<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dikkat | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/dikkat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/dikkat</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>dikkat | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/dikkat</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bütünleşik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[Koruyucu Aile]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yanındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Valiliği, Ümraniye Kaymakamlığı, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve İstanbul Koruyucu Aile Derneği (İSTKAD) iş birliğiyle hazırlanan projenin açılış toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Senato Salonunda geniş bir katılımla yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775">Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, İstanbul Valiliği, Ümraniye Kaymakamlığı, İstanbul Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve İstanbul Koruyucu Aile Derneği (İSTKAD) iş birliğiyle hazırlanan projenin açılış toplantısı, Üsküdar Üniversitesi Senato Salonunda geniş bir katılımla yapıldı. Proje ile dezavantajlı çocukların sağlık hizmetlerine erişiminin &#8220;çocuk dostu&#8221; bir modelle bilimsel temelli ve multidisipliner bir yapıda sürdürülebilir kılınması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Toplumun yarısı dezavantajlıyken diğer yarısı mutlu olamaz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dezavantajlı bireylerin toplumsal huzur ve güven açısından kritik bir rol oynadığını vurgulayarak, empati ve sosyal sorumluluk çağrısında bulundu. Prof. Dr. Tarhan, toplumun önemli bir bölümünü oluşturan dezavantajlı kesimlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Toplumda dezavantajlı bireylerin oranının sanıldığından daha yüksek olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Toplumun yaklaşık yüzde 40-50’si dezavantajlı, üretmeyen kişiler olarak kabul edilir. Bu kesim mutlu olmadıkça diğerlerinin mutlu olması mümkün değil. Evde dezavantajlı bir birey varsa, o evde huzurdan söz edilemez. Dolayısıyla bu konu yalnızca o bireyleri değil, tüm toplumu ilgilendirir.” dedi.</p>
<p><strong>Avantajlı kişilerin en önemli görevi, dezavantajlı bireylerle empati kurabilmek</strong></p>
<p>Avantajlı bireylerin sorumluluğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, empati kurmanın önemine vurgu yaparak, “Avantajlı kişilerin en önemli görevi, dezavantajlı bireylerle empati kurabilmektir. Bu sağlanabilirse toplumsal güven ve huzur da beraberinde gelir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Küresel ölçekte aile yapısına yönelik tehditler bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Küresel bir kültürel emperyalizm aileyi hedef almış durumda. ‘Aileye ne gerek var’ anlayışını yaymaya çalışan projeler var. 2017 yılında bağımlılıkla ilgili incelediğim bir projede aile karşıtı unsurlar dikkat çekiyordu. Destekleyen kurumlara baktığımızda Birleşmiş Milletler Nüfus Planlama Fonu’nun yer aldığını gördüm. Anne-baba duygusunu zayıflatarak nüfusu azaltmayı hedefleyen bir zihniyet söz konusu. Bu tür yaklaşımların farkında olunmalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar günümüzde en kırılgan kesim</strong></p>
<p>Çocukların günümüzde en kırılgan kesimlerden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimde kıyaslamanın olumsuz etkilerine değindi. Prof. Dr. Tarhan, “Bir ebeveyn çocuğuna ‘Arkadaşın ne güzel çalışıyor’ dediğinde, çocuğun ‘Ben seni hiç arkadaşınla kıyaslıyor muyum?’ şeklinde yanıt vermesi, çocukların artık daha bilinçli ve hassas olduğunu ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Devletin dezavantajlı çocuklara yönelik çalışmalarını da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, “Devletimiz ve İçişleri Bakanlığımız bu alanda çok önemli projeler yürütüyor. Üniversite olarak biz de toplumsal katkı alanında Türkiye’nin en yüksek puanlı kurumları arasında yer alıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Nazife Güngör: “Kampüste üretilen bilgiyi toplumsal faydaya dönüştürmek önceliğimiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, üniversitelerin yalnızca akademik bilgi üretmekle sınırlı kalmadığını, bu bilginin toplumsal faydaya dönüştürülmesinin temel sorumluluklarından biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, yeni projeye ilişkin değerlendirmesinde üniversitelerin değişen rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Güngör, “Üniversitelerin kampüs içine kapanan anlayışı artık günümüzde yok. Kampüste üretilen bilgiyi toplumsal faydaya dönüştürmek çok önemli. Biz de bu yönde adımlar attık. Eğitimin yanında toplumsal sorunlara çözüm bulmak bir diğer sorumluluğumuzdur.” dedi.</p>
<p><strong>Hasan Gözen: “Göçle değişen aile yapısına karşı koruyucu aile modeli kritik önem taşıyor”</strong></p>
<p>İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, toplumsal dönüşüm sürecinde aile yapısının değiştiğine dikkat çekerek, koruyucu aile modelinin önemine vurgu yaptı. Gözen, üniversite, kamu ve sivil toplum iş birliğinin projelerde belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Konuşmasına İstanbul Valisi Davut Gül adına katılımcıları selamlayarak başlayan Gözen, projenin içeriğini değerli bulduğunu belirterek, “Ülkemiz hızla sanayileşen, toplumsal ilişkileri farklılaşan bir süreci yaşıyor. Geleneksel aile yapımızda bu tür problemler ya hissedilmiyordu ya da istatistiklere yansımıyordu. Büyükşehirlere göçle birlikte aile yapısı bozuldu. Koruyucu aile bu anlamda önemliydi. Son 30 yıl içerisinde özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın teşekkülü ve üniversitelerle iş birliğiyle güzel bir noktaya gelindi. İstanbul Valiliği olarak Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğümüz aracılığıyla projelere destek veriyoruz. Üniversitenin bilimsel birikiminin bu projeye aktarılması, derneğin sahiplenmesi ve kaymakamlığımızın benimsemesi çok kıymetli. Hayırlı olmasını diliyorum.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yüksel Çelik: “Koruyucu aile modeli çocuklara sıcak bir yuva sunuyor”</strong></p>
<p>Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik, kamu, üniversite ve sivil toplum iş birliğinin önemli bir örneği olan projenin, çocukların sağlıklı gelişimi açısından değerli bir adım olduğunu belirtti. Çelik, önleyici sosyal politikaların önemine dikkat çekti.</p>
<p>Ümraniye’nin demografik yapısına ilişkin bilgi veren Çelik, “Ümraniye, İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden biri. Yaklaşık 730 bin nüfusa sahibiz. İlçe kaymakamlığı olarak her hafta şehit, gazi, yetim ve öksüz ailelerimizi ziyaret ediyoruz. Göreve başladığımda koruyucu aile ziyaretlerini de bu kapsama dahil ettik.” diye konuştu.</p>
<p>İlçede yaklaşık 60 koruyucu ailenin bulunduğunu belirten Çelik, “Bu aileler sayesinde çocuklarımız sıcak bir aile ortamına kavuşuyor. Bu modelin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin projedeki rolüne değinen Çelik, “Üniversitemizin bu hassas kesime yönelik çalışmasını son derece kıymetli buluyoruz. Sorunlar ortaya çıkmadan önce önleyici tedbirlerin hayata geçirilmesi çok önemli.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Halide İncekara: “Çocuğa ulaşamazsak toplumsal sorunları çözemeyiz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Özel Yetenekli Çocuklar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Halide İncekara, çocukların toplumsal yapının merkezinde yer aldığını belirterek, çocuklara yönelik çalışmaların ihmal edilmesinin uzun vadede ciddi sosyal sorunlara yol açtığını ifade etti. İncekara, dezavantajlı gruplara yönelik projelerin önemine dikkat çekti.</p>
<p>İncekara, “Çocuk dediğimiz özel bir varlıktan bahsediyoruz. Çocuğa ulaşamadığınız sürece sokağa ulaşamazsınız. Hastalıkları, suçları konuşuruz çünkü zamanında çocuğu konuşmadık. Mecliste olduğum dönemde çocuk üzerine çalışmalar yaptık. Dezavantajlı grubu en azından daha da geri kalmayacağı şartlara getirmek çok değerli. Çocuğun ailesinin zengin ya da fakir olması fark etmez, çocuk her zaman dezavantajlı olarak kabul edilip elinden tutulması gereken bir varlıktır. Bu projeyi tebrik ediyorum, kolay gelsin.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dr. Nebiye Yaşar: “İçişleri Bakanlığı’nın ilk sağlık odaklı sosyal inovasyon projesi”</strong></p>
<p>Toplumsal Katkı Koordinatörü Dr. Nebiye Yaşar, açılış konuşmasında projenin stratejik önemine dikkat çekerek, şunları söyledi:</p>
<p>“Üniversitemiz 2025-26 döneminde 11 sosyal inovasyon model projeye bilimsel danışmanlık yapmaktadır. Ama bu bizim için çok daha özel değerde. Bu projeyi gerçekten güçlü bir iş birliğiyle, hep birlikte çok sayısız toplantı yaparak oluşturduk. Bugün burada İçişleri Bakanlığı’nın ilk defa kabul etmiş olduğu sağlık alanında bir sosyal inovasyon model projesi için buluştuk. Amacımız, koruyucu aile yanında yaşayan dezavantajlı çocukların biyo-psiko-sosyal iyilik hallerini artırmak için bilimsel kanıta dayalı bir model oluşturmaktır. Bu projede çocuklarımız ilk defa dil ve konuşma becerileri, diş sağlığı ve ihtiyaç duydukları psikiyatri desteği alanlarında bütüncül bir hizmet alacaklar. Üniversitemiz bünyesinde kuracağımız &#8216;Çocuk Dostu Bütünleşik Sağlık Hizmetleri Birimi&#8217; ile bu hizmetleri sürdürülebilir kılacağız.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergün Yücel: “Diş sağlığı sorunları akran zorbalığına dönüşebiliyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, projede çocukların fiziksel rehabilitasyonunun psikolojik süreçlerle nasıl iç içe geçtiğini dile getirerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dokunduğumuz hayatları iyileştirmek, rehabilite etmek temel sorumluluğumuz. Biz de bu üniversitenin en genç fakültesi olarak böyle bir projenin içerisinde bulunmaktan son derece gurur duyuyoruz. Çocukların yaşadığı travmalar fonksiyonlara da yansıyor; diş gıcırdatmadan konuşma bozukluklarına kadar birçok sorunla karşılaşıyoruz. Sağlıklı bir diş yapısı yoksa konuşma sistemi bozulur, bu da okul çağında akran zorbalığı gibi ciddi sosyal sorunları beraberinde getirir. Biz bu çocukları korkutucu klinik ortamlarından uzak, güler yüzlü ve özel çocuk kliniklerinde tedavi edeceğiz. Pedodonti bölümümüzün toleranslı yaklaşımıyla çocuklardaki diş hekimi korkusunu yenmeyi ve onları topluma daha iyi entegre olmuş bireyler olarak görmeyi amaçlıyoruz. Dil ve Konuşma Terapisi bölümümüzle birlikte yürüteceğimiz kısım çok önemli.&#8221;</p>
<p><strong>Neşe Gökalp: “Bir çocuğun elinden tutmakla sorumluluk bitmiyor”</strong></p>
<p>İstanbul Koruyucu Aile Derneği Başkanı Neşe Gökalp, koruyucu ailelik sürecinin yalnızca bir çocuğa yuva sağlamakla sınırlı olmadığını belirterek, çocukların uzun vadeli desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Gökalp, projeyle hem kurum bakımındaki hem de koruyucu aile yanındaki çocuklara ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Halis Kuralay: “Koruyucu ailelere yönelik bütünleşik hizmet projeleri büyük önem taşıyor”</strong></p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısı Halis Kuralay, sosyal hizmetlerin geniş bir kapsama sahip olduğunu belirterek, farklı gruplara yönelik hizmet modelleri geliştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Konuşmasında kurumlarının faaliyet alanına değinen Kuralay, “Biz Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü olarak engellilerden çocuklara, yaşlılardan koruyucu aile hizmetlerine kadar geniş bir alanda sorumluluk üstleniyoruz. Sosyal hizmet merkezlerimiz aracılığıyla ihtiyaçları tespit ediyor ve bireyleri uygun hizmet modellerine yönlendiriyoruz.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koruyucu-aile-yanindaki-cocuklara-butunlesik-saglik-destegi-625775">Koruyucu aile yanındaki çocuklara &#8220;bütünleşik sağlık&#8221; desteği!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulut iş yükü güvenliğinde güvenlik açıklarına dikkat edin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bulut-is-yuku-guvenliginde-guvenlik-aciklarina-dikkat-edin-625625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 07:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görünürlük]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Sanal Makine]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yükü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenliğin en büyük düşmanı karmaşıklık. Bulut varlıklarının, özellikle sanal makinelerin, kolayca devreye alınabilmesi, bunların sayıları artmaya başladığında güvenliğini sağlamak ve izlemek zorunda kalmanın gerçekliğiyle keskin bir tezat oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulut-is-yuku-guvenliginde-guvenlik-aciklarina-dikkat-edin-625625">Bulut iş yükü güvenliğinde güvenlik açıklarına dikkat edin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenliğin en büyük düşmanı karmaşıklık. Bulut varlıklarının, özellikle sanal makinelerin, kolayca devreye alınabilmesi, bunların sayıları artmaya başladığında güvenliğini sağlamak ve izlemek zorunda kalmanın gerçekliğiyle keskin bir tezat oluşturuyor. Makine ve yazılımların yaygınlaşması, genellikle heterojen ve tutarsız kurallarla dolu ortamlar yaratıyor.  Bu da sonuçta bunların savunulmasını zorlaştırıyor. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, bulut iş yükü güvenliğinde güvenlik açıklarına dikkat çekti. </strong></p>
<p>Bulut servis sağlayıcıları yeni sanal makinelerin oluşturulmasını kolaylaştırıyor ancak devreden çıkarılması çoğu zaman aynı hızla yapılmıyor. Çoklu bulut ortamlarında bu durum, güvenlik operasyonlarının dışında kalan iş yüklerinin artmasına neden oluyor. Genel bulut hizmeti sağlayıcıları  (CSP) temel koruma sağlasa da işletim sistemi güncellemeleri, izleme ve erişim politikalarının güncellenmesi müşteriye ait sorumluluklar arasında yer alıyor. Bu nedenle sanal makinelerin fark edilmeden “kontrolden çıkma” riski artıyor.</p>
<p>Bulut görünürlüğü ise birçok kuruluş için kalıcı bir sorun. Kuruluşların yalnızca yüzde 23’ü tüm iş yüklerine kapsamlı şekilde hâkim olduklarını belirtiyor. VM filolarının kontrolsüz büyümesi bu sorunu daha da derinleştiriyor. Yanlış yapılandırılmış depolama alanları ve açık API’ler ihlallerde öne çıkarken sanal makine kötüye kullanımı genellikle fark edilmesi zor bir şekilde gerçekleşiyor. Bir makine öğrenimi mühendisi için hazırlanan ve geniş okuma, yazma erişimi verilen bir VM, proje sona erdikten sonra çoğu kez olduğu gibi kendi hâline bırakılabiliyor. Bu ise saldırganlar için önemli bir fırsat alanı oluşturuyor.</p>
<p>Google&#8217;ın H2 2025 Bulut Tehdit Ufukları Raporu&#8217;na göre, kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi ve yanlış yapılandırma, 2025&#8217;in ilk yarısında tehdit aktörlerinin bulut ortamlarına giriş noktalarında başlıca etkenler olmaya devam etti. Yayımlanan raporun H1 2026 sayısına göre, geçen yılın ikinci yarısında ilginç bir gelişme yaşandı; her iki ilk erişim vektörü de yazılım tabanlı istismarlar tarafından geride bırakıldı. IBM&#8217;in 2025 Veri İhlali Maliyet Raporu&#8217;na göre, birden fazla ortamı içeren bir veri ihlalinin ortalama maliyeti 5,05 milyon ABD doları iken &#8220;sadece&#8221; genel bulutu içeren bir veri ihlalinin ortalama maliyeti 4,68 milyon ABD doları ile çok geride kalmıyor. </p>
<p>Çok az sayıda kuruluş, bulutu çeşitli şekillerde çekici kılan esnekliği ve maliyet verimliliğinden vazgeçmeyi göze alabilir. Daha gerçekçi bir hedef, karmaşıklığı anlaşılır ve yönetilebilir hâle getirmektir ve bu da görünürlükle başlar. Endişe verici bir şekilde, Cloud Security Alliance tarafından yapılan bir ankette, kuruluşların yalnızca %23&#8217;ünün bulut ortamlarına tam görünürlük sağladığı ortaya çıkmıştır. </p>
<p><strong> Bulut iş yükü güvenliğinde görünürlük ve kontrol</strong></p>
<p>Göremediğiniz şeyi güvence altına alamazsınız. Ancak &#8220;ham&#8221; görünürlük tek başına yeterli değildir. Tam bir resim oluşturmaya yardımcı olan bağlam ve korelasyon olmadan elde edeceğiniz şey, biraz daha iyi aydınlatılmış bir kaostan öteye geçmez. Ortamlar genelinde birleşik bir politika uygulamanın ve ardından kuralları, birden çok buluttaki sanal makineler ve kimlik katmanları dâhil olmak üzere çeşitli sistemlerde uygulamanın bir yoluna ihtiyacınız vardır. Muhtemelen bu tür bir birleşme, ortamı daha küçük hâle getirmez ancak saldırı yüzeyini azaltırken ortamı yönetilebilir hâle getirir.</p>
<p>Her kimlik doğrulama denemesi, işlem başlatma, ağ bağlantısı ve dosya değişikliği bir yerde iz bıraktığında, telemetri verilerinin hacmi çok büyük olabilir. Bu nedenle, dikkatli bir şekilde uygulandığında otomasyon da aynı derecede önemlidir. Otomasyon, saldırganların sığınmayı sevdiği boşlukları kapatmaya yardımcı olur ve ağlar büyüdükçe doğal olarak ortaya çıkan &#8220;entropiye&#8221; karşı koyar. Ayrıca rutin görevler ve farklı kaynaklardan gelen telemetri verilerinin korelasyonu, yorulmayan ve dikkati dağılmayan bir sistem tarafından yönetilir. Böylelikle, insan operatörler, insan yargısı gerektiren olay müdahalesi kısımlarına odaklanabilir. </p>
<p>Elbette asıl sorun bulutun kendisi değildir. Ölçeklenebilir ve değişime açık olarak tasarlanmış sistemlerde, özellikle de iş hacmi büyüdükçe bir dereceye kadar karmaşıklık kaçınılmazdır. Bulut iş yüklerinin güvenliğini sağlamak, dijital altyapınız büyüdükçe görünürlük ve kontrolünüzün de buna paralel olarak artmasını sağlamaya bağlıdır. Böylelikle, olaylardan gerçekten acı dersler çıkarmak zorunda kalmazsınız.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulut-is-yuku-guvenliginde-guvenlik-aciklarina-dikkat-edin-625625">Bulut iş yükü güvenliğinde güvenlik açıklarına dikkat edin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[değişimi]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Akın Aytop]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bahar mevsiminin insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri, olası bahar yorgunluğu ve bipolar bozuklukta artış gösteren enerji dalgalanmaları, belirtilerin fark edilmesi ve başa çıkma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri, vücutta biyolojik değişimlere neden olur!</strong></p>
<p>Bahar denildiğinde zihnimizde çoğunlukla benzer imgeler canlandığını ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “İlkbahar yağmuruyla ıslanan toprağın kokusu, yeşeren ağaçlar ve çimler, rengârenk çiçekler, uçuşan kelebekler, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve güneşin içimizi ısıtan enerjisi… Doğadaki bu canlanma hali, çoğu zaman bizde de bir ferahlama ve yenilenme duygusu yaratır.” dedi.</p>
<p>Pek çok kişinin baharla birlikte enerjisinin arttığını, daha motive ve pozitif hissettiğini düşündüğünü dile getiren Aytop, “Gerçekten de mevsim geçişleri, özellikle bahar ayları, vücudumuzda bazı biyolojik değişimlere yol açar. Gün ışığının artmasıyla birlikte serotonin ve dopamin gibi ‘iyi hissettiren’ nörokimyasalların üretimi desteklenebilir. Bu da ruh halimizde iyileşme, enerjide artış ve daha olumlu bir bakış açısı ile ilişkilendirilebilir. Kısacası, baharın gelişiyle birlikte iç dünyamızda da güneş açtığını hissedebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes bu değişimlerden aynı şekilde etkilenmez! </strong></p>
<p>Ancak bu tablonun herkes için aynı olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bazı bireyler baharı enerjik ve neşeli karşılarken, bazıları için bu dönem daha dalgalı bir ruh halini beraberinde getirebilir. Kimi zaman içsel hava durumumuz güneşli değil; parçalı bulutlu, yağışlı ya da fırtınalı olabilir. Bu nedenle baharın etkilerini tek tip bir deneyim olarak değerlendirmek doğru olmaz.” dedi.</p>
<p>Bahar aylarında doğada önemli değişimler yaşandığını yineleyen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte havadaki iyon dengesi de değişebilir. Aynı zamanda bitkilerin uyanmasıyla birlikte polen üretimi artar ve bu polenler rüzgâr aracılığıyla geniş alanlara yayılır. Tüm bu çevresel değişimlerin hem fiziksel hem de ruhsal süreçlerimiz üzerinde etkileri olabilir. Ancak burada üç önemli noktayı vurgulamak gerekir: Herkes bu değişimlerden etkilenmek zorunda değildir; etkilenen kişilerde bu etkilerin şiddeti farklı olabilir; ayrıca bu etkiler herkeste aynı biçimde ortaya çıkmaz. Çünkü genetik yapı, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek sistemleri ve çevresel koşullar gibi bireysel farklılıklar bu süreci doğrudan etkiler.”</p>
<p><strong>Mevsim geçişi uyku düzenini bozabiliyor! </strong></p>
<p>Baharın gelişiyle birlikte biyolojik ritmimizde de değişiklikler yaşanabildiğini aktaran Emine Akın Aytop, “Özellikle melatonin hormonunun üretiminde azalma ve sirkadiyen ritimde kaymalar görülebilir. Bu durum uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Uykunun, hem bedensel hem de zihinsel yenilenme açısından kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Aytop, “Uyku düzenindeki bozulmalar, ruhsal ve fiziksel pek çok sorunu tetikleyebilir. Bunun yanı sıra, serotonin ve dopamin düzeylerindeki dalgalanmalar farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Alerjik reaksiyonlar, nezle ve grip gibi enfeksiyonlar, cilt problemleri, mide-bağırsak rahatsızlıkları veya kalp-damar sistemiyle ilgili sorunlar bahar aylarında artış gösterebilir ya da mevcut şikâyetler şiddetlenebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, dikkatli olunmalı! </strong></p>
<p>Bahar aylarında sıkça karşılaşılan durumlardan birinin de ‘bahar yorgunluğu’ olduğunu kaydeden Emine Akın Aytop, “Bu durum; enerji düşüklüğü, isteksizlik, çabuk yorulma, motivasyon kaybı ve erteleme davranışları ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca uyku ve iştah düzeninde değişiklikler, sabahları uyanmakta zorlanma ve odaklanma güçlüğü de görülebileceğine işaret eden Aytop, “İyi haber ise, bu belirtiler genellikle birkaç hafta içinde, vücudun yeni mevsime uyum sağlamasıyla birlikte kendiliğinden azalır. Ancak bu belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, daha dikkatli olunmalı. Sürekli üzüntü hali, umutsuzluk, ilgi kaybı, yoğun yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler bahar depresyonuna işaret edebilir. Böyle bir durumda profesyonel destek almak oldukça önemlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Belirtilere karşı farkındalık ve gerektiğinde uzman desteği önemli! </strong></p>
<p>Öte yandan, baharın bazı bireylerde tam tersine aşırı enerji artışıyla kendini gösterebildiği bilgisini paylaşan Emine Akın Aytop, “Özellikle bipolar bozukluğu olan kişilerde ilkbahar, manik ya da hipomanik dönemleri tetikleyebilir. Bu dönemlerde kişi kendini aşırı enerjik, güçlü ve hareketli hissedebilir; daha az uykuya ihtiyaç duyar, konuşkanlığı artar, düşünceleri hızlanır ve dürtüsel davranışlar sergileyebilir. Bu nedenle bu tür belirtilere karşı farkındalık geliştirmek ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Baharın getirdiği bu değişimleri daha sağlıklı yönetebilmek için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapılması gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dengeli beslenmek, yeterli su tüketmek, kafein alımını sınırlamak ve uyku hijyenine dikkat etmek bu sürecin temel taşlarıdır. Düzenli fiziksel aktivite, hem bedensel sağlığı destekler hem de ruh halini iyileştirir. Bunun yanı sıra, sosyal medya ve ekran kullanımını sınırlamak, zihinsel yükü azaltabilir. Sağlıklı hobiler edinmek ve iş-özel yaşam dengesini kurmak da bu süreçte önemli rol oynar.</p>
<p>Bilinçli farkındalık (mindfulness) uygulamaları da bahar döneminde içsel dengeyi korumaya yardımcı olabilir. Bu uygulamalar, kişinin dikkatini yargılamadan ‘şimdi ve burada’ya yöneltmesini sağlar. Doğayla temas kurmak da oldukça etkili bir yöntemdir. Özellikle dikkatli farkındalıkla yapılan yürüyüşler, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan iyileştirici olabilir. Yavaş tempoda, duyulara odaklanarak yapılan bir yürüyüş; görme, işitme, dokunma ve koklama duyularını aktive ederek kişinin anda kalmasını destekler. Duygularımızı fark etmek, adlandırmak ve hangi durumlarda ortaya çıktıklarını gözlemlemek de önemli bir beceridir. Bu noktada duygu günlüğü tutmak, içsel süreçleri anlamayı kolaylaştırabilir.</p>
<p>Son olarak, ihtiyaç duyulduğunda profesyonel destek almak önemli bir güç kaynağıdır. Psikolojik destek, bireyin hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesini ve etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu süreç; duygusal dengeyi güçlendirmeye, stresle başa çıkma becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-degisimi-ruh-sagligini-da-degistiriyor-625453">Mevsim değişimi, ruh sağlığını da değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adet]]></category>
		<category><![CDATA[amh]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[değerim]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[olamam]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[yanılgısına]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebek sahibi olmak isteyen kadınların önemli kaygılarından biri de AMH Anti-Mullerian Hormon) testi düşüklüğüdür. Bu test ile ilgili değerlerin düşük çıkması çoğu zaman halk arasında yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” algısını oluşturuyor.  Oysa bilimsel veriler, bu testin tek başına bir belirleyici olmadığını ortaya koyuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, kadınların doğurganlıkla ilgili en sık merak ettiği soruları yanıtlayarak, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreç hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>AMH düşüklüğü çocuk sahibi olunamayacağı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>AMH testi yumurtalık rezervini gösteren bir parametredir ancak tek başına kesin sonuçlar vermemektedir. AMH değeri adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle düşük AMH değeri, bir kadının asla çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemekte, yalnızca doğurganlık süresinin zaman olarak kısaldığını göstermektedir.</p>
<p>Aynı yaş grubundaki kadınlar arasında AMH düzeyi düşük olanlarla normal olanların hamile kalma olasılıkları benzerdir. Ancak düşük AMH saptanan kadınlar için zaman yönetiminin daha önemli hâle geldiğinin bilinmesi gerekir. Bu durumda ya daha erken tedavi planlaması yapılmakta ya da uygun hastalarda yumurta dondurma seçeneği gündeme gelmektedir.</p>
<p><strong>Düzenli adet görmek doğurganlık garantisi değil</strong></p>
<p>Üreme sağlığı konusunda kadınların bilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Toplumda yaygın olan “düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” inanışı bilimsel olarak her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi tükenmiş kadınlar bile 3-7 yıl boyunca düzenli adet görebilmektedir. Bu nedenle adet düzeni tek başına güvenilir bir gösterge olmamaktadır.</p>
<p>Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra, ultrasonografi ile yumurta sayısının değerlendirilmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çok yönlü yaklaşım, kadınlar açısından daha güvenli ve gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Yüksek AMH değeri her zaman avantaj sağlamayabilir</strong></p>
<p>AMH değeri yüksek çıkan kadınların kendilerini uzun yıllar boyunca güvende hissetmeleri de yanıltıcı olabilmektedir. Burada en belirleyici faktör kadın yaşıdır. Yaş arttıkça yumurtalarda kromozomal hatalar artmakta ve bu da gebelik şansını doğrudan etkilemektedir.</p>
<p>Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta elde edilen yumurtaların genetik olarak sağlıklı olma ihtimali düşebilmektedir. Bu nedenle doğurganlık planları yalnızca sayılar göz önünde bulundurularak değil, mutlaka yaş ve kişisel faktörlere göre yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Anne olmak için önleminizi erken dönemde alabilirsiniz</strong></p>
<p>Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir. Temel olarak, âdetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testine bakılması gerekir. Ayrıca ultrasonografi ile yumurta rezervinin, yani yumurta sayısının değerlendirilmesi mutlaka gereklidir. Eğer kariyer planı varsa, kadınlar evliliklerini bir süre ertelemek istiyorlarsa, düzenli olarak her yıl yumurta sayısına bakılmalıdır. Kritik sınırda bir azalma tespit edilirse, kadınların mutlaka hayatlarının merkezine yumurta dondurma stratejisini almaları gerekir. Çünkü daha ileri yaşlarda durum fark edildiğinde yumurta elde edilebilse bile, gebelik oluşturma şansı olan yumurtaların sayısı yaşla birlikte giderek azalır. Dolayısıyla rutin jinekolojik muayeneler, âdetin ikinci günü yapılan FSH testi ve aile öyküsü (özellikle erken menopoz öyküsü) önemlidir. Eğer birkaç yıl içinde yumurta sayısında dramatik bir düşüş başlamışsa, mutlaka üreme sağlığı uzmanı ile görüşülmeli, danışmanlık alınmalı ve henüz evlilik yoksa yumurta dondurma planı yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Yumurta dondurma doğurganlığın sigortası olabilmektedir</strong></p>
<p>Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını doğal olarak ileriye taşımış durumdadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatına daha fazla katılmakta ve çocuk sahibi olma yaşı doğal olarak ertelenebilmektedir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Günümüzde pek çok insan, hayatta önce kariyerini kurmayı, kendini güvende hissetmeyi ve ancak ondan sonra bir</p>
<p>çocuğu dünyaya getirmeyi tercih etmektedir. Bu da çocuk sahibi olmayı</p>
<p>listenin son sıralarına itmektedir. Bu anlaşılır bir durumdur ancak biyolojik gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p>Yumurta dondurma günümüzde kadınlara önemli bir zaman kazanımı sağlamaktadır. Bu yöntem bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. 35 yaşın altında yumurta rezervi azaldıysa, ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta azalmasına sebep olabilecek herhangi bir kronik hastalık mevcutsa kadınlar kanunen yumurtalarını dondurabilmektedir. Ayrıca 38 yaş ve üzerinde, hiçbir kriter aranmaksızın, kadınlar yumurta dondurabilir. Ancak hangi yaşta ve ne kadar sayıda yumurta dondurulduğu çok önemlidir. Bu durum şöyle özetlenebilir: 35 yaşın altında en az 15 yumurta dondurulması gerekir. 35–40 yaş arasında dondurma yapılacaksa bu sayı 2 katına çıkar, yani yaklaşık 30 yumurta gerekir. 40 yaşın üzerinde ise bu sayı 3 katına çıkmaktadır; yaklaşık 40–45 yumurta gibi düşünülebilir. Bunun temel sebebi şudur: Genetik olarak normal 3 embriyo arka arkaya transfer edildiğinde, önemli oranda gebelik elde dilebilmektedir. Yani hedef, genetik olarak normal 3 embriyo elde etmektir. 35 yaşın altında bu embriyo sayısını elde etmek için 15 yumurta yeterli olurken, 35–40 yaş arasında 30 yumurta elde edildiğinde yine 3 genetik olarak normal embriyo elde etme oranı korunur. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta ile bu oran korunabilmektedir. Dolayısıyla “Ben bir, iki, üç adet yumurta dondurdum; artık biyolojik saatimi durdurdum ve güvencem var” gibi düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bilimsel verilere göre sağlıklı bir gebelik şansı için belirli sayıda genetik olarak normal embriyo elde edilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda bu sayıya ulaşabilmek için çok daha fazla yumurtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yumurta dondurma ne kadar erken yapılırsa o kadar avantaj elde edilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/amh-degerim-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-625405">&#8220;AMH Değerim Düşük, Anne Olamam&#8221; Yanılgısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 12:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Klinik Psikolog İhsan Öztekin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625134</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134">Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin nasıl uygulandığı, hangi durumlarda etkili ve güvenli olduğu ile hangi alanlarda kullanılabileceği hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Hipnoterapi bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir! </strong></p>
<p>Hipnoterapide kişinin dikkatinin en üst seviyede yoğunlaştığında ‘trans’ hali oluştuğunu dile getiren Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Birey telkinlere daha açık hale gelir. Ancak her bireyin hipnoterapiye verdiği yanıt farklıdır. Bazı kişiler kolaylıkla hipnotik etki altına girerken, bazılarında bu süreç daha uzun sürebilir.” dedi.</p>
<p>Ağır psikiyatrik vakalarda önceliğin her zaman psikiyatrik muayene ve tedavi olduğunu kaydeden Öztekin, “Hipnoterapi ise bazı durumlar dışında pek çok vakada uygulanabilir. Pozitif semptomların görüldüğü dezorganize psikoz vakalarında, verilen telkinleri algılayamayacak düzeyde ağır zeka geriliklerinde, yaşlılık ve travmalara bağlı beyin fonksiyon bozukluklarında, 5 yaş altı çocuklarda ve işitme engelli bireylerde hipnoterapi uygulanması uygun değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikoz vakalarında hipnoterapi çok daha dikkatli uygulanmalı! </strong></p>
<p>Psikoz vakalarında ise hipnoterapinin çok daha dikkatli uygulanması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bu noktada uygulayıcının hem hipnoterapist hem de uzman bir klinisyen olması önemlidir.” dedi.</p>
<p>Uzmanın, risk faktörlerini değerlendirerek uygun gördüğü takdirde hastayı hipnoterapiye yönlendirdiğini aktaran Öztekin, “Hastanın remisyonda olması ve telkinleri alabilecek durumda bulunması da önem taşır. Bu tür vakalarda derinlemesine çalışmalardan ziyade, daha çok destekleyici ve ego güçlendirici telkinler tercih edilir.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Hipnoterapi, birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kullanılabildiği alanlara değinen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Duygudurum bozuklukları (depresyon, bipolar), anksiyete bozuklukları (kontrol edilemeyen kaygı, korku, panik, gerilim ve sıkıntı), somatoform bozukluklar, yeme bozuklukları (obezite, anoreksiya, bulimia), uyku bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, psikoz (remisyon döneminde), tikler, kekemelik, gece idrar kaçırma, bağımlılıklar (sigara, alkol, madde, kumar, sanal bağımlılıklar), fobiler, travmalar, travma sonrası stres bozukluğu ve performans kaygısı gibi birçok psikolojik sorunda destekleyici bir yöntem olarak kullanılabilir.”</p>
<p><strong>Kişisel gelişim ve eğitim alanında da hipnoterapiden yararlanılabilir! </strong></p>
<p>Kişisel gelişim alanında da hipnoterapiden yararlanılabildiğine işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Kendine güvensizlik ve özgüven eksikliği, sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve korku, topluluk önünde konuşamama, göz teması kuramama, ‘herkes bana bakıyor’ düşüncesi, karşı cinsle ilişkilerde yaşanan sorunlar, kendini kontrol edememe, aşırı tepkiler verme, duygu ve düşünceleri ifade etmede zorluk, titreme, terleme, kekeleme, kızarma, öfke kontrol problemleri ve dürtüsellik gibi durumlarda hipnoterapi destekleyici olabilir. Ayrıca sporda performans artırma amacıyla da kullanılabilir.” dedi.</p>
<p>Öztekin ayrıca hipnoterapinin, eğitim alanında ders çalışma isteksizliği, erteleme davranışı, dikkat süresinin kısalığı, çabuk sıkılma, ders ya da öğretmeni sevmeme gibi sorunların yanı sıra algılama, anlama, hafızaya alma, öğrenme ve bilgiyi hatırlama gibi bilişsel süreçlerin daha verimli hale getirilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Hipnoterapi yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanmalı! </strong></p>
<p>Hipnoterapi uygulamasının, onaylı özel kurumlar ya da üniversiteler tarafından verilen eğitimleri tamamlamış ve bu alanda belge sahibi kişiler tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bununla birlikte hipnoterapinin yalnızca klinik psikologlar ve psikiyatristler tarafından uygulanması gerekir. İnsan psikolojisi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmayan kişilerin vereceği yanlış telkinler, ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle hipnoterapinin etkili ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesi için uygulayıcının hem psikoloji hem de hipnoterapi alanında eğitimli, donanımlı ve deneyimli olması büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-hem-psikolojik-sorunlar-hem-de-kisisel-gelisim-icin-kullanilabilir-625134">Hipnoterapi hem psikolojik sorunlar hem de kişisel gelişim için kullanılabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menderes Belediyesi Basketbol Takımından Dikkat Çeken Hareket</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menderes-belediyesi-basketbol-takimindan-dikkat-ceken-hareket-624601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[A Takım]]></category>
		<category><![CDATA[basketbol]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[menderes]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[takımından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi’nin 1957 Menderes Menderes Spor Kulübü Erkek Basketbol A Takımı doğa ve sıfır atığa dikkat çekmek için alkış alan bir harekete imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderes-belediyesi-basketbol-takimindan-dikkat-ceken-hareket-624601">Menderes Belediyesi Basketbol Takımından Dikkat Çeken Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi’nin 1957 Menderes Menderes Spor Kulübü Erkek Basketbol A Takımı doğa ve sıfır atığa dikkat çekmek için alkış alan bir harekete imza attı.<br />Menderes Belediyesi bünyesinde yer alan 1957 Menderes Spor Kulübü Erkek Basketbol A Takımı 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü kapsamında doğayı korumak ve sıfır atık için dikkat çeken bir hareket gerçekleştirdi. A takım oyuncuları antrenmana “Sahada Güçlüyüz, Doğada Duyarlı” yazılı tshirt’lerle çıktı. Takım oyuncuları, Türkiye Basketbol Federasyonu İzmir İl Basketbol Temsilciliği Büyük Erkekler Ligi karşılaşması olan 1957 Menderes Spor – İzmir EBA Spor karşılaşması öncesinde de ısınmaya aynı tshirt’le çıktı. Güçlü bir mesaj vermek ve daha fazla insana farkındalık ulaştırmak için Başkan İlkay Çiçek, Menderes Belediyesi ve spor kulübünün sosyal medya hesaplarından video paylaşımı da yapıldı. Basketbol A Takımı “Doğamızı Birlikte Koruyalım” diyerek tüm vatandaşları duyarlı olmaya davet etti.<br />“Doğaya saygı sahada başlar”<br />Farkındalık hareketi hakkında konuşan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, “Doğaya saygı sahada başlar. Bu düşünce ile Erkek Basketbol A Takımımız tüm dünyaya güçlü bir mesaj verdi. Hep birlikte daha temiz ve yaşanabilir bir gelecek mümkün. Bunu bilinçli vatandaş olarak birlikte inşa edebiliriz. Tüm vatandaşlarımızı sıfır atık konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum. Doğamızı birlikte koruyalım” dedi.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderes-belediyesi-basketbol-takimindan-dikkat-ceken-hareket-624601">Menderes Belediyesi Basketbol Takımından Dikkat Çeken Hareket</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka su tüketimine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:42:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[karakaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[soğutma]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimine]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, yapay zeka (YZ) kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik önerileri anlattı.</p>
<p><strong>Soğutma teknolojisi su tüketimini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>YZ kullanımında su tüketimini azaltmaya yönelik ilk önerinin “Veri Merkezi Soğutmasını Daha Verimli Hale Getirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, şunları söyledi:</p>
<p>“Sıvı ortam soğutma yerine hava soğutma, kapalı çevrim sistemler ve ‘daldırma soğutma’ gibi su ihtiyacını azaltan teknolojilerin tercih edilmesi önemlidir. Daldırma soğutma yönteminde sunucular, iletken olmayan özel bir sıvıya tamamen daldırılır. Bu sistem, hava soğutmaya kıyasla ısıyı çok daha verimli biçimde uzaklaştırır; sıcaklıkların dengeli kalmasını sağlar ve donanımın uzun süre yüksek performansta çalışmasına imkan tanır.”</p>
<p><strong>Enerjinin kaynağı da su tüketimini belirliyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, ikinci önerinin “Enerji Kaynağını Seçmek” olduğunu ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Kömür ve doğalgaz santralleri, buhar türbinleriyle çalışır ve türbin döndükten sonra buharın tekrar yoğunlaşması gerekir. Bu yoğunlaşma süreci için büyük miktarda su kullanılır. Bunun yerine yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgar vb.) kullanmak, çalışma sırasında soğutma suyu gerektirmediğinden dolaylı su tüketimini önemli ölçüde azaltır.”</p>
<p><strong>Veri merkezleri su stresi düşük bölgelere kurulmalı</strong></p>
<p>Üçüncü önerinin “Veri Merkezi Konumunu Su Stresi Düşük Bölgelere Taşımak” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Su kaynakları kısıtlı bölgelerde yoğun YZ altyapısı kurmak yerine su açısından daha güvenli lokasyonları seçmek etkili olur.” dedi.</p>
<p>Dördüncü başlığın “Operasyonel ve Yazılım Verimliliği” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Gereksiz model çalıştırmayı azaltmak, sadece amacı net olan ve yüksek değer üreten sorgulara odaklanmak, Gereksiz YZ etkileşimlerini minimize etmek tüm su tüketimini düşürmeye katkı sağlamaktadır.” vurgusunda bulundu.</p>
<p>Beşinci önerinin “Soğutma Verimliliğini Artırmak” olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Evaporatif soğutma, yani suyun buharlaştırılmasıyla yapılan soğutma, en çok su harcayan yöntemlerden biridir. Buna karşın doğrudan sıvı soğutma veya daldırma soğutma gibi yöntemler, buharlaşma gerektirmediği için su tüketimini ciddi şekilde azaltır. Evaporatif soğutmada yüksek su kullanılırken, sıvı soğutma daha düşük, daldırma soğutma ise çok düşük su kullanımı sağlar. Bu nedenle soğutma teknolojisini değiştirmek, su tüketimini önemli ölçüde düşürür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Enerji kaynağını değiştirmek su tasarrufu sağlar</strong></p>
<p>Altıncı önerinin “Enerji Kaynağını Değiştirmek” olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Elektrik üretimi genellikle suyla soğutulan santraller tarafından gerçekleştirilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları (güneş, rüzgâr) su tüketimi açısından çok daha avantajlıdır çünkü operasyonel olarak neredeyse hiç su kullanmazlar. Dolayısıyla yalnızca soğutma değil, enerjinin kaynağı da su tüketimini etkilemektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yedinci önerinin “Verimli Altyapı Planlaması ve Bölgesel Su Koşulları” olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Veri merkezlerinin su kıtlığı yaşanan bölgelere kurulması mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı artırır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Politika ve standartlar belirlenmeli</strong></p>
<p>Sekizinci önerinin “Politika ve Standartlar” olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, “Belirlenecek politikalarla veri merkezlerinin su kullanımı şeffaf raporlanmalı, su kullanım verimliliği standart haline getirilmeli ve yeni altyapılar su açısından hassas olmayan bölgelere yönlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Bireysel kullanıcılar da katkı sağlayabilir</strong></p>
<p>YZ kullanımında bireylerin de sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, bireysel düzeyde yapılabilecekleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Gereksiz sorgu ve tekrarları azaltmak; aynı soruyu küçük varyasyonlarla defalarca sormak yerine tek, net ve kapsamlı soru yöneltmek.</p>
<p>Uzun metinleri parça parça değil, tek seferde analiz ettirmek.</p>
<p>Büyük dosya işleme taleplerini azaltmak.</p>
<p>Yüksek çözünürlüklü gereksiz görsel ve uzun video üretiminden kaçınmak.</p>
<p>Tekrar tekrar görsel revizyonu istememek.</p>
<p>Bulut depolamada veri temizliği yapmak; kullanılmayan büyük dosyaları silmek ve gereksiz yedeklemeleri azaltmak.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi İnci Karakaş, mümkünse yenilenebilir enerji kullanan internet ve hosting servislerinin tercih edilmesinin de su ve enerji tasarrufuna katkı sağlayacağını sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-tuketimine-dikkat-624399">Yapay zeka su tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 07:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[optik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığının]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623777</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi.<br />İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir &#8211; 3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. <br />Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30&#8217;unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı.</p>
<p><strong>“İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor”</strong><br />Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, “Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz” dedi. <br />İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, “Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe  ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erken teşhisin önemi anlatıldı</strong><br />Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, “Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.<br />Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, “Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor” diye konuştu.<br />Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, “İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur” sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor</strong><br />Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor”</strong><br />“Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler” konulu oturumda konuşan Johnson &#038; Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, “Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor” dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, “Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.<br />Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorme-sagliginin-gelecegi-izmirde-konusuldu-2-623777">Görme sağlığının geleceği İzmir&#8217;de konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beylikdüzü&#8217;nde Su Krizine Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-su-krizine-dikkat-cekildi-623423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beylikdüzü]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[krizine]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su Tasarrufu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi, artan su krizi ve kuraklık riskine dikkat çekmek amacıyla Dünya Su Günü kapsamında bir farkındalık çalışması gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-su-krizine-dikkat-cekildi-623423">Beylikdüzü&#8217;nde Su Krizine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi, artan su krizi ve kuraklık riskine dikkat çekmek amacıyla Dünya Su Günü kapsamında bir farkındalık çalışması gerçekleştirdi. İlçe sakinlerine ücretsiz olarak su tasarrufu sağlayan aparatların dağıtıldığı etkinlikte, bireysel kullanım alışkanlıklarının su kaynakları üzerindeki etkisi anlatıldı.  <br />Küresel ölçekte giderek derinleşen su krizi ve artan kuraklık riskine karşı Beylikdüzü Belediyesi Dünya Su Günü kapsamında önemli bir farkındalık çalışmasına imza attı. Hem tasarruf bilincini artırmak hem de günlük yaşamda uygulanabilir çözümleri yaygınlaştırmak amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte, ilçe sakinlerine su tasarrufu sağlayan perlatörler (su tasarruf aparatı) dağıtıldı. Etkinlik boyunca, basit ama etkili önlemlerle ciddi miktarda su tasarrufu sağlanabileceği vurgulanırken, musluklara kolayca monte edilebilen perlatörlerin sunduğu avantajlar da vatandaşlarla paylaşıldı. </p>
<p>Su tasarrufu tercih değil zorunluluktur</p>
<p>Suyun bilinçsiz kullanımının gelecekte daha büyük sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken belediye ekipleri su tasarrufunun bir tercih değil zorunluluk olduğunun altını çizdi. Öte yandan etkinlik kapsamında gerçekleştirilen su ayak izi hesaplamalarıyla vatandaşların günlük tüketim alışkanlıkları da gözler önüne serildi. Böylece bireysel kullanımın su kaynakları üzerindeki etkisi daha anlaşılır hale gelirken, sürdürülebilir yaşam konusunda farkındalık da güçlendirildi. Etkinlikte ayrıca, bugün atılan küçük adımların yarının su güvenliği açısından büyük önem taşıdığı vurgulanırken, benzer çalışmaların artarak devam edeceği belirtildi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beylikduzunde-su-krizine-dikkat-cekildi-623423">Beylikdüzü&#8217;nde Su Krizine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akyol]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Detoks]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, dijital detoksun önemi, ekran kullanımının hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri ve dijital alışkanlıkları sınırlamanın faydaları hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>İş, uyku veya ilişkiler bozuluyorsa dijital detoks zamanı gelmiş demektir!</strong></p>
<p>Dijital detoksun, tablet, bilgisayar, televizyon ve diğer dijital cihazlardan bilinçli olarak uzak kalınan süreyi ifade ettiğini aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Sosyal işlevsellikte, mesleki yaşamda, romantik ilişkilerde, uyku düzeninde veya iştahımızda bozulmalar gözlemlediğimizde, dijital detoks zamanı gelmiş demektir. Aksi takdirde ekran bağımlılığı hayat kalitemizi ciddi şekilde düşürebilir.” dedi.</p>
<p><strong>İş sonrası cihazlardan uzak durmak tükenmişliği önler!</strong></p>
<p>Ekran karşısında çalışanlar için dijital detoksun, özellikle iş dışındaki zamanlarda cihazlardan uzak kalmayı içerdiğini dile getiren Çağrı Akyol Çevirir, “İş bitiminde, telefon ve diğer dijital mecralardan uzak durmak, tükenmişlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz durumların önüne geçer.” dedi.</p>
<p>Kişinin, kendini yalnızca işi üzerinden tanımlamaması gerektiğine işaret eden Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Hayatında dingin ve tatminkâr hissetmek, işine de olumlu yansır. Uzun ekran kullanım süreleri, uyku döngüsünü bozabilir ve haz odaklı, tüketim temelli bir yaşam biçimine yönlendirebilir. Sosyal medyada kısa videolar ve sürekli içerik tüketimi, dikkati odaklamayı zorlaştırır ve kişiyi sürekli bir haz arayışına sokar. Bu durum, uyku, sosyal ilişkiler, romantik ilişkiler, egzersiz ve yemek alışkanlıkları gibi temel yaşam alanlarından feragat edilmesine yol açabilir. Örneğin yemek yerken telefonu başucuna koymak, yemeğin tadını çıkarmayı engeller ve yemek deneyimi de tüketim odaklı hale gelir.”</p>
<p><strong>Ekran süresi, serotonin ve dopamin dengesi için sınırlandırılmalı!</strong></p>
<p>Minimalizmin, dijital detoksta azaltmayı veya tamamen kesmeyi ifade ettiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bağımlılık ciddi ise ani kesme zorlayıcı olabilir; bunun yerine azaltarak başlamak daha yönetilebilir bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p>Kişinin, sosyal medya veya dijital mecraları belirli saatlerde kullanmayı, spor, sosyal etkileşim ve diğer aktiviteleri planlamayı tercih edebileceğini aktaran Çevirir, “Böylece, ‘rebound etkisi’ denilen, uzun süre yoksun kaldıktan sonra aşırı tüketme riski azalır. Sosyal medya ve ekran kullanım süresi, izin verdiğimiz ölçüde üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere sahiptir. Uzun süreli ekran kullanımı, REM uykusuna geçişi zorlaştırabilir ve geç saatlerde acıkmaya yol açabilir. Beyin ve bağırsak arasındaki ilişki, serotonin ve dopamin dengesi açısından da ekran süresinin sınırlanmasını gerektirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital detoks, odaklanma ve uyku kalitesini artırmada etkili bir araç! </strong></p>
<p>İnternet ve dijital cihazları özellikle iş için kullanmak gerekliyse, süreyi asgari düzeyde tutmanın önemli olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Akşam saatlerinde, gün boyunca telefondan çalıştıktan sonra tekrar cihazlara yönelmek, odaklanma ve enerji yönetiminde problemler yaratabilir. Dijital detoks, odaklanmayı artırmak, uyku kalitesini korumak, kaygı ve stresi yönetmek ve bilişsel becerileri sürdürmek için etkili bir araçtır. Bu süreç, birebir sosyal ilişkilerle desteklendiğinde hem kişisel hem de profesyonel yaşamda verimliliği artırır.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Aşırı dijital içerik, çocukların dikkat, sosyal ilişkiler ve akademik performansını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Çocuk ve ergenlerde uzun süreli ekran kullanımının, gelişimsel açıdan bazı riskler taşıdığına dikkat çeken Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu dönemde çocukların kendi kendilerini oyalayabilme ve boşluklara tahammül etme becerileri gelişmelidir. Aşırı dijital içerik, bu becerilerin gelişimini engelleyebilir ve dikkat eksikliği, hiperaktivite, sosyal ilişkilerde zayıflık veya akademik performansta düşüş gibi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Sosyal medyada onaylanma ve beğenilme ihtiyacının, gerçek yaşamda elde edilemeyen tatmini telafi etmeye çalıştığını vurgulayan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatmin geçici ve yüzeyseldir. Gerçek sosyal ilişkiler, bireyin sorumluluk almasını, bazı şeylerden feragat etmesini ve kendi duygularını düzenleyebilmesini sağlar. Dijital dünyadan uzaklaşıp, gerçek yaşamın içinde olmak kişisel gelişim ve zihinsel sağlık açısından oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukenmislige-karsi-dijital-detoks-623363">Tükenmişliğe karşı dijital detoks!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 13:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[ligi]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623351</guid>

					<description><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi. Valide Sultan Vapuru ile yapılan Boğaz turu sırasında vapurun kırmızı ışıkla aydınlatılmasıyla hastalığa dikkat çekildi.</p>
<p>Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik yaptığı konuşmada, hastalık farkındalığında tüm paydaşların sorumluluğu bulunduğunu belirterek dayanışma içinde hareket etmenin önemine dikkat çekti ve etkinliğe katkı sunan tüm katılımcılara teşekkür etti.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Kanser Savaşçıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün, derneğin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Farkındalık projelerinin toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akgün, erken teşhis ve doğru bilgilendirmenin hayati rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Program kapsamında söz alan Dernek Kurucu Başkanı, İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner ise derneğin kuruluş sürecini ve Uluslararası Miyelom Vakfı ile yürütülen iş birliklerini anlattı. Çetiner, kemik iliği kanseri hakkında katılımcılara kapsamlı bilgilendirme yaptı.</p>
<p>Etkinliğe çok sayıda kemik iliği kanseri hastası ve hasta yakını da katıldı. Kanser Savaşçıları Derneği Miyelom Hasta Koordinatörü Ayşegül Turcan, kendi hastalık sürecini paylaşarak katılımcılara umut ve motivasyon verdi.</p>
<p>Uluslararası Miyelom Vakfı (IMF) Bölge Direktörü temsilcisi Serdar Ortakmaç da video konferans yoluyla programa katılarak uluslararası farkındalık çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca İç Hastalıkları ve Hematoloji uzmanları Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Prof. Dr. Yıldız Aydın ve Prof. Dr. Sinem Civriz Bozdağ, hasta ve hasta yakınlarının sorularını yanıtladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ormanların Ekonomik Gücüne Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ormanlarin-ekonomik-gucune-dikkat-cekildi-622914</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[Fao]]></category>
		<category><![CDATA[gücüne]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormanların]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622914</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ormanların sürdürülebilir kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve insan refahı açısından taşıdığı öneme dikkat çekmek amacıyla her yıl dünya genelinde kutlanan 21 Mart Uluslararası Orman Günü bu yıl, “Ormanlar ve Ekonomiler” teması ile gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ormanlarin-ekonomik-gucune-dikkat-cekildi-622914">Ormanların Ekonomik Gücüne Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ormanların sürdürülebilir kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve insan refahı açısından taşıdığı öneme dikkat çekmek amacıyla her yıl dünya genelinde kutlanan 21 Mart Uluslararası Orman Günü bu yıl, “Ormanlar ve Ekonomiler” teması ile gerçekleşti. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde düzenlenen etkinlik, kamu, akademi ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirdi.</strong></p>
<p>Ormanların yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın da temel unsurlarından biri olduğuna vurgu yapılan etkinlikte, küresel ormancılık eğilimleri ve Türkiye’nin bu alandaki çalışmaları kapsamlı şekilde ele alındı.</p>
<p>Etkinlik, FAO’nun Uluslararası Orman Günü video gösterimiyle başlarken, FAO Roma’dan iletilen video mesaj ile küresel perspektif katılımcılarla paylaşıldı. Açılış konuşmalarında, ormanların doğal sermaye olarak taşıdığı değer, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle ilişkisi ve bioekonomi içindeki rolü vurgulandı.</p>
<p>Programda bir konuşma yapan <strong>Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey</strong>, “Ormanlarımız, Türkiye ekonomisi için stratejik bir değerdir. Yerli üretimi güçlendiren, dışa bağımlılığı azaltan ve milyonlarca vatandaşımıza gelir sağlayan bir yapıdan söz ediyoruz. Diktiğimiz her fidan ise yalnızca doğaya değil, ülkemizin geleceğine yapılmış bir yatırımdır. 2025 yılında 129 bin hektarı aşan alanda ormanlaştırma çalışması gerçekleştirdik. 517 milyon fidanı toprakla buluşturduk. 2003’ten bu yana ise toplam 8 milyar fidanı ülkemize kazandırdık. Hedefimiz, 2030 yılına kadar 10 milyar tohum ve fidanı toprakla buluşturarak Yeşil Vatan’ı daha da güçlendirmek.” dedi. </p>
<p>Program kapsamında <strong>FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi Ormancılık Sorumlusu Ekrem Yazıcı</strong> tarafından gerçekleştirilen ana konuşmada, FAO’nun Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesi (FRA) 2025 raporunun öne çıkan bulguları paylaşıldı. Sunumda, küresel orman varlığındaki değişim eğilimleri ile sürdürülebilir orman yönetiminin ekonomik ve çevresel boyutları detaylı şekilde ele alındı. </p>
<p><strong>Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Abdulkadir Polat</strong> ve <strong>FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık</strong>’ın da katılımları ile gerçekleşen etkinliğin devamında düzenlenen “Ormanlar ve Ekonomi: Küresel Veriden Politika ve Uygulamaya Geçiş” başlıklı panel oturumunda ise farklı disiplinlerden uzman isimler bir araya geldi. Panelde, ormanların ekonomik kalkınma, bioekonomi ve sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi açısından oynadığı kritik rol tartışıldı.</p>
<p>Katılımcılar, orman ekosistem hizmetlerinin ekonomik politikalara entegrasyonu, odun dışı orman ürünlerinin kırsal kalkınmadaki önemi ve yeşil dönüşüm sürecinde orman temelli çözümlerin sunduğu fırsatlar üzerine görüşlerini paylaştı. Panelde ayrıca küresel verilerin ulusal politikalara nasıl yansıtılabileceği ve Türkiye’nin sürdürülebilir orman yönetimi alanındaki deneyimlerinin önemi vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ormanlarin-ekonomik-gucune-dikkat-cekildi-622914">Ormanların Ekonomik Gücüne Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktörlere]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Toplumdaki kolon kanseri vakalarının % 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların % 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık % 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. </p>
<p><strong>Kolon kanseri riskini artıran nedenler</strong></p>
<ul>
<li>Yaş: Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir.</li>
<li>Aile öyküsü: Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır.</li>
<li>Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir.</li>
<li>İltihaplı bağırsak hastalığı öyküsü: Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı % 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise % 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. </li>
<li>Çevre ve yaşam tarzı: Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır.</li>
</ul>
<p> <strong>Erken teşhisle yaşam süresi uzuyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. </p>
<p><strong>Amaç kanserli hücreleri yok etmek</strong></p>
<p>Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur.</p>
<p><strong>Tekrarlama riskine karşı kemoterapi</strong></p>
<p>Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir.</p>
<ul>
<li>Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa</li>
<li>Kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa</li>
<li>Kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense</li>
<li>Kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanseri-riskini-artiran-bu-faktorlere-dikkat-622505">Kolon Kanseri Riskini Artıran Bu Faktörlere Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[şekerlere]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapışkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artıyor. Ancak bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Şekerlemelerin dişler üzerindeki etkisinin, türüne ve ağızda kalma süresine bağlı olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Tatlılar arasında dişler için en riskli olanlar; lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerdir. Çikolata daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayılır” dedi. </strong></p>
<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebilir. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Elanur Kök, “Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşaktır. Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Florürlü diş macunu kullanılmalı</strong></p>
<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, “3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmaz. Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar. Bayramda çocukların dişlerini korumak için ailelerin dikkat etmesi gerekenler; çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, günde en az iki kez özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalatmak, tatlıları ana öğünlerle birlikte vermek, gece şeker vermekten kaçınmak, florürlü diş macunu kullanmak ve yapışkan şekerleri sınırlamak olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>6-12 yaş grubunda risk daha fazla</strong></p>
<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubuna dikkat çeken Kök, “Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocuklardır. Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemli. Düzenli diş hekimi kontrolleri de çürüklerin erken fark edilmesi ve önlenmesi açısından kıymetli” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayramda-yapiskan-sekerlere-dikkat-621685">Bayramda yapışkan şekerlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[bayramında]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimine]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan Bayramının olmazsa olmazlarının başında şüphesiz tatlılar geliyor. Bayram ziyaretlerinde ‘yemezsem üzülür, o kadar emek vermiş’ diye geri çevirilemeyen şekerli ikramlıklar…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594">Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan Bayramının olmazsa olmazlarının başında şüphesiz tatlılar geliyor. Bayram ziyaretlerinde ‘yemezsem üzülür, o kadar emek vermiş’ diye geri çevirilemeyen şekerli ikramlıklar… Ancak dikkat! ‘Bir taneden zarar gelmez’ diyerek yediğiniz tatlıları ya da günlük yaşamdaki şekerli yiyecekleri tüketmeden önce bir kez daha düşünmek gerekiyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik</strong> “Şeker ve tatlı tüketimi yalnızca diyabeti olan ya da yüksek kilolu kişilerin kaçınması gereken zararlı bir şey gibi düşünülse de yaygın inanışın aksine, tanı almış bir hastalığı olmayanların dahi günlük beslenme rutinlerinde yer almaması gereken bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerji gereksiniminizin ortalama yaklaşık 10’unun şekerden alınabileceğini ancak uzun vadeli hedefin yüzde 5 ve altı olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin; enerji gereksinimi 2000 kalori olan bir birey, günde maksimum 200 kalorisini basit şekerden alabilir ki bu da ortalama 1 küçük porsiyon tatlıya eşittir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, şekerli besinlerin neden tüketilmemesi gerektiğini, vücuda çok önemli zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Kalp ve damar hastalıklarına yol açar</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketimi nedeniyle karaciğerde trigliserid adı verilen yağ asitleri artarak, damar duvarlarında birikmeye başlar. Zamanla damar yapısı bozulup damar sertliği ve diğer kalp hastalıklarına yol açar. Artan şeker tüketimiyle karın çevresi yağlanması ve bel çevresinin artması kalp hastalıkları açısından önemli diğer risk faktörlerindendir. Bu nedenle şeker ve tatlı tüketimini azaltıp, kalp ve damar sağlığı için yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere, sebze, meyve, çiğ kuruyemiş vb liften zengin gıdalara beslenmede yer vermek gerekir. </p>
<p><strong>İnsülin direnci ve Tip 2 diyabet riskini artırır</strong></p>
<p>Şeker gibi basit karbonhidratlar yedikten sonra kana çok hızlı karışarak kan şekerini hızla yükseltir. Bu nedenle, vücudun, kan şekeri metabolizmasını düzenleyen hormonlardan biri olan insüline verdiği yanıt bozularak insülin direncinin oluşmasına ve tip-2 diyabet riskinin artmasına yol açar. Özellikle ailede diyabet öyküsü olanlar şeker ve tatlıyı sınırlandırmalıdır. Eğer son zamanlarda fazla şeker tüketiyor, tatlı yeme isteğinizin arttığını düşünüyorsanız mutlaka bir hekim ile görüşüp insülin direnci ve diyabet ile ilgili kontrollerinizi yaptırmalısınız.</p>
<p><strong>Karaciğer yağlanmasına neden olur</strong></p>
<p>Son zamanlarda alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması gençlerde de yaygınlaşıyor.  Bunun öncelikli nedenlerinin başında; basit şeker, hazır paketli ürünler ve tatlılarda kullanılan fruktoz şurubu tüketiminin artması geliyor. Sofra şekeri ve yüksek fruktoz büyük ölçüde karaciğerde işlenir ve fazla tüketildiğinde karaciğer bu enerjiyi yağa dönüştürür. Karaciğer yağlanmasının artması sağlığı olumsuz etkiler. Tüketim sıklığına ve porsiyonlara dikkat etmek, işlenmiş ve etiket bilgisinde fruktoz şurubu içeren gıdalardan uzak durmak gerekir. </p>
<p><strong>Obeziteye zemin hazırlar</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Yüksek şeker içeren besinler; kalorisi yüksek ve karbonhidrat ağırlıklı olup, vücut için gerekli vitamin- minerallerden ise oldukça fakirdir. Genellikle protein ve liften düşük oldukları için sık acıkmanıza, kan şekeri dengesizliği nedeniyle sürekle tatlı tüketme isteğinizin artmasına yol açar. Bu da kişiyi bitmeyen </p>
<p>bir kısır- döngüye sokarak, gün içerisinde alınan toplam kalori miktarının artmasına, kilo artışına ve uzun vadede obeziteye zemin hazırlar” diyor.  </p>
<p><strong>Diş çürüklerini artırır</strong></p>
<p>Şeker tüketimi diş minesinin zarar görmesine, çürüklere ve buna bağlı diş kayıplarına neden olurken ağız sağlığını da olumsuz etkiler. Ağızda pH dengesinin bozulmasıyla birlikte ağız içindeki bakteri çeşitliliği değişir ve ağız kokusu ile ilgili problemler artabilir. Sık aralıklarla şeker tüketmek, gazlı şekerli içecekler içmek ve yetersiz ağız hijyeni olumsuz sonuçları belirginleştirir. Aşırı tatlı tüketiminden uzak durmak, xekerli besin tükettikten sonra ise mutlaka dişleri fırçalamak gerekir. </p>
<p><strong>Bağımlılık yaratır</strong></p>
<p>Yüksek miktarda şeker tüketimi hem metabolik hem de nörobiyolojik süreçleri etkiler. Hızlı emildiği için kan şekerinde ani yükselmelere ve ardından hızlı düşüşlere neden olarak yeniden tatlı, şekerli gıda tüketme isteğine yol açar. Aynı zamanda beynin ödül merkezinde dopamin salınımını artırarak kısa süreli haz duygusu ve buna bağlı daha fazla tüketme isteğine sebep olur. Bu nedenle şeker ve tatlının ödül yerine tüketilmemesi haz duygusu ile örtüşmemesi açısından önemlidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bayraminda-seker-ve-tatli-tuketimine-dikkat-621594">Ramazan Bayramında şeker ve tatlı tüketimine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[keyifli]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387">Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, Ramazan sonrası bayram döneminde beslenme ve öğün düzeninin değişmesi ile porsiyon kontrolü ve tatlı tüketimi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bayramda eski yeme düzenine geçiş bilinçli olmalı!</strong></p>
<p>Ramazan ayı boyunca değişen öğün saatleri ve azalan gündüz beslenmesiyle birlikte vücudun farklı bir ritme adapte olduğunu aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramla birlikte eski düzene dönerken ani ve kontrolsüz bir geçiş yapmak yerine, süreci bilinçli yönetmek sindirim sistemi, kilo kontrolü ve genel iyilik hali açısından önemlidir.” dedi.</p>
<p>Bayramda yeni düzene alışmak için önerilerde bulunan Hülya Yiğit İspiroğlu, “İlk olarak güne dengeli bir kahvaltıyla başlayın. Uzun açlık döneminin ardından bayram sabahına şerbetli tatlılar ve hamur işleriyle başlamak kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Yumurta, az tuzlu peynir, zeytin, bol yeşillik, söğüş sebzeler ve tam tahıllı ekmek içeren bir kahvaltı daha dengeli bir başlangıç sağlar. Reçel ve bal gibi basit şeker kaynaklarını küçük porsiyonlarla sınırlandırmak faydalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim sorunlarına yol açabilir! </strong></p>
<p>Tatlının yasaklanmaması ancak porsiyon yönetimine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayramda şerbetli ve hamur işi tatlıların aşırı tüketimi; kan şekeri dengesizliği, mide-bağırsak sorunları ve kilo artışı riskini artırabilir. Özellikle karın çevresi yağlanması kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörüdür. Tatlı tüketilecekse ana öğün sonrasında ve tadım porsiyonunda tercih edilmeli; mümkünse sütlü veya meyve bazlı seçenekler seçilmelidir.” dedi.</p>
<p>Öğün düzeninin adım adım artırılması ve su tüketiminin ihmal edilmemesi konularına değinen<strong> </strong>Hülya Yiğit İspiroğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ramazan boyunca iki öğüne alışan vücudu bir anda sık ve ağır öğünlere zorlamak sindirim şikâyetlerine yol açabilir. Bayramla birlikte ara öğünleri yoğurt, taze meyve veya çiğ kuruyemiş gibi dengeli seçeneklerle eklemek; gece oluşan şeker isteğini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>Bayramda artan şeker tüketimi iştah kontrolünü zorlaştırabilir. Günlük sıvı ihtiyacını (yaklaşık kilo başına 30–35 ml) karşılamak hem ödem kontrolüne hem de tokluk hissine katkı sağlar. Ana öğünleri yatmadan en az 4–5 saat önce tamamlamak da sindirim açısından önemlidir.”</p>
<p><strong>Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamak! </strong></p>
<p>Günlerin uzaması ve gün ışığının artmasının, sirkadiyen ritmin yeniden düzenlenmesi için önemli bir fırsat olduğunun da altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sabah saatlerinde yapılacak hafif tempolu yürüyüşler hem sindirimi destekler hem de metabolik dengeyi güçlendirir.” dedi.</p>
<p>Ramazan boyunca azalan gündüz hareketliliğini artırmanın, kilo kontrolü açısından destekleyici olduğunu yineleyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bayram birkaç gün sürer; ancak beslenme alışkanlıkları uzun vadeli sonuçlar doğurur. Amaç mükemmel olmak değil, dengeyi kaybetmeden keyifli ve sağlıklı bir geçiş süreci yaşamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrami-keyifli-gecirmek-icin-beslenmeye-dikkat-621387">Bayramı keyifli geçirmek için beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[besinlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor. Bayramla birlikte bu düzenin aniden değişmesi ise bazı beslenme hatalarını ve buna bağlı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Güne ağır bir kahvaltıyla başlamak, şerbetli tatlı ve hamur işi gibi yüksek kalorili besinlerin tüketimini artırmak, hızlı yemek yemek ve porsiyon kontrolüne dikkat etmemek bayramda sık yapılan beslenme hataları arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> bu tür beslenme hatalarının hazımsızlık, şişkinlik ve reflü gibi şikayetlere yol açabileceğine dikkat çekerek, “Aynı zamanda kan şekeri düzeylerinde hızlı dalgalanmalara, gün içinde halsizlik, yorgunluk ve ani enerji düşüşlerine sebep olabilir” diyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı olan bireylerde bu hataların daha  ciddi etkiler oluşturabileceğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong>    “Rafine karbonhidrat ve şeker alımının yüksek olması diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine neden olabilir. Tuz ve yağ içeriği yüksek besinlerin fazla tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve kardiyovasküler risklerin artmasına yol açabilir. Özellikle diyabet hastalarında kontrolsüz tüketimler sonucunda hiperglisemi atakları, hatta bayılma ve komaya kadar gidebilen ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle bayram döneminde porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve sebze tüketimini artırarak dengeli bir beslenme planı sürdürmek sağlık açısından önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmek için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlayın</strong></p>
<p><strong>Ramazan boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlamak, gün içindeki besin tüketiminin daha kontrollü ilerlemesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sağlıklı bir kahvaltıyı şöyle anlatıyor: “Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları; yulaf, çavdar veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllar ve taze mevsim sebzeleri tercih edilmelidir. Reçel, bal ile şekerleme gibi yüksek şeker içeren besinler ise kan şekeri düzeyinde hızlı yükselmelere ve ardından ani düşüşlere neden olarak daha çabuk acıkmaya yol açabileceği için sınırlandırılmalıdır.”</strong></p>
<p><strong> Porsiyon kontrolüne dikkat edin</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde farklı yiyecek ve tatlıların arka arkaya sunulması fark edilmeden yüksek miktarda kalori alınmasına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, bu nedenle porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “<strong>Ana öğünlerde tabağın yarısının sebzelerden, dörtte birinin et, tavuk veya balık gibi protein kaynaklarından ve kalan kısmının bulgur, karabuğday veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllardan oluşması dengeli bir yaklaşım sağlar.</strong> Ziyaretlerde sunulan tatlı ve hamur işleri ise küçük porsiyonlarla veya bir başkasıyla paylaşılarak tüketilmelidir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Şerbetli tatlıları sınırlayın</strong></p>
<p>Bayram sürecinde sık tüketilen şerbetli tatlılar yüksek yağ ve şeker içeriği nedeniyle kan şekerinin ani yükselmesine sebep oluyor. Ayrıca, yüksek kalorileri nedeniyle porsiyonlara dikkat edilmezse, kilo artışına da yol açabiliyor. Dolayısıyla tatlı tüketimini ölçülü tutmanız ve mümkünse günde tek porsiyonla sınırlandırmanız önem taşıyor. Tatlı tüketecekseniz şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve içeren tatlıları tercih etmelisiniz. Şerbetli tatlılarda en fazla 40–60 gram, sütlü tatlılarda ise yaklaşık 150 gramlık bir porsiyon  tüketmeniz yeterli olacaktır. </p>
<p><strong>Sebze ve lif tüketimini artırın</strong></p>
<p>Bayramda hamur işleri ve tatlı tüketiminin artması nedeniyle sebze yemeklerine yönelim azalabiliyor. Oysa sebzeler, lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını destekliyor ve tokluk hissini artırıyor. Ayrıca, öğünlerde salata veya sebze yemeklerine yer vermek besin çeşitliliğini artırırken  dengeli beslenmeye de katkı sağlıyor.  Bu nedenle günde en az 300–400 gram sebze tüketmeyi ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Sofranızda bağırsak dostu besinler mutlaka olsun</strong></p>
<p>Bayram sofralarında yüksek kalorili ve ağır besinlerin tüketiminin artması sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabiliyor. Dolayısıyla bağırsak sağlığını destekleyen probiyotik ve prebiyotik besinlere günlük beslenmenizde yer vermeniz önem taşıyor.   Yoğurt, kefir ve fermente süt ürünleri gibi probiyotik kaynakları bağırsaklardaki yararlı bakteri dengesinin korunmasına yardımcı oluyor. Soğan, sarımsak, pırasa, enginar, yulaf ve tam tahıllar gibi prebiyotik besinler ise bu yararlı bakterilerin beslenmesini destekleyerek sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>Sofradaki tuz tehlikesine dikkat! </strong></p>
<p>Bayram sofralarında salamura peynirler, zeytin ve işlenmiş et ürünleri tuz alımını artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkin bireylerde günlük tuz tüketiminin 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemesini öneriyor. Çünkü, yüksek tuz tüketimi özellikle hipertansiyon ve kalp hastalarında tansiyonun yükselmesine yol açabiliyor. Bu nedenle yemeklerde ilave tuz kullanımını sınırlandırmaya özen gösterin. Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine karabiber, pul biber, kekik ve kimyon gibi baharatlar ile limon gibi doğal aromaları kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Yavaş ve bilinçli yemek yiyin</strong></p>
<p>Hızlı yemek yemek vücudun doyma sinyallerini algılamasını zorlaştırarak  daha fazla besin tüketilmesine neden olabiliyor. Doygunluğun sağlanabilmesi için öğünlerin ortalama 15–20 dakika sürmesi gerektiğini anlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sözlerine şöyle devam ediyor:   “Lokmaları iyi çiğneyerek ve daha yavaş bir tempoda yemek yemek hem sindirim sürecini destekler hem de porsiyon kontrolünü kolaylaştırır. Ayrıca yemek sırasında acele etmemek ve öğüne odaklanmak daha bilinçli bir yeme davranışı geliştirilmesine yardımcı olabilir.” </p>
<p><strong>Bol bol su tüketin</strong></p>
<p>Yeterli su içmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlıyor ve metabolik süreçlerin sağlıklı şekilde devam etmesine yardımcı oluyor. Ek olarak, tokluk hissinin desteklenmesine ve gereksiz atıştırmaların azalmasına katkı sağlayabiliyor.  Gün içinde yetersiz sıvı alımı baş ağrısı, halsizlik ve kabızlık gibi sorunlar oluşturabiliyor. Günlük su ihtiyacınızı vücut ağırlığınızın her kilogramı için yaklaşık <strong>30–35 ml</strong> olacak şekilde hesaplayabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin ardından mutlaka su için</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde çay, kahve ve şekerli içeceklerin tüketimi artabiliyor. Ancak şekerli ve gazlı içecekler günlük şeker alımını yükseltiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Susuzluğu gidermek için su, ayran, kefir veya sade maden suyu gibi içeceklerin tercih edilmesi daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Çay ve kahve ise suyun yerini tutmaz;  aksine diüretik etkileri nedeniyle vücuttan sıvı kaybını artırabilir. Dolayısıyla bu içeceklerin ardından yeterli su içmeye özen gösterilmelidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Yemek sonrasında 30-45 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Bayram döneminde artan enerji alımını dengelemek için fiziksel aktivitenin sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Gün içinde yapılan hafif ve orta şiddette yürüyüşler sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına destek olurken, kan şekeri seviyelerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olabiliyor. Özellikle yemeklerden sonra 30–45 dakikalık yürüyüşler hem metabolik dengeyi destekliyor hem de bayram sofraları sonrasında oluşabilecek şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim şikayetlerinin azalmasına yardımcı olabiliyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 13:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tabağınız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar hakkında konuşan uzmanlar, "Uyku kalitenizi sessizce sabote eden beslenme hatalarıdır" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar dikkat!  Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı?</p>
<p>Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaşıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-0-ignBTHVf.jpg"/></p>
<p><b><strong>Uyku, Hayat Kalitenizi Belirleyen Gizli Faktör</strong></b></p>
<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-1-LtBwXrJ9.jpg"/>Kansere Karşı 12 Etkili Önlem!</figure>
<p><b><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></b></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini anlatan Ardal,  “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></b></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
<li>
<p><figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-2-CfiCUL1Z.jpeg"/>Uyku ve stres</figure>
</li>
</ul>
<p><b><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></b></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor.</li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz-621137">Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hamur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[sistemine]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Ramazan’ın bitmesine sayılı günler kaldı. </span></span></span></b><b><span><span><span>Ramazan sonrasında normal beslenme düzenine geçişte sindirim sisteminin uyumunun sağlanması, önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde etkili oluyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, iki öğün gibi özel bir beslenmenin uygulandığı bu dönemden normal yemek düzenine geçerken dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Bayramlarda çok çeşitli ve yoğun enerji içeren beslenme düzeninin etkili olduğunu Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayram geleneğinin bir sembolü olan kahvaltı ve yemek sofralarında ağır yemeklerden uzak durulması uyarısında bulunarak tatlı ve şeker tüketiminden kaçınılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, Ramazan sonrası normal beslenme düzenine geçişle ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayramda ağır ikramlara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ramazan ayının, oruç tutanlar için, günde iki öğün gibi özel bir beslenme uygulanan ve alışılmışın dışındaki saatlerde yemek yemeyi gerektiren bir dönem olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, bu dönemden normal yemek düzenine geçişte, sindirim sisteminin de uyumunu sağlamanın önemli olduğunu vurguladı. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Oysa bir aylık oruç döneminden sonraki bayram günlerinde bireyler, genellikle psikolojik olarak aşırı yemek yeme eğilimindedirler. Bunun yanı sıra, geleneklerimize bağlı olarak, bayram yemeklerinin, günlük beslenme düzeninin dışında, çeşit olarak fazla ve içeriğinin ağır olması, bayram ziyaretlerindeki hamur tatlısı ağırlıklı ikramlar ve bu ikramların geleneklerimiz nedeniyle ısrarla yedirilmesi, sindirim sistemindeki adaptasyonu güçleştirir. Bu adaptasyonu sağlamak için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerekir. Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, kalori açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Güne hafif kahvaltı ile başlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sindirim sisteminde adaptasyonun sağlanması için bayramda hafif yiyecekler yenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Güne hafif bir kahvaltı ile başlamak, gün içinde aşırı yağlı, çok tuzlu, enerji açısından yoğun hamur işlerinin ve hamur tatlılarının yenilmemesi gerekir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı bir bayram için bu önerilere kulak verin</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan, bayramda uygulanması gereken beslenme kurallarının aşağıdaki gibi olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Güne hafif bir kahvaltı ile başlanmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Öğüne çorba ve salata ile başlanmalı, çorba ile ekmek yenilmemelidir. Bu, o öğünde aşırı miktarda yemek yemeyi önler.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Yemekler çok yağlı ve çok tuzlu yapılmamalıdır. Et ve tavuk yemeklerine pişerken yağ ilave edilmemeli, kızartılmış besinlerden kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Börek ve sarma varsa ekmek tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram yemeğinde, börek, pilav, makarna, dolma, sarma gibi besinler bulunduğu takdirde ekmek yenilmemelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Enerjisinin düşük olmasından dolayı, öğünde mutlaka sebze ve salata bulunmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ağır hamur tatlıları yerine sütlü ve meyveli tatlılar ya da en iyisi meyve tercih edilmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Meyve seçeneği sunulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram ziyaretleri sırasında, ikram edilen tatlıların, porsiyon ölçülerinin az olması, misafirlerin de az yemesine neden olur. Mümkünse misafirlere seçenek olarak meyve de sunulmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Geleneksel Türk misafirperverliğinin bir sonucu olarak gelişen ikram edilen yiyeceklerin yenilmesi konusundaki ısrardan kaçınılmalıdır.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Bayram günlerinde, çikolata, şeker, şekerlemeler ve tatlı gibi kalorisi yüksek olan yiyecekleri, herkesin, özellikle çocukların aşırı yemeleri önlenmelidir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kafeinli içecekler aşırı tüketilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span>İkram edilen çay, kahve gibi kafeinli içeceklerin aşırı tüketiminden kaçınılması, açık ve limonlu çay, ıhlamur ve bitki çaylarının tercih edilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Ramazan boyunca, su tüketiminin az olmasından dolayı oluşabilen su kaybının, yerine konulması için su ve sulu gıdaların tüketimine önem verilmesi gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span>Diyabetlilerin (şeker hastalarının), kalp hastalarının, hipertansiyonu (yüksek tansiyon) olan kişilerin, diyetisyenleri tarafından önerilmiş olan diyetlerini bozmamaya özen göstermeleri ve aile çevresindekilerin de hastalara bu konuda yardımcı olmaları gerekir.</span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sindirim zorluklarıyla karşılaşılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. M. Emel Alphan</span></span></span><span><span><span>, belirtilen hususlara dikkat edilmediği takdirde sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon ve şeker yükselmesi gibi hastalıkların ortaya çıkabileceği, hastalarda ve yaşlılarda ise daha ağır sorunlar oluşabileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bayramınızı sağlıklı geçirmek ve kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız bu hususlara dikkat etmeniz gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-sonrasi-sindirim-sistemine-dikkat-2-621038">Ramazan sonrası sindirim sistemine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manisa Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Vektörle Mücadelede Yoğun Mesai</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesinden-vektorle-mucadelede-yogun-mesai-620723</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[sular]]></category>
		<category><![CDATA[vektörle]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620723</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde sivrisinek ve diğer zararlılara karşı yürüttüğü vektörle mücadele çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesinden-vektorle-mucadelede-yogun-mesai-620723">Manisa Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Vektörle Mücadelede Yoğun Mesai</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde sivrisinek ve diğer zararlılara karşı yürüttüğü vektörle mücadele çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yağışların ardından oluşan durgun sulara odaklanan ekipler sahada yoğun mesai harcarken, vatandaşlara da larva oluşumuna neden olabilecek su birikintilerine karşı duyarlı olma çağrısı yaptı.</p>
<p>Manisalıların yaşam kalitesini artırmak amacıyla çalışmalarını 17 ilçede kapsamlı bir şekilde yürüten Manisa Büyükşehir Belediyesi, yaz mevsimi öncesinde ilaçlama faaliyetlerine hız verdi. Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Vektörlerle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sahada aktif rol alıyor. Ekipler, açık alanlar, dere yatakları, çöp konteynerleri, gübrelikler ve sulak bölgelerde düzenli ilaçlama ile denetim uygulamaları yaparak zararlı popülasyonunu kontrol altında tutuyor.</p>
<p><b>“Konforlu ve Sağlıklı Yaz Mevsimi için Çalışıyoruz”</b></p>
<p>Çalışmaları yakından takip eden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, “Manisa’mızda vektörlerle mücadelemiz 7/24 sürüyor. 17 ilçemizin tamamında larva üreme alanlarını dronlar ve uzman ekiplerimizle tek tek ilaçlıyoruz. Hedefimiz, hemşehrilerimizin yaz aylarını daha konforlu ve sağlıklı geçirmesini sağlamak. Bu mücadelenin başarısı için saha çalışmalarımızın yanı sıra vatandaşlarımızın desteği de büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Mücadelemiz Devam Ediyor”</b></p>
<p>Çalışmalar hakkında bilgi veren Vektörlerle Mücadele Şube Müdürü Uğur Dilik, “Son yağışların ardından oluşan sulak alanlarda ve larvasit alanlarda hızlı bir şekilde uygulamalara başladık. Normal sezonda rezidüel, çöp uygulamaları, gübrelik alan uygulamaları, rögar kapaklarında hamam böceğine yönelik çalışmalar ve kemirgenlere karşı mücadelemiz devam ediyor” dedi.</p>
<p><b>Durağan Sulara Dikkat</b></p>
<p>Vatandaşların da bu süreçte bilinçli davranmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Uğur Dilik, “Bahçelerdeki su kapları, bidonlar, variller ve saksı altlarında biriken sular sivrisineklerin üreme alanı haline gelebilir. Bu noktalara dikkat eden vatandaşlar, kendi yaşam alanlarında sinek oluşumunun önüne geçmiş olur” diye konuştu.</p>
<p><b>Sahada Karşılaşılan Durumlara Dikkat Çekti</b></p>
<p>Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı saha personeli Ali Işılak da sahada en çok karşılaşılan durumlara dikkat çekti. Işılak, sokak hayvanları için bırakılan su kaplarında biriken sular, sığınak ve kazan dairelerinde oluşan durgun sular, lastikler ve bahçelerdeki süs havuzları sivrisinek larvaları için uygun ortam oluşturuyor. Bu alanların düzenli olarak temizlenmesi ve suyun durgun kalmaması gerekiyor. Biz saha personeli olarak bunlarla mücadele için var gücümüzle çalışıyoruz. Vatandaşlarımızın da duyarlı olması büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesinden-vektorle-mucadelede-yogun-mesai-620723">Manisa Büyükşehir Belediyesi&#8217;nden Vektörle Mücadelede Yoğun Mesai</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinliklerini düzenledi. İlk kez gerçekleştirilen çalışma kapsamında, farklı şehirlerdeki hastanelerinde eş zamanlı farkındalık buluşmaları yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458">Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Memorial Sağlık Grubu, kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinliklerini düzenledi. İlk kez gerçekleştirilen çalışma kapsamında, farklı şehirlerdeki hastanelerinde eş zamanlı farkındalık buluşmaları yapıldı.</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Ankara, Antalya, Bodrum, Diyarbakır ve Kayseri’deki hastanelerinde kolon kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinlikleri düzenledi. Farklı şehirlerde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde hastalar, hekimler ve sağlık çalışanları bir araya geldi.</p>
<p>Mavi konseptli alanlar, farkındalık stantları, bilgilendirme etkinlikleri ve hasta hikâyeleri ile kolon kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Gün boyunca hastane alanlarında kurulan bilgilendirme noktalarında ziyaretçilere kolon kanseri hakkında bilgi verilirken, farkındalık dövizleri ve mavi temalı etkinliklerle konuya dikkat çekildi. Katılımcılar doktorlarla bir araya gelerek kolon kanserine ilişkin merak ettikleri sorulara yanıt bulma fırsatı da yakaladı.</p>
<p>Etkinlikler kapsamında sanat ve medya dünyasından isimler de farkındalık çalışmalarına destek verdi. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ndeki etkinliğe katılan Ece Vahapoğlu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kolon kanseri farkındalığının önemine dikkat çekti. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ne Ece Vahapoğlu’nun yanı sıra Şebnem Özinal, Memorial Şişli Hastanesi için ise Selin Türkmen, Memorial Göztepe Hastanesi’ndeki etkinliğe Seren Fosforoğlu, Müge Ulusoy ve Ayşen İnci, Memorial Ataşehir Hastanesi’ndeki etkinliğe ise Şahika Ercümen ve Demirhan Demircioğlu katıldı.</p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu Genel Müdürü Bora Uludüz, </strong>“Mavi Gün” etkinlikleriyle kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:<strong> </strong></p>
<p>“Kolon kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biri. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Memorial olarak bu bilinçle ‘Kolon Kanseri İçin Mavi Gün’ etkinliklerini hastanelerimizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren bu tür çalışmalarla kolon kanseri konusunda farkındalığı güçlendirmeyi ve erken teşhisin önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak toplum sağlığını destekleyen farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdürmeye devam edeceğiz.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458">Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-620367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[çıkacaklar]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gişe]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[otoyol]]></category>
		<category><![CDATA[şeridi]]></category>
		<category><![CDATA[şerit]]></category>
		<category><![CDATA[sürücülerin]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Ramazan Bayramı öncesinde yola çıkacaklara otoyollarda güvenli sürüş ve gişe alanlarında doğru davranışlar konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-620367">Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Ramazan Bayramı öncesinde yola çıkacaklara otoyollarda güvenli sürüş ve gişe alanlarında doğru davranışlar konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Otoyollarda giriş ve çıkışların sınırlı olması güvenlik için önemli</strong></p>
<p>Otoyolların temel özelliğinin transit trafiğe ayrılmış olması olduğunu belirten Şener, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Otoyol; özellikle transit trafiğe tahsis edilen, belirli yerler ve şartlar dışında giriş ve çıkışın yasaklandığı, yaya, hayvan ve motorsuz araçların giremediği, yalnızca izinli motorlu araçların kullanabildiği ve trafiğin özel kontrole tabi tutulduğu karayoludur. Bu nedenle otoyollarda giriş ve çıkış noktalarının minimum sayıda olması güvenli sürüş açısından büyük önem taşır.”</p>
<p>Otoyollarda araçların kendi sınıflarına göre yüksek hızlarda ilerlediğini hatırlatan Şener, “Otoyolda taşıtların kendi sınıflarına göre olabilecek en yüksek hızlarda kullanımına izin verilmiştir ve otoyola giriş-çıkış noktaları bu hızların azaldığı noktalardır. Bu sebeple giriş ve çıkış yapacak sürücülerin güvenli bir şekilde hız planlaması yapabilmesi için otoyollarda hızlanma ve yavaşlama şeritlerini bilmeleri ve fonksiyonlarına uygun bir şekilde kullanmaları büyük bir öneme sahiptir.” dedi.</p>
<p><strong>Hızlanma şeridinin sonuna kadar ilerlemek gerekir</strong></p>
<p>Otoyola girişlerde kullanılan hızlanma şeritlerinin doğru kullanımının hayati önem taşıdığını ifade eden Özgür Şener, sürücülerin bu şeritleri çoğu zaman yanlış kullandığını söyledi ve “Hızlanma şeridi, otoyola veya ana yola katılan araçların güvenli bir şekilde hızlanarak trafiğin akış hızına uyum sağlaması için ayrılmış şerittir. Bu şeritler sürücülerin ana yoldaki araçların hızına ulaşmasını kolaylaştırır. Bu hıza ulaşmak için hızlanma şeridinin mümkün olduğunca sonuna kadar ilerlenmesi ve ardından otoyola katılınması gerekir.” diye konuştu.</p>
<p>Özgür Şener, sürücülerin otoyola katılmadan önce aynalarını kontrol etmeleri, sinyal vermeleri ve ani manevralardan kaçınmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> <strong>Yavaşlama şeridine erken girmek kazaları önler</strong></p>
<p>Otoyoldan çıkışlarda kullanılan yavaşlama şeritlerinin de güvenli sürüş açısından büyük önem taşıdığını belirten Özgür Şener, Türkiye’de sürücülerin sık yaptığı bir hataya dikkat çekti ve “Yavaşlama şeridi, otoyoldan çıkış yapacak araçların güvenli bir şekilde hızlarını azaltmaları için ayrılmış özel bir şerittir. Ancak ülkemizde birçok sürücü çıkışa kadar otoyolda ilerleyip son anda sapaktan ayrılmaya çalışıyor. Bu davranış, arkadan gelen araçlarla çarpışma riskini ciddi şekilde artırıyor. Doğru bir şekilde yavaşlamak şeridinde bulunan taşıtların da akışını engelliyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> <strong>140 kilometre hızla giden araç saniyede 38 metre yol alıyor</strong></p>
<p>Yüksek hızın sürüş hatalarının etkisini büyüttüğünü belirten Özgür Şener, otoyollarda mesafe ve hız planlamasının hayati önem taşıdığını söyledi.</p>
<p> “Saatte 140 kilometre hızla giden bir araç saniyede yaklaşık 38,8 metre yol alır. Bu da 5 saniyede yaklaşık 194 metre, yani bir buçuk futbol sahası kadar mesafe demektir. Bu nedenle sürücüler yalnızca önlerini değil, aynalar aracılığıyla arkadan gelen trafiği de sürekli kontrol etmelidir.” İfadelerini kullanan Şener, otoyollarda güvenli sürüş için araçlar arasında en az 6 saniyelik takip mesafesi bırakılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>En sağ şerit sürekli sürüş şerididir</strong></p>
<p>Otoyollarda şerit kullanımının da güvenli sürüş açısından önemli olduğunu ifade eden Şener, “Sürücüler otoyolda mümkün olduğunca en sağ şeridi kullanarak ilerlemelidir. Diğer şeritler sollama amaçlıdır. Sağ şerit dışında herhangi bir şeritte sürekli sürüş yapmak güvenli değildir.” dedi.</p>
<p>Özgür Şener ayrıca sürücülerin otoyolda karşılaşabilecekleri risklere karşı dikkatli olması gerektiğini belirterek, emniyet şeridinde duran araçlar, yola düşen yükler, tünellerde arızalanan araçlar ve gece görüşünü zorlaştıran silinmiş yol çizgileri gibi tehlikelere karşı da uyardı.</p>
<p><strong>Otoyol sürüşü monotonluk nedeniyle dikkat kaybına yol açabilir</strong></p>
<p>Uzun süreli otoyol sürüşlerinin sürücülerde dikkat kaybına yol açabileceğini ifade eden Özgür Şener, bu durumun kazalara zemin hazırlayabildiğini söyledi.</p>
<p>Şener, “Otoyol sürüşleri monoton sürüş olarak tanımlanabilir. Bu durum sürücülerde dikkat dağınıklığı, tek elle araç kullanma, sinyal vermeden şerit değiştirme veya uykululuk gibi riskli davranışlara yol açabilir. Sürücülerin bu konuda farkındalık geliştirmesi gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gişelerde en sık yaşanan kazalar</strong></p>
<p>Son dönemde paralı otoyol ve köprü gişelerinde de ciddi kazalar yaşandığını hatırlatan Özgür Şener, bu kazaların çoğunun sürücü hatasından kaynaklandığını ifade etti ve “İki aracın aynı gişeye girmeye çalışması, son anda gişe değiştirme, yavaşlayan araca arkadan çarpma veya yanlış gişeye girip geri manevra yapma gibi davranışlar gişe bölgelerinde en sık görülen kaza nedenleridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gişelerde hız genellikle 30 kilometre olmalı</strong></p>
<p>Sürücülerin gişe alanlarına yaklaşırken hızlarını mutlaka düşürmeleri gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, “Gişe alanlarına yaklaşırken verilen hız limitlerine eksiksiz uyulmalıdır. Ani fren yerine kademeli yavaşlama yapılmalıdır. Gişe alanlarında hız limiti genellikle 30 kilometre/saat civarındadır. Bayram dönemleri, tatil dönemleri, mesai başlangıç ve bitiş saati gibi zamanlarda gişelerde uzun beklemeler olmaktadır. Bu durumlarda sabırlı ve sakin kalmak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Şener, gişelerde sürücülerin en sık yaptığı hatanın son anda şerit değiştirmek olduğunu da kaydederek, “Sürücülerin en çok yaptığı hatalardan biri, son anda gişe değiştirmeye çalışmaktır. Gişeye girmeden önce hangi şeridi kullanacağınızı belirlemeli ve o şeritte ilerlemelisiniz. Son anda yapılan şerit değişiklikleri arkadan gelen araçlarla çarpışma riskini artırır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gişe çıkışlarında ani hızlanmayın</strong></p>
<p>Gişelerden çıktıktan sonra sürücülerin ani hızlanma eğiliminde olduğunu belirten Şener, bunun da risk oluşturduğunu söyledi ve “Gişe çıkışlarında sürücüler genellikle ani hızlanmaya çalışır. Ancak çevredeki araçların da aynı anda hızlanabileceği unutulmamalı ve çevre sürekli gözlemlenerek sürüşe devam edilmelidir. Tüm işaret ve yönlendirmeler sürücüler tarafından takip edilmeli ve eksiksiz uyulmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-yolculuguna-cikacaklar-dikkat-620367">Bayram yolculuğuna çıkacaklar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[filtre]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp,<strong> </strong>mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Mavi ışık, beyni uyanık tutar ve sirkadiyen ritmi bozar!</strong></p>
<p>Mavi ışığın, gözün retina tabakasındaki ‘intrinsically photosensitive retinal ganglion cells’ (ipRGC) olarak adlandırılan özel hücreleri uyardığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu hücreler, doğrudan beynin ana biyolojik saati olan hipotalamustaki suprakiyazmatik çekirdeğe (SCN) sinyal gönderir. Bu süreç, epifiz bezinden salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunu baskılar.” dedi.</p>
<p>Nörobiyolojik düzeyde mavi ışığın, beyni ‘gündüz modunda’ tutarak uyanıklığı artırdığını ifade eden Alp, kronik maruziyetin sirkadiyen ritmin bozulmasına ve kortizol salınımının dengesizleşmesine yol açtığını kaydetti.</p>
<p><strong>Ergenlerde mavi ışık, uyku kalitesini yetişkinlerden daha fazla düşürür! </strong></p>
<p>Çocuk ve ergen beyninde mavi ışığın etkilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuk ve ergenlerin lensleri yetişkinlere göre çok daha şeffaftır, bu da retinaya daha fazla mavi ışık sızmasına neden olur. Nörobilimsel açıdan daha kritik olan durum ise, ergen beyninin prefrontal korteks gelişimi ve sirkadiyen hassasiyetidir. Ergenlerde melatoninin geç salgılanma eğilimi (delayed sleep phase), mavi ışıkla birleştiğinde uyku kalitesini yetişkinlere oranla çok daha sert bir şekilde düşürür. Bu durum, yalnızca yorgunluğa değil, aynı zamanda beyin gelişiminin temel taşı olan sinaptik budanma süreçlerinin aksamasına da neden olabilir.”</p>
<p><strong>Mavi ışık ve hızlı dijital içerikler, beyni sürekli uyarır ve mental yorgunluğa yol açar! </strong></p>
<p>Mavi ışık ve dijital uyarana maruz kalmanın, beyin yorgunluğu (mental fatigue) ile ilişkili olduğunu dile getiren Alp, “‘Ekran yorgunluğu’ dediğimiz fenomen, sadece göz kaslarının yorulması değil, beynin bilişsel yükünün (cognitive load) aşılmasıdır.” dedi.</p>
<p>Alp, “Mavi ışık uyanıklığı yapay olarak tetiklerken, dijital içeriklerin hızlı akışı beyni sürekli bir ‘yönlendirilmiş dikkat’ (directed attention) modunda tutar. Bu durum, nörotransmitter depolarının (özellikle dopamin) hızla tüketilmesine ve prefrontal kortekste yönetici işlevlerin zayıflamasına, yani mental yorgunluğa yol açar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mavi ışık, beynin gece temizlenme mekanizmasını bozabilir! </strong></p>
<p>Migren veya epilepsi gibi nörolojik hastalıklarda mavi ışığın etkileri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Klinik pratikte, özellikle migren hastalarında fotofobi (ışığa duyarlılık) çok yaygın görülür. Mavi ışık, ağrı iletiminde rol oynayan talamik nöronları aktive ederek migren ataklarını tetikleyebilir veya şiddetini artırabilir. Epilepside ise durum daha spesifiktir; ışığa duyarlı (fotosensitif) epilepsisi olan bireylerde yüksek kontrastlı ve titreşimli dijital ekranlar nöbet eşiğini düşürebilir.” dedi.</p>
<p>‘Dijital beyin sisi’ olarak adlandırılan dikkat dağınıklığı ve zihinsel bulanıklıkta mavi ışığın rolüne de değinen Alp, “Beyin sisi, nöroinflamatuar süreçler ve uyku kalitesindeki düşüşün bir yan ürünüdür. Mavi ışığın sirkadiyen ritmi bozması, beynin geceleri kendisini temizleme mekanizması olan glinfatik sistemin tam performansla çalışmasını engeller. Atık ürünlerin temizlenemediği bir beyin, ertesi gün odaklanma güçlüğü, kısa süreli bellek zayıflığı ve zihinsel bulanıklıkla reaksiyon verir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken yaşta yoğun erken ekran kullanımı, beyin gelişimini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Erken yaşta yoğun ekran kullanımının, gelişmekte olan beyin üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğini açıklayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Erken çocukluk dönemi, beynin nöroplastisitesinin en yüksek olduğu evredir. Bu dönemde ekran üzerinden gelen yoğun mavi ışık ve hızlı dijital uyaranlar, beynin ödül sistemini erken yaşta manipüle eder. Literatür, aşırı maruziyetin beyaz madde bütünlüğü üzerinde (özellikle dil gelişimi ve sözel işlemleme süreçleriyle ilgili alanlarda) farklılıklara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak ‘kalıcı’ terimi yerine, gelişimsel yörüngenin değişmesi riskinden bahsetmek bilimsel olarak daha doğrudur.”</p>
<p><strong>Mavi ışık, DEHB’de hiperaktiviteyi artırabilir, OSB’de uykuya geçişi zorlaştırabilir! </strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu (OSB) veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların sinir sistemlerinin duyusal uyaranlara karşı çok daha hassas olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Mavi ışığın oluşturduğu ‘hiper-uyanıklık’ hali, DEHB’li çocuklarda dürtüselliği ve hiperaktiviteyi körükleyebilir. OSB’li çocuklarda ise uyku regülasyonu zaten zorken, mavi ışık kaynaklı melatonin baskılanması, uykuya geçiş süreçlerini bir kriz haline getirebilir ve ertesi günkü duyusal işleme süreçlerini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyen! </strong></p>
<p>Mavi ışık filtreli gözlükler veya ekran filtrelerinin birer ‘sihirli değnek’ olmadığını vurgulayan Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar yalnızca destekleyici mekanizmalardır. Filtreler, retinaya ulaşan mavi ışık yoğunluğunu azaltarak dijital göz yorgunluğunu hafifletebilir ve melatoninin tamamen baskılanmasını bir nebze engelleyebilir. Ancak nörolojik sağlık için asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyendir. Yani uykudan en az 1-2 saat önce ekranla bağı kesmek, hiçbir filtrenin veremeyeceği nörolojik onarımı sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[emekçilerine]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[uci]]></category>
		<category><![CDATA[ucim]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de çocuk hakları alanında faaliyet gösteren en aktif sivil toplum kuruluşlarından biri olan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ile Efes Selçuk Belediyesi arasında imzalanan protokol kapsamında belediye emekçilerine yönelik “Çocuk İhmal ve İstismarının Psikolojik ve Hukuki Boyutları” konulu bir eğitim düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972">UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de çocuk hakları alanında faaliyet gösteren en aktif sivil toplum kuruluşlarından biri olan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği ile Efes Selçuk Belediyesi arasında imzalanan protokol kapsamında belediye emekçilerine yönelik “Çocuk İhmal ve İstismarının Psikolojik ve Hukuki Boyutları” konulu bir eğitim düzenlendi.</p>
<p>UCİM İzmir Şubesi Rehabilitasyon ve Yönlendirme Koordinatörü Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil, eğitim programında ilk olarak UCİM’in kuruluş süreci ve çalışmalarına değindi. Özkaranfil, derneğin çocuk istismarıyla mücadele etmek ve mağdur çocukların yanında olmak amacıyla kurulduğunu belirtti.</p>
<p>İhmal ve istismar kavramlarını ayrıntılı şekilde ele alan Özkaranfil; çocuklara yönelik ihmal ve istismarın farklı biçimlerde ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Özkaranfil, ihmali fiziksel ve duygusal ihmal olarak ikiye ayırdıklarını belirterek; duygusal ihmali çocuğun duygularının bastırılması ve önemsenmemesi, fiziksel ihmali ise çocuğun bakım ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmaması olarak tanımladı.</p>
<p>Özkaranfil, İstismarın ise duygusal, fiziksel ve cinsel istismar olmak üzere üç başlık altında değerlendirildiğini ifade etti.</p>
<p><b>“CANİLER ÖNCE HAYVANLARA ZARAR VERİYOR”</b></p>
<p>Sunumunda özellikle çocuklara yönelik cinsel istismar konusuna dikkat çeken Özkaranfil, istismarcıların çoğu zaman çocukların tanıdığı kişiler olabildiğini belirtti. Empati kurmakta güçlük çeken istismarcıların şiddet eğilimlerinin çoğu zaman hayvanlara zarar verme davranışıyla başlayabildiğini ifade eden Özkaranfil, hayvanlara yönelik şiddetin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><b>“ÇOCUĞA ‘BEN BURADAYIM’ MESAJI VERİLMELİ”</b></p>
<p>Çocuklarda istismar sonrasında görülebilecek belirtilere de değinen Özkaranfil; içe kapanma, okul başarısında düşüş, depresif belirtiler, tekrar eden oyun davranışları, yemek yemeyi reddetme ve kabus görme gibi değişimlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Bir çocuğun yaşadığı istismarı bir yetişkine anlatması durumunda bunun gizlenmesinin suça ortak olmak anlamına geldiğini ifade eden Özkaranfil, böyle bir durumda çocuğa güçlü bir şekilde “Ben buradayım ve senin yanındayım” mesajının verilmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p> UCİM İzmir Şubesi Rehabilitasyon ve Yönlendirme Koordinatörü Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil, ayrıca çocuklara beden bütünlüğü ve kişisel sınırlar konusunda erken yaşta bilinç kazandırılması gerektiğini belirterek iyi dokunma ve kötü dokunma arasındaki farkın anlatılmasının önemini vurguladı.</p>
<p><b>İHBAR HER BİREYİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ</b></p>
<p>UCİM Türkiye Hukuk Koordinatörü Avukat Ceren Evcil ise çocuk ihmali ve istismarı vakalarında ihbar mekanizmaları hakkında bilgi verdi. Çocuk ihmali ve istismarının bildirilmesinin her bireyin sorumluluğu olduğunu belirten Evcil; vatandaşların www.ucim.org.tr adresi üzerinden UCİM’e ulaşabileceğini, ayrıca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Alo 183 hattına, savcılıklara veya en yakın emniyet birimlerine başvurarak ihbarda bulunabileceğini söyledi.</p>
<p>Evcil, UCİM gönüllü avukatlarının soruşturma süreçlerini yakından takip ettiğini ve dava açılması halinde gerekli değerlendirmeleri yaparak dosyalara katılma talebinde bulunduklarını ifade etti.</p>
<p><b>İLK 72 SAAT HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR</b></p>
<p>UCİM İzmir Hukuk Koordinatörü Öykü Uz da çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında yasal süreç hakkında bilgi verdi. Suçu bildirme yükümlülüğünün her yurttaş için geçerli olduğunu vurgulayan Uz, kamu çalışanlarının bu konuda daha sıkı yasal sorumluluklara tabi olduğunu belirtti.</p>
<p>Uz, istismar vakalarında delillerin kaybolmaması açısından ilk 72 saatin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, çocuğun üzerindeki eşyaların yıkanmadan poşetlenerek yetkili makamlara teslim edilmesi gerektiğini, çocuğun banyo yaptırılmamasının da delillerin korunması açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>Öykü Uz ayrıca, soruşturma sürecinde Çocuk İzlem Merkezlerinin (ÇİM) çocukların üstün yararı gözetilerek yapılandırıldığını belirtti. Bu merkezlerde cinsel istismara maruz kalan çocukların ifade, muayene ve delil toplama gibi adli ve tıbbi işlemlerinin tek çatı altında, uzman eşliğinde ve çocuk dostu bir ortamda gerçekleştirildiğini ifade eden Uz, böylece çocukların ikinci kez travma yaşamalarının önüne geçilmesinin amaçlandığını söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ucimden-ilk-egitim-belediye-emekcilerine-619972">UCİM&#8217;den İlk Eğitim Belediye Emekçilerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düşürdüm]]></category>
		<category><![CDATA[hatanız]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşımı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Genetik yatkınlığın yanı sıra, yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımı gibi etkenlerin de böbrek taşının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirten <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran</strong> “Böbrek taşı geçici bir ağrı problemi değildir, doğru takip edilmediğinde kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. Erken tanı ve bilinçli takip ile böbrek kaybı önlenebilir. Ancak sağlıksız yaşam alışkanlıklarının yanı sıra toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler de ne yazık ki böbreklerimize büyük zarar veriyor hatta böbreklerin zamanla kaybedilmesine yol açabiliyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Baran, <strong>12 Mart Dünya Böbrek Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada toplumda doğru sanılan 10 yanlışı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaparsa tehlikelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Ağrısız taşlar da böbreğe zarar verebilir. Sessiz taşlar hiç ağrı yapmadan zamanla böbrek fonksiyonunu bozabilir. Hatta staghorn (geyik boynuzu) tipindeki taşlar sessizce büyük boyutlara ulaşıp böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. Bu nedenle düzenli takip önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Bira içmek böbrek taşını düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Toplumda yaygın olan bu inanış bilimsel olarak doğru olmadığı gibi tehlikelidir. Taş tedavisinde bira vb hiçbir alkolün yeri yoktur. Bira sıvı içerdiği için idrar miktarını geçici olarak artırabilir ancak içeriğindeki alkol vücudu susuz bırakabilir ve böbrek sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca alkol bazı taş türlerinde (özellikle ürik asit taşlarında) risk faktörlerini artırabilir. Su en doğru tercihtir.  </p>
<ul>
<li><strong>Taş varsa mutlaka şiddetli ağrı yapar: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Her taş ağrı yapmaz; sessiz taşlar da takip edilmelidir. Böbrekte sabit duran ve idrar kanallarında tıkanıklığa neden olmayan taşlar çoğu zaman hiç belirti vermeyebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek tüm taşları düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Az su içmek böbrek taşı riskini artırır ama böbrek taşı oluşumunda genetik, beslenme alışkanlıkları ve metabolik faktörler de etkilidir. <strong>Bol su içmek tüm taşları düşürmez. Küçük taşların düşmesine yardımcı olabilir ama taş boyutu büyüdükçe taşın düşmesi zorlaşır. Sıvı tüketimi destekleyicidir ancak taşın boyutu ve yeri tedavi yöntemini belirler.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tüm taşlar kendiliğinden düşer: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Büyük taşların idrar kanalından geçmesi mümkün olmadığı için genellikle müdahale gerektirir. Bazı taşlar özellikle 5-6 mm’den büyük olanlara cerrahi ya da girişimsel tedavi yapılması zorunludur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Taş ağrısı geçti ise taş kesin düşmüştür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Taş ağrısı genellikle idrar kanalının bir yerinde tıkanıklığa bağlı idrar akımının durmasından kaynaklanır. Taş yer değiştirdiğinde veya idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı geçebilir. Ancak bu, taşın düştüğü anlamına gelmez; görüntülemeyle doğrulanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Taş kırdırmak böbreğe zarar verir: YANLIŞ!</strong><br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Doğru hasta seçimi ile uygulanan tedaviler böbreğe kalıcı zarar vermez. Uygun hastada yapılan taş kırma işlemi güvenlidir.</p>
<ul>
<li><strong>T<strong>aş ameliyatı açık cerrahidir ve çok zordur: YANLIŞ!</strong></strong> <br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Günümüzde çoğu taş kapalı (endoskopik/lazer) yöntemlerle tedavi edilir. Açık cerrahi uygulamaları neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Endoskopik ameliyatlar hastaların normal hayata hızlıca dönmelerini çok kolaylaştırır. Modern taş cerrahisi minimal invazivdir ve iyileşme süresi kısadır.</p>
<ul>
<li><strong>Bir kez taş düşürdüm/ ameliyat oldum tekrar taş oluşmaz: YANLIŞ!</strong> <br /><strong>DOĞRUSU</strong>: Taşı düşürmek sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Taşın içeriği analiz edilmeden ve metabolik değerlendirme yapılmadan tekrar riskini azaltmak mümkün değildir. Taş analizi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleri ile kişiye özel önleyici plan yapılmalıdır. Ameliyat da mevcut taşı temizler ancak yeni taş oluşumunu engellemez. Ameliyat sonrası metabolik değerlendirme ve yaşam tarzı düzenlemesi gerekir.</li>
<li><strong>Bitkisel ürün kullandım, taşım hemen eriyip düştü: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Böbreklerdeki taşları hızlı bir şekilde, direkt olarak eriten herhangi bir tedavi (bitkisel ya da medikal) olmadığını belirten Doç. Dr. Baran şöyle konuşuyor: “Halk arasında sıkça önerilen bitkisel ürünlerin böbrek taşını erittiğine dair güçlü bilimsel kanıt yoktur. Bu ürünler “doğal” olarak pazarlansa da içerikleri standart değildir ve yüksek miktarda tüketildiklerinde; mide-bağırsak sorunlarına, elektrolit dengesizliklerine, karaciğer veya böbrek üzerinde yük artışına, tansiyon değişikliklerine neden olabilirler. Böbrek taşı tedavisi ve önlenmesi bilimsel değerlendirme ile planlanmalıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gösteren]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal]]></category>
		<category><![CDATA[nedenine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor. Ancak günümüzde 50 yaş altı bireylerde de kolorektal kanser görülme sıklığı hızla artıyor. Bu değişen epidemiyoloji doğrultusunda birçok uluslararası kılavuz, tarama başlangıç yaşını 50’den 45’e çekiyor. Kolorektal kanserlerin genç yaşta görülme riskini artıran sebeplerin başında işlenmiş gıda tüketiminin artması, obezite ve kronik stres geliyor. Taramalarla önlenebilen kolorektal kanserin tedavisinde erken tanı büyük avantaj sağlıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ersan Eroğlu, kolorektal kanserinin nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kolorektal kanser gençlerde daha ileri evrede kendini belli ediyor </strong></p>
<p>Kolorektal kanserler tarama ve erken tanı ile önlenebilen bir kanser türüdür. Bu nedenle 45 yaş üstü bireylerin 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi tetkiki yaptırması kolon kanserinin %90’lık kısmının tedavisinde başarılı sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Aile öyküsünde kanser hastalığı bulunmayan, bilinen genetik sendromu saptanamayan bireylerde de kolorektal kanserin görülmesi bu hastalığın yalnızca yüksek riskli bireylere özgü bir hastalık olmadığı gerçeğini de gündeme getirmektedir. Kolorektal kanserler geçmişte 50 yaş üstü bir hastalık olarak biliniyordu. Ancak günümüzde gençlerde de daha yaygın olarak görülmeye başlandı. Kolorektal kanserler gençlerde daha ileri evrede tanı aldığı için tedavi süreçleri de uzayabilmektedir. Gençlerdeki bu artışın kesin nedeni bilinmese de bu faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir;</p>
<ul>
<li>İşlenmiş gıda tüketimi  </li>
<li>Obezite, kırmızı et tüketiminin artması</li>
<li>Hareketsiz yaşam, alkol ve sigara tüketimi</li>
<li>Mikrobiyota değişiklikleri</li>
<li>Kronik inflamasyon (stres) </li>
</ul>
<p><strong>Güncel tedavi yöntemleri kişiye özel belirleniyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinin tedavi planı cerrahi, kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi (immünoterapi) yöntemlerini içermektedir. Hangi tedavi yönteminin kullanılacağı kanserinin evresi ve hastanın genel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Kişiye özel planlanan kolon kanseri tedavisi süreci, multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Kolon kanserinde cerrahi prosedür kanserli kolon bölgesini ve lenf bezlerini onkolojik prensiplere uygun olarak temizlemeyi içermektedir. Bu cerrahi müdahaleler, kolon kanseri tedavisi kapsamında hastalığın yayılımını durdurmak ve sonlandırmak için en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. Kanserli kolon bölgesi çıkarıldıktan sonra geriye kalan sağlıklı kolon ağızları birleştirilmektedir. Anastamoz adı verilen bu süreç iyileşme zamanını belirlemektedir. Bazen riskli olduğu düşünüldüğü durumlarda geçici olarak ostomi denilen bağırsak karın duvarındaki bir açıklığa taşınarak atıklar bir torba içinde toplanmaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam değişikliği kolon kanseri iyileşme sürecini hızlandırıyor</strong></p>
<p>Modern cerrahi teknikler sayesinde kolon kanseri tedavisi sırasında bağırsak fonksiyonlarının korunması ve hastanın yaşam kalitesinin en üst düzeyde tutulması hedeflenmektedir. Kolon kanseri tedavisi sadece cerrahi müdahale ile sınırlı kalmayıp, operasyon sonrası rehabilitasyon ve takip sürecini de kapsayan uzun soluklu bir dönemdir. Kolon kanseri tedavisi sonrası iyileşme hızı; hastanın genel sağlık durumu, uygulanan cerrahi teknik ve ek kemoterapi/radyoterapi ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kolon kanseri tedavi süreci ve sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken kritik noktalar şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Cerrahi müdahale:</strong> Kolon kanseri ameliyatı, hastalığın evresine ve tümörün bağırsaktaki konumuna göre kişiselleştirilen bir cerrahi süreçtir. Günümüzde kolon kanseri ameliyatı operasyonları; açık cerrahi, laparoskopik (kapalı) cerrahi veya robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilebilmektedir. Kolon kanseri ameliyatı sırasında temel hedef, kanserli dokunun çevresindeki sağlıklı sınırlarla ve ilgili lenf nodlarıyla birlikte tamamen temizlenmesidir ve etraf dokulara zarar vermemektir.</li>
<li><strong>Minimal invaziv yaklaşımlar:</strong> Laparoskopik yöntemle yapılan kolon kanseri ameliyatı, küçük kesiler üzerinden ilerlediği için hastanın operasyon sonrası ağrısını azaltır ve iyileşme hızını artırır. </li>
<li><strong>Anastomoz ve Rekonstrüksiyon:</strong> Kanserli bölüm çıkarıldıktan sonra bağırsağın sağlıklı uçlarının birbirine dikilmesi işlemidir. Eğer bu birleşme tıbbi olarak riskliyse, kolon kanseri ameliyatı kapsamında geçici veya kalıcı stoma (torba) uygulamasıdır.  </li>
<li><strong>Beslenme disiplini:</strong> Operasyonun hemen ardından sindirim sistemini yormayan, düşük lifli ve yumuşak gıdalarla başlayan beslenme düzeni, zamanla uzman kontrolünde normale döner. Kolon kanseri tedavisi sonrası yeterli sıvı alımı, doku onarımı için hayati önem taşır. </li>
<li><strong>Düzenli takip ve kontrol:</strong> İlk iki yıl boyunca 3-6 aylık periyotlarla yapılan CEA (karsinoembriyonik antijen) testleri ve görüntüleme tetkikleri, kolon kanseri tedavisi başarısının sürdürülebilirliği için şarttır. </li>
<li><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Hastanın tolere edebildiği ölçüde yaptığı hafif yürüyüşler, kolon kanseri tedavisi sonrası bağırsak hareketliliğinin yeniden kazanılmasına yardımcı olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. İçe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi gibi fiziksel belirtilerin de önemli bir işaret olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışılmalıdır” dedi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Yeşilay Haftası kapsamında madde ve alkol bağımlılığı, tedavi yöntemleri ve bağımlılıkla mücadele konusunda bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Madde bağımlılığı, ruhsal bir bozukluktur</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanımının bir ruhsal bozukluk olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “En son uluslararası kabul edilen Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabına göre (DSM-5), “kötüye kullanım” ve “bağımlılık” ayrımı kaldırılmış; bunlar tek bir başlık altında, hafif, orta ve ağır düzey olarak sınıflandırılmıştır. Madde kullanım bozukluğu, klinik olarak belirgin bozulmaya veya sıkıntıya yol açan, sorunlu bir madde kullanım örüntüsü ile karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk; bilişsel, davranışsal ve fizyolojik belirtilerle seyreder ve kişinin madde kullanımını kontrol etme kapasitesinde azalma ile tanımlanır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılığın kriterleri var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Halk arasındaki bilinir haliyle madde (uyuşturucu) bağımlılığı diyebilmek için bazı kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da uzun süreli kullanımı, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerine rağmen başarısız olunması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması tanı kriterlerinin başında gelmektedir. Madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaya neden olması ve yaşanılan sosyal sorunlara rağmen kullanımı sürdürme çabasının olması tanı konulmasında önemli kriterler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Son bir yıl içinde en az ikisi varsa bağımlılık tanısı konulabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığı tanı kriterleri arasında her geçen gün daha fazla madde alımına ihtiyaç göstermek yani tolerans gelişimi olması ve maddenin alınmadığı zamanlarda maddeye özel yoksunluk belirtileri yaşanmasının da yer aldığını belirterek “Son bir yıl içinde tüm bu sayılanlardan en az ikisi bile bulunuyorsa madde bağımlılığı tanısı için yeterli olmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı koyarken de belirtilerin şiddetine göre hafif, orta ve ağır düzeyde bağımlılık şeklinde sınıflandırma yapıldığını söyledi.     </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir hastalık</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sistemi etkilenmekte, tekrar eden kullanım nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açmaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık yapıcı maddeler</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, DSM-5’e göre madde kullanım bozukluklarının farklı farmakolojik gruplar altında sınıflandırıldığını belirterek bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>1. Tütün (Nikotin</span></b><span>): Yüksek bağımlılık potansiyeline sahiptir. Dopamin salınımını artırır ve yoksunluk belirtileri belirgindir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>2. Alkol:</span></b><span> GABAerjik sistemi güçlendirir, glutamaterjik sistemi baskılar. Tolerans ve yoksunluk gelişir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>3. Opiyatlar (Opioidler):</span></b><span> Morfin, eroin, kodein, metadon vb. µ-opioid reseptör agonistleridir. Yüksek bağımlılık ve ciddi yoksunluk riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>4. Uyarıcılar (Stimülanlar</span></b><span>): Amfetamin, kokain, MDMA; dopamin ve noradrenalin artışı yapar. Psikotik belirtiler gelişebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>5. Sedatif-Hipnotikler</span></b><span>: Barbitüratlar, benzodiazepinler; GABA üzerinden etki eder. Ani kesilme nöbet riski oluşturabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>6. Halüsinojenler</span></b><span>: LSD, psilosibin vb.; serotonerjik sistem üzerinden algı değişikliklerine yol açar. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>7. Uçucu Maddeler</span></b><span>: Tiner, benzen, yapıştırıcılar; özellikle ergenlerde nörotoksisite riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>8. Kannabis:</span></b><span> THC içeriği ile algı ve bilişsel işlevleri etkiler; yatkın bireylerde psikoz riskini artırabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>9. Diğer Maddeler</span></b><span>: PCP, ketamin, GHB, anabolik steroidler ve nitritler farklı mekanizmalarla bağımlılık riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alkol kullanım bozukluğu, ruhsal hastalıklarla eş zamanlı seyredebiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alkol kullanım bozukluğunun DSM-5’e göre; alkolün problemli bir kullanım örüntüsü ile klinik olarak belirgin bozulma ya da sıkıntıya yol açması durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tanı ölçütleri madde kullanım bozukluğu ile paraleldir ve yine son 12 aylık dönem esas alınır. Alkol kullanım bozukluğunda genetik yatkınlık, erken yaşta başlama, erkek cinsiyet (epidemiyolojik olarak daha yüksek oran), eşlik eden psikiyatrik bozukluklar, travma öyküsü, yüksek stres düzeyi risk faktörleri arasında sayılabilir. Alkol kullanım bozukluğu, sıklıkla depresyon ve anksiyete bozuklukları ile eş zamanlı seyretmektedir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Aileler madde bağımlılığında bu belirtilere dikkat etmeli      </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış, son zamanlarda içe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi vb. fiziksel belirtiler görülmesi halinde ailelerin aklına madde kullanımı ihtimali gelmelidir. Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Ancak kesin tanı klinik değerlendirme ile ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından konur. Suçlayıcı değil destekleyici bir iletişim yaklaşımı erken müdahale açısından kritik öneme sahiptir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli yaklaşım gerektiriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli bir yaklaşım gerektirir. Tıbbi değerlendirme ve detoksifikasyon, farmakolojik tedaviler (maddeye özgü), bilişsel davranışçı terapiler, motivasyonel görüşmeler, aile terapileri, grup terapileri, rehabilitasyon ve relaps önleme programları ile bireyin ihtiyacına özgü tıbbi ve psikolojik takip, tedavi ve rehabilitasyon planlanır. Yine bireyin ihtiyacına özel sosyal, ekonomik, barınma ve iş desteği kurumlararası iş birliği ile sağlanarak madde kullanım bozukluğu olan bireyin damgalanmadan, toplumla bütünleşmesi hedef alınır. Nüks görülebilir; bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın kronik doğasının bir parçası olduğunu kabul edip; tedavi ve rehabilitasyon sürecine devam edilir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde bağımlılığının önlenmesinde ailelere önemli görevler düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Öncelikle aile içinde açık ve güvenli iletişimin temelleri atılmalıdır. Çocuğun/gencin kendisini ifade etmesine imkân sağlanmalıdır. ‘Hayır’ diyebilme becerisinin geliştirilmesi önemlidir. Bunların yanı sıra stres yönetimi, stresle sağlıklı baş etme yöntemi olarak spor, sanat ve güvenli sosyal etkinliklere yönlendirme etkili yöntemler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yaşam becerileri erken yaşlardan itibaren kazandırılmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken yaşta yaşam becerileri eğitiminin kazandırılmasının da madde bağımlılığının önlenmesinde etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Özellikle ergenlik döneminde yargılayıcı, eleştirici yaklaşımdan uzak; aşırı koruyucu kollayıcı da olmadan, ilişkilerde sınır koymasını bilen, arkadaş seçimine özen gösteren, özgüvenli, aile bağları güçlü bireyler yetiştirmek ailelerin birincil görevi olmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aileden başlayarak topluma da önemli görevlerin düştüğünü belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak iyi birer rol model olma sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Evde önce aile, sonra okulda öğretmenler bu rolü üstlenirken; artık sosyal medya kullanıcısı olarak hepimiz ve özellikle de medya iletişim kanallarında bağımlılık yapıcı maddeleri özendirici reklam, tutum ve davranışlardan uzak olmak gerekiyor. Madde ve alkol kullanım bozuklukları; biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan kronik beyin hastalıklarıdır. Erken tanı, damgalamanın azaltılması, önleyici toplum temelli programlar ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetleri bağımlılıkla mücadelede temel stratejilerdir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılıkla topyekûn mücadele gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uyuşturucu madde ve alkol kullanım bozukluğu ile mücadelede toplumsal desteğin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Koruyucu önlemlerden sonra erken müdahale için damgalama ile mücadele, bağımlılığın irade sorunu olmaktan çıkıp; kronik bir beyin hastalığı olduğu bilincinin topluma yayılması son derece önemlidir. Bağımlılığın her türlüsünün tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinci ile topyekûn mücadele yapılmalıdır. Bunun için Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı, aile hekimlikleri, sağlıklı yaşam merkezleri, en yakın devlet hastanesindeki ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı poliklinikleri, AMATEM, ÇEMATEM, YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi)’ne başvurabilir; danışmanlık ve destek alabilirsiniz.”</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 07:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[izin]]></category>
		<category><![CDATA[izni]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[tuzağına]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulama İzinleri]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalarda]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir uygulamayı kullanmaya başladığımızda genellikle uygulama izinlerini incelenmeden onaylıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416">Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni bir uygulamayı kullanmaya başladığımızda genellikle uygulama izinlerini incelenmeden onaylıyoruz. Bu durum kullanıcıları ciddi  gizlilik ve güvenlik risklerine maruz bırakabilir.  Siber güvenlik şirketi ESET uygulama izinleri ile ilgili süreçleri inceledi ve önerilerde bulundu.</strong></p>
<p>Uygulama izinleri, uygulamalarınızın hangi tür verilere ve cihazlara erişebileceğini belirleyen, neredeyse görünmez bir nöbetçi gibidir. Yeni bir uygulama indirdiyseniz veya yeni bir özelliği etkinleştirdiyseniz muhtemelen bir izin istemi ile karşılaşmışsınızdır.  Bazı izinler uygulama için uygunken bazıları gerekli olan sınırları aşabilir. Ayrıca bazıları  tamamen kötü niyetli olabilir. Hangilerini kabul edip hangilerini engelleyeceğinizi anlamak önemlidir.  </p>
<p><strong>Uygulama izinleri ne işe yarıyor?</strong></p>
<p>Uygulama izni açılır penceresi, mobil işletim sisteminiz ile sizin aranızdaki bir diyalogdur. Bu pencere, yeni bir uygulamanın belirli verilere veya özelliklere erişmek istediğini size bildirir. Uygulamanın bunu yapması için onayınızı ister. Bu istekler eskiden kurulum öncesinde gelirdi. Ancak modern iOS sürümleri, uygulamayı ilk kez kullanmaya başladığınızda çalışma sırasında izin istemleri gösterir. Android her ikisini de yapar ve yalnızca düşük riskli izinler için kurulum sırasında istemler gösterir. Geliştiriciler için izinler, kullanıcılara sorunsuz ve zengin özellikli deneyimler sunmanın kritik bir yoludur. Bir uygulama, cihaz verilerine veya işlevlerine her kullandığında erişim izni istemek zorunda olsaydı neredeyse kullanılamaz hâle gelirdi. </p>
<p><strong>Uygulama izinleri tehlikeleri nelerdir?</strong></p>
<p>Kötü niyetli olsun ya da olmasın, bazı uygulamalar ihtiyaç duyduklarından daha fazla erişim izni ister. Örneğin, rehberinize erişim izni isteyen bir mobil oyun veya mikrofonunuza ve kameranıza erişim izni isteyen bir hesap makinesi uygulaması düşünün. Düşünmeden izinleri onaylayarak, kötü niyetli geliştiricilerin akıllı telefonunuzdaki hassas verilere (takvim, mesajlaşma uygulamaları, SMS, dosyalar ve depolama alanı, kişiler, arama kayıtları, konum, mikrofon ve kamera gibi) erişmesine olanak sağlayabilirsiniz. Siz yazarken ekranınızı bile okuyabilirler. Bu erişimle şunları yapabilirler:</p>
<ul>
<li>En hassas hesaplarınızın parolalarını toplayabilir,</li>
<li>Tek kullanımlık SMS parolalarını ele geçirebilir,</li>
<li>Cihazınızı yüksek ücretli abonelik hizmetlerine kaydettirebilir,</li>
<li>Dijital yaşamınızın bir resmini oluşturup reklamcılara satabilir,</li>
<li>Konumunuzu izleyerek fiziksel güvenliğinizi tehlikeye atabilir,</li>
<li>Kamerayı/mikrofonu açarak akıllı telefonunuzu dinleme cihazına dönüştürebilir,</li>
<li>Dosyalarınızı şifreleyip ve fidye için elinde tutabilir,</li>
<li>Cihazınıza kötü amaçlı yazılım yükleyebilir </li>
</ul>
<p>Yapay zekâ asistan uygulamaları  özellikle dikkat edilmesi gereken, giderek artan bir izin riski oluşturmaktadır. Birçoğu, uyandırma kelimesini algılamak için her zaman açık mikrofon erişimi ayrıca kişiler, takvim ve bazı durumlarda ekran içeriği erişimi talep eder. Yapay zekâ uygulamalarına diğer kategorilerle aynı titizlikle yaklaşın. Sağlık ve fitness verileri, bir başka göz ardı edilen risk unsurudur. Sağlık verilerinize erişimi olan uygulamalar, bu verileri gerçek dünyada sonuçları olan şekillerde paylaşabilir veya satabilir; bu durumun sigorta ve veri aracılığı gibi alanlarda etkileri olabilir. </p>
<p><strong>Uygulama izinleri güvenli bir şekilde yönetilmelidir</strong></p>
<p>·    Her şeyden önce, yalnızca güvenilir mağazalardan (Google Play/App Store) uygulama indirin.</p>
<p>·       İndirmeye karar vermeden önce uygulamaların yorumlarını okuyun.</p>
<p>·       Saygın bir güvenlik sağlayıcısından bir mobil güvenlik çözümü yükleyin.</p>
<p>·       İzin vermeden veya engellemeden önce, söz konusu uygulamanın çalışması için izin gerekli olup olmadığını her zaman değerlendirin.  </p>
<p>·       Bir başka iyi kural da yalnızca &#8220;bir kez izin ver&#8221; veya &#8220;kullanım sırasında izin ver&#8221; seçeneğini kullanmaktır. </p>
<p>·       Birçok uygulamada izinlerinizi düzenli olarak gözden geçirmeniz istenir. Ancak izinleri proaktif olarak denetlemek iyi bir fikir olabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416">Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolorektal Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Genetik faktörler, obezite, düzensiz beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi faktörler kolorektal kanserlere zemin hazırlayabiliyor. 45 yaş üzerinde, her iki cinsiyette de daha sık görülmeye başlayan bu kanserler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde gelişen poliplerin zamanla kanserleşmesi ile ortaya çıkıyor. Kolonoskopisi ile erken teşhis edilebilen kolon kanseri ilk 5 yıllık süreçte sağ kalımı % 90 oranında artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdem Akbal, 1-31 Mart Kolon Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında kolon kanserinin nedenleri, erken teşhisin önemi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kolon (kalın bağırsak) kanseri, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada, kansere bağlı ölümler açısından ise ikinci sarıda gelmektedir. Kolon kanserinin dünyada görülme sıklığı incelendiğinde tüm dünyada  artış eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ancak bununla birlikte erken tanı ve tarama programlarının yaygınlaştırılması da hastalığın tedavisinde önemli oranda artış olduğu ortaya çıkmıştır. Kolorektal kanserlerin büyük çoğunluğu adenomatöz poliplerden gelişmektedir. Adenom–karsinom sekansı olarak tanımlanan bu süreç genellikle 5–10 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu biyolojik süreç, hastalığın tarama programları ile erken evrede saptanmasına ve hatta premalign lezyon aşamasında önlenmesine olanak tanımaktadır.</p>
<p><strong>Tarama 45 yaş sonrası olarak güncellendi</strong></p>
<p>Kalın bağırsak ve rektum kanserleri ailesel, genetik geçişli ve rastlantısal olarak üç sebeple ortaya çıkmaktadır. Kromozom bozukluğu, genetik yapıdaki yapısal ve kimyasal değişimler de kanser sürecinin sebepleri arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolon kanserinin görülme yaşının giderek daha erken yaş gruplarına kaydığını ortaya koymuştur. Bu nedenle birçok uluslararası kılavuz, ortalama riskli bireylerde tarama başlangıç yaşını 45 olarak güncellemiştir. Bu yaklaşım, erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarındaki artışa karşı koruyucu bir strateji olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Ailenizde kalın bağırsak kanseri varsa…</strong></p>
<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynamaktadır. Ailesinde birden fazla kalın bağırsak kanseri olan, kolonoskopide 1 cm’den büyük, yüksek derecede farklılaşma gösteren polip bulunanların diğer aile bireylerinde de kanser riskinin arttığı göstermektedir. Kolorektal kanserini artıran başlıca sebepler şunlardır;</p>
<ol>
<li>45 yaş ve üzeri olmak</li>
<li>Ailede kolorektal kanser öyküsü</li>
<li>Obezite ve metabolik sendrom</li>
<li>Sedanter yaşam tarzı</li>
<li>Liften fakir, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme</li>
<li>Sigara ve aşırı alkol tüketimi</li>
<li>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</li>
</ol>
<p><strong>Kolorektal kanserler belirti vermeden ilerliyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler çoğu zaman erken evrede hiçbir belirti vermeden seyretmektedir. Semptomlar genellikle hastalık ilerlediğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tarama programlarının semptomdan bağımsız olarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. İleri evredeki kolorektal kanserin belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Dışkılama alışkanlığında değişiklik</li>
<li>Rektal kanama</li>
<li>Demir eksikliği anemisi</li>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Kolonoskopi teşhis ve tedavide önemli kolaylık sağlıyor</strong></p>
<p>Kolonoskopi, kolorektal kanser taramasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Kononoskopi, tanının yanı sıra tedavi ve iyileşmede de hasta için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü aynı işlem sırasında poliplerin çıkarılabilmesi, kolon kanserini önleyici etkisinin temelini oluşturmaktadır. Normal bir kolonoskopi sonrası ortalama riskli bireylerde genellikle 10 yıl arayla tekrar önerilmektedir. Ancak bu süre, bireysel risk faktörlerine ve saptanan lezyonların özelliklerine göre değişiklik de gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti yoksa da taramalarınızı yaptırın</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan kolorektal kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranları %90’ın üzerindeyken, ileri evrede saptanan ve tedavisine başlanan hastalıkta bu oran %15’lere kadar düşebilmektedir. Bu nedenle tarama programları ve toplum farkındalığı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bilinirlik ile kolon kanserini önlenebilir ve erken tanı ile yüksek oranda tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bilinmesi gerekir. Ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin hiçbir belirti beklemeden, hekim önerisi doğrultusunda kolonoskopi yaptırması, 45 yaşını dolduran her bireyin ise tarama programına katılması yaşam kurtarıcıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çiğ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[önerilere]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Aytaç Atamer]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, Ramazan’da sindirim sağlını korumak için dikkat edilmesi gereken alışkanlıklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667">Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, Ramazan’da sindirim sağlını korumak için dikkat edilmesi gereken alışkanlıklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ramazan’a uygun beslenme alışkanlıkları geliştirilmesi önemli! </strong></p>
<p>Ramazan ayında beslenme şeklinden yemek saatlerine, yenen yemeğin çeşidinden hareket miktarına kadar birçok dengenin değiştiğini hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle bu döneme uygun alışkanlıklar geliştirilmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Ramazan ayının nefis terbiyesi, yeme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ve özellikle porsiyon kontrolünü öğrenmek için önemli bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, bayram sonrasında da benzer yeme alışkanlıklarının sürdürülmesi ve dengeli beslenmenin yaşam tarzı haline getirilmesi önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Su tüketimi iftar ve sahur arasına yayılmalı!</strong></p>
<p>Ramazan ayı boyunca su kaybının daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle yeterli suyun iftar ve sahur aralığında tüketilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Suyu bir anda içmenin doğru olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Atamer, şunları söyledi:</p>
<p>“Bir anda içilen bir litre suyun faydası sınırlı olacaktır. Bunun yerine su tüketimi iftar ve sahur arasına yayılmalı. Günlük ortalama 2-3 litre su hedeflenmeli. Sahurda en az yarım litre su içilmesi önerilir. İftarda birkaç bardak suyun ardından ılık, hafif ballı ve limonlu su tüketmek şeker dengesinin ayarlanmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Çay ve kahve tüketimi ise sınırlandırılmalı. İftar ve sahurda içilen kahve ve siyah çay, beyindeki susama merkezinin baskılanmasına neden olarak yeterince su içmeyi engelleyebilir. Ayrıca idrar söktürücü etkileri nedeniyle gün içinde su kaybını artırabilirler. Bu nedenle Ramazan boyunca kontrollü tüketilmeleri önerilir. Gazlı ve şekerli soğuk içeceklerden ise uzak durulmalı.”</p>
<p><strong>Ramazan’da porsiyonların küçültülmesi önemli!</strong></p>
<p>Ramazan’da porsiyonların küçültülmesinin önemli olduğunu aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Tabağa tüm ürünleri doldurmak yerine, her ürün tüketildikten sonra diğer yemeğe geçilmeli.” dedi.</p>
<p>Göz ve mide açlığı nedeniyle porsiyon alımının fazla olabileceği uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “İlk 15 dakika az ölçüyle başlanırsa, devamında da yine az porsiyon ile devam edilir ve bu sayede kilo alımının önüne geçilebilir. Her grup besin kaynağı az ve dengeli şekilde tüketilmeli. Vücudun ihtiyacı olan karbonhidratlar daha çok sebze ve bakliyatlardan, daha az miktarda olmak üzere meyvelerden alınmalı. Pide gibi beyaz unlu ürünler yerine kepekli siyah bulgur, esmer pirinç, çavdar, tam buğday ve kepekli buğday gibi şeker yükseltici etkisi daha az olan gıdalar tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Protein ağırlıklı beslenme iştah kontrolünü destekler!</strong></p>
<p>Protein alımının azaltılmasının iştah kontrolünü zorlaştıracağına ve Ramazan sonunda bedenin yağ oranında artışa neden olabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Protein ağırlıklı beslenmek gerekir.” dedi.</p>
<p>Balığın haftada iki kez, kızartma yerine diğer pişirme yöntemleriyle tüketilmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Atamer, “Aşırı yağlı tüketilen protein kaynakları; sucuk, sosis, pastırma, aşırı yağlı et, kavurma, kızartma ve yağlı peynir gibi besinler kilo alımına neden olabilir. Özellikle kırmızı et ve balık eti hazırlanırken sebzelerle sote edilmeli; yoğurt, ayran veya kefirle birlikte tüketilmelidir. Sahurda yumurta ihmal edilmemelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Katı bir lokma en az 20 kez çiğnenmeli ve sonra yutulmalı!</strong></p>
<p>Yemeklerin çok çiğnenerek tüketilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Katı bir lokma en az 20 kez çiğnenmeli ve sonra yutulmalıdır. Çiğnenme yapılamıyorsa yemek arasında mola verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Özellikle iftarda, ilk çorbadan sonra mutlaka 15 dakika beklenmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Atamer, beynin doğru besin sinyali oluşturabilmesi için ilk lokmadan itibaren en az 13 dakika geçmesi gerektiğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Sahurda tatlı tüketilmemeli!</strong></p>
<p>Sahurda tatlı yenmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “İftarda ise haftada en fazla bir-iki kez hafif tatlılar tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>Az şekerli sütlü tatlılar, güllaç ve dondurucuya atılan meyveli yoğurtların tercih edilebileceğine işaret eden Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatlılar yemekten en az bir saat sonra tüketilmeli. Şerbetli tatlılardan uzak durulmalı. İftar sonrası yatıncaya kadar olan dönemde ve sahurda sınırlı olmak kaydıyla taze meyve ile birlikte çiğ, kavrulmamış kuru yemiş tüketilebilir. Bağırsakların iyi çalışmasını sağlayan meyveler zaman zaman bol tarçınlı, şekersiz veya az şekerli komposto olarak hazırlanabilir. Ancak meyvelerin şeker içeriği unutulmamalı ve günde iki porsiyondan fazla tüketilmemeli.</p>
<p>Ceviz, içerdiği Omega 3 desteği ve tokluk süresini uzatması nedeniyle hem sahurda hem iftarda 2-3 adet tüketilebilir. Bunun yanında çiğ olarak 4 adet badem, 3 adet fındık veya fıstık alınması önerilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667">Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;nin fidanları Bilgievleri&#8217;nde filizleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaelinin-fidanlari-bilgievlerinde-filizleniyor-615863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkadir]]></category>
		<category><![CDATA[bilgievleri]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fidanları]]></category>
		<category><![CDATA[filizleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[keskin]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 11 ilçede bulunan 17 Bilgievi’nde çocuklara sosyal belediyecilik anlayışıyla ev ortamı sıcaklığı sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelinin-fidanlari-bilgievlerinde-filizleniyor-615863">Kocaeli&#8217;nin fidanları Bilgievleri&#8217;nde filizleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 11 ilçede bulunan 17 Bilgievi’nde çocuklara sosyal belediyecilik anlayışıyla ev ortamı sıcaklığı sağlıyor.</p>
<p>Kocaeli’de 10 yılı aşkın süredir aynı ailenin iki çocuğu, Büyükşehir bünyesinde hizmet veren Bilgievleri’nde eğitim alarak geleceğe hazırlanıyor. Önce kızlarını merkeze gönderen Keskin ailesi, gördükleri ilgi ve gelişimden memnun kalınca bu kez diğer çocuklarını, Bilgievleri’ne emanet etti. Bugün hem çocuklar hem de aile, Büyükşehir’in bu eğitim yuvasını “büyük bir nimet” olarak tanımlıyor.</p>
<p><b>“ÖNCE KIZIM GELDİ, ŞİMDİ OĞLUM DEVAM EDİYOR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Bilgievleri, birçok çocuğun geleceğine destek oluyor. İki çocuk annesi Selvi Keskin, Bilgievleri ile bir komşuları aracılığıyla tanıştıklarını belirterek, “Kızım 20 yaşında, o da Bilgievi’nden çok yararlandı. İyi yönlerini çok bulduğumuz için oğlumun da gelmesini istedik, o da devam ediyor. Buradaki etkinlikler çocuklarıma birçok şey kattı. İlgi alaka çok güzel, bire bir ilgi var” dedi.</p>
<p>Bilgievleri’nde sunulan hizmetler sayesinde çocuklar, aileleriyle birlikte çeşitli etkinliklere katılma fırsatı da buluyor. Ahşap atölyesi ve kâğıt katlama sanatı gibi birçok etkinliğe oğluyla birlikte katıldığını söyleyen Keskin, bazı atölyelerin velilerle birlikte yapılmasının kendileri için ayrı bir değer taşıdığını ifade ediyor. Anne Keskin, “Bazı atölyeler velilerle oluyor, ben de kaçırmıyorum. Oğlumla birlikte vakit geçirmek çok keyifli oluyor. Buradan gerçekten çok memnunuz” dedi.</p>
<p><b>BİLGİEVİNE HEYECANLA GELİYOR</b><br />4.sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Abdülkadir Keskin, üç yıldır Bilgievi öğrencisi. Ders günlerinde kuruma büyük bir heyecanla geldiğini söyleyen Abdülkadir, en çok arkadaşlarıyla vakit geçirmekten mutlu olduğunu belirterek, “Derslere katılıyorum, dikkat eğitimine geliyorum. Hangi konuyu işleyeceğimizi merak ediyorum. Burası gerçekten çok güzel” dedi. Eğitimle birlikte sosyal aktivitelerin de kendisini mutlu ettiğini belirten Abdülkadir Keskin, Bilim Merkezi gezisini ise şöyle anlatıyor: “Eski evler, halı dokuma ve geçmişte kullanılan eşyaları gördük. Yeni bir yer keşfetmek çok eğlenceliydi.”</p>
<p><b>DİKKAT ATÖLYESİYLE GELEN DEĞİŞİM</b></p>
<p>Abdülkadir’in gelişiminde önemli rol oynayan çalışmalardan biri de 15 haftalık yapılandırılmış kişiye özel verilen “Dikkat Atölyesi” oldu. Selvi Keskin, oğlunun minimal düzeydeki dikkat dağınıklığının Bilgievi’ndeki öğretmenleriyle birlikte giderildiğini söyleyerek, “Çocukta olan bir sıkıntıyı bazen veliler ya da sınıf öğretmenleri göremiyor ama burada hocalar fark ettiğinde direkt velilerle görüşerek bunun üzerine çalışıyorlar. Hatta fikir alışverişi yapılıyor, çözüm üretiliyor” dedi. Yapılan test ve gözlemler sonucunda Abdülkadir’in dikkat çalışmasına yönlendirildiğini belirten Keskin, sürecin olumlu etkilerini şu sözlerle anlatıyor: “Bu eğitimler dışarıda çok pahalı. Burada ise tamamen ücretsiz. Bu eğitimlerin ardından Abdülkadir’deki farkı anladım.”</p>
<p><b>“BURASI ÇOCUKLAR İÇİN BÜYÜK BİR NİMET”</b></p>
<p>Bilgievleri’ndeki gelişimi yıllar içinde yakından gözlemlediğini söyleyen Selvi Keskin, kurumun kendini sürekli yenilediğini vurgulayarak, “Kuruma adım atalı yaklaşık 10 yıl oldu. İki çocuğum da Bilgievi’ne geldi ve şunu fark ettim, her sene seviye atlıyorlar. Yeni binalar, sınıflar ve eğitimler; Büyükşehir her yıl üzerine koyarak ilerliyorlar. Hocaların iletişimi çok iyi, gerçekten çok değerliler” dedi. Ailece Büyükşehir Belediyesi’nin sunduğu imkânlardan uzun yıllardır faydalandıklarını da belirten Keskin, sözlerini şu ifadelerle tamamlıyor: “Burası çocuklar için büyük bir nimet. 10 yıldır tercih ediyoruz. Büyükşehir Belediyemizden Allah razı olsun.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelinin-fidanlari-bilgievlerinde-filizleniyor-615863">Kocaeli&#8217;nin fidanları Bilgievleri&#8217;nde filizleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlara]]></category>
		<category><![CDATA[İçeriği]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlar]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketildiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kışın dondurucu soğukları, kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yüksek bulaş riskine sahip olması, sağlıklı bir Ramazan geçirebilmek için bağışıklık sisteminin her zamankinden daha güçlü olmasını gerektiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808">Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kışın dondurucu soğukları, kapalı alanlarda geçirilen uzun süreler ve kalabalık ortamlarda enfeksiyonların yüksek bulaş riskine sahip olması, sağlıklı bir Ramazan geçirebilmek için bağışıklık sisteminin her zamankinden daha güçlü olmasını gerektiriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik</strong> “Ramazan’da uzun süren açlık saatleri, değişen öğün ve uyku düzeni ile azalan su tüketimi vücudun bağışıklık sistemini daha hassas hale getirebiliyor. Ancak özellikle doğru besin seçimi Ramazan’ı hem sağlıklı hem de güçlü geçirmek için en önemli desteklerden biri olarak öne çıkıyor” diyor. Özellikle mevsim sebze ve meyvelerinin; vitamin, mineral ve antioksidan içerikleri sayesinde vücudu hem enfeksiyonlara karşı koruyacağını hem de enerji seviyesini dengede tutmaya destek olacağını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, Ramazan’da bağışıklığı güçlendiren 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Portakal</strong></li>
</ul>
<p>Güçlü C vitamini kaynağı olan portakal, enfeksiyonlara karşı savunmada görevli lökosit (beyaz kan hücreleri) üretimini destekler. Antioksidan etkileri sayesinde hücreleri serbest radikallere karşı korur. İçerdiği çözünür lif, mide boşalmasını yavaşlatarak kan şekerinin ani yükselmesini önler. İftardan sonra tüketildiğinde hem sıvı desteği sağlar hem de tatlı ihtiyacını doğal şekilde dengeleyerek rafine şeker tüketimini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kırmızı lahana</strong></li>
</ul>
<p>Kırmızı lahananın içeriğindeki mor pigmentler güçlü antioksidan etki göstererek hücreleri; sindirim sonrası oluşan toksinlerin vücutta oluşturduğu oksidatif stresten korur. Bu şekilde bağışıklık desteklenmesine büyük katkıda bulunur. Özellikle çiğ yendiğinde çiğneme süreci uzun olacağından beyindeki tokluk sinyalinin oluşumunu hızlandırır. Salatalarda limon ve zeytinyağı ile birlikte tüketildiğinde besin değeri artar.</p>
<ul>
<li><strong>Mandalina</strong></li>
</ul>
<p>Zengin C vitamini içeriğiyle vücudun enfeksiyonlardan korunmasına, antioksidan etkisiyle de inflamasyonun dengelenmesine destek olur. Liften zengin olan mandalina kan şekerinin kontollü yükselmesine yardımcı olurken, antioksidan etkisiyle inflamasyonun dengelenmesini,  strese karşı bağışıklık fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlar. Hafif ve kolay tüketilebilir yapısıyla Ramazan’da vitamin, sıvı ve tatlı ihtiyacına destek olur ama aşırıya kaçılmamalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Kivi</strong></li>
</ul>
<p>C ve E vitamini kombinasyonu sayesinde hücresel savunma mekanizmalarını güçlendirir. Yüksek lif içeriği bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Uzun süreli açlıkta sık görülen sindirim problemlerinin azaltılmasına destek verir. Aynı zamanda içerdiği doğal enzimler protein sindirimine ve iftar sonrası rahatlamaya katkı sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>Ispanak</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik, iftar sofralarında mutlaka mevsim sebzelerinin yer alması gerektiğini belirterek “Ispanağın içeriğindeki; A ve C vitamini vücudun ilk savunma hattı olan mukozal bariyeri güçlendirirken folat hücre yenilenmesini destekler. Düşük kalorili ama hacimli bir sebzedir; mide doluluğu sağlar. Sahurda yumurta ile tüketildiğinde protein ve lif kombinasyonu sayesinde tokluk süresini uzatır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Brokoli</strong></li>
</ul>
<p>C ve K vitamini ile sülfürlü bileşikler açısından zengin olan brokoli, özellikle içerdiği sulforafan sayesinde güçlü antioksidan ve detoks destekleyici etki gösterir. Lif ve su içeriği yüksektir; mide hacmini doldurarak doygunluk sağlar ve iftar sonrası ani acıkmaları önlemeye yardımcı olur. Buharda hafif pişirilerek tüketildiğinde besin değerleri daha iyi korunur.<strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Havuç </strong></li>
</ul>
<p>Beta-karoten açısından zengin olan havuç, özellikle zeytinyağı ile birlikte tüketildiğinde daha iyi emilir ve A vitaminine dönüşerek bağışıklık ve solunum yolları sağlığını destekler. A vitamini, mukozal dokuların korunmasında önemli rol oynar. Lifli yapısı sayesinde çiğ tüketildiğinde uzun süre tokluk sağlar. İftarda salatalara eklendiğinde kan şekerinin daha dengeli yükselmesine katkıda bulunur.</p>
<ul>
<li><strong>Pırasa</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Çelik “Pırasa zengin prebiyotik ve lif içeriğiyle bağırsak mikrobiyotasını besler. Güçlü bir bağırsak mikrobiyatası, güçlü bir bağışıklığın göstrgesidir. Aynı zamanda içeriğindeki lif sayesinde sindirim süresi uzar ve tokluk hissini artırır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Limon</strong></li>
</ul>
<p>C vitamini açısından zengin olan limon, bağışıklık fonksiyonlarını desteklerken aynı zamanda sindirime katkı sağlar. İftarda salatalara sıkılan limon suyu, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Mide asidini dengeleyerek hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerinin azalmasına yardımcı olabilir. Ilık suya eklenerek tüketildiğinde sıvı alımını artırarak gün içindeki susuzluğun dengelenmesine destek sağlar. </p>
<ul>
<li><strong>Yoğurt</strong></li>
</ul>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik “Yoğurdun içeriğindeki kalsiyum ve probiyotik bakteriler bağışıklık hücrelerini aktive eder. Yüksek protein içeriği mide boşalmasını yavaşlatır. Sahurda tüketildiğinde gün boyu kan şekerini dengeler, iftarda tüketildiğinde iftar sonrası tokluğu uzatarak tatlı isteğini azaltır” diyor.<br /> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-enfeksiyonlara-karsi-beslenmeye-dikkat-615808">Ramazan&#8217;da enfeksiyonlara karşı beslenmeye dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 09:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[Aynı Anda]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614750</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gün içinde yüzlerce kez ekranı kontrol ediyor, gece uyumadan önce son kez sosyal medyada geziniyoruz. Dijital çağın bu görünmez rutini artık sıradan bir alışkanlık değil; bilim insanlarına göre dikkat ve hafıza süreçlerimizi derinden etkileyen bir dönüşümün parçası. Uzmanlar, özellikle hızlı tüketilen kısa içeriklerin ve sürekli bildirim akışının haz temelli anlık kazançları artırdığını ama uzun vadede bedel ödettiğini söylüyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) çocuklara yönelik ekran süresi sınırlamaları ve Avrupa bölgesinde artan problemli sosyal medya kullanımı verileri, meselenin küresel boyutunu ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan araştırmalar ise yalnızca telefonun masada durmasının bile bilişsel performansı düşürebildiğini gösteriyor. Peki hafızamız ve algımız gerçekten zayıflıyor mu? Yoksa sadece kullanım alışkanlıklarımız mı değişiyor? “Telefon masadayken bile dikkat düşüyor” diyen Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt konuyla ilgili çarpıcı bilgiler veriyor…</strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre sosyal medyanın aşırı ve kontrolsüz kullanımı, dikkat ve hafıza üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu etkinin şiddeti; kişinin yaşı ve sosyal medyada geçirdiği süreye bağlı olarak değişebilir. Özellikle çocuklar ve ergenlerde yoğun kullanım; dikkat dağınıklığına, dikkat süresinin kısalmasına ve aynı anda birden fazla işle uğraşma alışkanlığına bağlı dikkat sorunlarına yol açabiliyor. Birden fazla platformda eş zamanlı vakit geçirmek ve sürekli gelen bildirimler, odaklanmayı zorlaştıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor” diyor. </p>
<p>Araştırmalar, sorunlu sosyal medya kullanımının günlük hayatta daha fazla dalgınlık ve unutkanlıkla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum çoğu zaman aşırı kullanım ve “bir şeyleri kaçırma korkusu” olarak bilinen “FoMO” ile bağlantılı görülüyor. Hatta akıllı telefon kapalı ve kullanılmıyor olsa bile görüş alanında bulunması, dikkat performansını zayıflatabiliyor. Bir şeyleri kaçırma korkusu ve kendi başına kalmanın verdiği rahatsızlık hissinden kaçınmak için insanların farkında olmadan sürekli olarak olası bir bildirime hazır hale geldiğini belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Beyin, potansiyel ödül sinyalini, yani bildirimi, tamamen görmezden gelemez. Telefon yanımızdayken bile zihinsel kaynaklarımızın büyük bir kısmı tetikte kalıyor. Bu da zihnimizin bir işe ya da bir şeye odaklanmasını zayıflatıyor” şeklinde konuşuyor.</p>
<p><b>Sosyal Medya Kullanımı Arttıkça Unutkanlık Da Artıyor </b></p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt’a göre problemli sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı sadece dikkati değil, belleği de etkiliyor. Hafızanın güçlü olabilmesi için dikkat filtrelerinin sağlıklı bir şekilde çalışması ve hatırlanacak duruma ilişkin ara ara tekrar yapılması gerekiyor. Sürekli içerik değişimi, kısa videolar ve bildirim akışı dikkati ve özümseyerek öğrenmeyi bozuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Hafıza bir kas gibidir; tekrar ve odaklanma ister. Sürekli bölünen dikkat, bilgiyi yüzeyde bırakır. Öğreniyoruz sanıyoruz ama aslında depolamıyoruz” diyor.</p>
<p>Bazı uluslararası çalışmalar, günlük sosyal medya kullanım süresi arttıkça bilişsel performansa yönelik risklerin yükseldiğini, özellikle de dikkat süresinin azaldığını ortaya koyuyor. Sürekli içerik değiştirme alışkanlığı, beynin derin odaklanma yerine yüzeysel ve hızlı tarama moduna geçmesine neden oluyor. Bu durum özellikle öğrencilerde ders çalışırken sık sık telefona bakma ihtiyacı şeklinde görülüyor.</p>
<p><b>Kısa İçerikler Beynin Sabır Eşiğini Düşürüyor </b></p>
<p>Sosyal medya beğenileri ve bildirimlerin küçük ama sık dopamin salınımlarına yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, bu durumun beynin anlık ödüllere alışmasına neden olduğuna dikkat çekiyor: “Kısa ve hızlı içerik tüketimi, beynin sabır eşiğini düşürebilir. Uzun bir metni okumak ya da karmaşık bir problemi çözmek daha zor hale gelir. Bu durum özellikle gelişim çağındaki çocuk ve ergenlerde daha belirgin risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, ergenlerde problemli sosyal medya kullanımının arttığını ve bunun ruh sağlığı ile dikkat süreçleri üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor”…</p>
<p>Problemli ve kontrolsüz sosyal medya kullanımının birçok ruhsal bozuklukla da ilişkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “En sık karşılaşılan ruhsal sorunlar arasında depresyon, dikkat eksikliği ve anksiyete bozuklukları öne çıkıyor. Bunlara uyku problemleri, beden algısına ilişkin sorunlar, yeme davranışındaki bozulmalar ile yalnızlık ve sosyal izolasyon da eşlik ediyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>Beyin Aynı Anda İki İşi Aynı Verimle Yapamaz </b></p>
<p>Kontrolsüz akıllı telefon ve sosyal medya kullanımının başta dikkat yetersizliğine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “Buna ‘dijital amnezi’ diyoruz. Bilginin her an erişilebilir olması, onu zihinde tutma motivasyonunu azaltabiliyor. Artık bilgiyi hatırlamak yerine nerede bulacağımızı hatırlıyoruz. Bu da uzun vadede bellekle ilgili mekanizmalarımızın özümseyerek öğrenmesini engelliyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Hafıza oluşumu için dikkatin şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğer dikkat dağınıksa, bilgi uzun süreli belleğe aktarılamaz. Ayrıca ‘dijital hafıza etkisi’ dediğimiz bir durum var. İnsanlar bilgiyi ezberlemek yerine ‘nasıl olsa internette var’ düşüncesiyle depolamıyor. Bu da uzun vadede hatırlama kapasitesini zayıflatabiliyor” diyor. </p>
<p>Telefonla ilgilenirken ders çalışmak, mesajlaşırken toplantı dinlemek… Ancak bilimsel veriler beynin aynı anda bilişsel olarak iki zor işi tam verimle yapamadığını gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Sınırlı bir bilgi işleme kapasitesine sahibiz. Yine de sistemimiz aynı anda birden fazla görevi yapabilecek yeterliğe sahiptir. Ancak aynı anda iki zor işi yapmaya ya da birbirini bozacak iki işi yapmaya veya daha önce deneyimlemediğimiz bir işi yaparken başka bir şey yapmaya çalıştığımızda zorlanıyoruz. Dolayısıyla çoklu görevler, görevler arasında hızlı geçişi gerektiriyor. Her geçişte ise zihinsel enerji kaybı oluyor. Bu da hem performansı hem öğrenme kalitesini düşürüyor” diyor. </p>
<p>Problemli telefon kullanımının çocuk gelişiminde dikkate alınması gereken bir husus olduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Çocukların yüzde 97’si 0–4 yaş arasında mobil cihazlarla karşılaşıyor; üstelik bu temas çoğu zaman 1 yaşından önce, ekran izleme ya da dijital içerikle etkileşim şeklinde başlıyor. Bu durum çocuğun optimum motor ve duyusal gelişim fırsatını zayıflatıyor. Neticede çocuğun hayal gücü ve yaratıcılığı sekteye uğruyor” diyor.  </p>
<p><b><strong>Çözüm, Teknolojiden Kaçmak Değil, Onu Yönetmek</strong></b></p>
<p> </p>
<p>Uzmanlar teknolojiden tamamen uzaklaşmanın elbette gerçekçi olmadığını, önemli olanın bilinçli kullanım olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Eğlence amaçlı ekran süresini sınırlandırmak, bildirimleri kapatmak ve telefonu görüş alanı dışına koymak, yatmadan en az 1 saat önce ekran kullanımını bırakmak, gün içinde ‘ekransız odak blokları’ oluşturmak, kitap okuma, not tutma ve ezber gibi hafızayı aktif çalıştıran aktiviteleri artırmak önemli. Teknoloji düşmanımız değil. Ancak kontrol edilmediğinde zihinsel kapasitemizi sessizce aşındırabilir. Dikkat, hafıza ve algı; korunması gereken bilişsel hazinelerimizdir. Onları korumak bizim elimizde” diyerek sözlerini tamamlıyor…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-psikoloji-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-murat-kurt-dijital-cagda-zihin-erozyonu-yasandigina-dikkat-cekiyor-cebimizdeki-ekran-hafizamizi-ele-geciriyor-614750">Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, Dijital Çağda &#8220;Zihin Erozyonu&#8221; Yaşandığına dikkat çekiyor: &#8220;Cebimizdeki Ekran, Hafızamızı Ele Geçiriyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacın]]></category>
		<category><![CDATA[moralin]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Satın Alma]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi. “Bilinçli Tüketici Olmak: Satın Almanın Püf Noktaları” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası tüketim alışkanlıkları daha fazla sorgulanmaya başlandı</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı oldu. Konuşmasına, “Paranızın, zamanınızın ve gezegenimizin kontrolünü ele alma zamanı” sözleriyle başlayan Prof. Dr. Dağlı, pandemi sonrası dönemde tüketim alışkanlıklarının daha fazla sorgulanmaya başlandığını ifade etti. Kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, bilinçsiz tüketimin çevreye, atmosfere ve doğal kaynaklara zarar verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alışveriş artık bir deneyim alanı</strong></p>
<p>Günümüzde alışverişin yalnızca bir ihtiyaç giderme davranışı olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dağlı, modern tüketici deneyiminin duygusal bir boyut kazandığını dile getirdi. Alışverişin, birçok kişi için “duygusal boşluk doldurma aracı” haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, bu durumun tüketim kültürüyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydetti.</p>
<p>“Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim” diyen Dağlı, bu yaklaşımın toplumsal etkilerinin sorgulanması gerektiğini, bilinçli tüketimin, bireyin neden ve ne kadar tükettiğini fark etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hız ve haz çağında tüketim</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının hız ve haz odaklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Dağlı, teknolojiyle birlikte ekranların hayatın merkezine yerleştiğini söyledi. Tüketicilerin bu ekranlardan hız ve anlık tatmin beklediğini belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca para biriktirmek anlamına gelmediğinin altını çizdi.</p>
<p>Bilinçli tüketimin; zamanı, psikolojiyi ve çevresel kaynakları doğru yönetmeyi de kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Dağlı, “Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Satın alma davranışının psikolojisi</strong></p>
<p>Satın alma dürtüsünün arkasında nörolojik süreçlerin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, alışveriş sırasında beyinde dopamin salgılandığını ve bu durumun kısa süreli mutluluk hissi yarattığını, özellikle ürünün hayal edilmesi ve beklenmesi sürecinde dopamin düzeyinin arttığını ifade etti.</p>
<p>“Yalnızlık, stres ve can sıkıntısı gibi duygular, ‘terapi amaçlı alışverişi’ tetikleyebiliyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, algoritmaların tüketicilerin zayıf anlarını analiz ederek pazarlama kuşatması oluşturduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Pazarlama tuzaklarına dikkat!</strong></p>
<p>Fiyatlandırma stratejileri ve algı yönetimi konularına da değinen Prof. Dr. Dağlı, indirimlerin ve kampanyaların beyinde “kazanma hissi” oluşturduğunu, satın alma süreçlerinde, mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks ile duygusal tepkilerden sorumlu amigdala arasında bir denge mücadelesi yaşandığını ifade etti.</p>
<p>“Kıtlık ve aciliyet ilkesi, ‘hemen satın almalıyım’ duygusunu körüklüyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, bu sürecin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı, “‘Son üç ürün’, ‘süreniz doluyor’ gibi uyarılar, tüketicide kaygı yaratıyor. Bu durum ‘fırsatı kaçırma korkusu’, yani FOMO’yu tetikliyor ve bireyi hızlı karar almaya itiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Duyular üzerinden satın alma davranışı şekilleniyor</strong></p>
<p>Duyusal pazarlamanın satın alma süreçlerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Dağlı, alışveriş ortamlarının bilinçli olarak tasarlandığını belirtti. “Mağaza içindeki müzikten kokuya, raf düzeninden görsel tasarıma kadar her unsur satın alma davranışını etkilemek üzere kurgulanıyor. Dijital ortamda ise bu deneyimi web siteleri ve e-ticaret platformları üstleniyor” dedi.</p>
<p>Satın alma sürecinin yalnızca reklamlardan ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Burada bütünleşik pazarlama iletişiminden söz ediyoruz. Reklam, fiyat, dijital içerik, influencer önerileri ve kullanıcı deneyimleri bir bütün olarak tüketici davranışını şekillendiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilgi ve artan erişimle manipülasyonun hızı da arttı </strong></p>
<p>Tüketici kavramına da açıklık getiren Prof. Dr. Dağlı, nihai tüketicinin ekonomik zincirin son halkasında yer aldığını ve ürünü ticari bir amaç gütmeden satın aldığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, “Bir avukatın evine aldığı televizyon tüketici işlemidir; ancak ofisine aldığı bilgisayar ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir” örneğini verdi.</p>
<p>Bilgiye erişimin kolaylaşmasının yeni bir sorunu beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Dağlı, “Eskiden sorun bilgi eksikliğiydi, bugün ise bilgi kirliliği ve manipülasyon. Devasa bir veri yığınıyla karşı karşıyayız. Hangisinin gerçek bilgi, hangisinin algı yönetimi olduğunu ayırt etmek ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumu “modern tüketicinin paradoksu” olarak tanımlayan Prof. Dr. Dağlı, “Bilgiye erişim hızlandıkça, reklamların ve pazarlama tekniklerinin manipülasyon hızı da arttı. Bu, dijital çağın en büyük ironilerinden biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Algoritmalar en zayıf anı hedefliyor</strong></p>
<p>Algoritmik kuşatmaya dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, “Arama geçmişimiz sayesinde reklamlar bizi en zayıf anımızda yakalayabiliyor. Gece yarısı karşınıza çıkan bir yemek reklamı tesadüf değil” dedi. Nöropazarlama uygulamalarına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Hangi rengin, hangi kelimenin ya da hangi sesin ‘satın al’ butonuna bastırdığını artık biliyorlar” şeklinde konuştu.</p>
<p>Web sitelerinde kullanılan “karanlık modellerin” de altını çizen Prof. Dr. Dağlı, “Sepetten ürün çıkarmanın zorlaştırılması, sahte stok sayaçları gibi uygulamalar tüketiciyi dürtüsel satın almaya yöneltiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Reklam ikna eder, manipüle etmez!</strong></p>
<p>Reklamcılığın etik boyutuna vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam ikna eder, manipüle etmez. Ancak tüketiciler manipüle olabildiği için bugün bilinçli tüketimi konuşmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Influencer pazarlamasına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Reklam, reklam gibi kokmadığında daha etkili oluyor. Bir arkadaş tavsiyesi gibi sunulan içerikler eleştirel süzgeci aşabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Dur, düşün” çağrısı</strong></p>
<p>Bilinçli tüketici olmanın temel adımlarını da paylaşan Prof. Dr. Dağlı, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi. “’Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece moralim mi bozuk?’ sorusu çok güçlü bir duygusal filtredir” diyen Prof. Dr. Dağlı, 30 gün kuralı, fiyat geçmişi takibi, kullanıcı yorumlarının detaylı incelenmesi ve envanter kontrolü gibi yöntemleri önerdi.</p>
<p>Dürtüsel tüketici ile bilinçli tüketici arasındaki farklara da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Dürtüsel tüketici anlık haz peşindedir ve çoğu zaman pişmanlık yaşar. Bilinçli tüketici ise araştırır, sorgular ve uzun vadeli tatmin yaşar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Satın alma sonrası da sürecin parçası</strong></p>
<p>Satın alma sonrasının da bilinçli tüketimin önemli bir aşaması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Beklentiyle gerçek örtüşmüyorsa cayma hakkınızı kullanın. ‘Belki alışırım’ demeyin. Bu bir tüketici hakkıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ürün kullanım kılavuzlarının incelenmesi ve deneyimlerin paylaşılmasının hem bireysel memnuniyeti hem de toplumsal farkındalığı artırdığını belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Tek tıkla ödeme kolaylaşıyor, harcama kontrolü zorlaşıyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özgül Dağlı, dijital çağda tüketim davranışlarının dönüşümüne dikkat çekerek, özellikle son dönemde bilimsel çalışmalarda öne çıkan “infinite scrolling” (sonsuz kaydırma) kavramının, bireyleri sürekli bir arayış ve satın alma döngüsü içinde tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Dağlı, “Bu kavram aslında bireyin hiç durmadan tüketmeye yönlendirilmesi anlamına geliyor. Algoritmaların gücü ve sosyal medya reklamlarının kişiselleştirilmiş yapısı, bu süreci daha da hızlandırıyor” dedi.</p>
<p>Tek tıkla ödeme sistemlerinin çoğu zaman kolaylık olarak sunulduğunu ancak harcama kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, influencer pazarlaması ve dijital vitrinlerin, bireylerin bilinçli tüketici olma yolculuğunun önüne geçebildiğini belirtti. Prof. Dr. Dağlı, “Gördüğünüz her şeye sahip olma arzusu, tüketim dürtümüzü körüklüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ucuz olan pahalıdır!</strong></p>
<p>Ürün kalitesinin nicelikten daha önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Ucuz olan aslında pahalıdır sözü boşuna söylenmemiştir. Uzun ömürlü, kaliteli ve çevreye duyarlı ürünler tercih edilmelidir” dedi.</p>
<p>Bilinçli tüketicinin bir “manifestosu” olabileceğini dile getiren Dağlı, bu manifestoyu “Az ama öz almak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak, kontrolün sizde olduğunun farkına varmak ve pazarlama stratejilerinin sizi her zaman yönetmesine izin vermemek.” şeklinde dile getirdi.</p>
<p><strong>Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır</strong></p>
<p>Bilinçli tüketicinin haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, cayma hakkı, fatura ve garanti belgelerinin saklanmasının önemine dikkat çekti. Aldatıcı reklamlara karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam Kurulu tanımına göre tüketiciyi aldatan, bilgi eksikliğini istismar eden ve can güvenliğini tehlikeye atan reklamlar aldatıcı kabul edilir. Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır” dedi.</p>
<p>Sahte indirimler, eksik bilgilendirme, abartılı vaatler, bilimsel temeli olmayan sağlık beyanları, görsel yanıltmalar ve dijital tuzakların en yaygın aldatıcı reklam türleri olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, özellikle influencer iş birlikleri ve karanlık tasarımlara karşı tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz</strong></p>
<p>Tüketicilerin korunma mekanizmalarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dağlı, “Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz. E-Devlet üzerinden bu işlemler yapılabiliyor. Tüketici Hakem Heyetleri ve CİMER de önemli başvuru kanallarıdır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Dağlı, aldatıcı reklamla satın alınan ürünlerin ayıplı mal kapsamında değerlendirildiğini ve iade, değişim ile tazminat hakkı doğduğunu hatırlatarak, “Satın aldığınız her şey, hayatınızdan verdiğiniz bir zaman dilimidir. Zamanınızı neye harcadığınıza dikkat edin ve haklarınızı bilin” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında günlük beslenme düzeni önemli ölçüde değişiyor. Uzun süren açlık saatleri, iftar ve sahurla sınırlanan öğünler vücudun alıştığı ritmi farklılaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410">Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında günlük beslenme düzeni önemli ölçüde değişiyor. Uzun süren açlık saatleri, iftar ve sahurla sınırlanan öğünler vücudun alıştığı ritmi farklılaştırıyor. Bu bir aylık süreçte genel iyi yaşam alışkanlarına dikkat edilmesi hem fiziksel sağlığın korunmasına yardımcı oluyor hem de oruç tutarken yaşanan enerji kaybını en aza indiriyor. Ramazan döneminde bilinçli ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, özellikle iftar ve sahurda yapılan hataların gün boyu halsizlik, mide sorunları ve kan şekeri dalgalanmaları gibi problemlere yol açabileceğini belirterek dikkat edilmesi gereken 7 önemli noktaya parmak bastı.</p>
<p><strong>İftarı iki bölüme ayırın</strong></p>
<p>Sindirim problemlerinin en sık yaşandığı öğün genellikle iftar olur. Bunun en önemli nedeni, uzun süren açlığın ardından yemeğin çok hızlı tüketilmesi ve ara verilmeden devam edilmesidir. İftar sonrasında görülen hazımsızlık, şişkinlik, ağrı ve kramp gibi şikâyetleri azaltmak için iftarı iki aşamaya bölün. Önce çorba gibi hafif bir başlangıç yapın, ardından 15-20 dakika ara verip ana yemeğe geçin. Ana yemek sırasında lokmalarınızı yavaş yiyin ve iyice çiğneyin.</p>
<p><strong>Su tüketimini ideal seviyede tutun</strong></p>
<p>İftar ile sahur arasında geçen zaman diliminde toplamda 10-15 bardak su içmeye özen gösterin. Çay ve kahveyi fazla tüketmek su içme miktarını azaltabilir. Bu nedenle çay ve kahveyi bir fincanla sınırlandırmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Yemekten sonra vücudunuza sindirim için zaman tanıyın</strong></p>
<p>Yemek biter bitmez sindirim süreci başlar ve hemen ardından yapılan yürüyüş sindirim sorunlarına yol açıp reflüyü tetikleyebilir. Bu nedenle yürüyüş için en az 30 dakika bekleyin.</p>
<p><strong>Pide tüketiminde sıklığa dikkat edin</strong></p>
<p>İftar sofralarının vazgeçilmezi olan pideyi tüketirken hem miktara hem sıklığa dikkat edin. Avuç içi büyüklüğündeki bir parça pidenin bir dilim ekmeğe eş değer olduğunu unutmayın. Pideyi haftada 2–3 günle sınırlandırın, diğer günlerde tam buğday, çavdar ekmeği ya da bulgur gibi tam tahıllı seçenekleri ön planda tutun.</p>
<p><strong>Sahuru asla atlamayın</strong></p>
<p>Sahur ile iftar arasındaki uzun açlık süresini düşünerek bu öğünü atlamayın ve dengeli planlayarak sofrada; süt, yumurta ve peynir gibi tok tutan proteinlere, yanında tam tahıllı ekmeğe mutlaka yer verin. Bu sayede gün içinde tokluk süresini uzatabilir ve su tüketimiyle sıvı kaybını azaltabilirsiniz. Sahur yapmadığınızda ise kan şekeri düşüklüğü, baş ağrısı, halsizlik ve mide sorunları yaşayabileceğinizi unutmayın.</p>
<p><strong>İftar sonrası tatlı krizlerine dikkat </strong></p>
<p>İftardan sonra kan şekeri hızla yükselip düştüğünde tatlı isteği ortaya çıkabilir. Bu dengeyi sağlamak için iftardan 1-2 saat sonra bir ara öğün yapın. Ara öğünde 1-2 porsiyon meyve ile süt, kefir ya da yoğurt gibi süt grubuna yer verin. Böylece tatlı ihtiyacınızı dengeleyebilir ve Ramazan’da kilo artışının önüne geçebilirsiniz. Haftada 1-2 gün ise bu ara öğün yerine sütlü tatlı tercih edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Kızartma ve aşırı yağlı yemeklerden uzak durun</strong></p>
<p>Ramazan’da iftar sofralarında kızartma, kavurma ve yağlı yemekler daha fazla tercih edilebiliyor. Uzun süren açlığın ardından bu tür besinleri tüketmek hazımsızlık, mide yanması ve reflü şikâyetlerini artırabiliyor ayrıca yorgunluk hissini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yemekleri haşlama, ızgara ya da fırında pişirme yöntemleriyle hazırlamaya gayret gösterin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-en-sik-yapilan-7-beslenme-hatasi-614410">Ramazan&#8217;da en sık yapılan 7 beslenme hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik karınlarda büyük sorun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz Sancısı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[karınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[Sindirim Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre,  her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada,  gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan bu durum, ebeveynler için uykusuz gecelere ve endişeye yol açabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, </strong>bu süreçte bazı kurallara dikkat ederek gaz sancısının önlenebileceğini veya hafifletilebileceğini belirterek, “Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli şey ise hekim tavsiyesi olmadan, bebeğe gaz sorununa karşı bitkisel içerikli takviyeler veya ilaçlar vermemek olmalı. Bunlar bebeğin sindirim sistemine zarar verebilir ve altta yatan bir hastalık varsa, tanısını geciktirebilir. Bitki çayları, şekerli su ve zeytinyağı da sindirim sisteminde sorun oluşturabilecekleri için verilmemelidir. Bunların yanı sıra emziren annelerin rezene çayı içmelerini de artık önermiyoruz. Çünkü, fazla tüketildiğinde,  içerisinde bulunan fitoöstrojenler anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir” diyor. </p>
<p><strong>En yaygın neden: Sindirim sisteminin henüz tam gelişmemiş olması!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde, özellikle 0-6 ay arasında, sindirim sisteminin henüz tam olarak olgunlaşmamış olması, gaz sancısının en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, bebeğin hızlı emmesi ve emme sırasında hava yutması, yanlış emzirme teknikleri ve bağırsak hareketlerinin düzensizliği de gaz oluşumuna yol açabiliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz çıkarma mekanizmasının yeterince gelişmemiş ve karın kaslarının henüz zayıf olmasının da bebeğin gazı rahatlıkla atamamasına neden olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve bağırsak florasının yapısı gibi bireysel faktörler de süreci etkileyebilir. Bazı durumlarda ise besin alerjisi veya laktoz intoleransı şeklinde altta tıbbi bir problem yatabilir.” </p>
<p><strong> Bu belirtiler gaz sancısına işaret edebilir!  </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle beslenme sonrasında veya akşam saatlerinde daha belirgin hale geliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısı olan bebeklerde en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Mırıldanmak ve devamlı ıkınma sesleri çıkarmak</li>
<li>Uykusunda sesler çıkarmak </li>
<li>Kıvranmak ve  ‘S’ şeklinde kasılma hareketleri yapmak</li>
<li>Karında şişkinlik ve sertlik</li>
<li>Bacakları karnına çekmek</li>
<li>Huzursuzluk, ağlama nöbetleri</li>
<li>Gaz çıkardıktan sonra belirgin şekilde rahatlamak</li>
<li>Emme sırasında sık sık memeyi bırakmak</li>
<li>Uykudan sık sık uyanmak</li>
</ul>
<p><strong>Gaz sancısını önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısını hafifletmek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Her beslenme sonrasında gazını mutlaka çıkarın:</strong> Meme değişiminde de gazını çıkarmayı alışkanlık edinin. Omuza yaslama veya oturur pozisyonda hafif sırt sıvazlama, gazın daha kolay çıkmasına yardımcı olacaktır. Bacaklarını bisiklet çevirir gibi nazikçe hareket ettirmek de gazın bağırsaklarda ilerlemesine katkı sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Kısa süreli emzirmelerden kaçının:</strong> İlk süt laktozdan, son süt ise yağdan zengin oluyor. Bebeğinizin hem doyması hem de devamlı gaz yapan ilk süte maruz kalmaması için ilk 3 ayda en az 10-15 dakika emzirmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Acele etmeyin: </strong>Acele etmeden, sakin ve hafif dik pozisyonda beslemeyi alışkanlık edinin. Beslenme sonrasında hemen düz yatırmayın. En az 30-45 derece açıyla yatırmaya dikkat edin. </p>
<p><strong>Nazikçe karın masajı yapın: </strong>Tercihen ılıtılmış özel bebek masaj yağlarıyla, günde 1-2 kez ve özellikle akşam saatlerinde, saat yönünde nazikçe karın masajı yapın. Kusma riskine karşı masajı tok karnına yapmaktan kaçının. </p>
<p><strong>Beslenmenize dikkat edin:</strong> Kendinizi gözlemleyin;  sizde hazımsızlık ve şişkinlik yapan besinlerden uzak durun. </p>
<p><strong>Hava yutmasını önleyin:</strong> Beslenme sırasında hava yutmasını önlemek için memeyi veya biberonun emziğini tam kavradığından emin olun. Antikolik biberon tercih edin</p>
<p><strong>Dümdüz pozisyonda beslemeyin:</strong> Beslenirken dümdüz pozisyonda olmasın. Kendi kendine beslenmesin. Biberonun emzik kısmına hava girmesine izin vermeden dik bir şekilde beslemeniz hava yutmasını engellemek için önemli.</p>
<p><strong>Mamasını sürekli değiştirmeyin: </strong>Sürekli mama değişimi sindirim sistemini daha hassas hale getirebiliyor. </p>
<p><strong>Mamayı hazırlarken, dikkat! </strong>Mama ile besleniyorsa, hazırlama şekline dikkat edin. Mama ölçüsünü doğru ayarlayın ve köpük oluşumunu azaltmak için biberonu fazla çalkalamayın. </p>
<p><strong>Ilık banyo rahatlatır:</strong> Özellikle akşam saatlerinde ılık banyo da kaslarının gevşemesine yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Çoğunlukla masum olsa da dikkat! </strong></p>
<p>Gaz sancısı genellikle önemsiz nedenlerden kaynaklansa da bazı belirtilere karşı dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü, nadiren de olsa gaz sancısının altında yatan etken enfeksiyon, bağırsak tıkanıklığı, alerji veya laktoz intoleransı gibi sindirim sistemi sorunları olabiliyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı  Dr.  Ece Birincioğlu Çetin, mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri, “Özellikle şiddetli ve sakinleştirilemeyen ağlama, kusma (özellikle yeşil renkli ya da fışkırır tarzda olması), ateş, kilo alamama veya kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi, uzun süre gaz ve gaita çıkışının olmaması, karında belirgin hassasiyet veya sertlik ile genel durum bozukluğu” olarak sıralıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-karinlarda-buyuk-sorun-614327">Minik karınlarda büyük sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmenin]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[noktaları]]></category>
		<category><![CDATA[püf]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613839</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839">Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri paylaştı.<br />Beylikdüzü Belediyesi diyetisyen hekimleri, Ramazan ayında dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek sahurdan iftara uzanan süreçte uygulanabilecek önerileri vatandaşlarla paylaştı. Ramazan ayının başlamasıyla birlikte beslenme düzeninde yaşanan değişimlere dikkat çeken diyetisyen hekim Merve Akdeniz ve Betül Arda, uzun süreli açlık sonrası doğru yemek tercihleri konusunda önemli bilgilendirmelerde bulundu. Öte yandan diyetisyen hekimler, iftar sofrasında dengeli bir tabak oluşturulması gerektiği ve proteinin, sağlıklı yağların, lifli gıdaların ve kontrollü karbonhidratın bir arada bulunması gerektiğini belirtti. Diyetisyenler karbonhidrat ağırlıklı bir öğünün ani insülin iniş çıkışlarına yol açabileceği aktarırken amaçlarının bir anda doymak değil, tokluk süresini daha uzun ve dengeli şekilde sürdürmek olduğunu vurguladı.<br />“En çok dikkat edilmesi gereken konu kesinlikle su tüketimi”<br />Ramazan ayında su tüketimine dikkat çeken diyetisyen hekim Betül Arda “Ramazan boyunca en çok dikkat etmeleri gereken konu kesinlikle su tüketimi. Zaten gündelik iki, iki buçuk litre su tüketimine ihtiyacımız varken Ramazan ayında uzun süreli susuzluktan dolayı bunu biraz kaçırabiliyorlar. İftar ve sahur arasına yayarak bu iki litreyi tüketmelerinin öneminden özellikle bahsediyoruz. Bu noktada çay, kahve yerine sadece suyla sıvı desteğini almaları çok önemli. Aslında oruç vücudumuzda biriken toksinlerden kurtulmak için mükemmel bir destekleyici. Ama kronik rahatsızlığı olan yaşlı bireylerimizin bunu doktorlarının kontrolü altında yapmalarını öneriyoruz” ifadelerini kullandı. </p>
<p>“Dengeli bir tabak oluşturulması gerekiyor”</p>
<p>Diyetisyen Merve Akdeniz ise “Öncelikle uzun süre açlık sonrası orucumuzu hurmayla açabiliriz. Bunun dışında bir meyve önermiyoruz. Çünkü ani insülin, dalgalanmaları yaşamanızı istemeyiz. Sonrasında bir kâse çorbayla devam edebiliriz. Ardından dengeli bir tabak oluşturulması gerekiyor. Protein, karbonhidrat, sağlıklı yağ ve liften zengin sebzelerin bir arada yer aldığı; karbonhidrat ağırlıklı olmayan bir öğün tercih edilmeli. Aksi halde gün içerisinde tokluk süresi kısalabiliyor ve enerji dalgalanmaları yaşanabiliyor. Sahurda klasik bir kahvaltı düşünebiliriz. Ama kızartma, hamur işi gibi ya da geceden kalan yemekleri yememeliyiz ki gün içerisinde susama, halsizlik gibi durumlar yaşamayalım” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-saglikli-beslenmenin-puf-noktalari-613839">Ramazan&#8217;da Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgililer Günü&#8217;nde hediye kartı dolandırıcılığına dikkat: Kaspersky&#8217;den kritik uyarı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-hediye-karti-dolandiriciligina-dikkat-kasperskyden-kritik-uyari-612755</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 08:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılığına]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hediye]]></category>
		<category><![CDATA[Hediye Kartı]]></category>
		<category><![CDATA[kartı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[site]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612755</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Şubat için partnerinize hediye ararken hediye kartının iyi bir seçenek olabileceğini mi düşünüyorsunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-hediye-karti-dolandiriciligina-dikkat-kasperskyden-kritik-uyari-612755">Sevgililer Günü&#8217;nde hediye kartı dolandırıcılığına dikkat: Kaspersky&#8217;den kritik uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 Şubat için partnerinize hediye ararken hediye kartının iyi bir seçenek olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Dijital trendler tüketiciler arasında hızla yaygınlaşırken, bu eğilimler dolandırıcıların da radarına giriyor. Sevgililer Günü yaklaşırken Kaspersky, hediye kartı sahiplerini ve sevdiklerine dijital hediye almak isteyen kullanıcıları hedef alan çeşitli oltalama (phishing) ve zararlı yazılım kampanyalarını tespit etti. Şirketin güvenlik uzmanları, kullanıcıların bu tuzaklara düşmemesi için pratik öneriler de paylaşıyor.</p>
<p><strong>Hediye Kartınızı Tüketen &#8220;Bakiye Sorgulama&#8221; Tuzağı</strong></p>
<p>Kaspersky’nin son araştırması*, katılımcıların %80&#8217;inin abonelikler, oyun kredileri veya hediye kartları gibi dijital hediyeleri tercih ettiğini gösteriyor. Dolandırıcılar, tanınmış markaları suistimal ederek, sahte çevrimiçi mağazalar kurarak ve hatta doğrudan hediye kartı bakiyelerini çalmak için tasarlanmış sahte doğrulama portalları oluşturarak bu eğilimden faydalanıyor.</p>
<p>Kaspersky’nin oltalama tespit sistemleri; kurbanlara hediye kartlarının geçerliliğini, durumunu veya bakiyesini kontrol etmeleri için &#8220;güvenli&#8221; bir sistem sunduğunu iddia eden aldatıcı platformlar belirledi. Yakın zamanda hediye kartı alan kişileri hedefleyen bu saldırganlar, kartın kimlik verilerini çalıyor ve kartı kullanıcıdan önce etkinleştirerek bakiyeye erişim sağlayabiliyor.</p>
<p>Kaspersky uzmanları, bu tür dolandırıcılıklardan korunmak için web sitelerinin orijinalliğinin titizlikle kontrol edilmesini öneriyor. Web adresini (URL), tıklamanız istenen bağlantıları ve sitenin sahte olabileceğine işaret edebilecek görsel veya tasarım tutarsızlıklarını dikkatlice inceleyin. Hediye kartı bakiyesini kontrol etmenin en güvenli yolu, başka hiçbir bağlantıya tıklamadan doğrudan markanın resmi web sitesine gitmektir. Kötü amaçlı bağlantılara tıklamayı önlemek için yapay zeka destekli gelişmiş oltalama engelleme bileşeni içeren Kaspersky Premium gibi bir güvenlik çözümü kullanılması tavsiye ediliyor.</p>
<p><strong>Hediye Kartı Size mi Yoksa Siber Suçlulara mı Gidiyor?</strong></p>
<p>Hediye alışverişi yapanlar, flaş indirimler ve sınırlı süreli tekliflerle çevrim içi alışveriş platformlarına akın ederken; siber suçlular da kullanıcıların en savunmasız anlarını kolluyor.</p>
<p>Kaspersky uzmanları, dünyanın en popüler pazaryerlerinden biri olan Amazon’u taklit eden ve 200 dolarlık hediye kartı vaat eden sahte bir web sitesi tespit etti. Dolandırıcılar, bu cazip teklifle kullanıcıları &#8220;Amazon hediye kartınızı alın&#8221; düğmesine basmaya teşvik ediyor. Ancak kullanıcı bu düğmeye tıkladığında, siber suçluların mağdurun cihazını uzaktan kontrol etmesine olanak tanıyan arka kapı (backdoor) içeren bir MSI yükleyicisi indiriliyor.</p>
<p>Bu dolandırıcılık yöntemi, kapsamlı bir siber güvenlik yaklaşımının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Yanlış bir bağlantıya tıklamak sadece para ve veri kaybına değil, aynı zamanda cihazın enfekte olmasına veya kontrolünün tamamen kaybedilmesine yol açabiliyor. Sahte bir site orijinal mağazanın görünümünü birebir kopyaladığında, hangisinin gerçek hangisinin dolandırıcılık amaçlı olduğunu ayırt etmek oldukça zorlaşıyor.</p>
<p>Kaspersky Premium, web sitesi özelliklerini ve URL&#8217;leri analiz ederek şüpheli kalıpları belirleyen gelişmiş tespit teknolojisi sayesinde kullanıcıları sahte çevrimiçi mağazalardan koruyor. Kaspersky Premium, AV-Comparatives Sahte Mağaza Tespiti sertifikasyonundaki üstün performansı nedeniyle 2025 yılında &#8220;Onaylı&#8221; (Approved) sertifikası alarak güvenli çevrimiçi alışveriş için ideal bir seçenek olduğunu kanıtladı.</p>
<p><strong>Kaspersky Baş Web İçeriği Analisti Anton Yatsenko</strong> konuya ilişkin şu değerlendirmede bulunuyor: “<em>Sevgililer Günü yaklaşırken siber suçlular, bu dönemin duygusal hassasiyetini ve romantik atmosferini istismar etmek için faaliyetlerini artırabilir. Sahte hediye kartı siteleri oluşturuyor, popüler perakendecileri taklit ediyor ve sevdiklerinizi mutlu etme isteğinizi hedef alan oltalama kampanyaları başlatıyorlar. En etkili savunma; bilinen ve güvenilir perakendecileri tercih etmek, URL’leri dikkatle kontrol etmek, gelişmiş oltalama korumasına sahip bir güvenlik çözümü kullanmak ve gerçek olamayacak kadar iyi görünen tekliflere temkinli yaklaşmaktır</em>.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sevgililer-gununde-hediye-karti-dolandiriciligina-dikkat-kasperskyden-kritik-uyari-612755">Sevgililer Günü&#8217;nde hediye kartı dolandırıcılığına dikkat: Kaspersky&#8217;den kritik uyarı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[günleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlevsel Donma]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[pilotta]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.</p>
<p>Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! </strong></p>
<p>Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.</p>
<p>Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.</p>
<p>Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”</p>
<p><strong>Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!</strong></p>
<p>Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!</strong></p>
<p>İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.</p>
<p>Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spor dolandırıcılığına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/spor-dolandiriciligina-dikkat-612004</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 08:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılığına]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kimlik Avı]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Amaçlı Yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[mesajlar]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyat]]></category>
		<category><![CDATA[resmi]]></category>
		<category><![CDATA[site]]></category>
		<category><![CDATA[siteleri]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612004</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber suçlular her zaman büyük spor etkinliklerine ilgi duymuşlardır. Küresel marka bilinirliği ve geniş dijital ayak izi, bu etkinlikleri fırsatçı dolandırıcılar için popüler bir seçenek hâline getirir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-dolandiriciligina-dikkat-612004">Spor dolandırıcılığına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber suçlular her zaman büyük spor etkinliklerine ilgi duymuşlardır. Küresel marka bilinirliği ve geniş dijital ayak izi, bu etkinlikleri fırsatçı dolandırıcılar için popüler bir seçenek hâline getirir. Olimpiyatlar hem büyüklük hem de bilinirlik açısından en cazip fırsat. </strong></p>
<p>Milano-Cortina&#8217;da düzenlenen Kış Olimpiyat Oyunları da dünyanın dört bir yanındaki sporseverler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Spor dolandırıcılığının siber suçlular için büyük bir cazibe kaynağı olduğunu dikkate alan siber güvenlik şirketi ESET, sporseverler için online güvenlik önerilerini paylaştı. </p>
<p><strong>Kimlik avı girişimleri</strong> Bunlar, oyunların resmî organizatörleri, sponsorları veya diğer üçüncü tarafları taklit eden, istenmeyen e-postalar, metin mesajları veya sosyal medya mesajlarıdır. Genellikle, kişisel ve finansal bilgilerinizi girmenizi veya kötü amaçlı bağlantılara tıklamanızı/ekleri açmanızı sağlayarak sessizce kötü amaçlı yazılım yüklemeye çalışırlar. </p>
<p><strong>Sahte olimpiyat siteleri </strong>Resmî bilet, seyahat ve konaklama satışı yaptığını iddia eden bazı e-ticaret siteleri gerçek gibi görünebilir. Ancak bunların tek amacı paranızı ve/veya kart bilgilerinizi ele geçirmektir. Satın aldığınız ürün aslında mevcut değildir. Bazı durumlarda, dolandırıcılar Airbnb, eBay ve Facebook Marketplace gibi gerçek sitelere ve pazar yerlerine sahte ilanlar da verebilirler.</p>
<p><strong>Ücretsiz ve yasa dışı yayın siteleri </strong>Bazı siteler sporseverlere maçların video içeriklerine ücretsiz erişim imkânı sunar. Ancak bu siteler, bağlantılar, eklentiler ve dosyalarda gizlenmiş kötü amaçlı yazılımların yuvası da olabilir. Ayrıca genellikle sadece küçük bir rahatsızlık yaratmayan video üstü reklamlarla doludurlar. Bunun yerine, çoğu kötü amaçlıdır ve üzerlerine tıkladığınızda kötü amaçlı bir web sitesine yönlendirilir veya farkında olmadan cihazınıza kötü amaçlı yazılım indirirsiniz.</p>
<p><strong>Spor dolandırıcılığı için sahte uygulamalar </strong>Resmî Kış Olimpiyatları uygulamaları gibi görünen mobil uygulamalar, aslında bilgi hırsızlığı amaçlı kötü amaçlı yazılımlar veya diğer tehditler içerebilir. Bu tür kötü amaçlı uygulamalar çoğunlukla çeşitli üçüncü taraf uygulama mağazalarında bulunur.</p>
<p><strong>SEO zehirlenmesi </strong>Dolandırıcılar, sponsorlu reklamlar için ödeme yapar veya SEO tekniklerini kullanarak kötü amaçlı web sitelerini arama sonuçlarının en üstüne çıkarır. Drive-by indirmeleri tetikleyebilir veya kişisel bilgilerinizi ele geçirmeye çalışabilirler.</p>
<p><strong>Destek dolandırıcılığı </strong>Sosyal medyada uçuşunuz, oteliniz veya biletlerinizle ilgili bir sorun hakkında şikâyet ederseniz dolandırıcılar &#8220;resmî destek&#8221; gibi davranarak devreye girebilirler. Aslında yardım etmek istemiyorlar, sadece kişisel, finansal ve rezervasyon bilgilerinizi almak istiyorlar.  </p>
<p><strong>Yapay zekâ destekli dolandırıcılık </strong>Dolandırıcılar, başarı şanslarını artırmak için yapay zekâ destekli araçları ve hizmetleri giderek daha fazla kullanıyor. Kusursuz yerel dillerde büyük ölçekli kimlik avı web siteleri ve mesajlar oluşturabilirler. Ayrıca karar verme sürecinizi etkilemek için gerçekçi ses ve videolar da oluşturabilirler. Sahte hayır kurumları veya &#8220;eğitim fonları&#8221; için bağış toplamaya çalışan ünlü sporcuların deepfake videolarına dikkat edin. </p>
<p><strong>QR kodu kimlik avı </strong>Etkinlikteyseniz quishing girişimlerine dikkat edin. Etkinliklerde yayımlanan QR kodları aslında kimlik avı sitelerine ve kötü amaçlı yazılım indirmelerine yönlendirebilir. Bu, ödeme bilgilerinizi veya kişisel bilgilerinizi çalmak için fiziksel ve dijital tehditleri birleştiren, sıkça kullanılan bir taktiktir. Bu taktik, genellikle kimlik avı URL&#8217;leri gibi insanlarda aynı düzeyde şüphe uyandırmadığı için özellikle etkilidir. Mobil cihazlar da genellikle dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar kadar iyi korunmadığından bu taktiğin başarı şansı daha yüksektir.</p>
<p><strong>Halka açık Wi-Fi </strong>Etkinlikte dışarıdaysanız kişisel ve finansal bilgilerinizi ele geçirmek için tasarlanmış sahte ve benzer hotspotlara dikkat edin.</p>
<p><strong>Spor dolandırıcılığı karşısında nasıl korunabilirsiniz?</strong></p>
<p>Çevrimiçi güvenliğinizi sağlamak için resmî Kış Olimpiyatları sitelerine bağlı kalın ve istenmeyen mesajlara ve gerçek olamayacak kadar iyi fırsatlara ilgi göstermeyin. </p>
<ul>
<li>Biletleri  https://tickets.milanocortina2026.org/ veya https://hospitality.milanocortina2026.org/  adreslerinden satın alın. Etkinlik organizatörleri, üçüncü taraf bilet satış sitelerinde yeniden satışa izin vermemektedir.</li>
<li>Ürünler için resmî site olan shop.olympics.com  adresini kullanın.</li>
<li>Korsan yayın hizmetlerinden kaçının ve yalnızca NBCUniversal (ABD), BBC (İngiltere), Warner Bros Discovery (Avrupa) gibi resmî yayıncıların barındırdığı siteleri ziyaret edin.</li>
<li>İstenmeyen mesajlarda, gerçek olamayacak kadar iyi görünen fırsatlara asla güvenmeyin.</li>
<li>İstenmeyen mesajlardaki bağlantılara tıklamayın veya ekleri açmayın. </li>
<li>Meşru sitelerde olsalar bile listeleri dikkatlice inceleyin. Yorumları kontrol edin, her zaman resmî uygulama içi mesajlaşma hizmetini kullanın ve &#8220;doğrulanmış&#8221; rozeti veya benzeri rozetleri olan satıcıları tercih edin.</li>
<li>Etkinliğe katılıyorsanız programlar, haritalar ve dijital biletler için resmî olimpiyat uygulamasını indirin.</li>
<li>Mümkün olduğunca halka açık Wi-Fi&#8217;yı kullanmaktan kaçının veya mümkünse VPN kullanın. Hotspot kullanmak zorunda kalırsanız e-posta veya çevrimiçi bankacılık gibi yüksek değerli hesaplara giriş yapmayın.</li>
<li>Etkinlikte veya e-postalarda görünen QR kodlarını taramaktan kaçının.</li>
<li>Quishing, smishing ve e-posta tabanlı kimlik avı riskini azaltmak için cihazınıza saygın bir satıcıdan kötü amaçlı yazılım önleme yazılımı yükleyin.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-dolandiriciligina-dikkat-612004">Spor dolandırıcılığına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulgaristan’a Araçla Gidecekler Dikkat: Yeşil Sigorta Hakkında En Çok Merak Edilenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bulgaristana-aracla-gidecekler-dikkat-yesil-sigorta-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-611557</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 08:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araçla]]></category>
		<category><![CDATA[bulgaristan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçerli]]></category>
		<category><![CDATA[gidecekler]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611557</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulgaristan’a araçla seyahat etmeyi planlayan sürücüler için yeşil sigorta büyük önem taşıyor. Sınırda sorun yaşamamak ve cezalardan kaçınmak isteyenler için yeşil sigortanın zorunlu olup olmadığı, nereden ve nasıl yaptırılacağına dair en sık sorulan soruları derledik.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulgaristana-aracla-gidecekler-dikkat-yesil-sigorta-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-611557">Bulgaristan’a Araçla Gidecekler Dikkat: Yeşil Sigorta Hakkında En Çok Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurt dışına araçla çıkmayı planlayanların son dönemde en çok araştırdığı konulardan biri <strong>yeşil sigorta</strong>. Özellikle Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya geçecek sürücüler, sınır kapısına gelmeden önce “Yeşil sigorta gerekli mi, yoksa sınırda mı yaptırılır?” sorusunun yanıtını arıyor. İşte Bulgaristan’a araçla giderken yeşil sigortaya dair <strong>en sık sorulan sorular ve bilinmesi gereken kritik detaylar</strong>…</p>
<p>Yeşil sigorta nedir, neden gerekli?</p>
<p>Yeşil sigorta, aracınızın yurt dışında üçüncü şahıslara verebileceği zararları karşılayan <strong>uluslararası zorunlu trafik sigortasıdır</strong>. Türkiye’de yaptırılan zorunlu trafik sigortası, Bulgaristan dahil olmak üzere yurt dışında geçerli değildir. Bu nedenle sınır ötesine çıkan araçlar için yeşil sigorta büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Bulgaristan’a girişte yeşil sigorta zorunlu mu?</strong></p>
<p>Evet. <strong>Bulgaristan’a araçla girişte yeşil sigorta zorunludur.</strong> Sigortası olmayan araçların ülkeye girişine izin verilmez veya sürücüler sınırda ek sigorta yaptırmak zorunda kalır. Bu durum hem zaman kaybına hem de daha yüksek maliyetlere yol açabilir.</p>
<p><strong>Yeşil sigorta hangi ülkelerde geçerli?</strong></p>
<p>Yeşil sigorta; Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Macaristan ve birçok Avrupa ülkesinde geçerlidir. Ancak sigorta poliçesinde yer alan <strong>ülke kodlarının açıkça belirtilmiş olması</strong> gerekir. Poliçenizde Bulgaristan’ın kapsama dahil olduğundan mutlaka emin olun.</p>
<p><strong>Süresi ne kadar olmalı?</strong></p>
<p>Yeşil sigorta genellikle <strong>15 gün, 1 ay, 3 ay veya 1 yıl</strong> gibi sürelerle düzenlenir. Bulgaristan’dan sadece geçiş yapacak olsanız bile, seyahat sürenizi kapsayacak geçerlilikte olması şarttır.</p>
<p><strong>Yeşil sigorta kaskoyu da kapsar mı?</strong></p>
<p>Hayır. Yeşil sigorta <strong>sadece karşı tarafa verilen zararları</strong> karşılar. Kendi aracınızda oluşabilecek hasarlar için ayrıca <strong>yurt dışı teminatlı kasko</strong> yaptırmanız gerekir.</p>
<p><strong>Sınırda yeşil sigorta sorulur mu?</strong></p>
<p>Evet. Bulgaristan sınır kapılarında polis ve gümrük görevlileri <strong>yeşil sigorta belgesini kontrol edebilir</strong>. Belgenin fiziksel çıktısının yanınızda bulunması tavsiye edilir.</p>
<p><strong>Cezası var mı?</strong></p>
<p>Yeşil sigortası olmayan araçlar Bulgaristan’da trafikte yakalanırsa <strong>yüksek para cezaları</strong> ve aracın trafikten men edilmesi gibi yaptırımlarla karşılaşabilir.</p>
<p><strong>Dijital poliçe geçerli mi?</strong></p>
<p>Birçok ülkede dijital poliçe kabul edilse de, Bulgaristan’a girişte <strong>basılı belge bulundurmak</strong> hâlâ en güvenli seçenek olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Yola Çıkmadan Önce Son Kontrol</strong></p>
<p>Uzmanlar, Bulgaristan’a araçla seyahat edecek sürücülerin yola çıkmadan önce:</p>
<ul>
<li>Yeşil sigortanın geçerlilik tarihini</li>
<li>Kapsadığı ülke listesini</li>
<li>Basılı poliçe belgesini</li>
</ul>
<p>kontrol etmelerini öneriyor.</p>
<p>Avrupa yolculuğu planlayanlar için küçük bir ihmal, büyük bir masrafa dönüşebilir. Yeşil sigorta, sadece bir belge değil, <strong>sorunsuz bir sınır geçişinin anahtarı</strong> olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Kaynak : www.balkanyatirim.com</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulgaristana-aracla-gidecekler-dikkat-yesil-sigorta-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-611557">Bulgaristan’a Araçla Gidecekler Dikkat: Yeşil Sigorta Hakkında En Çok Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hızlı rahatlama mitine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[mitine]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Vagus Siniri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611083</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medyadaki abartılı iddialara karşı, vagus sinirinin beden–beyin dengesindeki rolünü bilimsel gerçekler ışığında açıkladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083">Hızlı rahatlama mitine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sosyal medyadaki abartılı iddialara karşı, vagus sinirinin beden–beyin dengesindeki rolünü bilimsel gerçekler ışığında açıkladı. </p>
<p><strong>Vagus siniri, vücudun sakinleşme ve denge mekanizmasında kilit rol oynuyor!</strong></p>
<p>Vagus sinirinin, beynin alt bölümlerinden çıkarak kalp, akciğerler, mide-bağırsak sistemi ve bağışıklık sistemiyle doğrudan bağlantı kuran çok önemli bir sinir olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Vücudun ‘sakinleşme, toparlanma ve dengeye dönme’ süreçlerinde kilit rol oynar. Kalp atım hızının yavaşlaması, nefesin derinleşmesi, sindirimin düzenlenmesi ve stres hormonlarının baskılanması gibi etkiler bu sinir üzerinden gerçekleşir.” dedi.</p>
<p>Günümüzde vagus sinirinin, yalnızca bir sinir değil; beyin ile beden arasında sürekli çalışan bir düzenleyici ağın merkezi olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, bu nedenle stres, kaygı, uyku sorunları ve bazı nörolojik hastalıklarla ilişkisinin giderek daha fazla araştırıldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Sinir sistemi, kısa sürede mucizevi biçimde değişebilen bir mekanizma değil!</strong></p>
<p>Sosyal medyada vagus sinirinin çoğu zaman bilimsel bağlamından koparılarak ‘tek hareketle rahatlama’, ‘bedeni resetleme’ gibi iddialarla sunulduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Oysa sinir sistemi bu kadar basit çalışan bir yapı değildir.” dedi.</p>
<p>Bu tür söylemlerin bilimsel olarak doğru olmasa da, neden bu kadar ilgi gördüklerini anlamanın zor olmadığına işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Günümüzde insanlar yoğun stres, kaygı ve belirsizlik içinde yaşıyor ve hızlı, kolay çözümler arıyor. Vagus siniri de bu arayışta somut ve biyolojik bir umut sembolüne dönüşüyor. Sorun, bilginin basitleştirilmesi değil; gerçeğin yerini abartılı vaatlerin almasıdır. Özellikle ruhsal ya da bedensel sorunları olan bireylerde ‘hızlı rahatlama’ vaat eden bu yaklaşımlar<strong> </strong>yanlış umutlara yol açabilir. Sinir sistemi, kısa sürede mucizevi biçimde değişebilen bir mekanizma değildir. Kalıcı rahatlama ve denge, genellikle zamana yayılan ve düzenli uygulamalarla mümkündür. ‘Bir dakikada sakinleş’, ‘tek dokunuşla stres sil’ gibi söylemler, bilimsel tedavilerin değerini gölgede bırakabilir ve kişilerin profesyonel destek arayışını geciktirebilir. Bu nedenle hızlı rahatlama söylemleri yerine, gerçekçi ve sürdürülebilir yaklaşımlar vurgulanmalıdır.”</p>
<p><strong>Vagus siniriyle ilgili uygulamalar bilimsel temelli! </strong></p>
<p>Vagus siniriyle ilgili bilimsel ve tıbbi uygulamaların var olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Vagus siniriyle ilgili bilimsel çalışmalar onlarca yıldır sürüyor. Bu alanda geliştirilen tıbbi teknolojiler, özellikle epilepsi, depresyon, migren ve küme baş ağrısı gibi hastalıklarda destekleyici tedavi seçenekleri olarak kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Bu tür cihazların bazılarının, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından belirli hastalıklar için onaylanmış veya kullanım izni almış olduklarını ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “Burada önemli olan nokta şudur: Bu uygulamalar ‘mucize tedaviler’ değil, belirli hasta gruplarında fayda sağlayabilen, bilimsel temelli yaklaşımlardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Cihazlar uygun kişilerde destekleyici bir araç!</strong></p>
<p>Giyilebilir vagus siniri cihazlarının etkinliği konusunda bilim dünyasında temkinli ama umutlu bir yaklaşım hâkim olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu tür cihazların genel olarak güvenli olduğu kabul edilmekle birlikte, etkinlikleri kişiden kişiye değişebilir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde belirgin faydalar görülürken, bazı kişilerde etkilerin sınırlı kalabildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarlacı, “Bilimsel çalışmalar hâlâ devam ediyor ve uzun dönem sonuçlara ihtiyacımız var. Uzmanlar, bu cihazların tek başına çözüm olarak görülmemesi, uygun kişilerde ve doğru çerçevede destekleyici bir araç olarak kullanılması gerektiği konusunda hemfikir. Geliştirilen transkütanöz auriküler vagus siniri uyarımı (taVSU) cihazı, vagus sinirinin kulak kepçesindeki yüzeyel dallarını hedef alan, dışarıdan uygulanan bir nöromodülasyon teknolojisidir. Cerrahi girişim gerektirmemesi, bu yaklaşımı daha erişilebilir ve güvenli kılar. Amaç, sinir sisteminin dengeleyici mekanizmalarını desteklemek ve stresle ilişkili fizyolojik yükü azaltmaya yardımcı olmaktır. taVSU, başta stres, kaygı, otonom dengesizlikler ve bazı nörolojik-psikiyatrik tablolar olmak üzere, bilimsel araştırmalar ve klinik gözlemler kapsamında değerlendirilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinir sistemi aceleye gelmez!</strong></p>
<p>Nefes, meditasyon, yoga gibi yöntemlerin vagus sinirini doğrudan uyarmaktan ziyade, nefes ritmi, beden farkındalığı ve dikkat odağı üzerinden sinir sisteminin sakinleşmesine katkı sağladığını aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli uygulandığında stres düzeyini azaltabilir, uyku kalitesini artırabilir ve genel iyi oluş hâlini destekleyebilir. Ancak her yöntem herkes için uygun değildir. Panik atak, travma öyküsü veya bazı nörolojik sorunları olan bireylerin bu uygulamaları mutlaka uzman görüşüyle değerlendirmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>‘Sinir sistemini sakinleştirme’ konusunda önerilerde bulunan Prof. Dr. Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sinir sistemini düzenlemek, tek bir egzersizle ya da tek bir cihazla mümkün değil. Sağlıklı uyku, düzenli fiziksel hareket, dengeli beslenme, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi bir bütün olarak ele alınmalı. Gerektiğinde tıbbi ve psikolojik destek almak da bu yol haritasının önemli bir parçası. Vagus siniri bu bütünün merkezinde yer alır; taVSU gibi bilimsel temelli teknolojiler, doğru kişide ve doğru amaçla kullanıldığında destekleyici olabilir. En önemli mesaj şudur: Sinir sistemi aceleye gelmez; bilim, sabır ve gerçekçilik en güvenli rehberdir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hizli-rahatlama-mitine-dikkat-611083">Hızlı rahatlama mitine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[skolyoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor. Fizyoterapist Hatice Kübra Gür, çocuklarda görülen skolyoz (omurga eğriliği) farkındalığına dikkat çekerek, skolyozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirtti.</p>
<p><b>BEL SAĞLIĞI VE SKOLYOZ KONUSU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Anne Şehir Merkezi’nde düzenlenen seminerde, çocuklarda bel sağlığı ve skolyoz konusunda ailelere önemli bilgiler aktarıldı. Seminerde fizyoterapist Hatice Kübra Gür, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının önemine dikkat çekti. Skolyozun (omurga eğriliği) erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirten Gür, ailelere çocuklarında dikkat etmeleri gereken postür bozuklukları ve belirtiler hakkında bilgilendirme yaptı.</p>
<p><b>ÇOCUKLARA BİREBİR DEĞERLENDİRME YAPILDI</b></p>
<p>Programın ardından çocuklar birebir değerlendirilerek muayene edildi. Ailelerin sorularını yanıtlayan Gür, her çocuğun omurga yapısının farklı olduğunu vurgulayarak, gerekli durumlarda kişiye özel egzersiz ve takip sürecinin önemine değindi. Yapılan değerlendirmelerle aileler, çocuklarının durumu hakkında doğrudan bilgi alma fırsatı buldu.</p>
<p><b>AİLELERDE BİLİNÇLENME AMAÇLANIYOR</b></p>
<p>Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen bu tür bilgilendirici programlarla çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması, ailelerin erken dönemde olası postür bozuklukları ve skolyoz belirtilerini fark edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay&#8217;dan medeniyetler şehri Hatay için dayanışma çağrısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-medeniyetler-sehri-hatay-icin-dayanisma-cagrisi-610945</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 14:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Samandağ]]></category>
		<category><![CDATA[şehri]]></category>
		<category><![CDATA[sürecin]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610945</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, depremin ağır yaralar açtığı Hatay’ın Samandağ ilçesinde temaslarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-medeniyetler-sehri-hatay-icin-dayanisma-cagrisi-610945">Başkan Tugay&#8217;dan medeniyetler şehri Hatay için dayanışma çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, depremin ağır yaralar açtığı Hatay’ın Samandağ ilçesinde temaslarda bulundu. Tugay, Hatay’ın toparlanma sürecinin hala sancılı ilerlediğine dikkat çekerek, kamuoyunun ve yerel yönetimlerin kente yönelik ilgisinin canlı tutulması gerektiğini vurguladı. Bunun için 151 üyeye sahip Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;ni Hatay&#8217;da toplamak istediklerini yineleyen Başkan Tugay, bunun kentin toparlanma sürecine önemi katkı sunacağını belirtti.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay,  6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü nedeniyle bulunduğu Hatay&#8217;da, Türkiye İşçi Partili (TİP) Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay&#8217;ı ziyaret etti. Dr. Cemil Tugay, hem acıyı paylaşmak hem de dayanışma ruhunu ön plana çıkarmak için Hatay&#8217;da olduklarını belirtti. Hatay&#8217;ın toparlanma sürecinde olduğunu, fakat bu sürecin de oldukça sancılı ilerlediğini vurgulayan Tugay, “Biz de Hatay&#8217;ı bu toparlanma sürecinde yalnız bırakmamak istedik. Hatay&#8217;ı çok seviyorum” dedi.</p>
<p><strong>“Buraya destek verebilecek herkesin dikkatini kente çekmek zorundayız”</strong><br />Kamuoyunun ilgisinin Hatay&#8217;a çekilmesinin önemli olduğuna değinen Tugay, başkanlığını yaptığı 151 üyeye sahip Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği&#8217;ni Hatay&#8217;da toplamak istediklerini söyledi. Tugay, “Amacımız Hatay&#8217;ın mevcut durumunu konuşmak. Yapılan araştırmaları, verileri de dikkate alarak kamuoyunun dikkatini kente çekmek çok önemli. İnsanların, belediyelerin buraya destek verebilecek herkesin dikkatini kente çekmek zorundayız” diye konuştu. </p>
<p><strong>Yetkililere sitem Başkan Tugay&#8217;a teşekkür</strong><br />Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay, İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin bölgeye yönelik önemli desteklerinin olduğunu söyledi. İlçeye yaklaşık 2 yıldır hiçbir heyetin gelmediğini belirterek sitemde bulunan Karaçay, Başkan Tugay&#8217;a ise teşekkür etti. Karaçay, “Size vefa borcumuz var. Bu borç ödenmez. Hepinizden Allah razı olsun. Temennimiz bir daha böyle acıların yaşanmaması. Burada sizi misafir etmek bizi mutlu etti. Uzun bir aradan sonra bir heyetin Samandağ&#8217;ı hatırlamış olması çok önemli. Çünkü Samandağ, Hatay&#8217;ın son ilçesi. Samandağ hep unutuluyor. O nedenle bizi unutmadığınız için teşekkür ediyorum. Sizi seviyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“Konutlarımız hala teslim edilmedi”</strong><br />Yapılan konutların kendilerine teslim edilmediğini belirten Karaçay, teslim edilenlerin de durumunun çok kötü olduğunu, kışın su geçirdiğini anlattı. Elektrik ile ısındıklarını söyleyen Başkan Emrah Karaçay, ancak elektrik altyapısında da ciddi bir sıkıntı yaşandığını vurguladı. <br /> <br /><strong>Sağlık hizmetlerine tam destek </strong><br />Dr. Cemil Tugay, tüm ihtiyaçları İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanan Samandağ 1 No&#8217;lu Aile Sağlığı Merkezi&#8217;ni de ziyaret etti. Sağlık emekçileri ile bir araya gelen Başkan Tugay, “Bundan sonra da bir şeye ihtiyacınız olursa, desteğe hazırız. Nisan ayında Hatay&#8217;da, kentin  bütün ilçeleri ile yaşadığı sıkıntıları, mevcut durumu masaya yatıralım, konuşalım istiyoruz. Daha sonra görev dağılımı yapalım. Neticede doğru kararlarla bu çalışmaların yapılması daha sağlıklı sonuçlar doğurur. Bir ihtiyacınız olursa bilin ki biz elimizden geleni yapmaya hazırız” dedi. Sağlıkçılar da Başkan Tugay&#8217;a teşekkür etti. </p>
<p><strong>Barış ve kardeşlik vurgusu</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, beraberindeki heyetle Samandağ ilçesinde bulunan Hz. Hızır Türbesi&#8217;ni de ziyaret etti. Hz. Hızır ile Hz. Musa&#8217;nın buluştuğu yer olarak bilinen tarihi inanç merkezinde dua eden Başkan Tugay,  barış ve kardeşlik mesajları verdi. Başkan Tugay, türbede dua edenlerin dualarının kabul edildiğine yönelik güçlü bir inanç bulunduğunu belirterek, şunları söyledi: “Hatay&#8217;ın bir özelliği var. Çok farklı kültürlerde, inançlarda insanların kardeşlik içerisinde yüzyıllar boyunca yaşadığı bir yer. İzmir de hoşgörüsü ile bilinen bir yer. Biz istiyoruz ki insanlar her türü kavgadan, savaştan uzak olsun ve ülkemize, şehirlerimize, dünyamıza barış ve iyilik gelsin. Deprem mağdurlarının acılarını ve sıkıntılarını biliyoruz. Her şeyin dostluk, dayanışma ve adaletle aşılabileceğini biliyoruz. Bu duygunun devletimizin tüm kademelerine işlemesini özellikle diliyoruz. Biz bu duygu ile çalışıyoruz. Ülkemizin geleceği aydınlık olsun. Tüm yurttaşlarımız için huzur ve sağlık dolu bir yaşam olsun” dedi. </p>
<p><strong>“Bu ziyaret bir vicdan borcudur”</strong><br />Samandağ’ın Vakıfköy Mahallesi’nde yurttaşlarla da buluşan Başkan Tugay, depremzedelere geçmiş olsun dileklerini iletti. Vakıfköy Müzesi ve bölge halkı için simgesel öneme sahip olan ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından tescillenerek koruma altına alınan Musa Ağacı’nı inceleyen Tugay, temaslarının Hatay’ın kültürel mirasına, toplumsal hafızasına ve deprem sonrası yaşam mücadelesine sahip çıkma anlayışıyla gerçekleştirildiğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugaydan-medeniyetler-sehri-hatay-icin-dayanisma-cagrisi-610945">Başkan Tugay&#8217;dan medeniyetler şehri Hatay için dayanışma çağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerine]]></category>
		<category><![CDATA[kalmış]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mrd]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor. MR, PET ve rutin kan testlerinin normal olması, vücutta hastalığa ait hiçbir hücre kalmadığını kesin olarak göstermeyebiliyor. Çünkü bazı kanser hücreleri, görüntüleme yöntemlerinin ve klasik testlerin algılayamayacağı kadar küçük ve sessiz bir şekilde dolaşımda varlığını sürdürebiliyor.</p>
<p>İşte bu noktada moleküler analizler devreye giriyor; Minimal Rezidüel Hastalık (MRD) olarak adlandırılan bu görünmez risk, yalnızca bir tüp kan üzerinden tespit edilebiliyor. Özellikle yüksek riskli kanser türlerinde ve tedavi sonrası takip sürecinde MRD, hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimalini önceden öngörmeye imkân tanıyan son derece önemli bir gösterge haline geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi kanser takibinde MRD testi ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Görüntüleme ve klasik testler her zaman yeterli mi?</strong></p>
<p>Kanser şüphesi olan ya da kanser tanısı almış hastaların takip sürecinde Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Buna ek olarak bazı kan testleri ve tümör belirteçleri ile hastalığın varlığı ya da yokluğu değerlendirilmektedir. Bu yöntemler modern tıbbın vazgeçilmez araçlarıdır ve çoğu zaman doğru yönlendirme sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak klinik pratiğin ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır: Tüm bu tetkikler normal olsa bile, hastalık moleküler düzeyde tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Tedavilerini tamamlamış, ameliyat olmuş ve “tam yanıt” aldığı düşünülen bazı hastalarda yıllar sonra nüks görülmesi, bu durumun en somut göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MRD testi gizli kalmış kanser hücrelerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Minimal Rezidüel Hastalık, tedavi sonrasında vücutta kalmış olabilecek çok küçük sayıdaki tümör hücrelerini ifade etmektedir. Bu hücreler klasik görüntüleme yöntemleriyle ya da rutin kan testleriyle saptanamamaktadır. Ancak genetik ve moleküler düzeyde yapılan ileri analizler sayesinde kandan tespit edilebilmektedir.</p>
<p>MRD değerlendirmesi için yalnızca bir tüp kan alınmakta ve bu örnek genetik laboratuvarlara gönderilmektedir. Kanda dolaşan tümör DNA’sı veya tümör hücreleri, belirli eşik (cut-off) değerlerine göre analiz edilmektedir. Bu eşik değerin üzerinde saptanan sonuçlar, hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p><strong>Nüks riski önceden görülebilir mi?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler, MRD pozitifliği saptanan hastalarda ilerleyen dönemlerde hastalığın nüks etme olasılığının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu bilgi, hem hekim hem de hasta açısından son derece kıymetlidir. Çünkü hastalığın geri dönmesini beklemek yerine, risk daha oluşmadan önlem almak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi birçok solid tümörde MRD testleri giderek daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ameliyatını olmuş, kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerini tamamlamış bir hastada “Bu hastalık gerçekten bitti mi?” sorusunun yanıtı artık yalnızca filmlerle değil, moleküler verilerle de değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalar yakından izleniyor ve tedavi planı şekillendiriliyor</strong></p>
<p>MRD’nin pozitif saptanması durumunda izlenen yol, klasik takip yaklaşımlarından farklılaşmaktadır. Bu hastalar daha yakından izlenmekte, kontroller sıklaştırılmakta ve gerekirse daha güçlü ya da farklı tedavi seçenekleri devreye sokulmaktadır. Amaç, olası bir nüksü klinik olarak ortaya çıkmadan yakalamak ve hastayı yeniden tam şifaya ulaştırmaktır.</p>
<p>Günümüz onkolojisi artık yalnızca organ düzeyinde değil, gen ve molekül düzeyinde ilerlemektedir. Hangi hastanın daha yüksek risk taşıdığı, hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği giderek daha net biçimde ortaya konabilmektedir. Bu yaklaşım, gereksiz tedavilerin önüne geçerken doğru hastaya doğru zamanda doğru tedavinin verilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nüksü engellemek çok önemli </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde başarı artık yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla sınırlı değildir. Asıl başarı, hastalığın geri dönmesini engellemekte yatmaktadır. MRD testleri, bu hedefe giden yolda hekimlerin elini güçlendiren, hastalara ise umut veren önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Moleküler düzeyde yapılan bu değerlendirmeler sayesinde kanserle mücadelede daha bilinçli, daha güçlü ve daha erken adımlar atılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesinin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezi Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezleri]]></category>
		<category><![CDATA[şaretlerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir. Lenf bezleri bağışıklık sisteminin doğal bir parçasıdır ve çocukluk çağında sık olarak büyüyebilir. Çoğu zaman bu durum basit enfeksiyonlara bağlıdır ve kendiliğinden düzelir. Ancak bazı durumlarda lenf bezi büyümeleri ciddi hastalıkların habercisi olabilir ve daha dikkatli değerlendirme gerektirebilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir, çocuklarda lenf bezi büyümelerinin nedenleri ve hangi durumlara dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu. </p>
<p><strong>Lenf bezleri neden büyür?</strong></p>
<p>Lenf bezleri, bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Vücutta çok sayıda lenf nodu bulunur ve bu yapılar lenfatik damarlar aracılığıyla birbirine bağlıdır. Lenfadenopati, lenf düğümlerinin normalden büyük hale gelmesi olarak tanımlanır. Çocuklarda lenf bezi büyümesi sık görülür ve çoğu zaman iyi huyludur. Enfeksiyonlardan bağışıklık sistemi hastalıklarına, ilaçlara ve nadiren kansere kadar çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Yalnızca tek bir bölgede sınırlı olabileceği gibi, vücudun farklı bölgelerinde yaygın olarak da görülebilir. Tek bir lenf nodunun ya da aynı bölgedeki birkaç lenf nodunun büyümesi bölgesel lenfadenopati, komşu olmayan ikiden fazla bölgede lenf nodu büyümesi ise yaygın lenfadenopati olarak tanımlanır.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlar</strong></p>
<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlardır. Viral enfeksiyonlar (Epstein-Barr virüsü gibi), bakteriyel enfeksiyonlar (streptokok ve stafilokok enfeksiyonları), mikobakteriyel enfeksiyonlar (tüberküloz gibi) ve fungal enfeksiyonlar lenf bezi büyümesine yol açabilir. Enfeksiyona bağlı lenf bezi büyümelerinde genellikle lenf bezlerinde ağrı, kızarıklık ve ısı artışı görülür. Buna ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi enfeksiyona ait belirtiler eşlik edebilir. Tüberküloz lenfadenitlerinde ise çoğunlukla tek taraflı ve ağrısız lenf bezi büyümesi dikkat çekerken, tifo gibi bazı enfeksiyonlarda yaygın lenfadenopati ortaya çıkabilir.</p>
<p>Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları boyun ve çene altındaki lenf bezlerinde büyümeye neden olabilir. Saçlı deri enfeksiyonlarında kafa derisinde, göz ve kulak enfeksiyonlarında kulak çevresinde, üst solunum yolu enfeksiyonlarında boyunda, kedi tırmığı hastalığında koltuk altında, küçük bebeklerde bez bölgesi enfeksiyonlarında ise kasık lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Mide ve bağırsak enfeksiyonları ile apandisit gibi durumlarda karın içi lenf bezleri de etkilenebilir.</p>
<p><strong>Ne zaman kanserden şüphelenilmeli?</strong></p>
<p>Daha nadir olmakla birlikte, çocukluk çağı kanserlerinde lenf bezi büyümesi görülebilir. Lösemi (kan kanseri) ve lenfomalar (lenf bezi kanserleri) başta olmak üzere bazı kanser türlerinde lenf bezi büyümesine aşağıdaki belirtiler eşlik edebilir:</p>
<ul>
<li>Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Halsizlik ve iştahsızlık</li>
<li>Gece terlemeleri</li>
<li>Vücutta morluk ve kanama</li>
</ul>
<p>Kanserle ilişkili lenf bezi büyümelerinde lenf nodları genellikle sert, hareketsiz ve ağrısızdır. Kızarıklık ve ısı artışı gibi enfeksiyon bulguları çoğunlukla görülmez. Lösemi şüphesinde kan sayımı ve periferik yayma önemli ipuçları verirken, kesin tanı için kemik iliği aspirasyonu ve/veya biyopsi gerekebilir.</p>
<p><strong>İlaçlar ve aşılar da lenf bezi büyümesine yol olabilir</strong></p>
<p>Bazı ilaçlar, aşılar ve bağışıklık sistemi bozuklukları da lenf bezi büyümesine neden olabili. Özellikle BCG(tüberküloza karşı) aşısı sonrası koltuk altı lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Bu durum çoğunlukla geçicidir, ancak mutlaka takip edilmelidir.</p>
<p><strong>Bu 4 işaret varsa hemen doktora başvurmalı!</strong></p>
<p>Lenf bezi şişliğinin süresi, zaman içinde büyüyüp büyümediği ve uygulanan tedavilere yanıt verip vermediği büyük önem taşır. Bölgesel lenf bezi büyümelerinde ilgili bölgede enfeksiyon bulguları değerlendirilmelidir. Bu durumlarda mutlaka hekime başvurulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Lenf bezinin hızla büyümesi</li>
<li>6 haftadan uzun süren lenfe bezinde şişlik</li>
<li>Ateş, kilo kaybı ve gece terlemesinin eşlik etmesi</li>
<li>Yorgunluk, eklem ağrısı veya döküntü görülmesi</li>
</ol>
<p>Seyahat öyküsü, hayvan teması, böcek ısırıkları, beslenme alışkanlıkları, ilaç kullanımı, aşı öyküsü ve kronik hastalık varlığı ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır. Ergen çocuklarda ise cinsel öykü ve madde kullanımı da değerlendirmeye dahil edilmelidir.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinde tanı süreci</strong></p>
<p>Öncelikle lenf bezlerinin yeri, boyutu, kıvamı, hareketliliği, hassasiyeti ve büyüme hızı değerlendirilir. Çocuklarda boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde küçük lenf nodlarının hissedilmesi normal kabul edilebilir. Ancak genellikle 2,5 cm’nin üzerindeki lenf bezleri anormal olarak değerlendirilir. Enfeksiyona bağlı lenfadenopatiler çoğunlukla 4-6 hafta içinde kendiliğinden ya da uygun tedaviyle geriler. Özellikle 6 haftadan uzun süren, sert, hareketsiz ve ağrısız lenf bezleri ise kanser açısından araştırılmalıdır.</p>
<p>Tanısal testler klinik bulgulara göre planlanır. Kan sayımı ve periferik yayma ilk değerlendirmede önemlidir. Gerekli durumlarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve biyopsi gibi ileri tetkiklere başvurulabilir. Kanser veya atipik enfeksiyon şüphesinde lenf nodunun çıkarılarak incelenmesi gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 16:04:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeleniyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[oynarken]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital oyunların çocukların yaşamında giderek daha fazla yer kapladığını belirten uzmanlar, oyun bağımlılığının ebeveynler için önemli bir endişe kaynağı hâline geldiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600">Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oyun bağımlılığının yalnızca ekran süresinin artmasıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerekir.” dedi. Oyun oynarken öfke kontrolünde zorlanma, uyku düzeninin bozulması ve sorumlulukların ihmal edilmesi gibi belirtilerin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, ebeveynlerin bu süreçte rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmesinin, koruyucu bir yaklaşım sunduğunu vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, çocuklarda oyun bağımlılığının belirtileri, ailelerin dikkat etmesi gerekenleri, korunma yolları ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Oyun bağımlılığı, çocuğun yaşamını çok yönlü etkileyen ciddi bir sorun!</strong></p>
<p>Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, çocuklar ve gençlerin oyunlarla çok daha erken yaşlarda ve yoğun biçimde karşılaştığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu durum, ebeveynlerde ‘Çocuğum oyun bağımlısı mı?’ sorusunu da beraberinde getiriyor.” dedi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çetin, oyun bağımlılığının, yalnızca oyun oynama süresinin artmasıyla sınırlı olmayan; çocuğun duygusal, sosyal ve akademik yaşamını etkileyen ciddi bir sorun olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Bu belirtiler oyun bağımlılığına işaret ediyor!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığına işaret edebilecek pek çok önemli belirteç bulunduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun ekran karşısında geçirdiği sürenin giderek artması; bu sürenin cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da oyun konsolu aracılığıyla gerçekleşmesi fark etmeksizin dikkatle değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Özellikle çocuğun, planladığından ya da ebeveynleri tarafından uygun görülen süreden daha fazla oyun oynamaya başlamasının önemli bir uyarı işareti olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, oyun oynadığı zamanlarda öfke kontrolünde zorlanması, oyunu bırakması istendiğinde yoğun tepkiler vermesi ve gündelik yaşam düzeninin oyun nedeniyle bozulması da dikkat edilmesi gereken belirtiler arasındadır. Uyku düzeninin bozulması, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve sorumluluklarını ihmal etme gibi durumlar, oyunla kurulan ilişkinin sağlıklı sınırların dışına çıktığını gösterebilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynler rehberlik edici ve denetleyici bir rol üstlenmeli!</strong></p>
<p>Elektronik cihazların yaygınlaşmasının yanında, çocukların bu araçlarla temasının belirli bir kontrol ve sınır çerçevesinde olmasının büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Çocuğun cep telefonu ve diğer dijital cihazları kullanımı, yaşamının merkezine yerleşmemeli; kullanım süreleri ve zamanları ebeveynler tarafından belirlenmeli.” dedi.</p>
<p>Bilgisayar ya da oyun konsolu ile vakit geçirmek isteyen çocukların, ebeveynlerin uygun gördüğü saat ve sürelerde oyun oynamasına izin verilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Kuralların net, tutarlı ve takip edilebilir olması koruyucu bir yaklaşım sunar. Ebeveynlerin rehberlik edici ve denetleyici rolü, çocuğun sağlıklı bir dijital denge kurmasına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide psikoterapi süreci önemli!</strong></p>
<p>Oyun bağımlılığı tedavisinde ilk adımın, bireyin kendisi ve yakınlarıyla yapılan ayrıntılı değerlendirme süreci olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu süreçte, oyun davranışının günlük yaşamın ne kadarını kapladığı, hangi alanlarda işlev kaybına yol açtığı ve kişinin nerede durmakta zorlandığı ayrıntılı biçimde ele alınır.” dedi.</p>
<p>Gerekli görüldüğünde beyin tetkikleri ve psikolojik değerlendirme testleri uygulandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi sürecinde, bazı durumlarda oyun oynama isteğini azaltmaya yönelik ilaç tedavileri ya da eşlik eden ruhsal sorunlara yönelik farmakolojik destekler kullanılabilir. Ancak oyun bağımlılığında tek başına ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka psikoterapi sürecinin tedaviye eşlik etmesi gerekir. Psikoterapi sürecinde, oyunu kontrol edebilme becerilerinin geliştirilmesi ve bağımlılığı besleyen faktörlerin ele alınması hedeflenir. Uygun görülen vakalarda, beyin uyarım tedavileri de tedavi seçenekleri arasında yer alabilir.”</p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-oyun-oynarken-ofkeleniyorsa-dikkat-609600">Çocuğunuz Oyun Oynarken Öfkeleniyorsa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İltihap]]></category>
		<category><![CDATA[karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Romatoid Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[sertliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor. Halk arasında “iltihaplı romatizma” olarak bilinen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilen romatoid artrit hastaları için de kış mevsimi çok daha zorlu geçebiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Romatoloji Uzmanı </strong><strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,  </strong>kronik ve iltihaplı romatizmal bir hastalık olan romatoit artritin erken dönemde tedavi edilmesinin son derece önemli olduğunu belirterek,  “En sık el ve ayak eklemlerini tutan hastalık; ağrı, şişlik, sabah tutukluğu ve zamanla eklem deformasyonları gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde, iltihap uzun vadede  diğer organlara da sıçrayabiliyor ve kalp, akciğerler, kemikler ile gözlerde de sorun oluşturabiliyor” diyor. Kış aylarında ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve düzenli hekim takibiyle atakların önlenebildiğine işaret eden <strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> “Hastalarımızın kışın dikkat etmeleri gereken en önemli kurallar ise ilaç tedavisini aksatmamak, hareketsiz kalmamak ve nezle ile grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmaktır”  bilgisini veriyor. <strong>Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> romatoid artrit ataklarına karşı alınması gereken önlemleri anlattı;  önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Asla hareketsiz kalmayın! </strong></p>
<p>Kış aylarında evde daha fazla zaman geçirilmesi hareketin azalmasına, bu durum da; eklemlerin daha çok sertleşmelerine ve ağrının şiddetlenmesine yol açabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, romatoid artrit hastalığında<strong> </strong>kışın eve kapanmanın yapılan en büyük hata olduğu uyarısında bulunarak, “Bu hastalıkta düzenli ve kontrollü hareket tedavinin en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.  Ağrınız varken hareket etmek zor gelebilir, ancak yüzme ve yürüyüş gibi eklemleri yormayan sporları düzenli yapmaya devam  etmelisiniz. Çünkü, bu tür sporlar eklemlerin beslenmelerine katkı sağlıyorlar.  Eğer dışarıya düzenli olarak çıkamıyorsanız, ev ortamında yapabileceğiniz hafif germe ve eklem açıcı egzersizlerinizi ihmal etmeyin” diyor. </p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan korunun</strong></p>
<p>Kış aylarında nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından  mutlaka korunmanız gerekiyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, bağışıklık sisteminin hem hastalığın doğası hem de kullanılan ilaçlar nedeniyle romatoid artrit hastalarında daha hassas olduğunu anlatarak, “Dolayısıyla, kışın artan enfeksiyonlar hastalarımızda daha ağır seyredebiliyor, hatta hastalığın ataklarını tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kalabalık ortamlardan kaçınmak ve elleri sık sık yıkamak gibi önlemlerin mutlaka alınması, hekimlerin önerdikleri grip ve zatürre gibi aşıların ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong>   </p>
<p>Doğal iltihap sökücüler olarak tanımlanan zeytinyağını, cevizi, taze sebzeleri ve omega 3 açısından zengin balıkları sık tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca, bilimsel çalışmalar net bir sonuç vermemiş olsalar da zerdeçalın iltihap üzerinde baskılayıcı etkisi olduğu düşünülüyor. </p>
<p><strong>Lahana modeli giyinin</strong> </p>
<p>Tek bir kalın kazak yerine, kat kat giyinmeyi (lahana usulü) alışkanlık edinin. Lahana modeli giyinmek vücut ısısını katmanlar arasında hapsederek eklemlerinizi sıcak tutuyor, böylece sertleşmelerini önlüyor.  Yine aynı nedenle, özellikle eldiven ve yün çorap kullanarak el ile ayak bileklerinizi korumayı asla ihmal etmeyin.  </p>
<p><strong>Sıcak uygulama yapın</strong> </p>
<p>Sabah tutukluğunu çözmek için sıcak suyla duş almanız kasları gevşetiyor ve eklem hareketlerini kolaylaştırıyor. Ancak, eğer eklemlerinizde aktif şişlik, kızarıklık veya sıcaklık (alevlenme) varsa, o bölgeye sıcak uygulama yapmayın, hekiminize haber verin. </p>
<p><strong>İlaçlarınızda değişiklik yapmayın! </strong></p>
<p>Romatoid artrit tedavisinde son 20 yılda devrim yaratan gelişmeler yaşanıyor. Artık hedef sadece ağrıyı kesmek değil, hastalığı uyutmak, bir başka deyişle sorunu tamamen baskılamak. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim üyesi Mehmet Karaarslan, “Ancak, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için hekiminize danışmadan &#8216;Ağrım arttı, ilacı artırayım&#8217; veya &#8216;Hastalandım, ilacı keseyim&#8217; diyerek, ilaçlarınızda değişiklik yapmayın” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, hem hastalığın doğası gereği hem de yapılan tedavilerin etkilerinin görülmesi için muayenelerinizi aksatmamanız da atakların önlenmesinde kilit rol üstleniyor” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>D vitamini seviyenizi ölçtürün</strong></p>
<p>Kışın güneşten mahrum kalmak D vitamini eksikliğine yol açıyor, bu durum kemik ağrılarının daha yoğun hissedilmesine ve yorgunluk şikayetlerinin artmasına sebep olabiliyor. Bu nedenle, D vitamini seviyenize baktırmanız ve  ihtiyaç halinde hekiminizin kontrolünde takviye kullanmanız öneriliyor.<strong> </strong>Ayrıca, omega – 3 balık yağı takviyeleri eklem sertliğini azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Stres yönetimine dikkat! </strong></p>
<p>Stres, romatoid artrit ataklarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, yoga, meditasyon veya basit nefes egzersizleriyle stresinizi yönetmeniz çok önemli. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[daire]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kalamayız]]></category>
		<category><![CDATA[kayıtsız]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[Teber]]></category>
		<category><![CDATA[vurgu]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607372</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Ailem Kocaeli Buluşmaları’nda ailelere seslendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372">Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Ailem Kocaeli Buluşmaları’nda ailelere seslendi. Zorbalığın çok boyutlu bir süreç olduğunu vurgulayan Başkan Büyükakın, “Akran zorbalığına karşı sessiz kalmamalıyız. Bunu önlemenin birincil yolu, çocuklarınızı sevgi ile yetiştirmeniz” dedi.</p>
<p><b>FARKINDALIK OLUŞTURULDU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde yürütülen “Ailem Kocaeli Buluşmaları” kapsamında, son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olan “Akran Zorbalığı” konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Kocaeli Kongre Merkezi’nde ailelerin ilgiyle takip ettiği programa Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Genel Sekreter Yardımcısı Ali Yeşildal, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç ve Klinik Psikolog Dr. Mehmet Teber katıldı.</p>
<p><b>BÜYÜKAKIN’DAN BİRLİK VURGUSU</b></p>
<p>Program öncesinde katılımcılara Türk bayrağı dağıtıldı. Salonda hep birlikte dalgalandırılan bayraklarla birlik, beraberlik ve toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekildi. Türk bayrağının ortak değerleri, toplumsal bütünlüğü ve aile yapısını temsil eden en güçlü sembollerden biri olduğuna vurgu yapıldı. Programın açılışında konuşan Başkan Büyükakın da salondaki bu coşkuya dikkat çekti, birlik ve beraberliğin önemine vurgu yaptı.</p>
<p><b>KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR, TÜRKİYE&#8217;DE ÖNCÜ</b></p>
<p>Konuşmasında Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki yerine de değinen Büyükakın, bu alanda öncü bir yapıya sahip olduklarını belirtti. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin Türkiye’de ilklerden biri olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Kadın ve aile hizmetleri, ilk kez Kocaeli’de bir daire başkanlığı olarak hayata geçirildi. Bu konuda da öncüyüz” dedi.</p>
<p><b>AKRAN ZORBALIĞINA DİKKAT ÇEKTİ</b></p>
<p>Akran zorbalığı konusuna da değinen Büyükakın şu ifadeleri kullandı: “Akran zorbalığı dediğimiz şey aslında çocuğun ailede aldığı eğitim, sonra ilk sosyalleştiği mahalle ya da site, sonra kreş, sonra okul, sonra daha üst düzeylerdeki okullar, iş dünyası ve oradan insanın içinde bulunduğu son derece kompleks, hiyerarşik bir yapının içinde şekilleniyor. Fiziksel boyutu var, sözel boyutu var, sosyal boyutu var, dijital mecralarda olan boyutu var. Ama her boyutta, her vakada üç tane aktör var. Bunlardan bir tanesi mağdur, bir tanesi zorba, üçüncüsü sessiz kalanlar. Aslında çoğu zaman sessiz kalanlardan dolayı bütün her şey olup bitiyor. Kötülüğün zaferi için gerekli olan tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.”</p>
<p><b>ÇOCUKLARINIZI SEVGİ İLE YETİŞTİRİN</b></p>
<p>Sözlerini sonunda ailelere çağrıda bulunan Başkan Büyükakın, farkındalık, takip ve sınır koymanın önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Özetle bu topyekun bir mücadeledir. Öncelikli olarak bunu fark etmenizi istiyorum. Sessiz kalmamanızı, çocuklarınızın hayatını çok daha yakından takip etmenizi, onları sevgi ile yetiştirmenizi istiyorum. Çünkü bütün değişimler küçücük adımlarla başlar. Her seferinde bir iyilik yapın, iyiliği artırmak istiyorsanız iyiliği çoğaltın.”</p>
<p><b>ZORBALIĞIN DOĞRU TANIMI ANLATILDI</b></p>
<p>Söyleşide konuşan Klinik Psikolog Mehmet Teber ise akran zorbalığı kavramının toplumda sıklıkla yanlış kullanıldığına dikkat çekti. Akran zorbalığının, kasıt içeren, sistematik olarak tekrar eden ve karşı tarafı küçük düşürmeyi hedefleyen davranışlardan oluştuğunu vurgulayan Teber, oyun sırasında yaşanan tekil çarpışmalar, anlık tartışmalar ya da karşılıklı kavgalı durumların zorbalık kapsamına girmediğini ifade etti.</p>
<p><b>TEBER, AİLELERİ UYARDI</b></p>
<p>Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Teber, zorbalığın ev içinde de başlayabileceğini ifade etti. Kardeşler arasında sürekli tekrar eden sözel ya da fiziksel baskının da zorbalık kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Teber, ebeveynlerin bu davranışlara zamanında sınır koymasının önemine dikkat çekti. Teber, “Sorunu doğru isimlendirmezsek çözüm üretmek de mümkün olmaz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-akran-zorbaligina-sessiz-kayitsiz-kalamayiz-607372">Büyükakın: &#8220;Akran zorbalığına sessiz, kayıtsız kalamayız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: İzmir kendi enerjisini üreten bir kent olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-kendi-enerjisini-ureten-bir-kent-olmali-607160</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerjisini]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kendi]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[üreten]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607160</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Yeşil Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-kendi-enerjisini-ureten-bir-kent-olmali-607160">Başkan Tugay: İzmir kendi enerjisini üreten bir kent olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Yeşil Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıya katıldı.  Kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, İzmir’in tükettiğinden fazlasını üreten “pozitif enerji bölgesi” hedefiyle ilerlemesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde faaliyet gösteren Yeşil Dönüşüm Komisyonu, iş dünyası, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasındaki iş birliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda bir toplantı düzenledi. Toplantıda, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından hazırlanan “Enerji ve Malzeme Güvenliği Raporu” komisyon üyeleriyle paylaşıldı. Toplantıya katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kentin enerji politikasının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, İzmir’in kendi enerjisini üreten bir pozitif enerji bölgesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Başkan Tugay, yalnızca tüketimi karşılayan değil, tüketilenin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olunmasının hedeflenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ sistemleri, ciddi enerji istiyor”</strong></p>
<p>Enerji güvenliği konusunda değerlendirmelerde bulunan Başkan Tugay, 12 Şubat’ta Münih’te düzenlenecek önemli bir toplantıya davet edildiğini belirterek, dünyada enerji güvenliğinin artık ülkelerden çok şehirler ölçeğinde ele alındığını söyledi. Enerjinin güvence altına alınmasının yaşamsal bir konu hâline geldiğini vurgulayan Başkan Tugay, şehrin enerji sistemlerinde yaşanabilecek bir çöküşün günlük yaşamın sürdürülebilirliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Enerji kullanım alanlarının giderek çeşitlendiğini ifade eden Başkan Tugay, sürece yapay zekânın da dâhil olduğunu belirterek şunları söyledi:<br />“Yapay zekâ sistemleri ciddi enerji istiyor. Bir veri merkezi, bir şehrin tükettiği kadar enerji harcayabiliyor. Zaman içinde yapay zekâ ekosistemi hayatın her alanına hâkim olacak ve buna bağlı olarak çok büyük bir enerji ihtiyacı ortaya çıkacak. Bu ihtiyacı nasıl karşılayacağımız kadar, bu süreçte yaşam alanlarımızdan nelerin eksileceğini, enerji kaynaklarının kimlerin kontrolüne geçeceğini de düşünmemiz gerekiyor.”</p>
<p><strong>“Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz”</strong></p>
<p>Dünyanın farklı kentlerinde enerji sistemlerinin aniden çökebildiğine dikkat çeken Başkan Tugay, Berlin’de bu yıl yaşanan geniş çaplı elektrik kesintisini hatırlattı. Daha önce İspanya’da ve Türkiye’de Isparta’da benzer örneklerin yaşandığını ifade eden Başkan Tugay, İzmir dâhil pek çok şehirde benzer bir riskin her zaman bulunduğunu söyledi. Olası bir enerji kesintisinin ardından “Biz nerede hata yaptık, bunu neden daha önce öngöremedik” sorularının sorulacağına işaret eden Başkan Tugay, raporda da yer verilen mikro şebeke sistemlerinin üniter ya da bölgesel ölçekte kurulmasının önemine vurgu yaptı. Başkan Tugay, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu değerlendirmelerden çıkardığım en önemli sonuç şudur: Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz. Pozitif enerji bölgesine dönüşmeliyiz. Tükettiğimizi karşılayan, mümkünse tükettiğimizin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olmalıyız.”</p>
<p><strong>“Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim”</strong></p>
<p>Enerji güvenliğinin sağlanması için birbirini gerektiğinde yedekleyebilen sistemlerin kurulmasının önemine dikkat çeken Başkan Tugay, bu tür uygulamaların hayata geçirilmesinin zor olmadığını ifade etti. Kültürpark alanında bu nitelikte bir enerji sisteminin kurulabileceğini belirten Başkan Tugay, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nde benzer sistemler için çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Belediyenin bir enerji dağıtım şirketine sahip olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, bu tür projeleri hayata geçirebilecek teknik ve yasal altyapının bulunduğunu vurguladı. Kentte benzer şekilde çalışabilecek başka şirketlerin de olabileceğini dile getiren Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim. Bunun ne anlama geldiğini gerçekten kavramamız gerekiyor. Hem günlük yaşamın kesintisiz sürmesi hem de kentte faaliyet gösteren işletmelerin çalışmalarına devam edebilmesi için bu sistemleri nasıl kurabileceğimizi düşünmek zorundayız.”</p>
<p><strong>“Şehrin enerji politikasını oluşturmalıyız”</strong></p>
<p>Enerji sistemleri konusunun son derece kritik olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, önümüzdeki dönemde bu alanın tüm paydaşların odağında olması gerektiğini vurguladı. Başkan Tugay, farklı zamanlarda ve platformlarda edinilen bilgi, deneyim ve birikimlerin bir araya getirilerek kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Dünyada sınırların giderek anlamını yitirdiği, ülkeler arası sınırların sanallaştığı bir sürece girildiğini belirten Başkan Tugay, yönetimlerin ise daha odaklı, yerel ve kendi kendine yetebilen yapılar hâline dönüştüğünü söyledi. Bu yeni düzende, kendi kaynaklarıyla ayakta durabilen yerleşim alanlarının kalkınacağını, dışa bağımlı yapıların ise zamanla yoksullaşacağını öngördüğünü dile getirdi. İzmir’in geleceğini bu bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, kentin suyu, enerjisi, gıdası ve refahı için gerçekleştireceği üretimle kendi yolunu çizmesi ve bu yeterlilikleri sağlaması gerektiğini belirterek, “Bu yalnızca belediyenin tek başına yapabileceği bir iş değil” dedi.</p>
<p><strong>“Elimden geleni yapacağım”</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik ortak bir akıl oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, bugünün yöneticilerinin güçlerini birleştirerek değişimi doğru okumaları ve buna uygun önlemleri zaman kaybetmeden almaları gerektiğini ifade etti. Çocukların ve gençlerin bilinçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirten Başkan Tugay, gelecek nesillerin karşı karşıya kalacağı sorumlulukların ancak bu şekilde yönetilebileceğini söyledi. 2035 yılında dünyanın bugünkünden çok daha farklı bir noktada olacağını dile getiren Başkan Tugay, bu dönüşümün boyutlarının şimdiden tam olarak öngörülemeyeceğine dikkat çekti. Değişimin son derece hızlı ilerlediğini vurgulayan Başkan Tugay, bu sürece yavaş adımlarla değil, kararlı ve planlı bir şekilde uyum sağlanması gerektiğini ifade etti. Kamusal dönüşümün zorunluluğuna işaret eden Başkan Tugay, özel sektör, sivil toplum ve akademinin birlikte çalıştığı bütüncül bir yapının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, “Belediye başkanı olduğum sürece bunun hayata geçmesi için elimden geleni yapacağım” dedi. İzmir’in tarih boyunca öncü ve umut veren bir kent olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, kentin bu kimliğini doğru şekilde sahiplenmesi hâlinde önemli başarılara imza atılacağına olan inancını dile getirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-kendi-enerjisini-ureten-bir-kent-olmali-607160">Başkan Tugay: İzmir kendi enerjisini üreten bir kent olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<category><![CDATA[stresine]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606998</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, vize ve final dönemlerinde artan stresin en önemli nedenlerinin gerçekçi olmayan çalışma planları ve düzensiz beslenme olduğunu belirterek, dengeli çalışma, yeterli uyku ve doğru beslenmenin akademik performans için kritik rol oynadığını vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998">Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, vize ve final dönemlerinde artan stresin en önemli nedenlerinin gerçekçi olmayan çalışma planları ve düzensiz beslenme olduğunu belirterek, dengeli çalışma, yeterli uyku ve doğru beslenmenin akademik performans için kritik rol oynadığını vurguladı.</strong></p>
<p>Vize ve final dönemleri üniversite öğrencileri için yoğun stresin yaşandığı zamanlar olarak öne çıkıyor. İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Diyetisyen Pınar Hamurcu, sınav dönemlerinde stresle baş etmenin yollarını, doğru çalışma planının ve beslenmenin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Gerçekçi Çalışma Planı Stresi Azaltıyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Hamurcu’ya göre sınav dönemlerinde yaşanan stresin en önemli nedenlerinden biri plansız ve gerçekçi olmayan çalışma programları. Kısa sürede çok şey başarmaya çalışmanın öğrencilerde kaygıyı artırdığını belirten Hamurcu, etkili bir çalışma planının yalnızca ders saatlerinden ibaret olmaması gerektiğini vurguluyor. Hamurcu, “Uyku, beslenme ve dinlenme sürelerini içeren dengeli bir plan, öğrencinin kontrol duygusunu güçlendirir” diyerek özellikle sınavı yakın ve zorlayıcı derslere öncelik verilmesini öneriyor. Uzun ve kesintisiz çalışma saatleri yerine 25–50 dakikalık odaklanmış çalışma periyotlarının kısa molalarla desteklenmesinin hem verimi artırdığını hem de zihinsel tükenmeyi azalttığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Uyku ve Beslenme İhmal Edilmemeli</strong></p>
<p>Sınav haftalarında “daha çok çalışmak” adına uykunun ve öğünlerin ihmal edilmesinin ciddi bir hata olduğuna dikkat çeken Hamurcu, yetersiz uykunun dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkilediğini söylüyor. Düzensiz beslenmenin de zihinsel performansı düşürerek stresi artırdığını belirten Hamurcu, çalışma planlarının mutlaka esnek olması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Aşırı Kafein ve Fast Food Performansı Düşürüyor</strong></p>
<p>Sınav dönemlerinde artan kafein tüketimi ve fast food alışkanlıklarının kısa vadede enerji verse de uzun vadede zihinsel performansı olumsuz etkilediğini ifade eden Hamurcu, aşırı kafeinin kaygı, çarpıntı ve uyku bozukluklarına yol açabileceğini belirtiyor. Günlük kafein tüketiminin 400 mg’ın altında tutulması ve özellikle akşam saatlerinde sınırlandırılması gerektiğini söylüyor. Fast food tarzı besinlerin ise kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olarak dikkat azalması ve duygu durum değişikliklerine yol açabildiğini belirten Hamurcu, bu durumun sınav dönemlerinde öğrenme sürecini zorlaştırdığını dile getiriyor.</p>
<p><strong>Hafıza İçin Ne Tüketilmeli</strong></p>
<p>Doğru beslenmenin sınav başarısında kilit rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Hamurcu, rafine şekerler yerine kompleks karbonhidratların tercih edilmesini öneriyor. Yeterli protein alımının dikkat ve odaklanmayı desteklediğini belirten Hamurcu, yumurta, süt ürünleri, balık, tavuk, kuru baklagiller ve yağlı tohumların önemli protein kaynakları olduğunu ifade ediyor. Hafıza ve bilişsel işlevler için özellikle omega-3 yağ asitleri, B grubu vitaminleri ve magnezyumun önemine dikkat çeken Hamurcu; balık, ceviz, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar ve kuruyemişlerin beslenme düzeninde mutlaka yer alması gerektiğini söylüyor. Ayrıca yeterli su tüketiminin bile dikkat ve kısa süreli hafıza üzerinde belirleyici olduğunun altını çiziyor.</p>
<p><strong>“Sınavlar Değerinizi Belirlemez”</strong></p>
<p>Stres yaşayan öğrencilere seslenen Doç. Dr. Hamurcu, her öğrencinin stresle baş etme düzeyinin farklı olduğunu hatırlatıyor. Stresin doğal bir tepki olduğunu ancak yoğun ve sürekli hale geldiğinde performansı olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. “Sınavlar, bireyin değerini belirleyen nihai ölçütler değildir” diyen Hamurcu, öğrencilerin bu süreci başarısızlık korkusu yerine öğrenmenin bir parçası olarak görmelerinin stres algısını azalttığını söylüyor. Mükemmeliyetçi beklentilerden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Hamurcu, sınavların geçici olduğunu; ancak bu süreçte kazanılan stresle baş etme becerilerinin yaşam boyu kalıcı olduğunu ifade ediyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresine-karsi-altin-kurallar-dengeli-calisma-ve-dogru-beslenme-sart-606998">Sınav Stresine Karşı Altın Kurallar: Dengeli Çalışma ve Doğru Beslenme Şart</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belirleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[haritası]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifler]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatiflerle]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarımının]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606585</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın, İzmir tarımını kooperatiflerle güçlendirmek amacıyla başlattığı “Kooperatif Buluşmaları”, tarımsal kalkınma kooperatifleriyle devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585">İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın, İzmir tarımını kooperatiflerle güçlendirmek amacıyla başlattığı “Kooperatif Buluşmaları”, tarımsal kalkınma kooperatifleriyle devam etti. Başkan Tugay, sürdürülebilir tarım için doğru yöntemlerin önemine dikkat çekerek, sorunların Büyükşehir Belediyesi ve çiftçilerin iş birliğiyle, bilimin rehberliğinde çözüleceğini belirtti.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kooperatifleşmede Türkiye’nin önde gelen kenti İzmir’de tarımsal kalkınma kooperatifleriyle bir araya geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen “Kooperatif Toplantıları” kapsamında, su ürünleri ve sulama kooperatiflerinin ardından tarımsal kalkınma kooperatifleriyle ilk toplantı gerçekleştirildi.</p>
<p>“Kooperatiflerle Büyüyen Dayanışma, Güçlenen Üretim” sloganıyla düzenlenen toplantının ilk etabında Küçük Menderes Havzası’ndaki kooperatifler buluştu. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapılan toplantının moderatörlüğünü Prof. Dr. Yusuf Kurucu üstlendi.</p>
<p><strong>Kooperatiflerin sorunları masaya yatırıldı </strong></p>
<p>Toplantıda Başkan Tugay, kooperatif temsilcilerine tek tek söz vererek ekimden hasada kadar yaşanan sorunları, talepleri ve önerileri dinledi. Kooperatif temsilcileri; iklim krizi, sulama, markalaşma ve pazarlama, artan girdi maliyetleri, tarımsal eğitim eksikliği ve haksız rekabet gibi birçok başlıktaki sorunlarını dile getirdi.</p>
<p>Karşılıklı görüş alışverişiyle tarımda izlenecek yol haritası belirlendi. Kısa vadede çözülebilecek konular için anında talimatlar verilirken, orta ve uzun vadeli sorunlar için planlama yapıldı.</p>
<p><strong>Su sorununa dikkat çekti</strong></p>
<p>Toplantıda kooperatiflere seslenen Başkan Tugay, İzmir’de farklı sektörlerde geçimini sağlayan insanların sorun yaşamadan, hatta koşullarını iyileştirerek hayatlarını sürdürmesini hedeflediklerini söyledi. En önemli sorunun su olduğuna dikkat çeken Tugay, artan hava sıcaklıkları ve orman yangınlarının tesadüf olmadığını, bu sorunların önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini vurguladı.</p>
<p>Bu noktada “Her şeyi doğru yapıyor muyuz?” sorusunun sorulması gerektiğini belirten Tugay, doğru ürün ve sulama yöntemlerinin seçilip seçilmediğinin, hayvancılığın bilimsel esaslara göre yapılıp yapılmadığının sorgulanmasının önemine işaret etti. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, kısa vadeli beklentilerle ve bilimsel temele dayanmadan yapılan üretim tercihlerinin yaygın olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, tarımda kararların bilgi ve bilime dayalı olarak alınması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın”</strong></p>
<p>Dünya tarımında bilime dayalı üretim modelini benimseyen Hollanda’yı örnek gösteren Başkan Tugay, “Bizim herkesin bilgisine sonsuz saygımız var. Ama başka ülkelere baktığımız zaman çiftçisinin emeğinin karşılığını aldığını görüyoruz. Biz fidan dağıtıyoruz, fidanların yarısı kuruyor, dikilmiyor. Hayvan dağıtalım diyoruz, bu hayvanları beslemek çoğaltmak yerine satmayı tercih ediyorlar. Bu iş, belediyenin tek taraflı, iyi niyetli adım atmasıyla çözülmüyor. Burada en doğrusu nedir, buna kafa yormamız ve bu kararları birlikte vermemiz gerekiyor. Ondan sonra bize düşeni biz yapalım, size düşeni siz yapın” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin büyük ve güçlü bir kurum olduğunu ifade eden Başkan Tugay, son yıllarda birçok sorunun giderildiğini ve çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi, bundan iki sene öncesine göre daha iyi durumda. Problemli olan birçok şeyi düzelttik; düzeltmeye devam ediyoruz. Ama bazı konular var ki bunlar bizim paramızın olup olmamasıyla ilgili değil. İlla ki yanlış ürün seçilirse, fazla su tüketilirse bu sorunları çözemeyiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız”</strong></p>
<p>İzmir’in tarım arazileri ve havzalarının zenginliğine dikkat çeken Başkan Tugay, tarımın İzmir için özenle ele alınması gereken bir alan olduğunu vurguladı. Bu konuda kapsamlı değerlendirmeler yaptıklarını belirten Tugay, doğru adımların atılması için kooperatiflerin görüşlerinin de büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p>Amaçlarının yalnızca toplantı yapmak değil, doğruyu birlikte bulmak olduğunu ifade eden Başkan Tugay, kooperatifleri güçlü ve önemli yapılar olarak gördüklerini belirtti. Kooperatifçiliği desteklemeye devam edeceklerini vurgulayan Tugay, “Kooperatifler birliktir, birlikten gelen güçtür.  Doğru olan neyse, birlikte onu yapacağız” dedi.</p>
<p><strong>Üngür: İzmir’deki kooperatiflerde 19 bin ortağımız var</strong></p>
<p>Toplantıda İzmir’in kooperatif yapısına ilişkin bilgi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, kent genelinde toplam 289 kooperatif bulunduğunu, bunların 163’ünün tarımsal kalkınma kooperatifi olduğunu söyledi. Kooperatif sayısının fazlalığı nedeniyle toplantıları iki etap halinde planladıklarını belirten Üngür, ilk etapta Küçük Menderes Havzası ve Kemalpaşa’daki kooperatiflerin davet edildiğini ifade etti.</p>
<p>Üngür ayrıca İzmir’deki kooperatiflerde yaklaşık 19 bin ortağın yer aldığını, kooperatifleşmenin en yoğun olduğu ilçenin Bergama olduğunu; onu Ödemiş, Tire ve Bayındır’ın izlediğini belirtti. Birinci Derece Tarımsal Kalkınma Örgüt Belgesi sayısının 12’ye ulaştığını aktaran Üngür, İzmir’in bu alanda Türkiye genelinde ikinci sırada yer aldığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kurucu: Tedbir almazsak 2079’a kadar hiçbir şey kalmayacak</strong></p>
<p>Toplantıda konuşan Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Türkiye’nin kuraklık haritası verilerini yıllara göre karşılaştırmalı olarak anlattı. Yusuf Kurucu, “Bilim yıllardır iklimin değişeceğini söylüyor. O nedenle ayağımızı yorganımıza göre uzatacağız. Bir önceki yıla göre daha şiddetli kuraklık yaşıyoruz. Eğer bugünden tedbirimizi almazsak, 2079 yılına kadar çocuklarımıza, torunlarımıza hiçbir şey kalmayacak. Yaz uzuyor, ilkbahar, sonbahar kısalıyor. Her on yılda bir en az yüzde 12 oranında yeraltı suyu ve yağmur sularında azalma var. Bu da tarımda suyun kullanımında çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-tariminin-yol-haritasi-kooperatiflerle-belirleniyor-606585">İzmir tarımının yol haritası kooperatiflerle belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Sağlık, iletişim ve teknoloji ekseninde çok sayıda başlığın ele alındığı zirvede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık” başlıklı bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Konuşmasına organizasyon için teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ, beyin ve insan davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekti ve 2024 yılında fizik ödülünü alan Geoffrey Hinton ve John Hopfield örneğini vererek, “Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu çok ezber bozan bir durum. Bunun nedeni yapay sinir ağları. Beynin nasıl çalıştığı üzerine yapılan çalışmalar, beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını ve kuantum dinamiğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ da bu anlayışın üzerine inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyni de algoritmalarla çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın geçmiş verileri tarayarak geleceğe dair tahminler ürettiğini ve bugünü buna göre şekillendirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni de aynı şekilde algoritmalarla çalışır. Yapay zekânın kullandığı dil modelleri, beynin kullandığı dil modellerini taklit etmeye çalışıyor. Bir çocuk ne kadar çok insanla temas ederse beyni o kadar gelişir. Bugün hepimiz, farkında olmadan yapay zekânın veri kaynağı hâline geliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Değerler, beynimizdeki trafik levhaları gibidir</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerinde değerlerin rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerler, hayatta ilerlerken karşımıza çıkan trafik levhaları gibidir. ‘Yalan söyle, söyleme’, ‘dürüst ol, olma’, ‘merhametli ol, olma’ gibi seçenekler beynimizde olasılık hesaplarıyla değerlendirilir. Beyin bir tahmin makinesi gibi çalışır ve karar verir” dedi.</p>
<p>Bu süreçte ön beynin, özellikle frontal lobun belirleyici rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bireylerle şizofreni hastalarının beyin görüntüleri arasındaki farklara değindi.</p>
<p>“Ön beyin, insanı insan yapan bölgedir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ön beyin olmasaydı ne medeniyet olurdu ne de insan. Bu bölgede oluşan hasarlar, kişinin kişiliğini tamamen değiştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bilinç, kuantum ve yapay zekâ tartışması</strong></p>
<p>Bilinç kavramını “farkındalık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, insanın evrendeki konumunun bilincinde olan, amaçlı davranabilen bir varlık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kuantum fiziğine de atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kuantum dinamiği içerisinde subjektif bir gözlemcidir. Gözlemci etkisi, çift yarık deneyiyle bilinir. Bilinç olduğu için gözlemliyoruz ve madde dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sanki bir simülasyonun içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zekânın bilinç sahibi olup olamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın bilinç sahibi olabilmesi için evrendeki tüm olasılıkları aynı anda bilmesi gerekir. Big Bang’i ve öncesini bilmesi gerekir. Bu, şu an mümkün değil; biz evrensel bilginin yüzde birine bile sahip değiliz” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın içinde narsisistik bir parça var</strong></p>
<p>Konuşmasında psikanalizin şu anda 90’lı yaşlarda yaşayan son temsilcilerinden birisi psikanalist Otto Kernberg’in görüşlerine de yer veren Prof. Dr. Tarhan, insanın içinde “kötü bir parça” bulunduğunu belirterek, “Bu narsisistik parça kanser hücresine benzer; sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Sadece kendi çıkarını düşünür. Ne yazık ki bu özelliklere sahip kişiler, bugün küresel ölçekte güçlü pozisyonlara da gelebiliyor ve çok tehlikeli kararlar alabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu gücün nükleer enerji gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “İyiye kullanılırsa yapıcı, kötüye kullanılırsa yıkıcı olur. Değerler ve anlam, bu gücün yönünü belirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil</strong></p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, 2017 yılında yapılan çalışmalarda “kendini aşma” (self-transcendence) kavramının, “kendini gerçekleştirme”nin de üzerine yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil. Başkalarına yardım etmek ve anlam üretmek, günümüz pozitif psikolojisinin temel başlıkları arasında” diye konuştu.</p>
<p>Beynin nöroplastik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, beynin her yaşta yeni bağlantılar kurabildiğini, beynin yoğun ve nitelikli kullanıldığında, hastalıklara rağmen yeni yollar oluşturabildiğini dile getirdi.</p>
<p>Mutluluğu Aristoteles’in tanımladığı şekilde hedonik ve ödomanik olarak ikiye ayıran Prof. Dr. Tarhan, “Haz odaklı mutluluk kısa sürelidir ve dopaminle ilişkilidir. Anlam ve sorumluluk temelli mutluluk ise serotonin ve oksitosinle ilgilidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinliyor’</strong></p>
<p>“Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinler’. Beyin ile bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir iletişim vardır; bu iki sistem sürekli olarak birbirleriyle konuşur.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benzer bir etkileşim kalp ile beyin arasında da söz konusudur. Kalbin içinde yaklaşık 40 bin nörondan oluşan küçük bir sinir ağı, adeta ‘küçük bir beyin’ gibi çalışır. Beyinden kalbe giden afferent sinir liflerinin oranı yaklaşık yüzde 20 iken, kalpten beyne giden liflerin oranı yüzde 80’dir. Ayrıca kalpteki nöronların oluşturduğu elektromanyetik alanın, beyin nöronlarına kıyasla daha güçlü olduğu bilinmektedir. Bu veriler, kalbin yalnızca mekanik bir pompa olmadığını; beyinle sürekli bilgi alışverişi yapan işlevsel bir organ olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bağışıklık sistemi ile mide-bağırsak aksı da beyinle etkileşim hâlindedir. Beslenme biçimi ve bağırsak mikrobiyotası, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle probiyotik ve prebiyotik ağırlıklı beslenme, psikolojik ve fizyolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık, küresel bir tehdit</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında yalnızlığın giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler’e göre geleceğin üç büyük tehdidi; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma, özellikle 16-24 yaş grubunda yalnızlık oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle İngiltere, Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Gençlerdeki sosyal izolasyon, bugün en az yaşlılardaki yalnızlık kadar ciddi bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm “Pozitif Psikoloji”de şekilleniyor</strong></p>
<p>Golden Pulse Health Summit’te konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada psikolojik sağlamlığa yönelik geliştirilen bilimsel yaklaşımlara dikkat çekerek, çözümün “Pozitif Psikoloji” ekolünde şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu problemlere karşı dünyada ne yapılıyor diye baktığımızda karşımıza Pozitif Psikoloji çıkıyor. Psikolojik sağlamlığın bilim dalı artık Pozitif Psikoloji olarak kabul ediliyor” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın, hızla dijitalleşen ve belirsizliklerin arttığı bir çağda kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Harvard Üniversitesi, 2015 yılında Pozitif Psikoloji dersini müfredatına koydu. Bu derste beden-beyin ilişkisi, öz şefkat (self-compassion), merhamet, minnettarlık, mutluluk, anlam, değerler ve meditasyon gibi başlıklar öğretiliyor. Bu bir moda değil, bilimsel bir ihtiyaçtı.” diye konuştu.</p>
<p>Pozitif Psikoloji dersinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yale Üniversitesi 2018’de bu dersi açtı ve ‘çığır açan ders’ olarak tanımladı. Harvard da aynı ifadeyi kullanıyor. 2021’de New York Times, pandemi döneminde bu dersin web sayfasının 3 milyon kişi tarafından takip edildiğini haber yaptı. Yani 3 milyon insan mutluluk ve psikolojik sağlamlık eğitimi aldı” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası dünyada konforculuk yaygınlaştı</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında küresel ölçekte yeni bir yaşam anlayışının ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Pandemiden sonra ‘Dünyaya bir defa geldim, kafama göre yaşayacağım’ anlayışı yaygınlaştı. ‘Niye bu kadar çalışayım, niye kendimi zorlayayım?’ yaklaşımı özellikle genç kuşakta çok belirgin. Aynı parayı alacaksam niye daha fazla çabalayayım diyorlar. Bu durum girişimcilik, yaratıcılık ve yenilikçiliği ciddi şekilde aşağı çekmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Silikon Vadisi örneğine de değinerek, “Silikon Vadisi’ni ayakta tutanların büyük çoğunluğu göçmenler; özellikle Hindistan ve Çin kökenliler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Pozitif Psikoloji, intihar salgınına karşı da kullanılıyor</strong></p>
<p>Pozitif Psikoloji uygulamalarının yalnızca akademik değil, toplumsal bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bristol Üniversitesi, 2019 yılında bu dersi ‘intihar salgınına karşı’ müfredata koyduklarını açıkladı. İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. İngiltere’de bu bakanlık, 2016 yılında bir milletvekilinin ölümü sonrası Başbakanlık kararıyla kuruldu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji dersini 2013’te başlattı!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda erken adım atan kurumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Harvard bu dersi 2015’te koydu ama biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’te başlattık. Övünmek için söylemiyorum ama bu küresel gidişi erken fark ettik. Şu anda bu ders bizde sadece seçmeli değil, zorunlu ders. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde uygulanıyor. Bugüne kadar yaklaşık 50 bin mezunumuz bu dersi aldı.”</p>
<p>Dersin etki analizlerinin de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ön test ve son testler uyguladık. ‘Arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘kendimi daha iyi hissediyorum’ gibi geri bildirimler aldık. Bu sonuçları bilimsel yayınlara dönüştürdük” dedi.</p>
<p><strong>Küresel tehdit narsisizm epidemisi…</strong></p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında “Narsisizm Epidemisi” kavramına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsisistik kişilik özelliklerinin giderek arttığını belirtti ve “1980’lerde Narsisistik Kişilik Envanteri skorları düşüktü. 2005’ten sonra ciddi bir artış var ve bugün daha da yüksek. Bu, bir tür kişilik salgınıdır. Narsisistik kişiler toksiktir; güç ellerindeyse ezerler, orman kanunlarıyla hareket ederler. ‘Güçlüysem her şey benim hakkım’ anlayışı hâkimdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Para artıyor, mutluluk artmıyor</strong></p>
<p>Mutluluk ve ekonomik refah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “1950 ile 2000 arasında kişi başı gelir 35 bin dolardı, bugün ABD’de 70 bin doları geçti. Ama mutluluk puanı aynı seviyede kaldı. Bu istatistik ‘parayla saadet satın alınmaz’ sözünü doğruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel basamakları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlığın yedi temel ayağı olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi duygusal düzenleme; olumsuz duyguları tanıyıp olumluya odaklanabilmek. İkincisi umut ve iyimserlik. Üçüncüsü öz yeterlilik; yani ‘başa çıkabilirim’ inancı. Sağlıklı benlik değerini içten alır, narsisistik benlik ise dış onaya bağımlıdır.”</p>
<p>Bilişsel esnekliğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İnatçılık, bilişsel esnekliğin karşıtıdır. Bilişsel esnekliği olmayan kişiler, duvara toslasa bile geri adım atmaz” dedi.</p>
<p>Anlam bulmanın psikolojik dayanıklılıktaki rolünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Viktor Frankl’ın Logoterapi yaklaşımına atıfta bulunarak, “İnsan, acıya anlam yükleyebildiği ölçüde o acıyı yönetebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Stres karşısında üç kişilik tipi var</strong></p>
<p>Stresle baş etme biçimlerini üç tip üzerinden özetleyen Prof. Dr. Tarhan, “A tipi kişiler yakınmacıdır; ağlar, enerji emer ve yalnız kalırlar. C tipi kişiler teflon gibidir; kendileri yanmaz ama etrafındakileri yakar. Psikolojik sağlamlığı olan B tipi kişiler ise kauçuk gibidir; esner, öğrenir ve tekrar güçlenir. Eğer biz stres karşısında soğukkanlı kalma becerisini istiyorsak kauçuk tip olacağız. Esneyeceğiz, karşı taraftan bir şeyler öğreneceğiz ve onu yöneteceğiz. ‘Ne öğretti bana?’ diyeceğiz. Her olay bir tehdit değil, fırsat boyutu da vardır. Fırsat boyutuna odaklanarak geleceğe bakabilen kimseler kendi olumlu ruh halini bozmadan olumsuzu yönetebilir. Onun için hastalıklar bizim düşmanımız değil, sadece bizim yönetmemiz gereken yol arkadaşımızdır. Hastalıklar ya da acılar bunlar bizim düşmanımız değil, yönetmemiz gereken şeyler, kaçınamayacağımız gerçekler. Olaylara bu şekilde bakmak psikolojik sağlamlığı oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Takım çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, konuşmasını kaz sürüsü metaforuyla tamamladı:</p>
<p>“Kazlar dönüşümlü liderlik yaparak kıtalar arası uçar. Takım zekâsı, bireysel dehadan üstündür. Aynı amaç etrafında, farklı mizaçtaki insanlar birlikte hareket edebiliyorsa gerçek psikolojik sağlamlık oradadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 08:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[miyopiye]]></category>
		<category><![CDATA[pandemisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklarda miyopi (uzağı net görememe) sıklığında dünya genelinde belirgin bir artış gözlemleniyor. Miyopi yalnızca bir gözlük ihtiyacına yol açmakla kalmıyor, ilerlediğinde ciddi göz hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. Aile öyküsü, uzun süreli tablet, telefon gibi ekranlarda çalışma yapmak ve erken yaşta ekran maruziyeti çocuklarda miyopi nedenleri arasında bulunuyor. Erken tanı ve doğru önlemlerle miyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi nedenleri ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Baş ağrısı varsa göz doktoruna gitmekte fayda var </strong></p>
<p>Normal ön arka uzunluğa, korneaya ve lense sahip gözlerde cisimlerin görüntüsü retina diye adlandırılan gözün sinir ağı tabakasına düşer ve bu görüntü retinamızda işlenerek beynimize aktarılır. Miyopi ise gözün ön-arka ekseninin normalden uzun olması (aksiyel miyopi) veya kornea ve/veya lensin kırma gücünün fazla olması (korneal/lentiküler miyopi) nedeniyle görüntünün gözün retinasının önünde oluştuğu bir kırma kusurudur. Bu nedenle miyopik gözler özellikle uzaktaki cisimleri bulanık görmemize sebep olur. Genellikle çocukluk çağında başlar ve büyüme çağında ilerleme eğilimindedir. Çocukluk ve büyüme çağında bu belirtiler ortaya çıkıyorsa göz doktoruna görünmekte fayda olabilir;</p>
<ul>
<li>Akademik ve sportif performansta düşüş görülür. Çocuklar tahtayı net göremediği için dersi yanındaki arkadaşının defterinden takip etmek zorunda kalabilir.</li>
<li>Baş ağrısı ve göz yorgunluğu,</li>
<li>Sosyal hayatta özgüven sorunları,</li>
<li>İleri yaşlarda kalıcı görme kaybı riski: erken dönemde tespit edilemeyen miyopi göz tembelliğine sebep olabildiği gibi, gözün başka hastalıklarına da sebep olarak kalıcı, gözlük ile düzeltilemeyen görme kayıplarına sebep olabilir. </li>
</ul>
<p><strong>İlerleyen miyopi göz hastalıklarını riskini artırabilir!</strong></p>
<p>Çocuklarda miyopi gelişimini ve ilerlemesini artıran başlıca risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li>Aile öyküsü (anne veya babada miyopi olması), genetik yatkınlık,</li>
<li>Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları (tablet, telefon, bilgisayar),</li>
<li>Yetersiz açık hava aktivitesi</li>
<li>Erken yaşta ekran maruziyeti</li>
<li>Kapalı alanlarda uzun süre vakit geçirmek</li>
</ul>
<p>Miyopi yaşamın ilerleyen dönemlerinde ciddi göz hastalıkları riskini artırır. Bu riskler miyopinin derecesi arttıkça daha da artmaktadır. Ayrıca belli bir derecenin üzerine çıkan miyopiyi “göz çizdirme” olarak bilinen refraktif lazer cerrahisi ile düzeltmek mümkün olmamaktadır.</p>
<p>Bir diğer konu da gözler refraktif lazer cerrahisi veya diğer yöntemler ile gözlüklerden kurtarılsa bile, bu operasyonlar miyopinin yanında getirmiş olduğu risklerden bizleri korumaz. Bu riskler:</p>
<ul>
<li>Retina yırtığı ve retina dekolmanı</li>
<li>Miyopik makula dejenerasyonu</li>
<li>Glokom (göz tansiyonu)</li>
<li>Erken yaşta katarakt</li>
</ul>
<p>Bu nedenle çocukluk çağında başlayan miyopi, yalnızca bugünün değil, geleceğin de göz sağlığını ilgilendiren bir konudur.</p>
<p><strong>Göz numarasının artışı kontrol altına alınmalı</strong></p>
<p>Miyopi progresyonu, çocuğun büyüme süreci boyunca numaranın giderek artmasıdır. Özellikle 6-12 yaş arasında ilerleme daha hızlıdır. Kontrol altına alınmayan progresyon, yüksek miyopi ile sonuçlanabilir. Özellikle Uzakdoğu’da oldukça büyük bir sağlık problemi haline gelen miyopi progresyonu, son yıllarda ülkemizde de giderek artmıştır. Covid-19 pandemisi ile içeri kapandığımız yıllarda ülkemizde miyopi progresyonun oldukça hızlandığı yapılan bilimsel çalışmalar ile gösterilmiştir. Patolojik/dejeneratif miyopi olarak bilinen bir grupta ise progresyon çocukluk çağından sonra bile devam etmektedir. </p>
<p><strong>Çocuğunuzun ekran süresini kontrollü olarak sınırlayın</strong></p>
<p>Artık tüm dünyada dijital çağın pandemisi olarak kabul edilen miyopide, progresyonun önlenmesi için birçok bilimsel çalışma yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Günümüzde miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik kanıta dayalı ve etkili yöntemler bulunmaktadır:</p>
<ul>
<li>Açık havada günde en az 2 saat zaman geçirmek, </li>
<li>Yakın çalışmalarda 20-20-20 kuralı</li>
<li>Her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 feet (6 metre) uzağa bakmak</li>
<li>Ekran süresinin sınırlandırılması</li>
<li>Uygun gözlük veya kontakt lens kullanımı</li>
<li>Miyopi kontrolüne özel camlar</li>
<li>Orto-keratoloji (gece lensleri)</li>
<li>Düşük doz atropin tedavisi (doktor kontrolünde)</li>
</ul>
<p>Her çocuk için en uygun yöntem, ayrıntılı bir göz muayenesi sonrasında belirlenmelidir. Çocuklarda düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Miyopi ne kadar erken fark edilirse, ilerlemesi o kadar etkili şekilde kontrol altına alınabilir. Amaç sadece net görmek değil, çocuğun ömür boyu göz sağlığını korumaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-cocuklarin-yeni-pandemisi-miyopiye-dikkat-606312">Dijital Çağda Çocukların Yeni Pandemisi Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 23:21:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[adayını]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dondurucu kış soğuklarının yanı sıra kapalı ve kalabalık alanlarda daha uzun süre kalınması solunum yolu enfeksiyonlarının çok hızlı ve çok kolay bulaşmasına neden olurken, bu durum hamileler için ciddi tehlikeleri de beraberinde getirebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132">Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı, gebelikte bağışıklık sisteminin influenza ve diğer enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale geldiğini belirterek “Son günlerde hamilelerde özellikle influenza ile çok sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle anne adayları olası bir burun akıntısı ya da baş ağrısı gibi enfeksiyon belirtilerini hafife alıp &#8216;nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle ilaç kullanarak zaman kaybetmemeli, mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ya da ilgili hekime başvurmalıdır. Aksi taktirde gebelikte bilinçsiz ilaç kullanımı anne ve bebek sağlığı açısından hayati riske yol açabilmektedir” diyor. Alınacak basit ama düzenli önlemlerle enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Meriç Kabakcı kış hamileliğinde enfeksiyonlara karşı 7 etkili önerisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Hijyene dikkat edin</p>
<p>Hijyen, kış enfeksiyonlarından korunmanın en etkili yollarından biridir. Eller gün içinde sık sık, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalıdır. Özellikle dışarıdan eve gelindiğinde, toplu taşıma kullanıldıktan sonra ve yemeklerden önce el hijyenine özen gösterilmelidir. El yıkama imkanı olmayan durumlarda alkol bazlı el antiseptikleri kullanılabilir.</p>
<p>Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun</p>
<p>Kalabalık ve kapalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak, hamileler için önemli bir diğer korunma yöntemidir. Alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları ve havalandırması yetersiz kapalı alanlarda virüsler çok kolay ve çok hızlı bulaşırken, hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu için bu ortamlarda enfeksiyon kapma riski çok daha fazladır.  Mecbur kalınan durumlarda maske kullanımı ve mesafenin korunması faydalı olacaktır.</p>
<p>Beslenmenize dikkat edin</p>
<p>Kış aylarında beslenme düzeni bağışıklık sistemini desteklemede kilit rol oynar. C vitamini, çinko ve protein açısından zengin besinler bağışıklığın güçlenmesine yardımcı olur. Mevsim sebze ve meyveleri, yeterli süt ve süt ürünleri, iyi pişmiş et ve baklagiller ile yeterli su tüketimi vücudun enfeksiyonlarla savaşma kapasitesini artırır. Herhangi bir vitamin veya takviye kullanımı mutlaka doktor önerisiyle yapılmalıdır.</p>
<p>Uyku düzeninize özen gösterin</p>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Yapılan araştırmalar; yetersiz uykunun bağışıklık sistemini zayıflattığını göstermektedir. Hamilelikte hormonal değişimler uyku düzenini zorlaştırsa da, mümkün olduğunca düzenli ve kaliteli uyumaya çalışmak, vücudun kendini yenilemesini sağlar ve enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Günde ortalama 7–9 saat uyumaya özen göstermek, mümkünse aynı saatlerde yatıp kalkmak, aşırı yorgunluktan kaçınmak ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemi açısından büyük fayda sağlayacaktır” diyor. </p>
<p>Ortamı sık sık havalandırın</p>
<p>Ortamın havalandırılması da çoğu zaman göz ardı edilen ancak oldukça etkili bir önlemdir. Kapalı alanlarda biriken mikroplar, havalandırma yapılmadığında daha kolay yayılır. Ev ve iş ortamları günde birkaç kez, kısa süreli de olsa mutlaka havalandırılmalıdır. Soğuk havadan çekinerek camları hiç açmamak, virüslerin kapalı alanda daha kolay yayılmasına neden olabilir.</p>
<p>Aşı olun</p>
<p>Dr. Meriç Kabakcı “Influenza (grip) aşısı hamilelikte güvenle uygulanabilen ve hem anne hem de bebeği koruyan önemli bir önlemdir. Grip aşısı, gebeliğin uygun dönemlerinde doktor kontrolünde güvenle yapılabilir. Kış aylarında sık görülen grip ve benzeri enfeksiyonlar gebelerde daha ağır seyredebildiği için, aşı ile korunmak ciddi komplikasyonların önüne geçebilir. Ancak aşı kararı mutlaka doktorla değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p>Doktora başvurmadan ilaç almayın</p>
<p>Boğaz ağrısı, halsizlik, burun akıntısı ve ateş gibi şikayetler ortaya çıktığında ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle doktora danışmadan, rastgele ilaç kullanmak hem anneye hem bebeğe zarar verir. Hamilelikte her ilaç güvenli değildir. Bu nedenle en küçük belirtide bile mutlaka doktora başvurulmalı ve tedavi uzman kontrolünde yapılmalıdır. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-hata-anne-adayini-ve-bebegi-tehdit-ediyor-606132">Dikkat! Bu hata anne adayını ve bebeği tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;lü Uzmandan Dünya Hijyen Günü Uyarısı: Hijyen İhmal Edilirse Enfeksiyon Kaçınılmaz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-dunya-hijyen-gunu-uyarisi-hijyen-ihmal-edilirse-enfeksiyon-kacinilmaz-605759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 12:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[lü]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[uzmandan]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum yolu enfeksiyonlarının dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Şükran Köse, basit ancak etkili hijyen önlemleriyle bu hastalıkların önemli ölçüde engellenebileceğini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-dunya-hijyen-gunu-uyarisi-hijyen-ihmal-edilirse-enfeksiyon-kacinilmaz-605759">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Dünya Hijyen Günü Uyarısı: Hijyen İhmal Edilirse Enfeksiyon Kaçınılmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Solunum yolu enfeksiyonlarının dünya genelinde en sık görülen sağlık sorunları arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Şükran Köse, basit ancak etkili hijyen önlemleriyle bu hastalıkların önemli ölçüde engellenebileceğini vurguladı.</p>
<p><b>“BASİT HİJYEN ÖNLEMLERİ SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARINI ÖNLÜYOR”</b></p>
<p>Hijyen kurallarının ihmal edilmesinin; nezle, soğuk algınlığı, grip, farenjit, larenjit, sinüzit, bademcik iltihabı, orta kulak iltihabı, bronşit ve zatürre gibi birçok solunum yolu enfeksiyonuna zemin hazırladığını belirten Köse, günlük yaşamda temizlik alışkanlıklarının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p>Solunum sağlığının korunması için kişisel hijyen kurallarının düzenli olarak uygulanması gerektiğini vurgulayan Köse; haftada en az iki-üç kez banyo yapılmasının, giysi ve çamaşırların sık değiştirilmesinin, el ve ayak tırnaklarının düzenli olarak kesilmesinin önemine işaret etti. Yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımının ardından ellerin mutlaka su ve sabunla yıkanıp kurulanması gerektiğini belirten Köse; ağız ve diş sağlığına özen gösterilmesinin, koltuk altı ve ayak hijyeninin sağlanmasının ve yaşanılan ortamın temiz tutulmasının enfeksiyon riskini azalttığını ifade etti.</p>
<p><b>RİSK GRUPLARI DAHA DİKKATLİ OLMALI</b></p>
<p>Bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler, çocuklar, yaşlılar ve kronik solunum yolu hastalığı bulunan kişilerin enfeksiyonları daha ağır geçirebildiğine dikkat çeken Köse, bu grupların ve birlikte yaşadıkları kişilerin hijyen kurallarına çok daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><b>MASKE, EL YIKAMA VE HAVALANDIRMADA YAPILAN HATALAR</b></p>
<p>Maske kullanımı konusunda toplumda sık yapılan yanlışlara da değinen Köse, maskelerin genellikle tek kullanımlık olduğunu, nemlenen ya da ıslanan maskelerin yeniden kullanılmaması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Maskelerin ön yüzeyine dokunulmaması gerektiğini vurgulayan Köse, “Maskeler genelde tek kullanımlık olduğu için bunlardan belirli bir süre faydalanmak gerekir. Mesela yaz mevsiminde bir kişi maskeyi kısa süre kullanmış ama o dönem terlemiş olabilir. Maske ıslanmıştır ve artık onu bir daha kullanmamak gerekir. Maskeleri kullanırken yüzeyine kesinlikle dokunmamak lazım. Çünkü yüzey kısmında çeşitli mikroorganizmalar olabilir, ön yüzünde göz iltihabına neden olabilecek farklı virüsler bulunabilir. Maskenin yüzeyine dokunduğumuzda aynı anda gözümüzü kaşırsak mikroorganizmayı kendi elimizle gözümüze ekmiş oluruz. Klasik cerrahi maskeler, yıkanıp kullanılabilir değildir. Bu nedenle uygun şekilde imha etmek gerekir. Diğer bez maskeler ise böyle bir durumda yıkanıp kurutulduktan sonra tekrar kullanılabilir. Aynı maskenin birden fazla kullanılması gözyaşı yolu iltihabı dışında, ciltte tahriş ve kaşıntıların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Yine sık yapılan hatalardan biri maskeyi kullandıktan sonra katlanarak ceplere konmasıdır. Maskenin ön kısmına dokunmamız halinde elimizi su, sabun ya da dezenfektanla temizlemeliyiz” şeklinde konuştu.</p>
<p>El yıkama sırasında yapılan hataların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade eden Köse, “El yıkama süresinin kısa tutulması, yalnızca parmak uçlarının yıkanması, tırnak araları ve başparmakların ihmal edilmesi en sık karşılaşılan yanlışlar arasında yer alıyor,” dedi.</p>
<p><b>KAPALI ALANLAR DÜZENLİ HAVALANDIRILMALI</b></p>
<p>Ortam havalandırmasının solunum sağlığı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Köse, “Kapalı alanların günde üç-dört kez, 20–30 dakika süreyle havalandırılması gerekiyor. Ev içinde sigara içilmesinin hava kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü unutmamak gerekiyor. Evdeki hava kalitesini arttırmak için ev içinde bitki bakılması uygundur,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>HİJYEN KÜLTÜRÜ KÜÇÜK YAŞTA KAZANDIRILMALI</b></p>
<p>16 Ocak Dünya Hijyen Günü’nün, hijyenin sağlık üzerindeki etkilerini hatırlatmak açısından önemli bir farkındalık günü olduğuna dikkat çeken Köse, kirli ve hijyenik olmayan ortamların mikroorganizmalar için uygun bir üreme alanı oluşturduğunu belirtti. El yıkamamanın, gıda hijyenine dikkat etmemenin ve sağlıksız ortamlarda yaşamanın hastalık riskini artırdığını vurgulayan Köse, el yıkama alışkanlığının çocuk yaşlardan itibaren kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deulu-uzmandan-dunya-hijyen-gunu-uyarisi-hijyen-ihmal-edilirse-enfeksiyon-kacinilmaz-605759">DEÜ&#8217;lü Uzmandan Dünya Hijyen Günü Uyarısı: Hijyen İhmal Edilirse Enfeksiyon Kaçınılmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anormal]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmeden]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyanıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uyku bozukluklarında tanının temeli polisomnografidir (PSG)!</strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının tanısında, hastanın şikayetlerinin ayrıntılı sorgulanması ve objektif uyku testlerinin birlikte değerlendirilmesinin esas olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Obstrüktif uyku apnesi şüphesinde altın standart yöntem, gece boyunca beyin dalgaları, solunum akımı, oksijen satürasyonu, kas aktivitesi, göz hareketleri ve kalp ritminin eş zamanlı izlendiği polisomnografidir (PSG).” dedi.</p>
<p>Bu testin apne-hipopne indeksinin (saatte solunum durma sayısı) belirlenmesini ve hastalığın şiddet sınıflamasını sağladığını ifade eden Prof. Dr. Metin, “Narkolepsi  gibi aşırı uyuma durumlarının ayırıcı tanısında ise PSG’yi takip eden gün, tekrarlanan kısa uyku denemeleriyle ortalama uykuya dalma süresini ve REM’e girişin anormal derecede erken olup olmadığını ölçen Çoklu Uyku Gecikme Testi kullanılır. Narkolepside uyku başlangıç süresinin kısalması ve REM ile başlayan uyku dönemlerinin (SOREM) saptanması tanı açısından kritik bulgulardır. Başka bir deyişle narloeptik birey  gündüz uyku için yattığında uykuya hemen REM evresi ile başlar. Bunlara ek olarak tüm gece video EEG tetkiki de epilepsi şüphesi varlığında kullanılan bir testtir. Tüm gece video EEG testinde hastanın sabaha kadar video kaydı ve çok kanallı EEG kayıtları alınır ve ortaya çıkan anormal hareketlerin epilepsi kaynaklı olup olmadığı araştırılır.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kullanılan ekipmanlar uyku bozukluklarının kapsamlı ve doğru şekilde tanınmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Uyku laboratuvarında PSG testi için kullanılan yöntemlere değinen Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG beyin aktivitesini gösterir. EEG’ye bakarak hekim gece uyanıklıkları ve uyku evrelerini anlayabilir. Ayrıca epilepsi şüphesi varlığında EEG tanısal değer taşır. Kas aktivite kaydı (EMG), uykuda görülen hareketler ve anormal kas kasılmalarının anlaşılmasını sağlar. Solunum sensörleri, soluk alıp vermelerin kaydını yapar ve uykuda solunum durmalarının kaydedilmesini sağlar. Göğüs ve karın hareket sensörleri, solunum eforunun yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlar. Horlama sensörü, horlamanın kaydedilmesini sağlar. EKG, kalp ritmini tüm gece ölçer ve anormal durumlar kaydedilir. Oksijen satürasyonu, kan oksijen miktarının yeterli olup olmadığını ölçer. Tüm gece ortaya çıkan anormal hareketlerin değerlendirilebilmesi için video kaydı alınır. Cpap/Bipap cihazları, yardımcı solunum cihazına ihtiyaç duyan hastalara uygun basınç ve cihaz tipinin belirlenmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Dinlenmiş uyanmamak bile tek başına bir uyku problemine işaret ediyor!</strong></p>
<p>Uyku bozukluğu yaşayan bireylerin genel sağlıklarını korumak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Barış Metin, “Öncelikle gece şiddetli horlama ve nefes durması yaşayan bireylerin hemen uyku hastalalıkları uzmanına başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p>Uyku apnesinin, tedavi edilmezse birçok ciddi hastalığa neden olan sinsi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, “Hem dikkat, konsantrasyon gibi temel yaşam fonksiyonlarını bozar hem de kalp krizi ve felç gibi tehlikeli durumların olasılığını artırır. Gündüz aşırı uyuma da ciddiye alınması gereken bir durumdur. Uyku apnesine bağlı olabileceği gibi narkolepsi gibi hastalıkların da temel belirtisi engellenemeyen uyku ataklarıdır. Uyku yaşamımız için hayati bir fonksiyondur. Sağlıklı ve  başarılı bir iş, aile, akademik ve sosyal yaşama sahip olmak için kaliteli uyku uyumalıyız. Sabah uyandığınızda kendinizi dinç ve dinlenmiş hissetmiyorsanız bu durum bile tek başına bir uyku probleminiz olduğunu gösterir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deodorant]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görüntü]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser söz konusu olduğunda erken tanı, tedavinin seyrini ve başarısını doğrudan etkileyen en kritik adımların başında geliyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri, çoğu zaman herhangi bir şikayet olmasa bile büyük önem taşıyor. Meme sağlığı açısından mamografinin de bu kontroller arasında önemli bir yeri olmasına rağmen, hakkında dolaşan yanlış bilgiler nedeniyle sıkça ertelenebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi hakkında bilinmesi gereken 8 önemli detayı paylaştı:</p>
<ol>
<li>Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografide ise X ışını kullanılmaz, ses dalgalarıyla anlık görüntü elde edilir ve meme üzerine jel sürülerek inceleme yapılır.</li>
<li>Mamografi sırasında meme dokusu iki plaka arasında kısa süreli olarak sıkıştırılır. Bu sayede meme sabitlenir, dokuların üst üste gelmesi önlenir ve farklı yapılar daha net görüntülenir. Uygulanan sıkıştırma hafif bir hassasiyet ya da ağrıya neden olabilir ancak yalnızca birkaç saniye sürer, meme dokusuna zarar vermez ve rahatsızlık kısa sürede geçer.</li>
<li>Mamografi çekimi, hastanın hazırlanması ve görüntülerin alınmasıyla birlikte yaklaşık 10–15 dakika sürer. Memenin sıkıştırıldığı süre ise yalnızca 3–4 saniyedir.</li>
<li>Alüminyum hidroklorür içeren bazı deodorant, pudra ve kremler, mamografi sırasında memede küçük kalsiyum (kireç) birikintileri varmış gibi bir görüntü oluşturabilir. Bu durum yanlış tanıya yol açabilir.</li>
<li>Günlük yaşamda dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalınır. Mamografi sırasında alınan X ışını dozu ise oldukça düşüktür. Mamografiye bağlı bir meme kanseri bildirilmemiştir ve sağladığı erken tanı faydası düşünüldüğünde alınan radyasyon dozu oldukça düşüktür.</li>
<li>Meme dokusunun yoğun olması, memeye özgü parankim dokusunun yağ dokusuna göre daha fazla olduğu anlamına gelir. Yoğun meme dokusu mamografinin duyarlılığını azaltabildiği için bu tip memelerde değerlendirmeye ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemleri de eklenebilir.</li>
<li>Tarama amaçlı mamografi, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez önerilir ve erken tanı açısından büyük önem taşır. Bir yıl içinde gelişip erken dönemde fark edilen kitlelerin tedavisi genellikle daha kolay ve başarılı olur. Bu yaş grubunda yılda bir kez mamografi çekilmesi ve gerektiğinde ultrasonografi ile değerlendirilmesi önerilir. Rutin tarama dışında, bazı riskli durumlarda doktorun gerekli görmesi halinde mamografi daha erken yaşta ya da daha sık yapılabilir.</li>
<li>Mamografi ve ultrasonografi incelemelerinin eski sonuçlarının da değerlendirmeye getirilmesi, önceki ve yeni bulguların karşılaştırılması açısından büyük önem taşır. Var olan lezyonların zaman içinde aynı şekilde ve büyüklükte kalması genellikle iyi huylu olduklarını düşündürür. Eski ve yeni görüntülerin birlikte değerlendirilmesi, yeni bir oluşumun olup olmadığını anlamada ve takip sürecini planlamada yol gösterici olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mamografi-oncesi-deodorant-kullanimina-dikkat-605298">Mamografi öncesi deodorant kullanımına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenleri]]></category>
		<category><![CDATA[dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaca]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitiminin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[simülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Tıp Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp eğitimi; bilimsel ilerlemeler, teknolojik devrimler ve evrilen toplumsal beklentiler ışığında köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973">Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Tıp eğitimi; bilimsel ilerlemeler, teknolojik devrimler ve evrilen toplumsal beklentiler ışığında köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Günümüzde bu süreç, geleneksel bilgi aktarımının ötesine geçerek; öğrenciyi eğitimin ana öznesi kılan, bireysel yetkinlikleri ve kişisel gelişimi odağa alan öğrenci merkezli bir ekosistem inşa etme fırsatını bizlere sunuyor…</strong></em></p>
<p><em><strong>İleri düzey simülasyon teknolojileri ve zengin araştırma altyapılarıyla desteklenen modern eğitim modelleri; hekim adaylarına, henüz klinik ortama adım atmadan mesleki becerilerini en üst seviyede pekiştirme ve deneyimleme imkanı tanıyor. Artık temel öncelik; geleceğin hekimlerini bu ayrıcalıklı olanaklarla buluşturarak; onları yalnızca tıbbi bilgiyle değil, aynı zamanda yüksek teknolojik okuryazarlık, güçlü empati duygusu ve sarsılmaz etik değerlerle donanmış lider profesyoneller olarak topluma kazandırmak olmalı&#8230;</strong></em></p>
<p><strong>Tıp Eğitiminin Geleceği Uluslararası Bir Vizyonla Ele Alındı</strong></p>
<p>Tıp eğitiminin ulaştığı bu yeni aşama; alanında dünyaca ünlü otoritelerin katılımıyla, Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen XV. Ulusal ve I. Uluslararası Tıp Eğitimi Kongresi’nde tüm boyutlarıyla değerlendirildi. Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu ve Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadi Bakırcı eş başkanlığında gerçekleştirilen kongre; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda tıp eğitimi uzmanı ve yöneticisi ile geleceğin hekimleri olan öğrencileri bir araya getirdi. Kongrede, tıp eğitiminin bugünü ve geleceği; uluslararası saygınlığa sahip isimlerin değerli katkılarıyla tartışmaya açıldı…</p>
<p>Dr. Dara O’Keeffe, İrlanda Royal College of Surgeons’ta Cerrahi Eğitimde Simülasyon Programları Başkanı olarak, cerrahide simülasyonun eğitim süreçlerine nasıl yön verdiğini ve bu alandaki öncü yaklaşımları paylaştı. Lizbon Üniversitesi öğretim üyesi ve BEME (The Best Evidence Medical Education) eski Başkanı Prof. Dr. Madalena Patricio, kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya genelinde kabul gören standartlarını aktarırken; Maastricht Üniversitesi öğretim üyesi ve <em>Perspectives on Medical Education</em> dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Erik Driessen ise tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların taşıdığı kritik öneme dikkat çekti.</p>
<p>Duayen akademisyenlerin deneyimleriyle zenginleşen bu platformda; Türkiye’nin tıp eğitimindeki güçlü konumu, dünyada kabul gören yenilikçi eğitim modelleri ve geleceğin hekimlerinde bulunması gereken nitelikler kapsamlı bir şekilde analiz edildi.</p>
<p><strong>Türkiye, Tıp Eğitiminde Güçlü ve Kabul Gören Bir Merkez</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türkiye’nin tıp eğitimindeki konumuna dikkat çekerek, uluslararası katılımlı bu kongrenin önemini şu sözlerle değerlendiriyor: “Kongremizi TEGED (Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği), TEPDAD (Tıp Eğitimi Programları ve Akreditasyon Derneği) ve TTED’in (Türk Tıp Eğitimi Derneği) katkılarıyla gerçekleştirdik. Bu toplantı uzun yıllardır düzenleniyor ancak ilk kez uluslararası düzeyde gerçekleşiyor. Tıp eğitimi akademisyenlerini üniversitemizde ağırlamak bizim için son derece değerli. Kongreye, Türkiye Tıp Dekanlar Konseyi adına 70’in üzerinde dekan ve dekan yardımcısı başta olmak üzere 300’ün üzerinde katılım oldu.”</p>
<p>Türkiye’nin tıp eğitimi alanında güçlü bir altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türk hekimlerinin dünya genelinde kabul gördüklerine dikkat çekerek, “Türkiye’de verilen tıp eğitimi, mezunlarımızın dünyanın pek çok ülkesinde çalışabilmesine olanak tanıyor. Uluslararası denklik sınavlarında elde edilen başarılar da bunun somut bir göstergesi” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Levent Altıntaş’a göre tıp eğitimi, dünyada en hızlı değişen eğitim alanlarından biri. “Tıp eğitimi artık öğrenci merkezli, aktif öğrenmeyi teşvik eden ve bireyselleştirilmiş bir yapıya doğru evriliyor. Kendi kendine öğrenebilen, eleştirel düşünebilen, etik değerleri güçlü ve topluma duyarlı hekimler yetiştirmeyi hedefliyoruz” diyen Prof. Dr. Levent Altıntaş, eğitimde, insan odaklı yaklaşımın altını çiziyor.</p>
<p><strong>Simülasyon Merkezleri Tıp Eğitiminde Oyunu Değiştiriyor</strong></p>
<p>Kongrenin dikkat çeken konuşmacılarından biri olan Dr. Dara O’Keeffe, cerrahi tıp eğitiminde simülasyonun önemini çarpıcı örneklerle anlatıyor. İrlanda Royal College of Surgeons’ta simülasyon eğitiminin lider isimlerinden olan Dr. Dara O’Keeffe, simülasyon merkezlerinin güvenli öğrenme ortamı sunduğunu vurguluyor: “Yirmi yıl önce simülasyon tek bir odadaydı. Bugün üç katlı, ileri teknolojilerle donatılmış sanal hastanelerden söz ediyoruz”…</p>
<p>Dr. Dara O’Keeffe’ye göre klinik ortamda vaka sayısının sınırlı olması, simülasyonu vazgeçilmez kılıyor. “Öğrenciler ve asistanlar her şeyi hasta üzerinde öğrenemez. Hata yapma lüksleri yoktur. Oysa simülasyon merkezleri, tekrar tekrar deneme yapma ve hata yaparak öğrenme imkânı sunuyor. Acıbadem Üniversitesi bünyesinde bulunan, dünyanın önde gelen merkezlerinden CASE – İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi ise çok kıymetli” diyen Dr. Dara O’Keeffe, yeni nesil cerrahların özgüven eksikliği yaşadığına yönelik eleştirilere de katılmadığını belirtiyor: “Yeni jenerasyon daha temkinli. Odak noktası artık cerrah değil, hasta. Daha az risk almak, daha güvenli kararlar vermek hasta güvenliği açısından çok daha doğru”…</p>
<p>Peki “geleceğin hekimleri” nasıl olacak? Teknolojinin, tıp eğitiminin artık çok önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Dr. Dara O’Keeffe, “Geleceğin hekimleri, teknolojiden bağımsız düşünülemez; ileri görüntüleme sistemleri ve robotik cerrahi gibi hızla gelişen uygulamalara hâkim, bu dönüşüme hazır ve teknolojiyi mesleğinin doğal bir parçası olarak kullanan profesyoneller olmak zorunda. Tıp eğitimi, uzun ve yıpratıcı süreçlerden uzaklaşarak zamanı verimli kullanan, öğrenciyi hastayla karşılaştırmadan önce simülasyon merkezlerinde neredeyse her açıdan hazırlayan, hızlı öğrenmeyi ve özgüveni önceleyen bir yapıya doğru evriliyor. Artık tıp eğitimi yıllarca sürmeyecek. Haftada 120 saat çalışamayız, 20 yıl eğitim de veremeyiz. Zamanı verimli kullanmalıyız” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Kanıta Dayalı Tıp Eğitimi ve İnsan Odaklı Yaklaşım</strong></p>
<p>Kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya çapındaki duayenlerinden Prof. Dr. Madalena Patricio, insan odaklı ve kanıta dayalı eğitimin önemini vurguluyor. Tıp eğitiminde 40 yılı aşkın deneyime sahip olan Prof. Dr. Madalena Patricio, iyi bir hekimin sadece bilgiyle değil, değerlerle de donanmış olması gerektiğini söylüyor: “İyi bir doktor öncelikle şefkatli olmalı. Hastayı sadece bir klinik vaka olarak değil, bir insan olarak görmeli”…</p>
<p>Tıp öğrencilerinin toplumdan kopuk yetişmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Madalena Patricio, “Öğrencileri tıp eğitimi kapsamında hapishanelere, huzurevlerine, mülteci kamplarına gönderiyoruz. Sadece dinlemeyi, empati kurmayı öğrensinler diye. İyi bir doktor toplumdan izole olamaz” diyor. </p>
<p>Alternatif tıbba yönelimin artmasının nedenlerinden birinin iletişim eksikliği olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Madalena Patricio, “Hastalar dinlenmediklerini hissettiklerinde alternatif yollar arıyor” diyerek iletişimin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>Bilimsel Araştırma, Ekip Çalışması ve Eleştirel Düşünce</strong></p>
<p>Maastricht Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erik Driessen, tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların ve ekip çalışmasının vazgeçilmez olduğunu belirtiyor: “İyi bir doktor, işini iyi bilen ve iyi iletişim kurabilen kişidir. Hekimlik ayrıca bireysel değil, ekip işidir. Ekip ruhu ve takım çalışmasına yatkınlık ise çocuklukta, özellikle basketbol, futbol gibi takım sporlarıyla gelişir; sonradan öğrenilebilir olsa da iyi bir hekimlik için bu becerilerin erken yaşta kazanılması büyük avantaj sağlar” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Erik Driessen, modern tıp eğitiminin ezbere dayalı olmaktan uzaklaştığını vurgulayarak, öğrencilerin aktif rol aldığı, araştıran ve sorgulayan bir eğitim modelinin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekanın tıp dünyasında giderek daha fazla yer aldığını belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Ancak empati ve iletişimin yerini hiçbir teknoloji alamaz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Kanıta dayalı tıbbın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erik Driessen “Kanıta dayalı tıp, bilimsel olarak etkinliği gösterilmiş yöntemlerin kullanılmasını güvence altına alıyor. Alternatif tıp veya bilimselliği kanıtlanmamış uygulamalara yönelimi azaltmanın yolu ise, bilim insanlarının yalnızca akademide değil, basın ve halkla doğrudan iletişim kurarak bilgiyi herkesin anlayabileceği bir dille anlatmasından geçiyor” diyor. </p>
<p>Öğrencinin başarılı olması için yalnızca ders anlatan bir hocaya değil, yol gösteren bir mentöre ve soru sorup uygulayarak aktif biçimde öğrenebileceği bir eğitim ortamına ihtiyacı olduğunu da belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Araştırmalar mentörleri olan öğrencilerin daha başarılı olduğunu ve daha fazla iş imkanlarına sahip olduklarını gösteriyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973">Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış aylarında diş hassasiyetiniz artıyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-dis-hassasiyetiniz-artiyorsa-dikkat-604908</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[aşınma]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Fırçalama]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyetiniz]]></category>
		<category><![CDATA[havalarda]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[Tabakasını]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, kış aylarında soğuk havaya bağlı diş hassasiyetinin nedenleri, tedavi yolları ve doğru ağız bakımının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-dis-hassasiyetiniz-artiyorsa-dikkat-604908">Kış aylarında diş hassasiyetiniz artıyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, kış aylarında soğuk havaya bağlı diş hassasiyetinin nedenleri, tedavi yolları ve doğru ağız bakımının önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Soğuk havalarda artan hassasiyetin nedeni çürük, dişeti sorunları, aşınma ve diş sıkma olabilir!</strong></p>
<p>Kış aylarının gelmesi ile birlikte soğuk havaların çeşitli sebeplerle dişlerde hassasiyet oluşmasına neden olabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bu sebepler arasında diş çürükleri, diş eti çekilmeleri, dişeti hastalıkları, dişlerde aşınma ve diş sıkma problemleri sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Dişin mine tabakasının aşınması durumunda altında bulunan dentin tabakasının açığa çıktığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, “Dentin tabakasının içerisinde bulunan dentin tübülleri sinirsel iletim sağlar ve soğuk-sıcak hava veya içecekler ile teması durumunda hassasiyet oluşumuna neden olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şikayeti azaltmak için sorunun kaynağı belirlenmeli!</strong></p>
<p>Soğuk havalarda oluşan ağrı şikayetini azaltmak için sorunun kaynağının belirlenmesinin önemli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şunları söyledi:</p>
<p>“Diş çürüklerine bağlı hassasiyet durumunda çürüklerin restore edilmesi; dişeti hastalığına bağlı hassasiyet probleminde gerekli dişeti tedavilerinin yapılması gerekir. Diş eti çekilmesine bağlı açıkta olan kök yüzeylerinde meydana gelen hassasiyet problemini gidermek için de kök yüzeyi kapatma operasyonları yapılabilir.</p>
<p>Diş sıkmaya bağlı oluşan hassasiyette öncelikle diş sıkma probleminin tedavisine yönelik gece plağı veya botox uygulamaları, sonrasında diş aşınması olan bölgeler için restorasyonlar yapılabilir. Hatalı diş fırçalamaya bağlı oluşan aşınma ve dişeti çekilmelerinde ise öncelikle diş fırçalama tekniğinin düzeltilmesi, sonrasında aşınma bölgelerinin restorasyonu gerekir. Aynı zamanda hastaya hassasiyet giderici diş macunları, gargaralar önerilebilir ya da hassasiyet giderici ajanlar uzman hekimler tarafından açıkta bulunan dentin yüzeylerine uygulanabilir.”</p>
<p><strong>Soğuk havalarda görülen hassasiyet, diş kaynaklıdır ve başka bir sağlık sorununa işaret etmez! </strong></p>
<p>Soğuk havalarda meydana gelen diş hassasiyeti veya ağrısının dişle ilgili problemlerden kaynaklandığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Hassasiyete neden olan durumların tedavi edilmesi ile problem genellikle ortadan kalkar. Diş hassasiyeti veya ağrısı başka bir sağlık sorununa işaret etmez.” dedi.</p>
<p>Soğuk havalarda hassasiyet hisseden kişilerin öncelikle diş hekimine muayene olması ve hassasiyet probleminin kaynağının belirlenmesi gerektiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hatalı, yatay veya çok sert fırçalamaya bağlı dişeti çekilmeleri, aşınmaların bulunduğu ve diş hassasiyetine neden olduğu durumda hastaya doğru fırçalama tekniği anlatılmalı. Günde iki defa orta sertlikte bir diş fırçası ile dişlerimizi fırçalamak ve günde bir defa diş ipi kullanımı, dişleri çok sert olmayacak şekilde ve dişetinden dişe doğru fırçalamak problemlerin oluşumunu ve ilerlemesini azaltır.  Bireylerin düzenli olarak asitli yiyecek ve içecek tüketmeleri dişlerin mine tabakasını aşındırarak, dentin tabakasının açığa çıkmasına ve dişlerde hassasiyet hissedilmesine yol açar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-dis-hassasiyetiniz-artiyorsa-dikkat-604908">Kış aylarında diş hassasiyetiniz artıyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 15:29:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[sorup]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604296</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolay hale gelirken yanlış ve eksik yönlendirmeler de ciddi riskleri beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde hekimlerin en sık karşılaştığı sorunlardan biri hastaların yalnızca şikâyetlerini veya kan tahlili sonuçlarını yapay zekaya sorarak tedavi kararı almaya çalışması oluyor.</p>
<p>Birçok kişi “Kan değerlerim sınırda, ilaç başlamalı mıyım?” gibi sorularla yapay zekaya başvuruyor. Ancak İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu yaklaşımın yanıltıcı olabileceğini ve yanlış ilaç kullanımına yol açabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kan Tahlilleri Tek Başına Yeterli Olmuyor</strong></p>
<p>Bir tedaviye başlanıp başlanmayacağına yalnızca kan tahlilindeki sayılara bakılarak karar verilmediğini vurgulayan Uzm. Dr. Mamedova, bazı değerler normal sınırlarda olsa bile kişinin yaşı, aile öyküsü, eşlik eden hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve risk profilinin tedavi sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle benzer kan değerlerine sahip iki hastaya farklı tedaviler uygulanabiliyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Mamedova bu noktada hastaların işaretli laboratuvar sonuçlarını internetten araştırarak ciddi hastalıklar düşünmesinin sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade ediyor. “Kan tahlilinde işaretli değerler görüldüğünde hastalar çoğu zaman tek bir sonuca odaklanarak endişeye kapılabiliyor” diyen Uzm. Dr. Mamedova doğru değerlendirme yapılmadan ulaşılan bilgilerin yanıltıcı olabileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Yanlış Yorum Yanlış İlaca Götürebilir</strong></p>
<p>İnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerin yanlış yorumlanması en sık olarak hatalı ilaç kullanımına neden oluyor. Yanlış ilaca başlanması hem mevcut şikâyetlerin artmasına hem de ilaçlara bağlı yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Özellikle viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımının gereksiz olduğu sıkça vurgulanıyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu konuda “Yanlış değerlendirmeyle başlanan ilaçlar şikâyetleri azaltmak yerine artırabilir ve bazı durumlarda ciddi yan etkilere neden olabilir” diyerek bilinçsiz ilaç kullanımının risklerine dikkat çekiyor. Ayrıca hastaların kullandıkları diğer ilaçları eksik bildirmesinin aynı etken maddeli ilaçların birlikte kullanılmasına ve doz aşımına yol açabildiği belirtiyor.</p>
<p><strong>Tıpta Temel Yaklaşım Bütüncüldür</strong></p>
<p>Hasta değerlendirmesinde temel yaklaşımın bütüncül olduğunu belirten Uzm. Dr. Mamedova yalnızca şikâyetler ve kan tahlillerinin değil fizik muayene, vital bulgular, ayrıntılı öykü, özgeçmiş, soy geçmiş ve gerekli görülen tetkiklerin birlikte ele alındığını söylüyor. Bu nedenle tıpta temel prensibin hastalık değil hasta tedavisi olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında tamamen dışlanmadığını ifade eden Uzm. Dr. Mamedova doğru kullanıldığında hekimler için destekleyici bir araç olabileceğini ancak sağlık çalışanı olmayan kişiler için doğrudan tedavi önerisi almanın riskli olduğunu dile getiriyor.</p>
<p><strong>Uzmandan Net Uyarılar</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova internet ve yapay zeka üzerinden alınan sağlık bilgilerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin şu uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>Kan tahlili sonuçları tek başına tedavi kararı için yeterli değildirİnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerle ilaca başlanmamalıdırŞikâyetler devam ediyor veya giderek artıyorsa tıbbi değerlendirme gerekirKullanılan tüm ilaçlar ve takviyeler hekime eksiksiz şekilde bildirilmelidir</p>
<p><strong>Tedavi Sürecinde Muayene ve Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Çamlıca Erdem Hastanesi’nden İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova ani başlayan ya da zaman içinde kötüleşme eğilimi gösteren şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek “İnternetten ya da yapay zekadan alınan bilgilerle ilaç kullanmak yerine mutlaka hekime başvurulmalı. Erken ve doğru değerlendirme pek çok ciddi sağlık sorununun önüne geçebilir” mesajını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Su Sayaçları ve Tesisatlarına Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/su-sayaclari-ve-tesisatlarina-dikkat-604112</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 12:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[don]]></category>
		<category><![CDATA[Sayaç]]></category>
		<category><![CDATA[sayaçları]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tesisat]]></category>
		<category><![CDATA[tesisatlarına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604112</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son meteorolojik verilere göre Kocaeli genelinde kar yağışının etkisini artırması beklenmekte olup hava sıcaklıklarındaki ani düşüşün devam etmesiyle birlikte don ve buzlanma riskinin artacağı öngörülmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-sayaclari-ve-tesisatlarina-dikkat-604112">Su Sayaçları ve Tesisatlarına Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son meteorolojik verilere göre Kocaeli genelinde kar yağışının etkisini artırması beklenmekte olup hava sıcaklıklarındaki ani düşüşün devam etmesiyle birlikte don ve buzlanma riskinin artacağı öngörülmektedir. Bu nedenle dış mekânda bulunan su tesisatı ve sayaçlarda donma kaynaklı arızaların önlenmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması önem arz etmektedir.</p>
<p>Açık alanda korunmasız halde bulunan su tesisatları ve sayaçların, donma riskini en aza indirmek ve olası hasarlardan korunması amacıyla, sayaç muhafaza kutusu içerisine alınıp ısı yalıtım malzemeleri olan cam yünü ve talaş vb. maddeler ile kaplanarak korunması sağlanmalıdır. Alınan tüm önlemlere rağmen donmuş sayaç veya tesisat borularının çözülmesi için üzerlerine sıcak su dökülmemeli veya ateş tutularak açılmaya çalışılmamalıdır. Aksi takdirde donan sayaç, musluk ve su borularının patlaması, maddi hasara ve önemli oranda su kaybına neden olmaktadır.</p>
<p>Sayaç ve tesisatlarında donma sorunu yaşayan abonelerin, İSU Genel Müdürlüğünün 7 gün 24 saat hizmet veren Alo 185 Çağrı Merkezi’ni arayarak başvuru yapmaları gerekmektedir. Başvuru yapan abonelerimizin donan sayaç ve tesisatlarına ekiplerimiz en kısa sürede müdahale edecektir.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/su-sayaclari-ve-tesisatlarina-dikkat-604112">Su Sayaçları ve Tesisatlarına Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karlı ve buzlu zeminlerde oluşabilecek kazalara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-603946</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bileği]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[buzlu]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Düşme]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kârlı]]></category>
		<category><![CDATA[kazalara]]></category>
		<category><![CDATA[olası]]></category>
		<category><![CDATA[oluşabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<category><![CDATA[zeminlerde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603946</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yurdun bazı kesimlerinde yoğun kar yağışı ve buzlanma yaşamı zorlaştırırken günlük yaşamda alınabilecek tedbirler, karlı ve buzlu zeminlerdeki olası yaralanmaları önleyebilir. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-603946">Karlı ve buzlu zeminlerde oluşabilecek kazalara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Yurdun bazı kesimlerinde yoğun kar yağışı ve buzlanma yaşamı zorlaştırırken günlük yaşamda alınabilecek tedbirler, karlı ve buzlu zeminlerdeki olası yaralanmaları önleyebilir.  İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Araştırma Görevlisi Kevser Burma, kaygan zeminlerde oluşacak kazaların el bileği, diz, ayak bileği ve kalça bölgesini etkileyen yaralanmalara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yoğun kar yağışının görüldüğü günlerde güvenli yürüyüşün düşme riskini azaltacağını belirten Kevser Burma, “penguen adımı” olarak tanımlanan yavaş, kısa ve dengeli adımlarla yürümeyi önerdi. Dengenin sağlanması için ellerin ceplerde tutulmaması gerektiğini söyleyen Burma, kaymaz tabanlı ve kış koşullarına uygun ayakkabı tercih edilmesini önerdi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Araştırma Görevlisi Kevser Burma, karlı ve buzlu zeminde güvenli şekilde yürümeye ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yoğun kar yağışı ve buzlanmanın, günlük yaşamı zorlaştırmanın yanı sıra özellikle dış ortamda yürüyen bireyler için ciddi düşme ve yaralanma risklerini de beraberinde getirdiğini kaydeden Kevser Burma, “Karlı ve buzlu zeminler, denge kontrolünü zorlaştırarak travmatik yaralanmalara zemin hazırlayabilmektedir. Bu nedenle, olası kazaların önlenmesi ve meydana gelen yaralanmalarda doğru müdahalenin yapılması büyük önem taşımaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İleri yaşlar için kırık riski daha çok artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Karlı veya buzlu zeminlerde meydana gelen düşmelerin, en sık el bileği, diz, ayak bileği ve kalça bölgesini etkileyen yaralanmalara yol açtığını belirten Kevser Burma, “Refleks olarak ellerle yere tutunma eğilimi, el bileği kırıkları ve bağ yaralanmalarını artırırken; ani ve kontrolsüz düşmeler kalça kırıkları, diz bağ yaralanmaları veya omurga travmaları ile sonuçlanabilmektedir. Özellikle ileri yaş grubunda kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı olarak kırık riski daha da artmaktadır. Bunun yanı sıra yumuşak doku zedelenmeleri, kas-tendon yaralanmaları ve burkulmalar da kış aylarında sık karşılaşılan sorunlar arasında yer almaktadır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düşme ve yaralanma halinde ilk müdahale nasıl olmalı?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Olası bir düşme durumunda ilk yapılması gereken şeyin, sakin kalmak ve yaralanmanın boyutunu doğru şekilde değerlendirmek olduğunu belirten Kevser Burma, “Şiddetli ağrı, şekil bozukluğu, şişlik, morarma ya da hareket kısıtlılığı varlığında yaralı bölge zorlanmamalı ve kişi mümkün olduğunca hareket ettirilmemelidir. Özellikle baş, kalça veya omurga travmasından şüpheleniliyorsa profesyonel sağlık ekiplerinin müdahalesi beklenmelidir. Burkulma veya yumuşak doku yaralanmalarında ise etkilenen bölgenin dinlendirilmesi, kalp seviyesinin üzerinde tutulması ve soğuk uygulama yapılması ağrı ve ödemin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Soğuk uygulama, ciltle doğrudan temas etmeyecek şekilde 10 dakika süreyle uygulanmalıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Güvenli yürüyüş ile düşme riski azaltılabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yoğun kar yağışının görüldüğü günlerde güvenli yürüyüşün, düşme riskini azaltmada temel faktör olduğunu belirten Kevser Burma, “Bu koşullarda ‘penguen adımı’ olarak tanımlanan yavaş, kısa ve dengeli adımlarla yürümek önerilmektedir. Ağırlığın her iki ayağa eşit dağıtılması, ani yön değişikliklerinden ve hızlı adımlardan kaçınılması dengeyi korumaya yardımcı olur. Kaymaz tabanlı, kış koşullarına uygun ayakkabı tercih edilmesi büyük önem taşırken; ellerin ceplerde tutulmaması, dengeyi sağlamak açısından kritik bir noktadır</span></span></span><span><span><span>. Ellerin serbest olması, olası bir dengesizlik anında vücudun kendini koruyabilmesini sağlar. Ayrıca buzlanma ihtimali olan yokuşlar, merdivenler ve gölgede kalan alanlarda ekstra dikkatli olunmalı, mümkünse bu bölgelerden kaçınılmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düşme sonrası tedavi, yaralanma şekline göre planlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Düşme ya da yaralanma sonrasındaki tedavi sürecinde yapılması gerekenlere değinen Kevser Burma, “Düşme sonrası tedavi süreci, yaralanmanın türüne göre planlanmalıdır. Basit burkulma ve yumuşak doku yaralanmalarında erken dönemde dinlenme ve uygun yüklenme dengesi sağlanmalıdır. Ağrı geçmesine rağmen erken dönemde günlük aktivitelere kontrolsüz dönüş, iyileşme sürecini uzatabilir ve kronik sorunlara zemin hazırlayabilir. Kırık, ciddi bağ yaralanmaları veya uzun süreli ağrı varlığında mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalı ve fizyoterapi süreci ihmal edilmemelidir. Doğru planlanmış rehabilitasyon, hem fonksiyonel iyileşmeyi hızlandırır hem de tekrar düşme riskini azaltır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yoğun kar yağışının etkili olduğu bu günlerde alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Kevser Burma, sözlerini şöyle tamamladı: “Bireylerin çevresel koşullara dikkat ederek hareket etmesi, uygun ayakkabı seçimi ve güvenli yürüyüş tekniklerini benimsemesi büyük önem taşımaktadır. Alınacak basit ama etkili önlemlerle düşme riskinin azaltılması ve olası yaralanmaların önüne geçilmesi mümkündür. Tüm bu öneriler doğrultusunda, herkesin kış mevsiminin sunduğu bu güzel manzaranın sağlıklı, güvenli ve keyifli bir şekilde tadını çıkarmasını diliyoruz.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karli-ve-buzlu-zeminlerde-olusabilecek-kazalara-dikkat-603946">Karlı ve buzlu zeminlerde oluşabilecek kazalara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerleri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geceleri uykudan uyandıran inatçı öksürüğünüz, göğüs ağrınız varsa, kendinizi sürekli halsiz hissediyor, değil merdiven- yokuş çıkmak oturduğunuz yerde bile nefes alamıyor gibi oluyorsanız dikkat! Ülkemizde son yıllarda KOAH ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarının hızla arttığını belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai</strong> “Bilimsel araştırmalara göre, 35-40 yaşından sonra her yıl akciğer kapasitemizin yaklaşık yüzde 1’i kaybolur. Yani, 50 yaşındaki bir kişinin akciğer kapasitesi, 40 yaşındaki haline göre yaklaşık yüzde 10 daha az olabilir. Bu kayıp sigara içilmesi ve sigara dumanına maruz kalınması başta olmak üzere yanlış yaşam alışkanlıkları ve bazı çevresel etkenlerle çok daha hızlanır. Ama bazı püf noktalarına dikkat ederek akciğerlerimizi yenilememiz ve yıpranma sürecini yavaşlatmamız mümkün olabilir” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai, yeni yılda akciğerlerinizi 7 adımda yenilemenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Sigaradan ve sigara dumanından uzak durun  </strong></li>
</ul>
<p>Sigara, nargile, puro ve elektronik sigara akciğerlerin en büyük düşmanıdır. Sadece içenler değil, pasif içiciler de büyük risk altındadır. Bilimsel araştırmalar; sigara dumanının, akciğerlerdeki hücrelerde onarılmaz hasarlar bıraktığını, onları hızla yaşlandırdığını ve kendini yenileme kapasitesini azalttığını ortaya koymaktadır. Bu zararlı maddelerden kaçının, içilen ortamlardan da uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız bırakmak için bir adım atın, içmiyorsanız da sigara dumanına maruz kalmayın, pasif içici olmayın. </p>
<ul>
<li><strong>Her gün sebze ve meyve tüketin </strong></li>
</ul>
<p>Fast-food yiyecekler, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalar, yeterince sebze-meyve tüketmemek akciğerleri savunmasız bırakır. Antioksidan eksikliği, akciğer hücrelerinin daha çabuk yaşlanmasına yol açar. Akciğerlerimizin düşmanı olan serbest radikallerle savaşmanın en iyi yolu, antioksidanlardan zengin beslenmektir. C ve E vitamini gibi antioksidanlar, taze sebze ve meyvelerde bolca bulunur. Özellikle portakal, kivi, brokoli, havuç, ıspanak gibi besinler akciğer sağlığı için çok faydalıdır. Bilimsel çalışmalar; bu tür besinlerin akciğer hücrelerini koruduğunu ve yaşlanmayı yavaşlattığını gösteriyor. Her gün tabağınızda renkli sebze ve meyvelere yer verin.</p>
<ul>
<li><strong>Hareket edin, nefesinizi açın </strong></li>
</ul>
<p>Hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, egzersiz yapmamak, sürekli oturmak akciğer kapasitesini düşürür. Akciğerler de tıpkı kaslar gibi çalıştıkça güçlenir; hareketsizlik onları zayıflatır ve yaşlandırır. Düzenli egzersiz yapmak, akciğer kapasitesini artırır, dokuların oksijenlenmesini sağlar. Yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans… Hangisini seviyorsanız onu yapın! Haftada en az 3 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş bile akciğer sağlığınıza çok önemli katkıda bulunur. </p>
<ul>
<li><strong>Bağışıklığınızı güçlü tutun  </strong></li>
</ul>
<p>Sürekli stresli olmak ve yeterince uyumamak, bağışıklık sistemini zayıflatır, vücudu hastalıklara açık hale getirir. Akciğerler de bundan olumsuz etkilenir ve yaşlanma süreci hızlanır. Akciğerlerimiz, mikroplara ve virüslere karşı ilk savunma hattımızdır. Yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresi yönetmeyi öğrenmek bağışıklık sistemini güçlü tutar. </p>
<ul>
<li><strong>Kirli havadan uzak durun</strong></li>
</ul>
<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai “Hava kirliliği, egzoz dumanı, fabrika gazları, tozlu ve kimyasal ortamlarda çalışmak akciğerleri yıpratır, yaşlanmasını hızlandırır. Büyük şehirlerde yaşıyorsanız, hava kirliliği maalesef kaçınılmaz bir gerçek. Mümkünse sabah erken saatlerde ya da trafiğin az olduğu zamanlarda dışarı çıkın. Evi sık sık havalandırmak akciğerleri korumaya fayda sağlar” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Temizlik deterjanlarına maruz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Evde ve işyerinde parfüm, oda spreyi, toz, küf ve kimyasallara uzun süre maruz kalmak akciğerlere büyük zarar verir. Temizlik yaparken aşırı kimyasal kullanmayın, rutubetli, tozlu ve küflü ortamlarda bulunmayın, gerekirse maske takın. Özellikle astım ve KOAH hastaları için bu alışkanlıklar çok zararlıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarınızı yaptırın</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Naurzvai “Sık sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmek ve tedaviyi ihmal etmek, grip ve bronşit gibi hastalıkları önemsememek, doktora gitmemek, ilaçları yarım bırakmak akciğerlerde kalıcı hasara ve yaşlanmaya yol açabileceğinden dolayı, bu tür olası alışkanlıklarınızı mutlaka terk edin. Ayrıca grip ve zatürre aşılarını yaptırmak, ellerin temizliğine dikkat etmek, kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak da akciğer sağlığı açısından çok önemlidir. Doğru yaşam alışkanlıkları kazanmak, akciğerlerimizi genç ve sağlıklı tutmanın en önemli yoludur” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bu-etkenler-akcigerleri-yaslandiriyor-603343">Dikkat! Bu etkenler akciğerleri yaşlandırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Masaj]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tedavisi sürecinde hastalar, uygulanan tıbbi tedavilerin yanı sıra günlük yaşamda kendilerini destekleyecek yollar arayabiliyor. Bu süreçte alternatif ve tamamlayıcı yöntemlere yönelmenin oldukça yaygın olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Hastalar bedenlerini desteklemek, tedavi sürecini daha rahat geçirmek ve kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla bitkisel ya da doğal ürünlere yönelebiliyor, bu son derece anlaşılır bir yaklaşım. Kanser tedavisi hem fiziksel hem de duygusal olarak zorlayıcı bir süreç dolayısıyla kontrol hissini yeniden kazanma isteği çok olağan. Ancak her doğal ürünün güvenli olmadığı ve bilimsel bilginin asıl tedavi olduğu hiçbir zaman unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Alternatif ve tamamlayıcı yöntemlerin ‘doğal’ olarak tanımlanmasının her zaman güvenli oldukları anlamına gelmediğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bazı bitkisel takviyeler kemoterapi ilaçlarının emilimini azaltabilir, karaciğer ve böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir ya da bağışıklık sistemi üzerinde istenmeyen etkilere yol açabilir. Zararsız olduğu düşünülen ürünler bazen tedavinin etkisini azaltabilir ve bu durum hastaların farkında olmadığı riskler doğurabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde kullanılan her ürünün, alınan her desteğin mutlaka hekimle paylaşılması gerekir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Masaj her kanser hastası için uygun olmayabilir</strong></p>
<p>Bitkisel ürünlerin yanı sıra, kanser tedavisi sürecinde masaj gibi fiziksel tamamlayıcı yöntemlerin de hastalar tarafından sıkça merak edildiğini belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, masajın bazı hastalarda ağrıyı azaltmaya, stresi hafifletmeye ve genel iyilik halini desteklemeye yardımcı olabildiğini söyledi. Ancak masajın herkes için uygun bir yöntem olmadığının altını çizen Yıldırım, “Damar tıkanıklığı, kanama yapıcı ilaç kullanımı, aktif enfeksiyon, ateş ya da ciltte açık yara gibi durumlarda ise masaj önerilmez. Bu ve benzeri tamamlayıcı yöntemlerin güvenle uygulanabilmesi için mutlaka hekim bilgisi ve onayıyla planlanması gerekir” açıklamasında bulundu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-alternatif-yontemlere-dikkat-603151">Kanser tedavisinde alternatif yöntemlere dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir İtfaiyesi&#8217;nden baca, soba ve gaz güvenliği uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesinden-baca-soba-ve-gaz-guvenligi-uyarisi-603074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baca]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiği]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[Soba]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[tfaiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603074</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, kış aylarında artış gösteren baca yangınları, soba zehirlenmeleri ve gaz kaçaklarına karşı yurttaşları uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesinden-baca-soba-ve-gaz-guvenligi-uyarisi-603074">İzmir İtfaiyesi&#8217;nden baca, soba ve gaz güvenliği uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, kış aylarında artış gösteren baca yangınları, soba zehirlenmeleri ve gaz kaçaklarına karşı yurttaşları uyardı. İtfaiye yetkilileri, olası can ve mal kayıplarının önüne geçilebilmesi için baca temizliğinin düzenli olarak yaptırılması gerektiğine dikkat çekti. Açıklamada, soba yanan odalarda uyunmaması, gaz kokusu hissedildiğinde elektrik düğmelerine dokunulmaması ve ortamın havalandırılması gerektiği vurgulandı. Ayrıca mutfakta meydana gelen yağ yangınlarına kesinlikle suyla müdahale edilmemesi gerektiği hatırlatıldı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, kış aylarıyla birlikte artış gösteren baca yangınları, soba zehirlenmeleri ve gaz kaçaklarına karşı alınacak basit ancak hayati önlemlerle olası faciaların önüne geçilebileceğine dikkat çekti. İtfaiye Yangın ve Acil Müdahale Şube Müdürü Aydın Mutlu, 2024–2025 kış sezonunda kent genelinde yaklaşık 600 baca yangını meydana geldiğini belirtti. Soğuk havaların etkisiyle soba ve baca kullanımının arttığını ifade eden Mutlu, baca yangınlarının büyük bölümünün düzenli bakım ve temizlik yapılmamasından kaynaklandığını vurguladı.</p>
<p><strong>“Bacalar düzenli temizlenmeli”</strong></p>
<p>Baca temizliğinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken İtfaiye Yangın ve Acil Müdahale Şube Müdürü Aydın Mutlu, bacaların kullanım yoğunluğuna göre temizlik periyotlarının mutlaka kısaltılması gerektiğini vurguladı. Mutlu, “Yoğun kullanılan bacalar üç ayda bir, diğer bacalar ise en geç altı ayda bir temizlenmeli. Apartmanlardaki sifon bacalar da titizlikle kontrol edilmeli. Her yıl kış mevsimi başlamadan önce bakım ve kontroller mutlaka yapılmalı” dedi.</p>
<p><strong>“Soba yanan odada uyumayın”</strong></p>
<p>Lodoslu havalarda dumanın geri tepebileceğine dikkat çeken Mutlu, soba kullanımında alınması gereken önlemleri sıraladı. Mutlu, “Baca her zaman dumanı dışarı atmayabilir. Bu nedenle mümkünse soba yanan odada uyunmamalı. Gece uykuda fark edilmeyen karbonmonoksit sızıntıları ölümcül olabilir” dedi. Ortamın mutlaka havalandırılması gerektiğini vurgulayan Mutlu, “Soba yakıldıktan sonra oda tamamen kapatılmamalı; kısa süreli de olsa temiz hava girişi sağlanmalı. Soba borularının temizliği altı ayda bir yapılmalı” ifadelerini kullandı. “Uyuyan soba” olarak bilinen sobaların kullanımında daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini belirten Mutlu, “Bu tür sobalar, kapağı kapatıldığında yanmaya devam edebiliyor. Soba borularının bağlantı noktaları sızdırmaz olmalı; en küçük kaçak bile zehirlenmeye yol açabilir. Karbonmonoksit dedektörü kullanılmalı. Özellikle soba bulunan evlerde dedektör hayat kurtarır. Gece yatmadan önce sobaya kömür eklenmemeli, soba tamamen sönmeye yakınken uykuya geçilmeli” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Baca yangınları çatı yangınına dönüşebiliyor”</strong></p>
<p>Bazı baca yangınlarının çatı yangınlarına yol açabildiğine dikkat çeken İtfaiye Yangın ve Acil Müdahale Şube Müdürü Aydın Mutlu, bacalarda zamanla oluşan çatlak ve boşluklardan çıkan ısı ile kıvılcımların, çatıdaki yanıcı maddeleri tutuşturabildiğini belirtti. Bu nedenle bacaların kullanılmadan önce mutlaka kontrol edilmesi ve düzenli bakımının yapılması gerektiğini vurguladı. Ev yangınlarının önemli bir bölümünün mutfakta başladığını hatırlatan Mutlu, kızgın yağ yangınlarına yanlış müdahalenin yangını büyütebileceğine dikkat çekti. Mutlu, “Kızışan yağ tutuştuğunda üzerine kesinlikle su dökülmemeli. Islak bir bez ya da havluyla üzeri kapatılarak oksijenle teması kesilmeli. Evlerde yangın söndürücü bulundurmak hayati önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>“Gaz kokusunda elektrik düğmesine dokunmayın”</strong></p>
<p>Doğalgaz ve LPG kaçaklarına karşı da uyarılarda bulunan İtfaiye Yangın ve Acil Müdahale Şube Müdürü Aydın Mutlu, gaz kokusu hissedildiğinde yapılması gerekenlere dikkat çekti. Mutlu, “Gaz kokusu alındığında elektrik düğmelerine dokunulmamalı, kıvılcım oluşturabilecek hiçbir işlem yapılmamalı. Ortam derhâl havalandırılmalı. Doğalgaz havadan hafif olduğu için yukarıda, LPG ise ağır olduğu için zeminde birikir. LPG kaçaklarında gaz, havlu benzeri yöntemlerle zeminden dışarı doğru süpürülmeli” dedi. Mangal ve ızgara kullanılan iş yerlerinde yangın riskinin yüksek olduğunu vurgulayan Mutlu, “Izgara bacalarının en az üç ayda bir temizlenmesi gerekiyor. Bu işlemler, yetki belgesi bulunan firmalar tarafından yapılmalı ve periyodik temizlik belgesi mutlaka alınmalı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zehirlenme şüphesinde ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Yetkililer, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı ve halsizlik gibi belirtilerin hissedilmesi durumunda ortamın derhâl terk edilmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu tür belirtiler görüldüğünde kapı ve pencerelerin açılarak ortamın hızla havalandırılması gerektiği vurgulandı. Zehirlenme şüphesi yaşayan yurttaşların vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak durumu bildirmesinin hayati önem taşıdığı belirtildi.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesinden-baca-soba-ve-gaz-guvenligi-uyarisi-603074">İzmir İtfaiyesi&#8217;nden baca, soba ve gaz güvenliği uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış Aylarında Motorlara Saklanan Canlara Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-motorlara-saklanan-canlara-dikkat-602701</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 15:16:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[canlara]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[motorlara]]></category>
		<category><![CDATA[saklanan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602701</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul İtfaiyesi, kış aylarında araç motorlarına sığınabilen kedi ve küçük hayvanlara karşı sürücüleri dikkatli olmaları konusunda uyardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-motorlara-saklanan-canlara-dikkat-602701">Kış Aylarında Motorlara Saklanan Canlara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul İtfaiyesi, soğuyan havalarla birlikte minik dostların araç motorlarına sığınabileceğine dikkat çekti. Sosyal medyadan yapılan paylaşımda, sürücülere yola çıkmadan önce kaputa vurma uyarısı yapıldı.</p>
<p>Yetkililer, “Sizin ‘küçük’ bir hareketiniz, onlar için ‘büyük’ bir hayat demek” mesajıyla hayvanların güvenliğini sağlamak için basit ama etkili önlemler alınabileceğini vurguladı.</p>
</p>
<figure class="wp-block-embed is-type-rich is-provider-twitter wp-block-embed-twitter">
<div class="wp-block-embed__wrapper">https://twitter.com/ibbitfaiye/status/2007014223168332286</div>
</figure>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-motorlara-saklanan-canlara-dikkat-602701">Kış Aylarında Motorlara Saklanan Canlara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 10:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarılma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Zihinsel Performans]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçası!</strong></p>
<p>Beslenme ve içecek tercihlerinin, bilişsel işlevleri tek başına belirleyen unsurlar olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Daha çok beynin çalıştığı genel fizyolojik zemini etkilerler. Kan şekeri dengesi, sıvı alımı ve bedenin uyarılma düzeyi; dikkat ve zihinsel sürdürülebilirlik üzerinde dolaylı bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu etkilerin genellikle kısa süreli ve kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini aktaran Alp, “Sağlıklı bireylerde, tek bir içeceğin hafıza ya da üst düzey bilişsel işlevleri kalıcı biçimde güçlendirmesini beklemeyiz. Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>‘Zihni keskinleştirme’ algısı, geçici bir uyanıklık hissini yansıtıyor!</strong></p>
<p>‘Zihni keskinleştirme’ ifadesinin bilimsel bir kavramdan ziyade gündelik bir betimleme olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Nörobilimsel açıdan bu tür içeceklerin oluşturduğu etki çoğu zaman dikkat sistemlerinde geçici bir uyanıklık artışıyla sınırlıdır. Bu durum, bilişsel kapasitenin artmasından çok, mevcut zihinsel durumun daha belirgin hissedilmesiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendini daha ‘açık’ hissetmesinin, her zaman ölçülebilir bir performans artışı anlamına gelmeyebileceğini ifade eden Alp, bu tür ifadelerin bilimsel dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Pancar suyunun zihinsel performansa etkisi fizyolojik ve öznel algılarla ilişkili! </strong></p>
<p>Son dönemde pancar suyunun zihinsel performansla ilişkilendirilmesine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Pancar suyu ile zihinsel performans arasındaki ilişki, doğrudan bilişsel süreçlerden ziyade fizyolojik mekanizmalar üzerinden ele alınır.” dedi.</p>
<p>Pancar suyu içeriğinde yer alan bileşenlerin damar genişlemesini desteklemesinin, beyin kan akışı üzerinde dolaylı bir etki meydana getirebileceğine işaret eden Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu durum, bilişsel işlevlerin otomatik olarak güçlendiği anlamına gelmez. Mevcut araştırmalar, bu etkinin daha çok genel uyanıklık ve bedensel enerjiyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle pancar suyunun bilişsel etkileri sınırlı ve dolaylıdır.</p>
<p>Pancar suyu sonrası bildirilen ‘zihinsel açılma’ hissi çoğu zaman öznel bir deneyimi yansıtır. Uyanıklık artışı, bedensel farkındalık ve beklenti bu algının oluşmasında etkili olabilir. Nöropsikolojik açıdan gerçek bilişsel değişim, standart testler ve nesnel ölçümlerle değerlendirilir. Kişinin kendini daha iyi hissetmesi, bilişsel işlevlerin gerçekten güçlendiği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle öznel deneyim ile ölçülebilir bilişsel değişim arasındaki ayrım önemlidir.”</p>
<p><strong>Gerçek bilişsel güçlenme öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir!</strong></p>
<p>Kısa süreli dikkat artışının, beynin uyarılma düzeyindeki geçici bir yükselmeyle ilişkili olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu durum genellikle anlık performansı etkiler ve kalıcı değildir. Gerçek bilişsel güçlenme ise öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir.” dedi.</p>
<p>Tekil uyaranlar ya da içeceklerin çoğunlukla ilk grupta yer aldığını aktaran Alp, “Bu ayrım, bilişsel etkileri doğru yorumlayabilmek açısından önem taşır. Zihinsel uyarılma oluşturan içecekler her bireyde aynı etkiyi göstermeyebilir. Kaygı bozukluğu, panik atak ya da dikkat düzenleme güçlüğü olan kişilerde bu tür etkiler rahatsızlık hissini artırabilir. Aşırı uyarılma, odaklanmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir. Beynin verimli çalışması, her zaman daha fazla uyarılmayla sağlanmaz. Bu nedenle bireysel farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkili!</strong></p>
<p>Zihinsel berraklığı destekleyen temel unsurların düzenli uyku, stresin yönetilebilmesi ve dikkat yükünün dengelenmesi olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Uyku sürekliliği, özellikle bellek ve yürütücü işlevler için belirleyicidir.” dedi.</p>
<p>Gün içinde zihinsel molalar verebilmenin ve dikkat bölünmelerini azaltmanın da bilişsel verimi desteklediğinin altını çizen Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Fiziksel hareket ve günlük rutinler, beynin düzenleyici sistemlerine katkı sağlar. Bu alışkanlıklar, tekil içecek etkilerinden çok daha kalıcıdır. Zihinsel berraklık arayışında öncelikle kişinin kendi zihinsel ritmini tanıması önerilir. Dikkatin ne zaman düştüğünü ve bunun hangi koşullarda gerçekleştiğini fark etmek önemlidir. Kısa vadeli çözümler yerine, zihinsel yükün nasıl dağıtıldığına odaklanmak daha sürdürülebilir sonuçlar sağlar. Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkilidir. Bu farkındalık, uzun vadede zihinsel performansı daha sağlıklı bir biçimde destekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[parça]]></category>
		<category><![CDATA[rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yıl çocukların beklediği hediyelerin başında oyuncaklar geliyor. Ancak sürpriz kutular, rengarenk, ışıltılı ürünlerin çoğu zaman ailelerin hediyelerin cazibesine kapılıp güvenlik ayrıntılarını gözden kaçırabildiğine işaret eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, doğru oyuncak seçiminin çocuğun sağlığını, güvenliğini ve gelişimini direkt olarak etkileyen ciddi bir karar olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674">Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yeni yıl çocukların beklediği hediyelerin başında oyuncaklar geliyor. Ancak sürpriz kutular, rengarenk, ışıltılı ürünlerin çoğu zaman ailelerin hediyelerin cazibesine kapılıp güvenlik ayrıntılarını gözden kaçırabildiğine işaret eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, doğru oyuncak seçiminin çocuğun sağlığını, güvenliğini ve gelişimini direkt olarak etkileyen ciddi bir karar olduğunu söyledi. Bu nedenle yılbaşı alışverişi yaparken yaşa uygunluk, oyuncak içeriği, küçük parça riski, ses düzeyi, kimyasal madde varlığı ve hijyen gibi unsurları gibi birçok noktanın mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Çocukların dünyayı oyunla keşfettiğini ve gelişimlerinde de oyun ve oyuncağın önemli bir yeri olduğunu hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yanar Ayanoğlu, yılbaşı hediyesi seçerken dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı…</p>
<p><strong>YAŞINA UYGUN SEÇİM YAPIN</strong></p>
<p>Çocuklarımıza oyuncak seçerken her zaman yaşının ve gelişim düzeyinin esas alınması gerektiğine işaret eden Dr. Ayanoğlu, “Üreticinin belirttiği yaş sınırına dikkat edilmeli ve mutlaka oyuncak üzerindeki güvenlik etiketleri okunmalı. Özellikle üç yaşın altındaki çocuklar için küçük parçalı ya da küçük parçalara ayrılabilen oyuncakları önermiyoruz. Aynı şekilde bu yaş grubunda balonlar da ciddi tehlike oluşturabilir.”</p>
<p><strong>PİLLİ VE MIKNATISLI ÜRÜNLER HER YAŞA UYMAYABİLİR</strong></p>
<p>Oyuncaklardaki mıknatısların ve pillerin her yaş grubunda ciddi risk yaratabileceğine dikkat çeken Dr. Ayanoğlu, “Yanlışlıkla yutulduklarında bağırsak tıkanması, delinmesi gibi hayati sonuçlara yol açabilirler. Bu nedenle mıknatıslı oyuncaklara ve kolay erişilebilir pillere karşı özellikle dikkatli olunmalıdır. Üstelik bu uyarılar her yaştaki çocuklar için geçerlidir.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>KULLANILMIŞ, İKİNCİ EL OYUNCAKLARDA DİKKATLİ OLUN!</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik ya da manevi nedenlerle çocuklara kullanılmış ya da ikinci el oyuncak oyuncakları alırken de dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Dr. Ayanoğlu, olası riskler konusunda şu bilgileri verdi: “Bu ürünlerde güvenlik etiketleri bulunmadığından hangi yaşa uygun olduğunu ya da içeriğinde ne olduğunu bilmek güç. Ayrıca zamanla yıpranmış olacakları için kesici yüzeyler ya da kopmuş parçalar gibi yaralanmalara yol açabilecek sorunlar da yaşanabilir.”</p>
<p><strong>HAREKET EDEN OYUNCAKLARDA KORUYUCU EKİPMAN ŞART</strong></p>
<p>Oyuncaklar arasında en çok tercih edilenler arasında yer alan scooter, kaykay, bisiklet gibi hareket gerektiren oyuncakları tercih ederken de çocuğun yaşı ve fiziksel özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ayanoğlu, “Bu oyuncaklar eğlenceli olduğu kadar ciddi yaralanmalara da sebep olabileceği için mutlaka kask ve koruyucu ekipmanla kullanılmalıdır.”</p>
<p><strong>SLİME, OYUN HAMURLARI ve PLASTİK OYUNCAKLAR</strong></p>
<p>Slime ve oyun hamurları gibi malzemelerin kimyasal içerebildiği için dikkatle seçilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Ayanoğlu, “Ailelerimize boraks içermeyen tariflerle evde slime yapmalarını öneriyoruz. Kimyasal içerikli, yoğun boyalı veya kalitesiz plastik oyuncaklardan uzak durulmasını tavsiye ediyorum. Son yıllarda özellikle kız çocuklarında makyaj malzemesi kullanımının erken yaşlara indiğini görüyoruz. Hem kimyasal içerik nedeniyle hem de sosyal gelişim açısından makyajla ilgili oyuncakları uygun bulmuyoruz.” Dedi. </p>
<p><strong>ELEKTRONİK OYUNCAKLARIN VERİ GÜVENLİĞİ SORUNUNU DİKKATE ALIN</strong></p>
<p>“Fazla gürültülü oyuncakların işitme duyusuna zarar verebileceğini biliyoruz. Bu nedenle yüksek ses çıkaran oyuncakları önermiyoruz” diye konuşan Dr. Ayanoğlu, oyuncak seçimi konusunda dikkat edilmesi gereken diğer noktaları şöyle sıraladı: “Ayrıca sürpriz yumurtalardan çıkan küçük parçalı oyuncaklar boğulma riski oluşturabileceği için çocuklardan uzak tutulmasında fayda var. Akıllı ya da elektronik oyuncaklar ise farkında olmadan veri toplayabilir ve çocuklarda ekran maruziyetini artırabilir. Peluş oyuncaklar hijyen açısından sık yıkanmadığında risk taşıyabilir. Özellikle alerjik yapıdaki çocuklarda risk yarabildiği için çok sık önerdiğimiz bir oyuncak türü değildir.”</p>
<p><strong>DOĞRU SEÇİMLER NE OLMALI?</strong></p>
<p>Çocuklarımıza hediye etmek için en doğru seçeneklerin aslında temel oyuncaklara dönüş olduğunu söyleyen Dr. Çiğdem Ayanoğlu, konuyla ilgili şunları anlattı: “Taklit oyununu, yaratıcılığı, ince motor becerilerini, dil gelişimini ve hareketi destekleyen oyuncaklar uzun süreli fayda sağlar. Oyuncak bebekler, kuklalar, kostümler, tren setleri, ahşap bloklar, yapı setleri, toplar, ip atlamalar, bisikletler, kitaplar, sanat malzemeleri ve kutu oyunları bu anlamda çok doğru tercihlerdir. Ama daha da önemlisi ailece birlikte keyifle vakit geçirebileceğiniz, güvenli, ekran kullanımını azaltan, hareketi teşvik eden ve eğlendirirken gelişimi destekleyen oyuncakları öneriyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-guvenli-oyuncak-secim-rehberi-601674">Çocuklar İçin Güvenli Oyuncak Seçim Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış şartlarında en güvenli sürüş bazen yola çıkmamaktır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-sartlarinda-en-guvenli-surus-bazen-yola-cikmamaktir-601044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 16:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[bazen]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmamaktır]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Şener]]></category>
		<category><![CDATA[şartlarında]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[sürüş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yola]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi ve Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, olumsuz hava ve yol koşullarında sürücülerin zorunlu olmadıkça araç kullanımından kaçınmasını önerdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-sartlarinda-en-guvenli-surus-bazen-yola-cikmamaktir-601044">Kış şartlarında en güvenli sürüş bazen yola çıkmamaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi ve Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, olumsuz hava ve yol koşullarında sürücülerin zorunlu olmadıkça araç kullanımından kaçınmasını önerdi.</p>
<p><strong>Riskli havalarda direksiyon değil, tercih belirleyici</strong></p>
<p>Özgür Şener, karlı ve buzlu havalarda en güvenli davranışın, kişisel sürüş becerisine güvenmekten çok, riskleri minimize edecek tercihler yapmak olduğunu ifade ederek, toplu taşımanın mümkün olduğu durumlarda bireysel araç kullanımından kaçınılması gerektiğini, zorunlu hallerde ise sürüşün “acele değil istikrar” prensibiyle yapılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kaygan zeminlerde hızın mutlaka düşürülmesi, ani direksiyon hareketlerinden, sert fren ve ani hızlanmalardan kaçınılması gerektiğini belirten Şener, sürücülerin kendilerine güvenli bir alan bırakacak takip mesafesini mutlaka artırması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kazaların büyük bölümü dikkatsizlikten</strong></p>
<p>Kış koşullarında yaşanan kazaların önemli bir bölümünün teknik yetersizlikten değil, dikkat dağınıklığından kaynaklandığına dikkat çeken Özgür Şener, özellikle cep telefonu kullanımının ölümcül kazalara zemin hazırladığını vurguladı.</p>
<p>“Arkadan çarpma kazalarının temel nedenleri; güvenli takip mesafesine uyulmaması ve sürüş sırasında cep telefonu kullanımıdır.” diyen Şener, sürücülere direksiyon başında tüm dikkatlerini yola vermeleri çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>Kış sürüşü yola çıkmadan başlar</strong></p>
<p>Güvenli sürüşün, hareket anında değil, yola çıkmadan önce yapılan kontrollerle başladığını belirten Özgür Şener, kış koşullarına uygun olmayan bir araçla trafiğe çıkmanın, hem sürücüyü hem de diğer yol kullanıcılarını riske attığını kaydetti.</p>
<p>Lastiklerin diş derinliğinin en az 4 mm olması gerektiğini hatırlatan Özgür Şener, lastik basınçlarının uygun değerlerde olup olmadığının, far ve aydınlatmaların, sileceklerin, cam rezistanslarının ve havalandırma sistemlerinin çalışır durumda olmasının hayati önem taşıdığını anlattı.</p>
<p>Cam suyunda antifriz bulunmamasının, sürüş sırasında görüşü tamamen ortadan kaldırabileceğine işaret eden Şener, özellikle aracın tavanında ve cam üstlerinde biriken karların temizlenmeden yola çıkılmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Yolda kalma ihtimali de hesaba katılmalı</strong></p>
<p>Kış şartlarında yalnızca sürüş anının değil, olası bir yolda kalma durumunun da planlanması gerektiğini ifade eden Şener, araçta yeterli enerji, su ve temel gıdaların bulundurulmasının önemine dikkat çekti. Küçük çocuklu aileler için bu hazırlığın daha da hayati olduğunu söyleyen Özgür Şener, ayrıca kar zincirlerinin lastik ebatlarıyla uyumlu olması, zincirin kullanılabilir durumda bulunması ve gerektiğinde nasıl takılacağının önceden bilinmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Elektrikli araçlar için kış ayrı bir plan gerektiriyor</strong></p>
<p>Elektrikli araç kullanıcılarına da özel uyarılarda bulunan Şener, soğuk havaların batarya performansını etkileyebileceğini hatırlattı. Isıtma sistemlerinin düzgün çalıştığından emin olunması gerektiğini söyleyen Şener, “Elektrikli araç sürücüleri, yola çıkmadan önce şarj durumlarını ve güzergâh üzerindeki şarj istasyonlarını mutlaka planlamalıdır. Aksi halde soğuk hava koşullarında yolda kalma riski ciddi biçimde artar.” dedi.</p>
<p><strong>Kış sürüşü bir refleks değil, bilinç meselesi</strong></p>
<p>Özgür Şener, kış aylarında güvenli sürüşün yalnızca teknik bilgi değil, bilinçli davranış meselesi olduğuna dikkat çekerek, “Kış şartlarında güvenli sürüş, ‘gidebilir miyim?’ sorusundan önce ‘gitmeli miyim?’ sorusunu sormakla başlar.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-sartlarinda-en-guvenli-surus-bazen-yola-cikmamaktir-601044">Kış şartlarında en güvenli sürüş bazen yola çıkmamaktır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Düztaban]]></category>
		<category><![CDATA[düztabanlığın]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bebekler doğuştan düztabandır</strong></p>
<p>Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Ayak kemeri gelişmezse</strong></p>
<p>Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur.  Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Düztabanlığın 2 çeşidi var</strong></p>
<p>Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. </p>
<p><strong>Esnek düztabanlık</strong>: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet yaratmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir.</p>
<p><strong>Sert düztabanlık:</strong> İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır.</p>
<p>Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir;</p>
<ol>
<li>Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde</li>
<li>Hareketle artan ayak ağrısı</li>
<li>Ayak bileği şişmesi</li>
<li>Sıkı topuk bağları</li>
</ol>
<p><strong>Riski artıran nedenlere dikkat!</strong></p>
<p>Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır;</p>
<ul>
<li>Obezite</li>
<li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Romatizmal eklem iltihabı</li>
<li>Ayak veya ayak bileği yaralanmaları</li>
<li>Yaşlanmanın etkisi</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis önemli</strong></p>
<p>Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır.  Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.v</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kuralları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin üçüncüsünü düzenledi. “Netiket: Dijital Dünyada Davranış Kuralları – Farkında Ol, Fark Yarat” başlığıyla gerçekleştirilen seminer, çevrimiçi düzenlendi ve programa ilgi yoğun oldu. </p>
<p>Seminerde İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay konuşmacı olarak yer aldı. Netiketin, sosyal medyanın işleyişini anlamak için bir mekanizma olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Dijital ortamlarda nezaket, empati ve sorumluluk gibi değerler çoğu zaman kendiliğinden oluşmuyor; bilinçli şekilde öğrenilmesi ve sürdürülmesi gereken etik pratikler olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle dijital iletişimde bu kavramlar ne kadar çok tartışılır ve farkındalık artarsa, çevrim içi deneyimler de o ölçüde olumlu hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Geleneksel medyadan dijital dünyaya</strong></p>
<p>Dijital teknolojiler öncesinde toplumlar, gazete, radyo ve televizyon gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının hâkim olduğu bir medya düzeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Günümüzde ise web siteleri, bloglar, forumlar ve sosyal medya mecraları toplumsal yaşamın neredeyse her alanına nüfuz etmiş durumda. Türkiye de sosyal medyayı yoğun kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformlar; bireylerin eş zamanlı ya da eş zamansız biçimde iletişim kurabildiği, kendini ifade edebildiği, ürün ve hizmet tanıtımı yapabildiği dijital alanlar olarak öne çıkıyor. Dijital çağla birlikte fiziksel ortamlarda gerçekleşen pek çok etkileşim sanal ortamlara taşınmış durumda.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle pandemi sonrası dönemde sanal dünyada geçirilen zamanın ciddi biçimde arttığını kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fiziksel olarak nadiren ya da hiç görüşülmeyen kişilerle dijital ortamda uzun saatler boyunca toplantılar, eğitimler ve görüşmeler yapılabiliyor. Bu durum, sanal ortamlarda sergilenen davranışların da en az yüz yüze iletişim kadar önemli hale gelmesine neden oluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk</strong></p>
<p>“Netiket”in yalnızca kibar olmakla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Başkalarının özgürce konuşmasına ve kendini ifade etmesine alan tanımak, aynı zamanda demokratik bir iletişim ortamının da temel şartı.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Özellikle bazı sosyal medya mecralarında linç kültürünün giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Konuşanı susturmak neredeyse bir sosyal medya sporu haline geldi. Bu durum hem nezaketsiz hem de antidemokratik bir ortam yaratıyor. Netiket dediğimiz zaman internetteki görgü kuralları, davranış kuralları, nezaket kuralları diye tanımlayabiliriz basit bir tanımla. Yaklaşık 20–25 yıldır literatürde yer alan netiket, özellikle iletişim, eğitim ve psikoloji alanlarında araştırma konusu oluyor. Dijital dünyada daha sağlıklı, saygılı ve demokratik bir iletişim için netiket kurallarının bilinmesi ve uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bu kurallar çocuklar gençler için çok önemli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu kuralların yetişkinlere kıyasla daha da önemli olduğuna işaret ederek, “Çünkü dijital mecralarda en fazla vakit geçiren grupların başında gençler geliyor. Psikoloji alanındaki araştırmalar ‘Çevrimiçi Disinhibisyon Etkisi’ne işaret ediyor. Amerikalı psikolog John Suler tarafından ortaya atılan bu kavram, insanların dijital ortamda yüz yüze iletişimde asla söyleyemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebildiklerini ifade ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anonimlik daha saldırgan olmaya neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bir ekranın arkasında olmanın kişiye görünmezlik hissi verdiğini, karşıdakinin mimiklerini, duygusal tepkilerini görememenin de empatiyi zayıflattığını anlatan Prof. Dr. Atalay, “Anonimlik, fiziksel mesafe ve ‘nasıl olsa karşılaşmayız’ düşüncesi, bireyleri daha saldırgan ya da kırıcı davranmaya itebiliyor. Bu durum, gerçek hayatta içselleştirilen ahlaki ve sosyal ‘frenlerin’ dijital ortamda zayıflamasına yol açıyor. Pek çok kullanıcı, internette olan biteni gerçek hayattan ayrı bir alan gibi algılayabiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnternette olan, İnternette kalmıyor</strong></p>
<p>Günümüzde bireylerin yalnızca fiziksel hayattaki davranışlarıyla değil, dijital ortamdaki paylaşımlarıyla da değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan kaynakları departmanlarının, adayları görüşmeye çağırmadan önce sosyal medya hesaplarını ve dijital izlerini incelemesi artık yaygın bir uygulama. Uygunsuz bir paylaşım, bir fotoğraf ya da bir ifade, kişinin iş fırsatlarını kaybetmesine neden olabiliyor. Benzer şekilde tüketiciler de bir ürün ya da hizmet almadan önce internet yorumlarına bakıyor. Bu durum, dijital itibarın hem bireyler hem de kurumlar için ne kadar önemli hale geldiğini gösteriyor. Aranabilirlik özelliği nedeniyle herkes dijital dünyadaki varlığından ve paylaşımlarından sorumlu.”</p>
<p><strong>Dijital içerikler yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor</strong></p>
<p>Netiketin önemini anlamak için yeni medyanın yapısal özelliklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Araştırmacı Danah Boyd, yeni medyanın dört temel özelliğini şöyle sıralıyor; kalıcılık, aranabilirlik, tekrarlanabilirlik ve görünmez izleyiciler. Dijital içerikler kalıcı; yıllar sonra bile yeniden karşımıza çıkabiliyor. Aranabilirlik sayesinde kişi ve kurumlar hakkında geçmiş paylaşımlara kolayca ulaşılabiliyor. İçerikler birebir kopyalanıp tekrar tekrar paylaşılabiliyor ve paylaşımlar, kim olduğu tam olarak bilinmeyen geniş bir kitle tarafından görülebiliyor. Bu durum, paylaşılan her içeriğin kontrolünün kullanıcıdan çıkmasına yol açıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada editoryal denetim son derece sınırlı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, sosyal medyada yaşanan “bağlam çöküşü”ne de dikkat çekerek, “Fiziksel hayatta farklı ortamlarda farklı roller üstlenen bireyler, sosyal medyada tüm bu bağlamların tek bir yerde birleşmesiyle ne söyleyip ne söyleyemeyeceğini kestirmekte zorlanıyor. Aile, iş çevresi, arkadaşlar ve tanıdıklar aynı dijital alanda buluşuyor. Bu karmaşayı azaltmak için platformlar çeşitli araçlar sunsa da netiket farkındalığı hâlâ büyük önem taşıyor. Çünkü sosyal medya, kullanıcı üretimi içeriğe dayanıyor ve editoryal denetim son derece sınırlı. Faydalı ve olumlu içeriklerin yanında; hakaret, zorbalık ve saldırgan dil de bu nedenle hızla yayılabiliyor. Araştırmalar, netiket konusunda farkındalığı yüksek olan bireylerin —özellikle gençlerin— siber zorbalığa daha az maruz kaldığını ve dijital ortamlarda daha az olumsuz deneyim yaşadığını gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyanın görgü kuralları</strong></p>
<p>Netiketin, dijital dünyanın normlarını ifade ettiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, “Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, dijital ortamlarda da kurallar olmazsa kaos kaçınılmaz hale geliyor. Sosyal medya mecralarında var olabilmek, sağlıklı diyaloglar kurabilmek ve olumlu bir dijital kimlik inşa edebilmek için bu kuralların bilinmesi ve içselleştirilmesi gerekiyor. Netiket, dijital çağın yeni görgü rehberi olarak öne çıkıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dünya genelinde internet kullanımının yüzde 70’e yaklaştığını hatırlatarak, dijital ortamlarda geçirilen sürenin artmasıyla birlikte nezaket ve davranış kurallarının her zamankinden daha kritik hale geldiğini vurguladı.</p>
<p>“İnsanlar eğitimden işe, sosyalleşmeden eğlenceye kadar pek çok ihtiyacını artık dijital mecralar üzerinden karşılıyor. Ancak netiket, yani dijital görgü kuralları konusunda farkındalık eksikliği, bireylerin hem itibarını zedeleyen hem de ileride pişmanlık yaratabilecek paylaşımlara yol açabiliyor.” diyen Prof. Dr. Atalay, özellikle çocuklar ve gençler açısından bu konunun hayati olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Dijital ayak izi herkes için belirleyici</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital ayak izi kavramının artık yalnızca kurumlar için değil, bireyler için de belirleyici olduğunu ifade ederek, dijital ayak izinin, bireyin çevrim içi ortamdaki izlenebilir tüm davranışlarının toplamı olduğunu, bu izlerin pasif ve aktif olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi.</p>
<p>Pasif dijital ayak izlerinin; IP adresi, konum bilgisi, çerezler ve arama geçmişi gibi çoğu zaman kontrol edilemeyen verilerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Atalay, aktif dijital ayak izlerinin ise bireyin bilinçli olarak bıraktığı paylaşımlar, yorumlar, beğeniler, fotoğraflar ve videolar olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Algoritmalar da bizi tanıyor</strong></p>
<p>Dijital ayak izlerinin yalnızca diğer kullanıcılar tarafından değil, algoritmalar tarafından da analiz edildiğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, bırakılan izler üzerinden kişisel profiller oluşturulduğunu ve buna göre içerik ve reklam sunulduğunu dile getirdi. Algoritmaların, sınırlı sayıda beğeniyle bile bireyleri yakından tanıyabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, bu durumun dijital şeffaflığı artırdığını söyledi.</p>
<p>Günümüzde prestijli üniversitelerin öğrenci kabul süreçlerinde, şirketlerin işe alımlarda ve bazı ülkelerin vize başvurularında sosyal medya hesaplarını incelediğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, geçmiş paylaşımlar nedeniyle elenen adaylar olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>1990’lı yılların anonim sohbet odalarından, gerçek isim ve fotoğraflarla kullanılan sosyal medya kültürüne geçildiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, bugün dijital ortamlarda yapılan her davranışın doğrudan kişiyle ilişkilendirildiğini söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Temel kural; ‘kalabalık bir caddede bağırarak söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi dijital ortamda da söylememek’ olmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Netiket sadece sosyal medyayla sınırlı değil</strong></p>
<p>Netiketin; e-posta, forumlar, bloglar, sosyal medya ve mobil telefon kullanımını da kapsadığını belirten Prof. Dr. Atalay, özellikle mobil telefonlarla kamusal alanlarda yüksek sesle konuşmanın da bir nezaket sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Son yıllarda öne çıkan “sosyotelizm” kavramına da değinen Prof. Dr. Atalay, yüz yüze iletişim sırasında telefona odaklanmanın aile içi ve sosyal ilişkileri zayıflattığını söyledi.</p>
<p>Araştırmalara göre çevrim içi iletişimde kullanıcıların en çok rahatsız olduğu davranışlar arasında spam e-postalar, izinsiz etiketlemeler, WhatsApp gruplarında yersiz mesajlar, tamamı büyük harfle yazılmış iletiler, gereksiz “hepsine gönder” kullanımı ve mesafesiz hitap biçimlerinin yer aldığını anlatan Prof. Dr. Atalay, farklı kuşakların yazım ve iletişim normlarının da değişebildiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>E-Posta yazımında temel kurallar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, özellikle gençler için e-posta yazımına dair temel netiket kurallarına da dikkat çekerek, resmi yazışmalarda uygun hitapla başlanması, konu kısmının doldurulması, mesajın sade ve anlaşılır olması, ek gönderiliyorsa mutlaka metin yazılması ve takma isimli e-posta adresleriyle iş başvurusu yapılmaması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p>Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafların bağlamından kopuk şekilde değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Atalay, mahrem bilgilerin, rahatsız edici görüntülerin ve başkalarının zor anlarını yansıtan fotoğrafların paylaşılmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, dijital dünyada geçerli temel kuralı “Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz.” diye tanımladı.</p>
<p><strong>Google hiçbir şeyi unutmuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Gül Esra Atalay, internet ve sosyal medya paylaşımlarının bireyin kimliğinin bir parçası haline geldiğine dikkat çekerek, “Google’ın hiçbir şeyi unutmadığını aklımızda tutmalıyız. Sözcüklerimiz kimliğimizi oluşturuyor ve kullandığımız her ifade doğrudan bizimle ilişkilendiriliyor” dedi.</p>
<p>Gerçek yaşamda olduğu gibi dijital ortamda da kibar olmanın temel bir ilke olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Atalay, yüksek sesle ya da birinin yüzüne karşı söylenemeyecek sözlerin WhatsApp ya da sosyal medya üzerinden de paylaşılmaması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Dijital dil, dil becerilerini zayıflatıyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ile birlikte dil kullanımında ciddi bir değişim yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Atalay, kelime haznesinin giderek daraldığını ve yazım kurallarının ihmal edildiğini söyledi. Türkçenin doğru kullanımına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Atalay, imla hatalarından kaçınılmasını, aşırı kısaltma kullanımının sınırlandırılmasını ve gençler arasında yaygınlaşan yabancı ağırlıklı dijital jargonun dil becerilerini zayıflatabileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-yuz-yuze-soyleyemedigimiz-hicbir-seyi-dijital-ortamda-da-soylememeliyiz-600077">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Yüz yüze söyleyemediğimiz hiçbir şeyi, dijital ortamda da söylememeliyiz!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[D Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[emziren]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Muharrem Çidem, yüksek doz alımının, kanda kalsiyum artışına neden olacağını, bu durumun organ ve sistem hasarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, genel sağlık için elzem olan D vitamininin dikkatsiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />D vitamini önemli görevler üstleniyor<br />D vitamininin güneş ışığı sayesinde vücutta doğal olarak üretilebilen ve genel sağlığımız için büyük öneme sahip bir vitamin olduğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Özellikle kemik gelişimi ve korunmasında önemli rol oynar. Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin bağırsaklardan emilimini destekleyerek, kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Bu yönüyle, sadece çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yetişkinlik ve yaşlılıkta da kemik sağlığının korunmasında kritik bir işlev üstlenir. D vitamini yalnızca kemiklerle sınırlı bir görev üstlenmez. Aynı zamanda kas fonksiyonlarının sağlıklı şekilde sürdürülmesi, sinir sisteminin verimli işleyişi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonu için de gereklidir” dedi.<br />D vitamini düzeyi, 30-50 ng/ml arasında olmalı<br />D vitamini düzeyinin 30ng/ml üzerinde olmasının normal düzey olarak kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini değerleri, 30 ng/ml ve üzerinde normal; 20–30 ng/ml arasında yetersizlik; 10–20 ng/ml arasında eksiklik; 10 ng/ml altında ciddi eksiklik olarak kabul edilmektedir. Hedeflenen, serum D Vitamini düzeyini 30-50 ng/ml arasına çıkartmak veya bu düzeyde tutmaktır. Önerilen günlük D vitamini alım miktarı ise yaşa göre farklılık göstermektedir. 1 yaşına kadar günlük 400 iu, 70 yaşına kadar 600 iu ve 70 yaş üzeri 800 iu olarak alınmalıdır” dedi. <br />D vitamini yüksekliği ciddi bir sağlık sorunu<br />Son yıllarda D vitamini hakkında toplumda büyük bir farkındalık oluştuğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Eksikliğinin ne kadar önemli olduğu anlaşıldıkça, birçok kişi bu vitamini daha sık kullanmaya başladı. Ancak bu farkındalık ve dikkatsiz kullanım zararlı etkileri de beraberinde getirdi. Kandaki D vitamini düzeyi 120 ng/ml’nin üzerine çıktığında, D vitamini fazlalığı olarak adlandırılır. 150 ng/ml’nin üzerinde ise toksik seviye olarak kabul edilir ve bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir” uyarısında bulundu.<br />Yaygın kullanım hataları yapılıyor<br />D vitamini yüksekliğine yol açabilecek yaygın kullanım hatalarına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, basit ve yan etkisiz bir vitamin olduğu düşünülerek fazla kullanımın zararsız sanılması, herhangi bir hastalık ya da eksiklik olmamasına rağmen gereksiz şekilde takviye alınması ve ‘eksiklik oluşmasın’ düşüncesiyle önlem amaçlı kendi kendine kullanmanın D vitamini yüksekliğine yol açtığını söyledi.<br />Bebek ve çocuklarda gereksiz kullanıma dikkat!<br />Özellikle bebek ve çocuklarda gereksiz D vitamini kullanımına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Bazı ebeveynlerin çocuğun erken yürümesi veya diş çıkarması için gelişigüzel D vitamini vermesi gereksiz D vitamini kullanımına sebep olmaktadır. D vitamini iştah açar diye düşüncesiyle iştah açıcı gibi kullanılması hatalı uygulamalar arasında gelmektedir. Günlük ihtiyacı olan D vitamini dozunu alan çocukta ekstra verilen multivitamin veya ilaçlarda da bulunan D vitamininin dikkate alınmadan beraber kullanılması, doktora danışılmadan, normal düzeyde D vitamini olan çocuğa aralıklı olarak fazladan ek doz verilmesi ve özellikle bebek ve çocuklarda piyasada bulunan yüksek dozda ampul formunun ebeveynler veya sağlık personeli tarafından kullanılması da D vitamini yüksekliğine yol açan önemli etkenlerdir” uyarısında bulundu.<br />Bebeklerde kusma D vitamini yüksekliği belirtisi olabilir<br />Bebeklerde D vitamini yüksekliğinin en sık kusma şikayetiyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için uzun süre depolanarak bağırsak ve kemik üzerine etki edip kan kalsiyum düzeyinin uzun süre yüksekliğine yol açabilir. Bazı insanlarda D vitamini duyarlılığı vardır ve hafif yüksek verilmesi durumunda bile toksik etki yapabilmektedir, bu açıdan da dikkatli olunmalıdır” dedi.<br />Gebelikte ve emzirme döneminde dikkatli kullanılmalı<br />D vitamini kullanımına özellikle gebelik ve emzirme dönemlerinde dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, gebelikte uygun olmayan dozda D vitamini kullanmanın hem anneye hem de bebeğe zarar verebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Annenin aldığı vitamin çocuğa da geçerek kalsiyum yükselmesine yol açabilir. Bebeklerde kalsiyum yüksekliği mental ve fiziksel gelişmede gerileme riski oluşturabilir. Gebelerde yüksek D vitamini anne karnındaki bebekte şekil bozukluklarına, doğumdan sonra da oluşabilecek kalsiyum dengesizliği yenidoğanda kasılma ve nöbetlere neden olabilmektedir. Emzirme döneminde fazla D vitamini sütle bebeğe geçmektedir. O nedenle uygun dozda alınması önemlidir” dedi.</p>
<p>Yüksek D vitamini kandaki kalsiyum değerini yükseltiyor<br />Yüksek D vitaminin zararlı etkilerinin sindirim sisteminden kalsiyumun daha fazla emilerek kandaki kalsiyum değerini yükseltmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Anormal kalsiyum düzeyi, santral sinir sistemi, kardiyovasküler sistem, kas-iskelet sistemi, deri, sindirim sistemi ve böbrek dahil olmak üzere çok sayıda organ ve sistemi etkileyebilecek geniş bir spektrumda seyredebilir” diye konuştu.<br />Kalsiyum yüksekliği pek çok sistemi etkileyebiliyor<br />D vitamini fazlalığına bağlı oluşan kalsiyum yüksekliğinin organ ve sistemler üzerinde pek çok etkiye yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Muharrem Çidem, bu etkileri şöyle anlattı:<br />“Nörolojik sistemde huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, sinirlilik, depresyon, uykuya eğilim ve psikotik belirtiler ortaya çıkabilir. Kardiyovasküler sistemde kalp ritminde bozulmalar ve aritmi, kan basıncında değişiklikler ve hipertansiyon oluşabilir. Kas-iskelet sisteminde kaslarda güçsüzlük ve yorgunluk görülebilir. Dermatolojik etki olarak kaşıntı ortaya çıkabilirken sindirim sisteminde bulantı ve kusma, ağız kuruluğu ve aşırı su içme ihtiyacı, kabızlık ve iştahsızlık sorunları ortaya çıkabilir. Böbreklerle ilgili renal sistemde önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Böbrekler, kandaki fazla kalsiyumu atmaya çalışır. Bu süreç, zaman içinde böbrek fonksiyonlarında bozulma, böbrek yetmezliği, sık ve bol miktarda idrara çıkma gibi sorunlara neden olabilir. Kalsiyum, fizyolojik düzeyin üzerine çıktığında çeşitli organlarda birikerek patolojik sonuçlara yol açabilir. Böbrekte biriken kalsiyum böbrek taşı gelişimine neden olurken; koroner arter duvarlarında biriken kalsiyum, damar sertliği ve aterosklerotik plak oluşumu ile ilişkilendirilmektedir.”<br />Bu uyarılara kulak verilmeli<br />Prof. Dr. Muharrem Çidem, D vitamini kullanımında dikkat edilmesi gereken noktaları ve uyarılarını şöyle sıraladı:<br />-D vitamini, sağlığımız için gereklidir ancak fazlası zararlıdır.<br />-Yüksek doz alımı, kanda kalsiyum artışına, bu durum da organ ve sistem hasarına yol açabilir.<br />-Bebekler ve çocuklar fazlalıktan en çok etkilenen risk grubudur. Bebek ve çocuklarda  özellikle yüksek doz D vitamini içeren ampul formundan kaçınmak daha uygun olacaktır.<br />-Gebelikte ve emzirme döneminde vitamin D düzeyine bakılarak doktor önerisiyle kullanıma özellikle dikkat edilmelidir.<br />&#8211; Takviye, mutlaka doktor önerisiyle ve takibiyle yapılmalıdır.<br />&#8211; En doğru yaklaşım: Bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanımdır.<br />-D vitamini nispeten güvenli bir vitamindir ama yüksek dozları toksiktir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Oyun oynayan çocuk hayata hazırlanır&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyun-oynayan-cocuk-hayata-hazirlanir-599743</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydoğan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hayata]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlanır]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[oynayan]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunun]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599743</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aynur Aydoğan, oyunun çocukların dünyayı tanıma, anlamlandırma ve hayata hazırlanma süreçlerinde önemli bir rol oynadığını vurgulayarak ebeveynlere çocukların oyun temelli öğrenme sürecini destekleyecek önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-oynayan-cocuk-hayata-hazirlanir-599743">&#8216;Oyun oynayan çocuk hayata hazırlanır&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aynur Aydoğan, oyunun çocukların dünyayı tanıma, anlamlandırma ve hayata hazırlanma süreçlerinde önemli bir rol oynadığını vurgulayarak ebeveynlere çocukların oyun temelli öğrenme sürecini destekleyecek önerilerde bulundu.</p>
<p>Oyun temelli öğrenmenin çocuğun bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimini destekleyen temel bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken Aydoğan, “Oyun çocuk için sadece bir eğlence değil, temel bir gelişim ihtiyacıdır ve literatürde de ‘çocuğun işi’ olarak tanımlanır. Oyun, beyin gelişimini destekler, duygusal zekayı güçlendirir, çocukların sosyal beceriler kazanmalarına ve yaşamın getireceği zorluklara karşı donanımlı olmalarına olanak tanır” dedi. </p>
<p><strong>Oyun temelli öğrenme, kalıcı ve anlamlı öğrenmeyi destekliyor</strong></p>
<p>Oyun temelli öğrenmenin, klasik öğrenme yöntemlerinden çocuğu merkeze almasıyla ayrıştığını belirten Aydoğan, bu yaklaşımda çocukların pasif dinleyiciler değil, öğrenme sürecinin aktif katılımcıları olduğunu ifade etti. Aydoğan, “Oyun temelli öğrenme, problem çözme, strateji geliştirme, işbirliği ve yaratıcılığı destekler, öğrenmeyi eğlencenin doğal bir parçası haline getirir. Hata yapmanın öğrenme sürecinin bir parçası olarak gören çocuk denemekten korkmaz” diye konuştu. </p>
<p><strong>‘Yaratıcılık oyunla besleniyor’</strong></p>
<p>Yaratıcılığın doğuştan gelen bir potansiyel olduğunu ancak oyun ve deneyimle şekillendiğini belirten Aydoğan, “Eğitim, deneyimler, merakı besleme, farklı bakış açılarına açık olma ve özellikle oyun gibi faaliyetler yaratıcılığı büyük ölçüde şekillendirir ve güçlendirir. Hayali senaryolar, farklı bakış açıları geliştirmeyi ve sembolik düşünmeyi teşvik eder. Oyunun esnek ve yapılandırılmamış doğası, zihinsel esnekliği ve düşünce akıcılığını artırır” dedi.</p>
<p><strong>Her yaşın oyunu farklı</strong></p>
<p>Çocukların yaşlarına göre oyun ihtiyaçlarının değiştiğine dikkat çeken Aydoğan, bebeklikten ergenliğe kadar her dönemin kendine özgü oyun türleri olduğunu belirtti. Duyusal oyunlardan sembolik oyunlara, kurallı takım oyunlarından stratejik ve yaratıcı üretimlere uzanan bu süreçte, en önemli ölçütün çocuğun oyundan keyif alması ve aktif olması olduğunu ifade etti.</p>
<p>Oyunun yalnızca çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Aydoğan, ergenlikten ileri yaşlara kadar oyunun stres azaltıcı, yaratıcılığı canlı tutan ve zihinsel esnekliği artıran bir rol oynadığını belirtti. Aydoğan “Oyun insan ruhunun ve zihninin her yaşta canlı kalmasını sağlayan temel bir ihtiyaç ve gelişim aracıdır” dedi.</p>
<p><strong>‘Ebeveynler oyuna müdahale etmemeli’</strong></p>
<p>Ebeveynlere yönelik önerilerde bulunan Aydoğan, onlara çocuklarının oyununa eşlik etmelerini ve oyunun doğal akışına saygı göstermelerini tavsiye etti.  Oyuna bilinçli şekilde zaman ayırmanın önemine dikkat çeken Aydoğan, “Ebeveynlerin çocuğun kurguladığı oyuna yön vermek yerine eşlik etmeleri, sorularla hayal gücünü desteklemeleri ve çocuğun liderliğini takip etmeleri büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Oyuna aşırı müdahalenin çocukların yaratıcılığını ve bağımsızlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Aydoğan, ebeveynlerin çocuğun oyununa sürekli müdahale etmesinin, oyunun kurallarını belirlemesinin ya da oyun tamamlanmadan başka bir oyuna yönlendirmesinin sık karşılaşılan hatalar arasında yer aldığını ifade etti. Aydoğan, “Bu tutumlar çocukların hayal gücünü kullanmasını ve bağımsız düşünme becerilerini geliştirmesini sınırlar, aynı zamanda liderlik, uyum ve dikkat süreleri üzerinde de olumsuz etki yaratabilir” dedi.</p>
<p><strong>‘Dijital ve fiziksel oyun arasında denge kurulmalı’</strong></p>
<p>Dijital oyunların bilinçli ve dengeli kullanımının önemine değinen Aydoğan, doğru seçilen dijital oyunların bilişsel ve sosyal becerileri desteklerken el-göz koordinasyonu, refleksler ve ince motor becerilerinin gelişimine de katkı sunduğunu ifade etti. Fiziksel oyunların ise çocukların sağlıklı gelişimi için vazgeçilmez olduğunu belirten Aydoğan, “Ailelerin dijital ve fiziksel oyunlar arasında dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerekir. Bu sayede çocuklar hem teknolojinin faydalarından yararlanır hem de fiziksel ve sosyal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilirler” dedi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-oynayan-cocuk-hayata-hazirlanir-599743">&#8216;Oyun oynayan çocuk hayata hazırlanır&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise beslenmenin, özellikle beynin enerji metabolizmasını hedef alan yaklaşımların, Alzheimer tedavisinde destekleyici bir rol oynayabileceği tartışılıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer ve beslenme ilişkisini ele alan güncel bilimsel çalışmalara dikkat çekerek, ketojenik diyetin beyin enerji kullanımı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırıldığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre keton cisimlerinin beyin için alternatif bir enerji kaynağı oluşturması, Alzheimer’da görülen glukoz kullanımındaki bozulmalar açısından umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilimsel çalışmalar, ketojenik diyetin Alzheimer hastalığında beyin fonksiyonlarını ve bilişsel işlevlerin korunmasını destekleyebileceğine işaret ediyor; bu alandaki bulgular ise giderek artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişiyi etkileyen Alzheimer, demansın en yaygın nedeni olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise 700 binin üzerinde hastayı ilgilendiren bu hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar daha çok semptomların kontrol altına alınmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına odaklanıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada beslenme temelli stratejilerin, özellikle de ketojenik diyetin, destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>Ketojenik diyet, vücudu alıştığı enerji düzeninden çıkarıp farklı bir “yakıt sistemine” geçiren özel bir beslenme modeli olarak biliniyor. Yani ketojenik diyette karbonhidrat çok ciddi şekilde kısıtlanıyor, yağ oranı artırılıyor, protein ise kontrollü tutuluyor. “Burada amaç, vücudu ketozis denen metabolik duruma sokmak. Bu durumda vücut enerji için glukoz yerine yağdan üretilen ketonları kullanmaya başlıyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer hastalığında beynin enerji kullanımında ciddi bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor: “Sağlıklı bir beyinde temel enerji kaynağı glukozdur. Ancak Alzheimer hastalığında beynin glukozu kullanma kapasitesi azalır. Nöronlar adeta aç kalır. Bu noktada keton cisimcikleri, beyin için alternatif ve daha kolay kullanılabilen bir yakıt haline gelir”… </p>
<p>Araştırmalara göre ketojenik diyetin Alzheimer hastalarında tedaviye olumlu etki ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Ketojenik diyet karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan zengin bir beslenme modeli sunarak vücudu keton üretimine yönlendiriyor. Böylece beyin, glukoz yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Yani beynin aç kalan hücrelerine alternatif bir enerji kapısı açılıyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>10 Klinik Çalışma, 691 Hastada Dikkat Çeken Sonuçlar</strong></p>
<p>2024 yılında <em>The Journal of Nutrition, Health &#038; Aging</em> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, Alzheimer hastalarında ketojenik diyet ve orta zincirli trigliserit (MCT) bazlı beslenme yaklaşımlarını inceleyen 10 farklı klinik çalışmayı analiz etti. Toplam 691 Alzheimer hastasının yer aldığı bu çalışmalarda, ketojenik veya MCT yağdan zengin diyet uygulanan bireylerde bilişsel işlevlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu bulguları şöyle değerlendiriyor:</p>
<p>“Mini Mental Durum Testi (MMSE) ve ADAS-Cog gibi bilişsel değerlendirme testlerinde belirgin puan artışları görülmesi son derece önemli. Bu, diyetin yalnızca teorik değil, klinik olarak da ölçülebilir bir etki yaratabildiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ketojenik Diyet Herkese Uygun Değil </strong></p>
<p>Ketojenik diyetin Alzheimer üzerindeki etkileri yalnızca tek bir çalışmaya dayanmıyor. <em>Experimental Gerontology</em>, <em>Progress in Neurobiology</em> ve <em>Frontiers in Nutrition</em> gibi saygın dergilerde yayımlanan araştırmalar, ketonların beyin hücrelerinde enerji üretimini artırabildiğini, oksidatif stresi azaltabileceğini ve bazı hastalarda hafıza performansını destekleyebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Literatürdeki ortak noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışmaların büyük bölümü, ketojenik yaklaşımın Alzheimer’da bozulan enerji dengesini kısmen de olsa yeniden kurabildiğini söylüyor. Ancak bilim insanları bu etkiyi ‘umut verici ama sınırlı’ olarak tanımlıyor” diyor. </p>
<p>Her bilimsel bulguda olduğu gibi, ketojenik diyetin de riskleri bulunuyor. İncelenen çalışmalarda bazı katılımcılarda trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerinde artış gözlendi. Ayrıca diyetin katı yapısı nedeniyle bazı hastaların uzun süre uyum sağlayamadığı bildirildi. Ketojenik diyetin herkese uygun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Özellikle kalp-damar hastalığı, lipid metabolizma bozuklukları olan bireylerde mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde planlanmalıdır” şeklinde uyarıda bulunuyor. </p>
<p><strong>Alzheimer’da Beslenme Yaşam Kalitesini Yükseltiyor </strong></p>
<p>Mevcut çalışmaların önemli bir kısıtlılığı, sürenin genellikle 8–12 hafta ile sınırlı olması. Uzun yıllar süren bir hastalık olan Alzheimer’da, ketojenik diyetin uzun vadeli etkileri ve güvenliği henüz net değil.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada temkinli iyimserlik çağrısı yapıyor:</p>
<p>“Bugün için şunu söyleyebiliriz: Ketojenik diyet Alzheimer’da bazı ilaçların etkisini taklit edebilir, hatta destekleyebilir. Ancak ilacın yerini alacak mucizevi bir çözüm olarak görülmemelidir.”</p>
<p>Alzheimer hastalığıyla mücadelede beslenme, giderek daha güçlü bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Ketojenik diyet, beynin enerji krizine alternatif bir yol sunarak umut verici bir pencere açıyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye özel, kontrollü ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiği konusunda hemfikir.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme, Alzheimer’da tek başına bir tedavi değil; ama doğru planlandığında hastaların yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunabilecek güçlü bir araçtır. Önümüzdeki yıllarda daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla bu tablonun çok daha netleşeceğine inanıyoruz” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimsel Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun oluşumunda en güçlü teori, gün ışığı miktarındaki azalmanın beyin kimyasını etkilemesidir. Güneş ışığının azalması, beyinde duygu durumu, uyku ve iştahı düzenleyen serotonin ve melatonin gibi hormonların dengesini bozar” dedi. Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, halk arasında kış depresyonu olarak da bilinen mevsimsel depresyona ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Gün ışığının azalması, beyin kimyasını etkiliyor<br />Mevsimsel depresyonun, “klinik olarak mevsimsel döngülerle ilişkili depresyon” olarak adlandırılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun temel özelliği, depresyon belirtilerinin yılın belirli mevsimlerinde, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlaması, diğer mevsimlerde ise semptomların ya tamamen geçmesi ya da bozukluk şiddetine erişmeyecek düzeye gerilemesidir. Bu doğal gidiş, sürecin güneş ışığı ile doğrudan ilişkili olduğuna en büyük delalettir. Bu durum, sadece ‘kendini kötü hissetme’ ile tanımlanmaz, günlük işlevselliği bozacak düzeyde bir klinik tablo ile seyreder” dedi. <br />Kış depresyonu, mevsimsel depresyonun alt türü<br />Mevsimsel depresyon ile kış depresyonunun tamamen aynı olmadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, halk arasında daha çok ‘kış depresyonu’ veya ‘kış hüznü’ olarak bilinir çünkü vakaların büyük çoğunluğu sonbahar-kış aylarında görülür. Ancak mevsimsel depresyonun nadir de olsa ‘yaz tipi’ de bulunmaktadır. Yaz tipinde belirtiler genellikle ilkbahar-yaz aylarında başlar ve uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve kaygı daha ön planda olabilir. Kış tipi ise daha yaygındır ve aşırı uyku isteği, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar kaşı aşırı yönelme, iştah artışı ve kilo alma gibi ‘tipik olmayan depresyon’ belirtileriyle karakterizedir. Dolayısıyla ‘mevsimsel depresyon’ daha kapsayıcı bir terimken, ‘kış depresyonu’ onun en sık görülen alt türü olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.<br />Kış hüznü, normal ve geçici bir durumdur<br />Kış aylarında depresif duyguların ortaya çıkmasının normal olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Kış aylarında havanın erken kararması, soğuk, kapalı hava ve sosyal aktivitelerin azalması nedeniyle bir miktar hüzün, enerji düşüklüğü ve içe kapanma eğilimi birçok insan için normal ve geçici bir durumdur. Buna bazen ‘kış hüznü’ denir. Ancak bu duygular, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmuyorsa ve haftalar boyunca süren derin bir çökkünlük haline dönüşmüyorsa, patolojik bir depresyondan farklıdır. Güneşin bol olduğu zamanlarda insanların çoğunluğu, kendilerini daha neşeli ve huzurlu hissederler. Kış aylarında görülen depresyonun çeşitli nedenleri vardır. Bunun nedenleri; en başta ışık eksikliği dile getirilebilir. Güneş ışığındaki azalma, serotonin üretimini düşürür ve melatonin üretimini artırır. Melatonin uykunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu dengesizlik, enerji kaybı, uyku düzensizliği ve çökkün duygu duruma yol açar. Ayrıca soğuk hava nedeniyle sosyalleşme çabaları, fiziksel aktivite ve dışarı çıkma eğilimi azalır. Bu durumlar psikobiyolojik etkileri ile depresyona girmeye zemin hazırlayabilir. Kasvetli duygulanım ve karanlık hava, olumsuz düşünce kalıplarını ve karamsarlığı tetikleyebilir. Mevsimsel özellikli depresyonların güneş ışığının yıl boyunca az olduğu ülkelerde daha yaygın olması bu etmene bağlanabilir” şeklinde konuştu.<br />Çökkün duygu durum tablosuna dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun belirtilerinin klasik depresyon belirtileriyle büyük oranda örtüştüğünü ancak bazılarının mevsime özgü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Sıklıkla çökkün duygu durum tabloya hakimdir. Bu durum sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve düşünceleri ve değersizlik deneyimleri ile tanımlanabilir. Ayrıca daha önce keyif alınan uğraşlara karşı ilgisizlik görülür.  Bu ilgisizlik çeşitli hobileri, sosyal faaliyetleri kapsayabilir. Aşırı yorgunluk, enerji kaybı, fazla uyumaya meyilli olma, aşırı karbonhidratlı gıda tüketme, kilo alımı, dikkati toparlayamama, sosyal çekilme, kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi, huzursuzluk ya da zihinsel yavaşlama diğer önemli bulgulardır” dedi.<br />Mevsimsel depresyon 4-5 ay sürebilir<br />Mevsimsel depresyonun sonbaharda başlayarak ilkbahara kadar sürebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, genelde bir döngüseldir ve tanımlanan zaman aralıklarında, mevsimsel değişikliklerle ilişkilidir. Belirtiler genellikle sonbahar aylarında başlar, kış boyunca en şiddetli halini alır ve ilkbahar aylarında güneş ışığının artmasıyla birlikte hafifleyerek ya da tamamen ortadan kalkarak düzelir. Bu, ortalama 4-5 aylık bir süreyi kapsar. Ancak bu süre kişiden kişiye, yaşanılan coğrafyanın enlemine ve o yılın hava koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda, depresyon hali iyi tedavi edilmezse her döngüde semptomlar tekrarlayabilir” uyarısında bulundu. <br />Ne zaman uzmana başvurmak gerekir?<br />&#8220;Kış hüznü&#8221; ile klinik düzeydeki &#8220;mevsimsel depresyon&#8221; arasındaki en kritik ayrımın, işlevselliğin bozulması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Bazı durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: Belirtiler her gün, günün büyük bölümünde hissediliyorsa, işe ya da okula gitmek, ev işlerini yapmak, sosyal ilişkileri sürdürmek büyük ölçüde zorlaştıysa veya imkânsız hale geldiyse mutlaka uzmana danışılmalıdır. Uyku ve iştah düzensizlikleri yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyorsa, umutsuzluk, çaresizlik düşünceleri yoğunsa, ölüm veya intihar düşünceleri varsa vakit kaybedilmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. İntihar düşüncelerinin olması vakanın oldukça şiddetli olduğunu ve aciliyet arz ettiğini gösterir. Kısacası ‘Biraz keyifsizim’ değil de ‘Artık hiçbir şey yapamıyorum, hayat çekilmez geliyor’ noktasına gelindiğinde profesyonel destek alınması hayati önem taşır” uyarısında bulundu.<br />Tedavi edilmezse kronikleşebilir<br />Mevsimsel depresyona zamanında müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon tedavi edilmezse, sadece birkaç aylık bir sorun olmaktan çıkıp kronikleşebilir ve kişinin hayatında ciddi yeti yitimlerine sebep olabilir. Öncelikle iş, okul performansında düşme ve sosyal ilişkilerde geri çekilmeye sebep olabilir. Diğer depresyon tiplerinde olduğu gibi alkol ve diğer kötüye kullanılan maddelere yönelimi artırabilir. Mevsimsel depresyon sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres nedeniyle başka tıbbi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Depresyonun şiddetli biçimlerinde intihar riski, azımsanmayacak düzeyde yüksektir” uyarısında bulundu.<br />Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalı<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Öncelikle biyolojik nedenselliği zayıflatmak için güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Gündüz saatlerinde bu imkân daha olanaklı hale gelir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Eğer imkân varsa açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Egzersizin kendisi tüm depresyon biçimlerinde fayda sağlayabilir. Bununla birlikte dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Ayrıca sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir” dedi.<br />Uyku düzenine dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesinde bir diğer önemli hususun da uyku düzeni olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir. Stres yönetimine de dikkat etmek gerekir. Stresli uğraşlardan uzak durmaya çalışmak koruyucu olabilir. Eğer birey geçmiş yıllarda da benzeri sorunlar yaşamışsa ve bu sorunlar şiddetli arazlara sebep olmuşsa depresyonun hemen başlangıcında profesyonel yardım arayışı son derece önemlidir” uyarısında bulundu.<br />Mevsimsel depresyon ihmal edilmemeli<br />Mevsimsel depresyonun ihmal edilmemesi gereken bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Bu doğal bir ‘tembellik’ veya ‘mizaç ve karakter’ özelliği değil, biyolojik temelli bir gerçekliktir. Farkındalık ve erken müdahale son derece önemlidir. Birey kendinde ya da bir yakınında belirtiler fark ettiğinde erken müdahale olanaklarını araştırmalıdır” dedi. <br />Mevsimsel depresyon tedavi edilebilir<br />Mevsimsel depresyonun oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hasan Belli, tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:<br />Fototerapi (Işık Tedavisi): En spesifik ve etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Özel bir cihazdan sabahları 30 dakika kadar parlak beyaz ışığa maruz kalmak, güneş ışığının eksikliğini telafi ederek beyin kimyasını düzenler. Etkisi genellikle birkaç gün ila iki hafta içinde görülmeye başlar.<br />Psikoterapi: Çeşitli psikoterapi biçimleri tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapiler olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye, davranışları aktiviteyle yeniden düzenlemeye ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayacak beceriler geliştirmeye odaklanır. Bunlara ilaveten bazı terapi ekolleri olumsuz duygulanımlara odaklanarak bunlarla baş edebilme kapasitesini artırırlar. <br />İlaç Tedavisi: Şiddetli vakalarda, çeşitli antidepresan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılabilir. Daha önce de benzeri karakterde depresyon döngüleri deneyimlemiş kişilerde, belirtiler başlamadan önce koruyucu amaçlı olarak antidepresan tedavi başlanıp, mevsim geçince kademeli olarak kesilebilir.<br />D Vitamini Takviyesi: Kışın güneş ışınlarının az olması nedeniyle düşen D vitamini seviyeleri depresyonu şiddetlendirebilir. Doktor önerisiyle takviye alınabilir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor. Günümüzde her 36 çocuktan biri otizm tanısı alıyor. Otizmde erken teşhis çocukların gelişimi için büyük önem taşıyor. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların %50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabiliyor. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali %60’ın üzerine kadar çıkabiliyor. Ancak terapilerin 5 yaşında başlaması durumunda bu oran %5’in altına düşebiliyor. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim, otizmli bir çocuğun geleceğini tamamen değiştirebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Sağlık Bakanlığı’nın “Otizm Eylem Planı” kapsamında yer alan “16-23 Aralık Otizm Farkındalık Haftası” nedeniyle, otizm hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p><strong>Otizmi yönetmek bir ekip işidir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durumdur. Son yıllarda tanı alma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin!</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12–24 ayında gözlemlenebilir. Aşağıdaki sorulardan 2 veya daha fazlasına “hayır” diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir.</p>
<ol>
<li>Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu?</li>
<li>İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu?</li>
<li>Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu?</li>
<li>18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu?</li>
<li>Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu?</li>
<li>Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapileri, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olur. Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anlama]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçiren]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ülkeye göre değişmekle birlikte inme 2-5’inci sırada yer alırken; erken tanı, hızlı müdahale ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hem hayati risk azalıyor hem de kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor. Memorial Şişli ve Göztepe Hastaneleri Nörorehabilitasyon ve Robotik Fizik Tedavi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar bu yıl 5’incisini düzenlediği Mucize Organ Beyin Sempozyumu’nda inme konusunda önemli açıklamalarda bulunurken, inme geçiren hastalar da iyileşme süreçleri ile ilgili deneyimlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Kalıcı hasarların önüne geçmek mümkün</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akımının tıkanması ya da beyin damarlarında meydana gelen kanama sonucu gelişen ani başlangıçlı ve acil müdahale gerektiren, hayati risk yaratabilen bir rahatsızlıktır. İnme geçiren kişilerde vücutta güç kaybı, uyuşma, konuşma ya da anlama güçlüğü gibi belirtiler aniden ortaya çıkar. Bazı sinirsel felç bulguları geri döndürülebilir olsa da, uygun ve hızlı tedavi sağlanmadığında çoğu zaman kalıcı hasara yol açabilir. İnme gibi erken müdahale gerektiren bir diğer durum olan beyin hasarları ise travmalar, beyin tümörleri, kalp durmasına bağlı olarak beynin oksijensiz kalmasıyla gelişmektedir. Bu nedenle hastalıkların zamanında tedavi edilmesi hem yaşam şansını artırır hem de kalıcı sakatlık riskini belirgin bir şekilde azaltabilmektedir.</p>
<p><strong>Yürüme robotları felçli hastaları tekrar ayağa kaldırıyor</strong></p>
<p>Felçli hastaların erken dönemde müdahale ile yatağa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilmektedir. Son yıllarda inme ve beyin hasarı tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini artırmakta ve bağımsız hareket edebilme potansiyellerini iyileştirmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi liderliğinde alanında uzman fizyoterapist, ergoterapist ve konuşma-yutma terapisti eşliğinde kişiye özel planlanan çeşitli fizik tedavi yöntemleri, uygulanan nörorehabilitasyon teknikleri ve el-kol ve yürüme robotları sayesinde hastalara hem yürüme yetileri yeniden kazandırılmakta hem de ince motor becerilerini geri gerilebilmektedir. Böylelikle hastaların önemli bir bölümü yatağa bağımlılıktan kurtularak kısmi veya tam bağımsızlığa kavuşmaktadır.</p>
<p><strong>“İnme Benim Miladım Oldu”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Mucize Organ Beyin Sempozyumu” inme geçiren hastaların ilham veren hikayeleri ile büyük ilgi gördü. 16 yaşında inme geçirerek uzun bir süre yatağa bağımlı olan ancak Prof. Dr. Engin Çakar ve ekibinin tedavi uygulamaları ile yeniden hayata dönen Sude Yılmaz, hayatını inmeden önce ve sonra olarak ikiye ayırdığını belirtti.  2 kez beyin kanaması geçiren ve şuan 22 yaşında olan Sude Yılmaz yaşadığı süreci şöyle anlattı; “Hastalıkla tanışmam çok genç yaşta oldu. Daha öncesinde ara ara başım ağrıyordu; o gün arkadaşlarımdan ilaç almıştım. Daha sonra eve geldim. Normal bir baş ağrısı sandığım için hastaneye gitmeyi hiç düşünmemiştim. O gün sınavıma çalışıyordum, ailem dışarıdaydı. O sırada başım aniden çok şiddetli ağrımaya başlamış. Bu kısmı hatırlamıyorum. Normalde hiçbir ağrı için komşuya gitmem ama o gün komşumuza gidip ‘Başım çok ağrıyor, bu normal değil. Beni hastaneye götürün.’ demişim. Hastaneye vardığımızda baygınmışım ve beyin kanaması geçirmeye başlamışım. Ailem geldiğinde o hastanede beni tutmamış çünkü yeterli donanıma sahip değilmiş; başka bir hastaneye sevk edilmişim. İlk beyin kanaması durdurulmuş. Hatta kendime geldiğimde anneme, ‘Anne bugün sınavım vardı, ben neden buradayım?’ demişim. Bir–iki saat sonra ‘Sude Yılmaz ikinci beyin kanamasını geçirmiştir’ anonsu yapılmış.</p>
<p><strong>‘Yenilgiyi Bekleyen Değil, Kazanmak İçin Savaşmayı Seçen Olun’</strong></p>
<p>İlk beyin kanamasının ardından kendisini tamamen iyi hissettiğini ancak ikinci kanamanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Yılmaz, “İlk beyin kanamasından sonra her şey normalleşmişken, ikinci kanamadan sonra tamamen felç geçirmişim. Yürüyemiyor, göremiyor, hareket edemiyor; hayatla ilgili tüm fonksiyonlarımı kaybetmişim. Kendimi bile tanımıyordum, ailemi de tanımıyordum. İkinci kanama durdurulduktan sonra benim için adeta milattan önce ve milattan sonra gibi bir dönem başladı. Milattan sonrası; yeniden yürümeyi, konuşmayı, görmeyi, kendimi tanımayı öğrendiğim uzun bir süreçti. Özel nörorehabilitasyon programı ve robotik fizik tedavinin ve doktorlarımızın desteği sayesinde bugün buradayım. Bu süreçte mücadele eden herkese söylemek istediğim şu: İnme başlangıçta bir yaşam mücadelesi iken sonrasında ise özgürlük savaşıdır. Yenilgiyi bekleyen değil, kazanmak için savaşmayı seçen olun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Kimse Umudunu Kaybetmesin! Tedaviye İnanın Ve Bununla Sonuna Kadar Mücadele Edin!’</strong></p>
<p>İnme geçiren hastalardan bir diğeri ise 52 yaşındaki Armağan Erdoğan, 2018 yılında iş yerinde yaşadığı ani baş ağrısı sonrası gelişen süreci şöyle anlattı: “2018 yılının Ağustos ayında iş yerinde çalışırken başım ağrımaya başladı. Şirkette doktorlarımız vardı; tansiyonumu ölçmelerini istedim. Ancak kısa süre sonra baygınlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Beyin kanaması geçirdiğimi öğrendim. Hemen ameliyat edildim ve yaklaşık yirmi gün yoğun bakımda kaldım. Ardından taburcu oldum. Eylül ayının başında ikinci bir beyin kanaması daha geçirdim. Bu süreçten sonra tamamen ağır bir tablo gelişti. Uzun bir yoğun bakım döneminin ardından robotik fizik tedavi ile rehabilitasyon kliniğinde özel nörorehabilitasyon tedavisi almaya başladım. Aralık ayında, elimde bastonla yürüyebilir hâle gelerek tedavimi tamamladım. Şimdi hayatıma devam edebiliyorum ve yardımsız bastonsuz özgürce yürüyebiliyorum; kendi işlerimi yapıyorum, evime bakabiliyorum, araba kullanabiliyorum. Geçen yaz yüzmeye başladım. Bunlar benim için çok büyük adımlar. Bunları yapabildiğim için herkese teşekkür borçluyum. Hiç kimse vazgeçmesin. Çünkü bu tedavi mümkün. Bence kimse umudunu kaybetmesin, tedaviye inansın ve bununla sonuna kadar mücadele etsin”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 07:36:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Embriyo]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüp]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp Bebek Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda infertilite yani kısırlık oranlarındaki artış nedeniyle pek çok çift tüp bebek tedavisine başvuruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794">Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda infertilite yani kısırlık oranlarındaki artış nedeniyle pek çok çift tüp bebek tedavisine başvuruyor. Ancak üreme sağlığı ve tüp bebekle ilgili yanlış inanışlar, tedavi sürecinde gereksiz kaygı ve bilinçsiz uygulamalara yol açabiliyor. Tüm bunlar bebek sahibi olma şansını azaltabiliyorken, bilinçli yaklaşımlar ve kişiye özel tedaviler başarıyı artırıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, tüp bebek tedavisi konusunda yanlış bilinenler ve güncel tedavi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>İşte tüp bebek tedavisi ile ilgili 10 yanlış inanış:</strong></p>
<p><strong>1. “Tüp bebek tedavisi mutlaka adetin 2–3. gününde başlar”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisine kadınlarda mutlaka adet döneminin 2 ya da 3’üncü gününde başlanması yıllardır süregelen bir uygulamaydı. Bu bilgi halen çok yaygındır ve pek çok çift bu takvime göre planlama gerektiğini düşünmektedir. Ancak artık tedavi tek bir zaman dilimine bağlı kalınarak yapılmamaktadır. Günümüz tüp bebek uygulamalarında yumurtalık durumu, hormonal yanıt ve kişiye özel faktörler değerlendirilerek tedavi farklı döngü dönemlerinde başlatılabilmektedir. Random-start IVF<strong> </strong>protokolü de denilen bu uygulama; düşük yumurta rezervi, kanser öyküsü, polikistik over sendromu gibi zamanla yarışın önemli olduğu hastalarda büyük avantaj sağlamaktadır. </p>
<p><strong>2. “Tek embriyo başarı ihtimalini düşürür”</strong></p>
<p>Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerde tedavi ile elde edilen embriyo sayısının düşük olması eşleri umutsuzluğa düşürebilmektedir. Ancak “Ne kadar çok embriyo, o kadar yüksek başarı” inanışı artık geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktör embriyonun genetik sağlığıdır. Günümüzde PGT-A gibi genetik tarama yöntemleri, embriyoların kromozomal yapısını inceleyerek hangi embriyonun sağlıklı olduğunu gösterebilmektedir. Dolayısıyla tek, ama kaliteli bir embriyo; birden fazla düşük kaliteli embriyodan çok daha yüksek başarı sağlayabilmektedir.</p>
<p><strong>3. “Embriyo transferinden sonra kalkmadan yatmak gerekir”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavi sürecinde kadınların embriyo transferi sonrası uzun süre yatak istirahatine alınması yakın bir zamana kadar yaygın bir uygulamaydı. Ancak yıllar içinde yapılan bilimsel çalışmalar, bunun gebelik oranlarını artırmadığını ortaya koydu. Burada öncelikle embriyonun rahme tutunma sürecinin hareket etmekle bozulacak kadar hassas bir mekanizma olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Rahim kas yapısı embriyoyu koruyan ve sabitleyen güçlü bir yapıya sahiptir. Uzun süre yatmak ise tam aksine kişiyi strese sokabilir, anksiyeteyi artırabilir, kan dolaşımını yavaşlatabilir, dolayısıyla sürece olumsuz etki edebilmektedir. Günümüzde embriyo transferi sonrası normal günlük rutinlere dönülmesi önerilmektedir. Kişi iş ve sosyal yaşamına devam etmeli, bu süreci sağlıklı ve keyifli bir şekilde geçirmeye dikkat etmelidir. </p>
<p><strong>4. “Yapay zekâ tüp bebekte sadece görüntü işlemek için kullanılır”</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık tüp bebek alanında çok daha aktif bir rol oynamaktadır. Embriyo gelişim süreci, zaman atlamalı görüntüleme sistemleriyle saniye saniye kaydedilmektedir. Bu görüntüler yapay zekâ algoritmaları tarafından analiz edilmekte ve embriyonun gelişim modeli, tutunma ihtimali ve genetik normalliği üzerine öngörüde bulunulabilmektedir. Yapay zeka sistemleri, embriyonun hücre bölünme hızından şekil bütünlüğüne kadar birçok veriyi saniyeler içinde değerlendirerek tutunma ihtimali en yüksek embriyoyu belirler. Bu sayede embriyo seçimi sadece gözle değil, veriye dayalı olarak yapılabilmektedir. Bu da başarı şansını artıran çok önemli bir adımdır.</p>
<p><strong>5. “Pıhtılaşma sorunu sadece gebeliğin ileri dönemlerinde önemlidir”</strong></p>
<p>Trombofili yani pıhtılaşma sorunu sadece gebelik ilerledikçe önem kazanan bir durum değildir. Trombofili tüp bebek tedavisinde embriyonun tutunmasını zorlaştırabilir. Rahim içi kan dolaşımı bozulduğunda gebelik şansı azalır. Tekrarlayan düşük, tekrarlayan başarısız deneme<strong> </strong>veya aile öyküsü gibi durumlarda doktorun bu konuyu değerlendirmesi önemlidir. Pratik kan testleriyle bu durum saptanabilir ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir</p>
<p><strong>6. “İleri yaşta yumurta toplama anne olma şansını azaltır”</strong></p>
<p>Kadın yaşı, yumurta sayısı ve kalitesini etkileyebilmektedir. Ancak günümüzde hormon dozlarının kişiye göre ayarlanabildiği, kişiselleştirilmiş tedavi protokolleri sayesinde ileri yaşta da başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Ayrıca bazı kadınlarda 40 yaş sonrası bile biyolojik rezerv beklenenden iyi olabilmektedir. Bilim artık yaş sınırının değil, kişisel değerlendirmenin kıymetli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle ileri yaşta da olsa bebek hayali olan çiftlerin mutlaka bu konuda deneyimli uzmanlar tarafından değerlendirilmesi önemlidir.</p>
<p><strong>7. “Dondurulmuş embriyo taze embriyo kadar kaliteli değil”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavisine başvuran pek çok çift embriyoların dondurulmadan hemen transfer edilmesi durumunda daha çabuk bebek sahibi olabileceklerini düşünmektedir. Ancak araştırmalar, dondurulmuş embriyo transferi sonuçlarının taze transfer kadar başarılı olduğunu, hatta bazı durumlarda daha iyi sonuç verdiğini göstermektedir. Modern vitrifikasyon yöntemi sayesinde embriyolar çok hızlı ve zarar görmeden dondurulup saklanabilmekte ve en uygun zamanda sağlıklı bir sonuç için transfer edilmektedir. </p>
<p><strong>8. “Genetik hastalık taşımıyorsam embriyo genetiğine baktırmama gerek yok”</strong></p>
<p>Pek çok kişi genetik embriyolarda genetik taramanın sadece kalıtsal hastalıklar için yapıldığını sanmaktadır. Oysa embriyolardaki kromozomal hataların büyük bölümü anne-babadan geçmemekte; yumurta ve spermin birleşmesi sırasında rastlantısal olarak oluşmaktadır. Bu nedenle belirli durumlarda genetik tarama yapılması, tedavi sürecini daha doğru yönlendirmektedir.</p>
<p><strong>9. “Tüp bebek başarısızlığının tek nedeni strestir”</strong></p>
<p>Tüp bebek tedavi sürecinin seyrinde stres önemli bir faktördür ancak tek başına belirleyici özelliğe sahip değildir. Rahim hazırlığı, embriyo kalitesi, hormonal yanıt ve kişiye özel tedavi planlamasının tüp bebek tedavisinin başarısı ve sağlıklı bir gebelik için çok daha güçlü etkileri bulunmaktadır. Bu süreçte çiftler için stres kontrolü gereklidir fakat “başarı tamamen strese bağlı” anlayışı doğru değildir.</p>
<p><strong>10. Tüp bebek tedavisinde tek amaç çok embriyo elde etmektir?”</strong></p>
<p>Bu düşünce de geçmişte kalmış bir bakış açısının uzantısıdır. Günümüzde tüp bebek tedavisinde hedef çok embriyo üretmek değil; en doğru embriyoyu belirlemektir. Yüksek embriyo sayısı her zaman yüksek başarı anlamına gelmez. Tedavide önemli olan genetik potansiyeli yüksek embriyonun doğru zamanda rahimle buluşmasıdır.</p>
<p>Tüp bebek tedavisinin artık standart kalıplarla ilerleyen bir süreç olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Her çift farklıdır ve başarı şansı, doğru değerlendirme, güncel bilgi ve kişiye özel yaklaşımla artırılmakta, modern uygulamalarla çok sayıda çift bebek hayallerine kavuşmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tup-bebekte-dogru-bilinen-10-yanlisa-dikkat-597794">Tüp Bebekte Doğru Bilinen 10 Yanlışa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar yeni yerlerinde hayat bulacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agaclar-yeni-yerlerinde-hayat-bulacak-597118</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 08:21:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[bulacak]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çimler]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[sökülen]]></category>
		<category><![CDATA[Tramvay Hattı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yerlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597118</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin raylı sistem ağına eklediği Kartepe Tramvay Hattı’nda çalışmalar sürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agaclar-yeni-yerlerinde-hayat-bulacak-597118">Ağaçlar yeni yerlerinde hayat bulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin raylı sistem ağına eklediği Kartepe Tramvay Hattı’nda çalışmalar sürüyor. Tramvay hattının yapımı için dikkatlice sökülen bölgedeki ağaçlar, Büyükşehir Belediyesi’nin fidanlığında bir sonraki dikim yerleri için hazır hale getiriliyor. Çalışma sahasından kaldırılan çimler de başka alanlarda değerlendiriliyor.</p>
<p><b>SÖKÜLEN AĞAÇLAR BAKIMA ALINIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yatırımlarıyla kent içi trafiğine nefes aldıran tramvay şimdi de Kartepe’ye uzanıyor. Önümüzdeki aylarda İzmit’ten Kartepe’ye kadar kesintisiz bir şekilde ulaşacak olan tramvay hattı için çalışmalar başladı. Son sürat devam eden çalışmalarda tramvay hattı için kazı işlemi yapılıyor. Bölgede kazı çalışmasından dolayı sökülen ağaçlar Büyükşehir’in fidanlığında bakıma alınıyor.</p>
<p><b>BAKIMI YAPILACAK, KÖKLERİ GÜÇLENDİRİLECEK</b></p>
<p>Alikahya Stadyum istasyonundan Kartepe’ye uzanacak olan tramvay hattı için bölgedeki ağaçlar Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından dikkatlice sökülüyor. Sökülüp özel bez ve aparatla Başiskele’de bulunan Büyükşehir Belediyesi’ne ait fidanlığa götürülen ağaçlar, burada saksıda muhafaza ediliyor. Bir sonraki dikim yerine kadar özenle saklanan ağaçların bakımı ve budaması da yine fidanlıkta yapılıyor.</p>
<p><b>ÇİMLER BAŞKA ALANLARDA DEĞERLENDİRİLİYOR</b></p>
<p>Bölgedeki ağaçların yanı sıra kaldırımları ve yol kenarlarını süsleyen çimler de alandan dikkatli bir şekilde taşınıyor. Tramvay hattı çalışması yapılacak bölgedeki çimler, özel makine ile dikkatle sökülüyor, rulo haline getirilerek bakımları yapılmak üzere alandan alınıyor. Bakımı yapılan çimler kentin yeşil alanlarında kullanılmak üzere yeniden hazır hale getiriliyor.</p>
<p><b>“FİDANLAR VE ÇİMLER ZİYAN OLMUYOR”</b></p>
<p>Tramvay çalışması sırasında sökülen ağaçların en iyi şekilde değerlendirildiğine dikkat çeken Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nden Ziraat Mühendisi Murat Eminoğlu, “Tramvay hattımızda sökülen fidanları tekrar saksılamaya alıyoruz. Bu fidanlar Büyükşehir Belediyesi’nin diğer projelerinde kullanılıyor. Buradaki çimleri de parklarda kullanmak üzere değerlendirmeye alıyoruz. Çimleri ve ağaçları koruyarak tekrar doğayla buluşturuyoruz” diye konuştu.</p>
<p><b>“BAKIMI VE İLAÇLAMASINI YAPIYORUZ”</b></p>
<p>Sökülen ağaçların fidanlıkta bakımının yapılarak yeşil alanlara kazandırıldığını belirten Büyükşehir Belediyesi Üretim Fidanlığı Sorumlusu Muhammed Üstün ise, “Tramvay hattı çalışma sahasından sökülen bütün fidanlar buraya geliyor. Burada budandıktan sonra tekrar saksıya alınıyor. Saksılama çalışmasında karışım topraklar kullanılıyor. Bakım, sulama ve ilaçlama işlemlerinin ardından bir yıl saksıda tutuyoruz. Fidanlar saksıda kök yapısını tamamladıktan sonra Kocaeli’nin yeşil alanlarını süslemeye devam ediyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agaclar-yeni-yerlerinde-hayat-bulacak-597118">Ağaçlar yeni yerlerinde hayat bulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596941</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözümün kültür turizmi olduğu vurgulanırken, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, Çal, Lidya ve Urla bağ rotaları üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceği vurgulandı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TÜRSAB iş birliğiyle Fuar İzmir’de düzenlenen TTI İzmir-19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi, TTI Stage’de düzenlenen söyleşilerle sektör profesyonellerine bilgilendirici bir atmosfer sunuyor. TTI Stage’in ikinci gün oturumları, uluslararası destinasyonların tanıtımları ve bölgesel kalkınma modellerinin ele alındığı içeriklerle devam etti. Günün dikkat çeken başlıklarından Dünya Turizmi Nereye Gidiyor? oturumunda, küresel turizm trendleri ele alındı. Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, sektörün deneyimli isimleri TÜROFED eski Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık, TÜRSAB Hukuk Danışmanı İlker Ünsever ve kültür turizminin öncü isimlerinden Fest Travel’dan Faruk Pekin turizmin geleceğini şekillendiren yeni eğilimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız lazım”</strong></p>
<p>Oturumun açılışında konuşan Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, dünya turizminin yönü, Türkiye turizmi içinde bölgelerin mevcut durumu, hangi turizm çeşitlerine ağırlık verilmesi gerektiği, eksikler ve rekabet ortamına ilişkin başlıkların sektör için kritik önemde olduğunu vurguladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık ise 40 yıllık sektör deneyimine dikkat çekerek, turizmin Türkiye için son derece güçlü bir ekonomik ve toplumsal dinamik taşıdığını ifade etti. Turizmi “Değişen, değiştiren ve dönüştüren” olarak üç “D” ile tanımlayan Ayık, “Dünya ile birlikte turizm de hızla dönüşüyor. Türkiye’nin elindeki turizm ürünlerini yeniden envanter çalışmasıyla değerlendirmesi gerekiyor. Yeni dönemde müşteri beklentileri ve değişen talepler doğrultusunda turizm ürünlerimizi yeniden konumlandırmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte önemli sorumluluk düşüyor. Türkiye’nin misafirperverlik kültürünü ve bugüne kadar yeterince görünür olmayan niş değerlerini öne çıkararak sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“Turizmin özü insan ilişkileri”</strong></p>
<p>TÜRSAB Hukuk Başdanışmanı İlker Ünsever, merkezinde insan olan turizm sektörünün, dijital dünyanın etkisiyle büyük bir dönüşüm yaşadığını ifade etti. Ünsever, “Turizmin temelinde; deneyim, his, öğrenme ve keşif var. Turizmin özü, insan ilişkileri. Sanal teknolojilerle turizm ikame edilemez” diye konuştu. Ünsever, hukuki altyapısı olmayan dijital yapılarda sağlıklı bir gelişimden söz edilemeyeceğini de belirterek, sektörün merkezine mutlaka insanı alan bir düzenin yerleşmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Kültür turizmine ağırlık verilmeli”</strong></p>
<p>40 yılı aşkın süredir kültür turizmi alanında çalıştığını ifade eden Faruk Pekin ise “Türkiye turizmi, iki ana eksen üzerinde şekillenmiş durumda. Bunlar; kültür turizmi ile deniz-kum-güneş turizmi. Türkiye’de başlangıçta kültür turizmi ön plandaydı, ancak zamanla ağırlık sahil turizmine kaydı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, kültür turizmi. Çünkü Türkiye’nin turizmdeki en büyük rekabet avantajı, kültürel mirası” dedi. Göbeklitepe, Karahantepe ve Çatalhöyük gibi eşsiz değerlerin dünya ölçeğinde büyük bir potansiyel taşıdığını ifade eden Pekin, ülkemizin hedefinin 10 milyon nitelikli turistten, 80 milyar dolar gelir elde etmek olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>İzmir Bağ Yolu uluslararası kültür rotalarında güçleniyor</strong></p>
<p>Fuar kapsamında gerçekleştirilen “ITER VITIS-İzmir Bağ Yolunun Dünyaya Yolculuğu” başlıklı oturumda ise bağcılık mirasının uluslararası kültür rotaları içindeki yerini odağına aldı. Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği’nden Yalçın Güçer’in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda; Iter Vitis Avrupa Konseyi Kültür Rotası Başkanı Emanuela Panke, LA Organik Bağcılık ve Şarapçılık Fabrika Direktörü Ali Boz ile Urlice Şarapçılık Sahibi Bilge Bengisu Öğünlü konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, İzmir Bağ Yolu’nun Avrupa Konseyi tarafından tescillenen Iter Vitis Kültür Rotası ağı içerisine de alındığı hatırlatılarak, stratejik konumu, sürdürülebilir bağcılık uygulamaları, şarap turizminin gelişimi ve yerel ekonomiye sağladığı katkılar kapsamlı biçimde konuşuldu. Oturumda; binlerce yıllık bağcılık geçmişiyle Anadolu’nun önemli üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in, kültür rotaları aracılığıyla uluslararası turizm ağlarına daha güçlü entegre olma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, İzmir Bağ Yolu’nun, yalnızca bir turizm destinasyonu değil aynı zamanda gastronomi, kültür, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir turizmi bir araya getiren bütüncül bir deneyim rotası sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ege’nin üç güçlü bağ rotası TTI Stage’de tanıtıldı</strong></p>
<p>Ege’deki üç bağ yolunun ele alındığı diğer bir oturum ise “Bağ Turizmine Ege İmzası: Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası” başlığıyla gerçekleştirildi. Onur Türkay moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz, Ceylan Ertörer Diaz Leon ve Ercan Boztepe konuşmacı olarak yer alarak Ege Bölgesi’nin bağcılık ve şarap turizmi potansiyelini, yerel kültürel değerleri ve sürdürülebilir turizm yaklaşımını ele aldı. Katılımcılar, oturumda; Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası üzerinden Ege’nin bağcılık mirasının turizme dönüşümündeki rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Urla Bağ Yolu yaşam rotası olarak öne çıkıyor</strong></p>
<p>Ceylan Ertörer Diaz Leon, Urla Bağ Yolu’nun taşıdığı değere dikkat çekerek, “Urla Bağ Yolu, antik dönemlerden bu yana süregelen bağcılık geleneğini günümüzle buluşturan çok özel bir rota. Butik bağ evleri, yerel üzüm çeşitleri ve gastronomi ile entegre yapısı sayesinde ziyaretçilere bütüncül bir deneyim sunuyor. Urla; bağ evlerini, üzüm ve zeytin tarlalarını, köy hayatını, gastronomi ve sanat kültürünü bir araya getiren gerçek bir ‘yaşam rotası’ olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çal Bağ Yolu’nda üretim güçlü</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz ise Çal Bağ Yolu’nun üretim gücünü vurgulayarak, “Çal Bağ Yolu, Türkiye’nin en önemli üzüm ve şarap üretim merkezlerinden biri konumunda. Hem yerel hem de uluslararası üzüm çeşitleriyle üretim yapan bağları, köklü bağcılık geleneği ve bölge ekonomisine sağladığı katkı ile dikkat çekiyor. Bu potansiyelin turizmle daha güçlü entegre edilmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Lidya Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekildi</strong></p>
<p>Ercan Boztepe, Lidya Antik Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekerek “Lidya Antik Bağ Rotası, binlerce yıllık tarihsel ve kültürel miras ile bağcılığı bir araya getiren çok özel bir rota. Antik dönemden gelen köklü bağcılık geleneğini günümüze taşıyor ve ziyaretçilere yalnızca bir turizm deneyimi değil, aynı zamanda güçlü bir tarih yolculuğu sunuyor” dedi.</p>
<p>Konuşmacılar, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, bu üç rota üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596935</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözümün kültür turizmi olduğu vurgulanırken, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, Çal, Lidya ve Urla bağ rotaları üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceği vurgulandı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TÜRSAB iş birliğiyle Fuar İzmir’de düzenlenen TTI İzmir-19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi, TTI Stage’de düzenlenen söyleşilerle sektör profesyonellerine bilgilendirici bir atmosfer sunuyor. TTI Stage’in ikinci gün oturumları, uluslararası destinasyonların tanıtımları ve bölgesel kalkınma modellerinin ele alındığı içeriklerle devam etti. Günün dikkat çeken başlıklarından Dünya Turizmi Nereye Gidiyor? oturumunda, küresel turizm trendleri ele alındı. Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, sektörün deneyimli isimleri TÜROFED eski Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık, TÜRSAB Hukuk Danışmanı İlker Ünsever ve kültür turizminin öncü isimlerinden Fest Travel’dan Faruk Pekin turizmin geleceğini şekillendiren yeni eğilimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız lazım”<br /> </strong>Oturumun açılışında konuşan Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, dünya turizminin yönü, Türkiye turizmi içinde bölgelerin mevcut durumu, hangi turizm çeşitlerine ağırlık verilmesi gerektiği, eksikler ve rekabet ortamına ilişkin başlıkların sektör için kritik önemde olduğunu vurguladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık ise 40 yıllık sektör deneyimine dikkat çekerek, turizmin Türkiye için son derece güçlü bir ekonomik ve toplumsal dinamik taşıdığını ifade etti. Turizmi “Değişen, değiştiren ve dönüştüren” olarak üç “D” ile tanımlayan Ayık, “Dünya ile birlikte turizm de hızla dönüşüyor. Türkiye’nin elindeki turizm ürünlerini yeniden envanter çalışmasıyla değerlendirmesi gerekiyor. Yeni dönemde müşteri beklentileri ve değişen talepler doğrultusunda turizm ürünlerimizi yeniden konumlandırmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte önemli sorumluluk düşüyor. Türkiye’nin misafirperverlik kültürünü ve bugüne kadar yeterince görünür olmayan niş değerlerini öne çıkararak sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“Turizmin özü insan ilişkileri”<br /> </strong>TÜRSAB Hukuk Başdanışmanı İlker Ünsever, merkezinde insan olan turizm sektörünün, dijital dünyanın etkisiyle büyük bir dönüşüm yaşadığını ifade etti. Ünsever, “Turizmin temelinde; deneyim, his, öğrenme ve keşif var. Turizmin özü, insan ilişkileri. Sanal teknolojilerle turizm ikame edilemez” diye konuştu. Ünsever, hukuki altyapısı olmayan dijital yapılarda sağlıklı bir gelişimden söz edilemeyeceğini de belirterek, sektörün merkezine mutlaka insanı alan bir düzenin yerleşmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Kültür turizmine ağırlık verilmeli”<br /> </strong>40 yılı aşkın süredir kültür turizmi alanında çalıştığını ifade eden Faruk Pekin ise “Türkiye turizmi, iki ana eksen üzerinde şekillenmiş durumda. Bunlar; kültür turizmi ile deniz-kum-güneş turizmi. Türkiye’de başlangıçta kültür turizmi ön plandaydı, ancak zamanla ağırlık sahil turizmine kaydı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, kültür turizmi. Çünkü Türkiye’nin turizmdeki en büyük rekabet avantajı, kültürel mirası” dedi. Göbeklitepe, Karahantepe ve Çatalhöyük gibi eşsiz değerlerin dünya ölçeğinde büyük bir potansiyel taşıdığını ifade eden Pekin, ülkemizin hedefinin 10 milyon nitelikli turistten, 80 milyar dolar gelir elde etmek olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>İzmir Bağ Yolu uluslararası kültür rotalarında güçleniyor<br /> </strong>Fuar kapsamında gerçekleştirilen “ITER VITIS-İzmir Bağ Yolunun Dünyaya Yolculuğu” başlıklı oturumda ise bağcılık mirasının uluslararası kültür rotaları içindeki yerini odağına aldı. Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği’nden Yalçın Güçer’in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda; Iter Vitis Avrupa Konseyi Kültür Rotası Başkanı Emanuela Panke, LA Organik Bağcılık ve Şarapçılık Fabrika Direktörü Ali Boz ile Urlice Şarapçılık Sahibi Bilge Bengisu Öğünlü konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, İzmir Bağ Yolu’nun Avrupa Konseyi tarafından tescillenen Iter Vitis Kültür Rotası ağı içerisine de alındığı hatırlatılarak, stratejik konumu, sürdürülebilir bağcılık uygulamaları, şarap turizminin gelişimi ve yerel ekonomiye sağladığı katkılar kapsamlı biçimde konuşuldu. Oturumda; binlerce yıllık bağcılık geçmişiyle Anadolu’nun önemli üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in, kültür rotaları aracılığıyla uluslararası turizm ağlarına daha güçlü entegre olma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, İzmir Bağ Yolu’nun, yalnızca bir turizm destinasyonu değil aynı zamanda gastronomi, kültür, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir turizmi bir araya getiren bütüncül bir deneyim rotası sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ege’nin üç güçlü bağ rotası TTI Stage’de tanıtıldı<br /> </strong>Ege’deki üç bağ yolunun ele alındığı diğer bir oturum ise “Bağ Turizmine Ege İmzası: Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası” başlığıyla gerçekleştirildi. Onur Türkay moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz, Ceylan Ertörer Diaz Leon ve Ercan Boztepe konuşmacı olarak yer alarak Ege Bölgesi’nin bağcılık ve şarap turizmi potansiyelini, yerel kültürel değerleri ve sürdürülebilir turizm yaklaşımını ele aldı. Katılımcılar, oturumda; Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası üzerinden Ege’nin bağcılık mirasının turizme dönüşümündeki rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Urla Bağ Yolu yaşam rotası olarak öne çıkıyor<br /> </strong>Ceylan Ertörer Diaz Leon, Urla Bağ Yolu’nun taşıdığı değere dikkat çekerek, “Urla Bağ Yolu, antik dönemlerden bu yana süregelen bağcılık geleneğini günümüzle buluşturan çok özel bir rota. Butik bağ evleri, yerel üzüm çeşitleri ve gastronomi ile entegre yapısı sayesinde ziyaretçilere bütüncül bir deneyim sunuyor. Urla; bağ evlerini, üzüm ve zeytin tarlalarını, köy hayatını, gastronomi ve sanat kültürünü bir araya getiren gerçek bir ‘yaşam rotası’ olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çal Bağ Yolu’nda üretim güçlü<br /> </strong>Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz ise Çal Bağ Yolu’nun üretim gücünü vurgulayarak, “Çal Bağ Yolu, Türkiye’nin en önemli üzüm ve şarap üretim merkezlerinden biri konumunda. Hem yerel hem de uluslararası üzüm çeşitleriyle üretim yapan bağları, köklü bağcılık geleneği ve bölge ekonomisine sağladığı katkı ile dikkat çekiyor. Bu potansiyelin turizmle daha güçlü entegre edilmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Lidya Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekildi<br /> </strong>Ercan Boztepe, Lidya Antik Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekerek “Lidya Antik Bağ Rotası, binlerce yıllık tarihsel ve kültürel miras ile bağcılığı bir araya getiren çok özel bir rota. Antik dönemden gelen köklü bağcılık geleneğini günümüze taşıyor ve ziyaretçilere yalnızca bir turizm deneyimi değil, aynı zamanda güçlü bir tarih yolculuğu sunuyor” dedi.</p>
<p> Konuşmacılar, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, bu üç rota üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk yardımda dikkat edilmesi gereken 6 nokta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-yardimda-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-596794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Masajı]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yardımda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596794</guid>

					<description><![CDATA[<p>1-7 Aralık Acil Tıp Haftası kapsamında Beşiktaş-Kadıköy şehir hatları vapurunda ilk yardım eğitimi etkinliği gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-yardimda-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-596794">İlk yardımda dikkat edilmesi gereken 6 nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1-7 Aralık Acil Tıp Haftası kapsamında Beşiktaş-Kadıköy şehir hatları vapurunda ilk yardım eğitimi etkinliği gerçekleştirildi. Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Kadir Şeker ve öğrencileri, katılımcılara acil durumlarda uygulanması gereken ilk yardım tekniklerini uygulamalı olarak gösterdi. İlk ve acil yardımda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalara dikkat çeken Şeker, ortam güvenliğinin sağlanmasını, ardından bilinç ve solunum kontrolünün yapılmasını, kalp masajında doğru ritim uygulanmasını, tam tıkanma belirtileri varsa Heimlich manevrası uygulanması gerektiğini söyledi. İlk yardım sırasında bilinçsiz kişiye su içirmeye çalışılmaması, olası kırıklarda hastanın zorla hareket ettirilmemesi ya da gelişigüzel taşıma yöntemleri uygulamaktan kaçınılması gerektiğini belirten Şeker, ilk müdahalenin ardından prrofesyonel yardım çağrılması ve ekip gelene kadar hastanın/yaralının sürekli izlenmesi ve yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İstanbul’da 1-7 Aralık Acil Tıp Haftası dolayısıyla toplumda ilk yardım konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Beşiktaş- Kadıköy Şehir Hatları vapurunda, ilk yardım eğitimi düzenlendi. <br />&#8220;Havada, Karada, Denizde İlk Yardım&#8221; eğitimleri kapsamında Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi&#8217;nden Kadıköy&#8217;e hareket eden vapurda düzenlenen programda, Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Program Başkanı, Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇ-DER) Başkan Yardımcısı, Öğretim Görevlisi Kadir Şeker, acil durumlarda yapılması gerekenlerle ilgili bilgi verdi. <br />Maket üzerinde uygulamalı eğitim verdiler<br />Öğretim Görevlisi Kadir Şeker’in öğrencilerle birlikte maket üzerinde uygulamalı olarak yolculara kalp masajı ve Heimlich manevrasını gösterdiği eğitimde gönüllü yolcular da maket üzerinde kalp masajı yaptı.<br />Atlas Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Program Başkanı, Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇ-DER) Başkan Yardımcısı, Öğretim Görevlisi Kadir Şeker, ilk ve acil yardımda dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekti. <br />Önce güvenlik: Müdahaleden önce ortamın güvenli olup olmadığı kontrol edilmeli, hem müdahaleyi yapan hem de çevredeki kişiler için risk oluşturacak unsurlar ortadan kaldırılmalıdır.<br />Bilinç ve solunum kontrolü: Bilinci kapalı kişiye önce seslenerek ve omzundan hafifçe dokunarak yanıt olup olmadığı kontrol edilmeli, yanıt alınamadığı durumlarda ağrılı uyaran verilerek acıyı hissedip hissetmediği değerlendirilmeli ve ardından 10 saniyeyi geçmeyecek şekilde solunum değerlendirilmelidir.<br />Kalp masajında doğru ritim: Temel yaşam desteği gereken durumlarda dakikada 100–120 bası hızında, göğsü en az 5 cm çöktürecek derinlikte kalp masajı uygulanmalıdır. Suni solunum ise ağızdan ağıza veya ağızdan buruna olacak şekilde 2 kurtarıcı soluk uygulanarak yapılır.<br />Tıkanmada doğru yaklaşım: Tam tıkanma belirtileri varsa Heimlich manevrası uygulanmalı; kişi öksürebiliyorsa müdahale edilmeden öksürmesi teşvik edilmelidir.<br />Yanlış uygulamalara dikkat: Bilinçsiz kişiye su içirmeye çalışmak, olası kırıklarda hastayı zorla hareket ettirmek ya da gelişigüzel taşıma yöntemleri uygulanmamalıdır.<br />Profesyonel yardım çağırmak şart: 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bilgi verildikten sonra ekip gelene kadar hasta/yaralı sürekli izlenmeli ve yalnız bırakılmamalıdır.<br />Dr. Temel Kılınçlı: “İlk yardımı öğretmek istiyoruz”<br />Acil Tıp ve Afet Çalışanları Derneği (ATAÇ-DER) Başkanı Dr. Temel Kılınçlı ise toplumun her bir ferdinin ilk yardımı öğrenmesini istediklerini ifade ederek ilk yardımı bilmeyenlerin de ilk yardımın önemini fark etmesi için bu eğitimi düzenlediklerini söyledi. Dr. Temel Kılınçlı, “Burada temel yaşam desteği yani doğru kalp masajı, doğru suni solunum, doğru kalp ve akciğer canlandırmasını maketler üzerinde, hocalarımız eşliğinde ve stajyer öğrencilerimizle birlikte yolcuların katılımıyla beraber gösteriyoruz.&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-yardimda-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-596794">İlk yardımda dikkat edilmesi gereken 6 nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin En Büyük Gizli Kaybı: Dikkat Erozyonu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-en-buyuk-gizli-kaybi-dikkat-erozyonu-596782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erozyonu]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi İlker Çayla, modern yaşamın her anına sinen dijital uyaranların dikkat kapasitesini hızla aşındırdığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-en-buyuk-gizli-kaybi-dikkat-erozyonu-596782">Türkiye&#8217;nin En Büyük Gizli Kaybı: Dikkat Erozyonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi İlker Çayla, modern yaşamın her anına sinen dijital uyaranların dikkat kapasitesini hızla aşındırdığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı. “Sabah kahvemizi hazırlayana kadar bile telefonumuza birkaç bildirim düşüyor, bir WhatsApp grubunda mesajlar artıyor, sosyal medyada trendler değişiyor. Daha güne başlarken bile zihnimiz parçalanmış bir halde oluyor. Reklam panoları, klaksonlar, bildirimler derken dikkat dağınıklığı artık olağan bir ruh hâli haline geliyor. Amerikan Psikoloji Derneği’nin son çalışmasına göre kişinin izlediği kısa video sayısı artıkça dikkat ve dürtü kontrolü de kötüleşiyor.”</p>
<p><strong>“İstanbul trafiğinde yaklaşık 400 farklı uyarıcıyla karşılaşıyoruz”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çayla, İstanbul trafiğinde bireyin yaklaşık 400 farklı uyarıcıyla karşılaştığını, akşam saatlerinde ise evlerde televizyon açıkken insanların %70’inin telefonu, yarısının ise tabletini kullanmaya devam ettiğini ifade ederek tek ekrana odaklanmanın “neredeyse nostaljik bir anı” haline geldiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Eğitim ortamlarında kesintisiz odaklanma süresi 6 dakika”</strong></p>
<p>Liseli gençlerle yapılan araştırmaların da çarpıcı sonuçlar barındırdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Çayla, “Gençlerin %75’i, soruyu çözerken bile telefonunun titreşimini düşünmeden edemediğini söylüyor” dedi. Eğitim ortamlarında kesintisiz odaklanma süresinin 6 dakikaya kadar düştüğünü ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çayla, aynı anda birden fazla ekrana maruz kalmanın “dinlenemeyen bir zihin ritmi” yarattığını vurguladı.</p>
<p><strong> “Sosyal medya platformlarında 1 dakikada ortalama 20 içerik tüketiliyor”</strong></p>
<p>Haber okuma alışkanlıklarının da dikkat erozyonunun bir başka göstergesi olduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Çayla, insanların haber sitelerinde ortalama 6 saniye kaldığını söyleyerek “Bu hızda hiç bir şeye gerçekten odaklanmamız mümkün değil” dedi. Sosyal medya platformlarında 1 dakikada ortalama 20 içerik tüketildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çayla, aile yemeklerinde gençlerin %90’ının her 10 dakikada bir telefonuna baktığını belirtti.</p>
<p>Dikkat kaybının bireysel bir zafiyet değil, toplumsal bir dönüşümün sonucu olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi İlker Çayla, “Yaşam temposu, ekonomik baskı, dijital platformların tasarımı ve eğitim sistemi birleştiğinde ortaya çok daha büyük bir toplumsal sorun çıkıyor” dedi. Dikkat krizinin, Türkiye gibi genç nüfuslu ülkelerde toplumsal dayanıklılık ve kamusal tartışma kültürü açısından kritik bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Çayla, dikkati koruyan bir toplumsal ekosistemin önemini “Dikkati korumak aslında toplumun geleceğini korumaktır” sözleriyle özetledi.</p>
<p><strong>“Hem bireysel zihinsel sağlığı hem de toplumsal düşünme kapasitesini korumalıyız”</strong></p>
<p>Eğitimden iş yaşamına, dijital platformlardan aile içi iletişime kadar dikkat kapasitesini güçlendirecek bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Çayla, dikkat kaybının ülke çapında yaşanan görünmez bir erozyon olduğunu ve bu kaybı fark etmenin hem bireysel zihinsel sağlığı hem de toplumsal düşünme kapasitesini korumak açısından hayati olduğunu söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-en-buyuk-gizli-kaybi-dikkat-erozyonu-596782">Türkiye&#8217;nin En Büyük Gizli Kaybı: Dikkat Erozyonu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor. Bu tepkiler çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde yaşanan olumsuzluklara karşı verilen geçici yanıtlar şeklinde gelişiyor. Stres, mevsimsel değişiklikler ya da olumsuz olayların ruh halini etkileyebileceğini belirten uzmanlar, depresyonda en önemli kriterin bu duyguların süresi ve yoğunluğu olduğuna dikkat çekiyor. Erken dönemde alınan profesyonel destek ile depresyon tedavi süreci kolaylaşıyor ve yaşam kalitesi kısa sürede artırılabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Sevda Hajiyeva, depresyonun belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Moral bozukluğu depresyonla karışabiliyor</strong></p>
<p>Günlük yaşamda her birey kendini zaman zaman üzgün, bitkin ya da isteksiz hissedebilir. Bu duygular çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde ortaya çıkar. Bu duyguların çoğu stres, yorgunluk, hayal kırıklıkları veya kayıplar karşısında yaşanan geçici tepkilerdir. Ancak bu durumların hepsi depresyon anlamına gelmez. Yoğun iş temposu, kısa süreli stres, mevsimsel değişiklikler veya önemli bir olay sonrası yaşanan üzüntü, çoğu kişide doğal olarak düzelir. Fakat şikayetler uzun sürüyor, şiddetleniyor ve günlük yaşamı etkilemeye başlıyorsa, bu durumda bir uzmana başvurmak gerekir. Yaşadığınız her moral bozukluğu depresyon değildir ancak her depresyon dikkate alınması gereken tıbbi bir durumdur. </p>
<p><strong>Depresyon belirtileri 2 haftadan uzun sürer</strong></p>
<p>Depresyon, tıbbi olarak majör depresif bozukluğu ifade eder. Depresyon yalnızca “üzgün olmak” değildir, kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren, duygusal, zihinsel ve fiziksel belirtilerle seyreden bir ruhsal hastalıktır. Kişi kendini sürekli mutsuz, üzgün ve enerjisiz hisseder. Genel olarak insanların zevk aldığı şeylerden hatta insanlardan da uzaklaşma eğilimindedir. Depresyon tanısında en önemli unsur, depresyona ait belirtilerin en az iki hafta boyunca sürmesidir.</p>
<p><strong>Depresyonun 7 işareti!</strong></p>
<p>1. Sürekli mutsuzluk veya boşluk hissi</p>
<p>2. Önceden zevk veren aktivitelerden keyif almama</p>
<p>3. Enerji düşüklüğü, çabuk yorulma</p>
<p>4. Dikkat ve konsantrasyonda azalma</p>
<p>5. Uyku ve iştah değişiklikleri</p>
<p>6. Değersizlik veya suçluluk düşünceleri</p>
<p>7. Hayata karşı isteksizlik veya umutsuzluk</p>
<p><strong>Depresyon çocuklarda da görülebilir</strong></p>
<p>Depresyon çok faktörlü bir hastalıktır. Genetik ve aile öyküsünün yanı sıra birçok biyolojik, psikolojik ve çevresel etken rol oynar. Depresyon, yalnızca ruh haliyle ilgili bir sorun değildir; beyindeki kimyasal, hormonal ve sinirsel mekanizmaları etkileyen, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen bir hastalıktır. Araştırmalar, depresyonun ortaya çıkışında birden fazla faktörün etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Depresyonun yalnızca yetişkin hastalığı olduğuna dair yanlış bir görüş bulunmaktadır. Depresyon aynı zamanda çocukları ve ergenleri de etkileyebilen bir ruhsal sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>Ne zaman uzman desteğine başvurmalı?</strong></p>
<p>Öncelikle depresyon belirtilerini bilmek gerekir. Eğer belirtiler iki haftadan daha fazla devam ediyorsa bu önemlidir. Günlük işleriniz, iş veya okul performansınız belirgin bir şekilde etkilenmişse, sosyal ilişkileriniz zayıflamaya başladıysa, umutsuzluk ya da intihar gibi düşünceleriniz varsa veya kendinize zarar verme isteği oluştuysa, yaşamdan zevk alma hissiniz belirgin biçimde azaldıysa en kısa zamanda uzman desteği almanız ve bir psikiyatra başvurmanız gerekir.</p>
<p><strong>Erken destek hızlı iyileşme</strong></p>
<p>Günümüzde en yaygın ruhsal sağlık sorunlarından biri olan depresyon, profesyonel destek ve uygun tedavi ile büyük oranda iyileşebilen bir hastalıktır. Erken tanı, tedavi sürecini kolaylaştırır ve yaşam kalitesini kısa sürede artırır. Depresyon tanısı sonrası hastalığın derecesine ve hastanın kişisel ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır. Tedavi genellikle ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı değişikliklerinin kombinasyonu şeklinde yürütülür. Hafif depresyonlarda psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli olabilirken, orta ve ağır depresyonda ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması genellikle daha etkilidir. Tedavi süreci düzenli takip ve semptom izlemeyi içerebilir; çünkü yanıt kişiden kişiye değişir.</p>
<p><strong>Depresyondan korunmak için…</strong></p>
<p><strong>1. Düzenli uyu, sağlıklı beslen:</strong> Her gün aynı saatte uyumak ve kalkmak, yeterli uyku almak, taze sebze-meyve tüketmek ve dengeli beslenmek ruh halinizi korur.</p>
<p><strong>2. Hareket et:</strong> Haftanın en az 3-4 günü 30-40 dakikalık tempolu yürüyüş, koşu, yüzme veya yoga gibi aktiviteler, mutluluk hormonu salgılayarak stresi azaltır.</p>
<p><strong>3. Stresini yönet:</strong> Stres kaçınılmaz bir gerçektir. O halde stresle yaşamayı ve onu yönetmeyi bilmemiz gerek. Nefes egzersizi yapmak, yeni hobiler edinmek zihninizi rahatlatmaya yardımcı olur.</p>
<p><strong>4. Sosyal bağlarını güçlendir:</strong> Güvendiğiniz kişilerle daha fazla zaman geçirin, onlarla duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşın. Yalnızlık da depresyon riskini artırabilir.</p>
<p><strong>5. Erken sinyalleri fark et:</strong> Uzun süreli mutsuzluk, ilgi kaybı veya yorgunluk hissediyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Çünkü ruh sağlığı da bedensel sağlığı kadar önemlidir. Unutmayın; önlem almak, tedaviye başlamaktan her zaman daha kolaydır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 07:35:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[parola]]></category>
		<category><![CDATA[Parola Yöneticisi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticileri]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticilerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596140</guid>

					<description><![CDATA[<p>2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir internet kullanıcısının kişisel hesapları için tahmini 168 parolası bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140">Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir internet kullanıcısının kişisel hesapları için tahmini 168 parolası bulunuyor. Hesaplar arasında kimlik bilgilerini paylaşmanın ve tahmin edilmesi kolay parolalar kullanmanın getirdiği güvenlik riskleri göz önüne alındığında çoğumuz bu giriş bilgilerini yönetmek için yardıma, parola yöneticilerine  ihtiyaç duyuyoruz.  </strong></p>
<p>Dijital hayatımızın anahtarlarını elinde tutan bu kasalar, siber suçlular için de popüler bir hedef hâline geldi. Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri ESET altı potansiyel riski ve bu riskleri azaltmaya yönelik önerilerini paylaştı.</p>
<p><strong>Parola yöneticisinde görülen 6 güvenlik sorunu</strong></p>
<p>Parola yöneticinizde saklanan kimlik bilgilerine erişen tehdit aktörleri, hesaplarınızı ele geçirerek kimlik dolandırıcılığı yapabilir veya erişim bilgilerini/parolaları başkalarına satabilir. Bu nedenle, sizi hedef almak için her zaman yeni yollar ararlar. </p>
<p><strong>Ana parolanızın ele geçirilmesi</strong>: Parola yöneticilerinin güzelliği, tek bir hatırlanması kolay parola ile tüm çevrimiçi kimlik bilgilerinizi depolayan kasaya erişebilmenizdir. Ancak bu yaklaşımın sorunu, siber suçluların bu ana parolayı ele geçirebilirlerse aynı erişim düzeyine sahip olmalarıdır. </p>
<p><strong>Kimlik avı/dolandırıcılık reklamları: </strong>Tehdit aktörlerinin, kurbanları e-posta adreslerini, ana parolalarını ve gizli anahtarlarını (varsa) toplayan sahte sitelere çekmek için Google Arama&#8217;ya kötü amaçlı reklamlar yayımladıkları bilinmektedir. Bu reklamların tehlikesi, meşru görünüyor olmaları ve parola yöneticinizi Google&#8217;da aradığınızda arama sıralamalarında görünebilmeleridir. Bağlantı verdikleri kimlik avı sayfaları, gerçekmiş gibi görünmek için sahte olarak tasarlanmıştır. Böyle bir sayfaya tıklarsanız tüm önemli parola yöneticisi giriş bilgilerinizi çalmak için tasarlanmış, meşru görünen bir giriş sayfasına yönlendirilirsiniz.</p>
<p><strong>Parola çalan kötü amaçlı yazılım: </strong>ESET araştırmacıları kısa süre önce, &#8220;DeceptiveDevelopment&#8221; adlı Kuzey Kore devleti destekli bir kampanyada bu tür bir girişimi tespit etti. Araştırmacılar, Telegram ve FTP aracılığıyla hem tarayıcı uzantılarından hem de parola yöneticilerinden veri sızdırma yeteneğine sahip bir arka kapı komutu içeren &#8220;InvisibleFerret&#8221; kötü amaçlı yazılımını buldu. </p>
<p><strong>Parola yöneticisi satıcısının ihlali: </strong>Parola yöneticisi satıcıları, tehdit aktörleri için önemli bir hedef olduklarını bilirler. Bu nedenle, BT ortamlarını olabildiğince güvenli hâle getirmek için önemli miktarda zaman ve kaynak harcarlar. Ancak kötü niyetli kişilerin içeri girmesine izin vermek için tek bir hata yapmaları yeterlidir. </p>
<p><strong>Sahte parola yöneticisi uygulamaları: </strong>Bazen siber suçlular, parolaları toplamak ve sahte uygulamalar aracılığıyla kötü amaçlı yazılım yaymak için parola yöneticilerinin popülaritesinden yararlanır. Bu tehditler genellikle çok önemli ana parolayı çalmak veya kullanıcının cihazına bilgi çalan kötü amaçlı yazılım indirmek için tasarlanmıştır. </p>
<p><strong>Güvenlik açığı istismarı: </strong>Parola yöneticileri nihayetinde sadece birer yazılımdır. Çoğunlukla insanlar tarafından yazılan yazılımlar kaçınılmaz olarak güvenlik açıkları içerir. Bir siber suçlu bu hatalardan birini bulup istismar etmeyi başarırsa parola kasasından kimlik bilgilerinizi çalabilir. Alternatif olarak, web tarayıcıları için parola yöneticisi eklentilerindeki güvenlik açıklarını hedef alarak kimlik bilgilerini ve hatta iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) kodlarını çalabilirler. Ya da aynı şeyi yapmak için cihaz işletim sistemlerini hedef alabilirler. Parola yöneticinizi indirdiğiniz cihaz sayısı ne kadar fazla olursa bunu yapma fırsatları da o kadar artar.</p>
<p><strong>Parola yöneticisi kullanımınızı nasıl güvenli hâle getirebilirsiniz?</strong></p>
<p>Yukarıda listelenen tehditlere karşı korunmak için aşağıdakileri göz önünde bulundurun:</p>
<ul>
<li>Güvenli, uzun ve benzersiz bir ana parola düşünün. Tire ile ayrılmış, hatırlanması kolay dört kelimeyi düşünün. Bu, saldırganların &#8220;kaba kuvvet&#8221; yöntemiyle parolayı kırmasını zorlaştıracaktır.</li>
<li>2FA&#8217;yı etkinleştirerek hesaplarınızın güvenliğini her zaman artırın. Bu, bilgisayar korsanları parolalarınızı ele geçirse bile ikinci faktör olmadan hesaplarınıza erişemeyecekleri anlamına gelir.</li>
<li>Tarayıcıları, parola yöneticilerini ve işletim sistemlerini en güvenli sürümlerde tutmak için güncel tutun. Bu, güvenlik açıklarının istismar edilme olasılığını azaltır.</li>
<li>Uygulamaları yalnızca yasal uygulama mağazalarından -Google Play, App Store- indirin ve indirmeden önce geliştiriciyi ve uygulama derecelendirmesini, sahte veya kötü amaçlı uygulamalar olup olmadıklarını kontrol edin.</li>
<li>Yalnızca saygın bir satıcıdan parola yöneticisi seçin. Size uygun bir tane bulana kadar araştırın.</li>
<li>Parola yöneticinizden doğrudan parola çalmak için tasarlanmış saldırıların tehdidini azaltmak için tüm cihazlara saygın bir satıcıdan güvenlik yazılımı yüklediğinizden emin olun.</li>
</ul>
<p>Parola yöneticileri, siber güvenlik uygulamalarının önemli bir parçası olmaya devam etmektedir. Ancak bu, yalnızca ekstra önlemler alırsanız geçerlidir. Güvenlik riskleri sürekli olarak gelişmektedir, bu nedenle çevrimiçi kimlik bilgilerinizin güvende kalmasını sağlamak için güncel tehdit eğilimlerini takip edin.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parola-yoneticilerinde-dikkat-edilmesi-gereken-6-kritik-risk-596140">Parola yöneticilerinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik risk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 07:51:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyona]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[etkene]]></category>
		<category><![CDATA[flora]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal]]></category>
		<category><![CDATA[Vajinal Enfeksiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların büyük çoğunluğu hayatının bir döneminde jinekolojik bir rahatsızlık olan vajinal enfeksiyonlara yakalanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878">Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların büyük çoğunluğu hayatının bir döneminde jinekolojik bir rahatsızlık olan vajinal enfeksiyonlara yakalanıyor. Hastaların bazıları bu enfeksiyonları uygun tedavi planlaması ile kısa sürede atlatabiliyorken, bir kısmı da tanı ve tedaviyi ihmal ederek hastalığın kronik hale gelmesine yol açabiliyor. Yılda 4 kez ve üzeri tekrarlarla kronik hale gelen enfeksiyonlar kadınların iş, aile ve sosyal yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Tekrarlayan enfeksiyonlar, nedeni hedef alan bütüncül ve hastaya özel yaklaşımlarla tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Ecem Eren, vajinal enfeksiyonların nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kadınların 3’te 1’i vajinal enfeksiyon riski altında</strong></p>
<p>Kadınların en az 3’te 1’i hayatının bir döneminde vajinal enfeksiyon, yetişkin kadınların %75’inden fazlası vajinal mantar enfeksiyonu ve her 100 kadından 5’inden fazlası ise bakteriyel vajinozis enfeksiyonuna maruz kalmaktadır. Vajinanın sağlıklı yapısını koruyan en önemli unsur, içerdiği doğal bakteri florasıdır. Bu florada özellikle Lactobacillus türü bakteriler, hafif asidik bir ortam oluşturarak zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engeller. Ancak bazı dış veya iç etkenler bu florayı bozarak enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadır. Hamile kadınlar, vücutlarındaki hormonal değişiklikler nedeniyle daha fazla mantar enfeksiyonu riski ile karşı karşıya kalmaktadır.  </p>
<p><strong>Dar pantolon da enfeksiyona neden olabilir</strong></p>
<p>Vajinal enfeksiyonlar halk arasında daha çok vajinit olarak tanımlanır. Bakteriler, mayalar ve virüslerin neden olduğu vajinal enfeksiyonların en önemli sebepleri şunlardır;</p>
<ol>
<li>Kontrolsüz ve fazla antibiyotik kullanımı</li>
<li>Vajinal duş veya sabunlarla iç temizlik</li>
<li>Vajinal kuruluk</li>
<li>Bağışıklık sisteminde zayıflama</li>
<li>Kontrolsüz diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Hormonal değişiklikler (doğum kontrol hapları veya menopoz)</li>
<li>Korunmasız cinsel ilişki</li>
<li>Sentetik iç çamaşırı ve dar kıyafetler</li>
</ol>
<p><strong>Daha önceki reçeteyi kullanmanız enfeksiyonu kronik hale getirebilir</strong></p>
<p>Tekrarlayan enfeksiyonlarda birçok kadın, daha önce kendileri için düzenlenmiş bir reçeteyi tekrar kullanarak ya da eczaneden kendi başlarına ilaç alarak sorunu geçici olarak bastırmaya çalışır. Ancak bu yöntem hem yanlış tedaviye hem de enfeksiyonların kronikleşmesine neden olabilir. </p>
<p><strong>Enfeksiyona özel planlama tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarda artık sadece mantar ilacı veya antibiyotikle tedavi yerine nedeni hedef alan, bütüncül ve kişiye özel yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Bu tedaviler şunlardır; </p>
<ul>
<li><strong>Vajinal Flora Analizi ve Dengeleme: </strong>Antibiyotik tedavisinden sonra florayı korumak ve mantar oluşumunu önlemek için laktobasil içeren vajinal probiyotikler (fitil veya kapsül) ve ağızdan alınan özel probiyotik kombinasyonları kullanılır.  </li>
<li><strong>Tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında uzun süreli baskılama tedavisi: </strong>Sık mantar enfeksiyonlarında, klasik 1-3 günlük tedaviler yerine; haftalık veya aylık düşük doz ilaçlarla enfeksiyonların yeniden oluşması engellenebilir. Antibiyotik sonrası vajinal laktobasil ya da borik asit uygulaması, östrojen düzeyi düşük olan hastalarda lokal hormon desteği verilir.  </li>
<li><strong>Lokal Vajinal Lazer ve Rejeneratif Tedaviler: </strong>Özellikle menopoz sonrası vajinal kuruluk, yanma, tekrarlayan enfeksiyon ve cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan kadınlar için, klasik kremlerin dışında fraksiyonel CO₂ lazer veya Er:YAG vajinal lazer uygulamaları ile vajinal dokuda yenilenme ve florada denge sağlanarak enfeksiyon riskini azaltabilir. </li>
<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirici Destekler: </strong>Tekrarlayan enfeksiyonlarda, altta yatan sistemik nedenlerinde tedavi edilmesi gerekir. Bu rahatsızlıklar tanı konmamış diyabet, vitamin/mineral eksiklikleri (özellikle D vitamini, çinko), kronik stres ve uyku düzensizliğidir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-enfeksiyona-neden-olan-bu-8-etkene-dikkat-595878">Kadınlarda Enfeksiyona Neden Olan Bu 8 Etkene Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi Kursu Açılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareket-ve-dikkat-becerileri-gelistirme-atolyesi-kursu-acilacak-595045</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:09:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[açılacak]]></category>
		<category><![CDATA[atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[becerileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kurs]]></category>
		<category><![CDATA[kursu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595045</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevşehir Belediyesi tarafından 7-10 yaş çocuklarımızı kapsayan “Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi” açılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareket-ve-dikkat-becerileri-gelistirme-atolyesi-kursu-acilacak-595045">Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi Kursu Açılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Nevşehir Belediyesi tarafından 7-10 yaş çocuklarımızı kapsayan “Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi” açılacak. Kurs kapsamında çocukların dikkat becerilerini geliştireceği kutu oyunları, atölye çalışmaları ve hareket becerisini geliştirecek aktiviteler gerçekleştirilecek. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Nevşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kadın Aile Birimi tarafından günümüz eğitim koşullarının değişen yeni yapısı içerisinde çocuklarımızın birbirleri ile etkileşim kurdukları alanların daraldığı ve disipline oldukları öğretim biçiminin büyük oranda değişkenlik gösterdiği bildirildi. Yaşadığımız güncel hayat da çocukların sorumluluk alma ve bu sorumlulukla hareket etmeleri kaçınılmaz bir hal alırken ailelerin üzerine düşen en önemli görevlerden birisinin çocuklarımızın eğitim ve öğretim hayatına keyif alarak kazanım sağlayabilecekleri etkinlikler olduğu ifade edildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Yaklaşık 7 hafta sürecek olan Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi Kursu 7-10 yaş arası çocuklara hitap edecek. Ücretsiz olan ve kontenjanların sınırlı olduğu kurs Cumartesi günleri 11.00 &#8211; 12.30 saatleri arasında Paşa Konağı yanında bulunan Nevşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kadın Aile Birimi Çocuk Aktivite Merkezi’nde yapılacak. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>29 Kasım 2025 tarihinde başlayacak olan kurs 10 Ocak 2026 tarihinde tamamlanacak. Kayıtların devam ettiği kurs için 03842124025 numaralı telefondan iletişim kurarak kayıt yaptırılabiliyor. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Kayıtların telefonla alındığı kurs, çocukların zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel becerilerini geliştirmek için tasarlanmış etkinlikler ve programları içeren bir eğitim ortamı olarak farkındalık oluşturacak. Bu atölye çocukların ilgi alanlarını keşfetmelerine, yaratıcılıklarını artırmalarına ve özgüven kazanmalarına yardımcı olacak. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareket-ve-dikkat-becerileri-gelistirme-atolyesi-kursu-acilacak-595045">Hareket ve Dikkat Becerileri Geliştirme Atölyesi Kursu Açılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye verileri aile yapısının hızla değiştiğini gösteriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiye-verileri-aile-yapisinin-hizla-degistigini-gosteriyor-594937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:37:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiğini]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[verileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapısının]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, evlilik kurumunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-verileri-aile-yapisinin-hizla-degistigini-gosteriyor-594937">Türkiye verileri aile yapısının hızla değiştiğini gösteriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, evlilik kurumunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Türkiye’de ve dünyada evlilik kurumunda köklü bir toplumsal dönüşüm var</strong></p>
<p>“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlerin evliliği daha geç yaşlarda tercih ettiğine yönelik son değerlendirmesi, yalnızca bireysel tercihlere değil, Türkiye’de ve dünyada evlilik kurumunda yaşanan köklü bir toplumsal dönüşüme işaret ediyor.” diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, günümüzde evliliğin daha geç kurulan, daha seçici yaklaşılan ve psikolojik boyutu giderek güçlenen bir kurum hâline geldiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>‘Bekârlığın yükselişi dünyayı yeniden şekillendiriyor’</strong></p>
<p>Bu dönüşümün yalnızca ekonomik nedenlerle değil; bireyselleşme, beklenti artışı ve ilişki algısındaki değişimle birlikte şekillendiğini kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu dönüşümün küresel ölçekteki yansımaları da dikkat çekici. The Economist süreci ‘bekârlığın yükselişi dünyayı yeniden şekillendiriyor’ ifadesiyle tanımlıyor. ABD’de 25–34 yaş aralığındaki erkeklerin yarısı, kadınların ise yaklaşık yüzde 41’i bugün yalnız yaşıyor. 2010’dan bu yana gelişmiş 30 ülkenin 26’sında tek kişilik hanelerin oranı artmaya devam ediyor. 2017 yılındaki evlenme oranları korunabilseydi, bugün dünyada yaklaşık 100 milyon daha az bekâr olacaktı. Yalnız yaşayanların yüzde 60–70’inin aslında bir ilişki istediğini, fakat buna uygun bir birliktelik kuramadığını ifade etmesi, solo yaşamın çoğu zaman bilinçli bir tercihten çok, modern hayatın dayattığı yeni bir yaşam biçimi hâline geldiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu verilerinin, Türkiye’de aile yapısında son yıllarda belirgin bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyduğunu dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “2008–2009 yıllarında ortalama hane halkı büyüklüğü 4 kişi iken, 2024’te bu sayı 3,11’e gerilemiş durumda. Tekil yaşamı temsil eden tek kişilik hanelerin oranı ise 2014’te yüzde 13,9 iken bugün yüzde 20’ye ulaşmış bulunuyor. Bu tablo, Batı toplumlarında uzun yıllardır yaygın olan ‘solo yaşam’ modelinin Türkiye’de de giderek görünür hâle geldiğini gösteriyor. Aynı dönemde klasik çekirdek aile yapısının oranı yüzde 45,7’den yüzde 38,6’ya düşerken, tek ebeveynli ailelerin oranı yüzde 7,6’dan yüzde 10,9’a yükselmiş durumda. Evlenme hızı binde 8,35’ten binde 6,65’e gerilerken, boşanma hızı binde 1,41’den binde 2,19’a çıkmış bulunuyor. Bugün yaklaşık her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Bu veriler, evliliklerin sayısal olarak gerilediğini, buna karşılık tekil yaşamın artık toplumsal bir gerçeklik hâline geldiğini gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kadınların eğitimi, evliliği zorunluluk olmaktan çıkardı</strong></p>
<p>Bu tabloya bakıldığında ilk olarak ekonomik nedenlerin akla geldiğini ancak hem küresel araştırmalar hem de Türkiye verilerinin bu dönüşümün ekonomik faktörlerle birlikte aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik dinamikler çerçevesinde şekillendiğini ortaya koyduğunu anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şunları kaydetti:</p>
<p>“Kadınların eğitim düzeyindeki artış bu sürecin en belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’de 1997 yılında yükseköğrenime devam eden kadın oranı yalnızca yüzde 9,7 iken, bugün bu oran yüzde 49’a ulaşmış durumda. Kadınların ekonomik ve sosyal bağımsızlıklarının güçlenmesi, evliliği bir zorunluluk olmaktan çıkarıp daha çok kişisel bir tercih alanına dönüştürüyor. Bireyselleşmenin artması, insanların hayat beklentilerinin yükselmesi ve insan ömrünün uzaması da evliliğe yüklenen anlamı kökten değiştiriyor.”</p>
<p><strong>Gençler aileden uzaklaşmıyor, nitelikli bağ arıyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından üniversite gençliği üzerinde yapılan geniş örneklemli araştırmaların, bu dönüşümün gençlerin değer dünyasında nasıl karşılık bulduğunu net biçimde gösterdiğini de ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Araştırmalara göre gençlerin büyük bir bölümü aileyi hâlâ ‘sevgi’, ‘mutluluk’ ve ‘hayatın anlamı’ ile ilişkilendiriyor. Gençlerin evlenecekleri kişide aradığı özellikler arasında güven, saygı, sadakat, ortak düşünce ve manevi değerlerin öne çıkması da dikkat çekiyor. Bu tablo, gençlerin evliliğe daha temkinli, daha bilinçli ve daha nitelikli bir bağ arayışıyla yaklaştığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Eş seçiminde uzun vadeli uyum arayışı var</strong></p>
<p>Eş seçiminde dikkat edilen unsurların da bu yaklaşımı desteklediğini kaydeden Prof. Dr. Süleymanlı, “Yapılan çalışmalarda gençlerin aynı dinden olmasına 3,43, benzer sosyoekonomik statüye 2,85, aynı siyasi görüşe ise 2,67 ortalama vermesi, mutlak bir benzeşmeden çok uyumlu bir denge arayışının öne çıktığını ortaya koyuyor. ‘Doğru kişi’ algısı artık yalnızca duygusal çekim üzerinden değil, uzun vadeli uyum ve ilişkisel istikrar üzerinden kuruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençler ilişkilere nasıl yaklaşıyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ile Method Research Company iş birliğiyle yürütülen “Gençlik, Dijitalleşme ve Yalnızlık” araştırmasının da gençlerin ilişkilere nasıl yaklaştığını daha net ortaya koyduğunu söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Araştırmaya göre gençler eş seçiminde en çok güven, saygı, sadakat, uyum ve manevi değerlere önem veriyor. Bu veriler, dijitalleşmenin ilişkileri hızlandırdığı kadar kırılganlaştırdığını, buna karşılık gençlerin daha güvenli ve sürdürülebilir bağlar aradığını gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın vurgusu ve değişen şartlar içinde güçlü aile arayışı</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyu gündeme taşımasının, aile kurumunun geleceğine dair önemli bir toplumsal hassasiyete işaret ettiğini de dile getiren Prof. Dr. Süleymanlı, “Bugün hem Türkiye’de hem de dünyada evlilik yaşı yükselirken, evlilik sayıları azalmakta, boşanmalar artmakta ve solo yaşam daha görünür hâle gelmektedir. Bu tablo, gençlerin evlilik kararlarını yalnızca bireysel tercihler üzerinden değil; yaşam koşulları, gelecek beklentileri ve ilişki uyumu çerçevesinde daha dikkatli değerlendirdiklerini göstermektedir. Cumhurbaşkanı’nın bu değerlendirmesi, meselenin ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla birlikte ele alınmasının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiye-verileri-aile-yapisinin-hizla-degistigini-gosteriyor-594937">Türkiye verileri aile yapısının hızla değiştiğini gösteriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 09:31:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[mesafe]]></category>
		<category><![CDATA[mesafeden]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<category><![CDATA[Presbiyopi]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594819</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görme kayıplarının önde gelen nedenleri arasında yer alan ve genellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi, 2015 yılında 1.8 milyar kişide görülürken 2030 yılında bu sayının 2,1 milyara kadar çıkacağı tahmin ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819">Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görme kayıplarının önde gelen nedenleri arasında yer alan ve genellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan presbiyopi, 2015 yılında 1.8 milyar kişide görülürken 2030 yılında bu sayının 2,1 milyara kadar çıkacağı tahmin ediliyor. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak gelişen, önlem alınmadığı takdirde 65 yaşına kadar da ilerlemesini sürdürebilen presbiyopi, okumayı, telefon ve bilgisayar gibi dijital materyalleri veya yakın mesafedeki nesneleri görmeyi de zorlaştırarak bireyin sosyal ve mesleki yaşamı olumsuz etkileyebiliyor. Görme bozukluğunun yanında genel göz sağlığını da etkileyebilen bu rahatsızlık, göz yorgunluğu ve baş ağrılarına da neden olabiliyor. Erken teşhis ve uygun tedavilerle yakını görme rahatsızlığı olan presbiyopinin ilerlemesi yavaşlatılabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytek Coşar, presbiyopinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak gelişiyor</strong></p>
<p>Presbiyopi, göz merceğinin yaşla birlikte esnekliğini kaybetmesiyle ortaya çıkar. Genç yaşlarda mercek şekil değiştirerek yakına odaklanabilirken, 40’lı yaşlardan itibaren bu esneklik azalır. Diyabet, kalp hastalıkları gibi sistemik rahatsızlıklar veya bazı ilaçların (antihistaminikler, antidepresanlar) uzun süreli kullanımı presbiyopiyi erken tetikleyebilir. Ayrıca, hipermetropi gibi mevcut görme kusurları da riski artıran faktörlerdendir. Presbiyopi belirtileri sürekli hale gelmişse, bu durum altta yatan başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle, yalnızca gözlük kullanmak yerine kapsamlı bir göz muayenesi yapılması gerekir. Erken teşhis ve doğru tedavi, hem görme kalitesini artırır hem de genel göz sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yakın mesafe okumadan sonra başınız ağrıyorsa </strong></p>
<p>40’lı yaşların başlarında ortaya çıkan ve 65 yaşına kadarda ilerleme şiddetini artıran presbiyopi, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir görme bozukluğudur. Presbiyopinin en önemli belirtileri şunlardır; </p>
<ul>
<li>Okurken harfleri daha net hale getirmeme</li>
<li>Normal mesafede yazıları bulanık görme</li>
<li>Yakın mesafeden okuma sonrası göz yorgunluğu veya baş ağrısı </li>
</ul>
<p><strong>Düzenli göz muayenelerinizi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Presbiyopi tedavisi, kişinin yaşam tarzına ve görme ihtiyaçlarına göre planlanır. Gözlük veya kontakt lens en yaygın çözümlerdir; ancak son yıllarda çok odaklı mercek ameliyatları (multifokal IOL implantları) öne çıkmaktadır. Bu yöntemle, doğal mercek yerine yerleştirilen özel lensler sayesinde yakın, orta ve uzak mesafeler netleştirilir, böylece gözlük bağımlılığı önemli ölçüde azalır. Yılda en az bir kez yapılan göz muayenesi, presbiyopinin ilerlemesini önlemede büyük önem taşır.</p>
<p><strong>Önlem alınmayan presbiyopi ciddi görme kaybına neden olabilir</strong></p>
<p>Belirtiler geçmiyorsa, bir göz hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir. Bazı durumlarda presbiyopi, katarakt veya başka göz hastalıklarıyla bağlantılı olabilir. Bu hastalıkların tedavi edilmesiyle birlikte presbiyopi belirtileri de gerileyebilir.</p>
<p> <strong>Presbiyopi yavaşlatmak için bu 10 öneriye kulak verin!</strong></p>
<p>1. Yılda en az bir kez göz muayenesi yaptırın.</p>
<p>2. Okuma sırasında yeterli aydınlatma kullanın.</p>
<p>3. Dijital ekranlarda yazı boyutunu büyütün.</p>
<p>4. Göz yorgunluğunu önlemek için 20-20-20 kuralını uygulayın (her 20 dakikada 20 saniye boyunca 20 metre uzağa bakın).</p>
<p>5. Meyve, sebze ve omega-3 açısından zengin beslenin.</p>
<p>6. Sigara içmeyin, alkol tüketimini sınırlayın.</p>
<p>7. Güneş gözlüğü kullanarak UV ışınlarından korunun.</p>
<p>8. Göz kuruluğu için doktor tavsiyesiyle nemlendirici damlalar kullanın.</p>
<p>9. Gözlük bağımlılığını azaltmak için çok odaklı mercek ameliyatlarını değerlendirin.</p>
<p>10. Şikayetleriniz artarsa hemen uzmana danışın.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yakin-mesafeden-okuma-sonrasi-bas-agrisina-dikkat-594819">Yakın Mesafeden Okuma Sonrası Baş Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotik Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Antimikrobiyal]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Faruk Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır” uyarısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574">Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır” uyarısında bulundu. Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü de antimikrobiyal direncin yayılımının azaltılmasında aşıların rolüne dikkat çekerek “Aşılar, birçok enfeksiyonu önleyerek, antibiyotik kullanımını azaltmakta, ilaca dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkmasını ve yayılmasını yavaşlatmaktadır” dedi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın ve İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, 18-24 Kasım Antibiyotik Farkındalık Haftası dolayısıyla yaptıkları açıklamada gereksiz antibiyotik kullanımının zararlarına dikkat çekti.</p>
<p>Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı pek çok risk doğuruyor</p>
<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır. Antibiyotik Farkındalık Haftası, doğru antibiyotik kullanımını teşvik etmek, toplumda farkındalık oluşturmak ve sağlık çalışanlarının bu konuda ortak bir yaklaşım benimsemesini sağlamak amacıyla her yıl 18–24 Kasım tarihleri arasında kutlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Antibiyotik direnci, rutin enfeksiyonların tedavisini zorlaştırabilir</p>
<p>Antimikrobiyal direncin yol açabileceği risklere dikkat çeken Prof. Dr. Faruk Aydın, “Antibiyotik direnci, gelecekte rutin enfeksiyonların bile tedavisini zorlaştırabilir. Yanlış antibiyotik kullanımı; ishal, alerjik reaksiyonlar ve organ hasarı gibi ciddi yan etkilere yol açabilir. Antibiyotikler yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda etkilidir; grip, soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda etkili değildir. Direncin yayılması, sadece bireyi değil tüm toplumu etkiler” uyarısında bulundu.</p>
<p>Antibiyotik kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar!</p>
<p>Antibiyotiklerin doğru kullanımı için yapılması gerekenlere değinen Prof. Dr. Faruk Aydın, “Antibiyotikleri yalnızca hekim reçetesiyle kullanın. Kendi kendinize antibiyotik başlamayın. Reçete edilen ilacı önerilen süre ve dozda kullanın. Evde kalan antibiyotikleri tekrar asla kullanmayın veya başkalarıyla paylaşmayın. Enfeksiyonlardan korunmak için el hijyeni, aşılanma ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarına önem verin. Ayrıca bu savaşta yeni yaklaşımın, aşıların uygun şekilde kullanımı olduğunu unutmayın” diye konuştu. </p>
<p>Aşılar antimikrobiyal direncin yayılımının azalmasında etkili oluyor</p>
<p>Antimikrobiyal direncin yayılımının azaltılmasında aşıların önemli bir rolü olduğunu belirten Doç. Dr. Özge Ünlü, “Aşılar, birçok enfeksiyonu önleyerek, antibiyotik kullanımını azaltmakta, ilaca dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkmasını ve yayılmasını yavaşlatmaktadır. Bu nedenle aşılar antimikrobiyal direncin yayılımını azaltmaya yönelik müdahalenin önemli bir parçasıdır” dedi.</p>
<p>Aşılama sayesinde ölüm oranları azalacak</p>
<p>Aşılama sayesinde antimikrobiyal direnç ilişkili ölüm, hastane maliyeti ve üretkenlik kaybının önemli ölçüde azalacağını belirten Doç. Dr. Özge Ünlü, “Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki dünya çapında mevcut aşılar uygun şekilde uygulanır ve küresel aşılama yüzde 90&#8217;a ulaşırsa antimikrobiyal direnç ilişkili 106 bin ölümün, yıllık 861 milyon dolar hastane maliyetinin, yıllık 5,9 milyar dolar üretkenlik kaybının ve yıllık 142 milyon günlük doz antibiyotik kullanımının önüne geçmek mümkün” dedi.</p>
<p>Antibiyotik direncinin yayılmasını durdurmak mümkündür</p>
<p>Prof. Dr. Faruk Aydın ve Doç. Dr. Özge Ünlü, duyuruyu şu mesajla tamamladı: “Toplum, sağlık çalışanları ve karar vericiler birlikte hareket ettiğinde antibiyotik direncinin yayılmasını durdurmak mümkündür. Bu hafta, bilinçli antibiyotik kullanımına dikkat çekmek ve geleceğimizi korumak için bir fırsattır. Sağlığımız için el ele: Gereksiz antibiyotik kullanımına hayır!”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574">Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[artıran]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[faktöre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri hem ülkemizde hem de dünyada en sık görülen ve en fazla yaşam kaybına neden olan kanser türü olarak önemini koruyor. Artan çevresel risk faktörleri, sigara kullanımı ve geç belirti vermesi nedeniyle hastalık toplum sağlığı açısından kritik bir konumda bulunuyor. 2025 yılında tanı ve tedavide yaşanan gelişmeler ise pek çok hasta için yeni bir umut döneminin başlangıcını işaret ediyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “17 Kasım Dünya Akciğer Kanseri Günü” kapsamında hastalıkla ilgili güncel verileri ve yeni tedavi yaklaşımlarını paylaştı.</p>
<p><strong>Her yıl 2.5 milyon kişi akciğer kanserine yakalanıyor </strong></p>
<p>Akciğer kanseri, dünya genelinde hala en sık görülen ve en çok can kaybına neden olan kanser türüdür. 2022 yılı verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 2.5 milyon kişi bu hastalığa yakalanmakta ve bu, tüm kanser vakalarının yüzde 12’sine denk gelmektedir. Aynı yıl içinde ise 1.8 milyon kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu da kansere bağlı yaşam kayıplarının neredeyse beşte birinin tek başına bu hastalıktan kaynaklandığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Ülkemizde her yıl 41 bin yeni vaka</strong></p>
<p>Ülkemizde de tablo dünya ile paralellik göstermektedir. 2022 verilerine göre ülkemizde her yıl yaklaşık 41 bin yeni akciğer kanseri vakası tespit edildi ve akciğer kanseri Türkiye’de en sık görülen kanser konumunda. Aynı yıl 38 bin 500 kişi bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Yani ülkemizde kansere bağlı her üç ölümden biri akciğer kanserinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Çevresel faktörler genetikten çok daha baskın</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık bazı kişilerde önemli rol oynasa da toplam risk durumuna bakıldığında çevresel faktörler çok daha baskın durumdadır. Akciğer kanserinin artık çoğunlukla çevresel nedenlerle ortaya çıktığı söylenebilir.</p>
<ol>
<li>Sigara: Vakaların yaklaşık yüzde 70’i sigaraya bağlı</li>
<li>Hava kirliliği: PM2.5 her 10 µg arttığında ölüm riski yüzde 8 artıyor</li>
<li>Radon gazı: Sigara içmeyenlerde en önemli risk faktörü</li>
<li>Mesleki maruziyetler: Asbest, silika, dizel egzozu, kaynak dumanı</li>
<li>Pasif içicilik </li>
<li>Geçmişte akciğer hastalığı öyküsü olması</li>
</ol>
<p><strong>Kadınlarda neden akciğer kanseri artıyor?</strong></p>
<p>Erkeklerde yeni vaka sayısı son yıllarda azalma eğilimindeyken, kadınlarda dikkat çekici bir artış söz konusu. Kadınlarda özellikle “adenokarsinom” adı verilen alt tip daha sık görülmekte ve bu tip, hiç sigara içmemiş kişilerde görülen akciğer kanserlerinin büyük kısmını oluşturmaktadır. </p>
<p>Akciğer kanseri erkeklerde daha sık görülse de kadınlardaki artışın da önemsenmesi gerekmektedir. Artan sigara kullanımı, ev içi duman ve yemek buharı, odun veya kömür sobası dumanı, pasif içicilik, hormonların hücresel dönüşüme etkisi, genetik yatkınlıkların çevresel faktörlerle birleşmesi bunun en önemli nedenleri arasındadır. Kısacası kadınlar hiç sigara içmeseler bile akciğer kanserine yakalanma riskleri erkeklere göre bir miktar daha yüksek olmaktadır.</p>
<p><strong>E-sigara zararsız değil!</strong></p>
<p>Elektronik sigaraların ise sanıldığı kadar masum olmadığının bilinmesi gerekmektedir. 2025’te yapılan geniş analizlerde e-sigara kullanan kişilerde kanserle ilişkili biyobelirteçlerin yükseldiği tespit edilmiştir. Nikotin bağımlılık yapmakta ve gençlerde geleneksel sigaraya başlama oranını 3 kat artırmaktadır. Akciğer kanserinin yaklaşık yüzde 70’i sigaradan kaynaklanmaktadır. Sigarayı tamamen hayatımızdan çıkardığımızda, akciğer kanseri neredeyse yok olacak denilebilir.</p>
<p><strong>Akciğer kanserinde erken tanı için bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Özellikle 40 yaş üzeri ve sigara içen kişilerde düzenli kontroller önemlidir. 50 yaş üzeri ve sigara içmiş kişilerde yıllık düşük doz akciğer tomografisi taraması erken teşhis sağlar. Akciğer kanseri çoğu zaman uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Yine de bu uyarı işaretleri ciddiye alınmalıdır:</p>
<ul>
<li>Geçmeyen öksürük</li>
<li>Kanlı balgam</li>
<li>Nefes darlığı</li>
<li>Göğüs ağrısı</li>
<li>İştahsızlık, kilo kaybı</li>
<li>Ses kısıklığı</li>
<li>Tekrarlayan zatürre</li>
</ul>
<p><strong>Akciğer kanserinde tedavi yaklaşımlarını değiştiren yıl 2025</strong></p>
<p>2025, akciğer kanseri tedavisinde önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl oldu. Hedefe yönelik tedavilerde taletrectinib, ROS1 pozitif ve beyne yayılmış hastalarda etkili sonuçlar verirken; datopotamab deruxtecan EGFR mutasyonlu hastalarda tümör hücrelerini doğrudan hedef alan yapısıyla daha az yan etkiyle yüksek başarı sağladı. İmmünoterapi, artık yalnızca ileri evre hastalarda değil, ameliyat öncesi ve sonrası dönemde de kullanılmaya başlanarak tedavi sürecinde yeni bir standart haline geldi. </p>
<p>Cerrahi alanda kapalı yöntem VATS tekniğinin yaygınlaşması, hastalara daha hızlı iyileşme ve daha az ağrı avantajı sundu. Tanıda önem kazanan sıvı biyopsi testleri, kanda dolaşan tümör DNA’sını tespit ederek hastalığın tekrarlamasını çok daha erken belirleme imkânı sağladı. Yıllardır sınırlı seçeneklerin bulunduğu küçük hücreli akciğer kanserinde ise tarlatamab isimli ilaç, daha önce tedavi seçeneği kalmamış hastalarda bile tümörü küçülterek dikkat çekici bir ilerleme sundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-riskini-artiran-6-faktore-dikkat-592168">Akciğer Kanseri Riskini Artıran 6 Faktöre Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 11:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[burhan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[edilecek]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[okulu]]></category>
		<category><![CDATA[şliyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591921</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin AHİD iş birliğinde düzenlediği “Aile Okulu” seminerlerinin beşinci haftasında Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen İnegöllülerle buluştu. İşliyen, “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konusunda anlatımlarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921">Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin AHİD iş birliğinde düzenlediği “Aile Okulu” seminerlerinin beşinci haftasında Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen İnegöllülerle buluştu. İşliyen, “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konusunda anlatımlarda bulundu.</p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin Aile Hayatı İyileştirme Derneği (AHİD) iş birliğinde bu yıl 7’ncisini düzenlediği “Aile Okulu” seminerleri devam ediyor. Bu yıl “Aile Yılı Özel” konseptiyle gerçekleştirilen programların beş haftası tamamlandı. Toplumun temelini oluşturan ailenin önemi, mutlu ve huzurlu aile olabilmenin yöntemleri, çocuk yetiştirmenin püf noktaları gibi çeşitli eğitim ve seminerlerin yer aldığı Aile Okulu eğitim programları 2 hafta daha her Cuma 20.30’da Sani Konukoğlu Konferans Salonunda yapılmaya devam edecek.</p>
<p>Aile Okulu seminerlerinin bu haftaki konuğu Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti 2. Başkanı Doç. Dr. Burhan İşliyen oldu. “Evlilikte Dikkat Edilecek Hususlar” konulu seminer ile İnegöllülerle buluşan Doç. Dr. Burhan İşliyen’e programda Belediye Başkan Yardımcısı Melih Ateş, meclis üyeleri ve AK Partili yöneticiler, İnegöl Müftüsü İsmail Hatipoğlu, AHİD Başkanı Naci Köseoğlu ve İnegöl Din Görevlileri Derneği Başkanı Lokman Yurdigül’de eşlik etti. İlçe halkı da seminere yoğun ilgi gösterdi. Doç. Dr. İşliyen, seminerde evlilikte dikkat edilmesi gereken hususlarla birlikte, mutlu ve huzurlu yuvanın da şifrelerini paylaştı. Özellikle eşlerin karşılıklı anlayış, sevgi ve saygısının sağlam evliliklerin temelini oluşturduğuna dikkat çekti.</p>
<p>AİLE OKULUNUN KALAN PROGRAMLARI<br />Aile Okulu programının devam eden haftalarda yapılacak seminerleri ise şöyle: 21 Kasım’da Eğitimci-İlahiyatçı Prof. Dr. Ali Akpınar “Hz. Peygamberin (sav) Önderliğinde Güçlü Aile” semineri, 28 Kasım’da Araştırmacı-Eğitmen-Yazar Ali Erkan Kavaklı “Başarılı ve Ahlaklı Çocuk Eğitimi”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-burhan-isliyen-evlilikte-dikkat-edilecek-hususlari-anlatti-591921">Doç. Dr. Burhan İşliyen &#8220;Evlilikte Dikkat Edilecek Hususları Anlattı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 07:37:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[merdiven]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında düzenlediği farkındalık seminerinde estetik cerrahi alanındaki yanlış bilinen uygulamaları ve doğru yaklaşımları gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605">Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><b><span>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında düzenlediği farkındalık seminerinde estetik cerrahi alanındaki yanlış bilinen uygulamaları ve doğru yaklaşımları gündeme taşıdı. Merdiven altı estetik uygulamaların sağlık açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekilen seminerde, bilinçli ve güvenli karar verme süreçlerinin önemi vurgulandı.</span></b></span></span></p>
<p><span><span>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik eğitim ve farkındalık seminerlerine devam ediyor. Bu kapsamda Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Aynadaki Yansımam – Estetik Konusunda Doğru Bilinen Yanlışlar” başlıklı farkındalık semineri düzenlendi. Seminerde, estetik cerrahi alanında toplumda sıkça karşılaşılan yanlış bilgiler ve doğru yaklaşımlar ele alındı. Programın konuşmacısı Doç. Dr. Fatma Bilgen Bekerecioğlu, katılımcılara estetik cerrahinin tanımı, kapsamı ve bilimsel temellere dayalı uygulamalar hakkında önemli bilgiler aktardı.</span></span></p>
<p><span><span><span><b>“İnsan sağlığı bu kadar ucuz olmamalı”</b></span></span></span></p>
<p><span><span>Bekerecioğlu, özellikle toplumda yaygın olan yanlış inanışlara ve bilinçsizce yapılan estetik müdahalelerin risklerine dikkat çekerek, “Bugün burada doğru sanılan yanlışları düzeltip insanları bilgilendirdik. Öncelikle botoks ve dolgu her yerde yapılacak işlemler değildir. Yanlış uygulamalar geri dönülmesi zor hasarlara, hatta körlüğe kadar gidebilen sonuçlara yol açabiliyor. Estetik işlemler şu anda trend olduğu için herkes çok merak ediyor. Elbette hepimiz genç kalmak istiyoruz, yaşlanmak istemiyoruz. Ancak bunun doğallığı bozmadan, sağlıklı bir şekilde ve uzman hekimler tarafından yapılması gerekiyor. Bizim düşük fiyatlara alamadığımız ürünlerle yapılan uygulamalar ciddi riskler taşıyor. İnsan sağlığı bu kadar ucuz olmamalı” ifadelerini kullandı.</span></span></p>
<p><span><span>Seminerde ayrıca merdiven altı estetik uygulamaların doğurabileceği sağlık sorunlarına dikkat çekilerek, güvenli ve bilinçli karar verme süreçlerinin önemi vurgulandı. Etkinlik, katılımcıların sorularını yönelttiği interaktif bir bölümle sona erdi.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605">Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moriwaki Yoshinori, Depreme Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/moriwaki-yoshinori-depreme-dikkat-cekti-590055</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 13:57:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depreme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[moriwaki]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[yoshinori]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590055</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin YAYKOOP (Yayıncılar Kooperatifi) iş birliğiyle bu yıl ilk kez düzenlediği Osmangazi Kitap Fuarı, geniş yelpazedeki etkinlikleriyle kültür, sanat ve toplumsal konuları bir araya getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/moriwaki-yoshinori-depreme-dikkat-cekti-590055">Moriwaki Yoshinori, Depreme Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi’nin YAYKOOP (Yayıncılar Kooperatifi) iş birliğiyle bu yıl ilk kez düzenlediği Osmangazi Kitap Fuarı, geniş yelpazedeki etkinlikleriyle kültür, sanat ve toplumsal konuları bir araya getiriyor. Bu kapsamda etkinliğe katılan Japon Deprem Uzmanı Moriwaki Yoshinori, depremle ilgili farkındalık oluşturacak açıklamalarda bulundu.</p>
<p>‘Edebiyatın Kalbi, Osmangazi’ sloganıyla hayata geçirilen Osmangazi Kitap Fuarı,altıncı gününde birbirinden değerli gazeteci ve yazarların yanı sıraJapon Deprem Uzmanı Moriwaki Yoshinori’yi ağırladı. İlk olarak yazarlığını üstlendiği “Moriwaki’nin Deprem Rehberi” kitabıyla okularıyla buluşan Yoshinori, daha sonra ülke genelinde gündemi oluşturan ana etkenlerden biri niteliğindeki deprem konusunu ele aldı. Deprem anında alınması gereken tedbirlere değinen Yoshinori, yaşam üçgeninin ve deprem çantasının önemini katılımcılara anlattı.</p>
<p><b>Yoshinori’den Hayat Kurtaran Öğütler </b></p>
<p>Deprem çantasında plastik düdük yerine mutlaka metal düdük bulundurulması gerektiğini söyleyen Japon uzman Moriwaki Yoshinori, “Günlerce göçük altında kalındığında ve su tükendiğinde, insan nefes almakta dahi zorlanır. İşte o anlarda, plastik düdük işe yaramaz hale gelir. Metal düdük ise sert bir zemine vurularak bile ses çıkarabilir. Ayrıca deprem çantasına mutlaka enerjisi yüksek yiyeceklerin konulması gerekiyor. Biz Japonya’da her an depreme hazırız. Sadece evimizde değil; çantamızda, arabamızda, hatta iş yerimizde bile bir deprem çantamız vardır. Bizim için bu bir alışkanlık değil; bir yaşam biçimi. Evlerimiz sağlam olsa bile biz yine de tedbiri elden bırakmayız. Mesela evin içinde her zaman kolay ulaşabileceğimiz yerlerde su bulundururuz. Sehpaların altında, koltukların yanında bile olabilir. Çünkü ne zaman, nerede yakalanacağımızı bilemeyiz. Küçük gibi görünen şeyler, hayat kurtarabilir” dedi. </p>
<p><b>“Bandırma’daki Depremler Bursa’yı Doğrudan Etkilemeyecek”</b></p>
<p>Son günlerde Balıkesir ve çevresinde sık sık meydana gelen depremler, “Bursa’da büyük bir deprem mi bekleniyor?” sorusunu gündeme getirdi. Bölgede 200-300 artçı sarsıntı yaşandığı bilinirken, Moriwaki Yoshinori bu hareketliliğin bir süre daha devam edeceğini belirtti. Ancak Bandırma’daki depremlerin Bursa’yı doğrudan etkilemeyeceğinin altını çizen Yoshinori, “Kahramanmaraş’ta yaşanan büyük deprem öncesinde o bölgede uzun yıllar boyunca sarsıcı bir deprem olmamıştı. Bu nedenle 2023’teki deprem çok yıkıcı oldu. Resmi olarak 7,4 büyüklüğünde açıklansa da, ben 7,9 civarında daha güçlü bir sarsıntı yaşandığını düşünüyorum. Deprem verileri kamuoyuyla tüm gerçekliğiyle paylaşılmalıdır” diye konuştu. </p>
<p>Konuşmaların ardından Yoshinori, kendisini dinlemeye gelen çocuklara kitaplarını imzalayarak hediye verdi. Bunun yanı sıra Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir ve Osmangazi Belediye Meclis Üyesi Özlem Bodur, hayat kurtaran bilgiler aktaran Japon deprem uzmanına teşekkür plaketi takdim etti. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/moriwaki-yoshinori-depreme-dikkat-cekti-590055">Moriwaki Yoshinori, Depreme Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay Kazakistan heyetini ağırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-kazakistan-heyetini-agirladi-589845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağırladı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[heyetini]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kazak]]></category>
		<category><![CDATA[kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589845</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Kazakistan heyetini Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Ay Yıldızlı Konak’ta ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-kazakistan-heyetini-agirladi-589845">Başkan Tugay Kazakistan heyetini ağırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Kazakistan heyetini Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu tamamlanan Ay Yıldızlı Konak’ta ağırladı. Türk-Kazak kültürünün yakınlığına dikkat çeken Başkan Tugay, ilişkilerin aktif projelerle güçlendirilebileceğini söyledi. İzmir’in gelişiminin dikkat çektiğini belirten Kazak heyet de görüşmeden duydukları memnuniyeti dile getirdi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Kazakistan Cumhuriyeti İzmir Başkonsolosu Bauyrzhan Akatayev ve beraberindeki heyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu yapılan Basmane’deki Ay Yıldızlı Konak’ta ağırladı. Misafirler ziyaretten duyduğu mutluluğu dile getirirken, Başkan Dr. Cemil Tugay Türk-Kazak kültürünün yakınlığına dikkat çekerek, “Biz sizi akraba görüyoruz. Kazakistan bizim için çok özel bir yere sahip” dedi.</p>
<p><strong>Park önerisi</strong></p>
<p>Ticaret, sanayi başlıkları altında birlikte yol yürünebileceğini aktaran Başkan Tugay, karşılıklı bilgi paylaşımının anlamlı olacağını ifade ederken, “Aktif şekilde projeler yapalım. Birçok alanda yeni adımlar atabiliriz. Kazakistan Parkı yapalım, birlikte ağaçlandıralım” dedi.</p>
<p>Görüşmeden dolayı mutluluklarını aktaran Başkonsolos Akatayev, kentte yürütülen çalışmaları yakından takip ettiklerini söyledi. İzmir’in gelişiminin kendilerinin dikkatinden kaçmadığını ifade eden Akatayev, “İki ülke arasındaki ilişkilerin daha ileri boyuta taşınması memnuniyet yaratır” dedi.</p>
<p><strong>“Öğrenciler daimi yaşamak istiyor”</strong></p>
<p>Başkan Tugay kentler arası diyalogların, eğitim alanında üniversite faaliyetlerinin, iş insanları buluşmalarının önemine dikkat çekti. Görüşmede Kazakistan’da İzmir, İzmir’de Kazakistan günleri yapılarak tarih, kültür ve gastronominin karşılıklı olarak tanıtılabileceği öne çıktı.  Akatayev ayrıca İzmir’de 3 bini aşkın Kazak vatandaşın bulunduğunu söyledi. Mutlu yaşayan Kazak öğrencilerin de İzmir’de daimi olarak hayatlarını sürdürmek istediğini belirten Akatayev sosyal imkanların varlığının önemine ayrı bir parantez açtı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-kazakistan-heyetini-agirladi-589845">Başkan Tugay Kazakistan heyetini ağırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahte fırsatlara dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sahte-firsatlara-dikkat-589551</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatlara]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harcamaların arttığı, indirimlerin bollaştığı, alışveriş için listelerin yapıldığı yılın bu döneminde   çevrimiçi dolandırıcılık riski de artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahte-firsatlara-dikkat-589551">Sahte fırsatlara dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Harcamaların arttığı, indirimlerin bollaştığı, alışveriş için listelerin yapıldığı yılın bu döneminde   çevrimiçi dolandırıcılık riski de artırıyor. Siber güvenlik şirketi ESET, yıl sonuna kadar devam eden bu uzun alışveriş döneminde dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı, alınması gereken önlemleri paylaştı.   </strong></p>
<p>Birçok kategoride daha fazla kişi internetten alışveriş yapıyor. Hediye alternatifleri belirleniyor, fırsatlar kaçmadan değerlendirilmeye çalışılıyor. Daha fazla çevrimiçi alışveriş, dolandırıcılar için daha fazla fırsat anlamını da taşıyor. Çoğumuz özel fırsatlar arıyoruz ve bu nedenle büyük indirim reklamı yapan dolandırıcılıkları geç fark edebiliyoruz. Bu dönemde işletmelerden daha fazla spam e-postalar geliyor ve bu durum kötü niyetli mesajlar için de mükemmel bir kılıf sağlıyor. Sahte kargolar, sahte alışveriş web siteleri, gerçek olamayacak kadar cazip görünen fırsatlar, sahte reklamlar,  alışveriş yapmak isteyenleri daha dikkatli olmaya zorluyor.</p>
<p><strong>Online dolandırıcılıklara karşı nasıl güvende kalınır?</strong></p>
<p>Dolandırıcılar kampanyalarından para kazanmaya devam ettikleri sürece, aynı denenmiş ve test edilmiş taktikleri tekrarlayacaklardır. Kişisel ve finansal bilgilerinizi onların ellerinden uzak tutmak için aşağıdakileri dikkate alın:</p>
<ul>
<li><strong>Güçlü, benzersiz parolalar kullanın </strong>ve tüm çevrimiçi hesaplarda çok faktörlü kimlik doğrulamayı (MFA) veya geçiş anahtarlarını açın,</li>
<li>Gerçek olamayacak kadar iyi görünen teklifler de dâhil olmak üzere, internette okuduğunuz her şeye <strong>şüpheyle </strong>yaklaşın,</li>
<li>İstenmeyen bir mesaj veya telefon görüşmesi yoluyla iletişime geçildikten sonra <strong>asla kişisel veya finansal bilgileri vermeyin,</strong></li>
<li>&#8220;HTTPS&#8221; ile başlayan veya kilitli bir asma kilit gösteren <strong>güvenli web sitelerini kullanın,</strong></li>
<li>Kötü niyetli istismarlara karşı mümkün olduğunca güvende tutmak için <strong>yazılımınızı ve işletim sisteminizi </strong>düzenli olarak <strong>güncelleyin,</strong></li>
<li>Tüm cihazlara güvenilir bir sağlayıcıdan <strong>anti-malware yükleyin,</strong></li>
<li><strong>Banka havalesi </strong>veya anında nakit uygulaması <strong>ile ödeme yapmayın</strong>. Ekstra koruma için mümkünse kredi kartınızı kullanın,</li>
<li>Sahte olduğunu gösterebilecek yazım ve dil bilgisi hataları <strong>için web sitesi ve e-posta gönderen URL&#8217;lerinin </strong>yanı sıra içeriği <strong>iki kez kontrol edin,</strong></li>
<li><strong>Teslimat bildirimlerini doğrudan </strong>lojistik firmasıyla <strong>iki kez kontrol edin</strong> ancak mesaj veya e-postanızdaki ayrıntılarla iletişime geçmeyin.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahte-firsatlara-dikkat-589551">Sahte fırsatlara dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gribin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklarda genellikle hafif seyreden viral bir hastalık olan grip; aniden ortaya çıkan ateş, burun akıntısı, boğaz ve kas ağrısı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda ise hastalık daha ağır seyredebiliyor. Bu nedenle çocuklardan hastalığın neden olabileceği sorunların oluşmasını engellemek için grip aşısı öneriliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklarda grip ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bulaşıcılık seviyesi yüksek</strong></p>
<p>Viral bir enfeksiyon olan grip (influenza), akciğerdeki hava yollarını olumsuz yönde etkileyebilen ve bulaşıcılığı yüksek bir hastalıktır. Mevsim geçişlerinde öksürük ile başlar ve yüksek ateş, kırgınlık, eklem ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkar. Havaların soğumasıyla yaygınlaşan grip çocuklarda çoğu zaman bir haftadan kısa bir süre devam eder. Bağışıklığı düşük olan çocuklarda ise tablo daha ağır seyredebilir ve hastaneye yatış gerekebilir. Grip bu çocuklarda akciğer enfeksiyonuna yani zatürreye yol açabilir. </p>
<p><strong>A ve B tipi ağır seyrediyor</strong></p>
<p>A ve B tipi grip virüsleri sonbahar aylarında yaygın hastalıkların nedenidir. Bu iki virüs daha çok insanları etkilemekte ve özellikle kronik hastalığı olan çocukların tedavisinin hastanede yürütülmesi gerekebilmektedir. Grip virüsünün hala günümüzde etkili olmasının en önemli nedeni ise virüslerin sık sık mutasyona uğraması yani değişmesidir. Bu da insanların her yıl yeni bir virüs türü nedeniyle hastalanması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Yakın temas bulaş nedeni</strong></p>
<p>Çocuklara grip virüsü, hapşırma veya öksürme sonucu solunum yoluyla bir başkasına geçmektedir. Genellikle virüsün yakın temas nedeniyle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulaşıcılığı yüksektir. Çocuktan çocuğa geçen virüs ayrıca kapı kolları, oyuncaklar ve kalem gibi eşyaların yüzeylerinde bulunabilir. Çocuklar enfekte bir kişinin dokunduğu yüzeye temas edip ardından ağzına, burnuna veya gözlerine dokunarak grip virüsünü vücuduna alabilir. Başkalarını enfekte etme riski genellikle hastalığın 5 ya da 7. günü gerçekleşir. Bulaşıcılığın en üst seviyede olduğu dönem belirtiler başlamadan önceki ilk 24 saattir. </p>
<p><strong>Solunum yolu hastalığı gibi başlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda grip bir solunum yolu hastalığı olarak başlar. Zamanla tüm vücudu etkileyen virüs şu belirtilerle ortaya çıkar;</p>
<ul>
<li>39 ile 40 derece arasındaki seyreden yüksek ateş</li>
<li>Şiddeti yüksek vücut ağrısı</li>
<li>Baş ve boğaz ağrısı ile beraber yorgunluk</li>
<li>Burun akıntısı ve burun tıkanıklığıyla beraber başlayan öksürük</li>
<li>Bulantı, kusma ve artan ishal seviyesi</li>
</ul>
<p>Özellikle 5 yaşından küçük, kronik sağlık sorunları olan çocuklarda grip ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çocuklar yüksek risk altında olduğundan, gribi önlemeye yardımcı olmak, gribin beraberinde gelebilecek rahatsızlıklardan onları korumak ve hayati riski azaltmak için mevsimsel grip aşısı uygulanması önemlidir.</p>
<p>Bu yaş grubundaki çocuklarda grip kaynaklı komplikasyonlar ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Zatürre: Akciğerlerin enfeksiyondan etkilenmesi sonucunda tehlikeli bir durum ortaya çıkar.</li>
<li>Dehidratasyon: Vücudun hastalık nedeniyle çok fazla sıvı ve tuz kaybetmesi tabloyu ağırlaştırabilir. </li>
<li>Kalp hastalığı veya astım gibi uzun vadeli sorunların devam etmesi tehlikelidir.</li>
<li>Sinüs sorunları ve kulak enfeksiyonları gibi başka sorunların başlamasına neden olabilmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>En iyi korunma yöntemi aşı</strong></p>
<p>Gribin neden olduğu sağlık sorunlarını engellemek için çocukların aşılanması gerekebilir. Çocuklarda gribe karşı en iyi korumayı sağlamak için aşılanma önemlidir. Sonbahar ayları genellikle aşı olmak için uygun zamandır. Aşıyı ilk defa yaptıracak 9 yaş altındaki çocukların iki doz grip aşısına ihtiyacı olabilir. Bu çocuklar için, ikinci dozun ilk dozdan en az dört hafta sonra uygulanması gerekir. Vücudun gribe karşı antikor geliştirmesi aşı uygulandıktan sonra yaklaşık iki hafta olacağından, grip yayılmaya başlamadan önce aşı yaptırmak uygundur. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya Şeker, Pancar Sektöründe Uluslararası Başarıyla Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konya-seker-pancar-sektorunde-uluslararasi-basariyla-dikkat-cekti-588893</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 06:34:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[başarıya]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[mza]]></category>
		<category><![CDATA[pancar]]></category>
		<category><![CDATA[pancarda]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sektöründe]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Şeker’in iştiraki Beta Ziraat A.Ş., dünyada yalnızca birkaç firmanın uygulayabildiği Pancarda Sapa Kalkma Testlerini gerçekleştirerek Avrupa ve Türkiye’deki şeker pancarı tohumlarını analiz ediyor. Bu çalışmalarla, yerli üretimde kalite, verim ve sürdürülebilirliğin artırılması hedefleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-seker-pancar-sektorunde-uluslararasi-basariyla-dikkat-cekti-588893">Konya Şeker, Pancar Sektöründe Uluslararası Başarıyla Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yalnızca birkaç firma tarafından gerçekleştirilebilen Pancarda Sapa Kalkma Testleri, Beta Ziraat tarafından 11 yıldır başarıyla yürütülüyor.</p>
<p>Şirket, 2025 yılından itibaren Çumra Sera&#8217;da yapılan iyileştirme ve geliştirme çalışmaları sayesinde mevcut kapasitesini de arttırarak sadece kendi üretimlerini değil, iş ortaklarının Türkiye ve Avrupa’daki üretim sahalarından gelen tohum numunelerini de test ediyor.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/11/konya-seker-pancarda-uluslararasi-basariya-imza-atti-0-QQjdp4D5.jpeg" /></p>
<h3><strong>AVRUPA VE TÜRKİYE&#8217;DEKİ TOHUM NUMUNELERİ TEST EDİLİYOR</strong></h3>
<p>Çumra Ar-Ge Serası’nda yürütülen bu testlerde, her bir numune ayrı parsellerde yetiştirilerek tohuma kalkan pancar oluşumunun önüne geçilmesi ve verim kaybının engellenmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Bilimsel veriler ışığında belirlenen oranın üzerinde sapa kalkma gösteren tohumlar üretime dahil edilmiyor. Bu sayede hem çiftçinin verimi artırılıyor, hem de fabrikaların pancar işleme potansiyeli destekleniyor.</p>
<p>Beta Ziraat’in Çumra’daki Ar-Ge çalışmaları, Türkiye’de tarımsal üretimin verimliliğini artırma yolunda önemli bir adım olarak görülürken, şirket, yüksek kaliteli, dayanıklı ve yerli tohumları geliştirerek çiftçilerin hizmetine sunmayı, böylece tarımsal sürdürülebilirliği güçlendirmeyi amaçladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-seker-pancar-sektorunde-uluslararasi-basariyla-dikkat-cekti-588893">Konya Şeker, Pancar Sektöründe Uluslararası Başarıyla Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in rehberliğine muhtacız&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuran-i-kerimin-rehberligine-muhtaciz-588573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2025 21:02:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[an-ı]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[kerim]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[koü]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-I Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<category><![CDATA[muhtacız]]></category>
		<category><![CDATA[rehberliğine]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi kapsamında anlamlı bir sempozyuma ev sahipliği yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuran-i-kerimin-rehberligine-muhtaciz-588573">&#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in rehberliğine muhtacız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi kapsamında anlamlı bir sempozyuma ev sahipliği yaptı. Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) ile Kent Politikaları ve Araştırmaları Merkezi (ŞURA) iş birliğiyle düzenlenen Kur’an-ı Kerim’de Aile Sempozyumu’nda konuşan İlahiyatçı Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, “Kur’an-ı Kerim’in rehberliğine her zamankinden daha çok muhtacız” dedi.</p>
<p><b>SEMPOZYUMA GENİŞ KATILIM</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesi kapsamında anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) ile Kent Politikaları ve Araştırmaları Merkezi (ŞURA) iş birliğiyle “Kur’an-ı Kerim’de Aile Sempozyumu” düzenlendi. Açılış programında konuşan İlahiyatçı Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, “Kur’an-ı Kerim’in rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir haldeyiz” dedi. Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleşen sempozyuma KOÜ Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Yeşildal, KOÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdullah Kahraman, KOÜ İlahiyat Fakültesi Tesfir Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Emin Çiçek, İlahiyatçı Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ve çok sayıda akademisyen, öğrenci ve davetliler katıldı. Sempozyum Kocaeli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Dr. Mustafa Hilmi Bilican’ın Kur’an tilaveti ile başladı.</p>
<p><b>“AİLE ÇAĞIMIZIN EN ÖNEMLİ KONUSUDUR”</b></p>
<p>Sempozyumun açılış konuşmasını yapan KOÜ İlahiyat Fakültesi Tesfir Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Emin Çiçek, toplumun temel yapısı olan aile kurumunun korunmasının ve güçlendirilmesinin önemine değinerek, “Bu noktada aile, toplumun hem ahlaki hem duygusal temellerini ayakta tutan en sağlam yapı olarak öne çıkıyor. Ailede sevgi, saygı, sabır ve merhamet değerlerinin yaşatılması, fedakârlıkların yapılması yalnızca bireyin değil, toplumun huzur ve istikrarını garanti altına alacaktır. Kur’an’ın öğrettiği bu değerler sadece dini değil, aynı zamanda insani bir rehberlik de sunmaktadır. Aile üzerinde durulması gereken çağımızı en önemli konuların başında gelmektedir” dedi.</p>
<p><b>“ÖLÜNCEYE KADAR AİLE BİZİM CENNETİMİZDİR”</b></p>
<p>KOÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdullah Kahraman ise, “Cumhurbaşkanımız bu yılı aile yılı olarak ilan etti. Bu gerçekten de çok büyük bir olaydır. Bu ilan aynı zamanda kaybetmekte olduğumuz cennetimizin yeniden farkında olmamızı gerektirecek kadar altı çizilmesi gereken bir meseledir. Bu noktada toplumumuzun her kesimine önemli görevler düşüyor. Ölünceye kadar aile bizim cennetimizdir. İnsanoğlu Allah&#8217;ın eşref-i mahlûkat olarak yarattığı bir varlık olarak hayatının hiçbir döneminde aileden mahrum kalamaz, ailesiz yaşayamaz. Bugün Kur’an-ı Kerim’de aile başlıklı çok önemli bir sempozyumla karşınıza gelmiş bulunuyoruz. Dikkatlerinizi tekrar içinde yaşadığımız aile kavramına dikkat çekmek için buradayız” ifadesini kullandı.</p>
<p><b>“AİLE TOPLUMU AYAKTA TUTAN EN SAĞLAM YAPIDIR”</b></p>
<p>Aile kavramının önemine dikkat çeken Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tensipleriyle 2025 yılının Aile yılı ilan edilmesi toplumumuzun en temel kurumuna yani aileye yeniden ve daha derin bir dikkatle yönelmemizi hatırlatmıştır. Aile bireyin ilk değerleri aldığı sevgi, merhamet ve fedakârlığı öğrendiği hayatın anlamını kavradığı yerdir. Kur’an-ı Kerim&#8217;de ailenin ve aile iç ilişkilerinin bu kadar güçlü bir biçimde vurgulanması son derece anlamlıdır. Bugün gerçekleştirilen bu sempozyum yalnızca bir akademik buluşma değil, aynı zamanda değerlerimizi yerinden hatırlatmak, korumak ve geleceğe taşıma çabasının bir örneğidir. Bugün aile üzerinde durmamız gereken en önemli konuların başından geliyor. Dünya iletişimin hızına rağmen insanların birbirine anlamakta zorlandığı, maddi konforun artmasına rağmen manevi huzurun azaldığı bir dönemden geçiyor. Bu noktada aile toplumun hem ahlaki hem duygusal temellerini ayakta tutan en sağlam yapı olarak öne çıkıyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p><b>“YAŞADIĞIMIZ ÇAĞ AİLEYİ HEDEF ALIYOR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Yeşildal, “Düzenlediğimiz organizasyon günümüzün en önemli konuların başında gelen aile kavramını ele alıyor. Kur’an’da aile merhumuna çok önem verilir. Yaşadığımız çağ ise aileyi hedef almış bir çağdır. Çağımızda ailenin içine bomba koyulmuş ve artık bütün moleküllerine kadar parçalanmış bir aile yapısı görüyoruz. Bu bağlamda ailenin yeniden tasarlanması ve bir araya getirilmesi çok önemli. Bu yolculukta bize rehberlik edecek olan hiç şüphesiz ki değerli hocalarımız Kur’an ışığında bize yol gösterecektir. Bu çalışmalardan sonra ne yapmamız gerektiği eylem planlarımızın ne olması gerektiğiyle ilgili de yine hocalarımızla birlikte çok uzun süreçler işleyeceğiz” dedi.</p>
<p><b>“KUR’AN-I KERİM BİZE HER KONUDA IŞIK TUTUYOR”</b></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in önemli bir yol gösterici olduğunu belirterek konuşmasına başlayan İlahiyatçı Yazar Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, “Kur’an-ı Kerim’de aile konusu kadar çok bahsedilen başka bir konu yoktur. Bu aile mefhumuna böylesine büyük bir önem atfetmesinin hikmeti ya da hikmetleri neler olabilir. Biliyoruz ki mucizeler peygamberlere verilen ve onları Allah’ın desteklediğinin ifadesi olan hususlardır. Kur’an-ı Kerim’in kendisine en büyük mucize olarak verildiği sevgili peygamberimiz ahiret yurduna göçtüğünde Kur’an-ı Kerim onunla birlikte aramızdan ayrılmadı. Kur’an-ı Kerim’in en önemli farkı geride bizle hala aramızda yaşıyor olmasıdır. 14 asır önce bir kitabı kerim içinde anne babaya öf bile denilmemesini insana telkin eden ayetler getirmiştir. Rum suresinin ayetleri ve orada ifade edildiği üzere evlilik müessesesinde mutlaka olması gereken hususa dikkat çekilmiştir. Kur’an-ı Kerim bize her konuda ışık tutuyor. Hakkın hukukun üstünlüğünü ailede de muhafaza etmek ve gerçekleştirmek hususunda nice ayetler vardır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“KUR’AN’IN REHBERLİĞİNE ÇOK İHTİYAÇ DUYUYORUZ”</b></p>
<p>20 yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve bütün dünyayı son derece önemli bir şekilde etkileyen modernizm ile aile kavramının bozulduğuna dikkat çeken Emin Ay, “İnsanın hayatından kutsalı çıkaran, kendi benliğinin tutsağı haline getiren anlayışın başımıza bela ettiği sekülerizm yani dünyevileşmenin etkilerini görüyoruz. İslam ülkeleri de dahil olmak üzere bütün dünyayı kasıp kavurduğu ortamda bizim de aile hususundaki hali bir melalimizi ortaya koyan gelişmeleri görünce diyoruz ki Kur’an-ı Kerim çok büyük bir mucize. Kur’an’ı Kerim’in rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir haldeyiz” dedi.</p>
<p><b>3 FARKLI OTURUM</b></p>
<p>Açılış programının ardından farklı üniversitelerinden alanında uzman akademisyenler, Kur’an-ı Kerim ışığında aile, evlilik, ebeveynlik, huzur ve toplumsal değerler üzerine sunumlar yaptı. Üç oturumda gerçekleşen sempozyumda “Kur’an’da Aile İçi Nezaket Kuralları”, “Sabır, Merhamet ve Fedakârlık Boyutuyla Kur’an’da Anne”, “Kur’an’a Göre Babalık Anlayışı”, “Kur’an’da Aile ve Din Eğitimi” gibi başlıklar ele alındı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuran-i-kerimin-rehberligine-muhtaciz-588573">&#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in rehberliğine muhtacız&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 13:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[drar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[İdrar Kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmayı]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kurala]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587229</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar kaçırma toplumda çoğu kişinin yaşam kalitesini derinden etkileyen, ancak konuşulmaktan çekinilen önemli bir sağlık sorunu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229">İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar kaçırma toplumda çoğu kişinin yaşam kalitesini derinden etkileyen, ancak konuşulmaktan çekinilen önemli bir sağlık sorunu. Genellikle 50 yaşından sonra görüldüğü düşünülen bu durum aslında hemen her yaştaki kişilerin kapısını çalabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan,</strong> tüm dünyada oldukça yaygın rastlanan idrar kaçırmanın görülme sıklığının ülkemizde de özellikle nüfusun yaşlanmasıyla birlikte daha da arttığını belirterek, “Öyle ki toplum bazlı çalışmalarda kadınların yüzde 9-43’ünde, erkeklerin ise yüzde 7-27’sinde idrar kaçırma sorununa rastlanmaktadır. Bu hastalık aile, sosyal ve iş hayatını olumsuz yönde etkileyebilecek şiddette olabilmektedir. Dolayısıyla, tedavisine erken başlanması, hastalığın daha kolay yöntemlerle kontrol altına alınması ve hastanın hayat kalitesinin artması için çok önemlidir. Günümüzde, idrar kaçırmanın tipine ve şiddetine göre başvurulan yöntemlerle sorun genellikle ortadan kalkmakta, bazı hastalarda ise en azından hayat kalitesi büyük oranda artmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Birkaç farklı türü mevcut</strong></p>
<p>İdrar kaçırma; hastanın kontrolünde olmadan veya idrar yapımı için uygun şartlar oluşmadan idrarın istemsiz olarak kaçması şeklinde tanımlanıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen idrar kaçırmanın birkaç farklı türü bulunuyor. Ani idrar isteğiyle birlikte oluşan sıkıştırma tarzında idrar kaçırmanın yanı sıra karın içi basıncının arttığı durumlar olan öksürmek, hapşırmak ve yerden ağır bir cisim kaldırmakla gerçekleşen stres tipi idrar kaçırma en sık görülen tiplerini oluşturuyor. Bazı hastalarda bu iki mekanizmanın beraber görülebildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, “Bunların dışında geçici bazı durumlara bağlı olan idrar kaçırma, nörolojik hastalıklara bağlı idrar kaçırma, fistüllere bağlı idrar kaçırma veya hastanın idrar yapamadığı için taşma tarzında idrar kaçırma tipleri de mevcuttur” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Pek çok sebep neden olabiliyor! </strong></p>
<p>İdrar kaçırmaya pek çok sebep yol açabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, en sık görülen etkenleri; “Doğumlar, yüksek bebek ağırlığı, menopoz, fazla kilo, geçirilmiş cerrahiler, üriner sistem enfeksiyonları, kullanılan bazı ilaçlar, depresyon, zihinsel fonksiyonlarda bozukluk, nörolojik rahatsızlıklar, kabızlık, sigara kullanımı ve genetik yatkınlık” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Tedaviyle kontrol sağlanabiliyor</strong></p>
<p>İdrar kaçırmanın tedavisinde hedef hastayı tekrar idrar kontrolünü sağlayabilir hale getirmek ve buna bağlı olarak hayat kalitesini arttırıp, idrar kaçırmanın getirdiği ek problemlerden kurtarmak. Tedavi, idrar kaçırmanın tipine, hastanın yaşına, eşlik eden diğer hastalıklarına, genel sağlık durumuna ve altta yatan bir sebep olup olmamasına bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan,<strong> </strong>idrar kaçırmanın tıbben çözülebilir bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Son yıllarda gelişen tedavi yöntemleri ve yaşam alışkanlıklarında alınan önlemler sayesinde hastaların büyük bir kısmında kontrol tamamen sağlanabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kural! </strong></p>
<p>İdrar kaçırma tedavisinden başarılı sonuç alınmasında altta yatan etkenin tespit edilmesi kritik bir rol üstleniyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, idrar kaçırmanın altında idrar yolu enfeksiyonu, mesane tümörleri, prostat hastalıkları, üreter veya mesane taşları gibi bir patoloji saptanırsa, öncelikle bu sorunun tedavi edilmesi gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Burak Özkan,<strong> </strong>yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan düzenlemelerin de son derece önemli olduğunu belirterek, dikkat edilmesi gereken 6 önemli kuralı, “Kilo verilmesi,  idrar kontrol mekanizmalarını güçlendiren pelvik taban egzersizlerinin yapılması, orta seviyede egzersiz programlarının uygulanması, tetikleyici faktörler  olan kahve ile çay tüketiminin sınırlandırılması ve sigaranın bırakılması, içilen sıvı miktarının ayarlanması ve kabızlık sorununun giderilmesi için beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi” olarak sıralıyor.  Prof. Dr. Burak Özkan, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra idrar kaçırmanın tipine ve şiddetine göre ilaç tedavisine, girişimsel yöntemlere veya cerrahi müdahaleye de başvurulabildiğini sözlerine ekliyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmayi-azaltan-6-onemli-kurala-dikkat-587229">İdrar kaçırmayı azaltan 6 önemli kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 18:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[Bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkin]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlerde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformlarının beynin ‘ödül’ sistemini sık sık uyardığını, DEHB’li bireylerde bu etkinin daha belirgin olduğunu vurguladı. Dijital dünyada dikkati korumak için tavsiyelerde bulunan Doğan Bektaş, süre sınırlaması getirilmesini, bildirimlerin azaltılmasını, fiziksel planlayıcılar kullanılmasını, düzenli egzersiz yapılmasını, ekransız zaman dilimleri oluşturulmasını, uyku ve beslenme düzeninin korunmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile teknoloji kullanımı arasındaki bağlantıya ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ekim ayının Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak kutlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, çocukluk çağında başlayan ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde de devam eden DEHB’nin yalnızca ‘dikkatini toplayamama’ sorunu olmadığını söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>DEHB, yetişkinlikte de belirti verebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu bozukluk; planlama, organize olma, dürtüleri kontrol etme, zamanı yönetme ve duygusal dengeyi sürdürme becerilerini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bugün artık biliyoruz ki DEHB çocuklukta tanı konmamış olsa bile yetişkinlikte de belirti verebilir. Ancak bu belirtiler çoğu zaman günlük hayatın karmaşasında gözden kaçar. Kişi, sürekli dağınık hissedebilir, yaptığı işleri tamamlamakta zorlanabilir, e-posta yazarken veya bir toplantıya hazırlanırken kolayca başka bir şeye kayabilir. Zaman kavramı bulanıklaşır; ‘sadece beş dakika’ diye başlayan bir sosyal medya gezintisi, farkına bile varmadan bir saati bulabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yetişkinlerde DEHB’nin yaşamsal etkileri</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yetişkin DEHB’sinin genellikle üç temel alanda belirti verdiğini ancak bu belirtilerin çocuklukta olduğu kadar gözle görülür olmayabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bunları dikkat eksikliği, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik olarak sıraladı: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dikkat eksikliği:</span></span></span></b><span><span><span> Uzun süre odaklanmayı gerektiren görevlerde çabuk sıkılma, yapılan işleri yarım bırakma, unutkanlık ve organize olamama sık görülür. Kişi genellikle dağınık hisseder ve öncelik belirlemekte zorlanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dürtüsellik:</span></span></span></b><span><span><span> Düşünmeden hareket etme, sabırsızlık, söz kesme veya acele karar verme gibi davranışlar iş ve sosyal ilişkileri zorlayabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hiperaktivite (içsel huzursuzluk):</span></span></span></b><span><span><span> Çocukluktaki yerinde duramama hali, yetişkinlikte sürekli bir “zihinsel hareketlilik” olarak kendini gösterebilir. Kişi dinlenmekte zorlanır, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı duyar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İş hayatında sorunlar ortaya çıkabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>DEHB’li yetişkinlerin genellikle “potansiyelini kullanamadığını” ifade ettiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş,             “İş performansında dalgalanmalar, sık iş değişiklikleri, randevulara geç kalma, finansal planlama güçlükleri veya ilişkilerde sabırsızlık gibi sorunlarla karşılaşabilirler. Bu durum, zamanla benlik saygısını da etkileyebilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital kullanım DEHB’li bireyleri daha fazla etkiler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dijital çağın herkesin dikkatini zorlayan bir dönem olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Sürekli yanıp sönen bildirimler, bitmeyen içerik akışları, kısa videolar ve sosyal medya platformları, beynimizin ‘ödül sistemi’ni sık sık uyarır. DEHB’li bireylerde bu etki daha belirgindir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çünkü beyinleri dopamin gibi ödül ve motivasyonla ilişkili kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Hızlı geri bildirim sağlayan içerikler, bu kişiler için adeta çekim alanı oluşturur. Ancak bu durum, dikkat süresinin daha da kısalmasına, odaklanma kapasitesinin azalmasına ve erteleme davranışlarının artmasına yol açabilir. Kaydırılan ekranlar, yeni uyarıcılara kolay geçiş olanağı sunduğu için beyni sürekli bir ‘yenilik arayışında’ tutar. Bu, uzun süreli konsantrasyon gerektiren işlerde performansın düşmesine neden olur” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku düzeni de olumsuz etkileniyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, teknoloji kullanımının aynı zamanda uyku düzenini de etkileyebileceğine dikkat çekerek “Özellikle akşam saatlerinde ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalmayı güçleştirir, sabahları yorgun uyanmaya sebep olabilir. Bu da DEHB belirtilerini —dikkat dağınıklığı, sabırsızlık, unutkanlık— daha da belirgin hale getirir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital dünyada dikkati korumak için 6 tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; ancak onu bilinçli yönetmek mümkün” diyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Süre sınırlaması getirin: </span></span></span></b><span><span><span>Pomodoro gibi zaman yönetim teknikleri (25 dakika odaklanma, 5 dakika mola) üretkenliği artırabilir. Sosyal medya için ekran süresi sınırlayıcı uygulamalar kullanmak da faydalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Bildirimleri azaltın: </span></span></span></b><span><span><span>Anlık mesajlar ve bildirimler, DEHB’li bireylerin odaklarını en çok bozan etkenlerdendir. Gerekli olmayan bildirimleri kapatmak, dikkat bölünmesini azaltır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>&#8211; Fiziksel planlayıcılar kullanın: </span></span></span></b><span><span><span>Dijital uygulamalar yerine ajanda, defter veya yazılı listeler, zihni sabitlemeye yardımcı olur. “Yapılacaklar listesi”ni görmek, görev tamamlamayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Düzenli egzersiz yapın: </span></span></span></b><span><span><span>Fiziksel aktivite, dopamin ve noradrenalin düzeylerini artırarak dikkat ve motivasyonu destekler. Günlük yürüyüşler, yoga, bisiklet veya dans gibi aktiviteler ruh halini dengelemeye de yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Ekransız zaman dilimleri oluşturun: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek saatlerinde, yatmadan önce veya sabah uyanır uyanmaz ekransız kalmak, zihinsel dinlenme sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>-Uyku ve beslenme düzenini koruyun: </span></span></span></b><span><span><span>Kafein tüketimini azaltmak, düzenli uyku saatleri oluşturmak ve akşamları ekran maruziyetini sınırlamak, belirtileri hafifletebilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Teknolojiyi yönetmek, kendini yönetmektir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Teknoloji doğru kullanıldığında DEHB’li bireylerin yaşamını kolaylaştırabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Hatırlatma uygulamaları, zamanlayıcılar, görev yöneticileri ya da dikkat artırıcı uygulamalar doğru şekilde kullanıldığında işlevselliği destekler. Burada önemli olan, teknolojinin kişiyi yönetmemesi; kişinin teknolojiyi kendi yararına kullanmasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Farkındalık, anlama ve destek zamanı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı: “DEHB bir karakter özelliği ya da ‘disiplin eksikliği’ değildir; biyolojik temeli olan bir nörogelişimsel farklılıktır. Erken farkındalık, uygun tedavi ve yaşam düzenlemeleriyle, bu bireyler potansiyellerini en verimli şekilde ortaya koyabilirler. Bu farkındalık ayı, DEHB’li yetişkinler ve yakınları için bir hatırlatma niteliğinde:<br />Dijital dünyanın hızına kapılmadan, kendi ritmini bulmak mümkündür ve çoğu zaman, iyileşmenin ilk adımı kendini anlamaktan geçer.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetiskinlerde-dehb-ve-teknoloji-kullanimi-dijital-dunyada-dikkat-sinavi-586192">Yetişkinlerde DEHB ve teknoloji kullanımı: Dijital dünyada dikkat sınavı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Orman Bizim, Yurt Bizim&#8221; Konferansı ile Orman Yangınlarına Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/orman-bizim-yurt-bizim-konferansi-ile-orman-yanginlarina-dikkat-cekildi-585970</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 10:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[lions]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[yangınlarına]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585970</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Lions 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu ve Ege Orman Vakfı iş birliğiyle, ülkemizde ve kentimizde son dönemde artan orman yangınları konusunda farkındalık yaratmak amacıyla “Orman Bizim, Yurt Bizim” başlıklı konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orman-bizim-yurt-bizim-konferansi-ile-orman-yanginlarina-dikkat-cekildi-585970">&#8220;Orman Bizim, Yurt Bizim&#8221; Konferansı ile Orman Yangınlarına Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Lions 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu ve Ege Orman Vakfı iş birliğiyle, ülkemizde ve kentimizde son dönemde artan orman yangınları konusunda farkındalık yaratmak amacıyla <b>“Orman Bizim, Yurt Bizim”</b> başlıklı konferans düzenlendi.</p>
<p><b>Bahar Lions Kulübü</b> ev sahipliğinde, <b>Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde</b> gerçekleştirilen konferansa ; Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu Genel Yönetmeni <b>Arif Çorapçıoğlu</b>, Lion kulüpleri başkanları, üyeleri ve çok sayıda doğa dostu katıldı.</p>
<p>Konferansın açılışında konuşan <b>Uluslararası Lions 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu Genel Yönetmeni Arif Çorapçıoğlu</b>, ormanların yalnızca doğal varlıklar değil, insan yaşamının ve kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı. Çorapçıoğlu konuşmasında: “<b>Orman Bizim Yurt Bizim</b> ifadesi yalnızca doğayı değil, kimliğimizi, yaşam alanımızı ve geleceğimizi anlatıyor. Çünkü doğa ile bir bütünüz. Biz doğanın ta kendisiyiz. Ormanlar yalnızca oksijen değil, aynı zamanda umut üretir. Bir ağaç dikmek bir nesli düşünmektir. Ama bir ormanı korumak bir ülkenin geleceğini korumaktır.” dedi.</p>
<p>Açılış konuşmasının ardından, Ege Orman Vakfı Bilim Kurulu ve Politika Oluşturma Başkanı <b>Yasemen Bilgili</b>, <b>“Ormanların Başı Belada”</b> başlıklı sunumunda iklim krizinin, orman parçalanmalarının ve yangınların oluşturduğu tehditleri ele aldı.</p>
<p>“Dünyamız ve yaşamımızın temelini oluşturan ormanlarımız, şimdiye kadar bildiğimiz en büyük kitlesel yok oluşun tehdidi altında. Ormanlarımızın; iklim krizi, orman parçalanmaları ve yangınlarla başı belada,” diye konuşan Bilgili, bireysel ve kurumsal farkındalığın önemine dikkat çekti. “<b>Yangınlarla mücadelenin ilk koşulu, yangının hiç çıkmamasını sağlamaktır.” diyen Bilgili, toplumun doğa farkındalığını artırmanın hayati olduğunun altını çizdi. Bilgili; “Eğer benzer felaketleri yaşamak istemiyorsak, artık ‘nasıl söndürürüz’ değil, ‘nasıl önleriz’ sorusuna odaklanmalıyız. Çünkü ormanları korumak, yaşamı korumaktır.” diye konuştu.</b></p>
<p>Konferansın diğer konuşmacısı, <b>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Havza Amenajmanı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Özkan</b>, <b>“Kentleşme, İklim Krizi ve Orman Yangınları: Afet Döngüsünden Ekosistem Restorasyonuna”</b> başlıklı sunumunda dikkat çekici veriler paylaştı.</p>
<p>Dr. Özkan; <b>2025 yılında gerçekleşen orman yangınlarının %40’ının ormanlık alanlarda, %60’ının ise orman ve kentlerin kesişim noktalarında çıktığını</b> belirtti.</p>
<p>“Önlemek ödemekten ucuzdur” diyen Özkan, yangınlarla mücadelede temel yaklaşımın doğanın kendi kendini onarma kapasitesini güçlendirmek olduğunu ifade etti.</p>
<p>Konferans sonunda <b>Uluslararası Lions 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu Genel Yönetmeni Arif Çorapçıoğlu</b>, konuşmacılara teşekkür ederek plaket ve teşekkür sertifikası  takdim etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orman-bizim-yurt-bizim-konferansi-ile-orman-yanginlarina-dikkat-cekildi-585970">&#8220;Orman Bizim, Yurt Bizim&#8221; Konferansı ile Orman Yangınlarına Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Ekim A101 Kataloğunda Mobilite Ürünleri Dikkat Çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/23-ekim-a101-katalogunda-mobilite-urunleri-dikkat-cekiyor-585679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 17:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Fiyatla]]></category>
		<category><![CDATA[kataloğunda]]></category>
		<category><![CDATA[mobilite]]></category>
		<category><![CDATA[Seg]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerinde 13.500’ü aşkın marketiyle hizmet veren, 1.200’den fazla tedarikçisiyle perakende sektörünün öncü markalarından A101, 23 Ekim Perşembe günü teknolojik ürünlerini avantajlı fiyatlarla tüketiciyle buluşturacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/23-ekim-a101-katalogunda-mobilite-urunleri-dikkat-cekiyor-585679">23 Ekim A101 Kataloğunda Mobilite Ürünleri Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerinde 13.500’ü aşkın marketiyle hizmet veren, 1.200’den fazla tedarikçisiyle perakende sektörünün öncü markalarından A101, 23 Ekim Perşembe günü teknolojik ürünlerini avantajlı fiyatlarla tüketiciyle buluşturacak.</p>
<p><strong>Bütçe Dostu Yeni Nesil Mobilite Ürünleri </strong></p>
<p><strong>APEC APX7 200 CC Benzinli Motosiklet</strong> 99.990 TL, <strong>APEC APT4 Üç Tekerlekli Elektrikli Moped</strong> ise 49.990 TL fiyatla tüketicilere sunuluyor.</p>
<p><strong>Smart TV ve Gaming Ekipmanlarında Uygun Fiyatlar</strong></p>
<p><strong>TOSHIBA 65UA3E63DT 65&#8221; UHD Android TV</strong> 25.999 TL, <strong>HI-LEVEL 55UHL750 55” UHD Smart TV</strong> 14.999 TL, <strong>HI-LEVEL 40HRT900 40” FHD Smart TV</strong> 7.399 TL fiyatla satışta sunulurken; oyunseverler için <strong>PIRANHA 2146 Oyuncu Kulaklığı</strong> 449 TL, <strong>PIRANHA 7632 Kablosuz Gaming Mouse</strong> 499 TL ve <strong>PIRANHA 2360 Kablolu RGB Oyuncu Klavyesi</strong> 599 TL fiyatla satışa çıkıyor.</p>
<p><strong>A101’den Ekonomik ve Kullanışlı Beyaz Eşyalar</strong></p>
<p><strong>SEG LF 2831 Buzdolabı </strong>11.999 TL,<strong> SEG BM 6001 6 Programlı Bulaşık Makinesi </strong>11.999 TL,<strong> SEG CM 711 7 KG Çamaşır Makinesi </strong>10.999 TL,<strong> KIWI KRF-2586 Mini Buzdolabı (86 L) </strong>8.499 TL<strong> </strong>ve<strong> KIWI KRF-2576 Mini Buzdolabı (76 L) </strong>7.499 TL’den satışa sunulacak.</p>
<p><strong>Günlük Yaşamı Kolaylaştıran Küçük Ev Aletleri</strong></p>
<p><strong>SINBO SMX 2775 3 in 1 Stand Mikser</strong> 4.999 TL, <strong>SAMSUNG MS20A3010 AL/TR Mikrodalga Fırın</strong> 3.599 TL, <strong>SCHAFER Chef Mix Mega Blender Set</strong> 1.999 TL, <strong>KIWI KK-3340 Su Isıtıcı</strong> 899 TL, <strong>PIERRE CARDIN Elektrikli Çelik Çay Makinesi</strong> 1.499 TL, <strong>SINBO SCM-2978 Otomatik Türk Kahve Makinesi</strong> 999 TL, <strong>SINBO SSM-2589 Belçika Waffle Makinesi</strong> 899 TL, <strong>ONVO OVDSS01XPLUS 250 W Dikey Şarjlı Süpürge</strong> 3.999 TL, <strong>ARZUM AR695 Peta Seramik Tabanlı Ütü</strong> 999 TL, <strong>KIWI KSC 4212 Buharlı Temizleyici</strong> 1.399 TL, <strong>KIWI KFM-8614 Şarjlı Masaj Aleti</strong> 499 TL ve <strong>PIERRE CARDIN Erkek Bakım Seti</strong> 999 TL fiyatla raflardaki yerini alıyor.</p>
<p><em><strong>APEC APT4 Üç Tekerlekli Elektrikli Moped, TOSHIBA 65UA3E63DT 65&#8221; UHD Android TV, SEG LF 2831 Buzdolabı, SEG BM 6001 6 Programlı Bulaşık Makinesi </strong>ve<strong> SEG CM 711 7 KG Çamaşır Makinesi, </strong>mağazalara ek olarak<strong> a101.com.tr </strong>üzerinden de satışa sunulacaktır.</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/23-ekim-a101-katalogunda-mobilite-urunleri-dikkat-cekiyor-585679">23 Ekim A101 Kataloğunda Mobilite Ürünleri Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[anatomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışçı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışının]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimindeki]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[Kadavra]]></category>
		<category><![CDATA[önemine]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584720</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde (EÜTF), Dünya Anatomi Günü dolayısıyla Recep Egemen Amfisi’nde bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720">Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde (EÜTF), Dünya Anatomi Günü dolayısıyla Recep Egemen Amfisi’nde bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe, EÜTF Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu ve Doç. Dr. Güneş AK, Başhekim Yardımcısı <span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Hüseyin Günay, </span></span></span></span></span></span></span>Girişimsel Anatomi ve Plastinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Okan Bilge, Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği üyesi Prof. Dr. Servet Çelik, Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Ertürk, akademisyenler, idari personel, öğrenciler ve bağışçı aileler katıldı. Programda, anatomi biliminin geçmişten günümüze uzanan yolculuğu anlatılırken,  beden bağışçıları anıldı ve bağışçıların ailelerine teşekkür plaketi verildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Etkinlikte konuşan EÜTF Dekan Yardımcısı <strong><span>Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu</span></strong>, anatominin tıp biliminin temelini oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Barutçuoğlu, <b>“</b><strong><span>Anatomi, bildiğiniz gibi, Latince’de ‘ayırmak, kesip parçalamak’ anlamına gelen </span></strong><em>anatomia</em><strong> <span>kelimesinden gelir. Ancak anatomi, yaşamın, sağlığın ve insan bedeninin karmaşık düzenini anlamaktır</span></strong>” sözleriyle bilimin bu kadim dalının önemine dikkat çekti. Öğrencilere seslenen Barutçuoğlu, “<strong><span>Anatomiyi sadece bir ders olarak görmeyin lütfen; anatomi size insana saygıyı, detaylara dikkati ve hata yapmama sorumluluğunu öğretir</span></strong>” diyerek genç hekim adaylarına anlamlı mesajlar verdi. Konuşmasında<b> </b><strong><span>beden bağışı farkındalığının</span></strong><b> </b>önemini de vurgulayan Barutçuoğlu,<b> </b>“<strong><span>Bedenlerini bilime adayan bağışçılar, tıp eğitimimizin temel taşıdır</span></strong>” diyerek tüm bağışçılara ve ailelerine EÜ Tıp Fakültesi adına teşekkür etti. Anatominin geleceğine dair fakülte vizyonunu paylaşan Barutçuoğlu, “<strong><span>Geleneksel kadavra çalışmalarını, üç boyutlu görüntüleme, sanal gerçeklik ve yapay zekâ gibi modern yöntemlerle birleştirerek öğrencilerimizi geleceğin tıbbına hazırlamak en büyük hedefimizdir</span></strong>” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Barutçuoğlu konuşmasını, “<strong><span>Nulla Medicina Sine Anatomia – Anatomisiz Tıp Olmaz</span></strong>” sözleriyle tamamladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span> “Anatomi bilimi sağlık bilimlerinin temelini oluşturur”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>         Ege Üniversitesi Girişimsel Anatomi ve Plastinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezinin Türkiye için ilk ve tek olma özelliğini taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Okan Bilge, “Dünya Anatomi Günü 2019 yılından beri resmi gün olarak kutlanıyor. Dünya Anatomi Günü nedeniyle, bu günün anlam ve önemine en çok katkı sağlayan bağışçı ailelerimizle bir araya gelme fırsatı buluyoruz. Merkezimiz ülkemiz için ilk ve tek olma özelliğini taşıyor. Anatomi bilimi sağlık bilimlerinin temelini oluşturan en büyük yapı taşıdır. Bununda başında insan bedeni üzerinde yapılabilecek araştırmalar ve çalışmalar gelir. Bu nedenle insan bedeninin kadavra olarak kullanımını sağlık bilimleri eğitimi açısından büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği adına konuşan Prof. Dr. Servet Çelik, anatomi biliminin tarihçesine değindi. Çelik “Anatomi, tıbbın en eski dallarından biridir. Antik Roma’dan Rönesans’a kadar süren bir gelişim yolculuğu var. Bugün de biz, o bilgi birikimini yaşatıyoruz” dedi.  </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>         <b>“Kadavranın eğitimdeki yeri büyük”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>EÜTF Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Ertürk, “Kadavranın tıp eğitimindeki yeri büyük. Her ne kadar maket, model veya bilgisayar programları kullansak da bunlar ancak yardımcı eğitim materyali olarak karşımıza çıkıyor. Kadavranın yerini asla tutamaz. Kadavra üzerinde eğitim alan öğrencilerimiz daha kaliteli yetişiyor ve yetişen hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız da daha kaliteli olarak halkımıza hizmet ediyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Bağışçı ailelere teşekkür plaketi verildi</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>EÜ Intörn Doktoru Anıl Ateş Kondil ise “Kadavra üzerinden gerçekleştirilen eğitim bir hekim adayı için çok kıymetlidir.   Kadavra olarak bağışlanmış bir bedeni, tıp eğitimi ve tıbbın ilerletilmesi için orada olduğunu bilmek, bir hekim açısından empati ve saygının oluşmasının temel basamağı olarak görüyorum. EÜ Tıp Fakültesi öğrencileri adına siz bağışçılarımıza gönülden teşekkür ediyorum, İyi ki varsınız” dedi.  Etkinliğin sonunda, bağışçı ailelere “Teşekkür Plaketi” verildi. Beden bağışı yapan aileler de duygu ve düşüncelerini paylaşarak anlamlı günde duygu dolu anlar yaşattı. Etkinlik, bu samimi paylaşımların ardından sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720">Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hekim-aile-öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583986</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konmuş öğrencilerin eğitim sürecinde yaşadığı zorluklar, etkili öğrenme yöntemleri ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dikkat eksikliği, dersi dinleme ve görev tamamlama güçlüğüyle ilişkili!</strong></p>
<p>DEHB belirtilerinin okul başarısı üzerinde olumsuz etki gösterdiğinin bilindiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Dikkat eksikliği, dersi dinlemekte güçlük, ders sırasında dalıp gitme, verilen ödevlerde dağılma ve görevleri tamamlamakta güçlük ile ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>DEHB’li öğrencilerin öğrenim yönteminin nasıl olması gerektiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Sınavlarda soruların daha kısa olması ya da alt bölümlere ayrılmış olması, sınav süresinin kısa tutulması, uzun sınavlarda gözetmen eşliğinde sınıfa girip çıkmaya izin verilmesi gibi uygulamalar DEHB’li öğrencilerin dikkatlerini sürdürebilmelerine olanak sağlayabilir, daha az dikkat hatası yapmalarına vesile olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ödevler ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı! </strong></p>
<p>DEHB tanısı konmuş çocuklar için eğitimde özel ihtiyaçlar ve yaklaşımlar olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB &#8216;li öğrencilerin öğretmene yakın yerlerde oturması gerekir. Bu şekilde dikkatlerini öğretmenin anlattıklarına daha kolay yönlendirebilirler.” dedi.</p>
<p>Uymaları gereken kuralların DEHB’li öğrencilere net bir şekilde öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “İstenen biçimde davranmanın ve davranmamanın doğuracağı sonuçların neler olacağı belirlenip öğrenci tarafından bilinmesi sağlanmalı. Yapacakları ödevler olabildiğince ilgi çekici hale getirilmeli, karmaşık ödev veya görevler parçalara ayrılmalı ve adım adım ilerlemeleri sağlanmalı.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen ekip olmalı!</strong></p>
<p>DEHB’li öğrencilerin ders sırasında yerinde oturmakta zorlandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Ders anlatılırken kalkıp dolaşabilir. Oturmayı sürdürse dahi kıpır kıpırdır, oturduğu yerde bacağını sallar veya bir başka arkadaşı ile uğraşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu davranışları yönetmenin öncelikle psikiyatrik takip ve tedavi ile mümkün olduğunu dile getiren  Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“DEHB ile ilgili kişiye ve aileye psikoeğitim verilmeli, yaşanan zorlukların DEHB ile ilgili olduğu anlatılmalı. Psikiyatrist ile aile ve öğretmen arasındaki iş birliği tedavi için önem taşır. Etkin müdahale ve tedavi stratejileri için hekim-aile-öğretmen iletişim içerisinde olmalı. Özetle, DEHB tedavisi ekip çalışmasıdır. DEHB’li kişinin ne tür zorluklar yaşadığının ailesi ve öğretmeni tarafından fark edilmesi, kişinin anlaşılmış hissetmesini ve tedaviye motivasyonunun artmasını sağlar.”</p>
<p><strong>İlaç tedavisi sonuçları yüz güldürücü… </strong></p>
<p>İlaç tedavisinin, DEHB tanısı konmuş öğrencilerin sınıf içindeki performansını nasıl etkileyebileceği hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB’de ilaç tedavisi sonuçları oldukça yüz güldürücüdür. DEHB’de ilaç tedavisi ile kişinin potansiyelini ortaya koyması mümkün olur. Kişinin akademik performansında, sınıf içi ve arkadaşlık ilişkilerindeki uyumunda düzelme gözlenir. Bu noktada öğretmen ve velilerin empatik ve kapsayıcı rolü süreci olumlu etkiler.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dehb-tedavisinde-hekim-aile-ogretmen-is-birligi-sart-583986">DEHB tedavisinde hekim-aile-öğretmen iş birliği şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong>  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Nöroloji Uzmanı</strong> <strong>Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong> sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu. </p>
<p><strong>Değişen hava koşulları </strong></p>
<p>Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Artan stres yükü </strong></p>
<p>Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon,<strong> </strong>yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın. <br /><strong>Alerjik reaksiyon ve sinüzit</strong></p>
<p>Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.</p>
<p><strong>Uyku kalitesinin bozulması</strong></p>
<p>Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, <strong> </strong>kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması   dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi </strong></p>
<p>Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 mg olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.</p>
<p><strong>Beslenme düzeninin değişmesi</strong></p>
<p>Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrısına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;KUTU BİLGİSİ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat! </strong><strong> </strong></p>
<p>Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:</p>
<p>Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, &#8220;Hayatımın en kötü baş ağrısı&#8221; olarak tarif edilmesi.</p>
<p>Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi. </p>
<p>50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)</p>
<p>Ateş, kilo kaybı  ve   gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması. </p>
<p>Kafa travması sonrasında ortaya çıkması. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kısıklığına]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Dil ve konuşma bozuklukları her zaman ortaya çıkabilir!</strong></p>
<p>Dil ve konuşma bozukluklarının iletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarını kapsadığını aktaran Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Beşikten mezara kadar uzanan süreç içerisinde insanın yaşamı boyunca karşımıza çıkar. Doğaldır ki bunun içerisinde bazen travmalar da olabilir.” dedi.</p>
<p>Bir trafik kazasının ardından beyin travması geçirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, “Buna bağlı olarak travmanın olduğu yerle ilgili beyinde birtakım sonuçlar ortaya çıkabilir. Kimi durumlarda herhangi bir gözle görülür sorun olmayabilir ama sonrasında ortaya çıkabilir. Mesela lise çağında bir genç hastam olmuştu. Yıllar önce bir kavgayı ayırayım derken kafatasına bir bıçak darbesi almış ve sol tarafı örselenmişti. Dil yetisini yitirmişti. Dolayısıyla ‘TVI’ dediğimiz travmaya bağlı iletişim, dil ve konuşma bozuklukları her zaman için mümkündür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozuklukları aniden düzelmez! </strong></p>
<p>Psikolojik travmanın biraz daha tartışmalı bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Fiziksel, anatomik, nörolojik bir boyuttan söz ediyorsak o bambaşka bir konudur. Dolayısıyla, travmaya bağlı iletişimde, konuşma bozuklukları ve ses bozuklukları olabilir.” dedi.</p>
<p>Sesi düzgün kullanmamanın da bazen fonksiyonel bozukluklar içerisinde yer alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Mesela maça gittiniz, bağırdınız, ses telleriniz üzerinde travma oluşturuyorsunuz. Ses tellerinizi kötü kullanıyorsunuz. Dolayısıyla sesiniz çatlar, sesiniz kısılır. En basit örneğinden olaya yaklaşacak olursak, evet, travmaya bağlı da pek çok durum karşımıza çıkıyor. İşin magazinsel ya da Yeşilçam’a özgü yönüne değinecek olursak, bazı kişilerde ‘travmanın tersine çevrilip eski sağlığa kavuşma’ beklentisi oluşabiliyor. Bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde sıkça rastlanan bir senaryoda, kişi düşer, kafasının görme alanıyla ilgili bir bölgeye, ense kısmına darbe alır ve bu darbenin ardından görme yetisini kaybeder. Daha sonra benzer bir travma sonucu, birdenbire yeniden görmeye başlar.</p>
<p>Ancak bu tür mucizevi iyileşmeler, konuşma ve dil fonksiyonları açısından gerçeği yansıtmaz. Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozukluklarının bu şekilde aniden düzelmesi bilimsel olarak mümkün değil. Eğer travma, beynin konuşma merkezlerini bir şekilde etkilemişse, bu noktadan sonra dil ve konuşma becerilerinin ne kadar geri kazanılabileceği ancak zamanla ve tedavi süreçleriyle belli olur.”</p>
<p><strong>Başka hastalıkların habercisi olabileceği için ses kısıklığı her zaman dikkate alınmalı!</strong></p>
<p>Ses bozukluklarının ise başlı başına ele alınması gereken önemli bir sağlık konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu alanda her yıl çok sayıda bilimsel sempozyum düzenleniyor ve konu multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.”</p>
<p>Ses kısıklığı ya da sesle ilgili diğer bozuklukların, yalnızca ses tellerinin yanlış veya aşırı kullanımıyla değil; doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli hastalıklar ve ciddi sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Konrot, “Örneğin, gırtlak kanseri gibi önemli hastalıklar kendini ses kısıklığıyla gösterebilir. Ses kısıklığı, her zaman için dikkate alınması gereken bir durumdur çünkü başka hastalıkların habercisi olabilir. Genel tıbbi yaklaşım, ses kısıklığının bir hafta ila on günü aşmasına rağmen iyileşme göstermemesi durumunda bir uzmana başvurulması yönündedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken müdahale, altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar… </strong></p>
<p>Uzun süren ses bozukluklarının, kalıcı hale gelebilecek daha ciddi sorunların işareti olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu tür durumlarda sesin çatlaması, kısılması veya kulağı tırmalayan bir ses tonunun oluşması önemli bir uyarı niteliği taşır.” dedi.</p>
<p>Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde öncelikle bir kulak burun boğaz hekimine başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerekli görülürse, ses terapisi alanında uzman bir dil ve konuşma terapistinden de destek alınmalı. Ses sağlığı, yalnızca mesleki olarak sesini kullanan kişiler için değil, herkes için hayati öneme sahip. ‘Grip oldum, sesim kısıldı, nasıl olsa geçer’ diyerek bu durumu hafife almak, ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir. Erken müdahale, hem altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar hem de ses sağlığının korunmasına katkıda bulunur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay Filistin Duyarlılığı İle Dikkat Çeken Minik Öğrencileri Ziyaret Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-filistin-duyarliligi-ile-dikkat-ceken-minik-ogrencileri-ziyaret-etti-583799</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 20:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[duyarlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Filistin duyarlılığı ile dikkat çeken Feride ve Huriye Hatun Camii 4-6 Yaş Diyanet Kreşi’nde minik öğrencilerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-filistin-duyarliligi-ile-dikkat-ceken-minik-ogrencileri-ziyaret-etti-583799">Başkan Altay Filistin Duyarlılığı İle Dikkat Çeken Minik Öğrencileri Ziyaret Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Filistin duyarlılığı ile dikkat çeken Feride ve Huriye Hatun Camii 4-6 Yaş Diyanet Kreşi’nde minik öğrencilerle buluştu. Başkan Altay,  küçük yaşlarına rağmen minik öğrencilerin Filistin bilinci kazanmış olmalarının mutluluk verici olduğunu belirterek, “Yavrularımızın Filistin ve Gazze’deki zulme karşı duyarlılıkları bizi çok duygulandırdı” dedi.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Feride ve Huriye Hatun Camii 4-6 Yaş Diyanet Kreşi’nde minik öğrencilerle bir araya geldi.</p>
<p>Öğrencilerle sohbet eden ve öğrencilerin Filistin ile ilgili yaptığı çalışmaları inceleyen Başkan Altay, küçük yaşlarına rağmen minik öğrencilerin Filistin bilinci kazanmış olmalarının mutluluk verici olduğunu söyledi.</p>
<p>Başkan Altay, “Yavrularımızın Gazze’deki zulme karşı duyarlılıkları bizi çok duygulandırdı. Gazze’de yaşanan zulme karşı sergiledikleri duyarlılık, kalplerindeki merhamet ve vicdanı en güzel şekilde ortaya koyuyor. Kendileri küçük ama yaptıkları işler çok büyük.  Yaptıkları çalışmalardan dolayı yavrularımızı, ailelerini ve hocalarımızı kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Öğrenci ve öğretmenler de Başkan Altay’a ziyareti için teşekkür etti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-filistin-duyarliligi-ile-dikkat-ceken-minik-ogrencileri-ziyaret-etti-583799">Başkan Altay Filistin Duyarlılığı İle Dikkat Çeken Minik Öğrencileri Ziyaret Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnanç, Kitap Fuarı&#8217;nda &#8220;Can Veren Pervaneleri&#8221; anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inanc-kitap-fuarinda-can-veren-pervaneleri-anlatti-583754</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 14:53:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[nanç]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[pervaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Hayati İnanç, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen söyleşisinde “Can Veren Pervaneler” serisinden ve insanın iç dünyasına dair çarpıcı tespitlerinden söz etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inanc-kitap-fuarinda-can-veren-pervaneleri-anlatti-583754">İnanç, Kitap Fuarı&#8217;nda &#8220;Can Veren Pervaneleri&#8221; anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimci ve yazar Hayati İnanç, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen söyleşisinde “Can Veren Pervaneler” serisinden ve insanın iç dünyasına dair çarpıcı tespitlerinden söz etti. İnanç, konuşmasında bireyselliğin, dikkat ve manevi değerin önemine vurgu yaparken, Şeyh Galip’ten geniş alıntılarla da düşünsel bir yolculuğa çıkardı.</p>
<p><b>“HER İNSAN ÖZELDİR, BUNU ÇOCUĞA BÖYLE ANLATTIM”</b></p>
<p>Konuşmasına kendisine ait kısa bir anekdotla başlayan İnanç, küçük bir kız çocuğunun “ben özelim” söylemine karşılık, karşısındakilerin de özel olduğunu nazikçe anlatma çabasını paylaştı. İnanç, “Bilge tabipler der ki tıp ilminde hastalık yok, hasta var. Yani herkes özel” diyerek, herkesin eşsizliğine dikkat çekti.<b> </b></p>
<p><b>ŞEYH GALİP VE İNSANIN KIYMETİ</b></p>
<p>Söyleşinin en uzun ve dikkat çeken bölümünde İnanç, Şeyh Galip’in bir gazelinden geniş pasajlar okudu ve mısraların insanı kendini bilmeye, kendine değer vermeye çağırdığına işaret etti. İnanç, okuduğu beyitleri günümüz Türkçesine çevirmeye ve gençlere ders olarak okutulabilecek bir kaynak hâline getirmeye yönelik temennisini şu sözlerle dile getirdi; “Hoşça bak zatına… Sen esrarı muhabbet, madeni fütüvvet sende. Kendini hafife alma. Allah&#8217;ın yarattığı en güzel mahluksun sen.” İnanç, Şeyh Galip’in genç yaşta ürettiği şiirsel birikimi örnek göstererek, tarihî figürlerin disiplin ve dikkatle nasıl olgunlaştığını anlattı.</p>
<p><b> “KEDİ GİBİ SABIRLI OLMALIYIZ”</b></p>
<p>Konuşmasında çağımızın dikkat dağınıklığı sorununa değinen İnanç, bir öğrencisiyle yaşadığı diyalogdan hareketle “ezber nasıl yapılır?” sorusuna yanıt aradı. İnanç, dikkatin önemini vurgularken Napolyon’un konsantrasyonuna atıf yaptı, “Kedi gibi sabırlı ve donmuş bir dikkatle odaklanmazsak ezber olmaz; ilim de olmaz.”<b> </b>İnanç, dinleyicilere dikkat eğitimi, konsantrasyon ve disiplin üzerinde çalışmanın gerekliliğini anlattı.</p>
<p><b>MERHAMET, TÖVBE VE İNSAN OLMANIN ÖLÇÜSÜ</b></p>
<p>Söyleşide aktardığı bir öyküde İnanç, haksız iftira ve tehditle karşı karşıya kalan bir âlimin verdiği örnek üzerinden merhamet ve tövbenin gücünü anlatıp, “İnsan sıkıştığında bazen tövbe en sağlam çözümdür; çünkü insan hem bilerek hem bilmeyerek hata eder. Tövbe hem ruhu temizler hem de insanı ayakta tutar” dedi.</p>
<p><b> KÜLTÜREL VE RUHSAL MİRASIN DEĞERİ</b></p>
<p>İnanç, şiir, edebiyat ve maneviyatın modern insan için nasıl bir “antivirüs” işlevi gördüğüne de değindi. Bedensel varoluşun geçiciliğine dikkat çeken İnanç, içsel (batınî) zenginliğin önemini şöyle özetledi; “Beden yok olur; ama insanın ruhî değeri, marifet ve hüneri baki kalır.”<b> </b></p>
<p><b>KAPANIŞ VE BEKLENTİLER</b></p>
<p>Söyleşinin sonunda Hayati İnanç, dinleyicilere kendilerini hafife almamaları, edebiyat, dikkat ve maneviyatla ilgili pratik adımlar atmaları çağrısında bulundu. Katılımcıların yoğun ilgisi ve sorularının ardından program sona erdi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İnanç’a plaket takdim etti.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inanc-kitap-fuarinda-can-veren-pervaneleri-anlatti-583754">İnanç, Kitap Fuarı&#8217;nda &#8220;Can Veren Pervaneleri&#8221; anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özbağ, çekirdek ailenin eksilerine dikkat çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozbag-cekirdek-ailenin-eksilerine-dikkat-cekti-582937</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 16:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ailenin]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eksilerine]]></category>
		<category><![CDATA[özbağ]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582937</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok ünlü yazar ve şairin söyleşi ve imza günü etkinliğine katıldığı Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, farklı konu ve konuklarıyla gündeme ışık tutuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozbag-cekirdek-ailenin-eksilerine-dikkat-cekti-582937">Özbağ, çekirdek ailenin eksilerine dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok ünlü yazar ve şairin söyleşi ve imza günü etkinliğine katıldığı Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, farklı konu ve konuklarıyla gündeme ışık tutuyor. “Anadolu Mayası” temasıyla düzenlenen fuarda teknoloji çağında kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlığı konuşan Yazar Prof. Dr. Gönül Kaya Özbağ, büyük aileden çekirdek ailelere evrilmenin olumsuzluklarını anlattı.</p>
<p><b>“ANADOLU MAYASI” RUHLARA İŞLENİYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 15’incisini düzenlediği Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’nda adeta yazarlar geçidi yaşanıyor. Fuarda birçok yayınevinin imza günü programları yapılırken seçkin yazarlar da söyleşileriyle okurlarının karşısına çıkıyor. “Anadolu Mayası” temasıyla kapılarını açan Kocaeli Kitap Fuarı, 12 Ekim Pazar gününe kadar misafirlerini ağırlamayı sürdürecek.</p>
<p><b>“MUTLULUK PARADOKSUNUN ESİRİ OLDUK”</b></p>
<p>Okuyucularının doldurduğu Süleyman Paşa Salonu’nda mutluluğun sadece maddiyatla alakalı olmadığını belirterek konuşmasına başlayan Yazar Prof. Dr. Özbağ, “Mutlu olan insanların antidepresan kullanma oranlarının düşük olduğunu istatistiklerden gözlemliyorum. Antidepresan kullanan ülkeler arasında İzlanda, İngiltere, Amerika, Finlandiya, İsveç gibi refah seviyesi yüksek OECD ülkeler olduğunu görüyorum. İntihar oranlarına baktığımızda yine aynı ülkeleri listenin başında görüyoruz. Her 10 dakikada bir Amerikan vatandaşı intihar ediyor. Bireyler bu tür toplumlarda kazanma güdüsüyle yetiştirdiklerinde mutluluk paradoksuna yakalanıyorlar” dedi.</p>
<p><b>“TEKNOLOJİ HEDONİZMİNE MARUZ KALIYORUZ”</b></p>
<p>Kalabalık yalnızlık kelimesinin 2024 yılında yılın kelimesi olarak seçildiğini belirten Prof. Dr. Özbağ, “Gençler ciddi yalnızlık hissediyor. Tüm değerlerini çevrimiçi platformlardan oluşturuyor. Bu değerler oluşturulurken aile de teknoloji hedonizmine kaplıyor. Hepimiz bunun içinde dönüp duruyoruz. Biz kuşaklar arası çatışmayı değil birlikte yaşamayı başarmıştık. Anneanneler, babaanneler, teyzeler, dedeler birlikte yaşadık. Çocuk sadece anne babasından değil büyüklerinden de terbiye alıyordu. Kalabalık ailelerden daha küçük çekirdek ailelere iyi bir şeymiş gibi evrildik” diyerek yalnızlığın giderek arttığına dikkat çekti.</p>
<p><b>“KALİFİYE GENÇLER YETİŞTİRMELİYİZ”</b></p>
<p>Günümüz anne babalarının profilini anlatan Prof. Dr. Özbağ,“Çocuk mutsuz olmasın diye onun yerine problem çözmeye çalışıyorlar. Bunlara helikopter ebeveyn deniyor. İnsan konfor alanından çıkığı zaman olgunlaşır. Sonra da iş insanları gençlerden şikâyet etmeye başlıyor. Hemen sıkılıyor, istikrar yok, dayanıksız bir nesil yetişiyor diye şikâyet ediyorlar. Biz gençleri iş hayatına yetişmiş ve kalifiye olarak hazırlamamız lazım. Deneme yanılma yoluyla tecrübe kazanmalarına müsaade etmediğimiz için hepimiz bunun sonuçlarına katlanmak durumunda kalıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozbag-cekirdek-ailenin-eksilerine-dikkat-cekti-582937">Özbağ, çekirdek ailenin eksilerine dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi Meme Kanserine Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-meme-kanserine-dikkat-cekti-581176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Kent Konseyi, her yıl 1-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen ‘Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı’ kapsamında Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği ile ‘2025 Onkoloji Farkındalık Etkinlikleri’ düzenledi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-meme-kanserine-dikkat-cekti-581176">Osmangazi Belediyesi Meme Kanserine Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Kent Konseyi, her yıl 1-31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen ‘Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı’ kapsamında Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği ile ‘2025 Onkoloji Farkındalık Etkinlikleri’ düzenledi. </p>
<p>Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde gerçekleşen etkinliğe Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir’in yanı sıra Osmangazi Kent Konseyi Başkanı Fatma Çil Yılmaz, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği Başkanı Füsun Önen ve çok sayıda kadın personel katılım gösterdi. Müzik dinletisiyle başlayan programda Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, Genel Cerrah Operatör Dr. Coşkun Özer, Psikolog Gönül Hazneci ile Eğitim Hemşiresi Elif Pişkin ise erken teşhisin önemine dikkat çekerek kadınlara hayati bilgiler verdi.</p>
<p>“MEME KANSERİ KADINLARDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRÜ”</p>
<p>Meme kanserinin tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Uludağ Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Türkkan Evrensel, “Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor. Bu anlamda kadınların farkındalıklarının artması büyük önem arz ediyor. Bu ay vesilesiyle kadınlara düzenli taramalar yaptırmalarını, sağlıklı beslenmelerini, fiziksel aktiviteyi artırmalarını, ailedeki hastalık geçmişini takip etmelerini öneriyorum. Meme kanseriyle mücadelede en büyük gücümüz, bilinçli toplumdur. Bizler, çok ilerlemiş hastalıklarda bile tamamen şifaya varan sonuçları görüyoruz” dedi. </p>
<p>“PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIR”</p>
<p>Meme kanserinde moral, psikoloji ve motivasyonun öneminin oldukça fazla olduğunu söyleyen Psikolog Gönül Hazneci de, “Meme kanserinde hastanın hem fiziksel hem de duygusal iyiliği, tedavi sürecinin başarısını artırır. Farkındalığı olanlar ve psikolojik sağlamlığı yakalayanlar bu süreci daha sancısız geçiriyor. Dolayısıyla bu yolculukta en az ilaç ve tedavi kadar, moral ve psikolojik destek de hayati bir rol oynuyor” diye konuştu.</p>
<p>“MEMEYİ KORUYARAK KİTLEYİ ALABİLİYORUZ”</p>
<p>Genel Cerrah Operatör Dr. Coşkun Özer ise meme kanseri cerrahi tedavi yöntemlerini anlatarak, “Meme kanseri deyince hastalarımız memenin hepsinin alınacağını düşünüyordu. Artık birçok vakada memeyi koruyarak kitleyi alabiliyoruz. Eskiden tedavideki başarılarımız %40 iken, şu an %99 görebiliyoruz. Böylece kadınlarımızı hastalıktan kurtararak, estetik kaygılarını giderebiliyoruz” dedi. <br />Program sonunda Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, katılımcı hocalara teşekkür sertifikası takdim etti. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesi-meme-kanserine-dikkat-cekti-581176">Osmangazi Belediyesi Meme Kanserine Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 07:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burnunda]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Tıkanıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelere]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğunuz sürekli ağzından nefes alıp veriyor, geceleri horluyor, uykusunda huzursuzlanıyor ya da iştahsızlığından dolayı yemek yemek istemiyor mu? Bu sorunlarının altında burun tıkanıklığı yatabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442">Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunuz sürekli ağzından nefes alıp veriyor, geceleri horluyor, uykusunda huzursuzlanıyor ya da iştahsızlığından dolayı yemek yemek istemiyor mu? Bu sorunlarının altında burun tıkanıklığı yatabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç</strong>, burundan nefes almanın son derece önemli olduğunu belirterek “Çocuklarda burundan solunumu engelleyen; solunum yolu enfeksiyonları, büyümüş geniz eti, alerjiler ve burun içi anatomik bozukluklar gibi rahatsızlıklar mutlaka tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çocuğun fiziksel ve zihinsel olarak gelişiminde geriliğe yol açmakta, okul başarısı, yüz gelişimi ve psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Burun tıkanıklığının geç fark edilmesi ya da ‘geçer’ diye ihmal edilmesinin sık karşılaşılan bir sorun olduğunu belirten Prof. Dr. Koç “Çocuklarda burun tıkanıklığına karşı ebeveynler çok dikkatli olmalı ve olası bir şikayette gecikmeden mutlaka KBB uzmanına başvurmalıdır” diye konuşuyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç, çocuklarda burundan nefes almayı engelleyen 5 etkeni ve sağlıklı nefes alıp verebilmesi için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Akut ve kronik üst solunum yolu enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda burundan nefes alma güçlüğünün en sık nedenlerinden biridir. Çok sık geçirilen viral ve bakteriyel enfeksiyonlar, burun mukozasında ödem ve salgıyı artırıp burun tıkanıklığına neden olurken, tedavi edilmediğinde mukoza hasarına yol açar. Uyku kalitesi de bozulan çocuğun sağlığı, okul başarısı ve büyüme- gelişme potansiyeli olumsuz etkilenir. Enfeksiyonların doğru tanı ve tedavisi, burun solunumunun sağlıklı olması açısından önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Geniz eti büyümesi  </strong></li>
</ul>
<p>Bazı çocuklarda normale göre çok daha büyük olabilen geniz eti, hem burun arkasını tıkar, hem de enfeksiyon ajanları için bir besi yeri olarak görev yapabildiğinden sık sık boğaz enfeksiyonu geçirmelerine, kulakta sıvı birikmesine, işitme kaybı problemlerine, burundan nefes alamamalarına, ağzı açık uyumalarına, gece horlamalarına ve uykuda nefeslerinin durmasına yol açabilir. Tanısı kolay konulup, medikal ya da cerrahi tedavi ile sorun çözülebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Alerjik rinit (Alerjik nezle)</strong></li>
</ul>
<p>Alerjik rinit, çok sık burun tıkanıklığına neden olur. Toz, polen, küf, evcil hayvan vb alerjenlere maruz kalan çocuklarda burun kaşıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve akıntı şikayetleri sık görülür. Mevsimsel olabileceği gibi yıl boyunca sürebilen sorun tedavi edilmezse tekrarlayan solunum yolu ve kulak enfeksiyonları, geceleri ağzı açık uyuma, horlama ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Erken tanı ile doğru tedavi ve alerjenlerden korunma çok önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Burun içi anatomik problemler</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ayça Özbal Koç “Burun içi anatomik problemler burun tıkanıklığına yol açabilir. Özellikle büyümüş alt burun etleri (konka büyümesi), genetik ya da travma sonucu oluşan, burun boşluğunu ikiye ayıran septumun eğri olması hava akımını kısıtlar. Burun içinde polipler, nadiren de olsa kitleler ya da yabancı cisimler de çocuklarda burun tıkanıklığı yapabilir. KBB uzmanı tarafından yapılan uygun tedaviler ile bu yapısal sorunlar düzeltilebilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Çevresel faktörler</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle; hava kirliliği, aşırı sıcak- soğuk nemsiz hava, sigara dumanı, ev tozu akarları ve kimyasal kokular (kimyasal ev kokuları, parfüm, deterjan, temizlik maddeleri) burun tıkanıklığında önemli rol oynar. Bu faktörler, çocukların burun mukozasında tahrişe ve ödeme yol açarak solunumu zorlaştırabilir. Evin havalandırılarak ısı ve neminin ayarlanması, toz tutan eşya, halı, perde, peluş oyuncak ve sigara dumanı maruziyetinin engellenmesi çok önemlidir. </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Anne babalar bu önerilere dikkat!</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Ayça Özbal Koç, anne babalara, çocuklarının sağlıklı nefes alıp verebilmeleri için dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun aralıklı olarak, gündüz ve gece uykusunda rahat nefes alıp almadığını, nefes alırken burnundan nefes alma güçlüğü olup olmadığını gözlemleyin. Burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama ya da nefes durması gibi yakınmaları gördüğünüzde bir KBB uzmanına başvurun.</li>
<li>Burun kaşıntısı, sık hapşırma, burun tıkanıklığı ve akıntısı mevcudiyetinde alerjik rinit açısından değelendirme için bir uzmana başvurun.</li>
<li>Burun temizliğini düzenli hale getirin; tuzlu karbonatlı su ile (okyanus suyu spreyleri, damlaları) burun yıkama yapabilirsiniz.</li>
<li>Ateş, burun tıkanıklığı-akıntısı gibi durumlarda enfeksiyon açısından doktorunuza başvurun.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-burnunda-gizli-tehlikelere-dikkat-580442">Çocukların burnunda gizli tehlikelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Leonardo DiCaprio Türkiye açıklaması dikkat çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/leonardo-dicaprio-turkiye-aciklamasi-dikkat-cekti-580061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 09:30:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dicaprio]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[leonardo]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hollywood’un ünlü isimleri Leonardo DiCaprio ve Benicio Del Toro, “One Battle After Another” adlı yeni filmlerini tanıttı. DiCaprio, gelen soru üzerine bir çok arkadaşının Türkiye'ye geldiğini belirterek "Ben de bir gün mutlaka geleceğim" dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/leonardo-dicaprio-turkiye-aciklamasi-dikkat-cekti-580061">Leonardo DiCaprio Türkiye açıklaması dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>“<strong>One Battle After Another</strong>” filminin tanıtımı için basın mensuplarıyla bir araya gelen ünlü oyuncular Leonardo DiCaprio ve Benicio Del Toro, Hürriyet&#8217;ten Barbaros Tapan&#8217;ın sorularını yanıtladı. </p>
</div>
<div>
<p>Tapan&#8217;ın sorularını yanıtlayan iki ünlü isim, Türkiye&#8217;yi ziyaret edeceklerini söyledi. </p>
</div>
<div>
<p><strong>Benicio Del Toro </strong>soruyu &#8220;<em>Türkiye, benim &#8216;gidilecek yerler&#8217; listemde var</em>&#8221; derken<strong> Leonardo DiCaprio </strong>ise şu yanıtı verdi:</p>
</div>
<div>
<div>
<div>&#8220;Benim de. Benim listemde de var. Hatta birçok arkadaşım yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret etti ve inanılmaz vakit geçirdiklerini söylediler. Ben de bir gün mutlaka geleceğim.&#8221;</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/leonardo-dicaprio-turkiye-aciklamasi-dikkat-cekti-580061">Leonardo DiCaprio Türkiye açıklaması dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[kendisini]]></category>
		<category><![CDATA[medyada]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanırken]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız. Ancak günümüzde sosyal medya, bu doğal eğilimi farklı bir boyuta taşıyarak bireylerin psikolojisi ve toplumsal ilişkileri üzerinde yeni etkiler yaratıyor. Özellikle “like” kültürü, beğeninin karşılığını anında ve geniş kitlelerden alabilme imkânı sunduğundan, bireylerde kısa vadede dopamin salınımını tetikliyor; fakat uzun vadede bağımlılık, kıskançlık ve tüketim baskısı gibi olumsuz sonuçlara yol açıyor. Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini değerlendirerek, “Beğenilme ve onay alma isteği doğamızda var, ama sosyal medya bunu başka bir boyuta taşıyarak insan psikolojisi için zararlı bir hale getiriyor” diyor.</strong></em></p>
<p>Günümüzde adeta bir “beğeni bağımlılığı” yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın sıradan insan ilişkilerinde olmayan bir imkân sunduğuna dikkat çekiyor: “Beğeninin karşılığını hemen ‘like’larla alıyoruz. Üstelik çok daha büyük bir kitleye, hatta tanımadığımız insanlara bile kendimizi beğendirebiliyoruz. Bu kısa vadede dopamin olarak bize dönse de, uzun vadede psikolojimiz ve toplumsal ilişkilerimiz üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre bu olumsuz etkilerden en dikkat çekeni ise “kıyaslama”. Kullanıcıların, başkalarının abartılı hatta aldatıcı paylaşımlarını gerçek sandıklarına dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Örneğin Utah Valley Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre Facebook kullanıcılarının ciddi bir bölümü diğer insanların kendilerinden daha mutlu bir hayat yaşadığına inanıyor. Missouri Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmaya göreyse sosyal medya kıskançlık hissini artırıyor. Zaten düşünüldüğünde iki sonucun birbirinden bağımsız olmadığı görülür” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılık Yaratıyor </strong></p>
<p>Sosyal medyanın bağımlılık yarattığına dair geniş bir literatür bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Alper Bilgili, “Gallup araştırmasına göre kullanıcıların %41’i saatte birkaç kez, %11’i birkaç dakikada bir bildirimlerini kontrol ediyor. Bu bağımlılık tesadüf değil; sosyal medya insan psikolojisinin zaaflarına göre bilinçli olarak tasarlanıyor” diyor. </p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre sosyal medya, tüketim alışkanlıklarını yönlendiriyor. Orada gördüğümüz paylaşımların, tüketim kültürünü sürekli olumlayan bir etki yarattığını vurgulayan Doç. Dr. Alper Bilgili, “İhtiyacımız olmasa da oradakiler gibi tüketmek istiyoruz. Sosyal medya sadece tüketimi özendirmiyor, kolaylaştırıyor da. Geçen sene ‘Kara Cuma’ diye bilinen dönemde TikTok, ‘TikTok Shop’ isimli kendi uygulaması üzerinden günde 100 milyon dolarlık satış yapmayı başardı. Bunun yanında sponsorlu içerikler ve influencer’ların paylaşımları belirli ürünlerin karşımıza çıkmasına neden oluyor. Reklam verenlerin ilgi alanlarımıza erişmesi, uygulama üzerinden bizi tanıyor olması bu sosyal medya uygulamalarını ana akım medyadan çok daha etkili kılıyor. Çünkü firmalar alıcı kitlesini belirleyip bu tür reklamları gerçek muhataplarına ulaştırabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Minimalizm de Gösterişe Dönüştü </strong></p>
<p>Sosyal medyada minimalist yaşam tarzına yönelik akımlar da popüler. Ancak Doç. Dr. Alper Bilgili, bu akımların samimiyetini sorguluyor: “Minimalizm, tüketim kültürüne karşı bir duruş gibi görünüyor. Ama sosyal medyada minimalist yaşamakla övünmek, yeni bir statü aracı haline geldi. Bazıları sahip olduklarını azaltmak yerine, minimalist yaşam videolarında gördüklerini edinmeye başladı. Amaç yine beğeni almak oldu.”</p>
<p>Sosyal medya platformlarının da kendi dinamikleri olduğuna işaret eden Doç. Dr. Alper Bilgili, “Bu platformlarda aşırı tüketimle veya gösterişçi tüketimle ilgili bir farkındalık uyandırmak teoride mümkün. Ancak platformların beğeni üzerine kurulu olması, bu platformlardaki algoritmaların temelde kâr amacı gütmeleri, bu iyi niyetli eylemlerin kolaylıkla amacından sapmasına neden olabilir. Tabii detaya inildiğinde sosyal medya platformlarının kullandıkları farklı algoritmalar nedeniyle tüketimle ilgili farkındalık oluşturma potansiyelleri arasında da ayrıma gitmek gerektiği söylenebilir. Örneğin Reddit ile Instagram’ı bu anlamda aynı kefeye koymamak gerekir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Doğru Kullanılırsa Faydaları da Var </strong></p>
<p>Sosyal medyanın olumsuz yanlarının yanında bazı faydaları da olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Doğru kullanılırsa iyi bir network ve bilgi kaynağı olarak işlev görebiliyor. Özellikle konvansiyonel medyayla kıyaslandığında sesini duyurmak için etkili bir mecra. Memnuniyetsizlik halinde etkili bir ceza aracı olarak da kullanılabiliyor. Ancak tüm bunlar doğru kullanılma şartına bağlı” diyor. </p>
<p>Peki olumsuz etkilerden korunmak için ne yapılabilir? Doç. Dr. Alper Bilgili şu önerilerde bulunuyor: “Öncelikle sosyal medyayı neden kullandığımızı sorgulamalıyız. Kullanım sınırlarını aktifleştirmek, bazı günleri ‘Dijital Şabat’ ilan etmek faydalı olabilir. Kendimize sosyal medyanın gerçeği temsil etmediğini hatırlatmamız gerekiyor. Bu platformların bizi esir etme stratejileri, kumarhane taktiklerinden davranışsal psikolojiye kadar pek çok araçtan faydalanıyor. Bunlara ilaveten sosyal medyada ne paylaşacağımızı veya kime ne cevap vereceğimizi düşünürken hayatla olan temasımızı yitirdiğimizi hatırlamak gerekir. Aksi takdirde paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz. Özetle sosyal medyanın olumsuz etkilerinden kaçınmak sadece ciddi bir irade değil, aynı zamanda zamanımızı, enerjimizi ve dikkatimizi paraya çevirmek için tasarlanmış platformlara karşı bilinçli bir farkındalık gerektiriyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Probiyotik Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 7 Madde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/probiyotik-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-7-madde-578437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 14:21:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[mikroorganizma]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotikler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seçiminde]]></category>
		<category><![CDATA[süs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Probiyotikler son yıllarda sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bağışıklığı güçlendirdiği, sindirimi rahatlattığı düşünülerek sıkça tercih edilen probiyotiklerin dikkatli kullanılmaması ise bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/probiyotik-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-7-madde-578437">Probiyotik Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 7 Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Probiyotikler son yıllarda sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bağışıklığı güçlendirdiği, sindirimi rahatlattığı düşünülerek sıkça tercih edilen probiyotiklerin dikkatli kullanılmaması ise bazı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Çünkü her probiyotik her soruna iyi gelmiyor ve farklı etkileri olabiliyor. Probiyotiklerden doğru şekilde yararlanmak için, içeriğindeki özel mikroorganizmalara yani “suşlara” dikkat edilmesi ve uzmana danışılarak kullanılması önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Başak Çakır Güney, probiyotik kullanımında dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Probiyotik seçiminde suş içeriği önemli</strong></p>
<p>Bağırsaklarımızda trilyonlarca mikroorganizma yaşar ve bu dev ekosistem, mikrobiyota olarak adlandırılır. Yalnızca sindirim değil bağışıklık, ruh hali, hatta metabolizma üzerinde bile etkilidir. Sadece 46 kromozomu olan biz insanlar için vücudumuzda saklı inanılmaz bir genetik cevherdir.</p>
<p>Son yıllarda sağlık gündeminin en popüler konularından biri probiyotiklerdir. Birçok kişi bağışıklığı güçlendirdiği ve sindirim sistemini rahatlattığı için bu takviyelere yöneldi. Ancak bu konu aslında bu kadar basit değildir. Probiyotikler suşlardan oluşur. Suşlar kısaca probiyotik mikroorganizmaların genetik olarak özelleşmiş alt türlerini ifade eder. Probiyotik kullanırken suş içeriğine bakmak ve probleme yönelik bir probiyotik kullanmak mantıklı olacaktır. Aksi takdirde içeriğinde suşlar yoksa ya da size uygun değilse kullandığınız ürün boşa gidiyor demektir. Bunun için probiyotik ürün seçerken içeriğini, reçetesini okumak gerekir.</p>
<p><strong>Hastalığınıza göre probiyotik seçin</strong></p>
<p>Probiyotikler, yeterli miktarda alındığında sağlığa fayda sağlayan canlı mikroorganizmalardır. En sık bilinen türleri Lactobacillus ve Bifidobacterium cinslerine aittir. Prebiyotikler ise bu dost bakterilerin besini olan, genellikle lif içeren bileşiklerdir. Birlikte çalıştıklarında bağırsak sağlığını destekleyici etkileri artar. Romatolojik hastalıklardan, kansere kadar pek çok hastalığa karşı mucizevi koruma sağlar. Bilimsel çalışmalar, bazı suşların belirli durumlarda etkili olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Peki, hangi hastalıkta hangi suş daha etkili? Örneğin antibiyotik kaynaklı ishal durumlarında ya da irritabl bağırsak sendromunda “lactobacillus”, crohn hastalığında ve ülseratif kolitte “VSL#3”, tip 2 diyabette ve obezitede “akkermansia muciniphila”, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlarında rhamnosus GR-1 türlerine ait suşları içeren probiyotikler kullanılmalıdır. Yine üst solunum yolu enfeksiyonlarında probiyotik kullanılacaksa lactobacillus ve bifidobacterium cinslerine ait suşlar mutlaka olmalıdır.</p>
<p><strong>Doğal probiyotik kaynakları ne kadar etkili?</strong></p>
<p>Yoğurt, kefir, ev turşusu gibi fermente gıdalar doğal probiyotik kaynaklarıdır. Ancak bu gıdalardaki bakteri türleri ve miktarı değişkendir. Mevcut floramızı desteklemek için bu gıdaları mutlaka günlük rutinimize eklemeliyiz. Öte yandan kapsül formundaki probiyotiklerde belirli suşlar, belirli dozlarda yer alır. Bu, özellikle bir sağlık problemi için hedefli kullanımda önemlidir. Probiyotikler, doğru kişi ve doğru zamanda kullanıldığında sağlık üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Ancak bu mikroorganizmalar mucize değildir; her birey için aynı sonucu vermez. Rastgele kullanım yerine, şikayete özel, suş temelli bir seçim ve gerekiyorsa uzman görüşü alınması en doğrusudur. Aynı zamanda beslenme düzeni, stres yönetimi ve uyku gibi diğer yaşam tarzı faktörlerinin de mikrobiyotayı etkilediği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini dengeleyen yeni nesil probiyotikler</strong><br />
Klasik probiyotiklerin ötesine geçen mikrobiyal dostlarımız arasında son yıllarda en çok dikkat çekenlerden biri “Akkermansia muciniphila”dır. Bu bakteri bağırsak mukus tabakasında yaşar ve bu bariyeri güçlendirerek “geçirgen bağırsak” gibi durumların önüne geçebilir. Çalışmalar, “A. muciniphila”nın obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yağlı karaciğer gibi metabolik hastalıklarla ters ilişkili olduğunu göstermektedir. Yeni nesil probiyotikler arasında “Faecalibacterium prausnitzii” bağırsak iltihabını azaltıcı etkileri vardır. “Christensenella minuta” İnce yapılı bireylerde daha çok bulunur, bu nedenle obeziteyle ters ilişkili olduğu düşünülür. “Bacteroides fragilis (PSA+)” ise bağışıklık sisteminin dengelenmesinde rol oynayan önemli yeni nesil probiyotiklerdendir.</p>
<p><strong>Probiyotik seçerken nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<ol>
<li>Suş bilgisi açıkça belirtilen ürünleri tercih edin.</li>
<li>İçerik kısmındaki suş bilgilerini okuyun.</li>
<li>Sağlık probleminize yönelik suşları içeren ürünler alın.</li>
<li>Bilimsel çalışmalarda kullanılmış mı kontrol edin.</li>
<li>Saklama koşulları ve son kullanma tarihi dikkate alın.</li>
<li>CFU (colony-forming unit) değeri yüksek mi kontrol edin. (Genel destek ve sağlıklı bireylerde 1-10 milyar CFU/gün, ishal durumunda ise 5-20 milyar CFU/gün olmalı)</li>
<li>Bir uzmana danışın</li>
</ol>
<p>Sürekli aynı suş içeren probiyotiği kullanmak yerinde birkaç ay arayla suşları çeşitlendirmek önemlidir. Gıda çeşitliliğine dikkat edilmeli ve fermente gıda tüketme alışkanlığı da mutlaka edinilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/probiyotik-seciminde-dikkat-etmeniz-gereken-7-madde-578437">Probiyotik Seçiminde Dikkat Etmeniz Gereken 7 Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Temizlik Günü&#8217;nde temiz çevreye dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-temizlik-gununde-temiz-cevreye-dikkat-cekildi-577954</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2025 13:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevreye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[temizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577954</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çankaya Belediyesi, Dünya Temizlik Günü kapsamında Bademlidere Cumhuriyet Parkı’nda çevre bilincini artırmaya yönelik etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-temizlik-gununde-temiz-cevreye-dikkat-cekildi-577954">Dünya Temizlik Günü&#8217;nde temiz çevreye dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Çankaya Belediyesi, Dünya Temizlik Günü kapsamında Bademlidere Cumhuriyet Parkı’nda çevre bilincini artırmaya yönelik etkinlik düzenledi. Etkinlikte; temiz bir çevre, sürdürülebilir bir yaşam, atıkların azaltılması ve geri dönüşümün yaygınlaşması için bireysel ve toplumsal sorumlulukların önemine dikkat çekildi.</b></p>
<p>Çankaya Belediyesi, Dünya Temizlik Günü kapsamında Bademlidere Cumhuriyet Parkı’nda çevre bilincini artırmaya yönelik etkinlik düzenledi. Etkinliğe ev sahipliği yapan Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Aydın Özsoy’un yanı sıra, Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, Ankara Kent Konseyi meclis temsilcileri, Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Müge Karamustafa, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Dr. Tasnim Atatrah ve çok sayıda diplomatik misyon temsilci ile Çankayalı muhtarlar katıldı. Katılımcı konuklar, yaptıkları konuşmalarda, temiz bir çevre, sürdürülebilir bir yaşam, atıkların azaltılması ve geri dönüşümün yaygınlaşması için bireysel ve toplumsal sorumlulukların önemine vurgu yaptı.</p>
<p><b>SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR KÜLTÜR İNŞA EDİYORUZ</b></p>
<p>Dünya Temizlik Günü etkinliğinde ev sahibi olarak konuşan Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Aydın Özsoy,  “Doğamızı saran sessiz kirliliğe ve her gün omuzlarımızda taşıdığımız görünmeyen yüke dikkat çekmek için bir aradayız. Çankaya Belediyesi olarak çevre konusunda yalnız günlük çözümler üretmekle kalmıyor, geleceği güvence altına alacak adımlar atıyoruz. Hazırladığımız Sürdürülebilir Enerji ve İklim Değişikliği Eylem Planı ile karbon salınımını azaltmayı hedefliyoruz. Her yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü etkinlikleri ile farkındalığı artırıyoruz. Plastiksiz Temmuz Hareketi ile tek kullanımlık plastiklerin azaltılmasını hedefliyoruz. Atıkları kaynağında ayrı toplama çalışmalarımızı mahalle mahalle yaygınlaştırıyoruz. Türkiye’de ilk defa iki atık getirme merkezini kurarak geri dönüşüm kapasitemizi büyüttük. Çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik çevre ve sıfır atık eğitimleri ile sürdürülebilir bir kültür inşa ediyoruz. Tüm bu çalışmaların ortak amacı; daha temiz, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir Çankaya yaratmaktır. Temizlik etkinliği, yalnızca çevremizdeki çöpleri toplamak değil, aynı zamanda gezegenimizi korumak için ‘birlikteyiz’ mesajı vermektir. Gezegenimizi temizlemek yalnızca doğayı değil aynı zamanda ortak geleceğimizi de korumaktır” sözleri ile yaşanabilir çevre sorumluluğuna dikkat çekti.</p>
<p><b>TEMİZ BİR DOĞA BIRAKMAK, MÜLKİYET BIRAKMAKTAN DEĞERLİDİR</b></p>
<p>Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, çevreyi temizlemekten çok kirletmemekle ilgili sorumluluk alınması gerektiğini belirterek, “Doğayı gelecek nesillere tertemiz bırakmak mülkiyet bırakmaktan değerlidir. Geleceğe mülk değil yaşanabilir bir doğa bırakmak zorundayız. Dünyanın çağrısına öncülük ederek bu çağrıya kulak veren Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner’e, ekibine ve emekçilere minnettarız. Emekçilerimizin iş yükünü azaltmak için yere çöp atmayalım. ‘Çöpünü yere atan, kalbini yere atar’ demek zorundayız. Gücümüz, gezegenimiz. Gezegenini muhafaza etmeyen, evini de muhafaza edemez” ifadelerini kullandı. </p>
<p><b>DÜNYA BİZE BİR MİRAS DEĞİL EMANET</b></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilcisi Dr. Tasnim Atatrah ise konuşmasında,  “Temizlik sadece çöp toplamakla, doğayı temiz tutmakla ilgili değildir, temizlik bir zaferdir. Yaptığımız her etkinlik bizi bu zafere götürmektedir ve gelecek için çok önemlidir” dedi.</p>
<p>Temiz çevrenin temel şartının, doğru ve etkin bir atık yönetimi olduğunu vurgulayan Çevre Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Müge Karamustafa, “Atıkların kaynağında ayrıştırılması hem çevre kirliliğini azaltmada hem de doğa kaynaklarımızın korunmasına katkı sağlamaktadır. Bir atığın geri dönüşümü yüzlerce litre suyu kurtarabilir. Bu dünya bize bir miras değil bir emanet” sözlerini kullandı.   </p>
<p>Konuşmaların ardından katılımcılar, gruplar halinde park alanını gezerek, poşetlerle çevredeki atıkları topladılar. Toplanan atıklar daha sonra belediyeye ait atık toplama araçları tarafından alındı. Programın sonunda ise katılımcılara katılım belgeleri ve küçük hediyeler takdim edildi. Etkinlikte ayrıca Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında hareketliliğe dikkat çekmek için bisiklet turu yapıldı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-temizlik-gununde-temiz-cevreye-dikkat-cekildi-577954">Dünya Temizlik Günü&#8217;nde temiz çevreye dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Lütfen ambulansa yol verin&#8221; anonsu uygulamasına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lutfen-ambulansa-yol-verin-anonsu-uygulamasina-dikkat-577211</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 10:06:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ambulans]]></category>
		<category><![CDATA[ambulansa]]></category>
		<category><![CDATA[Anons]]></category>
		<category><![CDATA[anonsu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[lütfen]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sürücüler]]></category>
		<category><![CDATA[taşıt]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamasına]]></category>
		<category><![CDATA[verin]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577211</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, İstanbul'da pilot çalışma olarak duyurulan yeni ambulans anons sistemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lutfen-ambulansa-yol-verin-anonsu-uygulamasina-dikkat-577211">&#8220;Lütfen ambulansa yol verin&#8221; anonsu uygulamasına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, İstanbul&#8217;da pilot çalışma olarak duyurulan yeni ambulans anons sistemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p><strong>Halk yeterince bilgilendirilmezse fayda sağlamaz</strong></p>
<p>İstanbul’da pilot çalışma olarak hayata geçirilmesi anons edilen yeni uygulamaya göre; seyir halinde radyo yayını dinleyen sürücülerin radyolarındaki yayın kesilerek, &#8220;Lütfen ambulansa yol verin&#8221;, &#8220;Lütfen yaklaşan ambulansa yol verin&#8221; ve &#8220;Lütfen fermuar sistemini uygulayarak yaşama yol verin&#8221; anonsları iletileceğini kaydeden Özgür Şener, “Ülkemizde Yol Trafik Güvenliğinin sağlanması, trafik kazalarının önlenmesi ve trafik kazalarından kaynaklı ölüm, yaralanma, maddi kayıpların önlenmesi için birçok uygulama denenmektedir. Bu uygulamalar, halkın yeteri derecede bilgilendirilmemesi durumunda beklenen faydayı maalesef sağlayamamaktadır.” dedi.</p>
<p> <strong>&#8220;Yaya Öncelikli Trafik Yılı&#8221; nda yanlış anlaşılmalar oldu</strong></p>
<p>Özgür Şener, 2019 yılının “Yaya Öncelikli Trafik Yılı” ilan edildiğini hatırlatarak, “Yayalara geçiş önceliğinin sağlanması amacıyla ‘Öncelik Hayatın Öncelik Yayanın’, ‘Yayalar Kırmızı Çizgimiz’ mottoları ile hayata geçirilen uygulamada, yayalar geçiş üstünlüğü hakları ile ilgili yeteri kadar bilgi sahibi olmadıkları için, taşıt trafiğinin akışına bakmadan taşıt yoluna çıktılar. Bu durumla karşı karşıya kalan birçok sürücümüz oldu. Yayalara kırmızı, taşıtlara yeşil ışık yandığı halde, geçiş üstünlüğünün kendinde olduğunu düşünerek taşıt yoluna çıkan birçok yaya haberini basından takip ettik.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni sistemdeki potansiyel riskler neler?</strong></p>
<p>Bu yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için, tüm taşıt sürücülerinin yeterli seviyede bilgilendirilmesi ve yapacakları sürüş davranışının net bir şekilde tanımlanması gerektiğini dile getiren Özgür Şener, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ambulans anons sistemi, radyo dinleyen sürücünün radyo yayınını keserek sürücüye bilgi verecektir. Bununla birlikte, taşıtındaki ses-müzik sistemi üzerinden başka bir cihaza veya internete bağlanarak müzik, pod cast, sesli kitap dinleyen sürücülere erişim mümkün olmayacaktır. Radyo yayını dinleyen sürücüler fermuar sistemi için sağa ve sola giderken yayın dinlemeyen sürücüler farklı hareket edebileceklerdir.</p>
<p>Büyükşehirlerde ve özellikle de İstanbul trafiğinde yoğun halde sürüşte olan motosiklet, bisiklet, scooter kullanıcıları radyo dinleyememektedirler. Ambulans tarafından yapılan anons ile birlikte otomobil, hafif ticari ve ağır vasıta sürücüleri, ambulansa yol vermek ‘fermuar sistemini uygulamak’ için sağa ve sola hareket ettiklerinde yanlarında bulunan veya arkadan gelen motosiklet, bisiklet, scooter sürücülerine zarar verme potansiyeli oluşacaktır.”</p>
<p><strong>Kamu spotları ile yeterince bilgilendirme yapılmalı</strong></p>
<p>Özgür Şener, çalışmalar yapan bir profesyonel olarak çözüm önerisi sunarak, “Yol Trafik Güvenliği kapsamında çalışmalar yapan bir profesyonel olarak tavsiyem; ambulans anons sistemi ile birlikte, trafikteki tüm taşıt kullanıcıları ve yayaların ambulans anonsu ve sirenini duyduklarında yapmaları gereken güvenli davranışın belirlenmesi, kamu spotları ile yeterince bilgilendirme yapılması ve uygulamanın sonrasında adım adım yaygınlaştırılmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lutfen-ambulansa-yol-verin-anonsu-uygulamasina-dikkat-577211">&#8220;Lütfen ambulansa yol verin&#8221; anonsu uygulamasına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okula uyum sorunu varsa bu sinyallere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okula-uyum-sorunu-varsa-bu-sinyallere-dikkat-576064</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 10:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Asma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[sinyallere]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[Uyum Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576064</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte çocukların ve ailelerin yaşadığı uyum sorunları konusunda ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-uyum-sorunu-varsa-bu-sinyallere-dikkat-576064">Okula uyum sorunu varsa bu sinyallere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte çocukların ve ailelerin yaşadığı uyum sorunları konusunda ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Bu sinyallere dikkat!</strong></p>
<p>Eylül ayı itibariyle yeni eğitim öğretim yılının da başladığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Bu süreç ailelerin okula uyum sürecinde çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakmakta ve ailelerin kafasında çeşitli soru işaretleri oluşturmaktadır. Çocukların yaşayacağı problemler ailenin ve çocukların özelliklerine göre farklılık göstermekle birlikte olası zorluklar arasında; günlük rutinde tatil rutininden okul rutinlerine dönüşte uyum sorunları oluşabilir. Yemek saatleri, uyku saatleri gibi fiziksel ihtiyaçlara yönelik süreç değişimlerine uyum problemleri yaşanabilir. Arkadaş çevresine sosyal uyumlanmada sorunlar olabilir. Özellikle okuldaki sosyal çevrede zorbalık, dışlanma gibi olumsuz yaşantılar deneyimliyorsa çocuk okula gitmek istemeyebilir. Bu gibi sinyallere dikkat edilmelidir. Okul başarısıyla ve sınavlarla ilgili kaygılar ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun hızlı uyumuna yönelik aşırı beklenti içine girilmemeli</strong></p>
<p>Çocukların okula uyumunda ailenin tutum ve davranışlarının da belirleyici olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Bu hatalı tutum ve davranışlar ise; aşırı müdahaleci olmak, baskıcı bir iletişim tarzını benimsemek, çocuğun günlük rutinin sürekli değişmesi, düzensiz ve çocuk için tahmin edilemez olması, çocuğun hızlı uyumuna yönelik aşırı beklenti içine girmek ya da çocuğun gelişimine veya yaşına uygun olmayan beklentiler içinde olmak şeklinde özetlenebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Her koşulda sevginizi gösterin!</strong></p>
<p>Uyum sürecini kolaylaştırmak ve çocuklara destek olmak amacıyla ebeveynlere tavsiyelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Sabırlı olun. Çocuğunuzun taleplerini dinleyin ve sınırlarına saygı duyun. Anne- baba arasındaki iletişimde tutarlı ve net olun. Çocuğunuzun okuldaki yaşantısı hakkında bilgi sahibi olun. Çocuğunuzun arkadaşları ve akranlarıyla ilişkileri konusunda duyarlı davranın ve çocuğunuzu dinleyin. Çocuğunuzun sorumluluk almasına izin verin. En önemlisi her koşulda çocuğunuzun destekçisi olduğunuzu ve sevginizi göstermeyi unutmayın.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Uyum süreci yüksek akademik başarı ile yakından ilişkili</strong></p>
<p>Okula uyum sürecinin sadece dönem başındaki geçici bir evre olarak görülmemesi gerektiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Pınar Demir Asma, “Çocuğun gelişimi üzerinde önemli kalıcı etkileri olabilecek bir süreç olarak ele alınmalı ve bu hassasiyetle yaklaşılmalıdır. Unutulmamalıdır ki olumlu okula uyum süreci hem okul yaşantısının devamlılığı hem de yüksek akademik başarı ile yakından ilişkilidir. Bunun yanında okula uyum süreci sonrasında gelen okula devamlılık, akran ilişkilerinin de desteklenmesiyle birlikte çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerine de önemli katkı sunmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okula-uyum-sorunu-varsa-bu-sinyallere-dikkat-576064">Okula uyum sorunu varsa bu sinyallere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Huylu Prostat Büyümesinin 6 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesinin-6-belirtisine-dikkat-576036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 10:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesinin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostat, erkeklerde idrar torbasının çıkışında yer alan ve idrar kanalını (üretra) çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir salgı bezidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesinin-6-belirtisine-dikkat-576036">İyi Huylu Prostat Büyümesinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostat, erkeklerde idrar torbasının çıkışında yer alan ve idrar kanalını (üretra) çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir salgı bezidir. Erkek üreme sisteminin doğal bir parçası olan prostat, yaygın inanışın aksine bir hastalık değil; her erkekte bulunan normal bir organdır. Ancak yaşla birlikte bu bezde çeşitli hastalıklar gelişebilİir. Sık, acil ve gece idrara çıkma, idrar yolu enfeksiyonları da neden olabilen iyi huylu prostat büyümesi günümüzdeki ileri lazer teknolojik yöntemleriye tedavi edilebiliyor.  Memorial Bodrum Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. İlter Alkan, iyi huylu prostat büyümesinin (BPH) nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Büyüyen prostat yaşam kalitesini düşürüyor</strong></p>
<p>İdrar kanalını bir yüzük gibi saran prostat bezindeki büyüme, kanalın sıkışmasına ve idrar akışının zorlaşmasına neden olmaktadır. Bu durum, mesane kaslarının daha fazla çalışmasına, zamanla mesane duvarının kalınlaşmasına ve ileri evrelerde mesanenin tamamen boşalamamasına yol açabilir. İdrar sonrası mesanede idrar kalması enfeksiyon ve böbrek hasarı riskini artırabilir. Bazı vakalarda hasta aniden hiç idrar yapamaz hale gelir ve sonda takılması gerekebilir. Bu da genellikle cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.</p>
<p><strong>Kesik kesik idrara çıkma prostat büyümesinin belirtisi olabilir </strong></p>
<ol>
<li>Sık idrara çıkma</li>
<li>Ani idrar yapma hissi</li>
<li>İdrar kaçırma</li>
<li>Zorlanarak/ıkınarak idrar yapma</li>
<li>Kesik kesik idrar</li>
<li>Mesanenin tam boşalmadığı hissi</li>
</ol>
<p>Bu belirtiler tedavi edilmediğinde mesane fonksiyon bozukluklarına ve hatta böbrek yetmezliğine yol açabilir.</p>
<p><strong>Risk faktörlerini biliyor musunuz?</strong></p>
<ul>
<li>Yaşlanma: 50 yaş üstü erkeklerin yarısında, 75 yaş üstü erkeklerin ise % 70-80’ inde  BPH görülür.</li>
<li>Genetik Yatkınlık: Yakın akrabalarında BPH olan kişilerde risk daha fazladır.</li>
<li>Etnik Köken: Asya kökenlilerde daha az, siyah ırkta daha sık görülür.</li>
<li>Obezite: Kilo problemi olan bireylerde daha yaygındır.</li>
</ul>
<p><strong>HoLEP Yöntemi ile Konforlu Tedavi</strong></p>
<p>İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan HoLEP (Holmium Lazer ile Prostat Enükleasyonu) yöntemi, bilimsel olarak etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmış modern bir tekniktir. Son teknoloji Magneto 150W ile HoLEP, özellikle büyük prostatlarda bile güvenle uygulanabilmektedir. Yöntem şu avantajları ile bilinmektedir:</p>
<p>* Tamamen kapalı (endoskopik) cerrahi, cilt kesisi olmadan uygulanır.</p>
<p>* Hızlı ve hassas doku çıkarımı</p>
<p>* Minimum kanama riski</p>
<p>* Büyük prostatlarda dahi güvenli kullanım</p>
<p>* Yalnızca 1 gün hastanede yatış ve sondalı kalma süresi</p>
<p>Kapalı olarak gerçekleştirilen bu ameliyat sayesinde hasta hızlıca iyileşmekte ve kısa sürede günlük yaşamına geri dönebilmektedir.</p>
<p><strong>Erken tanı çok önemli</strong></p>
<p>Prostat sağlığı, erkeklerin genel sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Erken tanı, doğru tedavi ve gelişmiş cerrahi teknikler sayesinde yaşam kalitesini yükseltmek mümkündür. Özellikle idrar yapma şikayetleri yaşayan erkeklerin vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurmaları önerilmektedir.</p>
<p><strong>Prostat büyümesinden korunmak için… </strong></p>
<p>Prostat büyümesini tamamen önlemek mümkün olmasa da bazı yaşam tarzı değişiklikleri riski azaltabilir. Aşırı kilo ve yüksek vücut yağı, hormon dengesini bozarak prostat büyümesini tetikleyebilir. Bu nedenle;</p>
<p>* İdeal kiloda kalmak</p>
<p>* Yağ oranını düşürmek</p>
<p>* Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek</p>
<p>* Düzenli egzersiz yapmak, prostat sağlığını destekleyen önemli faktörlerdir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesinin-6-belirtisine-dikkat-576036">İyi Huylu Prostat Büyümesinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 19:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kazaların]]></category>
		<category><![CDATA[kazalarına]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önlemlere]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için ciddi risk oluşturan ev kazalarına karşı alınacak önlemler hayati önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344">Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için ciddi risk oluşturan ev kazalarına karşı alınacak önlemler hayati önem taşıyor. En sık karşılaşılan ev kazalarını yanık, düşme, kesik, zehirlenme ve elektrik çarpması olarak sıralayan İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, elektrik prizlerinin koruyucularla kapatılmasını, kesici-delici aletler, temizlik malzemesi ve ilaçların çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Her yıl Eylül ayının ikinci Cumartesi günü “Dünya İlk Yardım Günü” olarak anılıyor. 2003 yılından bu yana 188 ülkede aynı anda kutlanan Dünya İlk Yardım Günü’nde ilk yardımla ilgili farkındalık oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, ilk yardımda dikkat edilmesi gereken temel noktalar ve ev kazalarına karşı alınabilecek önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Doğru ilk yardım hayat kurtarıyor</p>
<p>İlk yardımın “herhangi bir kaza, yaralanma ya da ani hastalık durumunda, profesyonel sağlık ekipleri olay yerine ulaşana kadar yapılan hayat kurtarıcı uygulamalar” olarak tanımlandığını belirten Duygu Deniz, “Doğru yapılan ilk yardım sayesinde, kişinin yaşam şansı artar, sakatlıkların önüne geçilebilir ve tedavi süreci kolaylaşır. Araştırmalar, acil durumlarda geçen ilk birkaç dakikanın kritik olduğunu ve bu sürede yapılacak doğru müdahalelerin hayat ile ölüm arasındaki farkı belirleyebileceğini göstermektedir. Bu nedenle her bireyin temel ilk yardım bilgisine sahip olması toplumsal bir sorumluluk olarak görülmelidir” dedi.</p>
<p>Her birey, bir hayat kurtarabilir</p>
<p>İlk yardım bilgisinin sadece acil bir durumda yapılacak uygulamalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç ve sorumluluğun da bir göstergesi olduğunu kaydeden Duygu Deniz, “Bu nedenle ilk yardım eğitiminin okullarda zorunlu ders olarak verilmesi, iş yerlerinde periyodik eğitimlerin yapılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. ‘Her birey bir hayat kurtarabilir’ düşüncesiyle hareket edildiğinde, kazaların ve ani sağlık sorunlarının yol açtığı kayıplar en aza indirilebilir” dedi.</p>
<p>İlk yardımda dikkat edilmesi gereken noktalar</p>
<p>İlk yardım uygulamalarında temel amacın hayatı korumak, durumun kötüleşmesini engellemek ve iyileşmeyi kolaylaştırmak olduğunu ifade eden Duygu Deniz, bunun için dikkat edilmesi gereken temel noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p>Olay yeri güvenliği: Önce ortamın güvenliğinden emin olunmalı, hem ilk yardımcı hem de yaralı için tehlike ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması: Profesyonel yardım çağırmak, ilk yardımın ilk adımlarından biridir. Konum, olayın niteliği ve yaralı sayısı net olarak bildirilmelidir.</p>
<p>Panikten kaçınmak: İlk yardımcı sakin davranmalı, çevresindekileri de organize ederek süreci yönetmelidir.</p>
<p>Kanama kontrolü ve yaraların korunması: Kanamalar basınç uygulanarak durdurulmalı, açık yaralar steril malzemelerle kapatılmalıdır.</p>
<p>Omurga ve kırık şüphesi: Yaralı gereksiz yere hareket ettirilmemeli, profesyonel yardım gelene kadar sabit pozisyonda tutulmalıdır.</p>
<p>Temel yaşam desteği: Bilinç kontrolü, solunum ve dolaşım değerlendirmesi yapılmalı, gerekiyorsa kalp masajı ve suni solunum uygulanmalıdır.</p>
<p>Evde alınabilecek tedbirlerle kazalar önlenebilir</p>
<p>Evde yaşanan kazalarda ilk yardımın önemli olduğunu belirten Duygu Demir, “Ev kazaları, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için ciddi risk oluşturmaktadır. Yanıklar, düşmeler, kesikler, zehirlenmeler ve elektrik çarpmaları en sık görülen ev kazalarıdır” dedi. Duygu Deniz, ev kazalarını önlemede etkili olacak tedbirleri şöyle sıraladı:</p>
<p>• Elektrik prizlerine çocuk koruyucuları takılmalı, kablolar açıkta bırakılmamalıdır.</p>
<p>• Kesici-delici aletler, temizlik maddeleri ve ilaçlar kilitli dolaplarda, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmalıdır.</p>
<p>• Banyo ve mutfakta kaymaz paspaslar kullanılmalı, merdivenlere tutunma barları yerleştirilmelidir.</p>
<p>• Sıcak sıvılar çocuklardan uzak tutulmalı, tencere ve tava sapları içe dönük yerleştirilmelidir.</p>
<p>• Balkonda ve pencerelerde güvenlik önlemleri alınmalı, yüksek mobilyalar çocukların tırmanamayacağı şekilde yerleştirilmelidir.</p>
<p>• İlaçlar orijinal kutularında saklanmalı, asla başka şişelere aktarılmamalıdır.</p>
<p>İlk yardım çantası düzenli kontrol edilmeli</p>
<p>İlk yardımda kullanılacak malzemelerin mutlaka hazır bulundurulması ve düzenli kontrol edilmesi gerektiğini söyleyen Duygu Deniz, “Her evde, iş yerinde ve araçta ulaşılabilir bir ilk yardım çantası bulunmalıdır. Çanta düzenli aralıklarla kontrol edilmeli ve son kullanma tarihi geçmiş ürünler yenilenmelidir” uyarısında bulundu.</p>
<p>Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, ilk yardım çantasında bulunması gereken temel malzemeleri şöyle sıraladı:</p>
<p>• Steril gazlı bezler, sargı bezi, pamuk</p>
<p>• Elastik bandaj, turnike malzemesi veya üçgen sargı bezi</p>
<p>• Çeşitli boylarda yara bandı, flaster</p>
<p>• Antiseptik solüsyon ve yanık örtüsü</p>
<p>• Makas, cımbız, çengelli iğne</p>
<p>• Tek kullanımlık eldiven, maske</p>
<p>• Termometre</p>
<p>• Suni solunum maskesi</p>
<p>• Tıbbi atık poşeti</p>
<p>• Soğuk kompres</p>
<p>• Acil durum telefon listesi ve küçük bir el feneri</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344">Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital demans çocukları tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-demans-cocuklari-tehdit-ediyor-572686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Sep 2025 12:41:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=572686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, dijital demansın çocuklar ve yetişkinler üzerindeki olumsuz etkilerinden ve beyni sağlıklı tutmak için alternatif etkinliklerin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-demans-cocuklari-tehdit-ediyor-572686">Dijital demans çocukları tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, dijital demansın çocuklar ve yetişkinler üzerindeki olumsuz etkilerinden ve beyni sağlıklı tutmak için alternatif etkinliklerin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Dijital çağda büyüyen çocuklar bilişsel, dikkat ve hafıza sorunları yaşıyor! </strong></p>
<p>Dijital demansın, 2012 yılında Alman sinirbilimci Manfred Spitzer tarafından bilişsel yeteneklerin bozulmasına neden olan dijital teknolojinin aşırı kullanımını tanımlamak için türetilen bir terim olduğunu hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Dijital demans, bireyler elektronik cihazlarında aşırı miktarda zaman geçirdiklerinde gelişir.” dedi.</p>
<p>Spitzer&#8217;e göre insanların teknolojik cihazlar sayesinde, telefon numaraları, şifreler ve diğer bilgileri cihazlara depolayarak zihinsel aktivitelerini makinelere yaptırdıklarını dile getiren Şalçini, “Bunun sonucunda gençler ve özellikle ergenlerin bilişsel yeteneklerinde bir düşüş görülüyor. Dijital çağda büyüyen çocukların bilişsel sorunlar ve dikkat sorunları geliştirdiği, ayrıca hafıza, organizasyon, muhakeme, problem çözme ve yüz yüze sosyal iletişimde sorunlar yaşadıkları görülüyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital demans, bu yüzyılın görmezden gelinen bir salgını! </strong></p>
<p>COVID-19 salgınının bizi eve hapsederek teknolojiye karşı bağımızı artırdığına dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Değişen dünyada uzaktan eğitim ve online iş imkanları, ayrıca son zamanlarda yapay zekanın baş döndürücü hızla artması teknolojiye olan bağımlılığımızı artırıyor ve dijital demans salgınının etkilerini hızlandırıyor.” dedi.</p>
<p>Dijital demansın, bu yüzyılın görmezden gelinen bir salgını olduğunu ve bunun da gelecek nesilleri etkileyeceğini vurgulayan Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün hepimiz, temel günlük görevleri bile tamamlayamayacak kadar dikkatimizin dağıldığı dijital bunama durumundayız. Başta Alzheimer hastalığı olmak üzere bunama yelpazesindeki hastalıklar yaşla birlikte artarken, dijital demans gelişen beyinleri olan çocukları bile etkileyebiliyor. Elektronik cihazların genç yaşta aşırı kullanımı, doktorlar ve psikologlar için artan bir endişe kaynağı. Sosyal izolasyon, hareket eksikliği, öfke, kısa süreli hafıza kaybı, gelişimsel gecikmeler dijital demansın belirtilerinden bazıları. Günümüzde sınıflarda bile kaçınılmaz olarak teknoloji kullanımı giderek fazlalaşmış durumda. Fakat gelecek nesillere teknolojiyi akıllıca kullanmayı öğretmek gerekiyor.”</p>
<p><strong>Açık havada vakit geçirmek gerçek zamanlı problem çözmeyi teşvik ediyor… </strong></p>
<p>“Çalışmalar, basılı materyalleri okumanın okuduğunu anlamayı artırdığını gösteriyor.” diyen Dr. Celal Şalçini, “Bu sebeple okumak için tablet ve akıllı telefon yerine dergi, çizgi roman, gazete gibi basılı medyayı daha fazla kullanması teşvik edilmeli.” dedi.</p>
<p>Beyni aktif ve sağlıklı tutmak için oyun oynama ve egzersiz yapmanın son derece önemli olduğunun bilindiğini hatırlayan Şalçini, “Açık hava sporları oynamak gerçek zamanlı problem çözmeyi teşvik eder. Çocukların teknolojik cihazlarda sadece dikkat artırıcı ve reaksiyon zamanı temelli oyunlar yerine en azından düşünmeye ve problem çözmeye izin veren satranç, scrabble, yapboz gibi oyunları oynamaları teşvik edilmeli. Ayrıca çocuklar ebeveynlerinin aynasıdır, gördüğünü uygular, duyduğunu değil. Değişim bizimle başlar.” diyerek sözlerini tamamladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-demans-cocuklari-tehdit-ediyor-572686">Dijital demans çocukları tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Aug 2025 13:44:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bektaş]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtü]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yetişkinlikte]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=569884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetişkinlikte görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) kişiyi pek çok yönden etkileyebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884">Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetişkinlikte görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) kişiyi pek çok yönden etkileyebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir. Yetişkinlikte bile doğru tanı ve tedaviyle daha düzenli, verimli ve dengeli bir yaşam mümkündür” dedi. Araştırmalara göre çocuklukta tanı alan her üç kişiden birinde yetişkinlikte belirtilerin sürdürdüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebilir. Çocuklarda daha çok hareketlilik göze çarparken, yetişkinlerde dikkatsizlik, zaman yönetiminde zorluk, plansızlık ve dağınıklık ön plana çıkabilir” dedi.<br />
İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalından Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, yetişkinlerde görülen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) etkileri ve tedavilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />
DEHB’li beyin farklı şekilde tepki veriyor<br />
DEHB’yi “beynin dikkat, planlama, dürtü kontrolü ve hareket düzenleme mekanizmalarını etkileyen süreğen bir nöropsikiyatrik bozukluk” olarak tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Bu kişilerdeki durum nöroçeşitliliğe (neurodivergent) bağlıdır. Nörotipik kişilerle karşılaştırıldığında DEHB&#8217;li kişilerin iki ana beyin bölgesinde farklılıklar vardır: frontal lob ve bazal gangliyonlar. Frontal lob, yönetici işlevler, dikkat, karar verme ve dürtü kontrolünde önemli bir rol oynarken, bazal gangliyonlar ödül işleme ve hareket için hayati önem taşır. DEHB&#8217;li kişi, bir görev üzerinde çalışırken nörotipik bir beyinden daha farklı şekilde tepki verir” dedi.<br />
Yetişkinlikte görülen DEHB, pek çok yönüyle etkileyebiliyor<br />
Yetişkinlikte görülen DEHB’nin kişiyi pek çok yönüyle etkileyebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Çoğu zaman belirtiler çocukluk çağında başlar ancak etkileri yaşam boyu sürebilir. Sadece ders çalışmayı ya da okul başarısını değil; iş, sosyal yaşam, ilişkiler ve günlük görevler gibi birçok alanı etkiler. Ağırlıklı olarak dikkatsizliğin görüldüğü tip ve ağırlıklı olarak hiperaktif /dürtüsel tip olarak iki farklı tipte görülebilir. Bu nedenle her DEHB vakası birbirinin aynı şikayetlerle başvurmayabilir” diye konuştu.<br />
Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebiliyor<br />
DEHB’nin sadece çocukluk dönemiyle sınırlı olmadığını, yetişkinlikte de görülebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Araştırmalar, çocuklukta tanı alan her üç kişiden birinin yetişkinlikte de belirtilerini sürdürdüğünü gösteriyor. Yaş ilerledikçe belirtilerin şekli değişebilir. Çocuklarda daha çok hareketlilik göze çarparken, yetişkinlerde dikkatsizlik, zaman yönetiminde zorluk, plansızlık ve dağınıklık ön plana çıkabilir. Çocukluktan bu yana uzun yıllar DEHB belirtileri ile yaşayan yetişkinler, bu belirtilerle baş etmek için yöntemler bulabilir ve aldıkları önlemler ile işlevselliklerini koruyabilirler, örneğin eşyalarını sık sık bir yerlerde unutan birisinin odadan çıkmadan önce masada neler olduğunu kontrol etmeyi alışkanlık haline getirmesi gibi. Fakat yetişkin DEHB vakalarında kişilerin aldığı tüm bu önlemlere rağmen günlük hayatlarını etkileyecek düzeyde sorunlar yaşadıklarını görmekteyiz” dedi.<br />
Ailede DEHB öyküsü, riski artırıyor<br />
DEHB’nin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Ailede DEHB öyküsü bulunması riski artırır. Ayrıca beyin kimyasındaki farklılıklar, gebelik ve doğum sırasındaki bazı risk faktörleri, çocukken kurşun gibi toksinlere maruz kalmak gibi erken çocukluk dönemindeki olumsuz çevresel koşullar da etkili olabilir. Eski binalarda daha sık rastlanan boyalarda ya da borularda yer alan kurşunun çocukta DEHB riskini artırdığı gösterilmiştir. Annenin gebelikte sigara, alkol ya da madde kullanımının çocukta DEHB riskini artırır. Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı da DEHB riskini artıran faktörlerdendir” dedi.<br />
Çocukluk döneminde belirtiler başlıyor<br />
DEHB’nin genellikle çocuklukta başladığını ancak bazı kişilerde belirtilerin çocuklukta fark edilmediği veya hafif seyrettiği için tanı konulmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Yetişkinlikte artan sorumluluklar, iş ve aile yaşamının getirdiği stres, bu belirtileri daha görünür hale getirebilir. Yani ‘sonradan ortaya çıktı’ gibi görünse de çoğu zaman kökeni çocukluğa dayanır, kronik bir bozukluktur” dedi.<br />
Bu belirtilere dikkat!<br />
Yetişkinlerde görülen DEHB belirtilerinin kişinin yaşamında olumsuz etkileri olabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, bu belirtileri şöyle sıraladı:<br />
-Başlanan işleri tamamlayamama<br />
-Toplantılarda veya konuşmalarda dikkat kaybı<br />
-Zaman yönetiminde güçlük<br />
-Organizasyon becerilerinde yetersizlik, plan yapamama<br />
-Dürtüsel kararlar alma, öfke patlamaları<br />
-Dürtüsellik fiziksel olarak tehlikeli etkinliklere girişme, sırasını bekleyememe, diğerlerinin konuşmalarını bölmeyi içerebilir. Dürtüsel davranış kişilerarası ilişkilerde sorunlara, tartışmalara neden olabilir. DEHB olguları ödüllerin gecikmesine dayanamazlar ve dürtüsel davranışlarla kısa dönemdeki ödülleri uzun dönemdeki daha büyük ödüllere tercih ederler.<br />
-Sık eşya kaybetme, unutkanlık<br />
-Trafikte riskli davranışlar<br />
-İlişkilerde gerginlik ve çatışma<br />
-Kontrolsüz alışveriş yapma, dürtüselliğin bir belirtisi olarak görülebilir.<br />
İlişkilerde sorunlara yol açabilir<br />
DEHB’nin tedavi edilmediğinde kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “Kişinin iş verimliliğini düşürebilir, ilişkilerde sorunlara yol açabilir. Sık iş değiştirme, maddi sorunlar, düşük özgüven, kaygı ve depresyon gibi ek ruhsal problemlerle sonuçlanabilir. Bazı kişilerde hızlı araç kullanma ve madde kullanımı gibi riskli davranışlar daha sık görülür” dedi.<br />
Dalgınlık ya da unutkanlık diye geçiştirilmemeli<br />
Yetişkinlerde DEHB’nin tedavi edilebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, doğru tanı ve tedaviyle verimli ve dengeli yaşamın mümkün olabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Tedavi yaklaşımı genellikle iki ana ayağa dayanır: İlaç tedavisi ve psikoterapi. İlaçlar dikkati toplama, dürtü kontrolünü artırma ve hiperaktiviteyi azaltma konusunda etkilidir. Psikoterapi ise özellikle zaman yönetimi, planlama, problem çözme ve duygusal düzenleme becerilerini geliştirmeye yardımcı olur. Erken tanı ve doğru tedavi ile yaşam kalitesi belirgin şekilde iyileşebilir. ‘Dalgınlık’ ya da ‘unutkanlık’ diye geçiştirilen bazı sorunların arkasında DEHB olabilir. Yetişkinlikte bile doğru tanı ve tedaviyle daha düzenli, verimli ve dengeli bir yaşam mümkündür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-dehb-tanisi-alan-her-uc-kisiden-birinde-belirtiler-devam-ediyor-569884">Çocuklukta DEHB tanısı alan her üç kişiden birinde belirtiler devam ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YKS sonuçlarında rekor doluluk: tıp, hukuk ve mühendislik zirvede</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yks-sonuclarinda-rekor-doluluk-tip-hukuk-ve-muhendislik-zirvede-568591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 08:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doluluk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568591</guid>

					<description><![CDATA[<p>2025 yılı YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla, Türkiye genelindeki üniversite adaylarının tercih sonuçları belli oldu. Bu yılın en dikkat çekici gelişmesi, devlet üniversitelerindeki doluluk oranlarının rekor seviyelere ulaşması olarak gözlemlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yks-sonuclarinda-rekor-doluluk-tip-hukuk-ve-muhendislik-zirvede-568591">YKS sonuçlarında rekor doluluk: tıp, hukuk ve mühendislik zirvede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2025 yılı YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla, Türkiye genelindeki üniversite adaylarının tercih sonuçları belli oldu. Bu yılın en dikkat çekici gelişmesi, devlet üniversitelerindeki doluluk oranlarının rekor seviyelere ulaşması olarak gözlemlendi. Öğrencilerin tercihleri son derece bilinçli olarak ve yalnızca puanlarına göre değil, mesleklerin geleceği, istihdam imkânları ve kişisel ilgi alanları doğrultusunda yaptığı görülüyor.</p>
<p><strong>Final Eğitim Kurumları Eğitim Direktörü Gökçe Karabulut</strong>, devlet üniversitelerinde yüzde 99’a ulaşan doluluk oranına dikkat çekerek şunları söyledi: <em>“Ön lisans programlarında neredeyse hiç boş kontenjan kalmadı. Bu, öğrencilerin tercihlerini daha bilinçli ve hedef odaklı yaptığını gösteriyor. Tıp, Diş Hekimliği, Hukuk ve Eczacılık gibi bölümler yüzde 100 dolarken, mühendisliklerde yüzde 97’nin, öğretmenlik programlarında ise yüzde 95’in üzerinde bir doluluk söz konusu.”</em></p>
<p><strong><u>Kontenjan azalması taban puanlara yansıdı</u></strong></p>
<p>Bu yıl bazı popüler alanlarda kontenjan sayılarının düşürülmesi, taban puanlarda dikkat çekici değişimlere yol açtı. Özellikle sağlık ve mühendislik programlarında daha az sayıda öğrenci alımı yapılması, yerleştirme puanlarının yükselmesine neden oldu. Bu durum, üniversiteye girişte rekabetin arttığını ve adayların daha seçici tercihlerde bulunduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong><u>Vakıf Üniversiteleri ve KKTC’de yoğun ilgi var</u></strong></p>
<p>Vakıf üniversitelerinin bu yıl yüksek doluluk oranlarıyla dikkat çektiğini belirten <strong>Final Eğitim Kurumları Eğitim Direktörü Gökçe Karabulut</strong> burslu ve indirimli programlarda doluluk yüzde 95’i aşarken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üniversitelerinde de genel doluluk oranının yüzde 90’a ulaştığını söyledi. Öğrencilerin yurt içindeki farklı fırsatları değerlendirme eğilimi sürerken, KKTC gibi yakın coğrafyalardaki eğitim alternatiflerine de daha fazla ilgi gösterdiği görülüyor.</p>
<p><strong><u>Ek tercih sürecinde dikkatli planlama şart</u></strong></p>
<p><strong>Karabulut</strong>, ek tercih sürecinin adaylar için ikinci bir şans olduğunu ancak doğru strateji olmadan riskler barındırdığını hatırlatarak şunları söyledi: <em>“Öğrenciler mutlaka kılavuzu dikkatle incelemeli ve tercih ettikleri bölümlerin uzun vadeli hedefleriyle uyumunu değerlendirmeli. Unutulmamalı ki ek tercih döneminde yapılan yerleşim, varsa önceki yerleşiminizi geçersiz kılar. Bu nedenle ‘bir an önce yerleşmek’ amacıyla acele karar vermek, ileride memnuniyetsizliğe yol açabilir. Gerekirse bir yıl daha hazırlanmak ve doğru bölümü hedeflemek çok daha sağlıklı bir seçim olabilir.”</em></p>
<p><strong><u>Sonuçlar genç kuşakların küresel gelişmeleri yakından takip ettiğini gösteriyor</u></strong></p>
<p>Bu yıl açılan 27 yeni lisans ve ön lisans programı doluluk oranlarının yüksekliğiyle dikkatleri çekiyor. Yapay zekâ, sürdürülebilirlik, tarımda dijitalleşme ve sağlık teknolojileri gibi alanlarda boş kontenjan kalmaması, gençlerin geleceğin mesleklerini yakından takip ettiğini gösteriyor. <strong>Karabulut</strong>’a<strong> </strong>göre bu tablo, yalnızca gençlerin tercihlerindeki değişimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin yükseköğretim ekosisteminin de geleceğe yönelik yatırımlar yapmaya başladığının güçlü bir göstergesi.</p>
<p><strong><u>Üniversiteye başlayan öğrencilere 5 altın tavsiye  </u></strong></p>
<p>Üniversite hayatına adım atacak öğrenciler için yeni dönem sadece akademik bir başlangıç değil, aynı zamanda kişisel gelişim yolculuğunun da önemli bir adımı. Başarılı bir üniversite deneyimi için oryantasyon programlarına katılmak, sosyal kulüplerde yer almak, kariyer planlamasına erkenden başlamak, barınma ve yaşam koşullarını önceden düzenlemek ve derslerin ötesine bakarak bu dönemi geleceğe yatırım olarak görmek büyük önem taşıyor. Üniversite, sadece derslere girilen bir ortam değil; aynı zamanda bağımsız karar alma, farklı kültürlerle tanışma ve bireysel yetkinlikleri geliştirme alanı olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yks-sonuclarinda-rekor-doluluk-tip-hukuk-ve-muhendislik-zirvede-568591">YKS sonuçlarında rekor doluluk: tıp, hukuk ve mühendislik zirvede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Greyfurt]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçlarla]]></category>
		<category><![CDATA[Soya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor. Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz</strong>, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Nar Suyu </strong></p>
<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>
<p><strong>Yeşil Çay </strong></p>
<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>
<p><strong>Greyfurt Suyu </strong></p>
<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Süt ve Süt Ürünleri</strong></p>
<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>
<p><strong>Soya </strong></p>
<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl Bal Üretiminde Kalitesiyle Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegol-bal-uretiminde-kalitesiyle-dikkat-cekti-566042</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 09:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesiyle]]></category>
		<category><![CDATA[Prolin]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[üreticileri]]></category>
		<category><![CDATA[üretiminde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566042</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl’de 12 bin koloni ile yapılan bal üretiminde hasat başladı. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ile Bursa Bal Üreticileri Birliği Başkanı Şenol Yoğurtçu bal hasadına katıldı. Zengin florası ile bal üretimine elverişli bir bölge olan İnegöl’de elde edilen balda yapılan ölçümlerin, Türkiye’nin en değerli balları arasında bulunan Anzer balının prolin değerine yakın sonuçlar verdiği açıklandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-bal-uretiminde-kalitesiyle-dikkat-cekti-566042">İnegöl Bal Üretiminde Kalitesiyle Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl’de 12 bin koloni ile yapılan bal üretiminde hasat başladı. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ile Bursa Bal Üreticileri Birliği Başkanı Şenol Yoğurtçu bal hasadına katıldı. Zengin florası ile bal üretimine elverişli bir bölge olan İnegöl’de elde edilen balda yapılan ölçümlerin, Türkiye’nin en değerli balları arasında bulunan Anzer balının prolin değerine yakın sonuçlar verdiği açıklandı.</p>
<p>İnegöl’de bal hasadı başladı. Endemik bitki örtüsü zengin bir floraya sahip olan İnegöl’de bu yıl 240 dolayında işletme 12 bin arı kolonisi ile bal üretimi gerçekleştirirken, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ile Bursa Bal Üreticileri Birliği Başkanı Şenol Yoğurtçu Yeniceköy Mahallesinde Recep Pal’a ait kovanlarda yapılan bal hasadına eşlik etti.</p>
<p>“İNEGÖL BALI NEREDEYSE ANZER BALINA YAKIN KALİTEDE”<br />
Bal hasadı öncesi bal üretimine ilişkin bir konuşma yapan Bursa Bal Üreticileri Birliği Başkanı Şenol Yoğurtçu, İnegöl’ün bal kalitesine dikkat çekti. Yoğurtçu, “İnegöl’ümüzün köftesi, mobilyası, Cerrah Kuru Fasulyesi gibi farklı değerleri var. Bizde Bursa Bal Üreticileri Birliği olarak İnegöl’de balı bu değerler arasına katmaya çalışıyoruz. Şu anda 240 civarında işletme kayıtlı. Bunun yanı sıra 12 bin civarında da aktif kovanımız var. İnegöl’de şu anda 50 ton dolayında bal üretimi yapılmakta. İnegöl gerek florası açısından gerekse de üretilen bal açısından çok değerli bir konumda. Türkiye’nin en değerli balları arasında bulunan Anzer balının prolin değeri 1000-1100 arasındadır. Prolin değeri, balda balın kalitesini gösterir. İnegöl’de üretilen ballarda ise biz ölçümleri yaptırdık ve 600 ile 850 arasında prolin değeri çıkan ballarımız var. Ovadaki ballarımız 600-700 arasında çıkarken, dağlık bölgelerdeki ballarımız 850 proline kadar çıkıyor. Bu da İnegöl’de neredeyse Anzer balına yakın kalitede bal olduğunu gösteriyor. İnegöl’de arıcılık olur. Bugün İnegöl 50 bin kovanı bile kaldırır. Kestane balı, Ayçiçek balı, karma çiçek balı, akasya balı, karaçalı balı bunların hepsi İnegöl’de yetişiyor. İnegöl’ün gerçekten değerli bir balı var” dedi.</p>
<p>AMACIMIZ FARKINDALIK OLUŞTURMAK<br />
İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ise amaçlarının sadece bal hasadı yapmak olmadığını, burada bir farkındalığı arttırma çabası olduğunu söyledi. Aynı zamanda arıcılığın bilinçli şekilde yapılmaya devam etmesini istediklerini vurgulayan Başkan Taban, “Kaliteyi ve verimi arttırma gibi arka planda hedeflerimiz var. Yerel yönetimler olarak bizler tüm üreticilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Arının da ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu işin içine girince anlıyorsunuz. Arıyı yaşatmamız lazım. Arı yaşarsa arkada bütün ekosistem dengeye gelmiş oluyor. Arka planda yaşanan ilaçlama ve benzeri sorunları da mutlaka düzeltmemiz gerekiyor. Düzeltmediğimiz zaman ekosistemin de aslında bozulmasını sağlıyoruz. Dolayısıyla bunun önüne geçmemiz lazım” diye konuştu.</p>
<p>İNEGÖL ÇOK DEĞERLİ BİR ŞEHİR<br />
İnegöl’ün çok değerli bir şehir olduğuna da vurgu yapan Başkan Taban, şöyle devam etti: “Aslında her bölge değerli. Ama bunun kıymetini bilen insanlar var mı? Önce onu görmek lazım. Ne kadar değerli, kıymetli, önemli şehirlerde ve topraklarda yaşadığımızın önce farkına varmamız lazım. İnegöl hep sanayisiyle anıldı. Bu çok değerli bizim için. Üreten bir şehir. Bunun yanı sıra verimli tarım arazilerimiz var. Aynı zamanda İnegöl artık gastronomisiyle de anılsın istiyoruz. Üniversitelerimizle, akademisyenlerimizle yaptığımız çalışmalarla İnegöl Gastronomisi olarak ön plana çıkarıyoruz. Bal da bunlardan biri olacak. İnegöl’ün meyvecilikte çok iyi olduğunu biliyoruz. Çileği, şeftalisi, armudu, elması, yaban mersini, cevizi, kestanesi… İnanılmaz zenginliğimiz var. Balın da bunlardan biri olmaması için hiçbir sebep yok.”</p>
<p>İNEGÖL’DE 55 TON BAL ÜRETİMİ YAPILIYOR<br />
“İnegöl’de arıcılık sistemine kayıtlı 240 arıcımız mevcut ve yaklaşık 12 bin civarında arı kolonisi olduğunu biliyoruz. Ülkemizde yaklaşık 115 bin ton ile dünyada ikinci sırada üretime sahibiz. Bu çok kıymetli. İnegöl’de durum nasıl? İnegöl’de de 55 ton bal üretimi gerçekleşmekte. Bizler iyi ve kaliteli bal üretme çabamıza devam edeceğiz. İnegöl’ün balı iyidir, kalitelidir tercihine bunu döndürmeliyiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-bal-uretiminde-kalitesiyle-dikkat-cekti-566042">İnegöl Bal Üretiminde Kalitesiyle Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 08:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[dopamini]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, dijital çağda sosyal medya ve hızlı dijital içerik tüketiminin beyindeki etkileri, olumsuz sonuçları ve dengeli kullanımın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027">Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, dijital çağda sosyal medya ve hızlı dijital içerik tüketiminin beyindeki etkileri, olumsuz sonuçları ve dengeli kullanımın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<h3><strong>Beynin dikkat sistemi dijitalleşmeyle doğrudan hedef alınıyor ve bilişsel fonksiyonlar etkileniyor</strong></h3>
<p>Çağımızın en büyük getirisi olan dijitalleşmenin kişinin dış dünyayla kurduğu ilişki biçimlerini dönüştürmekle kalmadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Aynı zamanda zihinsel yapılanmasını, duygusal düzenleme kapasitesini ve davranış örüntülerini de belirgin şekilde etkiliyor. Özellikle sosyal medya platformlarının işleyişi kullanıcıya sürekli yeni, çarpıcı ve yüksek uyarım içeren içerikler sunuyor. Bu da beynin dikkat sistemini doğrudan hedef alıyor ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde belirgin bir etki yaratıyor.” dedi.</p>
<p>İnsan beyninde dikkat sisteminin merkezinde yer alan prefrontal korteksin, dış uyaranlar arasında seçim yapmayı, dikkat odağını sürdürmeyi ve dürtüleri kontrol etmeyi sağladığını kaydeden Erol, “Sosyal medya uygulamaları, özellikle reels, shorts, stories gibi kısa süreli içeriklerle bu bölgeleri sürekli uyararak, dopaminerjik ödül sisteminde yapay bir aşırı duyarlılık oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Dijital içerik tüketimi dopamin dengesini bozuyor! </strong></h3>
<p>Beynin, doğası gereği hazla bağlantılı olan dopamin salınımını öğrenme, keşfetme ve bağlantı kurma gibi anlamlı aktivitelerde deneyimlemeye programlandığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Ancak dijital içeriklerin hızlı tüketimi, bu dopaminerjik sistemi kolay hazlar üzerinden uyarır ve uzun vadede dopaminin doğal salınımını bozar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, nörobiyolojik düzlemde ödül sisteminde tolerans gelişimine, haz eşiğinin yükselmesine ve sıradan uyarıcıların artık yeterli tatmin sağlamamasına neden olduğuna dikkat çeken Erol, şöyle devam etti:</p>
<p>“Diğer bir ifadeyle kişi artık basit bir yürüyüşten, kitap okumaktan ya da bir sevdiği insanlarla zaman geçirmekten keyif alamamaya başlar, çünkü beyin yüksek uyarana koşullanmıştır. Bu değişimlerin davranış boyutunda karşılığı ise dikkat eksikliği, dürtüsel kararlar, tahammülsüzlük, sabırsızlık, düşük içsel motivasyon ve ilişkilerde yüzeysellik olarak kendini gösterir. Özellikle genç bireylerde odaklanma zorluğu ve içsel huzursuzluk şikayetleriyle başvuran vakalarda, temel sorun çoğu zaman dikkat eksikliğinden değil, haz eşiğinin yükselmesinden ve odaklanma sürelerinin kısalmasından kaynaklanır. Beyin artık kendi başına sessiz bir ortamda kalmakta zorlanır, dışardan keyif veren bir uyarıcı olmadığında boşluk ya da anlamsızlık hissiyle yüzleşir.”</p>
<h3><strong>Sağlıklı psikoloji, olumsuz duygulara da yer açabilmeyi gerektirir! </strong></h3>
<p>Psikolojik yansımaları açısından ele alındığında ise haz odaklı zihinsel yapılanmanın kişinin duygu düzenleme becerilerini zayıflattığının görüldüğüne vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Anlam üretimi, sabretme, bekleme, belirsizliğe tahammül etme gibi zihinsel beceriler körelir. Oysa sağlıklı bir psikolojik işleyiş için yalnızca pozitif uyaranlarla değil, olumsuz duygularla da temas edebilme ve bu duygulara yer açabilme becerisi gerekir.” dedi.</p>
<p>Haz odaklı sistemin, bireyi sürekli olumlu deneyimlere yönlendirdiğini dile getiren Erol, “Bu nedenle hüzün, öfke, yalnızlık gibi duygularla karşılaşıldığında birey bunlarla baş etmek yerine kaçınma, bastırma ya da anlık dikkat dağıtma yollarına başvurur. Bu durum duyguların işlenmeden zihinde kalmasına, uzun vadede ise anksiyete, boşluk hissi ve duygusal tükenmişlik gibi belirtilere neden olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<h3><strong>Sosyal medya dengeli kullanıldığında içsel kontrol yeniden kazanılır!</strong></h3>
<p>Dijital çağın sunduğu imkânlardan tamamen uzaklaşmanın gerekli olmadığının altını çizen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yönetilebilir hale gelmesi için kişinin ekran karşısında geçirdiği zamanı bilinçli bir şekilde yapılandırması, dijital farkındalık kazanması ve dopamin sistemini düzenleyen doğal aktivitelere yönelmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte yapılabilecek bazı temel müdahalelerden bahseden Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günde belirli saatlerde telefondan tamamen uzaklaşmak, özellikle günün ilk ve son saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak. Egzersiz yapmak, doğada vakit geçirmek, üretken faaliyetlerde bulunmak; çizim, yazı, el işi gibi, anlamlı sohbetler ve gönüllülük faaliyetleri gibi etkinliklere katılmak. Meditasyon, nefes çalışmaları, mindful yürüyüşler gibi pratiklerle dikkat kasını yeniden güçlendirmek. Anlık iyi hissetmelerin uzun vadeli doyum sağlamadığını; sürdürülebilir tatminin ancak değer temelli anlam yüklü eylemlerle mümkün olduğunu içselleştirmek. Başkalarının paylaştığı görüntülerin gerçekliği yansıtmadığını, hayatın yalnızca en iyi anlarından oluşmadığını hatırlamak.</p>
<p>Kişi sosyal medya kullanımı pasif değil dengeli bir eyleme dönüştürürse içsel kontrol hissini yeniden kazanmaya başlar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027">Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 10:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[solaksa]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El tercihi doğuştan gelen, genetik ve çevresel etkenlerle şekillenen bir özellik!</strong></p>
<p>El tercihinin doğuştan gelen, büyük oranda beynin işleyişine bağlı bir özellik olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beynimizin motor komutları veren bölümleri, özellikle de karşı beyin yarımküresiyle çalışan motor korteks, hangi elimizi baskın kullandığımızı belirler.” dedi.</p>
<p>Sağ elini kullananların motor sisteminin genellikle sol beyin yarımküresiyle daha aktif çalışırken, solaklarda bu durumun çoğunlukla tersi olduğunu aktaran Alp, “Solaklık genetik faktörlerden de etkilenir. Ailede solak bireylerin bulunması, çocuğun da solak olma ihtimalini artırır. Ancak bu aktarım matematiksel olarak öngörülebilir bir şekilde gerçekleşmez. Genetik yatkınlık kadar, çevresel etkenler ve hatta doğum öncesi gelişim süreci de belirleyicidir. Yani bir çocuk, genetik olarak solaklığa eğilimli olabilir, ancak çevresel baskılar ya da nörogelişimsel faktörler onun sağ el kullanmasını da şekillendirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Solaklarda dil işlevleri daha esnek dağılıyor!</strong></p>
<p>Beynimizin vücudun karşı tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dolayısıyla solak bir birey yazı yazarken ya da bir işi sol eliyle yaparken, beyninin sağ yarımküresi daha yoğun çalışır. Fakat işin ilginç yanı şu, solak bireylerin beyin yapısında, özellikle sağ ve sol beyin yarımküreleri arasındaki iletişimi sağlayan ‘korpus kallozum’ gibi bazı yapılarda daha fazla bağlantı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>
<p>Dil gibi karmaşık işlevlerde, sağlak bireylerde genellikle sol beyinin daha baskın olduğunu kaydeden Alp, solaklarda ise bu dağılımın daha esnek olduğunu, bazı solakların dili sağ beyinle işlediğini, bazılarının ise her iki beyni birlikte kullandıklarını vurguladı. Alp, bu esnekliğin, onların farklı bilişsel stratejiler geliştirmesine de olanak tanıyabildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark yok!</strong></p>
<p>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark olmadığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklar nedeniyle, zaman zaman bazı avantajlar veya farklı yollar izlenebilir. Örneğin solak bireyler bazı görevlerde daha üretken, daha farklı düşünebilen bireyler olarak tanımlanır. Bu, beynin iki yarımküresi arasındaki daha dengeli ya da farklı iletişim yollarından kaynaklanıyor olabilir. Bazı araştırmalar, solakların uzamsal becerilerde, örneğin harita okuma ya da şekil tanımada daha başarılı olabileceğini öne sürüyor. Ancak bunlar tüm solaklar için geçerli genel kurallar değildir; bireysel farklılıklar her zaman ön plandadır.”</p>
<p><strong>Nörolojik hastalıklarda solaklık, tek başına bir risk faktörü değil! </strong></p>
<p>Solak bireylerde bazı nörolojik hastalıklara yatkınlığın daha fazla olup olmadığı konusunda bilimsel tartışmaların devam ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak bazı araştırmalar solaklık ile bazı nörolojik veya gelişimsel farklılıklar arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Disleksi, dikkat eksikliği ya da şizofreni gibi sorunların solak bireylerde biraz daha yüksek oranda rapor edildiğini belirten Alp, “Ancak burada önemli olan şu: Solaklık, tek başına bir risk faktörü değildir. Beyindeki bazı farklı yapılanmalar, hem solaklığı hem de bu tür hastalıklarla ilişkili olabilecek bilişsel örüntüleri beraberinde getirebilir. Yani bu, neden-sonuç ilişkisi değil, daha çok ‘ortak bir yolun kesişimi’ gibi düşünülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmeye zorlamak, nörogelişimsel süreçte çeşitli zorluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>El tercihinin, doğumdan sonra yavaş yavaş netleşen bir özellik olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Genellikle 3 ila 6 yaş arasında baskın el belirginleşir. Bazı çocuklar bu süreçte başlangıçta sol elini daha fazla kullansa da zamanla sağ eli tercih etmeye başlar. Bu dönüşüm bazen doğal gelişimin parçasıdır, bazen de çevresel yönlendirmelerle olur.” dedi.</p>
<p>Beynin oldukça esnek bir yapıda olduğunu ve özellikle çocukluk döneminde kullanılan elin sinirsel temsili güçlendiğini vurgulayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu dönüşüm dış baskılarla oluyorsa, örneğin çocuk yazı yazarken sol eliyle yazmak istiyor ama sağ elle yazmaya zorlanıyorsa, bu durum çocuğun nörogelişimsel sürecinde bazı zorluklara yol açabilir. Bu tür zorlamalar, yazı yazma güçlüklerinden ince motor becerilerde gerilemeye kadar uzanan çeşitli etkiler yaratabilir. Hatta bazı durumlarda dikkat dağınıklığı veya konuşma akıcılığı sorunları da gözlemlenmiştir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalı. Günlük yaşamdaki bazı alışkanlıklar, örneğin yemek yeme gibi pratik davranışlar, bireyin el tercihi ne olursa olsun zamanla sağ elle de yapılabilir hale gelebilir. Nitekim, bir davranışın motor düzeyde kolayca öğrenilebilmesi ile bireyin baskın motor elini değiştirmek aynı şey değildir. El tercihi bir yönelimdir, alışkanlıklar ise öğrenilebilir ve şekillendirilebilir.”</p>
<p><strong>Solaklar daha mı yaratıcı? </strong></p>
<p>Solaklık ile yaratıcılık ya da sanatkârlık arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda değinen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda zaman zaman sol elini kullanan bireylerin problem çözme yaklaşımlarında veya sanatsal ifade alanlarında biraz daha farklı yollar izleyebildiği gözlemlenmiş. Özellikle görsel-uzamsal algı, özgün düşünme stratejileri gibi alanlarda bazı eğilimler söz konusu olabiliyor. Ama bu, her solak bireyin sanatla iç içe olduğu ya da mutlaka farklı düşündüğü anlamına gelmiyor.” dedi.</p>
<p>Beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin solak bireylerde daha esnek olabildiğinin düşünüldüğünü dile getiren Alp, “Bu da bazı durumlarda olaylara farklı açılardan bakabilmelerine katkı sağlayabilir. Elbette bu her birey için geçerli değil; kişisel yatkınlıklar ve çevresel faktörler burada çok belirleyici. Kısacası, bu alanda bazı ilginç bulgular var ama doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak için elimizde yeterince net veri yok.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[beliren]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kasıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> özellikle erkeklerde görülme  oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor</strong></p>
<p>Fıtığın Latince &#8216;yırtılma&#8217; kelimesinden türetildiğini ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, &#8220;Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler sinsi olabilir</strong></p>
<p>Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık, kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, &#8216;Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”</p>
<p><strong>Nüks ihtimali olabiliyor</strong></p>
<p>Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.</p>
<p><strong>Korunmak için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncını artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Topallama 3 günden fazla sürüyorsa, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat-564968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[günden]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[topallama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat-564968">Topallama 3 günden fazla sürüyorsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ritmi bozulan bir yürüyüş, minik adımların aksaması, koşma ve zıplama gibi hareketlerde yaşanan zorlanma… Çocukluk çağında sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan topallama genellikle 1 ila 10 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor. Bazı durumlarda ciddi ortopedik ya da enfeksiyöz hastalıkların ilk sinyali olabiliyor; ihmal edildiğinde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Ailelerin çocuğun yürüyüşündeki en küçük değişimi bile ciddiye alması gerektiğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp</strong> “Topallama hiçbir zaman sadece bir ağrı belirtisi olarak geçiştirilmemeli. Çünkü bazı durumlarda bu, saatler içinde eklemde kalıcı hasar, kemik deformitesi hatta yaşam boyu sürecek olan sakatlıklarla sonuçlanabiliyor. Erken tanı sayesinde hem fiziksel gelişim hem de psikososyal iyilik hali korunuyor. Aileler ‘nasıl olsa geçer’ diyerek beklemek yerine mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” diyerek uyarıda bulunuyor.</p>
<p>Yürürken bacağın normalden farklı hareket etmesi, yükün eşit dağılmaması ya da ağrı nedeniyle yürüme düzeninin bozulması şeklinde ortaya çıkan topallama; bazı çocuklarda geçici kas yorgunluğuna bağlı olabilirken, bazılarında kemik, eklem veya sinir sistemine dair önemli bir hastalığa işaret ediyor. Çocuklar hareket kısıtlılığı nedeniyle koşma ve zıplama gibi aktivitelerde zorlanabiliyor. Vücut yükünün dengesiz dağılması, zamanla kalça, diz ve omurga hizasında bozulmalara neden olabiliyor. Ayrıca bu çocuklarda düşme ve yaralanma riski de önemli ölçüde artıyor. </p>
<p><strong>Pek çok yönden olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Topallamanın en belirgin sonuçları fiziksel olsa da, uzun sürmesi psikolojik ve sosyal yaşamı da etkiliyor. Prof. Dr. Levent Eralp, fiziksel etkileri şöyle özetliyor: “Koşma, zıplama gibi aktivitelerde zorlanması nedeniyle hareket kısıtlılığı oluşuyor. Kas-iskelet sistemi gelişiminde ortaya çıkan durumlarda, çocukta dengesiz yüklenme, kalça-diz-omurga hizalanmasında sorunlar gelişiyor. Dengesiz yürümesi ise kazalara davetiye çıkarıyor. Bütün bu olumsuz etkiler, yaşıtları gibi hareket edemeyen bu çocukları fiziksel olduğu kadar, psikolojik ve sosyal olarak da etkiliyor.”</p>
<p><strong>Nedeni yaşa göre değişiyor</strong></p>
<p>Çocuklarda topallamanın, küçük travmalardan enfeksiyonlara, kalça çıkığı ya da romatizmal hastalıklara kadar pek çok farklı nedene bağlı olabileceğine değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp’e göre, bu durumların bir kısmı kendiliğinden düzelirken, bazıları ise acil müdahale gerektirecek kadar ciddi olabiliyor. Özellikle uzun süren ya da giderek şiddetlenen topallamalarda, altta yatan sebebin erken dönemde araştırılması büyük önem taşıyor. </p>
<p>Topallamanın nedenleri, çocuğun yaş grubuna göre değişiklik gösteriyor. 0-3 yaş arası çocuklarda en sık görülen sebepleri doğumsal kalça çıkığı, enfeksiyonlar (septik artrit ve osteomyelit) ile travmalar oluşturuyor. 3-6 yaş grubunda geçici sinovit adı verilen iyi huylu ve kendiliğinden düzelen kalça iltihapları öne çıkarken, Perthes hastalığı ve septik artrit gibi daha ciddi tablolar da gözlemlenebiliyor. 6-10 yaş aralığında travmalar, Perthes hastalığı, büyüme ağrıları ve juvenil artrit gibi romatizmal hastalıklar topallamaya  yol açabiliyor. 10 yaş üzeri ergenlik döneminde ise SCFE (kaymış femoral epifiz) adı verilen kalça bozuklukları, spor yaralanmaları, romatolojik hastalıklar ve nadiren de olsa kemik tümörlerinin tanı koyarken dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle topallamanın süresi, eşlik eden belirtiler ve çocuğun yaşı, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor. </p>
<p><strong>Dikkat! Bu durumlarda doktora başvurun</strong></p>
<p>Bazı nedenler kalıcı eklem hasarı, kalça gelişim bozukluğu hatta yaşamı tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla tanının gecikmesi, tedavi sürecini zorlaştırmakla kalmıyor; çocuğun hareket kabiliyeti ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Erken teşhisin, çocuğun hem mevcut sağlığını hem de ilerleyen yaşlardaki gelişimini doğrudan etkilediğini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Birkaç gün süren topallamalarda, özellikle ağrıya eşlik eden ateş, gece uyanma, eklemde şişlik ve kızarıklık gibi belirtiler varsa, topallama travmaya bağlı oluştuysa, şikayetler tekrarlıyor veya hiç geçmiyorsa, ailelerin vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaları önem taşıyor. Topallamayla birlikte ayağını kullanmak istemeyen, halsiz düşen veya kilo kaybı yaşayan çocuklarda da daha ciddi hastalıkların araştırılması gerekebiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi seçenekleri sorunun nedenine göre değişiyor</strong></p>
<p>Topallamanın altta yatan nedenine göre tedavi yaklaşımı da değişiyor. Her topallama cerrahi gerektirmese de bazı durumlarda ameliyat, çocuğun sağlıklı gelişimi ve kalıcı hasarların önlenmesi için şart hale geliyor. Örneğin, kaymış femoral epifiz durumunda kalça başı kaydığı için epifizi vida ile sabitleme veya Perthes hastalığında, ileri evrelerde kalçanın düzgün şekillenmesi için kemik düzeltme ameliyatlarına ihtiyaç duyuluyor. Septik artrit gibi acil durumlarda da vakit kaybetmeden eklemi cerrahi olarak boşaltmak ve enfeksiyonu kontrol altına almak büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Cerrahi işlem bazı durumlarda kaçınılmaz oluyor</strong><br />Cerrahi gereken bir diğer önemli durumun kemik iltihapları ve tümörler olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Levent Eralp, “Osteomyelit gibi enfeksiyonlarda iltihaplı dokunun temizlenmesi ve uzun süreli antibiyotik tedavisi gerekiyor. Tümör vakalarında, tümörün çıkarılması, gerekirse protezle desteklenmesi ve onkoloji ekibiyle tedavinin sürdürülmesi şarttır. Ayrıca travmatik kırıklar veya büyüme plağı yaralanmalarında da kemiklerin düzgün kaynamaları için plak ya da vida uygulamaları yapılabiliyor. Her vaka için ayrı bir planlama yapıyoruz ve erken tanı sayesinde çoğu zaman çocuklar tamamen sağlığına kavuşuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/topallama-3-gunden-fazla-suruyorsa-dikkat-564968">Topallama 3 günden fazla sürüyorsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ishalinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yiyeceklerin ve içeceklerin bozulması daha hızlı gerçekleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357">Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yiyeceklerin ve içeceklerin bozulması daha hızlı gerçekleşiyor. Bu aylarda içme suyu kaynaklarının kirlenme olasılığı yükselirken, yıkanmamış meyve ve sebzelerin bağırsak enfeksiyonu hastalıklarına yol açma riski de artıyor. Özellikle çocuklarda yaz ishali vakalarına son dönemde sık rastlanıyor.</p>
<p>İshalle birlikte vücutta önemli miktarda su ve değişken elektrolit kaybı nedeniyle ortaya çıkan dehidratasyon, bebeklerde ve küçük çocuklarda tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, yaz aylarında bebekler ve çocukların sağlığını olumsuz etkileyen ishal konusunda bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bebeklerde hayati riske yol açabilir </strong></p>
<p>İshal dünyada her yıl yaklaşık 1,7 milyar vaka ile bebek ölümlerinin en sık üçüncü nedenidir. 2019 yılında, 5 yaşın altındaki çocuklarda, çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerde 370 bin ishal kaynaklı ölüm meydana gelmiştir. Öte yandan gelişmiş ülkelerde ise oral rehidratasyon solüsyonlarının kullanımı, son 20 yılda bu ölüm oranını büyük ölçüde geriletmiştir. Çocuklarda ishal çoğunlukla viral gastroenteritten kaynaklanır. Bu rahatsızlık bulaşıcıdır ve kişiden kişiye geçebilmektedir. Bebek ve küçük çocukların dışkıları yumuşak, şekilli ve katıysa bu ishal değildir. Anne sütüyle beslenen bebekler hardal sarısı renginde, yumuşak ve sulu dışkı yapabilmektedir. Bu da ishal olarak tanımlanmamaktadır. </p>
<p><strong>Rotavirüs aşısı uygulanmalı</strong></p>
<p>İshal, kirlenmiş su kaynaklarıyla yayılan bir dizi bakteriyel, viral ve parazitik organizmanın neden olduğu enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkmaktadır. 5 yaşın altındaki çocuklarda en sık görülen viral patojenler rotavirüs, norovirüs, adenovirüs ve astrovirüstür. Bunlardan rotavirüs kolay bulaşabilmesi nedeni ile en sık görülenidir. Rotavirüs enfeksiyonuna karşı aşı geliştirilmiş olması enfeksiyon kontrolü açısından en önemli korunma yolu olarak görülmektedir. Tüm bebekler ilk 6 ay içinde iki doz şeklinde ağız yoluyla uygulanan rotavirüs aşısını olmalıdır. Bakteriyel patojenler arasında escherichia coli, salmonella spp., shigella spp. ve campylobacter spp. yer alırken, parazitik patojenler arasında cryptosporidium, giardia ve entamoeba spp. bulunur. E. coli, salmonella ve shigella gibi bakteriyel patojenler 6-10 yaş grubundaki çocukları etkilemektedir.</p>
<p><strong>Kişisel hijyen kurallarına uyulmalı</strong></p>
<p>İshalin eşlik ettiği hastalıklar, kötü kişisel hijyenle daha da artarak kişiden kişiye de yayılabilmektedir. Hijyenik olmayan koşullarda hazırlanan veya saklanan yiyecekler ve içecekler de ishalin bir diğer önemli nedenidir. Evlerde kullanılan suyun hijyenik olmayan şekilde depolanması ve kullanılması da önemli bir risktir. Kirli sulardan elde edilen balık ve deniz ürünleri de hastalığa ciddi katkısı olmaktadır. Ayrıca hayvan dışkıları da ishale neden olabilen mikroorganizmalar barındırmaktadır. Küçük çocuk ve bebeklerin bu kirli alanlarla teması ishale neden olabilmektedir. Bir diğer önemli bulaş yolu ise özellikle yaz aylarında kullanımı artan toplu kullanılan havuzlardır. </p>
<p><strong>Buzdolaplarına dikkat!</strong></p>
<p>Buzdolaplarındaki sıcaklık genellikle sıfır ile beş santigrat derece arasında değişmektedir. Belli bir ısı derecesi bakterinin üremesini önemli ölçüde engellemektedir. Ancak, escherichia coli, staphylococcus aureus ve tifo basili gibi bazı bakteriler aktif kalmaktadır. Gıdaların bozulması bakterilerin çoğalması anlamına gelmektedir. Çok sık olmasa da buzdolaplarında çiğ ve pişmiş gıdaların bir arada yakın bulunması bozulmaya neden olabilmektedir. </p>
<p><strong>İshalin belirtileri önemli</strong></p>
<p>İshal olan çocuklarda dışkıdaki değişimle birlikte şu belirtiler görülebilmektedir;</p>
<ol>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Aralıklı kusma</li>
<li>Yüksek ateş </li>
<li>İştahsızlık ve halsizlik </li>
<li>Aşırı sıvı kaybı</li>
</ol>
<p>İshalin nedenine bağlı olarak belirtiler değişiklik gösterebilmektedir. </p>
<p><strong>Susuzluk ölümcül olabilir</strong></p>
<p>Bu aşamada bebek ve çocukların susuz kalıp kalmadığını anlamak önemlidir. </p>
<ul>
<li>Ağız, dil ve dudaklarda kuruluk</li>
<li>Çökük gözler</li>
<li>İsteksiz veya sinirli davranışlar</li>
<li>Ağlarken daha az gözyaşı dökmek</li>
<li>Normalden daha az ıslak bez</li>
<li>Cilt esnekliğinin kaybı</li>
<li>Kalp hızının artmış olması</li>
<li>Uykuya meyilli olmak</li>
</ul>
<p>Şiddetli dehidratasyon tıbbi acil bir durumdur ve ölümcül olabilmektedir. Bu durumdaki bebek ve çocuklar için acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>
<p><strong>İshal varsa vakit kaybedilmemeli</strong></p>
<p>İshalden etkilenen bebek ve çocukların susuz kalmaması için bol sıvı tüketmesi hayati önem taşımaktadır. İshal söz konusu ise anne ve babalar ilk olarak bol su veya kendi hazırladıkları oral rehidratasyon solüsyonlarını içirebilirler. Eğer tablo giderek ağırlaşıyorsa hiç vakit kaybetmeden çocukların tedavi için hemen hastaneye götürülmesi ciddi önem taşımaktadır. İshal olan çocuklar, kusma, ağız kuruluğu, göz çukurlarında çökme, cilt elastikiyetinde azalma, susuzluk, uzuvlarda soğukluk ve ateş gibi belirtiler gösterdiğinde hemen düz bir zemine yatırılmalı ve en yakın sağlık merkezine başvurmalı ya da sağlık ekiplerinin gelmesi beklenmelidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357">Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, kişilik bozukluklarının tanı kriterleri, tedavi yöntemleri ve türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119">Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, kişilik bozukluklarının tanı kriterleri, tedavi yöntemleri ve türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kişilik bozukluğu tanısı için ciddi tanı kriterleri gerekir!</strong></p>
<p>Her bireyin kişiliğinde bir takım zorlayıcı yönler bulunabildiğini aktaran Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Ancak kişiye, kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için çok ciddi birtakım tanı kriterler gerekir.” dedi. </p>
<p>Kişilik bozukluğunun bir ruhsal hastalık olduğunu ve uzun dönem tedavilerle tedavi edilebildiğini dile getiren Zorbozan, “Kişilik bozukluğu tanı kriterleri arasında ergenlik döneminde başlayan, günümüze kadar kalıcı olarak devam eden yeni problemler, süreğen problemler olması gerekiyor. Diğer taraftan da kişinin bilişsel, duygusal, dürtüsel ve kişiler arası ilişkilerinde birtakım kendini tekrarlayan sürekli problemler yaşaması gerekir. Bunlar aynı zamanda kişinin toplumsal, akademik, mesleki ve ailesel işlevselliğini bozar, başka herhangi psikiyatrik rahatsızlıklarla açıklanamaz. O zaman kişilik bozukluğu söz konusu olabilir. Kişilik bozukluğu tanısını psikiyatri uzmanı koyabilir ancak onun dışında hiç kimse bu tanıyı koyamaz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ömür boyu psikoterapi gerekebilir!</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarının kombine terapilerle tedavi edildiğine değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Uzun süreli psikoterapiler lazımdır, belki ömür boyu devam eden psikoterapi süreçleri gerekebilir.” dedi.</p>
<p>Aynı zamanda duygulanımın çok bozulduğu, dürtüselliğin arttığı, intihar fikirlerinin geliştiği durumlarda da muhakkak ilaç kullanımından yardım almak gerektiğini vurgulayan Zorbozan, “Gerekiyorsa hastane yatışları yapılabilir. Düşük doz duygu durumunu kontrol eden ilaçlardan başlanabilir. Muhakkak bir psikiyatri uzmanı eşliğinde uzun süreli tedaviler gerekir. Eğer bunlar sağlanırsa, kişiler arası ilişkilerin normale döndüğü, sosyal işlevselliğin korunduğu bir hayat söz konusu olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişilik bozuklukları üç kümede inceleniyor…</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarının çeşitleri hakkında da bilgi veren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günümüzde kişilik bozukluklarını A küme, B küme ve C küme olarak üç kümede inceliyoruz. A kümesi kişilik bozukluklarında, şizoid kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu ve paranoid kişilik bozukluğu bulunur. B kümesi kişilik bozukluklarında ise borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, narsistik kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu bulunur. C kümesi kişilik bozukluklarında ise obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bağımlı kişilik bozukluğu ve çekingen kişilik bozukluğu bulunur.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119">Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gün içinde 5 saatten fazla cep telefonu kullanıyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gun-icinde-5-saatten-fazla-cep-telefonu-kullaniyorsaniz-dikkat-562693</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 12:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[saatten]]></category>
		<category><![CDATA[telefonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562693</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, cep telefonu bağımlılığının belirtileri, etkileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri ile bilinçli telefon kullanımının önemine dair bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-icinde-5-saatten-fazla-cep-telefonu-kullaniyorsaniz-dikkat-562693">Gün içinde 5 saatten fazla cep telefonu kullanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, cep telefonu bağımlılığının belirtileri, etkileri, nedenleri ve tedavi yöntemleri ile bilinçli telefon kullanımının önemine dair bilgi verdi.</p>
<p><strong>Cep telefonu, sorumlulukların yerine getirilmesini engelliyorsa bağımlılık ortaya çıkmış olabilir!</strong></p>
<p>Cep telefonu bağımlılığının kişinin gündelik hayatını olumsuz etkileyecek düzeyde cep telefonu kullanması ile ortaya çıkan klinik bir tablo olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kişi sosyal hayatında, iş hayatında, aile ilişkilerinde sorun yaşamaya başlar. Sorumluluklarını yerine getiremeyecek bir hale gelir.” dedi.</p>
<p>Türkiye’de ve Dünya’da yapılan farklı çalışmaların, cep telefonuna bağımlılık durumunun yüzde 5-10 arasında değiştiğini gösterdiğini aktaran Çetin, “Cep telefonunda gün içinde 5 saat ve üzeri kullanım bağımlılık riskini akla getirmeli. Bununla birlikte kişinin sabah uyandıktan ne kadar süre sonra cep telefonuna baktığı, gece uykuya dalmadan önce yine cep telefonu ile ne kadar vakit geçirdiği de risk açısından önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Telefon bağımlılığı, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı olumsuz etkiliyor!</strong></p>
<p>Cep telefonu bağımlılığının neden olduğu durumlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Sürekli telefon kullanımı uykusuzluğa neden olabilir. Telefon bağımlılığı, dikkatin dağınık olmasına ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Gerçek dünya ilişkilerinden uzaklaşma ve sosyal izolasyon ortaya çıkabilir. Göz ağrısı, boyun ve sırt ağrıları gibi sorunlar görülebilir. Huzursuzluk, gerginlik, stres ve depresyon gibi duygusal değişiklikler baş gösterebilir.”</p>
<p><strong>Beyindeki dopamin dengesi değiştiğinde bağımlılık ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>Bir araştırmaya göre, aşırı telefon kullanımının beyindeki ödül devrelerini kimyasal olarak değiştirdiğinin kanıtlandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Beyinde dopamin adı verilen ve haz duygusunu kontrol eden nörokimyasal maddenin işlevini bozuyor, beyinde bu hormonun etki ettiği bölgelerin duyarsızlaşmasına neden oluyor ya da aksine hassaslaştırıyor.” dedi.</p>
<p>Cep telefonu bağımlılığını gösteren birtakım testler olduğunu aktaran Çetin, “Prof. Dr. Cemal Onur Noyan’ın Türkçe’ye çevirdiği ‘Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği Kısa Form’ içinde bulunan sorular cep telefonu bağımlılığı açısından riski değerlendirmeyi sağlayan önemli sorulardır. ‘Akıllı telefon kullanmaktan dolayı planladığım işleri aksatırım’, ‘Akıllı telefonu kullanmaktan dolayı derslerime odaklanmakta, ödevlerimi yapmakta ve işlerimi tamamlamakta güçlük çekerim’, ‘Çevremdeki insanlar akıllı telefonumu çok fazla kullandığımı söylerler’ gibi sorulara kişilerin verdiği kesinlikle katılıyorum, katılıyorum ya da katılmıyorum gibi farklı ölçüdeki cevaplar kişinin bağımlılık durumu açısından yol gösterici oluyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Cep telefonu kullanımı günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa tedavi gerekir!</strong></p>
<p>“Eğer cep telefonu kullanımı artık bir vazgeçilmez haline gelmişse, günün çoğu cep telefonu ile uğraşarak geçiriliyorsa, kişi cep telefonundan uzak olduğunda kaygılı hissediyorsa, aile, okul ya da iş hayatında sorumluluklarını yerine getiremiyorsa ‘tedavi’ gereği ortaya çıkar.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Tedavide kişinin cep telefonu kullanımının kısıtlanması, gereği halinde ilaç tedavileri, bireysel psikoterapi ya da grup terapileri gibi farklı tedavi yöntemleri kullanılabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Telefon bilinçli ve amaçlı bir şekilde kullanılmalı!</strong></p>
<p>Telefonda geçirilen uzun saatler yerine insanın kendini daha iyi hissetmesi için önerilerde de bulunan Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Telefonu bilinçli ve amaçlı bir şekilde kullanmaya çalışın. Dışarıda yürüyüş yapmak, spor yapmak gibi fiziksel aktiviteleri rutin hale getirin. Gerçek dünyadaki sosyal etkileşimlere daha fazla zaman ayırın. Yeni hobiler edinerek ilgi alanlarınızı genişletin.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gun-icinde-5-saatten-fazla-cep-telefonu-kullaniyorsaniz-dikkat-562693">Gün içinde 5 saatten fazla cep telefonu kullanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın hamilelerde bu enfeksiyonlara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-562604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 08:23:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlara]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelerde]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar, yüksek nem, güneşin yakıcı ışınları ve serinlemek için girilen havuzlar derken yaz aylarında anne adaylarının karşılaştığı bazı sorunlarda artış görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-562604">Yazın hamilelerde bu enfeksiyonlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar, yüksek nem, güneşin yakıcı ışınları ve serinlemek için girilen havuzlar derken yaz aylarında anne adaylarının karşılaştığı bazı sorunlarda artış görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı</strong> “Yaz mevsiminde özellikle hijyenik olmayan havuzlar ve bazı yanlış davranışlar, hamilelikte mantar veya idrar yolu enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarının daha fazla yaşanmasına neden oluyor. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ancak anne adayları yaz risklerine karşı dikkatli olup önlem alarak sağlıklı ve güvenli bir hamilelik süreci geçirebilirler” diyor. Dr. Meriç Kabakcı hamilelikte yazın sık karşılaşılan 6 sorunu ve alınabilecek önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Sıvı kaybı ve vücudun susuz kalması</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelikte vücudun sıvı ihtiyacı artar. Buna karşın özellikle yaz aylarında terlemeden dolayı bu kayıp daha da fazlalaşır. Susuzluk; baş dönmesi, halsizlik ve kas kramplarına yol açabilirken, ileri düzeyde sıvı kaybı ise rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum riskini dahi artırabilir. Bu nedenle anne adaylarının gün içerisinde düzenli aralıklarla su içmeleri, vücuttan su atılmasına neden olacağı için kafeinli içeceklerden kaçınmaları ve sıvı yönünden zengin meyve-sebze tüketmeleri önemlidir. Özellikle dışarı çıkmadan önce ve sonra su tüketilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Ödem (şişlik) ve dolaşım sorunları</strong></li>
</ul>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Hamilelik döneminde, özellikle sıcak havalarda vücutta sıvı birikimi artabilir. Bu durum el, ayak ve ayak bileklerinde şişlik olarak kendini gösterebilir ve dolaşım sistemini zorlayabilir. Ayakta uzun süre kalmak ya da otururken bacakları aşağı sarkıtmak ödemi daha da artırır. Bacakları yukarıda dinlendirmek, tuz tüketimini azaltmak ve hafif egzersizler ödemi hafifletebilir. Ayrıca bol, rahat ve hava alan giysiler giymek de oldukça faydalıdır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Güneş çarpması ve aşırı ısınma</strong></li>
</ul>
<p>Güneş altında uzun süre kalmak, özellikle hamilelikte ciddi bir risk oluşturabilir. Vücut ısısı zaten normalden daha yüksek olan gebelir, sıcak çarpmasına karşı daha hassastır. Baş ağrısı, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler güneş çarpmasının ilk işaretleri olabildiğinden, hem anne hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmamak için, bu sıkıntılar başgösterdiğinde doktora görünmek gerekir. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, gölgede kalınmalı ve ince, açık renkli giysiler tercih edilmelidir. </p>
<ul>
<li><strong>Cilt lekeleri ve güneş hassasiyeti </strong></li>
</ul>
<p>Hamilelik hormonları cildin güneşe karşı duyarlılığının artmasına neden olur. Bu durum yüzde koyu lekelerin oluşmasına yol açabilir. Lekeler özellikle alın, yanak ve üst dudak bölgesinde belirginleşir ve bazı durumlarda doğum sonrası bile kalıcı olabilir. Bu nedenle güneşe çıkmadan önce en az 30 SPF içeren bir güneş koruyucu kullanmak, şapka ve güneş gözlüğü takmak cilt sağlığını korumaya yardımcı olur. Gölgeyi tercih etmek ve doğrudan güneş ışığından kaçınmak önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>
<p>Sıcak havalar iştahı baskılayabildiğinden günlük besin alımı olumsuz etkilenebilmektedir. Yetersiz beslenme hem anne adayının direncini düşürür hem de bebeğin gelişimini riske atabilir. Ayrıca yazın açıkta besleyen yiyeceklerin bozulma riski daha yüksektir. Bu durum da gıda zehirlenmeleri gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Serin, hafif ama besleyici öğünler tercih edilmeli, sık ama küçük porsiyonlarla beslenme düzeni kurulmalıdır. Mevsim sebze ve meyveleri, yoğurt ve tam tahıllı gıdalar öncelikli olmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Enfeksiyon riski (İdrar yolu ve mantar enfeksiyonları)</strong></li>
</ul>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Meriç Kabakcı “Sıcak ve nemli ortamlar, bakterilerin ve mantarların çoğalması için ideal koşullardır. Terleme ve hijyenin zorlaşmasıyla birlikte, idrar yolu ve genital mantar enfeksiyonları yaz aylarında daha sık görülür. Bu enfeksiyonlar, zamanında tedavi edilmezse, erken doğum gibi ciddi sonuçlara neden olabilir. Riski azaltmak için ıslak mayo ile uzun süre kalmamak, havuz ya da deniz sonrası hemen duş almak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve bol su içmek önemlidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-hamilelerde-bu-enfeksiyonlara-dikkat-562604">Yazın hamilelerde bu enfeksiyonlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan vermeden önce dikkat edilmesi gereken 8 madde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kan-vermeden-once-dikkat-edilmesi-gereken-8-madde-562548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 20:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[vermeden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan araştırmalar, yardım etmenin beyinde mutluluk hormonu yani endorfini artırdığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-vermeden-once-dikkat-edilmesi-gereken-8-madde-562548">Kan vermeden önce dikkat edilmesi gereken 8 madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapılan araştırmalar, yardım etmenin beyinde mutluluk hormonu yani endorfini artırdığını ortaya koyuyor. Toplumsal yardımlaşmanın en kıymetli örneklerinden birinin kan bağışı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, “Sosyal sorumluluk bilincini artıran kan bağışı, topluma katkı sağlama duygusuyla kişide stres ve depresyon belirtilerinin azalmasına da yardımcı olabilir. Bu faydalı alışkanlık, toplumu acil durumlara karşı hazırlıklı olmaya teşvik ederken bir yandan da düzenli bağışçıların sağlık durumlarını daha iyi tanımalarına ve acil durumlarda daha organize hareket etmelerine olanak sağlar” dedi.</strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’nin kan bağışı oranlarında gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşabilmesi için bağışçı sayısının artması gerektiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melda Özdamar, “Ülkemizdeki kan bağışlarının büyük bir kısmını organize eden kurum Türk Kızılay’ın verilerine göre 2023 yılında toplam 2,5 milyon ünite kan bağışlandı. 300’den fazla mobil kan bağışı noktasıyla düzenli kan veren 1,2 milyon kişiye kolaylık sağlanıyor. Türkiye’de her 1.000 kişiden yaklaşık 14–16’sı düzenli kan bağışı yaparken Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bu oran gelişmiş ülkelerde 32 olarak öne çıkıyor. Ülkemiz kan bağışında dünya ortalamasının üstünde fakat gelişmiş ülkelerin gerisinde olduğu için düzenli bağış alışkanlığı önem verilmesi gereken bir konu” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Aç karınla kan bağışı yapılmamalı</strong></p>
<p>Kan bağışının ardından hafif seyreden bazı yan etkiler oluşabileceğine değinen Özdamar, “Bağış sonrası hafif baş dönmesi veya baygınlık hissi yaşanabilir. Bu yan etki genellikle kişinin yeterince su içmemesi ya da aç karınla bağış yapmasıyla ilişkilidir. Genellikle birkaç dakika dinlenmek ve bol sıvı tüketmek bu şikâyeti ortadan kaldırır. Bir başka yan etki olarak iğne yapılan bölgede hafif ağrı, morarma veya şişlik oluşabilir; bu durum da çoğunlukla kısa sürede kendiliğinden düzelir. Nadir vakalarda, iğne sinir uçlarına yakın bir damardan yapılmışsa kısa süreli uyuşma veya karıncalanma hissi de oluşabilir ancak uzun sürerse doktor değerlendirmesi gerekebilir. Bağış sonrasında vücut kaybedilen kanı telafi etmeye çalışacağı için hafif yorgunluk ve halsizlik hissedilebilir. Bol sıvının yanında hafif gıdalarla beslenmek hızlı bir toparlanma sağlar. Çok nadir olarak ise stres, sıvı eksikliği ya da ani kalkma gibi nedenlerle bayılma yaşanabilir. Bu nedenle bağıştan sonra en az 10-15 dakika dinlenmek ve aniden ayağa kalkmamak sıklıkla tavsiye edilir” dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Doç. Dr. Melda Özdamar kan vermeden önce bağışçılara dikkat etmeleri gereken noktaları sıraladı:</p>
<ol>
<li>Kan bağışı aç karnına yapılmamalı. İşlemden birkaç saat önce özellikle demir açısından zengin kırmızı et, ıspanak ve baklagiller gibi besinlerle hafif ve dengeli bir öğün tercih edilmeli. Kandaki yağ oranı çok yüksek olursa bağışlanan kanın işlenmesi zorlaşabileceği için fastfood ve kızartma gibi çok yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. </li>
<li>Vücudun sıvı dengesi iyi olursa, kan alma işlemi daha rahat gerçekleşir ve baş dönmesi gibi şikayetler azalır bu nedenle bağış öncesindeki 24 saat içinde bol su içilmeli. </li>
<li>Uykusuzluk, tansiyon düşüklüğü ve bayılma riskini artırabileceği için kan bağışından önceki gece en az 6-8 saat uyumaya özen gösterilmeli. </li>
<li>İşlemin en az 24 saat öncesinden alkol tüketimi bırakılmalı. Vücuttan su atılımını artıracağı ve sıvı kaybına yol açabileceğinden çay, kahve ve enerji içeceği gibi aşırı kafeinli içecekler de sınırlandırılmalı.</li>
<li>Kan alma işlemini kolaylaştırmak için kısa kollu ya da kolayca sıvanabilen giysiler tercih edilmeli.</li>
<li>Bağış yapacak kişi kendini iyi hissetmiyorsa örneğin ateş, boğaz ağrısı, halsizlik gibi şikayetleri varsa bağışı ertelemeli.</li>
<li>Düzenli kullanılan ilaçlar, yeni geçirilen hastalıklar veya ameliyatlar mutlaka kan merkezi yetkilisine bildirilmeli.</li>
<li>Yasal prosedür gereği kişinin yanında mutlaka; kimlik kartı, ehliyet veya pasaport gibi resmî bir belge bulunmalı.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-vermeden-once-dikkat-edilmesi-gereken-8-madde-562548">Kan vermeden önce dikkat edilmesi gereken 8 madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pelvik taban problemlerinin 7 belirtisine dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-problemlerinin-7-belirtisine-dikkat-561804</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 07:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[pelvik]]></category>
		<category><![CDATA[problemlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561804</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar kaçırma, pelvik ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve vajinal sarkma gibi şikayetler kadınların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-problemlerinin-7-belirtisine-dikkat-561804">Pelvik taban problemlerinin 7 belirtisine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar kaçırma, pelvik ağrı, cinsel işlev bozuklukları ve vajinal sarkma gibi şikayetler kadınların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürüyor. Ancak pelvik taban rehabilitasyonu ile bu sorunlar tedavi edilebiliyor ve çoğu zaman ameliyatsız çözülebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Gülin Feykan Yeğin, pelvik taban fonksiyonlarının doğru çalışmasının önemine değinerek, tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bu sorunların tümü aynı nedenden kaynaklanabilir</strong></p>
<p>Pelvik taban mesane, rahim ve bağırsak gibi iç organları destekleyen kas ve bağ dokularından oluşmaktadır. Güçlü bir pelvik taban; idrar kaçırma, pelvik organ sarkması gibi sorunların önlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda duruş, denge ve genel yaşam kalitesi üzerinde de etkili olmaktadır. Özellikle kadın sağlığı açısından bu bölgenin korunması büyük önem taşımaktadır. Günümüzde birçok kadın, idrar kaçırma, cinsel ilişki sırasında ağrı, vajinal baskı hissi ya da kasık ağrısı gibi şikâyetleri tek tek ve birbirinden bağımsız problemler sanmaktadır. Oysaki bu belirtilerin hepsinin ortak bir kökeni olabilmektedir. Pelvik taban kaslarının zayıflığı veya işlev bozukluğu. Hamilelikler, zor doğumlar, fazla kilo, kronik kabızlık veya öksürük gibi birçok faktör pelvik tabanı zayıflatmaktadır. Ama esas sorun farkındalık eksikliğidir. Kadınlar bu şikayetleri yaşlanmanın doğal sonucu sanabilmektedir. Bu sorunlar artık konuşulabilmekte, tedavi edilebilmekte ve çoğu zaman ameliyatsız çözülebilmektedir. Sessiz kalmak yerine, bir uzmana başvurmak, kişilerin hayat kalitesini kökten değiştirebilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtileri yaşıyorsanız dikkat!</strong></p>
<ol>
<li>İdrar kaçırma (sıklıkla stres tipi yani efor, hapşırma, ıkınma, fiziksel yüklenme ile)</li>
<li>Vajen ve makatta dolgunluk ve baskı</li>
<li>İşeme ve/veya defekasyon sonrası tam boşaltamama hissi</li>
<li>Kabızlık (zorlu defekasyona bağlı makat çatlakları veya yırtıkları ile birlikte olabilir)</li>
<li>Kronik pelvik ağrılar</li>
<li>Pelvik organ sarkması</li>
<li>Cinsel işlev bozuklukluları veya doğum sonrası pelvik taban sorunları</li>
</ol>
<p><strong>İdrar kaçırma problemi yaşıyorsanız…</strong></p>
<p>İdrar kaçırma, özellikle kadınlarda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman utanma, çekinme gibi nedenlerle dile getirilmeyen bir sağlık problemi. Doğum, menopoz, kronik kabızlık, fazla kilo ve pelvik taban kaslarının zayıflığı gibi nedenlerle gelişebilmektedir. Yaşam kalitesini etkileyen bu durum, doğru tanı ve tedavi yöntemleriyle uygun hastalarda cerrahi müdahaleye gerek kalmadan da tedavi edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cinsellik konuşulmadığı için sorunlar derinleşiyor</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sırasında ağrı, haz alamama, vajinismus ve orgazm olamama gibi birçok sorunun altında da pelvik taban kaslarıyla ilgili bir problem olabilmektedir. Bu sorunlar, yine kişiler utanma duygusu yaşadığı için dile getirilmemektedir. </p>
<p><strong>Pelvik </strong><strong>taban</strong><strong> kasları eğitilebilir</strong></p>
<p>Tıpkı omuz ya da diz gibi, pelvik bölgedeki kaslar da çalıştırılabilmektedir. Ama bu özel bilgi ve ekipman gerektirmektedir.  Hastalara, bu kasların nasıl kontrol edileceği öğretilerek, gerekirse biofeedback, elektrik stimülasyonu gibi teknolojiler kullanılmakta ve bu şikayetler giderilebilmektedir. Amaç sadece kasları değil; hissi, işlevi ve özgüveni geri kazandırmaktır. </p>
<p><strong>Ameliyat en son çare</strong></p>
<p>Elbette bazı ileri vakalarda cerrahi gerekmektedir. Ancak doğru hasta, doğru zaman ve doğru tedavi çok önemlidir. Ameliyat genellikle ilk seçenek değildir. Özellikle son yıllarda artan sosyal medya içerikleri, bilinçli hasta profilini oluşturmuş durumdadır. Kadınlar daha fazla soru sormakta ve daha fazla çözüm aramaktadır. Pelvik taban sorunları sadece bir fizyolojik durum değil, duygusal ve sosyal etkileri olan bir meseledir. Cinsellik dahil tüm bu konular konuşulabilir ve tedavi edilebilir. Hasta yaşadığı durumu içine atmamalı, utanmamalı ve uzman yardımı almalıdır. Çünkü bu sessiz sıkıntıların sustuğu yerde, gerçek iyileşme başlamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pelvik-taban-problemlerinin-7-belirtisine-dikkat-561804">Pelvik taban problemlerinin 7 belirtisine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 07:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dostunuz]]></category>
		<category><![CDATA[sürükleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor. Akıllı algoritmalar, sohbet robotları, hatta terapist görevini üstlenen yapay zeka destekli uygulamalar insan zihniyle karmaşık bir dansa tutuşmuş durumda&#8230; Günümüzde yapay zeka ile dertleşenlerin sayısının hızla arttığını, oysa bu dertleşmenin gizli tehlikeler içerebildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Uzman Psikolog Meysenaz Koser</strong> “Sosyal medya algoritmalarının bizim ne istediğimizi bizden önce bilmesi, duygularımıza cevap veren sanal asistanlar ve ‘terapi botları’ günümüzde sıradanlaştı. Bazı kullanıcılar, yapay zeka ile kurdukları etkileşimi bir ‘dijital dostluk’ olarak tanımlıyor. Hatta yalnızlık hissini azalttığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak bu durum iki ucu keskin bir bıçak. Zamanla yalnızlaşmadan depresyona dek bir çok tehlikeye neden olabilir” diyor. Uzman Psikolog Meysenaz Koser, yapay zekayla dertleşirken dikkat edilmesi gereken 7 uyarısını sıraladı, ‘dijital dost’unuzla duygusal dertleşmelerinizde gizli tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yüzeysel yanıtlar verdiğini bilin</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekanın yanıtları derin psikolojik destek yerine geçmez. Terapi veya psikolojik yardım sadece insanla yapılır. Zeka modelinin tavsiyeleri yüzeysel ya da genelleyici olabilir. Yapay zeka sorularınıza istediğiniz uzunlukta ve ayrıntılarla yanıt verse de sizin yaşadığınız deneyimin anlamını tam olarak kavrayamaz. </p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı hissettiğini sanmayın</strong></li>
</ul>
<p>Her bireyin ruhsal deneyimi eşsiz ve derinliklidir, bu derinliğin tamamı algoritmalarla kapsanamaz. Yapay zeka duyguları anlayabilir ama hissetmez, gerçek empati kuramaz. Sizi destekleyici görünse de, bu bir programlanmış yanıttır, içtenlik değil. Unutmayın, duygularınız ‘analiz edilecek veri’ değil, sizin yaşanmışlıklarınız ve ruhunuzun derinliklerinde hissettiklerinizdir. </p>
<ul>
<li><strong>Gerçek ilişkilerin yerini tutmaz</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser “İnsan ruhu canlı ilişkilerle iyileşir; yüz yüze temas, jest, ses tonu, göz teması gibi. Yapay zeka ile kurulan bağlar tek taraflı ve yapaydır. Kişi, yapay zekayla geçirdiği zamanın tatmin edici olduğunu düşünerek gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşabilir. Sosyal bağlar zayıflayıp, aile, arkadaş ya da iş çevresindeki etkileşimlerde azalma yaşanabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Alışkanlık haline getirmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Sadece yapay zekaya dert anlatmak, alışkanlık haline gelirse sosyal kaçınmayı ve yalnızlığı artırabilir. Oysa insanlarla bağ kurmak hala ruh sağlığının temelidir. Üstelik yapay zeka ile kurulan ilişkide geri bildirimlerin her zaman olumlu ve kabul edici olması, kişiyi gerçek dünyadaki normal çatışmalara karşı savunmasız bırakabilir. Gerçek hayattaki reddedilmeler daha ağır hissedilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Geçici bir rahatlama sağlayabilir ama!</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekaya anlattıklarınızla geçici bir rahatlama hissedebilirsiniz. Ama asıl ihtiyaç duyduğunuz şey, karşılıklı, anlayan bir bilinçtir. Unutmayalım; yapay zeka bir araçtır. İnsan olmak, duyguları hissetmek ve paylaşmakla ilgilidir. </p>
<ul>
<li><strong>Gizliliğe ve zaman kaybına dair bilinçli olun</strong></li>
</ul>
<p>‘Dijital dost’unuzla kendi duygularınızı paylaşırken kişisel veri güvenliğine dikkat edin. Anlattığınız her şey gelecekte işlenebilecek bir veridir. Öte yandan, yapay zeka ile geçirilen aşırı süre, kişinin kariyeri, eğitimi ya da kişisel gelişimi için ayırabileceği zamanı azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımlı hale gelmeyin </strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser ”Kişi zamanla yapay zekaya duygusal olarak bağımlı hale gelebilir. Bu da teknolojiden kopamama ve yalnız kaldığında aşırı stres hissetme gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca zamanla ortaya çıkabilen ‘beni anlayan tek şey bir makine’ düşüncesi, kişiyi yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Tasarım Yarışması&#8217;nda Dereceler Belli Oldu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-tasarim-yarismasinda-dereceler-belli-oldu-561118</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 09:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afiş]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[dereceler]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmasında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561118</guid>

					<description><![CDATA[<p>ODAŞ’ın odaspeople.com platformu aracılığıyla düzenlediği, “Dikkat: Fikir Çıkabilir!” Afiş Tasarım Yarışması’nın kazananlarının dereceleri ödül töreninde açıklandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-tasarim-yarismasinda-dereceler-belli-oldu-561118">&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Tasarım Yarışması&#8217;nda Dereceler Belli Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ODAŞ’ın odaspeople.com platformu aracılığıyla düzenlediği, “Dikkat: Fikir Çıkabilir!” Afiş Tasarım Yarışması’nın kazananlarının dereceleri ödül töreninde açıklandı. Yarışmada özellikle iş güvenliğinin toplum açısından önemine vurgu yapan çalışmalar dikkat çekti. Birçok genç tasarımcı çalışmasında aile ve gelecek temasını işledi. Yarışmanın birincilik ödülünü Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğrencisi Birkan Baysan kazandı. Birkan Baysan, çalışmasında iş güvenliğinin yalnızca birey açısından değil, çalışma yaşamı ve toplumsal huzur açısından da önemini kendi yaratıcı bakış açısıyla ortaya koydu. Baysan, bu başarılı tasarımıyla 100 bin TL’lik ödülün sahibi oldu.  Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğrencisi Ataer Koçak’ın tasarımı ise yarışmada 60.000 TL’lik ikincilik ödülüne layık görüldü. 40 bin TL olan üçüncülük ödülüne de Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Mimarlık, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi Ümit Şuara Albayrak sahip oldu. Ayrıca, 20 bin TL değerindeki Jüri Özel Ödülü FMV Işık Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu, Tasarım Bölümü Grafik Tasarım Öğrencisi Güzide Sima Karakaya’ya verildi.   </p>
<p><strong>‘’İş güvenliğine farklı bakış açıları kazandırdılar’’</strong></p>
<p>Yarışmaya dair değerlendirmede bulunan <strong>ODAŞ Kurumsal İletişim Yöneticisi Yasemin Aydınlar, ‘’</strong>Gençlerin yaratıcı zihinleriyle büyük önem taşıyan iş sağlığı ve güvenliği konusunda farkındalık oluşturmak istedik. Yarışmadaki her bir tasarım da ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ortaya koyuyor. Geleceğin iş dünyasını var edecek olanlar, estetik ve güçlü anlatımlarıyla iş güvenliğine farklı bakış açıları kazandırdılar. Ödül kazanan genç arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum.  Gençlerle birlikte olmayı ve geleceği onlarla inşa etmeyi sürdüreceğiz.   Yarışma boyunca Odaspeople.com sayfamız 13.413 tekil ziyaretçi trafiğine ulaştı. Elde ettiğiniz bu görünürlükle çok daha fazla gencin kendini var edebileceği projelere imza atacağız’’ dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’nin her bölgesinden yarışmaya başvuru yapıldı</strong></p>
<p>“Dikkat: Fikir Çıkabilir!” Afiş Tasarım Yarışması kısa sürede gençlerin ilgisini üzerine çekmesiyle de öne çıktı.  Başlangıçta 29 Haziran 2025 olan son başvuru tarihi, yoğun ilgiden dolayı 11 Temmuz 2025’e uzatıldı. 221 öğrencinin katıldığı yarışmanın jüri değerlendirme toplantısı da 16 Temmuz 2025’te gerçekleşti. Grafik tasarım ve mimarlık bölümü öğrencileri ağırlıklı olmak üzere Türkiye’nin her bölgesinden yarışmaya başvuru yapıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-tasarim-yarismasinda-dereceler-belli-oldu-561118">&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Tasarım Yarışması&#8217;nda Dereceler Belli Oldu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Tatilinde Deniz ve Su Sporlarına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-deniz-ve-su-sporlarina-dikkat-561049</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 08:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[sporlarına]]></category>
		<category><![CDATA[tatilinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatili pek çok insan için deniz keyfi ve su sporlarının yapıldığı, dinlendirici ve eğlenceli bir dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-deniz-ve-su-sporlarina-dikkat-561049">Yaz Tatilinde Deniz ve Su Sporlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatili pek çok insan için deniz keyfi ve su sporlarının yapıldığı, dinlendirici ve eğlenceli bir dönemdir. Ancak bu aktiviteler, farkına varılmayan bazı tehlikeleri de beraberinde getirebilir. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Can Hürel, özellikle açık havada yapılan su sporlarının ciddi ortopedik yaralanmalara yol açabileceği konusunda uyararak önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Jet ski ve banana tehlikeli hale gelebilir</strong></p>
<p>Yüksek hız nedeniyle jet ski gibi araçlar, kullanıcıları büyük bir kinetik enerjiye maruz kalmasına yol açabilir. Dalgaya karşı yapılan süratli sürüşler, omurgaya binen ani yüklemelerle bel ve sırt omurlarında kompresyon (ezilme) kırıklarına neden olabilir.</p>
<p>Banana gibi aktivitelerde ise savrulma ve ani düşüşler sonucu uyluk kemiği gibi güçlü kemiklerde bile kırıklar meydana gelebilir.</p>
<p><strong>Su kaydırakları ve balıklama atlayışlara dikkat!</strong></p>
<p>Su parklarında popüler olan kaydıraklar da kontrolsüz suya girişlerle dizde bağ yaralanmalarına neden olabilir. Özellikle omuz çıkığı geçmişi olan kişilerde, balıklama atlama omuz çıkmalarını tetikleyebilir. En tehlikelilerinden biri ise sığ suya iskeleden atlamadır. Bu durum boyun kırığına ve parapleji (kalıcı felç) gibi ağır sonuçlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Gündelik tatil eşyaları da riskli olabilir</strong></p>
<p>Güneşlenirken kullandığımız şezlonglar bile beklenmedik kazalara neden olabilir. Özellikle arka destek kısmının kontrolsüz kapanması parmak kopmalarına yol açabilir.</p>
<p>Tekne güverteleri, merdivenleri, kaygan zeminler ise el ve ayak bileği kırıkları ile sonuçlanan düşmelerin sıkça yaşandığı alanlardır.</p>
<p><strong>Teknede ekstra önlem şart</strong></p>
<p>Yelkenli teknelerde yer alan vinç, halat ve bumba gibi ekipmanların dikkatsiz kullanımı parmak ezilmeleri, uzuv kayıpları ve kafa travmalarıyla sonuçlanabilir. Özellikle bumba çarpmaları, ciddi beyin travmalarına neden olabilir.</p>
<p><strong>Korumaya öncelik verin</strong></p>
<p>Tatilin kabusa dönüşmemesi için; koruyucu ekipman kullanımı, doğru bilgilendirme, güvenilir işletmelerden hizmet alma ve kurallara tam uyum çok önemlidir. Eldiven, kaymaz ayakkabı, kask ve can yeleği gibi önlemler, ciddi ortopedik yaralanmaların önüne geçebilir.</p>
<p><strong>İlk müdahale hayat kurtarır</strong></p>
<p>Yaz tatilinde yaşanabilecek ortopedik kazalarda, sağlık kuruluşuna ulaşana kadar yapılan doğru ilk yardım müdahaleleri sakatlık riskini önemli ölçüde azaltabilir:</p>
<p><strong>Omurga yaralanması şüphesi (düşme sonrası boyun veya sırt ağrısı, uyuşma, hareket kaybı):</strong> Kişi kesinlikle hareket ettirilmemeli, acil yardım beklenmelidir. </p>
<p><strong>Omuz çıkığı veya kırık şüphesi:</strong> Eklem yerine oturtulmaya çalışılmamalı, kol askıya alınarak hareketsiz hale getirilmelidir.</p>
<p><strong>Diz ve ayak bileği burkulmaları</strong>: Bölge yükseğe kaldırılarak, üzerine baskı uygulanmamalı, soğuk kompresle şişlik azaltılmaya çalışılmalıdır.</p>
<p><strong>Parmak sıkışmaları ve kopmaları:</strong> Kopan parça temiz bir bezle sarılıp buzla doğrudan temas etmeyecek şekilde soğuk ortamda taşınmalıdır.</p>
<p><strong>Kafa travması:</strong> Kişi bilincini kaybederse veya kusma, bulanık görme gibi şikayetleri varsa, derhal ambulans çağrılmalıdır.</p>
<p>Tüm bu durumlarda doğru müdahale ve hızlı sağlık hizmetine erişim, kalıcı hasar riskini azaltır. Yazın keyfini çıkarırken olası kazalara karşı bilgili ve hazırlıklı olmak büyük önem taşır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-tatilinde-deniz-ve-su-sporlarina-dikkat-561049">Yaz Tatilinde Deniz ve Su Sporlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzirme hakkında doğru sanılan yanlışlara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emzirme-hakkinda-dogru-sanilan-yanlislara-dikkat-559679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 07:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çiçeği burnunda anneler emzirme sürecinde çevreden iyi niyetle de olsa birçok yanlış nasihate maruz kalabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirme-hakkinda-dogru-sanilan-yanlislara-dikkat-559679">Emzirme hakkında doğru sanılan yanlışlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çiçeği burnunda anneler emzirme sürecinde çevreden iyi niyetle de olsa birçok yanlış nasihate maruz kalabiliyor. Doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini sekteye uğratabildiği gibi endişeye kapılarak tamamen sonlandırmasına neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Memiş Ali Mutlu</strong> “Emzirme konusunda annelere verilen nasihatlerin birçoğu bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor. Ancak doğru sanılan bu yanlış bilgiler annenin emzirmesini engelleyerek hem bebeğin sağlıklı beslenmesine ve anne sütünün mucizelerinden mahrum kalmasına hem de annenin emzirmenin fiziksel ve psikolojik avantajlarından faydalanamamasına neden oluyor. Oysa hem anne sütünün hem de emzirmenin bebeğe ve anneye sayısız faydaları bulunuyor” diyor. Dr. Mutlu, <strong>1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, emzirmeyi engelleyen 6 hurafeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hastaysan, emzirmemelisin: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Dr. Memiş Ali Mutlu “Emzirme konusunda doğru sanılan yanlışların başında anne adayının hasta olduğunda emzirmesinin bebeğe zarar vereceğidir. Oysa emzirmenin kesilmesi gereken hastalık sayısı çok azdır. Hıv-hepatit enfeksiyonları dışında emzirmenin kesilmesi gerekmemektedir. Anne sütündeki antikorlar çoğu durumda, yeni doğanları koruyan antikorlar ürettiğinden emzirmeye devam etmek güvenlidir. Bir anneden emzirme yoluyla bebeğe geçen bir hastalığa rastlamak son derece nadirdir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Sarılık olan bebek emzirilmez: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sarılık olan bebeğin emzirilmemesi gerektiği konusundaki hurafenin, bebeği anne sütünün mucizelerinden mahrum bırakmak anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Mutlu şöyle konuşuyor: “Aksine sarılık olan bebek sık sık emzirilmelidir. Yeterli anne sütü alan bebeklerin sarılık olma ihtimali büyük oranda azalmaktadır. Yenidoğan sarılığında ilk tedavi bebeğin beslenmesinin desteklenmesidir. İyi beslenen, anne sütü alan bebekler yenidoğan sarılığını hafif bulgularla atlatırlar.”</p>
<ul>
<li><strong>Emzirirken hiç ilaç içilmemelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Emzirirken ilaç içilmesinin sakıncaları  konusunda toplumda yaygın bir inanış olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu “Oysa emzirirken ilaç içilmemesi gerektiği doğru sanılan yanlış bir bilgidir. Durum sanıldığı kadar katı değildir. Emziren anne doktoruna danışarak, emzirme kategorisi belli ilaçların fayda-zarar ilişkisi göz önünde bulundurulur ve anneye uygun tedavi rahatlıkla belirlenebilir. Ancak bitkisel ilaç ya da takviye olarak nitelendirilen, aktarlarda satılan ürünler için aynı şey sözkonusu değildir çünkü bu ürünleri kullanmak emzirme açısından risk oluşturabilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Memede enfeksiyon varsa emzirilmemelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Emzirme döneminde memede süt birikmesine bağlı olarak ‘mastit’ denilen meme dokusunda enfeksiyon meydana gelebiliyor. Bu durum memede ağrı, ateş, kızarıklık ve şişlik yaratabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Mutlu, mastitli memedeki sütün bebeğe verilebileceğini belirterek “Mastit tedavisindeki en etkin yöntem, memedeki sütün boşaltılmasıdır. Memede apse oluşması durumunda bebek meme başına tutulmaz ama sağılan süt bebeğe verilebilir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Gebelikte emzirme, bebeği zehirlersin: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Gebeyken emzirildiğinde sütün bebeği zehirleyeceği inanışının da emzirme hurafelerinden biri olduğunu belirten Dr. Memiş Ali Mutlu şöyle konuşuyor: “Süt veren anne bu dönemde gebe kalırsa emzirmeye devam edebilir. Eskiden bilinenin aksine, süt veriyor olmak, düşüklere de yol açmıyor. Ancak anneye mutlaka doktor önerisiyle ek gıda takviyesi yapılması gerekiyor. Özellikle de kemik erimesi yönünden, D vitamini ve kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. Anne süt vermeye doğumdan sonra da devam edebilir. Yine ek gıda almak kaydıyla, yaşları farklı her iki bebeğini de beraber emzirebilir.”</p>
<ul>
<li><strong>Emzirirken bir kez mama verirsen dönüşü olmaz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Lohusalığın ilk günlerinde anne sütü az olabiliyor ya da yorgunluk ve hastalık nedeniyle geçici olarak azalabiliyor. Bu nedenle bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebiliyor. Ancak çiçeği burnunda anneler çevreden ‘bir kez mama verirsen mamaya alışır, dönüşü olmaz’ şeklinde bilgilerle emzirmeyi sonlandırabiliyor. Dr. Mutlu “Bazı dönemlerde bebeğin beslenmesi için destek olarak mama gerekebilir ancak bu durum dünyanın sonu değildir. Kötü bir gece geçiriyorsanız, hasta ya da bitkinseniz veya dinlenmeniz için bebeğinize mama verdiyseniz, bu bir daha emziremeyeceğiniz anlamına gelmez. Artık sütünüzün gelmeyeceği düşüncesiyle emzirmeyi sonlandırmak gibi bir yanlışa düşülmemesi gerekir. Ancak emzirmenin sürekliliğinin sekteye uğraması süt miktarınızı azaltır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirme-hakkinda-dogru-sanilan-yanlislara-dikkat-559679">Emzirme hakkında doğru sanılan yanlışlara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Manolya Kara Uyarıyor: Bulaşıcılığa Dikkat, Hijyen Kurallarına Özen Gösterin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-manolya-kara-uyariyor-bulasiciliga-dikkat-hijyen-kurallarina-ozen-gosterin-559373</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jul 2025 08:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcılığa]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[gösterin]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[kara]]></category>
		<category><![CDATA[kurallarına]]></category>
		<category><![CDATA[manolya]]></category>
		<category><![CDATA[özen]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adı az bilinmekle birlikte özellikle yaz aylarında sık görülen “Molluscum contagiosum” enfeksiyonuna dikkat çeken Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. E. Manolya Kara, enfeksiyonun her mevsim görülmekle birlikte özellikle yaz aylarında bulaşma yollarının artması nedeniyle vaka sayısında belirgin artış yaşanabileceğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-manolya-kara-uyariyor-bulasiciliga-dikkat-hijyen-kurallarina-ozen-gosterin-559373">Doç. Dr. Manolya Kara Uyarıyor: Bulaşıcılığa Dikkat, Hijyen Kurallarına Özen Gösterin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Adı az bilinmekle birlikte özellikle yaz aylarında sık görülen “Molluscum contagiosum” enfeksiyonuna </strong>dikkat çeken Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. E. Manolya Kara, enfeksiyonun her mevsim görülmekle birlikte özellikle yaz aylarında bulaşma yollarının artması nedeniyle vaka sayısında belirgin artış yaşanabileceğini belirtti. Doç. Dr. Kara, bu nedenle özellikle yazın hijyen kurallarına daha fazla dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti. </em></p>
<p>Ciltte küçük, inci parlaklığında kabarcıklarla kendini gösteren Molluscum contagiosum, özellikle çocukları etkileyen yaygın bir viral enfeksiyon olarak öne çıkıyor. Çiçek virüsü ailesinden (Poxviridae) gelen molluscum contagiosum virus (MCV) adlı bir DNA virüsünün neden olduğu bu hastalık hakkında Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Manolya Kara önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p>Molluscum contagiosumun; ağrısız, bazen kaşıntılı olabilen, merkezinde çukur bulunan küçük kabarık lezyonlarla karakterize bir enfeksiyon olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kara, en sık 1–10 yaş arası çocuklarda görüldüğünü ve bağışıklığı zayıf bireylerde yayılımın daha fazla olduğunu anlattı. </p>
<p><strong>“ÖZELLİKLE ÇOCUKLARDA SIK KARŞILAŞILIYOR”</strong></p>
<p>ABD’de dermatolojik vakaların yaklaşık yüzde 1’inin molluscum contagiosum ile ilişkili olduğunu belirten Doç. Dr. Kara, çocuklar arasında yüzde 5–12 oranında görüldüğüne dikkat çekti. Son yıllarda özellikle ABD ve İngiltere gibi ülkelerde vaka sayılarında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Kara, bu durumun olası nedenlerini şöyle sıraladı: “Bağışıklık sistemi baskılı bireylerin artışı, çocukların toplu ortamlarda daha sık bulunması, ortak eşya kullanımı ve hastalığın farkındalığının artması olarak sayılabilir.”</p>
<p><strong> DOĞRUDAN TEMASLA BULAŞIYOR</strong></p>
<p>Hastalığın en yaygın “doğrudan bulaşma” yani hasta kişiyle doğrudan fiziksel temas sonucu olduğunu anlatan Doç. Dr. Kara, şu bilgileri verdi: “Virüsü taşıyan giysi, havlu, yatak örtüsü, oyuncak, spor ekipmanı gibi eşyaların paylaşılmasıyla da bulaşabilir. Lezyonlar kaşındığında ya da kazındığında, ellerden diğer vücut bölgelerine yayılabilir. Yetişkinlerde genital bölgede görülen molluscum, cinsel temasla bulaşabilmektedir. Özellikle çocuklarda havuz, duş, spor salonu gibi ortak ıslak zeminli ortamlarda da bulaşma riski vardır.”</p>
<p><strong>NEDEN ÇOCUKLARDA DAHA YAYGIN?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Kara, çocukların hem bağışıklık sistemlerinin henüz tam gelişmemiş olması hem de sosyal alışkanlıklarının (oyuncak paylaşımı, yakın temas, ortak alan kullanımı) bulaşma riskini artırdığını vurguladı. Ayrıca deri bariyerindeki bozuklukların da enfeksiyonun yayılımını kolaylaştırdığını anlattı.<strong> </strong></p>
<p><strong>BELİRTİLER KARIŞTIRILABİLİYOR!</strong></p>
<p>Hastalığın belirtilerinin pek çok dermatolojik hastalıkla karıştırılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Kara, ayırt edici belirtiler konusunda şunları anlattı: “Molluscum, küçük, parlak, 2–5 mm çapında, künt kubbe gibi, merkezinde çukurluk bulunan kabarıklıklar şeklindedir. Rengi bazen ten renginde, ya da pembe olabilir. Genelde ağrısızdır; kaşıntı veya hafif kızarıklık olabilir. Çocuklarda sıklıkla yüz, gövde, kol–bacak, koltuk altında, yetişkinlerde genital bölgede de görülebilir. Bu nedenle vakit kaybetmeden hekime başvurmak gerekir.”</p>
<p><strong>KENDİLİĞİNDEN İYİLEŞME SÜRESİ UZAYABİLİR</strong></p>
<p>Tanının çoğu olguda klinik görünüm ile kolayca konulacağını anlatan Doç. Dr. Kara, tanı ve tedavi süreci konusunda şunları anlattı: “Hastalığın çoğu zaman kendi kendini sınırlayan bir seyir göstermesi nedeniyle tedavi gerekip gerekmediği duruma göre değerlendirilir. Molluscum lezyonları çoğu zaman 6–12 ay içinde kendiliğinden geriler. Ancak yeni lezyonlar ortaya çıkabileceğinden, bu süreç 1–2 yılı bulabilir. Estetik kaygılar, yayılım riski, kaşıntı veya ikincil enfeksiyon gibi durumlarda tedavi (topikal tedaviler, küretaj, lazer, kriyoterapi) tercih edilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>KORUNMAK İÇİN HİJYEN KURALLARINA UYUM ŞART!</strong></p>
<p>“Çocukların okula devamı mümkündür; ancak hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve temasın azaltılması gerektiği unutulmamalıdır” diyen Doç. Dr. Manolya Kara, korunma yöntemleri konusunda şunları anlattı: “Evde, okulda ya da kalabalık ortamlarda Molluscum contagiosum bulaşmasını azaltmak için en etkili yöntem, su geçirmez bandaj veya uygun kıyafetle lezyonları mümkün olduğunca kapalı tutmak, düzenli ve özenli el yıkamaktır. Ayrıca kaşımayı engellemek, tırnakları kısa tutmak ve lezyonların bulunduğu bölgeleri çizmemek önemlidir. Ortak kullanılan havuz, banyo veya spor ekipmanı gibi ıslak alanlarda eşyalar kişiye özel olmalı, bandajlar her kullanımda değiştirilmeli, ayrıca oyuncak, havlu ve benzer ürünler ayrı tutulmalıdır. Çocuklarda okula ya da kreşe devam etmek mümkündür, ancak hijyen ve kapatma önlemleri ile yakın temas azaltılmalıdır. Bu şekilde hem bireysel yayılım hem de başkalarına bulaşma riski ciddi şekilde azaltılabilir. Eğer lezyonlar kaşınmaz, koparılmaz ve ikincil enfeksiyon eklenmezse genellikle iz bırakmaz.”</p>
<p><strong>AİLELERE ÖNERİLER</strong></p>
<p>Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Manolya Kara, ebeveynlerin çocuklarının cildinde şüpheli kabarcıklar fark ettiklerinde sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini vurguladı: “Lezyonların kapatılması, hijyen kurallarının çocuklara uygun bir dille anlatılması, eşyaların sık yıkanması ve paylaşılmaması gibi önlemlerin enfeksiyonun yayılmasını büyük ölçüde önleyeceğini ifade etti. Ayrıca, sınıf ortamında eşyaların paylaşılmaması gerektiği çocuklara mutlaka öğretilmeli.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-manolya-kara-uyariyor-bulasiciliga-dikkat-hijyen-kurallarina-ozen-gosterin-559373">Doç. Dr. Manolya Kara Uyarıyor: Bulaşıcılığa Dikkat, Hijyen Kurallarına Özen Gösterin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Sağlığı İçin Klima Kullanımına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-sagligi-icin-klima-kullanimina-dikkat-559182</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 16:03:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559182</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’yi etkisi altına alan sıcak hava dalgası, özellikle çocuklu ailelerde klima kullanımını gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-sagligi-icin-klima-kullanimina-dikkat-559182">Çocuk Sağlığı İçin Klima Kullanımına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Üzeyir İsmayilzada, yüksek sıcaklıkların çocuklarda halsizlik, sıvı kaybı, güneş çarpması ve uyku bozukluklarına yol açabileceğini belirterek, bilinçli klima kullanımının önemini vurguladı. Ancak yanlış kullanım, bağışıklığı zayıflatıp üst solunum yolu enfeksiyonlarından bronşite kadar çeşitli hastalıkları tetiklediğine dikkati çeken<br />
Dr. İsmayilzada, klimadan çıkan soğuk havanın çocuklara direkt temasının kas spazmları, soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabileceğini, ani ısı değişimlerinin ise vücut direncini düşürebileceğini belirtti.</p>
<p>İdeal oda sıcaklığını 23-24&deg;C, nem oranını yüzde 40-60 arasında tutmayı öneren Dr. İsmayilzada, klimanın filtrelerinin ayda bir temizlenmesini, aksi halde mikrop ve toz yayarak alerji ve astımı tetikleyebileceğini ifade etti.</p>
</p>
<p><strong>UYKU VE KONUMLANDIRMA</strong></p>
<p>Uyku sırasında klimanın sürekli çalışmasının çocuklarda üşüme ve kas ağrılarına yol açabileceğini söyleyen İsmayilzada, zaman ayarıyla kapanacak şekilde ayar yapılmasını ve nemlendirici kullanılmasını tavsiye etti. Klimanın, çocuğun üzerine üflememesi için tavana yönlendirilmesi ve oyun/uyku alanlarından uzak konumlandırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Sıcak havalarda bol su tüketimi ve vitamin-mineral açısından zengin beslenmenin bağışıklığı desteklediğini belirten Dr. Üzeyir İsmayilzada, klima nedeniyle su kaybının maskelenmemesi için ebeveynlerin çocukların sıvı alımını takip etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-sagligi-icin-klima-kullanimina-dikkat-559182">Çocuk Sağlığı İçin Klima Kullanımına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite Tercihi Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-tercihi-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-559028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 07:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[nelere]]></category>
		<category><![CDATA[tercihi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaparken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversite tercih dönemi yaklaşırken, aday öğrenciler ve aileler büyük bir heyecanla karar sürecine hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercihi-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-559028">Üniversite Tercihi Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite tercih dönemi yaklaşırken, aday öğrenciler ve aileler büyük bir heyecanla karar sürecine hazırlanıyor. Kadir Has Üniversitesi Rehber öğretmenlerinden alınan bilgiye göre, doğru tercih yapmak yalnızca bir eğitim seçimi değil, aynı zamanda yaşam tarzını ve kariyer rotasını belirleyen önemli bir adım. İşte uzmanların önerileriyle üniversite tercihinde göz önünde bulundurulması gereken başlıklar:</p>
<p><strong>Hedef ve İlgi Alanlarınızı Netleştirin</strong></p>
<p>Adayların önce kendi ilgi alanlarını ve gelecekte nerede olmak istediklerini belirlemeleri gerekiyor. Hangi derslerde başarılı olduklarını, hangi alanlarda çalışmaktan keyif aldıklarını ve uzun vadede kendilerini nerede görmek istediklerini sorgulamak, bilinçli bir tercih yapmanın temelini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Başarı Sıralamanızı Kılavuz Edinin</strong></p>
<p>Uzmanlar, tercih listesi hazırlanırken sadece puana değil, asıl olarak başarı sıralamasına odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Kadir Has Üniversitesi rehber öğretmenleri, adayların listelerini sıralarının biraz üzerinde, tam ortasında ve altında bölümleri içerecek şekilde geniş tutmalarını öneriyor. Böylece yerleşme şansı önemli ölçüde artabiliyor.</p>
<p><strong>Şehir, Konum ve Ulaşım İmkânlarını Araştırın</strong></p>
<p>Üniversitenin bulunduğu şehirdeki ulaşım, konaklama, sosyal ve kültürel imkânlar; öğrencilik hayatını derinden etkileyen unsurlar. Uzmanlar, adayların tercih edecekleri üniversitenin şehir içindeki konumunu, toplu taşıma olanaklarını ve yaşam maliyetlerini mutlaka araştırmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Mümkünse kampüs ziyaretleri yaparak ortamı yerinde görmek de oldukça faydalı.</p>
<p><strong>Yurt Dışı İmkânlarını Gözden Kaçırmayın</strong></p>
<p>Erasmus ve benzeri uluslararası değişim programları, öğrencilerin akademik ve kişisel gelişimine büyük katkı sağlıyor. Kadir Has Üniversitesi rehber öğretmenleri, adayların tercih edecekleri üniversitenin yurt dışındaki anlaşmalı kurumlarını ve bu programlara katılım şartlarını detaylıca incelemelerini öneriyor.</p>
<p><strong>Akademik Kadro ve Başarılar Yol Gösterici Olabilir</strong></p>
<p>Tercih edilecek bölümlerin akademik kadrosu, öğretim üyelerinin uzmanlık alanları ve üniversitenin ulusal ve uluslararası başarıları, tercih sürecinde önemli kriterlerden biri olarak öne çıkıyor. Kadir Has Üniversitesi uzmanları, adayların üniversitelerin dünya sıralamalarındaki yerini, akreditasyonlarını ve araştırma alanındaki güçlü yanlarını mutlaka sorgulamalarını tavsiye ediyor.</p>
<p><strong>Sosyal Yaşam ve Kampüs Olanaklarını Es Geçmeyin</strong></p>
<p>Üniversite yalnızca akademik bir kurum değil; aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı. Öğrenci kulüpleri, sosyal etkinlikler, spor alanları ve kütüphane olanakları; gençlerin kendilerini geliştirmelerine ve sosyal ağ kurmalarına katkı sağlıyor. Kadir Has Üniversitesi uzmanları, kampüs yaşamının gençlerin özgüveni ve yaratıcılığı açısından önemli bir deneyim olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Mezun Başarıları ve İstihdam Oranlarını İnceleyin</strong></p>
<p>Üniversitenin mezunlarının hangi sektörlerde çalıştığı, iş bulma hızları ve kariyer merkezi hizmetleri de tercih sürecinde kritik bir rol oynuyor. Uzmanlar, adayların mezunlarla iletişim kurarak deneyimlerini dinlemesini ve üniversitenin kariyer merkezinin sunduğu destekleri araştırmasını öneriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercihi-yaparken-nelere-dikkat-etmeli-559028">Üniversite Tercihi Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:19:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573">Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir. Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskiyle birlikte bu şikayetler daha sık görülmeye başlamaktadır. Çocuklarda karın ağrısının altında yatan nedenin mutlaka dikkatle araştırılması ve tedavi planının buna göre belirlenmesi önemlidir. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, çocukluk çağında karın ağrısına neden olabilecek hastalıklar ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında karın ağrısına genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek nedenler yol açar. Ancak karın ağrısına neden olabilecek yaklaşık 50 farklı hastalık bulunduğu unutulmamalıdır. Bu vakaların yalnızca %1 ila %3’ü cerrahi müdahale gerektiren durumlardır. Yine de, erken tanı hayati önem taşır.</p>
<p><strong>İnvajinasyon: Sessiz ilerleyen tehlike</strong></p>
<p>Cerrahi müdahale gerektiren karın ağrısı nedenlerinin başında akut apandisit ve invajinasyon (bağırsakların iç içe geçmesi) gelir. Özellikle invajinasyon, daha çok süt çocukluğu döneminde görülür ve ishal sonrası gelişebilir. Yaz aylarında bakteriyel ve viral ishallerin artmasıyla bu risk daha da yükselir.</p>
<p><strong>Belirtileri tanıyın, gecikmeden harekete geçin</strong></p>
<p>İshal sonrası ortaya çıkan kıvranır tarzda karın ağrısı, kusma, karında &#8220;sucuk gibi&#8221; kitlenin hissedilmesi ve zamanla çilek jölesi şeklinde kanlı dışkı görülmesi invajinasyonun habercisi olabilir. Bu durumda vakit kaybetmeden çocuk cerrahisine başvurulmalıdır. Tedavi edilmediği takdirde bağırsakta kangren gelişebilir ve çocuğun genel durumu hızla bozulabilir.</p>
<p>Tanıda; kan tahlilleri, direkt karın grafisi ve karın ultrasonu yardımcı olur. Tanı konduğunda ağızdan beslenme kesilir, mideye tüp yerleştirilir, sıvı-elektrolit tedavisine başlanır ve hasta yakından izlenir.</p>
<p>Tedavide öncelikle invajinasyonun kendiliğinden açılıp açılmadığı takip edilir. Açılmadığı durumlarda radyoloji eşliğinde su (hidrostatik) veya hava (pnömatik) redüksiyon yöntemleri uygulanır. Bu işlemlerde çocuk cerrahı ve deneyimli bir radyologun birlikte çalışması gerekir. Nadir durumlarda bağırsak delinmesi olabileceğinden cerrahi müdahale gerekebilir.</p>
<p>Cerrahi müdahale laparoskopik (kapalı) ya da açık yöntemle yapılabilir. Laparoskopide bağırsakların dolaşımı sağlıklıysa işlem burada sonlandırılır. Açık ameliyatta ise iç içe geçmiş bağırsaklar elle açılır; dolaşımı bozulmuşsa bu kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar yeniden birleştirilir.</p>
<p><strong>Apandisit yaz aylarında daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Yaz döneminde çocuklarda daha sık karşılaşılan bir diğer cerrahi durum ise apandisittir. Kalın bağırsağın başlangıcında yer alan apendiksin iltihaplanmasıyla oluşan bu tablo, genellikle göbek çevresinde başlayan ve sağ alt karna yerleşen karın ağrısı ile kendini belli eder. Ağrıya iştahsızlık, ateş ve bazen kusma eşlik edebilir.</p>
<p>Apandisit, öykü ve fizik muayene ile birlikte yapılan laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle teşhis edilebilir. Bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi de gerekebilir. Tedavisi cerrahidir. Ameliyat açık ya da laparoskopik yöntemle yapılabilir. Patlamamış apandisit durumunda çocuk genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilebilir.</p>
<p><strong>Ciddi hastalıkların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Özellikle yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocuklar, cerrahi olasılık göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmelidir. Gerekirse tekrar tekrar muayene edilmeli ve klinik tablo yakından takip edilmelidir. Erken tanı ve doğru müdahale sayesinde, ciddi komplikasyonların önüne geçilmesi mümkündür.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573">Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite Tercihinde Başarılı Olmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-tercihinde-basarili-olmak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-557578</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2025 09:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başarılı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[tercihinde]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=557578</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversite tercih dönemi yaklaşırken, aday öğrenciler ve aileler büyük bir heyecanla karar sürecine hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercihinde-basarili-olmak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-557578">Üniversite Tercihinde Başarılı Olmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite tercih dönemi yaklaşırken, aday öğrenciler ve aileler büyük bir heyecanla karar sürecine hazırlanıyor. Kadir Has Üniversitesi Rehber öğretmenlerinden alınan bilgiye göre, doğru tercih yapmak yalnızca bir eğitim seçimi değil, aynı zamanda yaşam tarzını ve kariyer rotasını belirleyen önemli bir adım. İşte uzmanların önerileriyle üniversite tercihinde göz önünde bulundurulması gereken başlıklar:</p>
<p><strong>Hedef ve İlgi Alanlarınızı Netleştirin</strong></p>
<p>Adayların önce kendi ilgi alanlarını ve gelecekte nerede olmak istediklerini belirlemeleri gerekiyor. Hangi derslerde başarılı olduklarını, hangi alanlarda çalışmaktan keyif aldıklarını ve uzun vadede kendilerini nerede görmek istediklerini sorgulamak, bilinçli bir tercih yapmanın temelini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Başarı Sıralamanızı Kılavuz Edinin</strong></p>
<p>Uzmanlar, tercih listesi hazırlanırken sadece puana değil, asıl olarak başarı sıralamasına odaklanılması gerektiğini vurguluyor. Kadir Has Üniversitesi rehber öğretmenleri, adayların listelerini sıralarının biraz üzerinde, tam ortasında ve altında bölümleri içerecek şekilde geniş tutmalarını öneriyor. Böylece yerleşme şansı önemli ölçüde artabiliyor.</p>
<p><strong>Şehir, Konum ve Ulaşım İmkânlarını Araştırın</strong></p>
<p>Üniversitenin bulunduğu şehirdeki ulaşım, konaklama, sosyal ve kültürel imkânlar; öğrencilik hayatını derinden etkileyen unsurlar. Uzmanlar, adayların tercih edecekleri üniversitenin şehir içindeki konumunu, toplu taşıma olanaklarını ve yaşam maliyetlerini mutlaka araştırmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Mümkünse kampüs ziyaretleri yaparak ortamı yerinde görmek de oldukça faydalı.</p>
<p><strong>Yurt Dışı İmkânlarını Gözden Kaçırmayın</strong></p>
<p>Erasmus ve benzeri uluslararası değişim programları, öğrencilerin akademik ve kişisel gelişimine büyük katkı sağlıyor. Kadir Has Üniversitesi rehber öğretmenleri, adayların tercih edecekleri üniversitenin yurt dışındaki anlaşmalı kurumlarını ve bu programlara katılım şartlarını detaylıca incelemelerini öneriyor.</p>
<p><strong>Akademik Kadro ve Başarılar Yol Gösterici Olabilir</strong></p>
<p>Tercih edilecek bölümlerin akademik kadrosu, öğretim üyelerinin uzmanlık alanları ve üniversitenin ulusal ve uluslararası başarıları, tercih sürecinde önemli kriterlerden biri olarak öne çıkıyor. Kadir Has Üniversitesi uzmanları, adayların üniversitelerin dünya sıralamalarındaki yerini, akreditasyonlarını ve araştırma alanındaki güçlü yanlarını mutlaka sorgulamalarını tavsiye ediyor.</p>
<p><strong>Sosyal Yaşam ve Kampüs Olanaklarını Es Geçmeyin</strong></p>
<p>Üniversite yalnızca akademik bir kurum değil; aynı zamanda sosyal bir yaşam alanı. Öğrenci kulüpleri, sosyal etkinlikler, spor alanları ve kütüphane olanakları; gençlerin kendilerini geliştirmelerine ve sosyal ağ kurmalarına katkı sağlıyor. Kadir Has Üniversitesi uzmanları, kampüs yaşamının gençlerin özgüveni ve yaratıcılığı açısından önemli bir deneyim olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Mezun Başarıları ve İstihdam Oranlarını İnceleyin</strong></p>
<p>Üniversitenin mezunlarının hangi sektörlerde çalıştığı, iş bulma hızları ve kariyer merkezi hizmetleri de tercih sürecinde kritik bir rol oynuyor. Uzmanlar, adayların mezunlarla iletişim kurarak deneyimlerini dinlemesini ve üniversitenin kariyer merkezinin sunduğu destekleri araştırmasını öneriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercihinde-basarili-olmak-icin-dikkat-edilmesi-gerekenler-557578">Üniversite Tercihinde Başarılı Olmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Limit Aşım Günü&#8217;nde Sorumlu Tüketim Bilincine Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/limit-asim-gununde-sorumlu-tuketim-bilincine-dikkat-556679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:25:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[aşım]]></category>
		<category><![CDATA[bilincine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[limit]]></category>
		<category><![CDATA[sorumlu]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm operasyonlarını sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda yürütmek için çalışmalar gerçekleştiren Banvit BRF, yenilenebilir enerji kullanımı, su tasarrufu, geri dönüştürülebilir ambalajlar, sıfır atık uygulamaları, net sıfır hedefi, emisyon kontrolü gibi uygulamalarının yanı sıra toplumsal yatırımları kapsamında gıda israfını önleme ve ağaçlandırma projeleriyle çevresel sorumluluğunun bilinciyle hareket ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/limit-asim-gununde-sorumlu-tuketim-bilincine-dikkat-556679">Limit Aşım Günü&#8217;nde Sorumlu Tüketim Bilincine Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm operasyonlarını sürdürülebilirlik ilkesi doğrultusunda yürütmek için çalışmalar gerçekleştiren Banvit BRF, yenilenebilir enerji kullanımı, su tasarrufu, geri dönüştürülebilir ambalajlar, sıfır atık uygulamaları, net sıfır hedefi, emisyon kontrolü gibi uygulamalarının yanı sıra toplumsal yatırımları kapsamında gıda israfını önleme ve ağaçlandırma projeleriyle çevresel sorumluluğunun bilinciyle hareket ediyor.</p>
<p>Limit Aşım Günü kapsamında Banvit BRF CEO’su Tolga Gündüz yaptığı açıklamada; “Daha iyi bir dünya ve temiz bir gelecek için hepimiz sorumluyuz. Gezegenimize karşı bir borcumuz var. Doğal kaynakların tüketim hızına dikkat çeken bu önemli gün, sürdürülebilir üretim ve tüketim alışkanlıklarının artık ne kadar kritik bir noktaya geldiğini gözler önüne seriyor” dedi. </p>
<p>Bu hassasiyetten hareketle, Banvit BRF olarak, tüm operasyonlarını sürdürülebilirlik odağında yeniden kurguladıklarını ve ölçülebilir hedefler belirlediklerinin altını çizen Gündüz; “Bu hedeflere ulaşabilmek için süreçlerimizi düzenli olarak değerlendiriyor ve gerekli iyileştirmeleri hayata geçiriyoruz. Ayrıca BRF çatısı altında, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda belirlenen taahhütleri Türkiye operasyonlarımızda da titizlikle uyguluyoruz. Bugün yalnızca doğa değil, gelecek nesiller de alarm veriyor. Biz de tüm projelerimizde doğaya saygının önemini vurguluyor ve dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü geleceği korumanın yolu, bugünden başlıyor” dedi.</p>
<p>2008 yılında başlattığı ve son yıllarda sürdürülebilir gıdaya odaklandığı “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi ile alanında uzman pedagog ve diyetisyenlerin hazırladığı içeriklerle çocuklara gıda israfını önleme ve sorumlu tüketim bilinci kazandırmayı hedefleyen Banvit BRF, aynı zamanda gıda israfının çevresel etkilerine de dikkat çekiyor. Akıllı Çocuk Sofrası kapsamında geçtiğimiz aylarda KidZania İstanbul’da açılışı yapılan ve tüketim alışkanlıklarının gezegenin geleceğine etkisini çocuklara aktarmayı amaçlayan Sürdürülebilir Gıda Merkezi’nde çocuklar sürdürülebilir gıda ve bilinçli tüketim konularında farkındalık kazanacakları bir eğitim ve rehberlik alıyorlar. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/limit-asim-gununde-sorumlu-tuketim-bilincine-dikkat-556679">Limit Aşım Günü&#8217;nde Sorumlu Tüketim Bilincine Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite tercih sürecinde adaylar nelere dikkat etmeli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-tercih-surecinde-adaylar-nelere-dikkat-etmeli-556570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:09:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[nelere]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversite sınav maratonunun sona ermesiyle birlikte gençleri en az sınav kadar önemli bir süreç bekliyor: tercih dönemi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercih-surecinde-adaylar-nelere-dikkat-etmeli-556570">Üniversite tercih sürecinde adaylar nelere dikkat etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite sınav maratonunun sona ermesiyle birlikte gençleri en az sınav kadar önemli bir süreç bekliyor: tercih dönemi. </p>
<p>Tercih döneminde adayların dikkat etmesi gereken noktaları paylaşan <strong>İstanbul Bilgi Üniversitesi Eğitim Danışmanı Samet Alyu,</strong>  “Üniversite, öğrencileri geleceğe hazırlayan bir basamak ve bu basamağı ne kadar sağlam atarsanız gelecekte atacağınız adımlarınız da o kadar sağlam olur. Doğru üniversite ve bölüm tercihi, gelecekteki kariyeriniz ve yaşam kaliteniz üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.” dedi.</p>
<p><strong>İlgi alanlarınızı ve güçlü yönlerinizi dikkate alın</strong></p>
<p>Alyu, meslek seçiminde sadece sınav puanına odaklanmak yerine, öğrencilerin ilgi alanlarını, yeteneklerini ve güçlü yönlerini göz önünde bulundurarak bölüm tercihi yapmalarının daha doğru bir yaklaşım olduğunu belirtti.</p>
<p>Alyu, “Tercihlerinizi şekillendirirken ilgi alanlarınızı, güçlü ve zayıf yönlerinizi dikkate alın. Bu doğrultuda yapacağınız bölüm tercihlerinin ardından listenizde yer vereceğiniz üniversitelerin  akademik kadrolarını, eğitim kalitesini,  teknik ve fiziki özelliklerini, yurt dışı eğitim olanaklarını, burs koşullarını ve öğrencilerine sunduğu sosyal imkanlar gibi birçok özelliğini iyi araştırmanız gerekir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Başarı sıralamanızdan yola çıkın ama onunla sınırlı kalmayın</strong></p>
<p>Tercih listesi oluşturulurken başarı sıralamalarının doğru yorumlanması gerektiğini belirten Alyu, “İlgilendiğiniz bölümün kılavuzda yer alan başarı sıralaması, o programa geçen sene yerleşen en son öğrencinin sıralamasını gösterir. Ancak bu sıralama her yıl değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle, başarı sıralamasını karşılıyor olmanız yerleşeceğinizin garantisi olmadığı gibi, sıralamanın biraz gerisinde kalmanız da şansınızın tamamen bittiği anlamına gelmez” dedi.</p>
<p>Tıp, hukuk, mühendislik, mimarlık gibi bazı programlarda sıralama barajları olduğunu hatırlatan Alyu, öğrencilerin tercihlerini kendi sıralamalarının yaklaşık %50 üstünden başlayarak %100 altına kadar geniş bir aralıkta yapmalarını önerdi. Alyu, “Örneğin 150 bininci sırada olan bir aday, tercihlerine 75 binlerden başlamalı ve 300 bine kadar inmelidir” dedi.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi, aday öğrencilerin tercih sürecinde merak ettikleri sorulara yanıt bulmaları amacıyla <strong>santral</strong>istanbul ve Kuştepe kampüslerinde 21 Temmuz- 11 Ağustos tarihleri arasında Tercih Günleri düzenliyor. Aday öğrenciler BİLGİ’nin uzman danışmanlarıyla bir araya gelerek hem hedefledikleri meslekler hem de üniversite yaşamı hakkında kapsamlı bilgi edinebilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-tercih-surecinde-adaylar-nelere-dikkat-etmeli-556570">Üniversite tercih sürecinde adaylar nelere dikkat etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Girişimci Kadınlar Dikkat: Başvurular 15 Ağustos’a Kadar Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girisimci-kadinlar-dikkat-basvurular-15-agustosa-kadar-devam-ediyor-556181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 10:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağustosa]]></category>
		<category><![CDATA[başvurular]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[girişimci]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın girişimciler için uluslararası fırsatlar sunan EY Girişimci Kadın Liderler Programı’na başvurular 15 Ağustos’a kadar sürecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girisimci-kadinlar-dikkat-basvurular-15-agustosa-kadar-devam-ediyor-556181">Girişimci Kadınlar Dikkat: Başvurular 15 Ağustos’a Kadar Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel çapta düzenlenen EY Girişimci Kadın Liderler Programı ile EY Türkiye bu dönem de dahil olmak üzere toplamda 90 girişimci kadına destek vermiş olacak.</p>
<p>Seçimlerin bağımsız bir jüri tarafından yapılacağı EY Girişimci Kadın Liderler Programı’na daha önceki yıllarda olduğu gibi bu sene de 10 kadın girişimci katılma fırsatı yakalayacak.</p>
<p>Tamamen ücretsiz olan programa seçilecek kadın girişimciler, iş dünyasının başarılı liderlerinin bilgi ve deneyimlerinden yararlanabilecekleri bir ağa katılma fırsatı elde edecek. Seçilen kadın girişimciler EY’ın geniş ve kapsamlı kaynaklarına erişerek, şirketlerini sürdürülebilir bir şekilde büyütme ve uluslararası pazarlarda rekabet etme imkânına sahip olacak.</p>
<p><strong>PROGRAMA KİMLER KATILABİLİR?</strong></p>
<p>EY Girişimci Kadın Liderler Programı’na katılmak isteyen kadın girişimcilerin, şirketlerinde en az yüzde 25 hisse sahibi olması ve ana karar vericilerden birisi olması gerekmektedir. Adayların işlerini ciddi anlamda büyütmeyi ve uluslararası pazarlarda rekabet etmeyi hedeflemesi gerekmektedir.</p>
<p>Ek olarak; şirketin Türkiye merkezli olması, en az 3 yıldır faaliyet göstermesi ve son iki yıl içerisinde yıllık 15 milyon TL’nin üzerinde ciro elde etmiş olması şartı aranmaktadır.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/girisimci-kadinlara-firsat-son-basvuru-15-agustos-0-r1TvMZUI.jpeg" /></p>
<p>Programın Türkiye liderliğini yürüten EY Türkiye Vergi Hizmetleri Şirket Ortağı, Girişimci Kadın Liderler Programı Lideri Müge Tan Belviso, girişimci kadınların dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalabildiğine dikkati çekti. EY olarak tüm bu zorlukların bilincinde olarak, Girişimci Kadın Liderler Programımız ile girişimcilerin potansiyellerini gerçekleştirmelerine ve bu ekosistemin güçlenmesine katkı sağlamayı hedeflediklerini kaydeden Tan Belviso, &#8220;Türkiye’de 8 yıldır devam ettiğimiz ve bugüne kadar 80 girişimci kadına destek vermiş olduğumuz bu program ile eğitim, mentörlük, iş geliştirme ve network ağı alanlarında girişimci kadınlara sağladığımız desteklerle, kadınların kurduğu işlerin başarılarını daha da büyütmelerine, adlarını çok daha geniş bir kapsamda duyurmalarına katkı sağlıyoruz. Bu yıl dokuzuncusunu başlattığımız program için girişimci kadın liderlerin başvurularını sabırsızlıkla bekliyoruz. EY Türkiye olarak, girişimcilerin başarılarının yanında yer almak her zaman en büyük gurur kaynağımız olmaya devam edecek&#8221; dedi.</p>
<p>Söz konusu programa başvurmak isteyen girişimcilerin, 15 Ağustos 2025, tarihine kadar EY Türkiye web sitesi üzerinden başvuru yapabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girisimci-kadinlar-dikkat-basvurular-15-agustosa-kadar-devam-ediyor-556181">Girişimci Kadınlar Dikkat: Başvurular 15 Ağustos’a Kadar Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer Avrupa’da Sürdürülebilir Gıda Sistemleriyle Dikkat Çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nilufer-avrupada-surdurulebilir-gida-sistemleriyle-dikkat-cekiyor-556119</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 09:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupada]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cleverfood Sürdürülebilir Gıda Sistemi Karşılıklı Öğrenme Programı kapsamında Nilüfer’i inceleyen yabancı uzmanlar, deneyimlerini Eurocities platformunda paylaştı. Uzmanlar, Nilüfer Belediyesi’nin oluşturduğu modelden övgüyle söz ettiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-avrupada-surdurulebilir-gida-sistemleriyle-dikkat-cekiyor-556119">Nilüfer Avrupa’da Sürdürülebilir Gıda Sistemleriyle Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cleverfood Sürdürülebilir Gıda Sistemi Karşılıklı Öğrenme Programı kapsamında Nilüfer’i inceleyen yabancı uzmanlar, deneyimlerini Eurocities platformunda paylaştı. Uzmanlar, Nilüfer Belediyesi’nin oluşturduğu modelden övgüyle söz ettiler.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin yerel gıda sistemindeki başarılı uygulamaları, Avrupa’da örnek gösterilen bir model haline geldi. Nilüfer Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü ve Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (NİLKOOP) iş birliğinde yürütülen projeleri Cleverfood Sürdürülebilir Gıda Sistemi Karşılıklı Öğrenme Programı kapsamında Nilüfer’i ziyaret eden uzmanlar, deneyimlerini Eurocities sitesinde yayımlayarak Nilüfer modelini övgüyle değerlendirdiler.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi’nin hayata geçirdiği projelerin, güçlü altyapıları ve vatandaş katılımıyla öne çıktığını vurgulayan uzmanlar; Nilüfer Tarımsal Analiz Laboratuvarı, gıda merkezleri ve Nilüfer Bostan satış noktalarını bir araya toplayan entegre sistemin, yerel üretimin desteklenmesi ve halkın sağlıklı gıdaya erişimin kolaylaştırılması açısından büyük önem taşıdığını belirttiler. Uzmanlar, kooperatiflerle kurulan güçlü bağların da Nilüfer’in fark yaratan yönlerinden biri olduğunun da altını çizdiler.</p>
<p>Uzmanlar, bu başarının sürdürülebilir kılınması için finansmanın yanı sıra, kapasite geliştirme, uygun politika araçları ve şehirler arası deneyim paylaşım platformları için Avrupa Birliği düzeyinde doğrudan destek gerektiğini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nilufer-avrupada-surdurulebilir-gida-sistemleriyle-dikkat-cekiyor-556119">Nilüfer Avrupa’da Sürdürülebilir Gıda Sistemleriyle Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulukent Semt Polikliniği Geniş Hizmet Yelpazesiyle Dikkat Çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulukent-semt-poliklinigi-genis-hizmet-yelpazesiyle-dikkat-cekiyor-555311</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 11:30:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geniş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[polikliniği]]></category>
		<category><![CDATA[semt]]></category>
		<category><![CDATA[ulukent]]></category>
		<category><![CDATA[yelpazesiyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menemen Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Ulukent Semt Polikliniği farklı branşlardan doktorlar ve röntgen, ultrason gibi hizmetlerle adeta bir hastane gibi hizmet veriyor. Günlük 500 hasta bakma kapasitesi bulunan polikliniğin önemine değinen Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, "Önceki ay açılışını gerçekleştirdiğimiz polikliniğimiz ile Ulukent ve Kent-2'de oturan hemşehrilerimiz, hastaneye gitmeden yürüme mesafesinde sağlık hizmeti almaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulukent-semt-poliklinigi-genis-hizmet-yelpazesiyle-dikkat-cekiyor-555311">Ulukent Semt Polikliniği Geniş Hizmet Yelpazesiyle Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Menemen Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Ulukent Semt Polikliniği farklı branşlardan doktorlar ve röntgen, ultrason gibi hizmetlerle adeta bir hastane gibi hizmet veriyor. Günlük 500 hasta bakma kapasitesi bulunan polikliniğin önemine değinen Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Önceki ay açılışını gerçekleştirdiğimiz polikliniğimiz ile Ulukent ve Kent-2&#8217;de oturan hemşehrilerimiz, hastaneye gitmeden yürüme mesafesinde sağlık hizmeti almaya başladı. Hemşehrilerimiz bizim kıymetlilerimiz, onların sağlığı kırmızı çizgimiz. Hep beraber sağlıklı günlerde nice hizmetlerimizde bir arada olmayı hedefliyoruz.” dedi.</i></b></p>
<p>Sağlık yatırımlarına büyük önem veren ve evde bakım, ambulans, hasta nakli, evde fizyoterapi, şeker ve tansiyon ölçümü, pansuman gibi hizmetleri ücretsiz olarak sunan Menemen Belediyesi, sağlık tesislerini de birbiri ardına açarak, ilçeyi sağlık alanında da ön plana çıkardı. Bu kapsamda Asarlık Aile Sağlığı Merkezi&#8217;nden sonra geçtiğimiz ay açılan Ulukent Semt Polikliniği de adeta bir hastane gibi hizmet veriyor.</p>
<p>Menemen Belediyesi tarafından yapımı tamamlandıktan sonra protokolle Sağlık Bakanlığı&#8217;na devredilen 550 metrekarelik tesiste, uzman dahiliye, genel cerrahi, çocuk sağlığı, kadın doğum ve aile hekimliği gibi çeşitli branşlar bulunuyor. Ayrıca ilk müdahale, röntgen, laboratuvar, ultrason gibi hizmetler de yine Ulukent Semt Polikliniği&#8217;nde sunulan hizmetler arasında yer alıyor.</p>
<p><b>&#8220;Hastalarımız tahlil hizmetine çok hızlı ulaşabiliyor&#8221;</b></p>
<p>Günlük 500 hasta kapasiteli Ulukent Semt Polikliniği hakkında bilgi veren Sorumlu Hekim Hüseyin Erdoğan, &#8220;5 uzman hekim, 3 hemşire ve 5 personel arkadaşımızla günde yaklaşık 500 hastaya hizmet vermekteyiz. Mevcut hizmetlerimizin yanında EKG hizmetimiz, birinci basamak acil sağlık hizmetimiz, enjeksiyon ve pansuman hizmeti, röntgen, kadın doğumda NST hizmeti gibi hizmetlerimiz mevcuttur.&#8221; derken, Sorumlu Hemşire Şerife Poçu da, &#8220;Menemen Devlet Hastanesi&#8217;ne bağlı olarak hizmet vermekteyiz ve kan alma işlemlerini burada da gerçekleştirebiliyor. Böylece hastalarımız, tahlil hizmetine çok daha kolay ve hızlı ulaşabiliyor. Aldığımız ilk tepkiler çok güzel. Bizi komşuları olarak görüyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><b>Vatandaşlardan teşekkür</b></p>
<p>Öte yandan Ulukent Semt Polikliniği&#8217;ne tedavi için gelen vatandaşlar, aldıkları hizmetten ve böyle bir tesisin bölgeye kazandırılmasından memnuniyetlerini dile getirdiler.</p>
<p><b>Funda Özer:</b> İlk kez geldim. Çok memnun kaldım. Çok temiz ve epey zengin bölümleri var. Kanımı verdim ve sonrasında sonuç almak için geleceğim. Burası için böyle bir yer çok fazla gerekliydi ve çok da beklenen bir şeydi. Kim hizmet ediyorsa ona teşekkür etmek gerekiyor. Menemen&#8217;in yolunda gittiğini görüyorum ve teşekkür ediyorum.</p>
<p><b>Suna Altun:</b> Burası çok güzel ve temiz. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;dan memnunuz. Kent-2 için güzel işler yapıyor ve yapmaya da devam ediyor. Burada bir spor tesisimiz, aşağıda kütüphanemiz, çocuk parkımız, çocuk köyümüz&#8230; Memnunuz.</p>
<p><b>Deniz Ceylan: </b>Eskiden bir sağlık hizmetine ihtiyaç duyduğumuzda hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Şimdi hastane gibi polikliniğimiz var. Özellikle yaşlılarımız ve küçük çocuklu annelerimiz için yaşamı kolaylaştıran bu hizmet için çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p><b>Nazife Turan:</b> Başkanımız çok güzel işler yapıyor. Kent-2&#8217;de böyle bir hizmetin olmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulukent-semt-poliklinigi-genis-hizmet-yelpazesiyle-dikkat-cekiyor-555311">Ulukent Semt Polikliniği Geniş Hizmet Yelpazesiyle Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Bozbey, Kurumların Sürekliliğine Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-bozbey-kurumlarin-surekliligine-dikkat-cekti-555267</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 10:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bozbey]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kurumların]]></category>
		<category><![CDATA[sürekliliğine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=555267</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Temmuz ayı birinci oturumu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in başkanlığında gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-bozbey-kurumlarin-surekliligine-dikkat-cekti-555267">Başkan Bozbey, Kurumların Sürekliliğine Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplantının açılışında grup sözcüleri gündeme dair görüşlerini dile getirirken Başkan Bozbey, Muharrem ayının birlik ve dayanışma içerisinde geçmesini temenni etti. Vatandaşları tekrar su tasarrufuna çağıran Başkan Mustafa Bozbey, “Doğancı Barajı’nda doluluk oranı yüzde 40, Nilüfer Barajı’nda ise yüzde 31’dir. Bu da 50-55 günlük suyumuz var demektir. Bu konuda yapmış olduğumuz çalışmanın sonuna doğru geliyoruz. 1 Eylül’de yapacağımız by-pass projemizle birlikte Doburca Arıtma Tesisleri’ne günlük 100 ile 120 bin metreküp suyu aktarmış olacağız. O zaman nefes almaya başlayacağız. İnsanlarımızın susuz kalmaması için büyük bir çalışma yapıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“YİNE DE TASARRUF, TASARRUF, TASARRUF DİYORUZ”</strong></p>
<p>Çınarcık Barajı’ndaki suyun bir tünel, boru ya da başka bir yöntemle Doğancı Barajı’na aktarılması için proje geliştirmeye çalıştıklarını ifade eden Başkan Bozbey, “İçme suyuyla ilgili ana hatlarımız Doğancı Barajı’nda olduğu için eğer bunu sağlayabilirsek o zaman Bursa uzun yıllar suyla ilgili sorun yaşayamayacaktır. Bu arada yine de tasarruf, tasarruf, tasarruf diyoruz. Çağrımıza uyan tüm Bursalılara yürekten teşekkür ediyorum. 525 bin metreküpe çıkan su tüketimi yaklaşık 450 bin metreküpe düşmüştür. Bu da Bursalıların tasarrufa ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Ne olur parklarımızı, bahçelerimizi işlenmiş içme suyuyla sulamayalım. Bahçelerimizi taşınabilir suyla sulamak en doğrusudur” diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/baskan-bozbey-kurumlarin-kesintisiz-isleyisine-vurgu-yapti-0-mmAEAFSH.jpeg" /></p>
<p><strong>“BURULAŞ’A 380 MİLYON LİRA AKTARDIK”</strong></p>
<p>Önümüzdeki günlerde Anne Kart uygulamasının başlayacağının müjdesini veren Başkan Bozbey, abonman kartlarla ilgili yapılan eleştirilere de saygı duyduğunu dile getirdi. Amaçlarının fiyatları artırmak veya insanları zora sokmak olmadığını söyleyen Başkan Bozbey, “Birinci önceliğimiz, kurumları sürdürülebilir kılmaktır. Geçen ay sadece BURULAŞ’a, belediye bütçesinden zamlarla birlikte 380 milyon lira aktardık. Yine 150 milyon lira da BUSKİ’ye aktardık. Kurumlar kazanç kapısı değildir. Hizmet alanıdır, doğru. Ama kurumları sürdürülebilir kılmak, gelecek için yatırımlarını yapabilmesini sağlamak hepimizin önceliğidir. Personel maaşlarında, piyasada, yedek parçada ve birçok alanda artış var. Aslında bu tür yapacağımız düzenlemeleri, Meclis üyeleri tarafından öneriler getirilerek sonuçlandırmak gerekir. Başka türlü bu kurumları sürdürülebilir kılamayız” dedi.</p>
<p><strong>“KURUMLARIN YAŞAMASI İÇİN SORUMLULUK ALMAMIZ LAZIM”</strong></p>
<p>BUSKİ gibi bir kurumun batmasını veya BURULAŞ’ın iş üretemez, halk otobüslerine para ödeyemez duruma gelmesini hiç kimsenin kabul etmeyeceğini anlatan Başkan Bozbey, “Bu düzenlemelerde makul düşünmemiz lazım. Neticede bizler gelip geçiciyiz. Bizden sonra da bu kurumların yaşaması için bizim sorumluluk almamız lazım. Kurumları batırarak değil tam tersine kurumları ayakta tutarak bunları sağlamamız lazım. Bakış açımız bu. Eleştirileriniz için de teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-bozbey-kurumlarin-surekliligine-dikkat-cekti-555267">Başkan Bozbey, Kurumların Sürekliliğine Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atik Ailesi ve TEMA Vakfı&#8217;ndan Orman Yangınlarına Karşı Dikkat Çeken İş Birliği: Yanmış Ormanda Kamp</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atik-ailesi-ve-tema-vakfindan-orman-yanginlarina-karsi-dikkat-ceken-is-birligi-yanmis-ormanda-kamp-554538</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 12:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kamp]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormanda]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<category><![CDATA[vakfından]]></category>
		<category><![CDATA[yangınlarına]]></category>
		<category><![CDATA[yanmış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554538</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEMA Vakfı, orman yangınlarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla Atik Ailesi ile sıra dışı bir iş birliğine imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atik-ailesi-ve-tema-vakfindan-orman-yanginlarina-karsi-dikkat-ceken-is-birligi-yanmis-ormanda-kamp-554538">Atik Ailesi ve TEMA Vakfı&#8217;ndan Orman Yangınlarına Karşı Dikkat Çeken İş Birliği: Yanmış Ormanda Kamp</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMA Vakfı, orman yangınlarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla Atik Ailesi ile sıra dışı bir iş birliğine imza attı. Proje kapsamında, İzmir’de, yangınlarından zarar gören Aliağa’daki bir orman alanında yapılan kamp deneyimiyle yüz binlerce kişiye ulaşarak kamuoyunda farkındalık yaratılması hedefleniyor. </strong></p>
<p>Kamp dendiğinde akla gelenler; kuş cıvıltıları, yaprak hışırtıları, çalıların arasında hareket eden bir kaplumbağanın sesi ve serin bir ağaç gölgesi altında geçirilen huzurlu saatlerdir. Peki ya sessizliğe bürünmüş, is kokusunun hâkim olduğu ve yaşamın yerini karanlık izlere bıraktığı bir ormanda kamp yapmak?</p>
<p>TEMA Vakfı, ülkemizde son dönemde artış gösteren orman yangınlarının önlenmesine yönelik farkındalık çalışmalarına devam ediyor<strong>. Orman Yangınları Farkındalık Projesi </strong>kapsamında, orman yangınlarının büyük çoğunluğunun insan kaynaklı olduğu gerçeğinden yola çıkarak özellikle yaz aylarında ihmal ve dikkatsizlik sonucu çıkan yangınların önlenmesi amacıyla kamuoyunda farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Bu kapsamda Vakıf, sosyal medya üzerinden 4 milyona yakın takipçisiyle kamp deneyimlerini paylaşan YouTube içerik üreticisi Atik Ailesi’nin gönüllü desteğiyle anlamlı bir iş birliği gerçekleştirdi.</p>
<p>Videolarının her birinde gittikleri doğal güzellikler arasında farklı bir seyir keyfi yaşatan Atik Ailesi, bu kez oldukça çarpıcı bir kamp deneyimiyle izleyicilerin karşısına çıkıyor. Orman Genel Müdürlüğü’nün desteği ve TEMA Vakfı iş birliğiyle bu ay İzmir’de meydana gelen yangınlardan zarar gören Aliağa’daki bir ormanda kamp gerçekleştiriyor. Yanan ormanların %99’unun insan kaynaklı olduğu gerçeğinden yola çıkarak orman yangınları öncesinde ve sonrasında alınması gereken önlemler hakkında izleyicilere çeşitli bilgiler sunuyor.</p>
<p>Kreatif süreçleri Senfonico tarafından üstlenilen proje videosu, <strong>&#8220;Yanmış Ormanda Kamp&#8221; </strong>adıyla Atik Ailesi ve TEMA Vakfı’nın dijital kanallarında izleyicilerle buluştu.</p>
<p>Eğer siz de <strong>#DahaYanmadan</strong> harekete geçmenin ne kadar önemli olduğunu yakından görmek isterseniz Atik Ailesi’nin videosunu izleyebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atik-ailesi-ve-tema-vakfindan-orman-yanginlarina-karsi-dikkat-ceken-is-birligi-yanmis-ormanda-kamp-554538">Atik Ailesi ve TEMA Vakfı&#8217;ndan Orman Yangınlarına Karşı Dikkat Çeken İş Birliği: Yanmış Ormanda Kamp</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Sıcaklarında Bu Rahatsızlıklara Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-554297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 08:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsızlıklara]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, perianal bölge yani makat çevresinde çeşitli sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-554297">Yaz Sıcaklarında Bu Rahatsızlıklara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, perianal bölge yani makat çevresinde çeşitli sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor. Özellikle hemoroid, kıl dönmesi (pilonidal sinüs) ve perianal fistül gibi rahatsızlıklar bu dönemde artış gösteriyor.<strong> </strong>Uzmanlar sıcak havalarda perianal bölge ile ilgili sağlık problemlerinden korunmak için bazı önemli noktalara dikkat çekiyor. Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ulvi Meral, konu ile ilgili bilgi verdi ve önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Islak mayo, terleme ve uzun oturuşlara dikkat!</strong></p>
<p>Sıcak havalarla birlikte anal bölgede damarlar genişlemektedir. Uzun süre oturmak, deniz ve havuz sonrası ıslak mayo ile kalmak, aşırı terlemek ve yeterince su içmemek, bu hastalıkların gelişimini tetikler. Ayrıca kabızlık sorunu da bu rahatsızlıkları şiddetlendirebilmektedir.</p>
<p><strong>Gizlenen sağlık sorunları yazın artıyor</strong></p>
<p>Toplumda konuşulmaktan kaçınılan ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen hemoroid, yazın şiddetini artırabilmektedir. Halk arasında sıkça basur olarak da anılan hemoroidler, anal kanalın veya rektumun içindeki ya da çevresindeki kan damarlarının genişlemesi ve şişmesi sonucu oluşan bir durumdur. Bu damarların genişlemesi, genellikle tuvalet sırasında zorlanma veya anüs çevresindeki kan dolaşımının baskı altında kalması nedeniyle meydana gelir. Rektal bölgede ağrı veya rahatsızlık hissi,  tuvalet sırasında veya sonrasında kanama (genellikle parlak kırmızı kan), kaşıntı, şişlik ve hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Tedavisinde doktor tarafından önerilen çeşitli kremler, merhemler veya fitiller kullanılabilir ancak ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Uygun hastalarda Lazer Hemoroidopeksi gibi kesi ve dikiş gerektirmeyen yöntemler uygulanmaktadır. Bu sayede hastalar kısa sürede şikayetlerinden kurtulup günlük yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<p><strong>Bu sorunlar yazınızı zehir etmesin</strong> </p>
<p>Perianal fistül de halk arasında sık görülen bir problemdir. Perianal fistül, anal fistül olarak da adlandırılan, anüs çevresindeki bölgede genellikle enfeksiyon veya inflamasyon sonrası oluşan anormal bir kanaldır. Bu kanal, anüsün iç kısmından dış deriye kadar uzanabilir. Fistül, genellikle anüs çevresindeki bir apsenin iyileşmemesi ve dışarıya doğru bir delik açarak iç ve dış yapıların birbirine bağlanması sonucunda meydana gelir. Fistülün olduğu bölgede akıntı, kaşıntı ve tahriş, şişlik ve ağrı gibi belirtiler görülebilmektedir. Perianal fistül genellikle kendiliğinden iyileşmez. Bu nedenle tıbbi müdahale gereklidir. Tedavisi kişiye özel olarak planlanır. Doktor; fistülün boyutu, yeri ve hastanın genel sağlık durumuna göre en uygun tedavi yöntemini seçer ve ileri cerrahi teknikler sayesinde kısa sürede iyileşme sağlanabilir. Eğer perianal bölgede ağrı, akıntı veya şişlik gibi belirtiler yaşıyorsanız, bir doktora başvurmak önemlidir. Erken müdahale komplikasyonları önleyebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir.</p>
<p><strong>Kıl dönmesine dikkat!</strong></p>
<p>Plonidal sinüs yani kıl dönmesi daha çok erkeklerde görülmektedir. Pilondial sinüs, cilt altında oluşan bir boşluk veya kisttir; bu boşluk genellikle kıl, deri döküntüsü ve diğer maddelerle doludur. İltihaplanma durumunda ağrı, şişlik ve akıntı gibi semptomlara yol açabilir. Özellikle sıcak havalarda kuyruk sokumu bölgesinin aşırı terlemesi, pilondial sinüsün oluşumunu tetikleyebilir. Bu dönemde vakit kaybetmeden uzman yardımı almak önemlidir. Pilondial sinüsün tedavisi hastalığın derecesine göre değişir. Hafif durumlarda bölgenin hijyenine dikkat edilip iltihap önleyici ilaçlar ve antibiyotikler kullanılabilir. Cerrahi müdahale gerektiğinde minimal invaziv teknikler de kullanılabilir. </p>
<p><strong>Yazın Perianal Sorunlardan Korunmak İçin Basit Ama Etkili 4 Önlem</strong></p>
<ul>
<li>Hijyeninize özen gösterin: Gün içinde makat bölgesini ılık suyla yıkayıp kurulayın. Islak mayo ile uzun süre kalmaktan kaçının.</li>
<li>Bol su için, lifli beslenin: Günde 2-2,5 litre su tüketin. Lifli gıdalarla kabızlığı önleyerek hemoroid riskini azaltın.</li>
<li>Hareket edin: Uzun süre oturmayın. Her saat başı kısa yürüyüşler yaparak bölgeye binen baskıyı azaltın.</li>
<li>Kendi kendinize tedavi etmeye uğraşmayın: Reçetesiz kremler geçici çözüm sunabilir, ancak sorunu büyütebilir. Şikayetleriniz devam ediyorsa mutlaka proktoloji uzmanına başvurun.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-554297">Yaz Sıcaklarında Bu Rahatsızlıklara Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En büyük önlem, dikkat ve hassasiyet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-buyuk-onlem-dikkat-ve-hassasiyet-553668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2025 09:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, orman yangınlarına karşı vatandaşları dikkatli olmaya davet etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-buyuk-onlem-dikkat-ve-hassasiyet-553668">En büyük önlem, dikkat ve hassasiyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir İtfaiyesi, yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan orman yangınları konusunda vatandaşları uyardı. Yetkililer, en büyük önlemin vatandaşlar tarafından gösterilecek dikkat ve hassasiyet olduğunu vurguladı.</p>
<p><b> KOCAELİ İTFAİYESİ’NDEN YANGIN UYARISI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, artan hava sıcaklıkları, kuvvetli rüzgârlar ve düşen nem oranlarına bağlı olarak oluşabilecek orman yangınları konusunda vatandaşları dikkatli olmaya davet etti. Büyükşehir İtfaiyesi, yangın riskine karşı önleyici tedbirler ile 24 saat esaslı görev yaparken, en büyük önlemin vatandaşlar tarafından gösterilecek dikkat ve hassasiyet olduğunu vurguladı.</p>
<p><b>ORMAN YANGIN RİSKİ CİDDİ SEVİYEYE ULAŞTI</b></p>
<p>Yaz aylarının gelmesiyle birlikte orman yangını riskinin ciddi seviyelere ulaştığını belirten Kocaeli İtfaiyesi, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Yapılan açıklamada, orman yangınlarının önlenmesi adına başta anız ve bahçe temizliği amacıyla kesinlikle ateş yakılmaması gerektiği belirtildi. Ayrıca, çöp ve sigara izmaritlerinin ormanlık alanlara ya da yol kenarlarına atılmaması konusunda da uyarı yapıldı.</p>
<p><b>112 ACİL ÇAĞRI MERKEZİNE BİLGİ VERİLMELİ</b></p>
<p>İtfaiye yetkilileri, tarım arazilerinde çalışan iş makinelerinin yanında mutlaka yangın söndürme tüpü ve su tankeri bulundurulması gerektiğini, ormanlık alanlarda yasaklanan bölgelere girilmemesi ve izin verilen alanlar dışında piknik yapılmaması gerektiğini vurguladı. Herhangi bir duman veya ateş görülmesi durumunda ise derhal 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bilgi verilmesi istendi. Orman yangınlarıyla mücadelede en etkili yöntemin önlem almak olduğu belirtilirken toplumsal farkındalık ve iş birliğinin hayati önem taşıdığı bir kez daha hatırlatıldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-buyuk-onlem-dikkat-ve-hassasiyet-553668">En büyük önlem, dikkat ve hassasiyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir İtfaiyesi yangınlara dikkat çekmek için sokağa indi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-yanginlara-dikkat-cekmek-icin-sokaga-indi-553481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Jul 2025 07:39:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[indi]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[sokağa]]></category>
		<category><![CDATA[yangınlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553481</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, küresel iklim krizi ve değişen yağış rejimi nedeniyle sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde olduğu İzmir’de, orman yangınlarına karşı farkındalık oluşturmak için ilginç bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-yanginlara-dikkat-cekmek-icin-sokaga-indi-553481">İzmir İtfaiyesi yangınlara dikkat çekmek için sokağa indi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, küresel iklim krizi ve değişen yağış rejimi nedeniyle sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde olduğu İzmir’de, orman yangınlarına karşı farkındalık oluşturmak için ilginç bir etkinlik düzenledi. İtfaiye personeli ağırlığı 10 kilogramın üzerindeki kişisel koruyucu kıyafetleri ile Konak’ta yurttaşlara eğitici broşür dağıttı. Ekipler özellikle sıcak havalarda, felakete dönüşen yangınların çıkmaması için herkesin duyarlı olmasını istedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, çoğu küçük ihmaller sonucu başlayan ve geride yıkıcı bir etki bırakan orman yangınlarına karşı ilginç bir farkındalık etkinliği düzenledi. Yangınlara müdahale ederken kullandıkları ısıya ve aleve karşı koruyan özel kıyafet giyen, baret ve temiz hava solunum cihazı takan itfaiye personeli, Konak Atatürk Meydanı ile Kemeraltı Çarşısı’nda broşür dağıtarak yurttaşları bu konuda dikkatli olmaya çağırdı. 40 dereceye yaklaşan sıcak havada koruyucu kıyafetle dolaşan itfaiye personelini gören vatandaşlar şaşkınlığını gizleyemedi. </p>
<p><strong>Yangınların büyük nedeni dikkatsizlik ve ihmal</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı Yaşar Korkmaz, özellikle yaz aylarında artan yangınlara dikkat çekmek için böyle bir etkinlik düzenlediklerini belirterek, “Arkadaşlarımızın üzerindeki kişisel koruyucu kıyafetler 10 kilogramın üzerinde. Biz bu ağırlıklarla sıcaklığı 250 santigrat derecelere kadar çıkan ormanlar ve kentsel alanlardaki yangınları kontrol altına almaya çalışıyoruz. Bu sırada o ağırlık her saat artıyor. Bu yaz çıkan yangınlarda, alevleri kontrol altına alma süresi bazı yerlerde 70 saat kadar çıktı. Ekipler uzun süre görev yapıyor. Onların sağlığını düşünmemiz gerekiyor. Çok zorlu bir mesleğimiz var. Ancak tüm bunlara rağmen görevimizi severek yapıyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“Yangınlar canımızı yaktı”</strong></p>
<p>Tüm İzmirlileri yangınlara karşı duyarlı olmaya çağıran Korkmaz “Yangınlar elbette olacak. Ancak bu yangınların çoğu ihmal ve dikkatsizlikten kaynaklanıyor. Yurttaşlarımızdan özellikle sigaraları yere atmamalarını, piknik ateşi yakmamalarını istiyoruz. Kaynak yapanların da yanlarında mutlaka su bulundurması gerekiyor. Gerekirse kapı kapı gezerek yurttaşlara bunun önemini anlatacağız. Henüz temmuz ayının başındayız. Son 15 günde İzmir’de meydana gelen yangınlar canımızı çok yaktı. O nedenle herkesin artık çok daha dikkatli, tedbirli olması gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>Kişisel acil durum senaryoları hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Yangını söndürmekten ziyade, yangının çıkmaması için mücadele etmenin daha doğru olduğuna dikkat çeken Korkmaz, şunları söyledi: “Yangınların otluk alanlarda hızla ilerlediğini biliyoruz. İnsanlar bağ, bahçe, hobi bahçeleri yapıyor. Bunları yaparken güneşin nereden doğacağı ve nerden batacağını bile hesaplıyorlar. Ama bir yangın çıktığı zaman acil durum senaryoları bulunmuyor. Yurttaşların kendi evlerinin, yaşam alanlarının çevresinde bulunan otları mutlaka temizlemesi gerekiyor. Özellikle hobi bahçelerinde. Yine yangın koridoru oluşturulmalı. Meyve ağaçları diksinler. Çatılarını yangını geciktirici malzemelerden yapsınlar. Özellikle siteler bağ ve bahçe, ot temizliğini mutlaka yapmalı. Eğer bir site içerisinde temizlik yapılmazsa, çıkan ilk yangında en büyük tehlikeyi onlar yaşıyor. Çünkü örtü yangınları, rüzgarın da etkisi ile çok hızlı yayılıyor.”</p>
<p><strong>“Mesleğimi severek yapıyorum”</strong></p>
<p>Göreve yeni başlayan itfaiye eri İrem Gül Altundaş da şunları söyledi: “İzmir’de hava sıcaklığı çok yüksek. Biz üzerimizde gördüğünüz ağırlıklarla yangınlara gideceğiz. Zor bir görev. İzmir korunması gereken harika bir kent. Biz de bu kenti korumak için çanla başla mücadele ediyoruz” dedi. </p>
<p>Orhan Altıkat ise zorlu bir mesleklerinin olduğunu vurgulayarak, “Ama biz bunun bilinci ile itfaiyeciliği tercih ettik. Biz insanlara, canlılara ulaşmak, zorlu şartlarda onlara yardım edebilmek için bu mesleği seviyoruz ve mesleğin zorluklarını kabul ederek bu görevi tercih ettik” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-yanginlara-dikkat-cekmek-icin-sokaga-indi-553481">İzmir İtfaiyesi yangınlara dikkat çekmek için sokağa indi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Artan Göz Hastalıklarına Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-artan-goz-hastaliklarina-dikkat-552728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 07:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde çeşitli çevresel faktörler göz sağlığı için önemli riskler oluşturuyor. Güneş ışınlarının dünyaya daha dik açıyla gelmesi, sıcaklık değerlerinin yükselişi ile havuz ve klima kullanımının artması bazı göz hastalıklarının görülme sıklığındı artışa neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-artan-goz-hastaliklarina-dikkat-552728">Yaz Aylarında Artan Göz Hastalıklarına Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde çeşitli çevresel faktörler göz sağlığı için önemli riskler oluşturuyor. Güneş ışınlarının dünyaya daha dik açıyla gelmesi, sıcaklık değerlerinin yükselişi ile havuz ve klima kullanımının artması bazı göz hastalıklarının görülme sıklığındı artışa neden oluyor. Ayrıca yaz aylarında göz sağlığı ile ilgili olarak “Havuz ve denizde kontakt lens kullanılmalı mı? Güneş gözlüğü takmanın önemi nedir? Klima kullanımı göz sağlığını nasıl etkiler? gibi sorular da uzmanlara sıkça soruluyor. Memorial Ankara Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Olcay Yalçın, yaz aylarında gözlerde görülen problemlerin artışına değinerek, bu konuda merak edilen soruları yanıtladı ve alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Yazın katarakt ve sarı nokta riskine dikkat!  </strong></p>
<p>Uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak, katarakt oluşumunu hızlandırabilmekte, sarı nokta hastalığı riskini artırabilmekte ve kornea tabakasında güneş yanığı (fotokeratit) oluşumuna sebep olabilmektedir. Göz sağlığını korumak, hem kısa vadede hem de uzun vadede göz rahatsızlıklarını önlemek için kritik öneme sahiptir. </p>
<p><strong>Kontakt lens ile deniz ve havuza girilmemeli </strong></p>
<p>Özellikle tatil döneminde deniz ve havuza girerken kontakt lens kullanmamaya özen gösterilmelidir. Kontakt lenslerle havuza veya denize girmek gözde kornea enfeksiyonu riskini artırmaktadır. Normal şartlarda göze zarar veremeyen mikroplar, kontakt lens kullanımıyla göz yüzeyinde oluşan mikrotravma alanlarına tutunarak kornea iltihabı (keratit) gibi ciddi enfeksiyonlar yapar hale gelmektedir. Bu da görme kaybına kadar giden çok ciddi bir süreç oluşturmaktadır. Bu nedenle kontakt lenslerle havuza, denize asla girilmemesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Tek kullanımlık lensler takılabilir</strong></p>
<p>Genel göz sağlığı açısından ve kontakt lensleri takarken havuza ve denize yüzücü gözlükleriyle girilmesi önerilmektedir. Eğer kontak lensle havuza veya denize girilmişse o lensi hemen çıkarmak ve bir daha kullanmamak gerekmektedir. Mümkün ise günlük kullan-at kontakt lenslerin kullanılması önerilmektedir. Kontakt lensle birlikte olan enfeksiyonlar maalesef daha ciddi seyretmekte ve özellikle havuzda bulunan “acanhthomoeba“ mikrobuyla oluşan göz enfeksiyonu körlükle sonuçlanabilmektedir. </p>
<p><strong>Alerji ve göz kuruluğunu önlemek için güneş gözlüğü kullanımı önemli!</strong></p>
<p>Aynı zamanda güneşin ciltteki zararlı etkilerini gözlerde ve göz çevresinde görmek mümkündür. Ultraviyole ışınları ciltteki yaşlanmayı ve göz çevresi kırışıklıklarını artırdığı gibi alerji ve göz kuruluğu şikayetlerini de artırmaktadır. Uzun vadede pterjiyum yani göz eti, katarakt ve sarı nokta hastalığına da katkısı olduğunu bildiğimiz güneş ışığından ve zararlı ultraviyoleden gözleri korumanın en kolay yolu %100 UV blokaj sertifikalı güneş gözlüklerini kullanmaktır. Ayrıca, güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde dışarı çok çıkmamak ve şapka ile göz çevresi ve yüzü güneş maruziyetinden korumak da önem arz etmektedir. </p>
<p><strong>Temizliği iyi yapılmayan klimalar alerji sebebi!</strong></p>
<p>Özellikle yaz aylarında kullanımı artan klimalar da, ortamdaki nemi alıp soğuk ve kuru hava üfleyerek ortamı serinletmekte ama aynı zamanda göz kuruluğuna neden olmaktadır. Göz kuruluğu olan kişiler ve kontakt lens kullananlar klimalardan daha çok etkilenir. Klimalarla gelen mikroplar göz yüzeyine daha kolay tutunur ve keratit gibi daha ciddi göz enfeksiyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca iyi temizlenmemiş klimalar, toz ve küf yayarak hem gözlerde alerjik konjonktivite hem de alerjik kişilerin havayollarında astım benzeri şikayetlere yol açabilmektedir. Klimaların devamlı açık tutulması daha fazla göz kuruluğuna neden olacağı için, ortamı arada dış hava ile de havalandırmak ve de suni gözyaşı damlaları ile gözleri nemli tutmak gerekmektedir.   </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-artan-goz-hastaliklarina-dikkat-552728">Yaz Aylarında Artan Göz Hastalıklarına Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bankada parası olanlar dikkat: Stopaj artışı ve faiz düşüşü mevduat getirilerini etkileyecek, güncel banka faizleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bankada-parasi-olanlar-dikkat-stopaj-artisi-ve-faiz-dususu-mevduat-getirilerini-etkileyecek-guncel-banka-faizleri-552707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 06:34:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artışı]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[bankada]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşüşü]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyecek]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faizleri]]></category>
		<category><![CDATA[getirilerini]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<category><![CDATA[mevduat]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[parası]]></category>
		<category><![CDATA[stopaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552707</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vadeli mevduatta hem faiz oranları düşüşe geçti hem de stopaj oranları artırıldı. Uzmanlara göre bu gelişmelerin yanı sıra Merkez Bankası’ndan beklenen faiz indirimi, mevduat kazançlarını daha da aşağı çekebilir. Uzman tahminleri ve güncel banka faizleri haberimizde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankada-parasi-olanlar-dikkat-stopaj-artisi-ve-faiz-dususu-mevduat-getirilerini-etkileyecek-guncel-banka-faizleri-552707">Bankada parası olanlar dikkat: Stopaj artışı ve faiz düşüşü mevduat getirilerini etkileyecek, güncel banka faizleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Faizlerin yükselmesiyle yatırımcıların yeniden yöneldiği vadeli mevduat hesaplarında dengeler değişmeye başladı. Son günlerde hem bankaların uyguladığı faiz oranlarında düşüş gözlemlenirken, hem de mevduat ve yatırım fonlarında stopaj oranlarının artırılmasıyla birlikte getirilerde düşüş yaşanıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Piyasada şu anda en yüksek mevduat faizi yüzde 53 seviyesinde. Ancak bankalar bu oranları kademeli şekilde aşağı çekmeye başladı. Bunun en büyük nedenlerinden biri, Merkez Bankası’nın aldığı yeni düzenlemeler ve faiz indirimi beklentisi olarak öne çıkıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeye göre, <strong>mevduat hesapları ve yatırım fonlarında stopaj oranlarında artışa gidildi.</strong> Buna göre, yatırım fonlarında stopaj yüzde 15’ten yüzde 17.5’e yükseltildi. Mevduatlarda ise 6 aya kadar vadeli hesaplarda stopaj oranı yüzde 15’ten yüzde 17.5’e, 1 yıla kadar vadeli hesaplarda ise yüzde 12’den yüzde 15’e çıkarıldı. 1 yıldan uzun vadeli mevduatlarda uygulanan yüzde 10’luk stopaj oranında ise bir değişiklik yapılmadı.</p>
</div>
<div>
<p><strong>1 milyon lira ana paraya 32 gün vadeyle verilen faizler (bazı bankalar ilk müşteriye yüksek faiz uygulayabiliyor) :</strong></p>
</div>
<div>
<div>
<div>Akbank &#8211; yüzde 50</div>
<div>Odeabank &#8211; yüzde 51</div>
<div>TEB &#8211; yüzde 49</div>
<div>ING Bank &#8211; yüzde 50</div>
<div>Anadolubank &#8211; yüzde 53</div>
<div>Alternatifbank &#8211; yüzde 52</div>
<div>Fibabanka &#8211; yüzde 51</div>
<div>QNB &#8211; yüzde 49,75</div>
<div>Türkiye Finans &#8211; yüzde 53</div>
<div>Denizbank &#8211; yüzde 50</div>
<div>Yapı Kredi &#8211; yüzde 49</div>
<div>Ziraat Bankası &#8211; yüzde 47,5</div>
<div>Garanti BBVA &#8211; yüzde 47</div>
<div>İş Bankası &#8211; yüzde 38</div>
<div>Vakıfbank &#8211; yüzde 48,5</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Öte yandan gözler 24 Temmuz’da yapılacak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu toplantısına çevrildi. Piyasada <strong>250-350 baz puanlık bir faiz indirimi</strong> beklentisi hakim.</p>
</div>
<div>
<p>Milliyet&#8217;e konuşan Göz Danışmanlık Kurucusu Hikmet Baydar, Merkez Bankası’nın dışında alınan bir kararın da mevduat faizlerini etkileyebileceğini belirtti:</p>
</div>
<div>
<div>
<div>“Mevduat bankalarının TL’ye geçiş oranı %60’tan %40’a indirildi. Katılım bankalarının TL’ye geçiş oranı %45’ten %25’e düşürüldü. Bu karar bankaların oranları tutturmak için yüksek faizle TL toplama ihtiyacını ortadan kaldırmış oluyor. Merkez Bankası’nın faiz kararının dışında alınan bu karar bile bankaların TL mevduata verdiği faizde daha rahat davranmalarına yol açacağı için mevduatta önemli bir faiz düşüşüne yol açabilir. Bankalar bu nedenle hızlı bir şekilde mevduat faizlerini aşağı çekebilirler.”</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Baydar ayrıca, stopaj artışının da net getiriyi düşüreceğine dikkat çekti:</p>
</div>
<div>
<div>
<div>“1 milyon TL’yi aylık mevduata bağlayan bir kişinin faiz gelirine uygulanacak stopaj nedeniyle ek stopaj kadar getiride azalma olacaktır. Daha önceki stopaja göre daha az net getiri alacak.”</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bankada-parasi-olanlar-dikkat-stopaj-artisi-ve-faiz-dususu-mevduat-getirilerini-etkileyecek-guncel-banka-faizleri-552707">Bankada parası olanlar dikkat: Stopaj artışı ve faiz düşüşü mevduat getirilerini etkileyecek, güncel banka faizleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş koruması önemli: Açık tenliler, sarışın ve kızıl saçlılar ve çilleri olanlar dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-korumasi-onemli-acik-tenliler-sarisin-ve-kizil-saclilar-ve-cilleri-olanlar-dikkat-552271</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 11:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çilleri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kızıl]]></category>
		<category><![CDATA[koruması]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[sarışın]]></category>
		<category><![CDATA[tenliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kontrollü ve bilinçli şekilde güneşten faydalanmanın cilt sağlığını korumada etkili olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları (Dermatoloji) Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazmi Geyik, “Doğru zamanlama, kısa süreli maruziyet ve cilt tipine uygun yaklaşım ile güneşten fayda sağlamak mümkündür” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-korumasi-onemli-acik-tenliler-sarisin-ve-kizil-saclilar-ve-cilleri-olanlar-dikkat-552271">Güneş koruması önemli: Açık tenliler, sarışın ve kızıl saçlılar ve çilleri olanlar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kontrollü ve bilinçli şekilde güneşten faydalanmanın cilt sağlığını korumada etkili olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları (Dermatoloji) Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazmi Geyik, “Doğru zamanlama, kısa süreli maruziyet ve cilt tipine uygun yaklaşım ile güneşten fayda sağlamak mümkündür” dedi. Açık tenli bireyler, sarışın ve kızıl saçlılar, çilleri olanlar ve cilt kanseri öyküsü olan kişilerin UV ışınlarına karşı daha hassas olduğunu, bu nedenle mutlaka düzenli korunma sağlanması gerektiğini vurgulayan Geyik, “Denge çok önemlidir çünkü fazla güneş maruziyeti cilt yaşlanmasına, lekelenmeye ve uzun vadede cilt kanserine neden olabilir. Güneş ışınlarının dik geldiği 10:00–16:00 saatleri arasında güneşlenmekten kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu. <br />Atlas Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları (Dermatoloji) Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazmi Geyik, güneş korumasının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />UV ışınlarının cilt üzerinde önemli etkileri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Güneş dünyaya enerji gönderen çok güçlü bir kaynaktır. Ancak bu enerjinin yalnızca yaklaşık üçte ikisi atmosferi geçip yeryüzüne ulaşabilir. Güneş ışığının sadece küçük bir kısmı, yaklaşık yüzde 5’i ultraviyole (UV) ışınlarından oluşur. Bu UV ışınları görünmezdir ama cilt üzerinde önemli etkiler yaratır. Güneş ışınlarının geri kalan büyük kısmı görünür ışık ve ısıdan oluşur. Görünür ışığın tamamı yeryüzüne ulaşabilirken, UV ışınlarının bazı türleri atmosferdeki ozon tabakası tarafından süzülür. Örneğin en zararlı olan UVC ışınları (çok kısa dalga boylu ışınlar), ozon tabakası tarafından tamamen engellenir yani yeryüzüne ulaşmaz. Bu nedenle insan cildi UVC’ye normal şartlarda maruz kalmaz” dedi.<br />D vitamini cam arkasından sentezlenmiyor<br />UV ışınlarının UVA, UVB ve UVC olmak üzere üçe ayrıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “UVA, dalga boyu en uzun olan gruptur ve cilde daha derinlemesine nüfuz eder. Uzun vadede cilt yaşlanmasına, lekelenmelere ve DNA hasarına neden olabilir. UVB, güneş yanıklarına yol açan esas ışındır. Aynı zamanda vücudun D vitamini üretmesinde rol oynar. Ancak UVB camdan geçemez; bu yüzden cam arkasında oturmakla D vitamini sentezlenmez. UVC ise en kısa dalga boyuna sahip olan ve hücreler üzerinde öldürücü etkisi olabilen ışın türüdür, fakat dediğimiz gibi ozon tabakası UVC’yi tamamen engellediği için doğrudan karşılaşmayız” diye konuştu.<br />UVB, güneş yanıklarına yol açıyor<br />Güneş ışığına maruz kalındığında ciltte bazı değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Bunlardan biri güneş yanığı, diğeri ise bronzlaşmadır. Güneş yanığı genellikle UVB ışınlarının etkisiyle olur ve maruziyetten yaklaşık 6–24 saat sonra ortaya çıkar. Bronzlaşma ise iki şekilde gelişir: Erken bronzlaşma daha çok UVA ışınlarına bağlıdır, ciltte kısa sürede renk koyulaşması olur. Gecikmiş bronzlaşma ise UVB etkisiyle gelişir ve melanin üretimi artar” dedi.<br />Güneşten kontrollü ve bilinçli şekilde yararlanmak önemli<br />Güneş ışınlarının cilt üzerinde bağışıklık sistemini baskılayıcı etkisi de olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Bu durum bazı cilt hastalıklarında (örneğin sedef) faydalı olabilirken, uzun süreli ve yoğun maruziyet cilt kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle güneşi tamamen zararlı ya da tamamen faydalı olarak değerlendirmek doğru değildir. Önemli olan ne zaman, ne kadar ve nasıl güneşe maruz kaldığımızdır. Kontrollü ve bilinçli şekilde güneşten faydalanmak cilt sağlığımızı korumak açısından büyük önem taşır” uyarısında bulundu. <br />Günde 10-15 dakika güneş banyosu yeterli<br />D vitaminin karşılanması için saatlerce güneşte kalmanın gerekmediğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Güneş ışığı vücudumuz için gereklidir çünkü ciltte D vitamini üretimini sağlar. D vitamini, kemik sağlığı, bağışıklık sistemi ve birçok metabolik süreç için önemlidir. Ancak bu faydayı elde etmek için güneşte saatlerce kalmak gerekmez. Açık tenli bireylerde, güneş koruyucu sürülmeden yalnızca kollar ve bacaklar açıkta olacak şekilde, sabah erken saatlerde veya akşamüstü geç saatlerde yaklaşık 10–15 dakika güneşlenmek genellikle yeterlidir. Bu kısa süre, vücudun ihtiyacı olan D vitamininin sentezi için çoğu zaman yeterli olur. Fazlası ise cilde zarar verebilir” dedi. <br />Güneşin fazlası cilde zarar veriyor <br />“Denge çok önemlidir çünkü fazla güneş maruziyeti cilt yaşlanmasına, lekelenmeye ve uzun vadede cilt kanserine neden olabilir” uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Özellikle çocukluk çağında sık güneş yanığı geçirenlerde ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riski artar. Ayrıca güneş, bazı cilt hastalıklarını da tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir. Örneğin lupus, rozasea (gül hastalığı), melazma (hamilelik maskesi) ve uçuk gibi hastalıklar güneşle kötüleşebilir. Dolayısıyla doğru zamanlama, kısa süreli maruziyet ve cilt tipine uygun yaklaşım ile güneşten fayda sağlamak mümkündür” şeklinde konuştu.<br />Kimler daha çok dikkat etmelidir? <br />Güneşin zararlı etkilerinden korunmada bazı grupların daha çok dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Geyik, “Açık tenli bireyler, sarışın ve kızıl saçlılar, çilleri olanlar ve cilt kanseri öyküsü olan kişiler UV ışınlarına karşı daha hassastır; bu nedenle mutlaka düzenli korunma sağlamalıdır. Çocuklar, özellikle 6 aydan küçük bebekler, ciltleri çok ince ve savunmasız olduğu için doğrudan güneşe çıkarılmamalıdır. Yaşlılar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, kanser tedavisi gören hastalar ve otoimmün hastalığı olanlar da güneşe karşı daha dikkatli olmalıdır” uyarısında bulundu.<br />Dr. Öğr. Üyesi Geyik, bunun yanı sıra güneş altında uzun saatler çalışmak zorunda kalan tarım işçileri, inşaat çalışanları, balıkçılar ve dış mekan sporcuları gibi meslek grupları için de düzenli ve etkili güneş korumasının hayati önem taşıdığını vurguladı. <br />Güneş yanıklarında neler yapılmalıdır? <br />Güneş yanığı oluşması halinde öncelikle güneşten uzak durulması ve cildin dinlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazmi Geyik, “Yanık oluşan bölge serin (ama buz gibi soğuk olmayan) suyla yıkanabilir veya nemli bir bezle hafifçe kompres yapılabilir. Cildi nemlendirmek için parfümsüz, alkol içermeyen, aloe vera veya panthenol gibi yatıştırıcı içeren kremler kullanılabilir. Ağrı varsa parasetamol gibi basit ağrı kesiciler alınabilir. Yanığın şiddetli olduğu, kabarcıklar geliştiği veya ateş, halsizlik eşlik ettiği durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” dedi.<br />Yanlış uygulamalardan kaçınılması gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Nazmi Geyik, “Güneş yanığı olan cilde diş macunu, yoğurt, sirke gibi ev yapımı ürünler sürmek yanlıştır ve tahrişi artırabilir. Buz direkt olarak cilde uygulanmamalıdır; bu, soğuk yanığına neden olabilir. Kabarcıklar patlatılmamalı, cilt soyulmamalıdır. Güneş yanığı sonrası tekrar güneşe çıkmak, ciltteki hasarı derinleştirir ve iyileşme sürecini uzatır” dedi.<br />Güneşlenirken bu noktalara dikkat!<br />Güneşlenirken dikkat edilmesi gerekenlere işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Geyik, tavsiyelerini şöyle sıraladı: <br />-Güneşlenme sırasında öncelikle saat seçimi çok önemlidir. Güneş ışınlarının dik geldiği 10:00–16:00 saatleri arasında güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Bu saatler arasında güneş ışınları dik açıyla geldiği için cilde daha fazla zarar verir. Ayrıca yaz aylarında, deniz kenarı, yüksek rakımlı bölgeler veya karla kaplı alanlar gibi UV ışınlarının yansımasının arttığı ortamlarda da korunmak şarttır.<br />-Güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce, geniş spektrumlu (UVA ve UVB’ye karşı koruyucu) ve en az SPF 30 içeren bir güneş koruyucu krem cilde bolca sürülmelidir. Bu koruyucu, her 2–3 saatte bir veya yüzme ve terleme sonrası mutlaka yeniden uygulanmalıdır. <br />-Ciltte aktif iltihap, yanık, taze bir lazer uygulaması ya da soyucu işlem yapılmışsa, cilt daha hassas olduğu için mutlaka güneşten korunmalıdır. Bunun dışında güneşle tetiklenebilen hastalıkları (örneğin lupus, melazma, rozasea gibi) olan bireyler de ciltte bozulmayı ve atakları önlemek adına her zaman korunmalıdır. <br />-Ayrıca şapka, güneş gözlüğü ve koruyucu giysilerle fiziksel koruma sağlanmalı; güneşte uzun süre hareketsiz kalmaktan kaçınılmalıdır. Vücudun susuz kalmaması için bol sıvı tüketmek de ihmal edilmemelidir. <br />-Güneş altında uzun süre kalmak, özellikle açık tenli bireylerde yanıklara ve lekelere neden olabilir. Bu nedenle güneşlenmenin kontrollü, bilinçli ve koruyucu önlemlerle yapılması gerekir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-korumasi-onemli-acik-tenliler-sarisin-ve-kizil-saclilar-ve-cilleri-olanlar-dikkat-552271">Güneş koruması önemli: Açık tenliler, sarışın ve kızıl saçlılar ve çilleri olanlar dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alonso’dan Arda Güler’e ve Bellingham’a uyarı: Gerilim dikkat çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alonsodan-arda-gulere-ve-bellinghama-uyari-gerilim-dikkat-cekti-552050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 04:57:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[alonsodan]]></category>
		<category><![CDATA[arda]]></category>
		<category><![CDATA[bellinghama]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[gülere]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=552050</guid>

					<description><![CDATA[<p>FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nda başarılı bir performans sergileyen Arda Güler ile Bellingham tartışması teknik direktör Xabi Alonso’nun radarına girdi. Alonso, her iki futbolcuyla da özel görüşmeler yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alonsodan-arda-gulere-ve-bellinghama-uyari-gerilim-dikkat-cekti-552050">Alonso’dan Arda Güler’e ve Bellingham’a uyarı: Gerilim dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>FIFA Kulüpler Dünya Kupası’nda yarı finale yükselen Real Madrid’de <strong>Arda Güler</strong> ile <strong>Jude Bellingham</strong> arasında yaşanan tartışma dikkat çekti. Juventus ile oynanan son maçta Arda’ya sahada tepki gösteren Bellingham’ın bu tavırları gündem oldu.</p>
</div>
<div>
<p>Çeyrek finalde Dortmund’u 3-2 mağlup eden Real Madrid’de Arda Güler, 2 asistlik performans sergileyerek maçın öne çıkan isimlerinden biri oldu. Gösterdiği performansla FIFA tarafından haftanın ilk 11’ine seçildi.</p>
</div>
<div>
<p>İspanyol basınına göre, teknik direktör <strong>Xabi Alonso</strong> bu gerginlik sonrası her iki oyuncuyla da birebir görüşme yaptı. Alonso’nun Bellingham’a, takım içi saygının önemini vurguladığı ve Real Madrid&#8217;in her şeyin üstünde olduğunu hatırlattığı belirtildi.</p>
</div>
<div>
<p>Alonso, Arda Güler’le de benzer bir görüşme gerçekleştirerek genç oyuncuya tavsiyelerde bulundu. İspanyol teknik adamın Arda’yı yakından takip ettiği ve gelişimi için büyük çaba harcadığı ifade edildi.</p>
</div>
<div>
<p>Xabi Alonso, Arda Güler için “<strong>Geliştirmesi gereken yönleri var ama bunu sahada oynayarak başaracak. Ona hep birlikte destek olmalıyız</strong>” açıklamasında bulundu. Arda ile Alonso’nun maç sonrası samimi anları, futbolcunun gelişim sürecinde önemli bir adım olarak değerlendirildi.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alonsodan-arda-gulere-ve-bellinghama-uyari-gerilim-dikkat-cekti-552050">Alonso’dan Arda Güler’e ve Bellingham’a uyarı: Gerilim dikkat çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz sağlığımız için 5 temel kurala dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagligimiz-icin-5-temel-kurala-dikkat-551437</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jul 2025 08:05:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kurala]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığımız]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz ayları havanın sıcak olması ve günlerin uzaması nedeniyle çoğumuzu mutlu ederken, bazı riskleri de beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagligimiz-icin-5-temel-kurala-dikkat-551437">Göz sağlığımız için 5 temel kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayları havanın sıcak olması ve günlerin uzaması nedeniyle çoğumuzu mutlu ederken, bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Öyle ki güneşin zararlı UV ışınları, havuz ve deniz suyu, artan toz ile polenler gibi etkenler nedeniyle sadece cildimizi değil, göz sağlığımızı da tehdit ediyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> yaz mevsiminde özellikle güneşin zararlı UV ışınları, kirli havuz ve deniz suyu nedeniyle gözlerimizde oluşan hastalıkların yaşam kalitemizi düşürmesinin yanı sıra tedavi edilmediklerinde kalıcı görme kaybına kadar ilerleyebildiği uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla, gözlerde   kızarıklık, bulanıklık, ağrı ve ışığa karşı hassasiyet gibi sorunlar geliştiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurmak büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong>   yaz aylarında göz sağlığını korumak için dikkat etmemiz gereken beş temel kuralı ise “Güneşe çıkarken mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü kullanmak, havuza ve denize kontakt lensle girmemek,  yüzme gözlüğü takmak,  elleri gözle temastan kaçınmak ve gözleri ovuşturmamak” olarak sıralıyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> yaz aylarında en yaygın görülen 6 göz hastalığını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>ENFEKSİYÖZ KONJONKTİVİT (GÖZ NEZLESİ)</strong></p>
<p>“Kırmızı göz hastalığı” olarak da bilinen konjonktivit, gözün dış zarının iltihaplanması olarak tanımlanıyor. Yaz aylarında genellikle enfeksiyon (virüs veya bakteri) kaynaklı oluyor. Kirli havuz ve deniz, ellerin gözle teması ve ortak havlu kullanımı, enfeksiyonun bulaşmasına yol açabiliyor.  Gözde kızarıklık, sulanma, çapaklanma, batma ve yanma hissi, tipik belirtilerini oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Erken dönemde başlanan tedavi hem bulaşmayı önler hem de semptomların kısa sürede hafiflemesini sağlar. Virüs kaynaklı konjonktivit genellikle destek tedavisiyle geçerken, bakteriyel konjonktivit ise antibiyotikli damlalarla tedavi edilir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p>• Kirli havuz ve denize girmeyin</p>
<p>• Havuzda yüzme gözlüğü kullanın</p>
<p>• Ellerinizi gözünüzle temas ettirmeyin</p>
<p>• Kişisel eşyalarınızı paylaşmayın</p>
<p><strong>ALERJİK KONJONKTİVİT</strong></p>
<p>Yaz aylarında yaygın görülen polen ve toz gibi alerjenlere karşı göz yüzeyinde oluşan reaksiyon alerjik konjonktivit olarak adlandırılıyor. Polen, dış ortam alerjenleri ve rüzgarla taşınan partiküller, yaz aylarında görülme sıklığı artan alerjik konjonktivite neden olabiliyor. Belirtileri arasında gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanmanın yanı sıra ışık hassasiyeti ve göz kapağı şişliği yer alıyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, gözümüzün saydam tabakasında, yani korneada incelmeye yol açabileceği için bu süreçte gözlerimizi ovuşturmaktan kaçınmamız gerektiği uyarısında bulunuyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız,<strong> </strong> erken tanı ve tedavinin bu dönemin daha konforlu geçmesini sağladığını belirterek, “Tedavide antihistaminik damlalar, soğuk kompres, gerektiğinde hekim önerisiyle kortizonlu damlalara başvurulur. Ancak tedavi sonlandığında alerjik konjonktivit tekrarlama eğilimi gösterebilir” bilgisini veriyor.  <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p>• Güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın</p>
<p>• Eve gelince yüzünüzü ve göz çevresini yıkayın</p>
<p>• Gözlük kullanarak polen temasını azaltın</p>
<p><strong>GÖZ KURULUĞU</strong></p>
<p>Göz kuruluğu, gözyaşının yetersiz olması veya kalitesinin bozulması sonucu oluşuyor. Sıcak hava ve buharlaşma, yaz aylarında görülme sıklığını artıyor.  Güneş ve rüzgara maruz kalma, klimalı ortamda bulunma, uzun saatler ekran karşısında çalışma ve yetersiz sıvı alma nedeniyle gelişiyor. Yanma, batma, bulanık görme, göze kum kaçmış hissi, tipik belirtilerini oluşturuyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,<strong> </strong>göz kuruluğunun tedavide geç kalındığında kornea hasarına ve enfeksiyonlara zemin hazırlayabileceğine işaret ederek, “Tedavide suni gözyaşı, nemlendirici damlalar ve çevresel önlemlere başvurulmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p>• Bol bol sıvı alın </p>
<p>• Ekran ve klima karşısında uzun süre kalmayın</p>
<p>• UV korumalı gözlük kullanın</p>
<p><strong>KORNEAL ENFEKSİYONLAR (MİKROBİK KERATİT)</strong></p>
<p>Kornea tabakasının mikrobik enfeksiyonu olarak bilinen mikrobik keratit, özellikle kontakt lens kullanan kişilerde sık görülüyor. Lensle denize/havuza girmek, hijyen eksikliği ve göze gelen travmalar sebebiyle gelişiyor. Gözde ağrı, kızarıklık, ışık hassasiyeti ve görme kaybı, sık görülen belirtilerinden. Geç kalındığında kornea ülseri ve kalıcı görme kaybına yol açabildiği için erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Antibiyotikli damlalar ve yoğun takip gerektirirken, ileri tablolarda ise cerrahi yönteme başvuruluyor. <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p>• Lensle havuza veya denize girmeyin</p>
<p>• Lens hijyenine dikkat edin</p>
<p>• Lens öncesinde ve sonrasında ellerinizi yıkayın</p>
<p><strong>SARI NOKTA HASTALIĞI (MAKULA DEJENERASYONU)</strong></p>
<p>Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, yıllar içinde, gözün keskin görmesini sağlayan sinir tabakasında oluşan hasar olarak tanımlanan sarı nokta hastalığının gelişme riskini artırıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,<strong> </strong>sarı nokta hastalığında<strong> </strong>ileri yaşlarda düz çizgilerde kırıklı görme ve ilerleyen aşamalarda merkezi görme kaybı oluşabildiği uyarısında bulunarak “Kuru tipinde özel vitamin takviyeleri ile ilerlemesi yavaşlatılır. Yaş tipinde ise göz içine yapılan anti-VEGF (Vasküler endotelyal büyüme faktörü) iğneleri ile anormal damar oluşumu durdurulur, görme kaybı yavaşlatılır. Hastalığın düzenli olarak takip edilmesi çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p>• UV filtreli güneş gözlüğü kullanın</p>
<p>• Güneşli saatlerde şapka takmayı ihmal etmeyin </p>
<p>• Kum ve deniz gibi yansıtıcı ortamlarda daha dikkatli olun</p>
<p><strong>KATARAKT</strong></p>
<p>Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, gözde doğal lensin saydamlığını kaybederek bulanıklaşması olarak tanımlanan katarakt  hastalığının gelişme riskini de artırıyor. Bulanık veya çift görme, ışığa karşı hassasiyet, gözlük numarasının sık sık değişmesi ve renklerin matlaşması, belirtileri arasında yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,<strong> </strong>kataraktın<strong> </strong>ciddi görme kaybına neden olduğu için erken dönemde tedavinin büyük bir önem taşıdığını vurgulayarak,  “Kataraktın tedavisinde tek etkili çözüm, cerrahi yöntemdir. Ameliyat sırasında, bulanıklaşmış olan lens çıkarılır ve yerine yapay bir lens yerleştirilir” diyor.  </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>UV filtreli güneş gözlüğü kullanın</li>
<li>Güneşli saatlerde şapka takmayı ihmal etmeyin</li>
<li>Yansıtıcı ortamlarda (kum, deniz) daha dikkatli olun</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagligimiz-icin-5-temel-kurala-dikkat-551437">Göz sağlığımız için 5 temel kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bursa’da Kavurucu Sıcaklara Dikkat! Valilik Uyardı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bursada-kavurucu-sicaklara-dikkat-valilik-uyardi-551136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 17:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bursada]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kavurucu]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklara]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[valilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bursa Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine dayanarak, 5 Temmuz 2025 Cumartesi gününden itibaren il genelinde hava sıcaklıklarının hissedilir derecede artacağını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bursada-kavurucu-sicaklara-dikkat-valilik-uyardi-551136">Bursa’da Kavurucu Sıcaklara Dikkat! Valilik Uyardı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklıkların mevsim normallerinin 6 ila 8 derece üzerine çıkması bekleniyor.Valilik tarafından yapılan sosyal medya paylaşımında, &ldquo;Yüksek sıcaklıklar nedeniyle kronik rahatsızlığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar başta olmak üzere vatandaşlarımızın günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında açık alanda bulunmamaları hususunda dikkatli ve tedbirli olmaları önem arz etmektedir&rdquo; denildi.</p>
<p>Uyarı, 5 Temmuz 2025 saat 10.00’dan 9 Temmuz 2025 saat 18.00’e kadar geçerli olacak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/bursada-kavurucu-sicaklara-dikkat-valilik-uyardi-0-h4dBJAcY.jpeg"></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bursada-kavurucu-sicaklara-dikkat-valilik-uyardi-551136">Bursa’da Kavurucu Sıcaklara Dikkat! Valilik Uyardı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKOM Uyarıyor: 5-9 Temmuz Arasına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akom-uyariyor-5-9-temmuz-arasina-dikkat-550962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 12:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akom]]></category>
		<category><![CDATA[arasına]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550962</guid>

					<description><![CDATA[<p>AKOM, İstanbulluları yeni bir sıcak hava dalgasına karşı uyardı. 5-9 Temmuz tarihleri arasına dikkat çekilen açıklamada; güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde başta yaşlılar, çocuklar, hamileler ile astım ve kalp yetmezliği gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerin doğrudan güneş altında kalmamaları gerektiği belirtildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akom-uyariyor-5-9-temmuz-arasina-dikkat-550962">AKOM Uyarıyor: 5-9 Temmuz Arasına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AKOM, İstanbulluları yeni bir sıcak hava dalgasına karşı uyardı. 5-9 Temmuz tarihleri arasına dikkat çekilen açıklamada; güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde başta yaşlılar, çocuklar, hamileler ile astım ve kalp yetmezliği gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerin doğrudan güneş altında kalmamaları gerektiği belirtildi.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet İşleri Dairesi Başkanlığı Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), İstanbulluları 5-9 Temmuz tarihleri arasında etkili olması beklenen sıcak hava dalgasına karşı uyardı.</p>
<p>Geçtiğimiz haftayı Poyraz rüzgarının da etkisiyle mevsim normallerinde geçiren İstanbul&#8217;da, 5 Temmuz itibarıyla sıcaklıkların yeniden artacağı belirtildi. Nem oranındaki yükseliş nedeniyle özellikle gece saatlerinde uyku konforunun azalabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p>Açıklamada, güneş ışınlarının dik geldiği 11.00 ile 16.00 saatleri arasının, güneş çarpması açısından en riskli zaman dilimi olduğu vurgulandı. Başta yaşlılar, çocuklar, hamileler ile astım ve kalp yetmezliği gibi kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerin doğrudan güneş altında kalmamaları gerektiği belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akom-uyariyor-5-9-temmuz-arasina-dikkat-550962">AKOM Uyarıyor: 5-9 Temmuz Arasına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 08:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisine]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kurala]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte çocuklar açık havada daha fazla zaman geçirirken, yoğun yayılım gösteren polenler alerjik sorunlara neden olabiliyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840">Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte çocuklar açık havada daha fazla zaman geçirirken, yoğun yayılım gösteren polenler alerjik sorunlara neden olabiliyor.  “Polen alerjisi” denildiğinde aklımıza bahar mevsimi gelse de aslında mayıs ve haziran aylarında çimen polenleri, ağustos ayından itibaren yabani ot polenleri yayılım gösteriyor ve çocuklarda şiddetli reaksiyonlara neden olabiliyor.  <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>halk arasında saman nezlesi olarak bilinen mevsimsel alerjik rinitin, tedavi edilmezse, çocukların okul ve sosyal yaşamlarında olumsuz etkilere yol açabileceğini belirterek, “Ancak, doğru   tanı, tedavi ve korunma önlemleriyle çocuklar tamamen normal bir yaşam sürebilirler. Tedaviden etkin sonuç alınması için ilaca uyum ve takibin düzenli yapılması ise şarttır” diyor. <strong>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı</strong> <strong> Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>çimen ve yabani ot poleni alerjisine karşı dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı ise   “Özellikle açık havada geçirilen zamanın ardından burun akıntısı oluyorsa hekime başvurmak, alerji takibini sadece mevsimsel değil, yıl boyu sürdürmek ve korunma önlemlerini ilaç tedavisiyle birlikte uygulamak” olarak sıralıyor. </p>
<p><strong>Belirtiler dakikalar içinde başlayabiliyor!</strong></p>
<p>Çimen ve yabani ot poleni alerjisinin en sık görülen belirtileri; burun akıntısı, burun kaşıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma oluyor.<strong> </strong>Bazı çocuklarda çimene temas sonrasında dakikalar içinde ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde ürtikeryel döküntüler (kurdeşen) veya bazı bitkilere temastan genellikle 12-24 saat sonra, ciltte şiddetli kaşıntılı kızarıklıklar, bazen içi su dolu kabarcıklar şeklinde kontakt dermatit (temas egzaması) gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Parkta oynadıktan sonra hapşırıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Yaz aylarında yaygın görülen polen alerjisini diğer alerjilerden ayırt etmek için ailelerin belirtilerin hangi mevsimde ve hangi ortamlarda arttığına dikkat etmeleri önem taşıyor. Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,<strong> </strong>“Parkta oynadıktan veya çim biçilen bir alanda vakit geçirdikten sonra çocuk hapşırıyorsa, gözleri kaşınıyor veya burnu tıkanıyorsa, nedeni çimen veya yabani ot poleni alerjisi olabilir” diyor. Çimen polenlerinin genellikle  ilkbahar sonu ve yaz başında, yabani ot polenlerinin ise yaz sonu ve sonbaharda arttığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Diğer mevsimlerde   bir sorunu olmayan çocukta, ilkbahar sonu ile sonbahara kadar olan bir dönemde yakınmalar gözleniyorsa, çimen veya yabani ot polen alerjileri kuvvetle muhtemeldir. Tanının netleşmesi için bir alerji uzmanı tarafından yapılan cilt testi ya da kan testleri yol göstericidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Polen alerjisine karşı 7 etkili önlem!</strong></p>
<p>Alerjik rinitin tedavisinde polenler ile temasın önlenmesi önemli bir yer tutuyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, çocuğunuzu çimen ve yabani otlardan korumanız için almanız gereken önlemleri 7 maddede şöyle özetliyor: </p>
<ul>
<li>Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.  </li>
<li>Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarıya çıkarmayın, mecbursanız uzun süre kalmayın. </li>
<li>Dış ortamdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.</li>
<li>Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanmayı alışkanlık edinin. </li>
<li>Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge tercih edin.</li>
<li>Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğunun en yüksek olduğu zamandır. Bu süre boyunca mümkünse dışarı çıkarmayın ve evin pencerelerini kapalı tuttuğunuzdan emin olun.</li>
<li>Çimenlere temas ettiğinde ciltte kaşıntı, kızarıklık ya da döküntü oluşuyorsa, parka, okul bahçesine veya ormanlık bir alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin. Çimenle temas etmemesine dikkat edin.</li>
</ul>
<p><strong>Kortizon içeren ilaçları kontrolsüz kullanmayın! </strong></p>
<p>Yabani ot ile çimen poleni alerjisinin kesin tedavisi olmasa da belirtilerin şiddeti azaltılabiliyor ve hastalığın tekrarlaması önlenebiliyor. Tedavisinde, antihistaminikler ve kortizon içeren burun spreylerine başvuruluyor. Uygun dozda ve düzenli kullanılan burun spreylerinin çocuğun büyümesi üzerinde olumsuz bir etki oluşturmadığını belirten Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bu ilaçların gereksiz ve kontrolsüz kullanımdan kaçınılmalıdır. Çünkü, kortizon içeren spreylerin kontrolsüz kullanımı burun mukozasında incelme ve kanama gibi lokal sorunlara, yüksek dozlarda uzun süreli kullanımı ise büyüme geriliği gibi sistemik yan etkilere yol açabilir. Ayrıca, alerjik rinitli çocuklarda sinüzit, adenoid hipertrofisi gibi farklı burun ve geniz hastalıkları da gelişebileceğinden, düzenli hekim takibi önemlidir. Alerji aşıları (alerjen immünoterapisi) alerjik rinit tedavisinde etkili ve kalıcı sonuçlar sağlayabilen bir tedavi şeklidir. Özellikle diğer tedavi yaklaşımlarıyla yeterli düzelme sağlanmayan çocuklarda düşünülmelidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840">Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Parmaksız Caddesi&#8217;ne Araç Park Eden Sürücüler Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mustafa-parmaksiz-caddesine-arac-park-eden-suruculer-dikkat-550788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 07:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[caddesine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[parmaksız]]></category>
		<category><![CDATA[sürücüler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevşehir Belediyesi yol söküm, altyapı, üstyapı ve içme suyu hat döşeme çalışmaları nedeniyle 2000 Evler Mahallesi Mustafa Parmaksız Caddesi’ne araç parkının yapılmaması konusunda uyarıda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mustafa-parmaksiz-caddesine-arac-park-eden-suruculer-dikkat-550788">Mustafa Parmaksız Caddesi&#8217;ne Araç Park Eden Sürücüler Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Nevşehir Belediyesi yol söküm, altyapı, üstyapı ve içme suyu hat döşeme çalışmaları nedeniyle 2000 Evler Mahallesi Mustafa Parmaksız Caddesi’ne araç parkının yapılmaması konusunda uyarıda bulundu.<br />Nevşehir Belediyesi’nin il genelinde başlattığı altyapı ve üstyapı çalışmaları kapsamında yapılacak işlemlerin aksaklığa uğramaması adına periyodik dönemlerde uyarılar yapılıyor. Kent genelinde çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdüren Nevşehir Belediyesi ekipleri, herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için 2000 Evler Mahallesi’nde gerçekleştirilecek çalışmalar hakkında araç sürücülerini uyardı. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>04 Temmuz 2025 Cuma günü saat 08.00’de 2000 Evler Mahallesi Mustafa Parmaksız Caddesi’nde yol söküm ve altyapı çalışması yapılacağından söz konusu alanın tamamına araç park edilmemesi ifade edildi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Nevşehir Belediyesi tarafından vatandaşların adı geçen mahalle ve sokakta yol üzerine araç park etmemesi bildirilirken verilecek rahatsızlıktan dolayı özür dileriz açıklaması yapıldı.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mustafa-parmaksiz-caddesine-arac-park-eden-suruculer-dikkat-550788">Mustafa Parmaksız Caddesi&#8217;ne Araç Park Eden Sürücüler Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuklu Belediyesi Yeşil Atölye Plastik Poşet Kullanımına Dikkat Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-yesil-atolye-plastik-poset-kullanimina-dikkat-cekti-550740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 14:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<category><![CDATA[poşet]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıfır atıkla ilgili çalışmalara “Yeşil Atölye” ile ayrı bir başlık açan Selçuklu Belediyesi burada örnek bir çevre çalışmasına daha imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-yesil-atolye-plastik-poset-kullanimina-dikkat-cekti-550740">Selçuklu Belediyesi Yeşil Atölye Plastik Poşet Kullanımına Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Sıfır atıkla ilgili çalışmalara “Yeşil Atölye” ile ayrı bir başlık açan Selçuklu Belediyesi burada örnek bir çevre çalışmasına daha imza attı. Bu kapsamda Selçuklu Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, ve  Selçuk Üniversitesi ile iş birliğinde  “Dünya Plastik Poşet Kullanmama Günü” sebebiyle kullanılmayan tişörtlerden çanta üretimi gerçekleştirildi.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yeşil Atölye’de düzenlenen etkinliğe Diyanet Konya Genç Ofis Yaz Akademisi öğrencileri de katıldı. Etkinlikte kullanılmayan eski tişörtlerden birbirinden renkli onlarca bez çanta üretildi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Başkan Pekyatırmacı: “ Çevre hassasiyetimizi gündemde tutmaya devam ediyoruz.”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Selçuklu’da çevre refleksinin artması adına etkinlikler düzenlemeye devam ettiklerinin altını çizen  Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı; “Selçuklu Belediyesi olarak çevre ve çevre duyarlılığı konusuna büyük önem veriyoruz. Çünkü gelecek nesillere daha yaşanabilir ve temiz bir çevre bırakmak bizim borcumuz. Bu çerçevede İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğümüz aracılığıyla çevre adına yürüttüğümüz çalışmalarla bu gündemi sıcak tutuyoruz. Çalışmalarımızın toplumda daha fazla karşılık bulması adına tüm kurumlarımızla da dirsek temasındayız. Bu çerçevede Selçuk Üniversitesi ile iş birliğinde  Yeşil Atölyemizde Dünya Plastik Poşet Kullanmama Günü’nde örnek bir çevre duyarlılığı etkinliği gerçekleştirdik. öğrencilerimizle birlikte düzenlediğimiz bu örnek farkındalık çalışmasında kullanılmayan giysilerden bez torba üretimi yaparak plastik poşet kullanımının çevreye verdiği zararlara dikkat çekildi. Toplumumuzda çevreyi koruma konusunda farkındalık oluşturacak, bilinç kazandıracak farklı çalışmalara devam edeceğiz. Hemşehrilerimizin plastik poşet kullanımını en aza düşürerek bu noktada çevre temizliği adına sorumluluk almasını temenni ediyorum. Çevre ile ilgili Bu çağrımızın hemşehrilerimizden karşılık bulması bizleri mutlu ediyor. Bu vesile ile etkinliği gerçekleştiren çevre gönüllülerimize teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Düzenlenen atölye çalışması  günün anısına çekilen fotoğrafla son buldu.  </span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selcuklu-belediyesi-yesil-atolye-plastik-poset-kullanimina-dikkat-cekti-550740">Selçuklu Belediyesi Yeşil Atölye Plastik Poşet Kullanımına Dikkat Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 05:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[illerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetli]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey]]></category>
		<category><![CDATA[meteoroloji]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağanak]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yağışa]]></category>
		<category><![CDATA[yangını]]></category>
		<category><![CDATA[yükseltiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meteoroloji'nin 3 Temmuz Perşembe hava durumu tahminlerine göre, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan’da yerel kuvvetli sağanak bekleniyor. Marmara’nın güneyi, Ege kıyıları ve İç Anadolu başta olmak üzere birçok bölgede rüzgar 60 km/saat hızla esecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339">Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü&#8217;nün 3 Temmuz Perşembe günü hava durumuna göre Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu&#8217;nun kuzeydoğusu ile Bartın, Karabük, Kastamonu, Sinop ve Tokat çevrelerinin <strong>yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı,</strong> diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan çevrelerinde <strong>yerel kuvvetli </strong>olması bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p>Hava sıcaklığının kuzey ve iç kesimlerde mevsim normallerinin <strong>1-3 derece altında</strong>, yurdun batı ve güney kıyılarında normallerinin 1-3 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Kuvvetli rüzgar orman yangınları riskini artırıyor</b></p>
</div>
<div>
<p>Rüzgarın, Marmara’nın güneyi, Ege kıyıları, İç Anadolu ve Doğu Akdeniz&#8217;in doğusu ile Doğu Anadolu’nun batısında <strong>kuvvetli (40-60 km/saat) eseceği</strong> tahmin edildiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.</p>
</div>
<div>
<p><b>Ani su baskınlarına dikkat</b></p>
</div>
<div>
<p>Sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışların, <strong>Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan </strong>çevrelerde yerel kuvvetli olması beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.</p>
</div>
<div>
<p><b>MARMARA</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>BALIKESİR</strong> 31°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>EDİRNE</strong> 35°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>İSTANBUL</strong> 29°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>KIRKLARELİ</strong> 31°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin güneyinde kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>EGE</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>AFYONKARAHİSAR</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>DENİZLİ</strong> 35°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>İZMİR</strong> 35°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>MANİSA</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık, zamanla kuzeydoğusunun parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>AKDENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ADANA</strong> 37°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>ANTALYA</strong> 40°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>HATAY</strong> 33°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>ISPARTA</strong> 29°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin doğusunda kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>İÇ ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ANKARA</strong> 25°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>ESKİŞEHİR</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>KONYA</strong> 26°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>NEVŞEHİR</strong> 23°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, bölgenin doğusunda kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>BATI KARADENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>BOLU</strong> 24°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>DÜZCE</strong> 29°C – Parçalı ve az bulutlu<br /><strong>SİNOP</strong> 28°C – Parçalı bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>ZONGULDAK</strong> 25°C – Parçalı ve az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı bulutlu, Bartın, Karabük, Kastamonu ve Sinop çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>ORTA ve DOĞU KARADENİZ</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>AMASYA</strong> 25°C – Parçalı ve çok bulutlu<br /><strong>RİZE</strong> 22°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.<br /><strong>SAMSUN</strong> 25°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.<br /><strong>TRABZON</strong> 22°C – Parçalı çok bulutlu, sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı. Yağışların yerel kuvvetli olması bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı, yer yer çok bulutlu, Orta Karadeniz kıyıları, Doğu Karadeniz ile Tokat çevrelerinin aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>DOĞU ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>ERZURUM</strong> 18°C – Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>KARS</strong> 18°C – Parçalı, yer yer çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı<br /><strong>MALATYA</strong> 27°C – Az bulutlu<br /><strong>VAN</strong> 25°C – Az bulutlu</p>
</div>
<div>
<p>Parçalı bulutlu, bölgenin kuzeydoğusunun aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Ardahan çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın, bölgenin batısında kuzey ve kuzeybatı yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi bekleniyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>GÜNEYDOĞU ANADOLU</b></p>
</div>
<div>
<p><strong>DİYARBAKIR</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>GAZİANTEP</strong> 32°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>MARDİN</strong> 32°C – Az bulutlu ve açık<br /><strong>SİİRT</strong> 34°C – Az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p>Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meteoroloji-uyardi-kuzey-illerinde-saganak-yagisa-dikkat-kuvvetli-ruzgarlar-orman-yangini-riskini-yukseltiyor-550339">Meteoroloji uyardı: Kuzey illerinde sağanak yağışa dikkat, kuvvetli rüzgarlar orman yangını riskini yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gitgide daha unutkan oluyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gitgide-daha-unutkan-oluyorsaniz-dikkat-549755</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 08:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gitgide]]></category>
		<category><![CDATA[oluyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[unutkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549755</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, unutkanlığın psikolojik ve nörolojik nedenleri, ayırıcı tanı süreci ve uygun müdahale yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gitgide-daha-unutkan-oluyorsaniz-dikkat-549755">Gitgide daha unutkan oluyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, unutkanlığın psikolojik ve nörolojik nedenleri, ayırıcı tanı süreci ve uygun müdahale yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Unutkanlık her zaman masum olmayabilir!</strong></p>
<p>Unutkanlığın beynin bilgiyle baş etme mekanizmalarının doğal bir parçası olduğunu dile getiren Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “Her insan zaman zaman kelime bulmada zorluk, isimleri karıştırma ya da anahtarını nereye koyduğunu hatırlayamama gibi küçük unutkanlıklar yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür unutkanlıkların, dikkatin dağılması, stres, uykusuzluk gibi günlük yaşam faktörlerine bağlı olarak geliştiğinde çoğu zaman klinik bir anlam taşımadığını aktaran Türkkol, “Ancak unutkanlık, kişinin günlük yaşam işlevselliğini belirgin şekilde etkiliyorsa, giderek artıyorsa ve dil, karar verme, planlama gibi başka bilişsel alanlarla birlikte bozuluyorsa bu durumda daha dikkatli olunmalı. Klinik açıdan sınır, unutkanlığın işlev kaybı yaratıp yaratmadığı, kişinin yaşam kalitesini ne düzeyde etkilediğiyle belirlenir. Örneğin, bir doktorun hasta dosyalarını sürekli karıştırması ya da bir ebeveynin çocuğunu okuldan almayı unutması, değerlendirilmesi gereken bir işlevsellik kaybıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Nörolojik nedenli unutkanlık kalıcı ve ilerleyici bir bozukluk olabiliyor!</strong></p>
<p>Unutkanlığa neden olan psikolojik faktörler arasında en sık karşılaşılanların kronik stres, anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve uyku bozuklukları olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “Özellikle depresyonda görülen ‘psödodemans’ durumu, kişinin belleğiyle ilgili yoğun şikâyetlerde bulunmasına rağmen nörolojik testlerde belirgin bir bozukluğun saptanamamasıyla karakterizedir. Bu bireylerde esas problem belleğe bilgi kodlama ya da hatırlamada dikkatin dağılmasıdır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik unutkanlığın ise beyindeki yapısal değişimlerden, nörotransmitter dengesizliklerinden veya sinaptik bozulmalardan kaynaklandığını ifade eden Türkkol, “Örneğin Alzheimer gibi demans türlerinde unutkanlık, özellikle yakın bellek kaybı şeklinde belirginleşir ve ilerleyici bir seyir gösterir. Psikolojik unutkanlık genellikle geçici ve geri döndürülebilirken, nörolojik nedenli unutkanlık çoğunlukla kalıcı ve ilerleyici bir bozukluk tablosu sergiler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Unutkanlığın nedeni bazı testlerle belirlenebilir!</strong></p>
<p>Unutkanlık şikâyetiyle uzmana başvuran bireylerde psikolojik nedenleri ayırt edebilmek için multidisipliner bir değerlendirme süreci gerekli olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “İlk adımda, kişinin yaşadığı unutkanlığın tipi, süresi ve günlük yaşam üzerindeki etkileri detaylı bir öykü ile ortaya konur. Bununla birlikte eşlik eden depresif ruh hâli, yoğun kaygı, travmatik yaşantılar gibi duygusal durumlar ayrıntılı biçimde sorgulanır.” dedi.</p>
<p>Klinik psikolojik değerlendirme kapsamında sıklıkla depresyon ve anksiyete düzeylerini ölçen Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği gibi envanterler uygulanarak bireyin ruhsal durum profilinin oluşturulduğunu söyleyen Türkkol, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu psikometrik değerlendirmelerin ardından, nöropsikolojik test bataryalarıyla bireyin dikkat, bellek, yürütücü işlevler gibi temel bilişsel alanlardaki performansı objektif olarak ölçülür. Kognitif testlerde psikojenik unutkanlık yaşayan bireyler genellikle ilk öğrenme aşamasında zorluk yaşasalar da tekrarlarda performanslarını artırabilirler. Bu durum, belleğin kayıt (kodlama) değil, bilgiyi hatırlayıp geri getirme (retrieval) aşamasında bir zayıflık olduğunu düşündürebilir. Ancak bu tür performans değişimleri bazı demans türlerinin erken evresinde de görülebileceği için dikkatli olunmalı.”</p>
<p><strong>Hasta öyküsü ve nörolojik muayene doğru tanı ve uygun tedavi için önemli! </strong></p>
<p>Klinik değerlendirmenin yalnızca test sonuçlarına değil, aynı zamanda ayrıntılı öyküye dayanarak yürütülmesi gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “Unutkanlık ne kadar süredir devam ediyor? Giderek artıyor mu? Bu sürece eşlik eden davranışsal, duygusal ya da kişilik değişiklikleri var mı? Tüm bu sorulara verilecek yanıtlar, ayırıcı tanı açısından büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Aynı zamanda bireyin kranial MR bulguları, EEG sonuçları ve nörolojik muayene verileri gibi nörolojik değerlendirme sonuçlarının klinik tabloyu tamamlayıcı bilgiler sunduğunu sözlerine ekleyen Türkkol, tüm bu verilerin bütüncül biçimde değerlendirildiğinde, bireyin unutkanlık yakınmalarına yönelik doğru ya da olası tanılar konabileceğini ve uygun tedavi sürecinin planlanabileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Terapi süreci, kişinin özgüvenini yeniden inşa etmeye ve zihinsel esnekliğini artırmaya odaklanmalı!</strong></p>
<p>Psikolojik nedenli unutkanlıkta en etkili müdahalenin, kişinin duygusal ve bilişsel süreçlerine bütüncül yaklaşan terapötik yöntemlerle sağlandığını ifade eden Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), özellikle depresyon ve anksiyete bozukluklarında unutkanlığa neden olan otomatik düşünce kalıplarını dönüştürmede oldukça etkilidir.” dedi.</p>
<p>Mindfulness Temelli Stres Azaltma (MBSR) programlarının da dikkati ‘şimdi ve burada’ tutma becerisi geliştirerek belleğe bilgi kodlama sürecini güçlendirdiğine işaret eden Türkkol, “Bazı vakalarda duygu düzenleme temelli terapiler, özellikle geçmiş travmalarla ilişkili unutkanlık yaşayan bireylerde fayda sağlar. Günlük planlama, hatırlatma sistemleri, görev bölme gibi bilişsel rehabilitasyon teknikleri de destekleyici olarak kullanılır. Eğer eşlik eden ciddi depresyon veya anksiyete varsa, farmakolojik destek de gündeme gelebilir. En önemlisi, terapi süreci kişinin özgüvenini yeniden inşa etmeye ve zihinsel esnekliğini artırmaya odaklanmalıdır.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik unutkanlık nörolojik hastalıkların maskelenmesine yol açabilir!</strong></p>
<p>Psikolojik kökenli unutkanlığın, özellikle işlevsellikte belirgin bozulma yaratmadan uzun süre devam etmesi halinde birey tarafından hafife alınabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Nöropsikolog Merve Türkkol, “Bu durum kişinin sosyal, mesleki ve akademik yaşamında performans düşüklüğüne yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca unutkanlık şikâyeti bulunan bireyde altta yatan depresyon ya da anksiyete gibi bozuklukların zamanla kronikleşebileceğini kaydeden Türkkol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hatta panik bozukluk veya yaygın anksiyete bozukluğu gibi daha komplike tablolara dönüşebilir. Psikolojik unutkanlık nörolojik hastalıkların maskelenmesine de yol açabilir. Örneğin demansın erken evresi, stres kaynaklı unutkanlık sanılarak gözden kaçırılabilir. Bu yüzden unutkanlık şikâyeti, ne kadar önemsiz görünürse görünsün ciddiyetle ele alınmalı, sistematik değerlendirme yapılmalı ve uygun bir müdahale planı oluşturulmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gitgide-daha-unutkan-oluyorsaniz-dikkat-549755">Gitgide daha unutkan oluyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Yarışmasına Başvurular 11 Temmuz&#8217;a Kadar Uzatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-yarismasina-basvurular-11-temmuza-kadar-uzatildi-549583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 14:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afiş]]></category>
		<category><![CDATA[başvurular]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabilir]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[kadar]]></category>
		<category><![CDATA[temmuza]]></category>
		<category><![CDATA[uzatıldı]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549583</guid>

					<description><![CDATA[<p>ODAŞ, üniversite öğrencilerine içlerindeki yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarmak, hayal güçlerini harekete geçirmek ve farklı disiplinlerdeki yeteneklerini geliştirmeleri için ilham verici bir zemin sunmak üzere hayata geçirdiği yeni dijital platformu odaspeople.com aracılığıyla düzenlediği “Dikkat: Fikir Çıkabilir!” Afiş Tasarım Yarışması’nın başvuru süresi uzatıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-yarismasina-basvurular-11-temmuza-kadar-uzatildi-549583">&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Yarışmasına Başvurular 11 Temmuz&#8217;a Kadar Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ODAŞ, üniversite öğrencilerine içlerindeki yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarmak, hayal güçlerini harekete geçirmek ve farklı disiplinlerdeki yeteneklerini geliştirmeleri için ilham verici bir zemin sunmak üzere hayata geçirdiği yeni dijital platformu odaspeople.com aracılığıyla düzenlediği “Dikkat: Fikir Çıkabilir!” Afiş Tasarım Yarışması’nın başvuru süresi uzatıldı. Gençlerin ilgisini kısa sürede üzerine çeken yarışmanın son başvuru tarihi 11 Temmuz 2025 oldu. Yarışmanın jüri değerlendirme toplantısı 16 Temmuz’da gerçekleşecek ve sonuçlar ise 25 Temmuz 2025’te odaspeople.com ve platformun sosyal medya hesapları üzerinden duyurulacak.  “İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG)” temalı yarışma, gençlerin özgün bakış açılarıyla güvenli çalışma kültürüne katkı sunmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Birinciye 100 bin TL ödül verilecek</strong></p>
<p>Toplamda 220.000 TL ödülün verileceği yarışmada birinciye 100.000 TL, ikinciye 60.000 TL, üçüncüye 30.000 TL ve jüri özel ödülünün sahibine ise 20.000 TL takdim edilecek. Projeler, alanında deneyimli isimlerden oluşan seçici kurul tarafından değerlendirilecek. Proje danışmanlığını ve kurulun başkanlığını Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Dr. Yaşar Şekerci üstlenirken, jüri üyeleri arasında Clutch Kreatif Head temsilcisi Cemil Ada, ODAŞ İş Sağlığı ve Güvenliği Yöneticisi Sefa Gül, ODAŞ Kurumsal İletişim Yöneticisi Yasemin Aydınlar ve ODAŞ Kıdemli Kurumsal İletişim Uzmanı Ela Nur Şakir yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-fikir-cikabilir-afis-yarismasina-basvurular-11-temmuza-kadar-uzatildi-549583">&#8220;Dikkat: Fikir Çıkabilir!&#8221; Afiş Yarışmasına Başvurular 11 Temmuz&#8217;a Kadar Uzatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da iklim krizine sanatla ve bilimle dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-iklim-krizine-sanatla-ve-bilimle-dikkat-cekildi-549339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimle]]></category>
		<category><![CDATA[bornovada]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[krizine]]></category>
		<category><![CDATA[sanatla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Küçük Kalpler Doğaya İzler” etkinliğinde çocukların çevre temalı resimleri sergilendi, ardından iklim krizi ve atık yönetimi üzerine uzman sunumları ve atölyeler gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-iklim-krizine-sanatla-ve-bilimle-dikkat-cekildi-549339">Bornova&#8217;da iklim krizine sanatla ve bilimle dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “Küçük Kalpler Doğaya İzler” etkinliğinde çocukların çevre temalı resimleri sergilendi, ardından iklim krizi ve atık yönetimi üzerine uzman sunumları ve atölyeler gerçekleştirildi. CHP İzmir Kadın Kolları’nın organize ettiği etkinlikte iklim değişikliğine karşı toplumsal bilinç ve ortak mücadele vurgusu öne çıktı.</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Kadın Kolları Çevre, Doğa ve Hayvan Hakları Komisyonu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında, Bornova Belediyesi ev sahipliğinde “Küçük Kalpler Doğaya İzler” adlı resim sergisi ve söyleşi etkinliği düzenledi. Dramalılar Köşkü&#8217;nde gerçekleşen etkinlikte çocukların doğa ve çevreye dair duyarlılıklarını yansıttıkları resimlerin ardından, iklim krizi ve atık yönetimi konularında uzman sunumları yapıldı.</p>
<p><b>“Geleceği birlikte korumalıyız”</b></p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkanı Zahide Kurun, çevrenin yalnızca insanların değil tüm canlıların ortak yaşam alanı olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p> “Ortak yaşam alanımızda sadece biz insanlar değil, bizlerle birlikte milyonlarca canlı yaşıyor. Gördüğümüz ya da göremediğimiz canlılara ev sahipliği yapan çevreyi korumak, kollamak ve bugünden aldığımız mirası yarınlara hakkıyla teslim etmek hepimizin başlıca görevlerinden biri.”</p>
<p><b>“İklim değişikliği artık kriz boyutunda”</b></p>
<p>Aynı zamanda ilgili komisyonun üyesi olan Bornova Belediye Başkan Yardımcısı Duygu Bölük ise iklim değişikliğinin geldiği noktayı “kriz” olarak tanımlayarak, “İklim değişikliği artık iklim krizi haline dönüşmüştür. Bu yüzden bizler de hem belediye olarak hem Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hem de bu alanda çalışan STK’lar ve akademisyenlerle birlikte, geleceğimizi tehdit eden bu konuyu hep birlikte ele alalım istedik.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sorun bugünün, çözüm hepimizin”</b></p>
<p>CHP İzmir İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı İsmigül Eroğlu, etkinliğin amacını;  “İklim değişikliği artık sadece geleceğin değil, bugünün de sorunudur. Her birey, her kurum, her ülke birlikte hareket etmek zorunda. Bugün burada, büyüyen bu soruna dikkat çekmek için bir aradayız.” sözleriyle özetledi.</p>
<p><b>Bilimsel katkılar, somut çözümler</b></p>
<p>Komisyon Başkanı Nur Çetiner, programın içeriğine dair bilgi verip, “Bugün alanında uzman hocalarımızla birlikte iklim değişikliği, atık yönetimi, organik atıkların geri kazanımı ve karbon ayak izi ölçümü gibi çevremizi ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren konularda bilgi sahibi olacağız.” diye konuştu.</p>
<p>Serginin ardından gerçekleşen söyleşide Zeytice Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nden Doç. Dr. Meneviş Uzbay Pirili, karbon ayak izi ölçümü gerçekleştirirken, İZYAŞAM Kadın Kooperatifi Başkanı Nevin Bağdatlı da organik atıkların geri dönüşümü hakkında sunum yaptı. Ayrıca bokashi kovası ve tamburla kompost üretimi atölyesi düzenlendi. Katılımcılara su tasarrufu sağlayan perlatörler dağıtılarak günlük yaşamda uygulanabilir çözümler sunuldu.</p>
<p><b> </b></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-iklim-krizine-sanatla-ve-bilimle-dikkat-cekildi-549339">Bornova&#8217;da iklim krizine sanatla ve bilimle dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrar Kaçırmanın 5 Nedenine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmanin-5-nedenine-dikkat-548950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 15:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmanın]]></category>
		<category><![CDATA[nedenine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548950</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar yapma fonksiyonu, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir vücut işlevidir. Mesane disfonksiyonu ise kişinin idrarını tutma ve boşaltma kontrolünü kaybetmesiyle ortaya çıkan ve toplumda sanılandan daha sık görülen bir sağlık sorunudur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmanin-5-nedenine-dikkat-548950">İdrar Kaçırmanın 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yapma fonksiyonu, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir vücut işlevidir. Mesane disfonksiyonu ise kişinin idrarını tutma ve boşaltma kontrolünü kaybetmesiyle ortaya çıkan ve toplumda sanılandan daha sık görülen bir sağlık sorunudur. Çoğu zaman ihmal edilen bu rahatsızlık, kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde kısıtlayabilir.   Bahçelievler Memorial Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serdar Aykan, mesane disfonksiyonu ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mesane sağlığı yaşam kalitesini belirliyor</strong></p>
<p>Sağlıklı bir mesane, yaklaşık yarım litre idrarı rahatlıkla depolayabilmektedir. Ancak bazı kişilerde bu denge bozulmakta ve mesane, normal kapasitesini kaybederek ya idrarı tutmakta ya da boşaltmakta zorlanmaktadır. Bu durum, mesanenin kas veya sinir yapısında meydana gelen hasarlar nedeniyle oluşabilmektedir. Sık sık tuvalete gitme, aniden idrar kaçırma ya da idrar yaparken zorlanma gibi problemler yaşanmaya başlamaktadır.</p>
<p><strong>Belirtiler kişiye göre değişkenlik gösterebilir</strong></p>
<p>Mesane disfonksiyonunun en sık görülen belirtileri; günde 8-10 kereden fazla idrara çıkma, ani hareketle ya da öksürme sırasında idrar kaçırma ve idrar yapmada zorlanma olmaktadır. Kişi, idrarının geldiğini hissetmesine rağmen yapamamakta, uzun süre bekledikten sonra sızma şeklinde idrar gelebilmektedir.</p>
<ul>
<li>Sık idrara çıkma: Günde 8-10 kezden fazla tuvalete gitme ihtiyacı. Çoğu zaman idrar cılız ve düşük basınçlıdır.</li>
<li>İdrar kaçırma: Özellikle ani hareketlerde, hapşırma, öksürme ya da bir uyarana bağlı olmaksızın ortaya çıkabilir.</li>
<li>İdrar yapmada zorluk: Kişi tuvalete gitmesine rağmen idrarını yapamaz, bir süre bekledikten sonra sızma şeklinde idrar gelebilir.</li>
</ul>
<p>Bu rahatsızlığa neden olabilecek birçok faktör vardır. Tanı konulabilmesi için yalnızca basit testler değil, detaylı bir değerlendirme ve inceleme gerekebilir. Mesane disfonksiyonuna yol açabilen başlıca etkenler:</p>
<ol>
<li>Tekrarlayan mesane enfeksiyonları: Sık geçirilen idrar yolu enfeksiyonları mesanenin işlevini bozabilir.</li>
<li>Mesane kapasitesinde azalma: Mesanenin küçülmesi, idrar tutma kapasitesini düşürür.</li>
<li>İlerleyen yaş: Yaşla birlikte mesane kaslarında zayıflama ve kapasite kaybı olabilir. Kadınlarda menopoz sonrası östrojen azalmasıyla bu durum sık görülür.</li>
<li>Stres: Psikolojik faktörler de mesane kaslarının kontrolünü olumsuz etkileyebilir.</li>
<li>Sinir sistemi hastalıkları: Parkinson, Multipl Skleroz (MS) gibi sinir sistemini etkileyen hastalıklar, mesanenin çalışmasını bozabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Doğru tedavi ile konforlu bir yaşam mümkün</strong></p>
<p>Mesane kaslarını kontrol altına almak ve idrar akışını düzenlemek amacıyla ağızdan alınan ilaçlar kullanılabilmektedir. Pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik fizik tedavi egzersizleri planlanabilmektedir. Mesane içine botulinum toksini (botoks) enjeksiyonu yapılarak aşırı kasılmalar kontrol altına alınabilir. Elektriksel uyarılarla mesane sinirlerinin çalışması düzenlenebilir. Çok ileri vakalarda ise bağırsaktan alınan dokuyla yapay mesane oluşturulması gibi cerrahi yöntemlere başvurulabilir.</p>
<ul>
<li>İlaç tedavisi: Mesane kaslarını gevşetip, idrar akışını düzenleyen ilaçlar kullanılabilir.</li>
<li>Pelvik taban egzersizleri: Mesane ve çevresindeki kasların güçlendirilmesi için fizik tedavi yöntemleri uygulanabilir.</li>
<li>Botulinum toksini enjeksiyonu: Mesane içine botoks uygulanarak aşırı kasılmalar kontrol altına alınabilir.</li>
<li>Mesane pili (nöromodülasyon): Mesane sinirlerine elektriksel uyarılar verilerek mesanenin düzenli çalışması sağlanabilir.</li>
<li>Cerrahi tedavi: Çok ileri olgularda bağırsaktan alınan doku ile yeni mesane yapılması (neobladder) gibi cerrahi yöntemlere başvurulabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis böbrek sağlığı için de önemli</strong></p>
<p>Mesane disfonksiyonu, yaşam kalitesini bozduğu gibi, tedavi edilmediğinde böbrek sağlığını da tehdit edebilir. Bu nedenle şikayetlerin başlaması halinde vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurmak büyük önem taşır. Özellikle 45 yaş üstü bireylerde düzenli mesane ve böbrek sağlığı kontrolü önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrar-kacirmanin-5-nedenine-dikkat-548950">İdrar Kaçırmanın 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz sıcaklarında beslenmenizde bunlara dikkat edin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-beslenmenizde-bunlara-dikkat-edin-547422</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 15:16:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmenizde]]></category>
		<category><![CDATA[bunlara]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edin]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklarında]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547422</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında sağlıklı beslenme ve yeterli sıvı alımı için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-beslenmenizde-bunlara-dikkat-edin-547422">Yaz sıcaklarında beslenmenizde bunlara dikkat edin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında sağlıklı beslenme ve yeterli sıvı alımı için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kafeinli içecekler su ihtiyacını karşılamaz!</strong></p>
<p>Hava sıcaklıklarının artmaya başlamasıyla özellikle vücudun ter ve vücut sıvıları ile kaybettiği sıvının geri koyulması gerektiğini dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Yani su içmek elzemdir. Eğer sade su içmeyi sevmiyorsanız, içine meyve dilimleri ekleyerek tadını biraz daha aromalı hale getirebilir, antioksidan alımınızı arttırabilirsiniz.” dedi.</p>
<p>Soğuk kahveler ve soğuk çaylar gibi içeceklerin su ihtiyacını istenilen düzeyde karşılamayacağına vurgu yapan Yiğit, “Çay, kahve gibi kafeinli içecek tüketimini günlük olarak TÜBER’de (Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi) belirtildiği gibi 800 ml ile sınırlandırmanız uygun olacaktır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Tuz tüketimi sınırlandırılmalı! </strong></p>
<p>Kabak, salatalık, yeşil biber, semizotu gibi su içeriği yüksek olan sebzelere beslenmede daha sık yer verilmesi gerektiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Su içeriği yüksek olan ve A, C, E gibi antioksidan vitaminleri bolca içeren  karpuz, kavun, üzüm, şeftali gibi meyveleri de öğünlerinize ekleyin. Ancak bu meyvelerin şeker oranı da yüksek olduğu için tüketim miktarına dikkat edilmeli.” dedi. </p>
<p>Susuzluk hissinin artmaması ve vücudun ödem tutmaması için tuz kullanımının da sınırlandırılması gerektiğine dikkat çeken Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Özellikle ev dışında yani restoranlarda yenilen yemeklerin tuz içeriği ve yağ içeriği evde yapılanlara göre daha yüksek olabiliyor. Bu nedenle en azından hazır soslar, mayonezli ve kremalı besinleri sınırlandırmakta fayda var.”</p>
<p><strong>Dondurma ve soğuk atıştırmalıklarını evde yapabilirsiniz! </strong></p>
<p>Yaz aylarının vazgeçilmez lezzeti dondurmanın da sıcak havalarda tüketilebileceğini ifade eden Hülya Yiğit, “Ancak dondurma seçerken iyi kalitede olanlara yönelmekte fayda var. Keçi sütü ve salep kullanılarak hazırlanan Maraş dondurması uygun porsiyonda tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>Şekersiz olarak, tatlandırıcı eklenmeden meyvelerden yapılan sorbeler ve dondurulmuş meyveli yoğurtların da kolaylıkla bulunabildiğini kaydeden Yiğit, “Hatta evde bile bu tür yiyecekler kolaylıkla yapılabiliyor. Dondurma ve soğuk atıştırmalık ihtiyacı bu şekilde de karşılanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yaz aylarında glisemik indeksi yüksek karbonhidratlardan kaçının! </strong></p>
<p>Süt ürünleri, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin özellikle sıcak havalarda mikrobiyal bir bulaşma olmaması, besin zehirlenmesine yol açmaması için uygun sıcaklıklarda muhafaza edilmesi gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu tür besinler dışarıda uzun süre bekletilmemeli.” dedi.</p>
<p>Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Pilav, makarna, beyaz ekmek gibi glisemik indeksi yüksek karbonhidratlar yerine siyez bulguru, organik tam buğday ekmekleri, nohut, yeşil mercimek gibi haşlanmış kurubaklagiller ile yapılan salataları tercih etmek de yaz aylarında yaşam kalitenizi arttıracaktır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-sicaklarinda-beslenmenizde-bunlara-dikkat-edin-547422">Yaz sıcaklarında beslenmenizde bunlara dikkat edin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav öncesi beslenmede bu 5 uyarıya dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenmede-bu-5-uyariya-dikkat-546400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 09:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmede]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) çok az bir süre kaldı. Üniversite adayları uzun süredir hazırlandıkları sınavlara 21 ve 22 Haziran’da girecekler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenmede-bu-5-uyariya-dikkat-546400">Sınav öncesi beslenmede bu 5 uyarıya dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı’na (YKS) çok az bir süre kaldı. Üniversite adayları uzun süredir hazırlandıkları sınavlara 21 ve 22 Haziran’da girecekler. Heyecan, kaygı ve stresle birlikte sınav öncesi beslenme dikkatten kaçıyor, çoğu zaman önemsenmiyor. Ancak uzmanlar sınav öncesi doğru beslenmenin zihinsel performansın artırılmasında ve stres yönetiminde kritik bir rol oynadığını söylüyor. İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melike Şeyma Deniz, sınav haftasında ve sınavdan önce dikkat edilmesi gereken beslenme prensiplerine dair önemli bilgiler veriyor. İşte o öneriler:</p>
<ol>
<li><strong>Şekerli gıdalardan uzak durun: </strong>Sınav öncesinde tatlı ya da çikolata gibi şekerli yiyecekler tüketmekten kaçınılmalıdır. Bu tür besinler, kan şekerinde ani yükselmelere ve sonrasında hızlı düşüşlere neden olarak hipoglisemi riskini artırır. Hipoglisemiye bağlı olarak dikkat dağınıklığı, halsizlik ve uyuklama hali görülebilir.</li>
<li><strong>Kompleks karbonhidratlara öncelik verin: </strong>Zihinsel performansın sürdürülebilirliği için karbonhidrat büyük önem taşıyor. Tam buğday ekmeği, yulaf ve taze meyveler gibi kompleks karbonhidratlar, kan şekerini dengeli bir şekilde yükselttiği için hem uzun süre tok tutar hem de konsantrasyonu korur. </li>
<li><strong>Su tüketimini ihmal etmeyin: </strong>Yeterli su içmek, zihinsel berraklığı artırıyor. Sınavdan bir gün önce ortalama 2-2,5 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Şekerli ve kafeinli içecekler yerine su, ayran ya da şekersiz bitki çayları tercih edilmeli. Basit görünen su tüketimi aslında sınav başarısı üzerinde etkili bir unsur.</li>
<li><strong>Sınav öncesi dışarıda yemek tüketmeyin: </strong>Gıda güvenliği sınav başarısını doğrudan etkileyebilecek bir konu. Sınavdan önceki gün, daha önce tüketmediğiniz ya da açıkta satılan yiyecekleri denemekten kaçının. Gıda zehirlenmesi riski taşıyan besinler sınav günü ciddi sorunlara yol açabilir. Mümkünse evde, az yağlı ve sindirimi kolay öğünler tercih edilmeli.</li>
<li><strong>Kahvaltıyı atlamayın:</strong> Sınav sabahı yapılan dengeli bir kahvaltı, zihinsel verimlilik için temel desteklerden biri. Stresin iştahı baskılayabileceğini biliyoruz. Ancak bu durum kahvaltının atlanmasına neden olmamalı. Yumurta, peynir, ceviz, tam buğday ekmeği gibi besinlerle hazırlanan dengeli bir kahvaltı, güne sağlıklı bir başlangıç sağlar ve sınav boyunca zihinsel performansı destekler. Ayrıca kahve ve çay gibi uyarıcı içeceklerin aşırı tüketimi, konsantrasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Örnek Sınav Sabahı Kahvaltısı</strong></p>
<ul>
<li>1 haşlanmış yumurta</li>
<li>1 dilim beyaz peynir</li>
<li>5-6 adet zeytin</li>
<li>2-3 tam ceviz</li>
<li>2-3 dilim tam buğday ekmeği</li>
<li>Mevsim yeşillikleri (domates, salatalık, maydanoz, roka)</li>
<li>İsteğe bağlı 1 orta boy meyve</li>
<li>İsteğe bağlı 1 su bardağı laktozsuz süt ya da bitki çayı</li>
</ul>
<p>Kahvaltıya iştahı olmayan öğrenciler için yumurtalı, peynirli bir sandviç ve birkaç tam cevizle sade ama etkili bir alternatif oluşturulabilir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-oncesi-beslenmede-bu-5-uyariya-dikkat-546400">Sınav öncesi beslenmede bu 5 uyarıya dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evlenenler, askere gidecekler, işten ayrılacaklar dikkat: Kıdem tazminatı yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/evlenenler-askere-gidecekler-isten-ayrilacaklar-dikkat-kidem-tazminati-yukseliyor-545770</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 14:05:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[askere]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılacaklar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[evlenenler]]></category>
		<category><![CDATA[gidecekler]]></category>
		<category><![CDATA[işten]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem]]></category>
		<category><![CDATA[tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[yükseliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545770</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşten kıdem tazminatını alarak ayrılmak isteyenlerin Temmuz ayını beklemesi menfaatlerine olacak. En düşük zamda bile her yıl için ekstra 7 bin lira alabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evlenenler-askere-gidecekler-isten-ayrilacaklar-dikkat-kidem-tazminati-yukseliyor-545770">Evlenenler, askere gidecekler, işten ayrılacaklar dikkat: Kıdem tazminatı yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Temmuz </strong>ayı enflasyon verisi açıklandığında <strong>kıdem tazminatı tavanı da yükselmiş olacak.</strong> Memur maaşlarına gelecek zam oranı kadar <strong>kıdem tazminatı artış gösterecek</strong>. 5 aylık enflasyon verilerine göre memur ve memur emeklilerine yapılacak zam oranı yüzde 14 seviyesinde. Haziran ayı verilerinin gelmesiyle birlikte<strong> yüzde 15&#8217;in üzerinde memur ve memur emeklisine maaş zammı </strong>yapılacağı tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Kıdem tazminatı tavanı ne kadar?</b></p>
</div>
<div>
<p>4857 sayılı İş Kanunu&#8217;na tabi olanların kıdem tazminatı tavanı her yıl için <strong>46 bin 655 lira 43 kuruş </strong>olarak uygulanıyor. NTV&#8217;nin haberine göre maaşınızın brütü 100 bin lira da olsa her yıl için alacağınız kıdem tazminatı tavanı 46 bin 655 lira 43 kuruşu geçemiyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Zam ile birlikte kıdem tazminatı tavanı ne olur?</b></p>
</div>
<div>
<p>Kıdem tazminatı tavanı Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından genelgeyle duyuruluyor. Tahmini olarak yüzde 15 memur maaş zammı olduğunu düşünürsek kıdem tazminatı tavanı 46 bin 655 lira 43 kuruştan 53 bin 653 lira 75 kuruşa yükselmiş olacak.</p>
</div>
<div>
<p><b>İşten ayrılacaklara temmuz uyarısı</b></p>
</div>
<div>
<p>İşten kıdem tazminatını alarak ayrılmak isteyenler Temmuz ayını bekleyerek istifa etmeleri daha doğru bir karar olacak. Böylece çalıştıkları her yıl için ekstradan 7 bin lira fazla kıdem tazminatı elde etmiş olacaklar.</p>
</div>
<div>
<p><b>Evlenecekler ve askere gidecekler dikkat</b></p>
</div>
<div>
<p>Evlenen ve askere gidenlere kıdem tazminatları ödeniyor. Bundan dolayı istifa etmeden önce Temmuz ayını göz önüne alarak istifa edilmesi halinde daha yüksek kıdem tazminatına hak kazanılacak.</p>
<p>Evlenen kadınlar, evlenme tarihinden itibaren bir yıl içinde istifa etse de kıdem tazminatına hak kazanıyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Emekli olmadan kıdem tazminatı alınır mı?</b></p>
</div>
<div>
<p>Kıdem tazminatı almak için işverenin işten çıkarmasını beklemeniz gerekmiyor. <strong>İşe giriş tarihi, prim gün sayısı ve çalışma yılı gibi bazı şartları tamamladığınızda</strong> kıdem tazminatınızı işverenden talep edebiliyorsunuz.</p>
<p>İlk kez sigortalı olduğu tarih<strong> 8 Eylül 1999’dan önce</strong> olanlar 15 çalışma yılını doldurup, 3 bin 600 prim gün sayısını tamamladıklarından kendi talepleriyle kıdem tazminatını alıp işten ayrılabilirler.</p>
<p>İlk sigortalı olduğu tarih <strong>8 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008</strong> arasında olanlar, 25 yıl çalışıp 4 bin 500 prim günü doldurduklarında kıdem tazminatı alabilirler ya da çalışma yılına bakılmaksızın 7 bin prim günü doldurduklarında kıdem tazminatı alıp işten ayrılabiliyorlar.</p>
<p>İlk sigortalı olduğu tarih <strong>30 Nisan 2008 ile 31 Aralık 2008</strong> arasında olanlar 4 bin 600 prim günü doldurduklarında kendi istekleri ile işten ayrılıp tazminata hak kazanıyorlar.</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250617/evlenenler-askere-gidecekler-isten-ayrilacaklar-dikkat-kidem-tazminati-yukseliyor-1097077853.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/evlenenler-askere-gidecekler-isten-ayrilacaklar-dikkat-kidem-tazminati-yukseliyor-545770">Evlenenler, askere gidecekler, işten ayrılacaklar dikkat: Kıdem tazminatı yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şikayetvar&#8217;dan hesap güvenliği uyarısı: &#8220;Hakkınızda şikayet var&#8221; tuzağına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sikayetvardan-hesap-guvenligi-uyarisi-hakkinizda-sikayet-var-tuzagina-dikkat-545724</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 12:33:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hakkınızda]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetvardan]]></category>
		<category><![CDATA[tuzağına]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545724</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çözüm platformu Şikayetvar'dan hesap güvenliği uyarısı geldi. Açıklamada, "Dolandırıcılar, ilk olarak sahte ya da daha önceden ele geçirilen profillerden kullanıcıların sosyal medya hesaplarına mesaj gönderiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetvardan-hesap-guvenligi-uyarisi-hakkinizda-sikayet-var-tuzagina-dikkat-545724">Şikayetvar&#8217;dan hesap güvenliği uyarısı: &#8220;Hakkınızda şikayet var&#8221; tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çözüm platformu Şikayetvar&#8217;dan hesap güvenliği uyarısı geldi. Açıklamada, &#8220;Dolandırıcılar, ilk olarak sahte ya da daha önceden ele geçirilen profillerden kullanıcıların sosyal medya hesaplarına mesaj gönderiyor. Mesajlarda &#8216;Merhaba, seni şikayet sitesinde paylaşmışlar. Eleştiri almışsınız, hoş olmayan yorumlarda bulunuyorlarmış, bilginiz olsun&#8217; gibi ifadeler yer alıyor. Kullanıcılarda merak uyandırmak isteyen dolandırıcılar, mesajlarına Şikayetvar&#8217;ın Instagram hesabına benzetilen sahte profiller de ekleniyor. Instagram üzerinden arama yapıldığında birçok sayfanın Şikayetvar&#8217;ı taklit ettiği görülüyor&#8221; denildi.</strong></p>
<p><strong>Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</strong></p>
<p>&#8220;Son dönemde Instagram kullanıcılarına &#8216;Hakkınızda Şikayet Var&#8217; başlığıyla gönderilen sahte mesajlar aracılığıyla kimlik avı saldırıları hız kazandı. Türkiye&#8217;de günlük ortalama 2,5 saat sosyal medyada vakit geçiren ve 50 milyonu aşan Instagram kullanıcısı düşünüldüğünde, dolandırıcıların kurumsal hesap taklitleriyle milyonlarca kişiye ulaşma riski bulunuyor. Dolandırıcılar, sosyal medya hesaplarını hedef alırken farklı yollar deniyor. Yöntemlerden biri de kurumsal bir hesabı veya ünlüleri taklit etmek. Çözüm platformu Şikayetvar, yüksek okunma oranı ve marka bilinirliği nedeniyle sıklıkla taklit edilen sitelerin arasında yer alıyor.</p>
<p>&#8220;Dolandırıcılar, ilk olarak sahte ya da daha önceden ele geçirilen profillerden kullanıcıların sosyal medya hesaplarına mesaj gönderiyor. Mesajlarda “Merhaba, seni şikayet sitesinde paylaşmışlar. Eleştiri almışsınız, hoş olmayan yorumlarda bulunuyorlarmış, bilginiz olsun.” gibi ifadeler yer alıyor. Kullanıcılarda merak uyandırmak isteyen dolandırıcılar, mesajlarına Şikayetvar&#8217;ın Instagram hesabına benzetilen sahte profiller de ekleniyor. Instagram üzerinden arama yapıldığında birçok sayfanın Şikayetvar&#8217;ı taklit ettiği görülüyor.</p>
<p>&#8220;Sonraki aşamada &#8216;taciz şikayeti&#8217; varmış gibi hazırlanan sahte bir görsel gönderiliyor. Görselin Şikayetvar&#8217;ın sitesi taklit edilerek hazırlandığı dikkat çekiyor. Eğer hesap sahibi cevaplarını sürdürürse bu kez dolandırıcıdan bir link geliyor. Bu aşamadaysa hesap bilgilerinin çaldırılması öncesi en kritik adım. Dolandırıcının gönderdiği linke tıklandığında Şikayetvar&#8217;ın resmi internet sitesine benzeyen bir web sitesi kullanıcıları karşılıyor. Bu kritik aşamada dolandırıcılar kullanıcıları, &#8216;Size ait şikayetleri görmek için tıklayınız&#8217; bölümüne girmesini sağlamaya çalışıyor. Sosyal medya kullanıcıları bu linke tıkladığındaysa son aşamaya geçiyor. Burada kişileri yine sahte bir Instagram sayfası karşılıyor. Instagram&#8217;ın resmi sayfası izlenimi veren bu sayfa, aslında sahte bir panel.&#8221;</p>
<p><strong>SADECE SOSYAL MEDYA DEĞİL</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında, &#8220;Dolandırıcıların taktikleri bunlarla sınırlı değil. Benzer mesajlar telefon numarasına ulaşılan kişilere WhatsApp üzerinden gönderiliyor. Telefonlara gönderilen SMS&#8217;lerde de dolandırıcılar Instagram hesaplarını hedef alıyor. Mesajda yasal işlem tehdidi bulunurken, yüksek bir cayma bedelinden söz ediliyor&#8221; denildi.</p>
<p><strong>Platform dikkat edilmesi gerekenleri de şöyle ifade etti:</strong></p>
<p><strong>Dolandırıcılar ele geçirdikleri hesapları birçok farklı amaçla kullanıyor:</strong></p>
<ul>
<li>Dolandırıcılar, hesaplarınızı kullanarak rehberinizdeki kişilere sahte linkler gönderip bilgilerini çalabilir.</li>
<li>Sizin adınızla paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek IBAN numaralarına para isteyebilir.</li>
<li>Sahte gönderilerle diğer insanları yüksek kazanç vadeden yatırımlara yönlendirebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Sahte hesap nasıl ayırt edilir?</strong></p>
<ul>
<li>Şüpheli bir mesajla karşılaşıyorsanız mutlaka size mesajı gönderen kişi veya kurumun profilini inceleyin.</li>
<li>Mesaj gönderen hesap bir ünlüyü takip edebilir veya stok görseli profil fotoğrafı yapmış olabilir.</li>
<li>Eğer size bir kurum adına mesaj gönderiliyorsa hesabın &#8216;mavi tik&#8217;inin olup olmadığına bakabilirsiniz.</li>
<li>Hesabın gönderilerini incelemek onun hakkında fikir verir. Bazı sahte hesaplar az sayıdaki gönderiyi aynı gün paylaşır.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Hesabınızı nasıl koruyabilirsiniz?</strong></p>
<ul>
<li>Şüpheli durumda linke kesinlikle tıklamayın</li>
<li>Telefonunuza gönderilen kodu paylaşmayın</li>
<li>Hesabı engelleyin ve şikayet edin</li>
<li>Şüpheli mesaj arkadaşınızdan geliyorsa onu arayın</li>
</ul>
<p><strong>DOLANDIRICILARA KARŞI ŞİKAYETVAR&#8217;DAN UYARI</strong> </p>
<p><strong>Platformdan yapılan uyarıda şöyle denildi:</strong></p>
<p><strong> </strong>&#8220;Şikayetvar&#8217;da yalnızca resmi web sitesi ve mobil uygulaması üzerinden şikayetlerinizi yazabilirsiniz. Şikayetvar, başka bir web sitesi veya sosyal medya hesabından şikayet almaz. Sitede bir kişi hakkında şikayet yazılması da mümkün değil. Şikayetvar, bir sosyal medya platformundan &#8216;hakkınızda şikayet var&#8217; mesajı da göndermez. Dolandırıcıların tuzağına düşmemek için Şikayetvar&#8217;ın yalnızca resmi sitesi ve sosyal medya hesaplarını takip edin.&#8221;</p>
<p><strong>Konuyla ilgili Şikayetvar&#8217;a ulaşan bazı şikayetlerse şöyle:</strong></p>
<p><strong>Hakkımda iftira var</strong></p>
<p>“Instagram&#8217;dan mesaj geldi. Hakkınızda şikayet var, dolandırıcı ve uygunsuz resimlerinizle şikayet edilmişsiniz diye bir link attı. Buradan bakabilirsiniz diye linke girdim, hiçbir şey açılmıyor. Ekran görüntüsü atmış, benim hesabımın ismi yazıyor. Görüntüde benim profil fotoğrafım var. Videoya ve vesaireye giriş yapamadım. Görüntüdeki kişi ben değilim. Hakkımda iftira var.&#8221;</p>
<p><strong>Linke tıklamaya korktum</strong></p>
<p>“Şikayetvar sayfasında gördüm. &#8216;Adınıza paylaşım yapılmış ve bu paylaşımın altına insanlar kötü yorumlar yapıyor bilginiz var mı?&#8217; Bana bu şekil bir mesaj geldi. Şikayetvar&#8217;ın her yerine baktım göremedim. Böyle bir şey hatta bir kişi buna benzer bir mesaj aldığını linke girdiğinde hesabının çalındığını söylemiş link göndermiş. Korktum girmeye. Linke girince çalınacak gibi geldi. Bu olayın aslını nasıl öğrenebilirim? Nasıl bir paylaşım yapılmış, ne yazılmış böyle bir şey var mı? Yoksa bu mesaj dolandırıcı mı? Nasıl ayırt edeceğim?&#8221;</p>
<p><strong>Bir kadın seni paylaşmış…</strong></p>
<p>“Instagram&#8217;da takipçisi olduğum bir siteden mesaj geldi. Gelen mesaj şöyle: &#8220;Merhabalar, Şikayetvar sayfasında gördüm. Bir kadın seni paylaşmış, haberin var mı bundan? &#8221; hakkındaki şikayeti de bulamadım. Bir dolandırıcı türü diye tahmin ediyorum. Lütfen yardım, neymiş bu şikayet, kim beni paylaşmış, şikayetçiyim.</p>
<p><strong>Linke tıklamadım, dolandırıcı olma ihtimali yüksek</strong></p>
<p>“Instagram hesabıma tanımadığım biri tarafından mesaj geldi. Başka birinin eşine mesajlar gönderdiğime dair ve bu kişinin burada şikayette bulunduğunu gösteren bir ekran görüntüsü paylaşıldı. Link isteyince başka bir sitenin linkini attı. Tabii ki tıklamadım linke. Tarafıma ait böyle bir şikayet var ise ben bulamadım burada ama, dolandırıcı olma ihtimali olması yüksek herkes dikkatli olsun sikayetvar.com kullanılarak millete başka bir sitenin linki atılıyor virüslü olduğu bariz belli.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sikayetvardan-hesap-guvenligi-uyarisi-hakkinizda-sikayet-var-tuzagina-dikkat-545724">Şikayetvar&#8217;dan hesap güvenliği uyarısı: &#8220;Hakkınızda şikayet var&#8221; tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanat Akademisi Tiyatro Bölümü Yılsonu Performansıyla Dikkat Çekti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanat-akademisi-tiyatro-bolumu-yilsonu-performansiyla-dikkat-cekti-545565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 09:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[performansıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yılsonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli İzmit Belediyesi Sanat Akademisi Tiyatro Bölümü’nün yıl sonu gösterileri izleyicilerden tam not aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanat-akademisi-tiyatro-bolumu-yilsonu-performansiyla-dikkat-cekti-545565">Sanat Akademisi Tiyatro Bölümü Yılsonu Performansıyla Dikkat Çekti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&lsquo;Sanat Kenti İzmit’ vizyonuyla geleceğin sanatçılarını yetiştirmeye devam eden İzmit Belediyesi Sanat Akademisi’nin Tiyatro Bölümü kursiyerleri, seyircinin karşısına çıktı. 2024-2025 tiyatro eğitim sezonunda, İzmit Belediye Tiyatrosu bünyesine seçmelerle alınan kursiyerler, tüm yıl aldıkları disiplinler arası sanat eğitimlerini uygulamalı olarak sergiledi.</p>
<p><strong>SAHNEDE PARLADILAR</strong></p>
<p>Sanat Akademisi’nde üç gün boyunca sahnelenen Martı, Kıssadan Hisse, Çocuk Aklı, Evimiz ve Biz ile Empati Köy adlı tiyatro oyunları, izleyicilerden büyük beğeni aldı. Keyifli anlara sahne olan gösterilerde, tiyatrocular yıl boyunca edindikleri bilgi ve yeteneklerini sahneye taşıdı. Aileler, sahnedeki performansları gururla izlerken, İzmit Belediyesi Başkan Yardımcıları Sibel Solakoğlu ve Erdem Arcan oyun sonlarında kursiyerleri tebrik ederek sertifikaları takdim etti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/17/sanat-akademisi-tiyatro-bolumu-yilsonu-gosterileri-goz-doldurdu-4-1750139287-1-x750.jpeg"></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanat-akademisi-tiyatro-bolumu-yilsonu-performansiyla-dikkat-cekti-545565">Sanat Akademisi Tiyatro Bölümü Yılsonu Performansıyla Dikkat Çekti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuğba Özay ‘Kafes’ İçin Dikkat Çeken Klip Çekti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tugba-ozay-kafes-icin-dikkat-ceken-klip-cekti-545520</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 09:03:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kafes]]></category>
		<category><![CDATA[klip]]></category>
		<category><![CDATA[özay]]></category>
		<category><![CDATA[tuğba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545520</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tuğba Özay, yeni şarkısı “Kafes” için İstanbul’un gözde mekânlarından Kınalıada’daki Noya Beach’te görsel şölen sunan bir klip çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugba-ozay-kafes-icin-dikkat-ceken-klip-cekti-545520">Tuğba Özay ‘Kafes’ İçin Dikkat Çeken Klip Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şık abiye kostümleriyle otel odası, sokak ve plaj gibi farklı mek&acirc;nlarda dansçılar eşliğinde performans sergileyen Özay, klibin estetik kurgusuyla dikkat çekiyor. Seyhan Müzik etiketiyle müzikseverlerle buluşacak olan &ldquo;Kafes&rdquo;, 90’ların unutulmaz aranjelerini anımsatıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/17/tugbaozay1-min-1750145372-96-x750.jpeg"></p>
<p>Özay, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, &ldquo;Muhteşem bir klip oldu, ekip harikaydı. Şarkımın ruhuna en uygun yer Kınalıada’ydı&rdquo; dedi.</p>
<p>Şarkının sözlerinin kendisine, bestesinin ise kendisi ve İlkay Toktaş’a ait olduğunu belirten sanatçı, kadın dayanışmasına vurgu yaptı.</p>
<p>Klibin yönetmenliğini uzun süredir çalıştığı Erkan Nas’ın üstlendiğini, fotoğrafları ise Buse Tirman’ın çektiğini ifade eden Özay, &ldquo;Bu yaz her yerde &lsquo;Kafes’ olacak,&rdquo; diyerek iddiasını ortaya koydu.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/17/tugbaozay3-min-1750145384-726-x750.jpeg"></p>
<p>90’ların müzik ve televizyon ruhunu özlediğini dile getiren Tuğba Özay, &ldquo;Kafes&rdquo;in dinleyicilere hem nostalji hem de yenilik sunacağını söyledi.</p>
<p>Şarkı, yakında müzik platformlarında yerini alacak.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/17/tugbaozay4-min-1750145392-388-x750.jpeg"></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tugba-ozay-kafes-icin-dikkat-ceken-klip-cekti-545520">Tuğba Özay ‘Kafes’ İçin Dikkat Çeken Klip Çekti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Cari Açığında Dikkat Çeken Düşüş</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-cari-aciginda-dikkat-ceken-dusus-545331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 12:26:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[cari]]></category>
		<category><![CDATA[çeken]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düşüş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2025 Nisan ayı itibarıyla cari işlemler açığının yıllık bazda 10,7 milyar dolar azalarak 15,8 milyar dolara gerilediğini, hizmet ihracatının ise rekor seviyeye ulaşarak 116,5 milyar doları bulduğunu açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-cari-aciginda-dikkat-ceken-dusus-545331">Türkiye’nin Cari Açığında Dikkat Çeken Düşüş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, 2025 yılı Nisan ayına ilişkin cari işlemler ve dış ticaret verilerini değerlendirerek, Türkiye’nin ekonomik performansına dair önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Nisan 2025’te yıllıklandırılmış cari işlemler açığı, 2024’ün aynı ayındaki 26,5 milyar dolardan 15,8 milyar dolara gerileyerek 10,7 milyar dolarlık bir düşüş kaydetti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/16/gtjmwk7xoaaohsn-1750069935-992-x750.png"></p>
<p>Ancak aylık bazda cari açık, 2024 Nisan’ındaki 4,8 milyar dolardan 7,9 milyar dolara yükseldi.</p>
<p><strong>MAYIS AYINDA İHRACAT REKORU</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Mayıs 2025 öncü verilerine göre ihracatın yüzde2,7 artışla 24,8 milyar dolara ulaşarak tarihin en yüksek aylık rekorunu kırdığını duyurdu. İthalat yüzde2,1 artarak 31,3 milyar dolar olurken, dış ticaret açığı Nisan’a göre yüzde46,5 azalarak 6,47 milyar dolara geriledi. Bolat, Mayıs’ta cari işlemler açığının sıfıra yakın bir seviyeye inebileceğini öngördü.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/06/16/gtjmwk-xyaa94iu-1750069928-179-x750.png"></p>
<p><strong>KÜRESEL ZORLUKLARA RA&#286;MEN İHRACAT ÇEŞİTLİLİ&#286;İ</strong></p>
<p>Bolat, küresel ticaretteki korumacılık ve AB’deki zayıf ekonomik görünüm gibi zorluklara rağmen Türkiye’nin ihracat yapısını güçlendirdiğini belirtti. 2025 Mayıs itibarıyla yıllık ihracat 265,5 milyar dolara ulaştı, 220’den fazla ülkeye 12.846 üründe ihracat yapıldı. Bakanlık, katma değerli ürünlerde rekabetçiliği artırmak için ürün-ülke-firma odaklı politikalar geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p>Yaz aylarında turizm gelirlerinin artmasıyla cari işlemler hesabının fazla verme eğilimine gireceğini öngören Bolat, hükümetin mal ve hizmet ihracatını artırma, yerli üretimi destekleme ve makroekonomik istikrarı güçlendirme politikalarını kararlılıkla sürdüreceğini vurguladı.</p>
<p>Türkiye’nin &ldquo;İnovasyon-Üretim-Yatırım-İstihdam-İhracat-Adil Bölüşüm&rdquo; öncelikli kalkınma stratejisiyle bölgesel ve küresel bir cazibe merkezi olmayı hedeflediğini kaydeden Bakan Bolat, paylaşımında, &ldquo;Ticaret Bakanlığı olarak, ihracatımızın rekabet gücünü artırmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Türkiye, küresel ticaretteki fırsatları değerlendirerek sürdürülebilir büyüme yolunda emin adımlarla ilerliyor&#8221; ifadelerini kullandı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyenin-cari-aciginda-dikkat-ceken-dusus-545331">Türkiye’nin Cari Açığında Dikkat Çeken Düşüş</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedelli askerlik yapmak isteyenler dikkat: Ödenecek tutar değişiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bedelli-askerlik-yapmak-isteyenler-dikkat-odenecek-tutar-degisiyor-545125</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 09:33:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[bedelli]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[isteyenler]]></category>
		<category><![CDATA[ödenecek]]></category>
		<category><![CDATA[tutar]]></category>
		<category><![CDATA[yapmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=545125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memur maaşlarına gelecek zamla birlikte bedelli askerlik ücreti  de artacak. Temmuz ayında açıklanacak enflasyon verisine kadar başvuru yapanlar farkı ödememiş olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedelli-askerlik-yapmak-isteyenler-dikkat-odenecek-tutar-degisiyor-545125">Bedelli askerlik yapmak isteyenler dikkat: Ödenecek tutar değişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Askerliğini <strong>bedelli </strong>olarak yapmak isteyenler için maliyet artıyor. Temmuz ayından itibaren bedelli askerlik ücretlerine artış gelecek.</p>
</div>
<div>
<p><b>Bedelli askerlik ne kadar?</b></p>
</div>
<div>
<p>Şu anda bedelli askerlik ücreti 243 bin 13 lira 44 kuruş olarak uygulanıyor. Yoklama kaçağı ve bakayalar için ek olarak 3 bin 543 lira 95 kuruş ödeme çıkıyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Başvurudan sonra yatırılması gerekiyor</b></p>
</div>
<div>
<p>Bedelli askerliğe başvuranlar, başvuru tarihinden itibaren iki aylık ödeme süresinde parayı ilgili hesaba yatırması gerekiyor. 30 Haziran 2025 tarihine kadar başvuru yapıp parayı yatıranlar şu anki güncel tutardan bedelli askerliğe hak kazanacak.</p>
<p><strong>1 Temmuz 2025 tarihinden itibaren para yatıracak olanlar yeni bedel üzerinden ödeme yapacak.</strong></p>
<p>En son belirlenen memur aylık katsayısı 1.012556 olmuştu. Bedelli askerliğin hesaplama formülünde yer alan bu rakam ile 240.000 rakamı çarpılarak çıkan sonuç yeni bedelli askerliği veriyordu.</p>
</div>
<div>
<p><b>Yeni bedelli askerlik ne kadar olur?</b></p>
</div>
<div>
<p>5 aylık memur maaş zammı olan yüzde 14&#8217;e göre hesaplayacak olursak katsayı 1.15431384&#8217;e yükseliyor. Böylece yeni oranlara göre bedelli askerlik ücreti 5 aylık enflasyon verilerine göre <strong>277 bin 35 lira seviyesinde gerçekleşiyor.</strong></p>
<p>Ancak bu rakamlar net değil ve Haziran ayı enflasyon rakamına göre yeniden değişiklik gösterecektir. Net rakamı Milli Savunma Bakanlığı web sitesinden açıklıyor.</p>
</div>
<p>Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250616/bedelli-askerlik-yapmak-isteyenler-dikkat-odenecek-tutar-degisiyor-1097056286.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedelli-askerlik-yapmak-isteyenler-dikkat-odenecek-tutar-degisiyor-545125">Bedelli askerlik yapmak isteyenler dikkat: Ödenecek tutar değişiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 14:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[ilerliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[tanıya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544549</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de özellikle 50 yaş üstü bireylerde yaygın olarak görülen diz kireçlenmesi (osteoartrit), yaşam kalitesini fark edilmeden düşüren önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz kireçlenmesinin yalnızca yaşlanmanın doğal bir sonucu olmadığını, genç yaşlarda geçirilen travmalar, fazla kilo ve genetik yatkınlık gibi faktörlerin de hastalığı tetikleyebileceğini belirtti.</p>
<p>&ldquo;Osteoartrit, eklem kıkırdağının zamanla aşınması ve yapısının bozulması sonucu gelişir&rdquo; diyen Op. Dr. Özgür Oktay Nar, &ldquo;Sinsi ilerleyen bir hastalık ve çoğu zaman geç fark edilir. Genellikle dizdeki ağrı, sertlik ve şişlik, hareket kısıtlılığına yol açar&rdquo; diye konuştu.</p>
<p>Op. Dr. Özgür Oktay Nar, özellikle merdiven çıkarken ya da çömelirken artan diz ağrısının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Nar, &ldquo;Hastalar genellikle diz ağrısını &lsquo;yaşlılık belirtisi’ ya da &lsquo;geçici bir yorgunluk’ olarak değerlendiriyor. Ancak bu yaklaşım, hastalığın ilerlemesine ve eklemlerin daha fazla yıpranmasına yol açıyor&rdquo; dedi.</p>
<p>Diz osteoartritinde tedavi yöntemlerinin hastalığın evresine göre değiştiğini vurgulayan Nar, erken evrede ilaç tedavisi, egzersiz ve kilo kontrolüyle şik&acirc;yetlerin hafifletilebildiğini dile getirdi. Op. Dr. Özgür Oktay Nar, ileri evrelerde ise eklem içi enjeksiyonlar ya da protez cerrahisinin gündeme geldiğini kaydetti.</p>
<p>Modern yaşam tarzı, hareketsizlik ve obezite gibi unsurların osteoartrit riskini artırdığına vurgu yapan Op. Dr. Özgür Oktay Nar, diz sağlığının korunması için düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması ve eklem sağlığına uygun yaşam tarzı benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-kireclenmesi-sessizce-ilerliyor-erken-taniya-dikkat-544549">Diz Kireçlenmesi Sessizce İlerliyor: Erken Tanıya Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda Her Yaşta Omurga Sorunlarına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-her-yasta-omurga-sorunlarina-dikkat-543680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 08:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlarına]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga, vücudu birbiriyle devamlı iletişim halindeki kaslar sayesinde ayakta tutan bir sistemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-her-yasta-omurga-sorunlarina-dikkat-543680">Kadınlarda Her Yaşta Omurga Sorunlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga, vücudu birbiriyle devamlı iletişim halindeki kaslar sayesinde ayakta tutan bir sistemdir. Ana yapısını kemik-iskelet, bunlara hareket kabiliyeti veren eklemler ve güç üreten kaslar oluşturur. Çocukluk ve genç erişkinlik dönemi, omurganın sağlıklı ve dayanıklı olması için temellerin atıldığı dönemdir. Eğer kalıtsal bir hastalık yoksa omurga sağlığında beslenme şekli önemlidir. Bu nedenle bu yaş aralığında kalsiyumdan zengin beslenme ve yeterli D vitamin alımı, ileriki yaşlarda omurga sağlığını olumsuz etkileyebilecek rahatsızlıkların görülme sıklığını azaltabilmektedir. Kadınlarda görülen omurga rahatsızlıkları erkeklere oranla daha fazladır. Bu yüzden kadınların genç yaşlarda omurga sağlığına dikkat etmeleri, ileriki yaşlarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga için önemlidir. Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, kadınlarda görülen omurga rahatsızlıkları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. </p>
<p><strong>Kız çocuklarında omurga daha hızlı büyüyor</strong></p>
<p>Kız çocuklarında erkek çocuklarından farklı olarak 9. ve 10. yaşlardan sonra hormonların etkisiyle kemikler uzamaya, kemik kitlesi artmaya ve kaslar kalınlaşmaya başlar. Bu hızlı büyüme dönemi ortalama 14-15 yaşına kadar devam eder ve bu dönemde eklem ve kemik ağrıları olarak görülebilir. Kimi zaman özellikle geceleri ortaya çıkan sırt ve uzun kemik ağrıları nedeni ile ilaç kullanılması gerekebilir. Bu dönemdeki hızlı boy uzaması duruş ve oturuş bozukluklarına ve bazen kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir. Bu durumun önlenmesinde düzenli yapılan spor koruyucu rol oynar ve omurga sistemini düzenler. </p>
<p>Kimi zaman göğüslerin büyümesi ve utanma duyusu ile beraber öne eğik oturup saklama eğilimi de görülebilir. Psikiyatrik yardım alınması bu durumlarda faydalı olacaktır. Diğer yandan bu tür şikayetlerin altından omurgada skolyoz olabileceği göz önünde bulundurularak, ailenin gözleminde omuz asimetrisi ya da duruş bozukluğu fark edilmesi ya da uzun süreli ve inatçı omurga ağrıların varlığında omurga sisteminin radyolojik olarak görüntülenmesi faydalı olacaktır. Çekilen direk röntgenler kemik yapısı, kalitesi, olası doğumsal veya sonradan kazanılmış anormallikler konusunda bilgi verir. Yirmili yaşlara kadar kemik uzaması devam etse de kızlarda daha erken sonlanacaktır.</p>
<p><strong>Çalışma hayatı ağrıları da beraberinde getiriyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Teknolojinin gelişimi ile daha az hareket eden toplumlar haline gelmek bir çok sorunu da berberinde getirmektedir. 20’li yaşlarla birlikte çoğu birey çalışma hayatına atılmakta ve uzun saatler masa başında vakit geçirmektedir. Günün yaklaşık 8 saatini bu şekilde geçiren kadınlarda bir süre sonra hareketsizliğe bağlı boyun ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Bunun çözümü, sık kısa mola vermek, masa başı egzersizleri yapmak, haftada en az 3-4 gün ortalama 1 saat civarında yürüyüş yapmak ya da yüzme benzeri sporlar yapmaktır. Burada önemli olan, bu tür aktiviteleri uzun süreli ve istikrarlı olarak devam edilmesi ve hayatın bir parçası haline getirilmesidir. </p>
<p><strong> Kadınlarda 20’li yaşlarda risk artıyor</strong></p>
<p>Kadınların bir kısmı ilk hamileliklerini 20’li yaşlarda yaşayabilir. Özellikle ağırlık artışının en fazla olduğu son 3 ayda, annelerde bel ve sırt ağrıları ön plana çıkar. Bu dönem annenin tüm vücut sınırlarının sonuna kadar zorlandığı metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği, ruhsal ve fiziksel her türlü desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemdir. Bu dönemde annenin iç huzuru, çok ağır olmayan ancak tamamen hareketsiz kalmadan yapacağı düzenli fiziksel aktiviteler, doğum sırasında anneyi ve sonrasında çocuğunun sağlığını olumlu etkileyecektir. Bu egzersizler günlük bir saat sakin bir çevrede yürüyüşler, mümkün olursa yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları şeklinde olabilir. Özellikle çalışma hayatı yoğun olan annelerde emzirme ve bebeğe bakım vermenin de etkisi ile genel yorgunluk, uykusuzluk ve omurga ağrıları yoğun yaşanabilir.</p>
<p><strong>30’lu yaşlarda omurga ağrıları daha belirgin oluyor</strong></p>
<p>30’lu yaşlarla birlikte nispeten durağan hayat, gebelikler ve beslenme alışkanlıkları ile beraber kilo artışı gelişebilir. Bu artışla birlikte eklemler, omurga ve kaslarda zorlanmalar, çabuk yorulmalar kimi zaman belli kas gruplarını içeren kronik ağrılar ortaya çıkar. Kilo artışı ve hareketsiz yaşantı ya da aşırı zorlanmış, yorgun bir vücut, stress; bel ve boyun fıtıklarının ortaya çıkışını tetikler veya sebep olur. Altı aydan uzun süren, aralıklı gelen, bacaklara veya kollara vuran ağrılar, omurgada fıtığın habercisi olabilir. Bunun tespiti muayene ve gereğinde ileri tetkiklerle mümkündür.</p>
<p><strong>40’lı yaşlarda kemik yoğunluğu ölçümlerine başlanmalı</strong></p>
<p>Kırklı yaşlarla birlikte vücuttaki hormonal değişimler, geçirilen hastalıklar, kilo, genetik faktörler gibi pek çok durumun etkisi ile omurgada ve başka eklemlerde dejanaratif süreçler ön plana çıkmaya başlar. Kilo ile sıkıntılar kendini omurgada daralma, fıtık, dizlerde dejeneratif hastalıklar gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları olarak kendini göstermeye başlar. Hormonal değişimin başlangıcından itibaren normal şartlarda yıllık kemik yoğunluğu ölçüme ve gereğinde ilaç tedavisi uygulanması ileri yaşlar için koruyucu rol oynayacaktır.</p>
<p><strong>Genç yaşlarda özen gösterilirse, 50 yaş sonrası rahat geçer</strong></p>
<p>50 yaş ve sonrası, bu zamana kadar vücudumuza ne kadar iyi ve bilinçli davrandığımızın karşılığını alacağımız yaşlardır. Kişinin daha önceki yaşantısındaki hayat tarzı, beslenme alışkanlıkları, gebelik sayısı, kilo, varsa sistemik hastalıkları bu dönemde belirleyici olur. Kemik erimesi ve dejeneratif hastalıkları bu dönemde daha da belirginleşir. Hem bedensel hemde zihinsel olarak kendine dinlenecek zaman ayıran, dengeli ve doğal beslenmeye özen gösteren ve ideal kilosunu koruyan, mümkün olduğu kadar bedenen ve zihnen hareketli ve aktif bir hayat sürdüren sigaradan uzak geçirilen bir hayat tarzı, size uzun yıllar hizmet edecek sağlıklı vücudun habercisi olmaktadır.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-her-yasta-omurga-sorunlarina-dikkat-543680">Kadınlarda Her Yaşta Omurga Sorunlarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir milyonu aşkın öğrencinin katılacağı LGS Sınavına sayılı günler kala heyecan dorukta. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392">Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir milyonu aşkın öğrencinin katılacağı LGS Sınavına sayılı günler kala heyecan dorukta. </p>
<p>15 Haziran Pazar günü gerçekleştirilecek sınavda öğrenciler hem akademik bilgilerini hem de stres yönetimine yönelik becerilerini ortaya koyarak lisede hedefledikleri okula girmek için yarışacak! <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan</strong> “LGS sınavı, öğrencilerin akademik bilgi düzeylerini ölçmenin ötesinde, psikolojik sağlamlıklarını ve çevresel destek sistemlerini test eden önemli bir dönemdir. Bu süreçte en sık rastlanan zorluklardan biri, sınav kaygısıdır. Çocuklarda ‘Başaramazsam kimse beni önemsemeyecek’ ya da ‘Bu sınav hayatımın en önemli anı’ gibi inançlar, gerçekçi bir bakış açısı geliştirmeyi engeller. Bu düşünceler, kaygı, panik ve huzursuzluk gibi yoğun duyguları tetikler ki, bu tür olumsuz duygulara kapılmalarını önlemek için velilere büyük görev düşmektedir. Unutmayın; Çocuğunuzun başarısı sadece bir sınav kağıdıyla değil, kendine olan inancı ve sizin ona sunduğunuz duygusal alanla şekillenir” diyor. Anne babaların kendi kaygılarını ve streslerini kontrol edemeyerek bunu yansıtmalarının da çocukta baskı ve paniğe yol açarak sınav başarısını olumsuz etkileyebildiğini vurgulayan Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan, LGS Velilerine Özel 5 Kritik Öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı. </p>
<ul>
<li><strong>Stresinizi yönetmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Ebeveynlerin aşırı beklentili, eleştirel ya da stresli yaklaşımları çocukta “Eğer sınavda kötü yaparsam, bütün geleceğim mahvolur”, “Başarırsam mükemmelim, başaramazsam tamamen yetersizim”, “Bir soruyu yapamazsam kaybettim sayılır, diğerlerini de yapamam” gibi olumsuz düşüncelerin hakim olmasına yol açar. Bu tür düşünceler çocuğun gerçeği daha objektif bir şekilde değerlendirmesini zorlaştırır ve stresini artırır, sınavda bildiği soruyu bile yapamamasına neden olabilir. Bu nedenle stresinizi kontrol etmeye çalışın, gerekirse uzman desteği almaktan çekinmeyin.</p>
<ul>
<li><strong>Çocuğunuzun kendini güvende hissetmesini sağlayın</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğunuzun, ailesinin her koşulda arkasında olduğu bilmesi son derece önemlidir. Anlayışlı ve koşulsuz kabul içeren bir tutum, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar. Bu noktada empatik dinleme çok değerlidir. Çocuğun duygularını küçümsemek yerine, onu anlamaya çalışmak ve ona “Ne olursa olsun yanındayım” mesajını vermek, stresle başa çıkma gücünü artırır. </p>
<ul>
<li><strong>Olumsuz düşünceleleri ile baş etmesine destek olun</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan “Sınav kaygısına karşı en etkili müdahalelerden biri, çocuğun olumsuz düşüncelerini fark edip sorgulamasını desteklemektir. “Bu düşünce gerçeği yansıtıyor mu? Başka hangi kanıtlar var? Daha dengeli ve gerçekçi bir bakış açısı nasıl olurdu?” gibi sorularla çocuğun düşüncelerini yeniden çerçevelemesi sağlanabilir. Örneğin, “Sınav sonucu önemli ama tek başına tüm değerimi belirlemez” gibi daha gerçekçi ve esnek bir bakış açısı kazandırmak, kaygının şiddetini azaltır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Birlikte kaliteli zaman geçirin </strong></li>
</ul>
<p>Sınavdan hiç söz etmeden, çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmek, onu zihinsel ve duygusal olarak rahatlatacak, fiziksel aktivitelerle desteklenen ortamlar yaratmak, sanıldığı gibi çocuğu hedeften uzaklaştırmaz. Aksine bu tür sağlıklı molalar, sınav sürecine daha güçlü ve motive bir şekilde dönmesini sağlar. Bu süreçte; derin nefes egzersizleri, kas gevşetme çalışmaları ya da sınav öncesi kısa yürüyüşler, hem zihni hem de bedeni sakinleştirir. Ayrıca, deneme sınavı çözmek gibi adım adım sınava alışma ritüelleri, kaygının kontrol altına alınmasına yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Çabalarını takdir edin </strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan, “Çocuğun kendisini güvende hissetmesi, özgüvenin ve öz-yeterlik duygusunun gelişimini destekler. Ailelerin çocuğun sadece başarısını değil, gösterdiği çabayı ve sürece dair gayretini takdir etmesi, uzun vadede daha güçlü bir psikolojik sağlamlık oluşturur. Bu yaklaşım, çocuğun sadece sınav için değil, tüm yaşamı boyunca stresle başa çıkma becerilerini geliştirir. Sınavlar gelip geçici birer deneyimdir; ancak çocuğun bu süreçte kendisine ve çevresine dair geliştirdiği düşünceler, yaşam boyu kalıcı olur. Çocuğun düşünce ve inançlarını daha esnek, gerçekçi ve olumlu bir çerçevede şekillendirmesi, ailesinin sunduğu koşulsuz destekle birleştiğinde, sınavdan çok daha önemli bir kazanım sağlar” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392">Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat Dağınıklığı Testi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikligi-testi-543059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jun 2025 21:50:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dağınıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dikkat dağınıklığı testi, DEHB hakkında ebeveynlerin bilmesi gereken önemli bilgiler sunuyor ve yeni bir dönemi başlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikligi-testi-543059">Dikkat Dağınıklığı Testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dikkat dağınıklığı Testi ile ilgili yeni bir dönemin başladığını belirten uzmanlar, DEHB, her ebeveynin gündeminde olan bir konu olduğunu söyledi.</p>
<p><b>Dikkat Dağınıklığı Ailelerin Gündeminde</b></p>
<p>Dünyada psikolojiye olan ilginin artmasıyla bazı terimlerin de giderek popülerleştiği bir gerçek. Örneğin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu kısaca DEHB, hemen her ebeveynin gündeminde olan bir konu. Bilişsel alanları değerlendirebilen bir test ile doğru tanının rahatlıkla konulabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Artık herkes kendinde ya da çocuğunda bilinçsizce DEHB’den şüpheleniyor. Oysa bu saptamanın yapılabilmesi için bilimsel ve güvenilir bir değerlendirme şart. Moxo dikkat testi bu noktada hem uzmanlara hem de ailelere büyük bir kolaylık sağlıyor” dedi.</p>
<p><b><strong>Bilgisayar Destekli Dikkat Testi </strong></b></p>
<p>Bilgisayar destekli bir dikkat performans testi olan Moxo, görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılarla, kişinin dikkatini sürdürme ve tepki verme becerisini ölçüyor. Testin; DEHB, dürtüsellik, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü ve bazen de diğer nöropsikiyatrik durumların ayrımına yardımcı olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Klinik değerlendirme sonucunda psikiyatrist, nörolog veya psikolog gibi bir uzman, tanıya yardımcı olması için Moxo testi isteyebilir. Bilgisayar başında ve birebir uzman eşliğinde yapılan çalışmada, katılımcı belirli semboller göründüğünde hızlı ve doğru şekilde tepki vermeye çalışır. Kullanılan görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılar aracılığıyla kişinin tepki süresi, doğruluğu, dürtüselliği ve yanlış tepkileri analiz edilir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Test sonucu aynı gün içinde çıkabiliyor</strong></b></p>
<p>Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de başvurulabilecek bir yöntem olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Altı yaşından itibaren uygulanabilen Moxo’nun 6-12 yaş arası çocuk, 13 yaş ve üzeri ergen-yetişkin versiyonları bulunuyor. Çocuklarda ortalama 15 dakika süren test, yetişkinlerde ise 18 dakika civarında tamamlanıyor. Testin süresi sabit olmakla beraber, kişisel özelliklere göre ortaya konan performans değişebiliyor. Uygulamadan sonra uzman değerlendirmesiyle elde edilen sonuçlar genellikle aynı gün veya 1-2 gün içinde katılımcılarla paylaşılıyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Gerçek hayatı simüle ediyor</strong></b></p>
<p>Moxo’nun sadece dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şüphesi taşıyan kişiler için kullanılmadığını belirten Unutmaz, “Testte dikkat, zamanlama, dürtüsellik ve hiperaktivite düzeyleri detaylıca değerlendirildiği için DEHB dışında dikkat problemleri, öğrenme güçlüğü ve terapi/ilaç öncesi-sonrası karşılaştırmalarında da fayda sağlıyor. Ancak tüm bunlara rağmen Moxo’nun kendi başına tanı koyamayacağı, klinik görüşme ve diğer verilerle birlikte sürece yalnızca destek olabileceği bilinmeli” şeklinde konuştu. Bilimsel araştırmalarla desteklenmiş uluslararası yöntemin Türkiye’deki geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının eksiksiz olduğunu dile getiren Unutmaz, “Moxo’nun klasik dikkat testlerinden farkı; gerçek hayattaki dikkat dağıtıcıları simüle etmesi, bilgisayar destekli olduğu için objektif veri sağlaması ve performans detaylı kategoriler içermesi olarak sıralanabilir” açıklamasında bulundu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikligi-testi-543059">Dikkat Dağınıklığı Testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat dağınıklığında &#8220;Moxo Testi&#8221; dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikliginda-moxo-testi-donemi-543026</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jun 2025 08:38:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dağınıklığında]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[moxo]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543026</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada psikolojiye olan ilginin artmasıyla bazı terimlerin de giderek popülerleştiği bir gerçek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikliginda-moxo-testi-donemi-543026">Dikkat dağınıklığında &#8220;Moxo Testi&#8221; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada psikolojiye olan ilginin artmasıyla bazı terimlerin de giderek popülerleştiği bir gerçek. Örneğin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu kısaca DEHB, hemen her ebeveynin gündeminde olan bir konu. Bilişsel alanları değerlendirebilen bir test ile doğru tanının rahatlıkla konulabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Artık herkes kendinde ya da çocuğunda bilinçsizce DEHB’den şüpheleniyor. Oysa bu saptamanın yapılabilmesi için bilimsel ve güvenilir bir değerlendirme şart. Moxo dikkat testi bu noktada hem uzmanlara hem de ailelere büyük bir kolaylık sağlıyor” dedi.</strong></p>
<p>Bilgisayar destekli bir dikkat performans testi olan Moxo, görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılarla, kişinin dikkatini sürdürme ve tepki verme becerisini ölçüyor. Testin; DEHB, dürtüsellik, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü ve bazen de diğer nöropsikiyatrik durumların ayrımına yardımcı olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Klinik değerlendirme sonucunda psikiyatrist, nörolog veya psikolog gibi bir uzman, tanıya yardımcı olması için Moxo testi isteyebilir. Bilgisayar başında ve birebir uzman eşliğinde yapılan çalışmada, katılımcı belirli semboller göründüğünde hızlı ve doğru şekilde tepki vermeye çalışır. Kullanılan görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılar aracılığıyla kişinin tepki süresi, doğruluğu, dürtüselliği ve yanlış tepkileri analiz edilir” dedi.</p>
<p><strong>Test sonucu aynı gün içinde çıkabiliyor</strong></p>
<p>Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de başvurulabilecek bir yöntem olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Altı yaşından itibaren uygulanabilen Moxo’nun 6-12 yaş arası çocuk, 13 yaş ve üzeri ergen-yetişkin versiyonları bulunuyor. Çocuklarda ortalama 15 dakika süren test, yetişkinlerde ise 18 dakika civarında tamamlanıyor. Testin süresi sabit olmakla beraber, kişisel özelliklere göre ortaya konan performans değişebiliyor. Uygulamadan sonra uzman değerlendirmesiyle elde edilen sonuçlar genellikle aynı gün veya 1-2 gün içinde katılımcılarla paylaşılıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek hayatı simüle ediyor</strong></p>
<p>Moxo’nun sadece dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şüphesi taşıyan kişiler için kullanılmadığını belirten Unutmaz, “Testte dikkat, zamanlama, dürtüsellik ve hiperaktivite düzeyleri detaylıca değerlendirildiği için DEHB dışında dikkat problemleri, öğrenme güçlüğü ve terapi/ilaç öncesi-sonrası karşılaştırmalarında da fayda sağlıyor. Ancak tüm bunlara rağmen Moxo’nun kendi başına tanı koyamayacağı, klinik görüşme ve diğer verilerle birlikte sürece yalnızca destek olabileceği bilinmeli” dedi.</p>
<p>Bilimsel araştırmalarla desteklenmiş uluslararası yöntemin Türkiye&#8217;deki geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının eksiksiz olduğunu dile getiren Unutmaz, “Moxo’nun klasik dikkat testlerinden farkı; gerçek hayattaki dikkat dağıtıcıları simüle etmesi, bilgisayar destekli olduğu için objektif veri sağlaması ve performans detaylı kategoriler içermesi olarak sıralanabilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-daginikliginda-moxo-testi-donemi-543026">Dikkat dağınıklığında &#8220;Moxo Testi&#8221; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı bir bayram geçirmek için bu önerilere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-bayram-gecirmek-icin-bu-onerilere-dikkat-541925</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 18:25:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmek]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[önerilere]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541925</guid>

					<description><![CDATA[<p>Paylaşma ve yardımlaşmanın simgesi Kurban Bayramı’na sayılı günler kalırken; sağlıklı bir bayram geçirmek için bazı önlemlerin alınması önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-bayram-gecirmek-icin-bu-onerilere-dikkat-541925">Sağlıklı bir bayram geçirmek için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Paylaşma ve yardımlaşmanın simgesi Kurban Bayramı’na sayılı günler kalırken; sağlıklı bir bayram geçirmek için bazı önlemlerin alınması önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Dr. Erdal Gündoğan, etin en az 24 saat dinlendirildikten sonra tüketilmesini tavsiye etti. Taze et tüketiminin karın ağrısı, reflü atakları, gaz, karında şişlik ve hazımsızlık gibi sindirim sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Erdal Gündoğan, “Uzun süre ve fazla et tüketimi, uzun dönemde kolesterol yükselmesine, gut ataklarına, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarına neden olabilir” dedi. Bayram süresince fazla miktarda ve geç saatlere kadar yemek tüketilmemesi gerektiğini belirten Dr. Erdal Gündoğan, gün içerisinde yürüyüş gibi hafif egzersizler yapılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğretim Üyesi Erdal Gündoğan, Kurban Bayramı öncesinde taze et tüketiminde dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Etler 24 saat dinlendirilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Taze et tüketiminin erken dönemde sindirim sistemi rahatsızlıklarına yol açabileceği uyarısında bulunan Uzm. Dr. Erdal Gündoğan, “Bu sindirim rahatsızlıkları arasında kabızlık, karın ağrısı ve reflü atakları, gaz, karında şişkinlik ve hazımsızlık sayılabilir.  Bunun nedeni taze et içerisindeki kasların henüz gevşememiş olmasıdır. Etler kesildikten hemen sonra tüketilmemeli, serin bir ortamda en az 24 saat dinlendirilerek et içerisindeki kasların gevşemesi beklenmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hijyen kurallarına uyulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dahiliye Uzmanı Dr. Gündoğan, “Etin kesim, saklama ve pişirme süreçlerinde temizliğe önem verilmelidir ve bu aşamalarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi son derece önemlidir. Özellikle çiğ et temasından sonra olmak üzere eller yıkanmalıdır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Fazla et tüketimi, sağlık sorunlarına yol açabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Fazla et tüketimi ile ilgili uyarıda bulunan Uzm. Dr. Gündoğan, “Uzun süre ve fazla et tüketimi ise uzun dönemde kolesterol yükselmesine, gut ataklarına, karaciğer ve böbrek rahatsızlıklarına neden olabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haşlama ve ızgara şeklinde hazırlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Etin pişirme şeklinin de önemli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Gündoğan, “Etler haşlama şeklinde tüketilmelidir. Fırın ya da ızgara gibi sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılmalıdır. Kavurma ya da kızartma gibi yağlı pişirme yöntemlerinden uzak durulmalıdır. Etin yanında salata, sebze veya tam tahıllı ürünler kullanılarak denge sağlanmalıdır. Porsiyon olarak 100-150 gram civarında günlük ihtiyaca uygun olacak miktarda tüketilmelidir” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyabet, hipertansiyon ve kalp hastaları dikkat etmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayramda et tüketiminin yanı sıra geç saatlere kadar düzensiz şekilde öğünler, tatlı ve şeker tüketiminde artışın sağlık sorunları açısından risk oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Gündoğan, “Bayram günlerinde uygulanan dengesiz ve sağlıksız beslenme modeli, metabolik hastalıklar açısından riskler taşımaktadır.  Diyabet hastalarında kan şekerlerinde oynamaya yol açarak kan şekeri dengesinin bozulması ve kan şekerinde aşırı yükselmelere neden olabilir. Hipertansiyon hastalarında şekerli gıdalar ve tuzlu et ürünleri, kan basıncında yükselmelere yol açabilir. Reflü ve gastrit hastalarında ağır ve düzensiz beslenme, bu hastalıklara bağlı şikayetlerde artışa neden olabilir. Kalp hastalıklarında aşırı yağlı beslenme, ritim problemlerine yol açabilir ve kalp krizi riskini artırabilir. Gut hastalarında özellikle kırmızı et ve sakatat tüketimi, gut atağı riskini artırabilir. Obezite hastalarında kalori alımındaki artış, metabolik dengeleri daha da bozabilir” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı bir bayram geçirmek için…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dahiliye Uzmanı Dr. Erdal Gündoğan, bayramda doğru ve dengeli beslenmeye dikkat etmesi gereken hasta gruplarını diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları, kalp hastalığı bulunanlar, mide ve barsak rahatsızlıkları bulunanlar ve yaşlı hastalar olarak sıraladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu hastaların bayramda dikkat etmesi gerekenlere dikkat çeken Uzm. Dr. Erdal Gündoğan, şu tavsiyelerde bulundu: “Bu hastalar tatlı ve şekerli gıdalardan uzak durmalı; şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih etmeli. Su tüketimini artırmaları ve bol su içmeleri önemli. Et tüketimi sınırlandırılmalı, tercihen az yağlı ve iyi pişmiş etler tüketilmelidir. Bu hastaların bayram süresince ilaçlarını aksatmamaları gerekir.” </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hafif egzersizler yapılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayram süresince fazla miktarda ve geç saatlere kadar yemek tüketilmemesi gerektiğini belirten Dr. Erdal Gündoğan, gün içerisinde yürüyüş gibi hafif egzersizler yapılmasını tavsiye etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-bayram-gecirmek-icin-bu-onerilere-dikkat-541925">Sağlıklı bir bayram geçirmek için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserli hastaların tatilde dikkat etmesi gereken 9 madde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserli-hastalarin-tatilde-dikkat-etmesi-gereken-9-madde-541742</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 08:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[tatilde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser vakalarının dünya genelinde giderek artmasıyla, halk arasında doğru bilinen yanlışlar da hızla artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hastalarin-tatilde-dikkat-etmesi-gereken-9-madde-541742">Kanserli hastaların tatilde dikkat etmesi gereken 9 madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser vakalarının dünya genelinde giderek artmasıyla, halk arasında doğru bilinen yanlışlar da hızla artış gösteriyor. Kanser hastalarının evden çıkmaması gerektiği düşüncesinin büyük bir yanlış olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bu hastaların bazı kurallar çerçevesinde çalışması ve hatta tatil yapması mümkün. Tabii aldıkları tedavinin çeşidi ve çalışma ortamının ya da tatil için seçilen yerin uygun şartlara sahip olması da önemli. Örneğin kemoterapi bulantı, ishal, enfeksiyon gibi yan etkiler oluşturmuyorsa hastanın hayatından geri kalması için hiçbir sebep yok” dedi.</strong></p>
<p>İş hayatına dönme ya da tatile çıkma gibi kararlar konusunda, hastaların hekimlerine danışarak harekete geçmesi gerekiyor. Kemoterapinin yan etki profilinin, veriliş sıklığının ya da kişideki ek hastalıkların varlığının hekimin düşüncelerini etkileyebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Sistemik kanser tedavileri alanların kan değerlerinde düşüklük, bulantı, kusma, ishal gibi yan etkiler veya beslenme sorunları yoksa doktor kontrolüyle rahatlıkla tatil planı yapabilirler” dedi.</p>
<p>Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, kanserli hastalara tatilde her şeyin yolunda gitmesi için 9 öneride bulundu:</p>
<ol>
<li>Tatil için gidilen yer uzak bir yer ise arabayı hastalar kullanmamalı. Beyin ödemi riski, ciddi nefes darlığı ya da derin anemisi olanlar ise uçakla seyahatten uzak durmalı.</li>
<li>Tatile çıkmadan önce liste yaparak düzenli kullandığınız ya da ağrı, bulantı ve ishal gibi acil durumlarda ihtiyaç duyabileceğiniz destek ilaçları yanınıza aldığınızdan emin olun. Düzenli ilaçlarınızı tatil boyunca aksatmadan almaya özen gösterin.</li>
<li>Yürüteç, oksijen tüpü, kolostomi torbası gibi ekipmanlar kullanıyorsanız bunları da tatilinizde eksik etmeyin. </li>
<li>Yemek yiyeceğiniz mutfakların hijyenik olmasına dikkat edin.</li>
<li>Açıkta bekletilmemiş ve günlük taze pişmiş yemekler tercih edin, çiğ balık veya deniz ürünü içeren gıdalardan uzak durun.</li>
<li>Sokaklarda satılan dondurma gibi paketsiz yiyeceklerden, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden kaçın. Suyu bile sadece kapalı şişelerden için.  </li>
<li>Gideceğiniz yerin sıcaklık değerleri yüksekse mutlaka şapka, gözlük, güneş koruyucu kullanın ve 11.00 ile 15.00 saatleri arasında gölge altında olmaya özen gösterin.</li>
<li>Kanser tedavileri nedeniyle hassaslaşan cildinizi güneşe karşı koruyun. Radyoterapi alınan bölgeleri özellikle kapatın. Bazı kemoterapi türlerinin güneşe maruz kalındığında cilt hasarlarına yol açabileceğini unutmayın.</li>
<li>Kontamine sulardan birçok enfeksiyon bulaşabileceği için denize ya da havuza girerken su yutmamaya çok dikkat edin.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserli-hastalarin-tatilde-dikkat-etmesi-gereken-9-madde-541742">Kanserli hastaların tatilde dikkat etmesi gereken 9 madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigaranın Yol Açtığı 5 Hastalığa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sigaranin-yol-actigi-5-hastaliga-dikkat-540913</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 10:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[sigaranın]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tütün kullanımı hem bireylerin hem de toplumun sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir alışkanlıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigaranin-yol-actigi-5-hastaliga-dikkat-540913">Sigaranın Yol Açtığı 5 Hastalığa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tütün kullanımı hem bireylerin hem de toplumun sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir alışkanlıktır. Dünya Sağlık Örgütü verileri her yıl yaklaşık 8 milyon kişinin tütün kullanımına bağlı hastalıklar, 1.2 milyon kişinin de tütün ürünü kullanmadığı halde sigara dumanına maruz kalarak pasif içicilik nedeniyle yaşamını yitirdiğini göstermektedir.  </p>
<p>Tütün ve tütün ürünleri kullanımının, akciğer kanseri başta olmak üzere diğer kanserlerin gelişiminde, KOAH (kronik obstruktif akciğer hastalığı), tekrarlayan alt ve üst solunum yolları gibi birçok solunum yolu hastalığının ortaya çıkmasında temel etkendir. Hastalıkların en önemli 3 belirtisi ise; 3 haftadan uzun süren öksürük, nefes darlığı ve balgam (kanlı da olabilir) şeklinde bilinmektedir. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Füsun Ülger, “31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü” öncesi tütün ve tütün kullanımının zararları hakkında bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Sigara bu hastalıkların kapısını aralıyor!</strong></p>
<p>Tütün ve tütün ürünleri kullanımı akciğer sağlığını olumsuz etkilemektedir. Kullanıldığı andan itibaren bütün organlara zarar vermeye başlamaktadır. Neden olduğu başlıca hastalıklar;</p>
<ul>
<li>KOAH </li>
<li>Akciğer kanseri </li>
<li>Tekrarlayan alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları </li>
<li>Diğer organ kanserleri </li>
<li>Kalp ve damar hastalıkları </li>
</ul>
<p><strong>Pasif içicilik de akciğer hastalıklarına neden olabilir</strong></p>
<p>Tütün ürünleri kullanmayan bir birey de, pasif içicilik yoluyla akciğer hastalıklarına yakalanabilmektedir. Tütün sadece kullanan kişiye değil, çevresine de zarar vermektedir. Özellikle risk grubundakiler, çocukluk dönemi maruziyeti olanlar ve kadınlardır. Evde veya kapalı ortamlarda sigara içilmesi çocuklarda astım ve akciğer hastalıklarına neden olmaktadır. Sigara içmeyen kadın KOAH hastalar olabilmektedir. </p>
<p><strong>Akciğer kanserine yakalananların %90’ı sigara tüketiyor </strong></p>
<p>Akciğer kanseri başta olmak üzere, karaciğer, mesane, dil, dudak, gırtlak ve yemek borusu kanserlerine de neden olabilmektedir. Akciğer kanseri olanların ve KOAH olanların %90’ı sigara kullananlardır. Kadınlarda KOAH görülme artışı sigara kullanımının artmasıyla orantılıdır. Tütün ve tütün ürünleri içerisinde nargile, sarma sigara ve elektronik sigaralar da vardır. Elektronik sigara zararsız sanılmaktadır fakat solunum sistemine verdiği hasar akciğer gelişimini tamamlamamış gençler için çok tehlikeli olmaktadır. Uzun vadede etkileri daha net ortaya çıkacaktır ama şuanda bile etkileri görülmektedir. Elektronik sigara kullanan kişilerde, akciğer sönmesi ve akciğer zarında sıvı birikmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. </p>
<p><strong>3 haftadan uzun süren şikayetlerde hekime başvurulmalıdır </strong></p>
<p>Hastalar en çok 3 haftadan uzun süren öksürük, kanlı balgam ve nefes darlığı belirtileriyle hastaneye başvurmaktadır. Hastalıkların tanısında kullanılan en önemli tetkikler ise akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testidir. Solunum fonksiyon testi, astım ve KOAH tanısında en önemli yol göstericidir. Akciğer grafisi ise, ciğerlerdeki kitle veya nodüllerin saptanmasına yardımcı olmaktadır. 50 yaş üstü sigara içen kişilerin, 3 haftadan uzun süren öksürük, nefes darlığı ve balgam (kanlı da olabilir) gibi şikayetleri var ise tomografi çektirmesi önerilmektedir. Hasta, 50 yaş altında balgam ve öksürük belirtilerine sahip ise yine ileri tetkikler yapılması gerekebilir. Sigara içme süresi 20 yılı geçmiş kişilerin, düzenli olarak yıllık akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testi yaptırması gerekmektedir. </p>
<p><strong>Bağımlılığın önlenmesi için farkındalık oluşturulmalı!</strong></p>
<p>Tütün ürünleri kullanımının zararlarını insanlara aşılamak, kullanan kişinin bağımlılığını önlemek ve bırakmaya yönlendirmek gerekmektedir. Özellikle genç yaştaki kullanıcılarda farkındalık oluşturulması çok önemlidir. Bazı hastalar hem sigaranın etkilerinden korkmakta hem de bağımlılık nedeniyle sigara kullanımına devam etmektedirler. Onlara günümüzde birçok yöntem kullanıldığı anlatılmalı ve destek alındığı takdirde bırakabilmenin mümkün olduğu konusunda bilgilendirme yapılmalıdır. İş yerlerinde bilinçlendirme toplantıları yapılmalıdır. Hekimler tarafından da hastalara ilk olarak sigarayı bırakması gerektiği vurgulanmaktadır.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sigaranin-yol-actigi-5-hastaliga-dikkat-540913">Sigaranın Yol Açtığı 5 Hastalığa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Ulu, &#8220;Stres karar verme ve dikkat mekanizmamızı bozuyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ulu-stres-karar-verme-ve-dikkat-mekanizmamizi-bozuyor-540790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2025 08:41:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuyor]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[mekanizmamızı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[ulu]]></category>
		<category><![CDATA[verme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ)  70. Yıl Kariyer Günleri ve Bilim Şenliği kapsamında EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda, Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim  üyesi Doç. Dr. Elif Ulu’nun konuşmacı olduğu  “İş Yaşamında Stres ve Kaygı Yönetimi Semineri” düzenlendi. Etkinliğe akademisyenler, idari çalışanlar ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ulu-stres-karar-verme-ve-dikkat-mekanizmamizi-bozuyor-540790">Doç. Dr. Ulu, &#8220;Stres karar verme ve dikkat mekanizmamızı bozuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi(EÜ)  70. Yıl Kariyer Günleri ve Bilim Şenliği kapsamında EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda, Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı öğretim  üyesi Doç. Dr. Elif Ulu’nun konuşmacı olduğu  “İş Yaşamında Stres ve Kaygı Yönetimi Semineri” düzenlendi. Etkinliğe akademisyenler, idari çalışanlar ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Stres ve kaygının birbirlerinden farklı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Elif Ulu “Stres, bireyin içsel ya da dışsal taleplerin, baş etme kaynaklarını aştığını algıladığı bir durumdur. Kaygı ise belirsiz bir tehdit algısına karşı ortaya çıkan, geleceğe yönelik ve çoğu zaman kişiyi zorlayabilen bir duygulanımdır. Stres, bir baskıdır. Kaygı ise bu baskının yarattığı zihinsel senaryolardır” dedi.</p>
<p>İş hayatında stresin kaynaklarını sıralayan Doç. Dr. Elif Ulu, “İş hayatındaki rol çatışması,  iş yükü, zaman baskısı, ilişkisel problemler, kontrol eksikliği gibi nedenlerle ortaya çıkan stres; kişinin karar verme ve dikkat mekanizmasını bozar, öğrenmeyi ve hafızayı zayıflatır, bedende savaş ya da kaç mekanizması başlatır” diye konuştu</p>
<p><b>Stres ve kaygıya karşı nefes egzersizleri düzenlendi</b></p>
<p>Seminere katılan öğrencilerle beraber kaygıyı yönetmeye yönelik nefes egzersizleri gerçekleştirildi. Öğrenciler, akademisyenler ve tüm katılımcılar, Doç. Dr. Elif Ulu yardımıyla stres ve kaygıyı günlük yaşamlarında yönetebilmek için bu nefes egzersizine katıldı. Egzersizin ardından katılımcılar arasında soru-cevap etkinliği yapıldı. Doç. Dr. Ulu, salonda kaygı ve stres yönetimi hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Seminerin bitiminde, Doç. Dr. Ulu’ya katılımı için teşekkür belgesi takdim edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-ulu-stres-karar-verme-ve-dikkat-mekanizmamizi-bozuyor-540790">Doç. Dr. Ulu, &#8220;Stres karar verme ve dikkat mekanizmamızı bozuyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanserinin 9 Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanserinin-9-sinyaline-dikkat-540129</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 14:01:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540129</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğerdeki doku ve hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan akciğer kanseri, çoğunlukla belirti vermeden sessizce ilerliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanserinin-9-sinyaline-dikkat-540129">Akciğer Kanserinin 9 Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akciğerdeki doku ve hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan akciğer kanseri, çoğunlukla belirti vermeden sessizce ilerliyor. Tüm kanserlerin %12- %16’sını oluşturan akciğer kanseri, kadınlar ve erkeklerde kansere bağlı ölümlerin en başında geliyor. Ancak akciğer kanseri taramalarıyla belirtiler ortaya çıkmadan erken evrede teşhis edilebilen bu hastalıkta doğru tedavi planlaması ile yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Bu nedenle sigara kullananlar başta olmak üzere orta yaş ve üzeri bireylerin düzenli bir şekilde akciğer kanseri taraması yaptırması tavsiye ediliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, akciğer kanserinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.   </p>
<p><strong>Akciğer kanseri belirti vermeden önlem alınmalı</strong></p>
<p>Akciğerdeki doku ve hücreler kontrolsüz bir şekilde büyüyerek akciğer kanserini oluşturmaktadır. Tümör hücresi olarak da tanımlanabilen bu hücreler, hızla çoğalır ve zamanla kitlesel bir yapı oluşturur. Kanserin ilerlemesiyle birlikte kanser hücreleri, çevre doku ve organlara yayılmaktadır. Bazı vakalarda kanser hücrelerinin dolaşım sistemine karışmasıyla kanser, uzak organlara da sıçramaktadır. Metastaz olarak da tanımlanan bu durumda hastalığın tedavisi çok daha zor olmaktadır. Akciğer kanseri, genellikle belirti vermeden sessizce ilerler. Bu yüzden erken evrede fark edilmesi zordur. Akciğer kanseri belirtileri oldukça geniş bir yelpazede yer almaktadır. Hastalığın erken dönem belirtileri şöyle sıralanabilmektedir:</p>
<ul>
<li>Yüzde şişme</li>
<li>Ses kısıklığı</li>
<li>Lenf bezlerinin şişmesi</li>
<li>Halsizlik ve güçsüzlük</li>
<li>Yüksek ateş</li>
<li>Nedeni anlaşılamayan kilo kaybı</li>
<li>Parmaklarda şekil bozukluğu</li>
<li>Baş dönmesi</li>
<li>Yutkunma zorluğu</li>
</ul>
<p>Kanser oluşumunun akciğerlerde başlaması, birincil (primer) akciğer kanseri olarak tanımlanırken, vücudun farklı bir yerinde oluşan fakat akciğerlere metastaz yapan akciğer kanseri türüne ise ikincil (sekonder) akciğer kanseri denir. Primer akciğer kanseri ise küçük hücreli (yulaf hücreli) akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri olmak üzere iki ana grupta incelenir. Primer akciğer vakalarının yaklaşık %88’i küçük hücreli olmayan grupta yer alır</p>
<p><strong>Akciğer kanser taraması hastasının hayatta kalma oranını artırıyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri taraması, belirtiler ortaya çıkmadan hastalığı erken bir aşamada bulmak için testlerin kullanıldığı bir işlemdir. Diğer kanserlerin aksine, akciğer kanseri için rutin tarama dünya çapında yaygın değildir. Ancak araştırmalar akciğer kanseri taramasının hastanın hayatta kalma oranlarını artırabileceğini göstermiştir. Akciğer kanseri, kanser türleri arasından en çok ölüme neden olan kanser türü olmaya devam etmektedir. Akciğer kanseri riski yüksek olan sigara kullanan bireyler başta olmak üzere orta yaş ve üzerindeki bireylerde düşük doz BT tarama programlarının devreye alınması hayatların kurtarılmasını sağlayabilir ve bu yıkıcı eğrinin değişmesine yardımcı olabilir. Akciğer kanseri taraması ile ilgili yapılan en büyük çalışmanın sonuçları 2011 yılında yayınlanmıştır. Bu çalışmada düşük doz BT taramalarının, göğüs röntgenlerine kıyasla akciğer kanseri kaynaklı ölüm sayısını %20 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Belçika ve Hollanda&#8217;da 2020 yılında yapılan ikinci büyük araştırmada ise düşük doz BT taramaları yapılan yüksek riskli akciğer kanseri erkeklerde, ölümlerin %24 oranında azaldığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Tedavi planı kanserinin türü, evresine göre belirleniyor</strong></p>
<p>Akciğer kanseri teşhisi için detaylı tıbbi öykü, fizik muayene, tanının kesinleştirilmesi, ayırıcı tanıdaki hastalıkların dışlanması için ek laboratuvar testleri ve radyolojik incelemeler istenir. Bu radyolojik incelemeler akciğer grafisi ve/veya BT gibi radyolojik görüntüleme işlemleri ile yapılmaktadır. Akciğer kanserinin kesin tanısı için akciğer dokusundan ve içindeki kitleden biyopsi alınır. Patolojik inceleme kanserin geliştiği hücre tipini, kanser hücrelerinin farklı patolojik yöntemlerle ayırt edici özelliklerinin tespitini sağlamaktadır. Bu şekilde hasta için en uygun tedavi yöntemi ve planı seçilebilmektedir. Akciğer kanserinin tedavisi ise akciğer kanserinin türü, evresi ve hastanın genel sağlık durumu gibi faktörlere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Hastalığın tedavisi, immünoterapi, radyoterapi, kemoterapi ve cerrahi yöntemlerin tek başına ya da birlikte uygulanması şeklinde düzenlenmektedir.</p>
<p><strong>Robotik cerrahi ile hızlı ve konforlu iyileşme süreci </strong></p>
<p>Erken teşhis edilen akciğer kanseri için en etkili tedavi cerrahi ile akciğerin tümör içeren bölümünün ve ilgili lenf bezlerinin alınmasıdır. Erken evre akciğer kanserinde uygulanan ameliyat akciğerin tümörü içeren parçasının çıkarılmasıdır. 1 cm’den küçük tümörlerde lobun alt parçası olan segmentin çıkarılması uygulanabilmektedir. Ayrıca en az 6 lenf bezinin çıkarılması da ameliyatın temel prensibidir. Bu ameliyatların tamamı 3-4 cmlik tek bir kesi veya 2 kesi ile kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Ayrıca robotik cerrahi, akciğer kanseri operasyonlarında minimal invaziv bir yaklaşım sunarak daha hızlı iyileşme, daha az ağrı ve hastanede kısa süre kalış imkanı sağlamaktadır. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanserinin-9-sinyaline-dikkat-540129">Akciğer Kanserinin 9 Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En İyi TOP 10 Veri merkezi İnşaat Şirketleri Listesinde 4. Sırada Yer Alan Serban, DCD Connect Madrid&#8217;te Uçtan Uca Veri Merkezi Çözümleriyle Dikkat Çekti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-iyi-top-10-veri-merkezi-insaat-sirketleri-listesinde-4-sirada-yer-alan-serban-dcd-connect-madridte-uctan-uca-veri-merkezi-cozumleriyle-dikkat-cekti-540092</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 13:44:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[çekti]]></category>
		<category><![CDATA[connect]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleriyle]]></category>
		<category><![CDATA[dcd]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[listesinde]]></category>
		<category><![CDATA[madridte]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[serban]]></category>
		<category><![CDATA[şirketleri]]></category>
		<category><![CDATA[sırada]]></category>
		<category><![CDATA[top]]></category>
		<category><![CDATA[uca]]></category>
		<category><![CDATA[uçtan]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540092</guid>

					<description><![CDATA[<p>Veri merkezi ekosisteminin önde gelen şirketlerinden Serban, uçtan uca veri merkezi çözümleriyle dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-iyi-top-10-veri-merkezi-insaat-sirketleri-listesinde-4-sirada-yer-alan-serban-dcd-connect-madridte-uctan-uca-veri-merkezi-cozumleriyle-dikkat-cekti-540092">Dünyanın En İyi TOP 10 Veri merkezi İnşaat Şirketleri Listesinde 4. Sırada Yer Alan Serban, DCD Connect Madrid&#8217;te Uçtan Uca Veri Merkezi Çözümleriyle Dikkat Çekti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Veri merkezi ekosisteminin önde gelen şirketlerinden Serban, uçtan uca veri merkezi çözümleriyle dikkat çekiyor. Şirket, 20-21 Mayıs 2025 tarihlerinde İspanya&#8217;nın başkenti Madrid&#8217;de düzenlenen ve dünya çapındaki profesyonel veri merkezi liderlerini bir araya getiren DCD Connect Madrid 2025&#8217;te büyük ilgi gördü. Sektörün önemli şirket ve yöneticilerini bir araya getiren bu önemli etkinlikte Serban, yenilikçi çözümlerini sergileyerek, uluslararası arenadaki yetkinliğini ve iddialı vizyonunu bir kez daha gözler önüne serdi. Serban Genel Müdür Yardımcısı Ali İhsan Güner ve Otomatica’nın kurucusu ve CEO’su Hüseyin Doğa Emiroğulları, DCD Madrid&#8217;te katılımcıların büyük ilgi gösterdiği küresel veri merkezi talepleri ve zorlukları konulu bir panele katılarak şirketi temsil etti. Ayrıca Design &#038; Construction bölümünde Serban DC Almanya Genel Müdürü Bedrettin Altay’da Serban’ın uçta uca ‘All in One’ prensibiyle veri merkezi projelerindeki bütüncül yaklaşım prensiplerini aktardığı ilgi çekici bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p>Serban fuar boyunca veri merkezi profesyonellerinin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Tecrübesi, teknik birikimi, etkin kaynak kullanımı ve ileri teknolojisiyle başta veri merkezi projeleri olmak üzere kritik tesisler için çözümler sunan Serban fuar boyunca veri merkezi profesyonellerinin ilgisini çekti. Ziyaretçiler, Serban&#8217;ın yatırım danışmanlığından başlayıp operasyonel süreçlere kadar uzanan ve dünya standartlarının ötesinde sunduğu EPC+ modeliyle uçtan uca çözümler sunması ve bu kapsamlı hizmet anlayışı, veri merkezi projelerinin sürdürülebilirliğine büyük katkı sağladığı için takdir topladı.</p>
<p>Serban’ın bağlı olduğu Açık Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Açık fuardaki ilgiye dair yaptığı açıklamada şunları söyledi &#8220;DCD Connect Madrid, veri merkezi sektörünün bugününe ve geleceğine yön veren liderleri bir araya getiren, eşsiz bir bilgi paylaşımı ve iş birliği ortamı sunuyor. Serban olarak, bu değerli etkinlikte yenilikçi çözümlerimizi sergilemekten ve sektör profesyonelleriyle buluşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Serban’ın sunmuş olduğu veri merkezi çözümlerine gösterilen yoğun ilgi, uluslararası standartların ötesine geçen projelerimizin ve müşteri odaklı yaklaşımımızın başarısını bir kez daha kanıtladı. Etkinlik boyunca gerçekleştirdiğimiz sunum ve panelde, sektördeki deneyim ve bilgi birikimimizi değerli katılımcılarla paylaşma fırsatı bulduk.&#8221; dedi ve sektördeki ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştirerek fark yarattıklarını belirtti “Veri merkezi projelerini hayata geçirmeye başladığımızda, sektördeki geleneksel modellerin yetersiz kaldığını ve daha teknik, mühendislik odaklı çözümlere ihtiyaç duyulduğunu gözlemledik. Bu nedenle, mevcut standartların ötesine geçerek EPC+ modelini benimsedik ve holding bünyemizdeki şirketlerimizle iş birliği yaparak anahtar teslim çözümler sunmaya başladık. Çözümlerimiz lider GSM ve teknoloji şirketlerinin veri merkezi projelerinde uygulandı ve başarılı oldu. Veri merkezi sektörü özelinde uzmanlaşan insan kaynağımızla, projelerin yalnızca yapısal değil, aynı zamanda çevik, esnek ve verimli olması için teknolojiler üretiyor ve entegrasyonunu sağlıyoruz. Bu yaklaşımımız, Serban&#8217;ın küresel pazardaki yerini sağlamlaştırması ve yeni iş ortaklıkları geliştirmesi için önemli bir zemin oluşturuyor.” dedi.</p>
<p>DCD Connect Madrid 2025, 1.700&#8217;ü aşkın sektör lideri, 120&#8217;den fazla katılımcıyı ve 150&#8217;den fazla uluslararası uzman konuşmacıyı ağırlayarak, veri merkezi endüstrisindeki en son trendlerin, teknolojik gelişmelerin ve stratejik yaklaşımların derinlemesine tartışıldığı bir etkinlik olarak gerçekleşti. Serban’ın yenilikçi, teknolojik, sürdürülebilir ve operasyonel mükemmeliyet ilkeleri doğrultusunda geliştirdiği çözümler, veri merkezlerinin geleceğine yön vermesinde kritik bir rol oynamaya devam edecek.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-iyi-top-10-veri-merkezi-insaat-sirketleri-listesinde-4-sirada-yer-alan-serban-dcd-connect-madridte-uctan-uca-veri-merkezi-cozumleriyle-dikkat-cekti-540092">Dünyanın En İyi TOP 10 Veri merkezi İnşaat Şirketleri Listesinde 4. Sırada Yer Alan Serban, DCD Connect Madrid&#8217;te Uçtan Uca Veri Merkezi Çözümleriyle Dikkat Çekti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS&#8217;li bireyler günlük yaşamlarında nelere dikkat etmeli?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/msli-bireyler-gunluk-yasamlarinda-nelere-dikkat-etmeli-540054</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 May 2025 13:12:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[msli]]></category>
		<category><![CDATA[nelere]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamlarında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=540054</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir sinir sistemi hastalığı olan Multipl Skleroz (MS), kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 1-1,5 kat daha fazla görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/msli-bireyler-gunluk-yasamlarinda-nelere-dikkat-etmeli-540054">MS&#8217;li bireyler günlük yaşamlarında nelere dikkat etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bir sinir sistemi hastalığı olan </span></b><b><span><span>Multipl Skleroz</span></span></b><b><span> (MS), kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 1-1,5 kat daha fazla görülüyor. MS’te tanının genellikle 20-40 yaş arasında konulduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span></b><b><span>an İke, MS hastalarının alınacak bazı tedbirlerle yaşam kalitesini artırabileceğini söyledi. Fizyoterapi desteği, denge problemleri ve kuvvetsizlik gibi MS bulgularının bir kısmını azaltmada etkili olabilir. Sıcak su, sıcak banyo, sıcak hava veya ateş, çoğu hastanın şikayetlerinde artışa neden olduğu için MS’li bireyler, sıcaktan sakınmalı. Sağlıklı ve dengeli beslenme ile egzersiz günlük yaşama dahil edilmeli. Sigara kullanımından kaçınılmalı. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uluslararası MS Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü’nün ortak kararı ile her yıl Mayıs ayının son çarşamba günü Dünya MS Günü olarak anılıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, Dünya MS Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, MS hastalarına tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Multiple Skleroz’un (MS) beyin ve omurilikteki mesajların taşınmasından sorumlu sinir hücreleri etrafındaki koruyucu kılıfın (myelin) hastalığı olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Can İke, “MS’teki ‘multiple’ kelimesi birden fazla bölgenin tutulumu ve ‘skleroz’ kelimesi de hasarlı bölgedeki sertleşmeyi ifade etmektedir. Bu sertleşmiş alanlara plak denilmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>MS’te bağışıklık sisteminin şaşkınlığı söz konusu</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>MS hastalığının nedenine değinen </span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, “V</span><span><span>ücudu savunmakla görevli hücrelerin bir şekilde myelin kılıfını, vücuda yabancı bir madde gibi algılaması ve onu yok etmeye çalışması, hastalığın sebebi olarak kabul edilmektedir. Burada bağışıklık sisteminin yetmezliği değil, şaşkınlığı söz konusudur. MS’li hastalarda bağışıklık sistemi normal çalışmaktadır ancak yanlış yönlenme ile kendine zarar vermektedir. Bir süre sonra vücut bunun farkına varıp düzeltmeye çalışmaktadır. Bu şaşkınlığın nedeni, günümüzde halen bilinmemekle birlikte </span></span><span>bazı geçirilmiş viral enfeksiyonların, çevresel faktörlerin genetik olarak yatkınlığı olan bireylerde hastalık gelişimine neden olduğu görüşü kabul görmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span>MS’te risk faktörleri nelerdir?</span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>MS’te iki ayrı risk faktörü olduğunu belirten </span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, “Bunlardan ilki yaşam biçimi ve çevresel etmenler olarak değerlendirilmektedir. Bunları D vitamini düzeyi düşüklüğü, aktif ya da pasif tütünle etkileşim, Epstein–Barr virüs (EBV) infeksiyonu, obezite, aşırı alkol ve kafein kullanımı  olarak sıralayabiliriz. Diğer risk faktörü olarak değerlendirilen genetik etmenlerden ilki aile öyküsüdür.  Multipl Skleroz’da kalıtım poligeniktir ve her biri hastalık riskinde küçük bir artışa sebep olan çok sayıda gende polimorfizmleri kapsar. Bunlar arasında, HLA sınıf I ve HLA sınıf II genlerinde polimorfizmler MS için en yüksek riski yaratır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span>Belirtisi, şiddeti ve seyri hastalarda farklılık gösteriyor</span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>MS’in belirtisi, şiddeti ve seyri<span> yönünden hastadan hastaya farklılık gösterdiğini ifade eden </span></span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, “B</span><span><span>eyin ve omuriliğin herhangi bir yerini tutabilen MS’te o bölgeye ait belirtiler ortaya çıkar. Görme bulanıklığı, konuşmada bozulma, çift görme, uyuşma, güçsüzlük, halsizlik, yürümede dengesizlik, ellerde titreme, idrar yapmada problemler ve cinsel güçte azalma</span></span> <span><span>gibi yakınmalar MS’te ortaya çıkan belirtilerdendir. B</span></span><span><span>u belirtilerin bir ya da birkaçı eş zamanlı görülebilmektedir. Belirtiler birkaç gün içinde ortaya çıkar, artar ve düzelmeler ile seyredebilir. Az sayıda hastada belirtilerde düzelme olmadan kötüleşme söz konusu olabilir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span>Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 1-1,5 kat daha fazla görülüyor</span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>D</span></span><span>ünyada yaklaşık 3 milyon, ülkemizde ise 50 bin MS hastası olduğu tahmin edildiğini kaydeden </span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke</span><span>, “MS, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 1-1,5 kat daha fazla görülmekte ve </span><span>tanı genellikle 20 – 40 yaş arasında konmaktadır. Ancak hastalık başlangıcının, belirtiler başlamadan daha önce olduğu kabul edilmektedir. 12 yaş altında ve 55 yaş üzerinde başlayan vakalar da vardır” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span>MS, merkezi sinir sisteminin hastalığıdır</span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>MS’in bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten </span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, “<span>MS, ölümcül bir hastalık değildir. MS’te bulaşıcılık söz konusu değildir. Multipl Skleroz (MS) genç insanlarda nörolojik nedenli engelliliklerde birinci sırayı almaktadır. MS, bir akıl ya da ruh hastalığı olmayıp tamamen bir sinir sistemi hastalığıdır. </span>MS, merkez sinir sisteminin (MSS) kronik inflamatuar, demiyelinizan ve nörodejeneratif bir hastalığıdır. Beyin ve m. spinalisin ak ve gri maddesinde demiyelinizan lezyonların birikmesi sonucu oluşur. Genç erişkinlerde travmaya bağlı olmayan engelliliğin birinci nedenidir” dedi..</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span><span>4 farklı türü var</span></span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>MS’in dört farklı türü olduğunu ifade eden </span></span></span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span></span><span><span>an İke, bu türleri şöyle açıkladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>Klinik izole sendrom :</span></span></span></b><span><span><span> Bu formda radyoljik olarak tespit edilen semptomatik ya da asemptomatik (sessiz) lezyonların gözlendiği, santral sinir sisteminin enflamatuvar- demiyelinizan doğada etkilendiği ilk nörolojik tablodur.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>Tekrarlayan ve düzelen MS </span></span></span></b><strong><span><span><span><span>(Relapsing-remitting)</span></span></span></span></strong><span><span><span>: En sık görülen formdur. Atak ve iyileşme dönemleri ile giden olguları kapsar. Hastalığın ilk 5 yılında olguların yüzde 80‘i ataklar ve iyileşme dönemleriyle seyreder.  Bu form atak-iyileşme-atak-iyileşme şeklinde ilerler ve bu iyileşmeler tama yakındır.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>İkincil ilerleyici MS </span></span></span></b><strong><span><span><span><span>(Sekonder Progressif </span></span></span></span></strong><b><span><span><span>:</span></span></span></b><span><span><span>  Bu formda atak-iyileşme-atak-iyileşme şeklinde ilerler ancak burada iyileşme oldukça azdır. RRMS olgularının büyük bir çoğunluğunun, 10 yıl sonra yaklaşık yüzde 20’sinin geçiş gösterdiği bu fazda, bulgularda sürekli ilerleme gözlenir.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>Birincil ilerleyici MS </span></span></span></b><strong><span><span><span><span>(Primer Progressif)</span></span></span></span></strong><b><span><span><span>:</span></span></span></b><span><span><span> MS’lilerde  yüzde 15-20‘sinde görülür. Bu formda iyileşme olmadan ataklar geçirme söz konusudur. Oldukça nadirdir. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>MS tanısında temel prensibin MSS içindeki lezyonların ve neden olduğu klinik tablonun zamanda ve alanda yayılımının gösterilmesi ve benzer özelliklere sahip alternatif hastalıkların dışlanması olduğunu belirten Can İke, tanının klinik muayene, laboratuar (kan ve beyin omurilik sıvısı incelemesi) ve görüntüleme teknikleri ile konulduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>MS tedavisinde birçok hedef bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span></span><span><span>an İke, <span>Multipl Skleroz tedavisindeki ana hedefin atakları (inflamasyon, ödem, demiyelinizasyon), atak sıklığının ve engellilik (aksonal dejenerasyon, demiyelinizasyon) durumlarının önlenmesi olarak sıraladı. Can ike, tedavi süreçleriyle ilgili ise şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>I. Multipl skleroz patogenezine yönelmiş özgül tedaviler</span></span></span></span></span></span></span></span>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>   a. Atak tedavisi</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>   b. Hastalık sürecini kontrol eden tedaviler</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
</li>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>II. Belirtilere yönelik tedaviler</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>III. Disfonksiyonel kalmış MSS yapılarının, beyin plastisitesini kullanarak yeniden düzenlenmesine yönelik fizik tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span><span>IV. Bilişsel işlevler ve psikolojik/psikiyatrik sorunlara yönelik bilişsel terapi ve psikoterapi</span></span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span>MS </span></span></span><span><span>tedavisinin hastalığın türü, atak, hastalığın seyrine göre farklılık gösterdiğini ifade eden </span></span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke</span><span><span>, “Her yakınma atak olmayabilir ve kendi içinde değerlendirilmelidir.  Atak tedavisinde yüksek doz kortizon serum içinde 5-7 gün süre ile verilir. Bazen çok ağır ataklarda plazma değişimi ve intravenöz immunglobulin (IVIG) gibi ileri tedaviler gerekebilir. Atakların sıklık ve şiddetini azaltmaya, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik ataksız dönemlerde kullanıdığımız immunmodülar tedaviler kullanmaktayız. Bu tedaviler hastalığın seyrine şiddetine göre tercih edilen günlük-haftalık ya da aylık olabilen, enjeksiyon ya da oral yol ile alınan tabletler şeklindedir. Kök hücre tedavisi halen araştırma safhasında devam etmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span><span>MS’le yaşarken bu tavsiyelere kulak verin</span></span></b></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>MS ile yaşarken alınacak bazı önlemlerle yaşam kalitesinin yükseltilebileceğini belirten </span></span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem C</span><span>an İke, “Yaşam şeklinde yapılacak bazı olumlu değişikliklerle </span><span><span><span>MS </span></span></span><span>bulgularınızı azaltabilir, sağlığınızı ve moralinizi yüksek tutabilirsiniz” diyerek MS’li bireylere tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><b><span>Fizyoterapi desteği:</span></b><span> Fizyoterapiden destek alabilir, böylece denge problemleri ve kuvvetsizlik gibi MS bulgularınızın bir kısmını azaltabilirsiniz. Fizyoterapistiniz bazı hareket teknikleri veya ekipmanlarla günlük aktivitelerinizi daha kolay yapmanızı sağlayabilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sıcaktan sakınma:</span></b><span> Sıcak su, sıcak banyo, sıcak hava veya ateş çoğu hastanın şikayetlerinde artışa neden olur. Öğle sıcağından, sıcak banyodan uzak durun ve soğutucu pedler, ılık banyo ve soğuk içecekler tercih edin.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sağlıklı ve dengeli beslenme:</span></b><span> Bol miktarda sebze ve meyve, yüksek lifli gıdalar, bol tahıl tüketin. Yağ, şeker ve tuz oranını azaltın.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Sigara kullanımına dikkat:</span></b><span> Eğer sigara içiyorsanız hemen bırakmalısınız çünkü yeni çalışmalar sigaranın MS’in seyrini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Egzersiz:</span></b><span> Egzersiz genel olarak sağlığa katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda uykunuzu, duygu durumunuzu ve işlevselliğinizi düzenler. Egzersiz programına başlamadan önce nöroloğunuzla mutlaka görüşün. </span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/msli-bireyler-gunluk-yasamlarinda-nelere-dikkat-etmeli-540054">MS&#8217;li bireyler günlük yaşamlarında nelere dikkat etmeli?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmez Zorbalık: Duygusal Manipülasyona Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorunmez-zorbalik-duygusal-manipulasyona-dikkat-536963</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 11:32:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[görünmez]]></category>
		<category><![CDATA[manipülasyona]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536963</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevginin, ilginin ve hatta normal bir iletişimin ardına saklanan görünmez bir güç: Duygusal manipülasyon. Çoğu zaman fark edilmesi zor olan bu psikolojik baskı, bireyin öz benliğini titizlikle hedef alır, özgüvenini adeta kemirir ve karar mekanizmalarını ele geçirir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmez-zorbalik-duygusal-manipulasyona-dikkat-536963">Görünmez Zorbalık: Duygusal Manipülasyona Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevginin, ilginin ve hatta normal bir iletişimin ardına saklanan görünmez bir güç: Duygusal manipülasyon. Çoğu zaman fark edilmesi zor olan bu psikolojik baskı, bireyin öz benliğini titizlikle hedef alır, özgüvenini adeta kemirir ve karar mekanizmalarını ele geçirir. İster özel ilişkilerde, ister iş hayatında; manipülasyon her yerde kendini gösterebilir. Kadınların ve erkeklerin farklı rollerde sergilediği bu stratejik davranışlar, mağdurun ruhunda derin ve kalıcı izler bırakabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog F. Arzu Beyribey, duygusal manipülasyonun anatomisini, etkilerini ve korunma yöntemlerini tüm detaylarıyla anlattı.</p>
<p><strong>Derin psikolojik izler bırakabiliyor</strong></p>
<p>Son dönemlerde toplumda adını sıkça duyuran duygusal manipülasyon, görünürde bir şiddet içermese de, mağdur üzerinde derin psikolojik izler bırakabilen aslında bir psikolojik şiddet biçimidir. Bu manipülasyon türü, bireyin düşüncelerini, duygularını ve kararlarını dolaylı yollarla kontrol etmeye yönelik bir stratejidir. Manipülasyon çoğu zaman ‘normal’ ya da ‘ilgi’ gibi görünen davranış kalıplarıyla gizlenir; fakat etkileri zamanla bireyin öz benliğini sarsacak düzeye ulaşabilir. Oldukça sık karşılaşılan bu durum, özellikle narsisistik, borderline ya da antisosyal özellikler taşıyan bireylerde yaygın görülmektedir.</p>
<p><strong>Manipülatörün kullandığı 4 savunma mekanizması</strong></p>
<p>Duygusal manipülasyon, psikolojide genellikle gaslighting, taşımalı suçlama, sessiz muamele, idealleştirme-değersizleştirme döngüsü, kurban rolüne bürünme gibi davranış örüntüleriyle tanımlanmaktadır. Manipülatör kişi, genellikle mağdurun en hassas noktalarını tanımlayarak, onu suçluluk, utanç veya değersizlik duygularıyla kontrol altına almaktadır. Bu süreçte manipülasyonu uygulayan kişinin kendisine ait kullandığı savunma mekanizmaları bulunmaktadır. Bu savunma mekanizmaları arasında en belirgin olanlar şunlardır:</p>
<ul>
<li>Yansıtma (Projeksiyon): Kendi kabul edemediği duyguları karşı tarafa suçlayarak yansıtır.</li>
<li>İnkar ( Denial): Gerçekliği kabul etmeme yoluyla sorumluluktan kaçar.</li>
<li>Devalüasyon: Önce aşırı yüceltip, ardından değersizleştirerek karşı tarafı kendine bağımlı hale getirir.</li>
<li>Rasyonalizasyon: Yaptığı manipülasyonu, mantıklı gerekçelerle haklı göstermeye çalışır.</li>
</ul>
<p><strong>İlişkilerde duygusal manipülasyon tekniklerini tanıyın</strong></p>
<ul>
<li><strong>Erkeklerin Duygusal Manipülasyonu</strong></li>
</ul>
<p>Toplumsal rollerin de etkisiyle, erkek manipülatörler genellikle daha direkt ve kontrol edici bir yapı sergiler. Bunlar arasında öne çıkanlar şöyle sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Koruma maskesiyle kontrol: “Senin iyiliğin için söylüyorum” diyerek karşı tarafın özgürlük alanını daraltmak.</li>
<li>Sessiz manipülasyon: Karar alma süreçlerinde mağduru değersiz hissettirmek, onun fikirlerini sürekli eleştirmek.</li>
<li>Kıskançlık ve denetim: Partneri izlemek, sosyal çevresini sınırlandırmak ve bu davranışları “aşk” olarak meşrulaştırmak.</li>
</ul>
<p>Bu tip davranışlar, zamanla mağdurun özgüvenini ve karar verme becerisini zayıflatır, bireyin benlik algısında çatlaklara neden olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kadınların Duygusal Manipülasyonu</strong></li>
</ul>
<p>Kadın manipülatörlerde ise daha çok dolaylı, pasif-agresif ve duygusal cezalandırıcı tutumlar ön plana çıkar. Bu örüntüler şunları içerebilir:</p>
<ul>
<li>Kurban rolüne bürünme: Tüm sorunların mağduru olduğunu ima ederek, karşı tarafın suçluluk duymasını sağlamak.</li>
<li>İdealleştirip sonra değersizleştirme: Önce aşırı sevgi, bağlılık ve hayranlık gösterip, ardından küçümseyen ve mesafe koyan tutumlar sergilemek.</li>
<li>İnce duygusal şantaj: “Sen beni sevseydin, bunu yapmazdın” gibi ifadelerle karar mekanizmasını etkilemek.</li>
</ul>
<p>Kadın manipülatörler çoğu zaman mağdura ‘duygusal borç’ hissettirerek, onların davranışlarını yönetir. Bu, mağdurun sınırlarını koruyamamasına ve içsel çatışmalar yaşamasına yol açar.</p>
<ul>
<li><strong>İş Yaşamında Duygusal Manipülasyon</strong></li>
</ul>
<p>Manipülasyon yalnızca özel ilişkilerde değil, iş hayatında da oldukça yaygındır. Özellikle hiyerarşik yapılarda, güç sahibi bireyler, bu gücü duygusal manipülasyon aracı olarak kullanabilir.</p>
<p>-Yöneticilerin Manipülatif Davranışları:-</p>
<ul>
<li>Mükemmeliyet tuzağı: Sürekli daha fazlasını istemek, çalışanın yaptığı işleri yeterli görmemek ve motivasyonunu düşürmek.</li>
<li>Psikolojik gaslighting: Çalışanın algılarını sorgulamasına neden olacak şekilde yorum yapmak (“Sen bu toplantıda hiç katkı sunmadın” gibi, oysa kayıtlar aksini gösteriyordur).</li>
<li>İzolasyon: Çalışanı sosyal çevresinden izole etmek, toplantılardan dışlamak, görünmez hale getirmek.</li>
</ul>
<p>Bu tür manipülasyonlar bireyde tükenmişlik sendromu, özgüven kaybı ve hatta depresif belirtiler ortaya çıkarabilir.</p>
<p>-Çalışanların Manipülasyonu:-</p>
<p>Sadece yöneticiler değil, çalışanlar da üstlerini ya da ekip arkadaşlarını manipüle edebilir. Örneğin:</p>
<ul>
<li>Mağduriyet stratejisi: İş yükünden kaçmak için sürekli sağlık sorunları, ailevi problemler dile getirilir.</li>
<li>Bağlılık kisvesi altında kontrol: Fazla yakın ilişkiler kurup, diğer çalışanları dışlamaya çalışmak.</li>
<li>İş yerinde dedikodu: İmaj zedeleme, algı yönlendirme amacıyla bilgi kirliliği yaratmak.</li>
</ul>
<p>Bu tür manipülasyonlar ekip içi güveni zedeler ve kurum kültürünü olumsuz etkiler.</p>
<p><strong>Bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Klinik gözlemlere göre, manipülasyona maruz kalan bireylerde en sık gözlenen belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Sürekli suçluluk veya utanç duygusu</li>
<li>Karar alma süreçlerinde zorlanma</li>
<li>Özsaygı kaybı</li>
<li>Sosyal izolasyon ve yalnızlık hissi</li>
<li>Psikosomatik belirtiler (baş ağrısı, mide problemleri)</li>
<li>Uyku bozuklukları</li>
<li>Kaygı bozuklukları ve panik atak</li>
</ul>
<p>Bu belirtiler zamanla kronikleşirse depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu ya da travma sonrası stres bozukluğu gibi klinik tablolara evrilebilir.</p>
<p><strong>Manipülasyona maruz kalma durumu çocukluk sürecine bağlı olabilir</strong></p>
<p>İnsanların manipülasyonlara maruz kalmaları çoğu zaman bireyin erken çocukluk yaşantılarında gizlidir. Özellikle koşullu sevgi deneyimlemiş, sınır çizme becerisi gelişmemiş veya duygusal ihmale uğramış bireyler, manipülasyona daha açık hale gelebilmektedir. Bağımlı kişilik özellikleri ya da aşırı empatik yapılar da manipülatörlerin ilgisini çekmektedir.</p>
<p>Bağlanma kuramına göre, kaygılı-bağlı bireyler onay alma ihtiyacıyla sınırlarını ihlal ettirirken, kaçıngan-bağlı bireyler manipülasyonu fark etse bile, çatışmadan kaçınma eğiliminde oldukları için tepki vermemektedir. Bu durum da manipülasyonu uygulayan kişiler tarafından fark edilmektedir.</p>
<p><strong>Duygusal Manipülasyona Karşı 5 Adım!</strong> </p>
<p>İş hayatında, arkadaşlıklarda ve ilişkilerde duygusal manipülasyona karşı savunmasız olmamak için, bazı temel psikolojik becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bular şöyle sıralanabilir:</p>
<ol>
<li>Kendini tanıma: Kendi sınırlarını, kırılganlıklarını ve güçlü yanlarını bilmek.</li>
<li>Duygusal farkındalık: Ne hissettiğini, neden hissettiğini anlayabilmek.</li>
<li>Net sınırlar koymak: &#8220;Hayır&#8221; deme becerisi geliştirmek.</li>
<li>İlişkileri gözden geçirme: Kendini sürekli kötü hissediyorsan, bu ilişkiyi sorgulamak.</li>
<li>Profesyonel destek almak: Uzun süreli manipülasyon mağdurları için psikoterapi kaçınılmazdır.<strong> </strong></li>
</ol>
<p><strong>Uzman yardımı almaktan çekinmeyin</strong></p>
<p>Duygusal manipülasyon, görünmeyen ama çok güçlü bir psikolojik baskı biçimidir. Hem bireysel hem de kurumsal düzeyde yarattığı yıkım küçümsenemez. Kadın ve erkek rollerindeki manipülasyon farklılıkları, ilişkilerin doğasını ve güç dinamiklerini şekillendirir. İş yaşamında ise, verimliliği düşüren, tükenmişliği artıran görünmez bir tehdittir. Bu nedenle, bireylerin duygusal farkındalıklarını artırmaları, sınır koyma becerilerini geliştirmeleri ve gerekirse profesyonel yardım almaktan çekinmemeleri çok önemlidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmez-zorbalik-duygusal-manipulasyona-dikkat-536963">Görünmez Zorbalık: Duygusal Manipülasyona Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 yaşından önce başlayan ve altı aydan uzun süren belirtilere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-yasindan-once-baslayan-ve-alti-aydan-uzun-suren-belirtilere-dikkat-536875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 10:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[aydan]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) tanı kriterleri, belirtileri, tanı sürecinde kullanılan yöntemler ve diğer psikiyatrik bozukluklarla ayırt edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-yasindan-once-baslayan-ve-alti-aydan-uzun-suren-belirtilere-dikkat-536875">12 yaşından önce başlayan ve altı aydan uzun süren belirtilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) tanı kriterleri, belirtileri, tanı sürecinde kullanılan yöntemler ve diğer psikiyatrik bozukluklarla ayırt edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>DEHB tanısı konulması için belirtilerin birden fazla alanda soruna sebep olması gerekir!</strong></p>
<p>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda (DEHB) temel belirtilerin dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Dikkat eksikliği genellikle sürekli dikkatin çelinmesi, odaklanamama şikayetleri olarak kendini gösterir. Unutkanlık, kronik geç kalma, görevleri planlama, başlatma ve tamamlamada zorluk, konuşmaları takip edememe, okuduklarını takip etme zorluğu ve dış uyaranlar tarafından kolayca dikkatin dağılması şeklindedir.” dedi.</p>
<p>Hiperaktivite ve dürtüselliğin, hareketsiz oturma veya gevşeme zorluğu, sürekli bir huzursuzluk hissi, genellikle sabırsız hissetmek, sürekli bir şeyler yapmaya ihtiyaç duymak, can sıkıntısına veya hayal kırıklığına tahammülsüzlük, aşırı konuşkanlık veya çok gürültülü olma, insanların sözünü kesme, sinirli veya kızgın hissetmeden sırasını beklemekte zorlanma şeklindeki belirtilerle ortaya çıktığına işaret eden Hüseyin, “Belirtiler 12 yaşından önce başlamalı, altı aydan daha uzun süreli olmalıdır. Ayrıca belirtiler kişinin hayatında iki veya daha fazla alanda soruna sebep olmalıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri erişkinliğe geçişte azalma eğilimi gösteriyor!</strong></p>
<p>DEHB tanısında altın standardın klinik görüşme ve muayene olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Klinik görüşmede kişiden, kişinin ailesi ve öğretmeninden bilgi toplanır. Bilişsel değerlendirmenin yapılabilmesi ve belirti şiddetinin daha iyi anlaşılabilmesi için nöropsikolojik testler, öz bildirim ölçekleri günlük pratikte yaygın olarak kullanılır. Ölçekler ve testler tanıya yardımcıdır.” dedi.</p>
<p>Hiperaktivite ve dürtüselliğin temel belirtilerinin çocukluk döneminden erişkinliğe geçerken azalma eğilimindeyken, dikkat eksikliği belirtilerinin devam ettiğinin görüldüğünü kaydeden Hüseyin, “Yaşam koşulları erişkinlikte daha karmaşık hale geldiğinden, dikkat eksikliği alanındaki sorunların, DEHB&#8217;i olan çoğu erişkin için hiperaktivite veya dürtüsellikten daha fazla işlevsel bozulmaya neden olduğu belirtilmiştir. Erişkinlerde hiperaktivite ve dürtüselliğin tipik olarak kıpırdanma ve iç sıkıntısı olarak kendini gösterdiği belirtilmiştir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>DEHB teşhisinde psikiyatrik eş tanılar sorgulanmalı…</strong></p>
<p>DEHB’in diğer psikiyatrik durumlar ile karışmaması için ayrıntılı anamnez alınması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “DEHB ayırıcı tanısı yapılırken belirtilerin depresyon, anksiyete bozuklukları, bipolar bozukluk, yaygın gelişimsel bozukluk, alkol ve madde kötüye kullanımı, sınır kişilik bozukluğu ve mental retardasyon ile ilişkili olmadığına emin olmak gerekir.” dedi.</p>
<p>En karışık durumların ise DEHB’in diğer bozukluklar ile bir arada bulunduğu durumlar olduğuna dikkat çeken Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapılan araştırmalar gösteriyor ki DEHB’de psikiyatrik eş tanı neredeyse kuraldır. Muayenede olası eş tanıların sorgulanması genellikle yeterlidir. İnceleme sırasında ayırıcı tanılar ve eş tanılar için aile ile görüşme, nöropsikolojik testler, öz bildirim ölçekleri klinisyene yardımcı olabilmektedir. Ayrıca, DEHB’de sık görülen dalıp gitme şikayeti bazen epileptik nöbetlerle karışabilir. Bu noktada epilepsiyi dışlamak için ayrıntılı anamnez ve ihtiyaç halinde görüntüleme yöntemlerine başvurmak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-yasindan-once-baslayan-ve-alti-aydan-uzun-suren-belirtilere-dikkat-536875">12 yaşından önce başlayan ve altı aydan uzun süren belirtilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayakkabı seçiminde dikkat edilmesi gereken 6 nokta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-536674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 07:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[seçiminde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=536674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijitalleşme çağının negatif getirilerinden hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanları ve stres diyabetin giderek yaygınlaşmasına yol açarak halk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-536674">Ayakkabı seçiminde dikkat edilmesi gereken 6 nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dijitalleşme çağının negatif getirilerinden hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanları ve stres diyabetin giderek yaygınlaşmasına yol açarak halk sağlığını tehdit ediyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu, Türkiye’deki diyabetli hasta sayısının 2050’de yaklaşık bir buçuk kat artarak 14,1 milyona ulaşacağını öngörüyor. Vücudun pek çok alanına zarar veren hastalığın özellikle de ayaklarda ciddi yaralara yol açtığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, “Diyabet, sinir hasarı veya kan dolaşımı bozuklukları gibi sorunlara yol açabileceğinden doğru ayakkabı seçimi hastalıkla mücadelede kritik bir role sahip” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, ayak sağlığını korumak ve diyabete bağlı olası yaraların önlenmesi için doğru ayakkabı seçimi konusunda dikkat edilmesi gereken 6 noktayı sıraladı.</p>
<p><strong>Yumuşak ve esnek olmalı </strong></p>
<p>Ayakkabılar, ayakları sıkmamalı ve baskı yapmamalı. Ayakkabının özellikle üst kısmı, ayakları rahatsız etmeyen, yumuşak ve esnek malzemelerden yapılmış olmalı. Yumuşak kumaşlar veya deri ayakkabılar sürtünmeyle oluşabilecek ayak yaraları riskini azaltabilir.</p>
<p><strong>Destekli bir iç tabanı olmalı</strong></p>
<p>Diyabetik hastaların ayaklarında genellikle duyusal kayıplar vardır bu nedenle de ayakkabının iç kısmının yeterince yastıklı ve destekleyici olması önemli. İyi bir iç taban, ayakları şoklardan koruyarak basınç noktalarının zarar görmesini engeller. Bu noktada ayakkabının içine yerleştirilecek ayrı bir ortopedik tabanlık veya ped de tercih edilebilir.</p>
<p><strong>Burnu büyük ve geniş olmalı</strong></p>
<p>Tercih edilecek ayakkabının burun kısmı geniş ve büyük olmalı böylece parmaklara baskı yapmamalı ve parmaklar rahatça hareket edebilmeli. Dar ayakkabılar, parmakların birbirine sürtünmesine veya sıkışmasına yol açarak; nasır, açık yara veya diğer ayak problemleri riskini artırabilir. </p>
<p><strong>Tabanı yüksek olmalı</strong></p>
<p>Diyabetik hastalara genellikle kapalı ayakkabılar önerilir. Bunun sebebi; açık ayakkabıların dış etkenlere karşı korunmasız olmasıdır. Ayrıca ayakların düzgün bir şekilde desteklenmesini sağlayacağı ve basıncı dağıtarak potansiyel yaraların önüne geçeceği için yüksek taban da oldukça kritiktir.</p>
<p><strong>Dikişleri yumuşak olmalı</strong></p>
<p>Ayakkabının iç kısmında hiçbir sert unsur olmamalı. Özellikle dikiş yerleri, ayakla temas ettiğinde sürtünme yaparak yaralar açabileceği için yumuşak malzemeden olmasına dikkat edilmeli. Rahat bir kullanım için ayakkabının iç kısmının düz ve pürüzsüz olması kıymetli.</p>
<p><strong>Hava geçirgenliği olmalı</strong></p>
<p>Diyabetik hastalar ayaklarının nemini ve ısısını kontrol altında tutabilmek için nefes alabilen ayakkabılar tercih etmeli. Kapalı olsa da hava alabilen materyaller, ayakların terlemesini önleyerek mantar enfeksiyonları gibi komplikasyonların önüne geçebilir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-dikkat-edilmesi-gereken-6-nokta-536674">Ayakkabı seçiminde dikkat edilmesi gereken 6 nokta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afetlerde erişilebilirliğin önemine Konak&#8217;ta dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afetlerde-erisilebilirligin-onemine-konakta-dikkat-cekildi-535270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 May 2025 07:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afetlerde]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erişilebilirliğin]]></category>
		<category><![CDATA[konakta]]></category>
		<category><![CDATA[önemine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=535270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen ‘Engelli, Yaşlı ve Özel Gereksinimli Bireyler için Afet Stratejisi ve Risk Azaltma Yöntemleri’ seminerinde erişilebilirliğin önemine vurgu yapan Adnan Kuyumcu, “Engelleri yaratanlar da engelleri kaldıranlar da insanlardır” sözleriyle afet öncesi hazırlıklar ve sonrasında yapılacaklar sayesinde daha çok canın korunacağını ifade etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetlerde-erisilebilirligin-onemine-konakta-dikkat-cekildi-535270">Afetlerde erişilebilirliğin önemine Konak&#8217;ta dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen ‘Engelli, Yaşlı ve Özel Gereksinimli Bireyler için Afet Stratejisi ve Risk Azaltma Yöntemleri’ seminerinde erişilebilirliğin önemine vurgu yapan Adnan Kuyumcu, “Engelleri yaratanlar da engelleri kaldıranlar da insanlardır” sözleriyle afet öncesi hazırlıklar ve sonrasında yapılacaklar sayesinde daha çok canın korunacağını ifade etti.</b></p>
<p>Konak Belediyesi, Afet Dayanışma Ağı ve İzmir Kültürpark Rotary Kulübü iş birliğinde düzenlenen “Engelli, Yaşlı ve Özel Gereksinimli Bireyler için Afet Stratejisi ve Risk Azaltma Yöntemleri” seminerine ev sahipliği yaptı. Konak Belediyesi Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte Sosyal Pedagog, Erişilebilir Kent Düzenlemeleri ve Engelsiz Turizm Uygulamaları Uzmanı Adem Kuyumcu, afet öncesi hazırlıklarda ve afet sonrasında erişilebilirliğin önemini vurguladı. “Afetlere hazır mıyız?” sorusunun sorulduğu semineri Konak Belediyesi Afet İşleri Müdürü Şebnem Firdevs Karakaya ile birlikte Konak Afet Merkezi (KAM) Arama Kurtarma Timi de takip etti.</p>
<p><b>Temelinde dayanışma var</b></p>
<p>Seminerin açılış konuşmasını gerçekleştiren Konak Belediyesi Afet İşleri Müdürü Şebnem Firdevs Karakaya, Konak Belediyesi’nin kapsayıcı bir afet stratejisi oluşturma çabasında olduğunu vurguladı. Karakaya konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Afetler, hepimizin yaşamını aniden ve derinden etkileyebilecek olaylardır. Ancak bazı bireyler; yaşlılar, engelliler ve özel gereksinimli vatandaşlar, çok daha kırılgan hale gelir. Bu nedenle afet yönetimi süreçlerinde kapsayıcı, eşitlikçi ve erişilebilir çözümler üretmek, yerel yönetimlerin en önemli sorumlulukları arasındadır. Konak Belediyesi olarak biz, tüm toplum kesimlerini içe alan, dayanışma temelli afet hazırlık kültürü oluşturmak için çalışıyoruz.”</p>
<p><b>“Engelleri yaratanlar da engelleri kaldıranlar da insanlardır”</b></p>
<p>Sosyal Pedagog, Erişilebilir Kent Düzenlemeleri ve Engelsiz Turizm Uygulamaları Uzmanı Adem Kuyumcu, gerçekleştirdiği kapsamlı sunumda afet stratejisinde erişilebilirliğin önemine dikkat çekti. Türkiye’nin yüzde 96’sının deprem kuşağında olduğunu hatırlatan Kuyumcu, deprem ve afetlere hazırlıkta neler yapılması gerektiği hakkında da bilgi verdi. Merkezi yönetimden yerel yönetimlere, arama kurtarma ekiplerinden bireysel hazırlıklara toplumun her kesiminin hazır olması gerektiğini dile getiren Kuyumcu, engelli, yaşlı ve özel gereksinimli bireyler için erişilebilirliğin altını çizdi. Erişilebilirliğin hayati önem taşıdığını aktaran Kuyumcu şunları söyledi: “Engelleri yaratanlar da engelleri kaldıranlar da insanlardır. Hepimiz engelli adayıyız, ifadesi çok kullanılıyor. Yapmayalım. Engellilik bir tercih değildir, aday olunmaz. Engellilik zor ve zorunlu bir yaşam biçimidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afetlerde-erisilebilirligin-onemine-konakta-dikkat-cekildi-535270">Afetlerde erişilebilirliğin önemine Konak&#8217;ta dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Gözlüğü Seçimine Dikkat: Sahtesi Katarakta Sebep Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-gozlugu-secimine-dikkat-sahtesi-katarakta-sebep-oluyor-534863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2025 12:55:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[katarakta]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[sahtesi]]></category>
		<category><![CDATA[sebep]]></category>
		<category><![CDATA[seçimine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=534863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaklaşan yaz ayları ile birlikte daha dik düşmeye başlayan UV ışınları, gözlerde ciddi problemler oluşmasına sebep olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-gozlugu-secimine-dikkat-sahtesi-katarakta-sebep-oluyor-534863">Güneş Gözlüğü Seçimine Dikkat: Sahtesi Katarakta Sebep Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşan yaz ayları ile birlikte daha dik düşmeye başlayan UV ışınları, gözlerde ciddi problemler oluşmasına sebep olabiliyor. Bu aylarda oluşabilecek rahatsızlıklarla ilgili bilgiler paylaşan Dünyagöz Ataköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Haluk Talu, “Yaz döneminde etkilerini artıran UV ışınları konusunda herkesin dikkatli olması gerekiyor. Çünkü UV ışınlarını göremez veya hissedemezsiniz. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve açık göz rengine sahip kişilerin bu dönemde ekstra önlemler alması gerekebilir. Güncel araştırmalara göre, uzun süre UV ışınına maruz kalan bireylerde katarakt riski %60 daha fazla. Üstelik bu risk yalnızca yaşlılar için değil; 20’li ve 30’lu yaşlardaki bireyler de yüksek risk grubunda. Bu noktada güneş gözlükleri, alınabilecek önlemler arasında en pratiği olarak öne çıkıyor. Güneş gözlüğü kullanımı sayesinde, UV ışınları sebebiyle oluşabilecek katarakt, sarı nokta dejenerasyonu, kuşkanadı ve korneanın zarar görmesi gibi olumsuz etkilerin önüne geçmek de mümkün. Tüm bunlara ek olarak, güneşin etkisiyle gözleri kısmayı azaltacağı için, göz çevresinde oluşabilecek kırışıklıklar da güneş gözlüğü kullanımı ile engellenebiliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Belirtiler değişebilir</strong></p>
<p>Kataraktın en önemli belirtisinin görme kalitesinde meydana gelen bozulma ve görme azalması olduğunu söyleyen Op. Dr. Haluk Talu “Kataraktın mercekteki yerine göre şikayetler değişebilir. Miyop gözlerde numara hızlıca artabilir veya astigmat gelişebilir. Kataraktı olan bir hasta baktığı yerde gölgeler görür, renkler zor veya soluk olarak algılanır. Kataraktın mercekteki yerine göre, gece veya aydınlık ortamda görme azalması daha belirgindir. Ayrıca katarakt; çift görme, şekilsiz ve bulanık görme, derinlik hissinin kaybı, göz yorgunluğu ve gelişen astigmata bağlı baş ağrısı gibi belirtiler verebilir” dedi.</p>
<p><strong>Modern cerrahi le net görüş mümkün</strong></p>
<p>Hastanın yaşı, mesleği, gece görüş ihtiyacı, okuma alışkanlıkları gibi detaylar mercek seçiminde belirleyici faktörlerdir diyen Op. Dr. Talu, “Tedavi kişiye özel planlanması gerekiyor. Katarakt ilaçla tedavi edilemez ancak gelişmiş cerrahi yöntemlerle oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilir. Tedavi sürecinde, bulanıklaşan doğal mercek çıkarılarak yerine yapay bir göz içi mercek yerleştirilir. Günümüzde bu yapay mercekler hastanın yaşam tarzına göre özelleştirilebiliyor. Son yıllarda klasik tek odaklı merceklerin yerini çok odaklı “Premium mercekler” aldı. Bu mercekler sayesinde hastalar, ameliyat sonrası uzak, orta ve yakın mesafede gözlüksüz bir yaşama kavuşabiliyor. Trifokal mercekler yakın, uzak ve orta mesafede net görüş sağlayarak günlük hayatta gözlük ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırır. EDOF (Extended Depth of Focus: Fokus Derinliği Arttırılmış) mercekler ise özellikle karanlık ortamlarda trifokal merceklere göre daha konforlu görüş sunar, ışık parlamaları trifokal merceklere göre çok daha azdır. Fakat yakın mesafede küçük yazılar için düşük numaralı bir gözlük gerekebilir. Her iki mercek tipiyle astigmat düzeltmeleri de yapılabiliyor. Ancak her hasta bu mercekler için uygun olmayabilir. Bu noktada, hekimin deneyimi ve cerrahinin yapıldığı merkezin donanımı tedavi başarısında önemli rol oynar. Gelişen teknoloji ve cerrahi yöntemler sayesinde katarakt tedavisi, sadece görmeyi düzeltmekle kalmıyor, aynı zamanda yaşam kalitesini de yükseltiyor. Doğru zamanda ve doğru yöntemle yapılan bir ameliyat, bireylere hem daha net bir görüş hem de daha aktif bir yaşam sunuyor” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong><u>Dünyagöz Hastaneler Grubu Hakkında:</u></strong> </p>
<p>1996 yılında hizmet vermeye başlayan Dünyagöz, gözün tüm branşlarında ve en gelişmiş teknolojilerle sunduğu yüzlerce farklı tedavi yöntemiyle göz ve göz çevresi sağlığına dair sorunlara çözüm getiriyor. Ülkemizde branş hastaneciliği ile yeni bir dönem başlatan Dünyagöz Hastaneler Grubu, günde 8.000 poliklinik ve 1.000 ameliyat kapasitesiyle yurt içi ve yurt dışında toplam 31 ayrı noktada ilkeli sağlık hizmeti veriyor. Dünyagöz; sürekli yenilenen eksiksiz teknolojisi, 350’si öğretim üyesi ve uzman doktorlardan oluşan 800 kişilik deneyimli medikal kadrosu, 3500’ün üzerinde personeli ve çağdaş yönetim anlayışıyla kısa sürede dünyanın sayılı merkezleri arasında yerini aldı. Türkiye çapında İstanbul, Ankara, Antalya, İzmit, Adana, Samsun, Tekirdağ, Bursa, Konya, Sakarya, Gaziantep ve İzmir olmak üzere 12 ayrı ilde 21 şube ve yurt dışında Almanya’nın Frankfurt ve Köln’de 2 ayrı noktada, Gürcistan’ın Tiflis, Azerbaycan’ın Bakü, Kosova’nın Priştine, Kırgızistan’ın Bişkek’te 2 ayrı noktada, Özbekistan’ın Taşkent, Bulgaristan’ın Haskovo şehirlerinde olmak üzere 10 ayrı noktada hizmet vermektedir. 2026-2027 yılları içerisinde Almanya, Hollanda ve Avusturya başta olmak üzere Avrupa’da 15 ayrı noktada ilave klinikler açmayı hedeflemektedir. Dünyagöz, Türkiye’de sağlık turizminin öncülüğünü üstlenerek dünyanın 171 ayrı yabancı ülkesinden yılda ortalama 120.000 hastaya 7/24 hizmet veriyor.<strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-gozlugu-secimine-dikkat-sahtesi-katarakta-sebep-oluyor-534863">Güneş Gözlüğü Seçimine Dikkat: Sahtesi Katarakta Sebep Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu risklerden biri bile varsa, dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-risklerden-biri-bile-varsa-dikkat-531567</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2025 07:05:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bile]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[risklerden]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=531567</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan hipertansiyon atar damarlardaki kan basıncının sürekli normalin üzerinde seyretmesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-risklerden-biri-bile-varsa-dikkat-531567">Bu risklerden biri bile varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan hipertansiyon atar damarlardaki kan basıncının sürekli normalin üzerinde seyretmesi olarak tanımlanıyor. Dünyada 1 milyar 280 milyon, ülkemizde de 16 milyonu aşkın kişinin hipertansiyon hastası olduğu belirtiliyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 3 kişiden 1’i hipertansiyonla mücadele ediyor. Üstelik, yapılan son çalışmalar, hipertansiyonun artık 20’li yaşlarda, hatta 15-19 yaş aralığında bile giderek daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.   <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan,</strong> hipertansiyonun gençlerde hızla yaygınlaşmasında modern hayatın getirdiği hareketsiz yaşam ve fast food tarzı beslenmenin önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekiyor. </p>
<p>Hipertansiyonda erken teşhis ve tedavinin yaşamsal önem taşıdığını vurgulayan <strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan,</strong> “Zira, geç kalındığında kalp yetmezliği, inme ve böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilmektedir. Ancak hipertansiyon çoğunlukla organ hasarı oluşturuncaya dek belirti vermemektedir. Bu nedenle, gençlerin hiçbir yakınmaları olmasa bile 18 yaşından itibaren tansiyonlarını yılda bir kez ölçtürmeleri ve hipertansiyonun risk faktörlerinden biri bile varsa yaşam tarzlarını daha dikkatli planlamaları son derece önemlidir” diyor. <strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr.</strong> <strong>Murat Turfan,</strong> hipertansiyon yaşını öne çeken 8 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><b> Obezite</b></p>
<p>Modern yaşamın sonucu olarak azalan fiziksel aktivite ve fast food tarzı tüketimin artması gibi   faktörler nedeniyle obezite gençlerde hızla yaygınlaşıyor. Obezitenin yol açtığı en önemli sorunların başında ise hipertansiyonun geldiğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan,   sözlerine şöyle devam ediyor: “Aşırı vücut ağırlığı kalbin daha fazla kan pompalamasına ve damar duvarlarının gerginliğinin artmasına, bu tablo da kan basıncının yükselmesine sebep olmaktadır. Vücut kitle indeksinde her 1 birimlik artış, hipertansiyon riskini yüzde 7 oranında artırmaktadır.” </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Sağlıklı beslenerek ve düzenli egzersiz yaparak Vücut Kitle İndeksinizi 18.5–24.9 aralığında tutmaya özen gösterin.  </p>
<p><b> Aşırı tuz tüketimi</b></p>
<p>Sodyum, toplumda bilinen adıyla tuz, damarların kasılmasına neden olarak tansiyonu yükseltiyor. Hipertansiyonun son yıllarda gençlerde daha sık görülmesinde, içeriğinde bolca tuz barındıran fast food gıdalara olan yönelim önemli bir rol oynuyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Dünya Sağlık Örgütü, günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yemeklerinizi tuz yerine baharat, limon veya sarımsakla tatlandırın. Fazla tuz içermeleri nedeniyle fast food ve paketli gıdalardan da kaçının. </p>
<p>Hareketsiz bir yaşam </p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, gençlerin yüzde 80’inden fazlası yeterince hareket etmiyor; boş zamanlarını cep telefonu ve tablet karşısında geçiriyor. Fiziksel aktivite eksikliği de damar sağlığını bozarak kan basıncını yükseltiyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?  </strong>Haftada 150 dakika egzersiz yapan bireylerde risk yüzde 30 oranında azalıyor. Haftada en az 5 gün, günde 30 dakika yürüyüş veya kardiyo egzersizleri yapmayı alışkanlık edin. </p>
<p><strong>Sigara ve alkol kullanımı</strong></p>
<p>Sigara, damarların daralmasına ve damar içi hasara yol açabiliyor. Bu nedenle, sigara kullanan gençlerde hipertansiyon riski içmeyenlere göre yüzde 20 oranında daha fazla oluyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, düzenli alkol tüketiminin de kan basıncını yükselten önemli bir etken olduğunu vurgulayarak, “Haftada 100 gramdan fazla alkol almak hipertansiyon riskini yüzde 40 oranında yükseltebilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Sigaraya hiç başlamayın, eğer kullanıyorsanız en kısa zamanda bırakın. Alkolü tamamen bırakın veya   sınırlandırın.</p>
<p><strong> </strong>Uyku bozuklukları</p>
<p>Günümüzde, gençlerde genellikle teknoloji bağımlılığı, stres veya fazla kiloların neden olduğu uykusuzluk ile uyku apnesi gibi uyku bozuklukları da hipertansiyon yaşını öne çekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, “Uykusuzluk ve uyku apnesi gibi uyku bozuklukları gece boyunca oksijen düşüklüğüne neden olmakta, bu sorun da hipertansiyonu tetiklemektedir” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Uyku kalitesine dikkat edin ve horlama sorununuz varsa mutlaka uyku konusunda uzman bir hekime başvurun.</p>
<p><b> Kahve ve enerji içecekleri </b></p>
<p>Enerji içecekleri, özellikle de kahve gençlerin en çok tercih ettikleri içecekler. Ancak içeriklerinde bulunan kafein aşırı alındığında nabzı ve tansiyonu yükselten bir etkiye sahip. Örneğin, 400 mg’ın üzerindeki kafein (4 fincan kahve) tansiyonda ani artışlara yol açabiliyor. Enerji içecekleri de yaklaşık dört fincan kahve ile aynı miktarda kafein içeriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Günde 2-3 fincandan fazla kahve tüketmeyin, enerji içeceklerinden de kaçının.</p>
<p>Stres ve anksiyete</p>
<p>Günümüzde gençlerin stres oluşturan faktörlere fazla maruz kalmaları da hipertansiyonu tetikliyor. Zira, stres hormonları damarların büzülmesine yol açarak kan basıncını artırabiliyor. Yapılan çalışmalar, kronik stres yaşayan bireylerde hipertansiyon riskinin 2 kat artabildiğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong> Meditasyon veya gevşeme egzersizleri yaparak, yeni bir hobi edinerek stres yönetim becerilerinizi geliştirebilirsiniz. </p>
<p>Bazı böbrek hastalıkları</p>
<p>Bazı böbrek hastalıkları vücutta sodyum ve sıvı dengesini bozuyor, bunun sonucunda kan basıncı yükseliyor. Yapılan çalışmalar, genç hipertansiyon hastalarının yüzde 15-20’sinde böbrek hastalığı olduğunu gösteriyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong>  Düzenli olarak yaptıracağınız kan ve idrar testleriyle böbrek sağlığınızı kontrol ettirin.</p>
<p><b> </b></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><b> </b></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-risklerden-biri-bile-varsa-dikkat-531567">Bu risklerden biri bile varsa, dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne adayları dikkat! &#8220;Basit bir enfeksiyon&#8221; deyip geçmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-adaylari-dikkat-basit-bir-enfeksiyon-deyip-gecmeyin-530824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 May 2025 06:37:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[deyip]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=530824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi doğal olarak baskılandığı için grip ve soğuk algınlığından idrar yolu enfeksiyonlarına dek birçok hastalık anne adaylarını daha fazla tehdit ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlenmesi için bazı önlemler almak her zamankinden daha fazla önem taşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-adaylari-dikkat-basit-bir-enfeksiyon-deyip-gecmeyin-530824">Anne adayları dikkat! &#8220;Basit bir enfeksiyon&#8221; deyip geçmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi doğal olarak baskılandığı için grip ve soğuk algınlığından idrar yolu enfeksiyonlarına dek birçok hastalık anne adaylarını daha fazla tehdit ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlenmesi için bazı önlemler almak her zamankinden daha fazla önem taşıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Lala Aslanova</strong> “Hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi değişiklik gösterir, akciğer kapasitesi azalır ve kalp daha fazla çalışır. Bu faktörler, viral ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelinmesine neden olabilir. Hamilelikte grip, zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir ve erken doğum riskini artırabilir. Bu nedenle enfeksiyonlara karşı bağışıklığı güçlendirmek çok önemlidir. Özellikle yüksek ateş, kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı ya da burun akıntısı/ burun tıkanıklığı varsa mutlaka doktora görünmek gerekir&#8221; diyor. Hamilelik döneminde enfeksiyonlardan korunmak için gerekli önlemleri almanın hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını, özellikle doktor önerisi olmadan ağrı kesici, ateş düşürücü veya grip ilaçları kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Dr. Aslanova, hamilelikte enfeksiyonlara karşı 8 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Bu besinleri tüketmeye özen gösterin</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelik sürecinde omega-3 yağ asitleri anne adayının bağışıklık sistemini güçlendirirken, vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Bu nedenle haftada iki gün balık ve ceviz tüketirken, C vitamini açısından zengin limon ve sivri biber, ayrıca yoğurt, kefir, turşu gibi probiyotik içeriği yüksek besinlere sofranızda mutlaka yer verin. Yumurta, tavuk, kırmızı et ve baklagiller de çok zengin protein kaynaklarıdır. Bu nedenle hamilelikte mutlaka tüketilmelidir. Kuruyemişler, ıspanak ve mercimek gibi çinko ve demir içeren besinler de anne adaylarının bağışıklığını güçlendirmede büyük önem taşır. </p>
<ul>
<li><strong>Bol sıvı tüketin</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelikte yeterli sıvı tüketilmesi özellikle de her gün düzenli ve yeterli miktarda su içilmesi hem anne hem de bebeğin sağlığı için kritik önem taşır. Bu nedenle her gün en az 2 litre su içmeye özen gösterin. Yeterli su tüketilmemesi idrar yolu enfeksiyonlarından kabızlık ve ödeme hatta erken doğum riskine dek bir çok önemli soruna yol açabilir. Günlük yeterli su tüketilmesi, vücudunuzu enfeksiyonlara karşı daha dirençli hale getirmeniz için de son derece önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>El hijyenine dikkat edin!</strong></li>
</ul>
<p>Ellerinizi gün içerisinde sık sık yıkayın, gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza sürmemeye çalışın. Sabun ve suyla en az 20 saniye ellerinizi yıkamak, virüslerin bulaşmasını önler. Ayrıca dışarıdan geldikten sonra, yemek hazırlamadan ve yemek yedikten sonra, tuvaletin ardından da ellerinizi mutlaka doğru bir şekilde yıkayarak temizleyin. Gün içerisinde su ve sabuna ulaşma imkanı olmadığı durumlarda, özellikle kamuya açık alanlarda eşyalarla ya da yüzeylerle temas ettikten sonra en az yüzde 60 alkol içeren, güvenirliğinden emin olduğunuz bir el dezenfektanı kullanın.</p>
<ul>
<li><strong>Yeterli ve kaliteli uyuyun!</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelikte anne adayları çeşitli sorunlardan dolayı yeterince ve kaliteli uyuyamayabiliyor. Ancak yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin güçlü olmasını sağlayarak vücudu hastalıklara karşı dirençli hale getiriyor. Uyku sırasında bağışıklık hücreleri yenilendiği ve stres hormonu dengelendiği için anne adayları güne daha zinde başlayabiliyor. Yetersiz ve kalitesiz bir uyku ise bağışıklık sistemini zayıflatırken, enfeksiyonlara karşı yatkınlığı artırıyor. Gün içerisinde anne adayının karamsar ve endişeli bir ruh haline bürünmesine de yol açabiliyor. Bu nedenle her akşam aynı saatte yatağa yatmaya ve her sabah aynı saatte uyanmaya,   karanlık, sessiz, çok sıcak olmayan odada, rahat ettiğiniz pozisyonda uyumaya özen gösterin.  </p>
<ul>
<li><strong>Kalabalık ortamlardan kaçının!</strong></li>
</ul>
<p>Kapalı ve kalabalık ortamlarda hapşırık, öksürük hatta konuşma ile ortama yayılan virüs damlacıkları çok hızlı ve kolay bir şekilde bulaş riski taşıyor. Bağışıklık sistemi hamilelik sürecinde hassas olduğu için kalabalık ortamlarda geçirdiğiniz süre, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Bu nedenle toplu taşıma araçları kullanıyorsanız hijyen kurallarına dikkat etmeye, alışveriş merkezlerinden de mümkün olduğunca uzak durmaya dikkat edin. Ayrıca bulunduğunuz ortamı düzenli aralıklarla havalandırmaya özen göstermeniz de sağlıklı bir hamilelik süreci için çok önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Dengeli ve sağlıklı beslenin</strong></li>
</ul>
<p>Hamilelikte sağlıklı ve dengeli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından çok daha fazla önem taşıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için bol vitamin ve mineral içeren besinler tüketin. Hamilelikte beslenme hem anne karnında gelişimi devam eden bebeğinizin fiziksel ve zihinsel gelişimi hem de kendi sağlığınız için son derece önem taşıyor. Abur cubur sayılabilecek, besleyici değeri olmayan, şeker deposu besinlerden uzak durarak, mevsim sebze ve meyveleri ile protein, C vitamini, demir ve lif içeriği zengin yiyeceklere yönelin. </p>
<ul>
<li><strong>Hasta kişilerle temastan kaçının</strong></li>
</ul>
<p>Grip veya soğuk algınlığı olan kişilerle yakın temasta bulunmamaya özen gösterin. Enfeksiyonlar öksürük, hapşırık veya dokunma yoluyla çok kolay bulaşabiliyor ve hamilelik sürecinde bağışıklık sistemi daha zayıf olduğu için anne adayının çok daha kolay hasta olmasına neden olarak bebeğin de sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle hasta bir kişi ile mümkün olduğunca yakın temasta bulunmayın, eğer bir arada bulunmak zorunda kalırsanız mutlaka maskenizi takın, ellerinizi sık sık yıkayın ve mesafenizi korumaya çok özen gösterin. </p>
<ul>
<li><strong>Maske takmayı ihmal etmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Lala Aslanova “Özellikle kalabalık alanlarda bulunmak zorundaysanız maske takarak solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlardan korunabilirsiniz. Hamilelikte bağışıklık sistemi daha hassas olduğu ve hastalıklar daha kolay bulaşıp ağır seyredebildiği için, gerekirse maske kullanarak enfeksiyonların bulaşma riskini azaltabilir, bebeğinizi ve kendi sağlığınızı koruyabilirsiniz” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-adaylari-dikkat-basit-bir-enfeksiyon-deyip-gecmeyin-530824">Anne adayları dikkat! &#8220;Basit bir enfeksiyon&#8221; deyip geçmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
