<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>erken | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/erken/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/erken</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>erken | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/erken</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[nme]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>
<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>
<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>
<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nden otizm farkındalık etkinlikleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-otizm-farkindalik-etkinlikleri-624757</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 20:08:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmli]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, otizmli bireyleri ve ailelerini desteklemek, sosyal hayata katılımlarına katkı sağlamak amacıyla “2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Semineri” düzenledi. Ayrıca belediyeye bağlı kreşlerde bir dizi etkinlik de düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-otizm-farkindalik-etkinlikleri-624757">Maltepe Belediyesi&#8217;nden otizm farkındalık etkinlikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, otizmli bireyleri ve ailelerini desteklemek, sosyal hayata katılımlarına katkı sağlamak amacıyla “2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Semineri” düzenledi. Ayrıca belediyeye bağlı kreşlerde bir dizi etkinlik de düzenlendi.</p>
<p>Maltepe Belediyesi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde, otizm sprektrum bozukluğu hakkında toplumsal bilinç oluşturmak, erken tanının önemini vurgulamak ve otizmli bireylerin hayatın her alanında yer alabilmelerine destek vermek için seminer düzenledi. “2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Semineri” isimli program Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Programda katılımcılar, otizmli bireylerin hayatın her alanında yer alabilmesi için kırmızı renk kurdele takarak destek verdiler.</p>
<p><b>‘SOSYAL HAYATA KATILIMLARINI DESTEKLİYORUZ’</b></p>
<p>Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Nimet Karabulut, seminerin açılışında yaptığı konuşmasında otizmin; bireyin sosyal iletişim, davranış ve öğrenme süreçlerini etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olduğunu hatırlattı. Karabulut, Maltepe Belediyesi’nin yaptığı çalışmalarla otizmli bireyleri ve ailelerini desteklemeye, sosyal hayata katılımlarına katkı sağlamaya devam edeceklerini söyledi.</p>
<p><b>‘EĞİTİME ERKEN DÖNEMDE BAŞLANMALI’</b></p>
<p>Seminerde Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Vatansever Pınar,  “Erken Fark Et, Erken Destekle, Otizmde Erken Belirtiler ve Ailenin Rolü” başlıklı sunumunu katılımcılarla paylaştı. Zeynep Vatansever Pınar, otizmin 2025 verilerine göre her 31 çocuktan birinde görüldüğünü, erkek çocuklarında, kız çocuklarından 3 kat fazla görüldüğünü kaydetti. Dr. Vatansever Pınar,  otizmin, beynin gelişim sürecindeki yapısal farklılıklardan kaynaklandığını, genellikle genetik yatkınlık ile çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan bir durum olduğunu ifade ederek yaş gruplarına göre erken belirtilerini sıraladı. Pınar, konuşmasının sonunda otizm hakkında en sık karşılaşılan mitleri ve gerçeklerini katılımcılarla paylaştı.</p>
<p><b>MİNİKLER “OTİZM FARKINDALIĞI” İÇİN KALPLERİNİ AÇTI</b></p>
<p>Etkinlikler kapsamında ayrıca Maltepe Belediyesi’ne bağlı kreşlerde bir dizi etkinlik düzenlendi. Her çocuğun özel ve kendi dünyasından eşsiz olduğundan hareketle minik öğrenciler, otizmli arkadaşları anlamak için el boyama gibi uygulamalar gerçekleştirdiler.</p>
<p>Maltepe Belediyesi’ne bağlı Bahadır Erdoğdu Özel Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nden gelen eğitmenler eşliğinde çocuklara otizm farkındalığı semineri verildi. Seminerde otizmli çocukların kimseden farkı olmadığını, sadece sesleri yüksek duymayı, oyunları farklı oynamayı, konuşmak yerine işaret ettikleri, özetle dünyayı öğrenme ve kavrama biçimlerinin farklı olduğu vurgulandı. Sonrasında minikler, 4 gruba ayrıldı. Zıplamayı, kırmızı rengi, alkış yapmayı ve sessiz olmayı sevenler olarak gruplara ayrılan minikler etkinliğin sonunda el ele tutuşarak, otizmli çocuklara desteklerini gösterdi. Ayrıca minikler, ellerini boyayarak, önceden hazırlanan panoya el izlerini bıraktılar.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-otizm-farkindalik-etkinlikleri-624757">Maltepe Belediyesi&#8217;nden otizm farkındalık etkinlikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[sütüyle]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyutma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Doç. Dr. Barış Karabulut, çocukların ağız ve diş sağlığını korumak için pedodonti uygulamalarının önemi, erken muayene, koruyucu tedbirler ve doğru alışkanlıkların kazanılmasının gerekliliği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Koruyucu diş hekimliği ile çürükler ve anomaliler önlenir!</strong></p>
<p>Pedodonti, yani çocuk diş hekimliğinin, bebeklikten ergenlik dönemine kadar çocukların ağız ve diş sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanı olduğunu aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Bu süreç, aslında anne karnında başlar. Hamilelik döneminde anneye verilen eğitimlerle temeller atılır ve bebeğin ilk dişinin çıkmasıyla birlikte düzenli muayene süreci başlar.” dedi.</p>
<p>Pedodonti uzmanlarının temel hedeflerinden birinin, çocuklarda diş hekimi korkusu oluşmadan, güvenli ve olumlu bir deneyim sağlamak olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Karabulut, “Bu sayede çocukların diş hekimi ziyaretlerini bir alışkanlık haline getirmeleri ve ağız-diş sağlığını yaşam boyu korumaları amaçlanır. Aynı zamanda koruyucu diş hekimliği uygulamalarıyla, çürükler ve olası anomaliler oluşmadan önce önlem alınır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Süt dişleri, geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahip! </strong></p>
<p>Koruyucu diş hekimliği uygulamaları kapsamda fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi işlemler yapıldığı bilgisini veren Doç. Dr. Barış Karabulut, “Erken çocukluk çağı çürükleri tespit edilerek gerekli durumlarda dolgu veya kanal tedavisiyle dişler restore edilir. Ayrıca dişlerde oluşabilecek çapraşıklıklar erken dönemde belirlenerek ileride oluşabilecek ortodontik sorunların önüne geçilir.” dedi.</p>
<p>Çocukların ilk diş muayenesinin, ilk diş çıkar çıkmaz ya da en geç bir yaş civarında yapılmasının önerildiğine değinen Doç. Dr. Karabulut, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu erken tanışma, çocuğun diş hekimine alışmasını kolaylaştırırken, ailelerin de doğru beslenme ve ağız bakımı konusunda bilinçlenmesini sağlar.</p>
<p>Süt dişleri, sanıldığının aksine geçici olmalarına rağmen son derece önemli bir role sahiptir. Çocukların sağlıklı beslenmesi, düzgün konuşabilmesi ve estetik açıdan kendine güven geliştirebilmesi için süt dişlerinin korunması gerekir. Ayrıca süt dişleri, kalıcı dişler için rehber görevi görür. Erken kayıplar, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir.”</p>
<p><strong>Beslenme sonrası ağız temizliği ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Erken yaşta yapılan düzenli kontrollerin, diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edilmesini sağladığını yineleyen Doç. Dr. Barış Karabulut, “Böylece daha basit ve ağrısız yöntemlerle tedavi mümkün olur, ileri aşamalarda gerekebilecek kanal tedavisi veya genel anestezi gibi uygulamaların önüne geçilebilir.” dedi.</p>
<p>Bebeklik döneminde ağız temizliğinin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Doç. Dr. Karabulut, “Dişler çıkmaya başladıktan sonra, her beslenme sonrası diş yüzeyinde kalan süt mutlaka temizlenmelidir. Bu temizlik başlangıçta nemli bir bez veya tülbentle yapılabilir, ilerleyen dönemde ise parmak fırçaları kullanılabilir. Ayrıca bebeklerin memede ya da biberonla uyutulmaması ve beslenme sonrası ağız temizliğinin ihmal edilmemesi önerilir. Parmak emme ve uzun süreli emzik kullanımı gibi alışkanlıklar, 2-3 yaşından sonra devam ettiğinde diş ve çene yapısında bozulmalara yol açabilir. Bu nedenle bu alışkanlıkların kademeli olarak ve çocuğu zorlamadan bırakılması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Pedodonti, tedaviden çok koruyucu bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Çocuklarda diş gıcırdatmanın, özellikle diş sürme dönemlerinde geçici olarak normal kabul edilebileceğini aktaran Doç. Dr. Barış Karabulut, “Ancak bu durum uzun süreli ve yoğun şekilde devam ediyorsa, dişlere ve çene eklemine zarar verebileceğinden mutlaka değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda koruyucu plaklar, psikolojik destek veya medikal tedavi seçenekleri gündeme gelebilir.” dedi.</p>
<p>Gece sütüyle uyutma alışkanlığının da diş sağlığı açısından riskli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Karabulut, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Anne sütü ya da biberonla verilen süt, diş yüzeyinde uzun süre kaldığında çürük oluşumuna zemin hazırlar. Özellikle uyku sırasında tükürük akışının azalması bu riski artırır. Bu nedenle beslenme sonrası dişlerin temizlenmesi ve biberon kullanımının mümkün olan en erken dönemde bırakılması önerilir.</p>
<p>Sonuç olarak pedodonti, sadece mevcut sorunların tedavi edildiği bir alan değil; aynı zamanda çocukların ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik önleyici yaklaşımların merkezinde yer alan önemli bir bilim dalıdır. Erken yaşta kazanılan doğru alışkanlıklar, sağlıklı bir ağız yapısının temelini oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-sutuyle-uyutma-aliskanligi-cocuklarin-dis-sagligini-riske-atabilir-624622">Gece sütüyle uyutma alışkanlığı çocukların diş sağlığını riske atabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otsuka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek. </p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, erken dönemde fark edildiğinde uygun eğitim ve destekle yönetilebilen bir gelişimsel farklılıktır. Doğru müdahale ile bireyin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. </p>
<p><strong> Otizmde Erken Tanı İçin Kritik İşaretler</strong></p>
<p>Ebeveynlerin erken dönemde dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p>
<p><strong>6. Ay:</strong> Çocuğunuz size gülümsemiyor, sıcak ve neşeli ifadeler sergilemiyorsa,</p>
<p><strong>9. Ay:</strong> Seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine karşılıklı tepki vermiyorsa,</p>
<p><strong>12. Ay:</strong> İşaretle gösterme, el sallama gibi jestleri yapmıyorsa,</p>
<p><strong>16. Ay:</strong> Henüz tek bir kelime bile söylemediyse,</p>
<p><strong>24. Ay:</strong> İki kelimelik, taklit olmayan anlamlı cümleler kuramıyorsa&#8230;</p>
<p>Bu belirtilerin göz ardı edilmesi ya da “zamanla geçer” düşüncesiyle ertelenmesi, çocuğun gelişim sürecinde kaçırılmış fırsatlara yol açabilir. </p>
<p>Bu işaretlerden bir veya birkaçının gözlemlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor. Abdi İbrahim Otsuka, erken yaşta başlanan doğru eğitimin çocukların potansiyellerini gerçekleştirmeleri için en büyük anahtar olduğunu belirtiyor. Bu noktada şüpheyi ertelemek değil, değerlendirmek gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-otsuka-dunya-otizm-farkindalik-gununde-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-624559">Abdi İbrahim Otsuka, Dünya Otizm Farkındalık Günü&#8217;nde Şüphelerinizi Ertelemeyin Diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 14:32:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[devreye]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi. Otizmin bir spektrum olduğunu ve her çocuğun profilinin farklı olduğunu kaydeden Ocaktan, “Erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir” diye konuştu.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma<br />Görevlisi Şevval Ocaktan, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada otizmli çocuklarda görülen dil ve konuşma bozuklukları ile bu sorunların tedavisine yönelik değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Otizmde farklı konuşma sorunları görülebiliyor</p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten Şevval Ocaktan, “Otizm spektrum bozukluğunda her çocuk aynı profili göstermez; ancak en sık görülen güçlükler arasında konuşmanın gecikmesi ya da hiç gelişmemesi, iletişimi başlatma ve sürdürmede zorlanma, göz teması, jest, mimik ve işaret etme gibi sözel olmayan iletişim yollarında sınırlılık, ekolali (duyduğunu tekrar etme), zamirleri karıştırma, tekdüze/robotik ses tonu, karşılıklı konuşmada sıra alma ve konu sürdürmede güçlük yer alır. Bazı çocuklar çok kelime biliyor gibi görünebilir; ancak dili sosyal amaçla, uygun bağlamda ve karşılıklı etkileşim içinde kullanmakta zorlanabilir. Bazılarında ayrıca konuşma anlaşılabilirliği ve sesletim üzerinde de çalışmak gerekebilir” diye konuştu. </p>
<p>Otizmde her çocuğun profili farklıdır</p>
<p>Otizmli çocuklarda ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarında erken müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Şevval Ocaktan, “Otizmde ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarının tamamen düzelebilir mi sorusunun tek bir cevabı yoktur çünkü otizm bir spektrumdur ve her çocuğun profili farklıdır. Ancak erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir. Bazı çocuklarda sözel dil belirgin şekilde gelişir; bazı çocuklarda ise hedef, sözel konuşmanın yanında veya yerine jest, işaret, görsel destekler ya da alternatif-destekleyici iletişim sistemleriyle işlevsel iletişimi artırmak olabilir. Temel amaç çocuğu tek bir kalıba sokmak değil, iletişim kurmasını, kendini ifade etmesini ve yaşama katılımını artırmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Müdahale için beklenmemeli</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarına en kısa zamanda müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Şevval Ocaktan, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, şöyle devam etti:</p>
<p>“DKT uzmanına başvuru ve müdahale için beklenmemelidir. Şüphe oluştuğu anda değerlendirme başlatılmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi, tüm çocuklar için 18. ve 24. ay kontrollerinde otizm taraması önermektedir; ancak aile daha erken dönemde isimle bakmama, göz temasının çok sınırlı olması, işaret etme-gösterme davranışının olmaması, babıldamanın azlığı, ortak dikkatin gelişmemesi ya da kazanılmış becerilerde gerileme fark ederse daha önce de başvurmalıdır. Dil ve konuşma terapisti iletişim, dil, oyun ve etkileşim becerilerini değerlendirir; otizm tanısını ise hekim koyar. Yani ideal yaklaşım, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesidir.” </p>
<p>Çocuğun gereksinimlerine göre tedavi planlanıyor</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarının tedavisinin tek bir yöntemden ibaret olmadığını söyleyen Şevval Ocaktan, “Otizmli çocukların dil ve konuşma bozukluklarının tedavisi, çocukların gereksinimine göre planlanır. En sık kullanılan yaklaşımlar arasında dil ve konuşma terapisi, davranışsal yaklaşımlar, gelişimsel yaklaşımlar, oyun temelli sosyal iletişim çalışmaları, ebeveyn katılımlı müdahaleler, ABA temelli uygulamalar, TEACCH ve küçük yaş grubunda Early Start Denver Model (ESDM) yer alır” dedi. </p>
<p>DKT sürecinde iletişim ve karşılıklı etkileşime odaklanılıyor</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, DKT sürecinde; iletişim başlatma, karşılıklı etkileşim, ortak dikkat, sohbet sürdürme, duruma uygun ifade kullanma, oyun becerileri ve gerekirse sesletim/konuşma anlaşılabilirliğinin çalışıldığını söyledi. Ocaktan, “Sözel konuşma yeterli değilse resim kartları, görsel sistemler, işaretler veya elektronik cihazlar gibi alternatif iletişim yolları da kullanılabilir. İlaç tedavisi otizmin çekirdek dil-iletişim güçlüklerini düzeltmez; daha çok eşlik eden hiperaktivite, irritabilite, kaygı, uyku ya da davranış sorunlarında hekim tarafından değerlendirilir” diye konuştu. </p>
<p>Çocuğun bakışı ve jestleri de iyi gözlemlenmeli</p>
<p>Otizmli çocukların dil ve konuşma gelişiminin takibinde ailelere önemli sorumlulukların düştüğünü kaydeden Şevval Ocaktan, “Aileler için en önemli nokta, çocuğun iletişimini yalnızca ‘konuşma’ üzerinden değerlendirmemektir. Çocuğun bakışı, jesti, işaret etmesi, bir nesneyi size getirmesi, ses çıkarması veya sizi bir şeye götürmesi de iletişimdir. Tüm bunlar bir arada gözlemlenmelidir” dedi.</p>
<p>Kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı</p>
<p>Çocukla iletişim kurulurken dikkat edilmesi gerekenlere de değinen Şevval Ocaktan, “İletişim kurarken kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı; çocuğa yanıt vermesi için bekleme süresi tanınmalı; yüz yüze etkileşim, ortak dikkat ve sıra alma desteklenmelidir. Günlük yaşam içinde oyun, kitap, şarkı, rutinler ve görsel destekler çok değerlidir. Çocuğun ilgi alanlarından yararlanmak, başarılarını fark edip pekiştirmek ve aşırı duyusal yük oluşturan durumları gözlemek önemlidir. Aile, okul ve uzman ekip arasında tutarlı bir iş birliği kurulması tedavinin etkisini artırır. En önemlisi de aileler kendilerini suçlamamalıdır; güncel bilimsel yaklaşım otizmi anne-baba tutumuyla açıklamaz” diye konuştu.</p>
<p>Atlas Üniversitesi DKT Laboratuvarı’nda otizmli çocuklara destek veriliyor</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda otizm spektrum bozukluğu alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Şevval Ocaktan, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlı bireylere yönelik dil, konuşma, ses, iletişim, yutma ve beslenme alanlarında değerlendirme, terapi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Merkezde kanıta dayalı, bireye özgü, aile merkezli ve multidisipliner bir yaklaşımla çalışmalar yürütülmektedir. </p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu da hizmet verilen alanlar arasında yer almakta; bu çocuklarda sözel ve sözel olmayan iletişimin desteklenmesine, iletişimi başlatma ve sürdürme becerilerinin geliştirilmesine, karşılıklı etkileşimin artırılmasına, oyun temelli iletişim çalışmalarına ve gerektiğinde konuşma anlaşılabilirliğinin desteklenmesine yönelik uygulamalar yapılmaktadır.</p>
<p>Öğrenciler uygulama imkanına sahip oluyor</p>
<p>Bunun yanında merkezde aile danışmanlığı verilmekte, ev programları düzenlenmekte, gerekli durumlarda farklı uzmanlık alanlarıyla iş birliği yapılmakta ve terapi süreçleri akademik bir çerçevede izlenerek raporlanmaktadır. Ayrıca üniversitenin klinik ve laboratuvar ortamlarında öğrenciler için bireysel ve grup terapi uygulamaları, gözlem, değerlendirme, raporlama ve mesleki beceri geliştirme çalışmaları gerçekleştirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:52:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulmadan]]></category>
		<category><![CDATA[bulun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önü]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[siz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserde en sık konuşulan konu genellikle belirtilerdir: “Şu kanserin belirtisi nedir?”, “Hangi şikâyetler alarmdır?” gibi sorular sıkça gündeme geliyor. Peki kansere karşı sadece belirtileri takip etmek kanseri önlemek için yeterli olabilir mi? Birçok kanser türünün belirgin şikâyetler ortaya çıkmadan önce, uzun bir süre sessiz ilerlediğini belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Günümüzde gelişen genetik ve moleküler teknolojiler sayesinde kanserle mücadelede yeni bir yaklaşım öne çıkıyor: riski henüz hastalık ortaya çıkmadan önce ölçmek. Genetik taramalar ve moleküler analizler sayesinde bireylerin kanser yatkınlığı belirlenebiliyor, böylece riskli kişilerin daha erken ve daha sık taranarak kanser oluşmadan önlenmesi ya da çok erken evrede yakalanmasının mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanser genetiğimizde var mı? </strong></p>
<p>Kanserlerin oluşum nedenlerine göre ikiye ayrıldığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bunlar sporadik yani sonradan gelişen kanserler ve kalıtsal kanserlerdir. En sık görülen kalıtsal olmayan kanserlerin gelişiminde; karsinojenik kimyasallar, radyasyon, bazı virüsler ve yaşam tarzına bağlı çevresel risk faktörleri önemli rol oynuyor. Kalıtsal kanserlerde ise kanser gelişimine zemin hazırlayan genetik değişiklikler söz konusu oluyor. Bu tür kanserlerde risk, çoğu zaman anne veya babadan aktarılan, daha nadir durumlarda ise kişinin doğuştan DNA’sında bulunan zararlı bir gen mutasyonundan kaynaklanabiliyor. Bu nedenle bazı bireylerde kanser gelişimi, genetik yatkınlıkla ilişkili olarak daha erken yaşlarda veya daha yüksek riskle ortaya çıkabiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kanser belirteçleri kanda gizleniyor</strong></p>
<p>Genetik bilgilerin ve teknolojilerin sağladığı gelişmeler sayesinde bir kişinin DNA’sında kalıtsal kanserlerden birine yol açabilecek zararlı mutasyon bulunup bulunmadığının tespitinin oldukça kolay olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı,  Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Örneğin, meme ve over kanserine yol açabilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları, endometrium (rahim) ve kolorektal (kalın barsak) kanserlere yol açabilen MLH1, MSH2 kalıtsal (germline) gen mutasyonları gibi kanserlerle ilişkili tüm bilinen genler kandan elde edilen DNA’dan incelenebilmekte. Öte yandan sporadik yani sonradan gelişen kanserlere olan yatkınlığımızın (Poligenik Risk Skoru) toplum riskine göre daha yüksek olup olmadığının ölçülmesi de yine koldan alınan küçük bir kan örneği ile mümkün olabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>“Ya kanımda kanser riski çıkarsa?”</strong></p>
<p><strong>Kalıtsal genetik taramalar</strong>la<strong> “</strong>aileden aktarılabilen kanser riski”ni taşıyan bireylerin erken dönemde belirlenmesini sağladığını söyleyen <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Bu sayede yüksek risk grubunda yer alan kişiler daha yakından takip edilebilir; gerekli durumlarda koruyucu cerrahi ya da ilaçla risk azaltıcı tedaviler gibi önleyici yaklaşımlar planlanabilir. Benzer şekilde, <strong>poligenik risk skoru </strong>yüksek olan yani belirli bir kanser türüne yakalanma olasılığı toplum ortalamasına göre daha fazla olan bireyler de standart tarama programlarından farklı olarak daha erken yaşta ve daha sık taranabilir. Böylece kanser gelişmesi durumunda hastalık çok daha erken evrede yakalanabilir; ayrıca o kansere özgü yaşam tarzı değişiklikleriyle riskin azaltılması ve mümkünse hastalığın hiç ortaya çıkmaması hedeflenir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>O testler halen çok önemli. Çünkü…</strong></p>
<p>Günümüzde meme kanseri için mamografi, rahim ağzı kanseri için Pap smear, kalın bağırsak kanserleri için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri, akciğer kanseri için ise akciğer grafisi ya da düşük doz bilgisayarlı tomografi gibi taramaların kanserin erken yakalanmasında hâlâ en önemli yöntemler arasında yer aldığını belirten <strong>Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Gelişen teknoloji sayesinde erken tanı artık yalnızca bu klasik yöntemlerle sınırlı değil. Günümüzde kanda, tümör hücrelerinden dolaşıma karışan DNA parçalarının tespit edilmesi mümkün hale geldi. Bu sayede hem kanserin çok daha erken dönemde fark edilmesi hem de kanser hastalarında tedaviye verilen yanıtın takip edilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca DNA’daki bazı biyolojik değişiklikleri inceleyen yeni nesil testlerle, tek bir kan örneği üzerinden birden fazla kanser türünü erken dönemde saptamayı hedefleyen yöntemler geliştiriliyor. Bu gelişmeler, kanser taramasında gelecekte çok daha erken ve kişiye özel bir sağlık yönetiminin önünü açacak” diyor.</p>
<p><strong>Kanserde “kitle saptama” dönemi yerini “kanserleşme sürecini izleme”ye bırakıyor</strong></p>
<p>Kanserin erken tanısının “kitle saptama” yaklaşımından daha çok “kanserleşme sürecini izleme” yaklaşımına doğru evrildiğini vurgulayan <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yeşilyurt</strong>, “Genetik ve moleküler teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kanserin erken tanısında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor. Günümüzde farklı biyolojik verilerin birlikte değerlendirildiği analizler, yapay zekâ destekli risk hesaplamaları ve çeşitli biyobelirteçlerin takibi giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor. Bu yaklaşımlar sayesinde genetik taramalar ve hücresel düzeydeki değişikliklerin izlenmesi, klasik tarama yöntemlerini tamamlayan güçlü araçlar haline geliyor. Yakın gelecekte sağlık yönetiminin odağı, kanser ortaya çıktıktan sonra tedavi etmekten ziyade, henüz klinik bir hastalık oluşmadan önce kanser riskini belirleyip yönetmek olacak. Böylece kişiye özel sağlık yaklaşımlarıyla kanserin mümkün olduğunca erken saptanması ve hatta bazı durumlarda ortaya çıkmadan önlenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-sizi-bulmadan-siz-onu-bulun-624002">Kanser Sizi Bulmadan Siz Onu Bulun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623777</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br />İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. <br />Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.</p>
<p><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”</strong><br />Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi. <br />İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı</strong><br />Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br />Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br />Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor</strong><br />Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”</strong><br />“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br />Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[22]]></category>
		<category><![CDATA[50 Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Riski]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90&#8217;ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir.</p>
<p><strong>Bu belirtileri görmezden gelmeyin</strong></p>
<p>Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir;</p>
<ul>
<li>Dışkıda kan görülmesi</li>
<li>Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)</li>
<li>Karın ağrısı veya kramplar</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
<li>Yorgunluk ve halsizlik </li>
</ul>
<p>Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır.</p>
<p><strong>Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<p>Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz:</p>
<ol>
<li><strong>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin:</strong> Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür.</li>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong>: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir.</li>
<li><strong>Kilonuzu kontrol altında tutun:</strong> Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin.</li>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın:</strong> Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir.</li>
<li><strong>Tarama testlerini ihmal etmeyin:</strong> 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın.</li>
<li><strong>Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının:</strong> Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-yilda-2-milyon-ulkemizde-22-bin-kisi-kolon-kanseri-oluyor-623771">Dünyada Yılda 2 Milyon, Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623759</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br /> <br /> İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü.<br /> Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.<br /> <br /><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”<br /> </strong>Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi.<br /> İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.<br /> <br /><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı<br /> </strong>Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br /> Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br /> Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.<br /> <br /><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor<br /> </strong>Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong> “2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”<br /> </strong>“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br /> Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-623759">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alın]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşmadan]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümler arasında da üst sıralarda yer alıyor. En sık 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülse de son yıllarda gençlerde de artış gösteriyor. Kalın bağırsağın iç yüzeyinde başlayan bu hastalık, genellikle “polip” adı verilen küçük oluşumlarla başlıyor ve yıllar içinde kansere dönüşebiliyor. Her iki cinsiyette de görülen ve çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerleyen kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünden Doç. Dr. Remzi Beştaş, kolon kanserinde düzenli tarama testleri ve erken tanın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kolon kanseri dünyada en sık görülen kanserlerden biri</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser türü olup, kansere bağlı ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. En sık görülme yaşı 50 yaş ve üzeri olsa da son yıllarda genç yaş gruplarında da görülmeye başlanmıştır. Ancak bu hastalığın önemli bir özelliği bulunmaktadır. Kolon kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle düzenli tarama programlarına katılım ve toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kolon kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler sinsi seyirli hastalıklar arasında yer alır ve erken evrelerde herhangi bir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe bazı belirtiler ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Dışkıda kan görülmesi, </li>
<li>Uzun süre devam eden kabızlık veya ishal, </li>
<li>Tuvalet alışkanlıklarında değişiklik, </li>
<li>Karın ağrısı ve şişkinlik, açıklanamayan kilo kaybı,</li>
<li>Sürekli yorgunluk ve halsizlik, </li>
<li>Dışkı şeklinde değişiklik ve demir eksikliğine bağlı </li>
</ol>
<p>Bu belirtilerden biri veya birkaçının görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir gastroenteroloji uzmanına başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri kolon kanseri riskini artırıyor</strong></p>
<p>50 yaş ve üzeri olmak, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, fazla kırmızı et tüketimi ve liften fakir beslenme gibi sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, obezite, sigara ve alkol kullanımı ile inflamatuvar bağırsak hastalıkları kolon kanseri riskini artırabilmektedir. Bu risk faktörlerine sahip kişilerin kolon kanseri tarama programlarına daha dikkatli şekilde katılması ve düzenli kontrollerini yaptırması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Tarama testleri kanseri ortaya çıkmadan önleyebilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde en önemli basamak erken tanıdır. Kolonoskopi ile bağırsakta oluşabilecek poliplerin tespit edilmesi ve çıkarılması sayesinde kanser gelişimi daha ortaya çıkmadan önlenebilir. Kolon kanseri için önerilen tarama yaşı genellikle 45 olarak kabul edilmektedir. Tarama yöntemleri arasında 10 yılda bir kolonoskopi, yılda bir gaitada gizli kan testi, üç yılda bir gaita DNA testi ve beş yılda bir BT kolonoskopi yer almaktadır. Aile öyküsü bulunan veya yüksek risk grubunda yer alan kişilerde tarama daha erken yaşlarda ve daha sık aralıklarla yapılabilmektedir.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kolon kanseri riskini azaltabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri riskini azaltmak için yaşam tarzında yapılacak bazı değişiklikler oldukça etkili olabilir.</p>
<ul>
<li>Lif açısından zengin sebze ve meyve tüketmek, </li>
<li>Kırmızı ve işlenmiş et tüketimini azaltmak, </li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı kiloyu korumak, </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durmak </li>
<li>Düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olur.</li>
</ul>
<p>Dünya genelinde Mart ayı Kolon Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul edilmektedir ve mavi kurdele ile simgelenmektedir. Bu ay boyunca hastalık hakkında farkındalık oluşturulması ve bireylerin tarama testlerine yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Çünkü kolon kanseri erken teşhis edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinin-6-belirtisi-ile-karsilasmadan-onlem-alin-622962">Kolon Kanserinin 6 Belirtisi İle Karşılaşmadan Önlem Alın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[abdi]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, erken çocukluk döneminde şiddet içerikli yayınlara maruz kalmanın uzun vadeli etkilerinden, bitki bazlı beslenmenin artılarından, pankreas kanserinde erken teşhis umudu veren yeni bir kan testine kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, erken çocukluk döneminde şiddet içerikli yayınlara maruz kalmanın uzun vadeli etkilerinden, bitki bazlı beslenmenin artılarından, pankreas kanserinde erken teşhis umudu veren yeni bir kan testine kadar pek çok güncel bilimsel çalışma değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan ve ayda bir yayınlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, tıpta popüler bilim alanında öne çıkan araştırmalar ele alınıyor. Bu sayıda, okul öncesi dönemde şiddet içerikli televizyon programlarına maruz kalmanın çocukların ileri yaşlardaki davranışları üzerindeki etkilerini inceleyen dikkat çekici bir çalışma öne çıkıyor. Araştırmada 963 kız ve 982 erkek çocuk takip edildi; ebeveynler çocuklarının üç buçuk ve dört buçuk yaşlarında şiddet içerikli televizyon programlarına maruz kalma sıklığını bildirdi. Bulgular, erkek çocuklarda okul öncesi dönemde şiddet içerikli televizyon izleme ile ergenlik döneminde proaktif saldırganlık, fiziksel saldırganlık ve antisosyal davranışlarda artış arasında ilişki bulunduğunu, kız çocuklarda ise anlamlı bir ilişki saptanmadığını ortaya koydu. Çalışma, erkek çocuklarda şiddet ve suç benzeri davranış risklerinin on yıl sonra bile devam edebildiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Bitki Bazlı Beslenmenin Bir Artısı Daha</strong></p>
<p>Bültende yer verilen bir diğer çalışmada, prostat kanseri tanısı almış 3.505 hastada bitki bazlı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri incelendi. Ortalama yedi yıl takip edilen hastalarda, yüksek bitkisel bazlı beslenmenin daha iyi cinsel ve bağırsak fonksiyonlarıyla ve daha az idrar kaçırma şikâyetiyle ilişkili olduğu gösterildi. Ayrıca hormonal dengenin daha iyi seyretmesinin, depresyonla başa çıkma açısından da olumlu sonuçlar doğurabileceği belirtildi. Araştırma, bitki bazlı beslenmenin prostat kanseri hastalarının yaşam kalitesini artırabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong> Pankreas Kanserinde Erken Teşhis Umudu </strong></p>
<p>Yeni sayının dikkat çeken başlıklarından biri de pankreas kanserinin erken teşhisine yönelik geliştirilen basit bir kan testi oldu. Bilim insanlarının geliştirdiği yöntemde, tümörlerde erken dönemde aktif olan proteazları tespit etmek üzere nanosensörlerden yararlanıldı. Kan örneklerinde test edilen yöntem, sağlıklı bireyleri yüzde 98, kanserli hastaları ise yüzde 73 doğrulukla belirledi. Erken evrede belirti vermemesi nedeniyle teşhisi zor olan pankreas kanserinde, düşük maliyetli bu yaklaşımın özellikle kırsal bölgelerde de kullanılabilecek olması umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor</p>
<p><strong>Podcast olarak Spotify ve YouTube platformlarında</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 38 bin KVKK onaylı kişiye e-posta yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayınlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler YouTube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-ay-kucuk-gozler-buyuk-etkiler-siddet-icerikli-programlarin-cocuk-psikolojisine-etkisi-622502">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; bülteninde bu ay: Küçük Gözler, Büyük Etkiler: Şiddet İçerikli Programların Çocuk Psikolojisine Etkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığına]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği programda özel bireyler sahne alarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089">Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği programda özel bireyler sahne alarak farkındalık oluşturdu. Etkinlikte erken tanı ve eğitimin önemi vurgulanırken, OBAM üyelerinin sunumları ve atölye çalışmaları büyük beğeni topladı.</p>
<p>Osmangazi Belediyesi, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında toplumsal bilinç oluşturmak ve özel bireylerin hayatın her alanında daha aktif yer almasına katkı sağlamak amacıyla eğitici ve anlamlı bir programa imza attı. Osmangazi Belediyesi Meclis Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, Osmangazi Belediyesi Engelli Bakım Merkezi (OBAM) üyeleri sahne alarak farkındalık mesajı verdi. Programda OBAM üyesi down sendromlu çocuklar gerçekleştirdikleri sunumlarla izleyenlerden büyük alkış aldı. Kendi gelişim süreçlerini ve merkezde yürütülen faaliyetleri anlatan özel bireyler, özgüvenleri ve ifade becerileriyle dikkat çekti.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca, Engelli Bakım Merkezi bünyesinde yürütülen atölye çalışmalarında hazırlanan el emeği ürünler de sergilenerek katılımcıların beğenisine sunuldu. Düzenlenen programda özel eğitimci Öykü Gül İlhan da 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün önemine ilişkin bilgilendirmede bulundu. İlhan, down sendromunun erken tanı ve doğru eğitimle bireylerin yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>“Down Sendromunu Tanıyalım, Ailelere Tanıtalım”</p>
<p>Down sendromunun önemine dikkat çeken ve özellikle de erken teşhise vurgu yapan Osmangazi Belediyesi Sosyal Hizmetler Müdürü Dr. Sevcan Yaman, “21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nün temeldeki amacı ve hedefimiz, erken tanı ve eğitimlere başlanması. Bunun için gebelikte de tanı konulabiliyor. Ne kadar erken hareket edilebilirse, eğitime başlanırsa, down sendromlu bireylerin hayata tutunabilmeleri, kendi başlarına yapabildiği iş kabiliyetleri artıyor. O yüzden vermek istediğimiz mesaj da; down sendromunu tanıyalım, ailelere tanıtalım, doğar doğmaz fark edebiliyorlar o yüzden bununla ilgili en önemli şeylerden biri gereken eğitimlere başlanması” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Program boyunca verilen mesajlarda, down sendromunun bir hastalık değil genetik bir farklılık olduğu vurgulanırken; sevgi, anlayış ve doğru eğitimle özel bireylerin topluma kazandırılmasının mümkün olduğunun altı çizildi. Katılımcılar, etkinlik sayesinde hem bilgilendi hem de özel bireylerin hayatlarına daha yakından tanıklık etme fırsatı buldu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-down-sendromu-farkindaligina-anlamli-dokunus-622089">Osmangazi&#8217;de Down Sendromu Farkındalığına Anlamlı Dokunuş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down sendromunda bağımsızlık için erken eğitim şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-bagimsizlik-icin-erken-egitim-sart-621516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 18:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromlu Bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Günlük Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ÇEGOMER (Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi) Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında, erken yaşta başlanan eğitim ve uzman-aile desteğinin Down sendromlu bireylerin günlük yaşam, sosyal ve motor becerilerinin gelişmesine etkisinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-bagimsizlik-icin-erken-egitim-sart-621516">Down sendromunda bağımsızlık için erken eğitim şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ÇEGOMER (Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi) Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında, erken yaşta başlanan eğitim ve uzman-aile desteğinin Down sendromlu bireylerin günlük yaşam, sosyal ve motor becerilerinin gelişmesine etkisinden bahsetti.</p>
<p><strong>Destek programları, her Down sendromlu bireyin ihtiyacına göre planlanmalı!</strong></p>
<p>Down sendromunun, bireylerin sosyal, fiziksel ve bilişsel gelişimini etkileyen genetik bir farklılık olduğunu hatırlatan Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, “Bu nedenle birey yaşamı boyunca bazı alanlarda desteğe ihtiyaç duyabiliyor.” dedi.</p>
<p>Her birey kendine özgü olduğu için görülen sorunların da farklılık gösterebildiğine işaret eden Kaya, şöyle devam etti:</p>
<p>“Her Down sendromlu bireyin gelişim süreci farklıdır. Bu nedenle destek programları bireyin ihtiyacına göre planlanır. En sık karşılaşılan zorluklardan biri öz bakım becerileridir. Giyinme, düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, yemek yeme ve kişisel temizlik gibi işlerde bazen daha yavaş öğrenebilirler. Bunun nedeni genellikle kas tonusu düşük olması ve motor becerilerin daha yavaş gelişmesidir. Ayrıca bireyler günlük hayatta yapmaları gereken işleri planlarken ve sırayla yapma konusunda da zorlanabilir. Bir işi adım adım tamamlamak veya günlük rutinlere uyum sağlamak bazen güç olabilir. Karşı tarafın söylediklerini anlamakta iyi olsalar bile kendilerini sözlü olarak ifade etmekte zorlanabilirler. Down sendromlu bireylerde yüksek seslere, kalabalık ortamlara ya da bazı dokulara karşı daha hassas olabilirler. Bazı Down sendromlu bireyler hareket etmeye, dokunmaya veya dokunsal uyaranlara daha fazla ihtiyaç duyar. Her birey farklı olduğu için bu özellikler her Down sendromlu bireylerde aynı şekilde görülmeyebilir.”</p>
<p><strong>Aile ve uzman desteği, Down sendromlu bireylerin gelişimi için çok önemli!</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerin günlük yaşam becerilerinde bağımsızlıklarını sağlayabilmeleri için erken yaşlarda eğitime başlanması gerektiğine dikkat çeken Emrullah Harun Kaya, “Bu eğitimlerde ailenin desteği çok önemli olmakla birlikte, alanında uzman kişilerden alınan destek de Down sendromlu bireyin gelişimi açısından büyük katkı sağlar.” dedi. </p>
<p>Özel eğitim, ergoterapi, spor/hareket eğitimi ve dil konuşma terapistlerinden alınan eğitimlerin önemli katkılar sağlayacağını kaydeden Kaya, “Bu desteklerle birlikte iletişim ve etkileşim becerileri, oyun becerileri, öğrenmeye hazırlık becerileri, ebeveyn ilişkisi, beslenme, uyku, tuvalet gibi günlük yaşam becerileri, kaba motor becerileri, ince motor becerileri ve duyusal kazanımın sağlanması amaçlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergoterapi, bireyin günlük yaşam ve sosyal becerilerini geliştirir! </strong></p>
<p>0-3 yaş erken çocukluk dönemi eğitimlerinde temel motor becerileri üzerinde durulduğunu ifade eden Emrullah Harun Kaya, “Ayrıca günlük rutinlere katılım teşvik edilir. Oyuncaklarla etkileşim, kendi başına basit hareketler yapma gibi aktiviteler desteklenir.” dedi. </p>
<p>Diğer yaş dönemlerindeki eğitim süreçleri hakkında bilgi veren Kaya, şunları söyledi:</p>
<p>“3-6 yaş okul öncesi dönemde olan bireylerde ise öz bakım becerileri üzerine durulması gerekir. Giyinme becerisi, tuvalet alışkanlığı, el yıkama ve basit ev içi görevler ile desteklenmeliler. Desteklenen alanlarda küçük adımlar ve görsel yönergelerle, tekrar ve oyun temelli aktivitelerle öğrenmesi kolaylaştırılabilir.</p>
<p>6-12 yaş okul çağında olan bireyin, günlük yaşamda daha aktif rol alması hedeflenmeli. Çantasını hazırlama, odasını düzenleme, zaman yönetimini daha iyi kavraması gibi beceriler üzerine çalışılmalı. Bu çalışmalar dışında sosyal becerilerin ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi de bu dönemde önem taşır.</p>
<p>12 yaş sonrası ergenlik ve genç yetişkin döneminde bağımsız olarak yaşamayı daha kapsamlı hale getirmekte fayda vardır. Para kullanma, alışveriş yapma, toplu taşıma kullanma ve günlük sorumluluklarını yerine getirme becerileri desteklenebilir. Ayrıca mesleki beceriler ve toplumsal yaşama katılımın artırılması da hedeflenmeli. Ergoterapi bireyin günlük yaşam aktivelerine katılımını artırmayı hedefleyerek öz bakım becerileri, oyun, okul ve sosyal yaşam becerilerinin geliştirilmesine destek olur.” </p>
<p><strong>Doğru destekle Down sendromlu bireyler bağımsızlaşır!</strong></p>
<p>Grup terapileri ve oyun terapilerinin, Down sendromlu çocukların akranlarıyla etkileşim kurmasını sağlayarak sosyal becerileri çok önemli derecede geliştirdiğine vurgu yapan Emrullah Harun Kaya, “Bu süreç içerisinde paylaşma, sıra bekleme ve iletişim kurma gibi becerileri desteklenir. Ayrıca özgüvenlerinin artmasına ve sosyal ortamlara daha kolay uyum sağlamalarına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Ailelerin, terapilerde öğrenilen becerilerin günlük yaşamda uygulanmasını sağlayarak süreci önemli ölçüde destekleyebileceklerini ifade eden Kaya, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Giyinme, yemek yeme, tuvalet alışkanlığı veya basit ev işleri gibi becerilerin evde tekrar edilmesi Down sendromlu bireyin pratiğini artırabilir. Bu sayede öğrenilen bilgiler günlük hayata taşınır ve bağımsızlık gelişir. Ailelerin bu süreçte sabırlı olması gerekir. Ayrıca olumlu davranışları teşvik etmeleri çok önemli. Ailelerin uzmanlar ile iş birliği yaparak evde uygulanabilecek etkinlikleri sürdürmesi, çocuğun öğrenme ve sosyal becerilerini günlük hayata daha rahat taşımalarını sağlar. Öğrenilen beceriler yalnızca terapi seanslarında kalmamış olmakla birlikte erken ve doğru destekle Down sendromlu bireylerin günlük yaşam becerileri, sosyal uyumları ve bağımsızlık düzeyleri önemli ölçüde gelişebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-bagimsizlik-icin-erken-egitim-sart-621516">Down sendromunda bağımsızlık için erken eğitim şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri&#8217;nde erken kayıt dönemi başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-gelecege-smac-kampuslerinde-erken-kayit-donemi-basladi-619526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[eczacıbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe]]></category>
		<category><![CDATA[kampüsleri]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[smaç]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[voleybol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619526</guid>

					<description><![CDATA[<p>60 yıldır Türkiye’de kadın voleybolunun gelişiminde öncü rol üstlenen Eczacıbaşı Spor Kulübü, spor okulları kapsamında yürüttüğü Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri için 2026–2027 sezonu erken kayıt dönemini başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-gelecege-smac-kampuslerinde-erken-kayit-donemi-basladi-619526">Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri&#8217;nde erken kayıt dönemi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>60 yıldır Türkiye’de kadın voleybolunun gelişiminde öncü rol üstlenen Eczacıbaşı Spor Kulübü, spor okulları kapsamında yürüttüğü Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri için 2026–2027 sezonu erken kayıt dönemini başlattı.</p>
<p>Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün genç sporcuların gelişimini destekleme vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen ve Türkiye genelinde 10 ilde ve 24 kampüste faaliyet gösteren Geleceğe Smaç Kampüsleri, çocukların voleybolu doğru temellerle öğrenmesini sağlarken aynı zamanda spor kültürü, disiplin ve takım ruhu kazanmalarına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Eczacıbaşı’nın voleyboldaki köklü deneyimini genç sporcularla buluşturan spor okulları, her yıl yüzlerce çocuğa sporla büyüme fırsatı sunuyor.</p>
<p>İstanbul’da Ana Merkez Kartal Kampüs olmak üzere Ataşehir, Beykoz, Kemerburgaz, Koşuyolu, Maltepe, Şerifali ve Florya kampüslerinde gerçekleştiren Geleceğe Smaç erken kayıt dönemleri; ayrıca Adana, Ankara, Eskişehir, İzmir, Kocaeli, Mersin, Bodrum ve Tekirdağ kampüslerinde de başladı. </p>
<p>Yeni sezon için mart ayı itibarıyla başlayan erken kayıt dönemi, velilere çeşitli ödeme avantajları da sunuyor. Kampanya kapsamında peşin ve taksitli ödemelerde Axess, Axess Troy, Wings ve Free kartlara özel fırsatlar sağlanıyor.</p>
<p>01 Mart – 31 Mart 2026 tarihleri arasında geçerli olacak erken kayıt kampanyasıyla, voleybol eğitimi almak isteyen genç yetenekler için avantajlı koşullarla yeni sezon için yerlerini ayırtabilecek. </p>
<p>Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri, alanında uzman antrenör kadrosu ve kulübün köklü spor kültürüyle yeni sezonda da geleceğin voleybolcularını yetiştirmeye devam edecek.</p>
<p>Voleybol Okulları Detaylı Bilgi ve Başvuru İçin: </p>
<p>https://www.gelecegesmac.com/voleybol-okullari-kayitlari</p>
<p>Takım Seçmeleri Detaylı Bilgi ve Başvuru İçin: </p>
<p>https://www.gelecegesmac.com/takim-secmeleri-kayitlari</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eczacibasi-gelecege-smac-kampuslerinde-erken-kayit-donemi-basladi-619526">Eczacıbaşı Geleceğe Smaç Kampüsleri&#8217;nde erken kayıt dönemi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat kanserinde erken tanının önemi </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-taninin-onemi-618844</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[tanının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat kanserinde erken tanının önemine değinen Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, hastaların tedaviye uyumun da tedavi başarısını etkilediğini söyledi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-taninin-onemi-618844">Prostat kanserinde erken tanının önemi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><strong>Erken tanı kanser tedavisinde önemli bir unsurdur</strong></b></p>
<p><span>Kanser tedavisinde erken tanının önemine dikkat çeken Dr. Şeşeoğulları, prostat kanseri erken tanı konulduğunda ve uygun şekilde tedavi edildiğinde yüz güldürücü sonuçlar alabildiğimiz bir hastalık olduğunu söyledi. Hastaların radyoterapi sürecinde doktorlarının önerilerine harfiyen uymasının, düzenli kontrollerini aksatmamasının ve multidisipliner yaklaşım sürecine güvenmesinin tedavinin başarılı olmasında önemli unsurlar olduğunu söyledi. Dr. Şeşeoğulları, “Kanser tedavisinde en önemli unsur erken tanı, doğru planlama ve hasta uyumudur.” dedi. </span></p>
<p><b><strong>Aile Sağlığı Merkezi şüphelendi, Hastanede tanı kondu </strong></b></p>
<p><span>İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Özel Egon Tıp Merkezi’nde takip edilen Muharrem Kartal, yaptığı açıklamada, “8 ay önce Bayraklı Yamanlar Aile Sağlığı Merkezine gittim. Burada kan tahlillerim yapıldı. Prostat değerlerinin yüksek olduğunu söyleyen doktor ve hemşireler, daha ileri düzey tetkik için hastaneye başvurmam gerektiğini söylediler. Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinden randevu aldım. Hastanede Onkoloji ve  Üroloji kliniklerinin kontrolünde tedaviye başladım. Daha sonra radyoterapi tedavim için Özel Egon Tıp Merkezi’ne başvurdum. Merkezde 38 seans radyoterapi tedavisi aldım.Şu an kanseri tam olarak yendim. Tüm kanser hastalarına şifa diliyorum” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanserinde-erken-taninin-onemi-618844">Prostat kanserinde erken tanının önemi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybını]]></category>
		<category><![CDATA[önleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı. Bu nedenle birçok kişinin hastalığı ancak rutin göz muayenesi sırasında öğrendiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, görme sinirine zarar vererek kalıcı görme kaybına yol açabilir. 40 yaş üstünde olmak, ailede glokom öyküsü bulunması, miyop ve hipermetrop gibi görme sorunları, Afrika ve Asya kökenli olmak, diyabet, hipertansiyon, yüksek göz içi basıncı, kortizon kullanımı, göz travması, ince kornea yapısı, migren ve dolaşım problemleri glokom için risk faktörleridir” dedi.</strong></p>
<p>Glokomun çoğu zaman göz içi basıncının yükselmesiyle ilişkili olduğunu ancak bazı kişilerde basınç normal olsa bile hastalığın gelişebileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Glokomun birçok türü ağrıya yol açmaz ve çoğu hastada görme kaybı oluşana kadar belirgin bir şikâyet ortaya çıkmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi, kalıcı görme kaybı gelişmeden hastalığın fark edilmesi için en önemli yöntemdir. Bununla birlikte daha nadir görülen akut açı kapanması glokomu; ani bulanık görme, ışıkların etrafında halka görme, göz ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu tür şikâyetler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Glokomun ilerlemesi tünel görüşü oluşuyor</strong></p>
<p>Glokomda görme kaybının çoğu zaman çevreden başladığını belirten Yılmaz, “Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Bu nedenle kişi karşısını net görmeye devam ettiği için görme alanındaki daralmayı uzun süre fark etmeyebilir. Zamanla yanlardan gelen hareketleri veya çevredeki nesneleri fark etmek zorlaşabilir. İlerleyen durumlarda halk arasında ‘tünel görüşü’ olarak adlandırılan, kişinin yalnızca karşısındaki dar bir alanı görebildiği bir tablo ortaya çıkabilir” dedi.E</p>
<p><strong>Tedavi görme kaybını geri getirmiyor</strong></p>
<p>Göz damlasının yani ilaç tedavisinin glokomda en yaygın yöntem olduğunu dile getiren Dr. Yılmaz, “Glokom tedavisinde temel amaç göz içi basıncını düşürerek görme sinirinde oluşabilecek hasarın ve görme kaybının ilerlemesini durdurmaktır. En sık kullanılan yöntem göz damlalarıdır ve bu tedavi düzenli kullanım ile süreklilik gerektirir. Bu nedenle damlaların aksatılmaması büyük önem taşır. Bazı glokom tiplerinde lazer tedavisi uygulanabilir. İlaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya hastalığın ilerleme gösterdiği durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaktır ancak oluşmuş görme kaybı geri getirilemez” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolorektal Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Genetik faktörler, obezite, düzensiz beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi faktörler kolorektal kanserlere zemin hazırlayabiliyor. 45 yaş üzerinde, her iki cinsiyette de daha sık görülmeye başlayan bu kanserler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde gelişen poliplerin zamanla kanserleşmesi ile ortaya çıkıyor. Kolonoskopisi ile erken teşhis edilebilen kolon kanseri ilk 5 yıllık süreçte sağ kalımı % 90 oranında artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdem Akbal, 1-31 Mart Kolon Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında kolon kanserinin nedenleri, erken teşhisin önemi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kolon (kalın bağırsak) kanseri, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada, kansere bağlı ölümler açısından ise ikinci sarıda gelmektedir. Kolon kanserinin dünyada görülme sıklığı incelendiğinde tüm dünyada  artış eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ancak bununla birlikte erken tanı ve tarama programlarının yaygınlaştırılması da hastalığın tedavisinde önemli oranda artış olduğu ortaya çıkmıştır. Kolorektal kanserlerin büyük çoğunluğu adenomatöz poliplerden gelişmektedir. Adenom–karsinom sekansı olarak tanımlanan bu süreç genellikle 5–10 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu biyolojik süreç, hastalığın tarama programları ile erken evrede saptanmasına ve hatta premalign lezyon aşamasında önlenmesine olanak tanımaktadır.</p>
<p><strong>Tarama 45 yaş sonrası olarak güncellendi</strong></p>
<p>Kalın bağırsak ve rektum kanserleri ailesel, genetik geçişli ve rastlantısal olarak üç sebeple ortaya çıkmaktadır. Kromozom bozukluğu, genetik yapıdaki yapısal ve kimyasal değişimler de kanser sürecinin sebepleri arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolon kanserinin görülme yaşının giderek daha erken yaş gruplarına kaydığını ortaya koymuştur. Bu nedenle birçok uluslararası kılavuz, ortalama riskli bireylerde tarama başlangıç yaşını 45 olarak güncellemiştir. Bu yaklaşım, erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarındaki artışa karşı koruyucu bir strateji olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Ailenizde kalın bağırsak kanseri varsa…</strong></p>
<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynamaktadır. Ailesinde birden fazla kalın bağırsak kanseri olan, kolonoskopide 1 cm’den büyük, yüksek derecede farklılaşma gösteren polip bulunanların diğer aile bireylerinde de kanser riskinin arttığı göstermektedir. Kolorektal kanserini artıran başlıca sebepler şunlardır;</p>
<ol>
<li>45 yaş ve üzeri olmak</li>
<li>Ailede kolorektal kanser öyküsü</li>
<li>Obezite ve metabolik sendrom</li>
<li>Sedanter yaşam tarzı</li>
<li>Liften fakir, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme</li>
<li>Sigara ve aşırı alkol tüketimi</li>
<li>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</li>
</ol>
<p><strong>Kolorektal kanserler belirti vermeden ilerliyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler çoğu zaman erken evrede hiçbir belirti vermeden seyretmektedir. Semptomlar genellikle hastalık ilerlediğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tarama programlarının semptomdan bağımsız olarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. İleri evredeki kolorektal kanserin belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Dışkılama alışkanlığında değişiklik</li>
<li>Rektal kanama</li>
<li>Demir eksikliği anemisi</li>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Kolonoskopi teşhis ve tedavide önemli kolaylık sağlıyor</strong></p>
<p>Kolonoskopi, kolorektal kanser taramasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Kononoskopi, tanının yanı sıra tedavi ve iyileşmede de hasta için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü aynı işlem sırasında poliplerin çıkarılabilmesi, kolon kanserini önleyici etkisinin temelini oluşturmaktadır. Normal bir kolonoskopi sonrası ortalama riskli bireylerde genellikle 10 yıl arayla tekrar önerilmektedir. Ancak bu süre, bireysel risk faktörlerine ve saptanan lezyonların özelliklerine göre değişiklik de gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti yoksa da taramalarınızı yaptırın</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan kolorektal kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranları %90’ın üzerindeyken, ileri evrede saptanan ve tedavisine başlanan hastalıkta bu oran %15’lere kadar düşebilmektedir. Bu nedenle tarama programları ve toplum farkındalığı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bilinirlik ile kolon kanserini önlenebilir ve erken tanı ile yüksek oranda tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bilinmesi gerekir. Ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin hiçbir belirti beklemeden, hekim önerisi doğrultusunda kolonoskopi yaptırması, 45 yaşını dolduran her bireyin ise tarama programına katılması yaşam kurtarıcıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Midnight Erken Erişimi Başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/midnight-erken-erisimi-basladi-616414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[erişimi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[midnight]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Midnight'ın Azeroth'un üzerine çökme vakti geldi. Erken Erişim başladı! </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/midnight-erken-erisimi-basladi-616414">Midnight Erken Erişimi Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Midnight&#8217;ın Azeroth&#8217;un üzerine çökme vakti geldi. Erken Erişim <strong>başladı</strong>! </p>
<p>Xal&#8217;atath ve Void&#8217;den doğan Devouring Host, kuşatmalarını başlatıyor. İlk hedefleri ise Işık&#8217;ın Azeroth üzerindeki en güçlü anıtı olan Sunwell&#8217;i söndürmek.</p>
<p>Bugün başlayan Erken Erişim kapsamında, Midnight Epic Edition sahipleri (fiziksel koleksiyoncu sürümü sahipleri dahil) <strong>2 Mart&#8217;taki küresel çıkıştan</strong> önce Worldsoul Saga&#8217;nın ikinci bölümünü deneyimlemek için dört gün erken erişim elde ediyor.  </p>
<p>Çoğu oyun sonu sistemi küresel çıkıştan sonra devreye girecek de olsa, oyuncular <strong>yeni seviye sınırı olan 90</strong>&#8216;a doğru ilerlerken yeni ve yeniden tasarlanmış bölgeleri keşfedebilecek.</p>
<p>Midnight&#8217;ın çıkışının kutlanması Blizzard genelinde sürüyor. Oyuncular Midnight giriş görev zincirini tamamlayıp &#8220;Echoes of Midnight&#8221; başarımını kazanarak diğer oyunlarda yeni ödüller elde edebilecek. Bu ödüller:</p>
<ul>
<li><strong>Overwatch</strong>: Sömürücü Genji</li>
<li><strong>Heroes of the Storm</strong>: Crimson War Bear bineği</li>
<li><strong>Diablo IV</strong>: Bawkhaus (ev içindeki bir tavuk peti)</li>
<li><strong>Diablo Immortal</strong>: Karanlığın Müjdecisi peti</li>
</ul>
<p>Twilight Ascension genişleme öncesi güncelleme etkinliği kapsamındaki aktiviteleri tamamlamak isteyenler Midnight&#8217;ın 2 Mart&#8217;taki küresel çıkışına kadar bunu yapabilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/midnight-erken-erisimi-basladi-616414">Midnight Erken Erişimi Başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den Dijital Erken Uyarı Sistemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-dijital-erken-uyari-sistemi-616270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 13:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Olayları]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiler]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinden]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, başta tarım üreticileri olmak üzere tüm vatandaşların hava koşullarına karşı daha hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla ‘Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi’ni devreye aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-dijital-erken-uyari-sistemi-616270">Büyükşehir&#8217;den Dijital Erken Uyarı Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, başta tarım üreticileri olmak üzere tüm vatandaşların hava koşullarına karşı daha hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla ‘Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi’ni devreye aldı. İl genelindeki meteorolojik verileri tek merkezde toplayan sistem, anlık riskleri ve bölgesel hava durumunu sade ve anlaşılır bir ekran üzerinden kullanıcılarla buluşturuyor.</p>
<p>Önemli bir tarım şehri olan Manisa için çalışmalarını yürüten Manisa Büyükşehir Belediyesi, özellikle çiftçilerin üretim süreçlerini doğrudan etkileyen hava olaylarını yakından takip etmeleri, vatandaşların da hava koşullarına karşı hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla ‘Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi’ni vatandaşların kullanımına sundu. Vatandaşlar sisteme, “hava.manisa.bel.tr” üzerinden ya da “Üzüm” uygulaması üzerinden erişebilecekler.</p>
<p><b>Üretici İçin Güçlü Bir Planlama Aracı</b></p>
<p>Manisa’nın önemli bir tarım kenti olduğunu vurgulayan sistem altyapısı, özellikle çiftçilerin üretim süreçlerini doğrudan etkileyen hava olaylarını yakından takip etmelerini sağlıyor. Sistem sayesinde üreticiler, tarlasına en yakın istasyonun güncel verilerine ulaşabilecek. Don riskini önceden görerek gerekli tedbirleri alabilecek. Sistem ile üreticiler şiddetli yağış ve taşkın ihtimaline karşı da hazırlık yapabilecek. Kuvvetli rüzgar durumuna göre ilaçlama ve gübreleme zamanlamasını planlayabilecek olan üreticiler, aşırı sıcaklık dönemlerini takip ederek sulama programını düzenleyebilecek. Yedi günlük hava görünümü ile hasat planlaması da yapabilecek olan sistem, ani hava değişimlerinin üretimde oluşturabileceği zararların en aza indirilmesini hedefleniyor.</p>
<p><b>Tüm Vatandaşlar İçin Güvenli ve Planlı Yaşam</b></p>
<p>Sistem yalnızca üreticilere değil, günlük yaşamını hava koşullarına göre planlamak isteyen tüm Manisalılara da hizmet veriyor. Mahalle ve ilçe düzeyinde hava durumunu takip edebilecek olan vatandaşlar, aktif riskleri harita üzerinden görebilecek, günlük planlarını hava koşullarına göre düzenleme imkanına kavuşacak.</p>
<p><b>Canlı Harita ve Anlık Uyarılar</b></p>
<p>Sistem üzerinde meteorolojik istasyonları canlı harita üzerinden görebilecek olan vatandaşlar ve üreticiler, seçilen istasyonda sıcaklık, nem, rüzgar ve yağış gibi temel verilere anlık olarak ulaşabilecek. Şiddetli yağış, don riski, kuvvetli rüzgar ve aşırı sıcaklık gibi hava olaylarını açık ve anlaşılır bir dille aktaran sistemde, kullanıcılar isterlerse SMS ya da Üzüm APP üzerinden bildirim alabilecek ya da bildirim tercihlerini kişisel olarak yönetebilecek.</p>
<p><b>Güncel ve Güvenilir Veri Altyapısı</b></p>
<p>Sahadan gelen istasyon ölçümleri ile tahmin verilerini birlikte değerlendirebilen sistem üzerinden vatandaşlar ve üreticiler, verileri güncel olarak ekranda görebilecek. Böylece kullanıcılar, hem mevcut durumu hem de yaklaşan riskleri net biçimde görebiliyor olacak.</p>
<p><b>Dijital Belediyecilikte Yeni Adım</b></p>
<p>Hava Olayları Erken Uyarı ve Bölgesel Bilgi Sistemi, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin dijital belediyecilik vizyonunun önemli adımlarından biri olarak hayata geçirildi. Özellikle tarımsal üretimin yoğun olduğu Manisa’da, üreticinin hava risklerine karşı erken bilgiye ulaşması sağlanırken; tüm vatandaşların da günlük yaşam kararlarını daha bilinçli şekilde alabilmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-dijital-erken-uyari-sistemi-616270">Büyükşehir&#8217;den Dijital Erken Uyarı Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların diş sağlığına yatırım, gelecekteki sorunları önler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-sagligina-yatirim-gelecekteki-sorunlari-onler-615932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 10:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sıkma]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekteki]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, çocuklarda bruksizm, diş hekimi korkusu ve erken süt dişi çekimi konularında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-sagligina-yatirim-gelecekteki-sorunlari-onler-615932">Çocukların diş sağlığına yatırım, gelecekteki sorunları önler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, çocuklarda bruksizm, diş hekimi korkusu ve erken süt dişi çekimi konularında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklarda bruksizmin nedeni çok faktörlü!</strong></p>
<p>Günümüzde çocuklarda diş sıkma, yani bruksizm vakalarının giderek arttığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bu artışın tek bir nedeni yoktur; biyolojik, çevresel ve psikolojik pek çok faktör bir arada rol oynayabilir.” dedi.</p>
<p>Özellikle küçük yaş grubunda bağırsak parazitleri gibi bazı fizyolojik durumların diş sıkmaya zemin hazırlayabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Bu tür olasılıklar, çocuk hekimi ile iş birliği içinde değerlendirilmelidir. Bununla birlikte çocuğun yaşamındaki stres faktörleri de bruksizmi tetikleyebilir. Okul değişikliği, kardeş doğumu, aile içi değişimler ya da sosyal uyum sürecinde yaşanan zorlanmalar çocuklarda diş sıkmaya yol açabilir. Günümüzde artış gösteren alerjik hastalıklar da önemli bir diğer etkendir. Özellikle alerjik bünyeye sahip çocuklarda görülen solunum problemleri ve kronik rahatsızlık hissi, gece diş sıkma davranışıyla ilişkili olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Amaç, çocuğun iyilik halini güçlendirerek bruksizmi azaltmak! </strong></p>
<p>Çocuklarda bruksizm tedavisinde yetişkinlerde uygulanan gece plağı veya botoks gibi yöntemlere başvurulmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bunun yerine daha bütüncül bir yaklaşım benimsenir. Psikolojik destek, stres faktörlerinin belirlenmesi ve mümkün olduğunca ortadan kaldırılması önceliklidir. Ayrıca alerjik yatkınlığı olan çocuklarda yaşam ortamının düzenlenmesi önem taşır. İyi havalandırılan alanlar, temiz hava koşulları ve gerekirse hava temizleyici cihazların kullanımı gibi önlemlerle destek sağlanabilir. Amaç, doğrudan bir müdahale yerine çocuğun genel iyilik halini güçlendirerek diş sıkmanın etkilerini azaltmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doğru yaklaşım ile diş hekimi korkusu önlenebilir!</strong></p>
<p>Diş hekimi korkusunun yalnızca yetişkinlerde değil, çocuklarda da sık görülen bir durum olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Ancak doğru yaklaşım ile bu korkunun oluşması büyük ölçüde önlenebilir.” dedi.</p>
<p>Çocuğu randevu öncesinde hazırlamanın oldukça önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Evde basit rol oyunları oynayarak diş hekimi-hasta canlandırmaları yapmak, çocuğun zihninde sürece dair olumlu bir çerçeve oluşturur. Böylece klinik ortamına daha hazırlıklı ve daha sakin bir şekilde gelir. Ayrıca diş hekimi temalı animasyonlar ve çizgi filmler izletmek de süreci destekleyebilir. En önemli noktalardan biri ise ilk diş hekimi ziyaretinin ağrı veya acil bir sorun nedeniyle değil, rutin kontrol amacıyla yapılmasıdır. Erken yaşta olumlu bir tanışma deneyimi yaşayan çocuklarda fobi gelişme riski oldukça düşüktür.</p>
<p>Toplumda yaygın olarak karşılaşılan bir diğer hata ise yetişkinlerin kendi olumsuz diş hekimi deneyimlerini çocuklara aktarmasıdır. ‘Çok acıdı’, ‘çok zor geçti’ gibi ifadeler, çocukta henüz yaşanmamış bir korkunun temellerini atabilir. Oysa çocukların diş hekimine ‘beyaz bir sayfa’ ile gelmesi, ilk muayene ve tanışma seanslarının olumlu geçmesini sağlar ve güven ilişkisini güçlendirir.”</p>
<p><strong>Süt dişleri daimi dişler için yer tutucu görevi görür!</strong></p>
<p>Çocuk diş sağlığında bir diğer önemli konunun ise erken süt dişi çekimleri olduğunun ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Erken çekim, süt dişinin doğal düşme zamanından önce kaybedilmesi anlamına gelir. Oysa süt dişleri yalnızca geçici dişler değildir; alttan gelecek daimi dişler için yer koruyucu görev üstlenirler.” dedi.</p>
<p>Bir süt dişi zamanından önce çekildiğinde, komşu dişlerin boşluğa doğru kayabileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bu durum ilerleyen dönemde çapraşıklık ve ortodontik problemlere yol açabilir. İşte bu noktada yer tutucular devreye girer. Sabit ya da takıp çıkarılabilen hareketli apareyler sayesinde, daimi diş sürünceye kadar boşluğun korunması sağlanır. Travma, çürük ya da apse nedeniyle erken diş kaybı yaşandığında, mutlaka diş hekimi ile birlikte değerlendirme yapılmalı ve yer tutucu gerekliliği konusunda ortak karar verilmelidir. Doğru zamanda yapılan bu müdahale, ileride oluşabilecek daha büyük ortodontik sorunların önüne geçilmesinde kritik rol oynar.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-dis-sagligina-yatirim-gelecekteki-sorunlari-onler-615932">Çocukların diş sağlığına yatırım, gelecekteki sorunları önler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde erken teşhis neden önemli ? </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserde-erken-teshis-neden-onemli-613137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 14:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, kanserde erken tanının önemini anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-erken-teshis-neden-onemli-613137">Kanserde erken teşhis neden önemli ? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, kanserde erken tanının önemini anlattı. </span></p>
<p><span>Özel Egon Tıp Merkezi’nde görevli Radyasyon Onkoloji Uzmanı Dr. Özgür Ozan Şeşeoğulları, kanserde erken tanının önemini tedavi ve yaşam süresi açısından değerlendirdi. Şeşeoğulları, “Yaşam süresi ciddi uzar. Erken evrede yakalanan kanserlerin büyük kısmı tamamen tedavi olabilir ya da uzun yıllar kontrol altında tutulabilir. Örneğin meme kanseri erken evrede 5 yıllık sağkalım yüzde 90–95, kolon kanseri Evre-1’de yüzde 90’lara yakın, prostat kanseri lokal evrede neredeyse yüzde 100’e yakındır” dedi. Şeşeoğulları şunları söyledi, </span></p>
<p><b><strong>Tedavi daha hafif olur</strong></b></p>
<p><span>“Kanserde erken tanı olduğunda daha küçük ameliyatlar yapılır. Hastalar, daha düşük doz ve kısa süreli radyoterapi ve daha küçük alanlı radyoterapi alır bu da ciddi anlamda yan etkileri azaltır. Hasta daha az kemoterapi aldığı için daha az yan etki görülür”</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/kanserde-erken-teshis-neden-onemli-0-HXQ4LGSs.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Metastaz riski azalır</strong></b></p>
<p><span>“Erken tanıda geç kalındığında lenf nodunun kemik, karaciğer, akciğer, beyine yayılma riski artar. Bu durumda uygulanan tedavi çoğu zaman maalesef sadece hastalığı durdurma hedefiyle yapılır. Tedavilerin maliyeti azalır. İş gücü kaybı azalır.</span></p>
<p><b><strong>Erkan tanının radyoterapi açısından önemi </strong></b></p>
<p><span>Kanserde erken teşhisin ve erken evrede tümörü yakalamanın radyoterapi tedavisi açısından da önemlidir. Bu sayede  küratif (tam iyileştirme) şansı belirgin artar.  Erken evrede radyoterapi tek başına tedavi edici olabilir. Örneğin erken evre prostat tm  , Erken evre larenks glottik tm. Erken evre serviks tm sadece radyoterapi ile tamamen tedavi edilebilir. Erken evrede: Işınlanacak tümör daha küçük olduğu için daha kısıtlı bir alandan ve daha güvenli marjla  daha düşük akut ve geç yan etki ile tedavi edilebilir. Örneğin erken evre prostatta sadece prostat radyoterapi sahasına  alınırken, Geç evrede prostat, seminal veziküller,  pelvik nodlar radyoterapi sahasına alındığından bağırsak ve idrar kesesinde yan etki görülme sıklığı artar.  Erken evrede kemoterapi ile birlikte verilme ihtimali azalır. Sıklıkla RT tek başına yeterli gelir.Geç evrede:RT + KT + HT gibi çoklu tedaviler gerekir. Bu da yan etkileri arttırdığı gibi tedaviye uyumu ve hastanın yaşam kalitesini de azaltır.  Erken evrede radyoterapinin kontrol oranı çok daha yüksektir .Tümör  yükü küçük ve Radyobiyolojik olarak RT’ye daha duyarlı olduğu için .Erken evrede %80–95 kontrol altına alınır .Geç evrede belirgin düşer. Erken tanı = ilk atışta işi bitirme şansıdır” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-erken-teshis-neden-onemli-613137">Kanserde erken teşhis neden önemli ? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak&#8217;ta rahim ağzı kanserine karşı bilimsel farkındalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konakta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik-612478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[Pap]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi ve Medicana International İzmir Hastanesi işbirliğiyle Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na özel bir çalışmaya imza atıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik-612478">Konak&#8217;ta rahim ağzı kanserine karşı bilimsel farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi ve Medicana International İzmir Hastanesi işbirliğiyle Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’na özel bir çalışmaya imza atıldı. Konak’ta 3 farklı noktada kadınlara ulaşan projeyle HPV aşısının önemine ve düzenli PAP smear testi yaptırmanın faydalarına dikkat çekildi. Projede rahim ağzı kanserine ilişkin tüm bilgiler, çalışmalarıyla aşının gelişimine ve hastalığın teşhisine katkı koyan bilim insanlarının temsili görselleriyle aktarıldı.</b></p>
<p>Rahim ağzı kanserine yönelik farkındalık oluşturmak ve bu hastalığa karşı mücadelenin yollarını anlatmak adına Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ve Medicana International İzmir Hastanesi iş birliğinde kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. ‘Bugün Önlenebiliyorsa Bilim Sayesinde’ başlığıyla rahim ağzı kanserine dikkat çekmek amacıyla Konak Belediyesi’nin Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Beştepeler Sosyal Tesisleri ve Toros Sosyal Tesisi’nde farkındalık alanları oluşturuldu. Sergide; rahim ağzı kanserinin erken teşhis edilerek önlem alınmasını sağlayan PAP smear testini geliştiren Mary Elizabeth H. Papanicolaou ve George Papanicolaou; araştırmalarıyla HPV-kanser ilişkisini ortaya çıkaran Nobel Ödüllü Harald zur Hausen; HPV aşısının geliştirilmesine katkı sunan Ian Frazer, Jian Zhou ve Alexander Meisels isimli bilim insanlarının temsili görselleriyle hastalığa karşı mesaj verildi. Rahim ağzı kanserine karşı oluşturulan farkındalık sergisine merkezlerdeki hizmetlerden faydalanan kadınlar büyük ilgi gösterdi.</p>
<p><b>Rahim ağzı kanseri nedir ve nasıl korunulur?</b></p>
<p>Rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup büyük oranda Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ile ilişkilidir. Çoğu zaman erken evrede belirti vermeden ilerleyebilen hastalık, düzenli tarama programları ve koruyucu önlemler sayesinde önlenebilir ya da erken dönemde tespit edilerek başarılı şekilde tedavi edilebilir. Erken yaşta cinsel aktivite, birden fazla partner, sigara kullanımı ve bağışıklık sisteminin zayıf olması risk faktörleri arasında yer alırken, HPV aşısı hastalığa karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. PAP smear testi ise rahim ağzı kanserinin erken tanısında kullanılan basit ve ağrısız bir tarama yöntemidir. Rahim ağzından alınan hücre örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi esasına dayanır. Bu test sayesinde kanser öncüsü hücresel değişiklikler henüz kansere dönüşmeden tespit edilebilir ve gerekli tedavi süreci erken dönemde başlatılabilir. Uzmanlar, belirli yaş aralığındaki kadınların düzenli aralıklarla PAP smear testi yaptırmasının hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakta-rahim-agzi-kanserine-karsi-bilimsel-farkindalik-612478">Konak&#8217;ta rahim ağzı kanserine karşı bilimsel farkındalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya yarın erken seçim için sandık başına gidiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/japonya-yarin-erken-secim-icin-sandik-basina-gidiyor-611407</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 08:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[başına]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gidiyor]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[sandık]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yarın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Japonya, son iki yılda ikinci kez erken genel seçime gidiyor. Japonya'nın ilk kadın başbakanı olan Sanae Takaiçi’nin aldığı erken seçim kararı, iktidardaki Liberal Demokrat Parti’nin geleceği açısından belirleyici olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/japonya-yarin-erken-secim-icin-sandik-basina-gidiyor-611407">Japonya yarın erken seçim için sandık başına gidiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Japonya, pazar günü erken genel seçim için sandık başına gidecek. Son iki yılda ikinci kez yapılan seçim, iktidardaki<strong> Liberal Demokrat Parti (LDP)</strong> ile muhalefet açısından kritik bir sınav olarak görülmekte.</p>
</div>
<div>
<p>Japonya’nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaiçi, geçen yıl partisinin yaşadığı oy kaybının ardından erken seçim kararı aldı. Takaiçi, yüksek kamuoyu desteğine güvenerek LDP’ye Meclis’te yeniden güçlü bir çoğunluk kazandırmayı hedefliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Uzmanlara göre, son kamuoyu yoklamalarında Takaiçi&#8217;nin onay <strong>oranı yüzde 50 ile 70 arasında </strong>değişiyor. Göreve geldiği ekim ayından bu yana Takaiçi, diplomatik temasları ve kamuoyundaki görünürlüğüyle öne çıktı. </p>
</div>
<div>
<p>Ülkede muhalefet partileri, erken seçim kararının ekonomik reformları ve bütçe görüşmelerini geciktirdiğini savunuyor. Seçimin kış aylarında yapılması da, özellikle kuzey bölgelerde düşük katılım riski nedeniyle eleştirildi.</p>
</div>
<div>
<p>Geçmişte yaşanan<strong> siyasi finansman skandalları, L</strong>DP’nin kamuoyundaki itibarını zedelemişti. Ancak Japonya&#8217;da son dönemde bu konunun seçmen gündeminde daha az yer tuttuğu ileri sürüldü.</p>
</div>
<div>
<p><b>Meclis feshedildi</b></p>
</div>
<div>
<p>Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi, görevdeki üçüncü ayı dolmadan Alt Meclis’i feshederek ülkeyi erken seçime götürme kararı aldı. Fesih kararı 23 Ocak’ta açıklandı.</p>
</div>
<div>
<p>Japon basınında yer alan bilgilere göre iktidardaki muhafazakar blok, Liberal Demokrat Parti ile Japonya Yenilik Partisi’nden oluşurken, seçimde karşısına Anayasal Demokrat Parti ile Komeito’nun kurduğu Merkez Reform İttifakı çıkacak.</p>
</div>
<div>
<p>Japonya’da bütçe, başbakan seçimi ve uluslararası anlaşmalar gibi kritik alanlarda belirleyici yetkiye sahip olan <strong>Alt Meclis, </strong>siyasi sistemde merkezi bir rol oynuyor. Bu nedenle seçim sonuçları, hükümetin hareket alanını doğrudan etkileyecek.</p>
</div>
<div>
<p>Göreve 21 Ekim 2025&#8217;te başlayan Takaiçi, kamu harcamalarının artırılması, vergi indirimleri ve enflasyonla mücadele sözü verirken, muhalefet partileri bu vaatlerin yeterince somut olmadığını savunuyor.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/japonya-yarin-erken-secim-icin-sandik-basina-gidiyor-611407">Japonya yarın erken seçim için sandık başına gidiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Anomali]]></category>
		<category><![CDATA[Durumla]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebeliklerde]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Riskli gebeliklerin takip ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı perinatoloji olarak adlandırılır. Perinatoloji; anne ve fetüs sağlığını korumayı amaçlayan, gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların erken tanısı, izlenmesi ve yönetimini kapsayan ileri bir uzmanlık alanıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038">Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Riskli gebeliklerin takip ve tedavisiyle ilgilenen bilim dalı perinatoloji olarak adlandırılır. Perinatoloji; anne ve fetüs sağlığını korumayı amaçlayan, gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek riskli durumların erken tanısı, izlenmesi ve yönetimini kapsayan ileri bir uzmanlık alanıdır.</p>
<p><strong>Riskli Gebeliklerde Erken Tanının Önemi</strong></p>
<p>Perinatoloji alanında prenatal tarama testleri, genetik tanı yöntemleri ve detaylı fetal ultrason incelemeleri uygulanarak olası risklerin erken dönemde saptanması hedeflenir. Yüksek riskli gebeliklerde özellikle gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği, diyabet ve tiroid hastalıkları, erken doğum riski, plasenta yerleşim anomalileri, çoğul gebelikler ve fetal anomalilerin erken teşhisi ve etkin yönetimi büyük önem taşır. Bu süreçte yapılan düzenli kontroller, anne ve bebeği tehdit edebilecek komplikasyonların önüne geçilmesini sağlar.</p>
<p>Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Op. Dr. Alp Nuhoğlu, yüksek riskli gebeliklerde erken tanı ve düzenli perinatolojik takibin anne ve bebek sağlığı açısından kritik rol oynadığını belirterek, bu gebeliklerin mutlaka uzman kontrolünde ve planlı bir şekilde izlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>İleri Tanı Yöntemleri ve İnvaziv İşlemler</strong></p>
<p>Perinatoloji kapsamında, gerekli görülen durumlarda plasentadan biyopsi, amniyosentez ve kordosentez gibi invaziv tanı yöntemleri uygulanır. Bu işlemler sayesinde fetal gelişim yakından izlenir ve şüpheli durumlarda kesin tanıya ulaşılması mümkün olur.</p>
<p><strong>Fetal DNA Testi ile Genetik Tarama</strong></p>
<p>Gebelikte yapılan en önemli tarama testlerinden biri Fetal DNA testidir. Anne kanından alınan örnekle, bebeğe ait hücrelerin incelendiği bu test sayesinde genetik anomalilere yönelik yüksek doğruluk oranıyla tarama yapılabilmektedir. Şüpheli sonuçlar elde edilmesi durumunda ise kesin tanı için amniyosentez gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulmaktadır.</p>
<p><strong>Detaylı Ultrasonun Hayati Rolü</strong></p>
<p>Tüm gebeliklerin yaklaşık yüzde 3–5’inde fetal anomali görülmektedir. Bu anomalilerin büyük bir kısmı organ gelişim bozukluklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle gebeliğin 21–23’üncü haftaları arasında yapılan detaylı ultrasonografi büyük önem taşır. Özellikle beyin ve kalp anomalileri bu dönemde daha sık saptanmakta, bazı durumlarda yaşamla bağdaşmayan tablolar ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında, aile ile ayrıntılı şekilde görüşülerek sürecin birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kişiye Özel Takip ve Multidisipliner Yaklaşım</strong></p>
<p>Uzmanlar, riskli gebeliklerin kişiye özel takip planlarıyla izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Anne ve bebeğin ihtiyaçlarına göre planlanan multidisipliner yaklaşım sayesinde gebeliğin güvenli bir şekilde sürdürülmesi ve sağlıklı bir doğum sürecinin desteklenmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-gebeliklerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-611038">Yüksek Riskli Gebeliklerde Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PUBG: BLINDSPOT, Erken Erişime Çıktı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pubg-blindspot-erken-erisime-cikti-610867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[blindspot]]></category>
		<category><![CDATA[çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[erişime]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Erişim]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[pubg]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610867</guid>

					<description><![CDATA[<p> KRAFTON, Inc. bugün yaptığı açıklamayla, PUBG STUDIOS tarafından geliştirilmekte olan yeni PC oyunu PUBG: BLINDSPOT'un Steam üzerinden Erken Erişim'e açıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pubg-blindspot-erken-erisime-cikti-610867">PUBG: BLINDSPOT, Erken Erişime Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> KRAFTON, Inc. bugün yaptığı açıklamayla, PUBG STUDIOS tarafından geliştirilmekte olan yeni PC oyunu <em>PUBG: BLINDSPOT</em>&#8216;un Steam üzerinden Erken Erişim&#8217;e açıldığını duyurdu. Ücretsiz olarak oynanabilen <em>PUBG: BLINDSPOT</em>, bundan böyle küresel oyuncu topluluğuyla yakın iş birliği ve şeffaf oyun geliştirme süreçleriyle şekillenecek.</p>
<p><em>PUBG: BLINDSPOT</em>, kapalı mekanlarda yakın mesafeli çatışmalara odaklanan, hızlı tempolu, 5&#8217;e 5 takım tabanlı, taktiksel bir nişancı oyunu. Yakın mesafe çatışma taktikleri ile strateji bazlı oynanışı kuş bakışı perspektiften aktarmak üzere tasarlanan oyun, hızlı tepki veren silah kullanımı ve yoğun çatışmalar sunarak, genellikle birinci şahıs nişancı oyunlarıyla ilişkilendirilen bir gerçekçilik ve gerilim seviyesi vadediyor.</p>
<p><em>PUBG: BLINDSPOT</em>&#8216;un Erken Erişim sürümü an itibarıyla Steam üzerinden dünyanın dört bir yanındaki oyunculara kapılarını ücretsiz olarak açmış durumda. Oyun ayrıca NVIDIA GeForce NOW&#8217;ı da destekleyerek oyuncuların çok çeşitli cihazlarda ve işletim sistemlerinde oyun deneyiminin tadını çıkarmasına olanak tanıyor.</p>
<p>Erken Erişim sürümü boyunca geliştirme ekibi, tam sürümden önce oyunu iyileştirmek ve genişletmek için oyuncularla aktif olarak etkileşim kuracak ve oyuncu geri bildirimleri, geliştirme süreçlerinde önemli bir rol oynayacak. Oyunun derinliğini ve genel kalitesini sürekli olarak iyileştirmek adına düzenli güncellemelerin gelmesi planlanıyor.</p>
<p>Erken Erişim sürümüyle birlikte yeni içerikler de oyuncuları bekliyor. İlk kez oyuncuların karşısına çıkan, savunma odaklı bir karakter olan Blaze, Molotof kokteylleriyle alan kontrolünü hedefleyen yeni savunma stratejilerini oyuna getiriyor.</p>
<p>Ayrıca, oyunun ilk Rekabetçi Sezonunun, Erken Erişim lansmanından bir hafta sonra, 12 Şubat&#8217;ta başlaması planlanıyor. Oyunun erken erişime açılmasını kutlama amacıyla, çeşitli oyun stillerini sergileyen ve oyunun taktiksel derinliğini vurgulayan içerik üreticisi turnuvaları planlanıyor.</p>
<p><em>PUBG: BLINDSPOT</em>, PUBG evrenini genişletmeyi hedefleyen, kreatif olanakları yeni bir boyuta taşıyan ve aynı zamanda serinin ana oyununa olan güçlü bağlarını koruyan yepyeni bir spin-off. <em>PUBG: BATTLEGROUNDS</em>&#8216;taki olaylardan çok sonra geçen oyun, Mavi Bölge kontrol teknolojisinden evrimleşmiş bir cihaz olan Crypt etrafındaki çatışmaları ve iş birliklerini ele alıyor.</p>
<p>PUBG IP Franchise Başkanı Taeseok Jang konuyla ilgili, “<em>PUBG: BLINDSPOT</em> ile başladığımız bu macera, PUBG IP Franchise&#8217;ını yeni türlere ve platformlara doğru genişleterek devam edecek. Bu sayede PUBG evreninin sınırsız eğlencesini dünyanın dört bir yanındaki oyuncularla buluşturmayı hedefliyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>PUBG: BLINDSPOT&#8217;un Yapım Direktörü Seungmyeong Yang ise konuyla ilgili şöyle konuştu, &#8220;Erken Erişim, oyuncuların geliştirme sürecine aktif olarak katılmalarını sağlayacak. Ücretsiz oynanabilirlik ve şeffaf geliştirme süreçleri aracılığıyla, toplulukla yakın iletişim kurmayı ve sık güncellemelerle <em>PUBG: BLINDSPOT</em>&#8216;u hep birlikte şekillendirmeyi hedefliyoruz.&#8221;</p>
<p><em>PUBG: BLINDSPOT</em>&#8216;u Steam İstek Listelerinize ekleyerek veya oyunu takip ederek gelecekteki güncellemeler ve önemli geliştirme aşamaları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Devam eden geliştirme süreci ve değişiklikler öncelikle oyunun resmi Discord topluluğu aracılığıyla paylaşılacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pubg-blindspot-erken-erisime-cikti-610867">PUBG: BLINDSPOT, Erken Erişime Çıktı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katılım Emeklilik, Erken BES&#8217;le 2026&#8217;ya Güçlü Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/katilim-emeklilik-erken-besle-2026ya-guclu-basladi-610549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[artarak]]></category>
		<category><![CDATA[beş]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fon]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[itibarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[Katılım Emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[katılımcı]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Uzun Vadeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en uzun vadeli tasarruf aracı olmayı sürdüren Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 18 milyon katılımcı ve 2 trilyon TL fon büyüklüğüne ulaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katilim-emeklilik-erken-besle-2026ya-guclu-basladi-610549">Katılım Emeklilik, Erken BES&#8217;le 2026&#8217;ya Güçlü Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’nin en uzun vadeli tasarruf aracı olmayı sürdüren Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 18 milyon katılımcı ve 2 trilyon TL fon büyüklüğüne ulaştı. Türkiye’de 18 yaş altı katılımcı sayısı her yıl ortalama %80’in üzerinde büyüme gösteriyor. Katılım Emeklilik Erken BES’i tercih eden 18 yaş altı katılımcı sayısı ise aynı dönemde 15,4 kat artarak yıllık ortalama %97’ye yakın bir büyüme kaydetti.</strong></p>
<p>Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), uzun vadeli birikim ve yatırım aracı olarak sunduğu avantajlarla en etkili tasarruf aracı olmaya devam ediyor. Özellikle 18 yaş altı katılımcıların sisteme ilgisi artarak sürerken, BES hem bireysel tasarrufları destekleyen hem de Türkiye ekonomisine uzun vadeli kaynak sağlayan güçlü yapısını muhafaza ediyor.</p>
<p>BES, 18 milyon katılımcı ve 2 trilyon TL’ye ulaşan fon büyüklüğüyle Türkiye’nin en uzun vadeli tasarruf aracı olma yolunda gücünü bir kez daha ortaya koyuyor. Sistem, sürdürülebilir büyümesini yalnızca devlet katkısına değil; güçlü organizasyon yapısına, artan fon çeşitliliğine ve uzun vadeli performansına dayandırıyor. Son beş yılda ortalama %824 getiri sağlayan BES fonları, enflasyonun üzerinde performanslarıyla yatırımcılarına uzun vadeli değer sunmayı sürdürüyor. BES aynı zamanda, bireylerin emeklilik dönemine yönelik güvenli birikim yapmalarını sağlarken; uzun vadeli fonlar aracılığıyla sermaye piyasalarına ve reel sektöre de önemli katkılar sunuyor. </p>
<p><strong>18 yaş altı BES’e katılanlar 4 yılda 10,5 kat arttı</strong></p>
<p>18 yaş altı BES son yıllarda sistemin en hızlı büyüyen alanlarından biri oldu. Uygulamanın başladığı 2021 yılı sonunda BES içindeki 18 yaş altı katılımcı oranı %2,4 seviyesindeyken, 2025 yıl sonu itibarıyla bu oran %14,9’a ulaştı. 2021 sonunda 18 yaş altı BES katılımcı sayısı 181 binin biraz üzerindeyken, 2026 yılı ocak ayı itibarıyla bu sayı 1 milyon 900 binin üzerine çıktı. </p>
<p>Sadece 2025 yılı içinde, 18 yaş altı BES katılımcı sayısı yaklaşık 300 bin kişi artarak %18,8 büyüdü. Sektörün öncü ve yenilikçi şirketlerinin başında gelen Katılım Emeklilik, Erken BES ürünüyle 18 yaş altı BES alanında da dikkat çekici bir performans sergiledi. 2021 yılı sonunda Katılım Emeklilik Erken BES’i tercih edenlerin sayısı 12 bin 605 iken, Ocak 2026 sonu itibarıyla bu sayı 194 bin 938’e ulaştı. Böylece Katılım Emeklilik’in Erken BES katılımcı sayısı dört yılda yaklaşık 15,4 kat artarak yıllık ortalama %97 civarında bir büyüme kaydetti.</p>
<p>2025 yılı içinde ise sektörün öncü ve yenilikçi şirketi Katılım Emeklilik’i tercih eden 18 yaş altı katılımcı sayısı yaklaşık 37 bin kişi artarak %23,6 büyüdü. </p>
<p>Ocak 2026 itibarıyla Türkiye’de BES sistemindeki 18 yaş altı katılımcıların yaklaşık %10,20’si Katılım Emeklilik Erken BES’i tercih etti. Katılım Emeklilik Genel Müdürü Ayhan Sincek, Erken BES’e yönelik ilgiyi şu sözlerle değerlendirdi: “Aileler, çocukları için erken yaşta uzun vadeli birikim yapmanın önemini her geçen gün daha iyi kavrıyor. Erken BES, sadece finansal bir yatırım değil; çocukların geleceğine yapılan bilinçli ve sürdürülebilir bir birikim tercihi olarak öne çıkıyor.”</p>
<p>2025 yılını 63 milyar TL toplam fon büyüklüğüyle tamamlayan Katılım Emeklilik, ocak ayı sonu itibarıyla 76 milyar TL fon hacmine ulaştı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/katilim-emeklilik-erken-besle-2026ya-guclu-basladi-610549">Katılım Emeklilik, Erken BES&#8217;le 2026&#8217;ya Güçlü Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Oranlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor. Rapora göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanserin artık mutlak bir son olarak görülmediğini gösterirken; erken tanı, modern tedavi yöntemleri ve önleyici sağlık adımlarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” nedeniyle güncel veriler ışığında kanserde gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Kanserde yüzde 70’lik sağkalım eşiği aşıldı</strong></p>
<p>2026 Kanser İstatistikleri Raporu’nda yer alan verilere göre, tüm kanser türleri ve evreleri birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreceli sağkalım oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu oran, bireysel hastalar için kesin bir sonuç anlamı taşımamakta; modern onkolojinin genel başarısını yansıtan bir ortalamayı ifade etmektedir. Elde edilen bu sonuç, “kanser kesin ölüm demektir” anlayışının geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Kanser istatistikleri, genellikle tanıdan sonra birkaç yıllık takip sürecinin tamamlanmasıyla hesaplanmaktadır. Bu nedenle 2026 raporunda yer alan sağkalım oranları, büyük ölçüde 2015-2020 yılları arasında tanı alan hastaların sonuçlarını yansıtmaktadır. Günümüzde klinik uygulamalarda giderek daha fazla yer bulan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin etkisinin, önümüzdeki yılların verilerine daha güçlü biçimde yansıyacağı öngörülmektedir.</p>
<p><strong>Son 30 yılda kansere bağlı ölümler yüzde 35 azaldı</strong></p>
<p>Güncel kanser istatistikleri, 1991 yılından bu yana kansere bağlı ölüm oranlarının yüzde 35 oranında azaldığını ortaya koymaktadır. Bu düşüş, yalnızca ABD’de yaklaşık 6 milyon insanın hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Elde edilen bu başarı, tek bir gelişmeye değil; erken teşhis programlarının yaygınlaştırılmasına, sistemik tedavilerin hedefe yönelik ve akıllı ilaçlarla güçlendirilmesine ve immünoterapilerintedavi süreçlerine entegre edilmesine dayanmaktadır. Tarama yöntemleriyle tümörlerin daha erken evrede saptanması, kişiselleştirilmiş ilaç tedavileri ve bağışıklık sistemini harekete geçiren yaklaşımların birlikte kullanılması sayesinde kanser tedavisinde kalıcı ve güçlü sonuçlar elde edilmektedir. Bu gelişmeler, kanserin artık önceden yazılmış bir kader olmadığını ve bilimsel ilerlemelerle yönetilebilir bir hastalık haline geldiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Üç temel alan tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede sağlanan ilerlemelerin temelinde üç ana başlık yer almaktadır. Tarama programları sayesinde tümörler daha erken evrede saptanmakta, bu durum cerrahi ve ilaç tedavilerinin başarısını artırmaktadır. Klasik kemoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlarla birlikte kullanılarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler uygulanmaktadır. İmmünoterapiler ise bağışıklık sistemini kansere karşı aktive ederek cerrahi ve radyoterapiyle birlikte güçlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Vaka sayılarındaki artış önleyici yaklaşımları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında ABD’de beklenen yeni kanser vakası sayısının 2.1 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Daha fazla hastanın hayatta kalmasıyla birlikte, daha fazla kişiye kanser tanısı konulması dikkat çekmektedir. Bu durum; obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, çevresel maruziyetlerve yaşlanan nüfus gibi risk faktörlerinin önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>En büyük düşman hala aynı: Sigara</strong></p>
<p>Tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen, akciğer kanseri günümüzde hala en ölümcül kanser türü olma özelliğini sürdürmekte. 2026 yılı için ABD’de akciğer kanserine bağlı beklenen yaşam kaybı sayısının yaklaşık 124 bin 990 olduğu öngörülmektedir. Oysa düşük doz akciğer tomografisi ile erken tarama, bu alanda en etkili korunma ve erken tanı yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın taramaya uygun bireylerin yalnızca yüzde 18’i bu testi yaptırmakta. Bu tablo, bilimsel bilgi ve teknolojik imkanların mevcut olmasına rağmen, bireysel farkındalık ve davranış değişikliğinin kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Kanserde tür ve evre hayati öneme sahip</strong></p>
<p>Genel sağkalım oranları yükselmiş olsa da kanser türleri arasında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Tiroid, prostat ve testis kanserlerinde sağkalım oranları oldukça yüksek seyrederken; akciğer ve pankreas kanserlerinde bu oranlar daha düşük düzeylerde kalmaktadır. Bu tablo, kanserde erken tanının ve hastalığın hangi evrede yakalandığının belirleyici rolünü açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kanser yönetilebilir bir hastalık</strong></p>
<p>Güncel veriler, kanserin birçok hasta için kronik bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Tedavi sonrası yaşam kalitesinin korunması, uzun dönem yan etkilerin izlenmesi ve psikososyal desteğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. HPV aşısı gibi önleyici uygulamaların ise bazı kanser türlerinde hastalığın ortaya çıkmasını engelleme potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu gelişmeler, kanserde asıl başarının yalnızca tedavide değil, önlemede de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Çocukluk Döneminde Belediye Hizmetlerinin Güçlendirilmesi Çalıştayı Yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-cocukluk-doneminde-belediye-hizmetlerinin-guclendirilmesi-calistayi-yapildi-607276</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küçükçekmece Belediyesi, erken çocukluk dönemine yönelik yerel hizmetlerin güçlendirilmesi ve aile ve toplum temelli yaklaşımların birlikte ele alınması amacıyla Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde, ‘Erken Çocukluk Döneminde Belediye Hizmetlerinin Güçlendirilmesi Çalıştayı’nı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-cocukluk-doneminde-belediye-hizmetlerinin-guclendirilmesi-calistayi-yapildi-607276">Erken Çocukluk Döneminde Belediye Hizmetlerinin Güçlendirilmesi Çalıştayı Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küçükçekmece Belediyesi, erken çocukluk dönemine yönelik yerel hizmetlerin güçlendirilmesi ve aile ve toplum temelli yaklaşımların birlikte ele alınması amacıyla Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde, ‘Erken Çocukluk Döneminde Belediye Hizmetlerinin Güçlendirilmesi Çalıştayı’nı düzenledi.</p>
<p>Çalıştay öncesinde moderatörlüğünü Devlet Tiyatrosu sanatçısı Hakkı Ergök’ün yaptığı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilara Fatoş Özer, Face Klinik Psikoloji’den Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Ayna ve Küçükçekmece Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Saniye Yıldız’ın konuşmacı olarak katıldığı ‘Toplum Temelli Erken Çocukluk Hizmetlerinin Geleceği’ adlı panel düzenlendi. Panele; Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı İlyas Dikici, başkan yardımcıları, birim müdürleri, meclis üyeleri, muhtarlar, akademisyenler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve yerel ilçe belediye çalışanları katıldı.</p>
<p><b>İlyas Dikici:</b> <b>Çocuklara yapılan yatırım bir kentin geleceğine yapılan tüm yatırımların başında gelmektedir</b></p>
<p>Panelde konuşma yapan Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı İlyas Dikici, ‘’Erken çocukluk dönemi artık tüm dünyada bir iyi niyet alanı değil kanıta dayalı kamu politikalarının merkezinde yer alan stratejik bir başlıktır. Göreve geldiğimizde ilçemizde hiç belediye kreşi yoktu, bugün itibariyle 17 gündüz çocuk bakımevimiz aktif şekilde hizmet vermektedir. Aynı anlayışla BiMola Engelsiz Yaşam Merkezi, çocuk oyun evlerimiz, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerimizi de hayata geçirdik. Hedefimiz erken çocukluk dönemi alanında iyi niyetli uygulamaların ötesine geçerek yerel yönetimler için ölçülebilir, mevzuata uyumlu ve finansal olarak sürdürülebilir bir belediye hizmeti modeli ortaya koymaktır. Çocuklara yapılan yatırım bir kentin geleceğine yapılan tüm yatırımların başında gelmektedir’’ dedi.</p>
<p><b>Yunus Emre Ayna: Akran zorbalığına karşı çocukların duygularını ifade etmesine olanak sağlamak gerekiyor</b></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Ayna son zamanlarda giderek artan akran zorbalığı hakkında, ‘’Çocuklara yönelik akran zorbalığının en önemli davranışsal örüntüsü yetişkinlere yönelik yapamadığı, iletemediği duygularını ve öfkesini kime gücü yetiyorsa ona uygulaması. Çocuklar bunu bir güç gösterisine de dönüştürebiliyor. Bu çeteleşmeler, kendi aralarında bir hiyerarşik yapılar oluşturulması gibi. Bunun çözümü bu tür film, dizi ve çizgi filmlerden uzak tutmak, çocuklarla vakit geçirmek ve onların duygularını ifade etmesine olanak sağlamak’’ dedi.</p>
<p><b>Saniye Yıldız: Hedefimiz çocukların hayata eşit koşullarda başlayabilmesini sağlamak</b></p>
<p>Küçükçekmece Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Saniye Yıldız ise; ‘’Erken çocukluk hizmetleri sadece kreş ve gündüz çocuk bakımevleri ile sınırlamak çocuğun hayatını görmezden gelmek ve birçok projeyi kısıtlamak anlamına geliyor. Bu nedenle belediyeler olarak sadece çocuğa değil aslında çocuğa bakım verenlere de ulaşmamız gerektiğini düşündüğümüz için ebeveyn destek programlarından psiko danışmanlık, ev temelli ziyaretlerden erişebilirlik, bakım hizmetleri ve dezavantajlı çocukların gelişim fırsatlarını güçlendiriyoruz. Buradaki temel hedefimiz çocukların hayata eşit koşullarda başlayabilmesini sağlamak’’ dedi.</p>
<p>Oyunların çocuklarla ilişki kurma aracı olduğunu belirten Prof. Dr. Dilara Fatoş Özer ise; ‘’Oyun çocuğun ilişkilerini geliştirme, insanlarla bağ kurma aracıdır. Anne ve babanın çocukla bağını geliştirmesi için de oyun çok önemli bir araçtır. Oyun oynamak için illa bir oyuncağa ihtiyacınız yoktur. Günümüz teknoloji çağında çocukların çok daha fazla iletişime ihtiyacı var’’ dedi.</p>
<p>Panel sonrası düzenlenen çalıştayda erken çocuklukta gelişim, öğrenme ve oyun ekosistemi, yerel yönetimlerde aile ve toplum temelli erken çocukluk hizmetlerinin güçlendirilmesi, erken çocuklukta akran ilişkilerini güçlendirme ve zorbalığı önleme modelleri ve erken çocuklukta dijital güvenlik, riskler ve dijital istismar ile mücadele gibi dört tema başlıkları ele alındı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-cocukluk-doneminde-belediye-hizmetlerinin-guclendirilmesi-calistayi-yapildi-607276">Erken Çocukluk Döneminde Belediye Hizmetlerinin Güçlendirilmesi Çalıştayı Yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VBKY &#8220;Erken Modern Avrupa Tarihi: Yönetenler ve Yönetilenler&#8221;i yayımladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vbky-erken-modern-avrupa-tarihi-yonetenler-ve-yonetilenleri-yayimladi-607151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geniş]]></category>
		<category><![CDATA[Hanedan]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Vbky]]></category>
		<category><![CDATA[yönetenler]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607151</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), “Erken Modern Avrupa Tarihi: Yönetenler ve Yönetilenler” isimli kitabı okurlarıyla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-erken-modern-avrupa-tarihi-yonetenler-ve-yonetilenleri-yayimladi-607151">VBKY &#8220;Erken Modern Avrupa Tarihi: Yönetenler ve Yönetilenler&#8221;i yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), <em>“Erken Modern Avrupa Tarihi: Yönetenler ve Yönetilenler”</em> isimli kitabı okurlarıyla buluşturuyor. Hamish Scott’ın hazırladığı bu çalışma, Erken Modern Avrupa Tarihi serisinin altıncı cildi olan <em>“Yönetenler ve Yönetilenler”,</em> Erken modern Avrupa tarihini krallar ve savaşlar üzerinden değil, iktidarın toplumsal dokuda nasıl kurulduğunu ve sınandığını gösteren kapsamlı bu panorama, orta çağların sonundan on sekizinci yüzyıla kadar geniş bir kronolojiyi ayrıntılarıyla ele alıyor. Avrupa monarşilerinin hanedan siyaseti, meşruiyet ve kurumlaşma eksenlerini odağında tutuyor.</strong></p>
<p>VBKY’nin tarih kitaplığı, Hamish Scott’ın kaleme aldığı, Sinan Çakır’ın dilimize aktardığı “Erken Modern Avrupa Tarihi” serisinin altıncı cildi <em>“Yönetenler ve Yönetilenler”</em> kitabıyla genişlemeye devam ediyor. Erken modern Avrupa tarihini krallar ve savaşlar üzerinden değil, iktidarın toplumsal dokuda nasıl kurulduğunu ve sınandığını gösteren bu kapsamlı çalışma, Avrupa monarşilerinin hanedan siyaseti, meşruiyet ve kurumlaşma eksenlerini odağında tutuyor. Orta çağların sonundan on sekizinci yüzyıla kadar geniş bir kronolojiyi ayrıntılarıyla okuyucuya sunuyor. On altıncı yüzyılda V. Karl’ın “evrensel monarşi” ufku, mezhep savaşları ile barok monarşinin aygıtları, monarşik iktidarların sırf “tepedeki” bir irade değil, aynı zamanda parlamento, saray ritüelleri ve çeşitli hukuk sistemleriyle örülmüş bir pazarlık sahası olduğunu net biçimde gösteriyor. Erken modern Avrupa’daki devletlerin esneklik ve kırılganlığın aynı zeminde nasıl var olduğunu, modernliğe giden yolda önce Rönesans sonra birleşik monarşiler tecrübelerinin, Fransız ve Habsburg mutlakiyetinin sınırlarını, mekânlarını, mali ve askerî idarelerini yoğun ayrıntılarla resmeden eser, “Erken modern Avrupa devletlerinde iktidar ve halklar arasındaki ilişkinin esasları nelerdi?” sorusunun yanıtını arıyor. Modern Avrupa’nın iktidar yapılarının tarihsel kökenlerini çözümlemek için bir rehber niteliği taşıyan serinin altıncı kitabı monarşik yapılardan cumhuriyet ve cumhur yapılarına; vergi, kurumsallaşan kredi sistemleri ile devlet tahvilleri ve bürokratik yapıların anatomileri bu cildin geniş ufkunda önemli durakları teşkil ediyor.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p>“Geç Ortaçağ’da kraliyet ve monarşik otorite ile büyük soyluların sahip olduğu güç arasındaki fark, sonraki yüz­yıllara kıyasla çok daha belirsizdi. Bu durum, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde bile geçerliydi. Hem Batı hem de Orta Avrupa’da monarşinin ve hükümdarlık yönetiminin niteliğini belirleyen krallık vizyonları büyük ölçüde hanedan politikası ve siyasi man­zaranın çok değişken olduğu bir dünyada istikrar arayışı tarafın­dan şekillendirildi. Fransa gibi köklü krallıklar, varlıklarını tehdit eden hanedan mücadeleleriyle uzun süreler boyu kuşatılırken, sahneye bir dizi yeni hanedan çıktı ve bunlar Avrupa’nın büyük kraliyet aileleri arasında yer edinme­ye çalıştı. Trastamara Hanedanı (Kastilya Kralı XI. Alfonso’nun gayrimeşru torunları) 1369 yılından sonra Kastilya Tacı’nı başa­rıyla ele geçirdi ve aynı ailenin bir başka kolu on beşinci yüzyılda Aragon’u yönetti. Ancak en ünlü örnek muhtemelen Fransız kra­liyet ailesi olan Valois’nın Burgonya koludur. Hanedanın kurucu­su Cesur Philip (1342–1404), kardeşi olan Fransız kralından 1363 yılında Burgonya Dukalığı&#8217;nı bir <em>apanage </em>(Tac’ın mülkünden, kraliyet kanından bir prense dirlik olarak verilen toprak parçası) olarak aldı. Son Flandre Kontu’nun kızıyla evlenerek, Avrupa’nın en zengin bölgelerinden olan bu zengin bölgeyi 1384’te miras aldı. Kendisi ve halefleri, yeni kazandıkları bu maddî kaynakları ve aynı zamanda İngiltere ile Fransa arasındaki sürekli çatışmala­rı kullanarak Fransa ile Kutsal Roma İmparatorluğu arasındaki sınır bölgelerinde geniş bir toprak ağı oluşturdular. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında ise Burgonya’yı bağımsız bir krallığa dö­nüştürme hedefini benimsediler. Fakat bu hayal gerçekleşmedi; Valois soyundan gelen son Burgonya Dükü, Cesur Charles, 1477 yılında İsviçrelilere karşı bir savaşta öldü ve erkek bir varis bıra­kamadı, ancak bu kader savaşından önceki elli yıldan fazla bir süre boyunca Burgonya Dükleri Avrupa’nın en güçlü yöneticileri arasına isimlerini yazdırmayı başardılar.” </p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>Oxford’daki Jesus Koleji’nde Kıdemli Araştırmacı olup St. Andrews Üniversitesi Uluslararası Tarih bölümünde Emeritus profesör olarak çalışmıştır. Britanya Akademisi ve Kraliyet Edinburgh Topluluğu üyeliği yapan Scott, 18. yüzyılda uluslararası ilişkiler üzerine çok sayıda makale ve kitap kaleme almıştır. Son olarak <em>The Birth of a Great Power System, 1740-1815 </em>(Harlow, 2007) adlı kitabı kaleme alan yazar, aydınlanmacı mutlakiyet, soyluluk ve siyasi kültür üzerine kitapların editörlüğünü yapmıştır. Erken modern Avrupa tarihçiliğinin en seçkin isimlerinden olan Scott’un siyaset, diplomasi, kültür tarihi sahalarına yoğunlaşan eserleri kendi başına bir literatür oluşturmuştur. Yazar 2022 yılında vefat etmiştir.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Tarih</strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Erken Modern Avrupa Tarihi- Yönetenler ve Yönetilenler</strong></p>
<p><strong>Yazar: Hamish Scott</strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan</strong></p>
<p><strong>Proje Editörü: Dr. Mehmet Yılmaz Akbulut</strong></p>
<p><strong>Son Okuma: Efecan İrfan Alca  </strong></p>
<p><strong>Editör: Fatma Betül Uğur</strong></p>
<p><strong>Türkçesi: Sinan Çakır  </strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 408 </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-erken-modern-avrupa-tarihi-yonetenler-ve-yonetilenleri-yayimladi-607151">VBKY &#8220;Erken Modern Avrupa Tarihi: Yönetenler ve Yönetilenler&#8221;i yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 15:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[miyopiye]]></category>
		<category><![CDATA[pandemisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Miyopi yalnızca bir gözlük ihtiyacına yol açmakla kalmıyor, ilerlediğinde ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. Aile öyküsü, uzun süreli tablet, telefon gibi ekranlarda çalışma yapmak ve erken yaşta ekran maruziyeti çocuklarda miyopi nedenleri arasında bulunuyor. Erken tanı ve doğru önlemlerle miyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi nedenleri ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Baş ağrısı varsa göz doktoruna gitmekte fayda var </strong></p>
<p>Normal ön arka uzunluğa, korneaya ve lense sahip gözlerde cisimlerin görüntüsü retina diye adlandırılan gözün sinir ağı tabakasına düşer ve bu görüntü retinamızda işlenerek beynimize aktarılır. Miyopi ise gözün ön-arka ekseninin normalden uzun olması (aksiyel miyopi) veya kornea ve/veya lensin kırma gücünün fazla olması (korneal/lentiküler miyopi) nedeniyle görüntünün gözün retinasının önünde oluştuğu bir kırma kusurudur. Bu nedenle miyopik gözler özellikle uzaktaki cisimleri bulanık görmemize sebep olur. Genellikle çocukluk çağında başlar ve büyüme çağında ilerleme eğilimindedir. Çocukluk ve büyüme çağında bu belirtiler ortaya çıkıyorsa göz doktoruna görünmekte fayda olabilir;</p>
<ul>
<li>Akademik ve sportif performansta düşüş görülür. Çocuklar tahtayı net göremediği için dersi yanındaki arkadaşının defterinden takip etmek zorunda kalabilir.</li>
<li>Baş ağrısı ve göz yorgunluğu,</li>
<li>Sosyal hayatta özgüven sorunları,</li>
<li>İleri yaşlarda kalıcı görme kaybı riski: erken dönemde tespit edilemeyen miyopi göz tembelliğine sebep olabildiği gibi, gözün başka hastalıklarına da sebep olarak kalıcı, gözlük ile düzeltilemeyen görme kayıplarına sebep olabilir. </li>
</ul>
<p><strong>İlerleyen miyopi göz hastalıklarını riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Çocuklarda miyopi gelişimini ve ilerlemesini artıran başlıca risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Aile öyküsü (anne veya babada miyopi olması), genetik yatkınlık,</li>
<li>Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları (tablet, telefon, bilgisayar),</li>
<li>Yetersiz açık hava aktivitesi</li>
<li>Erken yaşta ekran maruziyeti</li>
<li>Kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirmek</li>
</ul>
<p>Miyopi yaşamın ilerleyen dönemlerinde ciddi göz hastalıkları riskini artırır. Bu riskler miyopinin derecesi arttıkça daha da artmaktadır. Ayrıca belli bir derecenin üzerine çıkan miyopiyi “göz çizdirme” olarak bilinen refraktif lazer cerrahisi ile düzeltmek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Bir diğer konu da gözler refraktif lazer cerrahisi veya diğer yöntemler ile gözlüklerden kurtarılsa bile, bu operasyonlar miyopinin yanında getirmiş olduğu risklerden bizleri korumaz. Bu riskler:</p>
<ul>
<li>Retina yırtığı ve retina dekolmanı</li>
<li>Miyopik makula dejenerasyonu</li>
<li>Glokom (göz tansiyonu)</li>
<li>Erken yaşta katarakt</li>
</ul>
<p>Bu nedenle çocukluk çağında başlayan miyopi, yalnızca bugünün değil, geleceğin de göz sağlığını ilgilendiren bir konudur.</p>
<p><strong>Göz numarasının artışı kontrol altına alınmalı</strong></p>
<p>Miyopi progresyonu, çocuğun büyüme süreci boyunca numaranın giderek artmasıdır. Özellikle 6-12 yaş arasında ilerleme daha hızlıdır. Kontrol altına alınmayan progresyon, yüksek miyopi ile sonuçlanabilir. Özellikle Uzakdoğu’da oldukça büyük bir sağlık problemi haline gelen miyopi progresyonu, son yıllarda ülkemizde de giderek artmıştır. Covid-19 pandemisi ile içeri kapandığımız yıllarda ülkemizde miyopi progresyonun oldukça hızlandığı yapılan bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Patolojik/dejeneratif miyopi olarak bilinen bir grupta ise progresyon çocukluk çağından sonra bile devam etmektedir. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun ekran süresini kontrollü olarak sınırlayın</strong></p>
<p>Artık tüm dünyada dijital çağın pandemisi olarak kabul edilen miyopide, progresyonun önlenmesi için birçok bilimsel çalışma yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Günümüzde miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik kanıta dayalı ve etkili yöntemler bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Açık havada günde en az 2 saat zaman geçirmek, </li>
<li>Yakın çalışmalarda 20-20-20 kuralı</li>
<li>Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 feet (6 metre) uzağa bakmak</li>
<li>Ekran süresinin sınırlandırılması</li>
<li>Uygun gözlük veya kontakt lens kullanımı</li>
<li>Miyopi kontrolüne özel camlar</li>
<li>Orto-keratoloji (gece lensleri)</li>
<li>Düşük doz atropin tedavisi (doktor kontrolünde)</li>
</ul>
<p>Her çocuk için en uygun yöntem, ayrıntılı bir göz muayenesi sonrasında belirlenmelidir. Çocuklarda düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Miyopi ne kadar erken fark edilirse, ilerlemesi o kadar etkili şekilde kontrol altına alınabilir. Amaç sadece net görmek değil, çocuğun ömür boyu göz sağlığını korumaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:22:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605919</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanseri, basit tarama testleri ve HPV aşısı ile önlenebilirken, geç kalındığında ciddi sonuçlara yol açabiliyor” diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Neşe Solak, rahim ağzı kanseri ve HPV enfeksiyonu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919">Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“HPV ile yakından ilişkili olan rahim ağzı kanseri, erken tanı ve düzenli tarama ile kontrol altına alınabiliyor” diyen Nev Sağlık GrubuKadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Neşe Solak, rahim ağzı kanserinde erken tanının önemi ve HPV aşısına ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı (serviks) kanseri, rahmin alt kısmında yer alan serviks dokusundan gelişen ve çoğunlukla HPV (Human Papilloma Virüsü) ile ilişkili bir kanser türüdür. En önemli özelliği, düzenli tarama programları sayesinde önlenebilir ve erken evrede yakalanabilir olmasıdır. En sık tanı alan yaş grubu ise 35-44 yaş aralığıdır” dedi.</p>
<p><b>Kimler Risk Altında?</b></p>
<p>Solak, “Yüksek riskli HPV tipleri, özellikle HPV 16 ve 18 ile enfekte olan kişilerde rahim ağzı kanseri riski artmaktadır. Bunun yanı sıra erken yaşta cinsel ilişkiye başlayanlar, çoklu cinsel partner öyküsü bulunanlar, sigara kullananlar ve uzun süre tarama yaptırmayan kadınlar risk grubunda yer almaktadır” dedi.</p>
<p><b>Belirtiler Nelerdir?</b></p>
<p>“Rahim ağzı kanseri erken evrede genellikle belirti vermez” diyen Solak, “Hastalık ilerledikçe ilişki sonrası kanama, ara kanamalar, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu vajinal akıntı ile kasık veya bel ağrısı gibi şikâyetler ortaya çıkabilir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Tedavisi Nasıl Yapılır?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Erken evrede yakalanan rahim ağzı kanserinde konizasyon (rahim ağzının bir kısmının alınması) ya da rahmin alınması gibi cerrahi yöntemler uygulanabilir. İleri evrelerde ise tedavi radyoterapi ve kemoterapi ile sürdürülmektedir” dedi.</p>
<p><b>Tarama Nasıl Yapılır? Smear Testi Nedir?</b></p>
<p>“Rahim ağzı kanseri taraması, kanser gelişmeden önce ortaya çıkan hücresel değişiklikleri saptamayı amaçlar” diyen Solak, “Bu tarama smear testi ve HPV DNA testi ile yapılır. Smear testi, jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından küçük bir fırça veya spatula yardımıyla hücre örneği alınarak gerçekleştirilir. İşlem 1-2 dakika sürer ve anestezi gerektirmez. Smear testi öncesinde adetli olunmaması, son 48 saat içinde cinsel ilişkiye girilmemesi ve vajinal duş, fitil ya da krem kullanılmaması önerilmektedir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Tanı Nasıl Konur?</b></p>
<p>Solak, “Smear veya HPV DNA testinde anormal sonuç elde edilmesi durumunda kolposkopi ve biyopsi ile kesin tanı konur. Kolposkopi, rahim ağzı, vajen ve vulvanın mikroskop benzeri özel bir cihazla ayrıntılı olarak incelendiği tanısal bir işlemdir. İşlem sırasında rahim ağzına asetik asit uygulanır ve şüpheli görülen alanlardan küçük biyopsiler alınır. Genellikle 5-10 dakika sürer ve çoğu zaman anestezi gerektirmez” dedi.</p>
<p><b>Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Mümkün mü?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “Rahim ağzı kanserinden korunmada en etkili yöntem HPV aşısıdır. Çünkü rahim ağzı kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı HPV ile ilişkilidir. Aşı yapılmış olsa bile tarama programlarının aksatılmaması gerekir. Düzenli tarama yaptırmak, sigara kullanmamak, kondom kullanmak, çoklu partnerden kaçınmak, bağışıklık sistemini destekleyen bir yaşam tarzı benimsemek ve HPV pozitifliği durumunda kontrolleri ihmal etmemek korunmada önemli rol oynar” dedi.</p>
<p><b>HPV Enfeksiyonu Nedir? Tehlikeli midir?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV, oldukça yaygın görülen ve çoğunlukla cinsel yolla bulaşan bir virüstür. Çoğu kişide belirti vermeden vücuttan kendiliğinden temizlenir ve enfeksiyonların büyük bir kısmı zararsızdır. Ancak yüksek riskli HPV tipleri, özellikle 16 ve 18, rahim ağzı kanserine yol açabilir. Bu nedenle düzenli tarama büyük önem taşır. Prezervatif kullanımı riski azaltmakla birlikte yüzde 100 koruma sağlamaz” dedi.</p>
<p><b>HPV Taşıyıcılığı Nasıl Anlaşılır?</b></p>
<p>“HPV taşıyıcılığı çoğu zaman hiçbir belirti vermez” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Bu nedenle HPV varlığı yalnızca smear ve HPV DNA testleri ile tespit edilebilir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>HPV Ne Kadar Sürede Temizlenir?</b></p>
<p>Solak, “HPV enfeksiyonlarının yüzde 70-90’ı bağışıklık sistemi sayesinde 1-2 yıl içinde vücuttan temizlenir. Sigara kullanımı, yoğun stres ve bağışıklık sisteminin zayıflaması bu süreci uzatabilir” dedi.</p>
<p><b>HPV Pozitifliğinde Partnere Bulaş Olur mu?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV cinsel yolla bulaşabildiği için partnere geçme riski bulunmaktadır. Erkeklerde çoğu zaman belirti görülmez ve erkekler için rutin bir HPV tarama testi bulunmamaktadır” dedi.</p>
<p><b>HPV’nin Tedavisi Var mı?</b></p>
<p>“HPV’yi tamamen yok eden bir ilaç bulunmamaktadır” diyen Op. Dr. Neşe Solak, “Tedavide amaç, vücudun virüsü temizlemesini desteklemek ve oluşan lezyonları tedavi etmektir. HPV enfeksiyonu olan kişilere de HPV aşısı yapılması önerilmektedir. Sigara kullanmamak ve düzenli kontrolleri aksatmamak sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından önemlidir” dedi.</p>
<p><b>HPV Aşısı Nedir?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı; HPV tip 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58’e karşı koruma sağlar. Kadınlarda rahim ağzı, vulva ve vajina kanserleri ile bu kanserlerin öncül lezyonlarına; kadın ve erkeklerde ise anüs kanseri ve genital siğillere karşı koruyucudur. Dokuz yaşından büyük adolesanlar ve yetişkinler için uygundur. Aşı, vücudun bu HPV tiplerine karşı antikor üretmesini sağlayarak hastalıklara karşı bağışıklık oluşturur” dedi.</p>
<p><b>Kimlere Yapılır, Uygulama Şekli Nasıldır?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı, 9-26 yaş arası erkeklere ve 9-45 yaş arası kadınlara uygulanabilmektedir. 9-15 yaş grubunda aşı iki doz şeklinde yapılır ve ikinci doz 5-13 ay arasında uygulanır. 15 yaş üzerindeki kişilerde ise üç doz uygulanır ve bu dozların bir yıl içinde tamamlanması gerekir” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><b>Yan Etkisi Var mı?</b></p>
<p>Op. Dr. Neşe Solak, “HPV aşısı sonrası en sık görülen yan etkiler, aşının yapıldığı bölgede ağrı, şişlik ve kızarıklık ile baş ağrısıdır. Ciddi alerjik reaksiyonlar ise oldukça nadirdir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-agzi-kanseri-nedir-erken-tani-hayat-kurtariyor-605919">Rahim Ağzı Kanseri Nedir? Erken Tanı Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deodorant]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri, çoğu zaman herhangi bir şikayet olmasa bile büyük önem taşıyor. Meme sağlığı açısından mamografinin de bu kontroller arasında önemli bir yeri olmasına rağmen, hakkında dolaşan yanlış bilgiler nedeniyle sıkça ertelenebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında bilinmesi gereken 8 önemli detayı paylaştı:</p>
<ol>
<li>Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografide ise X ışını kullanılmaz, ses dalgalarıyla anlık görüntü elde edilir ve meme üzerine jel sürülerek inceleme yapılır.</li>
<li>Mamografi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kısa süreli olarak sıkıştırılır. Bu sayede meme sabitlenir, dokuların üst üste gelmesi önlenir ve farklı yapılar daha net görüntülenir. Uygulanan sıkıştırma hafif bir hassasiyet ya da ağrıya neden olabilir ancak yalnızca birkaç saniye sürer, meme dokusuna zarar vermez ve rahatsızlık kısa sürede geçer.</li>
<li>Mamografi çekimi, hastanın hazırlanması ve görüntülerin alınmasıyla birlikte yaklaşık 10–15 dakika sürer. Memenin sıkıştırıldığı süre ise yalnızca 3–4 saniyedir.</li>
<li>Alüminyum hidroklorür içeren bazı deodorant, pudra ve kremler, mamografi sırasında memede küçük kalsiyum (kireç) birikintileri varmış gibi bir görüntü oluşturabilir. Bu durum yanlış tanıya yol açabilir.</li>
<li>Günlük yaşamda dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalınır. Mamografi sırasında alınan X ışını dozu ise oldukça düşüktür. Mamografiye bağlı bir meme kanseri bildirilmemiştir ve sağladığı erken tanı faydası düşünüldüğünde alınan radyasyon dozu oldukça düşüktür.</li>
<li>Meme dokusunun yoğun olması, memeye özgü parankim dokusunun yağ dokusuna göre daha fazla olduğu anlamına gelir. Yoğun meme dokusu mamografinin duyarlılığını azaltabildiği için bu tip memelerde değerlendirmeye ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemleri de eklenebilir.</li>
<li>Tarama amaçlı mamografi, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez önerilir ve erken tanı açısından büyük önem taşır. Bir yıl içinde gelişip erken dönemde fark edilen kitlelerin tedavisi genellikle daha kolay ve başarılı olur. Bu yaş grubunda yılda bir kez mamografi çekilmesi ve gerektiğinde ultrasonografi ile değerlendirilmesi önerilir. Rutin tarama dışında, bazı riskli durumlarda doktorun gerekli görmesi halinde mamografi daha erken yaşta ya da daha sık yapılabilir.</li>
<li>Mamografi ve ultrasonografi incelemelerinin eski sonuçlarının da değerlendirmeye getirilmesi, önceki ve yeni bulguların karşılaştırılması açısından büyük önem taşır. Var olan lezyonların zaman içinde aynı şekilde ve büyüklükte kalması genellikle iyi huylu olduklarını düşündürür. Eski ve yeni görüntülerin birlikte değerlendirilmesi, yeni bir oluşumun olup olmadığını anlamada ve takip sürecini planlamada yol gösterici olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıllarca belirti vermeden sinsice ilerliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yillarca-belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-603112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 08:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sinsice]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[vermeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahim ağzı (serviks) kanseri, dünyada ve ülkemizde kadın sağlığını tehdit eden en önemli kanser türleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yillarca-belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-603112">Yıllarca belirti vermeden sinsice ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim ağzı (serviks) kanseri, dünyada ve ülkemizde kadın sağlığını tehdit eden en önemli kanser türleri arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık görülen kanserler arasında dördüncü sırada bulunuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 660 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulurken, yaklaşık 350 bin kadın ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa,</strong> Türkiye’de de her yıl yaklaşık 2 bin 400 yeni rahim ağzı  kanseri vakası görülürken, yaklaşık bin 200 kadının bu hastalık sebebiyle yaşamını yitirdiğine dikkat çekerek,  “Bu kayıpların en önemli nedenlerinden biri,  ülkemizde uzun yıllardır uygulanmakta olan tarama programlarına katılımın yetersiz olmasıdır. Ayrıca, hastalığın erken dönemde belirti vermemesi ve hastalarımızın anormal vajinal kanama ile kasık ağrısı gibi yakınmalarında hekime geç başvurmaları diğer önemli sebepleri oluşturmaktadır” diyor. </p>
<p>Oysa rahim ağzı kanserinin erken tanı konulduğunda başarıyla tedavi edilebilen, hatta  önlenebilen bir kanser türü olduğunu belirten <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, </strong>“Hiçbir yakınması olmasa  bile her kadının düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırması, gerekli testlerden geçmesi ve rahim ağzı kanseri aşısını olması son derece değerlidir. Zira, tarama testlerinde tespit edilen kanser öncüsü lezyonlar LEEP (Loop elektrocerrahi eksizyonu prosedörü) veya konizasyon gibi günübirlik cerrahi işlemlerle kansere dönüşmeden ortadan kaldırılmaktadır. Rahim ağzı kanseri aşısı da kanser oluşumunu büyük oranda önleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>En yaygın sebebi HPV enfeksiyonu</strong></p>
<p>Rahim ağzı kanserinin yaklaşık yüzde 99’u Human Papilloma Virüsü (HPV) ile ilişkili oluyor. Çalışmalar, her 10 kadından 8’inin yaşamları boyunca en az bir kez Human Papilloma Virüsü ile enfekte olduğunu gösteriyor.  Cinsel temas yoluyla bulaşan ve son derece yaygın bir virüs olan Human Papilloma Virüsü, herhangi bir belirti vermeden vücutta uzun yıllar kalabiliyor. Bağışıklık sistemi gerilediğinde virüs kendini yeniden gösterebiliyor. Bazı yüksek riskli HPV tipleri ise rahim ağzındaki hücrelerde zamanla kanser öncüsü değişikliklere ve tedavi edilmediğinde rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Rahim ağzı kanseri genellikle ileri evreye kadar sessiz seyrettiği için düzenli yapılan muayene ve taramalar hayati önem taşıyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa,</strong> rahim ağzı kanserine karşı hayat kurtaran 4 önlemi anlattı; önemli uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Jinekolojik muayene</strong></p>
<p>Düzenli jinekolojik muayeneler, rahim ağzı kanserinin erken tanısında ilk ve en önemli adımı oluşturuyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile 21 yaşından itibaren yılda en az bir kez jinekolojik muayene olmaları öneriliyor. Muayene sırasında hekimin gerekli gördüğü tarama testleri planlanıyor ve detaylı bilgilendirme yapılıyor. </p>
<p><strong>Pap Smear testi</strong></p>
<p>Pap smear testi, rahim ağzından yumuşak bir fırça ile alınan hücre örneklerinin patoloji doktoru tarafından incelenmesiyle yapılıyor. Bu test, kanser öncesi hücresel değişiklikleri erken dönemde saptayarak hastalığın gelişmesini önlemek için doktora ve hastaya zaman tanıyor. Kadınların hiçbir yakınmaları olmasa bile, 21 yaşından itibaren smear testine başlamaları ve testi 3 yılda bir düzenli olarak  yaptırmaları öneriliyor. </p>
<p><strong>HPV tarama testleri</strong></p>
<p>HPV tarama testleri; rahim ağzı kanserine yol açabilen yüksek riskli Human Papilloma Virüs tiplerini saptıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Yassa, özellikle 30 yaşından itibaren önerilen bu testlerin kanser riskini belirlemede son derece etkili olduklarını anlatarak, “Bazı HPV tipleri düşük riskli olup genital siğiller ile sınırlı kalırken, yüksek riskli olan bazı tipleri ise rahim ağzı kanserine neden olabilmektedir. HPV taraması sayesinde, risk altındaki kadınlar erken dönemde belirlenerek, yakın takibe alınmaktadır” diyor.  Doç. Dr. Murat Yassa, smear veya HPV testlerinde virüsün tespit edilmiş olmasının kadınlarda kansere yakalanma kaygısına neden olabildiğini ifade ederek, “Bu durum hastalarımızın cinsel yaşamlarını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Aslında, anormal smear sonucu ve HPV pozitifliği hastanın kanser olduğu anlamına gelmemektedir. Bunlar potansiyol kanser öncüsü lezyonlardır ve çoğu durumda erken müdahale ile  kontrol altına alınmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Human Papilloma Virüsü aşısı</strong></p>
<p>Dünyadaki tek kanser aşısı olan HPV (Human Papilloma Virüsü) aşısı, rahim ağzı kanserine neden olan yüksek riskli HPV tiplerine karşı koruma sağlıyor.  Günümüzde 9’lu HPV aşısının ülkemizde de uygulandığını belirten Doç. Dr. Murat Yassa, bu aşının rahim ağzı kanseriyle ilişkili en yaygın ve en riskli HPV tiplerine karşı geniş koruma sağladığını vurguluyor. HPV aşısının ideal olarak 9-14 yaş arasında uygulanmakla birlikte, 15 yaş ve sonrasında da tüm kadınlara ve erkeklere yapılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Murat Yassa, sözlerine şöyle devam ediyor: “Rahim ağzı kanseri aşısı HPV ile daha önce karşılaşmamış bireylerde en yüksek koruyuculuğu sağlamaktadır. Ancak, HPV enfeksiyonu pozitif olan kadınlarda da fayda sağlayabilir; diğer HPV tipleriyle oluşan enfeksiyonu engelleyebilir ve hastalığın ilerlemesini önlemeye katkıda bulunabilir. Bu nedenle aşı kararı, yaş ve bireysel riskler göz önünde bulundurularak, kadın hastalıkları ve doğum hekimiyle birlikte değerlendirilmelidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yillarca-belirti-vermeden-sinsice-ilerliyor-603112">Yıllarca belirti vermeden sinsice ilerliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. Kanserle mücadelede en kritik unsur, hastalığı beklemek yerine riskleri erken dönemde yönetmekten geçiyor. Araştırmalar 2026’nın ilk günlerinden itibaren kanserle mücadelede en etkili yaklaşımın erken tanı, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yeni yılda kanser hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Uzun yaşam, sağlıklı yıllar anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Kanser, modern çağda ortaya çıkmış bir hastalık değildir. Tarihsel ve arkeolojik bulgular, kanserin binlerce yıldır insanlıkla birlikte var olduğunu göstermektedir. Günümüzde kanser sıklığındaki artışın temel nedeninin, tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrünün uzaması olduğu bilinmektedir. İnsanlar artık daha uzun yaşamakta; bu durum, kanser riskinin daha geniş bir zaman dilimine yayılmasına neden olmaktadır. Son iki yüzyılda ortalama yaşam süresi belirgin biçimde artmıştır. Ancak asıl belirleyici olan, bu sürenin ne kadarının sağlıklı geçirildiğidir. Daha uzun yaşayan toplumlarda kanserin daha sık görülmesi, korunma ve erken tanı stratejilerinin her zamankinden daha önemli hale gelmesine yol açmıştır.</p>
<p><strong>Erken tanı mümkün ama katılım düşük</strong></p>
<p>Günümüzde meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünde erken tanı sayesinde tedavi başarısı önemli ölçüde arttı. Buna rağmen tarama programlarına katılım oranları hala düşük seviyelerde seyrediyor. Birçok kişi, kanser olasılığıyla yüzleşmekten kaçınmakta ve tarama testlerini ertelemektedir. Oysa erken tanı sayesinde hastalık kontrol altına alınabilmekte ve tedavi süreci çok daha etkili şekilde yönetilebilmektedir.</p>
<p><strong>2026’da kanser tarama testlerinizi yaptırın!</strong></p>
<p>Kanser çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve erken evrede saptandığında ise tedavi şansı belirgin şekilde artar. Ailede kanser öyküsü bulunuyorsa, son dönemde nedeni açıklanamayan bazı şikayetler ortaya çıktıysa ya da yaş itibarıyla risk grubuna girildiyse “bir şeyim yok” denilmemeli ve vakit kaybetmeden tarama testleri için hekime başvurulmalıdır. Kanser tarama testlerinin, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin belirlenmesinde hayati bir rol üstlendiği unutulmamalıdır.</p>
<p><em><strong>Kadınlar için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>40 yaş sonrası düzenli mamografi</li>
<li>21–65 yaş arası smear ve HPV taramaları</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi veya dışkıda gizli kan testleri</li>
</ul>
<p><em><strong>Erkekler için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>50 yaş sonrası PSA testi ve prostat muayenesi</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi</li>
<li>Uzun süre sigara kullanmış bireylerde düşük doz akciğer tomografisi</li>
</ul>
<p>Bunların dışında, kadın erkek fark etmeksizin yaşı kaç olursa olsun her bireyin yılda bir kez temel kan ve biyokimya testlerini yaptırması, genel sağlık durumunun izlenmesi açısından faydalı olabilir. Aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre karaciğer ve tiroit ultrasonu gibi kişiye özel taramalar planlanmalıdır. Özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde taramaların daha erken yaşta ve daha sık aralıklarla yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>“Ben sağlıklıyım” yetmez “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz!</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalarda, kanser riskinin yalnızca genetik yatkınlıkla değil; günlük yaşamda benimsenen alışkanlıklarla da yakından ilişkili olduğu ortaya konulmaktadır. Hareketsizlik, düzensiz ve dengesiz beslenme, aşırı kilo alımı ve kronik stres gibi faktörlerin etkisinin yalnızca bireyle sınırlı kalmadığı, aynı yaşam alanını paylaşan tüm aile bireylerini etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi alışkanlıkların aile içinde birlikte uygulanmasının, uzun vadede koruyucu bir etki sağladığı kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Akdeniz diyetini ve aktif yaşamı benimseyin</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları açısından Akdeniz diyetinin, kanser riskini azaltıcı etkileri bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin artırılması, zeytinyağı ve balık ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesi; bunun yanında düzenli fiziksel hareketin sağlanması, yeterli ve kaliteli uykunun desteklenmesi ile stresin yönetilmesi, korunmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşımın geçici bir diyet programı olarak değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak benimsendiğinde daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam Kartalı Projesi ile kalp durmasında erken şoklama hedefleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasam-kartali-projesi-ile-kalp-durmasinda-erken-soklama-hedefleniyor-602137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 15:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[dakika]]></category>
		<category><![CDATA[durmasında]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Ve Acil Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kartalı]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[şoklama]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602137</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul'da hayata geçirilen Yaşam Kartalı Projesi ile kalp durmalarında erken şoklama yapılması ve gençlerin acil durumlarda doğru müdahale tekniklerini öğrenmesi hedefleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasam-kartali-projesi-ile-kalp-durmasinda-erken-soklama-hedefleniyor-602137">Yaşam Kartalı Projesi ile kalp durmasında erken şoklama hedefleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul&#8217;da hayata geçirilen Yaşam Kartalı Projesi ile kalp durmalarında erken şoklama yapılması ve gençlerin acil durumlarda doğru müdahale tekniklerini öğrenmesi hedefleniyor. İstanbul Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Programı, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇDER) iş birliği ile hayata geçirilen projede ani kalp durmalarında drone vasıtasıyla Otomatik Eksternal Defibrilatör (OED) cihazının olay yerine en hızlı şekilde ulaştırılması amaçlanıyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Programı, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇDER) iş birliği ile Yaşam Kartalı Projesi hayata geçirildi. Projede Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Programı öğrencileri, İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Kadir Şeker ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Protokol, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Temel Kılınçlı yer aldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Projeye “Yaşam Kartalı” adını verdiklerini belirten Öğretim Görevlisi Kadir Şeker, “Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Programı öğrencilerimiz, Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇDER) iş birliği ile İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Dene Yap Atölyelerinde bu drone’u geliştirerek tanıtım aşamasına getirdi. Amacımız, ülkemizin hemen her noktasında Yaşam Kartalı Yuvalarını kurmak ve kardiyak acil çağrılarda bu sistemi kullanarak müdahale süresini en aza indirmektir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalp durmasında ilk 5 dakika çok önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşam Kartalı Projesinin temel hedefinin, kalp durmalarında erken şoklamayı mümkün kılmak olduğunu belirten Öğretim Görevlisi Kadir Şeker, “Metropol şehirlerde vakalara ulaşım süresi 7–10 dakika arasında değişse de kalp durmasını takip eden ilk 5 dakikada beyinde kalıcı hasarlar başlayabiliyor. Bu nedenle, trafiğe takılmadan hava yoluyla olay yerine OED’nin ulaştırılması, ilk dakikalarda müdahalenin hızlanmasını sağlayarak hastaların geri döndürülme oranını artıracaktır. Böylece kalbi duran hastaların yeniden hayata dönebilme ihtimali önemli ölçüde güçlenecektir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Acil durumlara doğru müdahale öğretiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yaşam Kartalı Projesi ile aynı zamanda gençlerin acil durumlarda doğru müdahale tekniklerini öğrenmelerinin hedeflendiğini kaydeden Öğretim Görevlisi Kadir Şeker, “Yaşam Kartalı Projesi, ani kalp durmalarında drone vasıtasıyla Otomatik Eksternal Defibrilatör’ün (OED) olay yerine en hızlı şekilde ulaştırılmasını amaçlıyor. Böylece olay yerine dakikalar içinde ulaşan cihaz, ilk yardım bilgisi olan bir vatandaş tarafından ya da cihazın kendi yönlendirmeleri doğrultusunda kullanılabiliyor. OED, hastanın kalp ritmini analiz edip şok gerekip gerekmediğini otomatik olarak belirliyor; gerekiyorsa şoku uyguluyor ve kullanıcıyı adım adım yönlendiriyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasam-kartali-projesi-ile-kalp-durmasinda-erken-soklama-hedefleniyor-602137">Yaşam Kartalı Projesi ile kalp durmasında erken şoklama hedefleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Köymen, Üreten Engelliler Merkezi&#8217;ndeki erken yılbaşı kutlamasına katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-ureten-engelliler-merkezindeki-erken-yilbasi-kutlamasina-katildi-601623</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[engelliler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[köymen]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[ndeki]]></category>
		<category><![CDATA[üreten]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601623</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özel gereksinimli bireylerin gelişimine destek veren Maltepe Belediyesi, Üreten Engelliler Merkezi’nde yaklaşan yılbaşı öncesi kutlama düzenledi. Kutlamaya Maltepe Belediye Başkanı mimar Esin Köymen de katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-ureten-engelliler-merkezindeki-erken-yilbasi-kutlamasina-katildi-601623">Başkan Köymen, Üreten Engelliler Merkezi&#8217;ndeki erken yılbaşı kutlamasına katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özel gereksinimli bireylerin gelişimine destek veren Maltepe Belediyesi, Üreten Engelliler Merkezi’nde yaklaşan yılbaşı öncesi kutlama düzenledi. Kutlamaya Maltepe Belediye Başkanı mimar Esin Köymen de katıldı.</p>
<p>Maltepe Belediyesi, özel gereksinimli bireyler için yılbaşı kutlaması düzenledi.  Feyzullah Mahallesi Ayerdem Sokak’ta bulunan Üreten Engelliler Merkezi’nde yapılan kutlamaya Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen’in yanı sıra  belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri, mahalle muhtarları ve Maltepe Belediyesi Kent Konseyi yönetimi de katıldı. Yeni yıl temalı süslemelerle ve rengarenk ışıklarla donatılan merkezdeki programda, Feyzullah Mahallesi Evi’ndeki atölyelerde ücretsiz erbane eğitimi alan kursiyerler sahne aldı. Başkan Köymen, merkezde eğitim alan kursiyerler ve aileleri ile sohbet ederek atölyelerde ürettikleri el sanatları ürünleriyle ilgili bilgi aldı. Köymen, kursiyerleri ve ailelerini ürettikleri eserlerden dolayı tebrik edip yaklaşan yeni yıllarını kutladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-koymen-ureten-engelliler-merkezindeki-erken-yilbasi-kutlamasina-katildi-601623">Başkan Köymen, Üreten Engelliler Merkezi&#8217;ndeki erken yılbaşı kutlamasına katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 08:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[basamak]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Mide Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor. Ancak tanı ve tedavideki bilimsel gelişmeler, bu tabloyu giderek değiştiriyor. Günümüzdeki modern mide kanseri tedavilerinde ameliyat ve klasik yöntemlerin dışında bireyin bağışıklık sistemi de tedavinin merkezine alınıyor. Özellikle doğru hastada doğru zamanda uygulanan kişiye özel stratejilerle, daha güçlü ve daha kalıcı sonuçlar hedeflenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi’nden Doç. Dr. Atakan Demir, mide kanserinde tanıdan tedaviye uzanan ve hayat kurtaran beş temel basamağın belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Mide kanseri sessiz ilerleyen ve sık görülen bir hastalık</strong></p>
<p>Mide kanseri, mide iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir hastalıktır. Çoğu zaman erken dönemde belirgin belirtiler vermeden ilerleyebilir. İlerleyen aşamalarda ise mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, erken doyma, kilo kaybı, bulantı ve kansızlık gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Dikkat bu yakınmalar mide fonksiyon bozukluğuna bağlı da olabilir çoğu zaman kansere bağlı olmaz. Hastalığın sık görülmesinde genetik yatkınlık, aile öyküsü, helikobakter pilori enfeksiyonu, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve ileri yaş önemli rol oynar. Erken tanı konulduğunda tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.</p>
<p>Bugün biliyoruz ki; zamanında yapılan bir gastroskopi, doğru planlanmış bir tarama programı, kişiye özel tedavi ve bağışıklık sistemini güçlendiren modern yaklaşımlar sayesinde mide kanseri erken yakalandığında ve doğru şekilde yönetildiğinde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, mide kanserinde tanı ve tedavi sürecini şekillendiren ve birbirini tamamlayan 5 temel nokta öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>1. Basamak: Zamanında Yapılan Gastroskopi</strong></p>
<p>Gastroskopi, mide kanserinin erken tanısında en etkili yöntemlerden biridir. Kısa sürede gerçekleştirilen bu işlem sayesinde mide mukozası ayrıntılı olarak değerlendirilebilir; erken dönem kanser odakları ve riskli lezyonlar saptanabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan artırır. Şikayetleri olan kişilerde gecikmeden değerlendirme yapılması ve risk grubundakilerin hekim önerisiyle planlı takip edilmesi kritik önem taşır.</p>
<p><strong>2. Basamak: Doğru Planlanmış Tarama Programları</strong></p>
<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde ve risk grubundaki kişilerde düzenli tarama programları büyük önem taşır. Kişiye özel planlanan taramalar, hastalığın henüz belirti vermeden yakalanmasına olanak sağlar. Tarama sıklığı ve yöntemi, kişinin yaşına, aile öyküsüne ve eşlik eden risk faktörlerine göre belirlenmelidir.</p>
<p><strong>3. Basamak: Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı</strong></p>
<p>Mide kanseri tedavisi her hastada aynı şekilde uygulanmaz. Tümörün biyolojik özellikleri, hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak kişiye özel tedavi planları oluşturulur. Cerrahi, kemoterapi, hedefli tedaviler, immünoterapiler ve gerektiğinde radyoterapi bu planın temel bileşenlerini oluşturur. Tedavide başarının anahtarı, doğru evreleme ile en baştan “en doğru sıralamayı” kurmaktır; yani hangi tedavinin ne zaman verileceğini netleştirmektir.</p>
<p><strong>4. Basamak: Bağışıklık Sistemini Tedaviye Dahil Etmek</strong></p>
<p>Bağışıklık tedavisi, hastanın kendi savunma sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı daha etkili bir yanıt oluşturmasını amaçlar. Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçabilmek için kendilerini gizleyebilir. İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmalarını baskılayarak bağışıklık hücrelerinin daha aktif çalışmasına yardımcı olur.</p>
<p>Bugün en heyecan verici gelişmelerden biri, seçilmiş hastalarda bağışıklık tedavisinin kemoterapiyle birlikte ameliyattan önce başlanabilmesidir. Amaç tümörü ameliyat öncesinde daha fazla küçültmek, vücudun savunma sistemine kanseri daha erken tanıtmak ve mikroskobik yayılım ihtimalini daha baştan kontrol altına almaktır. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyatın başarısını artıran güçlü bir “ön hazırlık” gibi çalışır ve tedaviyi daha sağlam bir zemine oturtur. Bağışıklık tedavisi, uygun hastalarda cerrahi ve kemoterapiyle birlikte planlandığında tedavinin etkinliğini güçlendirmeyi hedefler. Hangi hastanın bu tedaviden daha çok fayda görebileceği, modern patoloji ve moleküler incelemelerle daha iyi anlaşılmakta; böylece tedavi kişiye daha doğru şekilde uyarlanabilmektedir.</p>
<p><strong>5. Basamak: Risk Faktörlerini Kontrol Altına Almak</strong></p>
<p>Mide kanserinde genetik faktörler önemli bir rol oynayabilir. Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim değerlendirmesiyle, gerekli görülen kişilerde genetik risk analizi ve daha erken yaşlarda tarama ve takip programları planlanabilir. Helikobakter pilori adı verilen bakteri, mide mukozasında uzun süre kaldığında mide duvarında kalıcı hasarlara ve kansere giden bir sürece zemin hazırlayabilir. Basit testlerle tanı konulabilen ve ilaç tedavisiyle ortadan kaldırılabilen bu enfeksiyonu dikkate almak gerekir. Çünkü mide kanseri zincirinin en erken ve en müdahale edilebilir halkalarından biridir. Helikobakter pilori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi mide kanseri riskini azaltmada önemli rol oynar. Basit önlemler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.</p>
<p><strong>Mide kanseri tedavisinde umut her geçen gün artıyor</strong></p>
<p>Mide kanserinde başarıyı belirleyen şey tek bir tedavi değil; doğru zamanda gastroskopi, doğru evreleme ve kişiye özel planın kusursuz birleşimidir. Ve en önemlisi, uygun hastada bağışıklık sistemini doğru zamanda devreye sokmak, özellikle ameliyat öncesi dönemde tedaviyi bir adım ileri taşıyan güçlü bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bugün daha erken tanı, daha kişiselleştirilmiş tedavi ve daha akıllı sıralama ile mide kanserinde umut her geçen gün daha da büyümektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-601283">Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 07:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[engin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tanısına]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244">Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi. “Infrared Termal ve Difüz Optik Tabanlı Meme Görüntülerini Derin Öğrenme ile Değerlendiren Yenilikçi Bir Mamografi Sisteminin (Infomam) Prototip Tasarımı” başlıklı proje kapsamında geliştirilen cihaz, meme kanseri riskinin erken dönemde belirlenmesine yönelik bir ön tanı sistemi sunmayı amaçlıyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Engin,  “Projemizin temel amacı, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan ve her sekiz kadından birinde rastlanan meme kanserinin erken evrede tanılanmasını sağlayacak bir tarama sistemi geliştirmektir. Mevcut tanılama yöntemleri olan mamografi, ultrasonografi, MR ve PET gibi cihazlar yüksek maliyetli olabilmekte ve X ışını radyasyonu içerebilmektedir. Geliştirdiğimiz sistem, mamografinin yerini almak yerine tamamlayıcı bir tarama aracı olarak tasarlanmıştır. Cihazımız, özellikle mamografinin tespit etmekte zorlandığı erken evre vakalarda ve meme dokusu yoğun olan genç kadınlarda risk analizi yapmayı hedeflemektedir. Yoğun meme dokusu, mamografide kontrastı düşürdüğü için tanılama başarımı düşebilmektedir. Bu anlamda geliştirdiğimiz sistem önemli bir farklılık sunmaktadır. Teknik olarak ‘İnfrared Termal &#8211; Optik Mamografi’ olarak adlandırabileceğimiz bu yöntem, kızılaltı termal ve optik görüntüleme teknolojilerini bir arada kullanmaktadır” diye konuştu.</p>
<p><b>“Tedavi süreçleri radyasyon riski olmadan devam edebilecek”</b></p>
<p>VIVOMAM ismini verdikleri görüntüleme cihazının özelliklerinden bahseden Prof. Dr. Mehmet Engin, “Sistemin en önemli özelliklerinden biri, hastayla herhangi bir temas gerektirmemesidir. Mamografide olduğu gibi memenin iki plaka arasında sıkıştırılmasına gerek kalmadan, cihaz 360 derece dönerek termal ve optik kökenli fizyolojik değişimleri izlemektedir. Elde edilen görüntüler, yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek hastalar; düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrılmaktadır. Riskli bulunan bireyler, zaman kaybetmeden ileri tetkikler için yönlendirilebilecektir. Tedavi sürecinde düzenli olarak mamografi çektirmesi gereken hastalarda radyasyon alımı önemli bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle hamilelerde bu durum daha da kritik hale gelmektedir. Ancak geliştirdiğimiz cihazın radyasyon etkisi bulunmadığı için her dönemde güvenle görüntüleme yapılabilecektir” dedi. </p>
<p><b>“Cihaz EÜ Hastanesinde denenecek”</b></p>
<p>Gerekli etik kurul izinlerinin alındığını belirten Prof. Dr. Engin, “Önümüzdeki günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü Meme Biriminin yönlendirdiği gönüllü hastalar üzerinde klinik ortam görüntüleme çalışmaları başlayacaktır. Yaklaşık 60 gönüllüden elde edilecek verilerle yapay zekâ sistemimiz eğitilecek ve test edilecektir. Elde edilen sonuçlar, mamografi bulgularıyla karşılaştırılarak sistemin başarısı ölçülecektir. Meme kanserinde tümörün belirli bir boyuta ulaşmasını beklemeden patolojik riskin öngörülebilmesi, erken müdahale ve tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Radyasyon riski taşımayan bu cihaz, tedavi sürecinde değerli bir takip imkânı sunacaktır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Prof. Dr. Mehmet Engin’in yürütücülüğünü üstlendiği projede; EÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erkan Zeki Engin, EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Aslan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Yücel Koçyiğit, Arş. Gör. Burcu Acar Demirci ve Öğr. Gör. Osman Demirci araştırmacı olarak yer alıyor. Projenin danışmanlığını EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Nur Oktay Alfatlı yaparken Arş. Gör. Ceyda Boz ise bursiyer olarak yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-meme-kanserinin-erken-tanisina-yonelik-yenilikci-cihaz-gelistirdi-601244">Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik yenilikçi cihaz geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açıldıktan]]></category>
		<category><![CDATA[erişime]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[games]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[mimesis]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599853</guid>

					<description><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki yaratıcı stüdyo ReLU Games, bugün yaptığı açıklamada, dört oyunculu iş birliğine dayalı korku oyunu MIMESIS'in Erken Erişim'e çıkmasından sadece 50 gün sonra dünya çapında bir milyon satış rakamını aştığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853">MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki yaratıcı stüdyo ReLU Games, bugün yaptığı açıklamada, dört oyunculu iş birliğine dayalı korku oyunu MIMESIS&#8217;in Erken Erişim&#8217;e çıkmasından sadece 50 gün sonra dünya çapında bir milyon satış rakamını aştığını duyurdu.</p>
<p>MIMESIS böylece KRAFTON&#8217;un yaşam simülasyonu oyunu inZOI&#8217;nin başarısının ardından, 2025 yılında Steam&#8217;de bir milyon satış rakamına ulaşan ikinci oyunu oldu. Satışların ötesinde, MIMESIS kullanıcı yorumları, organik olarak oluşturulan içerikler ve küresel izlenme rakamları da dahil olmak üzere birçok alanda istikrarlı bir gelişme göstermeye devam ediyor. Oyun henüz Erken Erişim aşamasında olmasına rağmen, Japonya&#8217;da Steam En Çok Satanlar listesinde 1 numaraya yükseldi ve dünyanın önde gelen bölgelerindeki en iyi oyunlar arasında yer aldı. Oyuncular tarafından oluşturulan videolar hızla tüm dünyaya yayıldı ve MIMESIS, YouTube Oyun kategorisinde izlenme sayılarında 1 numaraya ulaştı. Son 30 gün içinde Steam&#8217;deki yorumcuların %91&#8217;i oyunu olumlu değerlendirerek &#8220;Çok Olumlu&#8221; reytingini korumasını sağladı.</p>
<p>Oyunun geliştirme süreci göz önüne alındığında, bu başarı özellikle dikkat çekici. MIMESIS, 2024’ün Ekim ayında dört geliştirici tarafından oluşturulan bir prototipten doğdu ve bir yıl içinde Erken Erişim sürümüne ulaştı. Ortalama 20 geliştiriciden oluşan bir ekiple ReLU Games, özgün oyun fikirleri ortaya koyup hızlı bir şekilde hayata geçirme stratejisinin etkinliğini kanıtladı ve küresel çapta son derece rekabetçi bir pazarda böylesine anlamlı bir başarıya imza atmış oldu.</p>
<p>Elde edilen başarının ivmesini daha da artırmak için ReLU Games, 18 Aralık&#8217;ta yeni bir içerik güncellemesi yayınlayacak. Oyuncular artık bakım istasyonunda tramvay fonksiyonlarını yükseltebilecek ve her onarım sırasında yeni seçenekler sunulacak. Bunlar arasında hurda kaynaklarını koruyan özellikler ve oyuncuların arkadaşlarıyla neşeli &#8220;disko partisi&#8221; anlarının tadını çıkarmalarını sağlayan bir disko topu yer alıyor. Oyuna ekipman yükseltmeleri de eklendi. Bu sayede oyuncular, oyun içinde satın aldıkları ekipmanları geliştirebilecek ve daha stratejik bir şekilde kullanabilecekler.</p>
<p>Tüm bunların yanı sıra oyunun temel yapay zekâsı Mimesis de daha geniş bir davranış yelpazesi sergileyecek şekilde geliştirildi; bu da oyunculara hem psikolojik baskıyı hem de korkuyu artıran, tahmin edilmesi daha güç ve gerilim dolu karşılaşmalar vadediyor. Ayrıca dört yeni ifade (emote) oyuna eklenerek oyunculara oyun sırasında etkileşimde bulunmaları için yeni fırsatlar sunuluyor.</p>
<p>Yeni oyuncu sayısını artırmak amacıyla MIMESIS, Steam Kış İndirimleri kapsamında yüzde 20 indirimde. Son dönemde eklenen Türkçe ve Lehçe dil desteğinin ardından, ReLU Games, topluluk tarafından talep edilen ek dilleri inceleyerek küresel çapta kapsamını genişletmeye devam etmeyi planlıyor.</p>
<p>ReLU Games sözcüsü konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı, “<em>Bir milyon satış rakamını aşmak, ticari anlamda bir dönüm noktasından daha fazlası. Bu gelişme bizlere derin öğrenme teknolojisinin korku türünün dayandığı temelleri nasıl yeniden tanımlayabileceğini gösteriyor. MIMESIS&#8217;i daha da güçlendirmek ve genel kalitesini artırmak için topluluktan gelen talepleri ve geri bildirimleri dikkate almaya devam edeceğiz.</em>”</p>
<p>Oyunun fragmanını YouTube&#8217;dan izleyebilir, <em>MIMESIS</em> hakkında daha fazla bilgi için resmî web sitesini ziyaret edebilir veya Discord ve X&#8217;teki topluluklarına katılabilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mimesis-erken-erisime-acildiktan-kisa-sure-sonra-bir-milyon-satisi-asti-599853">MIMESIS, Erken Erişime Açıldıktan Kısa Süre Sonra Bir Milyon Satışı Aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gencim]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[kalbim]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 19 milyon 800 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587">&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 19 milyon 800 bin kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bu ölümlerin büyük çoğunluğunu kalp krizi ve inme oluştururken,  Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2023 verileri de Türkiye’de her 3 ölümden 1’inin dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu grupta her 10 ölümden yaklaşık 4’ü kalp krizi nedeniyle gerçekleşiyor, bu da ülkemizde her yıl on binlerce kişinin kalp krizine bağlı yaşamını yitirdiğini gösteriyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery</strong>, üstelik kalp krizlerinin genç erişkinlerde artış gösterdiğini vurgulayarak, “Kalp krizleri genellikle 50-70 yaş aralığında görülmektedir. Ancak, son yıllarda yaşam tarzındaki değişimler ve belirti vermeyen risk faktörleri nedeniyle  erken başlangıçlı, yani 45 yaş altı kalp krizi vakalarında dikkat çekici bir artış olduğu belirtilmektedir. Uluslararası çalışmalar, tüm kalp krizi vakalarının yaklaşık yüzde 5–10’unun 45 yaş ve altındaki kişilerde görüldüğünü ve bu oranın son 10–15 yılda kademeli olarak yükseldiğini göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Gizli risk faktörlerine dikkat! </strong></p>
<p>Kalp krizi (tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü), kalbi besleyen koroner damarların ani şekilde tıkanmaları sonucu kalp kasına yeterli kan ve oksijenin ulaşamaması ile ortaya çıkan ve hayati tehlike taşıyan klinik bir tablo. Bu tıkanma çoğunlukla damar duvarında bulunan aterosklerotik plağın yırtılması ve bölgede hızla pıhtı oluşmasıyla gelişiyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,</strong> özellikle sigara, obezite, sağlıksız beslenme ve yoğun stresin genç erişkinlerde kalp krizi riskini hızla yükselttiğine dikkat çekerek,   “Bunlara ek olarak,  özellikle ailevi kolesterol sorunları, yüksek tansiyon ve insülin direnci gibi çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ‘gizli’ risk faktörleri genç erişkinlerde fark edilmeden  yıllarca damar hasarı oluşturabilmektedir” bilgisini veriyor.  <strong>Dr. Redwan Seid Busery,</strong> bu nedenle, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan veya kolesterol, tansiyon ve diyabet gibi metabolik riskler taşıyan genç yaş  grubundaki kişilerin düzenli olarak taranmalarının büyük önem taşıdığını belirterek, “Erken farkındalık, zamanında yapılan kontroller ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları genç yaş grubunda kalp krizinin önemli ölçüde önlenmesini sağlayabilmektedir” diyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,</strong> genç yaş yaşta görülen kalp krizinin 8 nedenini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Sigara ve tütün ürünleri </strong></p>
<p>Sigara ve tütün ürünleri genç yaşta kalp krizi geçirmenin en güçlü risk faktörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Büyük uluslararası analizlerde, aktif sigara içen bireylerde kalp krizi riskinin hiç içmeyenlere kıyasla yaklaşık üç kata yakın arttığı gösterilmiş. Tütünün damar iç yüzeyini bozması, pıhtılaşmayı artırması ve ani damar tıkanıklığına yol açması bu ilişkiyi açıklıyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Nikotin replasman tedavileri ve profesyonel destek programlarıyla sigaranın bırakılması kalp krizi riskini kısa sürede belirgin şekilde azaltıyor.</p>
<p><strong>Ailevi hiperkolesterolomi </strong></p>
<p>Ailevi hiperkolesterolemi, LDL kolesterolün (kötü huylu kolesterol)  genetik olarak çok yüksek seyrettiği bir durum ve genç erişkinlerde kalp krizi oluşumunun en önemli nedenlerinden biri. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery, “Genç yaşta görülen ‘beklenmedik’ kalp krizlerinin önemli bir bölümü ailevi hiperkolesterolomi sebebiyle gelişmektedir” diye konuşuyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Ailede erken kalp krizi öyküsü olan kişiler 20’li yaşlardan itibaren düzenli LDL kolesterol ölçümü yaptırmalı; gerekirse ileri değerlendirme planlanmalı.</p>
<p><strong>Obezite, insülin direnci ve diyabet</strong></p>
<p>Erken koroner arter hastalığının ana belirleyicileri arasında yer alan obezite, insülin direnci ve diyabet genç nüfusta giderek yaygınlaşıyor. Sistematik derlemeler, bu metabolik bozuklukların kalp krizi riskini anlamlı biçimde artırdığını gösteriyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery,<strong>  </strong>obeziteye eşlik eden inflamasyon, damar sertliği ve metabolik stresin bu riskin temel mekanizmalarını oluşturduğunu söylüyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Sağlıklı beslenme, kilo kontrolü, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik risklerin erken tespiti koruyucu etki sağlıyor.</p>
<p><strong>Düşük fiziksel aktivite</strong></p>
<p>Düzenli fiziksel aktivite yapmayan genç erişkinlerde obezite, dislipidemi (kandaki yağ düzeylerinin normalin üzerine çıkması veya dengesizleşmesi) ve yüksek tansiyon gibi risk faktörleri kalp krizi riskini artırıyor. Yapılan geniş çaplı<strong> </strong>çalışmalarda, düzenli fiziksel aktivitenin koruyucu etkisi net biçimde gösterilmiş ve haftalık aktivitenin artmasıyla riskin azaldığı saptanmış.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz (yürüyüş, koşu, bisiklet) hedeflenmeli; günlük sedanter, yani hareketsiz geçirilen süre mümkün olduğunca azaltılmalı.</p>
<p><strong>Erken yaş hipertansiyonu</strong></p>
<p>Genç yaşta fark edilmeyen veya tedavi edilmeyen yüksek tansiyon damar duvarını hızla yıpratarak erken ateroskleroz (damar sertliği) ile kalp ve damar hastalığı riskini artırıyor. Yapılan geniş çaplı çalışmalar, kan basıncındaki her 10 birimlik (10 mmHg) kontrolün kalp krizi ve inme gibi ciddi kalp ve damar olaylarının riskini belirgin şekilde azalttığını gösteriyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Genç erişkinlerin yılda en az bir kez kan basıncını ölçtürmeleri gerekiyor. Risk grubunda olanların ise daha sık takip edilmeleri öneriliyor.</p>
<p><strong>Viral enfeksiyonlar ve miyokardit</strong></p>
<p>Bazı viral enfeksiyonlar, özellikle COVID-19, gençlerde kalp kasında iltihaba (miyokardit) neden olarak ciddi aritmilere ve kalbin fonksiyon bozukluğuna yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Redwan Seid Busery, “Bu tabloda gelişen kalp hasarı, aterosklerotik kalp krizinden farklı bir mekanizma ile ortaya çıksa da genç erişkinlerde hayatı tehdit eden sonuçlara neden olabilmektedir” diyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Enfeksiyon sonrasında göğüs ağrısı, çarpıntı, halsizlik veya nefes darlığı yaşayan genç erişkinlerin gecikmeden tıbbi değerlendirmeye başvurmaları yaşamsal önem taşıyor.</p>
<p><strong>Psikososyal stres, anksiyete ve uyku bozuklukları</strong></p>
<p>Kronik stres, depresyon ile uyku düzensizliği genç erişkinlerde kalp ve damar hastalıkları<strong> </strong>riskini artıran önemli faktörler olarak tanımlanıyor. Büyük uluslararası çalışmalarda psikososyal stres düzeyi yüksek kişilerde kalp krizi riskinin anlamlı ölçüde yükseldiği saptanmış. Zira, stres hem hormonal yanıtı değiştiriyor hem de sigara kullanımı ve kötü beslenme gibi davranışsal riskleri artırıyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Stres yönetimi, düzenli uyku, gerekirse psikolojik destek ve iş–yaşam dengesi odaklı yaşam düzenlemeleri koruyucu etki sağlıyor.</p>
<p><strong>Uyarıcı maddeler ve enerji içecekleri </strong></p>
<p>Uyarıcı maddeler gençlerde ani koroner damar spazmı ve kalp kriziyle sonuçlanabilen ciddi ritim bozukluklarına neden olabiliyor. Enerji içecekleri için uzun dönem kalp krizi riski verileri sınırlı olmakla birlikte, mevcut çalışmalar, bu ürünlerin kısa sürede kalp atım hızını ve kan basıncını yükselterek olumsuz kardiyak etkilere yol açabileceğini gösteriyor.<br /><strong>Ne yapmalı?</strong> Uyarıcı maddelerden uzak durulmalı; enerji içeceklerinin tüketimi ise özellikle yoğun stres, sınav veya çalışma dönemlerinde mümkün olduğunca sınırlandırılmalı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/henuz-gencim-kalbim-saglam-demeyin-597587">&#8220;Henüz gencim, kalbim sağlam&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[aktivite]]></category>
		<category><![CDATA[civarında]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük koşturmanın içinde kısa bir yürüyüş ya da basit bir esneme hareketi bile kendimizi daha zinde hissetmemizi sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475">Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günlük koşturmanın içinde kısa bir yürüyüş ya da basit bir esneme hareketi bile kendimizi daha zinde hissetmemizi sağlıyor. Üstelik günde 20–30 dakikalık bu küçük adımlar sadece iyi hissettirmekle kalmıyor, bedenin doğal ritmini güçlendirerek birçok biyolojik sürecin daha dengeli işlemesine de katkı sunuyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Haftada 150 dakikalık tempolu yürüyüşün erken ölüm riskini yüzde 30–40 azalttığı biliniyor. Dünya genelinde fiziksel hareketsizlik, yılda yaklaşık 3,2 milyon kişinin ölümüne neden olan dördüncü en büyük risk faktörü olarak kabul ediliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Haftada 1000–2000 kcal enerji harcamasına denk gelen 3–5 saatlik tempolu egzersizin ölüm oranlarını belirgin ölçüde azalttığı biliniyor. Buna rağmen birçok kişinin hâlâ yeterli düzeyde hareket etmediğini belirterek bu tabloya dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Küresel verilere göre yetişkinlerin yüzde 27,5’i haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite ihtiyacını karşılamıyor. İstanbul özelinde yapılan bir araştırma ise 2023’te haftada 150 dakikadan fazla fiziksel aktivite yapanların oranının yalnızca yüzde 38,7 olduğunu, dolayısıyla yaklaşık yüzde 61,3’ün önerilen düzeyin altında kaldığını gözler önüne seriyor” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlarda boyun ağrısı riski daha fazla</strong></p>
<p>Ofis çalışanlarının yüzde 42–63’ünün yılda en az bir kez boyun ağrısı yaşadığını dile getiren Akı, “Bir çalışmada bu oran kadınlarda yüzde 45,5 olarak saptanmış. Bazı olumsuz etkenlere bağlı olarak kadınların boyun ağrısı geliştirme olasılığı erkeklerden iki kat daha yüksek görülüyor ancak düzenli fiziksel aktiviteyle bu riski azaltmak mümkün. Uzun süre aynı pozisyonda oturmanın boyun bölgesine binen yükü artırarak ağrı olasılığını yükselttiği, buna karşılık kısa kırılma molaları ve basit egzersizlerin bu tehlikeyi belirgin şekilde düşürdüğüne dair veriler mevcut” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tempolu yürüyüşler saatte 360 kalori yakabilir</strong></p>
<p>Evde uygulanabilecek basit önlemlerin, hareketsizliğin etkilerini azaltmak için iyi bir başlangıç olduğunu belirten Akı, “Gün içinde kısa esneme hareketleri yapmak, ara ara ayağa kalkmak veya merdiven kullanmak bu küçük adımlardan bazıları. Aktivite düzeyini anlamak için kullanılan MET kavramı dinlenme hâlindeki enerji tüketimini ifade ediyor ve orta yoğunluklu aktiviteler genellikle 3–6 MET aralığında yer alıyor. Bu kapsamda tempolu yürüyüş saatte yaklaşık 3–6 MET’e (180–360 kcal) denk gelirken, merdiven çıkma ve bahçe işleri de benzer bir enerji harcaması oluşturuyor. Kas grubu çalışmalarını içeren kuvvetlendirme egzersizlerinde MET değeri değişken olsa da haftada en az iki gün bu çalışmaların yapılması öneriliyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuruyus-erken-olum-riskini-yuzde-30-civarinda-azaltiyor-596475">Yürüyüş, erken ölüm riskini yüzde 30 civarında azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[gürel]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk ile erken tanının önemi hakkında kıymetli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönemdir. KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, bipolar bozukluğun sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti: “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk olarak sınıflandıracağımız bu bozukluk, 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışlar gibi gelişimsel bazı özellikleri, bipolar bozukluğun hipomanik veya manik belirtisinin olabileceği gözden kaçmaktaydı. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığı ile ilgili veriler net olmasa da %1,8-3,9 arasında değişen oranlarda sıklık bildiren çalışmalar bulunuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Çocuk ve Ergenlerde Bipolar Bozukluğun Klinik Görünümü Erişkinlerden Oldukça Farklıdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise <span>kendini </span>birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hangi Durumlarda Bipolar Bozukluk İçin Şüphelenmeliyiz?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hangi durumlarda bipolar bozukluk için şüphelenilmesi gerektiğine değinen Gürel; “Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde; uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun duygu durumunda sık oynamaların olması, ailede bipolar hastalığı öyküsünün bulunması diğer önemli risk faktörleri arasındadır. Özellikle ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı, ilerleyen dönemde bipolar tansı alıyor. Özellikle kronolojik yaşına uygun olmayan aktivite ve hareketlerde bulunan ve gece boyunca 3-4 saat uyumasına rağmen ertesi gün uyku gereksinimi az olan çocuklar, bipolar manik dönem açısından değerlendirilmedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı ile Bipolar Bozukluğun Şiddeti ve Seyri Kontrol Altına Alınabilir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bipolar bozuklukta hastalığın tanınması ve tedavi başlama sürecinin, belirtilerin görülmesinden ortalama 10 yıl sonra sağlanabildiğini vurgulayan Gürel; “Çocuklarda ve ergenlerde bipolar tanısını koymak karmaşık olabiliyor. Çocuklarda duygu durum belirtilerin hızlı dalgalanması, çocuğun gelişimsel dönem özellikleri, duyguların sözlü ifadesindeki zorluklar ve eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların olması, bipolar tanısının güçleşmesine ve tablonun karmaşıklaşmasına neden oluyor.  Ne kadar erken yaşta tanı konup tedaviye başlanırsa, yetişkinlikteki bipolar bozukluğun şiddeti ve seyri o kadar hafif ve kontrol altına alınabilir boyutta oluyor” diyerek çocukluk ve ergenlik çağındaki bireylerin, bipolar bozukluk tedavisinde erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor. Oysa, erken yakalandığında tedavinin başarı oranları belirgin şekilde yükseliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,</strong>   düzenli yapılan testlerin erken tanıda son derece önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Basit bir kan testi ve ürolojik muayene, pek çok erkeğin yaşamını değiştirecek kadar kritik bir önem taşımaktadır.  Hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artması amaçlanmaktadır. Erken tanı için özellikle 50 yaş üstü erkeklerin, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanların ve risk grubunda olanların taramaları aksatmamaları hayat kurtarıcı bir adım olmaktadır. Özellikle risk grubundaki hastaların yakın takibi ve taranmaları hastalığın ilerlemeden saptanmasını ve tedavi edilmesini olanaklı kılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada!   </strong></p>
<p>Prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkan prostat kanseri, güncel araştırmalara göre, her 100 bin erkekten yaklaşık 35’inde görülüyor. Avrupa’da erkeklerde en sık rastlanan kanser olan prostat kanseri, kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada yer alıyor. Görülme sıklığı ise yaşlanmaya bağlı olarak artış gösteriyor. Genellikle 50 yaş üstü erkeklerde rastlanan prostat kanseri riski yaş ilerledikçe belirgin şekilde artıyor ve 65 yaş üstü erkeklerde daha yaygın görülüyor. Klinik bir çalışmaya göre; 30 yaş altındaki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 5 iken, bu oran yaşla birlikte artarak 79 yaş üstünde yüzde 59’a yükseliyor. </p>
<p><strong>Aile öyküsünde risk 2 kattan daha fazla artıyor! </strong></p>
<p>Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü, babasında prostat kanseri hikayesinin olması riski iki kattan daha fazla artırıyor. Prostat kanseri öyküsü olan bir erkek kardeş ise riski babası hasta olan erkeklerden daha fazla yükseltiyor. İlerleyen yaş ve aile öyküsünün dışında çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları da prostat kanserinin riskleri arasında yer alıyor. Örneğin, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, düşük sebze-meyve alımı, fiziksel aktivite eksikliği ve fazla kilo hormonal dengesizliklere yol açarak riski yükseltiyor. </p>
<p><strong>Başlangıçta genellikle sinsice ilerliyor</strong></p>
<p>Erken evre prostat kanseri genellikle sinsi şekilde seyrediyor. Kansere bağlı semptomların sıklıkla hastalığın doğal seyri içinde geç dönemlerde ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, şunları söylüyor: “Erken evre prostat kanseri belirtileri ve semptomları; idrarda kan görülmesi, idrarın pembe, kırmızı veya kahverenginde olması, menide kan görülmesi, daha sık idrara çıkma ihtiyacı, idrarı başlatmada güçlük, geceleri daha sık idrara çıkma ihtiyacıdır. İleri evrede ise hastaların yakınmaları farklılık gösterir. İdrar kaçırma, sırt ve kemik ağrısı, sertleşme sorunları, yorgunluk hissi, istem dışı kilo vermek, kollarda veya bacaklarda güçsüzlük bu evredeki bulgu ve belirtilerin başında gelmektedir.” </p>
<p><strong>Henüz belirti vermediği dönemde saptanabiliyor!</strong></p>
<p>Kanser erken evrede fark edildiğinde tedavi seçenekleri ve tedavi edilebilirlik oranı önemli ölçüde artıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman erken tanı için 50 yaş ve üzeri tüm erkekler ile ailesinde prostat kanseri öyküsü olan 45 yaş ve üzeri erkeklere yılda bir kez PSA kan testi ile prostat muayenesinin önerildiğini  vurgulayarak, “Bu programla hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artırılması amaçlanmaktadır” bilgisini veriyor. Prostat kanserinin genellikle kandaki prostat spesifik antijen (PSA)  testi ile erken teşhis edilebildiğini anlatan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Prostat kanserini tespit etmenin bir diğer yolu olan dijital rektal muayenede ise doktor prostat bezini muayene etmektedir. PSA ölçümünde veya muayenede şüphe varsa multiparametrik prostat MR planlanmaktadır. MR bulgularına göre şüpheli alanların varlığında MR füzyon biyopsi ile tanı konulabilmektedir. Son yıllarda multiparametrik prostat MR ile birlikte özellikle metastazı saptamakta kullanılan PSMA PET sintigrafi yöntemleri de güncel görüntüleme yöntemleri arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Robotik cerrahi güncel tedavi yöntemleri arasında</strong></p>
<p>Prostat kanseri tedavisindeki başarılı sonuçlardan da bahseden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Aktif gözetimin yanı sıra, robotik veya açık radikal prostatektomi, radyoterapi, minimal invaziv tedavi yöntemleri, hormon tedavisi ve kemoterapi de dahil olmak üzere prostat kanseri için çok çeşitli tedaviler mevcuttur” sözleriyle hastanın sağlık durumuna göre uygulanabilecek tedavi yöntemlerini sıralıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir. Riskleri ve nedenleri çok net olan akciğer kanserinin önlenebilirlik oranı da çok yüksektir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, hastalığın büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ve erken tanının hayat kurtardığını vurguladı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Hastaların Yarısı İleri Evrede Tanı Alıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyon kişinin akciğer kanseri tanısı aldığını ve 1,8 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı; “Rakamlar, akciğer kanserini hem en sık görülen hem de en ölümcül kanser türü konumuna getiriyor. Türkiye’de yıllık 31 bin yeni vaka ve 25 bin ölüm ile yaygın ve yüksek ölümcüllüğü olan bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Akciğer kanserinin, erkeklerde görülme olasılığı yüz binde 55,9, kadınlarda yüz binde 11,2 olarak bildiriliyor. Türkiye’de akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %25-30’u yakın lenf nodlarına yayılım olduğunda, %50-55’i ise uzak organlara yayılım olduğunda tanılanabiliyor. Yani, ortalama %80-85’i ileri evrede tanılanan akciğer kanseri vakalarında erken teşhis oranları oldukça düşük. Bu da tedavinin başarısını ve sağ kalımı büyük ölçüde azaltıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, risk gruplarına yönelik bilinçlendirme ve tarama programlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Türkiye’de, Erkek Hastalarda Görülen Akciğer Kanserinin Büyük Çoğunluğu Tütün ile İlişkili”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin risk ve nedenlerine değinen Balcı; “Sigara ve tütün ürünleri en büyük tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Akciğer kanserinin %85–90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Türkiye’de, erkeklerde görülen vakaların büyük çoğunluğunun tütünle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Elektronik sigara, nargile, puro ve pipo da aynı derecede risk taşıyor. Görünmeyen risk olarak karşımıza çıkan pasif içicilik durumunda ise ev, iş yeri veya kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini ciddi biçimde artırıyor. Çocuklar ve kadınlar bu riskten daha fazla etkileniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Büyük şehirlerde artan hava kirliliği, akciğer dokusuna zarar vererek kanser gelişimine zemin hazırlıyor. Asbest, radon, dizel egzozu, ağır metaller ve kimyasal dumanlara mesleki maruziyet; madenciler, sanayi işçileri ve inşaat çalışanları başta olmak üzere birçok meslek grubunda hastalık riskini artırıyor. KOAH gibi hastalıklar ve ailede akciğer kanseri öyküsü de risk oluşturuyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akciğer Kanseri Riskini Azaltmanın Püf Noktaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Balcı, akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilen ve erken tanı ile hasta hayatının kurtarılabilir olduğunu dile getirerek alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı; “Sigaranın bırakılması en etkili koruyucu yöntemdir. Sigara bırakıldıktan sonra ilk yılda risk belirgin şekilde azalır, 10–15 yıl içinde risk, hiç sigara içmemiş kişiye yakın seviyeye düşebilir. Bu konuda ülkemizde Ulusal Sigara Bırakma Poliklinikleri ücretsiz destek sunuyor. Pasif içicilikten korunulması, ev ve iş yerlerinde tamamen dumansız alan oluşturulması, çocukların ve hassas grupların korunması açısından kritik önem taşıyor. Hava kalitesi uyarılarının takip edilmesi, gerekli günlerde maske kullanımı, kentsel temizlik ve çevre politikalarının desteklenmesi riskleri azaltıyor. Yüksek riskli sektörlerde çalışanların koruyucu ekipman kullanması, ortam havalandırmasının iyileştirilmesi ve düzenli sağlık taramaları hayati önem taşıyor.  Özellikle uzun süre sigara içmiş 50 yaş üzeri yüksek riskli bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi ile tarama öneriliyor. Nitekim, erken evrede yakalanılan akciğer kanserinde, 5 yıllık sağ kalım oranı %60’ın üzerine çıkabiliyor. Düzenli egzersiz, sebze-meyve ağırlıklı beslenme ve hava kalitesine dikkat etmek, riski azaltan diğer önemli faktörlerdir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı, Hayat Kurtarır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin dünyada ve Türkiye’de en ölümcül kanser türü olmaya devam ettiğine değinen Balcı; “Hastalığın nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebildiği gibi erken tanı tedavi şansını önemli düzeyde artırıyor. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında atılacak adımlardan olan sigarayı bırakma, riskli bireylerin taranması, toplumların bilinçlendirilmesi faaliyetleri ile binlerce kişinin kaderi değiştirilebilir” diyerek erken tanının, yaşam süresini uzatmanın ve tedavinin başarısını artırmanın en önemli adımı olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de ağız ve diş sağlığı güncel bilim ışığında konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-agiz-ve-dis-sagligi-guncel-bilim-isiginda-konusuldu-594234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 10:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[işığında]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, Bilim İletişimi Koordinatörlüğü Bilim Kafe Etkinlikleri kapsamında “Güncel Bilim Işığında Ağız ve Diş Sağlığı” başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-agiz-ve-dis-sagligi-guncel-bilim-isiginda-konusuldu-594234">EÜ&#8217;de ağız ve diş sağlığı güncel bilim ışığında konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, Bilim İletişimi Koordinatörlüğü Bilim Kafe Etkinlikleri kapsamında “Güncel Bilim Işığında Ağız ve Diş Sağlığı” başlıklı konferansa ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Etkinlikte, Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cemal Akay, “Kötü Alışkanlıkların Bedeli: Ağız Kanserleri ile Yüzleşme” başlıklı sunumuyla ağız kanserlerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Demirbaş ise “Diş Çürüğünden Ne Kadar Korunabiliriz?” başlıklı konuşmasında çürükten korunma yollarını anlattı. “Ortodontiyle Sağlıklı Gülüşler: Çocuklukta Başlayan Yolculuk” sunumuyla ortodontik tedavinin önemine değinen Ortodonti Anabilim Dalı Arş. Gör. Hüdai Ayçiçek, erken farkındalığın önemini vurguladı.</p>
<p>Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Arş. Gör. Büşra Şen ise “Diş Hekimliği Açısından Osteoporoz” başlıklı sunumuyla osteoporozun ağız ve diş sağlığıyla ilişkisine dair güncel bilgiler paylaştı. Diş Hekimliği Fakültesi Seminer Salonunda düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Kariyer Planlanama Koordinatörü Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu üstlendi.</p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan EÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Tijen Pamir, etkinliğin koordine edilmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek verimli bir konferans olmasını diledi.</p>
<p><b> “Sigara, geri dönülmez hasarlı bir bağımlılıktır”</b></p>
<p>Sunumunda sigaranın ağız sağlığı açısından zararlarına değinen Prof. Dr. Cemal Akay, “Günümüzde sigara, alkol ve diğer zararlı maddelerin kullanım yaşı maalesef ortaokullara kadar düşmüş durumda ve bu da ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl 8 milyon kişi sigara nedeniyle hayatını kaybederken, ülkemizde her gün yaklaşık 300 vatandaşımızı bu yüzden yitiriyoruz. Sigaranın içinde 4 binden fazla toksik ve kanserojen madde bulunuyor; bunlar ağızdan akciğere kadar tüm organlarda ciddi tahribata yol açıyor. Özellikle damar yapısını bozarak kalp krizi riskini artırıyor, akciğer ve mesane başta olmak üzere birçok kanser türüne neden oluyor. Kısırlık, ağız ve diş sağlığı sorunları, tat ve koku kaybı, solunum problemleri gibi etkiler de oldukça yaygın. Özetle, sigara tüm vücut sistemlerini etkileyen, geri dönüşü zor hasarlar bırakan son derece tehlikeli bir bağımlılık maddesidir” dedi.</p>
<p><b>“Her çürük farklıdır; koruma kişiye ve sürekliliğe bağlıdır”</b></p>
<p>Diş çürüğünün kişiye göre değişen, tamamen yok edilemeyen ama kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşegül Demirbaş “Hastalık yoktur, hasta vardır; çürük de böyledir. Çürüğün önlenebilir olduğunu biliyoruz ama tamamen yok olmuyor. Yıllar önce Hollanda’daki ACTA’yı ziyaret ettiğimizde, çürük insidansı çok düşük bir ülkede olmalarına rağmen dünyanın en iyi diş hekimliği fakültesini kurduklarını gördük. Beslenme alışkanlıkları, peynir tüketimi ve genetik yapıları çürüğü azaltmış olsa da, koruyucu uygulamaları gevşettiklerinde oranların yeniden yükseldiğini kendileri söyledi. Bu bize şunu gösteriyor: Diş çürüğü tek tip değildir ve herkesin çürüğü farklıdır; bu nedenle mücadele sürekli ve kişiye özel olmalıdır. Çürük, mikroorganizmalar, uygun diş yüzeyi, besin kaynağı ve zamanın bir araya gelmesiyle oluşur. Plak temizlenmez, ağız kuru kalır ya da gece dişler fırçalanmadan yatılırsa mikroplar hızla çoğalır. Bu yüzden doğru bilgi, düzenli bakım ve etkili temizlik çürüğün önlenmesinde vazgeçilmezdir” diye konuştu.</p>
<p><b>“Erken farkındalık ve müdahale, zor tedavileri önler”</b></p>
<p>Erken önlemlerin ve kötü alışkanlıkların düzeltilmesinin, ilerideki ortodontik sorunları önlediğinden bahseden Arş. Gör. Hüdai Ayçiçek ise “Ortodonti, halk arasında tel ya da şeffaf plak tedavisi olarak bilinen ve dişlerle çenelerin doğru hizalanmasını amaçlayan bir branş. Çocuklukta başlayan yolculuk dememin sebebi ise yetişkinlikte gördüğümüz birçok ortodontik problemin temelinin çocukluk dönemindeki alışkanlıklar ve erken diş kayıpları olduğunu bilmemiz. Bu nedenle koruyucu ve durdurucu ortodonti çok önemlidir. Koruyucu ortodonti; ağız hijyeninin kazanılması, çürüklerin ve erken süt dişi kayıplarının önlenmesi, fissür örtücü ve flor uygulamaları gibi sorun ortaya çıkmadan yapılan müdahaleleri içerir. Durdurucu ortodonti ise başlamış problemlerin ilerlemesini engeller; zararlı alışkanlıkların tespiti, erken diş kayıplarında yer tutucuların uygulanması ve çene bozukluklarının erken teşhis edilmesi gibi. Özellikle parmak emme, dudak ısırma, uzun süreli biberon kullanımı, dil itimi gibi kötü ağız alışkanlıkları; süre, sıklık ve şiddet faktörlerine bağlı olarak dişlerin ve çenenin yapısını bozabilir. Bu nedenle erken farkındalık, ailelerin bilinçlenmesi ve erken müdahale, gelecekte daha zor tedavilerin önüne geçmek için kritik önem taşır” dedi.</p>
<p><b>“Osteoporozda erken tanı yaşam kalitesini korur”</b></p>
<p>Osteoporoz hakkında genel bilgiler anlatan Arş. Gör.  Büşra Şen, “Osteoporoz, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen ve kemiğin hem miktarının hem de yoğunluğunun azalmasıyla karakterize bir hastalıktır; bu durum kemikleri güçsüz ve kırılgan hâle getirir. Özellikle omurga ve kalça kemiklerinde sık görülür, sırt ve bel ağrısı, boy kısalması ve kamburlaşma gibi belirtiler ortaya çıkabilir, ancak çoğu zaman sessiz ilerler. Küçük darbeler veya düşmeler ciddi kırıklara yol açabilir. Yaş, menopoz sonrası dönem, genetik faktörler, yetersiz beslenme ve hareketsizlik riski artırır; erkekler de osteoporoza yakalanabilir. Tanıda kemik yoğunluk ölçümleri temel rol oynar ve risk grubuna göre düzenli takip gerekir. Bu nedenle osteoporozun erken fark edilmesi ve önlem alınması, yaşam kalitesini korumak açısından çok önemlidir” diye konuştu.</p>
<p>Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Öğr. Gör. Ebru Kalyoncu ise “Yükseköğretim Kurulu tarafından Türkiye’deki tüm üniversitelerde Bilim İletişim Ofisleri kuruldu. Bu ofislerin amacı, üniversitelerde üretilen bilgi ve birikimi toplumla buluşturmak, bilimi herkes için erişilebilir ve anlaşılır kılmaktır. Biz de üniversitemizde yürüttüğümüz çalışmalarla bilimin toplumun her kesimi tarafından anlaşılabildiği, sorgulanabildiği ve katkı sağlanabildiği bir ortam oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-agiz-ve-dis-sagligi-guncel-bilim-isiginda-konusuldu-594234">EÜ&#8217;de ağız ve diş sağlığı güncel bilim ışığında konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Piyano Festivali&#8217;nde gişe biletleri satışta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/piyano-festivalinde-gise-biletleri-satista-594040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2025 16:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[antalya]]></category>
		<category><![CDATA[bilet]]></category>
		<category><![CDATA[biletler]]></category>
		<category><![CDATA[biletleri]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[gişe]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[piyano]]></category>
		<category><![CDATA[Piyano Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[satışta]]></category>
		<category><![CDATA[sene]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 25. si düzenlenen Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nin gişe biletleri, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) satışa çıktı. Biletler ilk günden yoğun ilgi gördü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/piyano-festivalinde-gise-biletleri-satista-594040">Piyano Festivali&#8217;nde gişe biletleri satışta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde bu yıl 25. si düzenlenen Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nin gişe biletleri, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) satışa çıktı. Biletler ilk günden yoğun ilgi gördü. </span></span></p>
<p><span><span>Düzenlediği çeşitli sanat etkinlikleri ve festivallerle, kentin kültür sanat hayatına önemli katkılar sunan Antalya Büyükşehir Belediyesi, bu yıl Antalya Piyano Festivali’nin 25’incisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 27 Kasım-13 Aralık tarihleri arasında AKM’de dünyaca ünlü birçok sanatçının sanatseverlerle buluşacağı festivalin gişe biletleri satışa çıktı. AKM’de satışa sunulan biletlere vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. </span></span></p>
<p><span><span>BİLETLERE YOĞUN TALEP VAR</span></span></p>
<p><span><span>Sabahın erken saatlerinde bilet almak için uzun kuyruklar oluşturan vatandaşlar, biletlerine kavuştuktan sonra büyük sevinç yaşadı. Festivalin internet bilet satışı geçtiğimiz günlerde başlamış, biletler dakikalar içerisinde tükenmişti. Satışlar resmi olarak 13 Aralık’a kadar sürecek olsa da yoğun talep dolayısıyla biletlerin kısa sürede tükenmesi bekleniyor. </span></span></p>
<p><span><span>DÜNYACA ÜNLÜ YILDIZLAR SAHNE ALACAK</span></span></p>
<p><span><span>Klasik müzik, caz ve Flamenko alanlarında birçok yıldız ismin Antalyalılarla buluşacağı festivalin açılış gecesinde Cem Adrian ve Antalya Devlet Senfoni Orkestrası sahne alacak. Festival boyunca da Gökhan Aybulus, Jamal Aliyev Ece Dağıstan, Mavi Siyah, İsmail Baha Sürelsan Konservatuvarı Genç Yetenekleri, Barış Büyükyıldırım ve Igudesman-Joo gibi önemli isimler performans sergileyecekler. </span></span></p>
<p><span><span>“BÜYÜKŞEHİR KALİTEYİ VATANDAŞLA BULUŞTURUYOR”</span></span></p>
<p><span><span>Bilet alabilmek için sabah erken saatlerde sıraya giren Murat Eğri, “Festivale bu yıl da çok iyi sanatçılar gelecek. Her sene olduğu gibi talep yüksek. Etkinliği her sene takip ediyoruz. Herkes tarafından sevilen bir sanatçıyla açılış yapacağız. Ailecek konserlerin hepsine katılmak istiyoruz. Belediyemizin böylesine güzel bir organizasyonu vatandaşla buluşturması çok güzel. Altın Portakal gibi önemli bir festivalin üstüne </span></span></p>
<p><span><span>bir de piyano festivali var. Piyano Festivali de belediyemiz sayesinde bir marka değeri oldu. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne çok teşekkür ederiz bu festival için” dedi. </span></span></p>
<p><span><span>“SON YILLARDAKİ ETKİNLİKLER ÇOK BAŞARILIYDI”</span></span></p>
<p><span><span>Gonca Özen ise, “Bu festivale her sene katılmaya çalışıyorum ve her sene aynı heyecanla geliyoruz. Uluslararası ve yerli birçok sanatçıyı görmek bizim için çok keyifli oluyor. Sanatla vakit geçirmek harika bir şey. Geçen sene ve son yıllardaki etkinlikler çok başarılıydı. Eminim ki bu sene de öyle olacak” diye konuştu. </span></span></p>
<p><span><span>VATANDAŞ ERKEN SAATLERDE KUYRUĞA GİRDİ</span></span></p>
<p><span><span>15 yıldır piyano festivalini takip eden Nihal Holoğlu da bilet alabilmek için erken saatlerde kuyruğa girdiğini söyledi. Güzel bir festival olmasını dileyen Holoğlu, tüm konserleri izlemek istediğini belirtti. İnternette biletler hemen tükendiğini söyleyen Nuray Zengin Mavi de gişeden bilet almak için erken saatlerde sıraya girdiğini belirterek, “Heyecanla bekliyoruz. Bu festivali çok seviyoruz. Büyükşehir Belediyesi’ne de bu organizasyon için çok teşekkür ederiz” dedi.</span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/piyano-festivalinde-gise-biletleri-satista-594040">Piyano Festivali&#8217;nde gişe biletleri satışta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 07:58:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarında]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıkları büyük ölçüde kültürel normlarla şekilleniyor</strong></p>
<p>Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin, psikoloji ve antropoloji literatüründe önemli bir araştırma alanı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Çeşitli kültürlerde beslenme alışkanlıkları ve yemekle ilgili sosyal pratikler büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillenir.” dedi.</p>
<p>Türk kültüründe aile ve arkadaşlarla birlikte yemek yemenin önemli bir sosyal etkinlik olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bol yiyecek sunulması ve bereket vurgusu yaygındır. Buna karşın Kuzey Avrupa kültürlerinde daha minimalist ve işlevsel bir yemek anlayışı görülür. Yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışlar, bu kültürel kodlardan etkilenebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bulimia nervoza, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla ciddi sonuçlara yol açabilir!</strong></p>
<p>Bulimia nervozanın, kontrol edilemeyen yeme krizleriyle başlayan ve bu davranışı telafi etmek için kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz ya da katı diyetler gibi yöntemlerin uygulandığı bir yeme bozukluğu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bireyler genellikle suçluluk, utanç ve yoğun kilo alma kaygısı yaşarlar. Fiziksel olarak normal kilo aralığında olsalar bile bu kaygı devam eder ve davranışlar çoğunlukla gizli gerçekleşir. Tedavi edilmediğinde hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bulimia Nervoza ve Anoreksiya Nervoza arasındaki farklara ve benzerliklere değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi: </p>
<p>“Bulimia nervoza; hızlı ve kontrolsüz yeme, ardından telafi edici davranışlar ile karakterize edilir. Bu kişiler genellikle normal kilo aralığındadır. Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür. Tedavi edilmediğinde depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon gibi sorunlara neden olabilir.”</p>
<p><strong>Güzellik baskısı gençlerde yeme bozukluklarına yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Toplumsal normların, medya etkisinin ve kişisel özgüvenin, insanların dış görünüşe verdiği önemi belirlediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Güzellik standartlarının yarattığı baskı, özellikle gençlerde beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarına zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluklarının genetik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Erken teşhis, semptomların şiddetlenmesini önlemek ve ciddi komplikasyonları engellemek açısından kritiktir. Psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve diğer uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip, hem fiziksel hem ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olur. Komorbid durumların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir; düzenli takip ve profesyonel destek önemli!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarıyla mücadelede bireyin kendi sağlık durumunu anlaması ve ihtiyaç duyduğunda profesyonel yardım almasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Erken müdahale, uzun vadeli sorunların önüne geçebilir.” dedi.</p>
<p>Teşhisin genellikle bir psikiyatrist tarafından konduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Fiziksel muayene, kan testleri, elektrolit ölçümleri ve gerekirse görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Psikiyatrik değerlendirme ve yeme davranışının gözlemlenmesi teşhisin temel aşamalarıdır. Medikal tedavi, çeşitli psikoterapi yöntemleri ve diyetisyen desteği tedavinin temel bileşenleridir. Uygulanan yöntem bireyin ihtiyacına göre belirlenir. Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve profesyonel destek önemlidir. Hastanın kendi durumunu izlemesi ve gerektiğinde yardım alması nüks riskini azaltır. Multidisipliner ekip, tedavinin kişiye özel ve etkili ilerlemesini sağlar. Ekip çalışması hem fiziksel hem psikolojik açıdan bütünsel bir yaklaşım sunar.”</p>
<p><strong>Belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı!</strong></p>
<p>Ailelerin destekleyici, baskıcı olmayan bir tutum sergilemesinin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Mevcut yeme rutinlerinin aşırı şekilde değiştirilmemesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stresin azaltılması iyileşme sürecine katkı sağlar. Ailenin hastalık belirtilerini tanıması ve profesyonel yardım aramada destek olması kritik önem taşır.” dedi.</p>
<p>Partnerlerin, kısıtlayıcı tutumlardan kaçınarak, belirtileri fark ederek ve duygusal destek sunarak tedavi sürecine olumlu katkıda bulunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Yeme bozuklukları ciddi tıbbi sorunlara yol açabileceği için belirtileri fark eden bireylerin en kısa sürede bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaları önerilir. Tedavi süreci sabır gerektirir ve yakın desteği iyileşmenin önemli bir parçasıdır.” uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de &#8220;Yeni Sana Nefes Ol&#8221; projesiyle akciğer kanserine dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-yeni-sana-nefes-ol-projesiyle-akciger-kanserine-dikkat-cekildi-592996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[ol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[projesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[sana]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi, Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Türk Akciğer Kanseri Derneği işbirliğiyle, 1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında “Yeni Sana Nefes Ol” başlıklı sosyal sorumluluk projesi hayata geçirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-yeni-sana-nefes-ol-projesiyle-akciger-kanserine-dikkat-cekildi-592996">EÜ&#8217;de &#8220;Yeni Sana Nefes Ol&#8221; projesiyle akciğer kanserine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi, Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Türk Akciğer Kanseri Derneği işbirliğiyle, 1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında “Yeni Sana Nefes Ol” başlıklı sosyal sorumluluk projesi hayata geçirildi.</p>
<p>Etkinlik, Ege Üniversitesi Kampüsü 1 No’lu Yemekhane önünde gerçekleştirildi. Hemşirelik Fakültesi Topluma Hizmet Uygulamaları dersi kapsamında, danışmanlığını Hemşirelik Fakültesi Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Kalkım’ın yürüttüğü proje çerçevesinde öğrenciler, akciğer kanserinin önlenmesi ve erken teşhisin kritik önemi hakkında bilgilendirme yaptı. Program kapsamında kurulan stantta sağlık profesyonelleri tarafından hazırlanan, akciğer kanseri riskleri ve erken tanıya yönelik uyarıları içeren kitap ve broşürler üniversite öğrencilerine, akademik ve idari personele dağıtıldı. Farkındalık oluşturmak amacıyla katılımcılara beyaz kurdeleler takıldı.</p>
<p><b>“Akciğer kanserinde erken teşhis büyük önem taşır”</b></p>
<p>Akciğer kanserinde tedaviden önce, sigara ve tütün kullanımını azaltarak toplumu korumanın en önemli adım olduğunu belirten Doç. Dr. Aslı Kalkım, “Akciğer kanseri, dünya genelinde erkeklerde en sık, kadınlarda ise ikinci sıklıkta görülen kanser türüdür ve kanser kaynaklı ölümler arasında ilk sırada yer almaktadır. Bu hastalıkta en önemli risk faktörü sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanılmasıdır. Bu nedenle akciğer kanserini tedavi etmekten daha öncelikli konu, sigara ve tüm tütün ürünlerinin kullanımını azaltarak toplumu bu hastalıktan korumaktır. Akciğer kanserinde erken teşhis büyük önem taşır. Geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük, öksürürken kan ya da kanlı balgam çıkarmak, nefes alırken, öksürürken veya gülerken artan göğüs ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, ses kısıklığı, nefes darlığı ile tekrarlayan ya da geçmeyen bronşit ve zatürre gibi enfeksiyonlar akciğer kanserinin en önemli belirtileridir. Toplumsal ve bireysel farkındalığın artmasıyla akciğer kanseri sıklığının azaltılabileceğini ve hastalığın erken dönemde tespit edilebileceğini unutmamak gerekir” dedi.</p>
<p>Proje ekibinde danışman Doç. Dr. Aslı Kalkım’ın yanı sıra, Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Vekili Doç. Dr. Fatma Sert, Hemşirelik Fakültesi İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Emine Karaman ve Hemşirelik Fakültesi 1. sınıf öğrencileri yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-yeni-sana-nefes-ol-projesiyle-akciger-kanserine-dikkat-cekildi-592996">EÜ&#8217;de &#8220;Yeni Sana Nefes Ol&#8221; projesiyle akciğer kanserine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[biçimde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı. Nefes darlığı, öksürük ve balgam gibi şikâyetlerle kendini gösteren KOAH’ın, erken dönemde fark edilmediğinde yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürebildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH’lı hastalar genellikle bu semptomları sigara kullanımına veya yaşlanmaya bağlayarak doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı, tedavi başarısını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor” dedi.</strong></p>
<p>KOAH’ın tanısında solunum fonksiyon testlerinin (nefes testleri) belirleyici olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bu testler sayesinde hastalığın evresi ve akciğer kapasitesindeki kayıp net biçimde ortaya çıkar. Tedavide sigarayı bırakmaya yönelik medikal destekler, düzenli egzersiz ve solunum rehabilitasyonu büyük önem taşır. Ayrıca grip ve zatürre aşıları, oksijen tedavisi ve ileri evrelerde yapılan bazı özel akciğer girişimleri sayesinde hastaların nefes alma konforu ve günlük yaşamı belirgin biçimde iyileştirilebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hastalık hâlâ yanlış tanı ve eksik tedaviyle mücadele ediyor</strong></p>
<p>KOAH’ın gerek toplumda gerekse bazı hekimler arasında yeterince tanınmadığı için çoğu zaman doğru biçimde teşhis edilemediğini ve bu nedenle eksik ya da hatalı tedavi yaklaşımlarına maruz kalabildiğini belirten Doç. Dr. Çalışkan, “Oysa hastalığın erken evrede doğru biçimde tanımlanması, toplum sağlığı açısından son derece önemli. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, genellikle tütün ürünlerinin kullanımı veya zararlı gaz ve partiküllere uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkar. Ancak doğru tedbirlerle büyük ölçüde önlenebilir ve erken tanı ile kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğu unutulmamalı” dedi.</p>
<p><strong>Soba dumanına maruz kalmak KOAH riskini artırıyor</strong></p>
<p>Hastalığın uzun yıllar boyunca erkeklerde daha sık görüldüğünün düşünüldüğünü ancak son dönemde yapılan araştırmaların, KOAH’ın kadın ve erkeklerde neredeyse eşit oranda ortaya çıktığını gösterdiğini belirten Çalışkan, “Hatta artık kadınların sigara dumanının zararlı etkilerine karşı daha hassas oldukları biliniyor. Sigara, puro ve nargile gibi tütün ürünlerinin kullanımı, mesleki olarak; toz, duman veya kimyasal maddelere maruz kalmak, evde odun ya da saman gibi biyomas yakıtlarla ısınmak veya yemek pişirmek ve genetik yatkınlık, bu akciğer hastalığına yakalanma riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 bebekten 1&#8217;i dünyaya erken geliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-bebekten-1i-dunyaya-erken-geliyor-592174</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:37:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebekten]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prematüre]]></category>
		<category><![CDATA[Prematüre Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[Yenidoğan Yoğun Bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prematüre doğum dünya genelinde ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-bebekten-1i-dunyaya-erken-geliyor-592174">Her 10 bebekten 1&#8217;i dünyaya erken geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prematüre doğum dünya genelinde ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Yenidoğan bebek ölümlerinin yanı sıra uzun vadeli sağlık sorunlarının başlıca nedenlerinden biri olan prematüre doğumlar, aynı zamanda aileleri, toplumu ve ekonomiyi etkileyen çok yönlü sonuçlara neden olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada tüm doğumların yaklaşık yüzde 10’u preterm doğum olarak gerçekleşiyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi </strong><strong>Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Sorumlu Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, </strong>dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon bebeğin vaktinden önce dünyaya geldiğine dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı verileri de ülkemizde prematüre doğum oranının yüzde 10-12 arasında seyrettiğini ortaya koymaktadır. Buna göre, Türkiye’de her yıl 130-150 bin bebek prematüre olarak dünyaya gözlerini açmaktadır” diyor. Yürekleri ferahlatan haber ise geçmişte yaşama şansı çok düşük kabul edilen prematüre bebeklerin artık çok daha yüksek bir oranda hayata tutunabilmeleri.  <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz</strong> <strong>Toygar,</strong> prematüre bebeğin sağlıklı bir şekilde yaşatılmasının çok büyük bir emek, sabır ve incelik isteyen oldukça uzun bir süreç olduğunu belirterek, “Bu süreçte en önemli kilometre taşları gelişmiş bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinin yanı sıra bilgili, tecrübeli, kalplerinde insan ve bebek sevgisi, şefkat, merhamet, sabır, dikkat, özen ve fedakarlık hissi olan hekimler, hemşireler ve yardımcı sağlık personelidir. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra özellikle 3 yaşına kadar olan dönem çok önemli olup, anne ve babanın işbirliği, bakımı, ilgisi ve sevgisi prematüre bebeklerin sağlıklı çocuklar olarak büyümeleri için çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>En önemli nedeni riskli gebelik! </strong></p>
<p>Normal gebelik süresi 37-42 hafta arasında oluyor. Gebeliğin 22. haftası ile 37. haftasından önce doğan bebekler “prematüre bebek” olarak adlandırılıyor. Prematüre doğumların en önemli nedeni ise yüksek riskli gebelikler. Annenin küçük ya da ileri yaşta olması, sık gebelik ve doğum, yetersiz beslenme, yetersiz gebelik izlemi, çoğul gebelikler, enfeksiyonlar, kronik veya gebelikte ortaya çıkan hastalıklar (hipertansiyon, preeklampsi, diyabet vb.) tütün ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı gibi etkenler de prematüre doğum riskini arttırıyor. </p>
<p><strong>Yaşam oranlarında belirgin artış görülüyor</strong></p>
<p>Dünyada ve ülkemizde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın bir yandalı olan Neonatoloji (yenidoğan sağlığı ve hastalıkları) alanında yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler prematüre bebeklerin yaşama şansını belirgin şekilde artırıyor. Neonatologların sayılarının artması, ülke genelinde fizik-teknik ve personel altyapısının çoğalması, gelişmiş yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin kurulması ve daha pek çok etken, prematüre bebeklerde yaşama şansını yükselten etkenleri oluşturuyor. Türk Neonatoloji Derneği’nin her yıl ülkemizde yaklaşık 60 hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesi verileriyle yaptığı istatistiklere göre; 2024 yılında  prematüre bebeklerde yaşama oranlarında dikkat çeken artışlar kaydedildi. </p>
<p><strong>Gebelik haftasına göre yaşama oranları</strong></p>
<p>Aşağıdaki veriler, gebelik haftası arttıkça yaşam şansının oldukça yükseldiğini ortaya koyuyor.</p>
<ul>
<li>22-24 hafta: Yüzde 31  </li>
<li>25-26 hafta: Yüzde 64 </li>
<li>27-28 hafta: Yüzde 82</li>
</ul>
<p><strong>Doğum ağırlığına göre yaşama oranları </strong></p>
<p>Özellikle 1000 gram üzerindeki bebeklerde yaşama oranlarının yüzde 94’e ulaşması, yenidoğan bakımındaki ilerlemelerin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.</p>
<ul>
<li>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-bebekten-1i-dunyaya-erken-geliyor-592174">Her 10 bebekten 1&#8217;i dünyaya erken geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[ciğerlerin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ini]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[röntgeni]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasının yanı sıra erken evrede belirti vermemesi nedeniyle tanısı gecikebilen hastalıklardan biri. Uzun süreli öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi semptomlarla kendini gösterebilen bu hastalıkta erken tanının tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Akciğer kanserinde erken evre tanı, tedavi planının zamanında oluşturulmasını ve hastalığın kontrol altına alınmasını sağlar. Bu nedenle özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir” dedi</strong></p>
<p>Akciğer kanseri tanısında hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve uygun görüntüleme yöntemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Çalışkan, “Göğüs hastalıkları polikliniklerinde şikâyeti olan hastalara genellikle akciğer röntgeni çekiliyor ancak bu yöntemle akciğerlerin yalnızca yüzde 70-75’i görüntülenebiliyor. Bu nedenle kanser şüphesi olan durumlarda bilgisayarlı tomografiyle detaylı inceleme yapılması büyük önem taşıyor. Hızlı ilerleyen bu hastalıkta tanının gecikmeden konulması ve doğru biyopsi yönteminin seçilmesi, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Düşük radyasyonla erken tanı mümkün</strong></p>
<p>Akciğer kanseri taramasında erken tanı için düşük doz akciğer tomografisinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Düşük doz tomografi, normal tomografiye göre çok daha az radyasyon içerir ancak küçük kitleleri saptamada etkilidir. 50-80 yaş aralığında ve 20 paket-yıl sigara geçmişi olan kişilerin her yıl bu yöntemle tarama yaptırması gerekir -son 15 yıldır sigara içmiyor olsa bile- Bir yıl boyunca günde bir paket sigara içmek bir paket yıl olarak kabul edilir. Taramalar, kişinin yaşam beklentisini sınırlayan ciddi bir hastalığı varsa veya 81 yaşına geldiyse sonlandırılabilir” dedi.</p>
<p><strong>PET-BT’de görülen her kitle kanser değil</strong></p>
<p>PET-BT taramasına giren birçok kişinin sonucu beklerken endişelendiğini ve kendilerini hemen kanser olmuş gibi hissettiklerini sözlerine ekleyen Çalışkan, “PET-BT, vücutta olağandışı bir hücre hareketi olup olmadığını gösteren bir yöntemdir ancak tek başına kanser tanısı koymaz. Bazen enfeksiyonlar veya iltihaplar da PET-BT’de kanser gibi görünebilir. Özellikle zatürre, tüberküloz ya da mantar enfeksiyonları iyi huylu kitlelere neden olabilir. Böyle durumlarda genellikle önce enfeksiyon tedavisi uygulanır, ardından tomografiyle yeniden kontrol yapılır. Kesin tanı ise biyopsiyle, yani dokudan örnek alınarak konur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-rontgeni-cigerlerin-yalnizca-yuzde-70ini-gosteriyor-591463">Akciğer röntgeni ciğerlerin yalnızca yüzde 70&#8217;ini gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 11:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin Meme Kanseri Farkındalık ayı dolayısıyla düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği Medicana International İzmir Hastanesi’nin uzman hekimleriyle gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123">Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin Meme Kanseri Farkındalık ayı dolayısıyla düzenlediği Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği Medicana International İzmir Hastanesi’nin uzman hekimleriyle gerçekleştirildi. Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Gülcan Bulut ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener, Konaklı yüzlerce kadına meme kanseri hakkında bilgi verdi.</b></p>
<p>Konak Belediyesi, ekim ayı süresince meme kanserine karşı dikkat çeken farkındalık çalışmalarını Medicana International İzmir Hastanesi işbirliğiyle tamamladı. Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri’nin kapanış etkinliği olan söyleşide Medicana International İzmir Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Gülcan Bulut ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener tarafından yüzlerce kadına meme kanserine karşı koruyucu ve önleyici yöntemler hakkında bilgi verildi. Uzman hekimlerin sunumlarının ardından katılımcılarla soru cevap bölümüne geçildi. Seminer sonunda Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Orçun Doryan, hekimlere teşekkür belgelerini takdim etti.</p>
<h3><b>Yaşam tarzınızı iyileştirin</b></h3>
<p>Meme kanserine karşı yapılan farkındalık çalışmaları sayesinde kanseri erken evrede yakalama oranının artığına ve bu nedenle farkındalık kampanyalarının çok kıymetli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Meme kanseri sayısı artsa da erken evre yakalama oranımız da artış gösteriyor. Kadınlar arasında görülen en sık kanser tipi meme kanseri. Ancak aynı zamanda ölüm oranı düşük olan bir kanser türü. Dünyada her 8 kadından 1’inde görülüyor ama ülkemizde bu oran 6 kadından 1’i olarak. Çoğu hasta 50 yaşlarında. Her 100 erkekten 1’inde de meme kanserigörülebiliyor” sözlerini kaydetti. Meme kanserinin belirtilerini aktaran Doç. Dr. Gülcan Bulut, “Hastaların yüzde 90’ı ele gelen kitle nedeniyle hekime başvuruyor. O nedenle kadınların ele gelen kitleyi tanıması çok önemli. Özellikle meme başında kızarıklık ve döküntüler görülüyorsa buna da dikkat etmek gerekir. Bunların fark edilebilmesi için kendi kendine muayeneyi ısrarla öneriyoruz. Her ay adet sonrası ya da menopozdaysa kadın her ay belli bir gün meme dokusunu kontrol etmesi gerekiyor. Tarama yaşı da çok tartışılıyor. 20-40 yaş arasında 2-3 yılda bir, 40 yaşından sonra da yıllık meme muayenesi yani doktora giderek muayene önemli. Meme kanseri tedavisi hem evre hem de moleküler alt tipine göre yapılıyor. O nedenle erken teşhis hayat kurtarıyor. Yaşam tarzınızı değiştirmelisiniz. Beslenmek, Akdeniz Tipi beslenme bilinen en iyi kanser diyetidir. Egzersiz spor ya da fiziksel aktivite çok önemli. Sigara ve alkolden uzak durmak gerekiyor. D vitamini seviyelerini normal tutmamız çok önemli” mesajını verdi.</p>
<h3><b>Kişi kendi meme dokusunu tanımalı</b></h3>
<p>Meme kanserine karşı tıbbın eskisine nazaran daha güçlü bir noktada olduğunu aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Onur Özener, meme kanserine karşı iyileşmenin daha başarılı olması için erken tanının önemli olduğunu ve erken tanı için de düzenli kontrollerin çok kıymetli olduğunu vurguladı. Op. Dr. Onur Özener, “Eve giderken aklımızda kalması gereken tek şey ‘tarama’. Bu taramanın da iki taraflı olması gerekiyor. Kadın bireylerin bu işe benim bir organım var bu organa ‘ben 8 kadından 1’inde oluşabilecek hastalığın tanısı için taramalarımı yaptırmalıyım’ diyerek bakması gerekiyor. Her kadının meme dokusu diğerlerinden farklı olduğu gibi, iki meme de birbirinin aynısı değildir. O yüzden kişinin kendi kendine muayene yapması, kendi meme dokusunu tanıması ve değişiklikleri erkenden farketmesi açısından önemli” ifadelerini kullandı. Öte yandan meme kanserindeki belirtilere değinen Op. Dr. Onur Özener, sözlerini şöyle tamamladı: “Meme kanseri kendini ilk olarak ciltte çekilme, yaralar, dışarıdan görülen yumru, ele yumru şeklinde kitle gelmesi gibi belirtilerle gösteriyor. 25 yaşını geçtikten sonra 1.5 yılı geçirmeden doktor kontrolünde muayeneden yararlanmak gerekiyor. 40 yaş diyoruz ama maalesef 20’li yaşlarda da meme kanseri teşhisi konulabiliyor. Yılda bir defa mamografi çekimi önemli. Yıllık takipler aksadığı zaman erken tanıdan uzaklaşılmış oluyor. Düzenli tarama yapmak çok önemli. Tarama 40 yaşınızı geçtiyseniz yılda bir defa korkmadan çekinmeden bir mamografi. Bu taramaları ihmal etmemek gerekiyor.”</p>
<p>Söyleşinin soru-cevap bölümünde kadınlar meme sağlığıyla ilgili merak ettiklerine yanıt alırken, davetlilerden bazıları da kendi kanser ve iyileşme öyküsünü paylaşarak hemcinslerine örnek oldu. Etkinliğin sonunda hekimlere katılımları için teşekkür belgesi sunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindalik-ayi-seminerleri-konakta-gerceklesti-588123">Meme Kanseri Farkındalık Ayı Seminerleri Konak’ta Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 08:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat</strong>, hastalığın özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek, anne-babaların sıkı gözlemleri sayesinde erken teşhisin mümkün olduğunu vurguluyor. Çocukluk çağı kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasının, tedavi başarısında son derece önemli rol oynadığını, bu nedenle her yıl <strong>2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası</strong> kapsamında etkinlikler yapıldığını belirten Prof. Dr. Canpolat, löseminin 5 öncü sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketimin merkezde olduğu modern yaşam, çocuk sağlığını sessiz ama güçlü biçimde tehdit ediyor. Artan hava kirliliği, hazır gıdalar, kimyasal içerikli oyuncaklar ve ekran karşısında geçirilen uzun saatler, çocukluk çağı lösemilerinin görülme oranının son yıllarda artmasına neden oluyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat </strong>bu durumun sadece genetik değil, çevresel faktörlerle de yakından ilişkisi olduğunu belirterek “Özellikle içinde bulundouğumuz modern çağda çevresel faktörlerin çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Pestisit içeren gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımındaki artış ve elektromanyetik alanlar derken çocukların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması, erken farkındalık açısından kritik rol oynuyor” diyor. </p>
<p><strong>Sinsice ilerliyor, erken tanı büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Löseminin sinsice ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerinin de genellikle yorgunluk, solunum yolu enfeksiyonları ya da kansızlık gibi durumlarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Oysa erken tanı, sadece yaşam süresini değil, tedavinin başarısını da kökten etkiliyor. Erken fark edilen her gün, çocuğun bağışıklık sisteminde önemli kazanımlar sağlıyor. Hastalığın ilk evrelerinde tespit edilmesi durumunda çocukların büyük bölümü tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak tanı geciktikçe kanserli hücreler çoğaldığından dolayı tedavi süreci uzuyor, ilaç dozları artıyor ve küçük bedenlerinin yükü ağırlaşıyor. Bu nedenle ailelerin en küçük şüphede bile vakit kaybetmeden uzmana danışmaları gerekiyor.”</p>
<p><strong>Tedavide kişiye özel yaklaşımlar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemi. Bilim dünyası çocukluk çağı lösemisinin tedavisinde son yıllarda büyük bir dönüm noktasına ulaştı. Günümüzde artık sadece kanser hücrelerini yok etmek değil, sağlıklı hücreleri koruyarak yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Geçmişte lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapiler, vücuttaki tüm hızlı bölünen hücreleri etkilerdi. Günümüzde ise hedefe yönelik ilaçlarla sadece lösemi hücrelerine yöneliyoruz. Bu sayede saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler daha az görülüyor ve çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.”</p>
<p><strong>Lösemide bu belirtileri ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin üç öncü belirtisini sıralayarak, anne babalara bu belirtileri kesinlikle dikkate almalarını vurguluyor. İşte o belirtiler;</p>
<ul>
<li><strong>Sebepsiz morluklar</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğun cildinde bir çarpma sonucu değil, sebepsiz yere oluşan morluklar erken tanıda çok büyük önem taşıyor. Anne babalar genellikle ‘çocuk bu, sürekli düşüyor’ diyerek bacakların özellikle üst kısımlarında oluşan morlukları geçiştirmemeli. Eğer morluklar sık tekrarlıyor, geç iyileşiyor ya da farklı bölgelerde nedeni belirsiz şekilde ortaya çıkıyorsa mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Burun ve diş eti kanamaları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda ara sıra burun veya diş eti kanaması normal olsa da, bu durum sıklaştığında önemli bir sinyal olabilir. Özellikle kendiliğinden başlayan, uzun süren ya da tekrarlayan burun kanamaları ve fırçalama sırasında kolayca kanayan diş etleri, kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu nedenle bu belirtileri hafife almamak, dikkatle izlemek ve zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sık tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sistemi zayıfladığı için çocuk sık sık ateşlenir, basit bir soğuk algınlığı uzun sürer veya tekrarlayan boğaz iltihapları görülür. Bu durum, vücudun savunma mekanizmasının lösemi hücreleri tarafından baskılandığını gösterebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaştığı için, aileler bu duruma karşı uyanık olmalı, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyon ve kol-bacak ağrıları olması durumunda çocuk onkoloji uzmanına başvurmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Lenf bezlerinde büyüme</strong></li>
</ul>
<p>Çocukların enfeksiyon sırasında özellikle boyun, koltuk altı ya da kasık bölgesinde lenf bezlerinin büyüyebilir. Ancak tedavi süresi sona erdiğinde lenf bezlerinde hala bir küçülme olmamışsa hatta daha da büyümüşse, üzerine dokununca hassasiyet olmuyorsa ve lenf bezi büyümesine yüksek ateş eşlik ediyorsa mutlaka Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümüne başvurulmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Bitmeyen halsizlik ve yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Eskiden enerjik olan bir çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık sık dinlenmek istemesi ve yüzünde belirgin bir solgunluk oluşması, kansızlıktan çok daha fazlasını işaret edebilir. Lösemi, kemik iliğindeki sağlıklı hücrelerin yerini kanserli hücrelerin almasıyla oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Çocuğunuzun günlük yaşamda hareketlilik seviyesini, uyku düzenini iyi takip ederek geçmeyen halsizlik, yorgunluk ve uykuya dalma güçlüğü durumunda doktora başvurun. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jolly&#8217;de 2026 erken rezervasyon başladı: yüzde 50&#8217;ye varan indirimler, esnek ödeme fırsatları ve bonus avantajlarıyla tatilinizi şimdi planlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jollyde-2026-erken-rezervasyon-basladi-yuzde-50ye-varan-indirimler-esnek-odeme-firsatlari-ve-bonus-avantajlariyla-tatilinizi-simdi-planlayin-587166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 10:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[bonus]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Rezervasyon]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatı]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatlar]]></category>
		<category><![CDATA[geçerli]]></category>
		<category><![CDATA[indirim]]></category>
		<category><![CDATA[jolly]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[rezervasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yılı beklemeden tatil planlarını güvence altına alma zamanı! Türkiye’de tatil denince ilk akla gelen markalardan Jolly, 2026 sezonuna özel erken rezervasyon kampanyasını başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jollyde-2026-erken-rezervasyon-basladi-yuzde-50ye-varan-indirimler-esnek-odeme-firsatlari-ve-bonus-avantajlariyla-tatilinizi-simdi-planlayin-587166">Jolly&#8217;de 2026 erken rezervasyon başladı: yüzde 50&#8217;ye varan indirimler, esnek ödeme fırsatları ve bonus avantajlarıyla tatilinizi şimdi planlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yılı beklemeden tatil planlarını güvence altına alma zamanı! Türkiye’de tatil denince ilk akla gelen markalardan Jolly, 2026 sezonuna özel erken rezervasyon kampanyasını başlattı. %50’ye varan indirimler, esnek ödeme koşulları ve bonus fırsatlarıyla misafirlere hem bütçelerini koruma hem de hayal ettikleri <strong>hep tatil mutluluğunu</strong> şimdiden planlama imkânı sunuyor.</p>
<p>“Şimdi al, sonra öde” anlayışıyla hazırlanan kampanya; yazdan kışa, yurt içinden cruise’a kadar her tatil türünde, dileğin zaman ve tesiste, uygun alım koşullarıyla tatil yapma fırsatı sağlıyor. Üstelik tatilden önce ödemeyi tamamlama seçeneğiyle, planlarını erkenden yapan misafirlere büyük bir esneklik sunuyor.</p>
<p><b>YURT İÇİ TATİLLERDE: %50’YE VARAN İNDİRİM VE ESNEK ÖDEME AVANTAJI</b></p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanındaki tatil destinasyonlarında geçerli erken rezervasyon fırsatlarıyla Jolly, misafirlerine %50’ye varan indirim ve %50’sini şimdi, kalanını tatilden önce ödeme kolaylığı sunuyor.</p>
<p>Ayrıca iptal ve iade hakkı, Bonusa özel %5 ek indirim veya vade farksız 9 taksit avantajlarıyla yurt içi tatiller artık çok daha erişilebilir hale geliyor.</p>
<p><b>KÜLTÜR TURLARINDA KESİN HAREKET GARANTİSİ VE %50’YE VARAN İNDİRİMLER</b></p>
<p>Tarihi, doğayı ve kültürel mirası keşfetmek isteyenler için Jolly, bu sezon kültür turlarında kesin hareketli tur seçenekleri, %50’ye varan indirimler, %25 ön ödeme avantajı ve vade farksız 9 taksit imkânı sunuyor.</p>
<p>Kültür turlarındaki tüm avantajlar misafirlere erken planlama özgürlüğü sağlıyor.</p>
<p><b>KIBRIS TATİLLERİNDE ÇİFTE AVANTAJ: İNDİRİM + BONUS FIRSATI</b></p>
<p>Kıbrıs otellerinde geçerli erken rezervasyon kampanyalarıyla misafirler %50’ye varan indirim, %50’sini şimdi, kalanını tatilden önce ödeme ve vade farksız 3 taksit (tüm kartlara geçerli) fırsatlarından yararlanabiliyor.</p>
<p>Ayrıca Kıbrıs rezervasyonlarında 7500 bonus kazanma ayrıcalığı da tatil planlarını daha avantajlı hale getiriyor.</p>
<p><b>YURT DIŞI TURLARDA 600$’A VARAN İNDİRİM FIRSATI</b></p>
<p>Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Afrika’ya uzanan geniş Jolly yurt dışı tur portföyü, erken rezervasyon dönemine özel oda başı 600$’a varan indirim ve %25 ön ödeme kolaylığı sunuyor.</p>
<p>İndirim, iki kişilik odalarda oda başı olarak uygulanıyor. %25 ön ödeme kampanyası yalnızca acente rezervasyonlarında geçerli olup, online rezervasyonlarda uygulanmamaktadır. Misafirler ayrıca 7500 bonus kazanma ayrıcalığına da sahip oluyor.</p>
<p><b>YURT DIŞI CRUISE: 200€ + İKİNCİ KİŞİYE %50 İNDİRİM AVANTAJI</b></p>
<p>Deniz tutkunları için Jolly cruise programlarında kabin başı 200€ indirim ve ikinci kişiye %50 indirim fırsatı sunuluyor.</p>
<p>Ek olarak 7500 bonus kazandıran kampanya, 31 Aralık 2026 tarihine kadar yapılacak konaklamalarda geçerli olup yalnızca belirli cruise rotalarında uygulanıyor. Yurt dışı tur ve gemi turlarımızda yeşil pasaportlulara özel avantajlar da misafirleri bekliyor.</p>
<p><b>TERMAL OTELLERDE EKSTRA AYRICALIKLAR</b></p>
<p>Sağlık ve huzuru bir arada yaşamak isteyen misafirler için Jolly, 1 Gece Bizden kampanyası, 2 çocuk ücretsiz konaklama ve TERMAL1000 koduyla ekstra indirim fırsatları sunuyor.</p>
<p>Tüm avantajlar sezon boyunca sınırlı kontenjanla geçerli.</p>
<p><b>KAYAK OTELLERİNDE ÜCRETSİZ SKIPASS VE TRANSFER FIRSATI</b></p>
<p>Kış tatili severler için Jolly kayak otellerinde %50’ye varan indirim, ücretsiz skipass ve ücretsiz transfer avantajı sağlıyor.</p>
<p>Bu özel fırsatlar sınırlı süreyle geçerli olup, sezon boyunca erken rezervasyon yapan misafirlere öncelikli olarak sunuluyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jollyde-2026-erken-rezervasyon-basladi-yuzde-50ye-varan-indirimler-esnek-odeme-firsatlari-ve-bonus-avantajlariyla-tatilinizi-simdi-planlayin-587166">Jolly&#8217;de 2026 erken rezervasyon başladı: yüzde 50&#8217;ye varan indirimler, esnek ödeme fırsatları ve bonus avantajlarıyla tatilinizi şimdi planlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada her 5 kız çocuğundan biri evlendiriliyor! Küçük yaşta evlilik, büyük psikolojik sorunları beraberinde getiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-5-kiz-cocugundan-biri-evlendiriliyor-kucuk-yasta-evlilik-buyuk-psikolojik-sorunlari-beraberinde-getiriyor-587135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 21:53:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aileleri]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğundan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evlendiriliyor]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikler]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, çocuk evliliklerinin nedenleri, sonuçları ve önlenmesine yönelik çözüm önerileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-5-kiz-cocugundan-biri-evlendiriliyor-kucuk-yasta-evlilik-buyuk-psikolojik-sorunlari-beraberinde-getiriyor-587135">Dünyada her 5 kız çocuğundan biri evlendiriliyor! Küçük yaşta evlilik, büyük psikolojik sorunları beraberinde getiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, çocuk evliliklerinin nedenleri, sonuçları ve önlenmesine yönelik çözüm önerileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuk evlilikleri, gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir sorun!</strong></p>
<p>Çocuk evliliklerinin, çocuklar henüz fiziksel ve psikolojik açılardan evlenme ve çocuk sahibi olma sorumluluklarını taşımaya hazır olmadan gerçekleştirilen evlilikler olduğunu aktaran Dr. Mert Sinan Bingöl, “Gelişmekte olan ülkelerde oldukça yaygın olan çocuk evlilikleri, ülkemizde de önemli bir sorun olarak var olmaya devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Yapılan araştırmalara göre, dünyada her 5 kız çocuktan birinin evlendirildiğine dikkat çeken Dr. Bingöl, “UNICEF 2022 verilerine göre, evlendirilen kız çocuklarının sayısı, erkek çocukların sayısından yaklaşık 6-7 kat fazla. UNICEF’in 2021 verilerine göre Türkiye, 18 yaşından önce evlenen çocuk oranlarına bakıldığında dünya genelinde 202 ülke içinde 87’nci sırada yer alıyor. Verilen istatistiklerde, bu konuda önceki yıllara göre az da olsa bir bilinç oluştuğu ancak bunun henüz yeterli düzeyde olmadığı ve bu konudaki sorunların halen devam ettiği görülüyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken yaşta evlendirilmiş kız çocukları intihar girişiminde bulunabiliyor!</strong></p>
<p>Çocuk yaşta ve zorla yapılan evliliklerin, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu olduğunu vurgulayan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Özellikle töresel uygulamaların sosyo-kültürel hayatı yönlendirdiği bölgelerde, çocuklar aileleri tarafından zorla evlendirilebiliyor. Daha çocukluğunu yaşayamadan evlendirilen ve ebeveynlik sorumluluğu ile yüzleşen çocuklar, psikolojik olarak yıpranıyor.” dedi.</p>
<p>Çocuk yaşta evliliklere genellikle kız çocuklarının maruz kaldığını dile getiren Dr. Bingöl, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Henüz çocuk yaşta iken genellikle kendisinden yaşça büyük bir erkeğin eşi olmaları, ev işleri ile ilgili sorumluluklar alarak akranlarından koparılmaları, eğitim yaşamından alıkonulmaları, cinsel ilişkiye zorlanmaları, çocuk doğurma ve büyütme sürecinin getirdiği zorluklar, bu kız çocuklarının yaşam boyu çeşitli psikolojik problemler yaşamalarına neden oluyor. Erken evliliğin getirdiği tüm bu sorumluluklar, kız çocuklarının benlik saygılarının azalmasına, kendilerini yetersiz, değersiz ve depresif hissetmelerine yol açıyor. Erken yaşta evlendirilmiş kız çocuklarının yüzde 29’unda intihar düşüncelerinin, yüzde 21’inde ise intihar girişiminin olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>Evlendirildiği eşinden kaçarak kök ailesine sığınan veya boşanmakta ısrar eden kızlar ise, maalesef ya eşlerinin yanına geri gönderiliyor, ya aileleri tarafından cezalandırılıyor ya da daha da üzücü olan tarafı ‘namus, töre’ cinayeti adı altında hayatları ellerinden alınıyor.” </p>
<p><strong>Pek çok sebep erken yaşta evliliklere neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Ailelerin, çocuklarını erken yaşlarda evlendirmelerinin pek çok kültürel, sosyal ve ekonomik sebepleri olduğunun bilindiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bazı ailelerde kız çocukları ekonomik bir yük olarak görülebiliyor ve aileleri kızlarını evlendirerek başlık parası adı altında ekonomik kazanç sağlamak isteyebiliyor.” dedi. </p>
<p>Çocuk yaştaki kişilerin evliliklerinin bazı dini kaynaklar çerçevesinde meşrulaştırılmaya çalışıldığını da sözlerine ekleyen Dr. Bingöl, “Ayrıca, aile içinde şiddete maruz kalan çocuğun evliliği bir kurtuluş olarak görmesi, tacize veya tecavüze uğrayan çocukların kendi istekleri dışında zoraki evlendirilmesi sıklıkla gözlenen sebepler arasında. Çocuklarını erken yaşta evlendiren ailelerin genellikle eğitim düzeyinin düşük olduğu görülüyor ve ailenin eğitim düzeyi arttıkça kızların erken yaşta evlendirilme olasılığı azalıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Dr. Bingöl, “Çocuk evliliği, çok boyutlu bir sorun ve çözümü için de toplumun tüm kesimlerinin ortak çabası gerekiyor.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-5-kiz-cocugundan-biri-evlendiriliyor-kucuk-yasta-evlilik-buyuk-psikolojik-sorunlari-beraberinde-getiriyor-587135">Dünyada her 5 kız çocuğundan biri evlendiriliyor! Küçük yaşta evlilik, büyük psikolojik sorunları beraberinde getiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[mamografiden]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mr]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[ultrasonografi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor...</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde mamografi taramaları ve farkındalık kampanyaları sayesinde son 40 yılda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 40 azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Erken tanı, sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de artırıyor; daha az agresif tedaviyle, daha kısa sürede iyileşme imkanı sağlıyor” diyor&#8230;</p>
<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de durum benzer. Her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tanı alıyor. Türkiye’de tanı yaşı, Batı ülkelerine göre ortalama 10 yıl daha erken; vakaların yaklaşık yüzde 40’ı 40–49 yaş arasında görülüyor. Bu nedenle ülkemizde mamografi taramaları 40 yaşında başlıyor.</p>
<p>Son yıllarda yürütülen tarama programları ve farkındalık çalışmaları sayesinde, Türkiye’de erken tanı oranı hızla yükseldi. 10 yıl önce kadınların büyük kısmı ileri evrede tanı alırken, bugün hastaların yüzde 70’inden fazlası erken evrede saptanıyor. Bunun da iyileşme oranlarını belirgin biçimde artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kadınlar meme muayenesinden çekinmemeli. Bu bir utanma meselesi değil, yaşam kurtaran bir alışkanlık. Nasıl kalp veya cilt doktoruna gidiyorsak, meme kontrolü de rutin olmalı. Her şey farkındalıkla başlıyor” diyor. </p>
<p>Kadınların her ay kendi kendilerine meme muayenesi yapmalarının da önemine değinen Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Kendi kendine muayeneyi hastalarımıza öğretiyoruz ancak bu, aslında bir tümörü erken yakalamak açısından çok da etkili bir yöntem değil. Önemli olan, düzenli olarak yılda bir veya duruma göre daha sık tarama yaptırmak. Ancak yine de vücudunu tanımak, bir değişikliği fark etmek ve hekime başvurmak açısından önemli. Öğrenmekte fayda var” diyor. </p>
<p><strong>Risk Haritasıyla Kişiye Özel Tarama Programları </strong></p>
<p>Her kadının meme yapısı ve risk profili farklı olduğu için tarama programlarının da kişiye özel planlandığını belirten Prof. Dr. Erkin Arıbal, şu bilgileri paylaşıyor:<br /> “Ailede anne, kız kardeş, teyze ya da baba tarafında prostat kanseri öyküsü bile meme kanseri riskini artırabiliyor. Bu nedenle genetik yatkınlığı olan kadınlarda taramaya 25 yaşında başlıyoruz. Annesinde 35 yaşında meme kanseri görülen bir kadının taramaya, 25 yaşında, yani annesinin kansere yakalandığı yaştan 10 yıl önce başlaması gerekir. Tüm bu risklere bakıp hastalara bir risk haritası çıkarıyoruz. Risk yüksekliğinize göre de yapılacak tarama programlarını oluşturuyoruz”.</p>
<p>Mamografinin çok önemli bir erken tanı aracı olduğuna ancak bazı kadınların radyasyon alındığı için mamografiden çekindiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Mamografiyle alınan radyasyonun dozu çok düşük, bir uçak yolculuğunda alınandan bile az. Kimse kadınlara ‘uçağa binme’ demiyor ama ‘mamografi çektirme’ diyenler var nedense. Bu yanlış algıları artık geride bırakmalıyız” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyattan Önce Biyopsi Yapılması Şart </strong></p>
<p>Tanı konduktan sonra izlenecek adımların doğru belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Asla biyopsi yapılmadan ameliyat yapılmamalı. Biyopsi lokal anesteziyle yapılan son derece güvenli bir işlemdir ve tümörün türünü, evresini, tedaviye vereceği yanıtı anlamamızı sağlar. Artık biyopsisiz meme ameliyatı tüm dünyada kabul edilmiyor” dedi.</p>
<p>Bugün yalnızca radyoloji alanında değil, meme kanserinin tedavisinde de çığır açan gelişmelere tanık oluyoruz. Meme kanseri tedavilerinin artık çok daha etkili, kişiye özel, hedefe yönelik ve estetik açıdan koruyucu hale geldiğini anlatan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “1980’lerde tüm meme dokusu alınırken, artık çoğu zaman sadece tümör çıkarılıyor. Rekonstrüksiyonla meme görüntüsü korunabiliyor. Akıllı ilaçlar sadece tümöre etki ediyor, sağlıklı dokulara zarar vermiyor. Radyoterapide artık sadece hedef bölgeye ışın veriliyor. Yani artık çok daha etkili ve çok daha az yan etkili tedaviler sunabiliyoruz hastalarımıza” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-mamografiden-4-boyutlu-ultrasonografi-ve-mra-585780">3 Boyutlu Mamografiden 4 Boyutlu Ultrasonografi ve MR&#8217;a…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 17:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aralığı]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kekemeliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Kekemelik]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[müdahalede]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, erken müdahalenin önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682">Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, erken müdahalenin önemine dikkat çekti. En sık 2-5 yaş arasındaki dönemde ortaya çıkan kekemeliğe vakit kaybeden müdahale edilmesi gerektiğini söyleyen Cengizli, kekemelikte ‘bekleyelim, geçer’ yaklaşımının bilimsel olarak riskli olduğunu vurgulayarak “Kekemelik ne kadar erken fark edilir ve müdahale başlatılırsa, tedavi edilebilirlik oranı o kadar yükselir. En ideal müdahale aralığı 2–6 yaş olup bu dönem beynin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdir” dedi. Cengizli, kekemelikte yanlış yaklaşımın kekemeliği güçlendirdiğini, doğru yaklaşımın ise terapi kadar güçlü bir terapi aracı olduğunun altını çizdi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma<br />Görevlisi Şevval Cengizli, 22 Ekim Dünya Kekemelik Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kekemeliğin tedavi edilebilen, yönetilebilen ve etkisi büyük oranda azaltılabilen bir konuşma akıcılığı bozukluğu olduğunu söyledi.</p>
<p>Nörogelişimsel temelli akıcılık bozukluğu</p>
<p>Kekemeliğin yalnızca konuşmanın takılması şeklinde basit bir mekanik sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Cengizli, “Aksine konuşmayı başlatma, sürdürme ve sözcükler arasında doğal geçiş yapabilme becerisini etkileyen nörogelişimsel temelli bir akıcılık bozukluğu olarak tanımlanmalıdır. En güncel bilimsel literatüre göre kekemelik, beynin konuşmayı planlama – motor komutları organize etme – zamanlama – geri bildirim döngülerini yönetme görevlerini üstlenen ağlarında işitsel, motor ve bilişsel yüklemelerin etkileşim bozukluğu sonucunda ortaya çıkar” diye konuştu. </p>
<p>Sadece ses ve hece tekrarlarıyla sınırlı kalmayabilir</p>
<p>Kekemelikte konuşma sırasındaki akıcısızlıkların sadece ses veya hece tekrarlarıyla sınırlı kalmadığını kaydeden Cengizli, “Ses uzatmaları, bloklar, nefes kesilmeleri, ani duraklamalar ve bunlara eşlik eden yüz kas gerilmeleri, hızlı göz kırpma, çene hareketleri, ayak sallama gibi fiziksel eş davranışlar da tabloya eşlik edebilir. Kekemelik yaşayan bazı bireylerde bu davranışlar fark edilmeyecek kadar hafif seyrederken, bazı bireylerde konuşma girişimi sırasında belirgin şekilde görünür hale gelir” dedi.</p>
<p>En çok 2-5 yaş arasında ortaya çıkıyor</p>
<p>Bilimsel çalışmaların kekemeliğin en sık olarak 2–5 yaş arasındaki hızlı dil edinim döneminde ortaya çıktığını gösterdiğini ifade eden Cengizli, “Kekemelik genellikle genetik ve nörogelişimsel bir yatkınlık temelinde ortaya çıktığı için doğuştan bir risk taşır ancak konuşma belirtileri doğumda değil, konuşma ve dil gelişiminin hızlandığı erken çocukluk döneminde fark edilir. En sık başlangıç dönemi 2–5 yaş arasıdır. Bu yaş aralığı, beynin konuşma – dil – motor planlama – sosyal iletişim ağlarının birbirine entegre hale geldiği kritik bir dönemdir. Bu nedenle kekemelik bir anda değil, çoğu zaman belirli durumlarda fark edilir hale gelen, bazen var bazen yok gibi algılanabilen dalgalı bir seyir izleyebilir. Bu durum, çevredeki ebeveyn ve eğitimcilerin ‘Arada oluyor, bence geçer’ yanılgısına düşmesine yol açabilmektedir fakat bilimsel olarak bu yaklaşım riskli ve artık önerilmeyen bir bekle-gör tutumudur. ‘Bekleyelim, geçer’ şeklindeki yaklaşım bilimsel olarak risklidir. Erken başvuru, yalnızca akıcılığı değil çocuğun psikolojik güvenliğini de korur” dedi.</p>
<p>Kekemelik tek nedene bağlı değil</p>
<p>Kekemeliğin pek çok nedeni olduğunu belirten Cengizli, “Güncel bilimsel görüş, kekemeliğin tek bir nedene bağlı olmadığını, çok faktörlü bir model içerisinde açıklanması gerektiğini vurgular” dedi. Şevval Cengizli, bu nedenleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Genetik yatkınlık: Kekemelik yaşayan bireylerin yaklaşık yüzde 60–80’inde aile öyküsü vardır.<br />Nörobiyolojik farklılıklar: Beynin konuşmayı planlayan bölgelerinde beyin bağlantısallığı ve zamanlamasında farklılıklar saptanmıştır.<br />Konuşma motor sistemi hassasiyeti: Hızlı ve yüksek yük içeren konuşma girişimlerinde sistemin daha fazla zorlanması.<br />Çevresel hız/baskı: Ailenin konuşma temposu çok yüksekse, çocuk yetişemediğini fark eder ve akıcısızlıklar tetiklenebilir.<br />Psikososyal faktörler: Kekemeliğin sebebi değildir ama var olan kekemeliği belirginleştirir veya kalıcı hale getirebilir.</p>
<p>Müdahale için 2-6 yaş aralığı en ideal </p>
<p>Kekemeliğin heyecandan, travmadan, baskıdan oldu gibi halk arasında yaygın ama bilim dışı yorumlarla açıklamanın indirgemeci olduğunu belirten Şevval Cengizli, “Çevresel duygulanımlar kekemeliği etkiler fakat bunu, neden değil tetikleyici / pekiştirici faktör olarak görmek doğrudur. Bugün artık bilimsel olarak çok net bilmekteyiz ki kekemelik ne kadar erken fark edilir ve müdahale başlatılırsa, tedavi edilebilirlik oranı o kadar yükselir. En ideal müdahale aralığı 2–6 yaş olup bu dönem beynin plastisitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Ayrıca çocuğun henüz konuşmaya dair kendilik algısı gelişmeden harekete geçmek, kekemeliğin psikolojik katman oluşturmadan çözülmesini sağlayabilir. Ertelenmiş müdahalelerde çocuk konuşmaktan kaçınmaya, sosyal ortamlarda geri çekilmeye, yanlış bir ‘Ben konuşamıyorum’ kimliği geliştirmeye başlayabilir, bu çok daha zorlayıcı bir tablonun başlangıcıdır” uyarısında bulundu.</p>
<p>Kalıcı kekemelikte risk faktörlerine dikkat</p>
<p>Kalıcı kekemelikte bazı risk faktörleri olduğunu belirten Şevval Cengizli, kekemelik yaşayan çocukların yüzde 65–80’inin doğal olarak iyileşebildiğini belirterek bu noktada hangi çocukta riskin yüksek olduğunu doğru öngörmenin oldukça kritik olduğunu söyledi. Şevval Cengzli, bu risk faktörlerini şöyle sıraladı:</p>
<p>-Kekemeliğin 6 aydan uzun sürmesi veya dalgalanarak şiddetlenmesi<br />-Ailede kalıcı kekemelik öyküsü bulunması<br />-Çocuğun kekemeliğin farkında olup kaçınma davranışı geliştirmeye başlaması<br />-Erkek çocuklarda görülme oranının 4 kattan fazla olması<br />-Eşlik eden dil bozukluğu, artikülasyon sorunu veya dikkat-bilişsel güçlük olması<br />-Aile veya çevre tarafından hızlı konuşmaya zorlanması ya da baskı altında hissetmesi</p>
<p>İletişim becerisini güçlendirmek ve özgüveni korumak önemli</p>
<p>Kekemelikte tedavi kavramını doğru anlamanın da çok önemli olduğunu belirten Şevval Cengizli, sözlerini şöyle tamamladı:<br />“Modern dil ve konuşma bilimi, kekemeliği tamamen ortadan kaldırmak yerine iletişim becerisini güçlendirmek, çocuğun (ya da yetişkinin) özgüvenini korumak ve konuşma akıcılığını doğal koşullarda sürdürülebilir hale getirmek hedefiyle ele alır. Özellikle erken çocukluk döneminde başlayan müdahalelerde, beyin plastisitesi en yüksek seviyedeyken yapılan akıcılık şekillendirici terapiler çok yüksek başarı oranlarına sahiptir. Bu nedenle bugün dünyanın birçok ülkesinde yalnızca dil-konuşma terapistleri değil, pediatristler, aile hekimleri ve erken çocukluk eğitimi uzmanları da erken sevk sorumluluğu taşımaktadır. Güncel literatür, bütüncül modellerin en etkili sonuçları verdiğini göstermektedir. Örneğin sadece konuşmayı mekanik olarak düzeltmeye çalışan yaklaşımların bireyin duygusal yükünü gözden kaçırması durumunda, kısa vadeli olsa dahi uzun vadede geri dönüş riski oluşabilir. Bu nedenle günümüzde tedavi süreçleri fizyolojik (nefes, hız, ses), psikolojik (özgüven, kaygı, iletişim girişkenliği), çevresel (aile hızı, dinleme kültürü, öğretmen farkındalığı) boyutlarıyla birlikte yapılandırılmaktadır. Yanlış yaklaşım kekemeliği güçlendirir, doğru yaklaşımın ise terapi kadar güçlü bir terapi aracıdır”.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kekemelige-mudahalede-en-uygun-donem-2-6-yas-araligi-585682">Kekemeliğe müdahalede en uygun dönem 2-6 yaş aralığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 09:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[polip]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saptanabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalın bağırsakta (kolon) oluşan polipler, sessizce gelişerek zamanla kansere dönüşebiliyor. Türkiye’de 50 yaş üzerindeki her iki kişiden birinde polip saptanabildiğini belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş</strong> “Daha da çarpıcısı, son yıllarda 40 yaş altı bireylerde de görülme sıklığı artıyor. Bunun en önemli nedenlerinin başında; hızlı yaşam tarzı, düşük lifli beslenme, obezite ve genetik yatkınlık geliyor” diyor. </p>
<p>Poliplerin erken dönemde kolonoskopi sırasında sadece birkaç dakikada çıkarılarak kanser riskinin önlenebildiğini, ancak toplumumuzda bu konuda farkındalığın düşük olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şenateş “Ne yazık ki pekçok kişi hala ‘Şikayetim yok, neden kolonoskopi yaptırayım?’ düşüncesine sahip” diye konuşuyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş polipe karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli kolonoskopi yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>45 yaşından (ailesinde risk olanlarda 40) itibaren düzenli kolonoskopi, poliplerin kansere dönüşmeden tespit edilmesini sağlar. Doktorunuzun size özel belirlediği aralıklarla kolonoskopi yaptırmayı ihmal etmeyin. Erken alınan her polip, kanser riskini engeller. </p>
<ul>
<li><strong>Lifli beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyat yönünden zengin diyetler bağırsak florasını dengeler ve polip oluşumunu azaltır. Lifler, toksik maddelerin bağırsakta uzun süre kalmasını önler. Bilimsel çalışmalar, yüksek lifli beslenen bireylerde kolon kanseri riskinin yüzde 30’a kadar azaldığını göstermektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı eti azaltın</strong></li>
</ul>
<p>Aşırı kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis) tüketimi, bağırsakta kanserojen bileşiklerin oluşumunu tetikler. Haftada 2 porsiyonun altında tutulması önerilir. Dünya Sağlık Örgütü bu gıdaları “muhtemel kanserojen” sınıfında değerlendiriyor.</p>
<ul>
<li><strong>İdeal kilonuzu koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ebubekir Şenateş “Obezite, özellikle erkeklerde polip gelişimi riskini 2 kat artırır. Vücut kitle indeksini 25’in altında tutmak hem metabolik hem de onkolojik açıdan koruyucudur. 5–10 kg kilo kaybı bile polip riskini anlamlı biçimde azaltabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sigara ve alkolü bırakın</strong></li>
</ul>
<p>Tütün ürünleri, bağırsak mukozasında genetik hasarı kolaylaştırır. Alkol de benzer şekilde mukozayı zayıflatır. Uzun süreli içicilerde polip görülme riski yüzde 40 artar. Bırakıldığı andan itibaren risk eğrisi düşmeye başlar.</p>
<ul>
<li><strong>D vitamini ve kalsiyum düzeylerini koruyun</strong></li>
</ul>
<p>D vitamini, bağışıklık sistemini ve hücre yenilenmesini destekleyerek polip gelişimini engeller. Kalsiyum, zararlı asitlerin bağlanarak dışkı ile atılmasını sağlar. Eksikliği olan bireylerde hekim kontrolünde takviye önerilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fiziksel aktivite, bağırsak hareketlerini düzenler ve inflamasyonu azaltır. Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş, kolon sağlığı açısından koruyucudur. Yapılan çalışmalara göre; aktif yaşam tarzı, polip riskini yüzde 25 azaltır.</p>
<ul>
<li><strong>Bağırsak floranızı koruyun</strong></li>
</ul>
<p>Probiyotik içeren gıdalar (yoğurt, kefir, fermente sebzeler) bağırsak bakterilerinin dengesini korur. Mikrobiyota bozulması, inflamasyonu tetikleyerek polip zeminini güçlendirebilir. Mikrobiyota dostu beslenme, bağırsak direncinin temelidir.</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Yeni nesil teknolojiler erken tanıyı yüzde 20 artırdı</strong></p>
<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, son yıllarda kolonoskopide yapay zeka destekli görüntü analiz sistemlerinin devrim yarattığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yüksek çözünürlüklü sistemler, polipleri çıplak gözle fark edilemeyecek kadar erken evrede saptayabiliyor. Yapay zeka algoritmaları, endoskopik görüntüde milimetrik değişiklikleri anında analiz ederek “şüpheli lezyon” uyarısı veriyor. Bu sayede hekim, gözden kaçabilecek polipleri anında çıkarabiliyor. Yeni teknolojiler; erken tanı oranlarını yüzde 20’nin üzerinde artırırken, işlem süresini kısaltıyor ve hasta güvenliğini yükseltiyor. Geçmişte kansere dönüşebilecek bir polip, artık birkaç saniyede tespit edilip ortadan kaldırılabiliyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-50-yas-uzeri-her-2-kisiden-birinde-polip-saptanabiliyor-585502">Ülkemizde 50 yaş üzeri her 2 kişiden birinde polip saptanabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 15:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[östrojen]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda ortaya çıkan, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta olması durumu olarak tanımlanıyor. Erken menopozda bazı önlemlerin alınması gerektiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, erken menopozda östrojen tedavisinin önemine dikkat çekti. Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece erken menopozda olan tüm kadınların osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır” diye konuştu.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) tarafından tüm dünyadaki kadınların menopozla ilgili bilinçlendirilmesini sağlamak ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl 18 Ekim Dünya Menopoz Günü olarak kutlanıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada erken menopoz ve bu dönemde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda adet görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda tanı koymak için adet görmemenin şart olmadığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz diğer adıyla Primer Over Yetmezliği (POI) tanısı, 40 yaşın altındaki kadınlarda, adet düzensizliği ve Folikül Uyarıcı Hormon (FSH) konsantrasyonlarının menopoz sonrası aralıkta (ölçüm laboratuvarı tarafından tanımlandığı şekilde) olması durumudur. Erken menopoz, yaşamı değiştiren bir tanıdır. Erken menopoz tanısı koymak için adet görmemek şart değildir. Erken menopozda sıklıkla aralıklı yumurtalık fonksiyonu ve kendiliğinden adet görme, ilk başvurularından yıllar sonra bile görülebilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için travmatik olabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, kadınların tanı konulduktan sonraki ilk saatlerdeki duygusal durumlarını tanımlamak için kullandıkları en yaygın kelimelerin &#8220;yıkılmış&#8221;, &#8220;şokta&#8221; ve &#8220;kafası karışmış&#8221; olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sivri Aydın, “Erken menopoz tanısı, çoğu kadın için duygusal olarak travmatiktir çünkü aile kurma konusundaki yaşam planlarını, umutlarını ve hayallerini altüst eder. Erken menopozlu kadınlar, depresyon ve anksiyete bozuklukları geliştirebilirler” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Adet fonksiyonunda değişiklik ve ateş basması görülebilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun belirtilerine değinen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, adet fonksiyonunda değişiklik (uzun aralıklarla adet görme veya hiç adet görmeme) ve ateş basması ve vajinal kuruluk gibi östrojen eksikliği semptomlarıyla karakterizedir. Ancak aralıklı yumurtalık fonksiyonu, bu kadınların yaklaşık yüzde 50 ila yüzde 75&#8217;inde görüldüğünden ateş basması, terleme veya vajinal kuruluk olmaması, adet düzensizliği olan bir kadında erken menopoz tanısını düşünmekten alıkoymamalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen replasman tedavisi koruyucu etkiye sahip</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen replasman tedavisi almayan erken menopozlu kadınların bir dizi semptom ve eşlik eden hastalık açısından daha yüksek risk altında olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bazı kadınlarda vazomotor semptomlar dediğimiz ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, anormal adet döngülerinin gelişmesinden önce başlayabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozun kemik kaybı ve osteoporoz için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bu kadınlarda ayrıca osteoporotik kırık sıklığının daha yüksek olduğunu belirtti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz döneminin önlem alınmaması halinde kadın sağlığı açısından bazı sorunlara yol açabileceğini ifade eden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Adet görmeme ve derin östrojen eksikliğinin ilerlemesiyle atrofik vajinit ve ilişki sırasında ağrı semptomları (östrojen yerine konmazsa) belirginleşir. Östrojen eksikliği ve psikososyal sorunlar, cinsel işlevi ve refahı bozabilir. Erken menopoz, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. Erken menopozlu kadınlarda meme kanseri riski artmış olabilir. Bazı çalışmalar erken menopozlu kadınların demans ve bilişsel gerileme açısından daha yüksek risk altında olduğunu göstermektedir” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopoz için risk faktörlerine dikkat!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Olası erken menopozlu bir kadının tıbbi öyküsünün altta yatan etiyoloji hakkında ipuçları sağlayabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Daha önce yumurtalık ameliyatı, kemoterapi veya radyasyon tedavisi geçirmiş olmak, hipotiroidizm veya Graves hastalığı, primer adrenal yetmezlik, vitiligo, miyastenia gravis, hipoparatiroidizm, tekrarlayan mukokutanöz kandidiyazis veya tip 1 diyabet tek başına veya kombinasyon halinde kişisel veya ailesel otoimmün hastalık öyküsü, ailede (anne ve kız kardeşte) erken menopoz öyküsü, Turner Sendromu, Fragile X gibi bazı kromozomal bozukluklar erken menopoz riskini arttırabilir. Sigara kullanımı, menopoz başlangıcını 1-2 yıl öne alabilir. Vakaların yaklaşık yüzde 10&#8217;u aileseldir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Erken menopozda östrojenin yararlı etkisinden yoksun kalınıyor </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopozda östrojenin azalmasının uzun süre etkileri olduğunu kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Erken menopoz, östrojen hormonunun koruyucu etkisinden uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bunun uzun vadeli etkileri; kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, bilişsel fonksiyonlarda azalma, demans riski artışıdır, vajinal kuruluk ve libido kaybı gibi cinsel sağlık sorunları olarak sıralanabilir. Depresyon, kaygı ve benlik saygısında düşüş gibi durumlar da ortaya çıkabilir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Östrojen tedavisi alınmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Östrojen tedavisine karşı mutlak bir kontrendikasyon olmadığı sürece, erken menopozda olan tüm kadınların, osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak için östrojen tedavisi alması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Ayrıca östrojen tedavisi cinsel sağlığı ve yaşam kalitesini korumak ve gerekirse menopozun genitoüriner sendromunu (vajinal östrojenle) tedavi etmek için önemlidir. Hormon tedavisinin rolü, östrojen eksikliği semptomlarını yönetmek, erken menopoz ile ilişkili uzun vadeli sağlık risklerini (osteoporoz, koroner kalp hastalığı, felç) önlemek, yaşam kalitesini iyileştirmek ve cinsel işlevi korumaktır. Bazı kadınların sistemik östrojene ek olarak vajinal östrojene ihtiyacı olabilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hormon tedavisine en kısa zamanda başlanmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hormon replasman tedavisine, erken menopoz tanısı konduktan sonra mümkün olan en kısa sürede başlanması ve ortalama menopoz yaşına (ortalama 51) kadar devam edilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “İstisnai olarak ailesinde meme kanseri öyküsü olan erken menopozlu kadınlarda 45 yaşında hormon replasmanının durdurulması önerilir. Bu süreçte hormon tedavisi, vücudu doğal hormonal dengeye yakın tutarak kemik ve kalp sağlığını korur. Hormon tedavisi, tek başına yeterli değildir. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, stres yönetimi ve kaliteli uyku, tedaviyi destekleyen ve yaşam kalitesini artıran temel taşlardır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yumurta veya embriyo dondurma seçenek olabilir</span></b> </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurmanın bir seçenek olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Bu kadınlar tedavi olmaksızın gebe kalsa da gebelik oranları çok düşüktür. (Yüzde 5 ila yüzde 10) Erken menopoz teşhisi konan ve çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yumurta veya embriyo dondurma bir seçenek olabilir. Bu kadınlar genellikle yaklaşan veya teşhis edilen erken menopoz sırasında yumurta dondurma olasılığını sorarlar. Yumurta dondurma, yumurtalık fonksiyonları azalmadan önce erken menopoz için bilinen genetik riski olan kadınlarda (örneğin Turner mozaiği) erken menopoz gelişmeden yapılabilir ancak yumurtalıkta kalan oosit sayısının azlığı nedeniyle erken menopoz teşhisi sırasında faydalı olma olasılığı daha düşüktür” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yalnız değilsiniz!</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Erken menopoz zorlu bir süreç olabilir ancak yalnız değilsiniz. Bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile iş birliği içinde olmak ve gerekirse psikolojik destek almak, süreci sağlıklı ve güçlü bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır.”</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-menopozda-ostrojen-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-584861">Erken menopozda östrojen tedavisi yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, erken tanı sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, düzenli taramaların erken teşhiste hayat kurtardığını vurgulayarak, “Erken evrede yakalanan hastalarda 5 ila 10 yıllık sağ kalım oranı yüzde 90’ın üzerinde. Bu, birçok kanser türü için ulaşılması zor bir başarı. Bu oran yalnızca yaşam süresinin uzadığını değil, erken evrede tanı alan pek çok hastanın tamamen iyileşebildiğini de gösteriyor. Geç tanılarda ise yaşam süresi ciddi şekilde kısalıyor. Bu yüzden erken teşhise yönelik tarama programları, meme kanseriyle mücadelede en etkili silahımız” dedi. Dr. Raşa, meme kanseriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</strong></p>
<p><strong>Meme kanserinin erken teşhis edilmesiyle geç teşhis edilmesi arasında, hayatta kalma oranları açısından büyük bir fark var mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri erken evrede teşhis edildiğinde hastalık genellikle memede veya koltuk altı lenf bezlerinde sınırlı olur. Bu aşamada tedaviye verilen yanıt çok yüksektir ve 5–10 yıllık sağ kalım oranı çoğu zaman yüzde 90’ın üzerindedir. Ancak hastalık geç fark edildiğinde, yani uzak organlara yayıldığında, yaşam süresi genellikle birkaç yıl ya da aylarla sınırlı kalır. Bu dönemde tedavinin amacı hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini korumaktır. Erken tanı sayesinde eskiden ölümcül kabul edilen meme kanserini artık yaşamı tehdit eden bir durumdan çok, hipertansiyon ya da diyabet gibi kontrol edilebilen kronik bir hastalık olarak görebiliriz.</p>
<p><strong>Meme kanseri erkeklerde de görülebilir mi? </strong></p>
<p>Meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 1’i erkeklerde görülür ve bu vakalar kadınlardakine göre daha sık kalıtsal kökenlidir. Ailesinde birden fazla kadında meme kanseri bulunan erkekler de mutlaka muayene edilmeli ve ultrasonografiyle kontrol edilmeli. Erkeklerde meme dokusu az olduğundan hastalık genellikle ele gelen bir kitleyle fark edilir. Şüpheli bulgu varsa ultrasonografi ve kalın iğne biyopsisiyle tanı konur. Bu nedenle, kalıtsal meme kanseri öyküsü bulunan erkeklerin 40 yaşından sonra en az bir kez meme muayenesi yaptırması ve bir meme merkezine başvurması önerilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri tedavisi doğurganlığı etkiler mi? </strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde ilk adım genellikle ameliyattır. Bazı hastalar ek olarak kemoterapi ve anti-hormon tedavisi alırken, memesi korunan hastalara radyoterapi uygulanır. Bu tedaviler esnasında hastanın doğurganlığı olumsuz etkilenebilir, özellikle kemoterapi ve uzun süreli anti-hormon tedavileri bu riski artırır. Bu nedenle doğurganlık çağındaki kadınlarda tedaviye başlamadan önce bu konunun mutlaka değerlendirilmesi, hastanın tüp bebek ünitesinde görevli kadın doğum uzmanlarıyla görüşmesi ve doğurganlığını korumak istiyorsa yumurta dondurma gibi seçenekleri önceden planlaması önerilir.</p>
<p><strong>Hastalık tedavi edildikten sonra tamamen yok olur mu yoksa vücudun bir yerinde gizli kalmaya devam eder mi? </strong></p>
<p>Kuramsal olarak, bir hastalık ya da doku vücudun başka bir bölgesine yayılma potansiyeline sahipse —yani metastaz yapabiliyorsa— o hastalığa kanser denir. Bu sebeple kanserler vücudun farklı bölgelerine yayılabilir. Tanı sonrası hastalığın başka bir organa gidip gitmediği ise PET-BT gibi görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilir. Ancak meme kanseri gibi yavaş ilerleyen kanserlerde, hastalık tedaviden 10, 15 hatta 20 yıl sonra bile memede ya da uzak organlarda yeniden ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Meme kanseri vücudun ilk olarak hangi bölgelerine sıçrama eğilimindedir?</strong></p>
<p>Tüm kanserlerin temelde iki yayılım yolu vardır. İlki, kan damarları aracılığıyla vücudun uzak organlarına yayılımdır. Tümörler en sık akciğer, karaciğer ve kemiklere yayılmayı tercih etse de teorik olarak her organa metastaz yapabilir. İkinci yol ise lenf damarları aracılığıyla gerçekleşir. Meme ve tiroid gibi endokrin kökenli kanserler genellikle önce lenf yoluyla yayılmayı tercih eder. Tabii zamanla kan dolaşımıyla uzak organlara da metastaz yapabilirler. Dolayısıyla meme kanserinde ilk olarak koltuk altındaki lenf bezlerine bakılır çünkü kanserin yayılmaya başlayıp başlamadığını gösteren en erken ve en önemli bölgedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tani-ile-meme-kanserinde-yasam-sansi-yuzde-90i-asiyor-584297">Erken tanı ile meme kanserinde yaşam şansı yüzde 90&#8217;ı aşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı tedavide önemli kolaylıklar sağlıyor. Bu nedenle korunma yollarını bilmek, belirtileri tanımak ve risk faktörlerini öğrenmek hayat kurtarıyor. Memorial Antalya Hastanesi Meme Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Halit Özgül “15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü” nedeniyle meme kanserinin modern cerrahi yöntemlerinin daha güvenli ve estetik sonuçları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yüzde 90 tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de meme kanseri en sık 35–45 yaş aralığında görülmektedir. Dünyada genellikle 45–55 yaş aralığında ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de vakaların yarısından fazlası 50 yaş öncesinde tanı almaktadır. Erken evrede yakalanan meme kanserinde tedavi başarısı %99’a kadar çıkmaktadır. Ortalama sağkalım oranı %90 civarındadır. Erken tanıda tedavi daha kısa, daha kolay ve daha az maliyetlidir. İleri evrede immünoterapiler ve hedefe yönelik ilaçlarla yaşam süresi uzatılabilmektedir.</p>
<p><strong>Meme kanserinden korunmak için başlıca adımlar şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Haftada en az 3 saat egzersiz yapın.</li>
<li>Akdeniz tipi gibi sağlıklı beslenme alışkanlığı edinin. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durun.</li>
<li>Sağlıklı kilonuzu koruyun.</li>
<li>Düzenli taramalarınızı ihmal etmeyin.</li>
<li>Ayda bir kendi kendinize meme muayenesi yapın.<br />Gereksiz radyasyon maruziyetinden kaçının. </li>
</ul>
<p><strong>20 yaşından itibaren kontrollere başlanmalı!</strong></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhis, tedavi başarısını artıran en kritik faktördür. Kendi kendine meme muayenesi, düzenli doktor kontrolleri ve mamografi gibi tarama yöntemleri, hastalığın henüz belirti vermeden tespit edilmesini sağlayabilir. Uzmanlar, 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmasını öneriyor. 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi taramaları, risk faktörlerine bağlı olarak daha erken yaşlarda bile başlamalı. Unutmayın, erken teşhis sadece tedavi sürecini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda hayat kurtarır.</p>
<p><strong>Meme kanserinde dikkat edilmesi gereken belirtiler şunlardır;</strong><br />&#8211; Memede ele gelen sert, ağrısız kitle<br />&#8211; Meme şeklinde değişiklik, asimetri<br />&#8211; Ciltte çukurlaşma, portakal kabuğu görünümü<br />&#8211; Meme başında akıntı<br />&#8211; Koltuk altında şişlik</p>
<p><strong>Meme kanserinde risk faktörleri şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Kadın olmak (erkeklerde çok nadir görülür).</li>
<li>Yaş. Türkiye’de daha çok 35–45 yaş aralığında, dünyada ise 45–55 yaş aralığında sık görülür.</li>
<li>Aile öyküsü ve BRCA1/2 gen mutasyonu.</li>
<li>Obezite ve hareketsiz yaşam.</li>
<li>Sigara, alkol kullanımı.</li>
<li>Doğum yapmamak veya emzirmemek.</li>
<li>Uzun süreli hormon tedavileri.</li>
</ul>
<p><strong>Cerrahide pek çok seçenek mevcut</strong></p>
<p>Cerrahi tedavi, meme kanserinde en temel ve en etkili yöntemlerden biridir. Özellikle erken evrede hem sağkalım hem de yaşam kalitesini belirleyen ana faktördür. Meme koruyucu cerrahide ümör ve çevresindeki sağlıklı dokunun çıkarılması. Kozmetik avantajı vardır, sonrasında radyoterapi gerekir. Total mastektomi diye adlandırılan ameliyatta meme dokusunun tamamının çıkarılması söz konusu olur. Bu cerrahi büyük veya çok odaklı tümörlerde tercih edilir. </p>
<p>Modifiye radikal mastektomide meme dokusu ile birlikte aksiller lenf nodları çıkarılır ve bu cerrahi ileri evrelerde uygulanır. Sentinel lenf nodu biyopsisi ile koltuk altındaki ilk lenf nodları incelenir. Eğer temizse geniş diseksiyon gerekmez, böylece lenfödem riski azalır. Onkoplastik cerrahi ve rekonstrüksiyon ameliyatı ile memede tümör çıkarılırken, estetik ve onarım yöntemleri birlikte uygulanabilir. Bu sayede hem kanser kontrolü hem de psikolojik iyilik hali sağlanır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bir kısmı yavaş seyirli olup sadece izlenebilirken, hızlı seyirli olanların erken tanıyla tedavi edilme oranı çok yüksektir” dedi.<strong> Lenfomanın artık korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen </strong></em><strong>Prof. Dr. Ateşoğlu,</strong><em><strong> </strong>doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planının hastalığın gidişatını tamamen değiştirebileceğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Lenfomanın bağışıklık sisteminin doğal parçası olan lenf bezlerinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastaneleri Hematoloji Bilim Dalı Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Direktörü Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Halk arasında lenf kanseri olarak biliniyor. Bir kısmı yavaş seyirlidir ve tedavisiz izlenebilir. Hızlı seyirli olanlarda ise tedavi edilme oranı yüksektir. Ancak doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planı hastalığın gidişatını tamamen değiştirebilir” diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Ateşoğlu, “Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomanın erken tanıyla tedavi edilme oranı yüz güldürücüdür. Kalıcı lenf bezi büyümeleri, gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve ateş ihmal edilmemelidir” dedi. </p>
<p><strong>“ADI KANSER OLSA DA BİR KISMI YAVAŞ SEYİRLİDİR”</strong></p>
<p>Lenfomanın bir lenf bezi hastalığı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenfoma, halk arasında ‘lenf kanseri’ olarak bilinen, lenf bezlerinin büyümesiyle kendini gösteren bir hastalıktır. Son yıllarda farkındalık günlerinin de etkisiyle toplumda tanınırlığı giderek artıyor. Bu çok önemli çünkü lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Seksenin üzerinde alt tipi bulunur; bazıları tedavi gerektirmeden izlenebilir, bazıları ise daha hızlı seyrettiği için tedaviye ihtiyaç duyar. Bu nedenle her lenfoma tanısından korkmamak gerekir.”</p>
<p>“Adı kanser olsa da bir kısmı yavaş seyirlidir ve hızlı seyirli olanların da tedavisi mümkündür” diye konuşan Prof. Dr. Ateşoğlu, “Erken tanı ile erken tedavi sağlanır, bu da yüz güldürücü sonuçlara ulaşmamızı sağlar. Doğru zamanda, doğru biyopsi ve patoloji raporlarıyla konan tanı çok önemlidir çünkü her alt tipin tedavisi farklıdır. Yıllarca nüks etmeden yaşayan pek çok lenfoma hastası vardır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GECE TERLEMELERİNE DİKKAT”</strong></p>
<p>Lenf bezlerinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenf bezlerimiz vücudun savunma hattıdır. Enfeksiyonlarla savaşırken geçici olarak büyüyebilirler ve çoğu kişi bunu enfeksiyona bağlayarak önemsemez. Evet, her enfeksiyonda lenf bezi büyüyebilir ancak <strong>uzun süren, giderek büyüyen ve kaybolmayan lenf bezleri mutlaka araştırılmalıdır. </strong>Bu her zaman lenfoma anlamına gelmez, farklı nedenlerden de kaynaklanabilir ama sebebin netleşmesi için doktora başvurmak gerekir.” Prof. Dr. Ateşoğlu, şüphelenilmesi gereken bulgular konusunda şu bilgileri verdi: “Gece uykudan uyandıracak kadar yoğun terleme, istemsiz kilo kaybı, iştah azalması, nedeni açıklanamayan ateşler ve geçmeyen kaşıntılar bizim için önemlidir. Bu belirtiler enfeksiyon sırasında da görülebilir fakat enfeksiyon bittiğinde kaybolması beklenir. Eğer devam ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>“LENFOMADAN ŞÜPHELENMEK İÇİN İLERİ YAŞTA OLMAK GEREKMEZ”</strong></p>
<p>Lenfomanın bazı alt tiplerinin erkeklerde, bazılarının ise kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de bu konuda net bir veri tabanı yok ancak mevcut veriler, ülkemizdeki sıklığın Avrupa ülkelerine benzer olduğunu gösteriyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bazı alt tipler daha sık görülebiliyor; Türkiye’deki dağılım Avrupa’ya yakın. Lenfoma genellikle ileri yaş hastalığıdır ancak gençlerde de görülebilir. Bu nedenle lenfomadan şüphelenmek için ileri yaşta olmak gerekmez.”</p>
<p><strong>“TEDAVİ BAŞARISI ERKEN TANIYA BAĞLI”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin evreye göre tedavi edilen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğulu, tedavi yaklaşımları konusunda şu bilgileri aktardı: “Lenfomanın yavaş seyirli tipleri bazen yalnızca takip edilirken, agresif tiplerde tanıyı ne kadar erken koyarsak tedavi süresi o kadar kısalır ve başarı oranı o kadar yükselir. Geçmişte tedavi yalnızca kemoterapiyle yapılırken, bugün tedavi seçenekleri büyük ölçüde gelişmiş durumda. İmmünoterapiler bu alanda adeta bir çığır açtı. Lenfomaların iki ana tipi vardır: B hücreli ve T hücreli. Özellikle B hücreli tiplerde kullanılan hedefe yönelik ilaçlar tedavi yaklaşımını tamamen değiştirdi. Artık kemoterapi tek başına değil, immünoterapi ile birlikte uygulanıyor. T hücreli lenfomalarda da hedefe yönelik yeni ilaçlar geliştirildi ve hastalara daha etkili tedavi imkânı sağlanıyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“KEMİK İLİĞİ NAKLİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinde kemik iliği naklinden de yararlandıklarını anlatan Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı agresif lenfomalarda, ilk tedaviden sonra hastalığın geri gelmesini önlemek için otolog (kendinden) kök hücre nakli yapılır. Bazı hastalarda ise nakil gerekmez, yalnızca hastalık tekrarladığında uygulanır. Dirençli ve genç hastalarda allojenik (vericiden) nakil seçeneği de gündeme gelebilir.”</p>
<p><strong>“ÖNÜMÜZDEKİ YILARDA TEDAVİDE ÇOK DAHA ETKİLİ SONUÇLAR BEKLİYORUZ”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin hızla geliştiği ve önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar alınabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yeni ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde, daha önce dirençli olan hastalarda bile yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor. Özellikle CAR-T hücre tedavisi, kemoterapiye yanıt vermeyen hastalarda büyük bir umut haline geldi. Bağışıklık sistemini aktive ederek hastalığı yok etmeyi amaçlayan bu tedavilerin, önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar sağlaması bekleniyor.” diye konuştu. </p>
<p>Lenfoma bir kanser hastalığıdır ancak çok yavaş seyirli tipleri de vardır; bazı hastalar yıllarca sadece düzenli kontrollerle izlenebilir. Agresif tiplerde ise tedavi gerekir ve en iyi sonuçlar erken evrede tanı konulduğunda alınır. Tedaviden sonra hastalık tekrarlayabilir ama nüks en sık ilk iki yılda görülür; beş yıl sonrasında tekrarlama riski belirgin şekilde azalır. Sonuç olarak, lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Gelişen tedavi seçenekleri sayesinde her geçen gün daha başarılı ve umut verici sonuçlar elde ediyoruz.”</p>
<p><strong>İŞARETLERİN FARK EDİLMESİNDE TOPLUMSAL FARKINDALIK ŞART!</strong></p>
<p>Erken tanıyla tedavide elde edilen başarının önemine işaret eden Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerekliliğini değinerek, “Bu konuda birçok sivil toplum kuruluşu da önemli çalışmalar sürdürüyor. Halen Lenfoma Bilimsel Alt Komite Başkanlığı görevini yürüttüğüm Türk Hematoloji Derneği’ nde de hem bilimsel hem de toplumsal çalışmaları ulusal ve uluslararası boyutta sürdürüyoruz. Amacımız tüm toplumlarda lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak erken tanının ne denli önemli olduğunu anlatmak” diye konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 15:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kıvılcım]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[okan]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatta]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583198</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, İstanbul Okan Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Gökçe Tunç, Prof. Dr. Mithat Kıyak, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla İlçe Sağlık Müdürü Dr. Murat Sadettin Söylemez’in de katılımcılar arasında yer aldığı serginin açılışında, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yapan bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198">Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen, İstanbul Okan Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Gökçe Tunç, Prof. Dr. Mithat Kıyak, Okan Sağlık Grubu Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ercan Özgül ve Tuzla İlçe Sağlık Müdürü Dr. Murat Sadettin Söylemez’in de katılımcılar arasında yer aldığı serginin açılışında, Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, meme kanserinde erken tanının önemine vurgu yapan bir sunum gerçekleştirdi. Aralarında meme kanserini yenmiş kadınların kendi iyileşme yolculuklarından ilham verici izleri yansıttıkları eserlerin de bulunduğu sergi, 24 Ekim 2025’e kadar Tuzla’daki İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde ziyaret edilebilecek. </p>
<p>Açılış töreninde konuşan İstanbul Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Işıl Okan Gülen,<em> </em><em>“Bugün burada olmak benim için büyük bir mutluluk. Meme kanseri konusunda sadece 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda değil, her zaman bilinçli olmayı çok önemsiyorum. Özellikle böyle etkinliklerde sanatın gücünden faydalanmak verdiğimiz mesajları da daha anlamlı hale getiriyor. Üniversite olarak görevimiz, bu konuda toplumla daha sıkı bütünleşebilmek ve farkındalığı yükseltmeye katkı sunmaktır.” </em>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Murat Cengiz Aşıcıoğlu ise yaptığı konuşmada, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek bu konudaki bilinçlendirme çalışmalarının önemine değindi ve sergiye katılan tüm sanatçılara teşekkür etti.    </p>
<p>Sergi açılışında gerçekleştirilen panelde, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım, katılımcılarla meme kanseri ve tedavilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Kıvılcım, kadınlarda en sık görülen kanser türünün meme kanseri olduğunu hatırlatarak, özellikle son yıllardaki vaka sıklığının artışına dikkat çekti. 2020 yılında 2,3 milyon yeni vakanın görüldüğünü söyleyen Dr. Kıvılcım’ın verdiği bilgilere göre, bu rakamın 2040 yılında 3 milyon sınırına ulaşacağı tahmin ediliyor. Dr. Kıvılcım özellikle erken tanı için kendi kendine muayenenin ve kanser taramalarının önemini vurgulayarak şunları söyledi: <em>“Kanser taramasının nihai hedefi, hiçbir şikayeti olmayan sağlıklı bireylerde; kanseri, tedavisinin çok daha kolay ve etkili yapılabildiği erken evrelerde yakalamak. Son 20 yıldaki çalışmalar bize, mamografi ile yapılan toplum taramalarında kadınlarda meme kanseri nedeniyle ölüm oranlarının %30-50 oranlarında azaldığını gösteriyor. Günümüzde dijital mamografilerle meme incelemesinde maruz kalınan doz da giderek azalıyor. Bu nedenle kadınların 40 yaş üzerinde 2 yılda bir mamografi çektirmelerinde bir sakınca yok. Aile öyküsü, Batı tipi yaşam tarzı, stres ve tütün kullanımı gibi risk faktörlerinin varlığında ise taramaların daha erken yapılması planlanabilir.”</em></p>
<p>Panelin bir diğer konuşmacısı Gözde İlhan, 2024 yılında meme kanseri tanısı almış, verdiği mücadeleyle kanseri yenmeyi başarmış bir isim. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören İlhan, sergiye üç çalışmasıyla katılırken; kendi hikayesini, kanserle başlayan ama sanatla yeniden doğan bir yolculuk olarak tanımlıyor. İlhan konuşmasında, tedavi sürecinde yaşadıklarını ve resim sanatıyla olan yolculuğunu ise şu sözlerle paylaştı: <em>“Sanat, tedavi sürecimde bana nefes olan, umudu hatırlatan bir yol arkadaşı oldu. Sanat, bana kelimelerin yetmediği yerde şifa verdi. Bugün buradaki sergi, sadece bir sanat etkinliği değil; aynı zamanda farkındalık, umut ve dayanışmanın bir simgesi.” </em></p>
<p><strong>“Erken Tanıyoruz, Birlikte İyileşiyoruz”</strong> karma resim sergisi, 24 Ekim 2025’e kadar İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde ziyarete açık olacak. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlar-meme-kanserinde-erken-tani-icin-sanatta-bulustu-583198">Kadınlar Meme Kanserinde Erken Tanı için Sanatta Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583052</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Ege iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EÜ 1 Nolu Yemekhane önünde hibrit bir farkındalık çalışması olarak yapıldı.</p>
<p>Etkinlikte, Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer ve hekim adayları, öğrencilere meme kanseri konusunda erken tanı ve korunma yöntemlerini anlattı. Öğrenciler, katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin önemine dair mesajlar verdi.</p>
<p><b>“Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor”</b></p>
<p>Etkinlikle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Meme kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen tümörlerden biridir. Farkındalık ve erken tanı giderek önem kazanıyor. Her ay yalnızca beş dakika ayırarak memelerdeki şişlik, renk değişikliği, meme başında içe dönme veya kanlı akıntı gibi belirtiler fark edilebilir. Düzenli mamografi ve ultrasonografi ile de belirti vermeden kanser tespiti mümkün. Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Tarama programlarına katılım, riskinizi minimize eder. Unutmayın, ayıracağınız beş dakika hayatınızı kurtarabilir” dedi.</p>
<p>Kurulan stantta katılımcılara meme kanseriyle ilgili kitap, broşür ve pembe kurdeleler dağıtılırken, görsel materyallerle de bilgilendirme yapıldı. Pembe balonlar ve kurdelelerle süslenen stant, katılımcıların ilgisini topladı. Etkinlik boyunca kampüs ve çevresinde meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-erken-teshis-hayat-kurtarir-583052">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Erken teşhis hayat kurtarır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serebral Palsili çocukların dil gelişiminde erken döneme dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serebral-palsili-cocuklarin-dil-gelisiminde-erken-doneme-dikkat-581981</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 15:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[döneme]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişiminde]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[palsili]]></category>
		<category><![CDATA[serebral]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serebral Palsili çocuklarda yaygın şekilde görülen konuşma bozukluklarına erken müdahalenin önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, “Erken dönemde uygulanan çevresel zenginleştirme, ilerleyen dönemlerde kas kontraktürleri ve deformiteler gibi sekonder komplikasyonların önlenmesine de katkı sunmaktadır</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palsili-cocuklarin-dil-gelisiminde-erken-doneme-dikkat-581981">Serebral Palsili çocukların dil gelişiminde erken döneme dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serebral Palsili çocuklarda yaygın şekilde görülen konuşma bozukluklarına erken müdahalenin önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, “Erken dönemde uygulanan çevresel zenginleştirme, ilerleyen dönemlerde kas kontraktürleri ve deformiteler gibi sekonder komplikasyonların önlenmesine de katkı sunmaktadır. Bu nedenle uzmanlar, müdahalelerin tercihen 0–24 ay arasında başlatılmasını önermektedir” dedi. Cengizli, erken tanı, uygun rehabilitasyon planı ve aile katılımını içeren bütüncül bir yaklaşımın Serebral Palsili bireylerin yaşam kalitesini artırmak için en güçlü araç olduğunu söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, 6 Ekim Serebral Palsi Günü’nde Serebral Palsili çocuklarda ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarına ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Serebral Palsi, nörogelişimsel bir durum<br />Serebral Palsi’nin doğum öncesinde, doğum sırasında veya erken bebeklik döneminde meydana gelen beyin hasarı veya gelişimsel bir bozukluk sonucu ortaya çıkabilen kalıcı bir nörogelişimsel durum olduğunu belirten Cengizli, “Serebral Palsi (SP), çocukluk boyunca motor işlev, duruş ve koordinasyon bozukluklarıyla seyretmekte; bireylerin yaşam boyu destek gerektiren bir tabloyla karşı karşıya kalmasına yol açabilmektedir” dedi.<br />Motor gelişim gerilikleri görülüyor<br />Serebral Palsi’nin yalnızca motor sistemi etkileyen bir durum olmadığını belirten Cengizli, “Yapılan araştırmalarda, SP’li çocuklarda duyusal sistem, bilişsel fonksiyonlar, davranış, görsel-yönelim, sosyo-duygusal gelişim ve dil-iletişim gibi alanlarda da yüksek oranda ek etkilenimlerin bulunduğu görülmüştür. Motor gelişim gerilikleri genellikle ilk fark edilen belirtiler olup; dönme, oturma, emekleme ve yürüme gibi kilometre taşlarında belirgin gecikmeler görülebilir. Dikkat ve yürütücü işlevlerde görülen bozukluklar ise yemek yeme, giyinme, oyun ve öz bakım gibi günlük yaşam aktivitelerinde görülmekte ve ek uyarlama gereksinimlerini beraberinde getirmektedir” dedi. <br />Motor becerileri ve bilişsel alanda zorlanmalar yaşanabiliyor<br />SP’li çocukların gelişim profilinin çok boyutlu zorluklar içerebildiğini kaydeden Cengizli, “Motor alanda kas tonusu düzensizlikleri, koordinasyon güçlükleri, eklem sertlikleri ve denge sorunları öne çıkmaktadır. İnce motor becerilerde kavrama, nesne manipülasyonu ve el-göz koordinasyonu gibi alanlarda güçlükler sıklıkla görülebilmektedir. Bilişsel alanda ise dikkat, bellek, işlem hızı ve görsel-uzaysal işlemleme becerilerinde bozulmalara değinilmiştir. Duyusal düzeyde görsel algı, proprioseptif farkındalık ve duyusal işlemleme sorunları görülebilmektedir. Davranışsal ve duygusal boyutta ise inaktivite, öğrenilmiş çaresizlik ve sosyal uyumda zorlanmalar tabloya eşlik edebilmektedir” dedi.<br />Konuşma üretiminde gecikme ve bozukluk görülüyor<br />SP’nin iletişim alanında da önemli güçlüklerle seyredebildiğini kaydeden Cengizli, konuşma motor bozuklukları (dizartri, apraksi benzeri belirtiler), artikülasyon problemleri ve ses kontrolünde zayıflıklara sık rastlandığını söyledi. Yapılan bir çalışmada 84 SP’li bireyin 69’unda (Yüzde 82) konuşma üretiminde gecikme veya bozukluk tespit edildiğini kaydeden Cengizli, şunları söyledi: <br />“En sık görülen konuşma bozukluğu dizartri olarak öne çıkmaktadır. Bu tabloda konuşma hızında azalma, artikülasyon belirsizlikleri, nefes kontrolünde yetersizlik ve genel olarak anlaşılabilirliğin düşüklüğü dikkat çekmektedir. Buna ek olarak, fonolojik süreçlerde bozulmalar ve belirli seslerde sürekli hatalar da sıklıkla görülmektedir. Bazı çocuklarda konuşma planlaması ve motor programlama süreçlerindeki bozulma, apraksi benzeri bir tabloya işaret edebilmektedir.  Alıcı dil ve ifade edici dil alanlarındaki güçlükler ise kelime dağarcığı sınırlılığı, sözdizimsel yapı yetersizlikleri, konuşma temposunda yavaşlık, monotonite ve ses şiddeti kontrolünde sorunlar şeklinde kendini göstermektedir.”<br />Bebeklerde aktif hareket programları ve terapiler önemli katkı sağlıyor<br />Serebral Palsi’nin çok boyutlu doğası nedeniyle uygun müdahalelerle SP’li bireylerin işlevsellik, iletişim kapasitesi ve katılım düzeylerinde anlamlı ilerlemeler sağlanabildiğini ifade eden Cengizli, “Motor ve bilişsel gelişimi hedefleyen aktif hareket programları, çevresel zenginleştirme yaklaşımları ve oyun temelli terapiler, hem motor becerileri hem de bilişsel gelişimi desteklemektedir. Araştırmalar, SP riski taşıyan bebeklerde çevresel zenginleştirmenin motor gelişim ve biliş üzerinde önemli katkılar sunduğunu göstermektedir. Özellikle 6–18 ay arası motor gelişim, 6–12 ay arası ise bilişsel gelişim için kritik fırsat penceresi olarak değerlendirilmektedir” dedi.<br />Konuşma bozukluklarına yönelik çalışmalardan bahseden Şevval Cengizli, “Dizartri ve artikülasyon bozukluklarına yönelik yoğun konuşma terapileri, alternatif ve destekleyici iletişim (AAC) çözümleri ile ses-nefes kontrolüne odaklanan çalışmalar, konuşma anlaşılırlığını belirgin şekilde artırabilmektedir. Ayrıca teknoloji destekli uygulamalar, terapistlerin değerlendirme sürecini kolaylaştırmakta ve objektif ölçümlerle ilerlemenin daha iyi izlenmesine olanak tanımaktadır” dedi.<br />İlk 24 ayda müdahale öneriliyor<br />Serebral Palsili bireylerin konuşma bozukluklarına ilişkin erken müdahalenin önemini vurgulayan Araştırma Görevlisi Şevval Cengizli, “Erken müdahale, beyin gelişiminin ve nöroplastisitenin en yoğun olduğu dönemleri hedefleyerek en yüksek terapötik etkiyi sağlayan stratejidir. 0–3 yaş aralığında başlatılan müdahalelerin hem motor hem de bilişsel gelişim üzerindeki olumlu etkileri sistematik araştırmalarla desteklenmiştir. Erken dönemde uygulanan çevresel zenginleştirme, ilerleyen dönemlerde kas kontraktürleri ve deformiteler gibi sekonder komplikasyonların önlenmesine de katkı sunmaktadır Bu nedenle uzmanlar, müdahalelerin tercihen 0–24 ay arasında başlatılmasını önermektedir. Erken tanı, uygun rehabilitasyon planı ve aile katılımını içeren bütüncül bir yaklaşım, Serebral Palsili bireylerin yaşam kalitesini artırmak için en güçlü araçtır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serebral-palsili-cocuklarin-dil-gelisiminde-erken-doneme-dikkat-581981">Serebral Palsili çocukların dil gelişiminde erken döneme dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisine]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik’in yürütücülüğünü üstlendiği “Yüksek Riskli HPV Tipleri ve HPV Kaynaklı Rahim Ağzı Kanseri Diagnostiğinde Akıllı Telefon Tabanlı Floresans Multipleks Hızlı Tanı Kiti Geliştirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK 1001 Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirilecek.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizin nitelikli ve alanında uzman araştırmacıları, bilimin her dalında literatüre katkı sunmaya devam ediyor. Mühendislik Fakültesi Biyomühendislik Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik rahim ağzı kanseriyle ilişkilendirilen yüksek riskli HPV alt tiplerinin erken teşhisi ve aynı anda kanser riskinin belirlenmesini sağlayacak yenilikçi, taşınabilir ve akıllı telefon destekli bir tanı kiti geliştirmeyi amaçlayan proje TÜBİTAK nezdinde kabul gördü. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik, “HPV (İnsan Papilloma Virüsü), cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların başında gelir ve bazı alt tipleri uzun süreli enfeksiyonlarla rahim ağzı kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türüne neden olabilmektedir. HPV aşısı, korunma açısından önemli bir araç olmasına rağmen, birçok ülkede henüz ulusal aşılama programlarına tam olarak entegre edilememiştir. Bu da, erken, doğru ve hızlı tanı araçlarına olan ihtiyacı artırmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Projenin yenilikçi olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Emine Güler Çelik “Bu proje, rahim ağzı kanserine yol açabilen riskli HPV tiplerini ve HPV kaynaklı kanser oluşumuna işaret eden biyobelirteçleri aynı anda tespit edebilen taşınabilir bir test sistemi geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu yeni sistem sayesinde, sadece HPV varlığı değil, aynı zamanda enfeksiyonun kansere dönüşme riski de değerlendirilebilecektir. Test, klasik laboratuvar koşullarına ihtiyaç duymadan, kolayca uygulanabilecek şekilde tasarlanmakta ve akıllı telefonlar aracılığıyla sonuçları hızlı bir şekilde değerlendirme imkânı sunmaktadır. Projenin hedefi, erken teşhis ve risk belirlemede kullanılabilecek, taşınabilir, düşük maliyetli, hızlı ve kullanıcı dostu bir tanı platformu geliştirmektir. Bu sayede hem sağlık profesyonelleri hem de kaynakları kısıtlı bölgelerde yaşayan bireyler için erişilebilir tanı çözümleri sunmak mümkün olacaktır.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-hpv-ve-rahim-agzi-kanserinin-erken-teshisine-yonelik-tani-kiti-gelistirilecek-580934">Bu proje ile HPV ve rahim ağzı kanserinin erken teşhisine yönelik tanı kiti geliştirilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[perinatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda, kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, kariyer planlamaları, ekonomik gerekçeler ve evlilik yaşının ötelenmesi gibi etkenler, 35 yaş üzeri gebelik oranlarının belirgin şekilde artmasına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931">35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda, kadınların eğitim düzeyinin yükselmesi, kariyer planlamaları, ekonomik gerekçeler ve evlilik yaşının ötelenmesi gibi etkenler, 35 yaş üzeri gebelik oranlarının belirgin şekilde artmasına yol açıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Riskli Gebelik (Perinatoloji) Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy</strong> “İleri yaş gebelikleri günümüzde giderek artan bir gerçekliktir ve erken doğumdan gebelik zehirlenmesine hatta bebeğin kaybına dek çeşitli riskler içerebildiğinden dolayı multidisipliner yaklaşım ile takip edilmelidir. Gebelik öncesinden başlayan multidisipliner bir yaklaşım, düzenli ve sık takip ile uygun doğum planlaması olumsuz sonuçların önemli ölçüde azaltılmasına önemli katkılar sağlar” diyor. Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy, riskli gebelikte anne ve bebeğin sağlığı için alınması gereken 6 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Yaşam tarzını iyileştirmek</strong></li>
</ul>
<p>Sağlıklı beslenme, ideal kilo kontrolü ve egzersiz, gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) ve hipertansiyon riskini azaltır. Sigara, alkol, kimyasallar, toksik maddeler ve düşüğe, erken doğuma ya da ölü doğuma yol açabilen bazı ilaçlardan (teratojen ilaçlar) uzak durulması, sağlıklı doğum için son derece önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Gebelik öncesi sağlık taraması yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>İleri yaşta planlanan gebeliklerde, gebelik öncesi sağlık taraması yaptırmak kritik öneme sahiptir. Kronik hastalıkların kontrol altında tutulması, genetik danışmanlık alınması, doktor önerisiyle folik asit ve gerekli takviyelerin kullanılması gebelik sonuçlarını olumlu etkilemektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli takip </strong></li>
</ul>
<p>Riskli gebeliklerde doğru haftalarda gebelik muayenesinin yapılmasının, komplikasyonların erken tanısını sağladığını belirten Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Resul Arısoy sözlerine şöyle devam ediyor: “Gebeliğin muayenesinde rutin testlere, ihtiyaç olursa ileri testler ve taramalar eklenebilir. Perinatoloji kliniklerinde, gebeliğin ilk 11-14 hafta fetal anatomi ve Doppler muayenesi en önemli muayene olup, tüm gebeler bu muayeneyi mutlaka yaptırmalıdır. Bu dönemde bebekteki bazı organ anomalileri tanınabilmektedir. Yine uterin arter doppleri ile gebelik zehirlenmesi ve gelişim kısıtlılığı için risk değerlendirmesi yapılabilmektedir. Riskli grupta diyabet için erken tarama bu haftada yapılmaktadır. Gebeliğin 2. döneminde, 21-23 hafta yine fetal anatomi muayenesi ve Doppler ultrasonografi ile bebeklerin organlarının ve kan akımlarının muayenesi her gebeye önerilmektedir. Yine bu haftalarda rahim ağzı uzunluğu ölçülerek servikal yetmezlik ve erken doğum açısından riskli gruplar tanınabilmektedir. İleri yaş gebeliklerde şeker hastalığı riski diğer gebelere göre belirgin artmış olup, mutlaka şeker yükleme testlerinin yapılması önerilmektedir. Şeker yükleme testlerinin anne ve bebeğe bir zararı yoktur. Gebeliğin 3. döneminde Doppler ultrasonografi ve biyofizik profili gibi yöntemlerle fetal iyilik halinin düzenli değerlendirilmesi önerilmektedir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Genetik tarama ve tanı testleri yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>35 yaş üzeri gebeliklerde kromozomal anomaliler açısından tarama testleri (Kombine test (ikili test) / üçlü-dörtlü test, NIPT (anne kanında fetal hücre-DNA testi) ve gerektiğinde invaziv tanı yöntemleri (koryonvillüs örneklemesi, amniyosentez,) uygulanmalıdır. Bu yaklaşım,  erken tanı ve doğru gebelik yönetimini mümkün kılar.</p>
<ul>
<li><strong>Kronik hastalıkların takibi</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Arısoy “Hipertansiyon, diyabet ve tiroid bozuklukları gibi kronik hastalıkların gebelik öncesi ve gebelik sırasında kontrolü, komplikasyonların önlenmesinde temel bir basamaktır. Kronik hastalıkların eşlik ettiği gebelerin takip ve doğumları özellikli olup, Perinatoloji kliniklerinde multidisipliner tıp içerisinde takip edilmeleri ve yönetilmeleri önerilmektedir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Doğumun multidisipliner merkezde gerçekleştirilmesi</strong></li>
</ul>
<p>Riskli gebeliklerin, yenidoğan yoğun bakım olanaklarının bulunduğu merkezlerde, deneyimli ekip eşliğinde gerçekleştirilmesi önerilir. Yine merkezde erişkin yoğun bakım ve ilgili uzmanlıkların olması gebelik sonuçlarını iyileştirmektedir. Bu uygulamalar anne ve bebek komplikasyon ve ölümlerini azaltır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/35-yas-ve-uzeri-dogum-yayginlasiyor-580931">35 yaş ve üzeri doğum yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ReLU Games, MIMESIS&#8217;I 27 Ekim&#8217;de Erken Erişime Açıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/relu-games-mimesisi-27-ekimde-erken-erisime-aciyor-580328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 11:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[erişime]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[games]]></category>
		<category><![CDATA[mimesis]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[relu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580328</guid>

					<description><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki oyun geliştirme stüdyolarından biri olan ReLU Games, bugün yeni co-op hayatta kalma korku oyunu MIMESIS'in 27 Ekim'de resmi olarak Erken Erişim'e çıkacağını duyurdu. Stüdyo, oyun çıkana kadar Son Kapalı Beta Testi (CBT) ve topluluk odaklı birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/relu-games-mimesisi-27-ekimde-erken-erisime-aciyor-580328">ReLU Games, MIMESIS&#8217;I 27 Ekim&#8217;de Erken Erişime Açıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KRAFTON, Inc. (CEO CH Kim) bünyesindeki oyun geliştirme stüdyolarından biri olan ReLU Games, bugün yeni co-op hayatta kalma korku oyunu MIMESIS&#8217;in 27 Ekim&#8217;de resmi olarak Erken Erişim&#8217;e çıkacağını duyurdu. Stüdyo, oyun çıkana kadar Son Kapalı Beta Testi (CBT) ve topluluk odaklı birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak.</p>
<p>MIMESIS, ilk olarak haziran ayında gerçekleşen Kapalı Beta Testi ve Steam Next Fest’te yer alması aracılığıyla görücüye çıktı. Oyunun demosu Steam platformunda en çok oynanan demolar arasında 4. sıraya yerleşerek dünya çapında oyuncuların büyük ilgisini çekti. Erken Erişim sürümü, yeni haritalar, canavarlar ve kaynaklar (Scrap) sunarken, aynı zamanda co-op oyun deneyimini de geliştiriyor. Oyuncular, sesleri ve davranışları taklit ederek birine güvenmeyi büyük bir risk haline getiren MIMESIS yapay zekasını arkadaşlarıyla birlikte alt etmek zorundalar.</p>
<p>Erken Erişim öncesinde ReLU Games, 10-13 Ekim tarihleri arasında oyunun son Kapalı Beta Testini gerçekleştirecek. Son stabilite testleri ve oynanış cilalamalarını hedefleyen Kapalı Beta için kayıtlar bugün (29 Eylül) resmi MIMESIS Discord ve Steam duyuruları aracılığıyla açılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/relu-games-mimesisi-27-ekimde-erken-erisime-aciyor-580328">ReLU Games, MIMESIS&#8217;I 27 Ekim&#8217;de Erken Erişime Açıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şekil]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579480</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 8 kadından biri, yaşamı boyunca meme kanseri ile tanışıyor. Erken teşhis tedavinin yönünü belirlerken, tıp ve teknolojideki hızlı ilerlemelerin de sayesinde hayat kurtarıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480">Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 8 kadından biri, yaşamı boyunca meme kanseri ile tanışıyor. Erken teşhis tedavinin yönünü belirlerken, tıp ve teknolojideki hızlı ilerlemelerin de sayesinde hayat kurtarıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Senoloji (Meme) Araştırma Enstitüsü Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras</strong>, “Günümüzde dünya bilim insanlarının en yoğun araştırma yaptığı ve yeni tedavi yöntemleri geliştirdiği alanlardan biri olan meme kanseri, erken teşhis edildiğinde artık tamamen tedavi edilebiliyor. Ancak erken tanı için, kadınların kendilerini ayda bir 10 dakika muayene etmeleri ve şüpheli bir belirti fark ettiklerinde hemen hekime başvurmaları kritik rol oynuyor” diyor.</p>
<p>Meme kanserinin basit bulgularla kendini belli edebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Uras, “20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez ayna karşısında kendi kendine meme muayenesi yapması, 40 yaşından itibaren ise doktorun önerdiği aralıklarla düzenli klinik muayene, mamografi ve ultrason yaptırması hayat kurtaran bir alışkanlıktır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Cihan Uras, <strong>Ekim ayı-Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, meme kanserinin öncü belirtilerini ve tedavide en güncel yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Ele gelen kitle</strong></li>
</ul>
<p>Memenin herhangi bir yerinde veya koltuk altına yakın kısmında hissedilen sert, genellikle ağrısız kitleler, meme kanserinin en sık görülen ilk bulgusudur. Prof. Dr. Cihan Uras “Her kitle kanser değildir ancak her kitle ciddiye alınmalıdır” diyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Meme başında çekilme</strong></li>
</ul>
<p>Meme ucunda içe doğru çekilme, düzleşme veya normal görünümün bozulması, dokuların derinliğinde bir değişikliğe işaret edebilir. Meme ucundaki şekil değişiklikleri acilen  değerlendirilmelidir. Basit bir muayene bile erken tanıya giden yolun kapısını aralar.</p>
<ul>
<li><strong>Deride çukurlaşma</strong></li>
</ul>
<p>Meme derisinde portakal kabuğu görünümü, çukurlaşma, kalınlaşma ve meme başında pullanma gibi değişiklikler, önemli belirtilerdir. Prof. Dr. Cihan Uras “Bu tür görsel değişiklikler genellikle hastalar tarafından kozmetik bir cilt problemi gibi algılanıyor oysa altta yatan neden daha ciddi olabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Akıntı ve kanama</strong></li>
</ul>
<p>Meme başından kendiliğinden, özellikle kanlı veya berrak akıntı gelmesi normal değildir. Bu bulgu, erken evre dahil birçok meme hastalığının belirtisi olabilir. Bu tür akıntılar enfeksiyon ya da iyi huylu bir lezyon kaynaklı olsa bile mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir.</p>
<ul>
<li><strong>Koltuk altında şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Koltuk altında ele gelen lenf bezi büyümeleri, enfeksiyon dışı durumlarda meme kanserinin yansıması olabilir. Bu bölgedeki şişlikler çoğu zaman önemsenmiyor ama lenf bezleri aslında vücudun alarm verdiğini gösteriyor. </p>
<ul>
<li><strong>Şekil veya boyut değişimi</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Cihan Uras “Memenin birinde, diğerine göre ani büyüme, asimetri ya da şekil değişikliği fark edildiğinde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Kadınlar çoğu kez yavaş değişimleri fark etmediklerinden, düzenli şekilde ayna karşısında elle muayene çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Cihan Uras</strong>, meme kanserinin tedavisinde en güncel yöntemleri şöyle anlattı;</p>
<p><strong>Kişiye Özel Tedavi:</strong> Hedefe yönelik ilaçlar kanserli hücreleri hedef alır, sağlıklı dokulara az zarar verir. Her hastanın tümörü ve genetiği farklıdır, tedavi buna göre planlanır. Hormon reseptörü pozitif hastalarda anti-hormon tedavisi tümörün büyümesini yavaşlatıyor.   </p>
<p><strong>Onkoplastik Cerrahi:</strong> Kanserli dokuyu yeterli bir şekilde çıkardıktan sonra, plastik cerrahi işlemi de eklenerek ameliyat sonrası estetik açıdan doğal bir görünüm sağlanabiliyor. </p>
<p><strong>İmmünoterapi ve Akıllı İlaçlar:</strong> Vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren yeni nesil ilaçlar, bazı meme kanseri türlerinde önemli başarılar sağlıyor.</p>
<p><strong>Daha Hassas Radyoterapi:</strong> Yeni teknolojilerle ışın tedavisi sadece hastalıklı bölgeye yoğunlaştırılarak yan etkiler azaltılıyor ve çevredeki diğer organların zarar görmesi de engelleniyor. Yeni tekniklerle tedavi süresi kısaltılarak, hastanın işgücü kaybı en aza indirgeniyor. </p>
<p><strong>Minimal Invaziv Yöntemler:</strong> Meme kanseri cerrahisinde lenf bezlerinin korunmasına büyük özen gösteriliyor, sadece birkaç lenf bezi örneği alınarak lenfödem ve diğer komplikasyonlar önleniyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-fark-edilen-bir-belirti-bir-hayat-kurtarir-579480">Erken fark edilen bir belirti, bir hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastadan]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte demans dünya çapında giderek artan hızla yaygınlaşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişiye demans tanısı konulduğu ve 2021 yılında bu sayının 57 milyona yükseldiği belirtiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, </strong>demans sorununda erken tanı ve tedavinin büyük bir önem taşıdığını belirterek, “Demansın kesin bir tedavisi olmasa da hem hastalara hem de bakımını üstlenen kişilere destek olmak için çok şey yapılabilmektedir. Sosyal hayata katılmak, fiziksel ve zihinsel olarak olarak aktif olmak demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltirken, bazı ilaçlar da hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomların yönetilmesine yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle, demansın ilk belirtilerinden olan unutkanlık günlük hayatın yoğunluğu veya ileri yaşın bir sonucu olarak düşünülmemeli, mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu demans riskini azaltan 10 önerisini sıraladı, önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Günlük yaşamı etkileyecek şiddete ulaşıyor! </strong></p>
<p>Demans, günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli hafıza, dil, sorunları çözme ve diğer düşünme becerilerinin kaybını ifade eden genel bir terim. Zamanla sinir hücrelerini tahrip eden ve beyne zarar veren bir dizi hastalığın neden olabileceği bir sendrom. Genellikle bilişsel işlevlerde, yani düşünceyi işleme yeteneğinde biyolojik yaşlanmanın olağan sonuçlarından beklenenin ötesinde bir bozulmaya yol açıyor. Bilinç etkilenmese de bilişsel işlevlerdeki bozulmaya genellikle ruh hali, duygusal kontrol, davranış veya motivasyon değişiklikleri eşlik ediyor ve bazen de öncesinde görülüyor.</p>
<p><strong>İlk akla gelen Alzheimer olsa da… </strong></p>
<p>Demans denildiğinde ilk akla gelen Alzheimer olsa da aslında pek çok demans türü mevcut. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, beyni etkileyen çeşitli hastalıklardan ve yaralanmalardan kaynaklanabilen demansın ek sık görülen tiplerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Alzheimer: Demansın yüzde 60-70 gibi yüksek bir oranı Alzheimer kaynaklı oluyor.</li>
<li>Vasküler demans:  Beyinde mikroskobik kanama ve kan damarı tıkanıklığı sonucu gelişiyor ve demansın en yaygın 2’inci sebebini oluşturuyor.</li>
<li>Lewy cisimcikli demans: Sinir hücreleri içinde anormal protein birikmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.</li>
<li>Frontotemporal demans: Beyin ön lobunun dejenerasyonu sebebiyle görülüyor.</li>
</ul>
<p><strong>Obeziteden hipertansiyona… </strong></p>
<p>İleri yaş demansın en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor.  İlerleyen yaşın yanı sıra genlerdeki mutasyonun da demans için 2’inci en büyük risk faktörünü oluşturduğuna işaret eden Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Örneğin, Alzheimer hastalığı olan her 3 hastadan neredeyse 2’sinde en az bir ApoE4 gen kopyası bulunmaktadır” diyor. Bunların yanı sıra kan basıncı yüksekliği   (hipertansiyon), kan şekeri   yüksekliği (diyabet), aşırı kilo veya obezite, sigara kullanımı, çok fazla alkol tüketimi, fiziksel olarak hareketsiz bir yaşam sürmek, sosyal olarak izole olmak, zihnen aktif olmamak ve depresyon da sık izlenen risk faktörleri arasında yer alıyor. Ayrıca beslenme yetersizlikleri ve hava kirliliği de riski artırıyor.</p>
<p><strong>İşitme kaybı demans riskini artırıyor</strong></p>
<p>İşitme kaybı bile demans için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, 40-50<strong> </strong>yaş grubunda gelişen işitme kaybının demans riskini ortalama yüzde 90 oranında artırabildiği uyarısında bulunarak, “İşitme sorunları olan kişilerin sosyal ortamlardan uzaklaşma ve zamanla daha fazla izole olma, depresyona girme olasılığı daha yüksektir. Sosyal izolasyon ve depresyon da demans için risk faktörleridir. İşitme kaybı ayrıca sesleri ve konuşmayı anlamamıza yardımcı olan beyin bölgelerinin seslerin ne olduğunu anlamak için daha fazla çalışmaları gerektiği anlamına gelebilir. Bu ek çaba, hafızamızı ve düşünme yeteneklerimizi etkileyen beyinde değişikliklere yol açabilmektedir” diyor. İşitme kaybının düzeyinin ve ne kadar sürdüğünün demans riskini etkilediğini belirten Dr. Ayla Sifoğlu, “Ancak bu, işitme kaybı olan bir hastada mutlaka demans gelişeceği değil, sadece risklerinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Demans riskine karşı işitme sağlığını korumak için yüksek sesli ortamlardan kaçınılmalı, işitme testi yaptırmalı ve ihtiyaç halinde işitme cihazı kullanılmalıdır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genç yaşta başlayan demansa dikkat! </strong></p>
<p>Demans için bilinen en güçlü risk faktörü ileri yaş olsa da biyolojik yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmuyor. Ayrıca demansın ilk belirtileri her 100 hastadan 9’unda 30 &#8211; 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Yani, her 10 hastadan yaklaşık 1’inde erken yaşta görülüyor ve bu tablo “genç başlangıçlı demans” olarak adlandırılıyor.  Bu demans türü genellikle stres, anksiyete, depresyon veya menopoz gibi sorunlara bağlandığı için tanısı gecikebiliyor.  Demanslı genç hastalarda ileri yaştaki hastalara nazaran ilk belirtilerden biri olarak hafıza kaybı daha nadir görülüyor. Bu hastalarda ilk sinyaller genellikle dil, görme veya davranış sorunları oluyor. Ayrıca hareket, denge ve koordinasyon problemleri de gelişebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Bir kişinin neden diğerinden daha erken yaşta demans geliştirdiğini söylemek genellikle zordur. Ancak, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynayabildiğini biliyoruz. Öyle ki genç yaşta demans hastası olan yaklaşık her on kişiden 1’inde demansa neden olan gen tespit edilmektedir” diyor. Dr. Ayla Sifoğlu, demansın erken yaşta felç geçirmek, travmatik beyin hasarı, bazı enfeksiyonlar ve aşırı alkol kullanımı gibi genetik olmayan nedenlerle de genç insanlarda gelişebileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Demansın, özellikle erken evrede en yaygın görülen belirtilerinden biri, yakın zamanda öğrenilen bilgilerin ve yaşanan olayların unutulması oluyor. Eşyaları kaybetme veya yanlış yere koyma, yürürken veya araba kullanırken kaybolma, tanıdık yerlerde bile kafa karışıklığı yaşama, zamanı karıştırma, konuşmaları takip etme veya kelime bulmada zorluk, sorun çözme veya karar vermede güçlük, aynı soruları tekrar tekrar sorma, diğer belirtileri arasında yer alıyor. Hafıza kaybı nedeniyle endişeli, üzgün veya öfkeli hissetme, kişilik değişiklikleri, uygunsuz davranışlarda bulunma, işten veya sosyal aktivitelerden çekilme gibi yaygın ruh hali ve davranış değişiklikleri de izleniyor. Demans ilerledikçe hastalar aile üyelerini veya arkadaşlarını tanımayabiliyor, kişisel bakım konusunda yardıma ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><strong>Kesin tedavisi olmasa da ilerlemesi yavaşlatılıyor! </strong></p>
<p>Kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar demansın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomlarının yönetilmesine destek oluyor. Ayrıca kan basıncını ve kolesterolü kontrol altına alan ilaçlar da vasküler demansa bağlı beyinde ek hasar oluşmasını önleyebiliyor. Fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmak, sosyal hayata katılmak da demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Hekimler her hasta için uygun tedaviyi düzenlemekte ve hastayı yaşam boyu takip etmektedir. Tedavide ihtiyaç halinde değişiklikler yapmakta ve hastalık süresince ortaya çıkabilecek sorunlar için gerekli desteği sağlamaktadırlar” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Demansı önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, demansı önlemek için dikkat etmeniz gereken 10 önemli kuralı şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Fiziksel olarak aktif olun. Yürüyün, koşun, dans edin, bisiklete binin, bahçede çalışın, ev işleriyle uğraşın.</li>
<li>Zihninizi aktif tutun. Yeni hobiler edinin, yeni bir dil öğrenin, kelime veya sayı oyunları oynayın.</li>
<li>Sosyal olarak aktif kalın. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizle sık sık görüşün, sohbet edin.</li>
<li>Beynin kan dolaşımının hasar görmemesi için diyabet ve obeziteye karşı önlem alın. Bu hastalıklarınız varsa kontrol altında olmasını sağlayın.</li>
<li>Kalbinizi koruyun ve tansiyonunuzu kontrol altında tutun.</li>
<li>İşitme duyunuzu koruyun. Yüksek sese maruz kalmayın, işitme sorunu yaşıyorsanız,<strong> </strong>gerekirse işitme cihazı kullanın.</li>
<li>Alkol tüketimini sınırlayın, asla sigarı içmeyin ve içilen ortamlarda bulunmayın.</li>
<li>Depresyon sorunu yaşıyorsanız mutlaka destek alın.</li>
<li>Kaliteli ve düzenli uyumaya özen gösterin. Uyku apnesi veya başka uyku sorunları yaşıyorsanız, tedavi olun.</li>
<li>Beyin sarsıntısına ve travmatik beyin hasarına karşı beyninizi riske atabilecek aktivitelerden uzak durum.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[olabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[topçuoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi gibi belirtiler mutlaka dikkate alınmalı ve uzmana başvurulmalı” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hastalığın ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin hücre ölümü, çok hızlı ve erken gerçekleşiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olduğunu belirten   </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Alzheimer hastalığı, henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş büzüşmeye başlar ve küçülür. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu belirtiler göz ardı edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer belirtilerinden bahseden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi önemli belirtiler arasındadır. Eşyaları yanlış yere koyma ve sonrasında koyduğu yeri bulamama, muhakeme yeteneğinin bozulması, iş hayatından ve sosyal aktivitelerden kaçınma, duygudurum ve kişilik değişiklikleri de diğer belirtiler arasında sıralanabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mekânsal ilişkiyi anlamada güçlük çekilebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, g</span></span></span><span><span><span>örsel olarak objeleri ve bunların mekânsal ilişkilerini anlamada güçlük çekmenin de bir başka belirti olduğunu söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Örneğin p</span></span></span><span><span><span>encereden bakarken gördüğü bir cismi kendine ait bir eşyaya benzetme ve eliyle uzanırsa ya da pencereden aşağıya adım atarsa ona ulaşabileceğini sanmak da belirtiler arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Unutkanlığın farklı nedenleri olabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her unutkanlığın Alzheimer habercisi olmadığını ancak ciddiye alınması gerektiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “</span></span></span><span><span><span>Unutkanlık bir semptomdur. Alzheimer dışında da pek çok hastalık ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu durumlar ciddiyet açısından bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinden beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede olabilirler. O nedenle unutkanlık yakınması da tüm diğer semptomlar gibi ciddiye alınıp hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aile öyküsü, kafa travması, depresyon risk faktörleri arasında…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’da risk faktörlerine dikkat çeken </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, bu faktörleri yaş, aile öyküsü, kafa travması, geçirilmiş depresyon öyküsü, kalp-damar ya da beyin- damar hastalıkları, düşük eğitim düzeyi ve ApoE4 taşıyıcılığı olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşleyen beyin ışıldar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’in ortaya çıkmasının önlenemeyeceğini ancak bu durumun yaşam koşullarına bağlı olarak daha ileri yaşlara ertelenebileceğini ifade eden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“</span></span></span><span><span><span>Her ne kadar hastalığın oluş mekanizmasını önlemeye yönelik tedavi çalışmaları sürse de Alzheimer hastalığının ortaya çıkması, günümüz koşullarında önlenememektedir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, işleyen beyin ışıldar. Eğitimli, sosyal hayatın içinde, üretmeye çalışan insanlarda semptomlar çok daha geç ortaya çıkabilecekken, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hayatın dışında kalma gibi unsurlar, hastalık belirtilerinin çok daha erken ortaya çıkmasına neden olur. Bu da kişinin yaşam kalitesi açısından çok önem taşır.” </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 09:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye’de 30 binin üzerinde endometrium (rahim) kanseri hastası bulunduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, özellikle 55–65 yaş arası kadınların risk altında olduğuna işaret etti. Obezite, geç menopoz, erken adet görme, östrojene aşırı maruz kalma ve metabolik hastalıkların da riski artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Kocadal, özellikle menopoz sonrası dönemde görülen anormal kanamaların ciddiye alınması ve mutlaka değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulundu. </em></p>
<p>Halk arasında “rahim kanseri” olarak bilinen endometrium kanseri, rahimin iç tabakasını döşeyen hücrelerden kaynaklanıyor ve jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tümörlerden biri olarak gösteriliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Çetinkaya Kocadal, Türkiye verilerine göre her 100 bin kadından 14’üne bu tanı konulduğunu ve yılda yaklaşık 8 bin yeni vaka tespit edildiğini söyledi. Obezite oranlarındaki artış ve yaşam süresinin uzaması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığında yükseliş yaşandığını belirten Doç. Kocadal, “Endometrium kanseri daha çok 55–65 yaş arası kadınların hastalığı iken, obezite ve artan metabolik hastalıklar nedeniyle genç yaştaki kadınları da etkileyebilir” diye konuştu. Bu hastalığın öneminin kadınlarda anormal kanama yaparak erken tanıyı ön plana çıkarması olduğunu aktaran Doç. Dr. Kocadal, “Halk arasında ‘rahim kanseri’ denildiğinde asıl bahsedilen endometrium kanseridir. Ancak HPV kaynaklı serviks kanseri de rahim ağzından kaynaklanan rahim kanserinin farklı bir türüdür” dedi.</p>
<p><strong>“OBEZİTE ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ”</strong></p>
<p> Erken yaşta adet görmeye başlamak, menopozun geç olması, östrojene aşırı maruz kalmak, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi gibi metabolik hastalıkların bir arada bulunması, kontrolsüz kalan ve tedavi edilmeyen polikistik over hastalığının endometrium kanseri açısından risk yarattığını söyleyen Doç. Dr. Kocadal, özellikle son yıllarda tüm toplumlar için önemli bir sorun olan obezite riskine işaret etti. Obezitenin endometrium kanseri açasından da çok önemli bir faktörü olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kocadal, “Türkiye tabanlı araştırmalara baktığımızda, 15 yaş üstü kadınlarda obezite oranlarının yüzde 20-23’e vardığını görüyoruz. Polikistik over sendromlu hastalar yüzde 10-14 arasında görülmekte. Tedavi yapılıp önlem alınmadığında bu faktörler ileri yaşta endometrium kanserinin sıklığını artırmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>“İLK BELİRTİ: DÜZENSİZ VE AŞIRI KANAMA”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde ilk fark edilen belirtinin genellikle kanama olduğuna anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Endometrium kanserinde hastaların ilk fark ettiği bulgu düzensiz, aşırı kanamalardır. Postmenopozal (menopoz sonrası) hastaların yüzde 30-36’sında vajinal kanama görülür. Çoğu iyi huylu olsa da mutlaka değerlendirilmelidir. Bununla birlikte alt karın bölgesinde baskı, ağrı, aşırı kanama, lekelenme, ilişki sırasında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda doktora başvurulmalıdır.” diye konuştu.</p>
<p>Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 5’inin de genetik faktörlerle ortaya çıktığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, sözlerine şöyle devam etti: “Bunlardan en önemlisi Lynch sendromudur. Bu hastalarda daha erken yaşta endometrium kanseri görülebilir. Bu nedenle yaklaşık 30 yaşından itibaren yıllık ultrasonografik kontrollerle gereğinde rahim içinden biyopsi alınarak erken tanı konulabilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI OLMADIĞI İÇİN DÜZENLİ KONTROLLER ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Endometrium kanserinde henüz erken tanı için rutin bir tarama programı olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Kocadal, “Bu nedenle hastaların anormal kanama yaşadıklarında zaman kaybetmeden hekime başvurmasa çok önemli. Bunun yanında yıllık ultrasonografik değerlendirmeler bazı riskli hastalarda yol gösterici olabilir. Gereğinde rahim içinden parça alınabilir” dedi.</p>
<p><strong>“ÖZELLİKLE ERKEN EVRELERDE CERRAHİ İLE BAŞARILI SONUÇLARI ULAŞILABİLİR”</strong></p>
<p>Tedavi sürecine ilişkin de bilgi veren Doç. Dr.Kocadal, şunları anlattı: “Endometrium kanserlerinin yaklaşık yüzde 70’i erken evrede, rahime sınırlıdır. Bu nedenle cerrahi uygulanabilirliği mümkündür. Erken tanılı, düşük evreli hastalarda cerrahi çok önemli bir tedavi yöntemidir. Bazı risk gruplarında cerrahi sonrası ışın tedavisi ya da ilaç tedavisi gerekebilir. Tedavi başarısını hastanın yaşı, tümörün histolojik tipi, hastalığın yaygınlığı, rahim dışındaki organ tutulumları ve lenf bezlerine sıçrama olup olmadığı gibi etkenler yer alır.”</p>
<p>Genç hastalar için uygulanan koruyucu yaklaşımları da anlatan Doç. Dr. Kocadal, “Menopoza girmemiş, çocuk doğurmamış, yumurtalık fonksiyonu iyi olan genç hastalarda tümör endometriyuma sınırlıysa seçili olgularda rahmi koruyucu tedavi uygulanabilir. Progesteron türevleri ile medikal tedavi yapılır, hastalık kontrol altına alındıktan sonra gebelik sağlanır ve doğum sonrası nihai tedavi planlanır” diye konuştu.</p>
<p><strong> “ERKEN TANI HASTALIĞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRİP HAYAT KURTARIYOR”</strong></p>
<p> Endometrium kanserinde erken teşhisin önemine değinen Doç. Dr. Kocadal, sözlerini şöyle tamamladı: “Endometrium, jinekolojik tümörler içerisinde kadınlarda en sık görülen tiptir. Hastayı hekime ulaştıran en önemli faktör aşırı, anormal ve düzensiz kanamalardır. Hastaların bu değişiklikleri gördüklerinde sağlık merkezine başvurarak gerekli danışmanlığı almaları hayati önem taşır. Erken tanının kadının hayatını kurtaracağı unutulmamalıdır. Endometrium kanserinin prognozunun özellikle erken evrelerde iyi olması nedeniyle bu durum çok önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-ve-ileri-yas-rahim-kanseri-riskini-katliyor-576881">Obezite ve İleri Yaş Rahim Kanseri Riskini Katlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[imkanı]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576853</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun dert yandığı  ‘unutkanlık’   özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında 65 yaş üzerinde en sık görülen bunama nedeni olan Alzheimer hastalığının ilk sinyali olabiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, bugün dünya genelinde yaklaşık 55-57 milyon kişi demans ile mücadele ediyor ve bu kişilerin büyük  çoğunluğunu Alzheimer hastaları oluşturuyor.  Her yıl yaklaşık 10 milyon yeni demans hastaları bildirilirken, uzmanlar bu sayının 2050 yılına kadar iki katından fazla artacağını öngörüyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  </strong>günlük yaşam aktivitelerini önleyecek düzeyde bilişsel gerilemeye neden olan<strong> </strong>Alzheimer hastalığında erken tanı ve tedavinin kritik bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Erken tanı ile tedavi sayesinde Alzheimer’ın ilerleme hızı yavaşlatılabilmektedir. Böylece, hem hastalığın yükü hem de bireylerin ve ailelerin karşılaştıkları zorluklar büyük oranda azaltılabilmektedir” diyor.  <strong>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,</strong> erken tanı için unutkanlık günlük yaşamı etkilemeye başladığında, aynı sorular sık tekrarlandığında veya kişilik değişiklikleri fark edildiğinde hemen bir nöroloji uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Risk 65 yaşından sonra daha çok artıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer, beyinde ilerleyici sinir hücresi kaybına yol açan nörodejeneratif bir hastalık ve demansın en sık görülen nedeni. Hafıza kaybı, zaman ve mekan karışıklığı, dil ile yürütücü işlevlerde bozulma ve günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bilişsel gerilemeyle kendini gösteriyor. Türkiye’de net veriler olmasa da 600 binin üzerinde Alzheimer hastası olduğu belirtiliyor. Önemli bir nokta ise Alzheimer riskinin 65 yaşından sonra her beş yılda bir yaklaşık iki katına çıkması. Yani, toplum yaşlandıkça hasta sayısı artıyor. Ancak bu artış, hastalığın daha sık görülmesinden çok demografik yaşlanmadan kaynaklanıyor.</p>
<p><strong>Beyindeki sinsi değişim 20 yıl önce başlıyor! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının temel patolojik mekanizması; beyinde amiloid-beta proteininin birikimi, tau proteininin anormal şekilde fosforillenerek yayılması, sinir hücrelerinde iletişimin bozulması, nöron kaybı ve kronik iltihabi süreçlerinden oluşuyor. Beyindeki bu patolojik değişiklikler hastalığın belirtileri ortaya çıkmadan  20 yıl kadar önce başlıyor, yani Alzheimer uzun bir &#8216;sessiz dönem&#8217; geçirdikten sonra klinik sinyaller ile kendini gösteriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, “Örneğin, hastalık henüz belirti vermeden 20 yıl kadar önce amiloid–beta proteini beyinde birikmeye,  10 yıl öncesinde de tau proteini yumaklar şeklinde çoğalmaya ve yayılmaya başlamaktadır. Bu süreçlerin ardından Alzheimer hafif bilişsel bozulmayla ilk sinyallerini verirken, beş yıl sonrasında ise demans günlük yaşamı olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık riski 15 kat artırabiliyor! </strong></p>
<p>İleri yaş Alzheimer hastalığı için en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, bunun yanı sıra genetik yatkınlığın, özellikle APOE ε4 taşıyıcılığının da belirleyici rol oynadığını belirterek, “Bu genin bir kopyasına sahip kişilerde risk 3-4 kat, iki kopyasında ise 8-15 kata kadar çıkabilmektedir. Ancak aile öyküsü Alzheimer riskini anlamlı biçimde artırsa da hastalığın kesin olarak gelişeceği anlamına gelmemektedir” bilgisini veriyor. İleri yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hastalıklar, yaşam alışkanlıkları ile çevresel etkenler de Alzheimer riskini artıran diğer faktörleri oluşturuyor.  Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer,  bu etkenleri “orta yaş hipertansiyonu, diyabet, obezite, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, işitme kaybı, sosyal izolasyon, depresyon ve kafa travmaları” olarak sıralıyor. Dünya lideri bilim insanlarından oluşan Lancet Komisyonu verilerine göre; bu değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrolü sayesinde Alzheimer ve diğer demans tablolarının yüzde 40-45 kadarı önlenebiliyor veya geciktirilebiliyor. </p>
<p><strong>Erken tanı kritik bir öneme sahip! </strong></p>
<p>Alzheimer hastalığına henüz demans evresine ulaşmadan önceki  ‘Hafif Bilişsel Bozukluk’ döneminde veya hastalık belirtileri henüz başlamadan önce sadece genetik yatkınlık taşıyan ve hastalık gelişimi beklenen bireylerde tanı konulması büyük önem taşıyor. Zira, bu erken aşamada hastalar günlük yaşam aktivitelerini bağımsız şekilde sürdürebiliyor. Yeni geliştirilen hastalık modifiye edici tedaviler de en çok faydayı (örneğin anti-amiloid antikorları) Alzheimer’ın erken evrelerinde, yani unutkanlık yeni başlamışken veya hafif bilişsel bozukluk aşamasında sağlıyorlar. Ayrıca, erken tanı hastaların ve ailelerinin bakım planlaması yapabilmelerine, hukuki ve sosyal düzenlemeler için zaman kazanmalarına ve risk faktörlerini daha etkin şekilde yönetebilmelerine olanak veriyor. </p>
<p><strong>Yeni geliştirilen testlerle daha erken tanı imkanı! </strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının tanısında ayrıntılı klinik öykü, nöropsikolojik testler, laboratuvar tetkikleri ve beyin görüntüleme yöntemleri (MR, BT) kullanılıyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, son yıllarda kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde Alzheimer hastalığına daha erken dönemde tanı konulabildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor:  “Görüntüleme biyobelirteçleri olan amiloid ve tau PET yöntemleri Alzheimer’ın kesin tanısının erken dönemde konulmasını sağlamalarının yanı sıra yeni tedaviler için  hastalığın beyindeki yükünü doğrudan göstererek doğru hasta seçimini de mümkün kılmaktadır. Bu yöntemlerle beyin omurilik sıvısında amiloid ve tau proteinlerinin ölçümü yapılarak erken dönemde tanı konulmaktadır. Bu sıvının analizi ayrıca Alzheimer hastalığı ile karışabilecek olan enfeksiyon ve otoimmün hastalıkların dışlanmasına da imkan tanımaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda kan testleri alanında da büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Kan biyobelirteçlerinin (örneğin p-tau217, Aβ42/40 oranı) kullanıldığı testler hem daha kolay uygulanabilen hem de daha invaziv yöntemler olarak erken tanıda yerini almaktadır” </p>
<p><strong>Hastalığı yavaşlatmak ve hayatı kolaylaştırmak! </strong></p>
<p>Alzheimer’ın tedavisinde tam bir kür henüz mümkün olmasa da semptomatik ilaçlar ve yaşam tarzı<strong> </strong>önlemleriyle ilerlemesi yavaşlatılabiliyor, hastanın fonksiyonelliğinin korunmasına destek sağlanıyor. Kolinesteraz inhibitörleri ve memantin gibi  tedaviler hafıza ve davranış semptomlarını hafifletirken, yeni geliştirilen antikor tedavileri ise beyindeki amiloid plaklarını temizleyerek bilişsel gerilemeyi yavaşlatabiliyor. Ancak bu tedaviler uygun hasta seçimini, düzenli MR takibini ve yan etkinin izlenmesini gerektiriyor. Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Neşe Tuncer, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için bazı kurallara uyulmasının ise son derece önemli olduğuna işaret ederek,  “Tedavi sürecinde hipertansiyon, diyabet ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların iyi kontrol edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli kullanılmaları, fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmaları, sağlıklı beslenmeleri (Akdeniz tipi diyet) ve sosyal yaşamlarını sürdürmeleri önerilmektedir. Düzenli egzersiz, işitme kaybının tedavisi, sigara ve aşırı alkolden uzak durmak, düzenli ve kaliteli uyku da hem beynin hem damarların sağlığını desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-gelismeler-sayesinde-daha-erken-tani-imkani-576853">Yeni gelişmeler sayesinde daha erken tanı imkanı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 07:46:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonunun]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hiv]]></category>
		<category><![CDATA[Hıv Enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısına]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “HIV Enfeksiyonunun Erken Tanısında Tarama, Antijen / Antikor Ayrımı ve Doğrulama Testlerini Birleştiren 3 Boyutlu Baskı (3B) Yöntemi ile Üretilmiş Elektrokimyasal Tabanlı Prototip Biyosensör Geliştirilmesi” başlıklı proje, TUSEB’ten destek almaya hak kazansı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826">Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’nın yürütücüsü olduğu “HIV Enfeksiyonunun Erken Tanısında Tarama, Antijen / Antikor Ayrımı ve Doğrulama Testlerini Birleştiren 3 Boyutlu Baskı (3B) Yöntemi ile Üretilmiş Elektrokimyasal Tabanlı Prototip Biyosensör Geliştirilmesi” başlıklı proje, TUSEB’ten destek almaya hak kazansı.</p>
<p>Proje yürütücüsü Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, öğrenci odaklı, sağlık temalı araştırma üniversitemiz bilim insanları; sağlık bilimleri ve teknolojileri temalı, yenilikçi, ihtiyaç odaklı ve ürün geliştirmeye yönelik stratejik araştırma geliştirme projeleri üretmeye devam ediyor. İnsan ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik yenilikçi projeleri desteklenmeye uygun bulunan Eczacılık Fakültemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara’yı ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara, “Edinilmiş bağışıklık yetmezliği sendromu (AIDS), insan immün yetmezlik virüsünün (HIV) neden olduğu ülkemizde ve dünyada her bölgeyi etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Tanı ve tedavi alanında yaygın gelişmelere karşın, HIV enfeksiyonu klinik ve halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. HIV enfeksiyonun hızlı tanısı ve özellikle ulaşılması zor toplulukların test edilmesini sağlayacak hızlı ve doğru tanı gerçekleştiren tanı kitleri oldukça önem taşımaktadır. Günümüzde HIV enfeksiyonunun tanı algoritmasında önce dördüncü kuşak kombine antijen + antikor testi ile tarama, ardından HIV-1 / HIV-2 ayırt edebilen destekleme testi ile doğrulamak zorunludur. Projemiz kapsamında, HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik, HIV1/ HIV 2 virüslerinin eş zamanlı ayırımına olanak sağlayan aynı zamanda antijen/antikor ayırımı ve doğrulama testlerini birleştiren 3D baskılı çoklu platform tabanlı nanobiyosensör geliştirilecektir. Geliştirilecek bu test sayesinde, HIV tanısında yaşanan zorlukların aşılması, özellikle ulaşılması zor ve kilit toplulukların test edilmesi amacıyla erken ve doğru tanı ile HIV pandemisinin sonlandırılması hedeflerine ulaşılması amaçlanmaktadır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-hiv-enfeksiyonunun-erken-tanisina-yonelik-nanobiyosensor-gelistirecek-576826">Egeli bilim ekibi HIV enfeksiyonunun erken tanısına yönelik nanobiyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576588</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her yıl  yaklaşık 1.5 milyon Türkiye’de de 15 bin kadına jinekolojik kanser tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588">Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl  yaklaşık 1.5 milyon Türkiye’de de 15 bin kadına jinekolojik kanser tanısı konuluyor. Yine dünya genelinde yaklaşık 680 bin, ülkemizde ise yaklaşık 6 bin kadın jinekolojik kanserler nedeniyle hayatını kaybediyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı,</strong> rahim ağzı, rahim ve yumurtalık kanserlerinin en sık görülen   jinekolojik kanserler olduğunu belirterek, “Son yıllarda tüm dünyada rahim ağzı kanserinin görülme sıklığı artmaktadır. Ancak, özellikle aşılama ve tarama programı gelişmiş ülkelerde yüzde 80’e varan oranlarda daha az rastlanmaktadır. Öte yandan, rahim kanseri sıklığı hem dünya genelinde hem de Türkiye’de artış göstermektedir. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kansere yol açabilen maddelere daha fazla maruz kalmanın bu artışta etkili olduğu düşünülmektedir” diyor. </p>
<p>Ülkemizde de yaygın görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranları yüksek olsa da aslında erken tanı ve tedavi yaşam kurtarıyor. <strong> Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, </strong>jinekolojik kanserlerin önlenmesinde veya erken teşhis   edilmesinde düzenli olarak yapılan jinekolojik muayeneler ile tarama programlarının son derece önemli olduğunu vurgulayarak, “Ergenlik dönemiyle beraber jinekolojik muayeneye başlanması ve bu kontrollerin hiçbir şikayet olmasa bile yılda bir yapılması önerilmektedir. Bu muayeneler esnasında hastanın yaşına ve kendi özel durumuna göre jinekolojik muayene, ultrason ve tarama testleri uygulanmaktadır. Özellikle yıllık düzenli jinekolojik muayeneler, Pap Smear Testi, HPV taraması ve yine HPV aşıları konusunda farkındalığın artması hayat kurtarmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>RAHİM AĞZI KANSERİ </strong></p>
<p>Dünyada kadın kanserleri arasında dördüncü sırada görülen rahim ağzı kanseri ülkemizde her yıl yaklaşık 2 bin 500 kadında teşhis ediliyor.  Prof. Dr. Serkan Erkanlı, rahim ağzı kanseri için en önemli risk faktörünün yüksek riskli HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu olduğuna işaret ederek, “Rahim ağzı kanseri yüzde 99’un üzerinde bir oranla bu virüsün rahim ağzı epiteline yerleşmesi ve hücrelerde mutasyon, kontrolsüz büyüme ve kansere dönüşümü tetiklemesiyle ortaya çıkmaktadır” diyor. Sigara içmek, erken yaşta cinsel ilişki yaşamak, çok sayıda cinsel partner öyküsü, erken yaşta hamilelik, çok sayıda doğum yapmak, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kortizon tedavisi ve genetik faktör gibi pek çok etken rahim ağzı kanseri riskini artırıyor.  Lekelenme şeklinde gerçekleşen ara kanamalar, cinsel ilişki sırasında veya sonrasında lekelenme veya kanama ise en yaygın görülen ilk sinyallerinden. </p>
<p><strong>HPV aşısı en etkili korunma yöntemi</strong></p>
<p>Rahim ağzı kanseri HPV aşısı ve düzenli yapılan tarama ile önlenebilen bir kanser türü. HPV aşısı bu kanser türüne karşı en etkili korunma yöntemidir. Prof. Dr. Serkan Erkanlı,<strong> </strong>rahim ağzı kanserine neden olan yaklaşık 14 onkolojik Human Papilloma Virüsü’nün olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Bunlardan biriyle karşılaşan hasta HPV aşısı ile rahim ağzı kanserinden yüzde 90 oranında korunabilmektedir. HPV aşısının 11-12 yaşlarında yaptırılması önerilmektedir. Ancak 13-26 yaşları arasında da aşı yapılabilir. 26 yaşından sonra ise özellikle 45 yaşına kadar belli durumlarda aşı uygulanabilir.”</p>
<p><strong>Pap Smear ve HPV taraması şart! </strong></p>
<p>HPV aşısı rahim ağzı kanserini  büyük oranda önlense de risk tümüyle ortadan kalkmıyor.  Bu nedenle, aşı sonrasında da rutin rahim ağzı kanseri taramalarının mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Serkan Erkanlı, <strong>  </strong>tarama  sıklığını şöyle anlatıyor:<strong> </strong>“Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan hücresel değişimleri tespit eden PAP Smear testine 21 yaşında başlanması ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir devam edilmesi gerekmektedir. 30 yaşından sonra ise Human Papilloma Virüsü testi ile primer tarama yapılması önerilmektedir. HPV testine eş zamanlı olarak PAP Smear testi de eklenebilmektedir. HPV bazlı testin sonuçları normal çıktığında bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması önerilmektedir. Riskli durumlarda veya sonuçların riske işaret etmesi halinde ise her iki testte süreler kısalabilmektedir.” Kanser öncüsü lezyonlar rahim ağzının anormallik gösteren ince bir katmanının alınması yoluyla büyük oranda tedavi edilebiliyor. Hastalık erken evrelerde yakalandığında tedavi şansı yüzde 95’in üzerine çıkıyor.</p>
<p><strong>RAHİM KANSERİ</strong></p>
<p>Ülkemizde jinekolojik kanserler arasında en sık görülen tipi olan rahim kanseri her yıl yaklaşık 7 bin 800 kadında teşhis ediliyor.   Özellikle menopoz döneminde daha sık görülen rahim kanseri için en önemli risk faktörlerinden biri kadınlık hormonlarından estrojene fazla miktarda maruz kalmak. Bu durum, obezite, dışarıdan alınan hormon ilaçları ve yumurtalıkta hormon salgılayan tümörlere bağlı olabiliyor. Diğer risk faktörleri arasında yumurtlama olmasını önleyen ve adet dönemlerinin uzamasına neden olan etkenler, adetin erken yaşta başlaması (12 yaşından önce) ve geç yaşta menopoza girmek (52 yaşından sonra), obezite, hiç doğum yapmamış olmak yer alıyor. </p>
<p><strong>Anormal vajinal kanamaya dikkat!</strong></p>
<p>Anormal vajinal kanama rahim kanserinin en önemli belirtisini oluşturuyor. Her ay düzenli olan adet kanaması dışındaki kanamalar temelde anormal kanamalar olarak görülüyor. Adet kanaması normalden fazla miktarda oluyorsa, ara dönemde, beklenmedik zamanlarda görülüyorsa, rahim kanseri veya kanser öncesi lezyonlara işaret edebiliyor. Rahim kanseri için günümüzde kabul görmüş bir tarama programı bulunmuyor. Prof. Dr. Serkan Erkanlı,<strong> </strong>hastalığın en önemli belirtisi olan anormal vajinal kanamada veya menopoz döneminde oluşan kanamada mutlaka bir jinekolojik muayene olunması gerektiğini vurgulayarak, “Bu belirtide hekime başvurulduğunda erken teşhis genellikle mümkündür” diyor.  </p>
<p><strong>Erken evrede başarı şansı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Özellikle erken evrelerde tedaviden yüzde 95’in üzerinde başarı elde ediliyor. Rahim kanserinde standart tedavi rahim ve yumurtalıkların alınması şeklinde oluyor. Buna ek olarak genellikle rahimle ilişkili olan ve pelvik veya paraaortik bölgelerdeki lenf bezleri de örnekleme amacıyla alınabiliyor.<strong> </strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, “Cerrahi tedavi sonrasında, patolojik değerlendirme sonuçlarına göre hastalar ek tedavi almadan takip edilebilmekte veya hastalığın tekrar etme riski yüksek ise  kemoterapi, ışın tedavisi (radyoterapi), hormonal tedavi veya akıllı ilaçlar gibi ek tedaviler alabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>YUMURTALIK KANSERİ</strong></p>
<p>Yumurtalık kanseri, jinekolojik kanserler arasında dünyada rahim ağzı ve rahim kanserinden sonra en yaygın görülen 3. kanser türünü oluşturuyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bine yakın kadında teşhis ediliyor. Epiteliyal, germ hücreli ve stromal tümörler olmak üzere 3 temel türü olan yumurtalık kanserinin kesin sebebi bilinmemekle beraber birçok risk faktörü tespit edilmiş. İleri yaş, ailede meme-yumurtalık kanseri öyküsü, hiç doğum yapmamış olmak, adetin erken yaşta başlaması (12 yaş öncesi) ve geç yaşta menopoza girmek (>52 yaş), menopozda kullanılan hormon ilaçları, endometriozis ile infertilite (kısırlık) en önemli  risk faktörleri olarak sıralanıyor. </p>
<p><strong>Düzenli jinekolojik muayene çok önemli!</strong></p>
<p>Yumurtalık kanseri genellikle erken evrelerde belirti vermiyor, hastaların yüzde 60’ından çoğu ileri evrelerde karın şişliği ve hazımsızlık şikayetiyle hekime başvuruyor. Bazı hormon üreten yumurtalık tümörleri de adet düzensizliği ve tüylenme gibi şikayetlere neden olabiliyor. Yumurtalık kanseri için günümüzde kabul görmüş bir tarama programı mevcut değil. Ancak, kadınların düzenli jinekolojik muayenelerinde erken dönemde tespit edilebiliyor. Özellikle erken evrelerde tedavinin başarı şansı yüzde 90’ların üzerine ulaşıyor. Standart tedavi rahim, yumurtalıklar, mide ile bağırsakların üzerini kaplayan ve omentum olarak adlandırılan yağlı dokunun cerrahi olarak çıkarılması ve lenf bezlerinin alınması şeklinde oluyor. İhtiyaç halinde genellikle kemoterapi veya akıllı ilaç tedavisi gibi ek tedavilere başvuruluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-tarama-yontemleri-ve-asi-hayat-kurtariyor-576588">Düzenli tarama yöntemleri ve aşı hayat kurtarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanserinin erken evrede doğru teşhis ve tedavisine yönelik proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinin-erken-evrede-dogru-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-576341</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 09:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evrede]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi Eczacılık Teknolojisi Bölümü Radyofarmasi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Meliha Ekinci’nin yürütücülüğünü yaptığı “99mTc ile işaretli lapatinib ditosilat içeren nanopartiküllerin meme kanserini görüntüleme potansiyelinin in vitro ve in vivo çalışmalar ile araştırılması” başlıklı proje, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinin-erken-evrede-dogru-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-576341">Meme kanserinin erken evrede doğru teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi Eczacılık Teknolojisi Bölümü Radyofarmasi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Meliha Ekinci’nin yürütücülüğünü yaptığı “99mTc ile işaretli lapatinib ditosilat içeren nanopartiküllerin meme kanserini görüntüleme potansiyelinin in vitro ve in vivo çalışmalar ile araştırılması” başlıklı proje, TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Proje kapsamında, meme kanserine yönelik erken teşhise katkı sağlamak amacıyla, HER2 pozitif meme kanserinin tanısında kullanılabilecek yeni bir radyofarmasötik geliştirilmesi hedefleniyor.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, sağlık temalı araştırma üniversitemiz, sağlık alanında yenilikçi projeler üretmeye devam ediyor. Bu değerli çalışmalar, üniversitemizin araştırma ve inovasyon vizyonuna önemli katkılar sunuyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinin erken tanısına yönelik gerçekleştirdikleri projeleri TÜBİTAK tarafından kabul gören Eczacılık Fakültesi öğretim üyemiz Doç. Dr. Meliha Ekinci ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Meliha Ekinci, “HER2 reseptörüne yüksek afinite gösteren ve meme kanseri tedavisinde FDA onaylı bir tirozin kinaz inhibitörü olarak kullanılan lapatinib ditosilat içeren nanopartiküler formülasyonları, 99mTc ile radyoişaretleyerek ‘99mTc-lapatinib ditosilat nanopartikülü’ formunda yeni bir radyofarmasötik geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu yeni radyofarmasötiğin, hücre kültürü ve in vivo biyodağılım çalışmaları ile meme kanseri hücrelerine olan afinitesini değerlendireceğiz. Projemizle, kanserin erken evrede doğru teşhis ve tedavisinin önemine vurgu yaparak, sintigrafik görüntüleme gibi fizyolojik değişiklikleri tespit etmeye yönelik non-invaziv görüntüleme tekniklerinin tanıdaki etkinliğini artırmayı amaçlıyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinin-erken-evrede-dogru-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-576341">Meme kanserinin erken evrede doğru teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AK Parti&#8217;den erken seçim açıklaması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ak-partiden-erken-secim-aciklamasi-575142</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 22:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ak]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575142</guid>

					<description><![CDATA[<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, Elazığ’da yaptığı açıklamada erken seçim iddialarını kesin bir dille reddetti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ak-partiden-erken-secim-aciklamasi-575142">AK Parti&#8217;den erken seçim açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Elazığ&#8217;da yerel bir televizyon kanalına açıklamalarda bulunan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz seçimin 2028 yılında olacağını açıkladı.</p>
</div>
<div>
<p>Parti olarak her zaman seçimlere hazır olduklarını vurgulayan Yavuz, <em>“Her dönem seçim varmış gibi çalışıyoruz ama erken seçim yok. Biz buna erken seçim değil, seçim yenilemesi diyoruz. Seçimlerin zamanında yapılacağını net bir şekilde söyleyebiliriz”</em> ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<div>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusuna da değinen Yavuz, bunun ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 360 milletvekiliyle seçim yenileme kararı alması halinde mümkün olduğunu belirtti. </p>
</div>
<div>
<p>Yavuz, <em>“Diyelim ki seçim 14 Mayıs’ta olacak, Meclis kararıyla bu tarih 7 Mayıs’a ya da 30 Nisan’a çekilebilir. Bu durumda karar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Ancak bu bir erken seçim değil, seçim yenilemesidir. Bunu 6 ay önceye 1 yıl önceye alma gibi bir mecburiyet de söz konusu değildir”</em> dedi.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ak-partiden-erken-secim-aciklamasi-575142">AK Parti&#8217;den erken seçim açıklaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 08:11:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle son 20 yılda küresel boyutta gırtlak kanseri vakalarında belirgin artış gözlendiğine işaret eden KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, “İstatistiklere göre gırtlak kanseri vakalarında yüzde 50’nin üzerinde artış gözleniyor. Bunun temel nedeni ise yaşlanan nüfus olarak gösteriliyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609">Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle son 20 yılda küresel boyutta gırtlak kanseri vakalarında belirgin artış gözlendiğine işaret eden KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, “İstatistiklere göre gırtlak kanseri vakalarında yüzde 50’nin üzerinde artış gözleniyor. Bunun temel nedeni ise yaşlanan nüfus olarak gösteriliyor” dedi. Gırtlak kanseri vakalarının büyük çoğunluğunun sigara ve alkolle ilişkili olduğunun altını çizen Doç. Dr. Boyoğlu, Türkiye’de özellikle 50 yaş altı kişilerde kanser oranlarında artış bildiriliyor. Gençlerde tütün ve tütün ürünleri kullanımın artışı da düşünüldüğünde bu durum gırtlak kanseri vakaları için de bir uyarı olarak görülebilir” diye konuştu. </em></p>
<p>Tüm kanserlerin yaklaşık yüzde birini oluşturan gırtlak kanseri için özellikle 50 yaş ve üzeri erkekler risk altında. Ancak kadınlarda ve gençlerde sigara içme oranlarının artmasına bağlı olarak riskin bu grup için de arttığına işaret eden Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi KBB, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, gırtlak kanseri vakalarının yüzde 95’inden fazlasının sigarayla ilişkili olduğunu vurguladı.</p>
<p>“Gırtlak, boğazımızın önemli bir parçası; ses tellerini barındıran bu yapı sayesinde konuşabiliyoruz. Ancak boğazdaki bu küçük yapı, hayati bir tehlikenin de başlangıç noktası olabiliyor” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, bu kanser türünün genellikle ses tellerinden başladığını ve en erken belirtisinin ses değişiklikleri olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>ERKEN TANIYLA TEDAVİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Gırtlak kanserine ait belirtilerin farklı hastalıklarla benzerlik gösterdiği için erken uyarı işaretlerinin fark edilmesiyle tedavi şansının yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “İki haftadan uzun süren ses kısıklığı, seste kalınlaşma veya boğukluk varsa mutlaka bir KBB uzmanına başvurulmalı” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, şunları anlattı: Gırtlak kanseri en sık ses telleri bölgesinden başlar. Bu nedenle en sık ve en erken belirti ses değişiklikleridir. İki haftadan uzun süren ses kısıklığı, seste kalınlaşma, seste çatallanma veya boğuklaşma varsa mutlaka hekim muayenesi gerekir. Bunun yanında daha az rastlanan belirtiler arasında; geçmeyen boğaz ağrısı veya öksürük, yutkunma sırasında sorun, gıdaların takılması veya ağrı, kulak ağrısı, boyun veya boğazda kitle veya şişlik, nefes darlığı yer alır.”</p>
<p><strong>EN YÜKSEK RİSK; SİGARA VE ALKOL KULLANICILARINDA</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin başlıca risk faktörlerinin tütün ürünleri ve yoğun alkol kullanımı olduğunu belirten Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bu iki etken birlikte kullanıldığında risk katlanır. Gırtlak kanseri genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor; 50-69 yaş arası erkeklerde görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 3’ü bu türden oluşuyor. Erkeklerde daha sık görülmesine rağmen, sigara ve alkol kullanan kadınların da ciddi risk altında olduğu unutulmamalı.”</p>
<p><strong>ŞÜPHE VARSA BİYOPSİ ŞART</strong></p>
<p>“Muayene sonrası eğer gırtlak kanserinden şüphelenilirse tanı koymak için mutlaka biyopsi alınması gerekir” diyen Doç. Dr. Boyoğlu, tanı süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: “Biyopsi genel anestezi altında KBB hekimi tarafından yapılan kısa süren bir prosedürdür. Ağız içinden gırtlak bölgesine ulaşıldığı için dışarıdan görülecek hiçbir kesi ya da yara izine neden olmaz, dikiş gerektirmez. Ek hastalığı yoksa ya da anesteziden ötürü gözlem altında tutulması gerekmiyorsa, hasta aynı gün içerisinde taburcu olabilir. Bu prosedür aynı zamanda hekimin ayrıntılı gırtlak muayenesi yapmasına olanak tanır. Olası bir kanser tanısı durumunda kanserin gırtlak içerisindeki yaygınlığı hakkında bilgi verir. Çünkü tanı sonrası seçilecek tedavi türü kanserin yaygınlığına göre çeşitlilik göstermektedir.”</p>
<p><strong>TEDAVİ HER HASTA İÇİN ÖZEL PLANLANIYOR</strong></p>
<p>Doç. Dr. Boyoğlunun verdiği bilgiye göre, gırtlak kanseri tedavisinde cerrahi veya radyoterapi, bazı durumlarda da her ikisi birden kullanılabiliyor. Genel tedavi planlaması da; Hastanın genel tıbbi durumu ve diğer hastalıklar, gırtlağın yapısı ve özellikleri, tümörün evresi ve yayılımı, gırtlağın sağlıklı çalışıp çalışmaması ya da daha önce kanser tedavisi alınıp alınmadığı gibi özellikler dikkate alınarak her hasta için baş-boyun kanseri ile ilgilenen hekimler tarafından değerlendirme yapılarak hastayla hastaya özel belirleniyor.</p>
<p>Uygulanan tedavi yöntemleriyle ilgili Doç. Dr. Boyoğlu, sözlerine şöyle sürdürdü: “Erken evre kanserlerde lazer gibi teknikler kullanılarak, boyun hiç açılmadan ağız içinden tedavi mümkündür. Açık ameliyata göre kapalı ameliyatların iyileşme süreci her zaman daha hızlıdır. Ancak eğer kanser yayılımı lazer ile ameliyat yapmaya uygun değilse açık ameliyat yapılabilir. Açık ameliyatların da farklı yöntemleri bulunmaktadır. Kanserin gırtlak içerisinde etkilediği yere ve yayılımına göre açık ameliyatlarda da bazen gırtlağın hepsi bazen de bir kısmının alınması söz konusudur.”</p>
<p><strong>“SİGARA VE ALKOL KESİNLİKLE BIRAKILMALI”</strong></p>
<p>Sigara içmenin, tütün kullanmak ve alkol almanın kanser tedavisinin etkinliğini azaltacağının altını çizen Doç. Dr. Boyoğlu, “Gırtlak kanserinin tedavi edildikten sonra tekrarlayabileceği unutulmamalı. Sigara içmeye ve içki içmeye devam eden gırtlak kanserli hastaların iyileşme olasılığı daha düşüktür ve ikinci bir tümör geliştirme olasılığı daha yüksektir. Bunun yanında kanser tedavisinden sonra sık ve dikkatli takip de çok önemlidir.” Şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>UNUTMAYIN: ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR</strong></p>
<p>KBB ve Boş, Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Nihal Seden Boyoğlu, özellikle sesini yoğun kullanan meslek gruplarında (öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, sanatçılar vb.) ses kısıklığının sık görülse de hafife alınmaması gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı; “Uzun süren belirtiler karşısında zaman kaybetmeden bir KBB uzmanına başvurmak, gırtlak kanserinin erken evrede teşhis edilmesini ve tedavi şansının artmasını sağlıyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-vakalarinin-yuzde-95inden-fazlasi-sigarayla-ilgili-566609">Gırtlak Kanseri Vakalarının Yüzde 95&#8217;inden Fazlası Sigarayla İlgili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Dönem Osmanlı Şairleri&#8217;ne dair eşsiz bir kitap: &#8220;Sehî Bey Tezkiresi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-donem-osmanli-sairlerine-dair-essiz-bir-kitap-sehi-bey-tezkiresi-561453</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2025 08:23:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bey]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dair]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[eşsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[şairlerine]]></category>
		<category><![CDATA[seh]]></category>
		<category><![CDATA[tezkiresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561453</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), "Sehî Bey Tezkiresi" adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Edebî birikimin ustalarını bir araya getirme ihtiyacını fark eden Sehî Bey’in kaleme aldığı bu eser, Osmanlı edebiyatında tezkire türünün başlangıcını oluşturmuş ve ardından gelen benzer örneklerle tezkire yazımı yirminci yüzyıla kadar kesintisiz devam etmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-donem-osmanli-sairlerine-dair-essiz-bir-kitap-sehi-bey-tezkiresi-561453">Erken Dönem Osmanlı Şairleri&#8217;ne dair eşsiz bir kitap: &#8220;Sehî Bey Tezkiresi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), <em>&#8220;Sehî Bey Tezkiresi&#8221;</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Edebî birikimin ustalarını bir araya getirme ihtiyacını fark eden Sehî Bey’in kaleme aldığı bu eser, Osmanlı edebiyatında tezkire türünün başlangıcını oluşturmuş ve ardından gelen benzer örneklerle tezkire yazımı yirminci yüzyıla kadar kesintisiz devam etmiştir. Elinizdeki çalışmada Anadolu sahasında yetişmiş 240 şair ve yazar hakkında bilgiler yer almakta, ayrıca bu şair ve yazarların eserlerinden örnekler sunulmaktadır. Kitap, özellikle yazarıyla çağdaş olan şairler hakkında verdiği bilgiler bakımından, edebiyat tarihimizin önemli ve değerli bir kaynağıdır.</strong></p>
<p>VBKY&#8217;nin klasik kitaplığı, <em>“Sehî Bey Tezkiresi”</em> adlı kitapla genişlemeye devam ediyor.  İslam medeniyetinin dünya uygarlığına sunduğu en önemli katkılardan biri, biyografi türüne gösterdiği derin ilgidir. Bu ilgi doğrultusunda, 8. yüzyıldan itibaren farklı meslek gruplarına ait biyografik eserler kaleme alınmıştır. İlk olarak Arapça, ardından Farsça yazılan bu eserler, 15. yüzyıldan itibaren Türkçe literatürde de yer almaya başlamıştır. Bu türün Osmanlı Türkçesindeki ilk örneği, 1538 yılında yazılan <em>“Sehî Bey Tezkiresi”</em>dir. Şair ve yazarların hayatlarını, eserlerini konu alan, edebiyat tarihinde &#8220;tezkire&#8221; olarak bilinen bu geleneğin öncüsü Sehî Bey olmuştur. Şairleri bir araya getirme ihtiyacından yola çıkan Sehî Bey, kaleme aldığı bu eserle Osmanlı edebiyatında tezkire türünü başlatmış; onu takip eden eserlerle bu gelenek 20. yüzyıla kadar kesintisiz bir biçimde devam etmiştir. <em>“Sehî Bey Tezkiresi”,</em> Anadolu sahasında yetişmiş 240 şair ve yazar hakkında bilgi sunarken, bu isimlerin eserlerinden örneklere de yer verir. Özellikle Sehî Bey’in çağdaşı olan şairler hakkındaki birinci elden bilgiler sayesinde, eser, Türk edebiyatı tarihi açısından büyük bir kaynak değerine sahiptir. Mustafa İsen’in günümüz Türkçesine kazandırdığı bu önemli eser, &#8220;Erken Dönem Osmanlı Şairleri&#8221; başlığıyla yeniden hayat buluyor. Dil içi çeviri yöntemiyle modern okuyuculara sunulan “<em>Sehî Bey Tezkiresi”</em>, klasik edebiyata ilgi duyan okurlar ve araştırmacılar için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı niteliğinde.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Osmanlı coğrafyasında şairler tezkiresi olarak ilk örnek Sehî Bey tarafından 1538 yılında kaleme alındı. Çünkü artık Anadolu’da ciddi örnekler vermeye başlayan Batı Türkçesi, çok sayıda Türkçe eser veren şair/yazara sahipti. Bu yüzden Sehî ve onu izleyen ilk dönem biyografi yazarları, kendilerine İslamî gelenekteki örnekleri model alarak ürünler vermişlerse de 16. yüzyıla kadar gelişen edebî birikim ve onların yaratıcılarını bir araya getirme ihtiyacı zamansız bir özenti değil, bir ihtiyacın cevabıdır. Sehî Bey’den sonra özellikle Latîfî ve Âşık Çelebi şair biyografilerinin çok başarılı örneklerini verdiler. Gelenek ihtiyaç duyulan bir alan üzerinde inşa edildiği için de 20. yüzyıl başlarına kadar kesintisiz devam etti. Sehî Bey böyle bir türün doğmasına öncü lük ettiği için Türk edebiyatı tarihinin dikkate değer isimlerinden biri oldu. Başlangıçta farklı isimlerle anılan biyografik eserler, Türkçede daha çok “tezkire” adıyla anıldı. Şair tezkiresi yazma geleneği âşık edebiyatını da etkilemiş ve “şairnâme” adı verilen ve şairlerin isimlerini ve belirgin özelliklerini anlatan eserlerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.”</em></p>
<p><strong>Yazar Hakkında;</strong></p>
<p>İlk Osmanlı şairler tezkiresini yazarı Sehî Bey, Edirne’de yetişti. Eğitiminde şair Necâtî Bey’in büyük katkısı oldu. Gençliğinde bir süre Mora’da bulundu, ardından Necâtî Bey ile birlikte Manisa’ya giderek şehzade Mahmud’un maiyetinde yer aldı. Şehzadenin ölümü üzerine İstanbul’a dönüp burada divan kâtipliğine devam etti. Ardından Manisa’ya şehzade vali tayin edilen Kanunî Sultan Süleyman’ın yakın çalışma ekibine divan kâtibi olarak atanıp sekiz yıl kalacağı Manisa’ya gitti. Şehzade tahta çıkınca Edirne’ye tayin edildi ve hayatının geri kalanını burada geçirdi. Son görevi dârülhadis mütevelliliğidir. 1548 yılında Edirne’de öldü. En önemli çalışması, 1538&#8217;de tamamladığı tezkiresidir. Kanûnî Sultan Süleyman’a sunulan bu tezkire, Anadolu’da bu geleneğin ilk örneğidir. Sehî Bey’in ayrıca mürettep bir Divan’ı da bulunmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Edebiyat   </strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Sehî Bey Tezkiresi- Erken Dönem Osmanlı Şairleri</strong></p>
<p><strong>Yazar: Sehî Bey</strong></p>
<p><strong>Hazırlayan: Mustafa İsen  </strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan</strong></p>
<p><strong>Kitap Editörü: Mücahit Kaçar</strong></p>
<p><strong>Proje Editörü: Zeynep Kevser Şerefoğlu Danış</strong></p>
<p><strong>Son Okuma: Beyza Terzi Sarı</strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 320 </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-donem-osmanli-sairlerine-dair-essiz-bir-kitap-sehi-bey-tezkiresi-561453">Erken Dönem Osmanlı Şairleri&#8217;ne dair eşsiz bir kitap: &#8220;Sehî Bey Tezkiresi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birgül Erken, Türkiye Şampiyonası’nda Üst Üste Üç Altın Madalya Kazandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birgul-erken-turkiye-sampiyonasinda-ust-uste-uc-altin-madalya-kazandi-555682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 04:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[birgül]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kazandı]]></category>
		<category><![CDATA[madalya]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyonasında]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üst]]></category>
		<category><![CDATA[üste]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555682</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli serbest dalışçı Birgül Erken, Antalya Kaş’ta düzenlenen Türkiye Şampiyonası’nda paletsiz sabit ağırlık kategorisinde 38 metreye dalarak rekor kırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birgul-erken-turkiye-sampiyonasinda-ust-uste-uc-altin-madalya-kazandi-555682">Birgül Erken, Türkiye Şampiyonası’nda Üst Üste Üç Altın Madalya Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Antalya’nın Kaş </strong>ilçesinde devam eden <strong>Serbest Dalış Deniz Açıksu Büyükler ve Masterlar Bireysel Türkiye Şampiyonası’nda </strong>milli sporcu <strong>Birgül Erken</strong>, tarihi bir başarıya imza attı. Paletsiz sabit ağırlık (CNF) kategorisinde gerçekleştirdiği <strong>38 metrelik dalışla Türkiye rekorunu kıran Erken</strong>, sporseverleri gururlandırdı.</p>
</div>
<div>
<p>Milli sporcu, M1 kategorisinde yarıştığı şampiyonada <strong>üç gün üst üste altın madalya kazandı.</strong> Üç günlük seride gösterdiği üstün performansla dikkat çeken Erken, <strong>şampiyonanın son gününde çift palet branşında da dalış yapacak</strong>.</p>
</div>
<div>
<p><b>Birgül Erken kimdir?</b></p>
</div>
<div>
<p>1972 yılında Edirne’de doğan Birgül Erken,<strong> serbest dalış branşında milli sporcu ve antrenör</strong> olarak tanınıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Bugüne kadar hem Türkiye hem de dünya şampiyonalarında birçok rekora imza atan Erken, aynı zamanda “nefes tutma eğitimi” alanında Türkiye’nin öncü isimlerinden biri olarak biliniyor.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birgul-erken-turkiye-sampiyonasinda-ust-uste-uc-altin-madalya-kazandi-555682">Birgül Erken, Türkiye Şampiyonası’nda Üst Üste Üç Altın Madalya Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kimseyle]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşılmadığı]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülmekten kaçınan, öksürmeye korkan, komşusuna bile gidemez hale gelen kadınlar… Tıp dilinde ‘üriner inkontinans’ olarak adlandırılan, halk arasında ise ‘idrar kaçırma’ olarak bilinen sorun, çoğunlukla utanma duygusuyla bastırılıyor ve kimseyle paylaşılamıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591">Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gülmekten kaçınan, öksürmeye korkan, komşusuna bile gidemez hale gelen kadınlar… Tıp dilinde ‘üriner inkontinans’ olarak adlandırılan, halk arasında ise ‘idrar kaçırma’ olarak bilinen sorun, çoğunlukla utanma duygusuyla bastırılıyor ve kimseyle paylaşılamıyor. Kadınları hem fiziksel hem de psikolojik olarak son derece olumsuz etkileyen bu sorunun ülkemizde her 4 kadından 1’inde görüldüğünü belirten<strong> Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı</strong> “Uygunsuz ortamda idrar kaçırma korkusundan dolayı kadınlar sosyal hayattan kendini soyutlarlar. Toplum içine çıkmaya çekinir, fobi geliştirirler. Toplu yaşam alanlarına ve alışveriş merkezlerine gitmeleri gerektiği zaman öncelikle tuvaletin yerini belirleyip buralara yakın bulunmak isterler” diyor. Bu sorunun ayıp görülerek kimseyle hatta doktorla bile çoğu kez paylaşılmadığı için erken tedavi imkanının kaçırıldığını belirten Doç. Dr. Kılıççı, oysa sorun erken teşhis edildiğinde tedavisinin çok kolay yapılabildiğini vurguluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı üriner inkontinansın tedavisinde yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>“Komşuma dahi gitmek istemiyorum”, “Dışarı çıkmaya çekiniyorum”, “Tuvalete yetişemiyorum”… Bu ve benzeri yakınmalar ülkemizde kadınlar arasında çok yaygın görülen, yaşam kalitesini düşüren ama çoğu zaman dile getirilemeyen idrar kaçırma sorununa işaret ediyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı, birçok kadnıın bu sorunu yalnızca kendisinin yaşadığını sandığını, oysa idrar kaçırmanın ülkemizde çok yaygın bir sorun olduğunu belirterek “Hem sıklığı yaygındır hem de sıklıkla atlanmaktadır. Bu nedenle üriner inkontinansı tanımak, tedavi etmek veya ilgili branşa yönlendirmek önemlidir. Ülkemizde  yapılan bir çalışmada kadınların yüzde 25-45’inde görüldüığü belirtilmektedir” diyor. 40’lı yaşlardan itibaren kadınlarda idrar kaçırma sıklığının arttığını belirten Doç. Dr. Kılıççı sözlerine şöyle devam ediyor: “Ama obezite hastalarında, bağ dokusu hastalığı olan ve idrar torbası zayıf olanlarda, zor veya müdahaleli doğum yapanlarda, kronik kabızlık yaşayan hastalarda 30’lu yaşlardan itibaren de görülebiliyor. Özellikle vajinal doğum yapan hastalarda bağ dokusunun da zamanla zayıflaması ile menopozlu yaşlara gelindiğinde görülme sıklığı artıyor. “</p>
<p><strong>Stres ve yaşa bağlı olarak değişiyor</strong></p>
<p>İdrar kaçırma sorunu olan hastaların strese bağlı ya da yaşa bağlı olarak iki tip yakınma ile kendilerine başvurduğunu belirten Doç. Dr. Çetin Kılıççı “Kimi hastalar her ıkınmada, ani öksürükte, hapşırmada, ağır kaldırmada, egzersiz yaparken, ani hareketle veya secdeye varıp kalktıklarında kontrolleri dışında idrar kaçırırlar. Biz bu tip idrar kaçırmaya ‘stres tipi’ idrar kaçırma diyoruz. Bu tip sorunda tedavi ile çok yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. İkinci sık karşılaştığımız yakınma; yaş alma ile ile sıklığı artan tiptir. Bu tip idrar kaçırma da şiddetli, ani, acil işeme ihtiyacı ve bunu izleyen şiddetli idrar kaçırma ile karıkterize bir durumdur. Sıklıkla zamanında tuvalete yetişmeleri mümkün olmadığından hastalar tuvalete doğru koşarken veya tuvaletin yerini bulmaya çalışırken idrar kaçırırlar. Bu iki tip aynı hastada da olabilmektedir. Uygunsuz ortamda idrar kaçırma korkusundan dolayı kadınlar sosyal hayattan kendini soyutlarlar. Toplum içine çıkmaya çekinir, fobi geliştirirler. Toplu yaşam alanlarına ve alışveriş merkezlerine gitmeleri gerektiği zaman öncelikle tuvaletin yerini belirleyip buralara yakın bulunmak isterler” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Çoğu hasta da yaş almanın doğal sonucu sanıyor!</strong></p>
<p> </p>
<p>Toplumda ‘sadece benim başıma geldi’ diye düşünerek içine kapanan pek çok kadın olduğu gibi, çoğu kadının da bunu yaş almanın doğal bir sonucu olarak gördüğünü belirten Doç. Dr. Çetin Kılıççı şöyle konuşuyor: “Ülkemizde kadınlar arasında idrar kaçırma ne yazık ki çocuksu bir sorun olarak görüldüğü için ayıplanırım çekincesi ile bundan bahsetmekten çekiniyorlar. Oysa bu hastalık aynı diyabet ya da tansiyonun çıkması gibi ilerleyen yaşlarda karşılaştığımız bir hastalık ve tedavisi de mümkündür.”</p>
<p><strong>Bu sorunu yaşamamak için!</strong></p>
<p>İlerleyen yaşlarda idrar kaçırma ve idrar torbası sarkması gibi hastalıklarla karşılaşmamak için sağlıklı iken kiloya dikkat etmek gerekiyor çünkü obezite önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan karın içi basıncını arttıran kronik kabızlık ve kronik öksürük gibi şikayeti olanların da mutlaka tedavi olmaları gerektiğini belirten Doç. Dr. Kılıççı, pelvik kasları güçlü tutmak için de pelvik taban egzersizleri ve düzenli spor yapılması gerektiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Tedavide güncel yöntemler</strong></p>
<p>Hastalığın tedavisi kişiden kişiye değişirken, kimi hastada pelvik taban egzersizleri ve ilaç tedavisi aynı anda uygulanıyor, fayda görülmediği durumda mesane botoksu gibi ileri tedavilerle başarı sağlanabiliyor. İdrar kaçırma tedavilerinin günümüzde teknolojik gelişmelerin ve tedavi alternatiflerinin çoğalması sayesinde daha kolay yapılabildiğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çetin Kılıççı şöyle konuşuyor: “Bu amaçla hayat tarzı değişiklikleri (kilo verme, kahve çay gibi kafein içeren sıvı tüketiminin azaltılması) ve pelvik taban kas egzersizleri tedavinin ilk basamağını oluşturmakta. Eğer ileri hastalık varsa idrar kaçırmanın tipine bağlı olarak medikal ilaç tedavileri ikinci basamak tedaviyi oluşturmakta. Bu yöntemlerle başarı elde edilemeyen hasta gruplarında cerrahi tedavi ile çok yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilmektedir.”</p>
<p><strong>Laparoskopik yöntemle küçük kesi ve çok daha hızlı iyileşme</strong></p>
<p>İdrar kaçırma sorununda öksürük ve hapşırma kaynaklı ikinci tip hasta grubunda laparoskopik yani kapalı ameliyat uygulandığını belirten Doç. Dr. Kılıççı “Laparoskopik yöntemde batından küçük kesilerle ya da vajinal yolla, idrar torbası tabanını destekleyerek ameliyat yapıyoruz. Bu ameliyatlar, özel olarak üretilmiş hazır yama ve kancalarla yapılmakta ve operasyon 30 dakika gibi kıssa bir sürede tamamlanmaktadır. Günümüzde idrar kaçırma kadınlarda bir kader değildir. Özellikle erken teşhis edildiğinde tedavisi çok kolay ve başarı oranı çok yüksektir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimseyle-paylasilmadigi-icin-erken-tedavi-sansi-kaciriliyor-554591">Kimseyle paylaşılmadığı için erken tedavi şansı kaçırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirtisiz erken teşhiste tüm vücut MR yöntemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belirtisiz-erken-teshiste-tum-vucut-mr-yontemi-550141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisiz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[teşhiste]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişen tıbbi görüntüleme teknolojileri sayesinde zor hastalıkları erken evrede tespit etmek günden güne kolaylaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtisiz-erken-teshiste-tum-vucut-mr-yontemi-550141">Belirtisiz erken teşhiste tüm vücut MR yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gelişen tıbbi görüntüleme teknolojileri sayesinde zor hastalıkları erken evrede tespit etmek günden güne kolaylaşıyor. Modern tıbbın sunduğu en gelişmiş yöntemlerden tüm vücut MR; vücudun herhangi bir bölgesine odaklanmadan, baştan ayağa detaylı bir görüntüleme sunuyor. Özellikle belirti vermeyen hastalıkların erken tanısı için bu işlemin büyük önem taşıdığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Dr. Oktay Karadeniz, “Belirli bir şikâyeti olmayan ancak kapsamlı sağlık taraması yaptırmak isteyen kişiler için tüm vücut MR tercih edilebilir. Bu yöntem sayesinde karşılaşılacak herhangi bir sorunda tedaviye çok daha erken başlanabilir” dedi.</strong></p>
<p>Tüm vücut MR yüksek çözünürlükte görüntüler sağlayarak vücuttaki birçok organ ve dokuyu detaylı şekilde inceleme imkânı sunuyor. İşlemin, Non-invaziv yani girişime ihtiyaç duymaması ve radyasyon içermemesiyle ön plana çıktığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Dr. Oktay Karadeniz, “Genellikle kanser taraması, nörolojik hastalıkların erken teşhisi, kas-iskelet sistemi problemleri ve iltihabi hastalıkların belirlenmesinde büyük kolaylık sağlıyor. Kısalan tanı süresiyle de tedavi başarısı artıyor. Hastanın işlem boyunca hareketsiz kalmasını gerektiren görüntüleme yönteminin süresi 45-60 dakika arasında değişiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Metal protez veya kalp pili çekime engel olabilir</strong></p>
<p>Bu teknolojinin de her tıbbi yöntemde olduğu gibi bazı riskleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları olduğunu paylaşan Karadeniz, “Özellikle metal protez, kalp pili gibi cihazlara sahip bireylerde çekim yapılamayabilir veya özel önlemler alınması gerekebilir. Ayrıca, kapalı alan korkusu yani klostrofobi yaşayanlarda işlem esnasında rahatsızlık hissi oluşabilir, doktor gerekli görürse hafif bir sakinleştiriciden yardım alınabilir ya da çekim esnasında hastanın istediği bir videoyu izleyebilmesine olanak tanıyan sistemlere sahip yeni nesil cihazlar da tercih edilebilir. Kontrast madde kullanılması gereken durumlarda ise alerjik reaksiyon riski göz önünde bulundurularak hastadan kan tahlili istenebilir. Bu nedenle tüm vücut MR öncesinde hastanın detaylı bir değerlendirmeden geçmesi büyük önem taşır. Tüm bu hazırlıklar, MR’ın daha konforlu geçmesini sağlarken bir yandan da görüntü kalitesini artırarak tanının doğruluğunu güçlendirir” dedi.</p>
<p><strong>Tüm ana organlar detaylı inceleniyor</strong></p>
<p>İsminden de anlaşılacağı üzere tüm vücut MR yönteminin vücuttaki neredeyse tüm ana organları ve dokuları detaylı bir şekilde taradığını dile getiren Karadeniz, “Görüntüleme tekniğinde; beyin, omurilik, boyun, kalp, karaciğer, safra yolları, pankreas, böbrekler, dalak, mesane, üreme organları ve kas-iskelet sistemi incelenebilir. Ayrıca lenf düğümleri, büyük damarlar ve yumuşak dokular da bu kapsamlı taramaya dahil edilir. Bu sayede hem merkezi sinir sistemi hastalıkları hem de iç organ tümörleri gibi ciddi rahatsızlıklar erken dönemde teşhis edilebilir” dedi.</p>
<p><strong>İşlem günlük hayatı sekteye uğratmıyor</strong></p>
<p>Tüm vücut MR’ın hastanın konforu ön planda tutularak belirli adımlar çerçevesinde gerçekleştirildiğinden bahseden Karadeniz, “İşlem sırasında hasta, MR cihazının içine tamamen uzanır ve tarama boyunca hareketsiz kalır. Görüntüleme, vücudun farklı bölgelerinden alınan kesit görüntülerin bilgisayar ortamında birleştirilmesiyle tamamlanır. Bazı durumlarda, damar yolundan kontrast madde verilerek görüntülerin daha net ve ayrıntılı olması sağlanabilir. İşlem biter bitmez hastalar normal hayatlarına hızlıca dönebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtisiz-erken-teshiste-tum-vucut-mr-yontemi-550141">Belirtisiz erken teşhiste tüm vücut MR yöntemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLGİ Lisansüstü erken kayıt başvuruları devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilgi-lisansustu-erken-kayit-basvurulari-devam-ediyor-549797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 08:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başvuruları]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<category><![CDATA[lisansüstü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lisansüstü öğretimine 1997’den bu yana bugün 2.000’e yakın öğrencisi, 15.000’e yakın mezunu ve 70’ten fazla lisansüstü programıyla devam eden İstanbul Bilgi Üniversitesi, uluslararası standartlarda yenilikçi programları, disiplinlerarası yaklaşımı ve iş dünyasıyla güçlü bağlantılarıyla öğrencilerine kariyerlerinde fark yaratabilecekleri bir öğrenim sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgi-lisansustu-erken-kayit-basvurulari-devam-ediyor-549797">BİLGİ Lisansüstü erken kayıt başvuruları devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lisansüstü öğretimine 1997’den bu yana bugün 2.000’e yakın öğrencisi, 15.000’e yakın mezunu ve 70’ten fazla lisansüstü programıyla devam eden<strong> İstanbul Bilgi Üniversitesi</strong>, uluslararası standartlarda yenilikçi programları, disiplinlerarası yaklaşımı ve iş dünyasıyla güçlü bağlantılarıyla öğrencilerine kariyerlerinde fark yaratabilecekleri bir öğrenim sunuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi lisansüstü programlarına Güz Dönemi erken kayıt başvuruları 4 Temmuz 2025’e kadar devam ediyor.</p>
<p>BİLGİ’nin yüksek lisans programları sektör profesyonellerini de içine alan güçlü akademik kadrosu, çağın gereklerine uygun düzenlenmiş içerikleri ve uluslararası bağlantılarıyla öne çıkarken iş dünyasında uzmanlaşmayı sağlayarak öğrencilerine kariyerlerinde ilerleme olanağı sunuyor.</p>
<p>2000 yılında Türkiye&#8217;nin ilk e-MBA programını hayata geçirerek online yükseköğretimin öncüsü olan BİLGİ, yoğun çalışanlar ya da İstanbul dışında yaşayanlar için iyi bir alternatif olan 5 farklı online programında 70.000 saatin üzerinde dijital içerik sunuyor. </p>
<p>Sektörlerle daima temas hâlinde olarak öğrencilerine geniş bir network ile güçlü referanslar edinme olanağı sunan BİLGİ, online program seçenekleri ve hafta içi akşam saatlerinde gerçekleşen dersleriyle iş ve öğrenim yaşamını beraber sürdürmeyi de mümkün kılıyor. </p>
<p>BİLGİ Lisansüstü Programlar Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hilal Akgül, “Yüksek lisans ve doktora programlarımız; yönetim ve toplum bilimleri, ekonomi, hukuk, iletişim, mimarlık, mühendislik, sağlık gibi geniş bir alana yayılıyor. Programlar, öğrencilerin yalnızca belirli bir alanda uzmanlaşmalarını değil; disiplinlerarası yapısıyla yaratıcı ve çok yönlü düşünmelerini, karmaşık sorunlara çok boyutlu çözümler geliştirmelerini teşvik edecek biçimde tasarlandı. Programlarımız akademik kariyer hedefleyenler kadar mesleki yetkinliğini derinleştirmek isteyen profesyonellere de hitap ediyor.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgi-lisansustu-erken-kayit-basvurulari-devam-ediyor-549797">BİLGİ Lisansüstü erken kayıt başvuruları devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kısalığına]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yetişkinliğe adım attığı doğal bir gelişim dönemi olan ergenlik yaşı kız çocuklarında ortalama 10 yaş, erkek çocuklarında ise 11 yaş civarında başlıyor. Üreme hormonlarının etkisiyle bir dizi değişimin yaşandığı ergenlik belirtilerinin kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından daha erken başlaması ise “erken ergenlik” olarak tanımlanıyor. Dünyada ve ülkemizde her bin çocuktan 2-6’sını etkileyen erken ergenliğin görülme oranı, çağımızın önemli bir sorunu olan obezite ile bazı kimyasal ve hormonal ürünlerin tüketiminin artmasına paralel olarak yükseliyor. Erken ergenlik, bazı çocuklarda boy kısalığına neden olabildiği için ebeveynlerin son yıllarda en çok kaygılandıkları konuların başında geliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi</strong><strong> Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya,</strong> aslında erken ergenliğin erken ve doğru tedaviyle yönetilebilen bir durum olduğunu belirterek, “Ayrıca, erken ergenliğin sadece küçük bir bölümünde tedaviye ihtiyaç duyulur. Tedaviden etkin sonuç alınmasında ise ailenin bilinçli ve dikkatli olması, gereksiz korkuya kapılmadan, ancak geç kalmadan uzman görüşü alması çok önemlidir. Bu nedenle, çocuğun büyümesi düzenli olarak takip edilmeli; boy ve kilo takibi aksatılmamalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Kızlarda 10 kat fazla görülüyor</strong></p>
<p>Erken ergenlik; gerçek ergenlik ve yalancı ergenlik olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Gerçek erken ergenlik; beyindeki hipotalamus-hipofiz sisteminin zamanından önce aktive olmasından kaynaklanıyor. Hipotalamus-hipofizden hormonların salınımının artmasıyla kız ve erkeklerde yumurtalar uyarılıyor ve bu tablo cinsellik hormonlarının artışına neden oluyor. Erken ergenlik kızlarda 10 kat fazla görülüyor ve çoğunlukla sebebi bulunamıyor. Erkek çocuklarında nadir rastlanırken, daha çok santral sinir sistemi lezyonları, kist, iyi veya kötü huylu tümör, travma veya enfeksiyon gibi patolojik etkenlerden kaynaklanıyor. Yalancı erken ergenlik ise hipofiz uyarısından bağımsız olarak, cinsiyet hormonlarının farklı nedenlerle artması olarak tanımlanıyor.   İyi veya kötü huylu tümörler,   kongenital  adrenal hiperplazi (Böbrek üste bezinin bir hastalığı ) ile Mc Cune Albright sendromu yalancı erken ergenlik sebebi olabiliyor. </p>
<p><strong>Ani ve hızlı boy uzamasına dikkat! </strong></p>
<p>Kız çocuklarında memede tek veya çift taraflı büyüme, erkek çocuklarında testis hacmindeki artış, erken ergenliğin ilk habercileri oluyor. Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, “Kız çocuğunda sekiz yaşından önce meme gelişimi başladıysa, erkek çocuğunda dokuz yaşından önce testislerde büyüme oluştuysa, her iki cinsiyette ani ve hızlı boy uzaması dikkat çekiyorsa, ⁠davranışsal ve ruhsal değişiklikler belirginleştiyse, çocuk endokrinolojisi uzmanı olan hekime başvurmakta gecikmeyin” uyarısında bulunuyor. <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite erken ergenliğin yaygın bir sebebi</strong></p>
<p>Ailede erken ergenlik öyküsünün olması riski artırsa da çevresel etkenler çok daha<strong> </strong>fazla etkili oluyor.<strong> </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, çocuklarda son yıllarda hızla artış gösteren obezitenin erken ergenliğin  yaygın ve önemli bir sebebini oluşturduğuna dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise vücuttaki yağ oranının artması ile adipoz dokudan salgılanan leptin hormonunun artarak   hipotalamik GnRH salgısını uyarabilmesidir” diyor.   </p>
<p><strong>Kimyasal ürünlerden ekran kullanım süresine…</strong></p>
<p>Bazı hormonal ve kimyasal ürünlerin de erken ergenliğe yol açabildiği uyarısında bulunan<strong> </strong>Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken sebepleri şöyle özetliyor: “Gıda ambalajındaki bazı kimyasallar, plastik ürünler, tarım ilaçları, hormon içeren kozmetik ürünler ve temizlik ürünlerindeki kimyasallar, artan ekran kullanım süresi ile uyku düzeni bozukluğu da vücuttaki hormonal   dengeyi etkileyebilir ve bunun sonucunda erken ergenliğe yol açabilir. Bunların yanı sıra anne baba ayrılığı, aile içi şiddet, duygusal ihmal, sevgisizlik gibi aile içindeki sorunlar  hipotalamus üzerinden nöro endokrin aksı etkileyip, ergenliği başlatabilir. Uyku düzeninin bozulması ve stresli ortam melatonin azalması yapabilir. Melatonin ergenliği baskılayıcıdır ve seviyesinin düşmesi ergenliği uyarabilir.”</p>
<p><strong>Erişkin boyu kısa kalmasın! </strong></p>
<p>Erken ergenlik, tedavide gecikildiği takdirde, çocuklarda fiziksel ve ruhsal olarak önemli sorunlara neden olabiliyor. Örneğin, kemik yaşı hızlı ilerlediği için büyüme plakları erken kapanabiliyor ve erişkin boyu kısa kalabiliyor. Bunun yanı sıra yaşıtlarına uygun olmayan fiziksel ve ruhsal gelişimleri sosyal uyumu zorlaştırabiliyor. Ancak, hemen telaşa kapılmanıza gerek yok!  Zira, bu sorunlar erken ergenlik yaşayan her çocukta görülmüyor, ayrıca erken dönemde tedaviye başlandığında önlenebiliyor. </p>
<p><strong>Tedaviyle ergenlik süreci yavaşlıyor! </strong></p>
<p>Ergenlik belirtilerinin erken yaşlarda başlaması ebeveynlerin kaygılanmalarına yol açabiliyor. Aslında, erken ergenlik sorunu yaşayan çocukların sadece küçük bir kısmında tedaviye ihtiyaç duyuluyor<strong>. </strong>Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, ayrıca erken ergenliğin tedavi edilebilen bir durum olduğunu, bu nedenle ebeveynlerin hemen endişeye kapılmamaları gerektiğini belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Tedavide amaç ergenlik sürecini yavaşlatmak, bu sayede boy uzamasına zaman tanımak ve çocuğun psikolojik gelişiminin yaşına uygun şekilde devam etmesini sağlamak.  Gerçek erken ergenlik tanısı alan çocuklarda hipofizden salgılanan LH ve FSH hormonlarının baskılanmasını sağlayan, genellikle ayda bir veya üç ayda bir uygulanan iğne tedavileri (GnRH analogları) ile ergenlik süreci yavaşlatılmaktadır. ”  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-ergenlik-boy-kisaligina-neden-olabilir-548590">Erken ergenlik boy kısalığına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 01:18:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Anoreksiya, benlik algısı ile duyguları düzenlemede yaşanan bozukluklarla kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Anoreksiyanın, temel olarak kişinin beden algısı ve kilo kontrolü üzerine yoğunlaşan, ciddi bir yeme bozukluğu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Anoreksiya nervoza adıyla bilinen bu hastalıkta kişi, şiddetli kilo alma korkusu yaşar, kendisini sürekli kilolu hisseder ve bu nedenle ciddi şekilde kilo kaybeder.” dedi.</p>
<p>Kişinin bedenini olduğundan daha büyük algıladığını ve kilo kontrolü için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz, bazen kusma veya laksatif kullanımı gibi davranışlar geliştirdiğini dile getiren Şen, “Psikolojik bir rahatsızlık olarak anoreksiya; benlik algısı bozukluğu, yeme davranışları üzerinde patolojik kontrol ve duygusal düzenleme sorunları ile karakterizedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece kilo verme isteği değil, ciddi bir psikiyatrik bozukluk! </strong></p>
<p>Toplumda bazen sağlıksız diyet yapmanın, aşırı kilo takıntısı veya zayıflama isteğinin ‘anoreksiya’ gibi algılanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak anoreksiya nervoza bir psikiyatrik tanıdır ve yalnızca kilo verme isteğiyle sınırlı değildir.” dedi.</p>
<p>Her iki durum arasındaki temel farklara değinen Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Toplumsal zayıflama takıntısı, daha yüzeysel, dönemsel ve sosyal etkiyle gelişebilir. Anoreksiya nervoza ise; kilo almaktan aşırı korku, bozulmuş beden algısı ve kişinin fiziksel sağlığını ciddi riske atan yeme davranışı değişiklikleri ile giden kompleks bir psikiyatrik tablodur. Ayrıca anoreksiya nervozada adet kesilmesi, halsizlik, saç dökülmesi gibi fizyolojik belirtiler ile eşlik eden anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler sık görülür.”</p>
<p><strong>Anoreksiya gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılar etkili! </strong></p>
<p>Araştırmaların anoreksiya nervozanın gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılarının etkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Mükemmeliyetçilik, aşırı kontrolcülük, detaycılık ve katılık, düşük benlik saygısı, onay arayışı gibi durumlar etkili olur.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantıların anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabileceğini aktaran Şen, aile içi yüksek beklenti, katı kurallar ve düşük duygusal ifade ortamının da risk faktörleri arasında olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Anoreksiya tedavi edilebilir ama uzun ve çok yönlü bir süreç! </strong></p>
<p>Anoreksiya tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak tedavi süreci karmaşık, uzun soluklu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Erken müdahale edilmesi, tedavi başarısını artırır.” dedi.</p>
<p>Tedavinin, psikoterapi, psikiyatri, diyetisyen ve gerekiyorsa dahiliye/endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldüğünü açıklayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Anoreksiya tedavisinde kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri uygulanır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile yeme davranışını sürdüren olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesi hedeflenir. Aile Temelli Terapi, özellikle ergen ve genç erişkinlerde, ailenin destekleyici rolünü güçlendiren ve birlikte iyileşme süreci öneren bir yaklaşımdır. Duygu Düzenleme Terapileri, kişinin duygularını tanıma, ifade etme ve sağlıklı biçimde yönetmesini amaçlar. Şema Terapi ya da Psikodinamik Terapilerde, derinlemesine kişilik yapılanması ve erken dönem yaşantılarla çalışılır.</p>
<p>Ayrıca hastalarda ilaç tedavisi ve TMU tedavisinden yararlanılır.”</p>
<p><strong>Anoreksiyada kişi hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada tedaviye direncin çok yaygın olduğunu kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çünkü kişi kilo alma düşüncesiyle yoğun anksiyete yaşar ve hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir.” dedi. </p>
<p>Direnç durumunda atılabilecek adımlara değinen Şen, “Empatik ve yargısız yaklaşım, küçük hedeflerle ilerleme, kilo alma korkusunu anlamaya yönelik terapötik çalışmalar, hastanın kontrol hissini tamamen kaybettiği algısını düzeltmek, aileyi sürece katmak ve desteklemek direnci aşmada etkili olur. Zorlayıcı değil, işbirliğine dayalı bir ilişki kurmak önemlidir.</p>
<p>Tedavi süresi kişiden kişiye değişir. Ortalama olarak 1-2 yıl sürebilir. Beden ağırlığı normale dönse bile psikolojik toparlanma ve beden algısının düzelmesi daha uzun sürebilir. Yeme davranışı düzelse de duygusal düzenleme becerileri, benlik algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde çalışmak gerekebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anoreksiya sadece bir yeme problemi değil, derin bir ruhsal sorun!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada nüks riskinin yüzde 30 ila 50 civarında olduğunun da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Nüksü önlemek için, tedavi sürecinin yeterince uzun sürmesi, destekleyici psikoterapilerin devam etmesi, anksiyete ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesi, olumsuz beden algısı üzerinde çalışılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Beden algısının yeniden inşasında, ayna çalışmaları, dans, sanat terapisi gibi beden odaklı terapiler, duygu ve beden farkındalığı çalışmaları, negatif iç konuşmaların fark edilmesi ve dönüştürülmesinin etkili olduğunu da aktaran Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, kişinin sosyal destek kaynaklarını güçlendirmesi ve stresle baş etme yöntemleri geliştirmesi uzun vadede koruyucu rol oynar. Anoreksiya yalnızca bir yeme problemi değil, beden algısı ve duygularla ilgili derin bir ruhsal sorundur. Erken fark edilmesi ve destek olunması hayat kurtarıcıdır. Eğer çevrenizde böyle bir sorun yaşadığını düşündüğünüz biri varsa, onu mutlaka bir uzmana yönlendirin ve yalnız olmadığını hissettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-2-547170">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 08:02:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Anoreksiya, benlik algısı ile duyguları düzenlemede yaşanan bozukluklarla kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Anoreksiyanın, temel olarak kişinin beden algısı ve kilo kontrolü üzerine yoğunlaşan, ciddi bir yeme bozukluğu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Anoreksiya nervoza adıyla bilinen bu hastalıkta kişi, şiddetli kilo alma korkusu yaşar, kendisini sürekli kilolu hisseder ve bu nedenle ciddi şekilde kilo kaybeder.” dedi.</p>
<p>Kişinin bedenini olduğundan daha büyük algıladığını ve kilo kontrolü için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz, bazen kusma veya laksatif kullanımı gibi davranışlar geliştirdiğini dile getiren Şen, “Psikolojik bir rahatsızlık olarak anoreksiya; benlik algısı bozukluğu, yeme davranışları üzerinde patolojik kontrol ve duygusal düzenleme sorunları ile karakterizedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece kilo verme isteği değil, ciddi bir psikiyatrik bozukluk! </strong></p>
<p>Toplumda bazen sağlıksız diyet yapmanın, aşırı kilo takıntısı veya zayıflama isteğinin ‘anoreksiya’ gibi algılanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak anoreksiya nervoza bir psikiyatrik tanıdır ve yalnızca kilo verme isteğiyle sınırlı değildir.” dedi.</p>
<p>Her iki durum arasındaki temel farklara değinen Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Toplumsal zayıflama takıntısı, daha yüzeysel, dönemsel ve sosyal etkiyle gelişebilir. Anoreksiya nervoza ise; kilo almaktan aşırı korku, bozulmuş beden algısı ve kişinin fiziksel sağlığını ciddi riske atan yeme davranışı değişiklikleri ile giden kompleks bir psikiyatrik tablodur. Ayrıca anoreksiya nervozada adet kesilmesi, halsizlik, saç dökülmesi gibi fizyolojik belirtiler ile eşlik eden anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler sık görülür.”</p>
<p><strong>Anoreksiya gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılar etkili! </strong></p>
<p>Araştırmaların anoreksiya nervozanın gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılarının etkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Mükemmeliyetçilik, aşırı kontrolcülük, detaycılık ve katılık, düşük benlik saygısı, onay arayışı gibi durumlar etkili olur.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantıların anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabileceğini aktaran Şen, aile içi yüksek beklenti, katı kurallar ve düşük duygusal ifade ortamının da risk faktörleri arasında olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Anoreksiya tedavi edilebilir ama uzun ve çok yönlü bir süreç! </strong></p>
<p>Anoreksiya tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak tedavi süreci karmaşık, uzun soluklu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Erken müdahale edilmesi, tedavi başarısını artırır.” dedi.</p>
<p>Tedavinin, psikoterapi, psikiyatri, diyetisyen ve gerekiyorsa dahiliye/endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldüğünü açıklayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Anoreksiya tedavisinde kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri uygulanır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile yeme davranışını sürdüren olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesi hedeflenir. Aile Temelli Terapi, özellikle ergen ve genç erişkinlerde, ailenin destekleyici rolünü güçlendiren ve birlikte iyileşme süreci öneren bir yaklaşımdır. Duygu Düzenleme Terapileri, kişinin duygularını tanıma, ifade etme ve sağlıklı biçimde yönetmesini amaçlar. Şema Terapi ya da Psikodinamik Terapilerde, derinlemesine kişilik yapılanması ve erken dönem yaşantılarla çalışılır.</p>
<p>Ayrıca hastalarda ilaç tedavisi ve TMU tedavisinden yararlanılır.”</p>
<p><strong>Anoreksiyada kişi hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada tedaviye direncin çok yaygın olduğunu kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çünkü kişi kilo alma düşüncesiyle yoğun anksiyete yaşar ve hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir.” dedi. </p>
<p>Direnç durumunda atılabilecek adımlara değinen Şen, “Empatik ve yargısız yaklaşım, küçük hedeflerle ilerleme, kilo alma korkusunu anlamaya yönelik terapötik çalışmalar, hastanın kontrol hissini tamamen kaybettiği algısını düzeltmek, aileyi sürece katmak ve desteklemek direnci aşmada etkili olur. Zorlayıcı değil, işbirliğine dayalı bir ilişki kurmak önemlidir.</p>
<p>Tedavi süresi kişiden kişiye değişir. Ortalama olarak 1-2 yıl sürebilir. Beden ağırlığı normale dönse bile psikolojik toparlanma ve beden algısının düzelmesi daha uzun sürebilir. Yeme davranışı düzelse de duygusal düzenleme becerileri, benlik algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde çalışmak gerekebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Anoreksiya sadece bir yeme problemi değil, derin bir ruhsal sorun!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozada nüks riskinin yüzde 30 ila 50 civarında olduğunun da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Nüksü önlemek için, tedavi sürecinin yeterince uzun sürmesi, destekleyici psikoterapilerin devam etmesi, anksiyete ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesi, olumsuz beden algısı üzerinde çalışılması gerekir.” dedi.</p>
<p>Beden algısının yeniden inşasında, ayna çalışmaları, dans, sanat terapisi gibi beden odaklı terapiler, duygu ve beden farkındalığı çalışmaları, negatif iç konuşmaların fark edilmesi ve dönüştürülmesinin etkili olduğunu da aktaran Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, kişinin sosyal destek kaynaklarını güçlendirmesi ve stresle baş etme yöntemleri geliştirmesi uzun vadede koruyucu rol oynar. Anoreksiya yalnızca bir yeme problemi değil, beden algısı ve duygularla ilgili derin bir ruhsal sorundur. Erken fark edilmesi ve destek olunması hayat kurtarıcıdır. Eğer çevrenizde böyle bir sorun yaşadığını düşündüğünüz biri varsa, onu mutlaka bir uzmana yönlendirin ve yalnız olmadığını hissettirin.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-tedavisinde-erken-mudahale-hayat-kurtarir-546872">Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 14:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[tanıya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de özellikle 50 yaş üstü bireylerde yaygın olarak görülen diz kireçlenmesi (osteoartrit), yaşam kalitesini fark edilmeden düşüren önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini belirtti.</p>
<p>&ldquo;Osteoartrit, eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve yapısının bozulması sonucu gelişir&rdquo; diyen Op. Dr. Özgür Oktay Nar, &ldquo;Sinsi ilerleyen bir hastalık ve çoğu zaman geç fark edilir. Genellikle dizdeki ağrı, sertlik ve şişlik, hareket kısıtlılığına yol açar&rdquo; diye konuştu.</p>
<p>Op. Dr. Özgür Oktay Nar, özellikle merdiven çıkarken ya da çömelirken artan diz ağrısının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Nar, &ldquo;Hastalar genellikle diz ağrısını &lsquo;yaşlılık belirtisi’ ya da &lsquo;geçici bir yorgunluk’ olarak değerlendiriyor. Ancak bu yaklaşım, hastalığın ilerlemesine ve eklemlerin daha fazla yıpranmasına yol açıyor&rdquo; dedi.</p>
<p>Diz osteoartritinde tedavi yöntemlerinin hastalığın evresine göre değiştiğini vurgulayan Nar, erken evrede ilaç tedavisi, egzersiz ve kilo kontrolüyle şik&acirc;yetlerin hafifletilebildiğini dile getirdi. Op. Dr. Özgür Oktay Nar, ileri evrelerde ise eklem içi enjeksiyonlar ya da protez cerrahisinin gündeme geldiğini kaydetti.</p>
<p>Modern yaşam tarzı, hareketsizlik ve obezite gibi unsurların osteoartrit riskini artırdığına vurgu yapan Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz sağlığının korunması için düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve eklem sağlığına uygun yaşam tarzı benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören’de Çocuk Gelişim Merkezlerinde Erken Kayıtlar Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-cocuk-gelisim-merkezlerinde-erken-kayitlar-basladi-544253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 16:12:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kayıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[keçiörende]]></category>
		<category><![CDATA[merkezlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gül Adası, Ata ve Gülücük Çocuk Gelişim Merkezleri için erken kayıt dönemi başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-cocuk-gelisim-merkezlerinde-erken-kayitlar-basladi-544253">Keçiören’de Çocuk Gelişim Merkezlerinde Erken Kayıtlar Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10-30 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek kayıtlar için aileler tercih ettikleri merkezleri ziyaret ederek başvuruları yüz yüze yapabilecek. Yüksek memnuniyet oranına sahip çocuk gelişim merkezleri ailelerden yoğun ilgi görüyor. Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, &ldquo;Eğitim hayatına Keçiören Belediyesi güvencesiyle merhaba diyecek çocuklarımıza fırsat eşitliği sunan merkezlerimizde sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmet veriyoruz. Bu sayede ailelerimiz çocuklarını gönül rahatlığıyla çocuk gelişim merkezlerimize emanet ediyor. Yavrularımızın eğitim yaşamlarındaki ilk adım olan bu merkezlerimiz kişisel becerilerin geliştirilmesine büyük katkı sunuyor&rdquo; dedi.</p>
<p><strong>Ö&#286;RENİYORLAR, GEZİYORLAR, E&#286;LENİYORLAR</strong></p>
<p>Güvenli ortam ve aile sıcaklığı sunan Gül Adası, Ata ve Gülücük Çocuk Gelişim Merkezleri’nde drama, akıl ve zeka oyunları, görsel sanatlar, halk oyunları, İngilizce, etkileşimli kitap okuma ve değerler atölyesi branşlarında eğitimler veriliyor. Uzman eğitmenlerce, çocukların keyifle vakit geçireceği etkinliklerin yanında sosyal, duygusal ve zihinsel gelişimlerine katkı sağlayacak aktiviteler de gerçekleştiriliyor. Merkezlerde çocuklar hem arkadaşlık ilişkilerini geliştiriyor hem de yeni bilgileri keşfetmenin heyecanını yaşıyor. Yemeklerin diyetisyen kontrolünde hazırlandığı merkezlerde hemşire, diyetisyen, psikolojik danışman ve çocuk gelişimi uzmanları da görev yapıyor. Her ay düzenlenen gezilerle yeni yerler keşfeden çocuklar sosyalleşmenin keyfini çıkarırken hem öğreniyor hem de eğleniyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-cocuk-gelisim-merkezlerinde-erken-kayitlar-basladi-544253">Keçiören’de Çocuk Gelişim Merkezlerinde Erken Kayıtlar Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Kayıt Dönemi Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-kayit-donemi-basladi-544148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 11:02:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gül Adası, Ata ve Gülücük Çocuk Gelişim Merkezleri’nde erken kayıt dönemi başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-kayit-donemi-basladi-544148">Erken Kayıt Dönemi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi bünyesinde hizmet veren Gül Adası, Ata ve Gülücük Çocuk Gelişim Merkezleri’nde erken kayıt dönemi başladı. 10-30 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek kayıtlar için aileler tercih ettikleri merkezleri ziyaret ederek başvuruları yüz yüze yapabilecek. Yüksek memnuniyet oranına sahip çocuk gelişim merkezleri ailelerden yoğun ilgi görüyor. Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, “Eğitim hayatına Keçiören Belediyesi güvencesiyle merhaba diyecek çocuklarımıza fırsat eşitliği sunan merkezlerimizde sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmet veriyoruz. Bu sayede ailelerimiz çocuklarını gönül rahatlığıyla çocuk gelişim merkezlerimize emanet ediyor. Yavrularımızın eğitim yaşamlarındaki ilk adım olan bu merkezlerimiz kişisel becerilerin geliştirilmesine büyük katkı sunuyor” dedi.</p>
<p><b>Öğreniyorlar, geziyorlar, eğleniyorlar</b></p>
<p>Güvenli ortam ve aile sıcaklığı sunan Gül Adası, Ata ve Gülücük Çocuk Gelişim Merkezleri’nde drama, akıl ve zeka oyunları, görsel sanatlar, halk oyunları, İngilizce, etkileşimli kitap okuma ve değerler atölyesi branşlarında eğitimler veriliyor. Uzman eğitmenlerce, çocukların keyifle vakit geçireceği etkinliklerin yanında sosyal, duygusal ve zihinsel gelişimlerine katkı sağlayacak aktiviteler de gerçekleştiriliyor. Merkezlerde çocuklar hem arkadaşlık ilişkilerini geliştiriyor hem de yeni bilgileri keşfetmenin heyecanını yaşıyor. Yemeklerin diyetisyen kontrolünde hazırlandığı merkezlerde hemşire, diyetisyen, psikolojik danışman ve çocuk gelişimi uzmanları da görev yapıyor. Her ay düzenlenen gezilerle yeni yerler keşfeden çocuklar sosyalleşmenin keyfini çıkarırken hem öğreniyor hem de eğleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-kayit-donemi-basladi-544148">Erken Kayıt Dönemi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazili çocuklar bayram sevincini erken yaşadı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazili-cocuklar-bayram-sevincini-erken-yasadi-542243</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 15:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazili]]></category>
		<category><![CDATA[sevincini]]></category>
		<category><![CDATA[yaşadı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542243</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Kurban Bayramı öncesinde ilçede yaşayan çocukların yüzünü güldürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazili-cocuklar-bayram-sevincini-erken-yasadi-542243">Osmangazili çocuklar bayram sevincini erken yaşadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, Kurban Bayramı öncesinde ilçede yaşayan çocukların yüzünü güldürdü. Kırsal mahallelerde oturan ihtiyaç sahibi ailelerin çocukları için dağıtılan bayramlık kıyafetler ile binlerce çocuk çifte bayram yaşadı.</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, yaklaşan Kurban Bayramı’nda ihtiyaç sahibi aileleri ve çocukları unutmadı. Sosyal yardım çalışmaları kapsamında yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde kırsal mahallelerde oturan ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına bayramlık kıyafet dağıtıldı. Sosyal inceleme sonucu belirlenen ihtiyaç sahibi ailelerin çocukları, hediye edilen kıyafetler ile bayram sevincini erken yaşadı. Yardımlaşmanın en çok ihtiyaç duyulduğu zamanların başında gelen bayram vesilesiyle binlerce çocuğa kıyafet dağıtımı yapan Osmangazi Belediyesi, çocukların bayram sevinçlerine ortak oldu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Çocukların mutluluk, ailelerinin de memnuniyet ile karşıladığı bayramlık kıyafetler kapı kapı dolaşılarak çocuklara ve ailelerine teslim edildi. Evde olmayan çocukların bayramlık kıyafetleri ise muhtarlara teslim edildi. Muhtarlar daha sonra bayramlıklarını çocuklara ulaştırdı. Osmangazi Belediyesi, bayramlık kıyafetler ile birlikte çocuklara ata tohumundan üretilmiş fideler de dağıttı. Çocukları kentsel tarımla tanıştırmak hedefiyle dağıtılan fideler ile çocukların evlerinin balkonlarında, bahçelerinde kendi bostanlarını oluşturmaları teşvik edildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Kurban Bayramı’na sayılı günler kala çocukların bayram coşkusunu ikiye katlamak istediklerini ifade ederek, “Çocuklarımızın bayramı en güzel şekilde geçirmeleri adına bayramlık kıyafet dağıtımı gerçekleştirdik. Çocukların yüzündeki gülüşü görmek, bizleri onlardan daha çok mutlu ediyor.</span> <span>Her zaman çocuklarımızın ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazili-cocuklar-bayram-sevincini-erken-yasadi-542243">Osmangazili çocuklar bayram sevincini erken yaşadı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jun 2025 08:10:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[isbir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p><em>Dünya genelinde 65 yaş üzeri kişilerde yaklaşık yüzde 10 oranında görülen kalp kapak hastalıkları yaşlanan nüfusla birlikte önemi artan sorunlardan biri. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, yaşla birlikte önemi artarken kalp kapak hastalıklarının zamanında tanı ve uygun yöntemlerle tedavi edilmediği takdirde hayati risk oluşturabileceğine dikkat çekti.Bu hastalıkların özellikle nefes darlığı, yorgunluk ve ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. İsbir, erken tanı ve tedaviyle yaşam kalitesinin yükseldiğine dikkat çekti. Özellikle son yıllarda tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde  kalp kapak hastalıklarında artık yaşam boyu tedavi algoritmasını uyguladığını anlattı. </em></p>
<p>Kalp sağlığı açısından oldukça önemli bir başlığı oluşturan kalp kapak hastalıkları arasında en sık mitral ve aort kapak bozukluklarının görüldüğünü hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak hem hastalığın tipi hem de şiddetinin farklılık gösterebildiğini söyledi. Prof. Dr. İsbir, kalp kapak hastalıklarıyla ilgili gözden kaçabilecek belirtilere ve özellikle hastaların en çok merak ettiği “Ne zaman ve kimlere ameliyat gerekir?” sorusuna açıklık getirdi.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında yorgunluk, nefes darlığı gibi son derece önemli belirtilerin farklı sorunlara bağlandığı için önemsenmeyebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Selim İsbir, sözlerine şöyle devam etti: “Kapak hastalıkları ileri dönemlerde ritim bozukluğu olarak da kendini gösterir. Ancak belirtilerin önemsenmemesi erken tanının önüne geçebiliyor ve hastalığın ilerleyerek daha ciddi sorunlara neden olabiliyor. Kapak hastalıkları ilerleyen dönemlerde kalp kasını zayıflatarak kalp yetmezliği ile sonuçlanır.”</p>
<p><strong>KALP KAPAK HASTALIĞI OLAN HERKES AMELİYAT OLMAK ZORUNDA mı?</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalıklarında ilaç tedavisinin yalnızca hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiğini vurgulayan Prof. Dr. İsbir, “Yapısal bozuklukları ilaçla düzeltmek mümkün değil. İlaç tedavisi kalp kapak hastalıklarını iyileştirmez ama kalp kapak hastalıklarına bağlı ortaya çıkan kalp fonksiyonlarındaki bozuklukları önler. Ancak her hasta ameliyat olacak diye bir kural da yok. Kapak bozukluğu kalp fonksiyonlarını etkilemeye başlamışsa, özellikle nefes darlığı ve ritim bozukluğu görülüyorsa, cerrahi gündeme alınmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>RİTM BOZUKLUĞU BAŞLAMIŞSA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİ!</strong></p>
<p>Kalp kapak hastalığı tanısı konulan hastalarda düzenli takip ve erken müdahalenin önemine işaret eden Prof. Dr. İsbir, “Kalp kasılma gücünün azalması, kalp boyutlarının büyümesi ya da ritim bozuklukları başlamışsa, cerrahi kaçınılmazdır. Bu evreye gelmeden müdahale edilmesi, ameliyatın başarı şansını yükseltir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“CERRAHİDE EN ÖNEMLİ NOKTA HASTA İÇİN GÜVENLİ YÖNTEMİN SEÇİLMESİDİR”</strong></p>
<p>Klasik yöntemin açık kalp ameliyatı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. İsbir, teknolojik gelişmeler sayesinde uygun hastalarda minimal invaziv ve robotik yöntemlerle daha küçük kesilerle operasyon yapılabildiğini söyledi. Ancak bu yöntemlerin her hastaya uygun olmadığını belirterek, “Kalp ameliyatlarında önemli olan kesi büyüklüğü değil, hasta için en güvenli yöntemin seçilmesidir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Selim İsbir, kalp kapak hastalıklarının tedavisinde hastaların en çok karıştırdığı, merak ettiği konulardan biri olan kapak tamiri ve değişimi ile ilgili soruyu şöyle yanıtladı: “Kapak tamiri, hastanın kendi dokusu kullanılarak kapağın onarılması yöntemidir. En önemli avantajı, hastanın kendi dokuları kullanıldığı için kalp fonksiyonları ameliyat sonrası daha iyi korunur. En sık tamir ettiğimiz ve de en başarılı olduğumuz kapaklar kalbin sol tarafında yer alan mitral kapak ve gene sağ tarafta yer alan triküspit kapaktır. Kireçlenmemiş kapaklarda ve genç hastalarda bu yöntemin öncelikle tercih edilmesi gerekir.”</p>
<p>Prof. Dr. İsbir, “Biyolojik kapaklar kan sulandırıcı gerektirmediği için tercih sebebidir ancak ömürleri sınırlıdır. Genç hastalarda genellikle mekanik kapak kullanılır, ancak bu da ömür boyu kan sulandırıcı ilaç gerektirir. Hastaya özel planlama yapılmalı, tercihler hasta profiline göre belirlenmelidir” dedi.</p>
<p><strong>“YAŞAM BOYU TEDAVİ ALGORİTMASI UYGULANIYOR”</strong></p>
<p>“Bu bilgiler ışığında kalp kapak hastalıklarının tedavisinde artık yaşam boyu tedavi adını verdiğimiz bir algoritma uygulamaktayız” diyen Prof. Dr. İsbir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaşına ve diğer bir takım özelliklerine bakarak onlar için bir tedavi şeması uygulamaktayız. Örneğin; bir hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanmak istemiyorsa veya tıbbi açıdan bu hasta için kan sulandırıcı tedavi bir risk oluşturuyorsa, hasta genç olsa bile bu hastaya eğer kalp kapağını tamir edemiyorsak biyolojik kapak kullanıyoruz. Bu  kapak zamanla dejenere olduğunda ameliyatsız kapak değişimi ya da gerekiyor ise ikinci bir kalp ameliyatı ile bu şansı veriyoruz.”</p>
<p><strong>“AMELİYAT SONRASI ENFEKSİYON VE DÜZENLİ İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT”</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası hastanede kalış süresinin ortalama 5-6 gün olduğunu ve tam iyileşmenin yaklaşık 3-4 hafta sürdüğünü belirten Kalp Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cemil İsbir, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu süreçte en dikkat edilmesi gereken iki faktör, enfeksiyon ve kan sulandırıcı tedavidir. Özellikle kan sulandırıcı tedavi mekanik kapak kullanılan hastalar için hayati öneme haizdir. İlacın kan seviyeleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli ve ilaç dozu kan seviyesine göre ayarlanmalıdır. Enfeksiyon diğer çok önemli bir faktördür. Hastalar enfeksiyon açısından kendilerini korumalıdırlar. Aksi halde protez kapakları enfeksiyona bağlı olarak zarar görebilir ve bu durum hayati sorunlara yol açabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-isbir-kalp-kapak-hastaliklarinda-risk-yasla-birlikte-artiyor-erken-mudahale-hayat-kurtariyor-542060">Prof. Dr. İsbir, &#8220;Kalp Kapak Hastalıklarında Risk Yaşla Birlikte Artıyor, Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 08:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[care]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[derneğinden]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[inmede]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=529889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor. “İnmede Çare Erken Müdahale” söylemiyle başlatılan kampanya, erken müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunu ve inmenin etkilerinin azaltılmasındaki rolünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İnme Belirtilerini Tanıyın, Hayat Kurtarın!</strong></p>
<p>Halk arasında beyin felci olarak bilinen inme, kalıcı engellilik ve ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alan ciddi bir sağlık sorunudur. Her bir dakikada yaklaşık 1,9 milyon nöronun kaybedildiği inme vakalarında hızlı tanı ve müdahale, kalıcı etkileri önleyebilmek açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>İnme anında hızlı hareket etmek için belirtileri bilmenin önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “Erken teşhis ve doğru tedavi, inme geçiren bir kişinin hayati fonksiyonlarının korunmasında ve iyileşmesinde en kritik rolü oynar. Erken teşhis ve hızlı müdahale için ise herkesin inme belirtilerini bilmesi gerekir. Yüzde ani asimetri, kolda veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, anlama veya tepki vermede güçlük, şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu inme habercisi olabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin görülmesi durumunda kişinin stabilize edilmesi, hareket ettirilmemesi, sırt üstü yatırılması gerekmektedir ve zaman kaybetmeden 112 aranmalıdır” diyor.</p>
<p><strong> Dijitalleşme Gençlerde İnme Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Geleneksel olarak ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda yapılan araştırmalar inmenin genç bireyler arasında da ciddi oranda arttığını gösteriyor. Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 2024 verilerine göre, 18-44 yaş arası bireylerde iskemik inme oranı son 10 yılda %14,6 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Bu artışın arkasında dijital çağın getirdiği yaşam alışkanlıkları yatıyor. Uzun süre ekran başında kalmak, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, kronik stres ve uyku bozuklukları gençlerde inme riskini artırıyor. Sosyal izolasyon, dijital bağımlılık ve zihinsel yorgunluk gibi durumlar da inme riskini artıran faktörler arasında sayılıyor.</p>
<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “İnme belirtileri sadece ileri yaşlarda görülmez. 30’lu, hatta 20’li yaşlarda bile karşımıza çıkabiliyor. Ancak gençlerde inme belirtileri çoğu zaman göz ardı ediliyor veya geç tanınıyor. Oysaki erken müdahale, hayat kurtarıcıdır,” diyerek konuya dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnmede Erken Tanının Gücü Yapay Zeka ile Artıyor</strong></p>
<p>Sağlık teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, inme tanı ve tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Özellikle acil servislerde kullanılan yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, beyin tomografilerini saniyeler içinde analiz ederek sağlık ekiplerini hızla yönlendirebiliyor. Yapay zekadan; tomografi ve MR görüntülerinin otomatik analiz edilmesi, acil servislerde hekim dışı sağlık personelinin tanıya erişimini kolaylaştırma ve tedavi kararlarını hızlandırarak zaman kaybını önlemede yararlanılabiliyor. Böylece tedavi sürecine daha erken başlama ve beyin dokusunun korunma şansı artıyor.</p>
<p>“Yapay zekâ algoritmaları, damar tıkanıklığı ile beyin kanamasını hızlıca ayırt edebiliyor. Bu sayede tedaviye geçiş süresi %30 oranında kısalıyor,” diyen Prof. Dr. Arsava, teknolojinin inme yönetiminde oynadığı hayati role dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnme Riski Azaltılabilir</strong></p>
<p>İnme, yalnızca kriz anında değil, öncesinde de önlenebilir bir sağlık sorunudur. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması, ekran süresinin azaltılması, düzenli uyku ve stres yönetimi inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p><strong>İnmede Çare Erken Müdahale</strong></p>
<p>10 Mayıs’ı sadece bir sağlık takvimi günü değil; yaşam kurtaran bilgiyi ve teknolojiyi topluma ulaştırma fırsatı olarak gören Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteği ile “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasını hayata geçiriyor. Dernek, dijital ve fiziksel görünürlük sağlayan çalışmalarıyla inme konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inmede-care-erken-mudahale-527339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 08:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[care]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[inmede]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-care-erken-mudahale-527339">&#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor. “İnmede Çare Erken Müdahale” söylemiyle başlatılan kampanya, erken müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunu ve inmenin etkilerinin azaltılmasındaki rolünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İnme Belirtilerini Tanıyın, Hayat Kurtarın!</strong></p>
<p>Halk arasında beyin felci olarak bilinen inme, kalıcı engellilik ve ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alan ciddi bir sağlık sorunudur. Her bir dakikada yaklaşık 1,9 milyon nöronun kaybedildiği inme vakalarında hızlı tanı ve müdahale, kalıcı etkileri önleyebilmek açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>İnme anında hızlı hareket etmek için belirtileri bilmenin önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “Erken teşhis ve doğru tedavi, inme geçiren bir kişinin hayati fonksiyonlarının korunmasında ve iyileşmesinde en kritik rolü oynar. Erken teşhis ve hızlı müdahale için ise herkesin inme belirtilerini bilmesi gerekir. Yüzde ani asimetri, kolda veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, anlama veya tepki vermede güçlük, şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu inme habercisi olabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin görülmesi durumunda kişinin stabilize edilmesi, hareket ettirilmemesi, sırt üstü yatırılması gerekmektedir ve zaman kaybetmeden 112 aranmalıdır” diyor.</p>
<p><strong> Dijitalleşme Gençlerde İnme Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Geleneksel olarak ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda yapılan araştırmalar inmenin genç bireyler arasında da ciddi oranda arttığını gösteriyor. Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 2024 verilerine göre, 18-44 yaş arası bireylerde iskemik inme oranı son 10 yılda %14,6 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Bu artışın arkasında dijital çağın getirdiği yaşam alışkanlıkları yatıyor. Uzun süre ekran başında kalmak, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, kronik stres ve uyku bozuklukları gençlerde inme riskini artırıyor. Sosyal izolasyon, dijital bağımlılık ve zihinsel yorgunluk gibi durumlar da inme riskini artıran faktörler arasında sayılıyor.</p>
<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “İnme belirtileri sadece ileri yaşlarda görülmez. 30’lu, hatta 20’li yaşlarda bile karşımıza çıkabiliyor. Ancak gençlerde inme belirtileri çoğu zaman göz ardı ediliyor veya geç tanınıyor. Oysaki erken müdahale, hayat kurtarıcıdır,” diyerek konuya dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnmede Erken Tanının Gücü Yapay Zeka ile Artıyor</strong></p>
<p>Sağlık teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, inme tanı ve tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Özellikle acil servislerde kullanılan yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, beyin tomografilerini saniyeler içinde analiz ederek sağlık ekiplerini hızla yönlendirebiliyor. Yapay zekadan; tomografi ve MR görüntülerinin otomatik analiz edilmesi, acil servislerde hekim dışı sağlık personelinin tanıya erişimini kolaylaştırma ve tedavi kararlarını hızlandırarak zaman kaybını önlemede yararlanılabiliyor. Böylece tedavi sürecine daha erken başlama ve beyin dokusunun korunma şansı artıyor.</p>
<p>“Yapay zekâ algoritmaları, damar tıkanıklığı ile beyin kanamasını hızlıca ayırt edebiliyor. Bu sayede tedaviye geçiş süresi %30 oranında kısalıyor,” diyen Prof. Dr. Arsava, teknolojinin inme yönetiminde oynadığı hayati role dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnme Riski Azaltılabilir</strong></p>
<p>İnme, yalnızca kriz anında değil, öncesinde de önlenebilir bir sağlık sorunudur. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması, ekran süresinin azaltılması, düzenli uyku ve stres yönetimi inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p><strong>İnmede Çare Erken Müdahale</strong></p>
<p>10 Mayıs’ı sadece bir sağlık takvimi günü değil; yaşam kurtaran bilgiyi ve teknolojiyi topluma ulaştırma fırsatı olarak gören Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteği ile “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasını hayata geçiriyor. Dernek, dijital ve fiziksel görünürlük sağlayan çalışmalarıyla inme konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Daha fazla bilgi için inme.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inmede-care-erken-mudahale-527339">&#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sabah erken saatlerde gittiği mahalle kahvesinde, vatandaşlarla çay ve simit eşliğinde kahvaltı yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediye-baskani-sadi-ozdemir-sabah-erken-saatlerde-gittigi-mahalle-kahvesinde-vatandaslarla-cay-ve-simit-esliginde-kahvalti-yapti-462675</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2024 21:18:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[eşliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[gittiği]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[kahvesinde]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[saatlerde]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[şadi]]></category>
		<category><![CDATA[simit]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlarla]]></category>
		<category><![CDATA[yaptı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=462675</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer’deki ziyaretlerine Nilüfer Belediyesi’nin komşularıyla başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediye-baskani-sadi-ozdemir-sabah-erken-saatlerde-gittigi-mahalle-kahvesinde-vatandaslarla-cay-ve-simit-esliginde-kahvalti-yapti-462675">Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sabah erken saatlerde gittiği mahalle kahvesinde, vatandaşlarla çay ve simit eşliğinde kahvaltı yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah erken İhsaniye Mahallesi’ndeki kahveleri ziyaret eden Başkan Şadi Özdemir hem vatandaşlarla sohbet etti hem de cadde ve sokakları gezerek sorunları yerinde inceledi. Simit ve peynirle kahve ziyareti gerçekleştiren Başkan Şadi Özdemir, burada vatandaşlarla sabah kahvaltısı yaptı. Çay ve simit eşliğinde İhsaniye Mahallesi sakinleriyle samimi sohbet eden Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yaşadıkları sorunları ve taleplerini de dinledi.</p>
<p>Başkan Şadi Özdemir’i mahallelerinde ağırlayan İhsaniye sakinleri, memnuniyetlerini de dile getirdi. İhsaniye Mahallesi’nde esnafı da ziyaret eden Başkan Şadi Özdemir, esnafa hayırlı işler dileklerini iletti.</p>
<p>Nilüferliler’i sık sık kendi mahallelerinde ziyaret edeceğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “Halkın arasında olmak bana enerji veriyor” dedi. Erişilebilir bir başkan olmak için vatandaşlara her türlü imkanı sunacağını söyleyen Başkan Şadi Özdemir, “Başkan olmadan önce de Nilüfer’de sürekli esnaf ve vatandaşlarla iç içerdim. Alışverişimi esnaftan yapıyor, vatandaşlarla sohbet ediyordum. Bundan sonra daha çok halkın içinde olacağım. Bu, bana enerji veriyor. İnsanlarla konuşmak, onları dinlemek, önerilerini almaktan çok keyif alıyorum. Bir de yaşanılan sorunları çözünce çok daha mutlu olacağım. Mahallelerinde yaşadıkları sorunları da birlikte, yerinde inceleme fırsatı bulduk. Sorunları da, çözümü için ilgili arkadaşlarıma ilettim. Vatandaşlarla iletişime geçeceğimiz ortamları yaratacağız” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-belediye-baskani-sadi-ozdemir-sabah-erken-saatlerde-gittigi-mahalle-kahvesinde-vatandaslarla-cay-ve-simit-esliginde-kahvalti-yapti-462675">Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sabah erken saatlerde gittiği mahalle kahvesinde, vatandaşlarla çay ve simit eşliğinde kahvaltı yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MPS HASTALIĞINDA ERKEN TEŞHİS KRİTİK ROL OYNUYOR</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mps-hastaliginda-erken-teshis-kritik-rol-oynuyor-459996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 21:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[mps]]></category>
		<category><![CDATA[oynuyor]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nadir Hastalıklar içerisinde yer alan Lizozomal Depo Hastalıklarının (LSD) bir alt türü olan Mukopolisakkaridozlar (MPS) vücutta bulunan ve Glikozaminoglikan adı verilen maddeleri parçalayan enzimlerin eksikliği nedeniyle ortaya çıkar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mps-hastaliginda-erken-teshis-kritik-rol-oynuyor-459996">MPS HASTALIĞINDA ERKEN TEŞHİS KRİTİK ROL OYNUYOR</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu eksiklik, söz konusu maddelerin lizozomlarda birikmesine, zamanla da hücrelerde ve organlarda sorunlara yol açabilir. </p>
<p>Hangi lizozomal enzimin eksik olduğuna bağlı olarak farklı tiplerde ortaya çıkabilen MPS hastalığının belirtileri hastalığın şiddeti ve ilerleme hızına göre değişebiliyor. </p>
<p>Ana odak alanlarından biri nadir genetik hastalıklar olan Takeda, 243 yıllık deneyimin getirdiği bilgi birikimi ile bilimin önderliğinde hastaların ihtiyaçlarına odaklanarak kapsamlı ve etkili sağlık çözümleri sunuyor. Takeda’nın küresel düzeyde geliştirdiği güncel tedavi yöntemlerini Türkiye’deki hastalara ulaştıran Takeda Türkiye, hastaların ve hasta yakınlarının hayatlarında anlamlı farklar yaratmak için faaliyetlerini sürdürüyor. </p>
<p>Takeda Türkiye Genel Müdürü Ömür Mangaloğlu; boy kısalığı, bilişsel bozukluklar, iskelet bozuklukları, belirgin yüz özellikleri, işitme kaybı ve kalp-damar hastalıkları gibi bazı klinik özelliklerin genellikle MPS tiplerinde ortak olarak görülebildiğini vurguluyor.</p>
<p>Mangaloğlu; “<em><strong>Nadir genetik ve metabolik hastalıkların belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebildiği gibi farklı hızlarda da ilerleyebiliyor. Bu nedenle erken teşhis çok önemli. Bunun için küresel düzeyde eğitim ve hastalığa dair bilinçlendirme çalışmalarını destekliyor, Türkiye’deki tüm Pediatrik metabolizma klinikleri ile bilimsel ilişkiler geliştiriyor, Genel Pediatri klinikleriyle bilgilendirme çalışmaları yaparak erken ve doğru teşhise erişimi artırmak için çabalıyoruz. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkışı ile teşhis arasındaki zamanı azaltmaya ve inovatif tedavi yöntemleri geliştirerek hastaların hayat kalitesini artırmaya kararlıyız.  Nadir hastalıklarda, hastanın tanı ve tedaviye erişiminde gelişim alanları var. Nadir görülen bir hastalık grubu olduğu için yenilikçi tedavilerin geliştirilmesi ve sonrasında tedaviye erişim kritik bir öneme sahip. Takeda olarak bu alanda var gücümüzle çalışmaya devam ederek, hastalarımızın hayatlarında olumlu etkiler yaratmayı sürdüreceğiz,” </strong></em>dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mps-hastaliginda-erken-teshis-kritik-rol-oynuyor-459996">MPS HASTALIĞINDA ERKEN TEŞHİS KRİTİK ROL OYNUYOR</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 14:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kalkıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizine]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[sabahları]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[yorgun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku apnesi olan kişilerin sabah kalktığında yorgun ve uykusunu almamış hissettiklerini dile getiren uzmanlar, apnelerin en büyük tehlikesinin, hastaların gece oksijensiz kalması olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi hakkında bilgi vererek, tedavisi konusunda da değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderiliyor</strong></p>
<p>Uyku esnasında horlama ve nefesin kesilmesine apne dendiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Apnelerin en büyük tehlikesi, hastaların gece oksijensiz kalması, uykularının bölünmesi ve nefes kesilmesine bağlı beyne uyarı gönderilirken, beyin uyanmaya çalışır. Apneler genellikle 20-30 defa tekrarlanır ve sabah kalktıklarında kişiler yorgun ve uykusunu almamış hissederler. Gece boyunca satürasyonun düşmesi (kanda oksijen), sürekli olarak kalbin hipoksiye girmesine (kalp dokularında oksijen azalması) neden olabilir ve uzun süre devam ederse kalp sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kısa boylu ve kısa boyunlularda görülüyor</strong></p>
<p>Apnenin, öncelikle şişman, kısa boylu ve kısa boyunlu insanlarda görüldüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Tedavi yöntemleri arasında kilo vermek ve spor yaparak karın kaslarını güçlendirmek bulunmaktadır. Ayrıca, alkol tüketenler, alerji ilaçları veya antidepresan kullananlar beyni etkilediği için santral horlamaları yaşayabilirler. Bu kişilere, yatarken 2 yastıkla veya yan yatmaları önerilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dil büyüklüğü ve çenenin geride olması da apne nedeni</strong></p>
<p>Apnenin nedenleri arasında kilo, dil büyüklüğü, çenenin geride olması, geniz etinin varlığı ve burun etlerinin büyük olması gibi birçok faktör bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Hastalar bu şikayetlerle geldiklerinde, ilk olarak uyku odasında bir gece geçirmeleri önerilir ve bu sayede apne indeksi belirlenir. Tedavide, ilk üç ana yöntem şunlardır: birincisi, kilo vermek; ikincisi, sipak basınçlı oksijen kullanımı; üçüncüsü ise ameliyatla tıkanık olan yerlerin açılmasıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Erken yaşta kalp krizine sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, uyku apnesi, erken yaşta kalp krizine sebep olabilecek ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle, belirtileri olan kişilerin erken teşhis edilmesi ve uygun tedavi yöntemleriyle yönetilmesi önemlidir. Ayrıca, apne riskini azaltmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapmak da gereklidir. Bu şekilde, uyku apnesi ile ilişkili komplikasyonların önüne geçilebilir ve kişinin yaşam kalitesi artırılabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabahlari-yorgun-kalkiyorsaniz-dikkat-uyku-apnesi-erken-yasta-kalp-krizine-neden-oluyor-459888">Sabahları yorgun kalkıyorsanız dikkat! Uyku apnesi erken yaşta kalp krizine neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pera Müzesi&#8217;nde Ensemble Rûm ile Erken Dönem Osmanlı Müziği Konseri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pera-muzesinde-ensemble-rum-ile-erken-donem-osmanli-muzigi-konseri-454759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2024 09:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ensemble]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[konseri]]></category>
		<category><![CDATA[müzesinde]]></category>
		<category><![CDATA[müziği]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[pera]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=454759</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Nicesün Venedik Frengi? Osmanlı-Venedik, Girit Savaşı (1645-1669) ve Müzikal Yansımaları”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pera-muzesinde-ensemble-rum-ile-erken-donem-osmanli-muzigi-konseri-454759">Pera Müzesi&#8217;nde Ensemble Rûm ile Erken Dönem Osmanlı Müziği Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, “İstanbul ve Müzik” Araştırma Programı (İMAP) kapsamında erken dönem Osmanlı müziği topluluğu Ensemble Rûm’un konserine ev sahipliği yapıyor. Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek konser, Girit Savaşı’na (1645-1669) odaklanarak müziğin bilgi dolaşımına katkısı ile sosyal ve tarihsel rolüne ilişkin konuları ele alıyor.</strong></p>
<p><strong>Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü</strong> çatısı altında faaliyet gösteren <strong>“İstanbul ve Müzik” Araştırma Programı (İMAP)</strong>,<strong> </strong>arşiv çalışmaları, konserler, yayınlar, eğitsel çalışmalar ve konuşmalarla kentin çok yönlü müzik kültürünü odağına alan etkinliklere ev sahipliği yapmayı sürdürüyor.</p>
<p>Osmanlı erken dönem müziği kapsamında kendi tarihsel icra yaklaşımını geliştirmeyi amaçlayan <strong>Ensemble Rûm</strong>, İMAP kapsamında <strong>5 Mayıs’ta Pera Müzesi Oditoryumu’nda</strong> “Nicesün Venedik Frengi? Osmanlı-Venedik, Girit Savaşı (1645-1669) ve Müzikal Yansımaları” başlıklı bir konser verecek. </p>
<p>Saray sınırlarının ötesinde, on altı ve on yedinci yüzyıl Rûm coğrafyasında yankılanan farklı müzik üsluplarını keşfetmeyi amaçlayan, sanat yönetmenliğini Hasan Baran Fırat’ın üstlendiği <strong>Ensemble Rûm</strong>, Enes Durceylan, Hasan Kiriş, Murat Tırnak, Eray Cinpir, M. Enes Üstün, Avni Özaydın, M. Salih Yıldırım, Murat Yerden ve Mevlüt Gökhan Başin’den oluşuyor.</p>
<p><strong>24 yıl süren savaşın müzikal yansımaları ilk kez seyirciyle buluşuyor</strong></p>
<p>Osmanlı-Türk müziğinin erken dönemi, bugünkü modern “Klasik Türk Müziği”ne kıyasla oldukça farklı bir üslup ve müzikal anlayış sergiler. En başta mehter, “halk müziği” ve klasik müzik ya da Rauf Yekta’nın tabiriyle “alimâne müzik” arasındaki farklar daha muğlaktır. Ali Ufkî Bey’in (1610-1675) <em>Mecmua-i Sâz ü Söz</em>’ü bu farkı en açık şekilde ortaya koyan kaynaklar arasındadır. </p>
<p><em>Mecmua-i Sâz ü Söz</em> gibi kaynaklara odaklanarak Osmanlı erken dönem müziği kapsamında kendi tarihsel icra yaklaşımını geliştirmeyi amaçlayan <strong>Ensemble Rûm</strong>, İMAP kapsamında ilk kez seyirciyle buluşacak. Konserde, bu uzun süreçli üslup arayışının yanı sıra, Osmanlı-Venedik arasındaki Girit Savaşı üzerinden müziğin sosyal ve tarihsel rolü, bilgi dolaşımına katkısı gibi konular da ele alınacak. </p>
<p>Ufkî’nin nota külliyatını üslupsal olarak kronolojik bir çizgiye oturtmak mümkün olmasa da bestekârın kayda aldığı eserler dönemin sosyal, kültürel ve siyasi birçok olayı hakkında bilgi veriyor. Bu kayıtlar arasından konser için bir araya getirilen, doğrudan ya da dolaylı olarak Girit Savaşı ile ilgili 10’u aşkın eser, savaşın payitahttaki müzikal yansımalarını ortaya koyuyor. Akdeniz’deki güç savaşlarından Sultan İbrahim’in işret meclislerine, Girit’e sefer kararından ilk kale ve şehirlerin fethine, askerin cephedeki zor halinden Sultan IV. Mehmed’in cülûsuna, birbirine düşen vezirlerden Girit’teki son kale Kandiye’nin fethine, 24 yıl süren savaşın çeşitli aşamaları ile ilgili türkü, varsağı ve peşrevler, anlatılar ve görseller eşliğinde ilk kez bu konserde dinleyicilerle buluşacak. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pera-muzesinde-ensemble-rum-ile-erken-donem-osmanli-muzigi-konseri-454759">Pera Müzesi&#8217;nde Ensemble Rûm ile Erken Dönem Osmanlı Müziği Konseri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Apr 2024 08:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[checkup]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=454372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek büyüyen çevre kirliliği, hazır gıda tüketimi, sigara ve alkol tüketimindeki artış beraberinde kanser, kalp krizi, diabet vb. birçok kronik hastalığın da artmasına, giderek daha küçük yaşlarda görülmesine yol açmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372">Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek büyüyen çevre kirliliği, hazır gıda tüketimi, sigara ve alkol tüketimindeki artış beraberinde kanser, kalp krizi, diabet vb. birçok kronik hastalığın da artmasına, giderek daha küçük yaşlarda görülmesine yol açmaktadır. Bu tür kronik rahatsızlıkların çok sinsice ilerlemesi ve belirli bir aşamadan sonra kendini göstermesi hepimiz için en büyük tehlike.</p>
<p>Her ne kadar tıp gelişse, sağlık sistemimiz iyileşse de belli bir aşamadan sonra ilaç kullanarak kaçınılmaz sonu uzatmaktan başka bir şey kalmıyor elimizde. Bu yüzden önleyici tedbirler almak ve erken teşhis bu tür hastalıklar için çok önemli.</p>
<p>Özellikle; düzenli Check-Up yaptırmak önleyici ve erken teşhis imkânı sağlaması açısından hayat kurtaran bir yöntem.</p>
<p>Peki, ama neye göre ve nasıl Check-Up yaptırmamız lazım? Konunun uzmanından sizler için detaylı bilgiler aldık.</p>
<p>Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi’nden Biyokimya Uzmanı Prof. Dr. Ayşegül AKBAY, Check-Up bu önemli konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı ve önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Check-Up nedir, nasıl yapılır ve neden önemlidir? İşte detaylar&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Nedir?</strong></p>
<p>Check-Up, halk arasında sağlık taraması olarak bilinen, herhangi bir hastalık belirtisi olmayan kişilerde sağlık sorunu yaşayıp yaşamadığını öğrenmek için yapılan işlemlerdir. Bu tarama sayesinde pek çok hastalığın erken tanısı konulabilir. Kişiye özel olarak yapılan bu tarama için muayene, test ve tetkikler yapılır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Neden Check-Up Yaptırmalısınız?</strong></p>
<p>Zaman zaman insan vücudunda belirli hastalıklar meydana gelse de belirti göstermeden vücut içinde gizlice büyümeye ve ilerlemeye devam edebilir. Bu nedenle düzenli olarak Check-Up yaptırmak önemlidir. Yılda bir ya da iki defa hiçbir hastalık belirtisi olmasa bile yapılan detaylı sağlık testleri, olası hastalıkların erken teşhisine olanak sağlar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Nasıl Yapılır?</strong></p>
<p>Günümüzde sıklıkla yapılan Check-Up işlemi yalnızca tahlil ve tetkik içeren işlemlerdir. Kişinin cinsiyetine, yaşına, taşıdığı risk faktörlerine, hastalığı varsa hastalığın belirtilerine göre en uygun<br />testler uygulanır. Laboratuvar testlerinin yanı sıra radyolojik görüntülemeler ile birlikte tarama işlemi desteklenir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Ne Kadar Sürer?</strong></p>
<p>Birçok testten meydana gelen Check-Up, kişilerin hastalık belirtisi olmasa bile sağlık taraması için yaptırdıkları testlerdir. Kan testleri, idrar testleri, tomografi, MR, ultrasonografi gibi farklı testler yapılır. Vücudun her sistemi için ayrı ayrı yapılan bu testler ile vücuda sağlık taraması yapılmış olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Ne Zaman Yaptırmalısınız?</strong></p>
<p>Hiçbir hastalık belirtisi ve şikâyeti olmadan yapılması gereken Check-Up, genel olarak her yetişkin bireyin yılda 1 kez düzenli ve detaylı olarak yaptırması önerilmektedir. Ancak kişisel risk faktörleri, sağlık öyküsü ve genetik yapısı gibi faktörler nedeniyle uzman doktor gerek görürse Check-Up testlerinin 1 yıldan daha kısa sürede düzenli olarak yapılmasını tavsiye edebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check up Öncesi Yapılması Gerekenler</strong></p>
<p>Eğer herhangi bir sağlık sorunu yoksa da bu rapor sayesinde kişi sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olur. Bu sayede olası bir hastalığın önüne geçmek için gerekli önlemleri alabilir.</p>
<p>Check-Up taraması sonucunda çıkan raporun yanı sıra doktor da gerekli değerlendirmeyi yapar. Eğer herhangi bir sağlık sorunu varsa tedavi süreci planlanır. Aynı zamanda doktor, kişiye sağlıklı yaşam önerileri de sunabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, Check-Up taraması yaptırmak her birey için önemlidir. Sağlıklı bireylerin de düzenli olarak Check-Up yaptırması, olası hastalıkların erken teşhis edilmesine ve tedavi sürecinin başlamasına yardımcı olur. Bu sayede sağlıklı bir yaşam sürmek ve hastalıkların önüne geçmek mümkün olur. Unutmayın, sağlık her şeyden önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Check-Up Fiyatları</strong></p>
<p>Check-Up hizmetleri genellikle devlet hastanelerinde ve özel sağlık kuruluşlarında sunulmaktadır. Her sağlık merkezinde farklı özelliklerde çeşitli Check-Up paketleri oluşturulur ve bu paketler kampanyalar dâhilinde hastalara sunulur. Fiyatlar, paket özelliklerine ve yapılan testlere göre değişiklik gösterebilir. 2024 yılı itibarıyla Check-Up fiyatları 3000 ile 4000 TL arasında değişmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/check-up-ile-erken-teshis-mumkun-454372">Check-Up ile Erken Teşhis Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 11:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonların]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “ Bu proje ile sistemik enfeksiyon şüphesi olan 1 yaş altı çocuklarda noninvazif tükürük prokalsitonin düzeylerinin çalışılması serum düzeyleri ile karşılaştırılması planlanmaktadır. Bu yöntem ile enfeksiyonun kaynağının bakteriyel veya viral kaynaklı olup olmadığı araştırılacak”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yürütücülüğünü yaptığı “Sistemik Enfeksiyon Şüphesi Olan Bir Yaş Altı Çocuklarda Tükürük Prokalsitonin (PCT) Düzeylerinin Kullanımı ve Serum PCT Düzeyleri İle Karşılaştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK  tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve  disiplinlerarası  önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Referans gösterilen araştırma üniversitemiz ekosistemi bünyesinde çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhisi ve tedavisine yönelik nitelikli bilimsel çalışma yürüten ekibimizi yürekten tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “Bakteriyel enfeksiyonlar, özellikle 1 yaş altı çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilir. Bu nedenle, enfeksiyonun erken teşhisi ve tedavisi hayati önem taşır. Geleneksel biyokimyasal belirteçler ve klinik bulgular, erken teşhiste sınırlılıklar gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, tükürükteki Prokalsitonin (PCT) düzeylerinin, 1 yaş altı çocuklarda bakteriyel enfeksiyon şüphesi durumunda kullanımını ve serum PCT düzeyleri ile karşılaştırılmasını incelemektir. Prokalsitonin, bakteriyel enfeksiyonlara spesifik bir belirteç olup, vücutta enfeksiyon varlığında artış gösterir. Çalışma, serum ve tükürük örneklerindeki PCT düzeylerini ölçen prospektif bir analiz olacaktır. Araştırmadaki hipotezimizi, tükürük PCT düzeylerinin, bakteriyel enfeksiyonun erken teşhisinde kullanılabileceği ve serum PCT düzeyleri ile yüksek oranda korelasyon göstereceği üzerine kurduk. Bunun sağlanması durumunda  özellikle invaziv olmayan bir yöntem olarak, tükürük PCT düzeyleri, bakteriyel enfeksiyonların erken teşhisinde ilk basamak test olarak potansiyel bir araç olabilecektir. Bu yaklaşım, özellikle küçük bebeklerde kan alma işleminin zorlukları göz önünde bulundurulduğunda, hastane kaynaklarının gereksiz kullanımını azaltacağı, ileri test (kan kültürü, BOS kültürü, Akciğer grafisi) taleplerini engelleyebileceği, uygunsuz antibiyotik kullanımını düşüreceği ve acil servislerden hızlı taburculuk üzerine önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz ” diye konuştu.</p>
<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yaptığı projede, Doç. Dr. Ali Yurtseven, Doç. Dr. Caner Turan, Dr. Sercan Çınarlı, Doç. Dr. Elif Azarsız, Doç. Dr. Timur Köse araştırmacı olarak yer alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmli bireylerin erken teşhisine ve özel eğitim sürecine dikkat çeken proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmli-bireylerin-erken-teshisine-ve-ozel-egitim-surecine-dikkat-ceken-proje-448051</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2024 10:24:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[otizmli]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sürecine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi yeni bir sosyal sorumluluk projesini daha hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmli-bireylerin-erken-teshisine-ve-ozel-egitim-surecine-dikkat-ceken-proje-448051">Otizmli bireylerin erken teşhisine ve özel eğitim sürecine dikkat çeken proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi yeni bir sosyal sorumluluk projesini daha hayata geçirdi. Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. İlknur Aydoğdu Karaaslan’ın üstlendiği “Toplumda Otizm Farkındalığının Sağlanması ve Bilgilendirilmesi” başlıklı proje otizmli bireylere yönelik toplumsal bilincin artırılmasını hedefliyor. Farklı disiplinlerden akademisyenlerin yer aldığı projede, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Burcu Özbaran, Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Diken, Dokuz Eylül Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alev Girli, Maltepe Üniversitesinden Dr. Ersin Ufuk Timuçin ve Otizm Dernekleri Federasyon Başkanı Ergin Güngör araştırmacı olarak yer alıyor.</span></p>
<p><span>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden EÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilgehan Gültekin, “Topluma katkı misyonu hedefiyle Fakülte olarak farklı alanlarda sosyal sorumluk projelerine önem veriyor ve bunlar için nitelikli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Hocamız Doç. Dr. İlknur Aydoğdu Karaaslan’ı  ve ekibini  gerçekleştirdikleri sosyal sorumluluk projesi dolayısıyla tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi. </span></p>
<p><b><span>“Farkındalık sağlayarak bilgilendirecek”</span></b></p>
<p><span>Projenin amacına değinen Doç. Dr. Aydoğdu Karaaslan, “Otizmlilerin gelişimine yönelik tek bilimsel gerçek, erken dönemde kaliteli ve yoğun özel eğitim olması nedeniyle ülkemiz genelinde erken teşhis edilemeyen otizmli bireylerin olması bir sorun olarak tespit edilmiştir. Projede, öncelikle otizmli bireylerin gelişimlerine yönelik en önemli unsurlar olan erken teşhis ve erken özel eğitim sürecine dâhil olmaları gerektiğine dikkat çekerek, toplumsal bilincin artmasına katkı sunmayı amaçlıyoruz” dedi. </span></p>
<p><span>Proje hakkında detaylı bilgi veren Doç. Dr. Aydoğdu Karaaslan, “Hedef kitle olarak başta anne baba adayları, pedagoglar, eğitimciler olmak üzere toplumu oluşturan bütün bireyler açısından otizm konusunda farkındalık yaratmayı ve bilinçlendirmeyi hedefliyoruz. Dolayısıyla bu noktada bir kısım otizmlinin hayat çizgisine pozitif katkı sağlanacak ve bilgilendirilecek. Proje ekibi olarak otizmli bireylerin temel insan haklarına vurgu yaparak da sosyal hayata katılımları, akademik eğitim ortamlarından dışlanmadan yararlanmalarına da katkı sağlamayı düşünüyoruz. Projenin faaliyet aşamasında,  velilerin, eğitmenlerin, öğrencilerin bireysel ya da grup halinde asenkron olarak izleme fırsatı bulabilecekleri video içerikleri üretilecek. Hazırlanan video içerikleri dijital kanallar aracılığıyla otizm konusunda farkındalık oluşması için gerek bu konuya dâhil olan gerekse bilgi almak isteyen toplumun her kesimindeki bireylere sunulacak” dedi.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmli-bireylerin-erken-teshisine-ve-ozel-egitim-surecine-dikkat-ceken-proje-448051">Otizmli bireylerin erken teşhisine ve özel eğitim sürecine dikkat çeken proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Multidisipliner bilim ekibinden malign melanomun erken tanısına yönelik önemli proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/multidisipliner-bilim-ekibinden-malign-melanomun-erken-tanisina-yonelik-onemli-proje-439622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 10:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[malign]]></category>
		<category><![CDATA[melanomun]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tanısına]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Caner’in yürütücülüğünü yaptığı “Melanomun Erken Tanısı, Displastik Nevüslerden Ayrımı İçin Deri ve Kan Örneklerinde Mikrobiyota ile Lipid Profillerinin Rolü” başlıklı proje, TÜBİTAK- ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/multidisipliner-bilim-ekibinden-malign-melanomun-erken-tanisina-yonelik-onemli-proje-439622">Multidisipliner bilim ekibinden malign melanomun erken tanısına yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Caner’in yürütücülüğünü yaptığı “Melanomun Erken Tanısı, Displastik Nevüslerden Ayrımı İçin Deri ve Kan Örneklerinde Mikrobiyota ile Lipid Profillerinin Rolü” başlıklı proje, TÜBİTAK- ARDEB 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Ülkemizin tam akreditasyona sahip, öğrenci odaklı, öncü bir araştırma üniversitesi olarak, TÜBİTAK’taki liderliğimizi sürdürüyoruz. Bir kültüre dönüştürerek sürdürülebilir hale getirdiğimiz Ar-Ge, inovasyon ve araştırma ekosistemimiz meyvelerini vermeye devam ediyor. Multidipliner konsepte hazırlanan projelerimiz TÜBİTAK başta olmak üzere hem ulusal hem de uluslararası değerlendirme ve fonlama kuruluşları tarafından destek almayı sürdürüyor. Hazırladıkları proje ile araştırma geliştirme vizyonumuza nitelikli katkı sunan Ege Tip fakültesi Parazitoloji AD ve Sağlık Bilimleri Enstitü, Temel Onkoloji AD öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Caner’i ve proje ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>Araştırmanın detayları ile ilgili bilgi veren proje yürütücüsü Doç. Dr. Ayşe Caner, “Melanom, malign deri tümörü olup son yıllarda insidansı giderek artış göstererek ve en ölümcül deri kanseri olması nedeniyle önemli bir sağlık problemidir. Melanomda prognoz ve sağ kalım oranları hastalık evresi ile doğrudan ilişkili olup lezyonların erken tanı ve tedavisi hayati önem taşıdığından melanomun erken tanısı için biyobelirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Diğer yandan Displastik Nevüslerin (DN) melanomu taklit edebildiği, melanom prekürsörü olabileceği ve melanom gelişme riskini artırabildiği bilinmektedir. DN’den melanom gelişimine neden olan faktörler ve moleküler patogenez net olarak bilinmediği için bu alanda daha çok yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Klinik olarak melanom şüphesi veya riski nedeniyle her DN&#8217;nin eksize edilmesi yönünde eğilim bulunmaktadır. Bu durum gereksiz bir iş yüküne, maliyete, hastalarda kaygıya ve çoklu lezyonları olanlarda skarlar nedeniyle kozmetik sorunlara da yol açabilmektedir. Bu anlamda klinisyenin rutin muayenesi sırasında yol gösterecek, erken evrede melanomu tespit edebilecek, nevüs ve melanom ayrımını yapabilecek, gereksiz cerrahinin önüne geçerek sağlık maliyetlerini azaltacak, ayrıca malign dönüşüm mekanizmalarına dair yeni veriler sunabilecek yeni verilere ve noninvazif biyobelirteçlere ihtiyaç vardır” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>“Literatürde kanser ve kan mikrobiyotası ile ilgili çalışmalar çok sınırlı”</b></p>
<p>Günümüzde, mikrobiyota değişikliklerinin, kanserin gelişmesi ve büyümesi ile ilişkili olduğu ve tedaviye yanıtı etkileyebildiğinin ortaya konulduğunu ifade eden Doç. Dr. Ayşe Caner, “Bunun yanında, insan deri mikrobiyotası ile deri kanserleri arasındaki bağlantı hakkında çok az şey bilinmektedir. Melanom deri sürüntü örneklerinde bakteriyel mikrobiyota ile ilgili az sayıda çalışma bulunmakta birlikte bunların çoğu in vivo/in vitro çalışmalardır. Ayrıca derideki mantarlar ve parazitleri içeren ökaryotik mikroorganizmaların mikrobiyotası üzerine herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Öte yandan klasik olarak steril olarak kabul edilmesine rağmen kan mikrobiyotası ise yeni ve üzerinde çok az çalışılmış bir kavram olup son zamanlarda oldukça dikkat çekmeye başlamıştır. Kan mikrobiyotasının vücut bölgelerinden translokasyon ile kaynaklandığı, özellikle de insan deri ve ağız mikrobiyotasına ait mikrobiyal DNA&#8217;ları paylaştığı gösterilmiştir. Epitel bariyer değişiklerin kana transloke olan mikrobiyal popülasyonlarda önemli rolleri olduğu rapor edilmiştir. Bu nedenle, dolaşımdaki mikrobiyal popülasyonlarının ve varyasyonlarının, hastalıkların teşhisi için önemli bir biyobelirteç olabileceği belirtilmektedir. Ancak, literatürde kanser ve kan mikrobiyotası ile ilgili çalışmalar çok sınırlı sayıdadır” diye konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Ayşe Caner, “Son yıllarda lipidlerin kanser gelişimine ve progresyonuna ait etkileri ortaya konulmaya başlandıkça bu konuya olan ilgi giderek artmaya başlamıştır. Çalışmalar, lipidlerin, kanser hücrelerinin çoğalmasına, metastazına ve anjiyogenezine katıldıkları, kanser gelişimi ve ilerlemesi ile ilişkili olduğunu bildirmiştir. Kanserdeki biyobelirteçlerin keşfinde, sağlık ve hastalık durumunun lipid profilinin karşılaştırılması en önemli uygulamalardan biridir. Anormal hücresel lipid miktarı ve bileşiminin, kanserin başlamasına ve gelişmesine katkıda bulunan hücresel fonksiyonlardaki değişikliklerle ilişkili olduğu bildirilmiştir. Ayrıca çalışmalardan elde edilen veriler lipidler ve mikrobiyota arasındaki ilişkinin önemini belirtmişler ve lipidlerin konakçı fizyolojisi üzerindeki etkilerinin mikrobiyotaya bağlı olduğunu ortaya koymuştur” dedi.</p>
<p> </p>
<p><b>“Gönüllülerden yüzeysel deri ve kan örnekleri toplanacak”</b></p>
<p>Bilimsel çalışmanın amaçlarından bahseden Doç. Dr. Ayşe Caner, “Projemizin amacı melanomun erken tanısı ve DN’den ayırımında kan ve derideki lipidler ve mikrobiyal popülasyonlardaki değişikler ile noninvazif biyobelirteçlerin tanımlanması, epitel bariyer değişiklikleri ile deri mikrobiyotasının kana translokasyonun belirlenmesi, lipidlerin ve mikrobiyotanın melanom gelişim mekanizmasında rollerinin gösterilmesidir. Bu amaçla, in situ, evre I ve II melanom lezyonları olan hastalar, DN ve benign nevus (BN) olan kişiler çalışmaya dahil edilecektir. Her bir gönüllünün yüzeysel deri örnekleri ve kan örnekleri toplanacaktır. Bu örneklerde deri/kan mikrobiyotası ve lipid profilleri araştırılacak, özellikle kana transloke olan hem bakteri hem de ökaryotik mikroorganizmaların analizleri gerçekleştirilecektir. Sekans sonrasında elde edilen veriler kontrol ve filtrelerden sonra BLAST algoritması ile eşleştirilecektir. Metagenomik analizler ile istatiksel en anlamlı olarak belirlenen mikroorganizmalardan 4-6 tanesi seçilecek ve farklı bir deney grubunda bu mikroorganizmaların DNA’ları PCR yöntemi ile valide edilecektir. Lipidomik analizleri için lipid izolasyonu gerçekleştirilecektir. Elde edilen ekstraklar hızlı bir vakumlu santrifüj ile kurutularak liyofilize edilecektir. Bu liyofilize örnekler Güney Kore, Yonsei Üniversitesi, Kimya bölümüne lipid analizi için gönderilecektir. Elde edilen lipidler, tanımlanacak ve potansiyel lipid belirteç adaylarını taramak için lipid türlerinin sayısallaştırılmış sonuçlarıyla istatistiksel analizler gerçekleştirilecektir. Daha sonra elde edilen veriler, mikrobiyota ve klinik veriler ile karşılaştırılmalı olarak analiz edilecektir” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><b>Multidisipliner ve uluslararası araştırma grubu</b></p>
<p>Projenin; dermato-onkologlar, patolog, moleküler onkolog, moleküler biyologlar, biyoinformatikciler ve kimyacılardan oluşan multidisipliner bir araştırma grubu tarafından gerçekleştirileceğini vurgulayan Doç. Dr. Ayşe Caner, Yonsei Üniversitesi’nden lipidomik konusunda oldukça deneyimli bir  kimyagerin araştırmacı olarak görev alacağını ifade etti. </p>
<p>Yürütücülüğünü Doç. Dr. Ayşe Caner’in yaptığı projede Prof. Dr. Işıl Karaarslan, Prof. Dr. Myeong Moon, Doç. Dr. Nilay Duman, Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Mert, Öğr. Gör. Dr. Umut Şahar araştırmacı olarak Doç. Dr. Banu Yaman ve Dr. Öğr. Üyesi Yasin Kaymaz ise danışman olarak yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/multidisipliner-bilim-ekibinden-malign-melanomun-erken-tanisina-yonelik-onemli-proje-439622">Multidisipliner bilim ekibinden malign melanomun erken tanısına yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damarı]]></category>
		<category><![CDATA[edilerek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geçmek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[şah]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçların]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yarattığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </em></p>
<p>İnme geçiren hastaların büyük bir bölümünden sorumlu tutulan karotis arter, yaygın bilinen ismiyle şah damarı hastalığı yarattığı etkiler büyük olmasına karşın yeterince tanınmayan bir hastalık. Bununla birlikte hastalık sinsi seyrettiği için fark edilmediği takdirde yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek bir tabloyla karşı karşıya kalındığına söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, hastalığın erken tespit edildiğinde tedavisinin mümkün olduğunu anlattı. Tüm dünyada yaşam kayıplarında hala kardiyovasküler hastalıkların ilk sırada yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Özveren, şah damarı hastalığının da bu hasta grupları içinde yaklaşık yüzde 36’lık orana sahip olduğunu belirtti. </p>
<p><strong>“GENÇLERİ VE SPORCULARI DA ETKİLİYOR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalığında ileri yaş risk faktörleri arasında yer alsa da bu sorunun gençleri de etkilediğini anlatan Prof. Dr. Özveren, “Karotis arter hastalığının cinsiyetler açısından görülme farklılığı bulunmuyor. Kadın erkek arasındaki oran neredeyse eşit. Daha çok yaşlı popülasyonda görülmekle birlikte genç popülasyonda bu hastalıkla karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle sedanter hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor. Bununla birlikte genç aktif sporcularda ani boyun hareketleri ile damar içerisinde yırtıklar oluşabiliyor. Romatizmal hastalıkların seyrinde de vaskülit dediğimiz damar tutulumları olabiliyor. Dolayısıyla bu grubunda dikkatli olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“ÇOĞUNLUKLA SİNSİ SEYREDER” </strong></p>
<p>Karotis arterin felç geçirmiş hastaların büyük bir bölümünden sorumlu olan bir damar hastalığı olduğunu anlatan Prof. Dr. Özveren, &#8220;Özellikle koroner arter hastalığı açısından da riskli grupta yer alan; diyabet hastaları, sigara kullananlar,75 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, sedanter hayat sürenler ve obez kişiler şah damarı hastalığı açısından da risk altında yer alıyor. Çoğunlukla sinsi seyreden bu sorun bazen klinikte muayene sırasında fark edilen üfürümle ortaya çıkar. Sonrasında ayrıntılı muayeneye geçilir” dedi. </p>
<p><strong>“GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKMASINDA ÖNEMLİ” </strong></p>
<p>Hastalığın görüntüleme yöntemleriyle açığa çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Bu hastalığı ultrasonografi, tomografik, anjiyografi, klasik anjiyografi, konvansiyonel anjiyografi yöntemlerle açığa çıkartabiliyoruz. Daralma çok tıkayıcı değilse, klinik sonlanım olmadıysa ya da damarı tıkayan segmentte yüzde 50’den daha az bir daralma söz konusuysa biz bunu ilaç tedavisi ile tedavi edebiliyoruz. İlaç tedavisi bunun küratif olarak olmasını engelleyebiliyor” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ ŞEKLİ KİŞİYE GÖRE BELİRLENİR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalıklarının tedavi edilebilir hastalıklar grubu arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Özveren, tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Tedavide üç farklı yöntem kullanıyoruz. İlaç tedavisi, boyun damarına stent takılması ya da karotis endarterektomi dediğimiz cerrahi yöntemlerle plağı tedavi edebiliyoruz. Akut inme geliştiği zaman ise trombüs aspirasyon yöntemleri dediğimiz atan pıhtıyı alıp hastanın tamamen düzelmesini sağlayabiliyoruz. Bu tedavi yöntemlerinin çeşitlenmesinde hastanın klinik durumu, damar yapısı, ek hastalıkların varlığına göre değişebilir. Bazı hastalarda sekel -doku bozukluğu- kalabiliyor. Trombüs dediğimiz pıhtı atmasından sonra ilk 6 saat içerisinde girişim yapmak gerekiyor. Bu durumda hastalara tamamen iyileşme sağlanabiliyor.” </p>
<p><strong>TEKRARLAMASINI ÖNLEMEK İÇİN KLİNİK TAKİP ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Erken tedaviyle şah damarı hastalığının neden olabileceği yaşam kaybı ya da inme gibi sonuçların önüne geçilebildiğini ancak hastalığın tekrar etme riskinin olduğunun da bilinmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Özveren konuşmasına şöyle devam etti: “İki şah damarı olduğu için tek taraflı olan problemi çözdüğünüz zaman diğer tarafta da aynı problemle karşı karşıya kalma ihtimali var. Biz bunu klinik takiplerde engellemeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>“5 YILLIK PERİYOTLARLA BOYUN DAMAR ULTRASONOGRAFİ YAPTIRMALARINI ÖNERİYORUZ” </strong></p>
<p>Diğer kardiyovasküler hastalıklar gibi şah damarı hastalıkları da önlenebilir hastalıklar grubu içerisinde olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, korunma amacıyla yapılması gerekenleri şöyle sıraları: “45 yaş üstü popülasyonda da koroner arter risk faktörleri olan özellikle diyabet hastaları, sedanter yaşamı olanlar, obez kişiler, hipertansiyonu olanlar ve sigara içenlerin 5 yıllık periyotlarla boyun damar ultrasonografi yaptırmalarını öneriyoruz. Yaptığımız ultrasonografi incelemede boyun damarlarında ateroskleroz plak sapladığımız hastalarda bu takip sürecini yıllık periyotlarla indiriyoruz. Diğer kardiyovasküler hastalıklarda olduğunu gibi kişinin yaşam tarzı değişiklikleri de son derece önem taşıyor. Günlük hayatımızda sporu aktif etmek, beslenmemize dikkat etmek, obezite var ise diyet ve egzersizle obeziteden kurtulmak, diyabetin kontrolü, sigarayı bırakmak gibi faktörlerle aslında şah damarı hastalığını engelleyebiliyoruz.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 09:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[güldürücü]]></category>
		<category><![CDATA[lenfoma]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanıyla]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Adını duyan birçok kişinin korkmasına neden olan lenfomanın aslında yüz güldürücü sonuçlarla tedavi edilebildiğini söyleyen Hematoloji Uzm. Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu,” Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tanı konulduğu sürece tedaviyle uzun süreli sağ kalım elde edebiliyoruz” dedi. Hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntıların lenfoma açısından önemli bulgular olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğlu, bu bulgular ortaya çıktığı zaman ayrıntılı değerlendirme için hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekti. </em></p>
<p> </p>
<p>Lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve tedaviyle yüz güldürücü sonuçlar alınabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, farklı hastalıklarla karıştırılma riskine karşın lenfomanın belirtilerinin çok iyi tanınması gerektiğine işaret etti. </p>
<p>Yaygın olarak lenf kanseri olarak bilinen lenfomanın çok iyi tanınmadığı için korkulan bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, bununla birlikte çoğunlukla yüz güldürücü ve iyi tedavi yanıtıyla sonuçlanan bir hastalık grubu olduğuna işaret etti.  Prof. Dr. B. Ateşoğlu, hastalığın belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlattı. </p>
<p><strong>TANI BİYOYSİ SONUCU KONULUR</strong></p>
<p>Hastaların çoğunlukla vücudun farklı bölgelerindeki lenf bezlerindeki şişlik nedeniyle hekime başvurduğunu anlatan Prof. Dr. B. Ateşoğlu, “İlk yapılan değerlendirmeler sonrasında tanı biyopsi sonucunda konulur. Lenfomanın çok çeşitli alt tipleri olduğu için doğru tedavi uygulanmasında doğru tanı çok önemlidir. Tedavi sonrasında hastalığın nasıl seyredeceği tamamen bu patolojik tanıya bağlıdır” dedi.<strong> </strong></p>
<p><strong>“GÖRÜLME YAŞI LENFOMANIN ALT TİPİNE GÖRE DEĞİŞİYOR”</strong></p>
<p>Lenfomanın alt tipine göre görüldüğü yaş gruplarının değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Lenfomanın Hodgkin ve Non-Hodgkin lenfoma olarak iki alt tipi bulunuyor.  Hodgkin lenfoma sıklığı genelde 30 yaş altı gençlerde ve 60 yaş üzerindeki kişilerde artış gösteriyor Non- hodgkin lenfoma ise; gençlerde görülen alt tipleri olmakla birlikte çoğunlukla ileri yaş hastalığıdır. Daha çok 60 yaş üzerindekilerde sıklık artar.” Diye konuştu. </p>
<p>Non-hodgkin lenfoma bütün kanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünü oluştururken, Hodgkin lenfoma, Non-hodgkin lenfomaya göre daha nadir görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. B. Ateşoğlu hastalığın ortaya çıkma nedenlerine ilişkin şu bilgileri verdi: “Lenfomanın neden oluştuğu net olarak bilinmese de bazı çevresel faktörlerin etken olduğu düşünülmektedir. Radyasyon maruziyeti ve bazı enfeksiyonlar lenfomaya neden oluşturabiliyor. Marjinal zon lenfoma dediğimiz alt-grupta bazı bakterilerle hastalığın ortaya çıkışı arasında bir ilişki olduğu biliyor. Bu tip lenfomayı antibiyotik tedavisiyle bile kontrol altına alabiliyoruz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HASTALAR FARK ETMEDİKLERİ İÇİN ÇOĞUNLUKLA İLERİ EVREDE HEKİME BAŞVURUYOR”</strong></p>
<p>Lenfomaların evre 1 ve evre 4 arasında evrelendiğini söyleyen Uzm. Dr. Ateşoğlu, “Erken evrelerde lenf bezi bölgelerine göre sınırlı bölgelerde ya da evre 3-4 dediğimiz yaygın bölgelerde tutulum görebiliyoruz. Bazı lenfoma alt tiplerinde büyük lenf bezleri erken evrede yakalanılabilirken bir kısım lenfomanın alt tiplerinde ileri evrede tanı koyuyoruz. </p>
<p>Hasta fark etmedikçe yapılan rutin laboratuvur tetkiklerinden lenfomanın fark edilemeyebileceğine işaret eden Prof. Dr. Ateşoğlu, “Örneğin hastada gece terlemesi, kilo kaybı, ateş gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Lenfatik sistem bütün vücutta yaygın olduğu ve hastalık yayılımı hızlı olduğu için eğer hasta önceden fark edip hekime başvurmazsa hastaya tanı ancak ileri evrede konulabiliyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“EN KISA SÜREDE TEDAVİYE BAŞLANMALI” </strong></p>
<p>Zamanında tanı ve doğru tedavi ile lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun bilinmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Kedi ve köpeklerden bulaşan Toksoplasma dediğimiz sorun ya da öpücük hastalığı olarak bilinen Epstein-Barr virüsü gibi enfeksiyonlar da yaygın olarak lenf nodu büyümesi yapabilir. Bu nedenle ayırıcı tanıda öncelikle bu hastalıkları dışlarız. Sonrasında ise biyopsi ile tanı ve tedavi protokolü belirlenir. Hastalarımızın hatırlaması gereken nokta ise lenfomanın tedavi yanıtı oldukça iyi olan bir kanser türü olduğudur. Doğru tanı ve doğru tedavi ile hastalar çok uzun süre sağlıklı olarak yaşamlarını sürdürebilmektedir. Bu nedenle tanıyı koymak ve mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamak çok önemlidir.” </p>
<p><strong>“UZUN SÜRELİ HASTALIKSIZ BİR SAĞ KALIM ELDE EDİYORUZ” </strong></p>
<p>Lenfomanın bazı tiplerinin çok yavaş ilerlediğini söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yavaş ilerleyen tiplerde, hastalık hastaya zarar vermediği sürece sadece bekle gör dediğimiz yöntemle hastalar tedavisiz gözlem altında tutulabilmektedir. Ama hızlı ilerleyen tiplerde kemoterapiyle akıllı ilaçların beraber kullanıldığı tedavi yöntemleri söz konusudur. Bu konuda her gün yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Erken dönemde, ilk basamakta kullanılmasa bile hastalık tekrarladığı dönemde artık kullanılabilecek çok sayıda alternatifimiz var. Bunun ötesinde, bazı lenfoma alt-tiplerinde, hastalık tekrarladığı zaman bu hastalarda lenfomayı tekrar tedavi edip sonrasında otolog kök hücre nakli nakli gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu yöntemle de uzun süreli hastalıksız bir sağ kalım elde edebilmekteyiz.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GENETİK BİR HASTALIK DEĞİL” </strong></p>
<p>Lenfomanın ailesel geçiş gösteren bir kanser tipi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ateşoğlu, “O yüzden anne babada lenfoma olması çocuklara geçiş göstermiyor. Ancak ailede bir kanser vakasının olması diğer aile bireylerinde daha sık kanser riskine yol açıyor. Lenfoma hastalarında bazı genetik bozukluklar görülebiliyor. Hatta tanı koymak için de bunları kullanabiliyoruz ama genetik bozukluklar hastalıkla beraber ortaya çıkan bozukluklardır. Bu hastadan çocuğuna geçecek genetik bozukluklar değildir” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>LENFOMA İÇİN BU BELİRTİLERE DİKKAT”</strong></p>
<p>Tüm kanser türlerinde olduğu gibi lenfomada da erken tanının tedavi başarısını ve sağ kalım oranlarını etkilediğinin altını çizen Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, lenfoma için dikkat edilmesi gereken işaretleri sıraladı: “Eğer bir kişi boyun, koltuk altı, kasık bölgeleri gibi yerlerde beze kıvamında büyüme hissediyorsa bu önemli bir bulgudur. Bu dönemde mutlaka bir hekime başvurmalıdır. Bu belirtiye sahip olan bir kişinin mutlaka lenfoma olacağı anlamına gelmemektedir. Ancak mutlaka araştırılması gerekir. Bunun dışında hastanın gece uyanıp çamaşır değiştirecek kadar terlemesi, 6 ayda kilosunun yaklaşık yüzde 10’undan fazlasını kaybetmesi, sebepsiz ateşlerinin olması ve dirençli kaşıntılar lenfoma açısından önemli bulgulardır. Bu bulgular varsa zaman kaybedilmemelidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenfoma-tedavisinde-erken-taniyla-yuz-guldurucu-sonuclar-almak-mumkun-427891">&#8220;Lenfoma tedavisinde erken tanıyla yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün&#8221; </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Evre Gırtlak Kanserinde Lazer Teknolojisi Konfor Sağlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-evre-girtlak-kanserinde-lazer-teknolojisi-konfor-sagliyor-423783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[konfor]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=423783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde teknolojik alanda yaşanan yeni gelişmelerin yansıması tıbbi alanda da gözlemleniyor. Bu başarılı gelişmeler kanser hastalığının tanı ve tedavisinde önemli fayda sağlıyor. Daha ileri yaşlarda cinsiyet fark etmeksizin ortaya çıkabilen gırtlak kanseri en sık görülen baş-boyun kanserleri içerisinde yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-evre-girtlak-kanserinde-lazer-teknolojisi-konfor-sagliyor-423783">Erken Evre Gırtlak Kanserinde Lazer Teknolojisi Konfor Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ERKEN EVRE GIRTLAK KANSERİNDE LAZER TEKNOLOJİSİ KONFOR SAĞLIYOR</strong></p>
<p>Günümüzde teknolojik alanda yaşanan yeni gelişmelerin yansıması tıbbi alanda da gözlemleniyor. Bu başarılı gelişmeler kanser hastalığının tanı ve tedavisinde önemli fayda sağlıyor. Daha ileri yaşlarda cinsiyet fark etmeksizin ortaya çıkabilen gırtlak kanseri en sık görülen baş-boyun kanserleri içerisinde yer alıyor. İlk ve en belirgin belirtisi olan ses kısıklığının ortaya çıkması ile birlikte nefes darlığı gibi belirtilerin tabloya eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor. Gırtlak kanserinin erken evrelerinde Kordektomi adı verilen lazer cerrahi tedavisi hastalara önemli konfor sağlıyor ve tedavi başarısını artırıyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Burak Aşık, erken evre gırtlak kanseri cerrahi tedavisi (Kordektomi) hakkında bilgi paylaştı. </p>
<p><strong>Bu teknoloji ile gırtlaktaki kansersiz kısımlar etkilenmiyor</strong></p>
<p>Gırtlak kanseri nefes almak, konuşmak ve yutmak için kullanılan gırtlak bölümlerini veya ses tellerini etkilemektedir. Kordektomi, erken evre gırtlak kanserinin görülmesi nedeni ile ses tellerinin bir kısmını veya tamamını çıkaran cerrahi bir prosedür olarak tanımlanmaktadır. Bu cerrahi sayesinde erken evre gırtlak kanserlerinde, gırtlağın kansersiz kısımları etkilenmeyecek ve hastada kalacak şekilde sadece kanserli alan çıkarılabilmektedir. Çok nadir durumlar dışında boyunda hava deliği açılmadan gırtlak kanserinden kurtulma şansı sunmaktadır.</p>
<p><strong>Ses ve yutma fonksiyonları korunuyor</strong></p>
<p>Ses tellerinde veya gırtlakta sınırlı bölümleri etkileyen erken evre kanserlerin (evre1-evre2) çıkarılmasına yardımcı olmaktadır. Kanser gırtlağın herhangi bir yerinde başlayabilir. Yaygın bir baş ve boyun kanseri türü olan gırtlak kanseri, yeterince erken tespit edilirse, sadece kanserli alan tamamen çıkartılarak kür sağlama ihtimali artar. Tedavinin ana hedeflerinden biri, özellikle kanser erken evredeyken gırtlağın ses-yutma fonksiyonlarının korunmasına yardımcı olmaktır. Bu noktada, ameliyat veya radyoterapi tek başına kanseri tedavi etmek için yeterli olabilir. Ancak daha büyük tümörlerde bütün gırtlağın alınması cerrahisi kemoterapi ve radyoterapi dahil olmak üzere çeşitli tedaviler gerektirebilir. Gırtlakta titreşen ve konuşmayı sağlayan ses telleri vardır. Üç bölümü bulunur. Şu şekilde sıralanabilir;</p>
<p>     • Glottis, ses tellerini içeren orta kısım</p>
<p>     • Supraglottis, ses tellerinin üzeri</p>
<p>     • Gırtlağı nefes borusuna bağlayan ses tellerinin altındaki subglottis</p>
<p>Kordektomi, sıklıkla uygun cerrahi görüntüleme sağladığı için glottisteki tümörler için bir tedavi seçeneğidir. Ancak uygun ve sınırlı büyüklükte erken evre supraglottik tümörlerde de uygulanabilmektedir. Lazer kordektomi evre T1 veya evre T2 olarak kabul edilen erken tümörleri olan hastalara uygulanabilir. T1, sadece ses tellerinde bulunan ve ses tellerinin hareketlerini değiştirmeyen bir tümörü ifade eder. Sağ veya sol ses telindeki bir tümöre T1a denir. Her iki ses telindeki tümöre T1b denir. T2 ise ek olarak ses teline yakın olan bir alana yayılım sonucu olur, ancak belli koşullar altında lazer kordektomi uygulanabilir.</p>
<p><strong>Ameliyat bu konuda deneyimli ekipler tarafından yapılmalı</strong></p>
<p>Kordektomi işleminde cerrah tümörü, onu çevreleyen sınırları ve hemen bitişiğindeki sağlıklı dokuyu çıkaracaktır. Bu, ameliyat hiçbir kanserli dokunun geride kalmamasını sağlamak için yapılır. Boyun bölgesinde lenf bezi metastazı varsa bu ameliyattan ziyade açık boyun cerrahisi ile kanser çıkarılması ameliyatı yapılır.  Kordektomiden sonra yaklaşık 1 yıl ses kısıklığı kesin olacaktır. Ancak alınan doku miktarı ve yapılan cerrahinin genişliğine göre daha az ses kısıklığı gelişme veya kompanse olma durumu bulunmaktadır. Yaklaşık 6 ay ile 1 yılın sonunda hastaların büyük çoğunluğu gırtlak yapılarının çoğu anatomik olarak var olduğu seslenimi başarabilmektedirler. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-evre-girtlak-kanserinde-lazer-teknolojisi-konfor-sagliyor-423783">Erken Evre Gırtlak Kanserinde Lazer Teknolojisi Konfor Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri farkındalığı ve erken tanının önemi için çırağan palace kempinski istanbul ile memeder 9 yıldır el ele</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindaligi-ve-erken-taninin-onemi-icin-ciragan-palace-kempinski-istanbul-ile-memeder-9-yildir-el-ele-417648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 13:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çırağan]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kempinski]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[memeder]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[palace]]></category>
		<category><![CDATA[tanının]]></category>
		<category><![CDATA[yıldır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme sağlığına dikkat çekmeyi amaçlayan MEMEDER (Meme Sağlığı Derneği) ile dokuz yıldır ortak projelere imza atan Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ekim ayı süresince hem meme kanserine dikkat çekmek hem de erken teşhisin önemini vurgulamak için “Çırağan Sarayı Pembe Oluyor’’ temasıyla, kadınlara destek olmayı amaçlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindaligi-ve-erken-taninin-onemi-icin-ciragan-palace-kempinski-istanbul-ile-memeder-9-yildir-el-ele-417648">Meme kanseri farkındalığı ve erken tanının önemi için çırağan palace kempinski istanbul ile memeder 9 yıldır el ele</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEME KANSERİ FARKINDALIĞI VE ERKEN TANININ ÖNEMİ İÇİN </strong></p>
<p><strong>ÇIRAĞAN PALACE KEMPİNSKİ İSTANBUL İLE MEMEDER 9 YILDIR EL ELE</strong></p>
<p><strong>Meme sağlığına dikkat çekmeyi amaçlayan MEMEDER (Meme Sağlığı Derneği) ile dokuz yıldır ortak projelere imza atan Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ekim ayı süresince hem meme kanserine dikkat çekmek hem de erken teşhisin önemini vurgulamak için “Çırağan Sarayı Pembe Oluyor’’ temasıyla, kadınlara destek olmayı amaçlıyor.</strong></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin tarihi simgelerinden biri olan Çırağan Palace Kempinski İstanbul, meme kanseri farkındalık ayı olan Ekim ayında kadınlara destek olmak ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla </strong>Çırağan Palace Kempinski İstanbul Genel Müdürü ve Kempinski Residences Türkiye Bölge Direktörü Ralph Radtke, “Çırağan Sarayı olarak, tam dokuz yıldır Meme Kanseri Farkındalık Ayı boyunca çok sayıda etkinlik düzenleyerek MEMEDER’e desteğimizi kesintisiz sürdürmekten dolayı çok mutluyuz. Dünyanın dört bir yanından gelen konuklarımızı da bu farkındalık hareketine ortak ederek, bilinçlendirme çalışmalarımızı global düzeye taşımaktan da ayrıca sevinç duyuyoruz. Yıllardır MEMEDER ile el ele ilerleyerek böylesine anlamlı bir proje ile toplumsal bir sorumluluğu yerine getirmenin ve destek vermenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>MEMEDER Kurucusu ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ise yapılan toplantıda, “Öncelikle ‘Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayında’ farkındalığı artırmak için 9 yıldır birlikte çalıştığımız Çırağan Palace Kempinski’ye ve Türkiye Bölge Direktörü Ralph Radtke’ye kadın sağlığına ve</strong> <strong>MEMEDER’e katkıları için çok teşekkür ediyorum.  Bugün meme kanseri sıklığı akciğer kanseri sıklığını da geride bırakarak birinci sıraya yerleşmiştir. Türkiye’de de en sık görülen kadın kanseri olup, sıklığı son 20 yıl içerisinde 2 katından fazla artmıştır. Meme kanserinin önlenebilir ve erken tanı ile sağlıklı bir yaşam şansı verdiğini vurgulamak istiyorum. Obeziteden kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak meme kanserinden koruyabilir. 20 yaşından itibaren her ay kendi kendini muayene ve düzenli klinik muayene farkındalığı artırmakta, 40 yaşından itibaren mamografik tarama ile çok erken tanı mümkün olmaktadır. Kadınlarımızın kendilerinde sık görülen bu hastalığın farkında olmalarını ve sağlıklı yaşamalarını arzu ediyorum” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p><strong>Çırağan Sarayı’nda Ekim Ayı Boyunca Gerçekleşen Pembe Aktiviteler</strong></p>
<p>Ay boyunca<strong> otelin birçok noktasına pembe çiçek </strong>aranjmanları yerleştirilmesinin yanı sıra otelin ortak alanları ve restoranlarında farkındalığı artırmak üzere bilgi kartları ve hashtag kartları koyularak misafirlere bilgiler sunuluyor. Ekim ayı içerisinde Çırağan Palace Kempinski çalışanlarına MEMEDER yönetim kurulundan farkındalık eğitimi verilerek bilinçlendirme çalışmalarında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p>Farkındalığa lezzet katan çalışmalarda da bulunan Çırağan Palace Kempinski İstanbul; online alışveriş sitesi Çırağan Palace Shop’ta sunulan şeker ilavesiz tatlardan oluşan “fit lezzetler” kategorisinde satılan tüm ürünlerin gelirini ay sonunda MEMEDER’e bağışlıyor. Otelin yenilenen restoranı Gazebo’nun girişinde Çırağan Sarayı siluetinde dikkat çekici bir boyutta ve pembe renkte hazırlanan çikolata üzerindeki özel bilgi kartları ile misafirleri karşılıyor. Gazebo’da tüm masalarda farkındalığı artırıcı bilgi kartları yer alıyor. Restoranda sunulan çayın yanına pembe baklava, kahvenin yanına ise Çırağan Sarayı silüetinde minik pembe madlen çikolatalar servis ediliyor. Ekim ayına özel pembe renkte Çırağan Sarayı silüetinde madlen ve tarihi kapı modelinde çikolatalar da satışa sunuluyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-farkindaligi-ve-erken-taninin-onemi-icin-ciragan-palace-kempinski-istanbul-ile-memeder-9-yildir-el-ele-417648">Meme kanseri farkındalığı ve erken tanının önemi için çırağan palace kempinski istanbul ile memeder 9 yıldır el ele</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fırsatlarla Dolu Kasım Ayı Geldi: FLO&#8217;da &#8216;Erken Kasım Fırsatları&#8217; Başlıyor !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/firsatlarla-dolu-kasim-ayi-geldi-floda-erken-kasim-firsatlari-basliyor-417371</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 07:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayı]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dolu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatları]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatlarla]]></category>
		<category><![CDATA[floda]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kasım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417371</guid>

					<description><![CDATA[<p>Moda ve trendleri yakından takip edenler ve uygun fiyatlı alışverişin tadını çıkarmak isteyenler için FLO, ‘Erken Kasım Fırsatları’yla birçok model alternatifini uygun fiyat avantajıyla sunuyor. 1-3 Kasım tarihleri arasında FLO online mağazasında gerçekleşecek %30’a varan indirimleri yakalamak için acele edin!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/firsatlarla-dolu-kasim-ayi-geldi-floda-erken-kasim-firsatlari-basliyor-417371">Fırsatlarla Dolu Kasım Ayı Geldi: FLO&#8217;da &#8216;Erken Kasım Fırsatları&#8217; Başlıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fırsatlarla Dolu Kasım Ayı Geldi: FLO’da ‘Erken Kasım Fırsatları’ Başlıyor !</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Moda ve trendleri yakından takip edenler ve uygun fiyatlı alışverişin tadını çıkarmak isteyenler için FLO, ‘Erken Kasım Fırsatları’yla birçok model alternatifini uygun fiyat avantajıyla sunuyor. 1-3 Kasım tarihleri arasında FLO online mağazasında gerçekleşecek %30’a varan indirimleri yakalamak için acele edin!</strong></p>
<p>FLO, <strong>“Erken Kasım Fırsatları” </strong>kampanyasıyla yeni sezon trendlerinin<strong> </strong>nabzını tutan en şık ve konforlu modelleri kadın, erkek ve çocuklarla buluşturuyor. 1-3 Kasım tarihleri arasında devam edecek kampanya ile bot ve çizmelerden, her sezonun favorisi olan sneakerlara, kombinlerin vazgeçilmezi çantalardan içinizi ısıtacak montlara kadar birbirinden rahat ve kullanışlı pek çok ürün alternatifi %30’a varan indirim fırsatları ile sunuluyor. Konforu ve rahatlığı ile dikkat çeken birbirinden çeşitli modeller FLO ‘Erken Kasım Fırsatları’nda sizleri bekliyor!</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tüm kategorilerde geçerli %30’a varan indirim fırsatlarını kaçırmamak için hemen FLO mağazalarını ziyaret edebilir ve </strong><strong>www.flo.com.tr</strong><strong> ’ye göz atabilirsiniz.</strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/firsatlarla-dolu-kasim-ayi-geldi-floda-erken-kasim-firsatlari-basliyor-417371">Fırsatlarla Dolu Kasım Ayı Geldi: FLO&#8217;da &#8216;Erken Kasım Fırsatları&#8217; Başlıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 13:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kartepede]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarır]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417154</guid>

					<description><![CDATA[<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi, tarafından düzenlenen seminerde Kartepeli kadınları ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154">Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KARTEPE’DE ERKEN TANI HAYAT KURTARIR SEMİNERİ</p>
<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi, tarafından düzenlenen seminerde Kartepeli kadınları ağırladı.</p>
<p>01-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Kartepe Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından seminer düzenlendi. Emekevler Mahalle Konağı’nda düzenlenen seminerde Genel Cerrah Prof.Dr.Neşet Nuri Gönüllü ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr.Hasan Terzi erken tanının ne kadar önemli olduğunu anlattılar. </p>
<p>ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİDİR<br />Prof.Dr.Terzi “Dünya genelinde birinci ölüm sebebi kanser olduğu rakamlarla görülmektedir. Özellikle 2000 yılından itibaren ciddi oranda artmıştır. Kanser hastalığında erken teşhis çok önemlidir. Bu sayede tedavi etme imkanı vardır. Herhangi bir durumdan şüphelenen vatandaşların zaman kaybetmeden hastaneye başvurmaları sağlıkları açısından önemlidir. Düzenli kontroller sayesinde hastalıkların önüne geçilebilir” açıklamasında bulundu.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kartepede-erken-tani-hayat-kurtarir-semineri-417154">Kartepe&#8217;de erken tanı hayat kurtarır semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;den erken evre akciğer kanserinin tespitine yönelik önemli proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/euden-erken-evre-akciger-kanserinin-tespitine-yonelik-onemli-proje-416797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 00:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[eüden]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tespitine]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Tetik Vardarlı’nın yürütücülüğünü yaptığı “Erken Evre Akciğer Kanseri Tanılı Olguların Ekshale Soluk Havası Kondensat Örneklerinde Genomik Profilin Erken Tanı Biyobelirteçleri Olarak Değerlendirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euden-erken-evre-akciger-kanserinin-tespitine-yonelik-onemli-proje-416797">EÜ&#8217;den erken evre akciğer kanserinin tespitine yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Tetik Vardarlı’nın yürütücülüğünü yaptığı “Erken Evre Akciğer Kanseri Tanılı Olguların Ekshale Soluk Havası Kondensat Örneklerinde Genomik Profilin Erken Tanı Biyobelirteçleri Olarak Değerlendirilmesi” başlıklı proje, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. Proje ile akciğer kanseri erken evrede daha etkili şekilde tespit edilerek, hastaların yaşam sürelerinin uzamasına ve sağlık hizmetlerindeki yükün azalmasına katkıda bulunulacak.</p>
<p>Proje ekibini tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Sağlık alanında Türkiye’nin referans merkezi konumunda bulunan üniversitemiz, TÜBİTAK’a en çok proje veren ve projesi en çok kabul gören üniversitelerin başında geliyor. Doç. Dr. Aslı Tetik Vardarlı hocamızın yürütücülüğünü yaptığı proje ile en sık görülen kanserler arasında yer alan akciğer kanserinin erken tanısına yönelik çalışmalar yürütülecek. Hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Akciğer kanseri vakalarının üçte ikisinin ileri evrelerde tespit edildiğini söyleyen Doç. Dr. Aslı Tetik Vardarlı, “Buna bağlı olarak cerrahi tedavi şansı maalesef azalıyor. Ortalama 5 yıllık akciğer kanseri sağkalım oranı, tanı anında hastalığın evresine bağlı olarak yüzde 4  ila 17 arasında değişiyor. Bu sebeple akciğer kanserinde erken tanıya yönelik biyobelirteçlerin belirlenmesi oldukça önem taşıyor. Bizim projemizdeki amacımız, erken evre akciğer kanserinin moleküler patolojisinden sorumlu tüm somatik mutasyonları saptamak için non invaziv bir yöntem olan ekshale soluk havası kondensat  örneklerinden elde edilen cfDNA ile tüm genom dizi analizini gerçekleştirerek, erken evre akciğer kanserinin moleküler patogenezinden sorumlu değişikliklerin erken tanıda biyobelirteç olma özelliklerini ortaya koymaktır. Projemizin özgünlüğünü, daha önce tümör doku veya likit biyopsi örneklerinde yapılan genomik analizler yerine, ekshale soluk havası kondensat örneklerinden eksrakte edilen cfDNA örnekleri kullanarak tüm genom dizi analizini gerçekleştirilmesi oluşturuyor” dedi.</p>
<p><b>“Kanser hastaları ile sağlıklı bireylerin genomik profilleri karşılaştırılacak”</b></p>
<p>Projenin bir olgu-kontrol çalışması olduğunu belirten Doç. Dr. Tetik Vardarlı, “Erken evre akciğer kanseri tanısı alan olgular ile kanser tanısı almamış sağlıklı bireylerden ekshale soluk havası kondensat örnekleri toplanacak. Bu örnekler üzerinde tüm genom dizi analizi gerçekleştirilecek ve kanser hastalarında saptanan genomik değişiklikler ile sağlıklı kontrol grubu karşılaştırılarak risk skorları belirlenecek. En yüksek risk skoruna sahip genler belirlenecek ve bu genler için bir akciğer kanseri erken tanı paneli tasarlanacak. Bu panel kullanılarak şüpheli olguların ekshale soluk havası kondensat örnekleri analiz edilecek ve genomik değişikliklerin hastalığın erken tanısında kullanılabilirliği değerlendirilecek. Elde edeceğimiz bulgularla uzun vadede tasarlanması planlanan erken evre akciğer kanser panelinin, daha büyük hasta kohortunda, yeni nesil dizileme platformlarında uygulanması ve klinik rutin pratiğimize girmesi durumunda hastaların yaşam sürelerinin uzamasını ve  tıbbi harcamalarda etkili bir düşüş sağlanmasını bekliyoruz. Daha ileriki zamanlarda ise başarıya ulaşmamız durumunda tasarlanması planlanan erken evre akciğer kanseri panelini tescil ettirerek ülke ekonomisine katkı sağlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Tetik Vardarlı, projenin kanser araştırmalarında ve hedefe yönelik yeni tedavi stratejilerinin belirlenmesinde önemli bir adım olacağını ve bilimsel literatüre katkı sağlayarak Türkiye’nin ulusal ve uluslararası düzeyde önemli bir yer edinmesine yardımcı olacağını öngördüklerini belirtti.</p>
<p><b>Multidisipliner ekip</b></p>
<p>Proje ekibinde; EÜ Ege Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cumhur Gündüz, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Tuncay Göksel, Patoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Veral, Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Savaş, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Tevfik İlker Akçam, Fen Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Pelit, Uzman Dr. Haydar Karakuş, Dr. Su Özgür, Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Doç. Dr. Ozan Usluer, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Arş. Gör. Aycan Aşık yer alıyor. Projenin danışmanlığını ise EÜ Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kutsal Turhan ve Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Prof. Dr. Kenan Can Ceylan yapıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/euden-erken-evre-akciger-kanserinin-tespitine-yonelik-onemli-proje-416797">EÜ&#8217;den erken evre akciğer kanserinin tespitine yönelik önemli proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UEDAŞ ve BUİKAD Erken Teşhise Pembe Işık Tutuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uedas-ve-buikad-erken-teshise-pembe-isik-tutuyor-416096</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Oct 2023 08:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[buikad]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[pembe]]></category>
		<category><![CDATA[teşhise]]></category>
		<category><![CDATA[tutuyor]]></category>
		<category><![CDATA[uedaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416096</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ, sosyal farkındalık çalışmalarıyla dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uedas-ve-buikad-erken-teshise-pembe-isik-tutuyor-416096">UEDAŞ ve BUİKAD Erken Teşhise Pembe Işık Tutuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ, sosyal farkındalık çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Tüm dünyada ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak kabul edilen Ekim ayı kapsamında UEDAŞ, hizmet alanı içindeki sokak lambalarını 6. kez meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla pembe aydınlattı. BUİKAD ile iş birliği içerisinde gerçekleştirilen Pembe Lambalar projesi, halkı erken teşhis konusunda bilinçlendirmek amacıyla hayata geçiriliyor.<br /> </p>
<p><strong>“Erken Tanı Bilincini Aşılamayı Hedefliyoruz”</strong></p>
<p> </p>
<p>Meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çeken UEDAŞ Genel Müdürü Gökay Fatih Danacı, “Proje, 2018 yılından beri Meme Kanseri Farkındalık Ayı çerçevesinde uygulanmaya devam ediyor. Şehirde yaşayan herkesin gün içinde en çok karşılaştığı sokak lambalarıyla meme kanserinde erken tanının hayat kurtaracağı bilincini aşılamayı hedefliyoruz. Meme kanserini temsil eden sembolik pembe renkle hizmet alanımızı birleştirerek bilinçaltında kalıcı bir iz yaratmaya önem veriyoruz. Böylesine hayati bir konuda BUİKAD’ın desteğini çok kıymetli buluyorum.” diye konuştu. </p>
<p>Toplumsal konulara hassasiyetle yaklaşmanın önemine dikkat çeken BUİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeyda Şençayır, “Böyle önemli bir konuda UEDAŞ ile paydaş olmaktan gururluyuz. Dünyada her gün 2.3 milyon kadının bu konuda bilinçlendiriliyor. Ben ve takım arkadaşlarım bu farkındalığı önemsiyoruz. Bir kişiye bile ulaşabilirsek ne mutlu bize. Yapabiliriz, yapabilirim, hisset ve harekete geç diyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong><u>Uludağ Enerji Hakkında:</u></strong></p>
<p>Uludağ Enerji Grubu, Türkiye’nin lokomotif bölgelerinden Marmara Bölgesi’nin güneyini kapsayan hizmet sahası içerisinde Bursa başta olmak üzere Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da enerji tedarik hizmeti sağlıyor. 4 ilde iletim noktalarından alınan elektriği perakende olarak 5 milyondan fazla vatandaşa ulaştırma görevini üstlenen Uludağ Enerji Grubu çatısı altında Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş. elektrik dağıtım süreçlerini sürdürmeye devam ederken Uludağ Elektrik, perakende satış hizmetlerini sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uedas-ve-buikad-erken-teshise-pembe-isik-tutuyor-416096">UEDAŞ ve BUİKAD Erken Teşhise Pembe Işık Tutuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 09:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ilerlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[radyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser, hemen herkesin endişe ettiği bir sağlık sorunudur. Bu kapsamda, tıp dünyası sürekli çalışmalar yaparak, bu hastalığın tanı ve tedavisinde daha başarılı sonuçları elde etmek için çalışıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010">Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, hemen herkesin endişe ettiği bir sağlık sorunudur. Bu kapsamda, tıp dünyası sürekli çalışmalar yaparak, bu hastalığın tanı ve tedavisinde daha başarılı sonuçları elde etmek için çalışıyor. Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Evren Aldemir, gerçekleşen ilerlemeler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p>Kanser, günümüzde hala ciddi bir sağlık sorunu olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak radyoloji alanındaki teknolojik ilerlemeler, kanserin erken teşhisi ve tedavisi konusunda önemli adımların atılmasına olanak tanımaktadır. Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, yapay zekalı teknolojilerle birlikte ciddi bir değişim geçiren tanı ve tedavi yöntemlerinin, gelecekte çok daha ileri teknik ve teknolojileri kapsamasını bekliyoruz.</p>
<p> </p>
<p><strong>Görüntüleme Tekniklerindeki Gelişmeler</strong></p>
<p>Görüntüleme teknikleri, kanser teşhisi ve takibi için kritik öneme sahiptir. Geleneksel röntgen yöntemleri artık yerini daha gelişmiş ve hassas tekniklere bırakmıştır. Bilgisayarlı Tomografi (BT), kanser lezyonlarını üç boyutlu olarak görüntüleme ve detaylı olarak karakterize etme yeteneği sunar. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), yüksek manyetik alanlar ve radyo dalgaları kullanarak vücut içindeki dokuların ayrıntılı görüntülerini elde etmeye yardımcı olur. Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), kanserli hücrelerin metabolik aktivitesini değerlendirerek kanser odaklarını tespit etmeye yardımcı olur. Bu teknikler sayesinde, kanser lezyonları daha erken ve kesin bir şekilde teşhis edilebilir, bu da tedavi sürecini daha etkili hale getirir. Ayrıca bu görüntüleme yöntemleri, tedavi sonrası hastaların ilerlemesini izlemek için de kullanılır ve tedavi planlarını güncellemeye yardımcı olur. Bu nedenle görüntüleme tekniklerindeki bu gelişmeler kanserle mücadelede önemli bir ilerleme sağlamıştır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dijital Radyoloji</strong></p>
<p>Dijital radyoloji, geleneksel film tabanlı radyolojiyi modernize eden ve sağlık sektörünü dönüştüren önemli bir teknolojik ilerlemedir. Bu yöntem, radyolojik görüntülerin dijital olarak yakalanmasına, işlenmesine ve depolanmasına dayanır. Geleneksel film radyografileri zaman alıcı ve yer kaplayıcı olabilirken, dijital radyoloji anında sonuçlar elde etmenizi sağlar. Dijital görüntüler, bilgisayarlar aracılığıyla hızlı bir şekilde incelenebilir, anında paylaşılabilir ve arşivlenebilir. Bu da doktorların daha hızlı ve doğru teşhisler koymasına yardımcı olurken hastaların tedavi süreçlerini hızlandırır. Ayrıca dijital radyoloji sayesinde görüntüler daha yüksek çözünürlükte elde edilir, bu da kanser lezyonlarının daha iyi tespit edilmesini sağlar. Verilerin dijital olması ayrıca uzaktan tıbbi danışmanlık ve ikinci görüşlerin kolayca alınmasına da imkan tanır. Bu nedenle dijital radyoloji, kanser teşhisi ve tedavisi süreçlerinde büyük bir dönüşüm yaratmış ve sağlık hizmetlerini daha erişilebilir ve verimli hale getirmiştir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Radyomikler</strong></p>
<p>Radyomikler, radyolojik görüntülerin karmaşık analizini içeren bir inceleme alanıdır. Bu yaklaşım, kanserle mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. Radyomik analiz, röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) veya pozitron emisyon tomografisi (PET) gibi çeşitli görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilerin matematiksel ve istatistiksel yöntemlerle ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlar. Bu sayede kanserli dokuların iç yapısı, yoğunluğu, dağılımı ve diğer özellikleri daha iyi anlaşılabilir. Radyomik analiz, kanserin türünü belirleme, kanser evresini değerlendirme, tedaviye yanıtı tahmin etme ve hastaların prognozunu belirleme konularında doktorlara önemli bilgiler sunar. Ayrıca radyomikler, hastaların tedavi planlarının kişiselleştirilmesine ve daha etkili bir şekilde yönlendirilmesine yardımcı olur. Bu nedenle radyomik analiz, kanser teşhisi ve tedavisinde giderek daha fazla kullanılan bir yaklaşım haline gelmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Radyoterapi Planlaması</strong></p>
<p>Radyoterapi planlaması, kanser tedavisinin önemli bir aşamasıdır ve kanser hücrelerini hedef alarak yüksek enerjili ışınların kullanılmasını içerir. Bu aşama, hastanın tedavi sürecinin başarısı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Gelişmiş radyoterapi planlama teknikleri, kanser hücrelerine daha hassas bir şekilde odaklanmayı ve sağlıklı dokulara zarar verme riskini minimize etmeyi amaçlar. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi görüntüleme yöntemleri kullanılarak, kanser lezyonlarının tam konumu ve boyutu belirlenir. Bu bilgiler, radyoterapi cihazlarının ışınlarını hassas bir şekilde yönlendirmek için kullanılır. Ayrıca tedavi sırasında hastanın pozisyonunu kontrol etmek için pozisyonlama cihazları ve görüntü rehberliği kullanılır. Bu sayede, tedavi daha güvenli ve etkili hale gelir. Radyoterapi planlaması, hastaların bireysel ihtiyaçlarına ve kanserin türüne göre özelleştirilir, bu da tedavinin başarısını artırırken yan etkileri minimize eder. Bu teknikler, kanser hastalarının daha iyi sonuçlar elde etmelerine yardımcı olurken yaşam kalitelerini artırır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Gelişmiş Takip ve Değerlendirme</strong></p>
<p>Kanser teşhisinden sonra, radyolojik görüntüleme teknikleri hastaların tedaviye yanıtını izlemek için de kullanılır. Bu, tedavi planlarının gerektiğinde güncellenmesine ve hastanın ilerlemesinin yakından takip edilmesine olanak tanır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/radyoloji-ve-kanser-teshisi-erken-tani-icin-yapilan-ilerlemeler-nelerdir-415010">Radyoloji ve Kanser Teşhisi: Erken Tanı İçin Yapılan İlerlemeler Nelerdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Erken Teşhis Edildiğinde Hastalar Tedaviye Yüzde 99 Olumlu Yanıt Veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-erken-teshis-edildiginde-hastalar-tedaviye-yuzde-99-olumlu-yanit-veriyor-414938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2023 22:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[edildiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koç Healthcare’in Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirdiği Meme Kanseri Farkındalığı Bisiklet Turu Etkinliği 3. yılında da yoğun bir katılımla gerçekleşti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-erken-teshis-edildiginde-hastalar-tedaviye-yuzde-99-olumlu-yanit-veriyor-414938">Meme Kanseri Erken Teşhis Edildiğinde Hastalar Tedaviye Yüzde 99 Olumlu Yanıt Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Koç Healthcare’in Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirdiği Meme Kanseri Farkındalığı Bisiklet Turu Etkinliği 3. yılında da yoğun bir katılımla gerçekleşti. Katılımcıların toplamda 7 kilometre pedal çevirdiği etkinlikte meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. 15 Ekim Pazar günü gerçekleştirilen farkındalık etkinliğine Koç Healthcare çalışanları bisiklet grubu ve yürüyüşlerle destek verdi.</strong></p>
<p> </p>
<p>Koç Healthcare, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yürüttüğü çalışmalarına bu yıl 3’üncü kez düzenlediği Meme Kanseri Farkındalığı Bisiklet Turu ile devam etti. Meme kanseri konusunda toplum nezdinde farkındalık yaratmak amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor İstanbul destekleriyle 15 Ekim Pazar günü düzenlenen etkinliğe Koç Healthcare çalışanları bisiklet grubu ve yürüyüşlerle destek verdi. Sabah saat 10:00’da Bostancı İsbike önünden hareket eden bisikletliler, Fenerbahçe Orduevi’ne kadar pedal çevirdi. Turun finali Şaşkınbakkal Paten Pisti oldu. Katılımcılar pembe tişörtleri ve bisikletlerine bağladıkları pembe balonları ile çevredekilerin dikkatini çekerken, dağıtılan broşürlerde meme kanserine yönelik bilgiler paylaşıldı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Memelerinizde farklılık olup olmadığını düzenli olarak kontrol edin</strong></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhis için, kendi kendine meme muayenesi, düzenli doktor muayenesi, 40 yaş üzeri için mamografi çektirilmesi öneriliyor. Kendi kendine muayene için ayna karşısında kollarınızı farklı pozisyonlara getirip memelerinizde farklılık olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Parmak uçlarınızla yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı hareketle; meme başlarından çevreye doğru ışınsal hareketle ve dairesel şekilde, meme başından başlayıp çevreye doğru ya da tersi hareketle kendinizi muayene edebilirsiniz. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-erken-teshis-edildiginde-hastalar-tedaviye-yuzde-99-olumlu-yanit-veriyor-414938">Meme Kanseri Erken Teşhis Edildiğinde Hastalar Tedaviye Yüzde 99 Olumlu Yanıt Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 10:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimerda]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bülteninde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hafta]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Medikal Direktörlüğü tarafından hazırlanan “Bilimsel Gündem” bültenlerinin yeni sayısında, birbirinden ilginç konular ele alınıyor. Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizleri, çağımızın en büyük toplumsal sağlık sorunlarından Alzheimer’da erken tanı çalışmaları ile Akdeniz tarzı beslenmenin kanser ve kalp hastalıkları üzerindeki etkileri, son sayının öne çıkan başlıkları. </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em></p>
<p><em><strong> </strong></em>TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in Medikal Direktörlüğü’nce hazırlanan ve 2 hafta bir yayımlanan, “Bilimsel Gündem” bültenlerinin son sayısı, her zamanki gibi çok yararlı bilgileri ve tıptaki önemli yeni gelişmeleri ele alıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Akdeniz tarzı beslenme, kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyor</strong></p>
<p>“Bilimsel Gündem”in yeni sayısında, özetle şu içerikler yer alıyor: </p>
<ul>
<li><strong>Çin kökenli, sağlık için egzersiz felsefesi</strong>: Binlerce yıl önce geleneksel Çin tıbbının bir parçası olarak geliştirilen Çigong (Qigong) egzersizlerin insan sağlığına etkisi ve inme hastaları üzerinde yapılan çalışmaların sonuçları.</li>
<li><strong>Alzheimer’a erken tanı: </strong>Alzheimer hastalığının semptomlar ortaya çıkmadan önce erken tespit edilmesi için sürdürülen kinik çalışmalar.</li>
<li><strong>Akdeniz Yaşam Tarzı:</strong> Akdeniz yaşam tarzı ile kanser, kardiyovasküler hastalık (KVH) ve tüm nedenlere bağlı mortalite arasındaki ilişkinin incelendiği araştırmadan elde edilen sonuçlar.</li>
</ul>
<p><strong>Spotify ve YouTube’a da yükleniyor</strong></p>
<p>Tıbbın popüler alanındaki tüm yeni gelişmelerin, sade, kolay anlaşılır ve bilgilendirici bir yapıda kamuoyu ile paylaşıldığı bültenler, 25 bin KVKK onaylı kişiye mail yoluyla iletiliyor. Tıp alanındaki gelişmelerin yanı sıra Türk ve yabancı bilim insanları hakkında da bilgi paylaşımı yapılan referans kaynak niteliğindeki bültenler, Abdi İbrahim web sitesinde yayımlanıyor. Bunun yanı sıra her yeni sayısı podcast formatında Spotify’a yükleniyor ve sonrasında bu podcastler Youtube üzerinden de paylaşılıyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-bilimsel-gundem-bulteninde-bu-hafta-alzheimerda-erken-tani-mumkun-mu-413631">Abdi İbrahim &#8216;Bilimsel Gündem&#8217; Bülteninde Bu Hafta: Alzheimer&#8217;da Erken Tanı Mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 12:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozucu]]></category>
		<category><![CDATA[endokrin]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan çalışmaların da gösterdiği üzere son yıllarda kız çocukları arasında erken ergenliğin daha sık görüldüğünü söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, maruz kaldığımız endokrin bozucuların son yıllarda giderek artmasının bu durumun nedenlerinden biri olduğunu söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307">Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yapılan çalışmaların da gösterdiği üzere son yıllarda kız çocukları arasında erken ergenliğin daha sık görüldüğünü söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, maruz kaldığımız endokrin bozucuların son yıllarda giderek artmasının bu durumun nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Doç. Dr. Sağsak, endokrin bozucuların nerelerde bulunduğu ve maruziyeti azaltmak için neler yapılması gerektiği konusunda önemli uyarılarda bulundu. </em></p>
<p> </p>
<p>Endokrin sisteminin işlevini bozarak sağlığımızı olumsuz etkileyen maddeler endokrin bozucu olarak tanımlanıyor. Hormonları taklit ederek veya hormonların işleyişini engelleyerek etki gösteren endokrin bozucuların aynı zamanda vücudumuzda yağ dokusunda uzun süre depolanabildiği bilgisini veren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Sağsak, gebelikte anneden de bebeğe geçerek bebeği de olumsuz etkileyebileceğini söyledi. </p>
<p>Bu maddelerin özellikle çocuklarımızın sağlığı açısından son derece önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Sağsak, son yıllarda giderek artan oranlarda maruz kalınan endokrin bozucuların çocuklarda erken ergenliğin nedenlerinden biri olarak gösterildiğini söyledi<em>. </em></p>
<p><strong>ENDOKRİN BOZUCULAR ERGENLİK SÜRECİNİ NASIL ETKİLİYOR?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Elif Sağsak’ın verdiği bilgiye göre, endokrin bozucular doğal ve sentetik olarak 2 gruba ayrılıyor. Doğal endokrin bozucuların başında doğada bulunan, doğal hormon yapısındaki gıdalar olan fitoöstrojenler geliyor. Sentetik grup için de endüstriyel temizlik malzemeleri, fitalatlar ve tarım ilaçları (pestisitler) yer alıyor. Endokrin bozucuların ergenlik sürecini nasıl etkilediği konusunda Doç. Dr. Sağsak şu bilgileri verdi: “Endokrin bozucular vücudumuzda beyin veya üreme organlarındaki hormon reseptörlerini etkileyerek ergenliğin daha erken başlamasına veya kızlarda ergenliği taklit eden izole meme büyümesine neden olabiliyor. Daha nadir olarak gecikmiş ergenliğe de neden olabiliyor. Yapılan çalışmalarda günde iki kez kırmızı et yiyen, yoğun trafiğin olduğu anayol kenarında yaşayan, tütün dumanına maruz kalan kızlarda ergenlik yaşının daha düşük olduğu gösterilmiş. Başka bir çalışmada daha erken adet gören kızların idrarında daha ileri yaşta adet gören kızlara göre endokrin bozucular daha fazla tespit edilmiş. Aynı zamanda östrojenik etkileri olan endokrin bozucular erkekler çocuklarda da jinekomastiye yani meme büyümesine de yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>BU ÜRÜNLERİN FAZLA KULLANIMI MARUZİYETİ ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Uzun süre fitoöstrojenler içeren ürünlerin tüketimi ile vücutta östrojen benzeri bir etki görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Sağsak, “Fitoöstrojenler doğada bazı besinlerin içinde bulunur. Bunların başında soya ürünleri, keten tohumu, adaçayı, meyan kökü, ısırgan otu gelir. Fitoöstrojenler aynı zamanda çilek, kızılcık, ahududu gibi meyvelerde de bulunur. Bu meyvelerin yıl boyu, mevsimi dışında, günde 1 porsiyondan fazla tüketimi sonucunda da vücutta östrojen benzeri etki görülebilir. Bunun yanında çoğu bitki çayları ve besin takviyeleri içinde de bu maddeler yaygın olarak bulunmaktadır. Bitki çaylarının da çocukların beslenmelerinde yeri olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Sağsak, sözlerine şöyle devam etti: “Tek tük, tadımlık tüketilen bitki çayları değil ama özellikle aylarca düzenli içilen, adaçayı, ısırgan otu içeren bitki çayları yine östrojenik etkiler göstererek çocuklarımızda erken ergenliğe neden olabilir.”</p>
<p>Fitoöstrojenler dışında da endokrin bozuculara maruz kaldığımızı hatırlatan Doç. Dr. Elif Sağsak, sentetik grupta yer alan bu maddeler ve onlara nasıl maruz kaldığımız konusunda şu bilgileri verdi: “Bu maddeler arasında en sık fitalatlar, bisfenol (BPA) ve pestisitler ile karşılaşıyoruz. Fitalatlar, plastik malzemeleri daha yumuşak, elastik, hafif ve dayanıklı yapabilmek için kullanılır. Kozmetik ürünlerde, bebeklerin kullandığı biberon emziklerin yapımında kullanılabilir. Bisfenol A (BPA) yine plastik kaplama malzemesi olarak kullanılıyor. Bebek formülaları ve içeceklerin şişelerinde yer aldığı gibi gıda paketlerinde kullanılabiliyor. Pestisitler ise tarım ilaçları içinde bulunabiliyor. Bu şekilde sebze meyvelere veya hayvanların etlerine ve sütlerine, yumurtalarına karışabiliyor.”</p>
<p><strong>ENDOKRİN BOZUCULARA MARUZİYETİMİZ AZALTMAK MÜMKÜN!</strong></p>
<p>Günümüz şartları altında endokrin bozuculara maruziyeti sıfıra indirilemese de azaltmanın mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr.  Sağsak, bu konuda yapılabilecekleri şöyle sıraladı: </p>
<p><strong>Etiket okumak alışkanlık haline getirilme:</strong> “Bir ürün alırken içinde BPA içermediğine dikkat etmemiz gerekir. Bu nedenle etiket okumayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Çocukların plastik ürünlerle, oyuncaklarla maruziyeti olabildiğince kısıtlanmalı. Bebeklerin kullandığı emzik ve biberonların da BPA içermediğine dikkat edilmeli.</p>
<p><strong>Gıdalar plastik kaplarda saklanmamalı:</strong> Anne sütü ve mamalar, çocuklara sunduğumuz gıdalar plastik kaplarda saklanmamalı, plastik kaplarda saklanan yiyecekler özellikle mikrodalgada ısıtılmamalı, yerine seramik kaplar kullanılmalı. Plastik kap kullanıyorsak sıcak yemekle temas etmemeli ve bulaşık makinasında yıkanmamalı.</p>
<p><strong>Çocuklara çelik matara tercih edilmeli:</strong> Özellikle okul mataraları için plastik ürünler kullanmamalıyız. Mümkün oldukça çelik mataralar tercih edilmeli. Kullandığımız pet şişeler çok soğuk ve sıcak ortamlarda kimyasal madde salgıladıkları için güneş ışığında bırakılmamalı veya dondurucuya konmamalı. </p>
<p>Plastik ambalajlı ürün alacaksak da bu ürünlerin alt kısmında yazılan simgelere dikkat edelim. 1,2,4,5 sayıları varsa sağlık için risk taşımıyor ancak 3-6ve 7 numaraların olması sağlık açısından riskli oluşturduğu anlamına geldiği hatırlanmalı. </p>
<p><strong>Organik ürünler tercih edilmeli:</strong> Tavuk ve yumurtaların organik olmasına dikkat edilmeli.  Yumurtaların üzerindeki barkod numarası “0 organik yumurta”, “1 gezen tavuk yumurtası” olduğunu ifade eder. Bu nedenle satın aldığımız ürünlerde bu rakamların olduğundan emin olunmalı. </p>
<p><strong>Sebze ve meyveler mevsimine tüketilmeli</strong>: Sağlıklı beslenme açısından da çok önemli olan bu konuya endokrin bozuculardan korunmak için de dikkat edilmeli.  Mevsimindeki sebze ve meyveler karbonatlı suda beklettikten sonra akan suda yıkanmalı ve soyulabilecek meyve sebzelerin kabukları soyularak tüketilmeli. </p>
<p><strong>DOKTOR TAVSİYESİ OLMADAN ÇOCUKLARA BESİN TAKVİYESİ KULLANILMAMALI!</strong></p>
<p>Özellikle doğal gıdaların içinde bulunabilen fitoöstrojenlerden nasıl uzak kalınabileceği konusunda da bazı önerilerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Endokrinoloji Uzmanı, “Öncelikle doktor tavsiyesi olmadan besin takviyeleri kullanmamalıyız. Çünkü bu takviyelerin içinde bulunan bitkilerin östrojenik etkileri olabilir. Bu da çocuklarımızda erken ergenlik bulgularının ortaya çıkmasına neden olabilir. Boy uzatma, kilo aldırma vaadiyle önerilen çeşitli bitkisel karışımlardan da uzak durulması gerekiyor.” diye konuştu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/endokrin-bozucu-maddeler-erken-ergenlik-icin-de-risk-olusturabiliyor-413307">Endokrin Bozucu Maddeler Erken Ergenlik için de Risk Oluşturabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Daha Bebek, Ne Anlar&#8217; Demeyin! Erken Okuryazarlık Bebeklik Döneminden Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/daha-bebek-ne-anlar-demeyin-erken-okuryazarlik-bebeklik-doneminden-basliyor-411826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2023 12:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlar]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklik]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[döneminden]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[okuryazarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin gelişiminin yüzde 80’inden fazlasının yaşamın ilk 3 yılında oluştuğunu belirten uzmanlar, 5 yaş altı çocukların kaliteli okul öncesi eğitime erişimleri ve tüm çocukların okullaşma oranlarının arttırılmasının önemine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daha-bebek-ne-anlar-demeyin-erken-okuryazarlik-bebeklik-doneminden-basliyor-411826">&#8216;Daha Bebek, Ne Anlar&#8217; Demeyin! Erken Okuryazarlık Bebeklik Döneminden Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin gelişiminin yüzde 80’inden fazlasının yaşamın ilk 3 yılında oluştuğunu belirten uzmanlar, 5 yaş altı çocukların kaliteli okul öncesi eğitime erişimleri ve tüm çocukların okullaşma oranlarının arttırılmasının önemine dikkat çekiyor. <strong>Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi </strong>Demet<strong> </strong>Gülaldı<strong>, </strong>çocukların erken yaşlarda kitap ile tanışmasının, okul başarısı ve erken okuryazarlık becerileri için önemli olduğuna vurgu yapıyor. Bebeklikte kitap tutmanın dahi okula hazırlık olduğunu ifade eden Gülaldı, bebeklik dönemini bilgi ve becerilerin kazanıldığı önemli bir dönem olarak tanımlıyor. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, çocuklarda kitap okuma alışkanlığı ve kitap seçimi konusunda bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin gelişiminin yüzde 80’i ilk 3 yılda oluşuyor…</strong></p>
<p>Beyin gelişiminin yüzde 80&#8217;inden fazlasının yaşamın ilk 3 yılında oluştuğunu ve bu dönemdeki deneyimlerin, beynin gelişimini önemli ölçüde etkilediğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yaşamın bu değerli yıllarında ebeveynlerin ve bakım verenlerin çocukların gelişimini desteklemelerinin en iyi yollarından birinin birlikte kitap okumak olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Bebeklikte kitap tutma bile okula hazırlıyor…</strong></p>
<p>Kitap okuma ve kitaplarla tanışmanın bebeklik döneminden itibaren çocuklara dil açısından zengin deneyimler sunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Dil açısından zengin etkileşimlerde bulunmak çocukların iletişim becerileri ve olumlu sosyal ilişkileri geliştirmelerine, ebeveyn-çocuk iletişimine, akademik başarısına ve erken okur yazarlığın desteklenmesine yardımcı olur. Bu becerilerin hepsi okulda ve yaşamda başarı için kritik öneme sahip.  Basit bir kitap tutma eylemi bile bebeklikten itibaren okula hazır oluş durumunu destekler.” diye ifade etti.</p>
<p><strong>Duyguları anlama ve ifade etme becerileri de kazanıyorlar</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletlerin yayınladığı 2030 Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri arasında 5 yaş altı çocukların kaliteli okul öncesi eğitimine erişmeleri ve tüm çocukların okullaşma oranlarının arttırılmasının bulunduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu amaçla çocukların erken yaşlarda kitap ile tanışması, okula başarısı ve erken okuryazarlık becerileri için öneriliyor. Erken okuryazarlık bebeklik döneminden başlayan, okuryazarlığa ilişkin bilgi ve becerilerin kazanıldığı bir gelişimsel süreç olarak tanımlanıyor. Erken dönemde kitapla tanışan çocuklar okur gibi yapma, yazı yönünü anlama, dil bilgisi ve fonolojik farkındalık, öykü dinleme, anlama ve anlatma, empati kurma, duyguları anlama, duyguları ifade etme gibi becerileri kazanıyor.”</p>
<p><strong>Çocuğa uygun kitap seçilmeli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ebeveynlere çocuklarıyla birlikte kitap okumalarını önerirken, çocuğun gelişim düzeyine uygun ve çocuğun ilgisini çekecek kitaplar olmasına dikkat edilmesi gerektiğini de söyledi.</p>
<p>Gelişimsel seviyelerine uygun olmayan kitapların çocukların ilgisini çekmeyeceğini, eğlenceli ve eğitici olması beklenen kitabı okumanın sıkıcı bir duruma dönüşebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, şunları da kaydetti:</p>
<p>“Günümüzde çocuk kitapları hikaye, şiir, masal, bulmaca, alıştırma gibi çeşitli içeriklerde, kalın kartlar, plastik, kumaş, bol resimli, hareketli gibi çeşitli fiziksel yapılarda, davranış ve duygulara yönelik kitaplar, eğitici, eğlendirici, yaratıcı ve neredeyse bebeklik döneminden başlayarak geniş bir yelpazede bulunuyor.”</p>
<p><strong>Yaşlara göre kitap seçimi nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yaşlara göre kitap seçiminin nasıl olması gerektiğini de şöyle sıraladı:</p>
<p>“Bebeklikten itibaren çocuklara resimli kartlar görme alanı içerisinde gösterilerek kitaplarla ilk tanışması sağlanabilir. Resimler yalın olmalı, karmaşık olmamalı. Canlı ve kontrast renkler bebeğin ilgisini çeker. 6 &#8211; 18 ay arasındaki bebek ve çocuklar bu dönemde çevreyi keşfetmekle meşgul olduklarından kitapları da oyuncak gibi görürler ve yere atarak, vurarak, ağzına alarak keşfetme davranışları gösterirler. Bu nedenle bebeklere kalın kartlardan, farklı dokularda kumaşlardan yapılmış küçük boyutlardaki kitaplar önerilir. Bu dönemde sesli kitaplar, masal okuyan, şarkı söyleyen kitaplar yerine yetişkinin mimiklerini ve farklı ses tonlarını kullanacağı şekilde şarkılar ve tekerlemelerle kitap okuması önerilir. 24-36 aydan sonra çocuklar kitaplardaki resimleri tanıma, gösterme, yorumlama gibi becerileri kazanmaya başlarlar. Bu dönemde daha büyük boyutlarda bol resimli hikayeler oldukça ilgi çekici olur.”</p>
<p><strong>Aşırıya kaçmak çocuğun diğer öğrenme fırsatlarından mahrum kalmasına neden olabilir</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı daha sonraki yıllarda ise çocukların ilgi ve becerilerine yönelik kitaplar seçilirken, içeriğinin çocuğun dünyası ile uyumlu olmasına, kültürel, evrensel ve ahlaki değerlere uygun olmasına, dil açısından anlaşılır, zengin bir dil yapısı ve düzgün ifadelerin olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Çocuğun ilgi alanını bilmenin kitap seçiminde önemli olduğunu da kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Çocuğun kitap seçim sürecine katılmasına izin vermek, onun kendi ilgi alanlarına ve tercihlerine daha fazla sahip olmasını sağlar. Kitap alışverişine birlikte gitmek, çocuğunuzun kitap seçimine dahil olmasına yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, kitap okuma konusunda da aşırıya kaçma ve baskı yapmanın bir takım olumsuz durumlara yol açabileceğini ifade ederek, “Her ne kadar kitap okuma, çocukların dil gelişimi, düşünme becerileri, hayal gücü ve genel bilgi birikimi için son derece faydalı bir alışkanlık olsa da diğer aktivitelerle dengelenmesi gerekir. Aksi takdirde sürekli kitap okumak, çocuğun sosyal etkileşimlerden, fiziksel aktivitelerden veya diğer öğrenme fırsatlarından mahrum kalmasına neden olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/daha-bebek-ne-anlar-demeyin-erken-okuryazarlik-bebeklik-doneminden-basliyor-411826">&#8216;Daha Bebek, Ne Anlar&#8217; Demeyin! Erken Okuryazarlık Bebeklik Döneminden Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;de Erken Dönem Osmanlı Denizciliği Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazide-erken-donem-osmanli-denizciligi-konusuldu-407684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Sep 2023 15:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[denizciliği]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazide]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği sempozyumda erken dönem Osmanlı denizciliği ve ‘Mavi Vatan’ın önemi konuşuldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-erken-donem-osmanli-denizciligi-konusuldu-407684">Osmangazi&#8217;de Erken Dönem Osmanlı Denizciliği Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği sempozyumda erken dönem Osmanlı denizciliği ve ‘Mavi Vatan’ın önemi konuşuldu.</p>
<p>Yıl boyunca düzenlediği uluslararası sempozyumlarla alanında uzman akademisyenleri Bursalılarla buluşturarak farklı konularda bilgilendiren Osmangazi Belediyesi, Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde Uluslararası Erken Dönem Osmanlı Denizciliği Sempozyumu, düzenledi.</p>
<p>Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen sempozyuma; Türkiye Cumhuriyeti’nin 22 Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Muzaffer Metin Ataç, Çorum Valisi Doç. Dr. Zülkif Dağlı ve Osmangazi Kaymakamı Ali Partal’ın yanı sıra yurt içi ve yurt dışından akademisyenler katıldı.</p>
<p>Panorama 1326 Fetih Müzesi’nde 2 gün sürecek olan sempozyumda Prof. Dr. Chakib Benafri, Prof. Dr. Nevin Özkan Peelman, Prof. Dr. Mustafa Şahin, Prof. Dr. Murat Keçiş, Prof. Dr. Dejenirah Couto, Dr. Emine Şahin, Doç. Dr. İsmail Yaşayanlar, Dr. Akram Nejabati, Öğ. Alb. Gökhan Atmaca, Dr. Eğr. Üyesi Kemal Ramazan Haykıran, Öğ. Tğm. Alper Arı, Öğ. Alb. Halil İbrahim Ertürk, Dr. Yusuf Ziya Karaaslan, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Doç. Dr. Zülkif Dağlı, Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Dr. Serap Mumcu Geronazzo, Doç. Dr. Raniero Speelman ve Prof. Dr. Kenan Ziya Taş, Bursalılara Osmanlı ve günümüz denizciliğinin tarihi ve önemini anlattı.</p>
<p>Sempozyumun açılışında konuşan Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, akademik ve kültürel projelere bir yenisini daha ekleyerek Türk tarihi için önemli bir etkinliği düzenlemenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Başkan Dündar, “Her yönüyle araştırılmasının ve bilinmesinin genç nesiller adına faydalı olacağını düşündüğümüz Osmanlı tarihinin erken dönemini denizcilik gibi farklı ve özel bir yönüyle ele alan bu sempozyum, Osmanlıların erken dönem denizcilik politikasına ve bu süreçte denizlerde gerçekleşen olaylara dair akademik bakışı temsil etmesi bakımından oldukça kıymetli. Denizlerde hâkimiyet kurma hedefi, tarih boyunca hüküm süren devletlerin en büyük ideallerinden biridir. Zira kıtalar arasında hüküm sürmek, yalnızca gelişmiş bir deniz teşkilatı vasıtasıyla denizlere hâkim olmakla mümkündür” dedi.</p>
<p>“İmparatorluğu geçiş denizcilik faaliyetleriyle gerçekleşmiştir”</p>
<p>Denizciliğin bir devletin deniz aşırı siyasi gücünü arttıran faktörlerin başında geldiğini belirten Başkan Dündar, “Üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu yarımadasının kuzeybatı ucunda filizlenerek gelişen denizcilik, Osmanlı Devleti tarafından da önemli bir konu olarak görülmüştür. Nitekim beylikten üç kıtada hüküm süren bir imparatorluğa geçiş, erken dönem Osmanlı denizcilik politikaları ve faaliyetleriyle gerçekleşmiştir. Uluslararası Erken Dönem Osmanlı Denizciliği Sempozyumu’nun bu dönüşümün arka planını anlamak açısından oldukça değerli olduğunu ifade etmeliyim. Ayrıca bu sempozyumun Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan, Osmanlı Devleti’nin erken dönemine başkent vasfıyla şahitlik eden Bursa’mızda düzenlenmiş olmasının bizler için ayrı bir mutluluk olduğunu da belirtmek isterim. Ayrıca “Mavi Vatan” şuurunun canlandığı ve öneminin gün yüzüne çıktığı bu günlerde, bu kavramın tarihsel kökleri hakkındaki bu çalışmayla konuya katkıda bulunmak bizler için gurur verici oldu” diye konuştu.</p>
<p>Sempozyumun Oturum Başkanı Prof. Dr. İdris Bostan da, Türkler’in Anadolu’ya geldiğinde hızla bütün bölgelere yayıldığına vurgu yaparak, “Benim dikkat çekmek isteğim konu gittikleri yerlere ve bulundukları bölgelere süratle ad vermiş olmalarıdır. Karadeniz’e Türkler Karadeniz dedikleri için biz bugün hala bu ismi söylüyoruz. Dünya ülkeleri de kendi dillerinde Karadeniz olarak adlandırıyor. Anadolu’nun batısındaki denizlere ulaştıkları zaman o denizlere Akdeniz adını verdikleri için biz bugün Akdeniz diyoruz. Bu Avrupalılar nezdinde daha önceden bildikleri bir deniz olduğu için bu isimle anılmıyor. Kendi eski adlarıyla söylüyorlar. Türklerin Anadolu’nun atışındaki denize Akdeniz demiş olmaları Bugün bizim Ege Denizi dediğimiz denize Akdeniz demiş olmaları tarihi bir başlangıç noktasıdır ve son derece önemlidir. Orta Asya geleneğinin Anadolu’da dikkatte alındığı görülüyor. Kuzey bölgesindeki oluşumlara askeri bir kavram olarak kara dendiği batıya ak dendiği, güneye ise kızıl dendiği Kızıl Deniz’in bu isimle bu yüzden anıldığı gerçeğini dikkatlerinize sunmak isterim” dedi.</p>
<p>22 Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Muzaffer Metin Ataç da yaptığı konuşmada, “Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde uluslararası bir sempozyum icra ediyoruz. Dünyanın birçok ülkesinden alanında uzman akademisyenler bu sempozyumda çok değerli bilgileri aktaracak. Ben kapsamlı sempozyumun gerçekleşmesinde katkısı ve desteği olan başta Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’a değerli akademisyenlere ve katkısı olan herkese teşekkür ederim” dedi.</p>
<p>Emekli Oramiral Muzaffer Metin Ataç, günün anısına Başkan Dündar’a TCG Osmangazi (NL-125) çıkarma gemisinin şapkasını hediye etti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazide-erken-donem-osmanli-denizciligi-konusuldu-407684">Osmangazi&#8217;de Erken Dönem Osmanlı Denizciliği Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duygu ölçümüyle şirketlerde erken uyarı dönemi başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duygu-olcumuyle-sirketlerde-erken-uyari-donemi-basladi-400420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Aug 2023 12:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ölçümüyle]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurumlarda iletişim için kullanılan WhatsApp, e-posta veya özel mesajlaşma sistemlerinde veriler tek bir yerde saklanmadığı ve analiz edilemediği için şirket hafızası oluşmuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duygu-olcumuyle-sirketlerde-erken-uyari-donemi-basladi-400420">Duygu ölçümüyle şirketlerde erken uyarı dönemi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurumlarda iletişim için kullanılan WhatsApp, e-posta veya özel mesajlaşma sistemlerinde veriler tek bir yerde saklanmadığı ve analiz edilemediği için şirket hafızası oluşmuyor. Kişisel yazışmalar, iş yazışmaları ile karışıyor ve çalışanlar işten ayrıldığında kritik bilgiler de beraberinde kayboluyor. Şirketlerin satış sürecini hızlandıran mobil uygulama Ekmob SFA (Satış Gücü Otomasyonu), Live modülüyle bu soruna çözüm buluyor. Satış ekibinin tüm süreci kayıt altına alınabilir hale geliyor ve Nörolinguistik Programlama (NLP) sayesinde en hızlı şekilde notlar analiz edilip, anlık uyarı sağlanıyor…</strong></p>
<p>Şirketlerin satış sürecini hızlandıran mobil uygulama Ekmob SFA (Satış Gücü Otomasyonu), iletişim süreçlerini daha verimli hale getiriyor. Ekmob SFA’nın Live Modülü sayesinde satış ekiplerinin tüm aktiviteleri tek bir merkezde toplanıyor. Böylece kurumsal hafızanın yok olması engelleniyor. Şirketlerde satış ekiplerinin iletişimi için kullanılan WhatsApp, e-posta vb. uygulamalar kişisel yazışmalar ve iş yazışmalarının karışmasına sebep oluyor. Çalışanlar işten ayrıldığında kritik bilgiler de beraberinde kayboluyor. Böylece görev takibi manuel yapılıyor ve görüşmeler kurumsal hafızaya akmıyor. Ekmob’un Live modülü, bu soruna çözüm olurken NLP verileri analiz ederek anlık uyarı sağlıyor. </p>
<p><strong>Yöneticiler notları analiz edemiyorlardı</strong></p>
<p>Satış organizasyonlarında şirketlerin mevcut müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) yazılımlarında kullanımın düşük olması tek taraflı iletişimden kaynaklanıyor. Satış ekipleri müşteri ve müşteri adayları ile yaptıkları görüşme notlarını girseler bile bu notlar özelinde gerekli aksiyonları almak için mevcut CRM yazılımları eksik kalıyor. Ayrıca kalabalık ekiplerde girilen bu kadar çok notun okunması, analiz edilmesi ve ekibe geri bildirim verilebilmesi yöneticiler için ciddi bir zaman kaybı oluşturuyor.  Ekmob geliştirdiği teknoloji sayesinde girilen notları anlayıp yöneticiye geri bildirim veriyor ve hızlıca satış personeli ve müşteri ile ilgili aksiyonunu alabiliyor.</p>
<p><strong>Kurumsal hafıza nasıl korunuyor?</strong></p>
<p>Ekmob’un Live modülü iş süreçlerini daha verimli hale getirmek için geliştirildi. Live modülü, tüm ekibe hiyerarşiye bağlı olarak iletişim ve etkileşim imkanı veriyor. Ekip içindeki tüm iletişim, WhatsApp, mail vb uygulamalar yerine Ekmob üzerinden sağlanıyor. Çalışan ve yönetici arasında anlık iletişim sağlayan Live modülü, aktiviteler, müşteri ve fırsat kazanımı gibi süreçlerdeki tüm aşamaların kolayca kronolojik bir şekilde görüntülenebilmesini sağlıyor. Dinamik yapısı sayesinde günlük operasyon takibi kolaylaşıyor ve keyifli hale geliyor.</p>
<p><strong>Duygu ölçümü yapıyor</strong></p>
<p>Ekmob Google altyapısı ile çalışan NLP ile duygu ölçümünü bir adım ileri taşıyor. Yazılan notun duygu ölçümünü yapıyor. Sonucunda olumlu, olumsuz ya da nötr durumuna göre bir skor oluşturuyor. Bu altyapı ile belirli bir skor altında kalan olumsuz duygu içeren notlar Ekmob’da yönetici ekip ile paylaşılabiliyor.</p>
<p>Yöneticiler özellikle kalabalık ya da aktivite sayısı fazla olan ekiplerde önemli olan aktiviteleri ya da notları gözden kaçırabiliyorlar. Gün içerisindeki olağan yoğunlukta aksiyon alınması, ekibe geri bildirim verilmesi, ek bilgi alınması gereken ya da farklı departmanların bilgilendirilmesi gereken durumlar gözden kaçırılabiliyor. Bu nedenle sistem, Google altyapısı ile duygu ölçümü yaparak önemli noktaları yöneticilere bildirim olarak gönderiyor. Bu sayede müşteri etkileşimleri sonucu alınan notlardaki haberdar olunması gereken durumlar anında yakalanabiliyor.</p>
<p><strong>NLP olası sorunları farkediyor</strong></p>
<p>NLP sayesinde, müşteriyle oluşabilecek sorunlar ve bu tür durumlar karşısında ekipte oluşabilecek motivasyon düşüşleri hızlı bir şekilde tespit edilip, gereken aksiyonlar alınabiliyor. Bu sayede müşteri ve fırsat kaybedilme riski azalıyor. Aynı zamanda hızlı müdahale sonucunda müşteri memnuniyeti artırılıyor. Şirketlerin satış sürecini hızlandıran ve temsilcilerin görevlerini otomatikleştirmeye yarayan mobil uygulama Ekmob SFA, satış süreçlerini hızlandırırken aynı zamanda verilerin kayıt altına alınması ve kayıtlı verilere kolay ulaşım faydası da sunuyor.</p>
<p>Ekmob SFA kullanan satış ekiplerinin bilgiye anlık ulaşarak verimliliklerini artırdığını söyleyen <strong>Ekmob Kurucusu ve CEO’su Sunay Şener</strong>, “Live modülü ve NLP özelliğiyle kurumsal hafıza oluşturuluyor ve müşteri taleplerine anlık aksiyon alınabiliyor. Ekip içindeki tüm iletişimi Ekmob’a taşıyarak daha verimli bir sürece geçiriyor, hiçbir sorunun gözden kaçmamasını sağlıyoruz” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong><u>Ekmob Hakkında:</u></strong></p>
<p><em>Ekmob şirketlerin satış süreçlerini tek bir platformdan yönetilmesine imkan sağlayan, satış ekiplerinin müşteri yönetimi, ticari satış süreçleri, tahsilat gibi bir çok süreci aynı anda yönetebildiği bulut tabanlı bir platformdur. Mesajlaşma, ERP, CRM, Mail, BI gibi satışa direkt etki eden araçları dağınık bir şekilde kullanan şirketler, Ekmob SFA kullanmaya başlamaları ile birlikte tüm süreçlerini tek bir platform üzerinden daha hızlı, verimli ve anlık yönetebilme imkanına sahip olurlar. Ekmob, SFA (Satış Gücü Otomasyonu) yazılımıyla firmalara hizmet sunarak, satış ekiplerinin süreçlerinde dijitalleşme ile birlikte yeni bir kültür inşa eder ve aynı zamanda satış ekiplerinin faaliyetlerini daha etkin bir şekilde raporlama imkanı sağlar. Bu özellikler sayesinde Ekmob, satış süreçlerinde %40’a varan verimlilik artışı sunar. Verimlilik, performans, proaktif yönetim ve anlık veri erişimi gibi avantajları kolay kullanım deneyimiyle bir araya getirir. Ekmob, aralarında Pronet, Bein, ACN Sigorta, Fıratpen ve Pirelli’nin de bulunduğu 200 firmada 5 bin üzerinde kullanıcıya hizmet veriyor.</em></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duygu-olcumuyle-sirketlerde-erken-uyari-donemi-basladi-400420">Duygu ölçümüyle şirketlerde erken uyarı dönemi başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[işaretlere]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret eden Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061">&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret eden Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.</p>
<p>Epileptik nöbetlerle kendini gösteren epilepsi, toplumda oldukça yaygı olan bir sorun. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi yüzde 0,5-1 arasındaki bir sıklıkla görüldüğünü söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, epilepsi nöbetini “beyindeki nöronların, anormal, ani, gelip geçici elektrik deşarjları sonucu görülen belirti ve bulgulara neden olan bir durum” olarak tanımladı. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler görülmekle birlikte, kişinin tek bir nöbet geçirmesinin de epilepsi hastası olduğu anlamına gelmeyebileceğini<u> </u>söyledi. </p>
<p><strong>ÇOCUKLUK VE YAŞLILIKTA DAHA SIK!</strong></p>
<p>Epilepsinin herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmekte birlikte ilk 16 yaşa kadar ve 65 yaşından sonra görülme sıklığının arttığını söyleyen Prof. Dr. Aktekin, “Çocuklarda 16 yaşa yaşına kadar en sık görülen nörolojik hastalık hastalığın epilepsidir. Çocukluk çağında beyin matürasyonu ile de ilgili olarak ergenlik döneminde sonlanabilen epilepsi epilesi tipleri de vardır. Bununla birlikte erişkinlerde 65 yaşından sonra nörodejeneratif hastalıkların (demans/parkinson ve beyin damar hastalıkları vb) görülme sıklığının artması ile birlikte yaşla birlikte giderek artan bir sıklıkta olmak üzere çocukluk çağından daha sık görülür” diye konuştu.</p>
<p><strong>HASTALAR NÖBET GEÇİRDİKLERİNİ FARK ETMEYEBİLİR!</strong></p>
<p>Pek çok farklı tip epilepsi nöbetinin olduğunu ve nöbet sırasında bilincin/farkındalığın etkilendiği hastaların nöbet geçirdiklerini fark etmediklerini hatırlatan Prof. Dr. Aktekin, sözlerine şöyle devam etti: “Bu hastalar nöbet geçirdiklerini fark edemedikleri için hem kendileri yaralanabilirler hem de kendileri diğer kişileri yaralayabilirler.  Çocukluktaki dalma nöbetleri ya da bilinç kaybı veya farkındalık kaybı ile giden nöbetlerin de riski olmakla beraber araç kullanmadıkları için bu çalışmada bahsedilmemiş. Ancak onların da trafik ışıklarında bekleme sırasında ya da karşıdan karşıya geçme sırasında dalma şeklinde nöbet geçirmesi hayati risk oluşturabilir.” </p>
<p><strong>FOKAL EPİLEPSİLİ HASTALARI KAPSAYAN İLGİ ÇEKİCİ ÇALIŞMA</strong></p>
<p>Tüm epilepsi vakalarının yaklaşık yarısını oluşturan fokal epilepsili hastalarla ilgili gerçekleştirilen ve erken tanıya dikkat çekilen ilgi çekici bir çalışmayla ilgili bilgi veren Prof. Aktekin şunları anlattı: <em>Amerikan tıp dergisi Neurology’ nin Haziran 2023 sayısında yer alan bir çalışmada, fokal epilepsili hastaların yaklaşık yüzde 5’inin tanı konmadan önce araç kullanırken kaza yaptıkları gösterildi. Doğru tanının önemine işaret</em> çalışmada; 447 fokal epilepsi hastası üzerinden gerçekleştirilen çalışmada; bu hastaların 23’ünün yani yüzde 5’inin tanı almadan önce bir ya da daha fazla nöbet geçirdikleri ve bu 23 hastanın da yüzde 30’unun araç kullanırken geçirdikleri nöbetle ilk tanıyı aldıkları belirlendi. Araba kullanırken yaşanan bu nöbetlerin sonucunda gerçekleşen 19 motorlu araç kazasının 11’i hastaneye yatış gerektirecek önemde. Çalışmanın ortaya çıkardığı bir başka sonuç da çalışan kişilerin çalışmayanlara oranla tanı öncesi sürüş sırasında nöbet geçirme riski 4 kat daha fazla. Bununla birlikte kasılma gibi belirtiler olmadan sadece bilinç/ve veya farkındalık kaybı (dialeptik nöbet) gibi non-motor nöbeti olanlarda (yani kas kasılması olamayan anlık dalmalar gibi) motor nöbeti (kasılmalar gibi) olanlara göre sürüş sırasında nöbet geçirme riski daha yüksek tespit edilmiş. <em>Bu durumun hem hastaların kendileri hem de trafikteki kişiler açısından risk oluşturabiliyor. Ancak, tedavi altındaki kişilerin güvenli bir şekilde araç kullanmaları “çoğu durumda” mümkün olabiliyor. Bunun için öncelikle tanının konması gerekiyor.” </em></p>
<p><strong>ERKEN TANI İÇİN İŞARETLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Berrin Aktekin, çalışmayla da dikkat çekildiği gibi epilepsinin aslında bilinen tüm vücuttaki kasılmalarla giden sara krizleri dışında belirtilerinin de olduğunun altını çizerek, kısa süreli gelip geçici, kötü koku-baş dönmesi-davranış ve duygulanım değişiklikleri-anlamsız kısa süreli dalmaların gözden kaçabileceğine işaret etti. Bu nedenle kısa süreli ve gelip geçici belirtilerde farkındalık oluşturarak nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-erken-tani-icin-isaretlere-dikkat-396061">&#8220;Epilepside Erken Tanı İçin İşaretlere Dikkat&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kistik Fibroziste erken tanıya dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kistik-fibroziste-erken-taniya-dikkat-cekildi-386132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 12:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fibroziste]]></category>
		<category><![CDATA[kistik]]></category>
		<category><![CDATA[tanıya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Liv Hospital Vadistanbul, Kistik fibrozis hastalığı tedavisinde farkındalığı artırmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek için bir “Yaz Festivali” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kistik-fibroziste-erken-taniya-dikkat-cekildi-386132">Kistik Fibroziste erken tanıya dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Liv Hospital Vadistanbul, Kistik fibrozis hastalığı tedavisinde farkındalığı artırmak ve erken tanının önemine dikkat çekmek için bir “Yaz Festivali” düzenledi.</strong></p>
<p> Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti’nin açılış konuşmasını yaptığı festivalde; Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır, Kifder Başkanı İlknur Görgün ve TAMEV Başkanı Nuray Marçak katılımcılarla bir araya geldi.<br /> Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır’ın Kistik fibrozisle ilgili soruları yanıtladığı toplantıda aynı zamanda tedavi gören çocuklar; animatör eşliğinde sihirbaz gösterisiyle eğlenirken, aileler de etkinliklere katılarak keyifli bir gün geçirdi. Toplum Gönüllüsü Monik İpekel, sevgili Betül Gülbahar ve  Ak Parti Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı da ailelerle buluştu. Kifder’ ile işbirliği içinde olan Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Kliniği tanı ve tedavi ile ilgili tüm gelişmeleri takip ederek hastalara sunuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>“En çok etkilenen organımız akciğer”</strong><br /><strong>Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır</strong> festival sırasında şu bilgileri aktardı: “Kistik Fibrozis genetik geçişli bir hastalık. En çok etkilenen organımız akciğer. Akciğerlerde kanalların tıkalı olması broşlarda çok fazla miktarda sekresyon (dokuların ve organların ürettiği sıvı) ve balgam  birikmesi neticesinde çocuklarımızda; düzelmeyen öksürükler, balgamlar, hırıltılar ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları olabiliyor. Hatta ilerleyen zamanlarda akciğer yetmezliğine kadar gidebilen bir hastalık. Mide bağırsak, pankreas sistemini tutabiliyor. Buna bağlı olarak çocuklarımızda yağlı dışkılama, yağlı gaita çıkarma ve büyümede gecikmeler olabiliyor. İlerleyen yaşlarda çocuklarda bazen diyabet dediğimiz şeker hastalığı, daha erişkin yaşlarda  kronik pankreatit (pankreansın iltihaplanması) veya infertilite kısırlıkla bile karşımıza çıkabiliyor. Aslında baktığımızda hemen hemen vücudun tüm organlarını ilgilendiren tutulumları var ve altta yatan hastalığın erken tanınması ve tedavisi ikincil organ hasarlarının önüne geçmesi açısından kistik fibrozis için çok önemli.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Şikayetler geç yaşta da ortaya çıkabiliyor”</strong></p>
<p>Bazen şikayetler doğumdan itibaren başlayabiliyorken bazen de daha geç yaşta ortaya çıkabiliyor. Genetik bir hastalık veya doğuştan gelen bir hastalık olarak başlasa da daha sonradan ortaya çıkmayacağının zannedilmesi yanlış bir düşüncedir. En çok etkilenen organa yönelik tedaviler veriyoruz. Yani akciğerlerde enfeksiyon oluşmasının önüne geçmeye çalışıyoruz. Dirençli mikroplar söz konusu olabiliyor, onları tedavi ediyoruz. Akciğerlerdeki balgamların dışarı atılmasını sağlayan, bu balgamları eriten, sulandıran, bazı hava yolu ile kullanılan ilaçlarımızı veriyoruz. Bunlar hastalarımızın hem hayat kalitesinin artmasına hem solunum fonksiyonlarının düzelmesine hem de geçirdikleri sık enfeksiyonların azalmasına sebep oluyor. Bu tedavilerin kesintisiz bir şekilde yapılması son derece önemli” diyerek katılımcıları bilgilendirdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kistik-fibroziste-erken-taniya-dikkat-cekildi-386132">Kistik Fibroziste erken tanıya dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken Çocuklukta Sürdürülebilir Sosyal Duygusal İyi Oluşu Destekleme Projesi için bir araya geldiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-cocuklukta-surdurulebilir-sosyal-duygusal-iyi-olusu-destekleme-projesi-icin-bir-araya-geldiler-385996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 08:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[destekleme]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geldiler]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[oluşu]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=385996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emotion Coaching Türkiye Enstitü Kurucusu Doç. Dr Nalan Kuru; geçtiğimiz günlerde  Emotion Coaching İngiltere kurucularından Dr. Louise Gilbert'in de katıldığı bir projeyi hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-cocuklukta-surdurulebilir-sosyal-duygusal-iyi-olusu-destekleme-projesi-icin-bir-araya-geldiler-385996">Erken Çocuklukta Sürdürülebilir Sosyal Duygusal İyi Oluşu Destekleme Projesi için bir araya geldiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜBİTAK 1001 projeleri kapsamında desteklenen  &#8220;Erken Çocuklukta Sürdürülebilir Sosyal Duygusal İyi Oluşu Destekleme Projesi&#8221; için bir araya geldiler.</p>
<p>Emotion Coaching Türkiye Enstitü Kurucusu Doç. Dr Nalan Kuru; geçtiğimiz günlerde  Emotion Coaching İngiltere kurucularından Dr. Louise Gilbert&#8217;in de katıldığı bir projeyi hayata geçirdi. Kısa adı ECSODİM olan  projede erken çocukluk döneminde sürdürülebilir sosyal duygusal iyi<br />oluşu desteklemek için duygu koçluğu ve sosyal duygusal iyi oluş temelli tüm okul<br />yaklaşımına dayanan tasarım tabanlı bir model geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin<br />incelenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Proje ilinde üçü deney biri kontrol grubu olmak üzere gönüllü olan dört<br />bağımsız anaokulunda bulunan paydaşlardan (çocuk, öğretmen, veli, yönetici, idari personel<br />ve diğer personel) oluşturuldu ve bu doğrultuda okul eylem planı<br />çıkarılması planlandı. </p>
<p>Projenin Yürütücüsü olan  Emotion Coaching (Duygu Koçluğu) Uluslararası Akredite Uygulayıcı<br />Eğitmeni ve okul öncesi eğitimi alanında görev yapan Doç. Dr. Nalan Kuru ve projenin yurtdışı danışmanı  Emotion Coaching (Duygu Koçluğu) İngiltere Enstitüsü kurucularından<br />eğitim psikolojisi alanında doktor ünvanına sahip Dr. Louise Gilbert bu projede böylelikle bir araya geldi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-cocuklukta-surdurulebilir-sosyal-duygusal-iyi-olusu-destekleme-projesi-icin-bir-araya-geldiler-385996">Erken Çocuklukta Sürdürülebilir Sosyal Duygusal İyi Oluşu Destekleme Projesi için bir araya geldiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullar erken başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullar-erken-basliyor-382707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jun 2023 15:06:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[okullar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=382707</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı'ndan öğrencileri üzecek bir haber geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-erken-basliyor-382707">Okullar erken başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’ndan 16 Haziran’da tatile çıkmayı bekleyen öğrencileri üzecek bir açıklama geldi. Yapılan duyuruya göre 2023 yılının yaz tatilinin 1 ay daha kısa süreceği belirtildi. Yani okullar 1 ay daha erken açılacak. Konuyla ilgili gelen açıklamalarda 1. sınıfların oryantasyon eğitimlerinin de öne çekildiği belirtildi.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı açıklamada okulların 1 ay erken açılacağını belirtti. Bu konuda yapılan açıklamada Türkiye’de eğitimin pandemi sürecinden sonra yaşanan deprem felaketleri nedeniyle kesintilere uğradığını ve bu durumun öğrencilere ciddi zararlar verdiğini belirtti. Şubat ayında yaşanan ve 11 ilimizi etkileyen deprem felaketi sonrasında birçok öğrenci okullarına gidemedi ve yapılacak olan sınavlarda konular eksiltildi.</p>
<p>Öğrencilerin yaşamış olduğu aksamalar nedeniyle tatili kısaltan MEB bu sayede hem eğitimde işlenmeyen müfredat eksiklerini tamamlayacak hem de öğrencilerin eskisi gibi düzenli okul hayatlarına tekrardan alışmasını sağlayacak. Böylece eğitimdeki eksikliklerde hızlıca giderilmiş olacak.</p>
<p>Karar kapsamında koronavirüs döneminde yaşanan pandemi süreci de etkili oldu. Pandemi sürecinde hatırlarsanız neredeyse 2 okul dönemi tamamen online olarak işlenmiş ve okullardaki müfredat ciddi oranda aksamıştı. Bu sebeple MEB 1 aylık fazladan okul süresi ile bu sorunun önüne geçmeyi hedefliyor.</p>
</p></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullar-erken-basliyor-382707">Okullar erken başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 11:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat hastalıkları erkeklerde idrar yollarını etkileyen ve cinsel işlev bozukluklarına yol açan ve özellikle ileri yaşlarda yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarındandır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858">Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat hastalıkları erkeklerde idrar yollarını etkileyen ve cinsel işlev bozukluklarına yol açan ve özellikle ileri yaşlarda yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarındandır. Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cem Güler prostat hastalıklarını anlattı. Prostat sağlığının erkeklerin cinsel işlevlerinin ve idrar yollarının düzgün çalışması için son derece önemli olduğunu ileten Prof. Dr. Cem Güler “Prostat hastalıkları, erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarıdır, ne kadar erken teşhis edilirse etkin tedavi şansı da o kadar artar” diye konuştu.</p>
<p>Prostat, erkeklerde bulunan bir organdır ve idrar yolunun başlangıcında bulunur. İdrar ve meni boşaltımı için önemlidir. Prostat sağlığının bozulması durumunda çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Prostat kanseri, benign prostat hiperplazisi (BPH), prostatit gibi hastalıklar arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>PROSTAT KANSERİNE DİKKAT EDİLMELİ</strong></p>
<p>Prostat büyümesi, prostat bezinin yaşlanmasına bağlı olarak gelişmektedir. Bu durum, benign prostat hiperplazisi (BPH) olarak da bilinir. Prostat büyümesi, mesane çıkışını bloke ederek idrara çıkma güçlüğüne, prostat ağrısına ve prostat iltihabına neden olabilir. Prostat iltihabı (prostatit), prostatın iltihaplanması sonucu oluşan bir durumdur ve prostat ağrısına neden olabilir. Prostat ağrısı, üretradan geçen idrar yolunun prostat bezine yakın kısmında hissedilen ağrıdır, testisler, penis, alt karın ve bel bölgesinde de hissedilebilir.</p>
<p>Prostat tedavisi, tanıya göre değişmektedir. Prostat büyümesi ve prostat iltihabı tedavisi antibiyotikler ve ağrı kesiciler gibi ilaçlarla yapılabilir. Prostat büyümesinde hekiminiz gerek gördüğü takdirde cerrahi müdahalelere de başvurulabilmektedir. </p>
<p>Prostat kanseri, prostat hücrelerindeki anormal büyümenin neden olduğu bir kanser türüdür. Prostat kanseri erken teşhis edilirse tedavisi mümkündür. Ancak, belirtileri diğer prostat hastalıklarıyla benzer olduğundan teşhis edilmesi zor olabilir.</p>
<p>Prostat kanseri söz konusuysa ilaç tedavisine radyoterapi, kemoterapi veya hormon terapisi gibi yöntemlerin kombinesi ve cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Prostat kanseri ve diğer prostat sorunları, erken teşhis edildiğinde daha başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Prostat kanseri için önerilen tarama testi, PSA (prostat spesifik antijen) testidir. Bu test, erkeklerin kanındaki PSA seviyelerini ölçer. Yüksek PSA seviyeleri, prostat kanseri olasılığını gösterir ve erken dönemde müdahale şansı ile etkin bir tedavi planı kurgulanabilir.</p>
<p><strong>CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU BELİRTİ OLABİLİR</strong></p>
<p>Prostat hastalıklarının erken dönemde tedavisi için belirtileri iyi gözlemlemek ve rutin sağlık muayenelerini ihmal etmemek önem taşımaktadır. Yaygın gözlenen prostat hastalıkları belirtileri şunlardır:</p>
<p>•    Sık idrara çıkma</p>
<p>•    İdrar yaparken zorlanma</p>
<p>•    İdrarda kan görülmesi</p>
<p>•    İdrar yapma sonrası damlama veya sızıntı</p>
<p>•    İdrar yapamama veya idrar yaparken acı hissi</p>
<p>•    Sertleşme sorunları</p>
<p>•    Düşük cinsel istek</p>
<p>Prostat hastalıklarına karşı önlem alabilmek adına düzenli olarak egzersiz yapmak, sağlıklı bir diyet uygulamak, sigara ve alkol kullanımından kaçınmak, sağlıklı bir yaşam tarzını tercih etmek önem taşımaktadır. Rutin doktor kontrolleri ve doktorunuz tarafından önerilen tarama testleri, prostat sorunlarının erken teşhis edilmesinde en önemli önlemdir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-hastaliklarinda-erken-tani-tedavi-sansini-artiriyor-374858">Prostat Hastalıklarında Erken Tanı Tedavi Şansını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 09:16:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[over]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisi]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD), 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü'nde hayata geçirdiği “Merak Et Kendini”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944">Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD), 8 Mayıs Dünya Yumurtalık (Over) Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde hayata geçirdiği “Merak Et Kendini” projesi ile yumurtalık kanserinde erken teşhisin ve düzenli kontrolün önemini vurguluyor. TTOD web sitesinden erişilebilecek meraketkendini.com üzerinden ziyaretçiler yumurtalık kanseri hakkında merak ettikleri tüm bilgilere ulaşabilecek ve hastalık farkındalıklarını test edebilecek.</strong></p>
<p> </p>
<p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, 8 Mayıs Dünya Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde başta kadınlar olmak üzere, tüm toplumu yumurtalık kanseri konusunda bilinçlenmeye davet ediyor. Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü özelinde hayata geçirilen “Merak Et Kendini” projesi kapsamında, derneğin web sitesi üzerinden erişilebilen meraketkendini.com adresini ziyaret edenler, yumurtalık kanseri hakkında tüm bilgilere ulaşabilecek ve hastalık hakkındaki bilgilerini test edebilecek.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yumurtalık (over) kanseri Türkiye’de jinekolojik kanserler arasında en sık görülen 2. kanser türü</strong></p>
<p> </p>
<p>Yumurtalık kanseri, erken evrede belirti göstermeyen ve teşhisi ileri aşamalarda yapılabilen bir hastalık. Dünyada kadın kanserleri arasında görülme sıklığı en fazla olan 7. kanser türü olan; Türkiye’de ise jinekolojik kanserler arasında en sık görülen 2. kanser türü olan yumurtalık kanserinde erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p>Yumurtalık kanserinin semptomları arasında kasıkta ağrı hissi, karında şişkinlik, kilo alımı hissi, hazımsızlık, kabızlık, idrar yapma şikayetleri, kilo kaybı ve aşırı yorgunluk yer alıyor. Bu semptomların uzun süre devam etmesi durumunda hastaların geç olmadan bir jinekoloğa başvurması tavsiye ediliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Yumurtalık (over) kanseri en sık 60-64 yaş arası kadınlarda görülüyor </strong></p>
<p> </p>
<p>Kadınlarda genellikle ileri yaşlarda görülen bir hastalık olan yumurtalık kanserinde, hastaların önemli bir bölümü menopoz sonrası dönemde yer alıyor. En sık 60-64 yaş aralığındaki kadınlarda görülmekle birlikte; teşhis konulan hastaların üçte biri 65 yaş ve üzerinde. Yumurtalık kanseri vakalarının yüzde 10-15’i ise kalıtsal özellik gösteriyor ve bu vakalarda hastalık çoğu zaman normalden 10-15 yaş daha genç yaşlarda görülüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu</strong> konuyla ilgili şunları söyledi: &#8220;Yumurtalık kanseri maalesef başlangıçta belirti vermeyen, dolayısıyla erken teşhisi zor bir hastalık. Öyle ki bazı durumlarda bu hastalık, farklı hastalıklarla yönelik yapılan testler sonucu tesadüfen teşhis ediliyor. Erken evrede teşhis edilmediğinde ölümcül olabilen bir hastalık olması sebebiyle kadınların yumurtalık kanseri semptomları hakkında bilinçli olması ve düzenli kontrollerini ihmal etmemesi hayati önem taşıyor. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak bu yıl Yumurtalık Kanseri Farkındalık Günü&#8217;nde hayata geçirdiğimiz Merak Et Kendini projesi ile yumurtalık kanseri hakkındaki bilinç düzeyini yükseltmek ve erken teşhis oranını artırmayı amaçlıyoruz. Semptomu olsun olmasın, tüm kadınların meraketkendini.com üzerinden yumurtalık kanseri konusunda bilinçlenmeye ve bilgi düzeyini ölçmeleri için hazırlanan testi yapmaya davet ediyorum.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yumurtalik-over-kanserinin-erken-teshisi-icin-merak-et-kendini-373944">Yumurtalık (Over) Kanserinin Erken Teşhisi İçin &#8220;Merak Et Kendini&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde erken başlayan eğitim bireyin yaşamına olumlu yansıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-erken-baslayan-egitim-bireyin-yasamina-olumlu-yansiyor-368864</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Apr 2023 09:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[bireyin]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[yansıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368864</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizmli bireylerin akranlarıyla çeşitli aktivitelere katılmaları teşvik edilmeli</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-erken-baslayan-egitim-bireyin-yasamina-olumlu-yansiyor-368864">Otizmde erken başlayan eğitim bireyin yaşamına olumlu yansıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Otizmli bireylerin akranlarıyla çeşitli aktivitelere katılmaları teşvik edilmeli</strong></p>
<p><strong>Otizmde erken yaşta tanının bir an evvel eğitime başlanması için önemli olduğunu vurgulayan uzmanlar öncelikle anne-babaların bilinçlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Ailelerin her otizmli bireyin kendine özgü farklılıkları olduğunu unutmadan buna tutum ve davranış sergilemeleri gerektiğini belirten Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, “Otizmli bireylerin yetkili kişiler tarafından desteklenerek çeşitli etkinlik ve aktivitelerle akranlarıyla iletişime geçmesi gerekir. Örneğin özel eğitim sürecine hâkim bir gölge öğretmen ile oyun gruplarına katılması otizmli bireyin bu programdan üst düzey verim almasına katkı sağlar.” önerisinde bulundu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, otizmli çocukların sosyal hayata uyum sağlayabilmeleri için erken tanı ve eğitimin önemine dikkat çekti. Atahan, ailelere ve bakım verenlere de tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Erken tanı eğitimin etkilerini arttırabilir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunun, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan, yaşam boyu süren, dil, sosyal ilişkiler, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapma gibi özellikler gösteren nöro-gelişimsel bir bozukluk olduğunu belirten Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, “Otizmde erken yaşta tanı konması, bir an evvel eğitime başlanması ve etkilerinin yaşamlarına olumlu şekilde yansıması açısından önemli. Erken tanı sonrasında otizmli bireylerin sahip olduğu gelişimsel geriliklerine yönelik öncelikle anne-babalarının bilinçlendirilmesi ve dikkat edecekleri noktalar konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>Eğitimin verimli olabilmesi için olumsuz etkiler minimum seviyeye indirilmeli</strong></p>
<p>Özel eğitim programının, tanıyı koyan ekibin aileyi gerekli kurum ve kişilere yönlendirmesi ile başladığını belirten İrem Atahan, “Otizmli bireylerin gelişimi açısından bakım verenlerinin süreç içerisinde bilinçlenmesi önemli. Anne ve babaların her otizmli bireyin kendine özgü farklılıkları olduğunu unutmadan buna göre tutum ve davranış sergilemeleri gerekir. Tanı alan otizmli bireyin; sosyal hayata adaptasyonu ve nöro-gelişimi için aldığı eğitimlerden üst düzeyde verim alınabilmesi ve alınan eğitimde sonuçların sürdürülebilir olması için toplum içinde sosyalleşmesini engelleyen etkileri minimum seviyeye indirmek gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ailelerin eğitime dahil olması çok önemli</strong></p>
<p>Otizmli bireylerin birbirlerinden farklı gelişim gösterdikleri için kişiye özel ‘Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı’ (BEP) hazırlanması gerektiğini aktaran Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, “BEP, bireyin, ailenin, öğretmenin gereksinimleri doğrultusunda hazırlanan destek eğitim hizmetlerini içerir. Bu aşamada ailenin de program sürecine dahil olması, eğitimde kullanılan yöntemleri öğrenmeleri ve bu programı bireyin gündelik hayatında da aktif bir şekilde kullanmalarını sağlaması gelişim döngüsü açısından çok önemli.” dedi.</p>
<p><strong>Kişiye özel eğitim programları gelişimlerine katkı sağlayabilir</strong></p>
<p>Otizmli bireylerin sınırlı ve yineleyici davranışlar gösterme, genellikle yalnız kalmayı tercih etme, göz teması kurmada güçlük çekme, bazı ses ve durumlara aşırı tepki gösterme, bir nesneye karşı aşırı bağlanma, konuşma ve iletişim kurma noktasında sıkıntılar yaşadıklarına dikkat çeken Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişiye özel oluşturulmuş özel eğitim programları, ergoterapi ve duyu bütünleme çalışmaları, dil ve konuşma terapisi desteği bu durumların aşılması ve ilerleme gösterilmesi açından önemli. Bunların yanı sıra otizmli bireyler kaba motor ve ince motor becerilerinde de güçlük yaşayabilmekte, sıra dışı beden hareketleri gösterebilmekteler.  Motor becerilerinde ve beden hareketlerindeki bu güçlükler sebebiyle bireylerin sportif faaliyetlere yönlendirilmesi bireyin gelişimine katkı sağlayabilir.”</p>
<p><strong>Sosyal davranışlarını geliştirmek için spor yapabilirler</strong></p>
<p>Otizmli bireyler için yüzme, atletizm, bowling, bisiklete binmek gibi sportif faaliyetlerin uygun olabildiğini belirten Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, “Bisiklet denge ve koordinasyon becerisini geliştirir, yüzme tüm vücut koordinasyonunu kullanabilme ve rahatlatıcı özelliğinden dolayı fayda sağlar. Bireylerin sosyal becerileri ezbere ve mekanik olarak yaptığı da göz önünde bulundurulduğunda, sosyal hayata adaptasyonlarının daha rahat olması amacıyla ezber davranışların minimumda bulunduğu sportif faaliyetler, sosyal durumlara uygun şekilde davranışlarını uyarlayabilme becerilerinin de geliştirilmesinde bir araç olabiliyor.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Otizmli bireyler akranlarıyla iletişime geçmesi için teşvik edilmeli</strong></p>
<p>Bireyin sosyal becerilerinin gelişiminde normal gelişim gösteren akranlarıyla bir arada oyunlar oynamasının önemine vurgu yapan Sosyal Hizmet Uzmanı İrem Atahan, “Otizmli bireyler çeşitli etkinlik ve aktiviteler esnasında akranlarıyla iletişime geçmesi için yetkili kişiler tarafından desteklenmeli ve teşvik edilmeli.” dedi.</p>
<p>Bireyin, akranlarıyla iletişime geçmesine ve modelleyerek sosyal becerileri öğrenmesine destek sağlayacak eğitimler bulunduğunu da belirten Atahan sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tersine kaynaştırma metodu uygulanan oyun gruplarına bireyi tanıyan ve onun özel eğitim sürecine hâkim bir gölge öğretmeni ile katılması otizmli bireyin bu programdan üst düzey verim almasına katkı sağlar. Gölge öğretmeni ile bireyin dışarıda da sosyal işlevselliğini arttırmak amacıyla çalışmalar yapması da mümkündür.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-erken-baslayan-egitim-bireyin-yasamina-olumlu-yansiyor-368864">Otizmde erken başlayan eğitim bireyin yaşamına olumlu yansıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanları, yumurtalık kanserini erken evrede teşhis edecek biyosensör geliştirecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-yumurtalik-kanserini-erken-evrede-teshis-edecek-biyosensor-gelistirecek-363038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 08:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyosensör]]></category>
		<category><![CDATA[edecek]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evrede]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirecek]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık alanında Türkiye’nin en önemli referans merkezlerinden biri olan Ege Üniversitesi (EÜ) nitelikli akademik kadrosu ile tanı ve tedaviye yönelik başarılı projeler üretmeyi sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-yumurtalik-kanserini-erken-evrede-teshis-edecek-biyosensor-gelistirecek-363038">Egeli bilim insanları, yumurtalık kanserini erken evrede teşhis edecek biyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanında Türkiye’nin en önemli referans merkezlerinden biri olan Ege Üniversitesi (EÜ) nitelikli akademik kadrosu ile tanı ve tedaviye yönelik başarılı projeler üretmeyi sürdürüyor. </p>
<p>EÜ Eczacılık Fakültesi Temel Eczacılık Bölümü Analitik Kimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara, Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Ali Ege, Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Bilge Kartal Çetin ve doktora öğrencisi Ezgi Kıvrak tarafından önerilen “Jinekolojik Kanserlerin miRNAlar ile Çoklu (Multipleks) Tayinine Yönelik Prototip Nanobiyosensör Geliştirilmesi ve Akıllı Telefon ile Entegrasyonu&#8221; başlıklı proje Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) “A Grubu Acil Ar-Ge Proje Destek Programı” kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Egeli akademisyen tarafından geliştirilen projeyle yumurtalık kanserinin erken evrelerde teşhis edilmesine olanak sağlayacak bir biyosensör geliştirmesi hedeflendi.</p>
<p>Bir referans merkezi olarak yeni projelere imza atmayı sürdüreceklerini ifade eden EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizin alanlarında uzman ve yetkin akademisyenleri, özellikle sağlık alanında ülkemiz için emsal teşkil edecek çalışmalara imza atmaya devam ediyor. Eczacılık Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara tarafından geliştirilen proje ile yumurtalık kanserinin erken evrelerde teşhis edilmesi üzerine yoğunlaşılarak, prototip bir biyosensör geliştirilecek. Geliştirilen cihaz aracılığıyla sağlık ve teknoloji buluşturularak, verilerin akıllı telefonlardan da okunabilmesini sağlanacak. Başarısı dolayısıyla Prof. Dr. Pınar Kara Kadayıfcılar hocamızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>“Günümüzde kullanılan kanser testlerine alternatif olarak erken evrede düşük maliyetli tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulmakta”</p>
<p>Yumurtalık kanseri hakkında bilgi veren Analitik Kimya Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Pınar Kara, “Jinekolojik kanserler arasında yer alan yumurtalık kanseri, belirti vermemesi nedeniyle geç saptanan ve ülkemizde kadınlar arasında en ölümcül olan kanserlerden biridir. Yumurtalık kanserinin teşhisinde günümüzde kullanılan testler; jinekolojik muayene, ultrason ve radyolojik incelemeler ve bir kanser biyobelirteci olan ‘CA-125’ teşhisine dayalı kan testleridir. </p>
<p>Jinekolojik muayeneyle belirti göstermeyen on bin kadından yalnızca bir tanesine doğru teşhis konulabilir. Ultrason ve radyolojik incelemeler ise, hem maliyetli hem de erken evrede teşhis için sınırlı duyarlılık gösteren bir yöntemdir. Günümüzde de yumurtalık kanseri teşhisi için altın standart olarak kabul edilen yöntem ‘CA-125’ testidir. </p>
<p>Klinikte rutin kullanılan bu test, “CA-125” seviyelerini oldukça etkili bir şekilde belirleyebilmesine rağmen, ‘CA-125’ seviyeleri başka hastalıklar varlığında veya mensturasyon, gebelik gibi durumlarda da artış gösterebilmektedir. Ayrıca klinikte kullanılan yöntemlerde pahalı ekipman ve nitelikli eleman gibi faktörlere ihtiyaç duyulmakta. Bu gibi sınırlayıcı durumlar yüzünden günümüzde kullanılan testlerin yerine geçebilecek düşük maliyetli, taşınabilir, nitelikli elemana gerek duyulmayan ve geliştirildikleri takdirde sadece kanser değil çoğu hastalık için teşhis sunabilen alternatif yöntemlere ihtiyaç duyulmakta ” dedi.<br />Gelişen teknoloji sayesinde hastaların kendi ölçüm testlerini yapabildiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Pınar Kara, “Yumurtalık kanserinin erken teşhisi için yeni yaklaşımların ve yeni biyobelirteçlerin kesin tayinini yapabilen taşınabilir, küçük boyutlu, hızlı sonuç alınabilen, düşük maliyetli ve yerli analitik cihazlara gereksinim duyuluyor. </p>
<p>Bu cihazların başında da ‘Biyosensörler’ geliyor. Çünkü biyosensörler, ihtiyaç duyulduğu gibi biyolojik önemi olan birçok molekülün hızlı ve güvenilir tayinine olanak tanıyan düşük maliyetli, kesin sonuç sunan, kullanımı kolay cihazlar. En bilindik örneği olan kan şekeri ölçüm cihazları (Glukometreler) sayesinde diyabet hastaları herhangi bir sağlık personeline ihtiyaç duymadan kendi ölçümlerini alıp takip edebiliyorlar. Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte hastaların kendi testlerini kendilerinin yapabilmesi ve bunların sonuçlarını akıllı telefonları aracılığıyla okuyabilecekleri, saklayabilecekleri ve paylaşabilecekleri yöntemler geliştiriliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Erken teşhis için biyosensör geliştireceğiz”</strong></p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Pınar Kara, “Biz de projemiz kapsamında yumurtalık kanserinin erken evrelerde teşhis edilmesine olanak sağlayacak bir biyosensör geliştirmeyi hedefledik. Tek bir biyobelirteç tayini kesin tanıya olanak sağlamadığı için birden fazla biyobelirteci eş zamanlı olarak tayin edebilecek bir biyosensör geliştireceğiz. Son zamanlarda rutin analizlerde kullanılan protein biyobelirteçlerinden daha iyi performans gösteren nükleik asit biyobelirteçleri teşhis ve tanı alanında bizlere umut vadediyor. Yaklaşık 30 yıl önce keşfedilen ve bir RNA grubu olan mikroRNA’lar oldukça yeni moleküller. Bu moleküller çeşitli kanserlerde anormal artış gösteriyor. </p>
<p>Ege Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü ile ortak geliştirilecek prototipte, yumurtalık kanseri varlığında artış gösterdiği bilinen iki farklı miRNA molekülünün eş zamanlı teşhisini hedefledik ve son aşama olarak bir akıllı telefon arayüzü ve uygulaması geliştirerek, biyosensörden elde edilecek verilerin akıllı telefonlardan okunabilmesini sağlayacağız. Prototip olarak geliştirilecek bu biyomedikal cihazla diğer kanser türlerinin tayini de zaman içinde gerçekleştirilebilecek. Böylelikle uzun vadede erken dönem kanser taraması için tam teşekküllü hastanelere ve nitelikli eleman ve ekipmanlara gerek kalmadan, herhangi bir sağlık kuruluşunda sadece bir kan örneği alınarak kanser tayini mümkün olabilecek” dedi.<br /> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-yumurtalik-kanserini-erken-evrede-teshis-edecek-biyosensor-gelistirecek-363038">Egeli bilim insanları, yumurtalık kanserini erken evrede teşhis edecek biyosensör geliştirecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kamer, &#8220;Kanserin erken teşhisinde en önemli faktör, toplumun kanser konusunda bilinçlendirilmesidir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-kanserin-erken-teshisinde-en-onemli-faktor-toplumun-kanser-konusunda-bilinclendirilmesidir-362717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2023 11:12:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçlendirilmesidir]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[kamer]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[teşhisinde]]></category>
		<category><![CDATA[toplumun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362717</guid>

					<description><![CDATA[<p>“ Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 2020 yılında kanser nedeni ile yaklaşık 10 milyon ölüm gerçekleşmiştir. Her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-kanserin-erken-teshisinde-en-onemli-faktor-toplumun-kanser-konusunda-bilinclendirilmesidir-362717">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Kanserin erken teşhisinde en önemli faktör, toplumun kanser konusunda bilinçlendirilmesidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>“ Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 2020 yılında kanser nedeni ile yaklaşık 10 milyon ölüm gerçekleşmiştir. Her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği önerisi ile 1956 yılından itibaren her yıl 1-7 Nisan arası Kanser Haftası olarak anılıyor. Kanser Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan EÜ Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü ve EÜ Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Serra Kamer, “Kanser, dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölümler arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan önemli bir sağlık problemidir. Ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında kamuoyunun kanser ile ilgili bilgilendirilmesi amacıyla pek çok aktivite ile hastalığın kamusal alanda tekrar değerlendirilmesi amaçlanıyor. Ege Üniversitesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, her yıl olduğu gibi bu yıl da kanser haftasına yönelik toplumda farkındalık yaratacak etkinliklere katılım sağlıyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“<b>Erken teşhiste kamusal farkındalığın artırılması önemli” </b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kanserin erken teşhisinde en önemli faktörün, toplumun kanser konuda bilinçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kamer, “Kanser, kontrolsüz hücre bölünmesi sonucu ortaya çıkan, farklı hastalıklar için kullanılan ortak terimdir. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 2020 yılında kanser nedeni ile yaklaşık 10 milyon ölüm gerçekleşmiştir. Her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Kanser ile ilgili kamusal farkındalığın artması böylece tarama programlarına katılımın teşvik edilmesi ile erken tanı ile tedavi edilebilen meme, serviks, kolon kanseri gibi sık görülen hastalıklarda ölüm oranlarının azaltılması hedefleniyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kanserin oluşumunda çevresel faktörlerin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Kamer, “Kanserler yüzde 90 çevresel, yüzde 10 oranında ise genetik faktörlere bağlı olarak gelişmektedir. Kanserlere neden olan çevresel faktörler arasında yer alan; tütün kullanımı, alkol tüketimi, fazla kilolu veya obez olma ve kansere sebep olan enfeksiyonlara maruziyetin engellenmesi veya aşılama yolu ile günümüzde görülen kanserlerin yüzde 30 ila yüzde 50 oranında önlenebileceği bilinmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span><span><b><span><span>“Kanser Tarama Merkezleri ücretsiz hizmet veriyor”</span></span></b></span></span><span><span><span><span>Kanserin, sık görülen yedi belirtisi olduğunu belirten Prof. Dr. Kamer, “Kişilerde; açıklanamayan kilo kaybı, yorgunluk, beklenmeyen kanamalar, öksürük ve balgamda kan görülmesi, dışkılama alışkanlıklarında değişiklikler, ağrısız büyüyen kitle oluşumları, meme şeklinde değişiklik ve ciltte ben yapısında değişim olması durumunda bir sağlık kurumuna mutlaka başvurulması önerilmektedir.  Sağlık Bakanlığına bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM), Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM), Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) ve Mobil kanser tarama araçlarında meme kanseri, serviks kanseri ve kolon kanserine yönelik tarama programları ücretsiz olarak uygulanıyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-kamer-kanserin-erken-teshisinde-en-onemli-faktor-toplumun-kanser-konusunda-bilinclendirilmesidir-362717">Prof. Dr. Kamer, &#8220;Kanserin erken teşhisinde en önemli faktör, toplumun kanser konusunda bilinçlendirilmesidir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Apr 2023 08:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[oldukça]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[sezen]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılından itibaren 2 Nisan, “Dünya Otizm Farkındalık Günü” kapsamında çeşitli etkinlikler ve farkındalık çalışmaları düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841">Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Otizme dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılından itibaren 2 Nisan, “Dünya Otizm Farkındalık Günü”  kapsamında çeşitli etkinlikler ve farkındalık çalışmaları düzenleniyor.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gelişimsel Yetersizlikler ve Otizm <span>İzlem </span>Birimi Sorumlusu Doç. Dr. Sezen Köse, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) hakkında bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizm spektrum bozukluğunun tanımı belirtileri ve sıklığı ile ilgili açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Köse,<b> “</b>Otizm Spektrum Bozukluğu kişilerin başkalarıyla ve dünyayla nasıl etkileşime girdiğini etkileyen ve belirtileri yaşamın ilk yıllarında başlayan nörogelişimsel bir tablodur. Özellikle sosyal ilişkiler ve iletişim becerileri olmak üzere hayatın pek çok alanındaki işlevselliğe yansıyan beyin gelişimi, bağlantıları ve işleyişinin etkilendiği bir bozukluktur. Yani beyin gelişiminde yaşamın erken döneminde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklanır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ayrıca tekrarlayıcı ve takıntılı davranışlar, ilgi alanları, duyusal hassasiyetler yani ses duyarlılığı, koku, tat, dokunma duyarlılığı gibi farklılıklar da tanı kriterleri arasında yer alır. Günümüzde 4 yaşındaki çocukların yüzde 2,1’inde, 8 yaşındaki çocukların ise yüzde 2,7’sinde yani 36 çocuktan 1’inde OSB saptandığı bildiriliyor. Yani çocukların yaklaşık olarak yüzde <span>2’sini</span> etkiliyor” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“OSB’nin belirtileri her çocukta farklı olabilir” </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizm belirtilerinin genel olarak bir yaş civarı anlaşılabildiğini ifade eden Doç. Dr. Köse, “Hatta ileriki dönemde otizm tanısı almış olan bebeklerin 6-10 aylık iken karşısındaki yüzlere bakış süresi ve beyin yanıtlarının yetersiz olduğu, 6 aylık bebekken bile yüzlere bakma sürelerinin daha kısa olduğu saptanmıştır. Geç başlangıçlı bazı olguların belirtilerinin ise 18-24 ay arasında görülmeye başlayabileceği belirtilmektedir. Otizm belirtilerinin hafiften ağıra doğru bir yelpazede yer aldığını ve zaman içinde bazı değişimler görülebileceğini, belirtilerin yaş dönemine ve çocuğun gelişimsel düzeyine göre görünümlerinin farklılaşabildiğini bilmekteyiz, bu nedenle tablo otizm spektrumu olarak ifade edilmektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>OSB’nin belirtilerinin her çocukta farklılık gösterdiğini söyleyen Doç. Dr. Köse, “</span></span><span><span>Bazı çocuklarda zihinsel yetersizlik, dil-konuşma becerileri ve öz bakım becerilerinde belirgin gerilikler, sosyal iletişim ve etkileşime hiç girmeme, kaçınma, göz teması kurmama, adına yanıt vermeme, başına buyruk davranışlar görülebilirken; bazı çocukların ise zihinsel işlevselliği, dil ve konuşma becerileri ve akademik başarısı normal olabilir. Olguların yaklaşık yüzde 60’inda zihinsel yetersizlik yoktur. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>OSB’li bazı olgular </span>sosyal ilişkiye istekli ve aktif olabilirler ancak davranışlarını ortama uygun şekilde ayarlama, empati ve duygu düzenleme sorunları nedeniyle akranları tarafından tuhaf karşılanıp dışlanmaya, zorbalığa maruz kalabilirler. Bazı OSB’li çocuklar ise özel bir alanda çok yetenekli olabilmektedirler. Yani, OSB belirtileri, çocuğun gelişimsel düzeyine ve gelişimsel dönemlere göre, her çocukta farklı seyredebilir. Eğer çocuğunuzun sosyal, iletişimsel yetersizlikleri olduğunu düşünüyor ve takıntılı, tekrarlayıcı davranışlar ya da ilgi ve merakları konusunda endişeliyseniz mutlaka OSB konusunda deneyimli bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanına başvurulmalıdır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Anne ve babanın davranışları ve ilgi yetersizliği otizme neden olmaz”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin oluşumunda etkili olan faktörlerden de bahseden Doç. Dr. Köse,<b> “</b>Otizm Spektrum Bozukluğunun, çoğul genetik faktörler ve gen ile çevre etkileşimi sonucu beyin gelişimi, bağlantıları ve işlevselliğinin etkilenmesi ile ortaya <span><span>çıktığı kabul edilmektedir</span></span></span></span><span><span><span><span>.</span></span></span></span> <span><span>Yani beyin gelişiminde yaşamın erken döneminde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklanır. <span><span>Özellikle belirtmeliyiz ki </span></span>anne babanın davranışları ve ilgi yetersizliği otizme neden olmaz. Aşılar kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı dahil besinler ve ağır metaller ile otizm arasında hiçbir bağlantı bulunamamıştır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin tedavi edilebilen bir bozukluk olduğunu da ifade eden Doç. Dr. Köse, “Otizmin bilinen, bilimsel dayanaklı en yaygın müdahale yöntemi iyi yapılandırılmış bireysel ve grup özel eğitim uygulamalarıdır. Erken tanı ve uygun müdahale, tedavi yanıtında çok önemlidir. 2,5 yaşından önce tanı almış ve tedaviye başlayan grupta sosyal belirtilerde iyileşme oranlarının yüzde 65’e vardığı bildirilmiştir. Yani erken tanı ve erken başlayan uygun, bireyselleştirilmiş özel eğitim uygulamaları seyirde çok önemlidir. OSB’li her çocuk aynı olmadığı için eğitim ihtiyaçları ve eğitime cevap süreleri de değişmektedir. Ancak her çocuk farklı hız ve düzeylerde de olsa özel eğitimden faydalanır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>Otizm tedavisinde aile eğitimi çok önemli </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Otizmin tedavisinde aile eğitiminin çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Köse, “Bireysel ve grup özel eğitimin yanı sıra ailelere yönelik eğitim programları, duyuların düzenlenmesi ve bedensel aktivitelere yönelik eğitsel yaklaşımlar da tedavi programlarının içinde yer almaktadır.  Tipik gelişim sürecinde de çocuğun prososyal davranışlarının gelişimi kademeli ve komplekstir, hem kalıtımdan hem çevreden etkilenir. Tipik çevresel faktörlerin başında aile atmosferi, öğretmen-çocuk ilişkisi ve yaşıt ilişkileri gelmektedir. Ebeveynlerin kabullenici, sıcak, olumlu, cesaretlendirici, zorlayıcı olmayan disiplin ve rehberlik sağlayabilmelerinin de önemli olduğunu görmekteyiz. Bu noktada ebeveynlerin kendi fiziksel ve ruhsal sağlıklarını da ihmal etmemeleri önemli olmaktadır. Otizmde ilaç tedavileri, çocuğun gelişimsel ilerlemesini, günlük işlevselliğini ve eğitim almasını engelleyen eşlik eden şiddetli ve uyum bozucu olan davranış sorunlarının yönetiminde ve eşlik eden mevcut psikiyatrik tabloları tedavi etmek ve işlevselliği arttırmak için kullanılmaktadır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Köse, “Sonuç olarak, otizm belirtileri her bireyde farklı düzeyde görünebilmektedir. Erken dönemdeki en önemli belirtiler göz temasında yetersizlik, adına tepki vermeme, ortaklaşa dikkat oluşturmama, parmakla işaret etmeme, sevinçlerini paylaşmama, uyku, beslenme sorunları ve dil gelişiminde gerilikler olarak kendini gösterebilmektedir. Otizmli bireylerin farklı işlevsellik düzeyi ve eşlik eden farklı durumları nedeniyle farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu nedenle bireysel ve bütüncül çok yönlü tedavi programları hazırlanmalıdır. Erken tanı ve uygun özel eğitim müdahalelerinin tedavi başarısı yüksektir. Tedavinin çocuğun dönemsel ve gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dinamik, kademeli ve bireyselleştirilmiş olarak sunulması önemlidir.  Tedaviye ailenin katılımı ve iş birliğinin çok önemli olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“</span></span></b><b><span><span>Otizme Çok Yönlü Bakış” başlıklı sempozyum düzenlenecek </span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Doç. Dr. Köse, “Bu yıl EÜTF Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı olarak 14 Nisan’da ‘Otizme Çok Yönlü Bakış’ başlıklı bir sempozyum düzenleyeceğiz. Çok değerli hocalarımızdan otizmin klinik, nörolojik, genetik yönünü, <span>bilimsel kanıtlanmış </span>özel eğitim uygulamalarını, öğretim katılım hakkı ve kapsayıcı eğitim uygulamalarını ve bu alanlardaki son verileri dinleyeceğiz. İlgilenen herkesi sempozyumumuza bekleriz, halkımıza açıktır ve katılım ücretsizdir. Programın ayrıntılarına farkindayim.org sitesinden ulaşabilirsiniz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-sezen-kose-otizmde-erken-tani-ve-tedavi-oldukca-onemli-361841">Doç. Dr. Sezen Köse &#8220;Otizmde erken tanı ve tedavi oldukça önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2023 07:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358120</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Benim Adım Farah” dizisiyle tekrar gündeme gelen, halk arasında Balon Çocuk Hastalığı olarak bilinen Ağır Kombine İmmün Yetmezlik, 500’e yakın hastalığı içine alan Primer İmmün Yetmezlik (PİY) grubunda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120">Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Benim Adım Farah” dizisiyle tekrar gündeme gelen, halk arasında Balon Çocuk Hastalığı olarak bilinen Ağır Kombine İmmün Yetmezlik, 500’e yakın hastalığı içine alan Primer İmmün Yetmezlik (PİY) grubunda yer alıyor. </strong></p>
<p><strong>Hastalığın temel özelliğinin tekrarlayan, dirençli ve çoğu zaman hastaneye yatış gerektiren ağır enfeksiyonlar olduğunu söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Günseli Bozdoğan, hastalığın kesin tedavisinde tek etkili yöntemin kemik iliği nakli olduğunu belirterek, “Ülkemizde bu hastalık ile ilgili tarama programı maalesef yok. Tarama testleri ile erken tanı konması durumunda kök hücre naklinin başarısı %95&#8217;lere çıkıyor. </strong></p>
<p><strong>Hasta mikropla karşılaşıp, organ hasarı geliştikten sonra tedavinin başarı şansı düşüyor. Yani pek çok hastalıkta olduğu gibi erken tanı hayat kurtarıyor!” dedi.</strong></p>
<p>İmmün sistem (bağışıklık sistemi) T hücreler, B hücreler, NK hücreler, nötrofiller ve makrofajlar gibi çeşitli hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin farklı işlevleri vardır ve her biri farklı mikroplarla savaşırlar.  Bu hücreler vücudumuzu mikroplardan korumak için iletişim halindedirler ve mükemmel bir organizasyonda hareket ederler. İnsan vücudundaki her hücre gibi bağışıklık sistemi hücreleri de işlevlerini belirleyen genetik materyal içerir ve bir grup genin kontrol ettiği talimatlara uyarak çalışırlar. İmmün sistem hücrelerini yöneten genlerin bozukluğu sonucunda bağışıklık sistemi normal işlevlerini yerine getiremez, vücudumuz mikroplara karşı savunmasız hale gelir ve tekrarlayan ağır enfeksiyonlar oluşur. <strong>Balon çocuk hastalığı olarak bilinen</strong> <strong>ağır kombine immün yetmezlik, T hücrelerin gelişimi engelleyen genetik bir bozukluk olarak tanımlanıyor.</strong> <strong>Bu hastalarda çok zayıf mikropların bulaşması bile ölümle sonuçlanabilir.</strong></p>
<p>Acil tanı ve tedavi sağlanamadığı durumlarda hastalar ağır enfeksiyonlar nedeniyle 1 yaşına gelmeden yaşamlarını yitirebiliyorlar. Bir zamanlar hastayı hayatta tutmak için tek yol hastanın izole steril bir ortamda yaşamasını sağlamak iken günümüzde <em><strong>kemik iliği nakli (kök hücre nakli)</strong></em> başarılı bir şekilde uygulanarak hastalar sağlıklı ve normal bir hayat sürdürebiliyorlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>BEŞYÜZE YAKIN HASTALIĞI KAPSIYOR, HER YAŞ VE CİNSİYETTE GÖRÜLEBİLİYOR</strong></p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Günseli Bozdoğan, </strong>bağışıklık sisteminin doğuştan itibaren eksik ya da yetersiz olmasının “Primer immün yetmezlikler veya yeni tanımıyla immün sistemin doğumsal kusurları” olarak bilinen nadir hastalıkları ortaya çıkardığını söyledi. Beş yüze yakın hastalığı kapsayan primer immün yetmezliklerin çoğunluğunun doğumsal genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıktığını ve her yaş ve cinste görülebildiğini söyleyen Günseli Bozdoğan, hastalarda birbirinden farklı klinik bulguların görülmesiyle beraber ortak özelliklerinin bağışıklık sisteminin eksikliği ya da yetersiz çalışması olduğunu anlattı. Bağışıklık sisteminin temel görevinin vücudu mikroplara karşı korumak olduğunu belirten Bozdoğan, immün yetmezliklerin temel özelliğinin ise tekrarlayan, dirençli ve çoğu zaman hastaneye yatarak tedavi edilen ağır enfeksiyonlar olduğunun altını çizdi. Aile bireylerinde benzer bulgular olabileceğine de dikkat çeken Bozdoğan, “Primer immün yetmezliğin en ağır formlarından biri ağır kombine immün yetmezliktir. Ağır kombine immün yetmezlik, halk arasında Balon çocuk hastalığı (bubble boy disease) olarak da bilinen mikroplarla savaşma yeteneğinin doğuştan eksik olduğu nadir görülen çok ciddi bir hastalıktır” diye konuştu. </p>
<p><strong>KESİN BİR TEDAVİSİ VAR MI?</strong></p>
<p>Hastalığın kesin tedavi yöntemini anlatan Doç. Dr. Günseli Bozdoğan şunları söyledi: “Kesin tedavi kök hücre nakli yani diğer adıyla kemik iliği naklidir. Kemik iliği nakli ülkemizde pek çok merkezde başarı ile uygulanmaktadır. Aile içi tam uygun donör ilk seçenektir. Tam uygun donör bulunmadığında aile içi yarı uygun donör veya akraba dışı tam uygun donörden de nakil mümkündür. Ülkemizde devlet kök hücre naklini karşılamaktadır. Kök hücre nakli yapan merkez sayısı sınırlı olsa da ulaşılabilir bir tedavidir. Hastalığın bazı alt tiplerinde gen tedavisi de mümkündür. Gen tedavisi hastalık yapan bozuk genin düzeltilerek yeniden hastaya transfer edilmesi şeklindedir.  Transfer işlemi için lentivürüs ya da retrovirüsler vektör olarak kullanılır. Fakat bu tedavi ülkemizde uygulanan bir tedavi yöntemi değildir. Diğer bir tedavi yöntemi immunoglobulin (IG) yerine koyma tedavisidir ve 3-4 haftada bir tekrarlanır. Hastalara tanı konur konmaz, IG tedavisi ile beraber koruyucu dozda ve gerektiğinde enfeksiyonu tedavi etmek üzere antibiyotik uygulanır, böylece hastayı korumak mümkün olur. Kök hücre nakli yapılana kadar hatta nakil başarılı olana kadar bu tedavi devam eder.”</p>
<p><strong>AKRABA EVLİLİKLERİ ARTTIKÇA PİY RİSKİ DE ARTIYOR</strong></p>
<p>Akraba evliliklerinin sık olduğu ülkemizde PİY’in görülme sıklığının da yükseldiğini ifade eden Bozdoğan, “Genlerimizi oluşturan bir çift kromozomun yarısı anneden diğer yarısı babadan çocuklara aktarıldığı için akraba evliliklerinde PİY riski belirgin olarak artmaktadır. Öyle ki hastalığın ülkemizde görülme sıklığı 10 binde 1 iken ABD’de bu oran 58 binde 1’dir. Diğer ülkelere nazaran ülkemizde PİY, daha fazla görülür” dedi.</p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI YOK”</strong></p>
<p>Bu hastalıkta erken tanının kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Bozdoğan, hastalığın etkin bir tedavi seçeneğinin olması ve doğumu takiben bulgu verme süresinin çok kısa olması nedeniyle yenidoğan tarama programı için oldukça uygun bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Hastalık ortaya çıkmadan ve hastaya herhangi bir mikrop bulaşmadan, tarama testleri ile erken tanı konması durumunda kök hücre naklinin başarısının %95&#8217;lere çıktığını söyleyen Bozdoğan, “Hasta mikropla karşılaşıp, organ hasarı geliştikten sonra tedavinin başarı şansı düşer. Bu durumda erken tanı hayat kurtarır. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki ülkemizde bu hastalık ile ilgili tarama programı maalesef yok” diye konuştu.</p>
<p><strong>ADI NEDEN BALON ÇOCUK HASTALIĞI? HİKAYESİ NASIL BAŞLADI?</strong></p>
<p>Hastalığın tedavisinin henüz bilinmediği 1971 yılında ABD, Texas’ta dünyaya geldi David Phillip Vetter. Herkes onun gerçek adını David Bubble sanıyordu, bunun nedeni insanların Vetter ailesini dışlamasını engellemekti. Ailenin daha önce 1963 yılında bir erkek çocukları olmuş ancak onu hastalıklardan koruyamadıkları için 7 ay sonra ölmüştü. Doktorlar aileye çocuklarının ağır kombine immün yetmezlik hastalığına yakalandığını söylemişlerdi. Tekrar çocukları olduğunda çocuğu mikroplardan uzak tutmak için bir balonun içinde tuttular ve 12 yıl yaşatabildiler. Yiyecek, içecek, giysi, her şey bu balonun içine girmeden önce sterilize ediliyordu. Bu balona televizyon ve birkaç oyuncak koyulmuştu. Hatta NASA tarafından tasarlanmış bir başlık kullanıyordu David. Doktorlar sonunda David&#8217;e kız kardeşi Katherine’den kemik iliği nakletmeye karar verdi. Operasyon gayet başarılı geçti. Fakat ilk kez balon dışına çıkan David, nakilden 2 gün sonra ilk kez hasta oldu. İshal, ateş, şiddetli kusma ve bağırsak kanaması başladı. David steril odadan çıkarıldıktan sadece 7 gün sonra 22 Şubat 1984’te öldü. Günümüzde bu hastalar kemik iliği nakli ile Balon Çocuğun çektiği zorlukları çekmeden çok daha erken yaşlarda normal hayatlarına devam edebiliyorlar.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120">Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokom körlüğünden korunmak için erken teşhis önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokom-korlugunden-korunmak-icin-erken-teshis-onemli-356263</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2023 09:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[körlüğünden]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=356263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, tüm dünyada kutlanan Glokom Haftası sebebiyle hastalığın teşhis ve tedavisi ile ilgili vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokom-korlugunden-korunmak-icin-erken-teshis-onemli-356263">Glokom körlüğünden korunmak için erken teşhis önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği, tüm dünyada kutlanan Glokom Haftası sebebiyle hastalığın teşhis ve tedavisi ile ilgili vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.  </strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, glokomu, &#8220;göz sinirinin hasar görmesi sonucu meydana gelen, başlangıçta görme alanını daraltan, ilerleyen dönemlerde ise körlüğe yol açan ve sinsice ilerleyen bir hastalık&#8221; olarak tanımladı.</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Kıvanç Güngör ayrıca deprem bölgesinde glokom hastalığı olan yaklaşık 300 bin kişinin bulunduğunu tahmin ettiklerini, bu hastaların görmelerinin korunması için tedavilerinin yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Afet bölgesinde mobil göz muayene hizmeti vermek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Kıvanç Güngör</strong>, Dünya Glokom Derneği tarafından hastalıkla ilgili farkındalık oluşturmak toplumdaki bilinçlendirmeyi artırmak amacıyla her yıl mart ayının ikinci haftasının &#8220;Dünya Glokom Haftası&#8221; olarak kutlandığını belirtti.  Türk Oftalmoloji Derneği olarak Türkiye&#8217;de hastalığın erken dönemlerde teşhis edilebilmesi ve görmenin korunabilmesi için temel göz muayenelerine olan gereksinimi halka duyurmayı amaçladıklarını dile getiren Güngör, hafta kapsamında insanları göz tansiyonu ölçümü konusunda bilinçlendirmek için çalışmalar yürüttüklerini, glokom hakkında farkındalığı oluşanların göz doktorlarına başvurduklarını ifade etti.</p>
<p><strong>Deprem bölgesinde yaklaşık 300 bin glokom hastası var</strong></p>
<p>Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen depremlerin ardından, dernek olarak bu bölgelerde mobil göz muayenesi hizmeti sunmaya hazırlandıklarını aktaran Prof. Dr. Kıvanç Güngör, &#8220;Ülkemizde 2 milyon glokom hastası olduğu tahmininden hareket edersek, bu hastaların yaklaşık 300 binden fazlasının deprem bölgesinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu hastaların görme kaybı yaşamamaları için takip ve tedavilerinin aksamaması amacıyla, gerekli önlemleri almaya çalışıyoruz. Bu kapsamda Türk Oftalmoloji Derneği olarak deprem bölgesindeki illerde mobil göz muayenesi hizmeti vermek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz.&#8221; diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Güngör, glokom hastalığının, görme yolundaki sinir hücrelerini bozduğuna dikkati çekerek, &#8220;Hastalığın önemli nedenlerinden biri, hastaların çoğunda yükselen göz tansiyonunun, göz sinirindeki kan dolaşımı ile beslenmesini bozması ve bu basıncın sinir hücrelerinde harabiyet oluşturmasıdır. Göz sinirinde oluşan hasarın geri dönüşü yoktur. Bu nedenle erken tanı ve tedavi çok önemlidir.&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>Dünyada 6 buçuk milyon insan görme kaybı yaşadı</strong></p>
<p>Hastalığın doğuştan itibaren her yaşta görülebildiğini, ancak genellikle 40 yaşlarından sonra ortaya çıktığını ifade eden Güngör, yaş ilerledikçe bunun görülme sıklığının arttığını ve glokomun birçok tipinin kadınlarda daha sık görüldüğünü belirterek, doğumsal olanlara ise erkeklerde daha sık rastlandığını belirtti.</p>
<p>Türkiye ve dünyada göz tansiyonunun görülme sıklığını aktaran Güngör, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Dünyada glokomlu kişilerin sayısı, özellikle 40&#8217;lı ve 80&#8217;li yaşlar arasında geçtiğimiz yıllarda 70 milyonlardayken 2050&#8217;li yıllarda bu sayının en az iki katına çıkacağı düşünülmektedir. Kırk yaş üstünde glokom görülme olasılığı yüzde 2 civarındadır. Bu hastalık nedeniyle 6 buçuk milyon insan görme kaybı yaşamasına sebep olmuştur. Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 2-2,5&#8217;tur. Türkiye&#8217;de tanı konmuş glokomlu hasta sayısı 500 bin civarındadır. Ancak glokomlu sayısının bunun 4 katı olduğu tahmin edilmektedir. Diğer bir deyişle yaklaşık 2 milyon hastanın 1 buçuk milyonu henüz tedaviye kavuşamamıştır.&#8221;</p>
<p><strong>Tedavi yöntemleri neler?</strong></p>
<p>Belli aralıklarla göz siniri üzerinde cihazlarla yapılan değerlendirmelerde hasar saptanırsa damlalarla göz tansiyonunu düşürmek ve görme alanındaki kaybı durdurmak gerektiğini belirten Güngör, &#8220;Eğer ilaç tedavisinden olumlu sonuç alamazsak lazer uygulamaları ve ameliyatlara gereksinim olmaktadır. Lazer ve cerrahi işlemler hastanın klinik durumuna göre farklı tekniklerle uygulanabilmektedir. Tedavi için geç kalınırsa ya da yetersiz olursa glokom körlükle sonuçlanabilmektedir.&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokom-korlugunden-korunmak-icin-erken-teshis-onemli-356263">Glokom körlüğünden korunmak için erken teşhis önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 10:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[körlükten]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “Göz tansiyonu” veya “Karasu hastalığı” olarak da bilinen glokom, çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen göz rahatsızlığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540">Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “Göz tansiyonu” veya “Karasu hastalığı” olarak da bilinen glokom, çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen göz rahatsızlığıdır. Aile öyküsünün ve ileri yaşın başlıca risk faktörü olduğu bu hastalıkta uygulanacak tedavilerle glokomunun ilerlemesinin önüne geçilebileceği ancak meydana gelen sinir tahribatının düzeltilemeyeceği bilinmelidir. Bu sebeple glokom hastalığında erken tanı konulması ve rutin kontrollerin aksatılmaması büyük önem taşır. Memorial Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Gümüş, glokom ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hasar kalıcı hale gelebilir</strong></p>
<p>Göz içi basınç yüksekliğine bağlı olarak meydana gelen görme sinirinin ilerleyici tahribatı olan glokom, bazı durumlarda göz içi basıncı normal değerlerde olan kişilerde de görülebilmektedir. Genetik nedenlerle oluşabilen glokomun başlıca nedeni gözde bulunan drenaj kanallarının tıkanması veya bazı yapısal bozukluklar sonucunda işlevselliğini kaybetmesidir. Oluş mekanizmasına, ortaya çıkış zamanına ve gözün yapısına göre farklı şekilde sınıflandırılan glokomun en çok rastlanılan türü ise “açık açılı” glokom olmaktadır. Toplumun yaklaşık yüzde 1’inde ve daha çok 40 yaş üzerinde ortaya çıkan açık açılı glokomda, göz içi basıncının artış hızı nispeten yavaş olur ve hasta bunun farkına geç vardığı için oluşan hasar kalıcı hale gelir. </p>
<p><strong>Glokom krizi acil müdahale gerektirir</strong></p>
<p>Diğer bir tür olan ve glokom krizi olarak da bilinen “Dar açılı” glokomda ise göz sıvısının dışa akışındaki ani duraklamaya bağlı olarak göz içi basıncı hızlı bir şekilde yükselir. Bu hastalarda şikayetler ani ve belirgin olur. Göz tansiyon krizi olarak da bilinen bu duruma acil müdahale edilmesi gerekir. Aksi halde hastalarda kalıcı körlük oluşur. </p>
<p><strong>Yetişkinlerde hiçbir bulgu vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilir</strong></p>
<p>Glokom belirtileri çocukluk ve yetişkinlik çağında farklı şekilde görülür. Çocukluk çağında ortaya çıkan glokomun en yaygın belirtisi kornea çapının normalden geniş olması, ışığa duyarlılık ve göz sulanması olurken; yetişkinlerde ise çoğu zaman belirti görülmez. Görme sinirlerinde yaklaşık yüzde 50 hasar meydana gelmeden yani başlangıç döneminde hiçbir bulgu vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilir. Ancak göz tansiyonu çok yükseldiğinde bazı hastalarda şiddetli ağrı, kusma, kızarıklık ve görme azalması gibi belirtiler görülebilir. Bu durum acil müdahaleyi gerektirir. </p>
<p><strong>Erken teşhis kalıcı körlükten kurtarır</strong></p>
<p>Glokomun görme sinirlerinde meydana getirdiği tahribatın geri dönüşü olmadığından hastalığın erken teşhisi büyük öner taşır. Bu sebeple 40 yaş üzerindeki kişilerin yılda bir kez, aile öyküsü olanların ise 6 ayda bir mutlaka rutin göz muayenesi yaptırması gerekmektedir. Hastalığın geç teşhis edilmesi telafisi mümkün olmayan görme kayıplarına ve körlüğe neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>İleri yaş ve aile öyküsü tanı koymaya yardımcı olur </strong></p>
<p>Glokom hastalığının en önemli risk faktörleri arasında aile öyküsü ve ileri yaş bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, göz içinde psödoeksfoliasyon materyalinin bulunması da önemli bir glokom risk faktörüdür. Hastalarda diyabet, sistemik hipertansiyon, uyku apnesi mevcudiyeti ve sigara tüketimi de glokomla ilişkili olabilmektedir. Tanı konulmasında aile öyküsü önem taşımaktadır. Ancak yapılacak testler ile bu hastalık belirlenebilir. </p>
<p><strong>Tedavi glokom türüne göre farklılaşıyor </strong></p>
<p>Açık açılı glokom hastalığının tedavisinde göz içi basınç düşürülerek, görme sinirindeki tahribatın ilerlemesi durdurulur veya yavaşlatılır. Tedavide yer alan ilaçların mutlaka doktor kontrolünde ve ömür boyu kullanılması gerekmektedir. Topikal ilaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda lazer ya da farklı cerrahi tedaviler de uygulanabilmektedir. Dar açılı glokomun tedavisi is acil ve farklıdır. Kriz çoğunlukla öncelikle tıbbi müdahale ve ardından cerrahi tedavi gerektirir. Glokom tedavilerinin tümünün amacı gözün mevcut durumunu korumaktır. </p>
<p>Yapılan tüm tedavilerde amaç gözün var olan durumunun korunmasıdır. Tedaviler ile glokom hastalığında oluşmuş hasarın düzeltilemeyeceği, ancak zamanında yapılan tedavi ile gelecekte oluşabilecek hasarların önüne geçmenin mümkün olabildiği unutulmamalıdır. Bu sebeple rutin göz muayeneleri ve takip ihmal edilmemelidir. </p>
<p><strong>Suya dalma ve vücudu zorlayan bazı hareketler glokomu kötü yönde etkileyebilir</strong></p>
<p>Sağlıklı vücutta glokomun kötüleşme hızı yavaşlayacağı için hastalara spor yapılması önerilir. Ancak pigment dispersiyonu sendromu ve bunun sonucu gelişecek pigment glokomu adı verilen özel bir glokom tipinde hastaların ağır sporlardan kaçınması gerekmektedir. Hastalar spor yapmadan önce sahip olduğu glokom çeşidini mutlaka doktoruna sormalıdır. Ayrıca dalma sporu ve vücudu zorlayan bazı hareketler (örneğin bazı yoga pozisyonları) göz içi basıncını artırarak glokoma olumsuz etki edebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-tani-kalici-korlukten-kurtariyor-355540">Glokomda Erken Tanı Kalıcı Körlükten Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 13:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı Dr. Aresh Soudmand, meme kanseri hakkında bilgilendirdi. Meme kanserinin erken tanısında en önemli faktörün kişinin bilinçlenmesi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Aresh Soudmand, "Meme kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi, tedavinin başarısını ve hayatta kalma şansını artırır” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910">Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı</p>
<p>Dr. Aresh Soudmand, meme kanseri hakkında bilgilendirdi. Meme kanserinin erken tanısında en önemli faktörün kişinin bilinçlenmesi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Aresh Soudmand, &#8220;Meme kanserinin erken dönemde teşhis edilmesi, tedavinin başarısını ve hayatta kalma şansını artırır” diye konuştu.</p>
<p><b>“50 YAŞ ÜZERİNDE DAHA YAYGIN”</b></p>
<p>Kanser, vücudumuzdaki herhangi bir organ ya da dokudaki hücrelerin kontrol dışı çoğalması ve büyümesi sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Meme kanseri ise meme dokusundaki hücrelerden gelişen kanserlerdir. Sıklıkla 50 yaş sonrası ortaya çıkan meme kanseri, kadınlarda görülen kanser tipleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Tüm yaşamı boyunca her sekiz kadından birinin kansere yakalanma riski mevcuttur. Meme kanserinin görülme sıklığı yaş ilerledikçe artar. Meme kanserinin risk faktörleri,</p>
<p>•  Fazla kilolu olmak</p>
<p>• Alkol ve sigara kullanmak,</p>
<p>• Fiziksel aktivite azlığı,</p>
<p>•  Uzun süreli hormon tedavisi almak,</p>
<p>•  Aile hikâyesi ve genetik faktörler (Anne veya kardeşte meme kanseri görüldüğünde hastalık riski üç kat artmaktadır.),</p>
<p>• 30 yaşından sonra doğum yapmak veya hiç doğum yapmamış olmak,</p>
<p>•  Erken yaşta adet görmek (hayatları boyunca daha fazla östrojen hormonuna maruz kalacaklarından dolayı risk artmaktadır),</p>
<p>•  Menopoza geç girmek (Burada da etken yine uzun süre östrojen hormonuna maruz kalmak).</p>
<p><b>“YILDA BİR KEZ MAMOGRAFİ ÇEKİLMELİ”</b></p>
<p>En sık rastlanan belirti memede ve koltuk altında ağrısız, zamanla yavaş yavaş büyüyen bir kitlenin hissedilmesidir. Ağrı çok nadiren de olsa eşlik edebilir. Memede şişlikler, deride kalınlaşma, meme ucunun içe dönmesi, deride kızarıklık ve tahriş nadiren de olsa meme kanserinin diğer belirtileridir. Erken tanı için en temel yöntem, evde kendi kendine yapılan meme kontrolleridir. Meme dokusu içerisinde herhangi bir şüpheli kitle ele geldiğinde vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır. Normalde 20 yaşından sonra ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi ve yılda bir kez uzman doktora meme muayenesi yaptırmanız önerilir. 40 yaşından sonra ise, ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi ve yılda bir kez mamografi çekilmesi gerekmektedir. Mamografi meme kanseri taramasında en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. 40 yaşından önce özel bir sebep olmadıkça mamografi çekilmesi önerilmez. Bunun sebebi ise, genç kadınlarda meme dokusunun yoğunluğunun fazla olması nedeni ile yeterli bilgi vermemesidir.</p>
<p>Her hastanın tedavisi farklılık göstermekte olup tedavi kararında hastalığın seyri, kanserin evresi, hastanın yaşı ve diğer sağlık sorunları gibi birden fazla faktör etkilidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-tedavisinde-erken-teshis-basariyi-artiriyor-354910">Meme Kanseri Tedavisinde Erken Teşhis Başarıyı Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD Hava Kuvvetleri&#8217;nin E-7 Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Uçağı İhalesini Boeing Kazandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abd-hava-kuvvetlerinin-e-7-havadan-erken-uyari-ve-kontrol-ucagi-ihalesini-boeing-kazandi-354392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 10:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[boeing]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[havadan]]></category>
		<category><![CDATA[ihalesini]]></category>
		<category><![CDATA[kazandı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[uçağı]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boeing, 1,2 milyar dolar değerindeki sözleşme kapsamında, iki yeni ABD varyantı E-7 Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (AEW&#038;C) uçağının geliştirilmesine başlayacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abd-hava-kuvvetlerinin-e-7-havadan-erken-uyari-ve-kontrol-ucagi-ihalesini-boeing-kazandi-354392">ABD Hava Kuvvetleri&#8217;nin E-7 Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Uçağı İhalesini Boeing Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><em>E-7, ABD Hava Kuvvetleri’ne 360 derece kritik alan farkındalığı ve Gelişmiş Savaş Yönetim Sistemi kabiliyetleri sağlayacak. </em></li>
<li><em>Açık sistem mimarisi ve çevik yazılım tasarımı, gelecekteki tehditleri karşılayacak şekilde E-7’nin kabiliyetlerini evrimleştirecek. </em></li>
</ul>
<p>Boeing, 1,2 milyar dolar değerindeki sözleşme kapsamında, iki yeni ABD varyantı E-7 Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (AEW&#038;C) uçağının geliştirilmesine başlayacak.  </p>
<p>Gerçek muharebe şartlarında kendini kanıtlamış, tam entegre ve esnek bir komuta kontrol merkezi olan E-7, en zorlu harekât koşullarında çoklu alan farkındalığı sağlıyor. E-7’nin açık sistem mimarisi ve çevik yazılım tasarımı, uçağın kabiliyetlerinin evrimleşmesine imkân sağlamakla birlikte onu gelecekteki tehditleri engelleme yolunda avantajlı hale getiriyor. </p>
<p>E-7 Programı Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Stu Voboril, “Kendini kanıtlamış bir platform olan E-7, hem ABD Hava Kuvvetleri’nin kısa vadeli Havadan Erken Uyarı ve Kontrol ihtiyaçlarını karşılama kapasitesine sahip hem müşterek kuvvetler arasında entegrasyonu sağlayabilecek tek uçak.” dedi. </p>
<p>E-7, Çok Rollü Elektronik Faz Dizinli (MESA) sensörü aracılığıyla, havadan de denizden birden fazla tehdidin eş zamanlı ve 360 derece takibini yapar. Ordu, MESA sensörünün sağladığı kritik alan farkındalığı sayesinde, uzun menzilde düşman hedeflerini tespit ve teşhis etmenin yanı sıra değişen taktik durumlara dinamik bir şekilde uyum gösterir.  </p>
<p>E-7’nin diğer operatörleri arasında Avustralya Kraliyet Hava Kuvvetleri, Kore Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Türk Hava Kuvvetleri ve İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri bulunuyor. </p>
<p>E-7, bakım ve lojistik masrafları ciddi oranda düşüren ve göreve hazırlığı birinci günden artıran iyi yapılandırılmış bir tedarik zincirini kullanıyor. Yeni Nesil 737-700 uçağından dönüştürülen E-7 platformu; mevcut ticari türev uçak tasarımı, sertifikasyon ve modifikasyon süreçlerinden faydalanarak Hava Kuvvetleri ihtiyaçlarına cevap veriyor.   </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abd-hava-kuvvetlerinin-e-7-havadan-erken-uyari-ve-kontrol-ucagi-ihalesini-boeing-kazandi-354392">ABD Hava Kuvvetleri&#8217;nin E-7 Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Uçağı İhalesini Boeing Kazandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
