedavi mümkün olabilmektedir. Risk faktörlerine bakıldığında; kardeşlerde tümör varsa bazı ailelerde yaygın kanserler görülebilmektedir. Bu tip durumlarda mutlaka diğer aile bireylerine tarama yapılmalıdır. Yumuşak doku tümörleri her yaş grubunda görülebilir ama sıklıkla 40 yaşından sonra ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca ileri yaşlarda metastazlar çok sık olmaktadır. </p>
<p>Multidisipliner yaklaşım bu hastalıklarda mutlaka gerekli olup, tedavinin başarılı olmasında en önemli unsurdur. Radyoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, girişimsel radyoloji, nükleer tıp, fizik tedavi, onkolojik ortopedi gibi branşların bir arada ekip olarak hastayı tanı ve tedavide değerlendirmesi elzemdir. Her türlü kas iskelet sistemi tümörünün başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için; uzman bir ekip, gelişmiş radyoloji teknolojileri ve kişiye özel tedavi uygulamaları çok önemlidir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-kemik-tumorlerinin-habercisi-olabilir-574775">Bu Belirtiler Kemik Tümörlerinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ardında Bu Sendrom Yatıyor Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ardinda-bu-sendrom-yatiyor-olabilir-574545</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 11:22:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[ardında]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Başkalarını]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaçlarını]]></category>
		<category><![CDATA[life]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sendrom]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[yatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zamanla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda kadın olmak genellikle uyumlu, anlayışlı ve fedakâr olmakla eş tutuluyor. Ancak uyumlu ve sorunsuz bir tablo çizmek uğruna her isteğe “evet” demek, başkalarını memnun etmek pahasına kendi ihtiyaçlarını yok saymak, zamanla duygusal yorgunluk ve tükenmişlik getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ardinda-bu-sendrom-yatiyor-olabilir-574545">Ardında Bu Sendrom Yatıyor Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda kadın olmak genellikle uyumlu, anlayışlı ve fedakâr olmakla eş tutuluyor. Ancak uyumlu ve sorunsuz bir tablo çizmek uğruna her isteğe “evet” demek, başkalarını memnun etmek pahasına kendi ihtiyaçlarını yok saymak, zamanla duygusal yorgunluk ve tükenmişlik getiriyor. Bu durum, psikolojide mükemmeliyetçilik sendromu olarak tanımlanıyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Karaman</strong>, özellikle kadınlarda sık görülen bu davranış kalıbının ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurguluyor. </p>
<p>İnsanları memnun etmeye çalışmak, mükemmeliyetçilik ve başkalarının ihtiyaçlarını kendi önceliklerinin önüne koymak… Bu davranışlar ilk bakışta olumlu gibi görünse de, aslında kişinin ruhsal sağlığını zedeleyen bir sendromun habercisi olabilir. Toplumsal beklentilere uyum sağlamak adına sürekli başkalarını memnun etmeye odaklanan kişiler, kendi ihtiyaçlarını geri plana atıyor. Zamanla bu durum, duygusal yorgunluk, tükenmişlik ve özgüven kaybına yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Karaman, </strong>mükemmeliyetçilik sendromunun 4 belirtisini sıralıyor.  </p>
<p><strong>Onay ararlar</strong></p>
<p>Bu sendromu yaşayan kişiler için başkalarının düşünceleri ve yorumları adeta bir pusula gibidir. Sürekli onay alma ihtiyacı, bireyin kendi kararlarını sorgulamasına ve özgüveninin zedelenmesine yol açar. Olumsuz bir tepki ya da eleştiri, bu kişilerde normalden çok daha büyük bir kaygı yaratır.</p>
<p><strong>Başkalarını kırmaktan korkarlar </strong></p>
<p>“Hayır” diyememek, bu sendromun en belirgin işaretlerinden biridir. Başkalarını kırmaktan, hayal kırıklığına uğratmaktan korkan kişiler, kendi sınırlarını korumakta zorlanır. Oysa sürekli “evet” demek, sağlıksız bir dengeye ve kişinin kendi ihtiyaçlarının yok sayılmasına neden olur.</p>
<p><strong>Kendi ihtiyaçlarını ihmal ederler</strong></p>
<p>Mükemmel bir tablo çizmek uğruna bireylerin sıklıkla başkalarının mutluluğunu kendi mutluluklarının önüne koyduklarını belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Karaman,</strong> “Kendi isteklerini, dinlenme zamanlarını, hatta sağlıklarını bile ikinci plana atabilirler. Bu durum uzun vadede kişinin hem ruhsal hem de fiziksel refahını olumsuz etkiler” ifadelerini kullandı.   </p>
<p><strong>Yorgun ve tükenmiş hissederler</strong></p>
<p>Sürekli başkalarını mutlu etmeye çalışmak, zamanla ağır bir duygusal yük haline gelir. Kendi isteklerini bastırmak ve daima uyumlu görünmek isteyen kişilerde tükenmişlik, değersizlik hissi ve hatta depresif belirtiler görülebilir. Bu yorgunluk, günlük yaşamı da olumsuz etkiler.</p>
<p><strong>MÜKEMMEL OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ! 7 ÖNEMLİ ÖNLEM</strong></p>
<p> “Sağlıklı sınırlar koymak ve kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek, duygusal ve psikolojik iyilik hali için kritik bir gerekliliktir” diyen <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Klinik Psikolog Cansu Karaman, </strong>bu sendrom ile baş etmede kullanılabilecek 8 adımı paylaştı. </p>
<p><strong>Fark Edin</strong></p>
<p>Değişimin ilk adımının farkındalık olduğunu söyleyen <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Klinik Psikolog Cansu Karaman,</strong> “Kendinizi sürekli başkalarının ihtiyaçlarını karşılarken ve onların beklentilerine göre hareket ederken buluyorsanız, bu davranışın sizde yarattığı duyguları gözlemleyin. “Ben bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa onay almak için mi?” sorusu bu farkındalığı geliştirmenize yardımcı olabilir” diyor.</p>
<p><strong>Kendi İhtiyaçlarınızı Anlayın</strong></p>
<p>Duygusal, fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarınızı tanımak; sağlıklı sınırlar koyabilmenin temelini oluşturur. Dinlenmeye, yalnız kalmaya, keyif almaya veya destek görmeye ihtiyaç duyduğunuz anları fark edin. Kendi ihtiyaçlarınızı tanıdıkça, başkalarının beklentileriyle aranıza sağlıklı bir mesafe koyabilirsiniz.</p>
<p><strong>Sınırlarınızı netleştirin</strong></p>
<p>Başkalarını kırmaktan korkmadan “hayır” diyebilmek, aslında bencillik değil; kendinize ve ilişkilerinize değer vermektir. Sınırlarınızı net bir şekilde ifade ettiğinizde, hem kendinizi daha güçlü hissedersiniz hem de karşınızdakilerle daha sağlıklı bağlar kurarsınız.</p>
<p><strong>Kendi Değerlerinizi Belirleyin!</strong></p>
<p>Toplumun, ailenin veya çevrenizin beklentileri yerine kendi değerlerinizi keşfetmek; kimliğinizi güçlendirir. “Benim için gerçekten önemli olan nedir?” sorusu, hayatınıza yön vermede yol gösterici olur. Değerlerinizin farkına vardığınızda, başkalarını memnun etmek yerine kendi doğrularınıza göre yaşamaya başlarsınız.</p>
<p><strong>Kendinize Şefkat Gösterin</strong></p>
<p>“Başkalarına gösterdiğiniz anlayış ve empatiyi kendinize de gösterebilmelisiniz” diyen<strong> Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Karaman, </strong>hata yaptığınızda kendinizi eleştirmek yerine, bir dostunuza nasıl davranırdınız diye düşünmeyi öneriyor. Kendi kendine şefkat geliştirmenin olumsuz duygularla baş edilmesini kolaylaştırdığını ve ruhsal dayanıklılığı artırdığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Destek Alın</strong></p>
<p>Bu süreçte yalnız olmadığınızı bilmek çok önemlidir. Güvendiğiniz bir arkadaş, aile üyesi veya bir uzmandan destek almak, yükünüzü hafifletebilir. Profesyonel yardım almak ise duygusal süreçleri daha sağlıklı yönetmenize yardımcı olur.</p>
<p><strong>Küçük Adımlarla Başlayın</strong></p>
<p>Değişimin bir anda gerçekleşmediğini söyleyen <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Klinik Psikolog Cansu Karaman, “</strong>Küçük adımlar atarak başlamak, sürecin sürdürülebilir olmasını sağlar. Örneğin, küçük bir ricaya “şu an uygun değilim” demek bile büyük bir adımdır. Küçük zaferler, zamanla büyük dönüşümlere yol açar” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ardinda-bu-sendrom-yatiyor-olabilir-574545">Ardında Bu Sendrom Yatıyor Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber zorbalıkla ilgili yanlış bilinen 10 gerçek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-ilgili-yanlis-bilinen-10-gercek-567913</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:26:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[onları]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların ve gençlerin dijital dünyada karşı karşıya kaldığı tehlikeler giderek artarken siber zorbalık da en ciddi tehditlerden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-ilgili-yanlis-bilinen-10-gercek-567913">Siber zorbalıkla ilgili yanlış bilinen 10 gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların ve gençlerin dijital dünyada karşı karşıya kaldığı tehlikeler giderek artarken siber zorbalık da en ciddi tehditlerden biri olarak öne çıkıyor. Ebeveynlerin bu konuda doğru bilgilere sahip olması, çocuklarını korumada büyük önem taşıyor. Ancak çevrimiçi tacizle ilgili bazı yanlış inanışlar, alınması gereken önlemleri geciktirebiliyor ya da etkisiz kılabiliyor. Siber güvenlik şirketi ESET siber zorbalık hakkında en yaygın 10 yanlış kanıyı derledi ve önerilerde bulundu.</strong></p>
<p>Cyberbullying Research Center’ın (Siber Zorbalık Araştırma Merkezi) verilerine göre, ABD&#8217;de ortaokul ve lise öğrencilerinin yüzde 58’inden fazlası hayatlarında en az bir kez siber zorbalığa maruz kaldı. Bu oran 2019’da yüzde 37 ve on yıl önce sadece yüzde 24’tü. Ayrıca genç video oyunu oyuncularının yüzde 43’ü çevrimiçi ortamda zorbalık yaşadığını belirtiyor. Bu zorbalık; hakaret, fiziksel tehdit, hatta cinsel içerikli mesajlar gibi farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Hiçbir ebeveyn çocuğunun siber zorbalığa maruz kalmasını istemez. Ancak alternatifin onları dijital dünyadan uzak tutmak olması durumunda, bu yarardan çok zarar verebilir. Önemli olan, uyarı işaretlerine karşı gözlerinizi açık tutmak, açık bir diyalog kurmak, duygusal ve teknik destek sunmaktır.</p>
<p><strong>Siber zorbalık hakkında en yaygın 10 yanlış kanı</strong></p>
<ol>
<li><strong>Çevrimiçi olan çevrimiçi kalır</strong></li>
</ol>
<p>Çoğu çevrimiçi eğilim gibi, zorbalık da teknoloji tarafından mümkün kılınır ancak kökleri insan ruhunun derinliklerine uzanır. Çocukların zorbalık davranışına girmesinin birçok nedeni vardır; akran baskısından düşük özgüvene, dikkat çekme ihtiyacından aile içi şiddete kadar. Sosyal medya gibi dijital platformlar, çocukların başkalarını daha yaygın bir şekilde zorbalığa maruz bırakmasına olanak tanıyabilir. Ancak bu, sadece çevrimiçi ortamla sınırlı değildir. Zorbalar, kurbanlarını çevrimiçi ortamda olduğu kadar gerçek hayatta da eziyet etmek isteyebilir. Bunu yapmasalar bile kurbanlarına verebilecekleri psikolojik zarar, gerçek dünyada da kesinlikle bir etkiye sahiptir.</p>
<ol>
<li><strong>Onlar sadece çocuk</strong></li>
</ol>
<p>Zorbalığı, çocukların büyümesinin normal bir parçasıymış gibi görmezden gelmek, onun potansiyel ciddiyetini küçümseme tehlikesi yaratır. Aslında zorbalık, zorbalığa maruz kalan kişinin sosyal ve duygusal gelişiminde ciddi ve uzun vadeli etkiler yaratabilir. Siber zorbalığın sadece çocukların başına gelen bir şey olmadığı da doğrudur. Trolling, doxing, intikam pornosu ve stalking, çoğumuzun aşina olduğu siber zorbalık türleridir. Amerikalıların beşte ikisi çevrimiçi tacize uğradığını iddia ediyor.</p>
<ol>
<li><strong>Görmezden gelin, kendiliğinden geçer</strong></li>
</ol>
<p>Bu nadiren işe yarar. Aynı mantıkla “zorbalık davranışını bildirmek sadece durumu daha kötüleştirecektir” diye düşünmek de yanlıştır. Bazen görmezden gelmek, zorbaların eylemlerinin etkili olduğuna inanmaları durumunda onları cesaretlendirebilir. Ortak bir eylemde bulunarak ve zorbalara doğrudan karşı çıkarak bir çözüm umudu olabilir.</p>
<ol>
<li><strong>Çocuğum bir sorun varsa bana söyler</strong></li>
</ol>
<p>Çocuğunuz size her zaman tamamen dürüst ve açık davranıyorsa şanslı bir ebeveynsiniz demektir. Çocuklar büyürken birkaç farklı aşamadan geçer ve bu süreçte ebeveynleriyle olan psikolojik ve duygusal ilişkileri değişir. Özellikle ergenlik çağına girdiklerinde bir sorun olduğunu size söylemekten utanabilir veya çok küçük düşmüş hissedebilirler. Başlarına gelenlerin ciddiyetini anlamayabilirler. Ya da bir şey söylerlerse sizi cezalandıracağınızı veya cihazlarını elinden alacağınızı düşünebilirler. Onları yargılamayacağınızı, cezalandırmayacağınızı, destek olacağınızı söyleyerek onları rahatlatmak, onların açılmalarına yardımcı olmak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biridir.</p>
<ol>
<li><strong>Teknolojiyi ortadan kaldırırsanız sorunu çözersiniz</strong></li>
</ol>
<p>Siber zorbalık teknoloji sayesinde mümkün olmaktadır ancak çocuğunuzun akıllı telefonunu elinden alırsanız bu sorun mucizevi bir şekilde ortadan kalkmayacaktır. Okulda zorbalığa maruz kalıyorlarsa tacizin çevrimdışı olarak devam etmesi için bolca fırsat olacaktır. Çocuğunuzun cihazını elinden alarak onu cezalandırmak, zorbaları sevindirecek ve çocuğunuzla olan ilişkinize hiçbir fayda sağlamayacaktır.</p>
<ol>
<li><strong>Çevrimiçi zorbaları tespit etmek neredeyse imkânsızdır</strong></li>
</ol>
<p>Bazen çevrimiçi anonimlik, siber suçların yaygınlaşmasına olanak sağladığı gibi, zorbaları da güçlendirir. Ancak gerçekte, zorbaların çoğu kurbanlarını tanır; ister okul arkadaşları ister eski arkadaşları ister romantik partnerleri olsun. Ayrıca sosyal medya ve diğer platformlar, taciz veya zorbalık yoluyla hizmet şartlarını ihlal ettikleri kanıtlanan bazı kullanıcıların kimliklerini ortaya çıkarabilir.</p>
<ol>
<li><strong>Tespit etmesi kolay</strong></li>
</ol>
<p>Siber zorbalığın zorluğu, sanal ortamda gerçekleşmesidir. Belki fiziksel iz bırakmaz ancak kurbanlara kesinlikle psikolojik zarar verebilir. Bu durum, özellikle çocuklarınızla duyguları hakkında açıkça konuşmakta zorlanan ebeveynler için işleri zorlaştırır. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, çocuğunuzun size bir sorun olduğunu söyleyeceğine güvenemezsiniz. Bu nedenle, uyarı işaretlerini daha iyi fark etmeniz gerekir. Davranış, tavır veya akademik performansta ani değişiklikler yararlı bir gösterge olabilir. Ancak bunlar kesin değildir. Nazik bir şekilde sorgulama da gerekli olabilir.</p>
<ol>
<li><strong>Siber zorbalar kötü niyetli dışlanmışlardır </strong></li>
</ol>
<p>Siber zorbaların kimlikleri sonunda ortaya çıktığında gerçek kimlikleri arkadaşlarını ve ailelerini şok edebilir. İnsanlar, gerçek dünyada asla düşünmeyecekleri şeyleri çevrimiçi ortamda söyleyebilir ve yapabilir. Çoğu zorba, kendileri zorbalığa veya istismara uğradıkları, özgüvenleri düşük olduğu, zihinsel sağlık sorunları olduğu veya akran baskısı nedeniyle bu davranışlarda bulunur. Özellikle çocuklarınıza zarar veriyorlarsa onları kötü olarak adlandırmanız kolaydır. Ancak gerçek genellikle bundan daha karmaşıktır.</p>
<ol>
<li><strong>Siber zorbalık çok sayıda intihara neden olmaktadır.</strong></li>
</ol>
<p>Resmî ABD verilerine göre, ergenlerin yüzde 14,9&#8217;u siber zorbalığa maruz kalmış ve %13,6&#8217;sı ciddi intihar girişimi gerçekleştirmiştir. Ancak korelasyon, nedensellik anlamına gelmez. Aslında bir gencin hayatına son vermek istemesinin birçok nedeni olabilir ve siber zorbalık bu nedenlerden biri olabilir veya olmayabilir. Her halükârda, ısrarlı çevrimiçi tacizin toplumun en savunmasız üyelerine yönelik tehlikelerine karşı uyanık olmalıyız.</p>
<ol>
<li><strong>Suçlu, sosyal medya platformları</strong></li>
</ol>
<p>Sosyal medya ve mesajlaşma platformları, siber zorbalığın &#8220;kolaylaştırıcıları&#8221; olarak oynadıkları rol nedeniyle sıklıkla kötüleştirilir. Ancak yasama organları tarafından ekosistemlerini daha iyi denetlemeleri için giderek daha fazla baskı altına alınıyorlar. Örneğin, Birleşik Krallık&#8217;ın Çevrimiçi Güvenlik Yasası, kullanıcılarının refahını sağlamak için belirli çevrimiçi hizmet sağlayıcılara &#8220;bakım yükümlülüğü&#8221; getiren, dünyadaki en sıkı yasalardan biridir. Zorbalık her zaman kolayca fark edilmez. Şartlar, nüanslar, argo ve dilsel özelliklerin bazen algoritmalar tarafından doğru bir şekilde tespit edilmesi zor olabilir. Ancak algoritmalar bu konuda giderek daha iyi hâle geliyor – olması gerektiği gibi. Her halükârda, ebeveynlerin çocuklarıyla sosyal medyanın riskleri ve tuzakları hakkında konuşması önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-ilgili-yanlis-bilinen-10-gercek-567913">Siber zorbalıkla ilgili yanlış bilinen 10 gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başboyun]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor. HPV virüsü, alkol ve güneş ışınlarının da sebep olabildiği bu kanser türü, tümörün yerine göre farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Gırtlakta gelişen tümörler, ses değişikliği ve yutma güçlüğüyle; burun bölgesine yerleşen kötü huylu tümörler ise geçmeyen burun tıkanıklıkları ve kanamalarıyla kendisini belli edebiliyor. Tüm kanserlerin %10’unundan fazlasını oluşturan baş-boyun kanserleri erken tanı ile vücudun diğer bölgelerine yayılması engellenerek tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Seyit Mehmet Ceylan, baş-boyun kanserlerinin sebepleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>HPV aşısıyla baş-boyun kanseri riskini azaltabilirsiniz</strong></p>
<p>Kanser türleri içerisinde erkeklerde 5. kadınlarda ise 12. sırada olan baş- boyun bölgesi kanserlerine dünyada her yıl yaklaşık 890 bin kişi yakalanmaktadır. Baş- boyun bölgesinde bulunan tiroid ve özofagus kanserleriyle birlikte bu rakam 1,5 milyonun üzerine çıkmaktadır.</p>
<p>Kadınlarda tiroid, erkeklerde ise gırtlak (larinks) kanseri sıklık açısından ilk sıradadır. Tütün ve alkol kullanımı yanında Epstein Barr virüsü (EBV) ve insan papilloma virüsü de (HPV) baş-boyun bölgesi kanserlerinde önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı azalmasına rağmen baş- boyun kanserlerindeki artışın bir nedeni olarak HPV enfekte kişi sayısındaki artış gösterilmektedir. HPV aşısı yaptırmak baş-boyun kanserleri açısından koruma sağlamaktadır. Oluşumu çevresel ve genetik sebeplerin yer aldığı komplike bir süreç olan baş-boyun kanserleri;</p>
<ul>
<li>Gırtlak (larinks) kanseri</li>
<li>Ağız boşluğu( ağız tabanı, dil, yanak mukozası vb.) kanserleri</li>
<li>Dudak kanseri</li>
<li>Yutak (farinks) kanseri</li>
<li>Geniz (nazofarinks) kanseri</li>
<li>Burun ve sinüs kaynaklı kanserler</li>
<li>Tükürük bezinden köken alan kanserler olarak sıralanabilir. Bunlara ilave olarak tiroid, özofagus (yemek borusu), baş boyun bölgesinde yer alan cilt kanserleri ve diğer bağ dokusu kökenli kanserler, farklı kökenli olup baş boyun bölgesini tutan kanserler de baş boyun bölgesinde yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviye rağmen geçmeyen burun tıkanıklığını hafife almayın</strong></p>
<p>Gırtlakta gelişen tümörün ilk belirtisi ses değişikliği, boyunda şişlik, yutma güçlüğü, boğaz ağrısı olurken, burun, sinüsler ve nazofarinkste (genizde) yerleşen tümörler burun tıkanıklığı, burun kanaması, baş ve yüz ve kulak ağrılarına neden olabilmektedir. Gırtlaktaki tümörler uzun süre ses değişiklikleri yapmadan ileri boyutlara ulaşabilmekte ve boyun bölgesine yayılabilmektedir. İki haftadan uzun süren ses değişikliği, burun tıkanıklıkları, katı gıda yutulmasında güçlük, ağız içinde oluşan yaralar, yanakta veya boyunda çıkan ağrısız şişlikler baş-boyun bölgesi kanserlerinin belirtilerinden olabilir. Bu belirtileri yaşayan kişilerin özellikle de sigara kullananların zaman kaybetmeden alanında uzman bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları doktoruna görünmesi gerekir.</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi planlaması yapılıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserleri erken tanı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Erken tanı, tedavi süreçlerini kısaltarak fonksiyon kayıplarını en aza indirmektedir. Kanserli bölge tedavi edilirken hastanın yaşam kalitesini en az etkileyecek yöntemler tercih edilmektedir. Organ koruyucu tedaviler, endoskopik yani kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi seçenekler tercih edilmektedir. Günümüzde uygulanan modern yaklaşım baş boyun kanserli hastaların multidisipliner yöntemle tedavi edilmesine yöneliktir. Tedavi sürecinde medikal onkolog, radyasyon onkoloğu ve baş boyun cerrahı aktif rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Lazerle endoskopik ameliyat hastanede kalış süresini azaltıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserlerine yönelik tedavi seçeneklerinde sadece cerrahi ya da radyoterapi olabileceği gibi; ileri evre tümörlerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan kombine tedaviler de uygulanabilmektedir. Son yıllarda öne çıkan immunoterapi yöntemi de baş-boyun kanserlerinin tedavisinde umut vadeden bir uygulamadır. Baş-boyun bölgesi kanserlerinin tedavi süreçlerinde cerrahi tedavi önemli bir yere sahiptir. Uygulanacak cerrahi seçenekler ve uygulanma şekli hakkında hastanın yeterince bilgilendirilmesi ve karar süreçlerine bilgilendirilmiş bir şekilde katılımının sağlanması güncel yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüzde tedaviye yönelik bu yaklaşım kadar önem kazanan bir başka prensip de yaşam kalitesinin korunmasıdır. Yaşam kalitesinin korunması günümüzde ilaç ve ışın tedavisindeki gelişmeler kadar cerrahi tedavilerin de teknolojik gelişmeler doğrultusunda evrim geçirmesiyle mümkün olabilmektedir. Günümüzde en çok değişen cerrahi yaklaşım endoskopik olarak yapılan kapalı ameliyatların ağırlık kazanmasıdır. Lazer yardımıyla endoskopik olarak gerçekleştirilen larinks (gırtlak) kanseri ameliyatları iyileşmenin hızlı olması ve dolayısıyla daha az hastanede kalma gibi avantajlara sahiptir. Burun ve sinüs tümörlerinde kapalı endoskopik ameliyatlar artık dışarıdan kesiyle yapılan ameliyatların yerini almıştır. Cerrahi navigasyon sistemleri cerrahın kapalı yöntemlerle tümör ameliyatını gerçekleştirmesine yönelik kolaylıklar sağlamıştır.</p>
<p><strong>Fonksiyon kayıpları doku transferi ile en aza indirilebiliyor</strong></p>
<p>Baş-boyun kanserlerinin tedavisinde tercih edilen cerrahi yöntemde, ortaya çıkabilecek fonksiyon kayıplarını en aza indirmek için doku transferleri yapılabilmektedir. Gerek komşu bölgelerden, gerekse vücudun uzak bölgelerinden yapılabilecek transferler ile fonksiyon kaybı en aza indirilebilmektedir. Son yıllarda tıp alanına da giren 3D teknolojisi, rekonstrüksiyon amacı ile kullanılabilecek, kişiye özel rekonstrüksiyon materyallerinin üretilebilmesinin önünü açmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 20:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ancak]]></category>
		<category><![CDATA[anılarınızı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[silemezsiniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, değiştirilemeyeceği düşünülen uzun süreli bellekteki anıların, yapılan çalışmalarla değiştirilebilir olduğunun ortaya çıkması hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551">Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, değiştirilemeyeceği düşünülen uzun süreli bellekteki anıların, yapılan çalışmalarla değiştirilebilir olduğunun ortaya çıkması hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uzun süreli bellekteki bilgiler değiştirilebilir!</strong></p>
<p>Belleğimizin çalışan, kısa süreli ve uzun süreli bellek süreçleri aracılığıyla bilgiyi işlediğini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Uzun süreli bellekte depolanan anılar sabit kalmaz; bunlar güçlendirilebilir, zayıflatılabilir ve hatta değiştirilebilir.” dedi.</p>
<p>Yakın zamana kadar, uzun süreli bellekteki bilgilerin değiştirilemeyeceğinin varsayıldığını kaydeden Eryılmaz, “Ancak 2000’lerde yapılan bir çalışma, belli ilaçların belleği yeniden düzenleyebileceğini ortaya koyarak belleğin modifiye edilebilir olduğu fikrine ışık tuttu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amaç anıları silmek değil, anılarla sağlıklı ilişki kurulmasını sağlamak </strong></p>
<p>Günümüzde duygusal bellekte depolanan travmatik anıların yeniden yapılandırılmasının mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Özellikle EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) terapisi, otobiyografik değil ama duygu yüklü (örtük) bellek içeriklerini hedef alarak bu anıların yükünü azaltmayı amaçlar.” dedi.</p>
<p>Bu yaklaşımda amacın, anıları silmek değil, kişilerin anılarla sağlıklı bir ilişki kurmasını sağlamak ve travmanın duygusal etkisini azaltmak olduğunu vurgulayan Eryılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böylesine hassas bir süreçte, yalnızca alanında uzman terapistlerin müdahalesi etik açıdan da kritik önem taşır. Amatör müdahaleler, kişiyi daha fazla travmatize edebilir. Dolayısıyla bireylerin bu tür terapötik müdahalelerde ehil kişilerle çalışması hem güvenlik hem de etkinlik açısından en doğru yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anilarinizi-silemezsiniz-ancak-degistirmeniz-mumkun-olabilir-562551">Anılarınızı silemezsiniz, ancak değiştirmeniz mümkün olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni gezegene dair izler saptandı: &#8216;Yaşama elverişli uyduları olabilir&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-gezegene-dair-izler-saptandi-yasama-elverisli-uydulari-olabilir-562530</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 19:35:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[dair]]></category>
		<category><![CDATA[elverişli]]></category>
		<category><![CDATA[gezegene]]></category>
		<category><![CDATA[izler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[saptandı]]></category>
		<category><![CDATA[uyduları]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562530</guid>

					<description><![CDATA[<p>James Webb Uzay Teleskobu kullanılarak  4 ışık yılı uzaklıkta bulunan en yakın yıldız sisteminde 'yaşama elverişli uydulara sahip olabilecek' bir gaz gezegeni keşfedildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gezegene-dair-izler-saptandi-yasama-elverisli-uydulari-olabilir-562530">Yeni gezegene dair izler saptandı: &#8216;Yaşama elverişli uyduları olabilir&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) <strong>James Webb Uzay Teleskobu</strong>&#8216;nu kullanan astronomlar, Dünya&#8217;ya yaklaşık 4 ışık yılı uzaklıkta yer alan, Güneş Sistemi&#8217;ne en yakın yıldız sistemi olan <strong>Alpha Centauri</strong>&#8216;deki bir yıldızın yörüngesinde bulunan gaz gezegeninin varlığına dair izler saptandığı belirtildi.</p>
</div>
<div>
<p><strong>Satürn </strong>ve <strong>Jüpiter</strong>&#8216;e benzer özelliklere sahip olduğu düşünülen gezegenle ilgili yapılan açıklamada, kalın bir gaz tabakasıyla kaplı olmasının yanı sıra,<strong> yaşama elverişli uydulara sahip olabileceği </strong>düşünülüyor.</p>
</div>
<div>
<p>Oxford Üniversitesinden <strong>Doç. Dr. Carly Howett</strong>, gezegenin <strong>Güneş&#8217;e benzer sıcaklık ve parlaklığa sahip bir yıldızın </strong>yörüngesinde bulunduğunu belirterek, bunun <strong>yaşanabilir dünyalar</strong> araştırması açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gezegene-dair-izler-saptandi-yasama-elverisli-uydulari-olabilir-562530">Yeni gezegene dair izler saptandı: &#8216;Yaşama elverişli uyduları olabilir&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paylaşmak güzel ama tehlikeli de olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/paylasmak-guzel-ama-tehlikeli-de-olabilir-561798</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmak]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelen sosyal medya platformları, eğlenceli içerikler ve paylaşımlarla dolu olsa da siber suçlular için önemli bir fırsat alanı hâline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paylasmak-guzel-ama-tehlikeli-de-olabilir-561798">Paylaşmak güzel ama tehlikeli de olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelen sosyal medya platformları, eğlenceli içerikler ve paylaşımlarla dolu olsa da siber suçlular için önemli bir fırsat alanı hâline geldi. Siber güvenlik şirketi ESET, kullanıcıların  sosyal medyada yaptığı paylaşımların gizlilik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekerek önerilerde bulundu. </strong></p>
<p>Seyahat planları, konum bilgileri, doğum tarihi, yeni alınan eşyalar, aile fotoğrafları. Tüm bu içerikler sadece takipçilerin ilgisini çekmekle kalmaz, aynı zamanda siber suçlulara sizi tanımaları ve hedef almaları için ihtiyaç duydukları bilgileri de sunar. Kimlik avı saldırılarında ve sosyal mühendislik tekniklerinde artış yaşanırken sosyal medya üzerinden yapılan aşırı paylaşımlar bu saldırılar için adeta açık kapı hâline geliyor.  Sosyal medya platformları gizlilik ayarlarını ve içerik algoritmalarını sık sık değiştiriyor. Ancak kullanıcılar bu değişiklikleri takip etmediklerinde paylaştıkları bilgilerin kimlerle ne ölçüde göründüğünü kontrol etmekte zorlanabiliyor. ESET uzmanlarına göre, “sadece arkadaşlarım görüyor” sanılan bir paylaşım, birkaç etkileşim ve yeniden gönderimle çok daha geniş kitlelere ulaşabiliyor.</p>
<p><strong>Siber suçlular sizi sizden daha iyi tanıyabilir</strong></p>
<p>ESET uzmanları, sosyal medya profillerinin siber suçlular için bir istihbarat kaynağı hâline geldiğini belirtiyor. Paylaşımlarınızdan hobileriniz, alışveriş alışkanlıklarınız, ilişkileriniz, hatta güvenlik sorularınızın cevapları bile çıkarılabilir. Bu nedenle her paylaşım öncesi şu soruyu sormakta fayda var: <em>“Bu bilgi gerçekten çevrim içi olmalı mı?”</em></p>
<p><strong>Gizlilik ayarları kadar farkındalık da önemli</strong></p>
<p>Platformların sunduğu gizlilik araçlarını kullanmak ve hesap güvenliğini artırmak önemli bir adım. Ancak asıl güvenlik, bireyin dijital davranışlarını sorgulamasıyla başlıyor. Sosyal medya sizi sevdiklerinizle ve ilgi alanlarınızla buluşturabilir ama kontrolsüz kullanım hem sizi hem de çevrenizdekileri tehlikeye atabilir.</p>
<p><strong>ESET’ten sosyal medya paylaşımlarında dikkat edilmesi gereken 10 nokta:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Kişisel bilgiler</strong>. Doğum tarihi, evcil hayvan adı gibi masum görünen bilgiler, parolalarınızı tahmin etmek için kullanılabilir.</li>
<li><strong>Tatil planları.</strong> Tatil öncesi yapılan paylaşımlar, evinizin boş olduğunun işareti olur.</li>
<li><strong>Konum bilgileri</strong>. Canlı konum etiketleri, güvenliğinizi riske atabilir.</li>
<li><strong>Pahalı eşyalar</strong>. Yeni alınan bir cihaz ya da değerli bir takı, kötü niyetli kişilerin ilgisini çekebilir.</li>
<li><strong>Çocuk fotoğrafları</strong>. İzinleri olmadan çocukların dijital ayak izini oluşturmak, uzun vadeli risklere yol açabilir.</li>
<li><strong>İşle ilgili serzenişler.</strong> Çalıştığınız kurum ya da iş arkadaşlarınızla ilgili paylaşımlar profesyonel itibarınızı zedeleyebilir.</li>
<li><strong>Finansal bilgiler</strong>. Kart numarası, IBAN, QR kod gibi veriler dolandırıcılığa kapı açabilir.</li>
<li><strong>Yakın çevrenin bilgileri. </strong> Arkadaş ve aile bireylerinin kişisel bilgilerini onların izni olmadan paylaşmayın.</li>
<li><strong>Çekiliş ve kampanyalar</strong> . Güvenilir olmayan hesaplardan gelen hediye vaatleri, kimlik avı girişimi olabilir.</li>
<li><strong>Özel mesajlar</strong> Özellikle iş içerikli ya da kişisel yazışmaların ekran görüntüsünü paylaşmak güvenlik ihlali yaratabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paylasmak-guzel-ama-tehlikeli-de-olabilir-561798">Paylaşmak güzel ama tehlikeli de olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cildinizde Renk Değişiklikleri Varsa Yaz Mantarı Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cildinizde-renk-degisiklikleri-varsa-yaz-mantari-olabilir-560722</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:25:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cildinizde]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[renk]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güneşin kendini en yoğun şekilde hissettirdiği yaz ayları, cilt sağlığını tehdit eden bazı sorunları da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildinizde-renk-degisiklikleri-varsa-yaz-mantari-olabilir-560722">Cildinizde Renk Değişiklikleri Varsa Yaz Mantarı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin kendini en yoğun şekilde hissettirdiği yaz ayları, cilt sağlığını tehdit eden bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Bu cilt sorunlarının başında “yaz mantarı” olarak bilinen “tinea versikolor” geliyor. Özellikle genç erişkinlerde ve terlemeye yatkın bireylerde sıkça görülen bu mantar enfeksiyonu, ciltte renk değişiklikleri ve pullanma ile ortaya çıkıyor ve çoğu zaman fark edilmeden ilerliyor. Peki, yaz mantarı neden oluyor ve bu hastalıktan nasıl korunabiliriz? Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Necmettin Akdeniz, özellikle yaz aylarında görülen mantar enfeksiyonu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaz aylarının sessiz misafiri: Tinea versikolor</strong></p>
<p>Tinea versikolor ya da diğer adıyla “pityriasis versicolor”, ciltte kötü veya açık renk değişikliklerine neden olan yüzeysel bir mantar enfeksiyonudur. Halk arasında yaz mantarı, ter mantarı, samyeli döküntüsü gibi isimlendirmeleri de vardır. Genellikle sarımsı-beyaz, kahverengi veya pembe lekeler şeklinde kendini gösterir. Deride hafif pullanma ve renk açılması ya da koyulaşması görülebilir. Sıklıkla göğüs, sırt, boyun ve omuz bölgelerinde oluşum gözlenir. Bu durum, “malassezia” adı verilen bir maya mantarının ciltte aşırı çoğalması sonucu ortaya çıkar. Aslında bu mantar normalde sağlıklı cilt florasında bulunur; ancak vücutta bazı faktörlerin değişmesi bu mantarın kontrolsüz çoğalmasına yol açar.</p>
<p><strong>Mantar problemi yaz aylarında neden artıyor?</strong></p>
<p>Bu problemin yaz aylarında artmasının en önemli nedeni artan sıcaklık ve nemdir.</p>
<p>Yoğun bir şekilde güneş ışığına maruz kalma, terleme ve terleyen bölgenin nemli kalması da önemli bir etkendir. Bunun dışında dar, sentetik ve hava almayan kıyafetler giyilmesi, deniz ve havuz sonrası ıslak kalmak da yaz aylarında bir mantar türü olan tinea versikolorun daha sık görülmesine neden olur. Tinea versikolorun en önemli tetikleyicileri sıcak hava ve nem olsa da sadece bu sebepler değildir. Genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin zayıflığı, yağlı cilt yapısı, stres, dengesiz beslenme gibi faktörler de bu hastalığın oluşmasına zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Yaz mantarının 4 belirtisine dikkat!</strong></p>
<ul>
<li>Ciltte açık ya da koyu renkli, yuvarlak-oval lekeler</li>
<li>Hafif pullanma</li>
<li>Güneş sonrası bronzlaşmayan bölgeler</li>
<li>Hafif kaşıntı</li>
</ul>
<p><strong>Mantar, ciltte açık ya da koyu renkli lekeler bırakabilir</strong></p>
<p>Malassezia mantarları, örneğin azelaik asit gibi melanin üretimini baskılayan bazı asitler üretir. Bu durum, cildin bronzlaşmasını engeller veya melanin üretimini azaltır. Güneşe maruz kalan sağlıklı cilt koyulaşırken, mantarlı alanlar güneşte açık renkli kalır. Esmer koyu tenli bireylerde mantar nedeniyle epidermal hücrelerin kalınlaşması ve melanin birikimi görülür. Bu da ciltte koyu kahverengi veya kırmızımsı lekeler oluşturabilir. </p>
<p><strong>Gençlerde daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Yaz mantarı en sık ergenlik dönemindeki bireylerde ve genç erişkinlerde görülür. Bunun nedeni ise bu yaşlarda yağ bezlerinin daha aktif olması ve cildin yağlı yapısının malassezia mantarının çoğalmasını kolaylaştırmasıdır. Bu mantar, yağlı cilt yapısına sahip kişilerde daha sık görülebilir. Nemli ortamda yaşayan ve terlemeye yatkın bireyler de risk altındadır. Nadiren görülse de ergenlik öncesi dönemdeki çocuklarda da gelişebilir. Özellikle sıcak, nemli bölgelerde yaşayan çocukları bu gruba dahil edebiliriz. Son olarak da vücut bağışıklığını baskılayan hastalık ve ilaç kullanımı durumlarında bu problem görülebilir. </p>
<p><strong>Güneş lekesi ile karıştırmayın!</strong></p>
<p>Mantarın sebep olduğu bronzlaşamayan açık renkli alanlar güneş lekesi ya da vitiligo ile karıştırılabilir. Eğer ciltte renk farkları, pullanma veya kalıcı lekeler varsa mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Tinea versikolor tehlikeli bir hastalık değildir ve bulaş riski yoktur. İç organlara zarar verebilecek boyutta değildir. Ancak kozmetik açıdan çok rahatsız edici olabilir. Yaz mantarı tedavi edilmezse bu lezyonlar hızla yayılım gösterebilir. Bu yayılım cildin kozmetik görünümünü bozar ve bu durum kişide zamanla özgüven kaybına da yol açabilir. Bu lekeler kimi zaman da deri lenfoması denilen mikozis fumgoides ile karıştırılabilir. Bu nedenle mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir. Muayene sonrası duruma göre mantar tahlili veya biyopsi yapılabilir.</p>
<p><strong>Dirençli leke sorunlarında lazer tedavisi uygulanabilir</strong></p>
<p>Tinea versikolor dediğimiz yaz mantarı, özellikle yaz aylarında daha sık karşılaştığımız; ama tedavisi mümkün bir deri hastalığıdır. Erken teşhis ve düzenli bakım ile hızlıca kontrol altına alınabilir. Muayene sağlandıktan sonra kişinin durumuna göre ketokonazol, selenyum, sülfit içerikli özel antifungal şampuanlar, topikal kremler ve losyonlar, ağızdan antifungal mantar ilaçları ile tedavi sağlanabilir. Mantar sebebi ile oluşan renk değişiklikleri, kalıcı değilse zamanla geçer; ancak dirençli pigment, leke sorunları varsa estetik amaçlı lazer tedavileri uygulanabilir. Ancak tedavi sonrası dönemde yine kişinin hijyen ve cilt bakımına önem vermesi gerekir. Çünkü nem ve sıcak ortamda bulunma ve terleme durumu devam ederse tekrar edebilir.</p>
<p><strong>Yaz mantarından korunmak için 7 öneri</strong></p>
<ol>
<li>Duş sonrası iyi kurulanın.</li>
<li>Pamuklu, ferah giysiler tercih edin.</li>
<li>Terledikten sonra kıyafetlerinizi, iç çamaşırlarınızı değiştirin.</li>
<li>Yaz aylarında haftada 1-2 defa koruyucu şampuanlar veya sabunlar kullanın.</li>
<li>Bağışıklığı güçlendirmek için yeşil sebzeler, probiyotik gibi antioksidan zengini besinler tüketin,</li>
<li>Basit şeker ve işlenmiş gıdaları azaltın.</li>
<li>Hayatınızda stres yönetimini sağlayın.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cildinizde-renk-degisiklikleri-varsa-yaz-mantari-olabilir-560722">Cildinizde Renk Değişiklikleri Varsa Yaz Mantarı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 08:58:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarının]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559400</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudu birbirine sıkı sıkıya bağlı bir sistemler bütünüdür. Özellikle ağız ve diş sağlığı, genel sağlık ile yakından ilişkilidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400">Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudu birbirine sıkı sıkıya bağlı bir sistemler bütünüdür. Özellikle ağız ve diş sağlığı, genel sağlık ile yakından ilişkilidir. Farklı bölgelerdeki hastalıklarla ilgili ipuçları verebileceği gibi, bazı dokulardaki ağrıların kaynağını da oluşturabilir. Eklem ağrılarının bile dişlerdeki sinsi bir iltihap nedeniyle meydana gelebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Tüm bedenimizi bir bütün olarak düşünmemiz gerekir. Örneğin kistli bir dişin çekilmesiyle omuz ağrısı, ağızdaki metallerin değişmesiyle alerji rahatlayabilir. Çünkü dişlerimiz ile vücudumuz arasında; sinirler, kan akışı ve bağ dokusu vasıtasıyla çift taraflı bir etkileşim bulunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Toplumda en sık karşılaşılan problemlerden biri olan diş sıkma yani bruksizmde, sağlıklı bir kişide çiğneme esnasında dişlere binen yük 70 kilogram iken bu oran 440 kilograma kadar çıkabiliyor. Bu sağlık sorununda dişlerin aşındığını, aynı zamanda çevre dokuların ve çene ekleminin zarar gördüğünü belirten Tekkeli, “Diş gıcırdatma ortadan kaldırılmadığı sürece uzun vadede kas büyümesine yol açarak çene çizgisinin kaybolmasına, yani kare ve yuvarlak bir  oluşumuna sebep olabilir. Bruksizm, kişinin postürünü ve beden dengesini dahi bozabilecek ciddi bir sağlık sorunu” dedi.</p>
<p><strong>Diş sıkmanın arkasında beyin–bağırsak ilişkisi var</strong></p>
<p>Bruksizmin gelişmesinde önemli bir etkenin kişilik yapısı olduğunu belirten Tekkeli, “Gergin tip bruksizmde kişi stresli, gergin, rekabetçi veya öfkeli olabilir. Gergin olmayan türde ise hastalar genellikle içsel kontrolleri yüksek, obsesif, depresif, mükemmeliyetçi özellikleriyle öne çıkar. Vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin yaklaşık yüzde 80’i, bağırsakta bulunan faydalı bakteriler tarafından üretilir. Bağırsak florası bozulduğunda, bu üretim azalır. Serotonin eksikliği ise stresin artmasına, uyku düzeninin bozulmasına ve kaslarda sürekli bir gerginlik haline yol açar. Bağırsak sağlığının beyinle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülünce diş sıkma gibi istemsiz kas hareketlerini tetikleyebilir. Ayrıca bağırsak florasındaki dengesizlik, vücuttaki magnezyum, çinko ve B6 vitamini seviyelerini de olumsuz etkiler. Bu minerallerin eksikliği kas gevşemesini zorlaştırır ve diş sıkmayı artırır” dedi.</p>
<p><strong>Kalıcı ağrılara yol açıyor</strong></p>
<p>Diş sıkmanın gece ya da gündüz ya da her iki zaman diliminde de görülebileceğini söyleyen Tekkeli, “Diş sıkmanın sık görüldüğü fibromiyalji hastalarında çene, şakak, kulak, sırt, bel ve baş ağrıları, postür bozuklukları, migren atakları, yutkunurken hissedilen basınç ya da yumru, kulakta çınlama, çene eklemlerinden ses gelmesi gibi şikayetler gözlemlenir” dedi.</p>
<p>Gece uykusunda dişlerini sıkan kişiler üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarına da değinen Tekkeli, “Bu kişilerde ön grup boyun kaslarının aktivitesinin arttığı ve buna bağlı olarak ön ile arka grup kasları arasında kuvvet dengesizliğinin meydana geldiği görülmüştür. Masum gibi görünen ve çoğu zaman farkında bile olmadığımız bu eylem, boyun kaslarında gergin ve ağrılı noktalar oluşmasına ve kronikleşen boyun ağrılarına yol açabiliyor” dedi.</p>
<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, diş sıkmaya karşı dikkat edilmesi gereken beş maddeyi sırladı:</p>
<ol>
<li>Gece plağı kullanın: Diş hekiminizin hazırlayacağı ya da tavsiye edeceği şeffaf bir gece plağı kullanın. Plak, uyurken dişlerinizi korur ve çene kaslarınızı rahatlatır.</li>
<li>Magnezyum ve B6 takviyesi alın: Bu takviyeler, sakinleştirici özellikleriyle kaslarınızı gevşetir.</li>
<li>Stresle başa çıkın: Temiz havada yürüyüş, nefes egzersizi veya meditasyon gibi yöntemlerle günlük gerginliğinizi azaltın, stresinizi kontrol altına almayı öğrenin.</li>
<li>Bağırsak sağlığınıza dikkat edin: Probiyotik ve lifli besinlerle bağırsak floranızı destekleyerek seratonin üretimini artırın.</li>
<li>Duygusal yükleri hafifletin: İfade edilemeyen öfke ya da bastırılmış duygular çene kaslarına yansıyabilir. Gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan çekinmeyin.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/durus-bozukluklarinin-sebebi-dis-sikma-olabilir-559400">Duruş bozukluklarının sebebi diş sıkma olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 08:26:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556969</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin metastazının, vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserin beyin dokularına, zarlarına veya kafatasına yayılması anlamına geldiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Kanser hücreleri, genellikle kan dolaşımı yoluyla beyne ulaşır ve burada yeni bir tümör oluşturur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969">Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin metastazının, vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserin beyin dokularına, zarlarına veya kafatasına yayılması anlamına geldiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Kanser hücreleri, genellikle kan dolaşımı yoluyla beyne ulaşır ve burada yeni bir tümör oluşturur. Beyin metastazlarının belirtileri, tümörün büyüklüğüne, yerine ve çevre dokular üzerindeki etkisine bağlı olarak değişebilir. En yaygın belirtiler arasında ise; baş ağrısı, bulantı ve kusma, epileptik ataklar, görme bozuklukları, kol veya bacaklarda güçsüzlük veya uyuşma, hafıza sorunları veya dikkat kaybı, kişilik ya da davranış değişiklikleri, denge bozuklukları, konuşma veya hareket bozuklukları yer alır. Bu belirtilere sahip kanser atlatmış hastaların beyin metastazı şüphesi ile bir sağlık merkezine başvurması önemli” dedi.</strong></p>
<p>Beyin metastazlarının genellikle; akciğer, meme, melanom yani cilt, böbrek ve kolorektal kanser türlerinde oluştuğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Multidisipliner yaklaşımın, kişiye özel tedavide kilit bir rolü var. Kanser hastalarına multidisipliner bir yaklaşım gerektiği için şüpheli bir hastanın değerlendirilmesinde Beyin ve Sinir Cerrahisine ek olarak Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Radyoloji, Nöroloji ve Patolojinin kanıta dair görüşleri alınır. Bu uzmanlıklardan oluşan nöro-onkoloji tümör kurulundaki değerlendirme sonucunda hasta için en uygun tedavi planı seçilir. Örneğin kanama riskine sahip bazı beyin metastazlarında ani şekilde genel durum bozukluğu oluşabilir. Bu tür riskler varsa cerrahi tedavi önceliklenir” dedi.</p>
<p><strong>Şüpheli durumlarda biyopsi şart</strong></p>
<p>Hastaların kanser taramalarında adını sıklıkla duyduğu PET-CT’nin, beyin metastazlarını göstermede yetersiz kalabileceğine vurgu yapan Göçmen, “Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) bu alandaki en önemli yöntemdir. Ayrıca Bilgisayarlı Tomografi (BT) de yardımcı bir görüntüleme yöntemi olarak tercih edilebilir. Şüpheli lezyonlarda ise kesin tanı için beyin biyopsisi şarttır. Kan testleri ve diğer görüntüleme yöntemleri ise tanıya destek ve tedavi takibi amaçlı kullanılır. Tedavi; metastazların sayısına, boyutuna, hastanın genel sağlık durumuna ve kanserin türüne bağlı olarak değişir. Beyindeki metastazların büyümesini durdurmak ya da küçültmek için de radyoterapiden faydalanılır. Bunların yanında kemoterapi, hedefe yönelik tedavi ve immünoterapi de kullanılır. Hastanın şikayetlerini hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak için ise palyatif bakımdan destek alınır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı her zaman hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken tanının, beyin metastazlarının etkili bir şekilde tedavi edilmesinde kritik rol oynadığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Dr. Emre Zorlu, “Belirtiler fark edildiğinde bir uzmana başvurmak hayati önem taşıyor. Belirli risk faktörleri varsa örneğin hasta daha önce akciğer kanseri atlatmışsa, belirli aralıklarla nörolojik muayene ve görüntüleme ile mutlaka izlenmeli. Karmaşık bir sağlık problemi olduğu için multidisipliner bir yaklaşım gerektiren beyin metastazlarında erken tanı, etkili tedavi ve hasta yönetimi bu yüzden çok önemli&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Hasta yakınlarının desteği kıymetli</strong></p>
<p>Beyin metastazı tanısı alan bir hastanın hem kendisinin hem de ailesinin tedavi sürecinde aktif rol alması gerektiğini vurgulayan Zorlu, “Doktorun önerdiği tedavi planına uyum sağlamak ve düzenli kontrolleri aksatmamak tedavi başarısını artırabilir. Beyin metastazlarıyla mücadele zorlayıcı bir süreç olsa da doğru tedavi ve destekle yaşam kalitesini artırmak mümkün. Esas tedavi planına ek olarak psikolojik destek almak ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek, bu süreçte büyük fark yaratabilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969">Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:09:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrının]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hissettiğiniz]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556555</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan bireyin yaşam kalitesini etkileyen kaçla çevresindeki ağrılar önemsenmeyip göz ardı edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555">Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Her yaştan bireyin yaşam kalitesini etkileyen kaçla çevresindeki ağrılar önemsenmeyip göz ardı edilebiliyor. Özellikle kasık bölgesinde hissedilen ağrıların, kalça eklemiyle doğrudan ilişkili olabileceğini işaret eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Kalça eklemi ağrısı sıklıkla bel ağrısıyla karıştırılabiliyor. Ancak bu bölgede özellikle aktiviteyle artan ağrılar kalça problemlerinin erken belirtisi olabilir” dedi. </em></p>
<p>Günlük yaşamın rutinleri olan yürüme, oturma, merdiven çıkma, araçtan inip binme, çorap giyme gibi en basit hareketler kalça çevresindeki ağrılar nedeniyle ciddi şekilde etkilenebiliyor. Bu durumun yarattığı hareket kısıtlılığının kişinin yaşam kalitesi üzerinde de olumsuz etkiler yarattığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Ancak ne yazık ki hastalar bu durumu basit bir kas yorgunluğu zannedip göz ardı edebiliyor” dedi. Özellikle kasık bölgesine yayılan ağrılara dikkat çekti. “Ağrı 3 aydan uzun sürüyorsa, gece uyandırıyorsa, çorap giyme, merdiven inme gibi basit hareketlerde zorlanılıyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı” diyen Dr. Aksu, bu noktada en kritik adımın erken tanı ile eklem hasarının önüne geçmek olduğunu söyledi. </p>
<p><strong>EN YAYGIN BELİRTİ: KASIK AĞRISI</strong></p>
<p>“Kalça sıkışma sendromu, kireçlenme ve osteoartrit gibi rahatsızlıkların en sık görülen belirtisinin kasık bölgesinde ağrı olduğunu anlatan Dr. Aksu, “Oturup kalkarken, merdiven çıkarken, çorap giyerken ya da araçtan inerken hissedilen zorlanmalar kalça problemlerinin habercisi olabilir. Bu tür belirtiler, özellikle genç yaşlarda görülüyorsa, mutlaka bir uzmana başvurulması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>YAŞLA BİRLİKTE RİSK ARTIYOR!</strong></p>
<p>Kalça bölgesindeki ağrıların altta yatan sebebe göre her yaşta ortaya çıkabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Ü. Aksu, özellikle 40 yaş sonrasında kalça eklemi sorunlarının belirgin şekilde arttığına dikkat çekti. Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerini şöyle sürdürdü: “Kalça hastalıkları bebeklikten ileri yaşlara kadar farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Çocukluk döneminde  sıklıkla yüksek fizik aktiviteye bağlı  gelişen kalça eklemi problemleri kasık ağrısı ile kendini gösterebilse de çocuklarda bu durum her zaman ciddiye alınmalı ve bir hekim kontrolü planlanmalıdır. 40 yaş sonrasında kalça eklemi sorunlarında belirgin şekilde artış gözleniyor. Kıkırdak yapısındaki zayıflık, kas gücünün zayıflaması gibi nedenler bu artışta etkili olur.”</p>
<p><strong>UZUN SÜRE OTURARAK ÇALIŞANLAR DA RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Ü. Aksu’nun verdiği bilgiye göre kalça ağrılarını sıklığı yaşa ve cinsiyetlere göre değişiklik gösteriyor. Erişkinlerin yüzde 10-15’inde hayatlarının bir döneminde kalça ağrısı şikayeti görüldüğünü, bu oranın 40 yaş üstü kişilerde daha sık olduğunu anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle genç ve orta yaş grubunda spor yaralanmaları dikkat çekiyor. Futbol, bale, buz hokeyi gibi tekrarlayan kalça hareketi gerektiren sporcuların bu anlamda risk altında olduğunu söylemek mümkün. Bunun yanında uzun süre oturmak zorunda kalan ofis çalışanları veya inşaat işçileri gibi ağır kaldırmak zorunda kalan kişilerde de mesleki zorlanma nedeniyle kalça ağrılarına maruz kalabiliyor. Fiziksel aktivitedeki azalma ve obezite artışı nedeniyle kalça kireçlenmesi ve buna bağlı ağrı sıklığının da 60 yaş üstünde yüzde 20-25’e kadar çıktığı görülüyor.”</p>
<p><strong>GÖZ ARDI EDİLEN AĞRILAR DAHA BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇABİLİR</strong></p>
<p>Zamanla ilerleyen kalça ağrılarının hareket kısıtlılığına, denge problemlerine ve hatta diğer eklemlerde aşırı yüklenmeye bağlı sorunlara neden olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Ü. Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Tedavi edilmeyen kalça problemleri yaratacağı fiziksel sorunların yanında psikolojik olarak da kişinin yaşamını olumsuz etkiler. Sürekli ağrı nedeniyle bağımsız olarak hareket edememe, istediği gibi sosyalleşememe hastayı depresyona kadar götürebiliyor.”</p>
<p><strong>KORUYUCU ÖNLEMLER ŞART!</strong></p>
<p>“Kalça sağlığınız için erken teşhis ve doğru tedavi, yaşam kalitenizi korumanın anahtarı olabilir” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, şu uyarılarda bulundu: “Kalça ağrısı yaşayan kişilerin, tedavi sürecine başlamadan önce yaşam tarzlarını gözden geçirmesi çok önemli. Özellikle aşırı zorlayıcı aktivitelerden uzak durmak, ideal kiloyu korumak, düzenli egzersiz yapmak, kasları güçlendirmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak bu sürecin temel adımları arasında yer alıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-bolgesinde-hissettiginiz-agrinin-nedeni-kalca-sorunlari-olabilir-556555">Kasık Bölgesinde Hissettiğiniz Ağrının Nedeni Kalça Sorunları Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 08:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenmesine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir”</strong></p>
<p>Yaz sıcaklarının artması ile birlikte besin zehirlenmeleri daha sık yaşanmaya başladığını hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak son zamanlarda soğuk içecek tüketiminin artması ile birlikte besin zehirlenmelerinin yanı sıra buz zehirlenmeleri ile de karşılaşmaktayız. Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir.” dedi.</p>
<p>Buzlar dondurulurken genellikle çeşme sularının kullanıldığını kaydeden Yiğit, “Eğer buz dondurulurken kullanılan su temiz değilse, buzlar bardaklara konulurken çıplak el ile dokunuluyorsa, buza dokunan kişinin elleri temiz değilse ve buzlar uygun koşullarda depolanmıyorsa zararlı mikroplar için de bir yaşam alanı haline gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Buz, hijyen koşullarına uygun olarak depolanmalı! </strong></p>
<p>Buz kullanılırken, buzların çözdürülüp tekrar dondurulmadığından ve temiz sudan yapıldığından emin olunması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İşletmeler buz yapmak için kullandığı makinelerin temizliğine özen göstermeli. Evde ise buz kalıplarını temizlerken koku oluşmaması için karbonatlı su kullanılabilir.” dedi.</p>
<p>Besin zehirlenmelerinin bozulmuş besinin tüketiminden birkaç saat veya birkaç gün sonra ortaya çıkabildiğini aktaran Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Besin zehirlenmelerinde sıklıkla mide bulantısı, karın ağrısı, ishal gibi semptomlara rastlanır. Besin zehirlenmelerinde vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak ve düşük yağlı beslenmek önemlidir. Buzun da bir besin olduğu, hijyen koşullarına uygun olarak depolanması ve tüketiciye sunulurken dikkatli olunması gerektiği unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adet Düzensizliği Pek Çok Hastalığın Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adet-duzensizligi-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-551355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 07:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[düzensizliği]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[pek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda adet döngüsü, yumurtalıkların salgıladığı hormonlar tarafından düzenleniyor ve adet kanamaları (regl), bu hormonların etkisiyle kalınlaşan rahmin iç yüzey tabakasının dökülmesiyle ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-duzensizligi-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-551355">Adet Düzensizliği Pek Çok Hastalığın Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda adet döngüsü, yumurtalıkların salgıladığı hormonlar tarafından düzenleniyor ve adet kanamaları (regl), bu hormonların etkisiyle kalınlaşan rahmin iç yüzey tabakasının dökülmesiyle ortaya çıkıyor. Aynı zamanda rahmi gebeliğe hazırlayan ve kan damarları açısından oldukça zengin olan bu dokudaki kanamalar doğal seyrin dışına çıktığında dikkatle takip edilmesi ve bir uzmana danışılması önemli. </p>
<p>Adet döngüsü, kanamanın birinci gününden başlayıp diğer adet kanamasının başlangıcına kadar olan süre şeklinde hesaplanır. Normalde her kadın, uzunluğu 21 ila 35 gün arasında değişen bir adet döngüsü yaşar. Ancak bir adet düzensizliğinden bahsetmek için;</p>
<ul>
<li>Adet döngüsünün 21 günden az veya 35 günden uzun sürmesi,</li>
<li>Bu durumun ardışık birkaç ay görülmesi,</li>
<li>Adetin 2 günden az veya 7 günden uzun devam etmesi ve </li>
<li>Şiddetli kanamaların olması gerekir. </li>
</ul>
<p>Tüm bu belirtilerin yanı sıra; ağrı, kramp, kusma, sürekli yorgunluk ve baş dönmesi gibi belirtiler de duruma eşlik edebilir. Adetten yaklaşık 2 hafta önce görülen kısa süreli lekelenme tarzı ara kanamalar ise daha çok doğal bir durum olan yumurta çatlamasıyla ilişkili ortaya çıkarken bazen arka planda başka bir sorunun habercisi de olabilir. </p>
<p><strong>Adet Düzensizliklerinde Erken Teşhis ve Kişiye Özel Tedavi Önem Taşıyor</strong></p>
<p>Adet düzensizliği pek çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Yumurtlama sorunlarına neden olacak hormonal düzensizlikler dışında, diğer bazı hormon bozuklukları da bu durumun nedenleri arasında.  Ayrıca bazı ilaç tedavileri, enfeksiyonlar, stres, polikistik over sendromu, tiroit hastalıkları, rahim içinde oluşan yapışıklıklar, polipler, miyomlar ya da bazı yumurtalık kistleri ile kadın üreme sisteminin kötü huylu kitleleri de adet düzensizliğiyle belirti verebilir. Özellikle adet sancısıyla birlikte görülen düzensizliklerde, rahim içi zarı dokusunun başka bölgelere yayılmasından kaynaklanan endometriozis hastalığının göz ardı edilmemesi de ayrıca önemli.</p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek ve Üreme Sağlığı Ünitesi Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Deniz Özgen, adet düzensizliklerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, doğru tanı ve kişiye özel tedavi planlamasının önemine vurgu yapıyor. Adet düzensizliğinin altında yatan nedenlerin belirlenebilmesi için çeşitli tanı yöntemlerinin kullanıldığını belirten Dr. Özgen, “Kesin tanıya ulaşmak için hormon testleri, rahim filmi, MR ve bilgisayarlı tomografi gibi ileri tetkiklerden faydalanıyoruz. Gerekli durumlarda rahim içinin görüntülenmesini sağlayan histeroskopi ile karın içi organları değerlendiren laparoskopi yöntemlerini de kullanıyoruz” dedi. Tedavi sürecinin, yapılan tetkiklerin ardından saptanan nedene göre tamamen kişiye özel planlandığını belirten Dr. Özgen, “Genellikle ilaç ve hormon tedavileriyle birlikte, bazı durumlarda cerrahi müdahaleler de gerekebiliyor. Bunun yanı sıra, yaşam tarzı değişikliklerinin de tedavi sürecini destekleyen önemli bir unsur olduğunu söyleyebiliriz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adet-duzensizligi-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-551355">Adet Düzensizliği Pek Çok Hastalığın Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2025 07:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171">Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, yaz aylarında sıklıkla görülen klima çarpması sorununa değinerek, korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>20 dereceden düşük, 24 dereceden yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir!</strong></p>
<p>Klima çarpması, özellikle yaz aylarında görülen ve klima kullanırken bazı noktalara dikkat edilmediğinde kendisini belli eden bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Sıcak havalarda serinlemek amacıyla kullanılan klimalar vücut ısısını sabit tutmada bazen sorunlar ortaya çıkarabilir. Ortamda sıcaklık düştüğünde vücudumuzun ısısını sabit tutan mekanizmalar ekstra bir çaba sarf etmek durumunda kalır. Bunun neticesinde bazı belirti ve bulgular ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok hastalıkta olduğu gibi klima çarpmasında da koruyucu önlemlerin uygulanmasının daha kolay ve daha etkili olduğuna vurgu yapan Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi klimanın yanlış kullanımıdır. İdeal ortam sıcaklığı 22 derecedir. 20 dereceden daha düşük, 24 dereceden daha yüksek ortamlarda klima çarpması görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Klima, kullanım kılavuzuna uygun kullanılmalı!</strong></p>
<p>Klima kullanımının bir diğer olumsuz etkisinin ortamın nem oranının değişmesi olduğunu aktaran Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Buna bağlı olarak hava kuruluğu ortaya çıkar. Klima kullanılan ortamlarda nem oranının yüzde 50 olması gerekir. Klimalı ortamlarda, havadaki nemin azalması ve ortamın kuruması gözlerde ve üst solunum yollarında tahrişe neden olabilir. Ek olarak ortamın nem dengesinin bozulması dehidrasyon (sıvı açığı) yol açabilir, buna bağlı olarak ağızda, gözlerde kuruluk, susuzluk ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Klima kullanırken kullanma kılavuzuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Karamehmetoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ortamın daha önce belirttiğimiz ideal sıcaklık ve nem seviyesine göre ayarlanması gerekir. Klimadan gelen havanın doğrudan vücuda yönlendirilmemesi, klimanın karşısında uzun süre kalınmaması ve serinlemenin dengeli bir şekilde sağlanması önemlidir. Klimanın düzenli olarak temizlenmesi ve bakımının uygun şekilde yapılması da sağlanmalı. Düzenli olarak temizlenmeyen veya değiştirilmeyen filtreler iç ortam hava kalitesinin bozulmasına ve sağlık sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Farklı belirtiler klima çarpmasının bir sonucu olabilir!</strong></p>
<p>Klima çarpması belirtilerinin kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük ve yüksek ateş gibi belirti ve bulguların sıkça görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Ek olarak kas ağrıları da görülebilir. Özellikle fibromyalji, miyofasyal ağrı sendromu gibi yumuşak doku romatizmalarıyla sıkça karşılaşılır.” dedi.</p>
<p>Ani ısı değişimi karşısında vücutta meydana gelen değişikliklerin titreme, ellerde ve ayaklarda üşüme gibi şikâyetlere neden olabileceğine dikkat çeken Karamehmetoğlu, “Baş ağrısına klima ortamının neden olduğu düşük nem seviyesi sebep olabilir. Bazı araştırmalar bakımı yapılmayan klimaların da baş ağrısına neden olabileceğini gösteriyor. Klima çarpmasıyla birlikte halsizlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkabilir. Vücut aşırı ısı değişimiyle mücadele etmek için fazladan enerji harcamak zorunda kalır, bunun neticesinde halsizlik ve yorgunluk ortaya çıkabilir. Sıvı ve elektrolit dengesinin bozulması da halsizliğe neden olabilir. Klima çarpması durumunda , burun tıkanıklığı, kas ve eklem ağrıları gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Klima çarpmasının bir tedavisi yok ama korunmak mümkün!</strong></p>
<p>Klima çarpması belirtilerinin soğuk algınlığı veya grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri ile benzerlik göstermesinin tanı konmasını zorlaştırabileceğine değinen Prof. Dr. Şafak Sahir Karamehmetoğlu, “Klima çarpmasını teşhis edebilecek bir laboratuvar testi yoktur. Dehidrasyon riskine karşı bazı tahliller yapılmasını istenebilir.” dedi.</p>
<p>Klima çarpmasının spesifik bir tedavi yöntemi olmadığını da kaydeden Karamehmetoğlu, belirti ve bulgulara yönelik tedavi uygulanabileceğini söyledi. </p>
<p>Klima çarpmasından korunmak için önerilerde bulunan Karamehmetoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Klimayı 21-22 derece 2 saat çalıştırıp ardından kapatmak hava kalitesinin bozulmasını ve klima çarpmasını önlemeye yardımcı olabilir. Klimadan gelen havayı doğrudan vücuda yönlendirmekten, klima karşısında oturmaktan veya yatmaktan kaçınılmalı. Düzenli aralıklarla klima filtrelerinin değiştirilmesi ve klima bakımının yapılması ortamın hava kalitesinin bozulmasını önler. Klimanın yanlış kullanımına bağlı ortaya çıkan dehidrasyon riskini azaltmak için bol sıvı tüketilmeli. Klima, önerilen süre boyunca çalıştırıldıktan sonra kapatılmalı, bulunulan ortamın camları açılarak temiz havanın içeri girmesine izin verilmeli.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-klima-olabilir-551171">Baş ağrınızın sebebi klima olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:19:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Diş sıkma sorunu, çocukların da yaşam kalitesini düşürebilir! </strong></p>
<p>Bilinçsizce diş sıkma veya gıcırdatma olarak bilinen bruksizmin tipik olarak stresle bağdaştırıldığını hatırlatan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Yetişkin nüfusun yüzde 20’si gün içinde farkında olmadan dişlerini sıktığını bildiriyor. Ancak bruksizm sadece yetişkinlerin karşılaştığı bir sorun değil.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağında da diş sıkmanın görüldüğünü belirten Üçem, “Bu durum başka hastalıkların da habercisi olabilir. Hızla tedavi edilmeyen diş sıkma sorununun, çocukların yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Bruksizmin temelinde stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk gibi psikolojik nedenler yatıyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda görülen bruksizmin ve diş gıcırdatma durumunun her 100 çocuktan 25’inde görülebildiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çocuklarda bruksizm ile uyku halinde veya uyanıkken olmak üzere iki şekilde karşılaşılabiliyor. İki durumun da sebepleri stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk olarak biliniyor. Diş gıcırdatması ve diş sıkma tedavi edilmediğinde ise ciddi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Tedavinin temelinde ise diş sıkan kişinin karşılaştığı sorunun psikolog gözetiminde giderilmesi yatıyor.” dedi.</p>
<p>Çocuklardaki bruksizmin ortalama 12 yaşından sonra görülme sıklığının azaldığını ifade eden Üçem, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genellikle ebeveynler çocukların uykularında dişlerini gıcırdattıklarını ve sesten dolayı fark ettiklerini ifade ederler. Çocuklarda bruksizm nedenleri arasında duygusal ve psikolojik stresin yanı sıra, lokal ve sistemik pek çok neden bulunabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma, her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylem. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong>Diş gıcırdatma, diş ve çene sağlığına zarar verdiği için önemli! </strong></p>
<p>Çocuklarda bruksizmi tetikleyebilecek durumlara değinen Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle, solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonsal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda, çocuğu strese sokan kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri gibi durumların varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Üçem ayrıca, diş sıkma ve gıcırdatma probleminin dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemli olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Gece uykusunda hafif dokunuşlarla uyarılarak çocuğun diş gıcırdatması azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken ilk uygulamanın, gece çocuğu izlemek olduğunu ifade eden Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Böylece çocuk diş gıcırdatmaya başladığında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesi sağlanabilir. Bu uygulamayı diş gıcırdatma sıklığı azalana ya da tamamen bitene kadar her gece sabırla yapmak gerekir.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle zaman içinde çocuğun diş gıcırdatmasının azalmasının beklendiğini belirten Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medikal plakların çocuklarda kullanımı gelişim döneminde önerilmez. Çocuğunuzun diş gıcırdatma ve diş sıkma problemi varsa öncelikle bir çocuk diş hekimine gitmelisiniz. Çocuk diş hekiminiz muayene sırasında dişlerde hasar olup olmadığını kontrol edecektir. Ayrıca muayene sırasında çocuğunuzun stresli olup olmadığını anlamak için bazı sorular sorulabilir. Gerekli görülmesi durumunda çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine başvurmanız tavsiye edilebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahat Nefes Almanızın Önündeki Engel Hava Yolu Darlığı Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahat-nefes-almanizin-onundeki-engel-hava-yolu-darligi-olabilir-549686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 07:50:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almanızın]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önündeki]]></category>
		<category><![CDATA[rahat]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava yolu darlığı,  üst solunum yollarında çeşitli nedenlerden dolayı daralmalar görülmesi ve hava geçişinin sınırlanması ile ilgili bir durumdur, yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürmektedir.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahat-nefes-almanizin-onundeki-engel-hava-yolu-darligi-olabilir-549686">Rahat Nefes Almanızın Önündeki Engel Hava Yolu Darlığı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hava yolu darlığı,  üst solunum yollarında çeşitli nedenlerden dolayı daralmalar görülmesi ve hava geçişinin sınırlanması ile ilgili bir durumdur, yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürmektedir.  Gırtlak, gırtlak üstü bölge ve gırtlak altındaki hava borusundaki problemler hava almayı zorlaştırabilir. Hava borusu veya gırtlaktaki daralmalardan dolayı nefes darlığı şikayeti gelişebilir. Bu tarz durumlarda boyundan hava deliği açmAdan da,  uygun ve doğru zamanda yapılan cerrahi tedaviler ile kanülsüz yaşamak mümkün olabilmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık, hava yolu darlıkları hakkında bilgi verdi, teşhis ve tedavi yöntemlerini anlattı.  </p>
<p><strong>Astım ve KOAH ile karıştırılabiliyor</strong></p>
<p>Akciğerin üstündeki hava yolundaki sorunlar, solunum sistemindeki üst hava yolu darlıklarıyla ilişkilendirilmektedir. Nadir görülen hastalıklar olmakla birlikte, yoğun bakımda kalma, uzun süre entübe kalma, boyna radyoterapi uygulanması, travma maruz kalma ve tiroid cerrahi öyküsü gibi durumlarda oluşabilir. Bu hastaların bir kısmı, astım ve KOAH hastalığı tedavisi görmektedir. Tedavilere rağmen nefes darlığı şikayetinde rahatlama olmaması halinde yapılan üst hava yolu endoskopik muayenelerinde, hastalarda 2 taraflı ses teli felçleri ve hava yolu darlıkları görülmektedir. </p>
<p><strong>Hava yolu darlıklarının başlıca nedenleri;</strong></p>
<ul>
<li>Boyun travmaları</li>
<li>Boyuna alınan radyoterapi</li>
<li>Gırtlak kanseri </li>
<li>Uzun süre entübasyon altında kalmak </li>
<li>Uzun süre yoğun bakımda kalmak </li>
<li>Tiroid ameliyatı sonrası gelişen 2 taraflı ses teli felçleri </li>
</ul>
<p><strong>En önemli belirtileri: Nefes darlığı, ses kısıklığı ve yutma bozukluğu </strong></p>
<p>Covid-19 pandemisinden sonra, uzun süre yoğun bakımda kalma ve entübe kalma durumları arttığı için hava yolu darlıkları daha sık görülebilmektedir. Üst hava yolu darlıklarında en sık görülen belirti ise, nefes darlığıdır. Gırtlakla ilişkili durumlarda ise, ses kısıklığı veya yutma bozukluğu da şikayetlere eklenmektedir.  Üst hava yolu darlıklarında nefes darlığı yavaşça gelişir, hızlı ve ani bir nefes kaybı yaşanmaz. Hasta, herhangi bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğinde ani bir nefes darlığı gelişebilir. Bu hastalar, rahat nefes alamaz ve nefes darlığı yaşar. Hastada, nefes alırken nefes sesi de oluşmaktadır. Hastaların, ses kısıklığı ve yutma bozukluğu durumunda kesinlikle bir uzmana başvurması gerekmektedir. </p>
<p><strong>Endoskopik ve açık cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor </strong></p>
<p>Tanı sürecinde, endoskopik muayene ile gırtlak fonksiyonları incelenmekte ve gırtlağın altına inilerek hava borusu endoskopisi yapılmaktadır. Poliklinikte yapılamaması durumunda ise, ameliyathanede genel anestezi altında endoskopi işlemi yapılmaktadır. Boynunda kitle olan, gırtlakta kanser şüphesi olan veya boynuna radyoterapi almış olan hastalarda tomografi çekilmesi gerekmektedir. Hastalarda ek akciğer problemleri de araştırılmaktadır. Hava yolu darlıkları, cerrahi yöntemlerle tedavi edilmektedir. Cerrahi tedaviler, endoskopik yöntemler ve açık cerrahi yöntemler olarak 2’ye ayrılmaktadır. Çift taraflı ses teli felçlerinde ise, ses teli arkasına uygulanan lazerli cerrahi yöntemler de kullanılmaktadır. Bu sayede hastalara nefes alma rahatlığı sağlanmaktadır.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu hastalıklarından korunmak önemli! </strong></p>
<p>Hava yolu darlığı tedavi sonrası nadiren tekrarlayabilmektedir. Bazı hastalarda cerrahi tedavilere rağmen, boyundan hava deliği açmak gerekmektedir. Hava yolu darlığı olan hastalar, entübasyon ve yoğun bakım yatışları gibi durumlarda, mutlaka doktorlarını bilgilendirmelidir. Hastaların üst ve alt solunum yolunu ilgilendiren enfeksiyonlardan korunması gerekmektedir. Ayrıca, sigara ve alkol kullanılmaması, reflü şikayetlerinin de mutlaka azaltılması gerekmektedir. Tedavi sonrası hastalar, hafif tempolu yürüyüş yapmalı, hafif beslenmeli ve bol su tüketimine özen göstermelidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahat-nefes-almanizin-onundeki-engel-hava-yolu-darligi-olabilir-549686">Rahat Nefes Almanızın Önündeki Engel Hava Yolu Darlığı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizlerinizdeki şikayetleri ertelemenin bedeli ağır olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dizlerinizdeki-sikayetleri-ertelemenin-bedeli-agir-olabilir-549309</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:06:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[bedeli]]></category>
		<category><![CDATA[dizlerinizdeki]]></category>
		<category><![CDATA[ertelemenin]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549309</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda görülme sıklığı hızla yaygınlaşan osteoartrit (kireçlenme), özellikle dizlerde şiddetli ağrı, yangı ve takılma gibi şikayetlere yol açarak günlük yaşamı adeta baltalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerinizdeki-sikayetleri-ertelemenin-bedeli-agir-olabilir-549309">Dizlerinizdeki şikayetleri ertelemenin bedeli ağır olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda görülme sıklığı hızla yaygınlaşan osteoartrit (kireçlenme), özellikle dizlerde şiddetli ağrı, yangı ve takılma gibi şikayetlere yol açarak günlük yaşamı adeta baltalıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Özgün Barış Çolak, </strong>osteoartritin dünya genelinde 40 yaş üzerinde en sık görülen eklem hastalığı olduğunu belirterek “Diz kireçlenmesi, dizdeki tüm yapılara zarar verebilen karmaşık bir eklem hastalığı olup, özellikle başlangıç evresinde ağrı ve şişlik semptomları ile kendini göstermekte, zamanla eklem içinde takılmalara sebep olmaktadır. Bu durum kişinin günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayabilmekte, yürüme mesafesini kısaltmakta, yaşam kalitesini azaltmaktadır” diyor. Diz kireçlenmesinin uluslararası sınıflandırma sistemlerine göre dört evresi olduğunu, ilk evrede basit medikal tedaviler, fizik tedavi uygulamaları ve eklem çevresini güçlendirme süreçleri ile eklem kıkırdağının kalitesinin korunabildiğini belirten Dr. Çolak, son evrede ise tek çarenin ortopedik diz protezleri olduğunu söylüyor. Diz kireçlenmesinde düzenli egzersizin anahtar rol üstlendiğini, diz ekleminin kireçlenmeye gidişini durdurması açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Özgün Barış Çolak, diz kireçlenmesine karşı günlük yaşam alışkanlıkları arasına mutlaka eklenmesi gereken 6 etkili egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Dizlerinizi katlayıp açın</strong></li>
</ul>
<p>Diz eklemi genellikle kireçlenmenin ilk evresinde kısıtlanmazken, sonraki evrelerde kısıtlanmaya başlayabilir. Bu durumu önlemek amacıyla diz ekleminizi bir elinizle diz üstü uyluk kemiğinden, diğer elinizle diz altı bacak kemiklerinizden tutarak katlayıp açın. Günde 3 kere 10 tekrar yapın.</p>
<ul>
<li><strong>Uyluk kasınızı esnetin</strong></li>
</ul>
<p>Dizinizi ağrınızın başladığı noktaya kadar düzleştirin. Bir elinizle dizin üstünden, diğer elinizle dizin altından tutarak destek verin. Son olarak ayak bileğini hafifçe iterek uyluk arkasındaki kasları esnetin. Günde 3 kere 10 tekrar yapılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Dizlerinizi mindere bastırın</strong></li>
</ul>
<p>İki diz arasına yumuşak bir minder ya da rulo haline getirdiğiniz bir havlu koyun ve dizleri birbirine bastırın. Her bastırdığınızda 10’a kadar sayın ve rahatlatın. 10 tekrar yapın. Ardından bu kez yumuşak minderi dizlerinizin altına koyarak bastırıp 10’a kadar tutun ve bırakın. Son olarak da minderi ayak bilekleri arasına koyduktan sonra ayak bileklerinizi birbirine bastırın ve her bastırma anında 10 saniye bekleyin. Bu hareketleri günde 3’er kez yapın. </p>
<ul>
<li><strong>Tek ayak üzerinde durun</strong></li>
</ul>
<p>Tek ayak üzerinde 10 saniye boyunca gözünüz kapalı olarak bir yardımcı gözetiminde durmaya çalışın veya gözünüz açıkken belirli bir hedefe doğru uzanın. Ardından diğer ayağınıza geçin. </p>
<ul>
<li><strong>Sırt üstü yatın ve…</strong></li>
</ul>
<p>Sırt üstü yatar pozisyonda ayak ve diz eklemi düz konumdayken; kalça eklemini yukarı, sağa ve sola doğru hareket ettirin. Kalça ya da ayak bileğine takılan terabant veya kum torbası gibi ağırlıklarla destekleyerek uygulayabilirsiniz. Her bir yöndeki hareketi 10 tekrar olacak şekilde, günde 3 kez yapın.  </p>
<ul>
<li><strong>Düzenli, tempolu yürüyüş yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Özgün Barış Çolak “Vücuttaki tüm kasların güçlenmesi, oksijenli solunum kapasitesinin artırılması, kemik kalitesi ve eklem sağlığının korunması amacıyla genel aerobik aktiviteler yapabilirsiniz. Bu aktiviteler arasında en çok tavsiye edilen; haftada en az 3 gün, açık havada, tempolu şekilde 30-45 dakika süren yürüyüşlerdir” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerinizdeki-sikayetleri-ertelemenin-bedeli-agir-olabilir-549309">Dizlerinizdeki şikayetleri ertelemenin bedeli ağır olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kısalığına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor. Üreme hormonlarının etkisiyle bir dizi değişimin yaşandığı ergenlik belirtilerinin kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından daha erken başlaması ise “erken ergenlik” olarak tanımlanıyor. Dünyada ve ülkemizde her bin çocuktan 2-6’sını etkileyen erken ergenliğin görülme oranı, çağımızın önemli bir sorunu olan obezite ile bazı kimyasal ve hormonal ürünlerin tüketiminin artmasına paralel olarak yükseliyor. Erken ergenlik, bazı çocuklarda boy kısalığına neden olabildiği için ebeveynlerin son yıllarda en çok kaygılandıkları konuların başında geliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi</strong><strong> Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya,</strong> aslında erken ergenliğin erken ve doğru tedaviyle yönetilebilen bir durum olduğunu belirterek, “Ayrıca, erken ergenliğin sadece küçük bir bölümünde tedaviye ihtiyaç duyulur. Tedaviden etkin sonuç alınmasında ise ailenin bilinçli ve dikkatli olması, gereksiz korkuya kapılmadan, ancak geç kalmadan uzman görüşü alması çok önemlidir. Bu nedenle, çocuğun büyümesi düzenli olarak takip edilmeli; boy ve kilo takibi aksatılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Kızlarda 10 kat fazla görülüyor</strong></p>
<p>Erken ergenlik; gerçek ergenlik ve yalancı ergenlik olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Gerçek erken ergenlik; beyindeki hipotalamus-hipofiz sisteminin zamanından önce aktive olmasından kaynaklanıyor. Hipotalamus-hipofizden hormonların salınımının artmasıyla kız ve erkeklerde yumurtalar uyarılıyor ve bu tablo cinsellik hormonlarının artışına neden oluyor. Erken ergenlik kızlarda 10 kat fazla görülüyor ve çoğunlukla sebebi bulunamıyor. Erkek çocuklarında nadir rastlanırken, daha çok santral sinir sistemi lezyonları, kist, iyi veya kötü huylu tümör, travma veya enfeksiyon gibi patolojik etkenlerden kaynaklanıyor. Yalancı erken ergenlik ise hipofiz uyarısından bağımsız olarak, cinsiyet hormonlarının farklı nedenlerle artması olarak tanımlanıyor.   İyi veya kötü huylu tümörler,   kongenital  adrenal hiperplazi (Böbrek üste bezinin bir hastalığı ) ile Mc Cune Albright sendromu yalancı erken ergenlik sebebi olabiliyor. </p>
<p><strong>Ani ve hızlı boy uzamasına dikkat! </strong></p>
<p>Kız çocuklarında memede tek veya çift taraflı büyüme, erkek çocuklarında testis hacmindeki artış, erken ergenliğin ilk habercileri oluyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, “Kız çocuğunda sekiz yaşından önce meme gelişimi başladıysa, erkek çocuğunda dokuz yaşından önce testislerde büyüme oluştuysa, her iki cinsiyette ani ve hızlı boy uzaması dikkat çekiyorsa, ⁠davranışsal ve ruhsal değişiklikler belirginleştiyse, çocuk endokrinolojisi uzmanı olan hekime başvurmakta gecikmeyin” uyarısında bulunuyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite erken ergenliğin yaygın bir sebebi</strong></p>
<p>Ailede erken ergenlik öyküsünün olması riski artırsa da çevresel etkenler çok daha<strong> </strong>fazla etkili oluyor.<strong> </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, çocuklarda son yıllarda hızla artış gösteren obezitenin erken ergenliğin  yaygın ve önemli bir sebebini oluşturduğuna dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise vücuttaki yağ oranının artması ile adipoz dokudan salgılanan leptin hormonunun artarak   hipotalamik GnRH salgısını uyarabilmesidir” diyor.   </p>
<p><strong>Kimyasal ürünlerden ekran kullanım süresine…</strong></p>
<p>Bazı hormonal ve kimyasal ürünlerin de erken ergenliğe yol açabildiği uyarısında bulunan<strong> </strong>Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken sebepleri şöyle özetliyor: “Gıda ambalajındaki bazı kimyasallar, plastik ürünler, tarım ilaçları, hormon içeren kozmetik ürünler ve temizlik ürünlerindeki kimyasallar, artan ekran kullanım süresi ile uyku düzeni bozukluğu da vücuttaki hormonal   dengeyi etkileyebilir ve bunun sonucunda erken ergenliğe yol açabilir. Bunların yanı sıra anne baba ayrılığı, aile içi şiddet, duygusal ihmal, sevgisizlik gibi aile içindeki sorunlar  hipotalamus üzerinden nöro endokrin aksı etkileyip, ergenliği başlatabilir. Uyku düzeninin bozulması ve stresli ortam melatonin azalması yapabilir. Melatonin ergenliği baskılayıcıdır ve seviyesinin düşmesi ergenliği uyarabilir.”</p>
<p><strong>Erişkin boyu kısa kalmasın! </strong></p>
<p>Erken ergenlik, tedavide gecikildiği takdirde, çocuklarda fiziksel ve ruhsal olarak önemli sorunlara neden olabiliyor. Örneğin, kemik yaşı hızlı ilerlediği için büyüme plakları erken kapanabiliyor ve erişkin boyu kısa kalabiliyor. Bunun yanı sıra yaşıtlarına uygun olmayan fiziksel ve ruhsal gelişimleri sosyal uyumu zorlaştırabiliyor. Ancak, hemen telaşa kapılmanıza gerek yok!  Zira, bu sorunlar erken ergenlik yaşayan her çocukta görülmüyor, ayrıca erken dönemde tedaviye başlandığında önlenebiliyor. </p>
<p><strong>Tedaviyle ergenlik süreci yavaşlıyor! </strong></p>
<p>Ergenlik belirtilerinin erken yaşlarda başlaması ebeveynlerin kaygılanmalarına yol açabiliyor. Aslında, erken ergenlik sorunu yaşayan çocukların sadece küçük bir kısmında tedaviye ihtiyaç duyuluyor<strong>. </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ayrıca erken ergenliğin tedavi edilebilen bir durum olduğunu, bu nedenle ebeveynlerin hemen endişeye kapılmamaları gerektiğini belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Tedavide amaç ergenlik sürecini yavaşlatmak, bu sayede boy uzamasına zaman tanımak ve çocuğun psikolojik gelişiminin yaşına uygun şekilde devam etmesini sağlamak.  Gerçek erken ergenlik tanısı alan çocuklarda hipofizden salgılanan LH ve FSH hormonlarının baskılanmasını sağlayan, genellikle ayda bir veya üç ayda bir uygulanan iğne tedavileri (GnRH analogları) ile ergenlik süreci yavaşlatılmaktadır. ”  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun ve Uzun Süren Adet Kanamaları Rahim Poliplerinin Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-ve-uzun-suren-adet-kanamalari-rahim-poliplerinin-habercisi-olabilir-548487</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 22:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanamaları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[poliplerinin]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahim polipleri kadınların yaklaşık yüzde 10-24’ünü ilgilendiren bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-ve-uzun-suren-adet-kanamalari-rahim-poliplerinin-habercisi-olabilir-548487">Yoğun ve Uzun Süren Adet Kanamaları Rahim Poliplerinin Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Rahim polipleri kadınların yaklaşık yüzde 10-24’ünü ilgilendiren bir sorun. Bununla birlikte bazı poliplerin hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeşiladalı, sorunun çoğu zaman adet düzensizliği, ara kanama ve özellikle yoğun adet kanamalarıyla kendini gösterebildiğine işaret etti. Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, özellikle anormal vajinal kanama gibi belirtilere işaret etti.</em></p>
<p>Kadın sağlığı açısından son derece önemli bir sorun olan rahim polipleri, çoğu zaman iyi huylu olmalarına rağmen bazı önemli sağlık riskleri taşıdıkları için dikkate alınması gerekiyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın, Doğum ve Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Mert Yeşiladalı, rahim polipleri, rahim içini kaplayan endometrium dokusunun anormal büyümesi sonucu ortaya çıkan iyi huylu oluşumlar olarak tanımlanın bu yapıların çoğunlukla iyi huylu olsa da bazı durumlarda kanserleşme potansiyeli taşıyabileceklerine dikkat çekti. </p>
<p><strong>MENOPOZ SONRASI GELİŞEN RAHİM POLİPLERİNE DİKKAT!</strong></p>
<p>Poliplerin daha çok üreme çağındaki kadınların sorunu gibi algılanmasına karşın menopoz dönemindeki kadınları da etkilediğini hatırlatan Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, menopoz sonrası dönemde daha az görülse de tespit edilenlerin kanser riski taşıma ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, “Boyutları birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişebilen polipler, tek bir odakta oluşabileceği gibi rahim içinde birden fazla olarak da gelişebilir. Sayı ve büyüklük arttıkça risk de artmaktadır” dedi. </p>
<p><strong>TÜP BEBEK TEDAVİSİ GÖREN KADINLARDA SONUCU ETKİLİYOR</strong></p>
<p>“Özellikle 30-50 yaş aralığındaki kadınlarda daha sık görülüyor,” diyen Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, obezite, hipertansiyon, hormon tedavileri gibi ilaçların riski artırabileceğini vurguladı. Menopoz sonrası tespit edilen poliplerin ise kanser riski açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Rahim poliplerinin üreme çağındaki kadınlar için yaklaşık yüzde 10-20 sini etkilediğine işaret eden Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, tüp bebek (IVF) gibi yardımcı üreme tedavisi gören kadınlarda da polip görülme oranının yaklaşık yüzde 32 olduğunu ve bu durumun embriyonun rahme tutunmasını olumsuz yönde etkileyebileceğini anlattı.  Poliplerinin menopoz sonrası kadınlarda öneminin arttığına işaret eden Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Bu grupta polip görülme oranının yaklaşık yüzde 11–24 arasında seyreder. Üstelik, menopoz sonrası tespit edilen polipler kanser açısından daha yakından değerlendirilmelidir.” Diye konuştu.</p>
<p><strong>SESSİZ SEYREDİYOR</strong></p>
<p>Rahim poliplerinin belirtilerinin kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı kadınlarda hiçbir belirti vermeden de seyrettiğinin altını çizen Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeşiladalı sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastalar bize genellikle adet düzensizliği, ara kanama, adetlerin normalden uzun ve yoğun olması, ilişki sonrası kanama veya menopoz sonrası kanama şikayetlerinden biri veya birden fazlası ile başvuruyorlar. Ancak, kadınların yaklaşık yarısında polipler hiçbir belirti vermez ve yalnızca rutin jinekolojik muayenelerde veya ultrason incelemelerinde tesadüfen saptanır. En yaygın tanı yöntemi vajinal ultrasonografi. Kesin tanı ise histeroskopiyle çıkarılan örneklerin patolojik incelemesiyle konulabiliyor.”</p>
<p><strong>CERRAHİ TEDAVİ ŞART!</strong></p>
<p>Tedavide de yine histeroskopiden faydalandıklarının anlatan Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, sözlerine şöyle devam etti: “Endometrial poliplerin endoskopik cerrahi (histeroskopi) ile çıkarılmaktadır. Histeroskopi oldukça basit ve kesisiz bir endoskopik işlemdir, histeroskopi sonrasında hastalar 2 saat içinde taburcu olarak normal hayatlarına dönebilmektedirler. Tedavi edilmeyen polipler devam eden kanamalara, anemiye ve nadiren malign (kanserleşme) dönüşüme neden olabilir.”</p>
<p><strong>“GEBE KALMA SÜRECİNİ DE ETKİLER”</strong></p>
<p>Rahim poliplerinin gebeliğe de etkisi olabileceğini belirten Dr. Öğr. Ü, Yeşiladalı, “Polipler, rahim içindeki ortamı olumsuz etkileyerek gebelik şansını düşürebilir. Tüp bebek tedavisi gören kadınlarda da başarı oranını azaltabilir. Bu nedenle çocuk isteği olan kadınlarda poliplerin alınması önerilir.” dedi.  Bazı kadınlarda poliplerin tekrar edebildiğine de işaret eden Dr. Öğr. Ü.  Yeşiladalı, sözlerine şöyle sürdürdü: “Özellikle hormonal düzensizlikleri olan kadınlarda veya poliplerin tamamen temizlenmediği durumlarda tekrarlama riski daha yüksektir. Takip ve düzenli kontroller bu nedenle önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-ve-uzun-suren-adet-kanamalari-rahim-poliplerinin-habercisi-olabilir-548487">Yoğun ve Uzun Süren Adet Kanamaları Rahim Poliplerinin Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip Sandığınız Sessiz Bir Kalp Krizi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/grip-sandiginiz-sessiz-bir-kalp-krizi-olabilir-545517</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545517</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sessiz kalp krizlerinin çoğu zaman fark edilmeden atlatılabileceğine dikkat çekerek, düzenli sağlık kontrolleri ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hayat kurtarıcı rolüne vurgu yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-sandiginiz-sessiz-bir-kalp-krizi-olabilir-545517">Grip Sandığınız Sessiz Bir Kalp Krizi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp krizlerinin her zaman göğüs ağrısı, kol uyuşması veya nefes darlığı gibi belirgin belirtilerle ortaya çıkmadığını, &ldquo;sessiz kalp krizi&rdquo; olarak bilinen durumun yaygın olduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Koylan, &ldquo;Sessiz kalp krizinde kişi atağı fark etmeyebilir, bu da ciddi risk oluşturur. Düzenli sağlık kontrolleri, dengeli beslenme, sigara ve alkolden uzak durma, stres yönetimi ve günde 30 dakika yürüyüş gibi alışkanlıklar kalp sağlığını korur&rdquo; dedi.</p>
<p><strong>TESADÜFEN FARK EDİLİYOR</strong></p>
<p>Prof. Dr. Koylan, sessiz kalp krizlerinin özellikle diyabet hastaları, kadınlar, 65 yaş üstü bireyler, ailede kalp hastalığı öyküsü olanlar, yoğun stres yaşayanlar ve sigara kullananlarda sık görüldüğünü belirtti.</p>
<p>Belirtilerin hafif olduğu için mide rahatsızlığı veya yorgunluk sanılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Koylan, &#8220;Çoğu zaman EKG, kan testleri veya rutin kontrollerle geçmişte kriz geçirildiği ortaya çıkar&#8221; dedi. Koylan, sessiz kalp krizinin belirtilerinin grip veya yorgunlukla karıştırılabildiğini, özellikle kadınlar ve yaşlılarda klasik belirtilerin görülmeyebileceğini vurguladı.</p>
<p>&ldquo;Halsizlik, baş dönmesi, soğuk terleme veya hazımsızlık gibi belirtiler ciddiye alınmalı. Risk grubundakiler vakit kaybetmeden doktora başvurmalı,&rdquo; dedi. Gerektiğinde EKG, troponin testi, efor testi veya ekokardiyografi gibi yöntemlerle tanı konulabileceğini ekledi.</p>
</p>
<p><strong>SESSİZ KALP KRİZİ BELİRTİLERİ </strong></p>
<p>Prof. Dr. Koylan söz konusu belirtileri şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Sebepsiz sırt, çene veya boyun ağrısı</li>
<li>Sürekli halsizlik ve bitkinlik</li>
<li>Mide bulantısı, şişkinlik veya hazımsızlık</li>
<li>Nedensiz soğuk terleme, özellikle geceleri</li>
<li>Baş dönmesi ve baygınlık hissi</li>
<li>Basit aktivitelerde zorlanma</li>
<li>Hafif göğüs sıkışmaları</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-sandiginiz-sessiz-bir-kalp-krizi-olabilir-545517">Grip Sandığınız Sessiz Bir Kalp Krizi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RDIF Başkanı Dmitriyev: Rusya, İsrail ile İran arasında arabulucu olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rdif-baskani-dmitriyev-rusya-israil-ile-iran-arasinda-arabulucu-olabilir-544972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 22:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[arabulucu]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[dmitriyev]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rdif]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rusya Doğrudan Yatırımlar Fonu Başkanı Dmitriyev, Rusya'nın İsrail ile İran arasında arabulucu olabileceğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rdif-baskani-dmitriyev-rusya-israil-ile-iran-arasinda-arabulucu-olabilir-544972">RDIF Başkanı Dmitriyev: Rusya, İsrail ile İran arasında arabulucu olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları sonrası, <strong>Rusya Doğrudan Yatırımlar Fonu (RDIF) </strong>Başkanı ve Rusya Devlet Başkanı&#8217;nın yurtdışı ülkelerle yatırım ve ekonomik iş birliği konusundaki özel temsilcisi <strong>Kirill Dmitriyev</strong> bir değerlendirmede bulundu. </p>
</div>
<div>
<p><strong>Dmitriyev </strong>Rusya’nın İsrail ile İran arasındaki krizin çözümünde arabuluculuk rolü üstlenebileceğini belirtti. Trump, ABC televizyonuna verdiği röportajda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İsrail-İran çatışmasında arabulucu olarak devreye girmesine “açık” olduğunu ifade etmişti.</p>
</div>
<div>
<p>Dmitriyev, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda,<em> “Trump, ABC’ye verdiği röportajda, Putin’in İran-İsrail çatışmasında arabuluculuk yapmasına açık olduğunu söyledi. Rusya, İran-İsrail anlaşmazlığının çözümünde kilit bir arabulucu rolü oynayabilir”</em> ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), 13 Haziran gecesi &#8216;Yükselen Aslan&#8217; adlı geniş çaplı bir operasyon başlatmıştı. Bu operasyon kapsamında askeri hedefler ile İran’ın nükleer programının yürütüldüğü bölgeler vurulmuştu.</p>
</div>
<div>
<p>İsrail Hava Kuvvetleri, İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı da dahil olmak üzere bazı üst düzey İranlı askeri yetkililer ile nükleer bilim adamlarının öldürüldüğü Tahran başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde birçok saldırı dalgası düzenlemiş, Natanz ve Fordo’daki nükleer tesisler ile İran’ın çeşitli askeri mevzileri de hedef alınmıştı.</p>
</div>
<div>
<p>İran&#8217;ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, vatandaşlarına gönderdiği mesajda İsrail&#8217;in İran&#8217;a yönelik saldırılarını bir suç olarak nitelendirerek İsrail&#8217;i “acı ve korkunç bir akıbetin” beklediğini söylemişti.</p>
</div>
<div>
<p>Devrim Muhafızları ise İsrail’in saldırılarına karşılık olarak İslam Cumhuriyeti’nin ‘Gerçek Söz 3’ operasyonunu başlattığını duyurmuştu.</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250616/dmitriyev-rusya-israil-ile-iran-arasinda-arabulucu-olabilir--1097047578.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rdif-baskani-dmitriyev-rusya-israil-ile-iran-arasinda-arabulucu-olabilir-544972">RDIF Başkanı Dmitriyev: Rusya, İsrail ile İran arasında arabulucu olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 15:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değersizlik]]></category>
		<category><![CDATA[izolasyona]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günlük yaşamda giderek daha da yaygınlaşan yapay zekanın, psikoloji üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka içeren ürünleri hepimiz kullanıyoruz!</strong></p>
<p>Yapay zekanın günümüzde gündelik yaşantısını süren sıradan insanlar tarafından bile görmezden gelinemeyecek bir gerçekliktir olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çalışmalar yapay zekanın da tıpkı insandaki doğal zeka gibi insana ait olan tüm eylemleri gerçekleştirmesini hedefliyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zeka içeren ürünleri hepimizin kullandığını kaydeden Demir, “Sesli komut verebildiğimiz cep telefonlarımız buna en büyük örnek. Bunun dışında arama motorları, navigasyon, robot süpürgeler, akıllı ev sistemleri, yabancı dili çevirmek için kullanılan uygulamalar alt yapısında yapay zekayı barındırıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka, insanların özel alanlarına müdahale etmek üzere kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Bu hikayenin 1950’lerin başında başladığını ve günümüzde yapay zekanın dahil olmadığı hane sayısının çok az olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Gelişen teknoloji ile yapay zekâ türlerinin psikoloji, sinirbilim, mühendislik alanı ile  duygu, irade, yaratıcılık, kişilik gibi insana ait olan özellikleri taklit etmeyi amaçlamaktadır.” dedi.</p>
<p>Yapay zekânın işleyişi kontrol edilebilir olduğu sürece insanların hizmetinde çok yararlı amaçlar için kullanılabileceğini dile getiren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Yapay zekanın gündelik yaşamımızı kolaylaştırdığı bir gerçek ancak bu teknolojiyi geliştirirken uzmanlar ve sonrasında kullanıcılar muhakkak etik konularda hassas olmalı. Yapay zeka insanların özel alanlarına müdahale etmek, insanların davranışlarını, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek üzere kullanılmamalı. Yapay zekanın doğal zekayı kontrolü mutlaka engellenmeli. Etik kurallar konusunda insanlarla ile çakışan kararlar almasının önüne geçilmeli.”</p>
<p><strong>Yapay zekanın psikolojiye etkisinde duygusal faktörler kısmen ihmal ediliyor!</strong></p>
<p>İnsana ait bir sinir sistemi olmadığı için yapay zeka ile duygusal paylaşımlar yapmanın zor olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Günün sonunda insan insana iletişime mecburuz. Ancak özellikle yaşlı bakımında farklı ülkelerde evde bir yardımcı robotun bulunması yaşlının yaşamını kolaylaştırdığı görülmüştür.” dedi.</p>
<p>“Eğer insani ilişkilerimizi kaybetmeden yapay zekayı kullanırsak bu durum lehimize olacaktır.” diyen Demir, “Bir yandan da yapay zeka psikolojisi ile ilgili literatürdeki araştırmalara bakıldığında çalışmaların genellikle insan beynindeki kontrol ve karar verme süreçlerine odaklanmaktadır.  Duygusal faktörler kısmen ihmal edilmektedir. İnsanın kontrol ve karar verme becerisini duygusal faktörler önemli ölçüde etkiler. Duygular, sosyal etkileşim olmadan yapay zekanın insana ait olan doğal zekaya sahip olması mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yapay zekanın yaygınlaşması olumsuz hislerde artışa neden olabilir! </strong></p>
<p>Sosyalliğin, bir arada olmanın, göz teması kurarak iletişime geçmenin insanların sinir sistemleri üzerinden etkileşime girmesi ve bu durumun da kişiyi daha sağlıklı kılmasını getirdiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çoğumuz bir kurumu aradığımızda karşımıza çıkan otomatik sesli yanıt sisteminden rahatsız oluyoruz, derdimizi anlatacak bir çağrı merkezi personeline bağlanmak istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu durumun yaygınlaşmasının, yapay zekaların pek çok alanda hayatımıza girmesi ile karşımızda iletişime geçecek bir doğal zeka olmadığında ilişkilerde güçlükler, kişinin anlaşılmadığına dair olumsuz hisleri, beraberinde değersizlik, yalnızlık, sosyal izolasyon gibi duygularında artış görülebileceğine vurgu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hala bazı alanlarda yapay zekanın kullanımı mümkün değildir. Bununla beraber yapay zekanın fazlaca kullanımı kişinin yaratıcılığını azaltabilir ve özellikle cep telefonları, sosyal medya ve yapay zeka destekli diğer teknolojiler insanlarda dikkat eksikliği, bağımlılık, dürtü kontrol güçlükleri gibi psikopatolojilere sebep olabilir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degersizlik-yalnizlik-ve-sosyal-izolasyona-neden-olabilir-536277">Değersizlik, yalnızlık ve sosyal izolasyona neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzde Ani Gelişen Asimetrik Görünüm İnme Belirtisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuzde-ani-gelisen-asimetrik-gorunum-inme-belirtisi-olabilir-529821</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 07:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=529821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen inme, doğru zamanda ve uygun şekilde müdahale edilmediğinde yaşam kalitesini düşürüyor, kalıcı sakatlıklar ve hayati riske yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzde-ani-gelisen-asimetrik-gorunum-inme-belirtisi-olabilir-529821">Yüzde Ani Gelişen Asimetrik Görünüm İnme Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen inme, doğru zamanda ve uygun şekilde müdahale edilmediğinde yaşam kalitesini düşürüyor, kalıcı sakatlıklar ve hayati riske yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar, “İnme Farkındalık Ayı” kapsamında inme ve tedavisi konusunda önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Tedavi geciktikçe kalıcı hasar riski artıyor</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akışının kesilmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Beyin dokusuna oksijen ve hayati besinler ulaştırılamadığında, dakikalar içinde beyin hücrelerinin ölümü gerçekleşir. İki ana türü vardır:</p>
<p>&#8211; <strong>İskemik inme: </strong>Beyne kan taşıyan damarlarda tıkanıklık sonucu oluşur.</p>
<p>&#8211; <strong>Hemorajik inme:</strong> Beyinde ya da beyne yakın bir damarın kanaması sonucu meydana gelir.</p>
<p>İnme, hızla müdahale gerektiren ciddi bir sağlık sorunudur. Tedavi geciktikçe, beyin hücrelerinde kalıcı hasar riski artar. İnmenin en önemli belirtilerini tanımanız çok önemlidir, İnme sırasında hızlı müdahale hayati önem taşımaktadır. İşte inmenin en yaygın belirtileri;</p>
<p>1. <strong>Yüzde asimetri:</strong> Yüzün bir tarafında ani düşüklük veya kayma.</p>
<p>2. <strong>Kol veya bacakta güçsüzlük:</strong> Vücudun bir tarafında hareket kaybı veya his kaybı.</p>
<p>3. <strong>Konuşmada zorluk:</strong> Kelimeleri düzgün ifade edememe, peltekleşme veya konuşamama.</p>
<p>4. <strong>Ani görme kaybı veya bulanıklık:</strong> Özellikle tek gözde veya görme alanında daralma.</p>
<p>5. <strong>Yoğun baş ağrısı:</strong> Nedeni açıklanamayan aniden ortaya çıkan, şiddetli baş ağrısı.</p>
<p>6. <strong>Denge ve koordinasyon kaybı:</strong> Yürümede zorluk, ani düşmeler.</p>
<p>Bu belirtiler ortaya çıktığında kişinin zaman kaybetmeden tıbbi yardım alması gerekir. &#8220;F.A.S.T.&#8221; (Face, Arms, Speech, Time) yani “Yüz, Kollar, Konuşma, Zaman” rehberi bu belirtileri kolayca hatırlamak için kullanılan yaygın bir yöntemdir.</p>
<p><strong> Hipertansiyon, diyabet ve obeziteye dikkat!</strong></p>
<p>İnme büyük ölçüde önlenebilir bir sağlık sorunudur. Yüksek tansiyon, diyabet, obezite, sigara ve aşırı alkol tüketimi gibi faktörler inme riskini artırır. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi ve kronik hastalıkların kontrol altına alınması, inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p><strong> İnme Sonrası Rehabilitasyon ve Robotik Uygulamalarla Sağlıklı Adımlar</strong></p>
<p>İnme geçiren birçok kişi, beynin etkilenen bölgesine göre farklı derecelerde fiziksel ve zihinsel yeti kaybı yaşayabilir. İnme sonrası rehabilitasyon, hastaların eski yaşam kalitesine dönebilmesi için kritik öneme sahiptir. Rehabilitasyon süreci, doktorlar, fizyoterapistler, konuşma terapistleri ve psikologlar gibi birçok branşı bir araya getirir.</p>
<p>Son yıllarda geliştirilen Robotik fizik tedavi uygulamaları, inme rehabilitasyonunda çığır açan bir yenilik olarak öne çıkmaktadır. Bu teknolojiler, hastaların iyileşme süreçlerini hızlandırmak ve daha etkin bir tedavi sunmak için kullanılır. Öne çıkan bazı robotik tedavi yaklaşımları şunlardır:</p>
<p><strong> 1. Robotik Yürüme Sistemleri: </strong>Yürüme yetisini yeniden kazanmak için kullanılan bu sistemler, hastaya destek sağlayan bir dış iskelet (exoskeleton) kullanır. Bu cihazlar sayesinde yeni hareket modellemeleri geliştirilir ve beyin-yürüyüş bağlantısı yeniden yapılandırılır.</p>
<p><strong>2. El &#8211; Kol Kontrolü için Robotik Tedavi:</strong> İnme nedeniyle kas gücünü ve koordinasyonu kaybeden hastalar, robot destekli kollar sayesinde ellerinin ve kollarının işlevini geri kazanabilir.</p>
<p><strong>3. Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) Temelli Tedaviler:</strong> Daha eğlenceli ve motivasyon artırıcı bir ortamda rehabilitasyonu mümkün kılar, hastaların reflekslerini ve bilişsel işlevlerini geliştirmeye yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p>Robotik teknolojiler, sadece fiziksel işlevlerin değil, aynı zamanda beynin kendisini yeniden yapılandırma yeteneğini destekler. Beyinde yeniden sinirsel bağlantılar kurarak motor işlevlerin geri kazanımı sağlanabilir. İnme, erken fark edildiğinde ve önleme stratejileri uygulandığında büyük ölçüde önlenebilen bir hastalıktır. Risklerinizi bilmek, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek ve belirtileri erken tanımak bu ölümcül veya sakat bırakıcı durumun önlenmesinde kritik önem taşır. İnme sonrası süreçte ise modern teknolojileri içeren rehabilitasyon yöntemleri sayesinde hastaların daha hızlı ve etkin bir şekilde iyileşmesi mümkün olabilir. Bugün her bir birey olarak yapmamız gereken, inme hakkında bilinçlenmek, riskleri azaltıcı önlemler almak ve bu kritik sağlık sorununa karşı yaklaşımımızı yeniden değerlendirmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzde-ani-gelisen-asimetrik-gorunum-inme-belirtisi-olabilir-529821">Yüzde Ani Gelişen Asimetrik Görünüm İnme Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 08:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527342</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubudur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342">Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ülkemizde buğdayı sofralarımızda çok sık kullandığımız için hemen hemen her yemekte karşılaştığımız glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan doğal bir protein grubudur. İçeriği sayesinde hamurun elastikiyetini sağlar ve özellikle ekmek gibi mayalı ürünlerin kabarmasına yardımcı olur bu yüzden de fırıncılık ürünlerinin vazgeçilmezidir. Glüten içeren tam tahılların; lif, B vitaminleri ve bazı mineraller bakımından zengin olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu maddenin sindirim sağlığını ve enerji metabolizmasını desteklemek gibi artı yönleri olsa da bazı kişilerde başta çölyak olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceği unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Yaklaşık 100 kişiden birinde ortaya çıkan çölyak hastalığının, son yıllarda görülme sıklığının arttığı biliniyor. Bu artışın sebebinin, bağışıklık sistemi ile ilgili rahatsızlıkların yaygınlaşmasıyla ilişkili olabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Çölyak, bağışıklık sisteminin glütene tepki göstererek ince bağırsaklara zarar verdiği otoimmün bir rahatsızlıktır ve ciddi sindirim sorunlarına sebep olur. En yaygın belirtiler; karın ağrısı, şişkinlik, ishal, kabızlık ve kilo kaybı olsa da çocuklarda büyüme geriliği, iştahsızlık ve gelişim sorunları da dikkat çeker. Sindirim problemleri dışında; demir eksikliği anemisi, kemik erimesi, ağız yaraları, cilt döküntüleri, halsizlik, baş ağrısı, depresyon ve adet düzensizlikleriyle de kendini gösterebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Hastalığın bazı bireylerde sessiz seyredebileceğini de belirten Eren, “Belirti göstermeden, sadece kan testleri ve bağırsak biyopsisiyle teşhis edilebilen vakalar da mevcuttur. Bu nedenle, özellikle bu belirtilerle açıklanamayan sağlık sorunları yaşayan bireylerde çölyak hastalığı mutlaka göz önünde bulundurulmalı” diye ekledi.</p>
<p><strong>Tedavi edilmezse bağırsak kanseri riski oluşabilir</strong></p>
<p>Çölyak hastalarının glüten almaya devam ederlerse, bağışıklık sistemlerinin ince bağırsaklardaki villus adı verilen yapıları tahrip edeceğini açıklayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu villuslar, besin emilimini sağlayan saç benzeri çıkıntılardır ve zarar gördüklerinde vücudun temel vitamin, mineral ve diğer besin maddelerini emme kapasitesi ciddi şekilde azalır. Bunun sonucunda da demir eksikliği anemisi, D vitamini ve B12 eksikliği, kemik erimesi gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. Ayrıca glüten tüketimi devam ederse, hastalarda ishal, karın ağrısı, kilo kaybı, halsizlik ve gaz gibi sindirim sistemi sorunları yeniden baş gösterir. Uzun vadede bağırsak hasarı artacağı için bağırsak kanseri riski de yükselebilir. Bazı çölyak hastalarında depresyon, baş ağrısı ve cilt döküntüsü gibi glüten dışı semptomlar da gözlemlenebilir. Bu nedenle glütensiz diyete ömür boyu sadık kalmak, çölyak hastalığının yönetimi için kritik bir değere sahip” dedi.</p>
<p><strong>Hastalıkla mücadelede beslenme bilinci çok önemli</strong></p>
<p>Günümüzde çölyak hastalığının kesin bir tedavisi olmadığını açıklayan Uzman Diyetisyen Derya Eren, “Amerikan Pediatri Derneği’nin raporuna göre bilinen tek tedavi, ömür boyu uygulanması gereken glutensiz beslenmedir. Glutensiz diyet ile şikayetler azalır ve oluşabilecek hastalıklar ortadan kaldırılır. Çölyak sahibi bireylere ve yakınlarına, glüten içerme olasılığı yüksek ürünler ve katkı maddeleri konusunda bilgilendirmeler yapılmalı. Bu kişiler glütensiz yiyeceklerin hazırlanması, depolanması ve saklanması konusunda ayrıntılı ve doğru bilgiye bir beslenme ve diyet uzmanı aracılığıyla ulaşmalı” dedi.</p>
<p><strong>Ek gıdaya geçiş döneminde anne sütü kesilmemeli</strong></p>
<p>Çölyak sağlık probleminin hem çevresel hem de genetik faktörlerle oluşabileceğinin altını çizen Eren, “Ülkemizde olduğu gibi buğdayın çok sık kullanıldığı toplumlarda bebeklik ve çocukluk döneminde glütenle erken buluşma kaçınılmazdır. Öyle ki, bebekler ek gıdaya geçtiği anda bu maddeyle karşılaşır ve böylece bu rahatsızlığa zemin hazırlanır. Bu yüzden ek gıdaya geçiş aşamasında anne sütü alımının kesilmemesi, çölyak gibi hastalıkların riskini önemli ölçüde azaltacağı için çok önemli. Hastalığın nedenleri arasındaki bir diğer önemli faktör ise, fast food gibi karbonhidratı yüksek hazır besinlerin ve katkı maddeleri içeren ürünlerin sık tüketiminden oluşan kötü beslenme alışkanlarıdır” dedi.</p>
<p><strong>Ortak kullanılan mutfak aletleri iyi temizlenmeli</strong></p>
<p>Çapraz bulaşmanın kısaca, yemek hazırlama aşamasında glütensiz bir gıdanın glütenle temas etmesi anlamına geldiğini paylaşan Eren, “Bu durum az veya çok ne kadar olursa olsun glüten almaması gereken kişiler için son derece hayatidir. Çünkü miktar az olsa bile glüten bağışıklık sisteminin tepki vermesine ve bağırsakların zarar görmesine yol açabilir. Glüten içeren ve içermeyen gıdalar; aynı kesme tahtasında hazırlanmamalı, aynı yağın içinde kızartılmamalı veya her kullanımdan sonra ortak mutfak gereçleri iyice temizlenmeli” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sindirim-problemlerinin-sebebi-colyak-olabilir-527342">Sindirim problemlerinin sebebi çölyak olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selülit Sandığınız Portakal Kabuğu Görümü Lipödem Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selulit-sandiginiz-portakal-kabugu-gorumu-lipodem-olabilir-523782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 May 2025 09:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görümü]]></category>
		<category><![CDATA[kabuğu]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[portakal]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[selülit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=523782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda genellikle selülit ve fazla kilo problemi ile karıştırılan lipödem, sadece estetik anlamda bir sorun oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sağlık açısından da tehlike işareti anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selulit-sandiginiz-portakal-kabugu-gorumu-lipodem-olabilir-523782">Selülit Sandığınız Portakal Kabuğu Görümü Lipödem Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda genellikle selülit ve fazla kilo problemi ile karıştırılan lipödem, sadece estetik anlamda bir sorun oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sağlık açısından da tehlike işareti anlamına geliyor. Bacak, kalça ve kollarda aşırı yağ birikmesi ile kendini gösteren bu sorun doğru tanı ve tedavi planlaması ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif CerrahiBölümü’nden Uz. Dr. Jale Özdemir, lipödem hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bacak ve kalçalarınızda yağ birikmesi varsa</strong></p>
<p>Lipödem; bacak ve kalçalardan başlayarak, ileri evrelerinde kolları da etkileyen, dramatik olarak anormal yağ birikmesi şeklinde kendini gösteren, kanlanma ve lenfatik drenajın bozulduğu, hormonlara bağlı gelişen metabolik bir hastalıktır. Lipödem; bacaklarda ve kollarda simetrik yağ tutulumu ile kendini göstermektedir. Tutulan bölgelerde, vücudun diğer taraflarına göre ciddi boyut farklılıkları olmaktadır. Etkilenen alanlarda hassasiyet ve ağrı oldukça belirgin olmaktadır. Lipödeme maruz kalan bölgelerde hafif bir darbede kolayca morarma oluşabilmektedir. </p>
<p><strong>Kadınların %11’den fazlası risk altında </strong></p>
<p>Lipödemi kadınların % 11&#8217;inden fazlasında etkileyen bir hastalıktır. Östrojen hormonu bozukluklarına bağlı bir hastalık olduğu için hastaların tamamına yakını kadındır. Hasta olan erkeklerde mutlaka östrojen hormon seviyesi bozukluğu bulunmaktadır. Lipödem hastalığı çoğu zaman obezite ve lenfödemle karıştırılabilmektedir. Ancak lipödemin simetrik tutulumu, ellerde ve ayaklarda görülmeyişi, tutulan kısımların vücudun diğer kısımlarından bariz büyük olması ile diğer hastalıklardan kolayca ayrışmasını sağlamaktadır. Yine de lipödemin ileri evrelerinde lenf bezlerinde oluşan tıkanmalara bağlı olarak lenfödem oluşabilmektedir. Ayrıca lipödemi olan birçok hasta diyet ve spora dirençli bir hastalık süreci yaşadıkları için majör depresyon ve sonrasında da obez olabilmektedir. Lipödemi olan hastaların çoğunluğunun VKİ 35&#8217;in üzerindedir. </p>
<p><strong>Kol ve bacaklarınızdaki morarmaları önemseyin </strong></p>
<p>Lipodem hastalığının en önemli nedenleri arasında östrojen hormon seviyelerindeki düzensizlikler, hamilelik, ergenlik veya menopoz dönemlerindeki hormon düzensizlikleri ve kontrolsüz kullanılan hormon içeren ilaçlardır. Lipödemin en önemli belirtileri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Bacaklarda ve kollarda vücudun diğer alanlarına uyumsuz şekilde yağ birikmesi</li>
<li>Tutulan alanlarda hassasiyet ve ağrı</li>
<li>Etkilenen alanlarda çok hızlı morarma</li>
<li>Yorgunluk, halsizlik </li>
<li>Yürüme güçlüğü ve düz tabanlık</li>
<li>Bacaklarda varisli damarlar &#8211; venöz yetersizlik</li>
<li>Ciltte çabuk yara oluşumu, geç iyileşme, sertlik ve skarlar</li>
<li>Depresyon ve obezite</li>
</ul>
<p><strong>Cidiniz portakal kabuğu görünümündeyse </strong></p>
<p>Lipödem hastalığının teşhisi için hastanın tıbbi ve soy geçmişi oldukça önemlidir. Ayrıntılı fizik muayene ile tanı konulmaktadır. Lipödemi teşhisi için kullanılan bir test yöntemi her ne kadar olmasa da bazı görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilmektedir. Lipödemi hastalığını 4 evresi şunlardır; </p>
<p><strong>Evre 1:</strong> Cilt düzgün ve pürüzsüzdür. Hafif şişlik şeklinde simetrik yağ birikimi vardır. Minimal ağrı vardır.</p>
<p><strong>Evre 2:</strong> Cilt düzensizleşmeye başlayarak portakal kabuğu görünümünde olur, Nodüller şeklinde yağ birikimi oluşur. Ağrı ve tutulan alanlarda hassasiyet yaşanır.</p>
<p><strong>Evre 3:</strong> Cilt Düzensizlikleri belirginleşmiş ve sertlikler oluşmaya başlamıştır. Yağ birikimleri artmış ve belirginleşmiştir. Ağrı şiddetlidir ve hareket kısıtlılığı başlamıştır. </p>
<p><strong>Evre 4:</strong> Ciltte lenf sıvısı birikimi nedeniyle tutulan alanlarda ciddi şişkinlikler oluşur. Ciltte açık yaralar ve deformasyonlar oluşmaya başlar. Ağrı kronik ve şiddetlidir. Ciddi hareket kısıtlılığı olur. </p>
<p><strong>Erken evrede yapılan liposuction hastanın yaşam kalitesini artırır </strong></p>
<p>Lipödem hastalığına maruz kalmamak için öncelikle hayvansal gıdalardan uzak durulması gereklidir. Katkılı ve hazır besinler tüketilmemelidir. Antiinflamatuar içerikli besinler içeren bir diyet programı oluşturulması için uzman tarafından takip edilmek oldukça önemlidir. Ayrıca sağlıklı beslenip düzenli egzersiz yapmak ve ağrıların azalması için uzman doktorun tavsiye edeceği bazı giysileri giyip, cilt nemlendiricisi kullanmak gerekir<strong>. </strong>Ancak lipödemi hastalığında diyet ve egzersizler cerrahi tedaviye yardımcı olmakla birlikte, tek başlarına genellikle tedavi edici olmazlar. Liposuction lipödem tedavisinde kullanılan cerrahi bir yöntem olup anormal şekilde birikmiş yağ dokusunun vücuttan uzaklaştırılmasını amaçlar. Erken evrelerde estetik kaygı ile yapılabildiği gibi ileri evrelerde ağrı ve hareket kısıtlılığını hafifletmek için yapılır. Liposuction tedavisi lipödem hastalığının ilerlemesini yavaşlatarak hastanın yaşam kalitesini artırır. Liposution sırasında ameliyata mutlaka cilt sıkılaştırıcı yöntemlerde eklenmelidir. Ancak liposuctionın başarılı olması için ameliyat sonrası dönemde mutlaka diyet ve egzersiz yapılmalı, kompresyon giysileri giyilmeli ve lenf drenajı masajı yaptırılmalıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selulit-sandiginiz-portakal-kabugu-gorumu-lipodem-olabilir-523782">Selülit Sandığınız Portakal Kabuğu Görümü Lipödem Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomun Önemli Bir Sinyali Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomun-onemli-bir-sinyali-olabilir-461718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2024 08:38:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[glokomun]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘göz tansiyonu’ olarak bilinen glokom dünyada en önemli görme kaybı ve körlük nedenleri arasında 2. sırada yer alan bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomun-onemli-bir-sinyali-olabilir-461718">Glokomun Önemli Bir Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde  yaklaşık   her  13 kişiden 1’ine görme sinirinin ilerleyici hasarıyla seyreden glokom tanısı konuyor. Glokom yenidoğan döneminden itibaren her yaşta görülse de genellikle 40 yaşındaki kişilerde ortaya çıkıyor. Özellikle ailesinde glokom öyküsünün olması ise riski 7 kat artıyor.  Tedavide gecikildiği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlükle sonuçlanan glokom açık açılı ve kapalı açılı olmak üzere temel olarak iki gruba ayrılıyor. <strong>Acıbadem International  Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, </strong>en sık görülen açık açılı glokomun çoğunlukla görme alanında belirgin bir hasar oluşturuncaya dek belirti vermemesi nedeniyle erken teşhis için yılda en az bir kez göz muayenesi yapılması gerektiğine dikkat çekerek, “Glokomda oluşan görme sinirindeki hasarı geriye döndürmek mümkün değildir. Bu nedenle kalıcı görme kaybını önlemenin tek yolu, hastalığa erken tanı konulmasıdır.  Dolayısıyla erken tanı için hiçbir yakınması olmasa bile herkesin yılda bir kez göz muayenesi ve göz tansiyonu kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Ailesinde göz tansiyonu olanlar ise daha sık kontrolden geçmelidir” diyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, </strong>sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli yakınmalara da neden olabildiğini belirterek, “Özellikle sabahları belirginleşen baş ağrısı veya geceleri ışıkların etrafında hareler görülmesi glokomun önemli bir belirtisi olabilmektedir. Bu durumda hemen bir hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Göz içindeki sıvının dengesi bozulunca… </strong></p>
<p>Glokom, gözün içerisinde üretilen ve küçük kanalcıklar yoluyla gözü terk eden aköz sıvısının dengesinin bozulması nedeniyle gelişen bir hastalık. Gözümüzde üretilen ve göz yapılarını besleyen aköz sıvısı normal durumlarda gözden dışarı atılıyor. Göz içi sıvısının dışa akım yollarında bazı sebeplerden dolayı tıkanıklık gelişiyor. Dolayısıyla üretilen sıvı ile dışarı atılan sıvıda dengesizlik oluşuyor. Gözün içindeki sıvı hacminin artması sonucu gözün içindeki basınç yükseliyor. Gözde yükselen basınç göz sinirlerinin geri dönüşümsüz hasar görmesine neden olabiliyor. Dr. Nezih Özdemir, glokomun dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilebildiğini belirterek, “Hastanın göz içi basıncının ölçülmesi, göz dibi muayenesi ve göz sinirlerinin incelenmesi, görme alanı testinin yanı sıra görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri tetkikler ile teşhis konulabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Pek çok etken riski artırıyor! </strong></p>
<p>Yüksek göz tansiyonu glokomun en önemli nedeni olmasına karşın hastalığa yol açabilen pek çok risk faktörü mevcut. Yaşın ilerlemesi, kalıtımsal faktörler, sistemik hipertansiyon, arterioskleröz gibi vasküler hastalıklar, kollajen doku hastalıkları, böbrek hastalıkları, hematolojik bozukluklar ve neoplastik hastalıklar da glokoma yol açabiliyor. Ayrıca endokrin bozukluklar ile hipofiz tümörü, cushing sendromu, diyabet veya tiroit gibi hastalıkların varlığında da glokom gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Sabahları belirginleşen baş ağrısına dikkat!</strong></p>
<p>Hastalığın başlangıç aşamasında az sayıda hücre etkilendiği için hasta görmeyle ilgili bir olumsuzluk algılamıyor. Sinir   hücrelerinin kaybına  bağlı  olarak zamanla görüntü  bozuluyor ve gördüğümüz  alanda   kayıplar   oluşuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir, erken evrede genellikle sinsi ilerlese de glokomun bazen çeşitli belirtiler ile kendini belli edebildiğine işaret ederek, “Hastalar bazen bulanık görme, sabahları belirginleşen baş ağrıları, geceleri ışıkların etrafında halka görülmesi, televizyon izlerken göz çevresinde ağrı gibi  sorunlardan yakınabilmektedirler. Göz tansiyonunun çok yükselmesi ise hastalığın artık ileri evreye geldiği anlamına gelmektedir” diyor.  </p>
<p><strong>Görme kaybının ilerlemesi önlenebiliyor! </strong></p>
<p>Glokom birçok hasta tarafından ancak belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark ediliyor. Çok ilerleyen ve tedavi edilmemiş durumdaki glokomda geri dönüşsüz görme kaybı kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla tedavide görme kaybının ilerlemesini önlemek hedefleniyor. İlk basamak tedavi olan medikal yöntemden oldukça etkili sonuçlar elde ediliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Nezih Özdemir,  ilaç tedavisinin yetersiz veya etkisiz olduğu durumlarda ise çeşitli cerrahi yöntemlerden faydalanıldığını belirterek, “Hangi cerrahi yönteme başvurulacağına hastanın muayene bulgularına göre karar verilmektedir. Günümüzde hastanın ihtiyacına göre değişik  cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Genellikle kanal açılarak yapılan trabekülektomi yöntemi tercih edilmektedir. Ayrıca göz içindeki sıvıyı boşaltan kanalın açılması veya göze gelen sıvının göz yüzeyinden uzaklaştırılması yöntemi olan drenaj uygulamaları da vardır. Bu yöntemler sayesinde görme kaybının ilerlemesi önlenebilmektedir. Tedavinin başarılı olmasındaki en önemli kriter ise hastanın doktorunun önerilerine uymasıdır” diyor.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomun-onemli-bir-sinyali-olabilir-461718">Glokomun Önemli Bir Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 09:26:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerinden]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı Türkiye’de yaklaşık 200 bin kişiyi etkiliyor. Parkinson hastalığının tedavisinde pek çok umut veren bilimsel çalışmalar yapıldığını belirten uzmanlar, erken teşhisin hastanın yaşam kalitesinde oldukça büyük bir etkisi olduğuna da dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917">Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Emre ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Nöroloji Prof. Dr. Okan Doğu, konu ile ilgili dikkat çekici bilgiler paylaştı.</p>
<p>Nörodejeneratif hastalıklar olarak nitelenen Parkinson hastalığı, beyinde belli bir grup hücrenin, henüz tam olarak bilinmeyen sebeplerden dolayı, yavaş yavaş ölmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklardan biridir. “Parkinson hastalığında, beyinde dopamin denen maddeyi üreten hücrelerin yavaş yavaş ölümü söz konusudur. Beyinde dopaminin azalması sonucu hareketler genel olarak yavaşlar, yürüme yavaş, öne eğik ve küçük adımlı bir hale gelir. Yavaşlığa kaslarda katılaşma, ellerde, bazen bacaklarda istirahat halinde ortaya çıkan bir titreme eşlik eder. Hareketle ilgili bu belirtilerin yanı sıra hastalarda duygudurum bozuklukları, kabızlık gibi sorunlar, ileri yaşlarda zihinsel bozulma da ortaya çıkabilir” şeklinde konuşan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Emre risk faktörleri ile ilgili çarpıcı bilgiler verdi:</p>
<p><strong>PROF. DR. MURAT EMRE: “TARIM İLAÇLARI, KUYU SUYU VE KAFA TRAVMASI RİSKİ ARTIRIYOR”</strong></p>
<p>“Bugüne kadar yapılan çalışmalar tarım ilaçlarına maruz kalma, kuyu suyu kullanımı gibi bazı çevresel faktörlerin yanında ciddi kafa travması geçirmiş olmanın Parkinson riskini artırdığını göstermiştir. Kahve ve sigara kullanımı ise hastalık riskini artıran faktörler arasında yer alır. Hastalığın genetik formları da vardır, ancak bu grup tüm hastaların %5-10 arası bir grubunu oluşturur.”</p>
<p>Erken teşhisin birçok önemli faydası olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Emre, öncelikli hedefin tetkikler yoluyla hastalığın benzerlerinden ayırarak, doğru tedaviye başlamak ve gerekli yaşam tarzı önlemlerini almak olduğunu dile getirdi. “İlaç tedavisinin gecikmeden başlanması, beyinde dopamin eksikliği sonucu oluşacak bazı değişikliklerin önüne geçilebilir. Uygun tedaviyle hastanın yaşam kalitesi erken dönemden itibaren iyileştirilip daha uzun bir süre işlevsel kalması sağlanabilir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Emre, hastalığın tedavisi ile ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün elimizde bulunan ilaçlarla hastalığın belirtilerini büyük ölçüde gidermek, hastanın normal ya da normale yakın bir işlevselliğe kavuşmasını sağlamak mümkündür. Bu ilaçlar beyindeki dopamin seviyesini yükseltir veya onun etkisini taklit ederler.”</p>
<p><strong>AKILLI SAAT UYGULAMALARI PARKİNSON TAKİBİNDE FAYDALI MI?</strong></p>
<p>Günümüzde kullanım oranı artan akıllı saatler, özellikleri ve eklenen uygulamalar sayesinde sağlıklı yaşam konusunda birer yardımcı haline geldi. “Son yıllarda kişinin motor becerilerini, hareket sıklığı ve hızını, titremeyi akıllı saatler ya da sensörlerin kullanıldığı daha kompleks cihazlarla uzaktan izlemek mümkün hale gelmiştir. Bu yöntemlerin avantajı kişinin günlük hayattaki performansını kendi ortamında ve tüm gün boyunca değerlendirmeyi mümkün kılmalarıdır” şeklinde konuşan Prof. Dr. Emre, özellikle klinik çalışmalarda denenmekte olan ilacın etkinliğinin ölçülmesinde ya da tedaviye verilen cevabın gün içinde değişkenlik gösterdiği hastalarda, ilaç dozlarını ayarlanmasında bu yöntemler önemli avantajlar sağlar” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>PROF. DR. OKAN DOĞU: “TÜRKİYE’DE PARKİNSON HASTALIĞININ GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR”</strong></p>
<p>Toplumların giderek yaşlanması ile birlikte Parkinson hastalığının görülme sıklığında artış yaşandığını belirten<strong> </strong>Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Nöroloji Prof. Dr. Okan Doğu, ülkemizde de aynı riskli artışın geçerli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Doğu, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Fakat hastalık sayısındaki artışı sadece yaşlanmanın artması ile açıklayamıyoruz; bunun yanı sıra son yıllarda çevresel risk faktörlerinin Parkinson hastalığının oluşması üzerindeki etkilerine ilişkin çok kuvvetli kanıtlar var. Hava kirliliği, gıda kirliliği, maruz kaldığımız toksinler ve hatta tükettiğimiz su ve sütlerde bulunan zararlı içerikler Parkinson hastalığına yatkınlığı artırmaktadır. Parkinson hastalığı 65 yaş üzeri toplumda %1 sıklığında görülen bir hastalık ve yaş ilerledikçe bu sıklık oranları daha da artmakta, 80 yaş üzerinde yüzde beşlere kadar çıkmaktadır. Ülkemizde ise 150 ila 200 bin civarında Parkinson hastası olduğunu tahmin ediyoruz.”</p>
<p><strong>PROF. DR. OKAN DOĞU: “OMUZ AĞRISI PARKİNSON HASTALIĞI BELİRTİSİ OLABİLİR!”</strong></p>
<p>Henüz hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tedavinin söz konusu olmadığını ancak günümüzde çok güçlü tedavi seçenekleri olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Doğu, “Örneğin bir çalışmada, bir grup Parkinson hastasına uygulanan yeni bir antikor tedavisinin hastalık seyrinin yavaşlattığı gösterildi. Bu nedenle tedaviye dair umutlu olmak için elimizde çok neden olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>Dünya çapında yapılan araştırmalar ve tedavide gelinen gelişmelerle birlikte ülkemizde de bu tedavilere erişimin çok iyi bir noktada olduğunu belirten Prof. Dr. Doğu, önemli bir uyarıda bulundu:</p>
<p>“Hastalık şüphesi olanlar ilk olarak elbette bir nöroloji uzmanına başvurmalı. Çünkü hastalığın bazı başlangıç belirtileri titreme ya da hareketlerde yavaşlama şeklinde olmayabiliyor; örneğin omuz ağrısı, koku duyusunda azalma ya da kayıp, kaygı bozukluğu ve depresyon, kabızlık gibi belirtilerle de ortaya çıkabiliyor.”</p>
<p><strong>İMREN DİNÇER: “HAREKET BOZUKLUKLARI GRUBUMUZ İLE PARKİNSON HAKKINDA FARKINDALIK YARATAN PROJELER YAPIYORUZ”</strong></p>
<p>Güvenilir ve yüksek kaliteli sağlık çözümleri, güçlü global ortaklıkları ve yenilikçi Ar-Ge çalışmaları ile Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilaç şirketlerinden biri olan GEN, ülkemizde görülme oranı giderek artan Parkinson hastalığı ile ilgili farkındalık yaratan çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p>Konu ile ilgili bilgiler veren GEN Birim Müdürü İmren Dinçer şu şekilde konuştu:</p>
<p>“Parkinson hastalığı, derneklerin ve firmaların hasta odaklı yaklaşımları ile toplum tarafından daha fazla bilinir hale geldi. Nadir çözümler üzerine yoğunlaşmış ve hasta odaklı bir firma olarak bizler de Parkinson hastalığının çok uzun soluklu bir yolculuk olduğunun bilincindeyiz. </p>
<p>Hareket Bozuklukları Grubumuz ile birlikte Parkinson hastalığı konusunda farkındalığı artıran projeler yapmaktayız. Bu projelerimiz ile yolculuklarının her aşamasında hasta, hasta yakını ve hekimlerimizin yanında yer almaktayız.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917">Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akdeniz Anemisi Olabilir Misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akdeniz-anemisi-olabilir-misiniz-460898</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[anemisi]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460898</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akdeniz anemisi diğer adıyla talesemi, genetik faktörlerle sonraki nesillere geçebilen ve tüm dünyada yaygın olarak rastlanan bir tür kansızlık hastalığıdır. Peki talesemi olduğumuzu nasıl anlayacağız? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Serkan Ocakçı talesemi taşıyıcılığını ve belirtilerini sizler için detaylandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdeniz-anemisi-olabilir-misiniz-460898">Akdeniz Anemisi Olabilir Misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanımızda bulunan kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin bulunur. Hemoglobin tüm dokularımızın oksijenlenmesi için akciğerlerimizden dokularımıza oksijen taşır. Hemoglobin içinde alfa ve beta globin zincirleri bulunur. Bu zincirlerde genetik bir bozukluk sonucu anormal bir oran oluşturan dengesizlik olursa talasemi hastalığı gelişir.</p>
<p>Talasemi deniz anlamına gelen Yunanca thalassa kelimesinden türetilmiştir. Sahra Çölü altı Afrika Bölgesi, Asya, Hindistan ve Akdeniz ülkelerinde sık görülür. Dünya çapında talasemiye özgü genetik bozukluk taşıyan birey sayısı dünya nüfusunun %5’ine tekabül eder. Ülkemizde daha çok Akdeniz Anemisi olarak bilinir. </p>
<p>Dört alfa globin geni mevcuttur. Bir, iki, üç veya dört gendeki kayıp nedeniyle alfa talasemi hastalığı gelişebilir. Kayıp gen sayısı ne kadar fazla ise hastalık o kadar ağır seyreder. Dört alfa zinciri olmadığı durumda Hb Barts hastalığı anne karnındaki bebekte ortaya çıkar ve anne karnında kan nakli yapılmazsa ölümle sonlanır. Üç alfa zincirinde kayıp olması ile Hb H hastalığı görülür. İlerleyen yaşlarda kan almalarını gerektirecek ciddi kansızlık görülebilir. İki alfa zincirinde bozukluk olmasıyla hafif kansızlık beklenebilir. Tek alfa zincirde eksiklik olması ise belirti vermeyen, taşıyıcılık durumunu getirir. </p>
<p><strong>Türkiye’de Sıklıkla Görülüyor! </strong></p>
<p>Ülkemizde daha sık olarak bulunan beta talasemi hastalıklarıdır. Sağlıklı kişilerde iki adet beta zinciri bulunur. Bu zincirlerdeki değişikliklere göre hastalık şiddeti değişir. Ülkemizde sık olarak saptanan beta talasemi taşıyıcılığıdır. Kişilerde hafif bir kansızlık yapabilir veya kansızlık olmadan kırmızı kan hücrelerinin küçük olması veya evlilik öncesi yapılan tarama testi olan hemoglobin elektroforezi testi ile saptanabilir. Gözlerde, yüzde, kollarda veya gövdede sarılık kanda artan bilirubin nedeniyle fark edilebilir. </p>
<p>Hafif talasemi bozuklukları kişinin günlük hayatını etkilemez.  Bu kişilerde de toplumda en sık kansızlık olan demir eksikliğine bağlı kansızlık görülebilir. Varsa demir tedavileri alabilirler. Ancak ağır talasemi bozukluklarında vücutta demir birikimi olacağı için demir eksikliği beklenmez, demir verilmez. Aksine demiri vücuttan atan ilaçlar kullanılır. Önemli olan taşıyıcıların saptanarak iki taşıyıcının evlenmesinin önlenmesi, evlilik varsa konu hakkında bilgilendirilmeleri ve ağır talasemili bir çocuk doğmaması için kadın doğum doktoru yönetiminde genetik bozukluğu olmayan bir gebelik oluşturulması gereklidir. </p>
<p>Ağır talasemi hastalarındaki kan üretimindeki yetersizlik nedeniyle gelişme geriliği olur. Bazı kemiklerde aşırı kan üretimi yapıldığı için normalden farklı bir görünüm gelişir. İlerleyen yıllarda özellikle düzenli kan alması neticesinde demir birikmesi sonucu kalp, karaciğer yetmezlikleri ve hormonsal bozukluklar ortaya çıkar. Kemik erimesi, bacaklarda ağır yaralar, pıhtılar, safra kesesi taşları olabilir.  Karaciğer ve özellikle dalak kasığa kadar büyüyebilir, karnın karşı tarafına geçebilir. </p>
<p><strong>Ebeveynler Taşıyıcı Talesemi Olabilir!</strong></p>
<p>Ağır talasemili bir çocuk doğumu hasta ve anne-baba için zor yılların başlaması anlamına gelir. Doğumdan itibaren düzenli kan verilmesi, sık doktor takibi, hastane yatışı, sürekli ilaç kullanımı, kemik iliği nakli, dalak alınması gibi tüm hayatı etkileyecek bir süreç başlayacaktır. Günümüzde, modern tedaviler ve takip ile hastalar izlenmektedir. Ancak tıpta en önemli husus önleyici hekimliktir. Ağır talasemiyi önlemenin yolu evlilik ve gebelik öncesi talasemi durumunun dikkatlice değerlendirilmesidir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdeniz-anemisi-olabilir-misiniz-460898">Akdeniz Anemisi Olabilir Misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevemeyen bir kalpten daha engelli ne olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-457830</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2024 10:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[kalpten]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sevemeyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Engelliler Haftası nedeniyle yayınladığı mesajda engelsiz bir Kocaeli için çalıştıklarını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-457830">Sevemeyen bir kalpten daha engelli ne olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Engelliler Haftası’nda yayınladığı mesajda engelli ve özel gereksinimli bireylerin hayata katılmasının önündeki tüm engelleri kaldırmaya kararlı olduklarını söyledi. </p>
<p><b><i>Engelleri önce zihinlerden kaldıralım</i></b></p>
<p>Başkan Büyükakın, ”Engelli vatandaşlarımız, özgün bakış açılarıyla sorunlara çözüm bulur, dayanışma ruhuyla herkese örnek olur, başarılarıyla bize ilham verir. Engellerimizi, önce zihinlerimizden kaldırmalıyız” dedi.</p>
<p>Engelliliğin aynı zamanda bir hak ve adalet meselesi olduğunu ifade eden Başkan Büyükakın, ”Hepimiz birer engelli adayıyız. Ahlaki ve vicdani olarak hepimiz daha da bilinçlenerek engelli bireylerimize karşı önyargılarımızdan arınmalıyız. Karşılaştıkları fiziksel, sosyal ve ekonomik engelleri kaldırmak için çaba sarf etmeliyiz. Erişilebilirlik standartlarını yükseltmeli, topluma tam katılımlarını sağlamak için daha fazla adımlar atmalıyız. Aslında kendini engelsiz zannedenlerin inanılmaz engelleri var; hissedemeyen sevemeyen bir kalpten daha engelli olan daha ne olabilir ki’’ ifadesini kullandı.</p>
<p><b><i>Kocaeli yine örnek ve öncü olacak</i></b></p>
<p>Büyükşehir’in Kocaeli genelinde yaptığı çalışmalarla daha önce evlerinden çıkmaya çekinen engelli vatandaşlarımızın artık daha mutlu olduğunu, geleceğe daha umutlu bakmaya ve sosyal hayata katılmaya başladığını hatırlatan Başkan Büyükakın, ‘’Büyükşehir olarak da engelli vatandaşlarımızın her zaman yanında olmaya devam ediyoruz. Hayatı kolaylaştırmak için, engelleri kaldırmak için hep birlikte adım atıyoruz. Engellilerimize İzmit ve Gebze’de engelsiz binalar inşa ediyoruz. Engelsiz yaşam merkezlerimiz adına uygun bir şekilde tüm engel grupları düşünülerek tamamen ‘engelsiz’ binalar olarak inşa ediliyor. Bu projeyle engelli bireylerimizin ve ailelerinin sosyal hayata aktif katılmalarını istiyoruz. Ailelerimiz özel çocuklarını güvenle buraya teslim edebilecek. Kocaeli, engellilere ve ailelerine yönelik hizmet ve eserleriyle yine örnek ve öncü olacak’’ açıklamasını yaptı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-457830">Sevemeyen bir kalpten daha engelli ne olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2024 07:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga (Vertebra) tümörleri çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Öncelikle omurga kemiği ile omurilik tümörlerini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz burada sizlere omurga kemiği tümörlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga kemiği tümörleri kendi dokusundan (primer=birincil) ve vücudun başka kanser odağından kaynaklanan (metastatik=sekonder) olmak üzere iki gruba ayrılır.</p>
<p>Omurga, akciğer ve karaciğeri takiben kanser hücrelerinin metastaz yaptığı en yaygın üçüncü bölgedir Omurları etkileyen çoğu tümör, vücudun başka bir yerinden omurgaya yayılır (metastaz yapmış) ve genellikle prostat, meme, akciğer, böbrek, tiroid veya barsak kaynaklıdır. Vücudun herhangi bir yerinde kansere yakalanmış tüm hastaların% 40&#8217;ından fazlası, kanserlerinin yaşamları boyunca omurgalarına yayılmasını yaşayacaktır. Neyse ki, bu hastaların sadece% 10&#8217;unda şikayete neden olur. Bu nedenle vertebral tümörler, daha önce kanser öyküsü olan kişilerde daha yaygındır. </p>
<p>Omurganın kendi dokusundan kaynaklı (primer) tümörler çok daha az yaygındır. Primer tümörler iyi (benign) ya da kötü (malign) karakterde olabilir.</p>
<p>• İyi huylu bir spinal tümör genellikle düzgün sınırlara sahiptir. İyi huylu bir tümör kanser değildir, ancak şikayetlere neden oluyorsa, omurga üzerinde hasara neden oluyorsa veya sinirlere baskı oluşturuyorsa çıkarılması gerekebilir. Anevrizmal kemik kisti, osteoid osteoma, osteoblastoma, osteokondrom ve hemanjiom bunlara örnektir.</p>
<p>• Kötü huylu tümörler komşu sağlıklı dokulara yayılabilen, başka organlara (akciğer, karaciğer vs) sıçrayabilen ve hayatı tehdit edebilen kanserlerdir. Malign omurga tümörlerinde kondrosarkomlar, Ewing sarkomları ve osteosarkomlar bulunur.</p>
<p>Omurga tümörleri, özellikle büyüdükçe ve bulunduğu yerdeki dokulara hasar verdiği ölçüde, farklı şikayetlere neden olabilir. Tümörler omurga kemiğiniz dışında omuriliğinizi veya sinir köklerini, kan damarlarını veya komşu organlarınızı etkileyebilir. Omurga tümör belirtileri ve semptomları arasında şunlar olabilir:</p>
<p>• En sık şikayet sırt ağrısıdır. Sırt ağrısı istirahat ile hafiflemediği gibi geceleri daha şiddetli olabilir. </p>
<p>• Özellikle kollarınız veya bacaklarınızda duyu kaybı veya kas zayıflığı</p>
<p>• Yürüme zorluğu, bazen düşmelere neden olabilir.</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonunun kaybı (idrar ve dışkı yapamama/kontrol edememe)</p>
<p>• Yavaş ya da hızlı gelişen kol ya da bacağın bir kısmını yada tümünü etkileyen felç gelişebilir.</p>
<p>Omurga tümörleri, tümör tipine bağlı olarak farklı oranlarda ilerler.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora görünmek gerekir</strong></p>
<p>Sırt ağrısının birçok nedeni vardır ve çoğu sırt ağrısına bir tümör neden olmaz. Ancak, erken tanı ve tedavi vertebral tümörler için önemli olduğu için, doktorunuza sırt ağrınız ile ilgili şu bilgileri verin:</p>
<p>• Kalıcı ve ilerleyici</p>
<p>• Etkinlikle ilgili değil</p>
<p>• Geceleri daha da kötüleşiyor</p>
<p>• Kanser hikayeniz var ve yeni sırt ağrısı gelişti</p>
<p><strong>Aşağıdaki durumlarda hemen tıbbi yardım alın:</strong></p>
<p>• Bacaklarınızda veya kollarınızda ilerleyici kas zayıflığı veya uyuşma</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonundaki değişiklikler</p>
<p><strong>Gidişat (Prognoz)</strong></p>
<p>Bir omurga tümöründe gidişatı belirleyen mevcut tümörün iyi ya da kötü olmasıdır. İyi huylu tümörler uygun cerrahi ile genellikle sorunsuz iyileşir. Omurganın kendisinden kaynaklanan (primer) kötü huylu tümörlerde gidişatın iyi olması, tümörün başka organa yayılmamasına, cerrahi ile tamamının çıkarılmasına ve kemoterapi ve/veya radyoterapiye iyi bir cevap vermesine bağlıdır.   </p>
<p>Başka bir kanser odağından kaynaklanan (metastaz) omurga tümörlerinde gidişat başlıca, mevcut kanserin cinsi, omurga dışında başka bir organa yayılım varlığı ve hastanın genel durumuna bağlıdır.</p>
<p><strong>Riskler</strong></p>
<p>Hem iyi hem de kötü vertebral tümörler, omiriliğinizdeki sinirleri sıkıştırarak, tümörün bulunduğu yerin altında bir hareket veya duyu kaybına yol açabilir. Bu bazen bağırsak ve mesane fonksiyonunda değişikliklere neden olabilir. Sinir hasarı kalıcı olabilir.</p>
<p>Bir vertebral tümör, omurganın kemiklerine de zarar verebilir ve onu dengesiz hale getirebilir; bu da ani bir kırık veya omuriliği yaralayabilecek omurganın çökmesi riskini artırır.</p>
<p>Bununla birlikte, eğer tümör erken yakalanır ve hızlı bir şekilde tedavi edilirse, daha fazla fonksiyon kaybını önlemek ve sinir fonksiyonunu yeniden kazanmak mümkün olabilir. Yerleşin yerine bağlı olarak, omuriliğin kendisine doğru baskı yapan bir tümör yaşamı tehdit edici olabilir.</p>
<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Vertebral tümörler bazen göz ardı edilebilir çünkü semptomları daha sık görülen durumlara benzemektedir. Bu nedenle, doktorunuzun tam tıbbi geçmişinizi bilmesi ve genel fiziksel ve nörolojik muayeneleri yapması özellikle önemlidir.</p>
<p>Eğer doktorunuz bir vertebral tümörden şüpheleniyorsa, aşağıdaki testlerden biri veya birkaçı tanının doğrulanmasına yardımcı olabilir ve tümörün yerini belirleyebilir:</p>
<p>Düz grafi: Düz radyografi, pediküllerin veya omur gövdesinin erozyonunu göstermek için kullanılır. Bununla birlikte, radyolojik bulgular sadece kemik yıkımı% 30-50&#8217;ye ulaştığında ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>• Manyetik rezonans görüntüleme (MRG). MRG, omurga, omurilik ve sinirlerinizin doğru görüntülerini üretmek için güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgaları kullanır. MRG genellikle vertebral tümörleri teşhis etmek için tercih edilen testtir. Belli dokular ve yapıları vurgulamaya yardımcı olan bir kontrast madde, test sırasında ayağınızdaki veya önkoldaki bir damar içine enjekte edilebilir.</p>
<p>• Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması. MRG yumuşak dokuları daha ayrıntılı gösterirken BT kemik yapıları göstermede daha üstün ve kullanışlıdır. BT taraması MRG ile kombinasyon halinde kullanılabilir. Ayrıca nereden kaynaklandığı bilinmeyen metastaz hastalarında primer odağı saptamak için akciğer, karın (batın) tomografisi çekilir. </p>
<p>Metastatik hastalarda başka bir omurga lokalizasyonunda da lezyon olabilme ihtimalinden dolayı (%15) görüntüleme yöntemleri tüm omurgayı içerecek şekilde çekilmelidir.</p>
<p>Kemik tarama(sintigrafi): Özellikle metastaz hastalarında omurga dışında başka bir kemikte lezyon olup olmadığını teyit etmek için kullanılır.</p>
<p>Pozitron emisyon tomografisi (PET) –CT: Sistemik hastalığın hızlı taranmasına ve evrelemesine izin verir. Ayrıca kanserli hastalarda kemoterapiye yanıtı belirlemek için kontrol amaçlı çekilebilir.</p>
<p>• Biyopsi. Çoğu zaman, tümör tipini belirlemenin tek yolu, bir mikroskop altında küçük bir doku örneğini (biyopsi) incelemektir. Biyopsi sonuçları tedavi seçeneklerini belirlemede yardımcı olacaktır.</p>
<p>Biyopsi örneğini elde etmek için kullanılan yöntem, genel tedavi planının başarısı için kritik olabilir. Çoğu durumda anestezi altında bir görüntüleme (genellikle X-ışını=skopi veya BT ) klavuzluğunda biyopsi iğnesi ile kapalı olarak işlem uygulanır.</p>
<p>Çoğu vertebral tümör için tedavi seçenekleri şunlardır:</p>
<p>• <strong>Ameliyat.</strong></p>
<p>Cerrahi olarak vertebral tümörün çıkarılması ve oluşan boşluğun doldurulması: İdeal olarak, vertebral tümör tedavisinin amacı tümörden tamamen kurtulmaktır. Ancak, bu, omurilikte veya çevredeki sinirlerde kalıcı hasar riskiyle beraber olabilir. Bu seçenek genellikle genel durumu iyi olup uzun dönem yaşam beklentisi olan hastalar için tercih edilir.</p>
<p>Omirilik basısına neden olan tümör dokusunun ortadan kaldırılması ve omurganın sabitlenmesi: Özellikle malign karakterdeki tümörler omirilik basısına neden olarak kısmı yada tam felçe neden olabilir. Bu durumda basıyı ortadan kaldırmak için omiriliğin etrafı boşaltılır (seperasyon cerrahisi) ve etkilenen omurgayı sabitlemek için vidalama yöntemi (enstrümentasyon) uygulanır.  </p>
<p>Vertebroplasti/ Kifoplasti: Bu prosedürler, çökmüş vertebral kemiği yeniden yapılandırıp hizalanmayı düzeltmesine veya bir sinir üzerindeki basıncı gidermesine izin verir. Vertebroplasti ve kifoplasti, X-ray ekipmanı (skopi) olan bir ameliyathanede gerçekleştirilen görüntü kılavuzlu prosedürlerdir.</p>
<p>Bu prosedür ya genel anestezi altında ya da lokal anestezi destekli sedasyon altında (hastanın uyanık olduğu) yapılır. Bir veya iki iğne, arkadaki deriden kırık vertebraya röntgen rehberliği altında kapalı olarak ilerletilir. Skopi ile iyi iğne yerleşimini doğruladıktan sonra, cerrah kemik çimentosunu kırık vertebraya enjekte eder. Çimento, birkaç dakika içinde sertleşir, kemikte ani stabilite ve ağrının giderilmesini sağlar. Bu yöntem genel durumu iyi olmayan kanser hastalarında uygulanabilir.</p>
<p>•<strong>Radyoterapi: </strong> Bu, tümüyle çıkarılamayacak tümörlerin kalıntılarını ortadan kaldırmak için operasyonu takiben veya ameliyat edilemez tümörleri tedavi etmek için uygulanabilir</p>
<p>Bazı vertebral tümörler için ilk basamak tedavi olabilir. Radyasyon tedavisi, ameliyat çok riskli olduğunda yalnızca ağrıyı hafifletmek için de kullanılabilir.</p>
<p>Stereotaktik radyocerrahi (SRS). Aslında cerrahi olmayan bu tedavi, yüksek dozda kesin olarak hedeflenen radyasyon sağlar. SRS&#8217;de, doktorlar, bilgisayarları radyasyon ışınlarını tüm noktalarda kesin doğrulukta ve birden çok açıdan odaklamak için kullanır. Klasik radyoterapi yöntemlerine göre etkinliği yüksek ve yan etkisi düşüktür. Radyocerrahide, vertebra tümörlerini tedavi etmek için radyasyonu stereotaktik olarak kullanan farklı tipte (Cyberknife vs) teknolojiler vardır. </p>
<p>• <strong>Kemoterapi: </strong> Birçok kanser türü için standart bir tedavi olan kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya büyümelerini engellemek için kullanılır. Tek başına ya da diğer terapilerle kombinasyon halinde kullanılabilir.</p>
<p>• <strong>Hormonoterapi:</strong> Sıklıkla prostat ve meme kanserli hastalarda kullanılır.</p>
<p> •<strong>İmmünoterapi:</strong> Melanom, akciğer ve böbrek kanserine bağlı metastatik hastalarda kullanılır</p>
<p>•<strong>Steroidler:</strong> Cerrahi ve radyasyon terapisi, tümörlerin kendisi de omurilikte mikropsuz iltihaba (enflamasyon) neden olabilir, doktorlar bazen ameliyatı takiben ya da radyasyon tedavisi sırasında ödemii azaltmak için kortikosteroidler reçete ederler.</p>
<p>Kortikosteroidler inflamasyonu azaltsalar da, kas güçsüzlüğü, osteoporoz, yüksek tansiyon, diyabet ve enfeksiyona karşı artmış duyarlılık gibi ciddi yan etkilere neden olduğu için genellikle kısa süreli olarak kullanılırlar.</p>
<p>• <strong>Bifosfanatlar:</strong> Kemik güçlendirmesi için kullanılan bu ilaçlar tümörden etkilenen kemiklerde çökme ve kırılma riskini azaltmaktadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[tümörünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p>Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. <strong>Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.<br /> </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Bebeklerde</strong> </p>
<ul>
<li>Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,</li>
<li>Güçsüz emme refleksi, </li>
<li>Aktivite düşüklüğü, </li>
<li>Bulantı, kusma ve kilo kaybı. </li>
</ul>
<p><strong>Çocuklarda</strong></p>
<ul>
<li>Bulantı, kusma ve baş ağrısı, </li>
<li>Gözlerde kayma, </li>
<li>Konuşma bozukluğu, </li>
<li>El-kol koordinasyon bozukluğu, </li>
<li>Kol ve bacaklarda güç kaybı, </li>
<li>Denge problemleri. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Genellikle ameliyata başvuruluyor! </strong></p>
<p>Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,<strong> </strong>tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Tedavideki gelişmeler umut veriyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek<strong>, </strong> gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli adet ağrısı, kronik pelvik ağrısı veya cinsel ilişki sırasında ağrı… Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bu sorunlar, her 10 kadından birinde rastlanan ‘endometriozis’ hastalığına işaret edebiliyor.</p>
<p>Yaygın görülen yakınmalar olduğu için endometriozis başka hastalıklarla karıştırılabiliyor, bu nedenle tanı konulması 8-10 yıl gibi uzun bir süreyi alabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör</strong>,  endometriozisin bir türü olan derin endometriozisin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürmesinin yanı sıra ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekerek, “Endometriozis hastalarının yüzde 10 -20’sinde görülen derin endometriozis   tutulum yaptığı  organlarda ciddi hasarlar oluşturabilir.  Öyle ki tedavisinde gecikildiğinde yumurtalık, rahim ve bağırsaklar gibi organların bir bölümünün ameliyatla çıkarılması gerekebilir. Bunların yanı sıra idrar borusunu tıkayarak böbrek yetmezliğine de neden olabilir. Dolayısıyla, özellikle ağrılı adet şikayetleri olağan karşılanmayıp, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Mesane ve bağırsaklara yerleşebiliyor </strong></p>
<p>Endometriozis, rahim iç tabakası olan endometriumun normalde rahmin içinde bulunması gereken yer dışında büyümesi; derin endometriozis ise bu doku büyümesinin daha derin dokulara, rahim, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve mesane gibi yapılara ilerlemesi olarak tanımlanıyor. Bu lezyonlar kronik pelvik ağrı, adet ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı gibi semptomlar ile kendini belli ediyor. Endometriozise genellikle doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unda rastlanıyor, bu oran derin endometriozis vakalarını da içeriyor.</p>
<p><strong>Önemli bir infertilite nedeni! </strong></p>
<p>Endometriozis hastalığına sahip kadınların yüzde 30 ila 50’si doğurganlık sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Çünkü rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertilite, yani kısırlığa sebep olabiliyor. Bu nedenle endometriozis hastalığında çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtileri asla ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen derin endometriozisin günlük yaşamı önemli ölçüde etkilediğine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığın yol açtığı sorunları “adet dönemi sırasında artan ağrı, ağrılı ve uzun süren adet dönemleri, bel ağrısı, bacağa vuran ağrı, dışkılamada ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve sorunları,  bağırsaklarda tıkanıklık, idrar yolu problemleri, yumurtalık kistleri, depresyon, anksiyete ve stres” şeklinde sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedavi kişiye özgü planlanıyor </strong></p>
<p>Endometrioziste tedavi planı hastanın semptomlarına, yaşına, fertilitesine, hastalığın şiddetine ve diğer bireysel faktörlere bağlı olarak kişiye özgü hazırlanıyor. Tedaviyle hastanın semptomlarını hafifletmek, komplikasyonları önlemek, gebelik şansını sağlamak ve yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektiren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “İlaç tedavisinde ağrıyı hafifletici ilaçlar yer alırken, endometriozisin büyümesini yavaşlatan ve semptomları kontrol altına alan hormonal tedavi de tercih edilebilir. Cerrahi tedavide lezyonları çıkarmak için laparoskopi; büyük veya daha karmaşık lezyonların çıkarılması için laparotomi ya da şiddetli semptomlara sahip hastalarda veya başka tedavi seçenekleri başarısız olduğunda histerektomi, yani rahmin cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir”  Prof. Dr. Mete Güngör, ilaç ve cerrahi tedavinin yanı sıra pelvik ağrısını hafifletmek için fizik tedavi, egzersiz programları, beslenme programı ile psikolojik destek ve danışmanlığının da tedavi sürecinde etkili olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Düzenli doktor kontrolü çok önemli!</strong></p>
<p>Nüks etme riski bulunan endometriozis hastalığında potansiyel tekrarlamaları erken tanımak ve hızlı bir şekilde müdahale etmek için tedavi sonrasında düzenli doktor kontrolleri önem taşıyor. Tedavinin ardından hormonal tedavi almak, endometriozisin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olabiliyor. Özellikle çıkarılamayan veya tam olarak çıkarılamayan lezyonlar durumunda hormon tedavisi önerilebiliyor. Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, stresten kaçınmak ve sigara içmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, hastalığın tekrarlama riskini azaltıyor. Derin endometriozisin hayat boyu sürebileceğine işaret eden Prof. Dr. Mete Güngör, “Tekrarlama riski her durumda gelişebilir ve hiçbir tedavi yöntemi tamamen garanti etkili değildir. Bu nedenle, kadınlar endometriozisin hayat boyu süren bir hastalık olduğunu bilmeli; tedavi sonrası düzenli olarak doktorlarıyla iletişimde kalmalı ve semptomlarını izlemelidirler” uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-endometriozis-organ-kaybina-neden-olabilir-448353">Derin Endometriozis Organ Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedeninize Kulak Verin Size Bir Mesajı Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bedeninize-kulak-verin-size-bir-mesaji-olabilir-447136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2024 21:03:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedeninize]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[size]]></category>
		<category><![CDATA[verin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bedensel belirtilerimiz ruhsal olarak nasıl hissettiğimizle ilişkili olabilmektedir.  Birçoğunuz gün içerisinde baş, boyun ve karın ağrıları ya da mide bulantısı gibi şikâyetlerden yakınıyor olabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedeninize-kulak-verin-size-bir-mesaji-olabilir-447136">Bedeninize Kulak Verin Size Bir Mesajı Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bedensel belirtilerimiz ruhsal olarak nasıl hissettiğimizle ilişkili olabilmektedir.  Birçoğunuz gün içerisinde baş, boyun ve karın ağrıları ya da mide bulantısı gibi şikâyetlerden yakınıyor olabilirsiniz.</p>
<p>Bu şikâyetlerin sebebi fizyolojik olabileceği kadar psikolojik kaynaklı da olabilmektedir. Psikosomatik sancılar olarak adlandırdığımız bu şikâyetleri genellikle ifade edilmemiş ya da edilemeyen ve hatta fark edilmeyen duyguların dışa vurum şeklinde tanımlayabilirim. Eğer dil konuşmazsa beden konuşur. Bunun anlamı peki nedir? Kısacası içeride biriken, bastırılan bu duyguları bedenin dışarı çıkarma ihtiyacının ifadesidir. Beden adeta saç dökülmesi, ağrı, deride kaşıntılar ya da egzama gibi tüm bu belirtiler yoluyla ifade edilemeyen duyguları kusmaya ve kendisini göstermeye çalışır. </p>
<p>Genellikle bu somatik ifadeler toplumun yapısı ve yaş dönemine göre farklılık gösterebilir. Örneğin okula gitmek istemeyen okul çağındaki bir çocuk karın ağrısı ya da mide bulantısı gibi somatik belirtiler yoluyla okulda yaşadığı zorbalığın dışa vurumu çalışıyor olabilir. Bir başka örnek ise bir kadının psikolojik rahatsızlıklarının ya da duygusal ihtiyaçlarının kabul görmediği toplumlarda bu duygusal ihtiyaçlar kişide baş ağrısı ya da kol ağrısı gibi bedensel ifadelerle çıkabilir. Çünkü bu fizyolojik ifadeler dil bulduğu zaman yorulan kişinin dinlenmesi için fırsat sunulabilmektedir. Dolayısıyla bir kadının ‘’Yorgunum artık yapamayacağım desteğe ihtiyacım var.’’ ifadesi yerine ‘’Migrenim tuttu.’’ şeklinde ifadesi hem kişinin kendisi hem de toplum tarafından daha kolay kabul görmesi, anlaşılması için bir yolu olabilir. Böylece kadının somatik sancıları yoluyla ihtiyaçları görülür. Tüm bunlar duyguları sözel ifadeler yerine somatik ifadeler aracılığıyla dışa vurmayı olumsuz bir şekilde destekler.  </p>
<p>Düşünce, duygu ve davranışlarımız bir bütündür. Birlikte hareket ederler. Eğer kendinizi stresli hissediyorsanız düşünceleriniz ve davranışlarınız bu duyguyu destekler nitelikte olacaktır. Kişiler genellikle şu şekilde ifadelerle gelebilmektedirler; ‘’Tüm gün oturmama rağmen bütün gün taş taşımışım gibi tüm vücudum ağrıyor.’’ beden dursa da aslında zihniniz var gücüyle olumsuz düşüncelerle çalışır. Dolayısıyla strese neden olan olumsuz düşünceler fizyolojik olarak da bedeninizde gerginliğe neden olur. Bütün gün gerilen kaslar savaş kaç mekanizmanızın sürekli olarak aktif tutarak gevşeme moduna geçmenizi zorlaştırır. Bu durum size bütün gün taş taşımışsınız gibi yorgun ve ağrılı hissettirir. Fark edilemeyen düşünce ve duygular aslında size şu mesajı vermeye çalışıyor olabilir; ‘’Artık dur, destek al ve rahatla’’ savaş kaç mekanizması yani sempatik sinir sistemimizden parasempatik yani güvendesin ve rahatla mekanizmasına geçebilmek kimimizin için meditasyon ve nefes gibi gevşeme egzersizleriyle, kimimiz için ise ‘’Bunu yapmak istemiyorum ya da senin bu davranışların beni rahatsız ediyor.’’ ifadeleriyle olabilmektedir.  Ancak gerek erken dönem yaşantılarımız, gerekse kültürel yapıdan kaynaklı sebeplerden dolayı bazen duygu ve ihtiyaçlarımızı fark etme ve ifade etme konusunda zorluk yaşayabiliriz. Bu sebeple psikoterapi desteği almak hem psikosomatik belirtilerinizi azaltarak ruh sağlığınızda hem de fiziksel sağlınızın üzerinde olumlu bir etki oluşturacaktır. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedeninize-kulak-verin-size-bir-mesaji-olabilir-447136">Bedeninize Kulak Verin Size Bir Mesajı Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili adayınız bir dolandırıcı olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevgili-adayiniz-bir-dolandirici-olabilir-mi-439962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 13:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Partner uygulamaları, insanların birileriyle bağlantı kurma ve aşkı bulma yöntemlerinde devrim yarattı. Artık insanlar sosyal ortamlarda tanışmak yerine uygulamalar üzerinden çok kısa sürede eşleşip görüşmeye başlayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgili-adayiniz-bir-dolandirici-olabilir-mi-439962">Sevgili adayınız bir dolandırıcı olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Partner uygulamaları, insanların birileriyle bağlantı kurma ve aşkı bulma yöntemlerinde devrim yarattı. Artık insanlar sosyal ortamlarda tanışmak yerine uygulamalar üzerinden çok kısa sürede eşleşip görüşmeye başlayabiliyor.</strong></p>
<p>2022 yılında arkadaşlık uygulamalarını kullananların sayısının en az 350 milyon kişi olduğu hesaplanıyor. Bu uygulamalar, kullanıcıların flört profilini başkalarıyla paylaşmanın kolay bir yolu olmanın yanı sıra dolandırıcıların ve bilgisayar korsanlarının birçok kişiyi istismar etmeleri için de bir dizi fırsat sunuyor. Arkadaşlık uygulamalarının ve sosyal medyanın popülerliği, sahte taliplerin hedeflerini bulup kandırarak paralarını almalarını her zamankinden daha kolay hale getirdi. Dijital güvenlik şirketi ESET sevgililer günü öncesinde dolandırıcıların tuzaklarına dikkat çekti.  </p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri Federal Ticaret Komisyonu tarafından hazırlanan bir rapor, aşk dolandırıcılığının 2022 yılında yaklaşık 70 bin kişiye 1,3 milyar dolara mal olduğunu ortaya koydu. Ancak bu yine de resmin tamamını yansıtmıyor çünkü flört dolandırıcılığına maruz kalan pek çok mağdur bunu dile getiremeyecek kadar utanıyor. Çevrimiçi flörtün popülaritesi artmaya devam ettikçe, 2028 yılına kadar 450 milyondan fazla kullanıcıya sahip olacağı tahmin ediliyor, dolandırıcılık ve saldırıların hedefi olma riski de artıyor. Çevrimiçi flört dünyasında yolunu bulmaya çalışanlar için, şüpheli bağlantılar ve partnerinizin gerçek kimliği konusundaki belirsizlik, tehlike işaretleri listenizin en başında yer almalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Flört uygulamalarına gizlenen tehditler </strong></p>
<p><strong>Sahte kimlikler oluşturma </strong>Dolandırıcılar tarafından arkadaşlık uygulamalarında kullanılan en yaygın taktiklerden biri, eşlerini başka biri oldukları düşüncesiyle kandırmak amacıyla sahte profiller oluşturmaktır. Bu dolandırıcılar, şüphelenmeyen kurbanları cezbetmek için genellikle çalıntı veya stok fotoğraflar ve uydurma kişisel bilgiler kullanır. Dolandırıcıların çevrimiçi ortamda gerçekçi bir kişilik yaratmak için kullanabilecekleri (tahmin edebileceğiniz gibi, var olmayan) fotoğraflarını oluşturmak için yapay zeka görüntü oluşturmayı kullanan birçok web sitesi vardır.</p>
<p><strong>Kimlik avı saldırıları ve kötü amaçlı yazılım dağıtımı </strong>Çevrimiçi bir platform olarak arkadaşlık uygulamaları, kimlik avı saldırıları ve kötü amaçlı yazılım dağıtımı için kolay bir geçit sunar. Suçlular profiller oluşturabilir ve görünüşte masum mesajlar ile kötü niyetli bağlantılar veya ekler göndererek umutlu bekarları tıklamaları için kandırabilirler. Bunu kitlesel düzeyde yapmak için botları kullanabilirler ve bir kez tıklandığında bu bağlantılar kurbanın cihazına kötü amaçlı yazılım yüklenmesine yol açar. Kötü amaçlı yazılım yüklendikten sonra, cihazda depolanan tüm kişisel bilgiler veya veriler tehlikeye girer ve kimlik hırsızlığı ve kredi kartı dolandırıcılığı riskini büyük ölçüde artırır. </p>
<p><strong>Şantaj için veri toplama </strong>Çevrimiçi arkadaşlık platformları çok sayıda kişisel bilgi depolayarak bilgisayar korsanları için cazip hedefler haline geliyor. Dolandırıcılar, insanların profillerinden bu hassas ayrıntıları çıkarmak için veri madenciliği gibi taktikler kullanabilir. Ayrıca bu tür bilgilerin kamuya açık olduğu vakalar da duyulmuştur.</p>
<p><strong>Konum tabanlı tehditler </strong>Birçok tanışma uygulaması konum tabanlı hizmetleri kullanır. Bu özellik insanların yakınlarındaki potansiyel eşleri bulmalarını kolaylaştırırken, tehditlere de kapı açıyor. Bilgisayar korsanları konum verilerini kullanarak bireyleri takip edip hedefleyebilir ve bu da gerçek dünyada güvenlik endişelerine yol açabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgili-adayiniz-bir-dolandirici-olabilir-mi-439962">Sevgili adayınız bir dolandırıcı olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2024 14:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[tetiklemiş]]></category>
		<category><![CDATA[travması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439046</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat Kahramanmaraş depreminin birinci yılında, yaşanan travmanın etkilerini değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, bu süreçte travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin görülebileceğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046">Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>6 Şubat Kahramanmaraş depreminin birinci yılında, yaşanan travmanın etkilerini değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, bu süreçte travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin görülebileceğine dikkat çekiyor. Depremin tetiklediği kaygı ile baş etmenin yollarına da değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Nefes egzersizleri, doğa yürüyüşleri, sosyal bağları kuvvetlendirmek, uyku sürelerinin sağlıklı olması gibi başa çıkma davranışları tercih edilebilir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir: “Bu önemli yıl dönümünde kayıplarımızı beraberce anmak var olan süreçte dayanışmak toplum ruh sağlığı açısından vazgeçilmezdir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 6 Şubat Kahramanmaraş depreminin yıl dönümünde travma ve yas süreçlerine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Travmatik olayların insanların yaşamsal bütünlüğünü tehdit eden ve bazı durumlarda da bu bütünlüğü bozan olaylar olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Afetler, insanların günlük yaşam akışını kesintiye uğratarak fiziksel, psikososyal ve ekonomik kayıplara yol açan, doğal veya insan kaynaklı olaylardır ve bazı durumlarda ‘travmatik olay’ diye tanımlanabilir.” dedi. </p>
<p>Depremin kişinin kendisinin ve yakınlarının hayatını tehdit eden, ölümle ya da ağır yaralanmayla sonuçlanabilecek bir afet olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişi birinci dereceden depremi yaşamış olabilir, yaşamadıysa da bir yakınının başına geldiğini öğrenmiş olabilir ya da tamamen bağımsız bir şekilde olayları dışardan, medya aracılığıyla takip ediyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Travma sonrası stres bozukluğu tanısı için kritik belirtiler neler?  </strong></p>
<p>“Son bir yılda ne yaşadık diye baktığımızda korku, çaresizlik gibi duygular ön plandaydı diyebiliriz. İnsanların deprem anındaki ve sonrasındaki deneyimleri travmatik bir etki yaratabilecek nitelikteydi.” diyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“6 Şubat tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremler, kişileri sağlık, sosyal ve ekonomik olarak olumsuz yönde etkiledi. Ülke içinde bilinen 500 binden fazla kişi yerinden oldu ve yaklaşık 2 milyon kişi evsiz kaldı. İnsanların hayatı kökten değişti ve zorlu bir yeniden ayağa kalkma, umut etme dönemine girdiler. </p>
<p>Bu bir yıl içinde travmatik olayı yeniden yaşama, tekrar tekrar o anların akla gelmesi, travmatik olayı hatırlatan şeylerden kaçınma, düşünce ve duygudurumda bozulma, artmış bir tetikte olma hali deprem sonrası görülebilecek travma sonrası stres bozukluğu tanısı için kritik belirtilerdir. Bu belirtilerin varlığında aynı zamanda kişi işe gidemez, ailevi sorumluluklarını yerine getiremez bir hale de gelebilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Birçok psikiyatrik bozukluk tetiklenmiş veya alevlenmiş olabilir </strong></p>
<p>Aynı zamanda birçok farklı problemin görülebileceğine değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Anksiyete bozuklukları, depresyon bozuklukları, alkol-madde kullanım bozuklukları, bedensel belirti bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları, ağrı bozuklukları, psikotik bozukluklar gibi birçok psikiyatrik bozukluk da bu süreçte tetiklenmiş ya da hali hazırda var olan tanı alevlenmiş olabilir.” dedi. </p>
<p>Bu durumun sadece olumsuzlukları değil, bazen de büyümeyi getirebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya ile ilgili farklı ve daha olumlu düşüncelerle bu süreçten çıkabilirler. Özellikle deprem gibi kitlesel travmaya neden olan afetler sonrasında sosyal desteğin ve dayanışmanın önemi büyüktür.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Verilen tepkiler normal </strong></p>
<p>Üzerinden bir yıl geçmişken yaşanılan bu afeti anmanın önemi büyük olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, anmanın yas sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi noktasında vazgeçilmez bir unsur olduğuna vurgu yaptı. </p>
<p>Herkesin deprem tehdidinin farkında olduğunu ancak bazılarının bunun kendi başlarına gelmeyeceğine dair düşünce içerisinde olabileceğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Bu nedenle kişiler deprem sonrasında da dramatik tepkiler verebilirler. Bu tepkilerin normal olduğu, kişinin güçsüzlüğü ile ilgili olmadığı bilinmelidir. İnsanların deprem sonrası tepkilerinin farklı olması noktasından yola çıkarak travmatik etki yaratabilme ihtimali yüksek olan deprem sonrasında da iyileşme süreleri farklıdır. Bu iyileşme sürecinde sosyal desteğin rolü yadsınamaz. Sosyal destek ile deprem hakkında sevdiklerimizle konuşmak, beraberce kayıpları anmak, duygu ve düşünceleri ifade etmek tedavi edicidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Sosyal destek travma sonrası büyümeyi sağlıyor </strong></p>
<p>Depremin tetiklediği kaygı ile baş etmek için daha işlevsel olan yöntemler seçmek gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Nefes egzersizleri, doğa yürüyüşleri, sosyal bağları kuvvetlendirmek, uyku sürelerinin sağlıklı olması, uyku öncesi uyku kalitesini bozucu çay, kahve tüketiminin kısıtlanması ve telefon ekranına maruz kalmamak gibi başa çıkma davranışları tercih edilebilir. Deprem sonrası yapılan araştırmalarda sosyal desteğin travma sonrası büyümeyi sağladığı, umudu arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Deprem sonrası kapalı ortama girememe, kalabalık ortamlarda bulunamama gibi çeşitli kaçınma davranışları oluştuysa bunların önüne geçilmeli, gerekirse psikolojik destek alınmalı.</p>
<p>Deprem gibi kitlesel travmatik etki yaratan afetin psikolojik etkileri geniş kapsamlıdır. Bu etkiden korunmak için gelecek olan afetlere de hazırlıklı olmak şarttır. Ülkemiz depremin yıkıcı sonuçları açısından her zaman için risk altındadır.  Bu riski minimuma indirgemek için hepimiz gelecek olan depremlere hazırlık açısından üstümüze düşen görevi yapmalıyız. Bu önemli yıl dönümünde kayıplarımızı beraberce anmak var olan süreçte dayanışmak toplum ruh sağlığı açısından vazgeçilmezdir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046">Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilonuz dizlerinize ağır geliyor olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-438596</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 12:10:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[dizlerinize]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kilonuz]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=438596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında yaygın olarak görülen diz ağrıları, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli derecede etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-438596">Kilonuz dizlerinize ağır geliyor olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında yaygın olarak görülen diz ağrıları, kişinin günlük yaşam kalitesini önemli derecede etkiliyor. Kilo kontrolü ve düzenli egzersize rağmen geçmeyen diz ağrısında mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Dizde sıvı birikmesi ya da azalması veya aşırı kilo diz ağrılarına sebep olabiliyor. Aşırı kilo almaktan kaçınılması ve düzenli egzersiz yapılarak diz çevresindeki kasların güçlendirilmesi çok önemli” açıklamasında bulundu. </strong></p>
<p>Diz ağrılarının pek çok farklı nedeni olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Bu ağrıların kaynağı kişiden kişiye değişiyor. Kırık ve çıkıklar, romatizmal hastalıklar-kireçlenme, iyi ve kötü huylu tümörler, bazı kan hastalıkları, enfeksiyonlar, spor yaralanmaları sonrası menisküs, kıkırdak, bağ yaralanmaları da diz ağrılarına yol açabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Fazla kilo dizlerdeki sıvı dengesini bozuyor</strong></p>
<p>Dizde ortaya çıkan şişliklerin; eklem içinde kayganlaştırıcı sıvı üreten hücrelerin fazla sıvı üretmesinden ya da hasarlanan bazı yapılarda kanama gerçekleşmesi sonucu da oluşabileceğini anlatan Prof. Dr. Selim Şanel, “Dizde sıvı azalması ise genelde romatizmal hastalıklarda ve kireçlenmede, bahsettiğimiz sıvının kayganlaştırıcı özelliğini yitirmesiyle ortaya çıkıyor. Bu sorunlardan korunmak için aşırı kilodan kaçınılması ve diz çevresindeki kasların güçlendirilmesi için düzenli egzersiz yapılması önemli” dedi. </p>
<p><strong>Dizler “bilinçli spor” ile korunabilir</strong></p>
<p>Özellikle spor yaralanmaları ve kazalar sonrası düşme, çarpma, diz dönmesi gibi durumlarda oluşan sorunların yanı sıra yaş ilerlemesi ve eklemin yıpranmasına bağlı sorunlarla da sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Selim Şanel, “Bu noktada, uzman denetimi ve önerisiyle yapılan özel diz egzersizleri ya da yaşa ve hastalığa uygun yapılabilecek yüzme, fitness, pilates, bisiklet, yoga gibi spor ve aktiviteler diz sağlığı için oldukça faydalı. Ancak kayak, snowboard, futbol, atletizm, güreş ve basketbol gibi sporlarda dikkatli olmakta fayda var” dedi. </p>
<p><strong>Çocuklarda zorlayıcı antrenmanlar riskli </strong></p>
<p>Çocuklara sporu sevdirmek ve sağlıklı sporcu nesiller yetiştirmek için yaşlarına uygun sporların, eğitimli bilinçli antrenörlerle yapılması ve antrenman sıklığına dikkat edilerek aşırı zorlamalardan kaçınılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Selim Şanel, “Ağır ve zorlayıcı antrenmanlar sonrası erken oluşan sakatlanmalar çocukları spordan uzaklaştırabilir. Dizde sakatlanma oluşmaması için ilgili bölgelerdeki kasları güçlendirmek ve bunun sürekliliğini sağlamak, yapılan sporda doğru teknikler kullanmak yaralanma ihtimalini de azaltır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Diz sorunları nasıl tedavi ediliyor</strong></p>
<p>Diz yaralanmalarında medikal tedavi, enjeksiyon, fizik tedavi, breys kullanımı gibi geleneksel tedavilerin yanı sıra modern cerrahi tedavi yöntemlerinden de yararlanıldığını paylaşan Prof. Dr. Selim Şanel, “Diz eklemine optik aletle minik deliklerden ulaşarak uygulanan artroskopik cerrahi yönteminde menisküs yırtıkları, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları tedavi edilebiliyor. Bunun yanında kireçlenme veya eklem yüzeyini oluşturan kıkırdak yapıda ortaya çıkan hasarlara kök hücre ve PRP gibi enjeksiyon uygulamaları, ilerlemiş eklem yıpranmalarına ise eklem protezleri yapılabiliyor” dedi. Kök hücre tedavisi ile yağ doku veya kemik iliğinden alınan hücrelerin ekleme enjekte edilebildiğini kıkırdak dokudaki hasarlı alanın onarılabildiğini anlatan Prof. Dr. Selim Şanel, “PRP ve kök hücre uygulamaları, özellikle belirli boyuttaki ve derinlikteki kıkırdak, menisküs ve bağ hasarlarında uygulanıyor. Ancak elbette bu yöntemlerin hangisinin uygulanacağı ortopedi ve travmatoloji uzmanınca belirlenmeli ve hasta kararı da gözelilmeli” diye konuşu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilonuz-dizlerinize-agir-geliyor-olabilir-438596">Kilonuz dizlerinize ağır geliyor olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefes Darlığı Ve Kilo Kaybı Kalp Tümörünün Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-kilo-kaybi-kalp-tumorunun-habercisi-olabilir-430185</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Dec 2023 07:26:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tümörünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalpte aşırı ve kontrolsüz şekilde görülen hücre büyümeleri kalp kaynaklı olabiliyor ya da diğer organlardan kanserli hücrelerin sıçraması ile görülebiliyor. Kalp tümörlerinin genellikle tesadüf eseri ortaya çıktığı biliniyor. Tümörden habersiz hastalar göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik ve kilo kaybı belirtileriyle doktora başvuruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-kilo-kaybi-kalp-tumorunun-habercisi-olabilir-430185">Nefes Darlığı Ve Kilo Kaybı Kalp Tümörünün Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalpte aşırı ve kontrolsüz şekilde görülen hücre büyümeleri kalp kaynaklı olabiliyor ya da diğer organlardan kanserli hücrelerin sıçraması ile görülebiliyor. Kalp tümörlerinin genellikle tesadüf eseri ortaya çıktığı biliniyor. Tümörden habersiz hastalar göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik ve kilo kaybı belirtileriyle doktora başvuruyor. Tümör, yapısına göre kalp için de 1-2 cm boyutlarından 10-12 cm boyutlarına kadar büyüyebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, kalp tümörlerinde robotik cerrahinin önemi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kalp tümörleri türüne göre değişiklik gösterebilir </strong></p>
<p>Kalp tümörü göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik ve kilo kaybına sebep olabilmektedir. Tümörün büyüklüğü ve yapısına bağlı olarak nadiren emboli denilen tümör parçasının koparak organları besleyen atardamarları tıkaması şeklinde bir tablo görülebilmektedir. Bu duruma “tümör embolizasyonu” denmekte olup, tümör kopması ve kalpten emboliye bağlı felç, bacak damarlarında tıkanma ya da iç organ fonksiyon bozukluğu söz konusu olabilmektedir. </p>
<p>Kalp tümörleri sıklıkla iyi huyludur. Bazı tümörler genetik geçişlidir, ancak büyük çoğunluğunda kesin sebep bilinmemektedir. Kalp içinde 1-2 cm boyutlarından 10-12 cm boyutlarına kadar değişen büyüklükte ortaya çıkabilmektedirler. Küçük, düzgün yüzeyli, bir sapla kalp duvarına tutunan kalp kitlesi herhangi bir şikayet oluşturmadan sessiz bekleyebilmektedir. Daha büyük kalp tümörleri ise kalp yetmezliği, nefes darlığı, tansiyon düşüklüğü, emboli ya da ani hayat kaybına sebep olabilmektedir. </p>
<p>Kalp tümörü ameliyatı bu kitlelerin kalpten çıkartılması için yapılmaktadır. Kitle teşhis edildikten sonra operasyonun bir an önce yapılması hastanın emboli riskini azaltmak için önerilmektedir. Örnek olarak, iyi karakterli olduğu düşünülen hareketli bir kalp tümörünü bir an önce çıkartmak şikâyeti olmayan bir kişide felç, ya da ani ölüm riskini azaltmaktadır. </p>
<p><strong>Kalp tümörü ameliyatında robotik cerrahi</strong> konfor sağlıyor</p>
<p>Kalp tümörü ameliyatları açık, endoskopik yani kapalı ya da robotik kalp ameliyatı şeklinde 3 ayrı yolla yapılmaktadır. Bu ameliyatlar yaklaşık 4-6 saat sürmektedir. Robotik cerrahi oldukça konforlu olan yöntemdir. </p>
<p>Robotik kalp cerrahisi robotik cerrahi sistemlerinin bulunduğu robotik cerrahi merkezlerinde uygulanmaktadır. Bu ameliyatların yapılabilmesi için merkezde anestezi doktorları, ameliyat hemşireleri, perfüzyonistler ve robotik kalp cerrahlarının bulunması gerekmektedir. </p>
<p>Robotik cerrahi; kalp ameliyatının riskini artırmamakta, hastaya da doktora da konfor sağlamaktadır. Ameliyat sonrasında hastalar cerrahi yoğun bakıma alınır ve takipleri sağlanır. Hasta ameliyat sonrası dönemde herhangi bir sıkıntı olmaması halinde en kısa sürede servis odasına alınır. Robotik kalp cerrahisinin avantajı küçük kesiler kullanılmasından dolayı travmanın daha az olması ve ameliyat sonrası sürecin daha hızlı geçmesidir. Ameliyat sonrasında hastaların günlük yaşamlarına dönüşü daha hızlı olmaktadır.</p>
<p>Kötü huylu kalp tümörlerinde ise tedavi seçenekleri hastanın genel durumuna göre belirlenir. Kemoterapi, ışın tedavisi ve ameliyat gibi tedavi yöntemleri konusunda planlama yapılır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-kilo-kaybi-kalp-tumorunun-habercisi-olabilir-430185">Nefes Darlığı Ve Kilo Kaybı Kalp Tümörünün Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:02:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor. Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong> erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor. Önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır. Bu hastalar mutlaka detaylı olarak araştırılıyor” diyor. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten <strong>Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong>boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Pek çok ciddi hastalığa işaret edebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun ağrıları her zaman boyun omurgası veya yapılarına bağlı gelişmiyor; göğüs, kalp, hatta karın boşluğundaki iç organların hastalıkları bu bölgede ağrı oluşturabiliyor. Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,  akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai,<strong>   </strong>omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor” </p>
<p><strong> Girişimsel yöntemlerle ‘ağrı’ kontrol altında! </strong></p>
<p>Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlanıyor. Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ancak tedaviye rağmen ağrı devam ediyorsa, bu hastalarda girişimsel ağrı tedavisi uygulandığını belirterek, “Ağrının tümünün veya bir kısmının kontrol altına alınmasıyla sorun çözülüyor ya da iyileşmeye yardımcı olunuyor” diyor. Selektif sinir kökü bloğu, faset eklem bloğu, disk içi enjeksiyon, sempatik blok, epidural uygulama, epidural nöroplasti, radyofrekans teknikler, lazer uygulaması, nöromodulasyon (ağrı pompası) ve omurgada kırık varsa kifoplasti veya vertebroplasti ağrıları dindirmede başvurulan girişimsel yöntemler arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>Mikroenjeksiyon yöntemi</strong></p>
<p>Mikroenjeksiyon yöntemine, özellikle eklem kireçlenmelerinde, hastanın ağrılarını azaltmak amacıyla başvuruluyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, mikroenjeksiyon yönteminin sedasyon veya lokal anestezi altında kolayca uygulandığını belirterek, “Hasta işlem sırasında genelde hiç ağrı hissetmiyor. Eklem içine lokal anestezik ajan ile az miktarda kortizol enjekte edilip, aynı seansta faset eklemine radyofrekans uygulandığında, ağrılarda ciddi azalma görülüyor” diyor. Etkisi genelde işlemden hemen sonra ortaya çıkan mikroenjeksiyon yöntemi, hastaya göre, bir kaç aydan bir kaç yıla kadar etkili oluyor. Hasta günlük yaşantısına ertesi gün veya iki gün sonra devam edebiliyor. Yöntem yıllar içinde defalarca tekrarlanabiliyor. </p>
<p><strong> Epidural enjeksiyon </strong></p>
<p>Epidural enjeksiyon küçük boyun fıtıklarında, kireçlenmeye bağlı sinir sıkışmalarında veya boyun disklerinde oluşan<strong> </strong>anüler yırtıklarda ve omurilik sıkışmasına yol açmayan kanal darlıklarında ağrının giderilmesinde faydalı oluyor. Yöntem lokal anestezi veya sedasyon altında yapılıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, epidural steroidlerin güçlü antienflamatuar etkileri sayesinde, bası altında kalmış olan sinir dokusunda ödemi azaltmaları ve enflamasyonu önlemeleri nedeniyle epidural enjeksiyonun uzun yıllardır kullanıldığını vurgulayarak, “Etkisi genelde işlem sonrası başlayan yöntem uzun süre kalıcı etki sağlıyor. Hasta bir veya iki gün sonra günlük yaşamına devam ediyor. Epidural enjeksiyon da belli aralıklarla defalarca uygulanabiliyor ama genelde tekrara gerek kalmıyor” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sevemeyen Bir Kalpten Daha Engelli Ne Olabilir Ki&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-ki-427761</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Dec 2023 22:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[kalpten]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sevemeyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle Kocaeli Kongre Merkezinde düzenlendiği etkinliğe Başkan Büyükakın, engelli bireyler ve aileleri katıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-ki-427761">&#8220;Sevemeyen Bir Kalpten Daha Engelli Ne Olabilir Ki&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle Kocaeli Kongre Merkezinde bir dizi etkinlik gerçekleştirdi. Büyükşehir Belediyesi hizmetlerinden yararlanan; Engelsiz Taksi, Sanatta Ben De Varım, Sporda Ben de Varım, Cemil Meriç Engelsiz Yaşam Merkezi, Probes projelerinin öğrencileri, aileleri ve çocukları, özel gereksinimli bireyler ve aileleri, Kocaeli’de yer alan tüm engel gruplarına bağlı Sivil Toplum Kuruluşlarının üyeleri programa katıldı.</p>
<p> </p>
<p><b>“MERHAMETLİ İNSANLAR BÜTÜN ENGELLERİ AŞACAK BİRÇOK ŞEYİ YAPABİLİRLER”</b></p>
<p>Programa katılan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tahir Büyükakın özel gereksinimli birey ve aileleri ile sohbet etti. Programda konuşan Başkan Büyükakın, “Aslında bütün meseleleri, bütün zorlukları, bütün engelleri, bu sadece bedensel, zihinsel engellerden ibaret de değil, çünkü beden ve zihinsel engellerin dışında kendini engelsiz zannedenlerin inanılmaz engelleri var; hissedemeyen sevemeyen bir kalpten daha engelli olan daha ne olabilir ki. Az önce sevgili evladımızın söylediği ifade de kendini engelsiz zannedenlerin hepsinden çok daha anlamlı ifadeler değil mi!  Böylesine hissedebilen yüreğin olması, böyle duyabilen bir gönlünün olması, aslında belki de bu dünyada en kıymetli olan şey. Bizim aslında medeniyetimiz bir merhamet medeniyeti. Ve merhametli insanlar yeryüzünde bu dünyanın bütün zorluklarını bütün engellerini aşacak birçok şeyi de yapabilirler” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>“ENGELLERİ KALDIRMAK İÇİN HEP BİRLİKTE ADIM ATIYORUZ”</b></p>
<p>Başkan Tahir Büyükakın, konuşmasını yaparken başkanı çok sevdiğini, kalp işareti yapıp gösteren özel çocukları başkan sahneye çağırdı. Özel çocukların bu sevgisi salondan büyük alkış aldı. Başkan Büyükakın “Buradan bakarak hayatı kolaylaştırmak için, engelleri kaldırmak için hep birlikte adım atıyoruz. Daha alacak çok yolumuz var. Her seferinde yeni bir şey yaptığımızda onunla birlikte aslında şunun da yapılması lazım. Onu yaptıktan sonra bir başka şeyin daha yapılması lazım. Sonra diğerinin de yapılması lazım diye yol alacak. Zaten şunu asla unutmayın önemli olan yol almaktır. Önemli olan yürüyüşe devam etmektir. Önemli olan gayret etmektir. Biz netice almaktan sorumlu değiliz. Netice için gayret etmekten sorumluyuz. Gayret etmeye başladığımızda, önünüze neleri çıkacağını da bilemezsiniz. As olan gayrete devam etmek biz de tam buradan bakıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Güzel örnekler vermeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde belki çok daha büyük fırsatlar da oluşacak, ben yapay zekâ konusunda çok ümitliyim. Yapay zekânın engellilerin hayatını daha da kolaylaştıracak, inanılmaz fırsatlar sağlayacağına inanıyorum. Hem de tüm engel gruplarında, mesela yazılanları anında sese çeviren bir programla her şeyden hızlıca haberdar olması mümkün.  Belki de yapay zekâ ile tıbbi müdahalenin önü de açılacak. Önümüzdeki 20 yıl içinde ben engellilikle ilgili meselelerin büyük ölçüde çok daha kolay hale geleceğine eminim inşallah. Bizim arkadaşlarımız da bu doğrultuda çalışmalara daha büyük önem verecekler. Onlarla birlikte biz de daha güzel işler yapacağız” şeklinde konuştu. Programın sonunda görme engelli Emirhan Bülbül keman eşliğinde Ey Gidi Karadeniz türküsünü çalıp seslendirdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevemeyen-bir-kalpten-daha-engelli-ne-olabilir-ki-427761">&#8220;Sevemeyen Bir Kalpten Daha Engelli Ne Olabilir Ki&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>           ÇOCUKLARDA ORTA KULAK ENFEKSİYONU </strong></p>
<p><strong>                         İŞİTME KAYBINA NEDEN OLABİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki 3 yaşındaki çocukların yüzde 50-85’i en az bir kez orta kulak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Bu yaş grubundaki çocuklarda daha yaygın görülmesinin nedeni ise östaki borusunun kısa ve yatay olması, tam gelişmemiş bağışıklık sistemi ile alerji oluyor. Çoğunlukla bakteri kaynaklı gelişen orta kulak enfeksiyonu çocuklarda kendiliğinden geçebileceği gibi kötü bir seyir de izleyerek şiddetli ağrılara ve ciddi tablolara neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker,</strong> çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarında tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Zira enfeksiyon ilerlerse yol açtığı şiddetli kulak ağrısının yanı sıra kulak zarının delinmesi, işitme kaybı ile menenjite neden olabiliyor. Dolayısıyla çocuklarda kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğu, kulak akıntısı gözlendiğinde hekime başvurmak çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Kulağını sık sık çekiyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak zarının arkasında yer alan ve içinde seslerin duyulmasını sağlayan küçük kemiklerin titreştiği orta kulakta gelişen enfeksiyon, orta kulak enfeksiyonu olarak adlandırılıyor. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu genellikle soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından aniden başlayan kulak ağrısıyla kendini belli ediyor. Ayrıca hastalığın şiddetine göre; yüksek ateş, kulaktan ses gelmesi, kulakta tıkanıklık veya akıntı, kulakla sık sık oynama veya kulağı çekme, işitme azlığı, huzursuzluk, sürekli ağlama, dengesizlik, iştahsızlık ile uykuya dalmakta güçlük çekme gibi belirtiler gelişebiliyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Orta kulak enfeksiyonu pek çok farklı nedenden dolayı gelişebiliyor. Kış aylarında en sık görülen nedenin üst solunum yolları enfeksiyonu olduğunu belirten Dr. Berna Yayla Özker, enfeksiyonu tetikleyen etkenleri de şöyle sıralıyor: “Alerji, anne sütüyle beslenmeme, genetik yatkınlık, geniz eti büyümesi, reflü, emzik kullanma, biberon ile beslenme ve sigara dumanı maruziyeti enfeksiyonu tetikleyen faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Kulağına asla soğan suyu damlatmayın!</strong></p>
<p>Dr. Berna Yayla Özker, ebeveynlerin kulak ağrısında hekime başvuruncaya dek ağrı kesici şurup ya da ağrı kesici etkisi olan kulak damlaları kullanabileceklerini belirtiyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, kulağa soğan suyu veya zeytinyağı damlatılmasının kulak ağrısında fayda sağlamadığı uyarısında bulunan Dr. Berna Yayla Özker, “Soğan suyu, sirke ya da zeytinyağı gibi yabancı maddelerin damlatılmaları yararlı olmadığı gibi dış kulak yolunda ve kulak zarında tahribata yol açabiliyor. Özellikle kulak zarı tahribatı ile orta kulak ve iç kulağa ulaşan bu maddeler işitme kaybı ve denge kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla kulağa damlatılmalarını asla önermiyoruz“ diyor.</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi gerekebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda gelişen orta kulak enfeksiyonu genellikle hafif seyrediyor ve tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçiyor. Ancak yüksek ateş varsa veya belirtiler şiddetleniyorsa zaman kaybetmeden tedaviye başvurmak önem taşıyor. Dr. Berna Yayla Özker, orta kulak enfeksiyonunda, 6 aya kadar olan bebeklerde bağışıklık sistemi tam gelişmediği, aşılar tam tamamlanmadığı ve kafa kemikleri tam birleşmediği için enfeksiyonun beyine yayılma riski nedeniyle antibiyotik tedavisinin önerildiğine işaret ederek şöyle devam ediyor: “Ancak 6 ay ile 2 yaş arasındaki çocuklarda kesin tanı konulmamışsa veya ciddi bulgular yoksa, 2 yaşından büyük çocuklarda da kesin tanı olsa bile bulgular şiddetli değilse, antibiyotik tedavisi için bekliyoruz. Tüm yaş gruplarında 3 günü geçen kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğunda ise antibiyotik tedavisi öneriyoruz”</p>
<p> <strong>Enfeksiyon sık tekrarlıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, çocuklarda orta kulak enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa altta yatan etkenin mutlaka tespit edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Sık tekrarlayan enfeksiyonun nedeni, geniz eti büyümesi veya orta kulak ile burun boşluğu arasında bağlantı sağlayan östaki tüpünün yetersiz çalışması olabiliyor” diyen Dr. Berna Yayla Özker, bu tablolarda geniz eti ameliyatı ve kulaklara tüp uygulaması yöntemlerine başvurulduğunu belirtiyor.</p>
<p> <strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong></p>
<p>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunu önlemek için hijyen kurallarına uyulması büyük öneme sahip. Bu nedenle hem çocukların hem de çocuklar ile temas eden kişilerin ellerinin sık sık yıkanması gerekiyor. Ayrıca çocuğun sigara dumanına maruziyetinin önlenmesi, hasta kişilerden uzak tutulması, pnömokok aşısının yaptırılması ve bebekleri biberon ile oturur pozisyonda beslemek orta kulak enfeksiyonu riskini azaltan diğer etkenler arasında yer alıyor</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omzunuz &#8220;donmuş&#8221; olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omzunuz-donmus-olabilir-426194</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 07:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[donmuş]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omzunuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426194</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aniden ortaya çıkıyor, omuz ekleminde oluşturduğu sertlik ve şiddetli ağrının yanı sıra eklem hareketlerinde büyük ölçüde kayba neden oluyor. Genellikle tek omuzda başlasa da ilerleyen süreçte diğer omzu da etkileyebiliyor. Zamanla kişiyi omuzla ilgili hiçbir hareketi yapamaz hale getiren bu sendrom ‘donuk omuz’ olarak adlandırılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omzunuz-donmus-olabilir-426194">Omzunuz &#8220;donmuş&#8221; olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                            OMZUNUZ ‘DONMUŞ’ OLABİLİR!</strong></p>
<p>Aniden ortaya çıkıyor, omuz ekleminde oluşturduğu sertlik ve şiddetli ağrının yanı sıra eklem hareketlerinde büyük ölçüde kayba neden oluyor. Genellikle tek omuzda başlasa da ilerleyen süreçte diğer omzu da etkileyebiliyor. Zamanla kişiyi omuzla ilgili hiçbir hareketi yapamaz hale getiren bu sendrom ‘donuk omuz’ olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla saçlarınızı tarayamıyor, yemek yiyemiyor, giyinemiyor, hatta düğme iliklerken bile zorluk çekiyorsanız, omzunuz donmuş olabilir! Omuz kapsülünün enflamasyonu ve kalınlaşmasıyla karakterize olan donuk omuz sendromu genellikle omzunu az veya hatalı kullanan kişilerde veya özellikle kontrolsüz diyabete bağlı kan şekeri yüksekliği nedeniyle 40- 60 yaş arasındaki kadınlarda daha sık görülüyor. Tedavi edilmezse 1-3 yıl içinde çoğunlukla kendiliğinden geriliyor. Ancak yaşam konforunu ciddi şekilde bozduğu için tedavi elzem oluyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel,</strong> günümüzde çeşitli tedavi seçenekleriyle hastaların sağlıklı bir omuza kavuşabildiklerine dikkat çekerek, “Tedavi süreleri ve günlük aktivitelere  tam anlamıyla dönüş her uygulama için farklılık gösterse de cerrahi veya cerrahi dışı seçeneklerle ortalama 3-4 ay içerisinde rahatlama ve geri dönüş sağlanabiliyor. Tedavide önemli olan ve sürdürülmesi gereken nokta, hareket arkının açılmasını sağlayan fizik tedavi ve rehabilitasyona düzenli bir şekilde devam etmektir” diyor.</p>
<p><strong>Genellikle sebebi bilinmese de…</strong></p>
<p>Donuk omuz sendromunun en sık idiopatik, yani sebebi belli olmayan tipi görülüyor. Ayrıca omuz çevresinde oluşan yaralanmalara ve kırık sonrasında yapılan ameliyata veya omzu uzun süre hareketsiz tutmaya bağlı olarak da gelişebiliyor. Özellikle diyabet veya tiroit hastalıkları olanlar, kan şekeri ve tiroit hormonlarındaki kontrolsüz değişikliklere bağlı olarak donuk omzun gelişmesinde daha fazla risk taşıyorlar.</p>
<p><strong>Üç aşamadan oluşuyor: Donma, katılaşma, çözülme</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kerem Bilsel<strong>, </strong>donuk omuz sendromunun donma, katılaşma ve çözülme olmak üzere üç aşamadan oluştuğunu belirterek, bu süreci şöyle anlatıyor:</p>
<p><strong>Donma/ Enflamasyon fazı:</strong> Donma ve enflamasyon fazı ağrının en şiddetli yaşandığı dönemi oluşturuyor ve genellikle  2. ile 9. aylar arasında  görülüyor. Omuzda oluşan ağrı hareket ve omzu zorlamayla daha da şiddetleniyor, hastayı geceleri de uyutmayacak boyutlara ulaşabiliyor.</p>
<p><strong>Katılaşma fazı:</strong> Hastalığın 4. &#8211; 9. ayları arasında daha çok görülüyor. Hareket kısıtlılığının gittikçe arttığı, günlük basit aktivitelerin (giyinme, soyunma, yemek yeme ve saçları tarama gibi) zor yapıldığı dönemi oluşturuyor.</p>
<p><strong>Çözülme fazı:</strong> Hareketlerin açılmaya başladığı çözülme fazı, sendromun 5. ila 26. aylarına denk gelen aralıkta görülüyor. Hastanın rahatladığı ve iyileşme gösterdiği dönemi ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>
<p>Donuk omuz tedavisinde hedef, hastanın ağrısını dindirmek ve günlük aktivitelerini rahat bir şekilde yapabilmesi için eklemlerin hareket açıklığına ulaşmasını sağlamak. Üç basamaktan oluşan tedaviye genellikle ilaçlar eşliğinde uygulanan fizik tedavi yöntemiyle başlanıyor ve sorun hastaların çoğunda cerrahi işleme gerek kalmadan gideriliyor. Prof. Dr. Kerem Bilsel, ilk basamak tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda ayaktan tedavi seçenekleri olan 2. basamağa geçildiğini belirterek, “İlk seçenek, omuz eklem kapsülünün içine enflamasyonu engelleyici lokal kortizon enjeksiyon yapılması, ardından fizyoterapist eşliğinde kapsülü geren ve hareket açıklığı kazandıran fizyoterapi yönteminden oluşuyor. İkinci seçenek ultrason eşliğinde, lokal anesteziyle omuz bölgesinin ana siniri olan supraskapular sinirine lokal blokajı yapılarak, omuz eklemine hareket kazandırmaya çalışmaktır. Uygun dozajda ve sürede oral sistemik kortikosteroid tedavisi ile hastayı fizyoterapi eşliğinde takip etmek ise 3. seçeneği oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>Nadiren ameliyat gerekebiliyor</strong></p>
<p>Donuk omuzda, ilk 8-10 ay içinde tedaviye yanıt alınamadığı durumda 3. basamak tedaviye geçiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerem Bilsel,<strong> </strong>ameliyathane koşullarında ve genel ya da bölgesel anestezi altında uygulanan bazı tedavileri şöyle özetliyor: “Örneğin, genel anestezi altında, artroskopik, yani kapalı cerrahi yöntemiyle omuz kapsülü radyofrekans yönteminden destek alınarak çepeçevre gevşetilebiliyor. Bu esnada, anestezi uzmanları tarafından hastaya, ameliyat sonrasında 2-3 gün kalacak olan omuz sinir blokajı ve kateteri uygulanabiliyor. Bu sayede, hasta ameliyatın ardından, kateterden yapılacak olan lokal anesteziyle erken hareket imkanı sağlayan egzersizlere başlatılabiliyor. Hasta 2-3 gün içinde taburcu olduktan sonra fizyoterapi merkezine yönlendiriliyor” Tedavinin 3. basamağındaki  başka bir seçenek ise ameliyathane koşullarında ve yine bölgesel veya genel anestezi altında, cerrahi  işlem yapmadan hastanın kolunu kapalı manipülasyonlar ile kontrollü bir şekilde açmak.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omzunuz-donmus-olabilir-426194">Omzunuz &#8220;donmuş&#8221; olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 08:23:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kolları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sallamamak]]></category>
		<category><![CDATA[yürürken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülümsemekten ağlamaya, çiğnemekten yutkunmaya, adım atmaktan nesneleri tutmaya kadar tüm vücut hareketlerimiz sinir sistemimiz tarafından düzenleniyor. Vücudumuzdaki bu mükemmel düzende oluşan işlev bozuklukları kişinin beden kontrolünü bozan, hareketlerde artma, azalma ya da yavaşlamalara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952">Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YÜRÜRKEN KOLLARI SALLAMAMAK PARKİNSON HASTALIĞI BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>
<p>Gülümsemekten ağlamaya, çiğnemekten yutkunmaya, adım atmaktan nesneleri tutmaya kadar tüm vücut hareketlerimiz sinir sistemimiz tarafından düzenleniyor. Vücudumuzdaki bu mükemmel düzende oluşan işlev bozuklukları kişinin beden kontrolünü bozan, hareketlerde artma, azalma ya da yavaşlamalara neden olabiliyor. Vücut hareketlerinin azalması Parkinson’a neden olurken hareketin artması ise distoni ve huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Gülşah Öztürk Özlük “29 Kasım Dünya Hareket Bozuklukları Günü” nedeniyle hareket bozuklukları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Hareket bozuklukları 30-40’lı yaşlarda da ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Hareket bozuklukları hastalıkları; mükemmel bir çalışma ahengine sahip olan sinir sisteminde önemli yeri olan bazal çekirdeklerdeki işlev bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Bazal çekirdeklerden talamusa aşırı veya yetersiz veri çıkışı olduğunda hareketlerimizde kısıtlılık ya da istemsiz hareketler gelişebilmektedir. Hareket bozuklukları, hareketlerin artışı veya azalıp yavaşlamasına göre gruplara ayrılmaktadır. Hareketi azaltan veya yavaşlatan en sık gözlenen hastalık Parkinson hastalığıdır. Hareketi artıran hastalıklar ise titreme, distoni, tik rahatsızlıkları, huzursuz bacak sendromu, myoclonus, kore, hemiballismusdur. En sık gözlenen hareket bozukluklarından birisi olan Parkinson hastalığı ileri yaş hastalığıdır. Beyin hücrelerinde harabiyetle giden nörodejeneratif hastalıklarda Alzheimer’dan sonra 2. sıklıkta gözlenmektedir. Parkinson hastalığı genelde 60 yaş ve üzerinde görülür. Ancak hastaların %10’unda 50 yaş öncesi gözlenebilir. Hatta 30-40’lı yaşlarda tanı konulan genetik geçişli Parkinson hastaları vardır. </p>
<p><strong>Mimiklerdeki azalma Parkinson hastalığı belirtisi olabilir</strong></p>
<p>İdypatik Parkinson hastalığı vücudumuzda önemli bir madde olan dopamin yapımında sorumlu hücrelerin harabiyeti nedeniyle ortaya çıkar. En sık gözlenen bulgusu hareketlerde yavaşlamadır. Bu durumun hastalardaki ilk belirtileri yolda yürürken kollarını sallamadan yürümek, mimiklerin azalması ve yürürken ayaklarını sürümesi olabilir. Titreme ilk dikkat çeken bulgularından biridir ama Parkinson hastalığı olanların 4’te birinde titreme görülmeden diğer Parkinson belirtileri gözlemlenebilir.  </p>
<p><strong>Beyin pili hastanın kullanacağı ilaç sayısını azaltabiliyor</strong></p>
<p>Her hastalıkta olduğu gibi hareket bozukluklarında da erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Vücudumuzdaki dopamin yapımından sorumlu olan hücrelerin harabiyeti ile Parkinson hastalığı ortaya çıkmaktadır. Parkinson tedavisi için hastanın öncelikle hareket bozukluklarında uzman bir hekime başvurması gerekir. Parkinson hastalığı öncelikle ilaçla tedavi edilir. İlaç tedavisinden fayda görmüş ama yan etkileri nedeniyle kısıtlı kullanımı olan veya ön planda titremesi olan hastalarda cerrahi tedavi yöntemi olan derin beyin stimulasyonu (halk arasında beyin pili olarak adlandırılır) tedavi seçeneği olarak düşünülebilir. Beyin pilinin hastaya uygun olup olmadığı psikiyatri, nöroloji ve beyin cerrahisi uzmanlarının multidisipliner çalışması ile belirlenmektedir. Tedavi için öncelikle hastada İdyopatik Parkinson hastalığı olup olmadığının net olarak belirlenmesi gerekir. Beyin pili uygulanan İdyopatik Parkinson hastalarında özellikle titreme ve ilaç yan etkisi ile oluşan istemsiz hareketler (diskinezi) tedaviye iyi yanıt verir, bunun yanında beyin pili sonrası kullanılan ilaç düzeyinde azalma sağlanabilmektedir. </p>
<p><strong>Distoni hastalığı ilaç ya da botoks ile tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Vücuttaki kaslarda anormal kasılmalar sonucu ortaya çıkan şekil bozuklukları distoni hastalığına neden olmaktadır. Distoni; kol, bacak, boyun, gövde ya da tüm beden kaslarını etkileyebilmektedir. Tüm vücudu tutma oranı çocuklarda yetişkinlere göre daha yaygındır. Yetişkinlerde daha çok boyun, kol ve bacakta şekil bozuklukları oluşmaktadır. Distoni hastalığının tedavi seçenekleri ilaç tedavisi ve botulinum toksin (botoks) enjeksiyonlarıdır. Hastaya uygulanan ilaç ya da botoks, kasılmış olan alanların gevşemesini sağlar. Bazı hastalara ise derin beyin stimulasyonu yani beyin pili önerilebilmektedir. Özellikle genetik geçişli birincil distonilerde ve boyunda görülen distonilerde derin beyin stimulasyonu uygulanabilir. </p>
<p><strong>Düzenli yapılan egzersiz hareket bozukluğu riskini azaltabiliyor</strong></p>
<p>Hareket bozukluğu hastalığı olan her birey için olmazsa olmaz önerimiz düzenli olarak yapılan egzersizlerdir. Özellikle hareketlerde yavaşlıkla giden Parkinson hastalığında esnekliği artırabilecek egzersizler için destek alınması önemlidir. Kasılmalar nedeniyle vücutta şekil bozukluğu olan distoni hastalarında da kalıcı şekil bozukluklarını önleme amaçlı egzersizler önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952">Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 06:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425488</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞILAR ZATÜRREDEN KORUYOR<br /> </strong></p>
<p><strong>ZAMANINDA TEDAVİ EDİLMEYEN ZATÜRRE AKCİĞERLERDE HASAR BIRAKABİLİR<br /> </strong></p>
<p><strong>TEKRARLAYAN ZATÜRRE CİDDİ HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir. Zatürre tüm dünyada ve ülkemizde çok sık görülen ve ağır geçirildiğinde çocuklarda ölümcül olabilen bir hastalıktır.” diyen Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır, zatürrede bulaşmanın nasıl olduğunu, zemin hazırlayan faktörleri, belirtilerini, nasıl tanı konulduğunu, akciğerlerde hasar bırakıp bırakmadığını ve çocuklarımızı nasıl korumamız gerektiğini anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Zatürrede bulaşma nasıl olur?</strong></p>
<p>Hastalık akciğer ve solunum yolları ile ilgili olduğundan, hapşırma, öksürme ve balgam çıkartma gibi durumlarla kolayca bulaşabilmektedir. Özellikle kreş ve okul gibi kapalı ortamlarda zatürreye neden olan mikroplar kolaylıkla çocuklar arasında yayılabilmektedir. Ağız ve burun sekresyonları ile bulaşmış mendil, çatal, kaşık, bardak, pencere ve kapı kolları ile masa sandalye gibi zeminlerden de hastalık kolayca geçebilmektedir. Bazen dışarıdan mikrop almadan da kendi boğazımız ya da sindirim sistemimizde bulunan mikroplarla da hastalık oluşabilmektedir. Özellikle çocuklarda vücut direncinin düştüğü durumlarda normalde zararsız olan bu mikroorganizmalar zatürreye neden olabilmektedirler. Çocukluk çağında her yaş grubunda zatürreye neden olan mikroplar değişkenlik gösterdiğinden yetişkinlerden farklı olarak çocuklarda zatürre etkenleri çok daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Örneğin yeni doğan ya da erken doğmuş bebeklerde etkenler farklı iken, süt çocukluğu, okul öncesi, okul dönemi ve adolesan (ergenlik) dönemlerde de etkenler değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreye zemin hazırlayan faktörler nelerdir?</strong></p>
<p>Çocuklarda erken ve düşük ağırlıkta doğma (Prematürite), beslenmenin yetersiz olması, yeterli anne sütü alamama, kalabalık ortamlarda yaşama, aşılanmanın eksik olması, hava ve dış ortam kirliliği ile sigara dumanına maruziyet zatürreye zemin hazırlamaktadır. Bazı çocuklarda zatürre daha fazla ortaya çıkmaktadır. Doğumsal akciğer hastalıklarına sahip olma, kistik fibrozis, solunum tüycüklerinin çalışmaması, astım, sinir ve kas hastalıkları, kalp hastalıkları, down sendromu gibi sendromik hastalıklar, bağışıklık sistem bozuklukları ve yabancı cisim aspirasyonları gibi durumlar dirençli ve tekrarlayan zatürreye neden olabilmektedir. Grip zatürreye zemin hazırlayabildiğinden sık grip geçirenlerde de zatürre daha fazla görülmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürrenin belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Zatürre bazı durumlarda ani başlayan şikayetlerle kendini gösterirken, bazen de yavaş başlayan ve yavaş ilerleyen şekilde ortaya çıkabilir. Belirti ve bulgular zatürrenin etkenine göre değişmekle birlikte halsizlik, yüksek ateş, öksürük, hızlı ve zorlu soluma, iştahsızlık, göğüs ve karın ağrısı, balgam çıkartma ve bazı vakalarda hırıltı görülebilmektedir. Grip gibi başlamış vakalarda hastalığın ikinci ve üçüncü günlerinde alt solunum yollarına ilerlemesi ile solunum zorluğu, ateşte yükselme, bronşlardan hırıltı ve balgam sesi gelmesi gibi alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri de görülmektedir.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre tanısı nasıl konmaktadır?</strong></p>
<p>Zatürre ile uyumlu yukarıda sayılan bulguları olan hastalarda bazen sadece bulgular ve fizik muayeneye dayanılarak tanı koyulurken, bazı vakalarda da akciğer grafisi ve kan tetkikleri başta olmak üzere ilave tetkiklerle zatürre tanısı konulabilmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre tekrarlar mı?</strong></p>
<p>Zatürre normalde uygun bir tedavi ile klinik olarak yaklaşık 10-14 gün, radyolojik olarak ta 4 hafta içerisinde iyileşen bir hastalıktır. Bazı çocuklarda zatürre zamanında iyileşmez, dirençli olabilir ya da tekrarlayabilir. 1 aydan uzun süren klinik ve radyolojik bulguların olması durumunda dirençli zatürreden bahsedilirken, son 1 yılda 2, hayatı boyunca 3’ten fazla zatürre geçirme durumu ise tekrarlayan zatürre olarak nitelendirilmektedir. Zatürre dirençli olduğunda ya da tekrarladığında başta astım ve kronik bronşit olmak üzere, zatürreye zemin hazırlayabilecek diğer hastalıklar, yabancı cisim aspirasyonları, akciğerin doğumsal anomalileri, anatomik problemler, bronş içi problemler ve bağışıklık sistemi hastalıkları araştırılmalı ve bunlara yönelik testler yapılmalıdır.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre her zaman ağır mı geçirilmektedir? Ayaktan tedavi edilebilir mi?</strong></p>
<p>Bazı zatürre olguları hafif atlatılıp evde tedavileri yeterli olurken, bazılarında ise ağır seyir gösterip hastaneye yatış gerektirebilmektedir. Özellikle tedavinin ikinci günü dolmasına rağmen ateşin düşmemesi, solunumun düzelmemesi ya da kötüleşmesi, beslenememe, ağır radyolojik bulguların olması, başlangıçta olmayan göğüs ağrısı gibi durumların ortaya çıkması gibi durumlarda ağır zatürreden şüphelenilmeli ve tekrar doktora başvurulmalıdır.<br /> </p>
<p>Zatürre tedavisinde zatürreye neden olan mikroba yönelik tedaviler, sıvı alım dengesinin düzenlenmesi, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler kullanılır. Tedavi şekli ve süresi çocuğun durumuna göre değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre akciğerlerde hasar bırakır mı?</strong></p>
<p>Zatürre zamanında ve uygun tedavi edildiğinde akciğerlerde hasar bırakmadan iyileşen bir hastalıktır. Tedaviye zamanında başlanmaması, yetersiz tedavi ya da zatürrenin çok ağır geçirildiği bazı durumlarda ise zatürre sırasında ve sonrasında akciğer dokusunda harabiyet, buzlu cam oluşumları, akciğerlerde sönme (Atelektazi), bronşlarda genişleme (Bronşektazi), hava hapisleri ve çeşitli düzeylerde solunum fonksiyon kayıpları meydana gelebilmektedir. Bu yüzden tanının gecikmeden konulması ve yeterli sürede uygun bir tedavi ile hastanın izlenmesi oldukça önemlidir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreden çocuklar nasıl korunmalıdır?</strong></p>
<p>Zatürreden korunmak için yapılacakların başında bulaşmanın engellenmesi gelmektedir. Solunum yolu enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylarda kalabalık ortamlardan kaçınma ve maske takma, havalandırmanın sağlanması, beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmesi, anne sütü alımının özendirilmesi, kişisel hijyene özen gösterilmesi, sigara dumanına maruz kalınmaması gibi önlemler korunmada çok önemli rol oynamaktadır.<br /> </p>
<p>Çocukluk çağı aşılamalarının zamanında ve eksiksiz yapılması diğer hastalıklardan korunmada olduğu gibi zatürreden korunmada da hayati önem taşımaktadır. Ulusal aşı takvimimizde yer alan ve zatürreye yol açan Streptococcus pneumoniae (pnömokok) ve Haemophilus influenzae’ya karşı aşılar ve bunların yanı sıra zatürre etkeni olabilecek diğer mikroorganizmalar için de verem aşısı, kızamık, boğmaca ve suçiçeği aşısı rutin olarak tüm çocuklara uygulanmalıdır. Risk gruplarına ayrıca grip aşısı yapılması da yine zatürreden korunmada oldukça önemlidir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 09:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[verememenizin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414264</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsülin hormonunun en önemli görevi kan dolaşımında bulunan glukozun yani şekerin hücreler (özellikle kaslar, karaciğer ve yağ dokusu) tarafından alınmasını ve kullanılmasını sağlamaktır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264">Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsülin hormonunun en önemli görevi kan dolaşımında bulunan glukozun yani şekerin hücreler (özellikle kaslar, karaciğer ve yağ dokusu) tarafından alınmasını ve kullanılmasını sağlamaktır. İnsülin hormonunun biyolojik etkilerini gösterememesi olan insülin direnci varlığında; yağ metabolizması ile ilgili görevler abartılı bir şekilde yerine getirilir, bunun sonucunda da karın bölgesinde yağlanma görülür. İnsülin direnci olan kişilerin açlığa tahammülü azalır, kolay kilo alıp zor verirler. Ergenlik ve gebelik gibi durumlarda geçici/fizyolojik insülin direnci olabileceğini de söyleyen Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun insülin direnciyle ilgili merak edilenleri anlattı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden insülin direnci gelişir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Aşırı kalori alımı: </strong>İnsülin direnci olan kişilerin açlığa tahammülü azalır, kolay kilo alıp zor verirler.</li>
<li><strong>Hareketsiz yaşam: </strong>Hareketsiz yaşam, insülin direncini artırır, egzersiz iyi bir tedavi seçeneğidir. </li>
<li><strong>Obezite:</strong> En önemli insülin direnci nedenidir. Obezite insülin direncine neden olur fakat insülin direnci nedeni ile obezite gelişmez. </li>
<li><strong>Genetik faktörler:</strong> İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olanların birinci derece yakınlarında insülin direncinin daha sık görülmesi genetik faktörlerin önemli bir rolü olduğunu gösteririr. </li>
<li>İnsülin direncinin varlığı kilo vermeyi zorlaştırabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Ne tür şikayetlere yol açabilir?</strong></p>
<p> </p>
<ul>
<li>Öğün sonrası uyku hali</li>
<li>Sık acıkma ve tatlı krizleri</li>
<li>Ciltte koyulaşma</li>
<li>Kadınlarda adet düzensizliği</li>
<li>Aşırı tüylenme gibi şikayetler görülebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Tanısı nasıl konulur?</strong></p>
<p> </p>
<p>İnsülin direnci ve ilişkili durumlar hakkında bilgi sahibi olmak için hastanın kilosu, boyu, beden kitle indeksi, bel çevresi, kan basıncı ölçülmeli, hekimin uygun görmesi durumunda açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, açlık insülin düzeyi, oral glukoz tolerans testi (Şeker yükleme testi), hemoglobin A1C, kolesterol gibi tetkiklerden hatta bazı özel durumlarda daha ileri testlerden faydalanmak gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavisi nasıl yapılır, önerileriniz nedir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li>İnsülin direncinin başlıca tedavisi yaşam tarzı değişikliğidir. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Öğün aralarının 3-4 saat kadar olduğu 4-6 öğünden oluşan dengeli bir beslenme programı ve kalori kısıtlaması ile kilo kaybı sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Kısa sürede hızlı kilo vermeyi sağlayan, şok diyetler yapılmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Tek besin ögesinin ağırlıklı olduğu, karbonhidrat ve proteini ayıran proteinden zengin diyetler yapılmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Egzersiz günlük rutinin bir parçası haline gelmelidir. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılmalı, her bir seans en az 30 dakika sürmeli, iki egzersiz seansı arasında 48 saatten fazla süre olmamalıdır. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Egzersiz orta şiddette olmalı, orta şiddetli egzersiz maksimum maksimum kalp hızının %50-70&#8217;ine ulaşılan egzersiz olarak tanımlanır. Hedef kalp hızı hastanın yaşına göre hesaplanır: (220-yaş/%50-70) </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Aerobik (Yürüyüş, hafif koşu, bisiklet, yüzme, hızlı dans) ve yük bindirici (İzometrik) egzersizler (İtme, çekme, kaldırma, germe) egzersizler önerilen egzersiz türleridir. </li>
</ul>
<p> </p>
<ul>
<li>Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya sonuç alınamayan insülin direnci vakalarında hekimin uygun görmesi durumunda kullanılabilen tedaviler mevcuttur.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kilo-verememenizin-nedeni-insulin-direnci-olabilir-414264">Kilo Verememenizin Nedeni İnsülin Direnci Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Attar: &#8220;PKOS Hastaları Doğru Tedaviyle Çocuk Sahibi Olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-attar-pkos-hastalari-dogru-tedaviyle-cocuk-sahibi-olabilir-411548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2023 14:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[attar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[pkos]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda yumurtlama kusurlarına neden olan Polikistik Over Sendromu (PKOS)’un kadının üreme sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, “PKOS hastalığında görülen yumurtlama bozukluğunun kilo ile ilişkisi yakın ilişkisi vardır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-attar-pkos-hastalari-dogru-tedaviyle-cocuk-sahibi-olabilir-411548">Prof. Dr. Attar: &#8220;PKOS Hastaları Doğru Tedaviyle Çocuk Sahibi Olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadınlarda yumurtlama kusurlarına neden olan Polikistik Over Sendromu (PKOS)’un kadının üreme sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, “PKOS hastalığında görülen yumurtlama bozukluğunun kilo ile ilişkisi yakın ilişkisi vardır. Kilo artıkça yumurtlama kusurları daha belirgin hale gelir. Fakat her PKOS hastası kısırlık yaşamaz; doğru tedavi edildiğinde PKOS hastasının çocuk sahibi olma olasılığı çok yüksektir” diye konuştu. </em></p>
<p> </p>
<p>Kadınlar arasında en sık görülen hastalıklardan biri olan Polikistik Over Sendromu (PKOS), yarattığı kozmetik problemlerin ötesinde farklı sağlık sorunları için de zemin hazırlıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Erkut Attar, yumurtlama bozukluklarının ve doğal olarak infertilitenin de en önemli nedenlerden birinin PKOS olduğunun altını çizdi. </p>
<p>“<strong>KADINLAR HEKİME İNFERTİLİTE NEDENİYLE BAŞVURUYOR”</strong></p>
<p>PKOS’un kadınlarda görülme sıklığının yüzde 5 ile 25 arasında değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Attar, sözlerine şöyle devam etti: “Daha çok yumurtlama kusurlarına neden olan hastalık olarak biliniyor. Bu nedenle de kadınlar yumurtlama kusurları, adet düzensizliği ya da yumurta kalitesinde gerçekleşen düşmelere bağlı olarak infertite yani kısırlık sorunuyla bizlere geliyor. Bunun dışında kıllanma, tüylenme, akne, aşırı kilo gibi kozmetik kusurlar nedeniyle de hastalar bize ulaşıyor. Ancak bahsi geçen bu şikayetler aslında hastalığın kısa dönem semptomlarıdır. Uzun dönemde bu kadınlarda rahim kanseri, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp damar hastalıkları riski artmaktadır ki bu çok daha ciddi bir durumdur. Dolayısıyla PKOS hastalarının ömür boyu takip edilmesi çok önemlidir.” </p>
<p><strong> “TANI KOYABİLMEK İÇİN PROFESYONEL BİR EKİBE İHTİYAÇ VAR” </strong></p>
<p>Genetik ve çevresel faktörlerden obeziteye, beslenme alışkanlıklarından hormon dengesizliğine kadar birçok nedenin PKOS’un ortaya çıkmasında etken olabildiğini söyleyen Prof. Dr. Erkut Attar, şu bilgileri verdi: </p>
<p> “Genellikle üreme çağında görülen bu hastalık ile bize başvuranların PKOS hakkında bilgi sahibi olmadığını görüyoruz. Hastalığın nedenleri arasında ise genetik faktörler ilk sıralarda geliyor. Bunu çevresel etkenler takip ediyor. Ayrıca beslenme alışkanlıkları, obezite ve hormon dengesizlikleri de hastalığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. PKOS belirtileri diğer pek çok hastalıkta da görülebildiği ve yeterince tanınmadığı için hastalar hekime geç başvuruyor. Tanısı pek kolay olmadığı gibi, tanı koyabilmek için profesyonel bir ekibe ihtiyaç vardır. Biz de endokrinoloji uzmanları, dermatoloji ve beslenme uzmanları olarak doğru tanı koyabilmek ve hastalığın doğru tedavisi için birlikte çalışıyoruz.”</p>
<p><strong> “HER PKOS HASTASI KISIRLIK YAŞAMAZ” </strong></p>
<p>Yumurtlama kusurlarına bağlı sorunların yaklaşık yüzde 50’sini PKOS’a bağlı olduğunu ancak bununla birlikte bu kadınların da gebe kalabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Erkut Attar, PKOS ile infertilite ve gebelik ilişkisini şöyle anlattı: “PKOS hastalarının hepsinde yumurtlama bozukluğu olur diyemeyiz. Dolayısıyla PKOS hastaları da kendiliğinden gebe kalabilir. Ancak bu noktada kadının kilosu çok önemli. Çünkü kilo artıkça yumurtlama kusurları daha belirgin hale geliyor. Bu hastalarda kadının kilosu ile kısırlık arasında ciddi bir ilişki vardır. Bu nedenle tedavi başladığında öncelikle beslenme uzmanlarıyla birlikte çalışarak hem doğru beslenmesinin sağlanması hem de varsa fazla kilosundan kurtulmasını sağlıyoruz. Normal kiloya ulaşan kadının ikinci basamak tedaviye geçmeden doğal gebe kalmasını amaçlıyoruz. Erkekte de problem olan çiftlerde tedaviye  aşılamayla devam edebiliyoruz. Bazen de aşılamaya gitmeden yumurtlamayı artırmayı sağlayan basit ilaçlarla hastayı tedavi ediyoruz. Anlaşılacağı üzere kişiye özel tedavinin uygulandığı bu süreç 6 ay kadar sürebilir. Bu nedenle hastanın sabırlı olması ve umutsuzluğa kapılmaması gerekli.” </p>
<p><strong>“DOĞRU TEDAVİYLE PKOS HASTALARI DA ÇOCUK SAHİBİ OLABİLİR!”</strong></p>
<p>“Doğru tedavi edildiği takdirde başka herhangi bir neden yoksa PKOS hastasının çocuk sahibi olma olasılığı çok yüksektir” diyen Prof. Dr. Erkut Attar, hastalıkta kullanılan tedavilerle ilgili şunları kaydetti: </p>
<p>“Şimdiki görüşe göre tüm kısırlık hastaları iki ya da üç kere aşılama yapılmasına rağmen yine gebe kalınmadıysa tüp bebek tedavisine başvurulur. Ancak PKOS olgularında tüp bebek tedavisinde komplikasyon oranı diğer hastalara, göre çok daha yüksek olduğu için bu hastalarda tüp bebek tedavisi kararı vermeden önce normal yollarla gebe kalması için özen ve gayret gösterilmelidir. En ciddi komplikasyon yumurtalıkların aşırı uyarılması sonucunda ortaya çıkabilen ve Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS) olarak adlandırılan durumdur. Bu durumda çatlatma iğnesi verildikten sonra vücut boşluklarına su toplanmaya başlar ve kanın akışkanlığı bozulur Bu durum vücutta elektrolit dengesizliğine yol açar. Akciğerlerde ve karın boşluğunda aşırı miktarda sıvı birikir ve solunum güçlüğüne ortaya çıkar. Bu durum şiddetine göre üç aşama olarak ele alınır. Özellikle üçüncü aşama yoğun bakım gerektirecek kadar ciddi bir aşamadır. Bu yüzden bu hastaların tüp bebek tedavisinin deneyimli merkezlerde uzman kişiler tarafından yapılması uygundur.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-attar-pkos-hastalari-dogru-tedaviyle-cocuk-sahibi-olabilir-411548">Prof. Dr. Attar: &#8220;PKOS Hastaları Doğru Tedaviyle Çocuk Sahibi Olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Sep 2023 10:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çcuk]]></category>
		<category><![CDATA[çürümenin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[flor]]></category>
		<category><![CDATA[macunlarında]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oranına]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405519</guid>

					<description><![CDATA[<p>Flor, diş macunlarının içinde temel bileşen olarak yer alan ve gelişmiş ülkelerde çürük dişlerin tedavisinde kullanılmak üzere popülerleşen bir terim olarak sıklıkla medyada karşımıza çıkıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519">Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Flor, diş macunlarının içinde temel bileşen olarak yer alan ve gelişmiş ülkelerde çürük dişlerin tedavisinde kullanılmak üzere popülerleşen bir terim olarak sıklıkla medyada karşımıza çıkıyor. Doğada en yaygın bulunan element olan flor aynı zamanda diş çürüğü oluşumunu önleme ve ilerlemesini durdurmada büyük önem taşıyor.  <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>diş çürümenin çocuklardaki oranında dikkat çekerek “Flor aynı zamanda çürüğe sebep olan bakterilerin metabolik aktivitelerini de etkileyerek, dişlerin çürüğe karşı korunmasında rol oynar.” Açıklamasında bulunuyor.</p>
<p>Flor, hekim tarafından uygulanabilecek profesyonel preparatlarla diş yüzeyine uygulandığı zaman; çürük bakterisinin zarar vermeye başladığı diş minesi yüzeyindeki yapısal bozulmayı tanımlayan ‘demineralizasyon’ olayını durdurarak, ‘remineralizasyon’ yani tamir sürecini başlatıyor. “Diyet alışkanlıklarının düzenlenmesi, ağız hijyeni alışkanlıklarının doğru teknikle ve flor içeren bir diş macunuyla devamlılığının sağlanması, topikal olarak uygulanan florun etkisini arttıracağı gibi; henüz herhangi bir çürük oluşumu görülmeyen, ağız hijyeni iyi olan bireylerde, hastanın kendine uyguladığı, koruyucu sayılabilecek tedavileri sürdürmesini sağlar” ifadelerini kullanan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong> “Flor aynı zamanda çürüğe sebep olan bakterilerin metabolik aktivitelerini de etkileyerek, dişlerin çürüğe karşı korunmasında rol oynar. Tedavi edici konsantrasyonlarda uygulanan florun mine yüzeyinde oluşturduğu koruyucu tabaka, ağız içindeki asit ataklarına karşı diş yüzeylerini örterek, çürük riski bulunan bölgelerde bakteri üremesini engeller ve tamir mekanizmasını çalıştırır. Florun çürüğe karşı korumada öne çıkan bu görevlerinin yanı sıra, gelişimi devam eden daimi dişler üstündeki güçlendirici etkisi de göz ardı edilmemelidir” dedi.              </p>
<p><strong>Çocuklar günde iki kez dişlerini fırçalamalı</strong></p>
<p>Çocuklara, günde 2 kez ve çocuğun yaşı için önerilen miktarda diş macunu kullanarak, diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmasının önemine dikkat çeken Dt. Nurgül Demir sözlerine şöyle devam etti: “Florün diş yüzeyi ile direk temasının, koruyucu etkisini arttırdığı bilinmektedir ve bu nedenle diş fırçalamanın ebeveyn kontrolünde ve doğru teknikle yapılması önem taşımaktadır. Amerikan Pediyatrik Diş Hekimleri Akademisi’nin yönergeleri doğrultusunda; 3 yaşa kadar pirinç tanesi, 3 yaştan 6 yaşa kadar bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması yeterlidir ve ilk dişler çıkmaya başladıktan sonra florlü macun kullanılmaya başlanmalıdır. Macunun hangi konsantrasyonda flor içermesi gerektiğini, çocuğun çürük riski durumuna göre, çocuk diş hekimi belirlemelidir. Yüksek çürük riski olan hastalarda, profesyonel olarak uygulanabilecek flor preparatlarına, ek flor takviyelerine veya gargara gibi florlu ağız bakım ürünlerine, hekim, hastanın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, karar vermelidir. Flor kaynağı olarak hastanın kullandığı bir takviye var ise, florün günlük olarak önerilen maksimum dozunun üzerine çıkılmamasına dikkat edilmelidir.”</p>
<p>Doğru bilinen yanlışlara da değinen Nurgül Demir gıda takviyesi veya koruyucu-destekleyici tedaviler kapsamında piyasada yer alan ve ‘uzman bir hekim’ tarafından seçilerek önerilen ürünlerin, ‘doğru’ ve ‘yeterli’ kullanımının zararsız olduğunun altını çizerek “Diğer taraftan, florun da önerilen dozlarının üstünde tüketimi, akut veya kronik yan etkilere sebep olabilmektedir. Ebeveyn kontrolünde diş fırçalanması ve macunun tükürtülmesi veya yapılamıyorsa macunun diş yüzeylerinden silinerek uzaklaştırılması, evde bulunan flor preparatlarının çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmesi ve ilgili hekimin çocuğun kullandığı gıda takviyeleri, flor içerikli ürünler hakkında eksiksiz bilgilendirilmesi oluşabilecek riskli durumların önlenmesinde yeterli olacaktır.” açıklamasında bulundu. </p>
<p><strong>Dt. Nurgül Demir diğer dikkat edilmesi gereken konuları ise 5 başlıkta özetledi; </strong></p>
<p>1-Hekim tarafından önerilen miktarda ve doğru fırçalama tekniği ile günde 2 kez uygulandıklarında, florlu diş macunları çürük riskini kesinlikle azaltmaktadır.</p>
<p>2-İlk dişler çıkmaya başladıktan sonra florlü diş macunu ile fırçalanmaya başlanmalıdır.</p>
<p>3-Profesyonel kullanım için üretilen flor preparatlarının yılda 2 kez çocuk diş hekimi tarafından uygulanması, çürük oluşumuna karşı dişleri korur.</p>
<p>4-Tükürme alışkanlığı kazanana kadar çocuklar ebeveyn kontrolünde diş fırçalamalıdır.</p>
<p>5-Flor içeren ürünler, çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza edilmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/curumenin-sebebi-bu-olabilir-ccuk-dis-macunlarinda-flor-oranina-dikkat-405519">Çürümenin Sebebi Bu Olabilir; Çcuk Diş Macunlarında Flor Oranına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bileğinde]]></category>
		<category><![CDATA[çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmaksızın]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Ayak bileği ağrılarının birçok sebepten kaynaklandığını ve farklı hastalıklar hakkında bilgi verebileceğini ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, “Bu noktada önemli olan ağrının aktiviteyle ilişkisinin olup olmadığıdır. Herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir” diye konuştu. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Ortopedik sorunlar arasında en sık rastlanan ve acile yapılan başvurularda da ilk sıralarda yer alan problemlerden biri olan ayak bileği ağrılarının temelinde travmalardan metabolik hastalıklara kadar çok farklı sorunlar yer alabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, yaş ayrımı gözetmeden herkesin yaşayabileceği bu sorunda altta yatan nedene yönelik tedavi yapılmazsa ağrının kronik bir hal alabileceğini hatta farklı sorunlara neden olabileceğine işaret etti. </p>
<p><strong>AĞRI TEK BİR BÖLGEDE YA DA BİLEĞİN TAMAMINDA OLABİLİYOR</strong></p>
<p>Özellikle ağrının temelinde travma ya da hastanın hatırladığı bir problem olmadığı durumlarda farkı hastalıklara yönelmek gerektiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Aksu, “Sıklıkla travma ya da kronik zorlayıcı aktiviteler sonrasında ağrı ortaya çıksa da metabolik ya da romatizmal hastalıklara bağlı olarak eklemin zaman içerisinde hasarlanması sonucu da ayak bileği bölgesinde ağrı yaşanabiliyor. Hastalar bize geldiklerinde ağrıyı genellikle ayak bileğinde tarif eder ama bazen de ayak bileğinin arka, ön veya yan tarafında ağrı olduğunu söyleyebilirler. Bazı durumlarda ise ağrıyı lokalize edemedikleri yani ‘ayak bileğim ağrıyor ama tarif edemiyorum’ şeklinde şikayetleri olabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“AYAKTAKİ AĞRININ KARAKTERİ GİZLEDİĞİ HASTALIKLAR HAKKINDA BİLGİ VERİYOR”</strong></p>
<p>Altta yatan nedeni tespit ederken önce ağrı karakterinin bilinmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Aksu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı hastalar ayağının acıdığını bazıları ise yandığını söyler. Bunların hepsi bize değişik hastalıklar hakkında bilgi verir. Ama daha önemlisi ağrının aktiviteyle bir ilişkisinin olup olmamasıdır. Çünkü kimi ağrılar aktivite sırası veya sonrasında hissedilirken kimi ağrılar da gece yatarken aktivite yapılmadığı dönemlerde hissedebilir. Aynı zamanda herhangi bir travma ya da hastanın hatırladığı bir problem yokken ortaya çıkan ağrılar bizi daha farklı hastalıklara yönlendirebilir. Ayak ağrısı şikayetlerini en çok travma veya aşırı zorlayıcı kullanıma bağlı görüyoruz ama bunun dışında bel fıtığı gibi ayaktaki sinirsel yapıyı etkileyen birçok hastalıktan kaynaklı görebilir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“HASTALAR UZUN SÜREN KRONİK AĞRILAR ÇEKEBİLİYOR” </strong></p>
<p>Ayak bileğinin birçok kemik ve bağdan oluşan bir yapı olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Aksu, bağlar ve tendonlar gibi kendi kan damarı olmayan yapılar zarar gördüğünde iyileşmelerin kemik ve kas dokusuna göre daha uzun sürdüğünü söyledi. Bu durumda hastanın uzun süren kronik ağrı yaşayabildiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle ağrı akut bir travmadan kaynaklanmıyorsa, uygun olmayan sportif faaliyete bağlıysa yavaş yavaş gelişebilir ancak bir noktadan sonra artık hastanın üzerine basmasına engel olacak seviyeye kadar ulaşabilir. Dolayısıyla bunların önceden tespit edilmesi çok önemli. Bu nedenle bilinçli spor yapılmalı. Germe / esneme egzersizleri yapılmadan spora başlanmamalı. Aksi taktirde hastalar bağ yaralanmalarıyla karşımıza gelebiliyor.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “AĞRI DEVAM EDİYORSA MUTLAKA HEKİME BAŞVURULMALI” </strong></p>
<p>Özellikle bir travma sonrasında gelişen ayak bileği ağrılarında bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Travma sonrasında eğer hasta ayağının üzerine hiçbir şekilde basamıyor, adım atamıyorsa zaman kaybetmeden hekime başvurulmalı. Eğer en az dört beş adım atılabiliyorsa ve bir ortopedi hekimine hızlı ulaşım imkanı yok ise bu durumda ayak bileği yukarı kaldırılıp buz uygulaması yapılabilir. Ancak şikayetleri birkaç gün içinde geçmez ise mutlaka hekime başvurulmalı” dedi. Herhangi bir travmatik neden olmadan ayak bileğinde şişlik ya da ağrı oluşması durumunda ise detaylı inceleme için zaman kaybedilmeden ayrıntılı inceleme için hekime başvurulması gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Ü. Aksu, “Çünkü bu ağrılar romatizmal sebeplerden olabileceği gibi nadir de olsa eklem iltihabı nedeniyle de karşımıza çıkabiliyor. Bu tip durumlarda hemen müdahale etmek gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>TANIYA GÖRE FARKLI TEDAVİ YAKLAŞIMLARI UYGULANIYOR</strong></p>
<p>Tedavi yöntemlerinin sebebe göre değişebildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Burak Çağrı Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Burada şikayetin sebebini tespit etmek gerekiyor ki bu noktada fizik muayene çok değerli. Hastanın durumuna göre daha ileri tetkiklerle tanıyı netleştiririz. Bölgesel bir kıkırdak hasarı varsa cerrahi tedaviler ön planda olabiliyor. Kronik tendon ya da bağ problemlerinde enjeksiyonlardan yararlanıyoruz.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BİLİNÇSİZCE YAPILAN MÜDAHALELER SORUNLARIN BÜYÜMESİNE NEDEN OLABİLİR”</strong></p>
<p>Halen ülkemizde bazı bölgelerde ayak bileğinde ortaya çıkan bu sorunlarda “çıkıkçı” gibi konuyla ilgili tıbbi bilgisi olmayan kişilere yönelmenin sorunun çözümünde ziyade daha da büyümesine neden olduğunun altını çizen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Dr. Öğr. Ü. Burak Çağrı Aksu, “Bilinçsiz ellerde yapılan bu müdahaleler çok daha kolay şekilde çözümlenebilecek problemlerin büyümesine neden olabiliyor. Bunu bilerek hareket edilmeli” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-olmaksizin-ayak-bileginde-ortaya-cikan-agrilar-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir-404784">&#8220;Travma Olmaksızın Ayak Bileğinde Ortaya Çıkan Ağrılar Farklı Hastalıkların Habercisi Olabilir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenfomanın İlk Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfomanin-ilk-belirtisi-olabilir-404768</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 09:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[lenfomanın]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda görülme sıklığı giderek yaygınlaşan lenfoma, bir başka deyişle lenf bezi kanseri, erişkin kanserleri arasında 7. sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfomanin-ilk-belirtisi-olabilir-404768">Lenfomanın İlk Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda görülme sıklığı giderek yaygınlaşan lenfoma, bir başka deyişle lenf bezi kanseri, erişkin kanserleri arasında 7. sırada yer alıyor. Genellikle ergenlik döneminde ve 55 yaş sonrasında gelişen lenfomanın yürekleri ferahlatan özelliği ise günümüzde tedaviden oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmesi. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Timurağaoğlu</strong>, lenfomanın nadir görülen bazı türleri dışında, erken teşhis ve tedaviyle tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü olduğuna dikkat çekerek, “Son yıllarda hedefe yönelik akıllı moleküllerin de kullanılmasıyla birlikte lenfoma tedavisinde önemli başarılar elde edilebiliyor. Öyle ki bazı lenfoma türlerinde yüzde 95 oranında başarı sağlanabiliyor. Ayrıca agresif türlerinde dahi hastalık kontrol altına alınabiliyor. Ancak erken tanı için tarama yöntemi olmaması nedeniyle lenfomanın belirtilerini bilmek ve zamanında hekime başvurmak gerekiyor. Lenfomanın ilk sinyali ise genellikle boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde sebepsiz yere gelişen ağrısız şişlik oluyor. Bu belirtide zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor” diyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Çok sayıda alt grubu var</strong></p>
<p>Vücudumuzun çeşitli bölgelerinde yer alan ve enfeksiyon hastalıklarına karşı bariyer görevi yapan lenf düğümleri bağışıklık sistemimizin önemli bileşenlerinden birini oluşturuyor. Lenfoma, lenfosit olarak adlandırılan hücrelerde gelişen kötü huylu hastalıklar olarak tanımlanıyor. Bu lenfositler vücudumuzun hemen her bölgesinde bulunuyorlar, ancak lenfomalar lenf düğümlerinin primer hastalığı oluyor. Sıklıkla da boyun, koltuk altı, kasık, göğüs ve karın boşluğunda yer alan lenf düğümlerine yerleşiyorlar. Lenfoma toplumdaki yaygın inanışın aksine tek bir kanser türü değil. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Timurağaoğlu,<strong> </strong>lenfomanın aslında Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirterek, “Bunların da kendi içlerinde alt tipleri bulunuyor. Öyle ki özellikle Hodgkin dışı lenfomanın onlarca alt grubu mevcut” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ağrısız şişlik ilk belirtisi olabilir! </strong></p>
<p>Lenfomanın ilk belirtisi genellikle boyunda, kasıkta veya koltuk altında yer alan lenf düğümlerinde ele gelen şişlik oluyor. Prof. Dr. Ayşen Timurağaoğlu,<strong> </strong>lenf düğümünün büyüme hızının ise hastalığın alt tipine göre değişiklik gösterdiğine işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Yavaş seyirli tiplerinde tümör yıllar içinde çok yavaş büyürken, hızlı seyirli lenfomalarda ise büyüme günler içinde fark edilebiliyor. Lenfomalarda, lenf düğümlerinde ağrı olması beklenmiyor, ancak lenf bezi çok hızlı büyümüşse, ağrı yapabiliyor. Yüksek ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı lenfomalarda gelişebiliyor. Bu belirtiler genellikle hastalığın evresi ilerlediğinde ortaya çıkıyor. Hodgkin lenfomada ek olarak sebebi açıklanamayan kaşıntı olabiliyor. Bazen tanı hastanın hiçbir yakınması olmayıp başka bir hastalık için yapılan incelemelerde tesadüfen de konulabiliyor”</p>
<p> </p>
<p><strong>Pek çok etken riski artırıyor! </strong></p>
<p>Lenfoma, hangi dokudan kaynaklanırsa kaynaklansın, hücrenin kendi genetiğinde olan bozukluklar nedeniyle kontrolsüz olarak çoğalmasıyla ortaya çıkıyor. Herbisit (yabani bitki öldürücü ilaçlar) ve pestisitler ile (zararlı mikroorganizmaları kontrol altına almakta kullanılan ilaçlar) uğraşmak, AIDS hastalığı, organ nakli yapılması ve genetik geçişli immün yetmezlik riski artırıyor. Helikobakter Pilori (mide mikrobu), Hepatit C ve  Ebstein Barr virüsü (öpücük hastalığı etkeni) gibi bazı virüsler de lenfoma riskini arttıran faktörlerden. İmmün sistemini etkileyen bazı ilaçlar ve bazı otoimmün hastalıklar, kronik antijenik uyarı, lenfoid sistemin sürekli sabit bir uyaranla uyarılması da lenfomanın gelişme riskini artıran etkenler olarak biliniyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilebilen bir kanser türü!</strong></p>
<p>Lenfomanın tanısı, büyümüş olan lenf bezlerinden birinin cerrahi olarak tamamen çıkartılarak patolojik incelenmesiyle konuyor. Uygulanacak olan tedavi protokolü alınan bu patoloji sonucuna göre planlanıyor. Hodgkin dışı lenfomaların bir kısmı çok yavaş seyirli olup, yıllarca tedavisiz izlenebiliyor. Bir kısmı ise çok hızlı ilerliyor, bu nedenle tanı konulduktan sonra hemen tedaviye başlanması büyük önem taşıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Timurağaoğlu, günümüzde nadir görülen bazı türleri dışında lenfomaların tedavisinde yüksek başarı oranları elde edildiğini belirterek, “Lenfomalarda cerrahi tedavi hemen hiç uygulanmıyor. Kemoterapinin yanı sıra akıllı ilaçların da bulunduğu ilaç protokollerine başvuruluyor, bazı hastalarda ışın tedavisi de gerekebiliyor. Akıllı ilaçlar sayesinde yan etkiler çok azalırken, tedavinin etkinliği de bir o kadar artıyor. Bazı alt tiplerinde ise ilk tedavi sürecine yanıt alınsa bile yüksek doz tedaviyle birlikte hastanın kendi kök hücrelerinin verildiği otolog kök hücre nakline ihtiyaç duyulabiliyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfomanin-ilk-belirtisi-olabilir-404768">Lenfomanın İlk Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gargara]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmamalı8230]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<category><![CDATA[süreli]]></category>
		<category><![CDATA[tat]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağız gargarasının ağız ve diş temizliği için kullanılabilecek bir ürün olmadığını belirten uzmanlar, gargaraların hekim tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Uzun süreli kullanımının ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozabildiğini ifade eden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabileceğini ve tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Güler ayrıca gargaraların yutulması halinde sağlık problemlerine neden olabileceğinin de altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız gargaralarının hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Gargara öncesinde ve sonrasında diş fırçalanmamalı</strong></p>
<p>Diş bakımına özen gösterenlerin sıklıkla tercih ettikleri gargaraların nasıl kullanılması gerektiğine değinen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Bir ölçek gargara ağıza alınır ve yarım dakika boyunca çalkalandıktan sonra tükürülür. Öncesinde ve sonrasında yarım saat boyunca diş fırçalamamak gerekir. Çünkü bazı gargaraların diş macunları ile etkileşimi vardır ve bu etkileşim neticesinde etkinlikleri azalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Gargara rutin olarak kullanılmamalı </strong></p>
<p>Ağız gargarasının ağız kokusu veya diş arası temizliği için kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken Güler, “Gargara rutinde kullanılması gereken bir ürün değildir ve asla diş fırçalama, diş ipi ya da ağız duşu kullanımının yerine geçemez. Çürük oluşumuna çok yatkınlığı olan bireylerde ya da şiddetli diş eti problemi olan hastalarda hekim reçete ederse gargara kullanılmalıdır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Fazla miktarda yutulması hayati tehlikeye neden olabilir</strong></p>
<p>Ağız gargarasının yutulması durumunda sağlığı olumsuz etkileyebilecek sorunlara neden olabileceğini belirten Güler, az miktarda yutulması halinde midede yanma ve bulantı oluşabileceğini söyledi. 5-6 kapak gibi yüksek miktarlarda yutulması durumunda ise hemen bir hastaneye ulaşılması gerektiğini ifade eden Güler, fazlaca yutulmasının hayati tehlike doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Diş etlerinin de gargaradan etkilenebileceğini belirten Güler, “1-2 haftadan uzun süreli kullanımları ağız içi mikroorganizmalarının dengesini bozarak farklı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirken, bunun yanı sıra ağızda tat kaybı ya da kötü tat hissi oluşturabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kekik suyu veya az tuzlu ılık su da diş etlerini rahatlatabilir </strong></p>
<p>Gargaraların hekim tavsiye etmedikçe kullanılmaması gerektiği uyarısını yineleyen Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Gargaralar hekim tavsiyesine göre edinilip, hekimin önerdiği sürece kullanılmalı. Gargara yaklaşık 30 saniye ağızda tutulmalı ve çalkalama yapılmalı. Ticari ürünler yerine kekik suyu ya da az tuzlu ılık su tercih edilebilir. Bu şekilde gargara yapmak da diş etlerini rahatlatabilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hekim-tavsiyesi-olmadan-gargara-kullanilmamali-uzun-sureli-kullanimi-tat-kaybina-neden-olabilir-404572">Hekim Tavsiyesi Olmadan Gargara Kullanılmamalı&#8230; Uzun Süreli Kullanımı Tat Kaybına Neden Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzayan Okula Uyum Problemleri Okul Fobisinin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-403792</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2023 12:12:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fobisinin]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[uzayan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okula başlayacak olan her çocuk hemen hemen uyum zorluğu yaşayabilir. Bu durum en çok okul fobisi ile karıştırılmaktadır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-403792">Uzayan Okula Uyum Problemleri Okul Fobisinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okula başlayacak olan her çocuk hemen hemen uyum zorluğu yaşayabilir. Bu durum en çok okul fobisi ile karıştırılmaktadır. Okula uyum süreci ile okul fobisi ayrı şeylerdir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan okul fobisi hakkında önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Özellikle anaokulu ya da birinci sınıf gibi okul hayatına yeni başlayacak olan çocuklarda okul uyum güçlüğü görülmesi beklendik ve doğal bir süreçtir. Bu süreci bazı çocuklar daha kolay atlatabiliyorken bazı çocuklar için tam tersi olabilmektedir. Bu farklılık çocuğun mizacı, bağlanma stilleri ve ebeveyn tutumları gibi faktörlerden kaynaklanabilir.  Ancak her okula gitmek istememe okul fobisi anlamını taşımamaktadır. Okula uyum süreci çocuk için yeni olan ortama, arkadaşlara, etkinliklere ve yeni olan her rutine adaptasyonu kapsamaktadır. Yeni olan her şey bir uyum sürecini ve zorlukları beraberinde getirebilir. Güç, ancak bir o kadar da doğal olan bu zorlu sürecin yavaş yavaş azalarak gitmesini bekleriz.</p>
<p><strong>Okul fobisi nedir?</strong></p>
<p>Yaşadıkları stresten dolayı okula gitmeyi reddetme, okul saati geldiğinde ya da okula gitmesi ile ilgili sohbetler yapıldığında yoğun bir şekilde duygusal ve hatta fiziksel anlamda sıkıntı ile karakterize olan bir durumdur. Okul fobisi bir sonuçtur. Çocuğa bu sonuca götüren nedenler her çocuk için farklılaşabilir. Örneğin, çatışmalı ebeveyne sahip çocuk okula gittiğinde annesi ile babasının kavga edebileceğini düşünebilir. Bu durum çocukta okula gitmek istememe davranışa neden olabilir. Dışarıdan baktığınızda ise okul günü ağlayan ya da okula gitmek istemediğini dile getiren bir çocuk görüyor olabilirsiniz. Ancak burada mesele sadece okul korkusundan ibaret değildir.  Uzman klinik psikolog tarafından aile, çocuk ve ilgili kişiler ile işbirliği içerisinde bu nedenlerin saptanması okul fobisinin sönmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Peki bu süreçte aileler neler yapabilir?</p>
<p>Çocuğunuzun;</p>
<ol>
<li>Okula gitmesi konusunda ısrarlı ve tutarlı olun. Burada kastedilen otoriter ve baskıcı bir tutum değil, anlayışlı ve güven veren bir tutum göstermektir.</li>
<li>Okula gitme korkusu hakkında konuşun ve konuşması için destekleyin.</li>
<li>Okula gitme zamanlarında kararlı olun.</li>
<li>Okul eşyalarını birlikte seçin. Onun sevdiği karakterler ve modeller olmasına özen gösterin.</li>
<li>Akranları ile buluşmalar planlayın. Buluşmalar çocuğun uyum sürecini kolaylaştırarak güvendeyim mesajını verecektir.</li>
<li>Sınıf öğretmeni ve rehber öğretmeninden konu ile ilgili destek alın.</li>
<li>Unutmayın ki her çocuk biriciktir. Her ne kadar okul fobisi olarak adlandırsak da her çocuk için işleyiş farklılaşabilmektedir. Çocuğunuzun psikolojik iyi oluşunun sağlanabilmesi ve süreci nasıl yürütmeniz gerektiği konusunda psikolojik destek alın.</li>
</ol>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-403792">Uzayan Okula Uyum Problemleri Okul Fobisinin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 21:40:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarınızın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çene eklemi bozukluğunun dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlığın en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığının altını çiziyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785">Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çene eklemi bozukluğunun dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluk olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlığın en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığının altını çiziyor. Çene eklemi rahatsızlığının en önemli belirtilerinden birinin ağrı olduğuna dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, bu ağrının çene eklemi bölgesinde, başta, kulakta ya da boğazda olabileceğini ifade ediyor. Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin yarısının herhangi bir tedavi için hekime başvurmadıklarını dile getiren Üçem, ilaç tedavisi ve ağız içi aparey tedavileri ile yüzde 85 oranında başarı elde edilebileceğini söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, baş ağrılarına neden olabilen ve baş boyun bölgesindeki ağrılarla karıştırılabilen çene eklem rahatsızlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Baş ağrısı   ve migrenin sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlıklarının en çok 20 ile 45 yaş arasında ortaya çıktığı gözlemlenirken, çene eklemi rahatsızlıklarının çoğu zaman baş ya da kulak ağrısı olarak kendini gösterdiğini biliyor muydunuz?</p>
<p>Çeneler arası ilişkiye &#8216;diş oklüzyonu&#8217; denildiğini belirten Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çene eklemi bozukluğu, dengesiz kapanış varlığında ortaya çıkan kas ve sinir hastalığına bağlı bir bozukluktur. Eklem, kafanın yan bölgesinden geçen sinir, kas ve kan damarlarında baskıya yol açtığında bu baş ağrısı  ve migrene sebep olabilir.” dedi. </p>
<p><strong>Diş kırıkları, sallanan dişler ve nedensiz diş ağrısı görülebilir</strong></p>
<p>Pek çok kişinin dengesiz kapanışa sahip olmalarına karşın bu sorunu bir şekilde tolere edebildiklerini ve belirti göstermediklerini ifade eden Üçem, “Ağrıdan şikâyetçi olanların diş veya diş etleri direkt etkilenmiş olabilir ve baş ağrısından ziyade diş kırıkları, dolgu, sallanan dişler ve nedensiz diş ağrısı gibi şikâyetleri de olabilir. Eğer bu sorunlardan birinden şikâyetçiyseniz hemen bir diş hekimine görünmeniz gerekir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Çene eklem ağrıları ile kulak ve baş ağrıları karıştırılabilir</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığının en önemli belirtilerinden birinin ağrı olduğuna dikkat çeken Üçem, “Bu ağrı çene eklemi bölgesinde, başta, kulakta ya da boğazda olabilir. Kişiler ağrı nedeniyle ağızlarını tam açamama şikâyeti yaşayabilirler. Çene eklemi kulağın hemen önünde yer alan bir eklemdir bu nedenle çene kemiği ağrısı ile kulak ağrıları sık sık karıştırılabilir. Kişiler baş ağrısı ile çene eklemi rahatsızlığı arasında ilişki kuramasa da bu bölgede çevre kasların bulunması nedeniyle sık sık baş ağrısı şikâyeti görülür. Bir diğer belirtisi ise çene ekleminde gıcırdama ya da sürtünme şeklinde seslerin gelmesidir.” diye konuştu.</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çene eklem rahatsızlıklarının diğer belirtilerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>&#8211; Çene fonksiyonu sırasında eklemden ses gelebilir.</p>
<p>&#8211; Ağız açılırken alt çene sağa veya sola kayabilir.</p>
<p>&#8211; Ağız açıklığında kısıtlılık olabilir.</p>
<p>&#8211; Ağız kapalı ya da açık şekilde kilitli kalabilir.</p>
<p>&#8211; Yüz ve/veya baş boyun kaslarında ağrı olabilir.</p>
<p>&#8211; Kulak çınlaması olabilir.</p>
<p>&#8211; Yemek yeme sırasında eklemde şiddetli ağrı olabilir.</p>
<p>&#8211; Alt çene hareketlerinde koordinasyon bozukluğu olabilir.</p>
<p><strong>Sorun çoğunlukla rutin diş muayenesi sırasında tespit ediliyor</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı bulunan kişilerin yarısının herhangi bir tedavi için hekime başvurmadıklarını dile getiren Üçem, ancak rutin diş muayenesi sırasında çene eklemi sorunları tespit edilebildiğini söyledi.</p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı tedavi seçeneklerine değinen Üçem, “İlaç tedavisi ve ağız içi aparey tedavileri uygulanabilir. Ağız içine yerleştirilen apareyler ile uykuda bruksizmin ortaya çıkarabileceği rahatsızlıklar engellenebilir. Disk kayması, diskin yerinden çıkması gibi durumlarda yine ağız içi apareylerden yararlanılır ve bu tedaviler yüzde 85 oranında başarılı olur. Hastada büyüme anomalisi varsa, tümörler bulunuyorsa ve ağrısı sosyal hayatını etkiliyorsa son çare olarak cerrahi tedaviler tercih edilebilir.” bilgilerini paylaştı. </p>
<p>Tedaviye multidisipliner olarak yaklaşıldığını sözlerine ekleyen Üçem, “Hastada psikolojik nedenler baskın ise psikolojik desteğe yönlendiriyoruz. Çene eklemi ile ilgili sorunlar belirgin ise çene eklemini tedavisi, medikal tedavi, fizyoterapiden fayda görüyoruz. Böylece kalıcı kulak şikâyetleri, çene eklemi şikâyetleri, diş problemleri ve kas ağrılarından kurtulmuş oluyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yiyecekler ağrı olan bölgedeki dişlerle çiğnenmeli</strong></p>
<p>Çene eklemi rahatsızlığı olanların dikkat etmesi gereken bazı noktalar olduğunu vurgulayan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağzın çok fazla açılmasını gerektirecek hareketlerden kaçınılmalı. Ön dişlerle büyük lokmalar ısırılmamalı, çatal bıçak kullanılarak arka dişlerle yemek yenmeli. Sakız çiğnemekten kaçınılmalı. Sadece tek bir eklemden ağrı geliyorsa özellikle ağrı olan taraftaki dişlerle yemek çiğnenmeli. Uyku pozisyonu yan veya yüzüstü değil, sırt üstü olmalı. Problemin şiddetine göre bölgenin sıcak tutulması gerekebilir. Fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler dişlerle kırılmamalı. Çiğnemeye dirençli sert besinlerden kaçınılmalı.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrilarinizin-sebebi-cene-eklem-rahatsizliklari-olabilir-402785">Baş ağrılarınızın sebebi çene eklem rahatsızlıkları olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Sep 2023 15:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrının]]></category>
		<category><![CDATA[asil]]></category>
		<category><![CDATA[gastrit]]></category>
		<category><![CDATA[kesesi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gastrit ağrısı ile safra kesesi taşı ağrısının zaman zaman karışabildiğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, “Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870">Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gastrit ağrısı ile safra kesesi taşı ağrısının zaman zaman karışabildiğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, “Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor. Bu durumda sorun safra kesesindeyse gecikme daha ciddi sorunlara neden olabiliyor.” dedi. Gecikmenin hem ameliyatı hem de ameliyat sonrası dönemi de güçleştirebildiğini hatırlatan Doç. Dr. Kartal, mide ağrısı deyip geçmeyin; asıl sorun safra kesesi taşınız olabilir” diye konuştu. </em></p>
<p>Safra kesesinde sorun olduğunda yağların sindiriminde sıkıntı yaşandığını anlatan Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Kinyas Kartal, buna bağlı olarak da safra kesesi taşlarında en sık görülen semptomun karın ağrısı olduğunu söyledi. Ancak hastaların farklı hastalıklara bağlı olarak da görülen bu semptomun nedeni olarak safra kesesi taşını düşünmediğini belirten Doç. Dr. Kartal, tanıda yaşanan gecikmeye bağlı tedavinin de geciktiğini bu durumun da daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“HASTALARIMIZ, ÇEKTİĞİ AĞRIYI MİDE ŞİKAYETİ ZANNEDİYOR” </strong></p>
<p>Safra kesesi taşlarının genellikle 40’lı yaş grubunda diğer yaş gruplarına göre daha fazla ortaya çıkabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, şu bilgileri verdi: “Safra kesesi taşları kadınlarda ve açık tenli insanlarda  daha fazla görülmekte . Aynı zamanda kilolu hastalarımızda zayıf hastalarımıza göre daha çok ortaya çıkabiliyor. Hastalığın ayırıcı tanısı, yerleşim yeri yakın olduğu ve safra kesesi sinirleri ile mide sinirleri aynı yolak üzerinden ilerlediği için mide hastalıkları ağrısı ile karışır. Hastalarımız, çektiği ağrıyı mide sorunlarıyla karıştırabildiği için midelerini rahatlatıcı bazı ilaçlar kullanabiliyor. Bu durumda tanı ve tedavide gecikme kaçınılmaz oluyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“YÜKSEK KOLESTEROLÜ OLAN KİŞİLER RİSKLİ GRUPTA YER ALIYOR”</strong></p>
<p>Genetik geçişin de safra kesesi taşlarının oluşumunda etkili olduğunu da belirten Doç. Dr. Kartal, risk faktörleri hakkında şöyle konuştu: “Ailenizde safra kesesi taşı olduğunu biliyorsanız bu sizi de safra kesesi taşı olan bir hasta adayı yapar. Kilolu hastalarımızda, yaş grubu olarak da 40-50 yaş grubu olan hastalarda safra kesesi taşlarını daha sık görmekteyiz. Hızlı kilo alma-verme gibi durumlar da safra komponentinin içeriğini değiştireceği için safra kesesi taşı oluşumda risk faktörüdür. Yüksek kolesterolü olan kişilerde de safra kesesi taşlarının oluşumu adına risk faktörü taşıyan kişilerdir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“SAFRA KESESİNDE TAŞ OLDUĞUNU GÖSTEREN İŞARETLER”</strong></p>
<p>Hastalığın şikayetlerinin mide bulantısı ve karın ağrısı ile başladığını da kaydeden Doç. Dr. Kartal, belirtilerle ilgili şunları kaydetti:</p>
<p>“Bunlara omuz, sırt ağrısı da eşlik edebilir. Her iki kürek kemiğinin ortasındaki ağrı safra kesesi taşları için spesifik bir belirtidir. Karın ağrısı, omuz ağrısı, bulantı ve onlara eşlik eden kusma gibi rahatsızlıklar da safra kesesi taşlarının en önemli semptomlarındandır. Bu şikayetleri yaşıyorsanız mutlaka bir doktora başvurmalı ve gerekli tedavi sonrasında cerrahi programına alınmalısınız.”   </p>
<p> </p>
<p><strong>SORUN SAFRA KESESİNDEN Mİ, MİDEDEDEN Mİ KAYNAKLANIYOR?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Kartal, safra kesesi taşı ağrısının diğer ağrılardan nasıl ayırt edilebileceğine dair şu bilgileri verdi: </p>
<p>“Mide, gastrit, ülser ağrısı daha çok açken hissedilirken, safra kesesi taşları ağrısı ise yiyecek ve yemek alınımı takiben devreye girdiği için tokken ağrı yapar. Hastalarımız ise ‘midem ağrıyor’ diye yemek yemez. Yemek yemediği zaman safra kesesi de rahatlar ve bu durum bir paradoksa yol açar. Gastrit ağrısı ve safra kesesi ağrısı en sık karıştırılan ağrılar olmakla birlikte ikisinin tedavisi birbirinden tamamen farklıdır. Gastriti ilaçlarla tedavi ederken, safra kesesi hastalıklarının birçoğunun tedavi şekli cerrahidir. Bu yüzden gastrit ve safra kesesi ağrısının ayrımında önemli bir gecikme olursa ameliyat ve sonrasındaki dönem hastalarımız için daha zorlu olabiliyor. Bu nedenle hastalarımız yaşanan sorunları “mide ağrısı” diyerek geçiştirilmemeli.  Çünkü hatırlanması gereken nokta; safra kesesi taşları ameliyat edilmediği zaman, safra kesesi ile safra yolları iltihaplanmasına, taş safra yollarına düşmüşse sarılık ve hatta pankreatit gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“KAPALI TEKNİKLE YAPTIĞIMIZ AMELİYATLARI TERCİH EDİYORUZ” </strong></p>
<p>Safra kesesi taşı ağrısının tedavisi için cerrahi gerektiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal, uygulanan tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Bu taşlar, safra çamuru içinde toz tanecikleri kadar olabildiği gibi 4-5 santimetre yani yaklaşık bir yumurta boyutunda da olabiliyor. Burada önemli olan nokta taşın büyüklüğünden ziyade tıkanıklığa yol açıp açmamasıdır. Eğer taş safranın boşalmasını önleyecek şekilde bir tıkanıklığa yol açıyorsa bu artık iltihaplı safra kesesini ortaya çıkarır ve bu noktada tedavisi cerrahidir. Ameliyatta ise kapalı ve açık olmak üzere iki farklı teknik kullanılır. Konvansiyonel dediğimiz eskiden beri kullanılan açık ameliyatla safra kesesi alınır. Günümüzde ise kapalı teknikle yapılan safra kesesi ameliyatları altın standart tedavi olarak kabul ediliyor. Hastalarımızı genellikle bir gün sonra taburcu ediyor, bir hafta içerisinde de normal hayatlarına dönmelerini sağlıyoruz. Ancak safra kesesi taşları için sorun ilerlemeden erken evrede yapılan cerrahinin, hastanın ameliyat sonrası dönemi rahat geçirebilmesinde de önemli olduğu unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmani-uyardi-gastrit-sandiginiz-agrinin-asil-sebebi-safra-kesesi-tasi-olabilir-401870">Uzmanı Uyardı: Gastrit Sandığınız Ağrının Asıl Sebebi Safra Kesesi Taşı Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 06:10:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dişleri]]></category>
		<category><![CDATA[gömülü]]></category>
		<category><![CDATA[kist]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oluşumuna]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar tamamen sürmüş ve uygun pozisyonda olan 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığını belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501">Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar tamamen sürmüş ve uygun pozisyonda olan 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığını belirtiyor. Ancak, yarı gömülü olan 20 yaş dişlerinde diş eti iltihabı gibi sorunlar ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, “Bu durumda çene yüzünde abseler, yüzde şişlik, ağrı ve ağız açmada kısıtlılık gibi sorunlar ortaya çıkabilir ve çekilmesi gerekebilir.” dedi. Sorun olup olmadığının anlaşılması için radyografik değerlendirme gerektiğine vurgu yapan Altop, çekim kararının anatomik olarak sinirle ilişkisi, kist oluşup oluşmadığı, çevre doku ve dişlere zararı gibi konuların değerlendirilmesinden sonra verilebileceğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, 20 yaş dişlerinin çekilip çekilmemesi konusunda değerlendirmelerde bulundu. Altop, bu tür dişlerin asemptomatik olsa dahi çevresinde kese oluşturabileceğini ve her vakanın ayrı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyduğunu belirtti.</p>
<p> </p>
<p><strong>20 yaş dişlerinin çekilmesine her zaman gerek olmuyor</strong></p>
<p>20 Yaş dişleri çenemizin en arka kısmında yer alan dişler olduğunu hatırlatan Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop “En geç çıkan dişler oldukları için çene kavsinde sıklıkla yer bulamazlar. 20’li yaşlarda radyografi sonrası genel değerlendirme ile teşhis ve gerekirse müdahale planlanmalıdır.” dedi.</p>
<p>Hangi durumlarda 20 yaş dişlerinin çekilmesine gerek olmadığı konusunda bilgi veren Altop, “Ağızda tamamen sürmüş 20 yaş dişleri; eğer kapanışta ise yani karşılığında diş varsa, düzgün pozisyonda, çevre dokulara zarar vermiyor ve sağlıklı ise çekilmesine gerek kalmaz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yarı gömülü 20 yaş dişlerinde bakteri tehlikesi</strong></p>
<p>Gömülü ya da yarı gömülü 20 yaş dişlerinin çekim gerektirip gerektirmediği konusuna da değinen Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi M. Seda Altop, “Çene kemiği içerisinde yarı gömülü 20 yaş dişlerinde, üzerindeki diş eti ile diş arasında bakteri birikimine bağlı diş eti iltihabı gelişebilir. Bu durumda çene yüz abseleri, yüzde şişlik, ağrı, ağız açmada kısıtlılığa neden olabilir ve çekilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Tamamen çene kemiği içerisinde gömülü 20 yaş dişlerinin de sorun oluşturabileceğine dikkat çeken Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tamamen gömülü 20 yaş dişlerinde, asemptomatik olsa bile etrafındaki kese, kistlere dönüşebilir. Bu nedenle radyografik değerlendirme gerekir. Anatomik olarak sinirle ilişkisi, kist oluşup oluşmadığı, çevre doku ve dişlere zararı değerlendirilerek çekim kararı verilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gomulu-20-yas-disleri-kist-olusumuna-neden-olabilir-400501">Gömülü 20 yaş dişleri kist oluşumuna neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp çarpıntıları pek çok hastalığın habercisi olabilir </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-carpintilari-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-399976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 07:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntıları]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[pek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp çarpıntıları genellikle anlık olarak ortaya çıkıp, belli bir süre sonra kendiliğinden geçtiği için çoğu zaman altta yatan ana neden ve tedavisi göz ardı ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-carpintilari-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-399976">Kalp çarpıntıları pek çok hastalığın habercisi olabilir </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp çarpıntıları genellikle anlık olarak ortaya çıkıp, belli bir süre sonra kendiliğinden geçtiği için çoğu zaman altta yatan ana neden ve tedavisi göz ardı ediliyor. İnsanlarda normal kalp atım hızı dakikada 60-100 atım arasında olup taşikardi, dakikadaki kalp atım hızının 100’ün üzerine çıkması olarak ifade ediliyor. Kalp hızının dakikada 60 atımın altında olması ise bradikardi olarak tanımlanıyor. Taşikardiler teorik olarak her yaş grubunda görülebiliyor. Ancak sebebi bilinmeyen taşikardiler, özellikle genç yaş grubunda daha sık ortaya çıkıyor. Taşikardilerin (kalp çarpıntıları) çoğunda genellikle altta yatan neden patolojik bir tabloya bağlı olabileceği gibi, fizyolojik durumlara da bağlı olabiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ahmet Taş, taşikardinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Taşikardinin nedenlerine dikkat!</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısı yani taşikardide fizyolojik nedenler; gebelik, fiziksel egzersiz, cinsel birliktelik, sevinç, korku, üzüntü ve stres gibi duygusal durumlar ile ilişkilidir. Patolojik nedenler ise ateş, anemi (kansızlık), enfeksiyonlar, kanserler, kalp krizi, kalp kapak hastalıkları, perikardit (kalp zar iltihabı), perikard tamponadı (kalbin etrafında ani ve hızlı fazla miktarda sıvı birikimi), doğumsal kalp hastalıkları, kan şekeri anormallikleri (hipoglisemi-hiperglisemi), vücutta ani ve hızlı kan kaybıyla sonuçlanan durumlar (şok, yanık, kazalar, vs.), anksiyete ve panik atak durumları, bazı hormonal bozukluklar (guatr, Cushing hastalığı, akromegali, feokromositoma, vs), bazı ilaçlar, sigara, amfetamin ve kokain gibi bağımlılık yapan maddeler, fazla kafein ve alkol alımı sayılabilir. Taşikardilerin önemli bir kısmında ise altta yatan fizyolojik veya patolojik bir neden bulunmaz ve bu hastalarda taşikardiye sebep olan durum çoğunlukla bir ritim bozukluğu (aritmi) tablosudur. Ancak burada önemli olan erken teşhis ile altta yatan ana nedenin tespit edilmesidir. Teşhis sonrası mutlaka tedavi süreci başlatılmalıdır. </p>
<p><strong>Tedavi için vakit kaybetmeyin</strong></p>
<p>Taşikardisi olan hastalarda en sık rastlanan belirti çarpıntıdır. Ancak bunun dışında hastada nefes darlığı, halsizlik, yorgunluk, iğneleyici tarzda göğüs ağrıları ve altta yatan hastalığa bağlı belirti ve bulgular (kalp krizi hastasında şiddetli göğüs ağrısı, enfeksiyonu olan hastada ateş, kanser hastasında yaygın ağrılar, vs.) ortaya çıkabilir. Taşikardiye sebep olacak stres faktörlerinden kaçınmak taşikardi tedavisinin en önemli basamağını oluşturur. Sigaranın bırakılması, alkol ve kafein içeren içeceklerden kaçınılması, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımın terk edilmesi ve bu konuda gerekirse tıbbi destek tedavisi alınması, kişinin ruh sağlığını bozacak stres faktörlerinden uzaklaşması taşikardi ataklarını önemli ölçüde azaltacak yaşam tarzı değişiklikleri ve faaliyetleri içerir. Taşikardilerin çoğunda sebep altta yatan bir hastalık olduğu için genel tedavi stratejisi altta yatan nedenin düzeltilmesidir. Örneğin; anemisi olan hastada kan takviyesi ve demir, B12, folik asit gibi gerekli ilaç tedavilerinin verilmesi, enfeksiyonu ve ateşi olan hastada enfeksiyonun düzeltilmesi ateşin düşürülmesi, kalp krizi hastasında kalp anjiyosu ile tıkalı damarın açılması, kalp kapak hastalığı olan hastada kapağın ameliyat veya diğer uygun tedavi yöntemleri ile düzeltilmesi, kanser hastasında kanserli dokuya yönelik tedavinin verilmesi (ameliyat, radyoterapi, kemoterapi, vs.), stres anksiyete ve panik atak varsa psikiyatrik değerlendirme yapılması gerekli olabilir. Bu hastalarda her ne kadar altta yatan nedene yönelik tedavi verilmesi önerilse de hem hastada çarpıntı şikayeti varsa hastanın şikayetlerini azaltmak ve hem de devam eden taşikardi dışı tedavi sürecine katkı sağlamak amacıyla kalp hızını düşüren bir takım ilaç tedavileri verilebilir. </p>
<p><strong>Ana neden ortadan kaldırılmazsa hayatı kısıtlayabilir</strong></p>
<p>Kalp çarpıntılarının süreklilik ile devam etmesi kişinin sağlığını bozabileceği gibi, yaşam konforunu da olumsuz etkiler. Altta yatan herhangi bir sebep yoksa ve taşikardinin nedeni olarak ritim bozuklukları (aritmiler) olduğu kanıtlanmışsa bu durumda ilk olarak kalp hızını düşüren ilaç tedavileri verilir. İlaç tedavileri ile hız kontrolü sağlanamaması veya şikayetlerin ortadan kaldırılamaması durumunda ise EPS ablasyon adı verilen bazı girişimsel tedavi yöntemleri ile taşikardiye sebep olan ritim bozuklukları ortadan kaldırılır. Taşikardi hastası, altta yatan neden düzeltildikten sonra her türlü sporu yapabilir. Hastada taşikardi yapan neden önemsiz bir durum ise çoğunlukla spor yapmaya engel olmaz ve hastada ciddi şikayetlere neden olmadığı sürece hastanın spor yapması engellenmez. Taşikardinin kendisi her ne kadar gebeliğe engel bir durum olmasa da gebeliğin kendisi de taşikardi yapabilen veya var olan taşikardi tablosunu daha da ilerleten bir durum olduğundan gebelik planlayan hastanın gebelikten önce taşikardisi varsa tedavi edilmesi gerekir. Gebelik planlayan bir kadında taşikardiye sebep olan bir aritmi varsa bunun ilaç tedavisi veya ablasyon tedavisi ile gebelikten önce tedavi edilmesi sağlıklı ve sorunsuz bir gebelik için önerilir.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-carpintilari-pek-cok-hastaligin-habercisi-olabilir-399976">Kalp çarpıntıları pek çok hastalığın habercisi olabilir </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkileri çok yönlü olabilir. Travmatik olaylar, çocukların dünyaya bakışlarını etkileyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-afetlerin-toplumdaki-psikolojik-etkileri-cok-yonlu-olabilir-travmatik-olaylar-cocuklarin-dunyaya-bakislarini-etkileyebilir-398640</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Aug 2023 14:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afetlerin]]></category>
		<category><![CDATA[bakışlarını]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[toplumdaki]]></category>
		<category><![CDATA[travmatik]]></category>
		<category><![CDATA[yönlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398640</guid>

					<description><![CDATA[<p>Can kaybı, yaralanma ve maddi kayıplarla sonuçlanabilen afetlerin, bireylerde travmatik ve stresli tepkilere neden olduğunu belirten uzmanlar, toplumsal olarak da etkileri olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-afetlerin-toplumdaki-psikolojik-etkileri-cok-yonlu-olabilir-travmatik-olaylar-cocuklarin-dunyaya-bakislarini-etkileyebilir-398640">Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkileri çok yönlü olabilir. Travmatik olaylar, çocukların dünyaya bakışlarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Can kaybı, yaralanma ve maddi kayıplarla sonuçlanabilen afetlerin, bireylerde travmatik ve stresli tepkilere neden olduğunu belirten uzmanlar, toplumsal olarak da etkileri olduğunu söylüyor. Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkilerinin çok yönlü olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, dayanışma ve yardımlaşma gibi kenetleyici sonuçların da, kaynakların kısıtlı olması nedeniyle çatışma ve agresif tutumların da görülebildiğine vurgu yapıyor. Travmatik olayların, çocukların düşünce kalıplarını, algılarını ve inançlarını şekillendirerek, dünyaya nasıl baktıklarını etkileyebileceğine dikkat çeken Çetin, toplumsal travmaların çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin büyük önem taşıdığını söylüyor ve gerekli durumlarda profesyonel yardım alınmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, afetlerin toplumlar üzerindeki travmatik etkilerine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Afetler sadece bireysel olarak değil toplumsal olarak da etkilere neden olur </strong></p>
<p>Büyük afetlerin, bireylerde travmatik ve stresli tepkilerin oluşmasına neden olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, “Korku, endişe, çaresizlik ve panik gibi duygusal tepkiler görülebilir. Afetler sadece bireysel olarak değil toplumsal olarak da etkilere neden olur. Topluluk içinde dayanışma ve yardımlaşma gibi kenetleyici sonuçlar görüyoruz ki bunu yakın dönemde deprem zamanında da gözlemledik. Bunun tam tersi kaynakların kısıtlı olduğu durumda ise çatışma ve agresif tutumlar artabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkileri çok yönlü olabilir</strong></p>
<p>Afetlerin, can kaybı, yaralanma ve maddi kayıplar meydana getirdiğini hatırlatan Çetin, kayıp yaşayan bireylerin yasın inkar, öfke, depresyon, kabul etme gibi farklı etkilerini yaşadıklarını söyledi. Afet sonrasında stres bozukluğu gelişebileceğine de dikkat çeken Çetin, “Travmatik olayın ardından en az bir ay süren kaygı, korku ve kaçınma davranışları gözlemlenebilir. Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkilerinin çok yönlü olduğunu söylemek mümkündür. Yaşanılan durumun tepkisi, bireyden bireye farklılık gösterir. O nedenle profesyonel destek bu etki ile başa çıkmak için önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Afetlerin sonrasında TSSB yaygın görülüyor </strong></p>
<p>Afetlerin, kişilerin ve toplumların hayatlarında olumsuz etkiler bırakabileceğine değinen Çetin, buna örnek olarak, afet sonrasında yaygın olarak görülen bir psikolojik durum olan Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nu (TSSB) gösterdi. Afet yaşayanların travmatik olayın neden olduğu stres, korku ve kaygıyla başa çıkmada zorlandıklarını dile getiren Çetin, “TSSB belirtileri arasında tekrarlayan hatıralar, kabuslar, aşırı uyarılma, anksiyete ve kaçınma davranışları yer alabilir. Ayrıca, afetlerin toplumlarda depresyon, anksiyete bozuklukları, artan stres düzeyleri, öfke, güvensizlik ve sosyal izolasyon gibi diğer psikolojik sonuçlara da yol açtığını söyleyebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Başa çıkmada sosyal destek çok önemli </strong></p>
<p>Afetlerin ani ve şiddetli yaşanmasının, kişide panik, çaresizlik, şaşkınlık, korku gibi tepkilere neden olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, “Deprem gibi ani afetler sonrasında depresyon ve anksiyete gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Bu tür afetlerde başa çıkma mekanizmalarını şöyle izah edebiliriz; ilk olarak sosyal destek çok önemlidir. Sonrasında problem çözmek için pratik adımlar atmak kişiye güven ve kontrol hissi sağlayabilir. Bireyin yaşadığı süreci ve olası kendinde oluşabilecek sorunları fark etmesi ya da buna dair bilinçlenmesi zihinsel olarak denge sağlaması konusunda etkili olabilir. Afet sonrası başa çıkma süreci oldukça karmaşık olabilir. Bu durum her birey için farklıdır. Bireylerin duygusal desteğe ve sağlıklı başa çıkma stratejilerine ihtiyacı vardır. Bu mekanizmalar da kişiye özgüdür. O nedenle gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.” önerisinde bulundu. </p>
<p><strong>Travmatik olaylar, çocukların dünyaya bakışlarını etkileyebilir </strong></p>
<p>Toplumları etkileyen travmaların çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerine de değinen Çetin, “Çocuklar ve gençler, toplumsal travmalar sonrasında korku, kaygı, öfke, üzüntü gibi yoğun duygusal tepkiler gösterebilirler. Bu tepkiler normaldir ancak uzun vadeli etkilere yol açabilir. Travmatik olaylar, çocukların düşünce kalıplarını da etkileyebilir. Algılarını ve inançlarını şekillendirerek, dünyaya nasıl baktıklarını etkileyebilir. Çocuklar, travmalar sonrasında davranışsal değişiklikler gösterebilir. Bunlar arasında uyku sorunları, yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler, sosyal geri çekilme ve agresyon yer alabilir. Toplumsal travmalar, çocukların okul performansını etkileyebilir. Konsantrasyon güçlüğü, hafıza sorunları ve motivasyon eksikliği gibi zorluklar yaşayabilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukların duygusal tepkilerini ifade etmelerine izin verilmeli </strong></p>
<p>Çocukların travmayla baş edebilmesi için yetişkinlere de görev düştüğünün altını çizen Çetin, “Ebeveynler ve yetişkinler, çocuklara güvenli ve destekleyici bir ortam sağlamalı. Bu, çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olabilir. Çocuklara olayları anlamaları için açık ve anlayışlı bir iletişim kanalı sunulmalı. Çocukların duygusal tepkilerini ifade etmelerine izin verilmeli ve sorularına dürüst cevaplar verilmeli. Ebeveynler, günlük rutinleri korumak ve normalleştirmek için çaba göstermeli. Bu, çocuklara güven ve istikrar hissi sağlayabilir.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Toplumsal travmaların çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri büyük önem taşır </strong></p>
<p>Ebeveynlerin, sağlıklı başa çıkma stratejilerini modellemeleri gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kendi duygusal tepkilerini yönetme ve olumlu davranışlar sergileme, çocuklara örnek olabilir. Eğer gerekliyse, profesyonel yardım alınmalıdır. Çocuklar ve gençler için uzman psikologlar veya danışmanlar, duygusal iyilik hali ve başa çıkma becerilerini desteklemekte yardımcı olabilir. Toplumsal travmaların çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri büyük önem taşır. Ebeveynlerin, yetişkinlerin ve toplumun desteği bu süreçte kritik bir rol oynar.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-afetlerin-toplumdaki-psikolojik-etkileri-cok-yonlu-olabilir-travmatik-olaylar-cocuklarin-dunyaya-bakislarini-etkileyebilir-398640">Şiddetli afetlerin toplumdaki psikolojik etkileri çok yönlü olabilir. Travmatik olaylar, çocukların dünyaya bakışlarını etkileyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 10:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397622</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşitme kaybı, dengesizlik, baş dönmesi, dolgunluk hissi, ağrı, kanama, kulak akıntısı, kulak ağrısı, kulak çınlamaları ve kulaktan ses gelmesi ve kulak kepçesi etrafındaki lenf bezelerine dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622">Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşitme kaybı, dengesizlik, baş dönmesi, dolgunluk hissi, ağrı, kanama, kulak akıntısı, kulak ağrısı, kulak çınlamaları ve kulaktan ses gelmesi ve kulak kepçesi etrafındaki lenf bezelerine dikkat!</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Nedir?</strong></p>
<p>Kanser, insan bedeninde herhangi bir dokudaki veya organdaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Maalesef, bu hastalık günümüzde en sık görülen ve çağımızın vebası olarak tanımlanan hastalıklardan biri.   Bedenimizin herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilen kanser, belirtilere dikkat edilmediği takdirde çok hızlı ilerleyerek tanı ve tedavide gecikmeye, vücutta kalıcı hasarlara hatta ölüme yol açabiliyor. Kulak kanseri de; bu kanser türlerinden bir tanesi.</p>
<p>Peki, kulak kanseri nedir, ne zaman bu kanser türünden şüphelenmeliyiz, tedavi süreci nasıldır?</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi KBB Bölümünden Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider,  ‘kulak kanseri’ hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı</strong></p>
<p>Kulak kanseri; kulak deri, deri ekleri, kıkırdak, kas ve kemiklerinden kaynaklanan bir kanserdir. İç kulak yapılarından kaynaklanan ve daha çok kafa içi tümörler olarak karşımıza çıkan kanserler de kulak kanserleridir. Kulak çevresi dokuların kanser hücrelerinin kulak ve ilişkili dokulara direkt yayılımı ile de kulak bölgesinde kanser ile karşılaşabiliriz.</p>
<p><strong>Kulak Kanserinin Nedenleri Nelerdir?</strong></p>
<p>Genel olarak kanser gelişimine yatkınlık sağlayan genetik bozuklukların varlığı başlı başına bir nedendir. Ayrıca, kulak bölgesi deri ve eklerinin kanserleri genel olarak güneş ışığı maruziyetinden kaynaklanır.</p>
<p><strong>Hangi Şikâyetler Kulak Kanserinin Belirtileri Olabilir?</strong></p>
<p>Hastalar gözle görülen yaralar veya geçmeyen lekeler ile başvurabildikleri gibi, kulak ve çene bölgesine yayılan ağrılar ile de başvurabilirler. Bunun dışında işitme kaybı, denge kaybı, yüz felci, baş ağrısı, kulak ve çevresinde normalden farklı bir şişlik ya da ağrı gibi durumlar önemli bulgulardandır.</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?</strong></p>
<p>Öncelikle yaşadığımız şikâyetleri göz ardı etmeyip hemen bir hekime muayene olmalıyız. Sonrasında hekim istemi doğrultusunda çeşitli tahliller, tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, biyopsi gibi sistemlerle kulak kanserinin tanısı konulabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Nasıl Tedavi Edilebilir? </strong></p>
<p>Kulak kanserinin birincil tedavisi cerrahidir. Cerrahi ile tam bir temizlik sağlandıktan sonra dokunun patolojik özelliklerine göre ek olarak kemoterapi ve radyoterapi verilmesi gerekebilmektedir. Cerrahi uygulamaların en önemli basamaklarından biri de tümör temizlenirken oluşan doku kaybının hem estetik ve fonksiyonel açıdan, hem de beyin, boyun damarları gibi hayati yapıları koruma amacıyla telafi edilmesi aşamasıdır. Bu noktada lokal veya uzak fleplerle vücudun başka bölgelerinden getirilen dokular ile yara açıklığı kapatılır.</p>
<p><strong>Kulak Kanserinden Nasıl Korunabiliriz?</strong></p>
<p>Kulak kanserinin en önemli sebeplerinden biri güneşe olan maruziyettir. Bu sebeple, kulak kanserinden korunmak için mümkünse güneş ışığından kaçınmak, gölgede vakit geçirmek, güneşin en sert açılarla geldiği öğle vaktinde güneşin altında olmamak, eğer güneşe maruz kalacağımız bir durumdaysak da kulaklarımızı güneşten koruyacak şekilde kapamak ve solaryum gibi suni bronzlaştırıcı ışınlardan kaçınmak gereklidir.</p>
<p>Bir başka şekilde de; eğer ailemizde bu tür bir kanser geçmişi olan bir birey varsa, kulak bölgemizde veya çevresinde herhangi bir sıkıntı yaşadığımız zaman gecikmeden bir doktor muayenesinden geçmeliyiz. Ağrı, şişlik, lekelenme, işitme kaybı, baş ağrısı, yüz felci, denge kaybı gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki; her hastalıkta olduğu gibi kulak kanserinde de erken teşhis çok önemlidir ve eğer kalıcı bir hasar kalmasını istemiyorsak, yaşadığımız durumun belirtilerini iyi kavrayıp bir doktora başvurmamız gereklidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622">Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir-396929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Aug 2023 13:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hayatında]]></category>
		<category><![CDATA[hepimizin]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin toksik kişiler ve ilişkilerle karşılaşabileceğini belirten uzmanlar, bu kişilerin yakın çevremizde de olabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir-396929">Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Herkesin toksik kişiler ve ilişkilerle karşılaşabileceğini belirten uzmanlar, bu kişilerin yakın çevremizde de olabileceğini söylüyor. İlişkilerde çaresizlik, öfke, suçluluk, sürekli açıklama yapma gereği hissetmek gibi duygulara dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu duyguları sık yaşıyorsanız bu ilişkinin toksik olduğunu söyleyebiliriz.” diyor. Toksik kişilerin özür dileme eğiliminde olmadığını vurgulayan Bhais, toksik kişilerin olumsuz duygularını karşısındakine atarak onları da aşağı çektiğinin ve bu kişilerde genellikle kişilik bozukluğu problemi olduğunun altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, toksik kişilerin ve toksik ilişkilerin özelliklerine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Toksik kişiyi ya da ilişkiyi zamanla tanırız</strong></p>
<p>Hepimizin hayatında zaman zaman toksik insanlar, toksik ilişkiler olabilir diyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu kişi akrabalardan, aileden biri, arkadaş, sevgili veya eş olabilir. Kısa süreli hayatımıza girebilir ya da uzun süreli hayatımızda kalabilir. Biz bu kişileri süreç içinde bize hissettirdikleri ya da ilişkinin şekliyle tanıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sık yaşadığınız olumsuz duygular ilişkinin toksik olduğunu gösterir</strong></p>
<p>‘Toksik’ kavramının ‘zehirli’ demek olduğunu hatırlatan Bhais, “Yani bizi zehirleyen, bizi aşağı çeken. Biz sosyal ilişkilerimizi neden kurarız? Daha iyi daha mutlu, daha başarılı olabilmek, bize cesaret vermesi, destek olması için. Ancak bu kişiler tam tersini yapar. Biz bu kişileri nasıl tanıyoruz? Öncelikle bizim ilişkilerimizde hissettiğimiz duygulardan bunu çıkartıyoruz. Eğer bazı insanlarla ilişkinizde çaresizlik, öfke, suçluluk gibi, sürekli açıklama yapma gereği hissetmek gibi bazı duyguları sık yaşadığınızı düşünüyorsanız, bu ilişkinin aslında toksik bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Karşı tarafın bizi bir şekilde manipüle ettiğini, değiştirmeye, kontrol etmeye, belirli yönlere çekmeye çalıştığını düşünebiliriz. Yaşadığımız bu duygulardan anlayabiliriz.” diyerek toksik ilişkiyi açıkladı.</p>
<p><strong>Haklı olsanız bile suçluluk hissi yaşamanıza neden olurlar</strong></p>
<p>Sağlıklı ilişkilerde de tarafların birbirlerine yanlış davranışlarda bulunabileceğine, hatalar yapılabileceğine ve kırıcı olunabileceğine değinen Bhais, “Sonrasında özür bekleriz. Ancak bu kişilerde geri vites yoktur, yani geri adım atma durumu yoktur. Bu kişiler yanlış bir şey yaptıklarını düşündüklerinde ya da siz bunu düşünüyor olsanız bile asla özür dilemezler. Hatta şöyle olur, dersiniz ki, ‘bu durumda yüzde yüz ben haklıyım, bu konuda da bir şey diyemez artık’. O konuşma öyle farklı yerlere gider, öyle gündemler açılır ki sonrasında siz kendinizi suçluluk hissiyle bulursunuz. Aslında baktığınızda burada da bir manipülasyon var.” dedi.</p>
<p><strong>Özür dilememek ihtiyaçlarına iyi geliyor</strong></p>
<p>“Özür dileyememenin birçok sebebi olabilir.” diyen Bhais bu kişilerde sebebin özgüvenle ilişkili bir sorun olduğuna dikkat çekti. Bhais, “Kendisine bir yıkım gibi gelebilir. Bu kişiler için özür dilemek, ‘ben yanlışım, ben hatalıyım, bana olan saygı kaybolacak, bu yüzden asla geri adım atmamalıyım, sonuna kadar gitmeliyim’ demek. Tabii ki bunların da çocukluk öğrenmeleri ve aile yaşantılarından geldiğini biliyoruz. Bu kişiler durduk yere böyle olmuyorlar. Ama bir şekilde onların ihtiyaçlarına özür dilememek iyi geliyor. Ama karşıdaki insanın ihtiyacına iyi gelmiyor.” açıklamasında bulundu. </p>
<p><strong>Olumsuz duyguları size de geçer </strong></p>
<p>Bu kişilerin, ilişkilerde daha fazla sorun yaşayan, zarar görebileceğini, yalnız olduğunu, kimseye güvenmemesi gerektiğini düşünen kişiler olabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bu kişilerin de hayata bakışıyla baş etme yöntemleri aslında bu ilişki tarzı. Yaşadıklarının sonucunda kişiler böyle bir yöntem geliştiriyor. Özür dilememek, karşı tarafa bazı duygular hissetmek gibi. Çünkü zamanında kendisi de bunu hissetmiş. Olumsuz duygu aynası diyorum ben buna. Kişi hissettiği duyguları aslında karşı tarafa aktarıyor.” dedi.</p>
<p>Bu kişilerde çok ciddi bir memnuniyetsizlik beklendiğini söyleyerek sözlerine devam eden Bhais, “Sürekli memnun olmama durumu vardır. Eleştiri vardır, sürekli bir şeylere sinirlenirler, kızarlar, rahatsız olurlar, alınganlık gösterirler. Bir kafeye gidersiniz garsonla tartışırlar, sinemaya gideceksinizdir sinemanın yeri ile ilgili şikayet ederler. Siz de bir süre sonra o duyguları satın alırsınız, bir süre sonra sizde onun yanındayken bu duyguları sık hissettiğinizi daha eleştirel, daha alıngan olduğunuzu fark edersiniz. Aslında sizi de o duygularla aşağıya çekmeye çalışırlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Toksik kişiler için ‘kötü kalpliler’ diyemeyiz</strong></p>
<p>Bu kişilere ‘kötü insanlar’ denilemeyeceğinin altını çizen Bhais, “‘Bu kişi kötü kalpli ve bana bunu yapmaya çalışıyor’ diyemeyiz. Sadece hayatta öğrendikleriyle, aldıkları topladıkları bilgilerle böyle baş edebildikleri için kişi bunu yansıtıyor. Mesela, aynı şeyleri onlara yapmaya başlarsanız bunu normal karşılarlar. Onlar zaten ilişkinin doğasının bu olduğunu düşünüyor. O yüzden de siz ona aynı şekilde davrandığınızda  o kendini gerçekleştiren kehanet gibi düşünüyor. ‘Böyle olacağı belliydi, zaten böyle olmasını bekliyordum’ diye düşünürler.” sözleriyle açıkladı.</p>
<p><strong>Toksik kişiliğin farkına varılması çok zor</strong></p>
<p>Bu durumun farkında varılmasının çok zor olduğunu söyleyen Uzman Klinik Psikolog Dr. Aslı Başabak Bhais, “Bireyler ancak, hayatlarında önem verdiği kişilerle sorun yaşadığında, ilişkilerinde ya da hayatı yaşama şeklinde problem olduğunu fark ettiklerinde terapiye başvuruyor. Diyor ki, ‘ben mutlu değilim, ben hayatımdan memnun değilim, yani ortada bir şey yok ama ben memnun değilim.’ Ya da ‘Ben herkesle tartışıyorum, herkesle kavga ediyorum. Herkes benden uzaklaşıyor, yalnız hissediyorum.’ Ancak bu şikayetlerle, dolaylı yollardan fark ederek geliyorlar.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Davranışları genellikle kişilik bozukluğu kaynaklı </strong></p>
<p>Toksik insanların davranışlarının altında yatan nedenin aslında bir hastalık olduğunu dile getiren Bhais, “Altta yatan neden, kaygı, depresif bir durum, kişilik bozuklukları olabilir. Genellikle kişilik bozuklukları daha sık gördüğümüz bir neden oluyor. Bu nedenle iyi insan veya kötü insan olarak değerlendirmemek, bunun bir hastalık olduğunu bilmek gerekiyor.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ilişkide aldığınız kadar verebiliyor olmak önemli</strong></p>
<p>Memnuniyetsiz,  depresif veya kaygılı herkese toksik denilemeyeceğine dikkat çeken Bhais sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bir ilişkinin başından sonuna siz bu durumları hissediyorsanız o toksik bir kişidir. Ama bazen arkadaşlarımızın dosta ihtiyacı vardır, bir şeyleri anlatmaya ihtiyacı vardır. Bazı insanların çok keyifli olmadığı için sessiz kalmaya ihtiyacı vardır. Bu dönemleri de arkadaşlarla birlikte geçirmek gerekebilir. Sağlıklı bir ilişkide aldığınız kadar verebiliyor olmak önemlidir. Ben eğer değerli hissetmek ya da güven hissi verebiliyorsam, o da bana sevgi ve şefkati verebiliyor mu? Benim ihtiyacım olanı alıp ben ona ihtiyacı olanı verebiliyor muyum? Bir taraf daha fazla veriyorsa, bir taraf hep daha fazla alıyorsa o zaman orada dengesiz ve sağlıklı olmayan bir ilişki vardır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hepimizin-hayatinda-toksik-kisiler-toksik-iliskiler-olabilir-396929">Hepimizin hayatında toksik kişiler, toksik ilişkiler olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, &#8220;DNA&#8217;yı etkileyen ultraviyole ışınları birçok hastalığa sebep olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dnayi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir-396001</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 09:54:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[dnayı]]></category>
		<category><![CDATA[ertam]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[ilgen]]></category>
		<category><![CDATA[ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağduyu]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[ultraviyole]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Egeli bilim insanı Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, güneşlenmenin faydalarını ve zararlarını anlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dnayi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir-396001">Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, &#8220;DNA&#8217;yı etkileyen ultraviyole ışınları birçok hastalığa sebep olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Egeli bilim insanı Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, güneşlenmenin faydalarını ve zararlarını anlattı</p>
<p>Yaz mevsiminin en sıcak döneminin yaşandığı bu günlerde, güneş ışınları ve akut etkileri, ışınlardan korunma yöntemleri ile ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneşten korunma fiziksel ve kimyasal yöntemlerle sağlanabilir. Fiziksel korunma; güneş gözlüğü, geniş şapkalar, kalın kumaşlı ve uzun kollu kıyafetler, şemsiye gibi araçlarla sağlanabilir. Güneş ışınlarının deriye daha dik ulaştığı 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten kaçınmak önemlidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneş, farklı dalga boylarına sahip ışınlar yayar. Bu ışınlar, dalga boyları ve enerjilerine göre sıralanır. Güneş ışınlarının büyük bir kısmı atmosfer tarafından absorbe edilir.  Yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarının yüzde 95’ini UVA, yüzde 5’lik kısmını ise UVB oluşturmaktadır. Dalga boyu uzadıkça, derinin alt tabakalarına ulaşan enerji miktarı artar, ancak kızarıklık yapıcı etki azalır. UVA 320-400 nanometre (nm) arası olup derin dermis tabakasına kadar ulaşır. UVB’nin aksine camlardan da geçebilen, güneş ışınlarına bağlı deri yaşlanması, fototoksik ve fotoallerjik reaksiyonlardan sorumlu olan dalga boyudur. Serbest radikal oluşumu ile DNA’ya etki ederek kanserojen etki gösterebilir. UVB, 290-320 nm dalga boyuna sahip olup bronzlaşma, güneş yanıkları ve deri kanserlerinden en sık sorumlu olan dalga boyudur. Yalnızca yüzde 15’lik kısmı derinin dermis tabakasına ulaşır. Ultraviyole C (UVC) 200-290 nm dalga boyuna sahip olup, en kısa dalga boyuna sahiptir. Atmosfer tarafından emilmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Sun Protection Factor (SPF) ile Protection Factor of UVA (PFA) hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “SPF, güneş kreminizin UVB ışınlarından ne kadar koruduğunu gösterir. Kişide güneşe maruziyet sonrası kızarıklık oluşma süresinin kaç kat uzadığını ifade eder.  Örneğin, güneş koruyucu kullanmadan güneşe maruz kaldığında 10 dakika içinde kızarıklık oluşan kişide SPF 15 değerinde ürün kullanıldığında bu süre 150 dakikaya uzamaktadır. SPF 2-12 olan ürünler minimal, SPF 12-30 olan ürünler orta derecede, SPF30’un üstündeki ürünler yüksek koruma sağlar. SPF 15, UVB’yi yüzde 93 oranında bloke ederken, SPF 30 yüzde 97, SPF 50 yüzde 98 oranında bloke eder. SPF seçimi kişinin deri tipi ve mevsime göre yapılmalıdır. Protection Factor of UVA (PFA), Güneş kreminin UVA’ya karşı koruyuculuğunu gösterir” dedi.</p>
<p><b>“Ultraviyole ışınların DNA üzerine zararlı etkileri mevcuttur”</b></p>
<p>Güneş ışınlarının olumlu ve olumsuz etkilerinden bahseden Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneş ışınları, D vitamini sentezi için önemli olmakla birlikte sadece yüz ve el sırtlarının güneşe günde 10-20 dakikalık maruziyeti yeterli vitamin D üretimini sağlar. Fotoyaşlanma, derin kırışıklıklar, telenjiektaziler siyah nokta ve sivilce benzeri lezyonlarda artma ile kendini gösterebilir. Güneş maruziyeti sonrası gözlerde hasar ve özellikle koyu tenli kişilerde, yüz bölgesinde melazma denilen koyu renkli lekeler de ortaya çıkabilir.  Ultraviyole ışınların DNA üzerine zararlı etkileri mevcuttur. DNA hasarı ile çeşitli mutasyonlar gelişebilir. UV maruziyeti sonrası; kansere dönüşebilen aktinik keratoz; yassı hücreli kanser, bazal hücreli kanser ve melanom gibi deri kanseri türlerinde artış olabilir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemindeki güneş yanıkları, ileride oluşabilecek deri kanserleri açısından risk taşır. Güneş ilişkili bazı dermatolojik hastalıklar da bulunmaktadır. Güneş gören yerlerde su toplamayla birlikte kızarıklık, egzama, kaşıntılı, deriden kabarık kurdeşen lezyonları veya telenjiektaziler izlenebilir. Özellikle ense bölgesinde deride uzun süreli kaşıntı sonrası belirgin kalınlaşma ve deri çizgilerinde artış meydana gelebilir. Gül hastalığı ve bazı romatolojik hastalıklarda güneş maruziyeti sonrası hastalıkta şiddetlenme meydana gelebilir. Doğum kontrol hapları, izotretinoin, bazı tansiyon ilaçları, psikiyatrik ilaçlar, bazı antibiyotikler ve kemoterapötik ajanlar gibi ilaçların alınmasından sonra güneş gören alanlarda güneşe duyarlılığın artmasına bağlı belirgin kızarıklık, hassasiyet meydana gelebilir” dedi.</p>
<p><b>“UVA ve  UVB koruması olan suya dayanıklı kremler kullanılmalı”</b></p>
<p>Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Özellikle güneş ışınlarının daha dik geldiği saatlerde güneş koruyucu sürmeden denize girilmesi veya uzun süreli yürüyüşler sonrasında açıkta kalan alanlarda kızarıklık, su toplama, yanma, batma şeklinde kendini gösteren güneş yanığı meydana gelebilir. Tedavide ıslak pansuman, kısa süreli topikal kortikosteroidler, deri yenilenmesini hızlandırıcı topikal ilaçlar kullanılabilir. Bol su içilmeli, bol kıyafetler giyilmeli ve güneşten korunulmalıdır. Şikayetler geçmediği takdirde doktora başvurulmalıdır. Güneşten korunma fiziksel ve kimyasal yöntemlerle sağlanabilir. Fiziksel korunma; güneş gözlüğü, geniş şapkalar, kalın kumaşlı ve uzun kollu kıyafetler, şemsiye gibi araçlarla sağlanabilir. Güneş ışınlarının deriye daha dik ulaştığı 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten kaçınmak önemlidir.  Güneş koruyucular içerdikleri etken maddelere göre fiziksel ve/veya kimyasal korunma sağlar. Fiziksel etkili koruyucular, bariyer oluşturarak ışınları deriden yansıtarak etki eder. Tahriş edici ve alerjik olmamaları nedeniyle daha güvenilirdirler. Kimyasal etkili koruyucular ise UVA ya da UVB’yi absorbe ederek deriye geçişi azaltırlar.  Etkili bir güneşten korunma için; hem UVA hem UVB koruması olan, mümkünse suya dayanıklı, en az SPF 15 güneş koruyucular tercih edilmeli, güneşe çıkmadan en az yarım saat önce güneş gören bütün bölgelere yeterli ve eşit miktarda güneş kremi sürülmeli, bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanılmalı, 2-4 saatte bir ve yüzme veya aşırı terleme sonrası güneş koruyucu yenilenmelidir” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dnayi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir-396001">Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, &#8220;DNA&#8217;yı etkileyen ultraviyole ışınları birçok hastalığa sebep olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 15:25:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[görülse]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nuri]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[patlamalar]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi. Bu tür depolarda gerekli önlemlerin alınmış olması gerektiğine dikkat çeken Bingöl, tozlarda ıslatma tekniğinin, havalandırmanın, birikmiş tozların toplanması ve temizlenmesinin önemine vurgu yaptı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Kocaeli Toprak Mahsulleri Ofisi’nde meydana gelen patlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Yanıcı toz patlamasıyla karşı karşıyayız”</strong></p>
<p>Kocaeli Derince’ de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda bir patlama meydana gelmiş 12 kişi yaralanmıştı. Patlamaya dair değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Yanabilen her madde gerekli koşullar oluştuğunda patlama riski oluşturabilir. Yanıcı sıvıların buharları, yanıcı gazlar ve yanıcı tozlar havadaki oksijen ile yapmış oldukları belirli konsantrasyonlarda, bir tutuşturucu kaynak ile buluştuklarında ‘patlayıcı ortam’ olarak adlandırdığımız ve kısaca ATEX (Patlayıcı Atmosfer) patlamaları dediğimiz patlamalara neden olur. Yani, patlayıcı ortamda herhangi bir kıvılcımla, tutuşturucuyla buluştuğunda bu tip patlamalara zaman zaman şahit oluyoruz. Buradaki görüntü de bizde öyle bir imaj yaratıyor. Dolayısıyla yanıcı toz patlaması olarak adlandırdığımız bir durumla karşı karşıyayız diyebilirim. Burada terminolojiyi de doğru kullanmak gerekir. Toz sıkışması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Tozlar sıkışmaz ya da sıkışsa da patlama özelliğine sahip olamazlar. Birikmiş tabaka halindeki yanıcı tozlar yanabilirler, yangına neden de olabilirler ama patlamazlar. Birikmiş tozların, yanıcı toz patlamasındaki etkileri ise havadaki askıda kalan tozların oluşturduğu konsantrasyon sonucu oluşacak ilk patlamanın ardından; birikmiş tabaka tozları havalanarak, ikincil patlamalara ve domino etkisine neden olurlar.” dedi.</p>
<p>Patlamanın nispeten şiddetli olduğunu ifade eden Bingöl, “Ancak dinamit gibi bir patlayıcı maddeye nazaran çok da şiddetli olmadığını söyleyebiliriz. Yani bir dinamit bu patlamanın belki 500 katı daha güçlü patlar. Ortadaki yıkıcı etkisi çok daha büyük olur. Bu tip patlamalar yaklaşık 10 bar basınçla patlarlar. Yanıcı sıvıların buharlarının ve yanıcı gazların birikip havadaki oksijenle buluştuğu zaman da aynı tip patlamalarla karşılaşırız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor…</strong></p>
<p>Riskli depolarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Aynı şekilde, doğalgaz sıkışması diye adlandırılır ama doğalgaz da aslında sıkışmaz. Doğalgaz birikir, birikince böyle bir ortam yaratır. Buna patlayıcı ortam diyoruz. Bunlar yine benzin buharları gibi yanıcı sıvılarda da zaman zaman gördüğümüz olaylardır. Yani şeker tozu, un tozu literatürde var. Bu patlamalar nadiren görülse de kakao tozu, tekstil tozları bunlar bu şekilde ciddi patlamalar yaratabilir. Deprem etkisi diyor çünkü miktar çok büyük olduğu için patlamanın şiddeti biraz daha fazla görünüyor. Daha küçük bir depoda patlama olsaydı belki bu şiddette olmayacaktı. Dolayısıyla bu tür depolarda yüklenirken, indirirken, boşaltırken yem fabrikalarında bazen un fabrikalarında gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Havalandırma ciddi bir önlem!</strong></p>
<p>Tozlarda ıslatma tekniğinin önemli bir önlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Toz patlamalara çok sık rastlamadığımız için diğerlerine göre ihmal diyebileceğimiz daha boş bulunma durumu olabiliyor. Burada alınabilecek önlemler, tabii ki buğday ve tahıl için çok bir şey söyleyemem ama genelde tozlarda ıslatma tekniği uygulanır. Özellikle yerdeki tozun havaya kalkıp askıda kalmaması gerekiyor. Çünkü askıda kaldığı zaman 3–5 saniyede olsa havadaki oksijenle konsantrasyon oluşturuyor. Bu tip patlama risklerine karşı, oluşabilecek patlamanın etkilerini azaltmak adına patlamadaki basıncı azaltıcı patlama kapakları da depolarda kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Yerde tabaka şeklinde birikmiş tozun çok fazla risk oluşturmadığını belirten Bingöl, “Dolayısıyla ıslatma tekniği uygulanabilir. Havalandırma ise ciddi bir önlemdir. Özellikle yükleme ve boşaltma esnasında dökme şeklinde çok yoğun tozun oluşmasını engelleyici önlemler alınabilir. Bir kısmı boşalttıktan sonra biraz beklenebilir, havadaki toz dinginleşsin ondan sonra boşaltılsın diye, biriken tozların sık sık temizlenmesi gibi de birtakım önlemler alınabilir. Burada sanki bazı önlemlerin atlandığı görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patlamada sıcak hava mı etkili oldu?</strong></p>
<p>Sıcak havanın patlamada bir etkisi olup olmadığının da sorgulandığına dikkat çeken Dr. Bingöl, “Havanın sıcak olması bu patlamada çok etkili değildir, yanıcı malzemenin tutuşma sıcaklıkları 130 santigrat derecelerin üzerindedir. Hatta birçok yanıcı madde 200, 300 derecelerin üzerinde tutuşur. Ancak, literatürde geçen 13 değişik tutuşturucu kaynak bulunur ki bu tutuşturucu kaynakları çok yüksek sıcaklıklar üretebilir ve patlamayı başlatacak yetenekte olabilir. Açık alevler, elektrikli aletler, mekanik kıvılcımlar, cep telefonlarının da içlerinde bulunduğu elektromanyetik frekanslar ve hatta en önemlilerinden birisi statik elektrik gibi. Yani bu gibi ATEX ya da diğer bir deyişle patlayıcı ortam oluşma ihtimali olan yerlerde, tutuşturucu kaynakların tamamı için de mevzuat kapsamında ciddi önlemler alınmalı.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürürken Gelen Bacak Ağrısına Dikkat! Kalbiniz Size Mesaj Veriyor Olabilir…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yururken-gelen-bacak-agrisina-dikkat-kalbiniz-size-mesaj-veriyor-olabilir-395191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 10:26:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[kalbiniz]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[size]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yürürken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp hastalıklarının sebep olduğu semptomlardan önemli birisi kuşkusuz ağrılardır. Vücudun belirli noktalarında meydana gelen ağrıların, ciddiye alınması ve hekim kontrolüne başvurulması faydalı olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-gelen-bacak-agrisina-dikkat-kalbiniz-size-mesaj-veriyor-olabilir-395191">Yürürken Gelen Bacak Ağrısına Dikkat! Kalbiniz Size Mesaj Veriyor Olabilir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp hastalıklarının sebep olduğu semptomlardan önemli birisi kuşkusuz ağrılardır. Vücudun belirli noktalarında meydana gelen ağrıların, ciddiye alınması ve hekim kontrolüne başvurulması faydalı olabilir. Bu ağrıların hangileri olduğu ve örneğin, yürürken bacakta meydana gelen ağrının kalp hastalıkları ile ilişki durumunu, Egepol Hastaneleri doktorlarından Murat Özdamar açıklıyor.</p>
<p>Yürürken gelen bacak ağrısı, farklı nedenlerden kaynaklanabilen bir semptomdur. Bazı durumlarda ağrı geçici olabilirken, bazı durumlarda ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabilir.</p>
<p>Yürürken gelen bacak ağrısı genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır:</p>
<p>1- Egzersiz veya aktivite sonrası bacak ağrısı: Uzun süre ayakta kalmak veya yürümek gibi aşırı aktivite veya egzersiz, bacak kaslarında ağrıya neden olabilir. Bu tip ağrı genellikle hafif ve geçicidir.</p>
<p>2- Dolaşım bozuklukları: Bacak ağrısı, dolaşım bozukluklarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Dolaşım bozukluğu, kan akışının yetersiz olduğu durumlarda ortaya çıkabilir ve ağrı şiddetli olabilir. Bacaklarda hissizlik, kramp veya yorgunluk hissi de yaşanabilir. Dolaşım bozukluğuna bağlı bacak ağrısı genellikle dinlendikten sonra geçer.</p>
<p>3- Sinir sistemi bozuklukları: Sinir sistemi bozuklukları, bacaklarda ağrıya neden olabilir. Bunun nedeni, sinirlerin hasar görmesi veya sıkışmasıdır. Sinir sistemi bozukluklarına bağlı bacak ağrısı, genellikle yanma, karıncalanma veya uyuşukluk hissiyle birlikte olur.</p>
<p>4- Kas yaralanmaları: Kas yaralanmaları, bacaklarda ağrıya neden olabilir. Bu yaralanmalar, kas liflerinin gerilmesi veya yırtılması sonucu oluşabilir. Bacak ağrısının yanı sıra, şişlik ve morarma gibi diğer semptomlar da yaşanabilir.</p>
<p>5- Kemik ve eklem sorunları: Bacaklarda kemik ve eklem sorunları, ağrıya neden olabilir. Bunlar arasında osteoartrit, romatoid artrit ve kemik kırıkları yer alır. Kemik veya eklem sorunlarına bağlı bacak ağrısı, genellikle sabahları veya uzun süre oturduktan sonra artar.</p>
<p>6- Kan pıhtısı: Kan pıhtısı, bacaklarda ağrıya neden olabilir. Bu, kanın normal akışını engelleyen bir durumdur. Bacak ağrısı, kan pıhtısının büyüklüğüne ve konumuna bağlı olarak şiddetli olabilir.</p>
<p>7- Diğer nedenler: Bacak ağrısı, bazı ilaçlar veya enfeksiyonlar gibi diğer nedenlere de bağlı olabilir.</p>
<p>Bacak ağrısı semptomu, genellikle ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olmadığı sürece evde tedavi edilebilir. Ancak, ağrı şiddetliyse veya diğer semptomlarla birlikte geliyorsa (örneğin ateş, şişme, morarma), hemen bir doktora danışmak önemlidir. Doktorunuz, bacak ağrısının nedenini belirlemek ve uygun tedaviyi reçete etmek için testler ve tetkikler yapabilir. Tedavi, altta yatan nedene bağlı olarak farklılık gösterir ve bu nedenle birkaç farklı yaklaşım olabilir. Örneğin, egzersiz veya fizik tedavi, ilaçlar veya cerrahi müdahale gerekebilir.</p>
<p>Yürürken Gelen Bacak Ağrısı ve Kalp Hastalıkları</p>
<p>Yürürken gelen bacak ağrısı, kalp hastalıklarına bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bu tip ağrı, özellikle bacaklardaki atardamarlarda tıkanıklık veya daralma nedeniyle oluşan periferik arter hastalığının bir semptomu olabilir. Bu hastalık, bacaklarda ağrı, yorgunluk ve kas krampları ile birlikte bacaklarda hissizlik, soğukluk veya solukluk gibi diğer semptomlara da neden olabilir.</p>
<p>Ayrıca, kalp hastalıkları da bacak ağrısına neden olabilir. Örneğin, koroner arter hastalığı (kalp damarlarının daralması veya tıkanması) kalp krizine neden olabilirken, aynı zamanda bacaklarda da ağrıya neden olabilir. Bunun nedeni, kalbin yeterince kan pompalayamaması ve bu nedenle bacaklara yeterince kan akışının sağlanamamasıdır.</p>
<p>Bazı durumlarda, bacak ağrısı kalp yetmezliği gibi diğer kalp hastalıklarının bir belirtisi de olabilir. Kalp yetmezliği, kalbin yeterince kan pompalayamaması nedeniyle vücudun diğer bölgelerine yeterince oksijen ve besin maddesi taşıyamamasına neden olur. Bu nedenle, bacaklarda ağrı veya şişme gibi semptomlar yaşanabilir.</p>
<p>Eğer bacak ağrısına ek olarak nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı veya bayılma hissi gibi diğer kalp hastalığı belirtileri de varsa, mutlaka bir doktora danışılmalıdır. Doktor, bir dizi test yaparak kalp hastalığı olasılığını değerlendirebilir ve uygun tedaviyi reçete edebilir.</p>
<p>Bacak ağrısı, ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabileceğinden, birkaç belirti ve semptom dikkate alınmalıdır. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:</p>
<p>* Şiddetli ağrı: Bacaklardaki ağrı, günlük aktiviteleri engelleyecek kadar şiddetliyse, mutlaka bir doktora danışılmalıdır.</p>
<p>* Şişme veya morarma: Bacaklarda şişme veya morarma varsa, bu bacak damarlarının veya venlerin tıkanıklığına veya iltihaplanmasına işaret edebilir. Bu durumda, bir doktora danışmak önemlidir.</p>
<p>* İnceleşmiş cilt: Bacaklardaki cilt, normalden daha ince ve daha az elastik hale gelmişse, bu periferik arter hastalığının bir belirtisi olabilir.</p>
<p>* Bacaklarda hissizlik veya karıncalanma: Bu semptomlar da periferik arter hastalığına işaret edebilir.</p>
<p>* Ağrıya ek olarak nefes darlığı veya göğüs ağrısı: Eğer bacak ağrısı, nefes darlığı, göğüs ağrısı veya çarpıntı gibi diğer kalp hastalığı belirtileriyle birlikte geliyorsa, bu ciddi bir durum olabilir ve hemen bir doktora danışılmalıdır.</p>
<p>* Düzensiz kalp atışları: Bacak ağrısına ek olarak kalp atışlarının düzensiz olduğu hissediliyorsa, kalp hastalığına işaret edebilir.</p>
<p>* Yara veya enfeksiyon: Bacaklarda yara veya enfeksiyon varsa, bu da bacak damarlarının veya venlerin tıkanıklığına veya iltihaplanmasına işaret edebilir.</p>
<p>Bacak ağrısı semptomu, genellikle ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olmadığı sürece evde tedavi edilebilir. Ancak, yukarıdaki belirtilerden herhangi biri varsa veya ağrı şiddetliyse, mutlaka bir doktora danışılmalıdır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-gelen-bacak-agrisina-dikkat-kalbiniz-size-mesaj-veriyor-olabilir-395191">Yürürken Gelen Bacak Ağrısına Dikkat! Kalbiniz Size Mesaj Veriyor Olabilir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş dönmesi ve denge probleminiz varsa, kulak kistalleriniz oynamış olabilir  </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-denge-probleminiz-varsa-kulak-kistalleriniz-oynamis-olabilir-393239</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 14:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kistalleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[oynamış]]></category>
		<category><![CDATA[probleminiz]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hepimiz dönem dönem nedenini bilmediğimiz baş dönmeleri yaşayabiliyoruz. Bunu bazen sıcak havaya, bazen yorgunluğa, bazen de kullanılan ilaçlara bağlıyoruz. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-denge-probleminiz-varsa-kulak-kistalleriniz-oynamis-olabilir-393239">Baş dönmesi ve denge probleminiz varsa, kulak kistalleriniz oynamış olabilir  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİKKAT VERTİGO OLABİLİRSİNİZ …</strong></p>
<p>Hepimiz dönem dönem nedenini bilmediğimiz baş dönmeleri yaşayabiliyoruz. Bunu bazen sıcak havaya, bazen yorgunluğa, bazen de kullanılan ilaçlara bağlıyoruz. </p>
<p>Peki ya öyle değilse? Baş dönmelerinin çok basit sebepleri olabileceği gibi, bazı hastalıkların da habercisi olabilir.</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi KBB Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yıldırım Ahmet Bayazıt; halk arasında kristal oynaması olarak bilinen ‘Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV)’ ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu</strong></p>
<p>Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV), en yaygın olarak görülen baş dönmesi nedenidir. Halk arasında ‘<strong>kristal oynaması’</strong> olarak da ifade edilir. </p>
<p><strong>Kristaller neden oynar?</strong></p>
<p>BPPV’nin hastada ortaya çıkış nedeni bilinmemektedir; ancak <strong>kafa travması</strong>, denge sinirinin iltihaplanması, <strong>üst solunum yolu enfeksiyonu</strong>, bazı cerrahi operasyonlar, ileri yaş, hareket hastalığı, migren, uzun yatak istirahati sonrası görülebilmektedir.</p>
<p>Hastalığın nedeni; iç kulakta bulunan ve yer çekimini algılamamızı sağlayan küçük kalsiyum kristallerinin (kanalitler), iç kulağın vestibül adı verilen bölümünde normalde yapışık olarak durdukları bölgeden koparak iç kulak sıvısı içinde serbest olarak kalmasıdır. Bu durumda kristaller, iç kulağın yanlış kısmında veya yanlış kanalındaki sensörler üzerinde yüzmeye ve/veya sıkışmaya başlar.</p>
<p><strong>Kristal oynaması nasıl belli olur?</strong></p>
<p>BPPV’yi farklı deneyimleyenler olabilir; ancak yine de ortak belirtiler vardır. En sık görülen belirtiler; belirli baş hareketleri ile ortaya çıkan ani başlayan baş dönmesi, mide bulantısı ve bazen kusma hissidir. Bu belirtiler saniyelerden dakikalara kadar bir süre zarfında yoğun hissedilebilir. BPPV çoğunlukla hasta yatağa yattığında veya yataktan kalktığında, yatakta döndüğünde, başını arkaya eğdiğinde veya öne doğru eğildiğinde ortaya çıkmaktadır. Sürekli baş dönmesi ve dengesizlik hissine sahip olabilirler; ancak bu belirtiler atak geçtikçe hafifleyecektir.</p>
<p><strong>Kristal oynaması daha çok kimlerde görülür?</strong></p>
<p>BPPV’nin yaşam boyu ortaya çıkış oranı %2,4’tür ve 60 yaşın üstündeki hastalarda 18-39 yaş arasındaki hastalara kıyasla 7 kat daha fazla görülür. BPPV kadınlarda, her yaş grubundaki erkeklerden daha sık görülür.</p>
<p><strong>Kristal oynaması nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Hastalık çoğu zaman kendiliğinden kısa sürede geçer; ancak bazı hastalarda kendiliğinden iyileşme olmaz. Bu hastaların doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir. BPPV’de en sık uygulanan tedavi repozisyon manevraları yani kristallerin tekrar orijinal yerine gönderildiği manevralardır. Epley Manevrası, posterior (arka) yarım daire kanalı BPPV’sinde en sık kullanılan manevradır. Lateral (yan) yarım daire kanalı BPPV’sinde ise sıklıkla Barbekü Manevrası kullanılır. Bu manevralar bir seferde %80-90 oranında hastalığın düzelmesini sağlar. Bazen ikinci ya da üçüncü manevrayı yapmak gerekir ve bu sayede hastaların % 90’nında düzelme sağlanır. Başarısız olunan hastalarda habituasyon egzersizleri uygulanarak sorun büyük oranda çözümlenir. Nadiren, tüm tedavilere rağmen hastalarda düzelme olmayabilir. Bu durumda cerrahi tedaviler gündeme gelir. Cerrahi olarak hastalıklı yarım daire kanalı kapatılabilir ya da hastalıklı taraftaki denge siniri kesilebilir.</p>
<p><strong>Kristal oynaması tekrarlar mı?</strong><br />BPPV tekrarlayabilen bir hastalıktır. Hastaların ilk yıl içinde 1/3’ünde, ilk 5 yıl içerisinde ise en az yarısında tekrar BPPV atağı görülmektedir; ancak bu korkulacak bir durum değildir. Genellikle ilk hastalıkta olduğu gibi düzeltici manevralarla tedavi edilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-donmesi-ve-denge-probleminiz-varsa-kulak-kistalleriniz-oynamis-olabilir-393239">Baş dönmesi ve denge probleminiz varsa, kulak kistalleriniz oynamış olabilir  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 09:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[çatlamasına]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerin]]></category>
		<category><![CDATA[hatta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kırılmasına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bruksizmin gün içinde ya da uyku sırasında yapılan diş sıkma ve gıcırdatma eylemi olduğunu belirten uzmanlar, bu eylemin diş sağlığı açısından önemli sorunlar ortaya çıkarabileceği konusunda uyarıyor. Bruksizmin kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilik tipine sahip olanlarda bruksizm riskinin yüksek olduğunu söylüyor. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişlerin kaybedilebileceğine vurgu yapan Üçem, bruksizmi olduğunu düşünenlerin, diş hekimine danışmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, diş kaybına kadar gidebilecek bruksizm sorunu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kadınlarda daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Bilinçsizce diş gıcırdatma veya sıkma sorununun bruksizm olarak adlandırıldığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Gün içerisinde dişlerinizi sıkabilir ve gıcırdatabilirsiniz. Ya da gece uyurken (uyku bruksizmi) sahip olduğunuzun farkında bile olmayabilirsiniz.” dedi. </p>
<p>Uyanık bruksizmin, nüfusun yüzde 20&#8217;si tarafından bildirilen, esas olarak diş sıkma ile karakterize edilen yarı gönüllü bir eylem olduğunu ifade eden Üçem, “Kadınlarda daha sık görülür ve yaşla birlikte azalır. Tipik olarak stresle veya konsantrasyon gerektiren bir görevi yerine getirirken ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşınmış dişler, yüz ve baş ağrısı bruksizm belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Uyku bruksizminin uyku ile ilişkili bir hareket bozukluğu olduğuna dikkat çeken Üçem, “Bu sınıflandırmadaki diğerleri, huzursuz bacak sendromu ve periyodik uzuv hareket bozukluğunu içerir. Uyku literatüründe uyku bruksizmi, sağlıklı bireylerde bir hareket bozukluğu veya uyku bozukluğu olmayan, ritmik (fazik) veya ritmik olmayan (tonik) olarak karakterize edilen uyku sırasındaki çiğneme kas aktivitesi olarak tanımlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Bruksizmi olan hastalarda görülebilecek belirtilerin farklı olabileceğine değinen Üçem, “Aşınmış dişler, yontma veya kırık dişler, yüz ağrısı, aşırı hassas dişler, gergin yüz ve çene kasları, baş ağrısı, çene çıkığı, çenenin kilitlenmesi, diş minesinin aşınması, temporomandibular eklemde bir patlama veya tıklama, dil girintileri, yanağın iç kısmında hasar ve aşınma yüzeyleri gibi belirtiler ortaya çıkabilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Agresif, rekabetçi veya hiperaktif kişilerde bruksizm riski daha yüksek</strong></p>
<p>Bruksizmin küçük çocuklarda daha yaygın olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bu durum genellikle yetişkinlikte geçer. Agresif, rekabetçi veya hiperaktif bir kişilik tipine sahip bireylerde bruksizm riskinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bruksizm, sigara içenlerde içmeyenlere göre neredeyse iki kat daha yaygındır.” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu için psikologdan yardım alınabilir</strong></p>
<p>Stres ve diş gıcırdatmanın yan etkilerinden şikayetçi olanların, profesyonel yardım alması gerektiğine vurgu yapan Üçem, tedavi seçeneklerini ise şöyle sıraladı:</p>
<p>“Diş hekiminiz, dişlerinizi korumak için size geceleri kullanılmak üzere bir diş sıkma plağı verebilir. Ancak öğütmeyi durdurmaz, sorunun altında yatan nedenleri ele almanız gerekir. Kas gevşetici ilaçlar çeneyi gevşetmeye ve gece gıcırdatmayı durdurmaya yardımcı olabilir. Aşırı stres ve diş gıcırdatma sorunu yaşayan kişiler, bir psikologdan veya başka bir profesyonel danışmandan yardım isteyebilir. Biyolojik geri bildirim de dahil olmak üzere stresle başa çıkma ve gevşeme eğitimi konusunda yardım alabilir. Çene botoksu bruksizm olaylarını durdurmaz ama diş sıkmanın şiddetini azaltabilir ve bazı durumlarda fayda sağlayabilir.”</p>
<p><strong>Bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir</strong></p>
<p>Bruksizm tedavi edilmediği taktirde dişlere zarar verebileceğinin altını çizen Üçem, “Dişlerinize verilen hasar, yüzey çatlaklarından kırık dişlere veya restorasyonlara kadar değişebilir. Bu diş ağrısına neden olabilir. En kötü durumda, bruksizm sonucu dişler kaybedilebilir. Bruksizmden kaynaklanan stres, dişleri destekleyen dokulara da zarar vererek dişlerin sallanmasına neden olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş hekiminize danışmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Çene veya kas ağrılarının genellikle çene kaslarını aşırı çalıştırabilen dişleri sıkma ve gıcırdatmanın tekrarlanan hareketinden kaynaklandığını belirten Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Bruksizm, özellikle şakaklarda gerilim ve baş ağrılarına da neden olabilir, burası büyük bir kas olan temporalisin oturduğu yerdir. Bruksizm zamanla dişlerin minesini aşındırarak sıcak veya soğuk yiyecek ve içeceklere karşı artan hassasiyete yol açabilir. Aşırı bruksizm, özellikle önceden hasar görmüş veya zayıf noktaları varsa, dişlerin çatlamasına veya kırılmasına neden olur. Sonunda, dişler aşınarak oklüzal dikey boyutun kaybına neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bruksizmi önlemek için alınabilecek önlemlere de değinen Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bruksizminiz olduğunu düşünüyorsanız, diş hekiminizle konuşun. Size, kas gerginliğini azaltmaya yardımcı olabilecek kas gevşeticiler veya iğneler gibi ilaçlar önerebilir. Soruna katkıda bulunup bulunmadığını görmek için kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuzla konuşun. Üst veya alt dişlerinize uyan, kenetlemeyi veya gıcırdatmayı azaltmaya yardımcı olabilecek özelleştirilmiş splint de kullanabilirsiniz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-bruksizm-dislerin-catlamasina-kirilmasina-hatta-dis-kaybina-neden-olabilir-393145">Aşırı bruksizm, dişlerin çatlamasına, kırılmasına hatta diş kaybına neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 08:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[edilmezse]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda özellikle pandemiyle birlikte kişilerin kendi başına spor yapmaya çalıştığını hatırlatan Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, bilinçsizce yapılan sporun kalça ağrılarına ve kalça bölgesindeki bazı sorunlara yol açabileceğine işaret etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612">Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Son zamanlarda özellikle pandemiyle birlikte kişilerin kendi başına spor yapmaya çalıştığını hatırlatan Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, bilinçsizce yapılan sporun kalça ağrılarına ve kalça bölgesindeki bazı sorunlara yol açabileceğine işaret etti. </em></p>
<p>Sık karşılaşılan ortopedik sorunlardan olan kalça ağrısı 18-60 yaş arası genç ve erişkin nüfusun hayat kalitesini etkileyen önemli bir sorun. Avrupa’da yıllık kalça ağrısı sebebiyle hastaneye başvuranların oranının ülke nüfuslarına göre yüzde 1-2 civarında olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, “80 milyonluk Türkiye’yi düşünürsek yaklaşık 800 bin kişiyi etkilediğini söylemek mümkün” diye konuştu. </p>
<p>Yaşa göre farklı nedenlerle ortaya çıkabilen bu sorunun özellikle pandemi ve sonrasında bilinçsizce yapılan spora bağlı artışa neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akman, kalça bölgesindeki ağrıların kaynaklandığı sorunlar ve tedavisine yönelik bilgi verdi. </p>
<p><strong>“AĞRI FARKLI NEDENLERDEN KAYNAKLANABİLİR”</strong></p>
<p>Hem gençlerde hem de yaşlılarda kalça ve kalça çevresi ağrılarının nedenlerinin bulunmasının zor olabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, iyi ve kapsamlı bir uzman muayenesinin şart olduğunu ifade etti.</p>
<p>Doç. Dr. Akman, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bu ağrılar kalça ekleminden, kemiklerden, kalçanın çevresindeki kas ve tendonlardan kaynaklanabilir. Aynı zamanda yansıyan ağrılar olabilir. Kalça eklemini direkt ilgilendirmeyen ama bel bölgesinden yansıyan bir ağrı da kalçaya vurabilir. Bununla birlikte idrar yolları, kadınlarda jinekolojik problemler de kalça çevresinde ağrı yaratabilir. Bu nedenle ağrıyı değerlendirmek için öncelikle travmatik mi yoksa travmadan bağımsız bir ağrı mı, buna bakmak gerekir.”</p>
<p><strong>“20-60 YAŞ ARASINDA DAHA ÇOK SPOR VE AKTİVİTEYLE İLGİLİ AĞRILAR ÖN PLANDA” </strong></p>
<p>Gençlerde, çocuklarda ve yaşlılarda görülen kalça ağrılarının farklılık gösterebileceğini söyleyen Doç. Dr. Akman, şunları ekledi: “Genç popülasyonda yapılan birçok çalışmada kalça ağrısı ile başvuran hastalarda ilk sırada Femoraasetabuler impingement dediğimiz kalça sıkışma hastalığı ve kas-tendon zorlanmaları gözleniyor.  60 yaş üzeri kişilerde ise kalça ağrısının sebeplerine baktığımızda gençlerden farklı olarak osteoartrit yani kireçlenme ilk sırada yer alıyor. Tabi ki kas-tendon ağrıları, yansıyan ağrılar da görülebilmektedir. Artroz dünya genelinde sakatlık bırakan hastalıklar arasında dördüncü sırada yer alan önemli bir sorundur. Dünyada yıllık 240 milyon kişinin, Amerika Birleşik Devletlerinde 32 milyon kişinin muzdarip olduğu bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>AĞRI HAREKETLE ARTIYORSA SORUN ORTOPEDİK KAYNAKLI OLABİLİR</strong></p>
<p>Kalçanın ön bölgesinde yer alan ve hareketle birlikte artış gösteren kalça ağrısının sorunun ortopedik nedenlerden kaynaklandığının göstergesi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Akman, “Ancak ortopedik sorunlarda da sorun ilerlediyse istirahat sırasında da ağrı devam edebilir” dedi. </p>
<p><strong>“KALÇANIN ARKA TARAFINDAKİ AĞRILAR DAHA ÇOK BEL KAYNAKLIDIR” </strong></p>
<p>Kalça ekleminden kaynaklanan sorunlarda kalçanın ön kısmında ağrı yapabileceğini söyleyen Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, “Bu durumda kalçanın yanı ve arkasında ağrı yapmasını beklemeyiz. Hasta geldiği zaman kalçanın arka tarafını da kalça bölgesi olarak adlandırabiliyor. Ancak kalçanın arka tarafındaki ağrılar daha çok bel kaynaklıdır. </p>
<p>Bizim kalça hastasında beklediğimiz şikâyet aslında şudur; C bulgusu (C sign) denen bir şey vardır. Hasta eliyle C şeklini yapıp ön ve yana doğru bir yer gösterir. Hasta ağrısını C işaretinin içerisinde kalan bir bölgede hissediyorsa büyük olasılıkla kalçadan kaynaklanır. Daha çok yan arka veya tamamen arka bölgedeyse aslında kalça patolojisinden biraz uzaklaşırız. Daha farklı hastalıklar düşünmemiz gerekir. Yansıyan ağrıdan dolayı bel sorunları, bel fıtıkları, romatizmaya bağlı patolojilerde kalça çevresinde ağrı yaratabilir” dedi. </p>
<p><strong> “ÇOK NADİR GÖRMEKLE BİRLİKTE BAZI KÖTÜ HUYLU HASTALIKLARIN DA BELİRTİSİ OLABİLİR” </strong></p>
<p>Kalça ve kalça çevresindeki ağrıların çok nadir olmakla birlikte bazı kötü huylu hastalıkların da belirtisi olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Akman, “Hastalığın tanısında fizik muayene bu nedenle çok değerli. İlk değerlendirme sonrasında tanıyı büyük oranda yaklaşıyoruz. Ancak kesin tanı için ek tanı yöntemlerini mutlaka istiyoruz. Özellikle gençlerde röntgen ile birlikte mutlaka MR gerekir.”</p>
<p><strong>&#8220;GÜNÜMÜZDE KALÇA ARTOSKOPİSİNİ ÇOK SIK KULLANIYORUZ&#8221;</strong></p>
<p>Hastalığın tedavi süreçlerinden bahseden Doç. Dr. Akman şu bilgileri verdi, “Gençlerde kalça sıkışma hastalığı, kıkırdak sorunları ve labrum yırtıkları ile karşılaşırsak cerrahi tedaviler ile başarılı sonuçlar alıyoruz. Burada da açık minimal invaziv bir yöntem olan kalça artroskopisini günümüzde çok sık kullanıyoruz. Artık dünyada da altın standart haline geldi. Kalça artroskopisi her yaşta yapılabilir ama tabi ki kalça ekleminde bozukluk ilerlediği osteoartrit geliştiği zaman çok fazla da işe yaramıyor. Daha çok genç hastalarda ve bu olayların ilk evresinde başvurduğumuz bir yöntem olduğunu söyleyebilirim. Gençler ve sporcular, kalça yaralanmaları- labrum yırtıkları ve kalça sıkışması ameliyatlarından sonra spora dönebilirler. Belli bir iyileşme döneminden sonra aktivitelerine kaldıkları yerden devam edebilirler. “</p>
<p><strong>“TEDAVİLERLE HAYAT KALİTELERİNİ YÜKSELTEBİLİYORUZ” </strong></p>
<p>Tedavi edilmediği taktirde hastaların bir süre sonra kalça kireçlenmesiyle karşımıza gelmesi kaçınılmaz olacaktır” diyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Budak Akman, şu önerilerde bulundu: </p>
<p>“Öncelikle sosyal medya üzerinden görülen hareketlerle bilinçsizce spor yapılmamalı. Bununla birlikte sporla birlikte ya da hareketlerin hızını artırdıkları zaman ağrı varsa ‘bir daha spora gideyim, ağrılarım geçer’ diye düşünüp üstüne gidilmemeli. Çünkü bu durumda ağrıların kronikleşmesine ve basit bir tedaviyle geçebilecekken daha kompleks hale gelebilir. O yüzden sporla ilgili bir yaralanma, zorlanma özellikle o bölgede şişlik, morarma gibi bir bulgu oluşursa hemen ortopedi uzmanına başvurmalarında yarar var. İleri yaştaki kalça kireçlenmesi olan hastalarımız da yaşadıkları kalça ağrıları ile devam etmek zorunda değiller. Günümüzdeki tedavi şekilleriyle hayat kalitelerini yükseltebiliyoruz. Ağrılarını azaltıp konforlu bir şekilde yaşamlarına devam edebileceklerini unutmamalılar.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalca-agrilari-tedavi-edilmezse-daha-buyuk-sorunlara-neden-olabilir-392612">Kalça Ağrıları Tedavi Edilmezse Daha Büyük Sorunlara Neden Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 09:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluğa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389518</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok kişi tarafından yaşanabilen bir durum olan uykusuzluk, bazı kişilerde birkaç gün devam ederken bazı kişilerin de hayatlarının her noktasını etkileyebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518">Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pek çok kişi tarafından yaşanabilen bir durum olan uykusuzluk, bazı kişilerde birkaç gün devam ederken bazı kişilerin de hayatlarının her noktasını etkileyebilir. Ciddi şekilde devam eden uykusuzluğun tedavi gerektirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Özellikle gençler okul, iş ve sosyal yükümlülüklerden kaynaklanan aşırı yoğun tempoya ve strese duyarlı olabilir. Bunun yanı sıra artan elektronik cihaz kullanımı da uykusuzluğa sebep olabilir” açıklamasında bulundu. </strong></p>
<p>Bir bebeğin her gün 17 saate kadar uykuya ihtiyacı olabilirken, yetişkinlerin bir gecede sadece 7-8  saat uyuyabildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Genel olarak ideal kabul edilen uyku süreleri 0-3 ay arası 14-17 saat, 4-11 ay arası 12-16 saat, 1-2 yaş arası 11-14 saat, 3-5 yaş arası 10-13 saat, 6-12 yaş arası 9-12 saat, 13-18 yaş arası 8-10 saat, 18-64 yaş arası 7-9 saat ve 65 yaş ve üstü 7-8 saattir” dedi. </p>
<p>Düzenli uykunun gün içerisinde kişinin daha enerjik olmasına yardımcı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nihal Işık, “Düzenli uyku bağışıklık fonksiyonunu artırır, metabolizmayı olması gereken şekilde çalıştırır, hafızayı geliştirir, enerjik hissettirir ve ruhsal sağlığı destekler” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uykusuzluk problemi herkeste farklı görülebilir</strong></p>
<p>Uykusuzluk probleminin her insanda farklı şekilde görülebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Nihal Işık, “Kişinin yaşamı, uyku sorunlarıyla birlikte zaman içinde değişebilir. Uykusuzluk uykuya geçmede zorluk, kısa süren uykular, gece boyu sık uyanmak, uykudan uyanmak, dinlenmiş uyanamamak, yorgunluk ve odaklanma zorluğu şeklinde görülebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Uykusuzluk bağışıklığı düşürüyor</strong></p>
<p>Uykusuzluk ile ilgili en yaygın şikâyetin sürekli yorgunluk hissi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nihal Işık, “Bunun etkisi, normal günlük işlev için yeterince konsantre olabilme ve odaklanabilme ile ilgili sorunlara da katkıda bulunur. Duygudurum bozuklukları geliştirme riski genellikle uykusuzluk dönemlerinde yükselebilir. Uykusuzluk aynı zamanda felç, astım, bağışıklık zayıflaması, iltihaplanma, obezite, diyabet, tansiyon yükselmesi ve depresyona sebep olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Çalışma şartları uykusuzluğa yol açıyor</strong></p>
<p>Çalışma şartları, stres, çeşitli hastalıklar gibi pek çok faktörün kişinin uykusuzluk sorunu yaşamasına neden olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Nihal Işık, “Uykusuzluğun teşhisi için çeşitli testlerin yanı sıra kişiden bir uyku günlüğü tutması istenebilir. Bu günlük, uykuya dalmaya çalıştıkları süreyi, uyku sürelerini ve gün içerisinde yaşadıkları problemleri içerir. Aynı zamanda bazı kişiler uyku laboratuvarlarında tanısal değerlendirmelerden geçilebilirler” diye konuştu.</p>
<p>Uykusuzluğu tedavi etmek için doktor tarafından reçete edilebilen ilaçlar bulunduğu gibi yaşam tarzı değişikliklerinin de tavsiyeler arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Nihal Işık, “İlaçlar kısa vadede etkili sonuçlar sağlar fakat uykusuzluk yaşayan her kişi için uygun bir tedavi olarak görülmez. Bazı durumlarda kişilere terapi gibi psikolojik destek de sağlanması gerekebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Elektronik eşyalar yatak odasında kullanılmamalı</strong></p>
<p>Uyku kalitesini artırmanın uyku öncesi ve sonrası yapılan aktivitelerle yakından ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nihal Işık, “Özellikle haftanın her günü mümkün olduğunca aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya çalışmak bir düzen oluşturmaya yardımcı olur. Bunun yanında kişiyi sakinleştirecek aktiviteler ve meditasyon yapması da uykuya dalmayı kolaylaştırabilir. Uyumadan önce besin alımını durdurmak ve kafein alımına saatler önce son vermek de uykusuzluğun önüne geçmeye yardımcı olabilir. Aynı zamanda gün içerisinde egzersiz yapmak, elektronik eşyaları yatak odasında kullanmamak da sağlıklı bir uyku için çok önemli” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uykusuzluğu tetikleyen 5 faktör</strong></p>
<ul>
<li><strong>Stres:</strong> Stres kalitesiz uykuya neden olan bir reaksiyona neden olabilir. Vücudun strese verdiği fiziksel ve zihinsel tepki, aşırı uyarılmaya katkıda bulunur ve uykusuzluğu getirebilir.</li>
<li><strong>Uyku Düzeni:</strong> Vücudun sirkadiyen ritmi olarak bilinen iç saati, gece ve gündüzün günlük düzenini ifade eder. Bu ritim bozulduğunda kişide uykusuzluk oluşabilir. Vardiyalı çalışma, bir kişinin gece boyunca çalışmasını ve gündüz uyumasını gerektirebilir ve uyku düzeninin bozulması problemleri yanında getirir. </li>
<li><strong>Ruh Sağlığı:</strong> Anksiyete, depresyon ve bipolar bozukluk gibi ruh sağlığı problemleri sıklıkla ciddi uyku sorunlarına yol açar. Fakat aynı zamanda uykusuzluğun ruh hali ve kaygı bozukluklarını şiddetlendirebileceği de göz ardı edilemez. </li>
<li><strong>İlaç Kullanımı:</strong> Uykusuzluk birçok ilaç türünün yan etkisi olabilir. Özellikle tansiyon, astım ilaçları ve antidepresanlar buna neden olabilen ilaçlardandır. </li>
<li><strong>Yaş:</strong> Artan yaş sağlık sorunlarında çeşitli artışlar ve ilaç kullanımları uykusuzluğun nedeni olabilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/elektronik-cihazlar-uykusuzluga-neden-olabilir-389518">Elektronik cihazlar uykusuzluğa neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber sigorta tek başına çözüm olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-sigorta-tek-basina-cozum-olabilir-mi-384657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 11:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik şirketi ESET, siber güvenlik uygulamalarına yatırım yapmadan siber sigortadan faydalanacağına inanan firmaların uğrayabilecekleri zararları gözden geçirmeleri gerektiğini paylaştı.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-sigorta-tek-basina-cozum-olabilir-mi-384657">Siber sigorta tek başına çözüm olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik şirketi ESET, siber güvenlik uygulamalarına yatırım yapmadan siber sigortadan faydalanacağına inanan firmaların uğrayabilecekleri zararları gözden geçirmeleri gerektiğini paylaştı.  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Şirketlerin siber riskleri gün geçtikçe artıyor. Artan tehdit seviyeleri, genişleyen saldırı yüzeyleri ve güvenlik becerilerindeki zafiyet birleştiğinde şirketler dezavantajlı hale geliyor. Potansiyel güvenlik ihlali olasılığının artmasına karşı çoğu firma, sorumluluklarının bazılarını üçüncü parti yüklenicilere devretmenin yollarını arıyor. En iyi siber güvenlik uygulamalarına yatırım yapmadan kolayca siber sigortadan faydalanacağına inanan firmalar yanılıyor olabilir çünkü bu tür  yatırımlar yapmanın, zararın sigorta kapsamında karşılanmasının bir ön koşulu olması düşüncesi giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p> </p>
<p>ESET, işletmelerin siber güvenlik sigortası yaptırması “hiçbir zarar görmeden” kurtulmalarına yaramıyorsa, ne işe yarıyor sorusuna odaklanarak değerlendirmeleri gerektiğini paylaştı; kurumlar için yol gösterici bilgileri bir araya getirdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Siber sigorta nedir?</strong></p>
<p>Genel anlamda siber sigorta, her büyüklükteki şirketin veri ihlali ve sızıntılar sonucu ortaya çıkan finansal zararlardan korunmasına yardımcı olur. Poliçeye bağlı olarak siber sigorta şunları karşılayabilir: Potansiyel bir olay öncesi, söz konusu saldırılara dayanıklılığı artırmak için yapılacak değerlendirmelere, dikkatlice incelenerek belirlenen satıcılara ve bilgilere erişim. İhlal sonrası bildirim, adli soruşturma, yasal hizmetler ve kriz yönetimi uzmanlığı konusunda yardım. Şirkete karşı yasal giderler ve tazminat talepleri için mali destek. İşletmenin çalışmaya devam etmesi, verilerin geri yüklenmesi ve gelir kaybının giderilmesi için yapılan harcamaların karşılanması.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden siber sigortaya ihtiyaç var?</strong></p>
<p>Siber sigorta sektörünün 2029 yılına kadar 64 milyar ABD doları hacmine ulaşacak bir sektör olacağı tahmin ediliyor. Artan siber tehditler ve bunlarla ilişkili maliyetlerin yanı sıra düzenleyici kuruluşların konuya daha ciddiyetle yaklaşımı, şirketleri riskle karşılaşma ihtimalini en aza indirmek için denenmiş ve test edilmiş yöntemler aramaya itiyor.</p>
<p> </p>
<p>Pandemi sırasında bulut ve dijital yatırımlarla birleşen hibrit çalışmaya geçiş, verimlilik ve iş süreçlerinin etkinliğinin artmasına yardımcı olurken aynı zamanda siber saldırı yüzeyini de artırdı. Yama uygulanmamış evden çalışma uç noktaları, yanlış yapılandırılmış bulut sistemleri ve mobil kaynaklı tehditler buz dağının sadece görünen kısmı. 2022 yılında hazırlanan bir raporda kuruluşların %79’unun, çalışma uygulamalarında yapılan son değişikliklerin kuruluşlarının siber güvenliğini olumsuz etkilediğini düşündüğünü iddia ediyor. Bir başka çalışmada ise küresel kuruluşların %43’ünün saldırı yüzeylerinin “kontrolden çıkmaya başladığı” konusunda hemfikir. Saldırı yüzeyi aynı zamanda karmaşık tedarik zincirleri ve potansiyel olarak dikkatsiz çalışanlara kadar uzanıyor.   Örneğin, küresel şirketlerin tahminen %98&#8217;i, 2021 yılında tedarikçileri nedeniyle bir ihlal yaşamıştır. </p>
<ul>
<li>ABD’de 2022 yılında neredeyse rekor rakamlara ulaşan kamuya bildirilen veri ihlalleri yaşandı</li>
<li>2022 yılında Birleşik Krallık’ta araştırmaya katılan kuruluşlarının beşte ikisi, geçmiş 12 ayda bir güvenlik ihlali yaşadığını bildirdi</li>
<li>Yine Birleşik Krallık’taki teknoloji ve iş dünyası liderlerinin çeyreğinden fazlası (%27) iş e-posta güvenliği (BEC) ve &#8220;hackleme ve sızdırma&#8221; saldırılarının, %24’ü ise fidye yazılımların 2023 yılında artmasını beklediğini söyledi</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Günümüzde ciddi güvenlik vakalarının sayısı artmakla kalmıyor, bunların mağdurlara olan maliyeti de gün geçtikçe artıyor. 2021 yılında siber suç vakalarının FBI’ya maliyetinin 9,6 milyar ABD dolarına ulaştığı bildirilmişti. Bir yıl sonra ise bu rakam, %49 artışla, 10,3 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu tabloda toplam, 2022&#8217;ye kadar olan beş yıl için 27,6 milyar ABD dolarına çıkıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sigorta teminat kapsamı için ne yapılması gerekiyor?</strong></p>
<p>Siber sigorta sektörü, son birkaç yılda belirgin bir değişim geçirdi. Pandemi sırasında fidye yazılımı ihlallerindeki artışın ardından bazı iddialar yayıldı. Bazı kişilerin dolaylı olarak tehdit aktörlerini saldırı başlatmaya teşvik etmek konusunda sektörü suçlamasına yol açtı. Birçok yüklenicinin maruz kaldığı kayıplar, poliçelerde bazı değişikliklerin yapılmasına yol açınca prim oranlarında önemli bir artış ve kapsama alanında önemli oranda azalmaya neden oldu. Neyse ki fiyatlar artık dengeleniyor, bu nedenle poliçeler yeniden karşılanabilir hale geliyor. Bunun bir kısmı, daha fazla potansiyel müşteri talep eden daha ayrıntılı poliçelere bağlı. Bu durum, siber sigortanın, son çare olmaktan önlem almayı teşvik eden bir güvenlik ortağı olmaya doğru evrilen rolünü görmemizi sağlamıştır. Kısacası, şirketlerin güvenlik kontrolleri alanında en iyi uygulamalar ve siber hijyen önlemlerini uygulamalarını zorunlu kılan sigortacılar, siber risk yönetiminde temelden iyileşme ihtiyacını tetikleyebilir. </p>
<p> </p>
<p>Poliçeye bağlı olarak bu önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Düzenli (ve saha dışı) veri yedekleme </li>
<li>Güçlü, benzersiz parolalar ve iki faktörlü kimlik doğrulama kullanımı</li>
<li>Güvenlik açığı taraması ve otomatik risk tabanlı yama yönetimi</li>
<li>Siber güvenlik farkındalığı ile ilgili düzenli eğitim programları yapma</li>
<li>Uç nokta güvenlik yazılımı</li>
<li>Düzenli olarak test edilen olay müdahale planları</li>
<li>Saldırıların &#8220;etki alanını&#8221; en aza indirmek için kullanılan ağ segmentasyonu</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-sigorta-tek-basina-cozum-olabilir-mi-384657">Siber sigorta tek başına çözüm olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağca]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[fehmi]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ortamın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[suriyede]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=376544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriye’de barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel ABD! </strong></p>
<p><strong>Suriye’nin 12 yıl aradan sonra yeniden Arap Birliği’ne katılmasını değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca bu durumun Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini belirtti. “Tarafların iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” diyen Ağca Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına ilişkin durumu değerlendirdi. Suriye’nin, 7 Mayıs 2023 tarihinde yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldığını, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldığını da sözlerine ekleyen Ağca, Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye’nin de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar attığını söyledi. Ağca, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasının önündeki en önemli engelin ABD olduğunu da sözlerine ekledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca Suriye’nin 12 yıl aradan sonra Arap Birliği’ne katılmasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye daimi gözlemci statüsünde</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye devletleri tarafından 22 Mart 1945’te Kahire’de kurulduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “Merkezi Kahire&#8217;de olan Arap Birliği&#8217;nin bugün 22 üyesi var. 2006 yılından beri Türkiye daimi gözlemci statüsünde.” dedi.</p>
<p>Arap Birliği’nin daimi merkezinin Kahire’de olmasına karşın her yıl Arap Birliği zirvelerinin farklı şehirlerde yapıldığını söyleyen Ağca, 2023 yılındaki ilk toplantının 19 Mayıs 2023’te, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>Arap Birliği, her konuda üyelerin desteklenmesi amacıyla kuruldu</strong></p>
<p>Arap Birliği’nin kurulma amacının üyelerin siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal programlarını güçlendirmek, koordine etmek ve aralarında veya üçüncü taraflarla oluşabilecek uyuşmazlıklara aracılık etmek olduğunu aktaran Ağca, iş birliği konularını da “Ticaret, gümrükler, döviz kurları, tarım ve sanayi alanlarını kapsayan ekonomik ve mali konular, demiryolları, karayolları, havacılık, denizcilik, posta ve telgraf dâhil iletişim alanında işbirliği, kültürel işbirliği, vatandaşlık, pasaport, vizeler, mahkeme kararlarının icrası ve suçluların geri iadesi, sosyal güvenlik konularında işbirliği ve sağlık alanında işbirliği.” olarak sıraladı. </p>
<p><strong>Her Arap Devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir</strong></p>
<p>Arap Devletleri Birliği Paktı olarak da bilinen Arap Birliği Şartı’nın, Arap Birliği&#8217;nin kurucu antlaşması olduğunu belirten Ağca, “Buna göre, Arap Devletleri Birliği bu anlaşmayı imzalayan bağımsız Arap Devletleri&#8217;nden oluşacaktır. Her Arap devleti, Arap Birliği’ne katılma hakkına sahiptir ve katılma için müracaatını, Arap Birliği Konseyi’nin ilk toplantısında görüşülmek üzere Genel Sekreterliğe yapar.” diyerek Arap Birliği’ne katılma şartlarını açıkladı.</p>
<p><strong>7 Mayıs 2023’te, Suriye</strong><strong> yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı </strong></p>
<p>Suriye&#8217;nin üyeliğinin 16 Kasım 2011 tarihinde askıya alındığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, “6 Mart 2013 tarihinde Arap Birliği, Suriye Ulusal Koalisyonu&#8217;nun Suriye&#8217;yi temsil ettiği gerekçesiyle Arap Birliği&#8217;ndeki yerini verdi. 9 Mart 2014 tarihinde, Genel Sekreter Nabil Al-Arabi, muhalefet kurumlarının oluşumunu tamamlayana kadar Suriye&#8217;nin sandalyesinin boş kalacağını söyledi. 7 Mayıs 2023 tarihinde, Suriye yeniden Arap Birliği&#8217;ne katıldı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ev sahibi Suudi Arabistan Kralı tarafından 19 Mayıs’ta yapılan zirveye çağrıldı. Arap ülkelerinin yanı sıra, Türkiye de Suriye ile normalleşme yönünde adımlar atmaktadır. Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri bakan yardımcıları ve savunma bakanları düzeyindeki görüşmelerin ardından 10 Mayıs’ta, Moskova’da üçüncü tur görüşmeler için dışişleri bakanları buluştu.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Suriye’nin üyeliğini askıya alınmıştı </strong></p>
<p>22 üyeli Arap Birliği’nin 18 üyesinin, barışçıl protestoları kanlı şekilde bastırma girişimi nedeniyle Kasım 2011’de Şam’ın üyeliğini askıya aldığını kaydeden Ağca, “O dönem Esad lehine Suriye dışında, İran etkisindeki Lübnan ve Yemen oy kullanmıştı. Irak ise çekimser kalmıştı. İç savaş boyunca 500 binden fazla insan öldü, milyonlarca kişi yerinden oldu. Halen, Suriye’nin kuzey kısımları Esad’ın kontrolü dışında ve ABD tarafından desteklenen YPG terör örgütü tarafından kontrol edilmektedir. Kuzey Suriye’nin Fırat nehrinin batısında kalan kesimi ise, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu’nun kontrolü altındadır.” dedi.</p>
<p>12 yıllık iç savaşın ardından Şam rejiminin, diğer bölgelerde büyük ölçüde kontrolü sağlamış durumda olduğunu da sözlerine ekleyen Ağca, en önemli sorunun, muhalifler ve mültecilerin durumu ile kuzeydeki topraklara dair siyasi çözümün belirsizliği olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir”</strong></p>
<p>Suriye’nin birliğe yeniden katılmasının, Suriye sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini dile getiren Ağca, “Arap Birliği ülkelerinin ve sorunun tarafları olan Rusya, İran ve Türkiye’nin iyi niyetli çabaları ile özellikle mültecilerin Suriye’ye geri dönüşü konusunda, bir anlaşmaya varılabilirse Suriye’de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>“Şu an itibarıyla, Suriye’de barış ve güvenliğin sağlanmasına en önemli engelin ABD olduğu görülmektedir.” diyen Ağca, “ABD sorunun en başından itibaren Suriye’nin parçalanmasını istemektedir. Fırat nehrinin doğusunda kalan bölgede ve ülkenin Türkiye sınırına bitişik kuzey bölgesinde PKK terör örgütünün kontrol ettiği bir terör devleti kurmak hedefindedir. ABD, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkileri son derece olumsuz etkileyen bu süreçte, geri adım atmamakta, aksine PKK terör örgütüne silah yardımlarını ve siyasi desteğini artırarak devam etmektedir. Suriye sorununun çözümünde Arap Birliği kararlı biçimde, Türkiye ile işbirliği yaptığı takdirde, ABD’nin bölücü politikalarına karşı bir direnç oluşturulması ve Suriye’nin demokratik dönüşümü doğrultusunda yeni bir anayasanın hazırlanması ve müteakiben yapılacak demokratik seçimlerle ülkede yeniden barış, güvenlik ve kamu düzeninin sağlanması mümkün olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-fehmi-agca-suriyede-yasanabilir-guvenli-bir-ortamin-saglanmasi-mumkun-olabilir-376544">Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca: &#8220;Suriye&#8217;de yaşanabilir, güvenli bir ortamın sağlanması mümkün olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yemek Yemeden de Mutlu Olabilir Miyiz?&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemek-yemeden-de-mutlu-olabilir-miyiz-375692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2023 09:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[mıyız]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yemeden]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=375692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Obezite ülkemizde ve dünyada yaygın olarak görülen önemli sağlık sorunlarından birisidir. Obeziteyi vücutta aşırı yağ depolanması olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-yemeden-de-mutlu-olabilir-miyiz-375692">&#8216;Yemek Yemeden de Mutlu Olabilir Miyiz?&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite ülkemizde ve dünyada yaygın olarak görülen önemli sağlık sorunlarından birisidir. Obeziteyi vücutta aşırı yağ depolanması olarak tanımlayabiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu sınıflandırmaya göre beden kitle indeksi 30 &#8216;un üzerinde olan kişiler obez olarak değerlendirilmektedir. Obezite kişilerin yaşamında fiziksel sosyal ve psikolojik anlamda olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Bu etkiler obezitede bazen sonuçken bazen ise obezitenin nedenleri arasında yer almaktadır. Günümüzde obezitenin görülme sıklığının giderek arttığı söylenebilir. Yaygınlaşma obezitenin nedenlerine ve tedavisine yönelik önemi arttırmaktır.</p>
<p><strong>“Obezite tedavisinde ‘hekim-psikolog-diyetisyen-sosyal yaşamın yeniden düzenlenmesi’ bu dört faktör oldukça önemli”</strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, “Hastalar tedavi yöntemi olarak çoğunlukla ilk düşündükleri yöntem cerrahi operasyon, spor yapma ya da diyetisyen desteği olabilmektedir. Ancak tedavide işin psikolojik boyutu ise geri göz ardı edilebilmektedir. Obezitenin nedenleri arasında çevresel, biyolojik, sosyolojik ve psikolojik faktörler söz konusudur. Dolayısıyla buradan baktığımızda obezite tedavisinin etkili ve kalıcı bir çözüm sağlanabilmesi açısından multidisipliner yaklaşımın son derece önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Aşırı olan her davranışın altında mutlaka bir ihtiyaç vardır”</strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, “Obez bireylerin çoğunlukla hayattan aldıkları en büyük zevk kaynağı yemek olabilmektedir. Yemek en doğal ihtiyacımız ve çoğumuz yemekten zevk alabiliriz. Bu durum son derece normaldir. Ancak buradaki zevk kişiyi işlevsel olmayan bir boyuta götürmektedir. Yeme davranışındaki aşırılık hayattan alınabilecek diğer zevk kaynaklarına erişimi zorlaştırmaya başlar. Örneğin, kişinin sosyal hayatında meydana gelen düşüşler duygusal bağların güçlü olduğu yakın ilişkilerden uzaklaştırarak yaşamının zevk verebilecek diğer yönlerinden de mahrum kalmasına neden olabilmektedir. Bu durum adete bir kısır döngü gibi yemekle kurulan ilişkiye yatırımı daha da arttırmaktadır. İster davranış yemek yemek olsun ister başka bir şey, aşırı olan her davranışın altında mutlaka bir ihtiyaç vardır. Bastırılan bu ihtiyacın hatırlamama ya da duygusal kaçınmaya yönelik bir işlevi olabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisine başvuran kişilerin ameliyat öncesi ve sonrasında sıklıkla karşılaştığım düşünceler: ‘Yemek yemek dışında nasıl mutlu olurum?’ ‘Yemek yemeden de mutlu olabilir miyim?’ ‘Aşırı yemiyorum ancak içimde sanki bir boşluk var’ </strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, “Obezitenin yaygın tedavi yöntemlerinden biri olan obezite cerrahisi sonrasında kişilerde yemek ile kurulan ilişki aynı olsa da kişinin yeme tutumları istemsizce bambaşka bir hal alabilir. Bu durumu şu örnekle açıklamak isterim; sağlıksız bir ilişkisi içerisinde olan birinin ilişkiyi bitirmiş olması kişinin zihninde de bitirebileceği anlamına gelmeyebilir. Zihin sürekli o ilişkiyle aşırı uğraş içerisindeyse kişi her ne kadar ayrı da olsa olumsuz düşünceleri günlük hayatındaki işlevselliğini olumsuz yönde etkileyebilir.  Dolayısıyla aslında obezite de mesele sadece kişilerin aşırı yemek yeme davranışından ziyade neyi hangi ihtiyaçlarını bastırmaya ya da baş etmekte zorlandığı duygular varsa kaçınmaya yönelik olup olmadığını fark etmektir” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Obezite cerrahisi öncesi ve sonrası psikolojik destek çok önemlidir”</strong></p>
<p>Uzm. Kln. Psk. Leblebicioğlu Arslan, “Bahsedilen farkındalık ve değişim psikoterapi ile mümkündür. Dolayısıyla yemeği bir baş etme mekanizması olarak kullanan kişiler cerrahi operasyon sonrasında da psikolojik anlamda zorlanabilirler. Bazen bastırılmaya çalışan duygular, ihtiyaçlar, dürtü ve anılar ameliyat sonrası tetiklenebilir. Bu durumda kişilerin kendisini daha fazla mutsuz hissetmesine neden olabilir. Bu açıdan bakıldığında obezite cerrahisi öncesi ve sonrasında psikolojik destek alınması, kişilerin psikolojik iyi oluş halinin sağlanması ve ameliyat sonrası hayatının daha işlevsel bir hale gelmesi açısından son derece önemli olduğu söylenebilir” diye vurguladı.</p>
<p><strong>‘’Ruh ve beden bir bütündür. Kilonuzu düşürmeye çalışırken, psikolojik iyi oluşunuzu arttırmayı ihmal etmeyin.’’</strong></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-yemeden-de-mutlu-olabilir-miyiz-375692">&#8216;Yemek Yemeden de Mutlu Olabilir Miyiz?&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akılları karıştıran büyük şüphe: Hackerlar, ChatGPT ile sizi avlıyor olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akillari-karistiran-buyuk-suphe-hackerlar-chatgpt-ile-sizi-avliyor-olabilir-374208</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 14:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[akılları]]></category>
		<category><![CDATA[avlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[chatgpt]]></category>
		<category><![CDATA[hackerlar]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[karıştıran]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[şüphe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374208</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik uzmanları, en sık kullanılan siber dolandırıcılık yöntemi olan oltalamanın ChatGPT ile yaygın ve daha etkin hale geldiği konusunda uyarıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akillari-karistiran-buyuk-suphe-hackerlar-chatgpt-ile-sizi-avliyor-olabilir-374208">Akılları karıştıran büyük şüphe: Hackerlar, ChatGPT ile sizi avlıyor olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Siber güvenlik uzmanları, en sık kullanılan siber dolandırıcılık yöntemi olan oltalamanın ChatGPT ile yaygın ve daha etkin hale geldiği konusunda uyarıyor.</em></p>
<p><em>Zararı en az milyonu bulan saldırılar için şirketler ve kurumların atması gereken iki önemli adımı ise, çalışanlarını oltalama konusunda eğitmek ve doğru siber güvenlik araçlarını kullanmak.</em></p>
<p><strong>Dünyada her dokuz kişiden birini etkileyen bir saldırı olarak bilinen oltalama</strong> (phishing), en sık kullanılan siber dolandırıcılık yöntemlerinden biri olmaya devam ediyor. İnternet kullanıcılarının zaaflarından faydalanarak kişisel verilerini ya da şifrelerini çalma yöntemlerinden biri olan phishing, ChatGPT’nin piyasaya sürülmesiyle daha yaygın ve etkili hale gelmeye başladı. </p>
<p>Dil yeteneğini kullanarak etkin ve inandırıcı phishing tuzakları oluşturmaya elverişli bu teknolojiyle insan zekasının ortaklığından oluşturulan mesajın daha sofistike olması kullanıcıları daha savunmasız hale getiriyor. Bu <strong>oltalama saldırılarında milyarlarca dolara ulaşan kaybın katlanarak artacağını gösteriyor.</strong> Uzmanlar bunun sebebinin, insan zekasının sosyal mühendislikten faydalanarak mesajların bağlamını ve kültürel arka planını oluşturması ve bu mesajların ChatGPT ile uygun stil ve tonla özelleştirimesi olarak açıklıyor. </p>
<p><strong>CHATGPT BİR SALDIRI ROBOTUNA DÖNÜŞÜR MÜ?</strong></p>
<p>ChatGPT’nin diğer bir endişe verici potensiyeli ise zaman içinde internet saldırganları tarafından ChatGPT’ye hedeflenen emailleri ve şifreleri ele geçirmenin öğretilebilir olması. </p>
<p>Yapılan araştırmalara göre, <strong>oltalama saldırısı amaçlı her 5 iletiden 4’ü kimlik avı amacıyla tasarlanıyor.</strong> Sürekli çalışır vaziyette olan ve aynı anda binlerce kullanıcıyla erişebilen bir teknoloji olan ChatGPT ile spear-phishing (yemleme) saldırılarında spam göndericisi olarak insana ihtiyaç kalmıyor, gerekli komutlardan sonra hackerlar bağını sormadan üzüm yiyebilecekler. Bu öğretilebilir hilelerden, son zamanlarda hızla yayılan ‘prompt-bombing’ saldırıları sürekli artıyor. </p>
<p><strong>PROMPT BOMBING SALDIRILARI NASIL OLUYOR?</strong></p>
<p>&#8211; Sürekli gelen bildirim veya yönlendirme mesajları ile başlar</p>
<p>&#8211; Kullanıcı bir süre sonra gerçek olduğu algısına kapılır. Ya da, bildirim almaktan yorgun düşer.</p>
<p>&#8211; Giriş yaparak bildirimi sonlandırmak ister.</p>
<p>&#8211; Dikkati dağılan kullanıcının onay vermesiyle hackerlar hesaplara erişim sağlar.</p>
<p><strong>PISHING SALDIRISI NASIL ANLAŞILIR?</strong></p>
<p>Kullanıcıların en zayıf anını hedefleyen bu siber saldırı yönteminin nasıl anlaşılacağı konusunda bilgi veren Türkiye’nin dijital dönüşüm danışmanı BeyazNet’in CEO’su Fatih Zeyveli kullanıcıları uyarıyor: </p>
<p>“Hackerlar bu tip saldırıyla kullanıcıların en zayıf anını kolluyor. Bu da, iki zamanda olur: Uykusuz kalınan gece saatleri ya da çok bildirim gelmesinden bıkarak giriş onayı verilmesi. Hiçbir erişim sağlayıcı sık uyarı göndermez. Bir yerden erişim doğrulama sık geliyorsa, saldırı altındasınız demektir.”</p>
<p><strong>ÖNCELİKLİ ÇÖZÜM ÇALIŞANLARA OLTALAMA EĞİTİMİ </strong></p>
<p>Oltalama yöntemleri sürekli gelişirken, çalışanlar bu konuda neredeyse hiç bilgi sahibi olmaması saldırganların işini kolaylaştırıyor. Çözüm olarak, kurumlar çalışanları için phishing eğitimlerini güçlendirirken yapay zeka destekli farklı siber güvenlik araçlarından faydalanması gerekiyor. Aksi halde GPT-4’ün hızla gelişen sosyal mühendislik yeteneklerine kanıp oltaya takılan kullanıcıların sayısı katlanarak büyüyecek. </p>
<p>Kurumları oltalama eğitimi ve yeni yöntemler ile ilgili sürekli bilgi güncellemesi gerektiği ilgili uyaran Fatih Zeyveli, şöyle konuştu:</p>
<p>“Şirketler ve kurumlara bir oltalama saldırısının maliyetinin milyonlarca liraya ulaşabileceğini görüyoruz. Bu veri kaybı, itibar kaybı, müşteri kaybı, hukuki masraflar, siber güvenlik önlemleri ve diğer maliyetleri kapsıyor. Saldırılardan en az hasarla ya da hasarsız çıkmanın yolunun ilk adımı çalışanların pishing eğitimi almasıdır. Bununla birlikte altyapının siber güvenlik araçlarıyla donatılmasıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akillari-karistiran-buyuk-suphe-hackerlar-chatgpt-ile-sizi-avliyor-olabilir-374208">Akılları karıştıran büyük şüphe: Hackerlar, ChatGPT ile sizi avlıyor olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 08:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 100 bebekten en az birinde görülen, prematüre bebeklerde yüzde 45’e kadar çıkabilen inmemiş testisin özellikle ilk bir yıl içerisinde tedavisi son derece önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769">Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 100 bebekten en az birinde görülen, prematüre bebeklerde yüzde 45’e kadar çıkabilen inmemiş testisin özellikle ilk bir yıl içerisinde tedavisi son derece önemli. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen</strong> “İnmemiş testis tedavisi altı aydan sonra ve en geç bir yaşına kadar gerçekleştirilmelidir. Bir yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir. Aksi taktirde vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olma potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca testis kanseri riski de artmaktadır” diyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen inmemiş testisler hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Belirti vermiyor!</strong></p>
<p>Ağrı, kızarıklık, şişlik gibi belirti vermediğinden, aile tarafından çoğu zaman fark edilmeyip dikkatli bir muayene sırasında saptanabilen inmemiş testis bebeklerde sık görülen bir hastalık. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen </strong>“Doğum sonrası anneden geçen hormonların baskılayıcı etkisi ortadan kalkınca bebeklerde cinsiyet hormonu düzeyinde artış meydana gelir. Bu durum testislerin inişine devam etmesini sağlar ve bir yaşına gelindiğinde doğumda saptanan inmemiş testislerin yüzde 70’i torbaya inmiş olur. Ülkemizde bir yaşına kadar inmemiş testisin görülme sıklığı yüzde 1-5 arasında değişirken, prematüre bebeklerdeyse bu oran yüzde 45’e çıkmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kozmetik ürünler ve tarım ilaçları da yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; testisin inişinin hormonal, fiziksel, çevresel ve genetik faktörlerin kontrolü altında olduğuna dikkat çeken Dr. Mehmet Celal Şen testislerin inmemesinin nedenlerini şöyle anlatıyor: “Hormonal faktörler cinsiyet gelişim kusurları ve testosteron (erkek cinsiyet hormonu) üretimini ve etkisini azaltan bozukluklardır. Fiziksel faktörler testis ve kasık kanalının anatomik yapısını bozan anomalilerdir. Çevresel faktörler, anne karnındayken maruz kalınan ve hormon yapımını olumsuz etkileyen kozmetik ürün imalatında kullanılan bazı maddeler (fitalat) ve tarım ilaçları gibi kimyasallardır. Genetik faktörler ise inmemiş testise neden olabilen bazı sendromlar ve gen mutasyonlarıdır.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>İnmemiş testiste erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Celal Şen “Testislerin sperm ve hormon üretimine normal şekilde devam edebilmeleri için vücut sıcaklığından 2 ila 7 derece daha düşük bir ortamda bulunmaları gerekir ki torbalarda durum böyledir. Vücut sıcaklığına maruz kalan testislerin hücresel yapıları bozulur ve bu çocukların ileride baba olmaları potansiyelleri olumsuz etkilenir. Ayrıca ileride testis kanseri gelişmesi, testisin kendi etrafında dönüp boğulması (torsiyon), travmaya maruz kalması ihtimallerinin yüksek olması diğer tedavi edilme nedenleridir. Bunlarla birlikte boş bir torba görünümünün çocuk için yaratacağı psikolojik etkiler de göz önüne alınmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>6 ay-1 yaş arası tedavisi şart! </strong></p>
<p>Doğum sonrası fark edilen inmemiş testislerin bir bölümünün ilk bir yaş içinde inişini tamamlayabildiğini belirten Dr. Mehmet Celal Şen şöyle konuşuyor: “Bu süreç genellikle üç-altı ay içinde tamamlanırken, altıncı aydan sonra kendiliğinden inme ihtimali giderek azalmaktadır. Bu nedenle inmemiş testis tedavisi 6 aydan sonra ve en geç 1 yaşta gerçekleştirilmelidir. 1 yaşından sonra tanı alan çocuklar mümkün olan en kısa sürede tedavi edilmelidir.”</p>
<p><strong>‘Utangaç testis’ ergenliğe kadar takip edilmeli!</strong></p>
<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Celal Şen, torbaya inişini gerçekleştiren testisin bazen yukarı yönlü yer değiştirerek torba içerisinde görülemediğini belirterek “Halk arasında ‘utangaç testis’ olarak adlandırılan bu durumda aile çocuğun testisinin zaman zaman yukarı kaçtığını, banyo sırasında indiğini tarif eder. Testisi soğuktan ve travmadan korumaya yönelik bu refleks tamamen fizyolojik bir durum olup tedavi gerektirmez. Ancak utangaç testislerin üçte birinde ileride inmemiş testis (asendan testis) gelişebildiği bilindiğinden, bu çocukların ergenliğe kadar takip edilmeleri gerekir” diye konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastalik-baba-olmasina-engel-olabilir-371769">Bu Hastalık Baba Olmasına Engel Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkıyor ancak bu ağrı kanser gibi ciddi hastalıklardan da kaynaklanabiliyor. Vücudun herhangi bir yerindeki bir ağrı alarm anlamına geliyor ve bu nedenle ciddiye alınıp en erken zamanda doktora başvurulması gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Bilazer, kulak ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Kulak ağrısının nedeni çok önemli</strong></p>
<p>Kulak ağrısının en çok görülen nedeni enfeksiyonlardır. Orta kulak ve dış kulak yolu enfeksiyonları çok ağrılıdır. Orta kulak enfeksiyonu daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olurken dış kulak yolu enfeksiyonu kulağı aşırı kurcalama, hijyenik olmayan denize ve havuza girme sonucu oluşur. Daha az sıklıkla kulak kepçesindeki enfeksiyon ve darbelere bağlı şişmeler, kulak zarına ve dış kulak yoluna basınç yapan kulak kirleri, boğaz ve ağız bölgesindeki enfeksiyon, yara ve kanserlerde, çene eklemi ve diş hastalıklarında da kulağa yansıyan ağrılar görülebilir. Ayrıca nörolojik ve psikolojik hastalıklarda da kulak ağrısı ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak içi ağrısı da görülebilir</strong></p>
<p>Bazen boğaz enfeksiyonları sırasında, ağızda aft ve yara oluştuğunda kulak içine yansıyan ağrılar olabilir. Ayrıca ağız boşluğu, dil, yutak, gırtlak, geniz bölgelerindeki kanserlerde de kulak ağrısı oluşabilir. Çene eklemindeki ve dişlerdeki hastalıklarda da kulak ağrısı görülebilir. Bununla birlik dişlerini çok sıkan kişilerde de ağrı olabilmektedir. Bu durumda vakit kaybedilmeden uzman yardımı alınmaktadır.<br /> </p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>Kulak ağrısı durumunda öncelikle otoskop veya endoskop ile kulağın içine bakılmaktadır. Orta kulak enfeksiyonunda kulak zarı kızarmıştır, orta kulakta iltihap birikmesi de başlamış olabilir. Dış kulak yolu enfeksiyonunda kulak kanalı daralmış, şişmiş ve çok ağrılıdır, hasta kulağına dokunulunca aşırı ağrı hisseder. Kulak muayenesi normalse ağrının nedenini bulmak için burun, geniz, ağız boşluğu, yutak, gırtlak bölümlerini de endoskop ile muayene etmek gerekmektedir.</p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonlarında antibiyotik içeren damla ve tabletler ile kortizon içeren damlalar kullanılır, bazen dış kulak yolu enfeksiyonuna mantarlar neden olur o zaman antifungal damlalar kullanılır. Orta kulak enfeksiyonunda ise antibiyotik içeren tablet veya iğnelerden yararlanılmaktadır.</p>
<p><strong>Bebeklerde ve çocuklarda da görülebiliyor</strong></p>
<p>Bebekler elini kulağına götürüyor, ağlıyor ve huzursuzsa orta kulak enfeksiyonu veya diş çıkarmaya bağlı olabilir; kulak, burun, boğaz uzmanına muayene ettirmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Çocuklarda da genelde orta kulak enfeksiyonu vardır, parasetemol veya ibuprofen içeren ağrı kesiciler, lidokain içeren damlalar verilebilir. İlk fırsatta da kulak, burun, boğaz uzmanına muayeneye gidilmesi önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 12:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[trafikte]]></category>
		<category><![CDATA[uykuya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367709</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram tatillerinde karayolu üzerinde trafik yoğunluğunun artması nedeniyle kaza potansiyelinin yükseldiğine dikkat çeken İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, güvenli bir yolculuk için araç servis bakımlarının yapılmasında fayda olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709">Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram tatillerinde karayolu üzerinde trafik yoğunluğunun artması nedeniyle kaza potansiyelinin yükseldiğine dikkat çeken İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğr. Gör. Özgür Şener, güvenli bir yolculuk için araç servis bakımlarının yapılmasında fayda olduğunu ifade ediyor. Şener, kazaları engellemek için yolda yasal hız limitlerine uyulmasını, öndeki araç ile 4-6 saniye mesafe bırakılmasını ve yerleşim yeri geçişlerinde yaya trafiğine dikkat edilmesini öneriyor. Sürüş için mental olarak da hazır olunması gerektiğini belirten Şener, Ramazanla birlikte değişen beslenme alışkanlıklarının da trafikte uyku haline neden olabileceği uyarısında bulunuyor.   </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Öğretim Görevlisi Özgür Şener bayram tatilinde yola çıkacaklar için güvenli seyahatin ip uçlarını paylaştı.</p>
<p><strong>Yola çıkmadan araç servis bakımı yaptırılmalı</strong></p>
<p>Bayram tatillerinin karayolu üzerinde artan trafik yoğunluğu ile birlikte trafik kazası potansiyelinin  arttığı dönemler olduğunu belirten İSG Uzmanı Öğr. Gör. Örgür Şener, “Yola çıkmadan önce aracın yolda bırakmayacak şekilde servis bakımlarının yapılması gerekiyor. Lastiklerin yanal yüzeylerinde kesik, yarık, parça kopması olmadığından emin olunmalı. Güvenilir bir lastik tamircisinde diş derinliklerinin minimum 3mm olduğu, lastik basınçlarının araç için verilmiş basınç değerlerinde olduğu kontrol ettirilmeli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlık sorunu varsa önce doktora danışılmalı</strong></p>
<p>Sürüş için mental olarak hazır olunması ve uykusuz olunmaması gerektiğinin altını çizen İSG Uzmanı Örgür Şener, “Herhangi bir rahatsızlık varsa doktora danışmadan sürüşe çıkılmamalı. Sürüşe başlamadan önce yol ve hava durumunu kontrol edilmeli, gidilecek güzergâh üzerinde mola yerleri ve gerekli durumlarda alternatif rotalar yola çıkmadan önce belirlenmeli. Sürüşe başlamadan önce araç yakının da yeterli  olduğundan emin olunmasında fayda var.” dedi.</p>
<p><strong>Yasal hız limitlerine uyulmalı</strong></p>
<p>Trafik kurallarını da hatırlatan Şener, “Bağlantı ve katılım noktaları ile kavşak, trafik ışıkları gibi kritik bölgelere yaklaşırken hız azaltılarak kontrollü geçiş yapılmalı. Özellikle yerleşim yeri geçişlerinde yaya ve çocuk çıkma olasılığına karşı çok dikkatli olunmalı. Yasal hız limitlerine uyun, yağış, karanlıkta sürüş, dar, virajlı yollar gibi zorlayıcı şartlar oluştuğunda hız limitlerinin altında sürüş yapmak kazaları önleyecektir. Güvenli takip mesafesi korunmalı.  Öndeki araç ile minimum 4 saniye, otoyol ve otobanda 6 saniyelik bir mesafe bırakmak gerekiyor. Yolun ilerisini iyi gözlemleyerek aynaları ve çevreyi 5-8 saniyede bir olacak şekilde kontrol etmek de yine güvenli bir sürüş sağlayacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</strong></p>
<p>Yolculuk sırasında sürücülerin psikolojik zorluklarla da karşılaşabileceğine dikkat çene Şener sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Sıkışık trafik, uzayan bekleme süreleri sebebiyle sürücüler agresif olabilir. Bu sebeple yolda sakin kalmakta fayda var. Oruç tutmaya alışmış olan sürücülerin Ramazan bayramı sonrası değişen beslenme düzenleri sebebiyle uyku hali gibi reaksiyonlar göstermelerine karşın hazırlıklı olunmalı.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/degisen-beslenme-aliskanliklari-trafikte-uykuya-neden-olabilir-367709">Değişen beslenme alışkanlıkları trafikte uykuya neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Mide rahatsızlıkları Ramazan ayında tetiklenmiş olabilir…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-mide-rahatsizliklari-ramazan-ayinda-tetiklenmis-olabilir-367304</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Apr 2023 12:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayında]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[tetiklenmiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Reflü varsa sigara tüketiminden uzak durulmalı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-mide-rahatsizliklari-ramazan-ayinda-tetiklenmis-olabilir-367304">Dikkat! Mide rahatsızlıkları Ramazan ayında tetiklenmiş olabilir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Reflü varsa sigara tüketiminden uzak durulmalı</strong></p>
<p><strong>Orucun kalp sağlığını, sindirim sistemini, beyin sağlığını, böbreği, safra kesesini ve pankreası etkilediğini belirten uzmanlar, ince bağırsakta ve sindirim sisteminde iltihaplı hastalık, ülseratif kolit veya crohn gibi bir hastalık varsa Ramazan ayında tetiklenme yaşanabileceğini ifade ediyor. Aktif ülser ve reflü gibi hastalıklar varsa bedenin oruç tutmak için hazır olmadığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, mide rahatsızlıklarının tetiklenmemesi için yavaş ve hazmedilerek yemek tüketilmesini, hareketsiz kalınmamasını, asitli besinlerden ve reflüyü tetikleyen sigara kullanımından uzak durulmasını tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, oruç tutarken tetiklenebilen mide rahatsızlıklarına değindi ve önemli tavsiyeler paylaştı.</p>
<p><strong>Oruç sağlık açısından pek çok fayda sağlıyor</strong></p>
<p>Özellikle Ramazan döneminde orucun pek çok fayda sağladığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, “Midenin sindirim sisteminde bir şikayet varsa eğer bunlar için belli önlemler almak gerekiyor. Orucun; beyin sağlığından kalp sağlığına, sindirim sisteminden  ruhsal sağlığa kadar pek çok artısı olduğunu söyleyebiliriz. Oruç; kalp sağlığını, sindirim sistemini, böbreği, safra kesesini ve pankreası etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Dikkat edilmediğinde bazı rahatsızlıklar tetiklenebiliyor</strong></p>
<p>İnce bağırsakta ve sindirim sisteminde iltihaplı hastalık, ülseratif kolit veya crohn gibi bir hastalık varsa Ramazan ayında tetiklenme yaşanabileceğine dikkat çeken Op. Dr. A. Murat Koca, “Sindirim sisteminin bir bölümü olan pankreasta kronik pankreatitler tetiklenebilir. Ramazan ayında eğer dikkat edilmediyse şikayetler ortaya çıkabilir. Safra kesesindeki taşlar da belirli şikayetlerin oluşmasını artırabilir. Bu dönemde dikkat etmiyorsak bu şikayetler daha fazla olur. Oruç döneminde uzun süre aç kaldığı için midedeki asit miktarı da artıyor. Mide doğasında bir hassasiyet varsa bu duvar daha fazla etkileniyor, şikayetler ortaya çıkıyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>Aktif ülser ve reflü için önlem alınmalı</strong></p>
<p>Aktif ülser rahatsızlığı var ise daha kötü bir duruma gelebildiğini vurgulayan Op. Dr. A. Murat Koca, “Bundan dolayı önlemimizi almak şart. Önlem alındığı takdirde herhangi bir sorun oluşmuyor. Ayrıca bu şikayeti 3- 5 günlük bir şikayet olarak değerlendirmemek lazım. Reflü kronik bir hastalıktır. Eğer reflüyü tetikleyen durumlarla karşılaşıyorsak o zaman hastalık daha çok tetiklenerek şikayetler daha çok ortaya çıkar. Aktif hastalıklar varsa beden oruca hazır değil demektir. Gerekli tedaviler sağlandıktan sonra oruç tutulmasında bir sakınca bulunmuyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Yemekler yavaş ve hazmederek tüketilmeli</strong></p>
<p>Op. Dr. Ahmet Murat Koca, mide şikayetlerinin artmaması için bazı yanlış yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Ne gibi yanlışlıklar yapıyoruz? diye baktığımızda ilk olarak çok hızlı yemek yemenin yanlış bir davranış olduğunu söyleyebiliriz. Yemekler yavaş yenmeli. Miktar olarak mideyi hazırlayarak yemeğe başlamak gerekiyor. Ayrıca asitli besinler tüketmemek, eğer bir reflü şikayeti varsa kahve, çay, asitli içeceklerden, baharatlı gıdalardan mutlaka uzak durmak şart. Eğer uzak durulmazsa mide şikayetleri artar, reflü ortaya çıkar. Bu durum da acı yaşanmasına yol açar. Bunun yanında dengeli bir şekilde yemek ve hareket etmeyi de unutmamak gerekiyor. Özetle alınacak önlemler arasında az ve yavaş yemeyi, gıdaları hazmederek tüketmeyi ve dengeli beslenmeyi sayabiliriz. Kızartmalardan kesinlikle kaçınılmalı. Reflü varsa ve kontrol altındaysa tedaviyle birlikte gereken ilaçlar mutlaka alınmalı. Bu önlemler alındığında her zaman rahat bir şekilde oruç tutmak mümkün oluyor.”</p>
<p><strong>Sigara kullanımı reflü şikayetlerini tetikliyor</strong></p>
<p>Sigaradan mutlaka uzak durulmasını tavsiye eden Op. Dr. Ahmet Murat Koca, “Eğer reflü şikayeti varsa sigara tüketildiği takdirde fazla miktarda şikayetlerin artmasına yol açılabilir. Kalp ile ilgili bazı rahatsızlıklar varsa mutlaka öncesinde tetkik yaptırılmalı. Kalp yetmezliği rahatsızlığı yoksa kardiyolog da ‘tutabilir’ derse oruç tutulmasına bir sakınca görünmüyor. Eğer kalpte bir stent varsa ve üzerinden 1 yıl geçmişse alınan ilaçlarla dengeli bir dönem söz konusuysa da bir sorun yaşanmıyor. Burada önemli olan nokta mideyi tahriş eden gıdalardan uzak durulmasıdır. Asitli gıdalardan, kızartmalardan ağır yiyeceklerden aşırı karbonhidratlardan, çok şekerli gıdalardan uzak durmak ve mutlaka dengeli beslenmek gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Safra kesesi alındıktan sonra 15-20 gün beklenmeli</strong></p>
<p>Özellikle izah edilemeyen, çok şiddetli, bıçak saplanmasına benzeyen ve normal zamanda hiç yaşanmayan bir ağrı oluştuysa birtakım soru işaretlerinin de ortaya çıktığını belirten Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Murat Koca, “Böyle bir durumda mutlaka bir hastaneye veya bir hekime gitmek, belirli tetkikler yaptırmak gerekiyor. Safra kesesi alındıktan hemen birkaç gün sonra oruç tutmak için vücut adaptasyon süresi beklenmeli. 3 gün gibi kısa bir zaman, beden adaptasyonu için çok erken. Vücudun adapte olması için 15-20 günlük bir döneme ihtiyaç duyuluyor” diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-mide-rahatsizliklari-ramazan-ayinda-tetiklenmis-olabilir-367304">Dikkat! Mide rahatsızlıkları Ramazan ayında tetiklenmiş olabilir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Titreyen Eller Parkinson Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/titreyen-eller-parkinson-habercisi-olabilir-363793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2023 08:12:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[titreyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde, ileri yaşlarda en sık görülen hastalıklardan biri parkinson hastalığıdır. Günlük hayatı olumsuz yönde etkileyen bu hastalık kişilerin hayatlarını oldukça zorlaştırmaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özlem Çakır Parkinson hastalığı ile ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/titreyen-eller-parkinson-habercisi-olabilir-363793">Titreyen Eller Parkinson Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde, ileri yaşlarda en sık görülen hastalıklardan biri parkinson hastalığıdır. Günlük hayatı olumsuz yönde etkileyen bu hastalık kişilerin hayatlarını oldukça zorlaştırmaktadır. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özlem Çakır Parkinson hastalığı ile ilgili önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>
<p>Uzm. Dr. Özlem Çakır, “Hareket bozukluğu hastalıklarından en çok bilineni parkinson hastalığıdır. Parkinson hastalığı, dopamin üreten beyin hücrelerinin kaybı sonucu ortaya çıkar. Dopamin, hareketlerimizin düzenli ve doğru çalışması için gereklidir. Parkinson hastalığı, genellikle erkeklerde daha sık görülür. Yavaş ilerleyen bir hareket bozukluğudur. Hastalık genellikle 60 yaşında başlar. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bazı kimyasal maddelerin ve genetik faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir” dedi.</p>
<p><strong>“Parkinson hastalığı ölümcül bir hastalık değildir”</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Çakır, “Parkinson hastalığının tanısı iyi bir nörolojik muayene ile klinik olarak konulur. Parkinson hastalığında ilaç tedavisi uygulanır. Ölümcül bir hastalık değildir. Bu konuda ilaçların tam saatinde alınması çok önemlidir. İlaç tedavisinin yanı sıra düzenli egzersiz çok önemlidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Parkinson Hastalığının Belirtileri Nelerdir?</strong></p>
<p>Sıklıkla ellerde titreme ile başlar. Bununla birlikte;</p>
<ul>
<li>Hareketlerde yavaşlama,</li>
<li>Yüzde donukluk,</li>
<li>Yürürken kol salınımında azalma,</li>
<li>Ufak adımlarla yürüme,</li>
<li>Konuşmada yavaşlama,</li>
<li>Ağızdan salya akması,</li>
<li>Yazıları küçülmüş olarak görmek,</li>
<li>Koku duyusunda azalma,</li>
<li>Uyku problemleri görülür.</li>
</ul>
<p><strong>Hastalığın evreleri nelerdir?</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Çakır hastalığın evreleri ile ilgili, “Hastalık 5 aşamaya ayrılmıştır. İlk aşama ellerde titreme görülmesidir. İkinci aşama da kas sertliği oluşur ve titreme daha belirgindir. Üçüncü aşama da denge kaybı ve düşmeler görülmeye başlanır. Dördüncü aşama da hasta, yardımsız ayakta durabilir ancak yürüteç yardımıyla yürür. Beşinci aşama da ise artık hastalığın ileri evresidir. Hastalar tekerli sandalyeye ihtiyaç duyarlar” diye söyledi.</p>
<p><strong>Parkinson hastalarının hayatını kolaylaştırabilmek için;</strong></p>
<ul>
<li>Halı, kilim gibi yer döşemelerinin kaldırılması,</li>
<li>Banyo ve tuvalet duvarlarına destek tutacakların takılması,</li>
<li>İçecek için pipet kullanımı,</li>
<li>Varsa kapı eşiklerinin kaldırılması,</li>
<li>Rahat tutulabilen çatal, bıçak kullanılması uygun olacaktır.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/titreyen-eller-parkinson-habercisi-olabilir-363793">Titreyen Eller Parkinson Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2023 11:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dalması]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360443</guid>

					<description><![CDATA[<p>26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü. Farklı şekillerdeki belirtiler ve nöbetlerle kendini gösteren bu kronik hastalığı yeterince tanıyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443">Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü. Farklı şekillerdeki belirtiler ve nöbetlerle kendini gösteren bu kronik hastalığı yeterince tanıyor musunuz? Liv Hospital Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk, Epilepsi türleri hakkında bilgi verirken çocuklarda görülen basit bir göz dalmasının hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çekti. </strong></p>
<p>Nörolojik bir hastalık olan ve halk arasında Sara Hastalığı olarak da bilinen Epilepsi, vücutta meydana gelen ani kasılmalarla biliniyor. Ancak özellikle çocuklarda başka belirtilerle de kendini gösteriyor. Çocukluk çağında sık görülen Epilepsiler hakkında bilgi veren Liv Hospital nöroloji bölümünden Prof. Dr. Ayhan Öztürk “Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar ya da göz kapaklarında veya yüz kaslarında seğirmeler belirir. Ebeveynler bu gibi durumların nöbet ve epilepsi ile ilgili olabileceğini akılda tutulmalı ve gerektiğinde mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>6-12 yaş arasında dikkat!</strong></p>
<p>Absans epilepsinin özellikle 6-12 yaş grubunda gözlemlendiğini ve kız çocuklarını biraz daha fazla etkilediğini belirten Prof. Dr.  “Erken teşhis sonrası tedavi başarısı oldukça yüksektir ve bu çocuğun okul başarısını da olumlu etkilemektedir” dedi. </p>
<p>Epilepsi bölgesi, hangi fonksiyonla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulguların gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Ayhan Öztürk, farklı Epilepsi türlerine de değindi. </p>
<p>“Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir. Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde, atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.”</p>
<p><strong>Nöbet öncesi belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Bazı Epilepsi türlerinde “aura” adı verilen öncü belirtiler görüldüğüne dikkat çeken Prof.Dr. Ayhan Öztürk bu bulgular karşısında dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. “Bu belirtiler uyuşma, hoş olmayan kokular alma, görme veya duyma değişiklikleri, ani korku hissi, mide bulantısı veya midede baskı hissi şeklinde kendini gösterir” diyen Prof. Dr. Ayhan Öztürk Epileptik<strong> </strong>nöbetlerde en sık görülen bulguları ise şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>Nöbet sırasında görülen bulgular:</strong></p>
<ul>
<li>Vücutta meydana gelen ani kasılmalar</li>
<li>Şuur kaybı</li>
<li>Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi</li>
<li>Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar</li>
<li>Hızlı bir şekilde göz kırpmak</li>
<li>Sabit bir noktaya bakmak</li>
<li>Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek</li>
<li>Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler.</li>
</ul>
<p><strong>Yetersiz uyku nöbetleri tetikleyebilir</strong></p>
<p>Kontrolsüz nöbetlerin hastaların hayatını tehdit edebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayhan Öztürk, hastalara tedavi sürecini destekleyecek yaşam tarzı değişiklikleri öneriyor:<strong> </strong>“Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir. Hastalar için yaşam tarzında yapacakları değişiklikler de tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, ilaçları doktorun söylediği şekilde almak, nikotin kullanımından uzak durmak ve egzersiz yapmak hastalar için önemli. Ayrıca yeterli düzeyde uyumaya son derece özen gösterilmeli; zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.” </p>
<p><strong>Epilepsi nöbeti geçiren birini görünce ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Epilepsi nöbetlerinin genellikle birkaç dakika sürdüğünü ve bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmanın öncelikli hedef olduğunu belirten Prof. Dr. Ayhan Öztürk ilkyardım için takip edilecek adımları da anlattı: </p>
<p>“Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalınması ve solunum yollarının açık olduğundan emin olunması gerekir. Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım edilir. Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğu anlatılır. Nöbeti geçiren kişinin rahatlatılması için sakince konuşulması önemlidir. İlkyardımı yapan kişinin çevredeki diğer insanları da sakinleştirmesi gerekebilir. Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlanır.”</p>
<p>Prof. Dr. Ayhan Öztürk; nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekilmesi, nöbetin 5 dakikadan uzun sürmesi, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçirilmesi, nöbet sırasında yaralanma, nöbetin suda gerçekleşmesi ve diyabet, kalp hastalığı veya hamilelik durumunun olması halinde acil yardım alınması gerektiğini de sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443">Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ahmet Ercan: &#8220;Her an deprem olabilir diyemeyiz ama hazırlıklı olmalıyız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ahmet-ercan-her-an-deprem-olabilir-diyemeyiz-ama-hazirlikli-olmaliyiz-358252</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2023 12:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[ama]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[diyemeyiz]]></category>
		<category><![CDATA[ercan]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[olmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358252</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde konuşan jeofizik mühendisi Prof. Dr. Ahmet Övgün Ercan, İzmir’de her an deprem olabilir sözünün doğru olmadığını belirterek, “6 buçuk şiddetine kadar depremler İzmir’de yıkıcı olmaz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ahmet-ercan-her-an-deprem-olabilir-diyemeyiz-ama-hazirlikli-olmaliyiz-358252">Prof. Dr. Ahmet Ercan: &#8220;Her an deprem olabilir diyemeyiz ama hazırlıklı olmalıyız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde konuşan jeofizik mühendisi Prof. Dr. Ahmet Övgün Ercan, İzmir’de her an deprem olabilir sözünün doğru olmadığını belirterek, “6 buçuk şiddetine kadar depremler İzmir’de yıkıcı olmaz. Hiçbir zaman İzmir’de Kahramanmaraş’taki gibi 7,5 ve üstü şiddette depremler olmaz. Ancak bu büyüklükte bir deprem olacakmış gibi kenti hazırlamamız gerekir” dedi.  <br /> <br />İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Yeniliğe Davet” sloganıyla tüm Türkiye’yi geleceği inşa etmeye çağıran İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nin dördüncü gününde İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan da bir sunum yaptı. Ercan, “Kahramanmaraş Depremi Işığında İzmir’in Deprem Çekincesi. Ne Yapmalı?” başlığı altında bazı önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Hata depremde değil</strong><br />Kahramanmaraş&#8217;ta gördüklerinin savaş alanını yansıttığını aktaran Ercan, “Türkiye bunun üstesinden mutlaka gelecektir ama yıllarını alacaktır. Türkiye deprem ülkesidir. Günün birinde depremler olmuyorsa yer diriliğini yitirmiş demektir. O zaman yaşam da yok demektir. Depremin hep korku boyutuyla ilgilendik. Depremin üç tane bileşeni vardır. Sarsıntı, ısı ve ışık. 60 yıldır bilimle uğraşıyorum. Toplu iğnenin başı kadar bir hata görmedim. Çünkü deprem olmasa Meles Ovası olmazdı, Gediz Irmağı olmazdı. Manisa’daki, Aydın’daki jeotermal alanlar olmazdı. Memba suları olmazdı. Maden yatakları, petrol yatakları, dağlar, ormanlar olmazdı. En güzel incirin çıktığı, zeytinin yetiştiği Ege olmazdı. Bunları hep depremler yapıyor, yeri biçimliyor. Depremleri bir öcü gibi görüyoruz. Hata depremde değil. İnsanoğlu olmadan da deprem vardı” dedi.</p>
<p><strong>“Doğa asla affetmez”</strong><br />Türkiye’nin yer dayanımı ile depremden etkilenme alanlarını harita üzerinde gösteren Ercan, “Bizler depremlerin nerelerde ve hangi büyüklükte olacağını biliriz ama zamanını henüz bilemiyoruz. Kahramanmaraş depremi tarım alanlarında en büyük yıkımı yaptı. Doğada öyle bir denge var ki siz imar barışından kendinizi affettirebilirsiniz, kaçak yaparsanız görmezden gelebilirler ama doğa asla affetmez. Tarım alanlarına yapılan yapıları doğa günün birinde mutlaka yıkar. Deprem teknik, bilimsel bir konudur. Bu dinle, kaderle izah edilemez, açıklanamaz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor”</strong><br />İzmir’deki olası bir depremde yolların kullanılamaz hale gelmesi durumunda kurtulma şansının çok aza düşeceğini vurgulayan Ercan, Kahramanmaraş ve 11 ilde etkisini gösteren yıkıma ilişkin “Gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor. Depremi afete dönüştüren üç konu var.  Yeteneksiz yönetimler, ekonominin bozukluğu ve yoksulluk ile eğitim düzeyinin düşüklüğü. Eğer bunlardan bir tanesi ülkede gerçekleşmişse depremin adı afettir. Türkiye’de 6 Şubat’ta bunun bir tanesi değil üçü birden gerçekleşti” dedi.</p>
<p><strong>“İzmir’in güneyinde yer sağlam”</strong><br />“Türkiye’yi yetenekli insanların yönetmesi gerekiyor” diyen Ercan, İzmir’in geçmişindeki depremlere ilişkin bilgi verdi. Ercan, “Depremin bir yasası vardır. Bir yerde belli büyüklükte bir deprem olmuşsa gelecekte o yerde en az o büyüklükte deprem olur. Buna depremin yasası denir. İzmir’de depremler çok sık oluşmuyor. Yaklaşık 200 ile 350 yılda bir oluşuyor. Her an 7,2’lik deprem olacakmış gibi İzmir’i hazırlamamız gerekir. Ama İzmir’de her an deprem olabilir sözü doğru değil. 6 buçuk şiddetine kadar depremler İzmir’de yıkıcı olmaz. 6 buçuktan sonra yıkıcı olmaya başlar. Hiçbir zaman İzmir’de Kahramanmaraş’taki gibi 7,5, 7,6, 7,9’luk depremler olmaz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-ahmet-ercan-her-an-deprem-olabilir-diyemeyiz-ama-hazirlikli-olmaliyiz-358252">Prof. Dr. Ahmet Ercan: &#8220;Her an deprem olabilir diyemeyiz ama hazırlıklı olmalıyız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 17:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[panikle]]></category>
		<category><![CDATA[şule]]></category>
		<category><![CDATA[tercihe]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle deprem bölgelerinden ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle  deprem bölgelerinden  ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor. </p>
<p><strong>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp,</strong></p>
<p>“Ani karar ve panikle göç eden vatandaşlarımızın göç ettikleri yerlerin güvenli ve konforlu olması, iş imkanı, eğitim gibi faktörleri de düşünmeleri gerekmektedir. Risklerin  ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına yönelik fikirler var. Göç etmek, riski azaltan bir önlem olarak görülüyor ancak burada ister istemez belli şehirler ön plana çıkacak. Özellikle olası İstanbul depremi sebebiyle insanlar göç etmek için harekete geçtiler,</p>
<p>Deprem bakımından Türkiye’nin en güvenli illeri; Konya, Karaman, Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Yozgat, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın, Kırklareli, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Niğde, Mardin, Şırnak, Siirt, Batman, Ardahan, Mersin, Antalya şeklinde açıklama yapılması sebebiyle bu şehirlere yoğun ilgi olduğunu ve olacağını söyleyebiliriz.”</p>
<p><strong>Son yaşanan depremlerin korkuttuğu İstanbullular, alternatif arayışına yöneldi. </strong></p>
<p>Gayrimenkul Uzmanı Şule Alp, “Fay hattından uzaklığı ve İstanbul&#8217;a yakın olması nedeniyle Edirne ve Kırklareli&#8217;ne talep arttı. İstanbul&#8217;da yaşayan çok sayıda vatandaş, Edirne ve Kırklareli&#8217;nden arsa ve ev almaya ya da kiralamaya başladı. Fay hattı üzerinde olan Tekirdağ ise tercih edilmediğini gözlemliyoruz. Deprem sebebiyle istanbulda yaşayan vatandaşlarımızın geçici veya mevsimsel olarak da kalabilecekleri yaşam alanlarına sahip olmak için ikinci  mekanlar alma arayışları bulunuyor. Bağ evi, köy evi, yayla evi, şehir çeperindeki doğala yakın meskenler, yazlıklar şuan da en çok talepler arasında özellikle  okul, hastane ve alışveriş merkezlerine ulaşım kolaylığı olan tek katlı veya az katlı yerlere olan ilginin fazlasıyla arttığını söyleyebiliriz. </p>
<p>Bu hareketlilik bir yandan kalabalık şehirlerin daha da kalabalık hale gelmesine, diğer yandan ise afet yaşanan illerin nüfusunun azalmasına sebebiyet verecektir. Böylelikle şehirler  arasındaki nüfus orantısı dengesiz bir hal alacaktır. Yaşadığımız acı deprem de büyük bir demografik etki uyandırma potansiyeline sahip olduğu için planlama ve takip gerektirmektedir. Nüfus ve göç hareketliliği bağlamında yetkili kurumların verileri sıklıkla ve açık bir şekilde paylaşmaları, bu bölgelerde araştırmacıların daha derinlemesine araştırmalar yapmaları fiziki ve psiko-sosyal çalışmaların dışında ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulan en önemli unsurlardan olacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaşıntınız Bir Hastalığın Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kasintiniz-bir-hastaligin-habercisi-olabilir-354470</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 11:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntınız]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354470</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova - İzmir şubesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Rahime Kaşıkaralar kaşıntı tanı ve tedavisi hakkında konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasintiniz-bir-hastaligin-habercisi-olabilir-354470">Kaşıntınız Bir Hastalığın Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova &#8211; İzmir şubesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Rahime Kaşıkaralar kaşıntı tanı ve tedavisi hakkında konuştu. Kaşıntı şikayetiyle dermatoloji hekimine müracaatta detaylı bir muayene gerektiğini ileten Uzm. Dr. Rahime Kaşıkaralar, “en yaygın karşılaşılan kaşıntı nedeni cilt kuruluğudur, ancak cilt kuruluğu kaynaklı olmayan çok sayıda kaşıntı nedeni de bulunmaktadır. Detaylı tetkikler yardımıyla hastanın durumu incelenerek tanı konulmalıdır” diye konuştu.</p>
<p><b>KAŞINTININ TEMEL SEBEBİ CİLT KURULUĞU</b></p>
<p>Kaşıntı şikayetiyle dermatoloji hekimine müracaatta detaylı bir dermatolojik muayenenin ardından  bulgulara bağlı olarak detaylı tetkik istenebilmektedir. Ancak en yaygın karşılaşılan kaşıntı nedeni cilt kuruluğudur. Cilt kuruluğunu önlemek adına cildi düzenli olarak nemlendirmeye özen göstermek önem taşımaktadır.</p>
<p>Ayrıca bazı dermatolojik hastalıklar da kaşıntıya neden olabilmektedir. Kaşıntıya neden olan ve yaygın olarak karşılaşılan dermatolojik hastalıklar;</p>
<p>Sedef: Sedef, hayat boyu süren bir hastalıktır ve tedavisinde semptom hafifletici ve giderici bir yol izlenmektedir. Vücudun birçok bölgesinde kaşıntılı plaklar, tırnaklarda çukur noktalar ve tırnak kalınlaşması ile karakterize olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Egzama: Egzama cilt üzerinde oluşan kabarcıklar ve cilt kuruluğu belirtileri ile ortaya çıkan bir cilt hastalığıdır. Kronik bir hastalık olan egzamanın tedavisi semptom hafifletici ve giderici olarak yapılmaktadır.</p>
<p>Ürtiker: Halk arasında kurdeşen adıyla bilinen ürtiker, kabarık kırmızı kaşıntılı lekeler ile ortaya çıkmaktadır. Sıklıklar tekrarı durumunda kronik ürtiker teşhisinden şüphelenilebilmektedir. Ürtiker tedavisinde semptom giderici ilaçların yanı sıra antidepresan grubu ilaçlara da başvurulabilmektedir.</p>
<p>Suçiçeği: İçi su dolu ve kaşıntılı döküntülerle ortaya çıkan suçiçeğine sıklıkla ergenlik öncesi çocuklarda rastlanmaktadır. Döküntülerin kaşınması bakteriyel enfeksiyonlara zemin hazırlayabilmektedir. Tedavisinde genellikle kaşıntı giderici ve ateş düşürücü ilaçlar reçete edilmektedir.</p>
<p>İltihaplı Deri Hastalıkları: Deri iltihabı zona, folikülit, impetigo gibi birçok dermatolojik hastalık nedeniyle ortaya çıkabilmektedir. Öncelikle enfeksiyon nedeni saptanmakta sonrasında bir tedavi haritası oluşturulmaktadır.</p>
<p><b>KAŞINTI NEDENİ BULAŞICI BİR HASTALIK OLABİLİR</b></p>
<p>Mantar: Sıklıkla karşılaşılan dermatolojik bir rahatsızlık olan mantar, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Ciltte enfeksiyon, kızarıklık, şişlik ve kaşıntıya neden olmaktadır. Tedavisinde mantar üremesini yavaşlatacak bir yol izlenmektedir. Tedavinin süresi mantarın bulunduğu bölgeye ve türüne göre değişebilmektedir.</p>
<p>Uyuz: Bulaşıcı bir hastalık olan uyuz, erken evrede yol açtığı kaşıntı ve deri döküntüleri nedeniyle alerji veya böcek ısırmaları ile karıştırılabilen bir hastalık olmakla birlikte hekiminiz tarafından uyuz akarlarının yol açtığı belirtiler ayırt edilerek kısa sürede doğru tanı konulabilmektedir. Uyuz kaşıntısı genellikle tüm gün sürer ancak özellikle geceleri yoğunlaşmakla karakterizedir. En yaygın uyuz tedavisi hem uyuz akarlarını öldürmeye hem de uyuz semptomlarını gidermeye yönelik losyon ve haplarla uygulanabilmektedir. Tedavi kısa süre içinde uyuz akarlarından kurtulmanızı sağlar ancak, akarların yol açtığı alerjik semptomlar bir süre daha devam edebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasintiniz-bir-hastaligin-habercisi-olabilir-354470">Kaşıntınız Bir Hastalığın Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 10:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[enkazlarındaki]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[lifleri]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremden sonra akciğer hastalıkları riskinin artabileceğini belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, “Enkazlardaki astbest tehlikesi, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risktir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401">Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depremden sonra akciğer hastalıkları riskinin artabileceğini belirten</strong> <strong>VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, “Enkazlardaki astbest tehlikesi, göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risktir. </strong></p>
<p><strong>Asbest lifleri, akciğer zarı hastalıkları ile 15-20 yıl sonra akciğer zarı kanserine neden olabilir. Ülkemizde 2010 yılı ve sonrası yapılan binalarda asbest kullanımı yasaklanmıştır. Ancak daha eski binalarda asbest içeriği olabileceği düşünülerek önlem alınmalıdır” dedi.</strong></p>
<p>Depremin yaşandığı mevsim, hava koşulları, depremzedenin bakımı ile barınma koşullarının yeterliliğinin deprem sonrası akciğer sağlığını etkileyen faktörler olduğunu vurgulayan VM Medical Park Bursa Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>DEPREMZEDELERDE AKCİĞER HASTALIKLARINDA ARTIŞ İHTİMALİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Depremde gelişen farklı akciğer sorunları ile karşılaşılabildiğini işaret eden Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, “Depremden kurtulan kişilerde enkaz altında kalmaya bağlı gelişen direkt göğüs travmaları, binaların yıkılması sonrası oluşan toz ve partiküllerin solunması ile gelişen bronş ve akciğer hasarı, yangın ve doğalgaz sızıntısı sonucu duman ve zehirli gaz solunumu ile buna bağlı gelişen havayolu hasarı meydana gelebilir. Akciğer doku hasarı ile alveol keseciklerinde kapanma, oksijenlenmede bozulma sonucu pnömoni (zatürre) riskinde artış olur. Ayrıca enkaz altında kalma ve hareketsizliğe bağlı olarak derin ven trombozu ve pulmoner emboli riski artar” şeklinde konuştu. </p>
<p>Uzm. Dr. Alkan, deprem sonrası akciğer sorunlarının klinik olarak öksürük, solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, hırıltılı solunum, morarma ve şuur kaybı ile kendini gösterebileceğinin altını çizdi.          </p>
<p><strong>ENFEKSİYON HASTALIKLARI İÇİN ÖNLEM ŞART!</strong></p>
<p>Deprem sonrası enfeksiyon hastalıklarının da önemli bir tehlike oluşturduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ket Alkan, şunları söyledi:</p>
<p>“Sağlık hizmetlerinin yeterli ve ulaşılabilir olması, su ve el dezenfektanlarına kolay erişim, barınma yerlerinin aşırı kalabalık olmayacak şekilde düzenlenmesi ve havalandırmanın sağlanması,  aşıların riskli bireyler de öncelikli olmak üzere hızla diğer bireylere de uygulanması, semptomatik hasta olan bireylerin izolasyonu önemlidir. Ayrıca deprem sonrası oluşan tsunamiler nedeniyle boğulma-  boğulayazma ile ‘Tsunami akciğeri’ gelişebilir. Bu durumda çoklu mikrop etkenli zatürrelerin sıklığında artış beklenir.”</p>
<p><strong>KOAH VE ASTIM HASTALARININ ATAK SIKLIĞI ARTAR</strong></p>
<p>Depremzede KOAH ve astım hastalarında atak sıklığında artış meydana gelebileceğini de sözlerine ekleyen Uzm. Dr. Ket Alkan, dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu önerilerde bulundu:</p>
<p>“Deprem sonrası astım hastaları stres,  yoğun toz maruziyeti, soğuk hava, düzenli ilaç kullanımına erişim güçlüğü, kalabalık barınaklarda artan enfeksiyon riski, ağrı kesici kullanım artışı nedeniyle daha sık atak yaşayabilirler. Atak riski özellikle ilk bir ay fazladır. KOAH’a bağlı akut atak başvuruları da artar. Depremzede KOAH’lılarda ciddi psikolojik travma gelişme riski yüksektir. Bu nedenle KOAH’lı hastalara iyi bir yaşam düzeni ile psikoterapi desteği sağlanmalıdır. Bakımevlerinde takip edilen KOAH hastalarında influenza gibi viral etken epidemileri artabilir. Aşılama ve hijyen bu nedenle önemlidir.”   </p>
<p><strong>ESKİ BİNA YIKINTILARINDAKİ ASBEST AKCİĞER KANSERİNİ TETİKLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Enkazlardaki astbest tehlikesinin de göz ardı edilmemesi gereken önemli bir risk olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ket Alkan, “Asbest lifleri akciğer zarı hastalıkları ile 15-20 yıl sonra akciğer kanserine neden olabilir. Ülkemizde 2010 yılı ve sonrası yapılan binalarda asbest kullanımı yasaklanmıştır. Ancak eski binalarda asbest içeriği olabileceği düşünülerek önlem alınmalıdır. Enkazlarda asbest tespit uzmanları görev alarak enkazdan numune almalı ve asbestin türü belirlenmelidir. Asbestli atıklar, ‘tehlikeli atık’ sınıfında olup uygun koşullarda taşınmalı ve bertaraf edilmelidir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>BARINMA ALANLARI ENKAZ ALANLARINDAN UZAKTA OLMALI!</strong></p>
<p>Depremlerden sonra hem depremzedelerin hem de kurtarma ekiplerinin risk altında olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ket Alkan, “Kurtarma ve enkaz kaldırma faaliyetleri dikkatli sürdürülmeli, toz ve asbest maruziyet riski maske, gözlük, özel kıyafet giyilerek azaltılmalıdır. Mümkün olduğunca iyi havalandırma sağlanmalı, barınma alanları enkaz alanlarından uzak yerde olmalıdır. Sağlık sorunları için kısa ve uzun dönem takipler yapılmalıdır” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eski-bina-enkazlarindaki-asbest-lifleri-akciger-kanserine-neden-olabilir-354401">Eski bina enkazlarındaki asbest lifleri akciğer kanserine neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2023 08:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gözlerde ve çevresindeki ağrı çoğu zaman basit göz yorgunluğuna bağlı ortaya çıkabilirken, bazen de ciddi sorunların belirtisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590">Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerde ve çevresindeki ağrı çoğu zaman basit göz yorgunluğuna bağlı ortaya çıkabilirken, bazen de ciddi sorunların belirtisi olabiliyor. Göz ağrısına; kızarıklık, kanlanma, kaşıntı, yanma, batma ve şişlik eşlik ediyorsa mutlaka bir göz doktoruna başvurmak gerekiyor. Uzman hekimler tarafından yapılan detaylı bir göz ve görme muayenesiyle sorunun belirlenmesi, olası kalıcı hasarları önlemek adına oldukça önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mehmet Esat Teker, göz ağrısı ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Sinüzit veya baş ağrısı gözlere yansıyabilir</strong></p>
<p>İnsanların büyük bir bölümünde zaman zaman gözde ağrı şikayetleri olabilmektedir. Gözlerdeki travma, iltihaplanma ve enfeksiyon gibi nedenlerle ağrı ortaya çıkabilmektedir. Ağrı tek gözde olabileceği gibi, her iki gözde de olabilmektedir. Göz ağrısının tam olarak yerini tayin etmek hasta açısından zordur. Dolayısıyla ağrının yeri ve sebebinin belirlenmesi açısından doktor muayenesi şarttır. Ağrının varlığı ve görülen ek belirtiler hastalığın doğru tanısında yardımcı olmaktadır. Ağrı bazen kendiliğinden geçebilmekte bazen de tedavi gerekebilmektedir. Gözlerdeki ağrı genelde sinüzit veya baş ağrısının göze yansıması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Bu durumda hastalar Nöroloji ve Kulak Burun Boğaz bölümlerine yönlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Bazı sorunlar göz ağrısının nedeni olabilir</strong></p>
<p>Birden çok göz hastalığı gözde ağrı ile kendini belli etmektedir. Gözde başlayan ağrının nedeni bazı sorun ve hastalıklar olabilmektedir.</p>
<p><strong>Gözde yabancı cisim</strong>: Göze kaçan yabancı cisimler; ani başlayan ağrı, batma, yanma ve sulanma şikayetlerinin yanında görmede bulanıklık ile kızarıklığa neden olabilmektedir. Bu durumlarda mutlaka göz doktoruna gidilmeli ve yabancı cisim göz doktoru tarafından çıkarılmalıdır. Cisim kendi kendine çıkarılmaya çalışıldığında göze daha fazla hasar verme riski bulundurmaktadır.</p>
<p><strong>Konjonktivit:</strong> Gözün beyaz yapısının üzerindeki dokunun iltihabıdır. Mikrobik, alerjik ve otoimmünite gibi mikrobik olmayan etkenlere de bağlı olabilmektedir. Konjonktivadaki damarların genişlemesi, gözde kızarıklık ile kendini göstermektedir. Bu durumda hastalarda gözde ağrıya ek olarak batma, yanma, sulanma, gözlere kum atılmış gibi bir his, çapaklanma, kaşıntı gibi şikayetler olabilmektedir. Konjonktivit damla tedavileri ile genellikle düzelmektedir.</p>
<p><strong>Korneal abrazyon: </strong>Korneada çizilmeye veya sıyrılmaya bağlı ortaya çıkan bir durumdur. Travma sonrası ciddi ağrı batma yanma sulanma, ışıktan rahatsız olma görme bulanıklığı şeklinde kendini gösterir. Olası delinme kontrolü açısından mutlaka zaman kaybedilmeden doktor muayenesi gereklidir.</p>
<p><strong>Keratit:</strong> Kornea tabakasının mikrobik veya mikrobik olmayan nedenlere bağlı iltihaplanmasıdır. Özellikle hijyenik kullanılmayan yumuşak kontakt lensler sonrası ortaya çıkan keratitler acilen tedavi gerektirmektedir. Aksi takdirde 24 saat içerisinde gözde delinmeyle sonuçlanabilecek enfeksiyonlar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla lenslerin günlük takılıp çıkarılması, hijyene çok dikkat edilmesi ve havuz ya da denize girilirken lensin çıkarılması çok önemlidir.</p>
<p><strong>Glokom: </strong>Göz tansiyonu hastalığı kriz durumlarında ciddi ağrı (göz patlayacak şekilde), bulantı, kusma ve baş ağrısı ile kendini gösterir. Acil müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Aksi takdirde gözde geri dönüşü olmayan hasarlar bırakabilir.</p>
<p><strong>Üveit: </strong>Üveit gözün ön, orta, arka veya tüm üveal tabakasının birlikte<strong> </strong>tutulabildiği bir durumdur. Hastalarda gözde ağrı, ışık hassasiyeti, görme kaybı ve gözlerde kızarıklıkla kendini gösterir. Travma, enfeksiyon veya bağışıklık sistemi bozukluklarına bağlı ortaya çıkabilmektedir. Erken tanı ve tedavi kalıcı olabilecek hasarları önlemek açısından çok önemlidir.</p>
<p><strong>Optik nevrit:</strong> Göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan görme sinirinin çeşitli nedenlere bağlı iltihaplanmasıdır. Hastalarda ağrı, özellikle göz hareketiyle artan ağrı, görme bulanıklığı, görme alanında kayıplar ile kendini gösterebilir. Acil tedavi edilmesi gereken bir durumdur.</p>
<p><strong>Blefarit veya hordeolum:</strong> Kirpik diplerine açılan yağ kanallarının tıkanması sonrası kapaklarda şişlik, hassasiyet ve ağrı ile kendini gösteren bir durumdur. Halk arasında arpacık veya it dirseği olarak bilinmektedir. Genellikle birkaç gün içerisinde şişlik alanındaki iltihabın boşalması sonucu rahatlama yaşanır. Boşalma olmadığı durumlarda masaj yapılarak boşaltılması sonrasında cerrahi gerekliliği azaltmak açısından önemlidir.</p>
<p><strong>Sellülit:</strong> Preseptal veya orbital sellülit şeklinde 2 gruba ayrılır. Baş ağrısı, gözde ağrı özellikle göz hareketlerinde ağrı, gözde şişlik, kızarıklık, görme kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkıp, selülitin ilerlemesi sonucu nörolojik semptomlarla da kendini gösterebilir. Acil muayene ve uygun tedavinin başlanması hayatidir.</p>
<p><strong>Sklerit veya episklerit:</strong> Gözün beyaz kısmının derin dokularının iltihaplanmasıdır. Mikrobik veya mikrobik olamayan nedenlere bağlı ortaya çıkabilmektedir. Mutlaka doktor muayenesi sonrası tedavi edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Kuru göz:</strong> Göz kuruluğu, gözün yüzeyini tutan tüm hastalıklara eşlik edebilmektedir. Bazen hafif seyirli olabilmekte, bazen ciddi seviyede olmakta; hastalarda gözde ağrı, yanma, batma, ışık hassasiyeti, görmede bulanıklık ile kendini göstermektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Gözdeki ağrıya ek olarak şu belirtilerin 1 ya da 2’si varsa kesinlikle bir göz hekimine başvurulması gerekir. Detaylı göz ve görme muayenesi sonrası uygun tedavinin düzenlenmesi, olası kalıcı hasarları önlemek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<ol>
<li>Bulantı, kusma ve karın ağrısı da mevcutsa</li>
<li>Görmede ani ve ciddi azalma söz konusuysa</li>
<li>Gözün öne doğru çıkması durumunda</li>
<li>Göz hareketlerinde kısıtlılık varsa</li>
<li>Ağrı göze dokunulamayacak kadar fazlaysa</li>
<li>Ciddi travma sonrası veya kimyasal madde maruziyeti durumlarında mutlaka uzmana başvurulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Göz yorgunluğuna iyi gelen öneriler</strong></p>
<p>Eğer göz ağrısının nedeni kronik göz yorgunluğa bağlıysa bazı uygulamalar etkili olabilmektedir:</p>
<ul>
<li>Ortamdaki ışık miktarını artırmak veya azaltmak gözlerini dinlendirebilmektedir.</li>
<li>Uzun süreler monitörlere bakarak iş yapıyorsanız, kısa molalarla gözleri kapatıp açarak gözleri dinlendirmek etkili olabilmektedir.</li>
<li>Eğer göz kusurunuz varsa, doğru numaraları kullandığınızı göz hekimine teyit ettirmeniz gerekebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-agrinizin-nedeni-bu-sorunlar-olabilir-346590">Göz Ağrınızın Nedeni Bu Sorunlar Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;den &#8216;Yarın Çok Geç Olabilir&#8217; Sergisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-yarin-cok-gec-olabilir-sergisi-344915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2023 13:36:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[osmangaziden]]></category>
		<category><![CDATA[sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[yarın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=344915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çekmek adına Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa düzenlediği sergi büyük ilgi gördü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-yarin-cok-gec-olabilir-sergisi-344915">Osmangazi&#8217;den &#8216;Yarın Çok Geç Olabilir&#8217; Sergisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi’nin küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çekmek adına Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa düzenlediği sergi büyük ilgi gördü.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Nilüfer Borsa İstanbul Fen Lisesi, Hasan Ali Yücel Anadolu Lisesi ile Hürriyet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi işbirliğiyle hazırlanan ‘Yarın Çok Geç Olabilir’ isimli sergide öğrenciler, nesli tükenmekte olan hayvan türleri ve dünyayı tehdit eden çevre kirliliği konusunda mesajlar verdi.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi tarafından şehre kazandırılan Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, yeniden farkındalık oluşturan bir sergiye ev sahipliği yaptı. ‘Yarın Çok Geç Olabilir’ sergisinin açılışına; Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Beytullah Seferler ve Halil Döner’in yanı sıra Osmangazi İlçe Milli Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer ile çok sayıda vatandaş katıldı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Belediye olarak küresel ısınma ve iklim değişikliğine dikkat çekmekten büyük mutluluk duyduklarını söyleyen Başkan Seferler, toplam 80 eserin hayata geçmesinde emeği olan herkesi yürekten kutladı. Aynı zamanda açılış kurdelasını kesen protokol üyeleri, daha sonra öğrencilerin doğa için seslendirdikleri şarkılarla müzik ziyafeti yaşadı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Program sonunda öğrenciler ise katılımcılara ekebilecek nitelikteki tohumların dağıtımını yaptı. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-yarin-cok-gec-olabilir-sergisi-344915">Osmangazi&#8217;den &#8216;Yarın Çok Geç Olabilir&#8217; Sergisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
