<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hücre | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hucre/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hucre</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 08:13:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>hücre | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hucre</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 08:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevresinde]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509">Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25–35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor. Üstelik çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20’li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, </strong>erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, “İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca, uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Hücre içi sinyal iletimi bozulunca… </strong></p>
<p>İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince yanıt veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor. </p>
<p><strong>Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!</strong></p>
<p>Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıralıyor: “Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir.”</p>
<p><strong>Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıralıyor: “En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir.”  Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği</strong></p>
<p>İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak.<strong>  </strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor:   “İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır.”</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-kutu bilgisi&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!</strong></p>
<ul>
<li>Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak </li>
<li>Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek </li>
<li>Şekerli içeceklerden uzak durmak </li>
<li>Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak </li>
<li>Sağlıklı kiloyu korumak </li>
<li>Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-cevresinde-yaglanma-varsa-dikkat-634509">Bel çevresinde yağlanma varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyguladığımız]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı. Henüz 6 aylıkken ölümcül bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalanan bir bebeği gen tedavisiyle tedavi ederek tıp tarihinde çığır açan Prof. Dr. Alain Fischer, bugün 27 yaşında sağlıklı bir yaşam süren bu hastanın hikâyesiyle modern tıbbın ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor…</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın ev sahipliğinde üniversitede konferans veren Prof. Dr. Alain Fischer bilim dünyasında çığır açan çalışmalarını ve tıbbın geleceğine yön veren gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Pediatrik immünoloji, nadir hastalıklar ve gen tedavileri alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Alain Fischer, özellikle bağışıklık sistemi hastalıklarının genetik temellerinin anlaşılması ve tedavi edilmesine yönelik araştırmalarıyla modern tıpta önemli bir dönüşümün mimarları arasında yer alıyor. Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin sunduğu umut verici gelişmelerin yanı sıra aşıların toplum sağlığı açısından vazgeçilmez rolünü güçlü mesajlarla vurguluyor… </strong></em></p>
<p><em><strong>Ziyareti kapsamında Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü laboratuvarlarını da gezen ve burada yürütülen hücresel tedavi çalışmaları hakkında bilgi alan Prof. Dr. Alain Fischer; CAR-T hücreleriyle uygulanan kanser tedavisinin, yani hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda güçlendirilip yeniden vücuda verilerek kanser hücrelerini daha etkili şekilde yok etmesini sağlayan bu yenilikçi yaklaşımın, yakın gelecekte çok daha yaygınlaşacağını ifade ediyor. Prof. Dr. Alain Fischer, aynı zamanda gen ve aşı politikaları alanında toplum sağlığına önemli katkılar sunan bir bilim insanı olarak, bu alandaki çalışmaların stratejik önemine de dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>40 yıldır genetik hastalıkların izini sürdüğünü belirten Prof. Dr. Alain Fischer, meslek hayatını büyük ölçüde bağışıklık sistemine bağlı nadir hastalıkların araştırılmasına adadığını söylüyor: “500’ün üzerinde farklı hastalıktan söz ediyoruz. Bu hastalıkların tamamı genetik bozukluklar ve mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkıyor. 40 yılı aşkın süredir bu hastalıkların genetik nedenlerini anlamaya ve tedavi yolları geliştirmeye çalışıyorum.”</p>
<p>Genetik ve moleküler biyolojide yaşanan gelişmelerin tıpta adeta bir devrim yarattığını ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, “DNA analizleri sayesinde artık genlerdeki bozuklukları tespit edebiliyor, hastalıkların mekanizmasını daha iyi anlayabiliyor ve çok daha etkili tedavi yöntemleri geliştirebiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>6 Aylıkken Gen Tedavisi Uygulandı, Bugün 27 Yaşında Sağlıklı Bir Birey</strong></p>
<p>Bugüne kadar gen tedavisiyle sağlıklarına kavuşturduğu birçok çocuktan söz eden Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin somut başarısına dikkat çekerek ağır bağışıklık yetmezliği (SCID) hastalığıyla doğan bir bebeğin hikayesini paylaşıyor: </p>
<p>“SCID hastası bebekler <em>çok az veya hiç bağışıklık sistemi olmadan dünyaya gelirler. ‘</em>Balon Çocuk Hastalığı’ olarak da bilinen bu çocuklar tedavi edilmezlerse genellikle doğumdan sonra ilk yıl içinde hayatlarını kaybederler. Ancak erken teşhis ve uygun tedaviyle bu çocuklar yaşayabilir. Biz 1999 yılında, henüz 6 aylık bir bebeğe gen tedavisi uyguladık. Bugün o hasta 27 yaşında ve sağlıklı bir yaşam sürüyor. Bu, gen tedavilerinin ne kadar güçlü bir tedavi yöntemi olduğunun en çarpıcı göstergelerinden biri.”</p>
<p>Gen tedavileriyle genetik hastalıkları tedavi etmeye odaklandıklarını söyleyen Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavilerinde hedefimiz bozuk olan geni düzeltmek oldu. Yaklaşık 30 sene önce insan hücresine sağlıklı, normal bir genin kopyasını koyarak bozuk genleri tedavi etme yaklaşımını geliştirdik. Bugüne kadar da yaklaşık 60 hastayı gen tedavisiyle iyileştirdik” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Alain Fischer, bu yöntemin yalnızca bağışıklık sistemi hastalıklarında değil; karaciğer, göz ve sinir sistemi hastalıkları gibi pek çok genetik rahatsızlıkta da etkili sonuçlar verdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>“Gen Tedavisi Tıbbın Geleceğinde Kritik Bir Yer Tutacak”</strong></p>
<p>Gen tedavilerinin mevcut tedavi yöntemlerinin yerini tamamen almayacağını ancak onları tamamlayan en önemli yaklaşımlardan biri olacağını belirten Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavileri özellikle genetik hastalıklarda en önemli tedavi seçeneklerinden biri haline gelecek. Gelecekte çok daha yaygın kullanılacağını öngörüyoruz” diyor. </p>
<p>Bilimsel gelişmelerin hız kesmeden devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, erken tanı teknolojileri sayesinde gelecekte hastalıkların daha anne karnında tespit edilerek doğumdan hemen sonra tedavi edilebileceğini de sözlerine ekliyor: “Gelecekte özellikle nadir ve genetik hastalıklarda önemli gelişmeler olacak. Gen tedavileri pek çok hastalığa çare olacak. Ayrıca kök hücre tedavileri de ön planda olacak. Özellikle gen tedavileri ve kök hücre tedavilerinin geliştirilmesiyle günün birinde tüm genetik hastalıklara tedavi bulacağız. Bilimsel çalışmalar umut vaat ediyor. Ayrıca erken tanı yöntemleri de giderek gelişiyor. Gelecekte pek çok hastalığa anne karnında tanı koyabileceğiz. Genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde bugün artık anne karnındaki bebeğin DNA’sını, tüm genetik yapısını inceleyebiliyoruz. Çocuk doğar doğmaz tanı koyabilmemiz sayesinde çok erken bir dönemde tedaviye başlamış oluyoruz…” </p>
<p>Prof. Dr. Alain Fischer, bilimin geleceğinde yapay zeka ve genetiğin “el ele” olduğuna dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalarda yapay zekanın rolüne de değinen Prof. Dr. Alain Fischer, “Yapay zeka, araştırmaların kalitesini artıran çok güçlü bir araç. Genetik ve biyomedikal çalışmalarla birlikte kullanıldığında çok daha hızlı ve doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>“Aşılar Tıbbın En Büyük Başarılarından Biri”</strong></p>
<p>Fransa’nın “aşı elçisi” olarak bilinen Prof. Dr. Alain Fischer, aşıların halk sağlığı açısından kritik önemine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Alain Fischer, “20 yıl önce Fransa’da aşı oranları biraz düşmüştü. Bunun üzerine o dönemin Sağlık Bakanı, aşılanan çocuk sayısını artırmak için neler yapmamız gerektiğini benimle görüşmek istemişti. Aşılarla uzun yılardır çalışıyorum, bakanlıklara danışmanlık yapıyorum. Covid-19 salgını döneminde de bakanlıklarla toplumun aşılanması için önemli çalışmalarımız olmuştu. Aşılar, özellikle salgın hastalıkların önlenmesinde en etkili araçtır. Bir çocuk immünolojisi uzmanı olarak aşıların önemini her zaman vurguluyorum. Aşılar tıbbın en büyük başarılarından biridir” diyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine atıfta bulunan Prof. Dr. Alain Fischer, “Son 50 yılda kızamık, tetanoz ve Hepatit B gibi hastalıklara karşı yapılan aşılar sayesinde yaklaşık 150 milyon insanın hayatı kurtarıldı. Covid-19 aşıları ise tek başına yaklaşık 20 milyon insanın yaşamını kurtardı” bilgisini paylaşıyor. </p>
<p><strong>“Aşı Karşıtlığı Çok Tehlikeli, Yanlış Bilgilere İnanmayın”</strong></p>
<p>Aşı karşıtlığına da değinen Prof. Dr. Alain Fischer, bu yaklaşımın ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturduğunu belirterek, “Aşıların otizm ya da kalp hastalıklarına yol açtığı yönündeki iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı yok. Bunların hepsi yalan haber. Bu yanlış bilgilere inanılması, geçmişte kontrol altına alınmış hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor” diyor.</p>
<p>Dünya genelinde özellikle 2019 yılından bu yana kızamık aşısına erişimdeki aksaklıklar ve aşı karşıtlığının artması nedeniyle çocuk ölümlerinde yeniden ciddi bir yükseliş görülüyor. Aşı yaptırılmaması nedeniyle örneğin kızamık gibi hastalıkların yeniden görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Alain Fischer, “2019’dan bu yana bazı yıllarda 100 bini aşan sayıda çocuk, kızamık nedeniyle hayatını kaybetti. Oysa aşıyla bu ölümler büyük ölçüde önlenebilir. Aşı olmamak çok ciddi ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir” şeklinde konunun ciddiyetine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fotokopi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[makinesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625577</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577">Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası’nda normal hücre ile kanserli hücre arasındaki farklara değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Sinyal gelmediği sürece çoğalmayan normal hücrelere karşı kanser hücresi, çoğalmayı fotokopi makinesi gibi gerçekleştiriyor. Kanser tedavisinin başarı oranlarını artıran akıllı ilaçlar da bu durmak bilmeyen hücrelere ‘artık intihar etmelisin’ mesajı veriyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Yara iyileşmesi sırasında hücreler çoğalarak dokuyu onarır ve süreç tamamlandığında bu çoğalma durur. Ancak kanserli hücrede bu programlı hücre ölümünün olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Yeni geliştirilen ilaçlar bu programı yeniden hatırlatma prensibiyle çalışıyor. Bazı akıllı ilaçlar doğrudan hücreye değil, çevresindeki onu besleyen damarları hedef alıyor ve bu sayede aç bırakılan kanser hücresi yok oluyor. Akıllı ilaçların fark yarattığı en önemli nokta ise doğrudan hedefe yönelerek yalnızca tümörü etkilemesi ve böylece sağlıklı hücreleri koruması. Geleneksel kemoterapide ise saç, tırnak ve kemik iliği gibi çoğalması gereken hücreler de tedaviden olumsuz etkileniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ülkeler arası genetik farklılıklar başarı oranını yüzde 30’a kadar çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların kemoterapiye kıyasla daha düşük yan etki gösterdiğini de vurgulayan Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi gereksinimini azaltabilen akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde fayda sağlanabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yüzde 25-30 seviyelerine çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60’lara ulaşılabiliyor. Akıllı ilaç tedavisi için erken evre şartı olduğu düşünülse de aslında bu tedaviyi kanserin yayılım gösterdiği durumlarda daha sık tercih ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen mutasyona yönelik yeni ilaçlar geliştiriliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların yeni bir gelişme olarak görülse de geçmişinin 2000’li yılların başına dayandığını açıklayan Üskent, “2003’lerde lösemide sadece transplantasyon ile ömür uzatılabilirken hastalığa neden olan yapısal bozukluk tespit edildi ve buna yönelik geliştirilen tedaviyle hastalar tamamen iyileşti. Kan kanserinde yaşanan gelişme akıllı ilaçların temelini oluşturdu. Daha sonra bu yaklaşım diğer kanser türlerine de taşındı ve 2007’de akciğer kanserinde EGFR mutasyonuna karşı geliştirilen tablet ilaçla kemoterapiye gerek kalmadan tümörlerde gerileme görüldü. Akıllı ilaç tedavisinin uygunluğu kanser türüne değil mutasyonun türüne göre belirlenir. Uygun hastalarda bu ilaçlar tümörü tamamen yok edebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir. Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilir ve hastanın bu tedavilere uygun olup olmadığı kısa sürede sonuçlanan genetik testlerle anlaşılabilir. Bugün tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da çalışmalar hızla sürüyor. Örneğin pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen bir mutasyona yönelik yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor” dedi.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-2-625577">Kanserli Hücre Fotokopi Makinesi Gibi Çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:18:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[fotokopi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[makinesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mutasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888">Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda akıllarda soru işaretleri ve kaygı artabiliyor ancak hastalığın işleyişini ve tedavinin mantığını bilmek tabloyu daha net hale getiriyor. 1–7 Nisan Ulusal Kanser Haftası’nda normal hücre ile kanserli hücre arasındaki farklara değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Sinyal gelmediği sürece çoğalmayan normal hücrelere karşı kanser hücresi, çoğalmayı fotokopi makinesi gibi gerçekleştiriyor. Kanser tedavisinin başarı oranlarını artıran akıllı ilaçlar da bu durmak bilmeyen hücrelere ‘artık intihar etmelisin’ mesajı veriyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Yara iyileşmesi sırasında hücreler çoğalarak dokuyu onarır ve süreç tamamlandığında bu çoğalma durur. Ancak kanserli hücrede bu programlı hücre ölümünün olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Yeni geliştirilen ilaçlar bu programı yeniden hatırlatma prensibiyle çalışıyor. Bazı akıllı ilaçlar doğrudan hücreye değil, çevresindeki onu besleyen damarları hedef alıyor ve bu sayede aç bırakılan kanser hücresi yok oluyor. Akıllı ilaçların fark yarattığı en önemli nokta ise doğrudan hedefe yönelerek yalnızca tümörü etkilemesi ve böylece sağlıklı hücreleri koruması. Geleneksel kemoterapide ise saç, tırnak ve kemik iliği gibi çoğalması gereken hücreler de tedaviden olumsuz etkileniyor” dedi.</p>
<p><strong>Ülkeler arası genetik farklılıklar başarı oranını yüzde 30’a kadar çıkarabiliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların kemoterapiye kıyasla daha düşük yan etki gösterdiğini de vurgulayan Üskent, “Ameliyat ve kemoterapi gereksinimini azaltabilen akıllı ilaçlardan, akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10 ila 15’inde fayda sağlanabiliyor. Bu oran genetik farklılıklar nedeniyle Filipin, Çin ve Japonya gibi ülkelerde yüzde 25-30 seviyelerine çıkabiliyor. Özellikle hiç sigara kullanmamış kadın hastalarda başarı oranı yüzde 50-60’lara ulaşılabiliyor. Akıllı ilaç tedavisi için erken evre şartı olduğu düşünülse de aslında bu tedaviyi kanserin yayılım gösterdiği durumlarda daha sık tercih ediyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen mutasyona yönelik yeni ilaçlar geliştiriliyor</strong></p>
<p>Akıllı ilaçların yeni bir gelişme olarak görülse de geçmişinin 2000’li yılların başına dayandığını açıklayan Üskent, “2003’lerde lösemide sadece transplantasyon ile ömür uzatılabilirken hastalığa neden olan yapısal bozukluk tespit edildi ve buna yönelik geliştirilen tedaviyle hastalar tamamen iyileşti. Kan kanserinde yaşanan gelişme akıllı ilaçların temelini oluşturdu. Daha sonra bu yaklaşım diğer kanser türlerine de taşındı ve 2007’de akciğer kanserinde EGFR mutasyonuna karşı geliştirilen tablet ilaçla kemoterapiye gerek kalmadan tümörlerde gerileme görüldü. Akıllı ilaç tedavisinin uygunluğu kanser türüne değil mutasyonun türüne göre belirlenir. Uygun hastalarda bu ilaçlar tümörü tamamen yok edebilir ve ameliyata gerek kalmayabilir. Aynı mutasyon görüldüğünde tümör hangi organda olursa olsun benzer başarı elde edilir ve hastanın bu tedavilere uygun olup olmadığı kısa sürede sonuçlanan genetik testlerle anlaşılabilir. Bugün tüm mutasyonlara karşı ilaç bulunmuş olmasa da çalışmalar hızla sürüyor. Örneğin pankreas kanserinin yüzde 80’inde görülen bir mutasyona yönelik yeni ilaçlar üzerinde çalışılıyor” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hucre-fotokopi-makinesi-gibi-calisiyor-624888">Kanserli hücre fotokopi makinesi gibi çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[problemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yileşebilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>
<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>
<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>
<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>
<ul>
<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>
<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>
<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>
<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>
<ol>
<li>Yüz gençleştirme,</li>
<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>
<p>Eksozom tedavileri; </p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>
<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatsizliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor. Sinsice ilerleyen hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıktığını belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, ebeveynlere mutlaka çocuklarının görme yetisini karanlık bir ortamda test etmeleri gerektiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kahraman, erken tanının kritik önem taşıdığı, henüz kesin bir tedavisi olmamakla birlikte, günümüzde bazı önlemlerle ilerleme seyrini yavaşlatmanın mümkün olabildiği Retinitis Pigmentosa (tavuk karası, gece körlüğü) hastalığını anlattı, anne-babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p>Tavukların gece iyi görememesinden dolayı, benzer bulgular ile seyreden Retinitis Pigmentosa hastalığı halk arasında ‘tavuk karası’ ve ‘gece körlüğü’ olarak biliniyor. Zamanla kişide görme alanında yanlardan daralma başlayıp, ilerleyen evrelerde ise gündüz ve merkezi görmeleri de etkileniyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, bugüne dek 80’den fazla genin tavuk karası hastalığı ile ilişkilendirilmiş durumda olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Retinitis pigmentosa, ışığı algılayan hücrelerimizin yer aldığı gözün iç kısmını bir duvar kağıdı gibi kaplayan retina tabakasının genetik bir hastalığıdır. Hastalıkta ilk olarak loş ışıkta görmeyi sağlayan hücreler bozulur. Bu nedenle hastalarda önce gece görme zorluğu ve karanlık adaptasyonunda güçlük gözlenir. Retina hastalıklarında 300, retinitis pigmentosadaysa 80’i aşkın gen tanımlanmıştır. Genetik bir hastalık olmasına rağmen; stres, düzensiz beslenme, sigara-alkol kullanımı, yetersiz uyku gibi faktörler hastalığın ilerleme hızını etkileyebilir. Bu nedenle sağlıkl ıyaşam alışkanlıkları büyük önem taşımaktadır.” </p>
<p><strong>Genetik test çok önemli! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; tavuk karasının dünya genelinde yaklaşık 4 bin kişide bir görüldüğünü belirten Doç. Dr. Kahraman “Ancak ülkemizde akraba evliliklerinin görece yüksek olması nedeniyle çekinik geçişli formların (anne ve babadan gizli olarak taşınması) daha sık görülebileceği belirtiliyor” diyor. Hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk döneminde ortaya çıktığını, ergenlik döneminde ilerlemesinin hızlandığını belirten Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman, erken tanı ve genetik testin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Genetik test yalnızca tanıyı doğrulamakla kalmıyor; hastalığın kalıtım türünü, diğer aile bireylerinin risk durumunu ve gelecek nesillere aktarım ihtimalini ortaya koyuyor. Ayrıca gebelik planlamasında yol gösterici oluyor. Bazı genetik tiplerde göz dışı sistemler de etkilenebildiğinen dolayı, genetik test bu açıdan da kritik rol oynuyor.”</p>
<p><strong>Anne-babalar dikkat! Çocuğunuzu karanlıkta test edin!</strong></p>
<p>Gece görüşündeki bozulma hastanın kendisi tarafından fark edilmeyebiliyor ve hastalık sinsice ilerliyor. Sokak aydınlatmalarının yeterli olması ya da kişinin -herkesin gece kendisi gibi gördüğünü düşünmesi- tanıyı geciktirebiliyor. Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hastanın uzun süre bunu fark edemediğini belirten Doç. Dr. Kahraman anne-babalara şu tavsiyelerde bulunuyor: ”Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hasta tarafından algılanması zordur. Gece görme sorunu yaşayan, sık sık eşyalara çarpma ve takılma şikayeti olması durumunda bunu sakarlık ya da dikkatsizlik olarak görmeyip, hele de ailesinde benzer öykü varsa gecikmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmak kritik önem taşıyor.  Çünkü hastalık ilerledikçe çevre görüşü daralır ve ‘hasta tünel’ görüşü dediğimiz sadece merkezden görmeye başlar. Bu nedenle ailelerin bu sinsi hastalığa karşı tetikte olmaları, çocuklarına ara sıra karanlıkta görme denemeleri yapmaları çok faydalıdır. Örneğin; elin bazı parmaklarını gösterip kaç parmak olduğunu söyletmek, odanın içerisinde bir eşyayı işaret edip adını sormak vb sorunun erken fark edilmesini sağlayabilir.”</p>
<p><strong> xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong> Tanıda İleri Teknoloji Kullanılıyor</strong></p>
<p>Tanı sürecinde damlalı göz muayenesi ile retina değerlendirmesi yapılırken; retina fotoğrafları ve optik koherens tomografi (OCT) ile retina katmanları ayrıntılı olarak inceleniyor. Erken dönemde bulgular belirgin değilse elektroretinografi (ERG) testi ile retina hücre yanıtları ölçülerek tanı konulabiliyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kök Hücre ve Gen Tedavileri umut vaadediyor </strong></p>
<p>Retinitis Pigmentosa için hastalığı tamamen tedavi eden, onaylanmış bir yöntem yok ancak kök hücre tedavisi bir umut olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Kök hücreye yönelik mevcut araştırmalar daha çok kalan hücrelerin korunmasına ve hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılmasına odaklanıyor” diyor.  Dünyada gen tedavilerinde de son yıllarda önemli adımlar atıldığını belirten Doç. Dr. Kahraman şöyle konuşuyor: “2017 yılında FDA onayı alan ilk gen tedavisi ürünü olan Luxturna bu alandaki en önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor. Farklı genlere yönelik klinik çalışmalar ise devam ediyor. Bu nedenle doğru tanı ve genetik test, hastaların kendi genlerine yönelik gelişmeleri takip edebilmesi açısından büyük önem taşıyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerine]]></category>
		<category><![CDATA[kalmış]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mrd]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor. MR, PET ve rutin kan testlerinin normal olması, vücutta hastalığa ait hiçbir hücre kalmadığını kesin olarak göstermeyebiliyor. Çünkü bazı kanser hücreleri, görüntüleme yöntemlerinin ve klasik testlerin algılayamayacağı kadar küçük ve sessiz bir şekilde dolaşımda varlığını sürdürebiliyor.</p>
<p>İşte bu noktada moleküler analizler devreye giriyor; Minimal Rezidüel Hastalık (MRD) olarak adlandırılan bu görünmez risk, yalnızca bir tüp kan üzerinden tespit edilebiliyor. Özellikle yüksek riskli kanser türlerinde ve tedavi sonrası takip sürecinde MRD, hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimalini önceden öngörmeye imkân tanıyan son derece önemli bir gösterge haline geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi kanser takibinde MRD testi ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Görüntüleme ve klasik testler her zaman yeterli mi?</strong></p>
<p>Kanser şüphesi olan ya da kanser tanısı almış hastaların takip sürecinde Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Buna ek olarak bazı kan testleri ve tümör belirteçleri ile hastalığın varlığı ya da yokluğu değerlendirilmektedir. Bu yöntemler modern tıbbın vazgeçilmez araçlarıdır ve çoğu zaman doğru yönlendirme sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak klinik pratiğin ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır: Tüm bu tetkikler normal olsa bile, hastalık moleküler düzeyde tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Tedavilerini tamamlamış, ameliyat olmuş ve “tam yanıt” aldığı düşünülen bazı hastalarda yıllar sonra nüks görülmesi, bu durumun en somut göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MRD testi gizli kalmış kanser hücrelerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Minimal Rezidüel Hastalık, tedavi sonrasında vücutta kalmış olabilecek çok küçük sayıdaki tümör hücrelerini ifade etmektedir. Bu hücreler klasik görüntüleme yöntemleriyle ya da rutin kan testleriyle saptanamamaktadır. Ancak genetik ve moleküler düzeyde yapılan ileri analizler sayesinde kandan tespit edilebilmektedir.</p>
<p>MRD değerlendirmesi için yalnızca bir tüp kan alınmakta ve bu örnek genetik laboratuvarlara gönderilmektedir. Kanda dolaşan tümör DNA’sı veya tümör hücreleri, belirli eşik (cut-off) değerlerine göre analiz edilmektedir. Bu eşik değerin üzerinde saptanan sonuçlar, hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p><strong>Nüks riski önceden görülebilir mi?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler, MRD pozitifliği saptanan hastalarda ilerleyen dönemlerde hastalığın nüks etme olasılığının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu bilgi, hem hekim hem de hasta açısından son derece kıymetlidir. Çünkü hastalığın geri dönmesini beklemek yerine, risk daha oluşmadan önlem almak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi birçok solid tümörde MRD testleri giderek daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ameliyatını olmuş, kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerini tamamlamış bir hastada “Bu hastalık gerçekten bitti mi?” sorusunun yanıtı artık yalnızca filmlerle değil, moleküler verilerle de değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalar yakından izleniyor ve tedavi planı şekillendiriliyor</strong></p>
<p>MRD’nin pozitif saptanması durumunda izlenen yol, klasik takip yaklaşımlarından farklılaşmaktadır. Bu hastalar daha yakından izlenmekte, kontroller sıklaştırılmakta ve gerekirse daha güçlü ya da farklı tedavi seçenekleri devreye sokulmaktadır. Amaç, olası bir nüksü klinik olarak ortaya çıkmadan yakalamak ve hastayı yeniden tam şifaya ulaştırmaktır.</p>
<p>Günümüz onkolojisi artık yalnızca organ düzeyinde değil, gen ve molekül düzeyinde ilerlemektedir. Hangi hastanın daha yüksek risk taşıdığı, hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği giderek daha net biçimde ortaya konabilmektedir. Bu yaklaşım, gereksiz tedavilerin önüne geçerken doğru hastaya doğru zamanda doğru tedavinin verilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nüksü engellemek çok önemli </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde başarı artık yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla sınırlı değildir. Asıl başarı, hastalığın geri dönmesini engellemekte yatmaktadır. MRD testleri, bu hedefe giden yolda hekimlerin elini güçlendiren, hastalara ise umut veren önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Moleküler düzeyde yapılan bu değerlendirmeler sayesinde kanserle mücadelede daha bilinçli, daha güçlü ve daha erken adımlar atılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 05:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Enfekte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığına]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609630</guid>

					<description><![CDATA[<p>Multipl skleroza, neredeyse herkesin vücudunda bulunan bir virüs neden oluyor. Yeni bir çalışma, neden yalnızca belirli kişilerin hastalandığını açıklıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epstein-Barr, (EBV), bir tür herpes virüsüdür (insanlarda uçuğa neden olan virüs) ve çeşitli kanserlerin yanı sıra otoimmün hastalıkların ortaya çıkmasına da katkıda bulunduğu kabul edilir. Damlacık yoluyla, örneğin tükürükle bulaşır. Yol açtığı hastalıklardan biri olan enfeksiyöz mononükleoz (ya da Pfeiffer bez ateşi) de bu nedenle &#8220;öpücük hastalığı&#8221; olarak da bilinir.</p>
<p>Epstein-Barr virüsünün, Multipl Skleroz (MS) hastalığının ortaya çıkmasında da rol oynadığı uzun zamandır biliniyor. Ancak sorun şu: Neredeyse herkes EBV ile enfekte oluyor ve virüsü ömür boyu vücudunda taşıyor; buna karşılık nüfusun yüzde birinden azı Multipl Skleroz hastalığına yakalanıyor.</p>
<p>Bu nasıl mümkün olabilir?</p>
<p>Araştırmacılar şimdi bu bilmecenin çözümüne biraz daha yaklaşmış olabilir. Yanıt, çoğu zaman olduğu gibi, genlerimizde gizli.</p>
<p><b>MS hastalarında bağışıklık sistemi sinirlere saldırıyor</b></p>
<p>Multipl Skleroz hastalarında, bağışıklık sistemi yanlış yönlenmiş durumda. Dışarıdan gelen istilacılara karşı yönelmesi gerekirken kendi vücuduna saldırıyor. Bağışıklık sisteminin bazı bölümleri, sinirlerimizin etrafında bir tür yalıtım tabakası gibi bulunan ve normalde sinyallerin iletilmesine yardımcı olan miyelin kılıflarına saldırıyor.</p>
<p>MS&#8217;e yakalanan kişilerde sıklıkla görme ve duyusal bozukluklar görülüyor. Önce karın kaslarını, ardından mesane ve bağırsakların kapatıcı kaslarını kontrol edemez hale gelebiliyorlar. En sonunda ise nefes almak için ihtiyaç duyduğumuz kaslar etkileniyor.</p>
<p>MS tedavisinde amaç, bağışıklık sistemini baskılamak. Oysa hastalık ortaya çıkmadan önce önlenebilseydi bu çok daha iyi olurdu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-0-sjvLBaHz.jpg"/><br />MS hastalığının tedavisi için en çok kullanılan ilaçlardan biri de Dimethylfumara etken maddeli &#8220;Tecfidera&#8221; kapsülleridirFotoğraf: Anne-Sophie Wittwer/imageBROKER/picture alliance </figure>
<p><b>Epstein-Barr virüsü MS riskini nasıl artırıyor?</b></p>
<p>Çin, Almanya, İsviçre ve İngiltere&#8217;den bilim insanları, Epstein-Barr virüsünün belirli bir genetik yapı ile birlikte nasıl MS’e yol açtığını ortaya koydu.</p>
<p>Burada belirleyici olan HLA-DR15 adlı bir molekül olabilir. HLA molekülleri bağışıklık sistemimizin önemli bir parçasıdır. Belirli hücrelerin yüzeyinde küçük kollar gibi yer alırlar ve bağışıklık sistemine hücre içinde neler olup bittiğini sunarlar. Böylece bağışıklık savunmasının vücuda ait yapılarla yabancı yapılar arasında ayrım yapmasına yardımcı olurlar.</p>
<p>B hücreleri Epstein-Barr virüsü ile enfekte olduğunda, virüsün parçalarını diğer bağışıklık hücrelerine sunar. Böylece bağışıklık sistemini virüse karşı harekete geçirirler. Ancak burada bir sorun vardır: Sunulan virüs yapıları, sinirlerimizin etrafındaki yalıtım tabakasında da bulunan bir proteine neredeyse birebir benzer. Bu yanılsama sayesinde bağışıklık sistemi, bu miyelin proteinine saldıracak şekilde eğitilir.</p>
<p><b>Ölümcül benzerlik: Virüs proteinleri sinir dokusunu taklit ediyor</b></p>
<p>EBV ile MS arasındaki bağlantı uzun süredir biliniyordu. Ancak bilim insanları şimdi, enfekte B hücreleri HLA-DR15 molekülünü taşıdığında Epstein-Barr virüsünün daha da sinsi bir yol izlediğini ortaya koydu. Bu durumda virüs, enfekte ettiği hücreyi öyle bir biçimde değiştiriyor ki hücre, kendi başına miyelin proteinini sunuyor. Bu şaşırtıcı, çünkü &#8220;miyelinin bir B hücresinde aslında hiç yeri yok&#8221; diyor çalışmanın başındaki Robert Martin. Böylece MS hastalarının vücudu yalnızca kazara değil, bilinçli olarak kendine saldıracak şekilde yönlendiriliyor.</p>
<p>Buna rağmen HLA-DR15, MS’in ortaya çıkış mekanizmasını tamamen açıklayamıyor. Çünkü MS&#8217;e yakalananların yalnızca yaklaşık yarısında bu genetik yapı bulunuyor. Öte yandan Kuzey Avrupa&#8217;daki insanların yaklaşık dörtte biri HLA-DR15&#8217;e sahip; bunların ise yalnızca küçük bir kısmı MS geliştiriyor. Yani genetik paket ile virüsün bir araya gelmesi otomatik olarak MS&#8217;e yol açmıyor. Bu, hastalığın ortaya çıkma olasılığını artıran bir yapı taşı. Ancak Roland Martin, yine de &#8220;bunun açık ara en önemli genetik risk faktörü&#8221; olduğunu vurguluyor .</p>
<p><b>Kritik zamanlama: Gençlik dönemindeki enfeksiyonlar neden riskli?</b></p>
<p>MS&#8217;in gelişimi açısından, EBV enfeksiyonunun ne zaman geçirildiği de belirleyici. En kırılgan dönemler, geç çocukluk ve erken yetişkinlik olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Sağlıksız beslenme, D vitamini eksikliği, sigara kullanımı, çevre kirliliği, vardiyalı çalışma ya da obezite de olumsuz etki yapabilir, diyor Martin.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-1-qQ8WPWGt.jpg"/><br />MS&#8217;in en yaygın sonuçlarından olan felç, bazen beyinden (merkezî) bazen de doğrudan omurilik veya hayatî bir organa giden sinirlerin (periferik) hasar görmesinden kaynaklanıyorFotoğraf: bilderbox.de</figure>
<p><b>Neden hâlâ EBV&#8217;ye karşı bir aşı yok?</b></p>
<p>MS uzmanları, bir insanın EBV ile hiç enfekte olmamasını sağlayacak bir aşının mümkün olmadığını düşünüyor. Bunun nedeni, virüsün insana son derece iyi uyum sağlamış olması.</p>
<p>Daha olası olan ise bir kişi EBV ile enfekte olduğunda Pfeiffer bez ateşinin ortaya çıkmasını engellemek. Roland Martin, &#8220;Bunu muhtemelen erken çocukluk döneminde yapılacak bir aşıyla başarmak mümkün olabilir ve bu çok büyük bir kazanım olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öpücük hastalığı belirtilerle seyrettiğinde, ilerleyen yıllarda MS&#8217;e yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, hastalığı kontrol altına almak için burada erken müdahale etmek istiyor.</p>
<p><b>İlk EBV aşılarının geliştirilmesi ne kadar sürer?</b></p>
<p>İlk aşı adayları şu anda çalışmalarda test ediliyor. Martin, &#8220;Aşı şu anda son derece, son derece büyük ilgi gören bir konu&#8221; diyor. Yıllar süren temkinli yaklaşımın ardından alanda hareketlilik başlamış durumda.</p>
<p>Martin&#8217;in ekibi, yeni keşfedilen bu mekanizmayı olası tedaviler için kullanmak istiyor. Bilim insanı, EBV parçalarını sunan ya da bunlara tepki veren bağışıklık hücrelerini hedef alarak ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini söylüyor:</p>
<p>&#8220;Bunun işe yarayıp yaramayacağı ayrı bir mesele&#8221; diye ekliyor. &#8220;Ama bunun için artık araçlara sahibiz.&#8221;</p>
<p>Bu tedaviler yalnızca HLA-DR15 genetik paketine sahip MS hastaları için geçerli olacak olsa da, bu bile MS ile mücadelede büyük bir başarı anlamına gelebilir.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 02:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[derisi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücreleri]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücreler, vücudun doğal onarım mekanizmasını güçlendirerek tıbbi ve estetik uygulamalarda devrim yaratmaya devam ediyor. Ancak son dönemde popülerlik kazanan "sünnet derisinden elde edilen" hücre tedavileri, bilimsel dünyasında etkinlik tartışmalarını ve güvenlik endişelerini de beraberinde getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622">Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Estetik dünyasında rutin bir cilt bakımı gibi sunulsa da, sünnet derisinden elde edilen hücre tedavileri aslında yasal ve biyolojik açıdan karmaşık bir prosedürdür. <b>Prof. Dr. Ahmet Karacalar</b>, bu tür tedavilerin standart bir uygulama olarak sunulamayacağının altını önemle çiziyor. Allojenik (başkasından alınan) nitelikteki bu hücresel işlemler, yasal olarak yalnızca &#8220;klinik araştırma&#8221; kapsamında değerlendirilebilir; bu da Etik Kurul onayı ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın özel iznini zorunl u kılar.</p>
<p><b>Bağışıklık Sistemi İçin &#8220;Yabancı&#8221; Alarmı</b></p>
<p>Yenidoğan bir bebekten alınmış olsa dahi, bu hücreler genetik olarak alıcı kişiye ait değildir. Bu durum, bağışıklık sisteminin dokuyu &#8220;yabancı&#8221; olarak algılama riskini doğurur. Bilimsel veriler, bu tür allojenik uygulamalarda bağışıklık reaksiyonları ve enflamasyon (yangı) riskinin teorik olarak her zaman mevcut olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Sünnet derisi fibroblastları veya hücre kokteylleri doku özütlerine benzese de, yöntemin etkinliği ve uzun vadeli güvenliği konusundaki literatür henüz sınırlı. Bilimsel kanıtların netleşmemiş olması, tedavinin risk-fayda dengesini kurmayı ve ileriye dönük sonuçları öngörmeyi zorlaştırıyor.</p>
<p><b>En Güvenli Liman: Kişinin Kendi Yağ Do kusu (SVF)</b></p>
<p>Risklerin aksine bilim dünyası, en sağlıklı ve doğal kaynağın kişinin kendi bedeni olduğu konusunda hemfikir. Kişinin kendi yağ dokusundan elde edilen ve <b>Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) (Bkz: </b>olarak adlandırılan yöntem, biyolojik uyumluluk açısından altın standart kabul ediliyor. SVF, yalnızca kök hücreleri değil, doku yenilenmesini destekleyen diğer değerli onarıcı hücreleri de bünyesinde barındırıyor.</p>
<p><b>Verici Alanda Ezber Bozan Keşif</b></p>
<p>Kök hücre tedavisinde kaynak arayışı da güncelleniyor. Uzun yıllar karın bölgesi en zengin kök hücre kaynağı olarak kabul edilirken, güncel araştırmalar rotayı değiştirdi. Yeni b ulgular, özellikle <b>basen bölgesinin</b> kök hücre yoğunluğu açısından çok daha zengin ve verimli bir rezerv olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sunnet-derisi-kok-hucreleri-neden-bilimsel-bir-risk-609622">Sünnet Derisi Kök Hücreleri Neden Bilimsel Bir Risk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemini]]></category>
		<category><![CDATA[bitti]]></category>
		<category><![CDATA[devri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer &#8211; Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor.</strong></em></p>
<p>NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı </strong></p>
<p>Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser<strong> </strong>hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor.</p>
<p><strong>NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor</strong></p>
<p>Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor.</p>
<p>Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor.</p>
<p><strong>Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. </p>
<p>Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz”<br /> diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[biliminin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[neuroconnect]]></category>
		<category><![CDATA[Nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, sinir bilimin (nörobilim) güncel araştırma alanlarını ve geleceğe yön veren yaklaşımlarını bir araya getiren “NeuroConnect Sinir Bilimi Günü” ile akademi dünyasında önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Ufuk Avrupa destekli GEMSTONE Projesi kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen uluslararası etkinlik, genç araştırmacılar ile nörobilimin önde gelen bilim insanlarını aynı platformda buluşturdu.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı ve GEMSTONE Projesi Yürütücüsü Prof. Dr. Filiz Onat başkanlığında, Sinir Bilimi Anabilim Dalı koordinasyonunda; ACUTBAT, Acıbadem Üniversitesi Nörobilim Öğrenci Kulübü ve Sinir Bilimi Öğrenci Araştırma Grubu iş birliğiyle gerçekleşen ACU NeuroConnect sempozyumu, nörobilimde ağ temelli yaklaşımlar, gen ve hücre tedavileri, nörodejeneratif hastalıkların mekanizmaları, yapay zekâ ve büyük veri uygulamaları gibi başlıklara odaklandı. Uluslararası etkinliğin bilimsel çerçevesini şekillendiren Prof. Dr. Filiz Onat, “Bugün beyni, izole merkezlerden oluşan bir yapı gibi değil; sürekli iletişim hâlindeki dinamik bir ağ olarak ele alıyoruz. Bu bakış açısı, öğrenme, hafıza ve duygulanım bozukluklarını anlamada devrim niteliğinde” şeklinde konuştu…</strong></em></p>
<p><em><strong>ACU NeuroConnect’in bilimsel temelini oluşturan GEMSTONE Projesi, epilepsi ve Parkinson hastalıklarının nörogelişimsel mekanizmalarını sinir bilim odağında ele alırken; ileri araştırma teknolojileri, genetik ve transgenik modeller ile güçlü uluslararası iş birlikleri aracılığıyla üniversitenin nörobilim alanındaki araştırma kapasitesini ve uluslararası görünürlüğünü güçlendirmeyi amaçlıyor…</strong></em></p>
<p>Nörobilimde son yıllarda yaşanan dönüşümü bütüncül bir bakışla değerlendiren Prof. Dr. Filiz Onat, beynin artık tek tek bölgeler üzerinden değil, etkileşim hâlindeki ağlar üzerinden ele alındığını vurgulayarak, bu yaklaşımın özellikle bilişsel süreçler ve nöropsikiyatrik bozuklukların anlaşılmasında belirleyici olduğunu ifade ediyor. Fonksiyonel görüntüleme tekniklerindeki ilerlemelerin sağlıklı ve hastalıklı beyin arasındaki farkların daha erken ve hassas biçimde saptanmasına olanak tanıdığını belirten Prof. Dr. Filiz Onat, “Yapay zekâ ve büyük veri analizlerinin nörobilime entegrasyonu çok önemli. Yapay zekâ, nörobilimin yerini alan bir araç değil; aksine insan beyninin karmaşıklığını çözebilmemiz için bize yeni bir pencere açıyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Filiz Onat, nörobilimin geleceğinde kişiselleştirilmiş tedavilerin belirleyici olacağını vurgulayarak, genetik, çevresel ve nörofizyolojik verilerin birlikte değerlendirilmesinin önemini şu sözlerle ifade ediyor: </p>
<p>“Artık ‘tek hastalık, tek tedavi’ anlayışından uzaklaşıyoruz. Her beynin kendine özgü bir imzası var ve biz bu imzayı okuyabildiğimiz ölçüde etkili tedaviler geliştirebileceğiz”…</p>
<p><strong>Beyin Hastalıklarında Hücre ve Gen Tedavileri </strong></p>
<p>Sempozyumun önemli konuşmacılarından Lund Üniversitesi Sinir Sistemlerinde Beyin Onarımı ve Görüntüleme (Brain Repair and Imaging in Neural Systems, BRAINS) Departmanı Araştırma Yöneticisi Prof. Dr. Deniz Kırık, Parkinson hastalığına yönelik hücre ve gen tedavilerindeki güncel gelişmeleri kapsamlı biçimde ele aldı. Hücre nakline dayalı yaklaşımların son 30 yılda aşamalı olarak geliştiğini belirten Prof. Dr. Deniz Kırık, geçmişten bugüne yaşanan dönüşümü şöyle özetliyor: </p>
<p>“İlk uygulamalarda primer hücreler kullanılıyordu ve en verimli sonuçlar fetüsten elde edilen dopamin hücreleriyle alınıyordu. Ancak teknik ve etik sorunlar nedeniyle, bugün odağımız kök hücre temelli yaklaşımlara kaymış durumda.”</p>
<p>Hayvan deneylerinden elde edilen olumlu sonuçların ardından klinik çalışmaların başladığını ve insan kök hücrelerinden elde edilen dopamin hücrelerinin belirli beyin bölgelerine nakline dayalı çalışmaların önümüzdeki yıllarda önemli sonuçlar verebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Deniz Kırık, “Önümüzdeki 3–5 yıl içinde, potansiyeli en yüksek hücre preparatlarının klinik kullanıma girmesini bekliyoruz. Gen tedavilerinde hedef seçimi, hastalığın evresine göre değişiyor. Erken evrede GDNF gibi nörotrofik faktörler, ileri evrelerde ise dopamin sentezine yönelik genler öne çıkıyor. Bugüne kadar örneğin Parkinson hastalığı için kullanılan gen tedavi yöntemlerinde güvenlik açısından ciddi bir sorunla karşılaşmadık” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nadir Hastalıklar, Yaygın Hastalıkların Tedavisine Işık Tutuyor  </strong></p>
<p>University College London Nöroloji Enstitüsü, Kas Hastalıkları Departmanı’ndan Klinik Araştırmacı Dr. Rauan Kaiyrzhanov, nadir görülen nörolojik hastalıkların genetik temellerine odaklanan çalışmaların çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Özellikle Orta Asya ve Kafkasya popülasyonlarında akraba evliliklerinin yüksek oranda olması,  nadir genetik hastalıkların görülme sıklığını artırıyor. Yaptığımız bilimsel incelemelerde sadece 1.000 aileyi analiz ederek yaklaşık 100 potansiyel yeni hastalık geni belirledik. Bu durum, henüz keşfedilmemiş birçok hastalık mekanizması olabileceğini gösteriyor” diyor…</p>
<p>Nadir hastalık araştırmalarının yalnızca küçük hasta gruplarıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, bu çalışmaların yaygın hastalıkların anlaşılmasına da doğrudan katkı sunduğunu belirtiyor: “Genetik epilepsilerden ailesel hiperkolesterolemiye kadar birçok nadir hastalık çalışması, bugün milyonlarca insanı etkileyen yaygın hastalıkların tedavi yaklaşımlarını şekillendirdi.”</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre, nadir hastalık araştırmaları sayesinde, yaygın hastalıkların tedavisinde de doğrudan ilerlemeler sağlandı: “Ailesel hiperkolesterolemi çalışmaları LDL reseptörlerinin rolünü ortaya koyarak, günümüzde yaygın olarak kullanılan statinler ve PCSK9 inhibitörlerinin geliştirilmesine yol açtı. Ailesel obezite çalışmaları leptin–melanokortin yolaklarını ortaya çıkardı ve bu mekanizmalar güncel obezite tedavilerinin temelini oluşturdu. Neonatal diyabet çalışmaları KATP kanal mutasyonlarını tanımlayarak, bazı hassas tedavilerin önünü açtı ve tip 2 diyabet biyolojisine katkı sağladı. Genetik epilepsi araştırmaları, nöronal iyon kanal bozukluklarını açıklayarak hem epilepsi hem de nöropatik ağrı tedavisinde kullanılan ilaçların mekanizmalarını geliştirdi. BRCA1/2 gibi genetik kanser sendromları ise tarama, korunma ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesini sağladı”&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Genetik Testler ve Dizileme Teknolojileri Hızla Gelişiyor</strong></p>
<p>Özellikle çocuklar ve yetişkinlerde görülen nadir nörolojik hastalıklar üzerinde çalıştığına değinen Dr. Rauan Kaiyrzhanov gelişimsel gecikme, epileptik ensefalopatiler, hareket bozuklukları, ALS, serebellar ataksi, Huntington hastalığı ve Parkinson alanlarında önemli bilimsel araştırmalar gerçekleştirdiklerine dikkat çekiyor. Son yıllarda bu hastalıkların genetik temelini anlamada çok önemli gelişmeler yaşandığını vurgulayan Dr. Rauan Kaiyrzhanov, “Bu alanlarda birkaç önemli ilerleme kaydedildi. Örneğin Parkinson hastalığında ‘Seed aggregation assay’ yönteminin geliştirilmesi, geç başlangıçlı serebellar ataksinin en yaygın genleri olarak FGF14 ve RFC1’in keşfi ve Huntington hastalığında ATM-130 gen tedavisinin geliştirilmesi bunlar arasında yer alıyor” şeklinde konuşuyor…</p>
<p>Dr. Rauan Kaiyrzhanov’a göre genetik testler ve dizileme teknolojilerinin hızla geliştiği bir çağdayız. Bu gelişmelerin nadir görülen nörolojik hastalıkların tanısına büyük katkı sağladığına dikkat çeken Dr. Rauan Kaiyrzhanov, sözlerini şöyle tamamlıyor: </p>
<p>“Son yıllardaki genetik dizileme alanındaki gelişmeler, nadir hastalıkların tanı ve bakımını kesinlikle iyileştirdi. Her yıl yaklaşık 300 yeni hastalık geni tanımlanıyor. Üçüncü ve dördüncü nesil dizileme teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla, bugün çözülemeyen genetik hastalıkların da aydınlatılması ve bu hastalıkların tedavi edilebilmesi mümkün olacak”…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-neuroconnect-sempozyumunda-sinir-biliminin-oncu-isimleri-bir-araya-geldi-607178">Acıbadem Üniversitesi NeuroConnect Sempozyumu&#8217;nda Sinir Biliminin öncü isimleri bir araya geldi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 10:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırır]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Organ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602020</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi. Durmaz, “Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz” dedi.</strong></p>
<p>Gelişen teknoloji tıp alanına da katkı sağlamaya devam ediyor. Organ nakli bekleyenlerin gözü ise geliştirilen yapay organlarda. İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Bu durum yapay organ çalışmalarının önemini bir kez daha gösteriyor. Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, yapay organların, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’ yaratacağını belirtti.</p>
<p><strong>“Doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı”</strong></p>
<p>Yapay organ teknolojilerinin bugün ulaştığı seviye hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün ‘yapay organ’ deyince aslında iki ana gruptan söz ediyoruz: tamamen mekanik/biyonik cihazlar ve hücre/doku temelli biyo-yapay organlar. En ileri olduğumuz alan, ventrikül destek cihazları dediğimiz yapay kalp pompaları (LVAD) ve bütüncül yapay kalpler; FDA onaylı sistemler yıllardır kalp nakline köprü amaçlı kullanılıyor ve Manyetik olarak askıda tutulan döner bileşenlere sahip, valfsiz ve düşük komplikasyon risklerine sahip yeni nesil total yapay kalp sistemleri, günümüzde klinik araştırma sürecinde. Bunların dışında biyo-yapay böbrek projeleri, karaciğer için yapay/destek cihazları ve kornea, deri, kıkırdak gibi daha çok sayıda doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı.”</p>
<p><strong>“2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapıldı”</strong></p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de yapay organ kullanım seviyesiyle ilgili bilgi veren Durmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dünya genelinde milyonlarca hasta aslında halihazırda ‘yapay böbrek’ kullanıyor; diyaliz cihazlarını bu anlamda en yaygın yapay organ olarak düşünebiliriz. Kalp tarafında binlerce hastada kalp destek ürünleri ve sınırlı sayıda total yapay kalp cihazı kullanılıyor; bunlar çoğunlukla nakle köprü veya son basamak tedavi olarak konumlanıyor. Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Doku anlamında ise uzun yıllardır kornea, kulak kıkırdağı, nefes borusu, kafatası kemikleri gibi sentetik olarak üretilen ürünlerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta.”</p>
<p><strong>3D biyoyazıcıların yapay organ üretimindeki rolü</strong></p>
<p>“3D biyoyazıcıların en büyük avantajı, hastaya özel geometriyle hücreleri istenen üç boyutlu mimaride, mikron ölçekli hassasiyetle yerleştirebilmemiz ve karmaşık dokuları tekrarlanabilir biçimde üretebilmemiz” diyen Durmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak damarlaşma (vaskülarizasyon) hâlâ en kritik teknik sınır; kalın dokularda hücreler, iyi organize olmuş bir damar ağı olmadan uzun süre yaşayamadığı için, 1 cm’den daha kalın, canlı ve fonksiyonel organ kütlelerini uzun süre yaşatmak zorlaşıyor. Ayrıca baskı çözünürlüğü, baskı süresi, hücre canlılığı, uygun biyonik formülasyonları ve baskılanan dokunun mekanik dayanımı da şu anda üzerine yoğun çalışılan diğer mühendislik engelleri. Şu anda biyomedikal alanında en yoğun çalışılan konuların başında geliyor.”</p>
<p><strong>“Organ destek ve organ onarım çözümlerinin daha hızlı olgunlaşacak”</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl yapay organ teknolojisinde olabilecek atılımlarla ilgili de bilgi veren Durmaz, “Önümüzdeki 10 yılda, tam organ yerine ‘organ destek ve organ onarım’ çözümlerinin daha hızlı olgunlaşmasını bekliyorum. Özellikle implante edilebilir bioyapay böbrek projeleri, gelişmiş böbrek destek cihazları ve karaciğer için hücre/doku destekli cihazların klinik kullanıma daha yakın olduğuna dair güçlü işaretler var. Buna ek olarak, 3D biyoyazıcılarla üretilen, damarlaşmış kalp kası yamaları ve karaciğer dokusu benzeri doku parçalarının, tam organ naklinden önce ‘köprü tedavi’ olarak kullanılması önemli bir atılım hattı olacak gibi görünüyor” dedi. Bu alandaki bir diğer yenilikçi yaklaşım ise, dokuyu taklit etmek yerine yeniden oluşumunu sağlayan üçüncü nesil biyomateryal tabanlı bioscaffold teknolojileridir. Yerli bir start-up olan BlooCell bunun dünyadaki en öncü örnekleri arasında yer almaktadır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Biyomedikal mühendisliğini dönüştürecek</strong></p>
<p>Yapay organların yaygınlaşmasıyla biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini belirten Durmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapay organların yaygınlaşmasıyla, biyomedikal mühendisliği klasik ‘cihaz bakım ve tasarım’ rolünün ötesinde, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrilecek. Biyomedikal mühendisler sadece cihaz tasarlayan değil, aynı zamanda hücre kaynaklarını yöneten, biyoreaktör süreçlerini optimize eden ve klinik veriyi analiz ederek kişiye özel yapay organ konfigürasyonlarını belirleyen profesyonellere dönüşecek. Ayrıca, etik, veri güvenliği ve sağlık ekonomisi alanlarında da söz sahibi olmaları gerekecek; çünkü yapay organlar sağlık sisteminin maliyet ve erişilebilirlik dinamiklerini kökten değiştirecek.”</p>
<p><strong>“Organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz”</strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi’nde bu konuda yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi veren Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Genel olarak bizim gibi araştırma odaklı biyomedikal mühendisliği bölümlerinde, yapay organların doğrudan kendisinden çok, o organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz: biyomalzemeler, sensör ve aktüatör tasarımı, görüntüleme sistemleri, sinyal işleme ve yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri gibi. İstinye Üniversitesi’nde yürütülen projeler arasında; implant edilebilir/ giyilebilir sensör sistemleri, yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme, doku mühendisliği ve biyomalzeme odaklı çalışmalar ile medikal IoT ve veri yönetimi projeleri, gelecekteki biyo-yapay organ platformlarının önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu sayede öğrenciler hem cihaz tarafını hem de biyolojik ve dijital altyapıyı birlikte düşünmeyi öğreniyor. Konu ile ilgili odaklı çalışmalarımızda özellikle yapay organların malzeme geliştirilmesi ve mekanik/mekatronik tabanlı çeşitleri ile ilgili çok sayıda projemiz mevcut.”</p>
<p><strong>“Bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil”</strong></p>
<p>Yapay organların bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ olmadığına dikkat çeken Durmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belki şunu vurgulamak önemli: Yapay organlar, organ bağışı sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil; en azından kısa ve orta vadede, organ nakli, organ destek cihazları ve rejeneratif tıp birlikte ilerleyecek. Önümüzdeki dönemde asıl kritik nokta, bu teknolojilerin sadece teknik olarak mümkün olması değil, aynı zamanda etik açıdan kabul edilebilir, ekonomik olarak sürdürülebilir ve tüm hastalar için erişilebilir olacak şekilde tasarlanması. Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>O Şekerden Uzak Durun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerden]]></category>
		<category><![CDATA[şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592415</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok kişi şekeri yalnızca tatlılarda veya gazlı içeceklerde arıyor, oysa günlük hayatımızda tükettiğimiz unlu mamuller, kahvaltılık gevrekler, soslar ve özellikle “light” etiketli ürünler bile yüksek miktarda gizli şeker içeriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415">O Şekerden Uzak Durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok kişi şekeri yalnızca tatlılarda veya gazlı içeceklerde arıyor, oysa günlük hayatımızda tükettiğimiz unlu mamuller, kahvaltılık gevrekler, soslar ve özellikle “light” etiketli ürünler bile yüksek miktarda gizli şeker içeriyor. Bu ürünlerin çoğu, özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu ile tatlandırılıyor ve vücutta ciddi metabolik bozulmalara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Fruktoz, özellikle yüksek fruktozlu mısır şurubu formunda alındığında en agresif ve zararlı şeker türüdür. Karaciğerde doğrudan yağ üretimini tetikler, ürik asidi yükseltir ve insülin direncini hızlandırır. Fazla fruktoz, non-alkolik karaciğer yağlanması ve metabolik sendrom gelişiminin temel nedenlerinden biridir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ŞEKER VÜCUDUNUZA BUNLARI YAPIYOR </strong></p>
<p>Şekerin vücut üzerindeki etkisi yalnızca alınan kaloriyle sınırlı değil; fazla glikoz ve özellikle fruktoz, hücre düzeyinde biyokimyasal değişimlere yol açıyor. Şekerin proteinlerle kontrolsüz birleşmesi sonucu ileri glikasyon ürünleri (AGEs) adı verilen bileşikler oluşuyor. Bu maddeler, dokulardaki protein, lipid ve DNA yapılarında çapraz bağlanmalara neden olarak doku elastikiyetini azaltıyor, hücrelerin fonksiyonlarını bozuyor ve yaşlanma sürecini hızlandırıyor.</p>
<p><strong>5 MADDEDE ŞEKERİN VÜCUDA YAPTIĞI HARABİYET </strong></p>
<ul>
<li><strong>Hücre yaşlanmasını hızlandırır:</strong> Glikozun proteinlerle kontrolsüz birleşmesi sonucu oluşan ileri glikasyon ürünleri (AGEs), doku elastikiyetini azaltır ve hücrelerin yenilenme kapasitesini düşürür.</li>
<li><strong>Damar yapısını bozar:</strong> AGEs birikimi, damar sertliğine yol açarak kalp-damar hastalıklarının zeminini hazırlar.</li>
<li><strong>Organ hasarına neden olur:</strong> Böbrek, göz ve sinir dokularında dejeneratif hasarlar oluşturur; diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını tetikler.</li>
<li><strong>Bağımlılık benzeri etki yaratır: </strong>Şeker, beyinde dopamin salınımını artırarak geçici bir haz oluşturur ve bu da sürekli tatlı yeme isteğini körükler.</li>
<li><strong>Bağışıklığı zayıflatır:</strong> Fazla şeker, nötrofil fonksiyonlarını yüzde 40’a kadar düşürerek vücudun enfeksiyonlara karşı savunmasını zayıflatır.</li>
</ul>
<p><strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız;</strong> “Şeker yalnızca kilo aldırmaz; hücre yaşlanmasını hızlandırır, damar yapısını bozar ve bağışıklığı zayıflatır. Bu nedenle diyabetle mücadelede asıl hedef, şekeri sadece azaltmak değil, vücudun biyolojik dengesini korumaktır. ”diyor. </p>
<p><strong>DİYABETİ NASIL UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAMIN ANAHTARI YAPARSINIZ?</strong></p>
<p>Yüksek şeker alımı, pankreası sürekli insülin üretmeye zorlayarak hücrelerin bu hormona karşı duyarsızlaşmasına neden olur. Bu durum, insülin direnci ve ardından tip 2 diyabetin gelişimini tetikler. Ancak diyabet yalnızca fazla şeker tüketiminden değil; genetik yatkınlık, stres, uyku eksikliği ve hareketsizlik gibi faktörlerin birleşiminden doğan çok boyutlu bir metabolik sorundur. Dr. Erkan Sarıyıldız, bundan 40–50 yıl önce diyabet tanısı alan bireylerin yaşam süresinin kısa olduğunu, ancak bugün durumun tamamen değiştiğini vurgulayarak “Geçmişte diyabet erken ölüm anlamına gelirdi. O dönemde kan şekeri takibi kısıtlı, ilaç seçenekleri sınırlıydı. Bugünse sürekli glikoz ölçüm sistemleri, modern ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde diyabet yönetilebilir bir kronik hastalık haline geldi ”ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>DİYABETİNİ YÖNETEN SAĞLIĞINI DA YÖNETİR!</strong></p>
<p>Diyabetin artık sadece kan şekerini kontrol altında tutmak değil, tüm yaşam biçimini dengelemek anlamına geldiğini belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Düzenli beslenme, yeterli uyku, stres yönetimi ve hareketli yaşam, diyabeti bir “risk”ten çıkarıp “yaşam rehberi”ne dönüştürüyor. Diyabetini doğru yöneten bir kişi, ortalama nüfusa göre daha uzun ve daha kaliteli bir hayat sürebilir. Çünkü bu hastalık, kişiyi disiplinli, farkındalığı yüksek ve sağlıklı bir yaşama yönlendirir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/o-sekerden-uzak-durun-592415">O Şekerden Uzak Durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 07:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimileri 100 yaşına kadar sağlıklı bir ömür sürerken, kimileri daha genç yaşlarda ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Peki, uzun yaşamın sırrı nerede saklı? Genlerde mi, yoksa yaşam tarzında mı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752">Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="215" data-end="687">Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı <strong data-start="467" data-end="487">Dr. Halil Ertürk</strong>, “İnsan ömrünün yaklaşık %25-40’ı genetikle belirleniyor, geri kalan ise yaşam tarzı, çevresel koşullar ve tesadüflerle şekilleniyor” diyerek, genetiğin ve epigenetiğin bu süreçteki rolünü anlattı.</p>
<h3 data-start="694" data-end="759"><strong data-start="698" data-end="759">Genetik Piyanoysa, Epigenetik O Piyanoyu Çalan Sanatçıdır</strong></h3>
<p data-start="761" data-end="1404">Uzun yaşam aileden gelen bir miras mı, yoksa bizim elimizde mi?<br />
<br data-start="824" data-end="827" />Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, insan ömrünün yaklaşık %25-40 oranında genetik faktörlerle belirlendiğini, kalan büyük kısmın ise çevre, yaşam biçimi ve şans gibi etkenlere bağlı olduğunu gösteriyor.<br />
<br data-start="1038" data-end="1041" />Acıbadem Bodrum Hastanesi’nde hizmet veren <strong data-start="1084" data-end="1104">Dr. Halil Ertürk</strong>, bu noktada epigenetiğin önemine dikkat çekiyor:</p>
<blockquote>
<p data-start="761" data-end="1404">
“Genetik yapıyı bir piyanonun tuşları gibi düşünün. O tuşlara nasıl ve hangi sırayla basılacağını belirleyen mekanizma ise epigenetiktir. Yani beslenme, egzersiz, stres, uyku, toksinler ve çevresel faktörler bu ‘piyanist’in notalarını oluşturur.”</p>
</blockquote>
<p data-start="1406" data-end="1581">DNA üzerindeki metilasyon veya histon modifikasyonu gibi epigenetik düzenlemeler, hangi genlerin aktif ya da pasif olacağını belirleyerek yaşlanma hızımızı doğrudan etkiler.</p>
<h3 data-start="1588" data-end="1645"><strong data-start="1592" data-end="1645">Bazı İnsanlar “Uzun Ömür Genlerine” Sahip Doğuyor</strong></h3>
<p data-start="1647" data-end="1987">Dünyanın en uzun yaşayan insanı olarak 122 yaşında vefat eden <strong data-start="1709" data-end="1734">Jeanne Louise Calment</strong>, 117 yaşına kadar sigara içmiş ve çikolata ile alkolü hiç hayatından eksik etmemişti.</p>
<p data-start="1647" data-end="1987">Dr. Ertürk, bu durumu şöyle açıklıyor:</p>
<blockquote>
<p data-start="1647" data-end="1987">“Bazı insanlar olağanüstü genetik profile sahip olabilir. Bu kişilerde yaşlanmayı geciktiren genetik varyantlar bulunur.”</p>
</blockquote>
<p data-start="1989" data-end="2288">Uzun ömürlü ailelerde yapılan araştırmalar, bu kişilerin daha sağlıklı metabolik profile sahip olduğunu gösteriyor. Düşük kan şekeri, insülin ve trigliserid seviyeleri; Alzheimer, diyabet, kalp hastalığı ve kanser gibi rahatsızlıkların daha az görülmesi bu genetik avantajın göstergeleri arasında.</p>
<h3 data-start="2295" data-end="2333"><strong data-start="2299" data-end="2333">Uzun Yaşamı Destekleyen Genler</strong></h3>
<ul data-start="2335" data-end="2684">
<li data-start="2335" data-end="2394">
<p data-start="2337" data-end="2394"><strong data-start="2337" data-end="2347">APOE2:</strong> Alzheimer ve kalp hastalığı riskini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="2395" data-end="2465">
<p data-start="2397" data-end="2465"><strong data-start="2397" data-end="2408">FOXO3a:</strong> Hücreleri strese karşı korur, DNA onarımını destekler.</p>
</li>
<li data-start="2466" data-end="2547">
<p data-start="2468" data-end="2547"><strong data-start="2468" data-end="2485">CETP &amp; APOC3:</strong> İyi kolesterolü artırarak kalp-damar sağlığını güçlendirir.</p>
</li>
<li data-start="2548" data-end="2621">
<p data-start="2550" data-end="2621"><strong data-start="2550" data-end="2569">IGF-1R &amp; d3GHR:</strong> Metabolizmayı yavaşlatarak yaşam süresini uzatır.</p>
</li>
<li data-start="2622" data-end="2684">
<p data-start="2624" data-end="2684"><strong data-start="2624" data-end="2634">Sirt6:</strong> DNA hasarlarını onararak yaşlanmayı geciktirir.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="2691" data-end="2749"><strong data-start="2695" data-end="2749">Genler Kaderi Belirler Ama Yaşam Tarzı Yönlendirir</strong></h3>
<p data-start="2751" data-end="3077">Genetik altyapı biyolojik yaşımızı etkiler, ancak bu yaş kronolojik yaştan farklı olabilir.Dr. Ertürk, “Uyku kalitesi, stres yönetimi ve beslenme gibi faktörler, genetik yatkınlık ne olursa olsun yaşlanma hızını değiştirebilir. Genler kader değildir; sağlıklı seçimler genetik riskleri yönetmenin en güçlü yoludur” diyor.</p>
<h3 data-start="3084" data-end="3128"><strong data-start="3088" data-end="3128">8 Haftada 4,6 Yıl Gençleşmek Mümkün!</strong></h3>
<p data-start="3130" data-end="3549">Bilim insanları, yaşam tarzına yönelik yalnızca 8 haftalık bir değişimin, <strong data-start="3204" data-end="3260">biyolojik yaşı ortalama 4,6 yıl geriye çekebildiğini</strong> gösterdi.<br data-start="3270" data-end="3273" />Bu sonuç, genetik kodu değiştiremese de <strong data-start="3313" data-end="3389">epigenetik düzenlemelerle genlerin çalışma biçimini etkileyebileceğimizi</strong> kanıtlıyor.<br data-start="3401" data-end="3404" />Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve toksinlerden uzak bir yaşam tarzı; yaşam süresini uzatırken yaşam kalitesini de artırıyor.</p>
<h3 data-start="3556" data-end="3605"><strong data-start="3560" data-end="3605">Yaşlanmayı Geciktiren “Geleceğin Genleri”</strong></h3>
<ul data-start="3607" data-end="3890">
<li data-start="3607" data-end="3676">
<p data-start="3609" data-end="3676"><strong data-start="3609" data-end="3623">Telomeraz:</strong> Hücre yaşlanmasını yavaşlatır, telomerleri uzatır.</p>
</li>
<li data-start="3677" data-end="3750">
<p data-start="3679" data-end="3750"><strong data-start="3679" data-end="3695">Follistatin:</strong> Kas kaybını önler, yaşa bağlı güç düşüşünü engeller.</p>
</li>
<li data-start="3751" data-end="3816">
<p data-start="3753" data-end="3816"><strong data-start="3753" data-end="3764">Klotho:</strong> Beyin sağlığını korur, Alzheimer riskini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="3817" data-end="3890">
<p data-start="3819" data-end="3890"><strong data-start="3819" data-end="3830">PGC-1a:</strong> Hücresel enerji üretimini destekleyerek yorgunluğu önler.</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="3897" data-end="3958"><strong data-start="3901" data-end="3958">Sonuç: Yaşam Süremizi Genler Başlatır, Biz Tamamlarız</strong></h3>
<p data-start="3960" data-end="4208">Dr. Halil Ertürk’ün de belirttiği gibi, <strong data-start="4000" data-end="4099">gelecekte genetik müdahaleler yaşlanmayı yavaşlatmak hatta tersine çevirmek için güçlü bir araç</strong> haline gelebilir. Ancak bugün için elimizdeki en etkili yöntem, genetiği doğru yaşam tarzıyla desteklemek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-yasam-kader-mi-tercih-mi-590752">Uzun Yaşam: Kader mi, Tercih mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat, yaş ilerledikçe kanserli hücre üretiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-yas-ilerledikce-kanserli-hucre-uretiyor-588684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 11:17:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[ilerledikçe]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[üretiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşla birlikte erkek vücudunda değişen pek çok biyolojik süreçten biri de prostatta meydana gelen dönüşümler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-yas-ilerledikce-kanserli-hucre-uretiyor-588684">Prostat, yaş ilerledikçe kanserli hücre üretiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşla birlikte erkek vücudunda değişen pek çok biyolojik süreçten biri de prostatta meydana gelen dönüşümler. Prostatın yapısı gereği, yaş ilerledikçe kanser hücreleri barındırma eğiliminde bir organ olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. İlker Tinay, “Kadavra çalışmaları, 80 yaşına ulaşan erkeklerin yarısından fazlasında, herhangi bir kanser tanısı konmamış olsa bile prostatta başlangıç aşaması kanser hücrelerinin bulunduğunu ortaya koyuyor. Yani yeterince uzun yaşarsak bu hücrelerin prostatta ortaya çıkması doğal bir süreç” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Erkekler üzerinde yapılan bu kadavra çalışmaları, yaşla birlikte prostatta bazı değişimlerin görülmesinin yaygınlığını gözler önüne seriyor. Ancak bu durumun mutlaka bir hastalık ya da ölüm riski anlamına gelmediğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. İlker Tinay, “İyi huylu prostat büyümem var, ileride kanser olur muyum? sorusunun cevabı ancak düzenli doktor kontrolleriyle verilebilir. PSA testleri ve gerekli görüldüğünde yapılan biyopsiler sayesinde prostat sağlığı yakından takip edilerek, olası riskler erken dönemde tespit edilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Her erkekte prostat var </strong></p>
<p>Prostatın bir hastalık değil, her erkekte bulunan doğal bir organ olduğunu hatırlatan Tinay, “Prostatla ilgili aslında üç temel durum ortaya çıkabiliyor; kanser, iyi huylu büyüme ya da akut ve kronik enfeksiyonlar. Bu yüzden ‘Dedemde, babamda prostat vardı’ demek çok doğru değil çünkü prostat hepimizde var. Asıl önemli olan, bunun bir şikâyete neden olup olmadığı” dedi.</p>
<p>Tinay, prostat sorunlarının genellikle büyüme ya da mesanenin etkilenmesiyle ortaya çıktığını belirterek, “Hastalar en çok sık idrara çıkma, idrarı tam boşaltamama, kesik kesik idrar yapma, tuvalete gittikten kısa süre sonra tekrar idrara çıkma, ani sıkışma hissi, idrar kaçırma ya da idrarda kan görülmesi gibi yakınmalarla doktora başvuruyor. Yani mesele prostatın varlığı değil, yarattığı şikâyetler” diye konuştu.</p>
<p><strong>Deneyimli merkezlerde idrar kaçırma oranları yüzde 10’un altında</strong></p>
<p>Erken tanı kadar tedavi yöntemlerindeki gelişmeler de prostat sağlığında büyük fark yaratıyor. Özellikle robotik cerrahi hem onkolojik başarı hem de yaşam kalitesi açısından önemli avantajlar sunuyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte robotik cerrahinin, prostat kanseri tedavisinde en sık tercih edilen yöntemlerden biri haline geldiğini belirten Tinay, “Üç boyutlu ve büyütülmüş görüntüleme imkânı sayesinde cerraha hassasiyet kazandıran bu yöntem, kanserli dokunun geride kalma riskini en aza indiriyor. Aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini belirleyen rahat idrar yapabilme, idrarı tutabilme ve cinsel fonksiyonun korunması gibi alanlarda da başarılı sonuçlar sağlanıyor. Kateter çıkarıldıktan kısa süre sonra çoğu hasta idrar yapabiliyor, idrar kaçırma oranları deneyimli merkezlerde yüzde 10’un altına düşüyor ve cinsel fonksiyonlar genellikle bir yıl içinde yeniden kazanılabiliyor. Robotik cerrahi böylece hem onkolojik başarı hem de yaşam kalitesi açısından önemli avantajlar sunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-yas-ilerledikce-kanserli-hucre-uretiyor-588684">Prostat, yaş ilerledikçe kanserli hücre üretiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[olabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[topçuoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi gibi belirtiler mutlaka dikkate alınmalı ve uzmana başvurulmalı” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hastalığın ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin hücre ölümü, çok hızlı ve erken gerçekleşiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olduğunu belirten   </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Alzheimer hastalığı, henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş büzüşmeye başlar ve küçülür. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu belirtiler göz ardı edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer belirtilerinden bahseden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi önemli belirtiler arasındadır. Eşyaları yanlış yere koyma ve sonrasında koyduğu yeri bulamama, muhakeme yeteneğinin bozulması, iş hayatından ve sosyal aktivitelerden kaçınma, duygudurum ve kişilik değişiklikleri de diğer belirtiler arasında sıralanabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mekânsal ilişkiyi anlamada güçlük çekilebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, g</span></span></span><span><span><span>örsel olarak objeleri ve bunların mekânsal ilişkilerini anlamada güçlük çekmenin de bir başka belirti olduğunu söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Örneğin p</span></span></span><span><span><span>encereden bakarken gördüğü bir cismi kendine ait bir eşyaya benzetme ve eliyle uzanırsa ya da pencereden aşağıya adım atarsa ona ulaşabileceğini sanmak da belirtiler arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Unutkanlığın farklı nedenleri olabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her unutkanlığın Alzheimer habercisi olmadığını ancak ciddiye alınması gerektiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “</span></span></span><span><span><span>Unutkanlık bir semptomdur. Alzheimer dışında da pek çok hastalık ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu durumlar ciddiyet açısından bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinden beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede olabilirler. O nedenle unutkanlık yakınması da tüm diğer semptomlar gibi ciddiye alınıp hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aile öyküsü, kafa travması, depresyon risk faktörleri arasında…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’da risk faktörlerine dikkat çeken </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, bu faktörleri yaş, aile öyküsü, kafa travması, geçirilmiş depresyon öyküsü, kalp-damar ya da beyin- damar hastalıkları, düşük eğitim düzeyi ve ApoE4 taşıyıcılığı olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşleyen beyin ışıldar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’in ortaya çıkmasının önlenemeyeceğini ancak bu durumun yaşam koşullarına bağlı olarak daha ileri yaşlara ertelenebileceğini ifade eden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“</span></span></span><span><span><span>Her ne kadar hastalığın oluş mekanizmasını önlemeye yönelik tedavi çalışmaları sürse de Alzheimer hastalığının ortaya çıkması, günümüz koşullarında önlenememektedir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, işleyen beyin ışıldar. Eğitimli, sosyal hayatın içinde, üretmeye çalışan insanlarda semptomlar çok daha geç ortaya çıkabilecekken, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hayatın dışında kalma gibi unsurlar, hastalık belirtilerinin çok daha erken ortaya çıkmasına neden olur. Bu da kişinin yaşam kalitesi açısından çok önem taşır.” </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 11:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terlemeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lenfoma, her geçen yıl görülme sıklığı artan ve erkeklerde 7’inci, kadınlarda ise 8’inci en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma olmak üzere iki ana gruba ayrılan bu hastalık, özellikle lenf bezlerinde şişlik, yüksek ateş, yorgunluk, istemsiz kilo kaybı ve gece terlemeleri ile belirti veriyor. Hastaya özel olarak planlanan tedavi seçenekleriyle lenfomanın tedavi edilme oranı artabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Mutlu Arat, “15 Eylül Dünya Lenfoma Farkındalık Günü” kapsamında lenfomanın nedenleri, belirtileri ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Lenfoma; Yavaş, Agresif ve Çok Agresif Olarak 3’e Ayrılıyor</strong></p>
<p>Lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sistemin kanseri olarak tanımlanıyor. Lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin anormal çoğalmasıyla gelişen bu hastalık, seyir özelliklerine göre de sınıflandırılıyor:</p>
<ul>
<li>Yavaş tip lenfoma: Genellikle yaşlılarda görülüyor, yavaş ilerliyor ve bazı durumlarda hemen tedavi başlanmıyor, takip ediliyor.</li>
<li>Agresif lenfoma: En sık görülen türü “Büyük B Hücreli Lenfoma” olup, 40-50 yaş grubunda daha sık görülüyor. Mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor ve çoğunlukla tedaviye olumlu yanıt veriyor.</li>
<li>Çok agresif lenfoma: Hızla ilerleyerek lösemiye dönüşebiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Lenfomanın en bilinen belirtisi lenf bezlerinde ağrısız şişlik olsa da başka şikayetlerle de ortaya çıkabiliyor. Öne çıkan belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yorgunluk ve istemsiz kilo kaybı</li>
<li>Yüksek ateş ve gece terlemeleri</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Ciltte geçmeyen kaşıntı</li>
<li>Dalakta büyüme</li>
<li>Kemiklerde ağrı</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor</strong></p>
<p>Lenfomanın tedavisinde, hastalığın tüm vücudu etkileyen yapısı göz önünde bulunduruluyor. Çoğunlukla kemoterapi, bazı durumlarda ise kemoterapi ile radyoterapi birlikte uygulanıyor. Tedavi yaklaşımı, hastalığın alt tipine ve seyrine göre belirleniyor.</p>
<p><strong>Kök Hücre Nakli ile Başarı Oranı Artıyor</strong></p>
<p>Bazı lenfoma hastalarında tedaviye rağmen nüks görülebiliyor. Bu durumda kök hücre nakli önemli bir seçenek olarak öne çıkıyor.</p>
<ul>
<li>En sık tercih edilen yöntem otolog nakil olup, hastanın kendi kök hücreleri kullanılıyor.</li>
<li>Tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda ise allojenik nakil (donörden alınan kök hücrelerle) yapılabiliyor. Yeni bağışıklık hücreleri, kanserli hücreleri yabancı madde olarak algılayarak onlarla savaşabiliyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-terlemeleri-lenfoma-habercisi-olabilir-575706">Gece Terlemeleri Lenfoma Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eksozom Destekli Göz Yüzeyi Kök Hücre Kültürü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eksozom-destekli-goz-yuzeyi-kok-hucre-kulturu-575668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 09:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kordon]]></category>
		<category><![CDATA[kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Selver]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yüzeyi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575668</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Ege Üniversitesi Kordon Kanı Hücre-Doku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Özlem Barut Selver’in yürütücülüğünde hazırlanan araştırma projesi, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenmeye değer bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eksozom-destekli-goz-yuzeyi-kok-hucre-kulturu-575668">Eksozom Destekli Göz Yüzeyi Kök Hücre Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Ege Üniversitesi Kordon Kanı Hücre-Doku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Özlem Barut Selver’in yürütücülüğünde hazırlanan araştırma projesi, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenmeye değer bulundu. Bu destek, aynı zamanda Kordon Kanı Merkezi adına kabul edilen ilk TÜSEB projesi olma özelliği taşıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yürütücülüğünü</span> <span>Ege Üniversitesi Kordon Kanı Hücre-Doku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Özlem Barut Selver’in yaptığı Ege Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Akdemir ve Ege Teknopark bünyesinde faaliyet gösteren Limbustem firmasının kurucu ortağı kornea doku mühendisliği alanında uzmanlaşmış Biyomühendis Dr. Mehmet Gürdal’ın araştırmacı olarak görev aldığı  ‘Limbal Eksplant Kültür Ortamına Göbek Kordonu Mezenkimal Kök Hücre Kaynaklı Eksozom İlavesinin Limbal Epitelyal Kök Hücre Oranına Etkisinin Araştırılması’ başlıklı proje TÜSEB’ten destek almaya hak kazandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Proje Yürütücüsü Doç. Dr. Özlem Barut Selver’i ve proje ekibini makamında ağırlayarak, sağlık temalı yenilikçi Ar-ge projesi çalışmasından dolayı tebrik etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“Geliştirilen ilk ürün klinikte başarılı sonuçlar verdi”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje ekibi, limbal kök hücre biyolojisi alanında yalnızca deneysel değil, klinik düzeyde de öncü çalışmalara imza atmış birikimli bir kadrodan oluşuyor. Dr. Selver ve Dr. Gürdal, bugüne dek Türkiye’de klinik uygulamaya geçen ilk kişiselleştirilmiş hücresel tedavi ürününü geliştirerek, 35’in üzerinde hastada başarılı tedavi gerçekleştirdi. Bu alandaki klinik deneyimleri ve geliştirdikleri ürün, ticarileşmiş bir biyoteknolojik uygulama örneği olarak dikkat çekiyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“İkinci nesil ürün versiyonu geliştireceğiz”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Özlem Barut Selver, “Yeni TÜSEB projesi ile bu hücresel ürünün etkinliğini daha da artırmaya yönelik önemli bir adım atılmaktadır. Göbek kordonu mezenkimal kök hücrelerinden elde edilen eksozomların, kültür ortamında limbal kök hücre oranını artırarak ürün kalitesine katkı sağlaması hedeflenmektedir. Bu strateji, sadece bilimsel katkı sağlamakla kalmayıp, mevcut ürünün yeni jenerasyon versiyonunun geliştirilmesi ve ticarileştirilmesine de zemin hazırlayacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Doç. Dr. Özlem Barut Selver, “Projemiz, tedavide hem ulusal hem uluslararası ölçekte pazara girebilecek nitelikte ikinci nesil bir ürüne dönüşüm sağlayabilecek önemli bir potansiyele sahiptir. Bu yönüyle proje, yalnızca akademik bilgi üretimini değil, yerli biyoteknolojik ürün geliştirme ve ticarileştirme vizyonunu da içinde barındırmaktadır.” dedi. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eksozom-destekli-goz-yuzeyi-kok-hucre-kulturu-575668">Eksozom Destekli Göz Yüzeyi Kök Hücre Kültürü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-567949</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:11:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[dermatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güngör]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[Melanom]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-567949">Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong>  yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong> bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek,   “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,</strong> bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek</strong></p>
<p>Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor.</p>
<p><strong>Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor</strong></p>
<p>Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><strong>Cilt kanserinin 8 önemli sinyali! </strong></p>
<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>
<ul>
<li>Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi</li>
<li>Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği</li>
<li>Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu</li>
<li>Benin asimetrik bir şekilde olması</li>
<li>Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması</li>
<li>Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması</li>
<li>Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması</li>
<li>Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi</li>
</ul>
<p><strong>En önemli risk faktörü güneş ışınları</strong><br />
Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle   çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural! </strong></p>
<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.</li>
<li>SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın.</li>
<li>Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün.</li>
<li>Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.</li>
<li>Solaryumdan kaçının.</li>
</ul>
<p><strong>Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem </strong></p>
<p>Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor. Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör,<strong> </strong>cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor: “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onumuzdeki-10-yilda-milyonlarca-insan-etkilenecek-567949">Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 08:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[onlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorumlusu]]></category>
		<category><![CDATA[Telomer]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılığınızın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı ve uzun yaşam, yani longevity, tıbbın en heyecan verici başlıklarından biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998">Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı ve uzun yaşam, yani <em>longevity</em>, tıbbın en heyecan verici başlıklarından biri. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, yaşlanma en görünür haliyle cildimizde olsa da aslında hücrelerimizin çekirdeğinde başlıyor. Ve burada kilit rolü oynayan yapıların başında telomerler<strong> </strong>geliyor. Telomerlerin kısalığı ya da uzunluğunun insanın yaşam süresi ve hastalık riskleriyle birebir bağlantılı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong> biyolojik yaşlanma olarak adlandırılan bu sürecin yavaşlatılabileceğine dikkat çekerek sağlıklı ve uzun yaşama dair 6 öneriyi anlattı.</p>
<p><strong>ÖMÜR DEDİĞİN TELOMERE Mİ BAĞLI?</strong></p>
<p>Son yılların en sık araştırılan konularının başında longevity yani sağlıklı ve uzun yaşam kavramı geliyor. Her geçen gün bu alanda daha fazla araştırmanın yapılmasıyla birlikte yaşlanmanın hücre çekirdeğinden başladığı belirlendi. Hücre çekirdeğinin içinde genlerimizin kromozom adı verilen bükülmüş, çift sarmallı DNA molekülleri olarak düzenlendiğini ve kromozomların uçlarında telomer adı verilen DNA uzantılarının bulunduğunu belirten <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, </strong>“Telomerler, kromozom uçlarının yıpranmasını ve birbirine yapışmasını önleyerek organizmanın genetik bilgisini yok etmesini veya karıştırmasını önledikleri için ayakkabı bağcıklarındaki plastik uçlara benzetilebilir. Bir hücre her bölündüğünde, telomerler kısalır. Çok kısaldıklarında, hücre artık bölünemez; inaktif veya &#8220;yaşlı&#8221; hale gelir veya ölür. Bu kısalma süreci yaşlanma, kanser ve daha yüksek ölüm riskiyle ilişkilidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>TELOMERLER KISALDIKÇA HASTALIKLAR BAŞLIYOR</strong></p>
<p>Telomer kısalmasının hücre yaşlanmasının temel mekanizması olduğunun altını çizen <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “ Telomer kısalması çok sayıda hastalıkla doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır. Kalp-damar hastalıkları, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklar, diyabet – obezite – insülin direnci gibi metabolik hastalıklar, osteoporoz ve kanser ile ilişkilidir. Bunun yanı sıra bazı genetik bozukluklar nedeniyle de telomerler normalden çok daha hızlı ve erken kısalabilir. Bu da aplastik anemi, akciğer sertleşmesi (pulmoner fibrozis) ve karaciğer sertleşmesi (fibrozis – siroz) gibi ciddi hastalıkların ortaya çıkmasıyla ilişkili olabilir” dedi.</p>
<p><strong>TELOMERLER UZATILABİLİR Mİ?</strong></p>
<p>Bilim dünyası şimdi bu sorunun yanıtını arıyor; “Telomerlerin uzatılması sağlanabilir mi?” <strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can, </strong>telomerlerin uzamasını sağlayacak kesin bir çözümün şu an için olmadığını ancak telomer kısalmasını yavaşlatmanın mümkün olduğunu belirtti.  İşte sağlıklı ve uzun yaşamı sağlayacak, telomerlerinizi koruyacak 6 öneri;</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>
<p>Antioksidan açısından zengin gıdalarla (meyve, sebze, bakliyatlar, sağlıklı yağlar) beslenmek, oksidatif stresi ve inflamasyonu azaltarak telomerlerin korunmasına yardımcı olur. İşlenmiş gıdalardan, aşırı şeker ve doymuş yağlardan kaçınmak önemlidir.</p>
<p><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></p>
<p>Düzenli spor yapmak longevity için olmazsa olmazlardan. Aerobik egzersiz hücre yaşlanmasını yavaşlatmada en etkili egzersiz şekli.</p>
<p><strong>Stresinizi yönetin</strong></p>
<p>Kronik stresin telomer kısalmasını hızlandırdığı araştırmalarda gösterilmiştir. Meditasyon, yoga ve diğer stres azaltma teknikleri telomer sağlığı için faydalıdır.</p>
<p><strong>Yeterli ve kaliteli uyku uyuyun</strong></p>
<p>Kaliteli bir uyku sağlıklı ve uzun yaşam için oldukça önemli detaylardan biri. Gece 23:00’dan önce yatmak, 22 santigrat derecenin altında yani serin, karanlık ve sessiz bir ortamda uyumak önerilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı kilonuzu koruyun</strong></p>
<p>Obezite, vücutta inflamasyonu yani iltihabı artırarak telomer kısalmasına etki edebilir. Bu nedenle sağlıklı kiloyu korumak sağlıklı ve uzun yaşam için önemli.</p>
<p><strong>Bağırsak sağlığınıza önem verin</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Life İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Can</strong>, “Dengeli bir bağırsak mikrobiyomu, bağışıklık sistemini destekler, kronik iltihabı azaltır ve telomer kısalmasını yavaşlatmaya katkı sağlayabilir. Sağlıklı bir mikrobiyota için mevsiminde, liften zengin sebze ve meyveler, fermente gıdalar (yoğurt, kefir, turşu gibi) ve tam tahıllar tüketilmesi önerilir” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-yasliliginizin-sorumlusu-onlar-mi-565998">Hızlı Yaşlılığınızın Sorumlusu Onlar mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kök Hücre Hareket Özgürlüğünü Geri Kazandırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-kok-hucre-hareket-ozgurlugunu-geri-kazandiriyor-555001</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 07:39:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlüğünü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kıkırdak hasarları, günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen, diz, kalça ve omuz gibi eklemlerde ağrı, hareket kısıtlılığı ve fonksiyon kaybına yol açabilen önemli ortopedik sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kok-hucre-hareket-ozgurlugunu-geri-kazandiriyor-555001">Bu Kök Hücre Hareket Özgürlüğünü Geri Kazandırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kıkırdak hasarları, günlük yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen, diz, kalça ve omuz gibi eklemlerde ağrı, hareket kısıtlılığı ve fonksiyon kaybına yol açabilen önemli ortopedik sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Geleneksel tedavi yöntemlerinin yanı sıra son yıllarda öne çıkan kök hücre tedavileri, hasarlı kıkırdak dokusunun yenilenmesini hedefleyerek umut verici bir çözüm sunuyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Haluk Çelik, kıkırdak hastalıklarında kök hücre tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kıkırdak dokusunun doğal iyileşmesi sınırlıdır</strong></p>
<p>Eklemlerin uyumlu hareketine katkıda bulunan en önemli yapı “hyalin kıkırdak dokusu”dur. Hyalin kıkırdak dokusu yüzde 70-80 yüksek su içeriğine sahip bir yapıdır. Kondrosit adı verilen hücrelerden ve onları çevreleyen ekstrasellüler matriks proteinlerden oluşur. Ancak bu doku hasar gördüğünde biyolojik özellikleri nedeniyle doğal olarak iyileşme kapasitesi oldukça sınırlıdır. Eklem sağlığı, hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesinde önemli bir rol oynar. Özellikle diz, kalça ve ayak bileği gibi yük taşıyan eklemler günlük yaşamda ciddi biyomekanik streslere maruz kalabilir. Yanlış hareketler, aşırı yüklenme, travmalar, yaşın ilerlemesi gibi nedenler kıkırdak hasarlarına neden olabilir. </p>
<p><strong>Hareket kısıtlılığı varsa dikkat!</strong></p>
<p>Kıkırdak hasarı olan kişilerde en önemli sorun eklem ağrısıdır. Ayrıca eklemde şişlik, hareket kısıtlılığı ve takılma gibi mekanik şikayetler de olabilir. Eklemlerden bu takılmalardan kaynaklı sesler de gelebilir. Kıkırdak hasarları genç yaştaki kişilerde genellikle küçük alanlarda sınırlı olarak görülürken, yaşla ilişkili dejeneratif eklem hastalıklarında eklemin büyük bölümünü etkiler. </p>
<p><strong>Erken müdahale önemli</strong></p>
<p>Kıkırdak hasarı oluştuğunda, immün sistem yani bağışıklık elemanları bu bölgeye ulaşamaz ve kendiliğinden tamir mekanizmalarını aktive edemez. Bunun sonucunda çoğu zaman iyileşme ya hiç olmaz ya da kıkırdağa benzer hücreler barındıran “fibrokartilajinöz” dokusuyla sınırlı kalır. Bu doku, ilerleyen süreçte mekanik yüklenmelere dayanamayarak kıkırdak dejenerasyonunun hızlanmasına ve sağlam bölgelerin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle erken dönemde fark etmek ve tedavi planı uygulamak önemlidir.</p>
<p><strong>Kök hücre dokuları doğal bir şekilde yeniler</strong></p>
<p>Kıkırdak hasarlarında klasik tedaviler genellikle ağrı yönetimi, kilo kontrolü, fizik tedavi ve eklem içi enjeksiyonlar ile sınırlıdır. Bu yöntemler kişide rahatlama sağlar, fakat dokularda yenileme sağlamaz. İleri derece kıkırdak hasarlarında ise cerrahi çözümler gündeme gelir. Modern rejeneratif tıbbın en dikkat çeken uygulamalarından biri de kök hücre tedavileridir. Bu tedavi yöntemi özellikle cerrahisiz iyileşme arayışında olan hastalar için idealdir. Bu yöntemle hem ağrı azalmakta hem de eklem fonksiyonu önemli ölçüde iyileşmektedir. Mezenkimal kök hücre temelli yaklaşımlar klinik ortopedi tedavilerinde sıklıkla uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Hücreleri “uyar, iyileştir ve koru” formülü</strong><br />Mezenkimal kök hücre tedavisinde (MKH) kullanılan hücreler, vücutta birçok farklı hücre türüne dönüşebilme özelliğindedir. Özel laboratuvar işlemleri sonucunda hazırlanır. Kemik iliği, yağ dokusu, eklem içi sıvısını sağlayan sinovyal membran dokusu, kemik zarı ve göbek kordonu başlıca kaynaklarıdır. Hasarlı bölgeye uygulandığında potansiyel olarak hasarlı dokuya dönüşebilir. Hücresel farklılaşma yoluyla yeni kıkırdak hücrelerinin oluşumunu destekler. Bu tedavi ile hücreler uyarılır, iyileşme tetiklenir ve doku bozulmaları baskılanır. Genellikle eklem enjeksiyonları şeklinde uygulanır ama bazı durumlarda artroskopi eşliğinde direkt lezyon içerisine de enjekte edilebilir. PRP veya hyaluronik asit ile kombine uygulamalar planlanabilir.</p>
<p><strong>Ameliyatsız, konforlu ve kısa iyileşme süresi</strong></p>
<p>Ameliyatsız ve herhangi bir kesi olmadan konforlu bir süreç ile tek seansta tedavi sağlanabilir. İşlem sonrası hasta aynı gün taburcu edilir. Uygulama sonrası süreçte ağrının azalması, fonksiyon artışı ve belirgin doku iyileşmesi görülebilmektedir. Kişinin durumuna göre 6-12 ay içinde klinik iyileşmeler ortaya koymaktadır. Kök hücrelerin belirli hasta grubunda kıkırdak nakline benzer sonuçlar verdiği, ancak daha düşük maliyetli olduğu ve daha kısa iyileşme süresi sağladığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Sporcular için de oldukça ideal bir yöntem</strong></p>
<p>Uygun hasta seçimi tedavi başarısını belirleyen en önemli faktördür. Çünkü her hasta kök hücre tedavisi için uygun olmayabilir. Örneğin; 2. ve 3. evre osteoartrit hastaları (kireçlenme), bölgesel kıkırdak sorunları olan genç ve orta yaş kişiler, sporcular bu tedavi için en ideal hastalardır. Ancak 4. evre yaygın kıkırdak kaybı, yoğun diz deformitesi, enfeksiyon ve romatolojik hastalıkları olan kişiler için uygun değildir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-kok-hucre-hareket-ozgurlugunu-geri-kazandiriyor-555001">Bu Kök Hücre Hareket Özgürlüğünü Geri Kazandırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 10:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmasını]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yalnızca uzun yaşamak değil, yaş alırken enerjik, sağlıklı ve üretken kalabilmek de bir o kadar önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873">Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde yalnızca uzun yaşamak değil, yaş alırken enerjik, sağlıklı ve üretken kalabilmek de bir o kadar önemli. İşte tam bu noktada devreye longevity beslenmesi giriyor. Longevity yaklaşımının; sağlıklı, kaliteli ve enerjik şekilde yaş almayı, kronik hastalıkları önlemeyi hedeflediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu yaklaşım aslında bitkisel kaynaklı besinlerin ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetine çok benzer. Ancak Akdeniz diyetinden farklı olarak, kırmızı et ve süt ürünleri çok daha nadir önerilir. Bu beslenme planında tavsiye edilen besin grupları değiştiği gibi, açlık süresinin de 12–13 saat arasında olması gerekir” dedi.</strong></p>
<p>Hücresel faaliyetler oksidatif strese maruz kaldığında, yaşlanma süreci hızlanır. Oksidatif stresin en basit haliyle vücudun zararlı maddelerle baş edememesi anlamına geldiğinden bahseden Örnek, “Bu yükü azaltmak adına; basit şeker, rafine beyaz un ve trans yağlar içeren yiyeceklerden, özellikle katkı maddeleri yoğun kullanılmış hazır gıdalardan ve alkollü/asitli/şekerli içeceklerden uzak durmak gerekir. Antioksidan özelliği olan gıdalar ise hücreleri yeniler. Bunları da en çok rengârenk sebze ve meyvelerden sağlayabiliriz. Ayrıca fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar; zeytinyağı, avokado, balık yağı da güçlü antioksidanlar içerir. Ek olarak, yoğurt, kefir ve turşu gibi fermente gıdaların da önemli katkıları bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Diyetisyen takibinde uygulanmalı</strong></p>
<p>Aralıklı açlık uygulamalarının hücrede yenilenmeyi ve onarımı sağladığını ve insülin duyarlılığını dengeleyerek birçok kronik hastalığın önüne geçebileceğinin düşünüldüğünü dile getiren Örnek, “Ancak öğün saatlerinin ve uykunun düzenli olması, hücresel fonksiyonların sağlıklı işlemesi açısından oldukça kıymetli. Dolayısıyla aralıklı orucu işin uzmanı bir diyetisyen eşliğinde hayata geçirmek kritik önem taşıyor. Sağlıklı olmak için bilinçsizce yapılan diyetler, tam tersi şekilde genel sağlığa daha büyük zararlar verebilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Beslenme düzeni kişiye özel planlanmalı</strong></p>
<p>Cinsiyet ve yaş gibi farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Örnek, “Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlar, kas kütlesi azalır, hormon seviyeleri değişir, kemik yoğunluğu düşer. Bu nedenle beslenme planı oluşturulmadan önce kişinin; protein alımı, D vitamini, kalsiyum ve hormon seviyeleri gibi faktörleri daha yakından takip edilmeli. Çıktılar doğrultusunda beslenme programı oluşturulmalı, gerekirse doktor kontrolünde takviye alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>Longevity için beslenme tek başına yeterli değil</strong></p>
<p>Longevity, yani sağlıklı yaş alma için beslenmenin önemi büyük ancak tek başına yeterli değil diyen Örnek, “Uzun ve sağlıklı bir yaşam için; sağlıklı beslenmenin yanında yeterli fiziksel aktivite, stres yönetimi, düzenli uyku, sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve sağlık kontrollerinin düzenli yapılması gibi tamamlayıcı önlemlerin de alınması şart” şeklinde konuştu.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, hücre yaşlanmasını yavaşlatan en önemli 10 besini sıraladı:</p>
<p><strong>Yaban mersini</strong></p>
<p>İçerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltır.</p>
<p><strong>Brokoli</strong></p>
<p>Detoks işlevi görür, hücre yenilenmesini destekler.</p>
<p><strong>Zeytinyağı</strong></p>
<p>Polifenoller ve E vitamini açısından zengindir, hücreleri oksidatif strese karşı korur.</p>
<p><strong>Ceviz</strong></p>
<p>Omega-3 içeriğiyle inflamasyonu azaltır, beyin ve hücre sağlığını destekler.</p>
<p><strong>Balık</strong></p>
<p>Yüksek omega-3 yağ asitleriyle hücre yapısını güçlendirir.</p>
<p><strong>Yeşil çay</strong></p>
<p>Güçlü antioksidanlar içerir, hücrelerdeki yaşlanma süreçlerini yavaşlatır.</p>
<p><strong>Avokado</strong></p>
<p>Sağlıklı yağlar ve glutatyon içeriğiyle hücresel yaşlanmayı önleyici etki gösterir</p>
<p><strong>Zerdeçal</strong></p>
<p>İçeriği sayesinde inflamasyonu baskılar, hücreleri oksidatif stresten korur.</p>
<p><strong>Kefir</strong></p>
<p>Probiyotik içeriğiyle bağırsak mikrobiyotasını dengeler, bağışıklık ve hücre yenilenmesine katkı sağlar.</p>
<p><strong>Bitter çikolata (Yüzde 70 üzeri kakao)</strong></p>
<p>Damar sağlığını ve hücre gençliğini destekler.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873">Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde &#8220;Yaşayan&#8221; İlaçlar, Aşılar ve Yeni Nesil Hücre Tedavileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserde-yasayan-ilaclar-asilar-ve-yeni-nesil-hucre-tedavileri-526626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 09:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=526626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk İmmünoloji Derneği ve Acıbadem Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 6. Uluslararası Moleküler İmmünoloji ve İmmünogenetik Kongresi (Molecular Immunology and Immunogenetics Congress, MIMIC), 28-30 Nisan 2025 tarihleri arasında Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yasayan-ilaclar-asilar-ve-yeni-nesil-hucre-tedavileri-526626">Kanserde &#8220;Yaşayan&#8221; İlaçlar, Aşılar ve Yeni Nesil Hücre Tedavileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türk İmmünoloji Derneği ve Acıbadem Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 6. Uluslararası Moleküler İmmünoloji ve İmmünogenetik Kongresi (Molecular Immunology and Immunogenetics Congress, MIMIC), 28-30 Nisan 2025 tarihleri arasında Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Kongre Başkanlığını Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü’nün üstlendiği organizasyon, bağışıklık sistemi üzerine çalışan dünyaca ünlü bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi. Amerika’dan Japonya’ya uzanan 8 farklı ülkeden 320 bilim insanının katılımıyla düzenlenen kongrede, Karolinska Enstitüsü, MD Anderson Kanser Merkezi, BioNtech gibi önde gelen kurumların yanı sıra saygın üniversiteler ve araştırma enstitülerinden çok sayıda Türk ve yabancı akademisyen güncel çalışmaları ile etkinlikte son derece heyecan verici sunumlar gerçekleştirdi. Kongre, ulusal ve uluslararası alanda immünoloji biliminin en güncel gelişmelerini masaya yatırırken; temel bilimden klinik uygulamalara, kanser aşıları ve yeni nesil tedavilerden bağışıklık sistemi aracılı çeşitli hastalıklara kadar geniş bir yelpazede oturumlara ev sahipliği yaptı. MIMIC’te enfeksiyonlar, kanser ve çeşitli otoimmün hastalıkların immünolojik mekanizmaları tartışılırken aynı zamanda son yıllarda bağışıklık sistemine dayalı yenilikçi tedavilerin giderek ön plana çıktığı vurgulandı. Biyolojik ilaçlardan hücresel tedavilere uzanan pek çok yeniliğin tartışıldığı etkinlikte, ilaç ve tıbbi teknoloji firmaları ise dört ayrı uydu sempozyumda sektördeki son gelişmeleri katılımcılarla buluşturdu.</em></p>
<p><em>29 Nisan Dünya İmmünoloji Günü’nün kutlandığı kongrede ayrıca ülkemizde halen önemli bir sağlık sorunu olan “Primer İmmün Yetersizlikler” ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla Balon Uçurma Etkinliği düzenlendi. Gökyüzüne ulaşan her bir balonun etkin tedaviye ulaşabilen bir hastayı temsil ettiği bu etkinlikte erken tanının önemine de dikkat çekildi.</em></p>
<p><em>  </em></p>
<p><strong>Kanserle savaşta yeni umut NK hücreleri </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalar, bağışıklık sisteminin doğal öldürücü hücreler olarak bilinen NK (Natural Killer) hücrelerinin, kanser immünoterapisinde devrim yaratabileceğini ortaya koyuyor. Araştırmalar, bu hücrelerin sadece hastalıklı hücreleri hedef alarak sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserle etkili bir biçimde savaşabildiğini gösteriyor. Kongre Başkanı ve Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü yaptığı açıklamada, “CAR-T ve NK hücreleriyle lösemi, lenfoma ve melanom gibi kanser türlerine yönelik umut vadeden sonuçlarımızı paylaştık. Bağışıklık sistemini kanserle savaşta daha etkin hale getirmek için çalışıyoruz. NK hücreleri, sağlıksız gördükleri hücreleri öldürme kapasitesine sahip, sağlıklı hücrelere ise dokunmuyorlar. Bu açıdan tedavide kullanılmasının da daha güvenli olacağı düşünülüyor. Daha hızlı, daha etkin ve daha az yan etkili tedaviler üzerinde çalışıyoruz” dedi. </p>
<p>NK hücrelerinin çeşitli kaynaklardan elde edilebildiğini de belirten Dr. Sütlü, “Bu hücreleri kandan ayrıştırarak ya da kordon kanından kök hücreleri alıp NK hücresine dönüştürerek kullanabiliyoruz” şeklinde konuştu. Geliştirilen yeni yaklaşımın “yaşayan ilaç” konseptiyle örtüştüğünü vurgulayan Dr. Sütlü, &#8220;Bağışıklık sistemi zayıfladığında kanserle savaş kaybediliyor. Biz ise vücutta sürekli kalacak, hiç ölmeyecek, kanserle savaşmaya devam edecek hücreler geliştiriyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Araştırmalar halen deneme aşamasında olsa da gelecek umut veriyor. “Şu anda CAR-T hücreleriyle tedavi olmuş ve onlarca yıldır kanseri nüksetmemiş hastalar var. Aynı başarıyı NK hücreleriyle de yakalayacağımıza inanıyoruz” diyen Dr. Sütlü, bu tedavi yönteminin 4-5 yıl içinde klinik testlerinin tamamlanabileceğini belirtti. </p>
<p><strong>Kanser aşıları ve yeni nesil immünoterapiler </strong></p>
<p><strong> </strong>Johannes Gutenberg Üniversitesi ve BioNTech bilim insanlarından Dr. Mustafa Diken, mRNA teknolojisiyle kanser aşıları geliştirdiklerinden, kanser immünoterapilerinde de önemli başarılar elde ettiklerinden söz etti. Özellikle COVID-19 aşısıyla tanınan mRNA teknolojisinin artık kanser ve otoimmün hastalıkların tedavisinde de umut vadettiğine dikkat çeken Dr. Mustafa Diken, “Yaptığımız çalışmalarda mRNA aşılarının özellikle akciğer, karaciğer ve lenflerdeki tümörleri küçülttüğünü gördük. Hatta metastaz yapmış kanserlerde metastazların da küçüldüğü, aşının etkili olduğu görüldü. Pankreas kanseri üzerinde de aşı çalışmalarımız sürüyor. Ameliyat olmuş vakalarda bir de aşı uygulandığında iyileşme oranlarının daha da arttığını tespit ettik. Kanserde artık kişiye özel tedaviler ön planda. Aşı ve immünoterapiler de hedefe yönelik, akıllı tedaviler oldukları için çok daha etkili tedavi yöntemleri” diyerek yakın bir gelecekte kanser aşılarının da tedavide yerini alacağını vurguladı. </p>
<p><strong>“Aşı karşıtlığının hiçbir bilimselliği yok”  </strong></p>
<p><strong> </strong>MIMIC toplantısında, toplum sağlığı açısından aşılamanın önemine değinilerek, özellikle ülkemizde ve birçok başka ülkede yanlış bilgilendirme nedeniyle ortaya çıkan aşı karşıtlığının, kolayca önlenebilecek hastalıkların yeniden salgın hale gelmesine yol açtığı ve aşı programlarının aksaması sonucu kızamık ile menenjit gibi önlenebilir bulaşıcı hastalıklar nedeniyle pek çok ülkede yeniden ölümlerin görülmeye başladığı vurgulandı. Enfeksiyonlar ve aşı alanındaki güncel bilimsel gelişmeleri paylaşan Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu (EFIS) Başkanı Prof. Dr. Bojan Polic, aşı karşıtlığının hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını vurgulayarak, “Aşıların otizm veya kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtıklarını kanıtlayan dünya çapında hiçbir bilimsel çalışma yok. Aşı karşıtlığı sadece toplum sağlığını değil, bireylerin yaşamını da riske atıyor. Aşıyla bir hastalığı önlemek, tedavi etmekten çok daha kolay ve ekonomik” diye konuştu. </p>
<p>Aşıların toplum sağlığına etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Polic, “Aşılar sayesinde çiçek hastalığı yok oldu. Kızamık, çocuk felci, verem gibi ölümcül hastalıklar artık neredeyse hiç görülmüyor. Aşılar, bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşmasını önleyerek salgın riskini azaltıyor. Her zaman %100 koruma sağlamasa da hastalığın ağır geçmesini ve hayati riski önlüyor” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Polic, COVID-19 pandemisi sürecinde mRNA teknolojisinin hızla geliştiğini ve bu sayede artık yalnızca bulaşıcı hastalıklar değil, kanser ve otoimmün hastalıklar için de aşı geliştirme çalışmalarının hız kazandığını belirtti. Prof. Dr. Bojan Polic, “Aşılarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Yan etkileri çok az ve kontrol edilebilir aşılar var artık. mRNA aşıları sayesinde pek çok hastalığa karşı aşı geliştirilebilir. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde yalnızca bakterileri, virüsleri değil, kanseri önlemeye ve tedavi etmeye yönelik aşılar da hayatımıza girecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Bojan Polic, bağışıklık sistemini hedef alan yeni tedavilerin birçok hastalıkta umut vadettiğini de belirtti: “Yeni antikorlar, CAR-T ve NK hücre tedavileri ve hücresel vezikül çalışmaları sayesinde artık kanser, ankilozan spondilit gibi iltihabi ve otoimmün hastalıklar daha etkili biçimde kontrol altına alınabiliyor. Yeni genetik ve moleküler testlerle pek çok hastalığın mekanizmasını daha iyi anlıyor ve akıllı tedaviler sayesinde de kişiye özel çözümler geliştirebiliyoruz. 6. MIMIC’te de bu gibi pek çok yenilik paylaşıldı. Bilimsel açıdan çok yüksek kalitede bir kongreydi. Çok önemli konuşmacılar, çok sayıda genç bilim insanı vardı. Türkiye’de İmmünoloji camiasının doğru yolda ilerlediğini ve giderek geliştiğini gösteriyor bu. Gördüklerimden, özellikle de gençlerden çok etkilendim”… </p>
<p><strong>“Bağışıklık sistemi, beyin sağlığıyla derinden ilişkili”</strong></p>
<p><strong> </strong>Çevresel faktörlerin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri, otoimmün hastalıklar ve bu alandaki yeni tedavi yöntemlerine ilişkin bilimsel gelişmeleri değerlendiren Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Aral, bağışıklık sistemi ile sinir sistemi arasındaki bağlantılara dikkat çekti. Laboratuvar ortamında elde edilen bulguların hastalara yönelik tedavilere dönüştürülmesini amaçlayan translasyonel araştırmaların önemini vurgulayan Prof. Dr. Aral, “Özellikle son yıllarda, Alzheimer ya da Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarla bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi inceleyen ve bu bilgiyi yeni tedavi yaklaşımlarına dönüştürmeyi hedefleyen çalışmalar hız kazandı” dedi.</p>
<p>Alzheimer hastalığına karşı geliştirilen bazı monoklonal antikor tedavilerinin çeşitli ülkelerde onay aldığını hatırlatan Prof. Dr. Arzu Aral, “Bu tedaviler, beyindeki amiloid plak birikimini azaltmada belirgin etkiye sahip olsa da, klinik faydaları ve güvenlik profilleri açısından henüz tartışmalar sürdüğünden Avrupa&#8217;da kullanım alanları şimdilik sınırlı” dedi. Benzer şekilde CAR-NK gibi hücresel tedavilerin nörolojik hastalıklarda da kullanımına ilişkin preklinik ve erken aşama klinik çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Aral, hastalıkların moleküler ve immünolojik mekanizmalarının daha iyi anlaşılmasının önemine dikkat çekerek, “Elde ettiğimiz bilgiler yalnızca hastalığın seyrini anlamamıza değil, aynı zamanda yeni geliştirilen tedavi yaklaşımlarının güvenliğini erken dönemde değerlendirmemize de olanak tanıyor. Bu da yakın dönemde bu hastalıkları ortadan kaldırmaya yönelik bağışıklık sistemi temelli tedavilerin daha güvenli ve ulaşılabilir olmasına dair umut verici” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yasayan-ilaclar-asilar-ve-yeni-nesil-hucre-tedavileri-526626">Kanserde &#8220;Yaşayan&#8221; İlaçlar, Aşılar ve Yeni Nesil Hücre Tedavileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortopedide Kök Hücre Devrimi: Geleceğin Tedavi Yöntemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ortopedide-kok-hucre-devrimi-gelecegin-tedavi-yontemi-461084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 13:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[ortopedide]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda ortopedi alanında kök hücre tedavisi ve ortobiyolojik uygulamalar büyük bir ilgi ve heyecan yaratıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortopedide-kok-hucre-devrimi-gelecegin-tedavi-yontemi-461084">Ortopedide Kök Hücre Devrimi: Geleceğin Tedavi Yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel tedavi yöntemlerine alternatif sunan bu yenilikçi yaklaşımlar, eklem ve doku hasarlarının onarımında umut vaat ediyor. Peki, kök hücre tedavisi nedir ve ortobiyolojik uygulamalar nasıl çalışır?</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden, Doç. Dr. Sinan Karaca ‘Ortopedide Kök Hücre Tedavisi’ni anlattı</strong></p>
<p><strong>Kök hücre tedavisi nedir?</strong></p>
<p>Kök hücreler, vücudumuzda çeşitli hücre türlerine dönüşme yeteneğine sahip olan özel hücrelerdir. Bu hücreler, hasarlı dokuları onarabilme ve yenileyebilme potansiyeline sahiptir. Ortopedi alanında kök hücreler, özellikle eklem ve kıkırdak hasarlarının tedavisinde kullanılmaktadır. Kök hücreler, hastanın kendi kemik iliğinden veya yağ dokusundan elde edilebilir ve hasarlı bölgeye enjekte edilerek onarım süreci başlatılır.</p>
<p><strong>Kök hücrelerin nasıl elde edilir?</strong></p>
<p>Kök hücre tedavisinin temelinde, hastanın kendi vücudundan elde edilen kök hücrelerin kullanılması yer alır. Kök hücreler, kemik iliğinden veya yağ dokusundan (özellikle göbek yağından) toplanabilir. Her iki yöntemin de kendine özgü prosedürleri ve avantajları vardır.</p>
<p><strong>       1. Kemik İliğinden Kök Hücre Toplama</strong></p>
<ul>
<li><strong>Hazırlık:</strong> İşlem öncesinde hastaya lokal anestezi uygulanır, böylece işlem sırasında ağrı hissetmesi önlenir.</li>
<li><strong>İşlem:</strong> Genellikle pelvik kemik (kalça kemiği) bölgesinden kök hücreler toplanır. Cerrah, steril bir iğne kullanarak kemik iliğine ulaşır ve buradan sıvı örnekler alır. Bu işlem genellikle 30-60 dakika sürer.</li>
<li><strong>Toplama:</strong> Alınan kemik iliği sıvısı, laboratuvar ortamında işlenir ve kök hücreler ayrıştırılır.</li>
<li><strong>İyileşme:</strong> İşlem sonrasında hastalar genellikle kısa bir dinlenme süresine ihtiyaç duyar ve birkaç gün içinde normal aktivitelerine dönebilirler.</li>
</ul>
<p><strong>2. Göbek Yağından Kök Hücre Toplama</strong></p>
<ul>
<li><strong>Hazırlık:</strong> Göbek yağından kök hücre toplama işlemi, lokal anestezi altında gerçekleştirilir.</li>
<li><strong>Liposuction:</strong> Liposuction adı verilen bir işlemle, hastanın karın bölgesinden (genellikle göbek bölgesinden) yağ dokusu alınır. Bu işlemde ince bir kanül kullanılarak yağ dokusu çekilir. İşlem süresi genellikle 1 saati aşmaz.</li>
<li><strong>İşleme:</strong> Alınan yağ dokusu, laboratuvar ortamında santrifüj edilerek kök hücreler ayrıştırılır.</li>
<li><strong>İyileşme:</strong> Liposuction sonrası iyileşme süreci genellikle hızlıdır ve hastalar birkaç gün içinde normal aktivitelerine dönebilirler.</li>
</ul>
<p><strong>Hangi yöntem daha uygundur?</strong></p>
<p>Kemik iliğinden veya göbek yağından kök hücre toplama yöntemlerinin her biri, hastanın genel sağlık durumu ve tedavi edilecek rahatsızlığın türüne göre seçilir. Kemik iliği yüksek oranda kök hücre içerirken, göbek yağı da önemli miktarda kök hücre barındırır ve toplanması daha az invaziv olabilir. Uzman doktorunuz, sizin için en uygun yöntemi belirleyerek tedavi planınızı oluşturacaktır.</p>
<p><strong>‘Ortobiyolojik Uygulamalar’ nedir?</strong></p>
<p>Ortobiyolojik uygulamalar, biyolojik materyallerin kullanılarak doku iyileşmesini teşvik eden tedavi yöntemleridir. Bu uygulamalar arasında kök hücre tedavisi, PRP (platelet rich plasma &#8211; trombositten zengin plazma) ve büyüme faktörleri gibi yöntemler bulunmaktadır. Bu biyolojik ajanlar, vücudun doğal iyileşme sürecini hızlandırmak için kullanılır ve genellikle minimal invaziv prosedürlerle uygulanır.</p>
<p><strong>Kök hücre tedavisinin avantajları nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li><strong>Doğal ve Güvenli:</strong> Kök hücre tedavisi, hastanın kendi hücrelerinin kullanılması nedeniyle alerji veya reddedilme riski taşımaz.</li>
<li><strong>Hızlı İyileşme:</strong> Geleneksel cerrahi müdahalelere göre daha hızlı iyileşme süreci sunar.</li>
<li><strong>Ameliyatsız Çözüm:</strong> Cerrahi olmayan bir yöntem olması, hastaların günlük yaşamlarına hızlıca dönebilmesini sağlar.</li>
<li><strong>Ağrının Azalması:</strong> Ağrının ve iltihabın azalmasına yardımcı olabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Hangi durumlarda kullanılır?</strong></p>
<p>Kök hücre tedavisi ve ortobiyolojik uygulamalar, çeşitli ortopedik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılabilir. Bunlar arasında:</p>
<p>•             Osteoartrit (kireçlenme)</p>
<p>•             Menisküs yırtıkları</p>
<p>•             Kıkırdak hasarları</p>
<p>•             Tendon ve bağ yaralanmaları</p>
<p>•             Kemik nekrozu (kemik dokusunun ölümü)</p>
<p><strong>Hastalar için öneriler nelerdir?</strong></p>
<p>Kök hücre tedavisi ve ortobiyolojik uygulamaların her hasta için uygun olup olmadığını belirlemek önemlidir. Bu nedenle, bu tedavi yöntemlerini düşünen hastaların öncelikle bir ortopedi uzmanına danışmaları gerekmektedir. Uzman doktorlar, hastanın tıbbi geçmişini değerlendirerek en uygun tedavi planını oluşturacaktır.</p>
<p><strong>Tedavi ve uygulama süreci nasıldır? </strong></p>
<p>Toplanan kök hücreler, özel bir işlemle hasarlı bölgeye enjekte edilir. Bu işlem, genellikle ultrason veya floroskopi gibi görüntüleme teknikleri kullanılarak gerçekleştirilir, böylece kök hücrelerin doğru bölgeye yerleştirilmesi sağlanır. Kök hücreler, zamanla hasarlı dokuları onararak iyileşme sürecini hızlandırır.</p>
<p><strong>İleri teknoloji tedaviler yaşam kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavisi ve ortobiyolojik uygulamalar, ortopedi alanında devrim niteliğinde yenilikler sunmaktadır. Hastaların doğal iyileşme sürecini destekleyen bu yöntemler, geleceğin tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Bu ileri teknoloji tedaviler, hastaların yaşam kalitesini artırarak daha sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmelerine yardımcı olabilir.</p>
<p>Ortopedi alanındaki bu heyecan verici gelişmeleri takip etmek ve kendi sağlık durumunuz hakkında bilgi sahibi olmak için uzman doktorunuzla görüşmeyi unutmayın.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ortopedide-kok-hucre-devrimi-gelecegin-tedavi-yontemi-461084">Ortopedide Kök Hücre Devrimi: Geleceğin Tedavi Yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zuhal Olcay&#8217;ın gençlik sırrı: Vitaminli Kök Hücre</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zuhal-olcayin-genclik-sirri-vitaminli-kok-hucre-454940</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2024 13:08:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[olcayın]]></category>
		<category><![CDATA[sırrı]]></category>
		<category><![CDATA[vitaminli]]></category>
		<category><![CDATA[zuhal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=454940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşı olmayan kadınlar listesinde ilk sıralarda olan Zuhal Olcay, geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği röportajda abartılı estetik operasyonlara değinip "Yüzünüze yaptırdığınız bir operasyonda elleriniz sizi ele verir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zuhal-olcayin-genclik-sirri-vitaminli-kok-hucre-454940">Zuhal Olcay&#8217;ın gençlik sırrı: Vitaminli Kök Hücre</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzünüz genç, elleriniz yaşlı görünüyorsa bu estetiğin bir anlamı yok&#8221; demişti. Fit ve yaş almayan görüntüsüyle her zaman dikkat çeken Olcay, aynı zamanda uzun yıllara dayanan dostluklarıyla, yakın arkadaşı da olan Dr. Fügen Erdoğan Çekin ile Bağdat Caddesi&#8217;nde görüntülendi. </p>
<p>Zuhal Olcay: &#8220;Fügen hem dostum, arkadaşım hem de cildim için bana destek olan harika bir doktor. Bugün harika bir öğleden sonra için buluştuk, yemek yiyeceğiz, ardından kahve içeceğiz&#8221; derken, gençlik sırrını da paylaştı: &#8220;Bana sosyal medyada ve sokakta karşılaştığımızda en çok sorulan soru cildime ne sürdüğüm, ne uyguladığım oluyor. İnsanlar hangi nemlendiriciyi hangi gözaltı kremini uyguladığımızı bile merak ediyor.</p>
<p>Fügen en son &#8216;Vitaminli Kök Hücre&#8217; tedavisi uyguladı&#8221; dedi. Dermatolog Dr. Fügen Erdoğan Çekin ise Zuhal Olcay&#8217;a uyguladığı işlemi &#8220;Vitaminli Kök Hücre tedavisi ile genç hücrelerin yenilenmesi için gerekli olan sinyali oluşturuyoruz. Cilde &#8216;vitaminli kök hücreyi&#8217; uyguladığımız zaman, cilt yenilenme sinyali almış oluyor ve yenilenmeye başlıyor. Eskiden laboratuvarda yeni hücre oluşturup enjekte ediyorduk, şimdi genç hücrelere gerekli olan sinyali oluşturuyoruz&#8221; cümleleriyle anlattı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zuhal-olcayin-genclik-sirri-vitaminli-kok-hucre-454940">Zuhal Olcay&#8217;ın gençlik sırrı: Vitaminli Kök Hücre</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezi, Avrupa ve dünya kalitesinde hizmet veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eu-pediatrik-kok-hucre-nakil-merkezi-avrupa-ve-dunya-kalitesinde-hizmet-veriyor-443406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 21:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesinde]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[pediatrik]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık ve tıp  alanında Avrupa’nın sayılı referans merkezlerinden olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi verdiği hizmetler ile ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından akreditasyon belgesi almaya deva ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-pediatrik-kok-hucre-nakil-merkezi-avrupa-ve-dunya-kalitesinde-hizmet-veriyor-443406">EÜ Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezi, Avrupa ve dünya kalitesinde hizmet veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık ve tıp  alanında Avrupa’nın sayılı referans merkezlerinden olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi verdiği hizmetler ile ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından akreditasyon belgesi almaya deva ediyor. Bu kapsamda Ege Üniversitesi<b> </b>Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezi,  Uluslararası Hücresel Tedavi Birliği (ISCT) ve Avrupa Kan ve Kemik İliği Nakli Birliği (EBMT)’nin ortak ve dünyadaki tek akreditasyon organı olan “JACIE”  tarafından akredite edildi. Böylelikle EÜ Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezi,  Türkiye’deki 110 ruhsatlı nakil merkezi arasında JACIE tarafından akredite edilen 3’üncü merkez oldu.</p>
<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Kök Hücre Nakil Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Serap Aksoylar ve ekibi, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’ı makamında ziyaret ederek akreditasyon belgesini takdim etti. Prof. Dr. Budak, “A Plus statüsüne sahip hastanemizde verdiğimiz sağlık hizmetini daha iyi noktalara taşımak için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bu kapsamda Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezimiz, gerçekleştirdiği tanı, tedavi ve araştırmalarıyla Avrupa ve dünya standartlarında bir tedavi merkezi olduğu JACIE tarafından akredite edilerek tescillendi. Bu akreditasyon sürecinde emeği geçen tüm mensuplarımızı tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Akreditasyon süreci hakkında bilgi veren Prof. Dr. Aksoylar, “Merkezimiz yaklaşık 4 yıl süren kapsamlı çalışmalar sonunda, Avrupa ve dünya standartlarında bir tedavi merkezi olarak kabul edilmiş ve böylece Türkiye’deki 110 ruhsatlı nakil merkezi arasında JACIE tarafından akredite edilen 3’üncü merkez olmuştur. Bu akreditasyon sayesinde merkezimizde gerçekleştirilen tüm tedavi hizmetlerinin uluslararası standartlarda olduğu belgelenmiştir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Hem sağlık turizmine hem ekonomiye katkı sağlayacak”</b></p>
<p>         Prof. Dr. Aksoylar, “JACIE akreditasyonunun öncelikli amacı; etik kurallar çerçevesinde, her biri ölümcül bir hastalığa sahip olan ve bu nedenle kök hücre nakli gereken hastalara daha iyi tıbbi tedavi ve hizmet olanağı sağlamak, ayrıca her biri birer gönüllü olan sağlıklı kök hücre vericilerinin güvenliğini maksimum korumaktır. Çok sayıda hastayı kapsayan güncel çalışmalarda; JACIE akreditasyonu olan merkezlerde nakil olan hastaların iyileşme oranları akreditasyonu olmayan merkezlere göre belirgin olarak artmaktadır. Bu tescille birlikte bundan sonraki süreçlerde, Merkezimize Avrupa başta olmak üzere, dünyanın dört bir tarafından yapılan hasta başvurularında önemli artışlar meydana gelmesi beklenmektedir. Merkezimizin bu başarısı, Ege Üniversitesinin tanınırlığının ve uluslararası araştırma iş birliklerinin artmasına ve ülkemizin bu alandaki kapasitesinin artırılmasına önemli katkılar sağlaması bakımından büyük önem arz ediyor.   JACIE akreditasyonu ile Ege Üniversitesi Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezinin uluslararası düzeyde kabul görmesi, sağlık alanında üniversitemizin ve ülkemizin saygınlığını artıracak ve sağlık turizmi sayesinde de ülkemiz için önemli ekonomik kazanımlar sağlayacaktır. Tabi ki; en önemli kazanç, kemik iliği nakli gereken ülkemiz çocuklarına Avrupa ve dünya kalitesinde en iyi hizmeti vermektir. Bizim  çocuklarımız da dünya standartlarında tedaviyi hak etmektedir” dedi.</p>
<p><b>JACIE Nedir?</b></p>
<p>JACIE, Uluslararası Hücresel Tedavi Birliği (ISCT) ve Avrupa Kan ve Kemik İliği Nakli Birliği (EBMT)’nin ortak ve dünyadaki tek akreditasyon organıdır. Kök Hücre Nakil Merkezlerinin yüksek kalite standartlarına uyumunu zorunlu kılan ve yurtdışı otoriteler tarafından yapılan denetimler sonucunda onaylanan bir süreçtir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eu-pediatrik-kok-hucre-nakil-merkezi-avrupa-ve-dunya-kalitesinde-hizmet-veriyor-443406">EÜ Pediatrik Kök Hücre Nakil Merkezi, Avrupa ve dünya kalitesinde hizmet veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 21:01:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[nakliyle]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücuttaki doku ve organların yapıtaşı olan kök hücreler taşıdıkları DNA kodları ile hasarlı bölgenin iyileşmesinde önemli rol oynuyor. Ana hücreler olarak bilinen, her tür doku ve hücreye dönüşebilme, sınırsız bölünebilme yeteneğine sahip olan kök hücreler vücutta onarım ve yenilenmeyi teşvik ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875">Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KÖK HÜCRE NAKLİYLE GELEN İKİNCİ YAŞAM ŞANSI</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Vücuttaki doku ve organların yapıtaşı olan kök hücreler taşıdıkları DNA kodları ile hasarlı bölgenin iyileşmesinde önemli rol oynuyor. Ana hücreler olarak bilinen, her tür doku ve hücreye dönüşebilme, sınırsız bölünebilme yeteneğine sahip olan kök hücreler vücutta onarım ve yenilenmeyi teşvik ediyor. Ancak düzgün çalışacak kadar sağlıklı olmadıklarında yaşamı tehdit eden ciddi hastalıklar ortaya çıkabiliyor.  İşte kök hücre nakli de tedavisi olmayan bu tür hastalıklarda kişiye umut olarak ikinci bir yaşam şansı veriyor. Memorial Ankara Hastanesi Pediatrik Hematoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Meriç Kaymak Cihan, hemen her yaştan hastaya uygulanabilen kök hücre naklinin (kemik iliği nakli) çocuk hastalar için önemi ve merak edilenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yaşamı tehdit eden durumlar ve kan hastalıklarının tedavisinde kök hücre nakli</strong></p>
<p> </p>
<p>Kök hücre nakli sağlıklı bir kişiden veya hastanın kendisinden toplanan kök hücrelerin tekrar hastaya verilmesi ile yapılan bir tedavi biçimidir. Lösemi (kan kanseri), lenfoma, nöroblastom, kalıtsal immün yetmezlikler, kalıtsal metabolik hastalıklar, otoimmün ya da immün disregülatuar gibi yaşamı tehdit eden hastalıkların yanı sıra Akdeniz anemisi (beta talasemi), orak hücreli anemi, edinsel ve kalıtsal aplastik anemi gibi çeşitli kan hastalıklarının tedavisi için de kök hücre nakline başvurulabilir. Halk arasında kemik iliği nakli olarak da bilinen bu tedavi şekli iki farklı şekilde gerçekleştirilir. Sağlıklı bir kişinin kök hücrelerinin hastaya aktarılmasına allojenik nakil, hastanın kendi hücrelerinin önceden toplanıp dondurularak daha sonra kendisine aktarılmasına ise otolog nakil adı verilir. Allojenik nakilde kök hücre kaynağı olarak HLA uyumlu sağlıklı akraba veya akraba dışı vericilerle; kordon kanı ya da yarı yarıya uyuşumlu anne, baba, çocuk veya kardeşlerden yararlanılabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kök hücre vericiden iki yolla alınır</strong></p>
<p> </p>
<p>Sağlıklı vericiden kök hücre toplamanın iki yöntemi vardır. Bunlardan ilki damar yolu açılarak yapılan uygulamadır. Verici afarez cihazına bağlanır, kan cihazda dolaştığı sırada içinden kök hücreler ayrıştırılarak farklı bir torbada toplanır. Ameliyathane ortamında gerçekleşen ikinci yöntemde ise verici genel anestezi ile uyutulur ve kalça kemiğinden özel iğnelerle girilerek kemik iliği toplama işlemi yapılır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kök hücrenin uyumu için nakil öncesi hazırlık rejimi tedavisi uygulanır</strong></p>
<p> </p>
<p>Nakil sonrası yeni kök hücrelerin hastanın vücudu tarafından reddedilmemesi için, nakil öncesi  kemoterapi ile immün sistemi baskılayan ilaçlardan oluşan ve hazırlık rejimi adı verilen ortalama bir hafta, 10 günlük bir tedavi uygulanır. Nakil günü, kök hücreler hastaya damar yolu ile verilir. Nakil süresi kök hücrenin miktarı ile hastanın kilosu ve yaşı gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Nakil sonrası olası yan etkiler dikkatle takip edilmelidir</strong></p>
<p> </p>
<p>Hasta hazırlık rejimi süresince ve nakil sonrası ortalama 1 ay nakil ünitesinde kalmalı, doktor takibinde olmalıdır. Hastaya allojeneik kök hücre nakli (vericiden nakil) yapılmış ise 4.hafta verilen hücrelerin ne kadarının hastanın kemik iliğine yerleştiğine bakılır. Bu test sonrası genel durumu iyiyse ve herhangi bir problemi yoksa hasta taburcu edilir. Ancak bağışıklık sisteminin normale gelmesinin zaman aldığı bu dönemde çocuk hastanın enfeksiyon riskine açık hale geldiği unutulmamalıdır. Aynı zamanda kişide ağrı şikayetleri, mide bağırsak problemleri, iştah kaybı ve tat alma duyusunda farklılık gibi yan etkilerle saç kaybına ve deride bazı değişikliklere de bu dönemde rastlanabilir. Bu nedenle doktor tarafından planlanacak olan rutin kontrolleri aksatmamak çok önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ailelerin nakil konusunda kurallara harfiyen uyması beklenir</strong></p>
<p> </p>
<p>Nakil sonrası taburculukla başlayan yeni hayat en az tedavinin kendisi kadar önemlidir ve ailelerin azami dikkati göstermesi gerekir. Bu kapsamda hastanın yaşayacağı ev sürekli temiz tutulmalı, hasta ayrı bir odada kalmalı ve mümkün olduğunca ziyaretçi kabul edilmemelidir. Nakil hastasının kişisel hijyenine dikkat etmesi, güneşe çıkmadan koruyucu krem sürmesi, dışarıda maske takması, canlı aşı olan kişilerle temastan kaçınması ve nakil sonrası 1 yıl kadar denize ve havuza girmemesi uyulması gereken kurallar arasındadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-nakliyle-gelen-ikinci-yasam-sansi-419875">Kök Hücre Nakliyle Gelen İkinci Yaşam Şansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Tüp Kan Vererek Kök Hücre Bağışçısı Olun</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-tup-kan-vererek-kok-hucre-bagiscisi-olun-413491</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 18:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağışçısı]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[olun]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[vererek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413491</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşama tutunmak için kök hücre bağışı bekleyen binlerce kişiye umut olmak adına yapılan kök hücre bağışı kampanyası Kızılay işbirliğinde Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde, İlçe Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta’nın katılımıyla gerçekleşti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-tup-kan-vererek-kok-hucre-bagiscisi-olun-413491">3 Tüp Kan Vererek Kök Hücre Bağışçısı Olun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşama tutunmak için kök hücre bağışı bekleyen binlerce kişiye umut olmak adına yapılan kök hücre bağışı kampanyası Kızılay işbirliğinde Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde, İlçe Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta’nın katılımıyla gerçekleşti.</p>
<p>Gaziosmanpaşa bölgesinde hizmet veren kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerinin de büyük ölçüde destek verdiği bağış kampanyası, akşam saatlerine kadar devam ederken, Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, Dr. Öğretim Üyesi Hasan Sami Göker, Dr. Öğretim Üyesi Aslıhan Sezgin günün önemine ilişkin açıklamalarda bulundular. Kemik İliği Nakil Merkezi’nden Prof. Dr. Barış Malbora <em>“Halkımız, kemik iliği bağışçısı olmakta birçok ileri ülkeye kıyasla oldukça duyarlı; fakat doku grubu uyumu sağlandığı tespit edildiği ve Türkök tarafından hasta için verici olması talep edildiği noktada, verici adaylarının kan verdikten sonraki sürecin sonuna kadar gitmeleri çok önemli. Bununla birlikte, kemik iliği bekleyen bazı hastalarımızın birden fazla tam uyumlu verici adayı olabiliyor ve bu hastalarımız ise daha şanslı. Eğer bir verici adayı vazgeçerse hemen diğerine yönelebiliyoruz; ancak bazen bir hastaya bu koskoca dünyada yalnızca bir verici adayı uygun olabiliyor. Bu durumda bu tek gönüllü bireyin bağışçı olmaktan vazgeçmesi hem bizler için hem de küçük masum çocuklarımız ve onların ebeveynleri için tam bir hayal kırıklığı yaratıyor.”</em> diyerek, bağışçı olmak için gereken tüm şartları sağlayan herkesi gönüllü olmaya çağırdı.</p>
<p>Prof. Dr. Malbora aynı zamanda bağışçı olmakla ilgili kafasında soru işareti olanlar için ise <em>“Halka bu konuda yeterli bilgiyi sunmak ve halkı bilgilendirmek gerekiyor. Kişi, yapılan işlemin kendi hayatını tehlikeye atmayacağını net bir şekilde bilirse, bağış süreci hızlı ve etkin bir biçimde yol alacaktır.” </em>diyerek vatandaşları gönüllü olmaya davet etti.</p>
<p>Binlerce kişiye umut olan kök hücre bağışının 18- 50 yaş arası her vatandaş tarafından yapılabileceğini söyleyen uzmanlar halka çağrıda bulunarak duyarlı olunması gerektiğine de dikkat çekti.</p>
<p>Eğer siz de 18-50 yaş arasında bir bireyseniz ve kök hücre bağışçısı olmak istiyorsanız Kızılay kan merkezlerine giderek kayıt formu ve 3 tüp kan örneği ile ilk adımı atabilirsiniz. Birisi ile eşleştiğinizde sizden kan örneği tekrar istenir ve ileri eşleşme sağlanırsa nakil için hazırlıklar başlar. Tüm bu işlemlerden sonra da ya kan verir gibi ya da ufak bir operasyon ile kalça kemiğinden kök hücre toplanır ve siz de bir kişinin yaşama tutunmasına vesile olabilirsiniz.</p>
<p>Gün boyunca devam eden etkinlik hastane çalışanları, kamu kurum ve kuruluşları ve vatandaşlar tarafından büyük ilgiyle desteklendi.</p>
<p> </p>
<p><strong>YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ GAZİOSMANPAŞA HASTANESİ HAKKINDA</strong></p>
<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi, 1992 yılında bölgenin ilk özel yataklı sağlık kuruluşu olarak 24 saat uzman hekim kadrosuyla hizmet vermeye başlamıştır. 60.000 metrekare kapalı alanı, depreme dayanıklı akıllı bina teknolojisi, 12 ameliyathanesi, 350 yatak kapasitesi ile Türkiye’de ki öncü sağlık kuruluşlarından biridir. Bünyesinde barındırdığı Organ Nakil Merkezi ve  Onkoloji Merkezi ile uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. 2008 yılından bu yana ISO 9001-2008 kalite belgesine sahip olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi aynı zamanda JCI akreditasyonuna sahiptir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-tup-kan-vererek-kok-hucre-bagiscisi-olun-413491">3 Tüp Kan Vererek Kök Hücre Bağışçısı Olun</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Babanın gözünden alınan dokuyla geliştirilen kök hücre oğluna ışık oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu-397204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 10:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[babanın]]></category>
		<category><![CDATA[dokuyla]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirilen]]></category>
		<category><![CDATA[gözünden]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[oğluna]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397204</guid>

					<description><![CDATA[<p>EÜTF Hastanesinde Türkiye’de ilk kez uygulanan tedavi yöntemiyle kök hücre ve kornea nakli gerçekleştirildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu-397204">Babanın gözünden alınan dokuyla geliştirilen kök hücre oğluna ışık oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>EÜTF Hastanesinde Türkiye’de ilk kez uygulanan tedavi yöntemiyle kök hücre ve kornea nakli gerçekleştirildi</p>
<p>Lavabo açıcının yüzüne sıçraması sonucu bir gözünü tamamen yitiren, diğer gözünde de görme yetisi büyük ölçüde kaybolan İbrahim Kösem, babasının gözünden alınan dokudan elde edilen kök hücre sayesinde yeni doğan evladını ilk kez görme şansına erişti.</p>
<p>Manisa&#8217;daki evinde 2017 yılında tıkanan lavaboyu açmak isteyen İbrahim Kösem (37), kimyasal tozun kaynar suyla temas etmesi sırasında oluşan tepkime sonucu yaralandı. Yüzünde kimyasal yanıklar oluşan Kösem, sağ gözünü yitirdi. Sol gözünde ise görme yetisi büyük ölçüde kaybolan Kösem&#8217;e Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF ) Hastanesinde kornea nakli uygulandı. Kimyasal yanık sonrası gözündeki limbal kök hücrelerin kaybolması nedeniyle nakil operasyonuna rağmen sonuç alınamadı.</p>
<p>İbrahim Kösem&#8217;in görme yetisini yeniden kazanması için Ege Üniversitesi Teknoparkında TÜBİTAK desteğiyle kurulan Limbustem şirketi tarafından geliştirilen yeni bir tedavi yöntemi uygulandı. Şirket ortakları EÜ Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Barut Selver ve Biyomühendis Dr. Mehmet Gürdal, üniversite bünyesinde kurulan Oküler Yüzey Araştırma Laboratuvarı&#8217;nda yürüttükleri çalışma sonucu hastanın babasının gözünden alınan dokuyla limbal kök hücre geliştirdi. Kök hücrenin hastanın gözüne nakledilmesi sonrası kornea nakli uygulanan hasta, yıllar sonra görme yetisini yeniden kazandı ve 3 ay önce doğan evladını ilk kez görmenin sevincini yaşadı.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak,  Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki kliniklerde çok sayıda nadir hastalığa ilişkin sağlık hizmeti verildiğini, geliştirilen tedavi yöntemlerinin uluslararası alanda da ilgi gördüğünü söyledi. Göz Hastalıkları Anabilim Dalında görevli akademisyenlerin de teknopark bünyesinde kurdukları şirket bünyesinde ‘kişiselleştirilmiş limbal kök hücre tedavi ürünü’ geliştirerek ticarileştirdiğini belirten Rektör Prof. Dr. Budak, bu yöntemin vatandaşların hizmetine sunulmaya başlanmasının gurur veren bir netice olduğunu dile getirdi. Rektör Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Barut Selver ve ekibi, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir tedavi yöntemiyle kök hücre ve kornea nakli gerçekleştirdi. Hastanın tekrar görmesini sağlayan bu büyük başarı için akademisyenlerimizi tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p><b>Kültüre edilmiş hücrelerle tedavi</b></p>
<p>EÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Doç. Dr. Özlem Barut Selver, hastanın sol gözünü kurtarmak için 2017 yılından itibaren hem cerrahi hem tıbbi pek çok tedavi uyguladıklarını fakat kök hücre yetmezliğini gideremedikleri için istenen seviyeye ulaşamadıklarını belirtti. Hastanın iki gözünde de kök hücre kalmadığı için babadan kök hücre alındığını belirten Doç. Dr. Selver, “Babasından çok küçük bir doku alıp laboratuvarda yaklaşık 10 gün süresince büyüttük ve göze naklederek bu kök hücreleri yerine koymuş olduk. Bundan 4,5 ay sonra kök hücrelerin yerleştiğinden emin olarak kornea naklini gerçekleştirdik. Böylece kornea dokusunu da yeniledik. Hem kök hücreleri hem korneası yenilenmiş olduğu için hastamız şu anda tekrar kendi hayatını idare edebilecek bir görme seviyesine ulaşmış durumda” dedi. İbrahim Kösem&#8217;in Türkiye&#8217;de ilk kez uygulanan bir tedavi yöntemiyle görme yetisini kazandığına dikkati çeken Doç. Dr. Selver, geliştirdikleri yöntemin başarılı olmasının da memnuniyetini yaşadıklarını kaydetti.</p>
<p>Doç. Dr. Selver, “Uyguladığımız tedavi, Türkiye&#8217;de ilk kez allojenik kaynaklı yani başkasından alınmış limbal dokunun laboratuvar şartlarında kültüre edilerek, büyütülerek hastanın gözüne nakledilmesi işlemidir. İbrahim&#8217;in yeniden görmesinin mutluluğunu tarif etmek çok kolay değil. İbrahim, çok uzun zamandır zaten bizim hastamız, bu uzun ve yorucu hastalık sürecinde hastayla duygusal bağlar da geliştiriyorsunuz. İbrahim’in bebeğini o görmeden önce bizler görüp sevdik. Onun tekrar görebilmesi için o kadar uzun dönemli bir emek verdik ki. Onu mutlu görmek bizi mutlu ediyor” dedi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de limbal kök hücre yetmezliği bulunan 40-45 bin civarında hasta olduğunun tahmin edildiğini, buna her yıl kimyasal yaralanmalar sonucu 300-400 kişinin daha eklendiğini düşündüklerini belirten Doç. Dr. Selver, bu hastalar için kültüre edilmiş hücrelerle tedavi imkânının artık Türkiye&#8217;de de bulunduğunu söyledi. Selver, bu tip zorlu göz yüzey hastalıkları için Limbustem ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğiyle Oküler Yüzey Araştırma Laboratuvarı&#8217;nda araştırma ve tedavi çalışmalarına devam ettiklerini sözlerine ekledi.</p>
<p><b>“Gözüm açıldığında mucizeyi yaşadım”</b></p>
<p>İbrahim Kösem ise 2017&#8217;den bu yana süren tedavi sürecinde görme umudunu hiç yitirmediğini belirterek, “Üç ay önce bir evladım dünyaya geldi. Gözüm açıldığında mucizeyi yaşadım. Evladımı, eşimi ve ailemi görme şansına sahip oldum. Bu benim için hayatımın en önemli noktalarından bir tanesiydi. Özlem hocam ve ekibi sayesinde tekrar görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Karanlık günler sona erdi. Umarım ihtiyacı bulunan herkes bu ileri tedavi şansına ulaşabilir ve tekrar görebilir” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu-397204">Babanın gözünden alınan dokuyla geliştirilen kök hücre oğluna ışık oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücre gençleştirmesini sağlayan glutatyon gebelik şansını arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hucre-genclestirmesini-saglayan-glutatyon-gebelik-sansini-arttiriyor-379151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 12:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gençleştirmesini]]></category>
		<category><![CDATA[glutatyon]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antioksidan etkisi ile bağışıklık sisteminin güçlenmesi ile sağlıklı hücre bölünmesi ve çoğalmaya katkı sağlayan glutatyon, hücre içerisinde oluşan hasarları önleyerek gebelik şansını arttırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-genclestirmesini-saglayan-glutatyon-gebelik-sansini-arttiriyor-379151">Hücre gençleştirmesini sağlayan glutatyon gebelik şansını arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antioksidan etkisi ile bağışıklık sisteminin güçlenmesi ile sağlıklı hücre bölünmesi ve çoğalmaya katkı sağlayan glutatyon, hücre içerisinde oluşan hasarları önleyerek gebelik şansını arttırıyor. Erkek ve kadın faktörlü tüp bebek tedavilerinde destek niteliğinde glutatyon uygulamasının da gerçekleştirilebildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Glutatyon, oksidatif stresi ve inflamasyonu azaltırken aynı zamanda da yaşlanmayı geciktiriyor” diye konuştu. </strong></p>
<p>Vücutta glutatyon eksikliğinin yaşlanma sürecini hızlandırdığını, oksidatif stres ve inflamasyonu arttırdığını ve beraberinde birçok hastalığın oluşmasına sebep olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Merkezi Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Vitamin ve mineraller damar yoluyla vücuda ulaştırarak antioksidan seviyesini arttırıyor, sağlık ve görünümü iyileştirmeye yardımcı oluyor, aynı zamanda vücuttaki hücresel hasarı da önlüyor. Bu da tüp bebek tedavisi gören hastalarda gebelik şansının artmasına yardımcı oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Brüksel lahanası ve brokoli glutatyon seviyesini arttırıyor</strong></p>
<p>Glutatyon seviyesini doğal yollarla arttırmak için içerik bakımından zengin besinler tüketilmesinin de önemli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Brüksel lahanası, brokoli, karnabahar, sarımsak, soğan gibi sülfürden zengin besinler; mandalina, portakal, kivi gibi C vitamininden zengin meyveler; ıspanak, bamya, kuşkonmaz gibi bitkisel glutatyondan zengin gıdalar tüketilmesi faydalıdır. Zerdeçalda bulunan curcumin ve deve dikeni sütünün içeriğinde yer alan slimarin gibi takviye edici ürünler de glutatyon seviyelerini yükseltiyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Kısırlık tedavilerinde glutatyon serum desteği uygulanıyor</strong></p>
<p>Kadın ve erkek faktörlü kısırlık durumlarında da glutatyon uygulanabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tayfun Kutlu, “Araştırmalar daha yüksek hücre içi glutatyon seviyelerine sahip oositlerin (yumurtaların) daha sağlıklı, daha güçlü embriyo ürettiğini gösteriyor. Kadınlarda polikistik over, endometriosis, kötü oosit (yumurta) kalitesi, kötü embriyo gelişimi, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı, ileri kadın yaşı gibi faktörleri bulunduranlara da glutatyon uygulanabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Glutatyon serumunun 6 faydası</strong></p>
<p>•          Tüm vücudu hücre seviyesine kadar detoksifiye eder. </p>
<p>•          Hücre performansını arttırır.</p>
<p>•          Tüm hücrelerin oksijeni maksimum düzeyde kullanılmasını sağlar. </p>
<p>•          Hücreleri ve özellikle enerji santralleri olan mitokondrileri hasardan korur. </p>
<p>•          Bağışıklık sistemini güçlendirir.</p>
<p>•          Enerji, konstrasyon ve canlılığı arttırır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-genclestirmesini-saglayan-glutatyon-gebelik-sansini-arttiriyor-379151">Hücre gençleştirmesini sağlayan glutatyon gebelik şansını arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Prp Arasındaki 4 Önemli Fark</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-prp-arasindaki-4-onemli-fark-363185</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 12:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda ortopedik hastalıkların tedavisinde kullanılan kök hücre, Platelet Rich Plasma (PRP) ve Plasma Rich in Growth Factors (PRGF) gibi yeni tedavi yöntemleri gün geçtikçe daha da popüler hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-prp-arasindaki-4-onemli-fark-363185">Kök Hücre Tedavisi ile Prp Arasındaki 4 Önemli Fark</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda ortopedik hastalıkların tedavisinde kullanılan kök hücre, Platelet Rich Plasma (PRP) ve Plasma Rich in Growth Factors<em> </em>(<em>PRGF</em>) gibi yeni tedavi yöntemleri gün geçtikçe daha da popüler hale geliyor.</p>
<p>Kök hücre tedavisi ile PRP tedavisi hastalar tarafından çok sık karıştırılıyor. Kök hücre tedavisinde kişinin kendisine ait özel hücrelerden yararlanılırken, PRP tedavisinde doku hasarını onarmak için yine hastanın vücudundan alınan trombositler kullanılıyor. Kanın pıhtılaşmasının temel bileşeni olan trombositler, iyileştirici özelliğe sahip proteinleri içeriyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Karaaslan, kök hücre tedavisi ile PRP arasındaki farklarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavide kök hücreler kullanılıyor</strong></p>
<p>Kök hücreler, vücudumuzda bulunan özel hücrelerdir ve kendilerini yenileyebilme özelliğine sahiptir. Bu nedenle, ortopedik hastalıkların tedavisinde kullanılmaları son yıllarda oldukça yaygın hale gelmiştir. Kök hücre tedavisi, hastanın kendisinden alınan kök hücrelerin, hasarlı dokulara enjekte edilmesiyle gerçekleştirilmektedir. Bu işlem, hasarlı dokuların iyileşmesine yardımcı olmakta ve ağrıyı da azaltmaktadır. Kök hücre tedavisi genellikle aşağıdaki hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.</p>
<ul>
<li>Osteoartrit (eklem kireçlenmesi) </li>
<li>Tendinit (tendon iltihabı)</li>
<li>Ligament hasarı</li>
<li>Kas yaralanmaları </li>
<li>Kıkırdak hasarı </li>
</ul>
<p> <strong>PRP için alınan kan ayrıştırılıyor</strong></p>
<p>PRP Tedavisi Platelet Rich Plasma (PRP) tedavisi ise hastadan alınan kanın özel bir işlemle ayrıştırılması ile gerçekleştirilmektedir. Bu işlem sonrasında elde edilen plazma, zengin trombositler içerir. Trombositler, iyileşmeyi destekleyen büyüme faktörleri salgılarlar. Bu nedenle, PRP tedavisi hasarlı dokuların iyileşmesine yardımcı olmaktadır. PRP tedavisi genellikle aşağıdaki hastalıkların tedavisinde kullanılır:</p>
<ul>
<li>Tendinit </li>
<li>Ligament hasarı </li>
<li>Kas yaralanmaları </li>
<li>Kıkırdak hasarı  </li>
</ul>
<p><strong>Kök hücre tedavisi ve PRP arasındaki farklar </strong></p>
<p>Kök hücre tedavisi ve PRP tedavisi benzerlik gösterse de, aslında bu işlemler farklı uygulamalardır. </p>
<ul>
<li>Kök hücre tedavisi, hasarlı dokulara enjekte edilen canlı kök hücrelerin kullanılmasıyla gerçekleştirilirken, PRP tedavisi trombositlerin salgıladığı büyüme faktörleriyle iyileşme sağlar. </li>
<li>Kök hücre tedavisi daha girişimsel bir işlemdir, çünkü kök hücreler çoğunlukla kemik iliğinden veya yağ dokusundan elde edilir ve enjekte edilmeden önce özel bir işleme tabi tutulurlar. PRP tedavisi ise kanın ayrıştırılması sonrasında enjekte edilir. </li>
<li>Kök hücre tedavisi, PRP tedavisine göre daha uzun süreli bir etkiye sahiptir. Kök hücreler, hasarlı dokuda yenilenmeye başlayarak iyileşmeyi destekler. PRP tedavisi ise daha hızlı bir etkiye sahiptir, ancak etkisi daha kısa sürer. </li>
<li>Genellikle, hafif ila orta şiddetli hastalıklarda PRP tedavisi, daha şiddetli hastalıklarda ise kök hücre tedavisi tercih edilir.  </li>
</ul>
<p><strong>Hastalığın türüne ve şiddetine göre yöntem belirlenmeli</strong></p>
<p>Kök hücre ve PRP tedavileri, son yıllarda ortopedik hastalıkların tedavisinde popüler hale geldi. Her iki yöntem de hasarlı dokuların iyileşmesine yardımcı olur ve ağrıyı azaltabilir. Ancak, kök hücre tedavisi ve PRP tedavisi arasında farklılıklar vardır ve hangi yöntemin seçileceği hastalığın türüne ve şiddetine göre değişebilir. Bu nedenle, hangi tedavi yönteminin seçileceği konusunda uzman doktorla konuşarak karar vermek önemlidir.</p>
<ul>
<li>Kök hücre ve PRP tedavileri popüler hale gelmiş olsa da, bu tedavilerin tam olarak ne kadar etkili olduğu hala araştırılmaktadır. Bu nedenle, bu tedavileri uygulamadan önce, doktorunuzla tedavi seçenekleri hakkında detaylı bir şekilde konuşmanız önemlidir.</li>
<li>Kök hücre ve PRP tedavilerinin potansiyel riskleri ve yan etkileri hakkında bilgi sahibi olmanız önemlidir. Tedavi sonrasında ağrı, enfeksiyon, kanama ve diğer komplikasyonlar gibi riskler olabilir. Bu nedenle, tedavinin potansiyel faydaları ve riskleri hakkında doktorunuzla konuşmanız gerekir.</li>
<li>Kök hücre ve PRP tedavileri, birçok ortopedik hastalığın tedavisinde kullanılabilecek seçeneklerdir. Ancak, bu tedaviler herkes için uygun değildir. Tedavinin sizin için uygun olup olmadığı hakkında doktorunuza danışmalısınız.</li>
<li>Kök hücre ve PRP tedavileri, birçok klinikte sunulmaktadır. Ancak, bu kliniklerin kalitesi ve tedaviyi uygulayanların uzmanlık düzeyleri değişebilir. Bu nedenle, tedavi seçenekleri hakkında doktorunuzla konuşmadan önce, klinikleri araştırmak ve referanslarını kontrol etmek önemlidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-prp-arasindaki-4-onemli-fark-363185">Kök Hücre Tedavisi ile Prp Arasındaki 4 Önemli Fark</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
