<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ciddi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ciddi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ciddi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ciddi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ciddi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[sarkan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor. Bu durumun genellikle estetik bir kaygıya sebep olduğu düşünülür ancak ileri derece göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak ciddi görme sorunlarını da beraberinde getirebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz, üst göz kapağı sarkmasında cerrahi ve cerrahi dışı tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</strong></p>
<p>Son yıllarda, üst göz kapağında biriken fazla deri ve yağ dokusunun çıkarılmasıyla uygulanan üst blefaroplasti oldukça popüler. Ancak bu cerrahi işlem popülerliğini sadece estetik ihtiyaçlardan almıyor. Özellikle yaşla birlikte sigara kullanımı gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesiyle oluşan ileri derece üst göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak görme sorunlarına sebep oluyor. Sarkan göz kapakları, aynı zamanda yorgun ve yaşlı bir yüz ifadesine yol açtığı için, pek çok kişi bu durumdan kurtulmanın sağlıklı ve bilimsel yollarını arıyor. </p>
<p><strong>Doğru Yöntem İçin Doğru Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Üst göz kapağı sarkmasının tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi için hastanın genel sağlık durumu, göz çevresi ile cilt yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz,</strong> cerrahi ya da ameliyatsız tüm uygulamalarda hasta-hekim iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulmasının, başarılı sonuçların anahtarı olduğunu vurguluyor. Öte yandan, her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde göz çevresi estetiğinde hem daha konforlu hem de daha etkili yöntemler kullanılıyor. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Planlama ile Sonuçlar Daha Verimli </strong></p>
<p>Genetik özellikler, güneş ışınlarına uzun süre maruziyet, cilt elastikiyetinin azalması, sigara kullanımı ve yaşlanma, üst göz kapağı sarkmasına neden olan en etkili faktörler arasında. Ancak sorunun çözümü için, kişiye özel tedavi planlamalarıyla hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemler var. Üst blefaroplasti operasyonu, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir işlem ve öncesinde, hastanın göz kapağı yapısı detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılabiliyor. Ameliyat sırasında, göz </p>
<p>kapağının doğal kıvrımına uygun şekilde yapılan kesilerle fazla deri ve gerekli durumlarda yağ dokusu çıkarılarak göz kapağı yeniden şekillendiriliyor. Operasyon sonrası süreçte ise hastalara; ilk günde buz kompresi yapmaları, doktor tarafından önerilen ilaç ve kremleri düzenli kullanmaları, yaklaşık 10 gün boyunca ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları öneriliyor. İyileşme süreci çoğu hastada kısa sürüyor ve düzenli kontrollerle süreç daha sağlıklı takip edilebiliyor. </p>
<p><strong>Göz Kapağı Sarkmasında Ameliyatsız Yöntemler Neler? </strong></p>
<p>Cerrahi işlem tercih etmeyen ya da operasyonu ertelemek isteyen kişiler için de modern tıpta ameliyatsız çözümler mevcut. Özellikle hafif düzeyde göz kapağı sorunları ve ince kırışıklıkları bulunan hastalarda bu yöntemler oldukça etkili. Fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer uygulamaları, göz çevresindeki ince kırışıklıkların giderilmesi ve cilt kalitesinin artırılması amacıyla kullanılıyor. Lazer ışınlarıyla cildin üst tabakası kontrollü şekilde yenilenirken kolajen üretimi de destekleniyor. Bu sayede ciltte daha sıkı ve canlı bir görünüm elde edilebiliyor. İşlem sonrası iyileşme süreci ise yaklaşık 10 gün. Bir diğer yöntem olan “Jet Plazma” uygulaması da göz kapağı cildinde sıkılaşma ve toparlanma sağlamak için kullanılan bir yöntem. Lokal anestezik kremler eşliğinde gerçekleştirilen bu uygulama sonrasında hastalar çoğunlukla 5-7 gün içinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve şişlik gibi geçici etkiler görülebiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroid Sandığınız Şikayetler Ciddi Bir Soruna İşaret Edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroid-sandiginiz-sikayetler-ciddi-bir-soruna-isaret-edebilir-615902</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 10:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Rektum]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[şaret]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[soruna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların ve erkeklerin büyük bir bölümünde yaygın bir sorun olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroid, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroid-sandiginiz-sikayetler-ciddi-bir-soruna-isaret-edebilir-615902">Hemoroid Sandığınız Şikayetler Ciddi Bir Soruna İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların ve erkeklerin büyük bir bölümünde yaygın bir sorun olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroid, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Hemoroid belirtileri, kolon ve rektum kanseri gibi ciddi sorunların belirtilerine benzediği için uzman hekimler tarafından fiziki muayene ve bazı tetkiklerin yapılması hayatı önem taşıyor. Vakaların % 80’inde hastaların kanser ile hemoroidi karıştırdığı biliniyor. Hafif dereceli hemoroidler için ameliyat seçeneğinden önce yaşam tarzı değişiklikleri şikayetlerin hafiflemesini sağlayabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Hemoroid toplumda bir tabu gibi görülüyor</strong></p>
<p>Hemoroidler, anal kanalda doğal bulunan damarlı yapılardır. Vücutta dışkı kontrolüne yardımcı olan yastıkçıklardır. Bu damarlı yapılar şiştiğinde veya iltihaplandığında, ortaya çıkan duruma hemoroid ya da basur denilmektedir. Basur toplumda bir tabudur. Utanma duygusu nedeniyle vakaların büyük bir bölümünde erken teşhis mümkün olmamaktadır. Kaşıntı ve rektal kanama belirtileriyle başlayan hemoroidi hastalar çoğu zaman tuvalette fark etmektedir. Rahatsızlığa neden olan şişmiş damarlar ağrıya de neden olmaktadır.</p>
<p>Hemoroidin iki çeşidi bulanmaktadır; </p>
<ul>
<li>Dış hemoroidler. Anüs çevresindeki derinin altında oluşan dış kistler, dışarı doğru çıkıntı yapmaktadır. Dış hemoroidler genellikle şişmiş kan damarları veya sert yumrular şeklinde görüldüğü için daha belirgindir.</li>
<li>İç hemoroidler. Adından da anlaşılacağı gibi rektumun içindedir. Rektumun içinde oluşan iç hücrelerdir. Hastalar genellikle dışkıda kan gördüklerinde veya hemoroidler anüsün dışına doğru şişecek kadar büyüdüğünde iç hemoroidleri olduğunu fark eder.</li>
</ul>
<p><strong>7 yaygın belirtisi</strong></p>
<p>Hemoroidin birçok farklı nedeni vardır, en yaygın olanları şunlardır:</p>
<ol>
<li>Kronik kabızlık veya ishal.</li>
<li>Dışkılama sırasında zorlanma.</li>
<li>Aşırı derecede kilolu olmak.</li>
<li>Tuvalette uzun süre oturma.</li>
<li>Gebelik hali.</li>
<li>Lif oranı düşük beslenme alışkanlığı.</li>
<li>Düzenli olarak ağır kaldırmak.</li>
</ol>
<p>Bu nedenler anüs çevresindeki damarların basınç altında gerilmesine neden olmakta hatta damarların şişmesine ve kabarmasına yol açmaktadır. Alt rektumdaki bu artan basınç, hemoroid oluşumundan sorumlu tutulmaktadır.</p>
<p><strong>Hemoroidle karıştırılan 4 sorun </strong></p>
<p>Hemoroid ile benzer semptomlara sahip diğer sorunları ayırt etmek önemlidir. </p>
<ul>
<li>Anüs, rektum ve kolon kanserleri: Bu kanserler rektum yakınlarında ortaya çıkabilmekte ve belirtileri hemoroide benzemektedir. 40 yaş sonrasında çok yaygın olarak görülen rektum ve kolon kanseri erken evrede tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır. Düzenli olarak yapılan taramalarla kolorektal kanserlerle mücadelede edilebilmektedir. Bazen bu tümörler iyi huylu olurken, bazen de kötü huylu olabilirler. Bu nedenle, doğru teşhis çok önemlidir.</li>
<li>Anal fissürler: Anal kanalın iç yüzeyinde oluşan yırtıklar, dışkılama sırasındaki travma nedeniyle oluşur. Ağrının eşlik ettiği yırtıklarda hemoroid belirtisi olan kanama görülebilir. Anal fissürdeki doku yırtılmasıyken, hemoroidlerin ise alt rektumdaki doku yastıklarının zayıflamasından kaynaklandığını söylemek gerekir. Fissürler için yeterli su alımı ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerekir.</li>
<li>Kolon polipleri: Bu polipler kanserli olmayan, çoğunlukla yaş ilerledikçe kolon veya rektumun iç yüzeyinde oluşan büyümelerdir. Bunlar ailesel ya da kalıtsal faktörlere bağlı olabilmektedir. Kolon polipleri olan hastalar, hemoroid semptomlarına benzer ağrı veya rektal kanamayla yüzleşebilirler.  </li>
<li>Divertiküloz ve divertikülit: Gastrointestinal sistemin iç yüzeyinin küçük bölgelerinin zayıflaması ve bağırsakta dışa doğru bir kese oluşmasına neden olan bir durumdur. Bu dışa doğru küçük bir kese gibi görünür. Divertiküller en sık kolonda görülmektedir. Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilmektedir. Bağırsak perforasyonu, kanama, apse veya darlık gibi bir komplikasyon olmadığı sürece herhangi bir belirti vermez. Bu nedenle hemoroidle karıştırılmaktadır.  </li>
</ul>
<p>Makat bölgesinde herhangi bir problem yaşandığında öncelikle bir cerraha muayene olmak önemlidir. Muayene olmak daha sonrasında çıkabilecek sorunların ve gecikmiş teşhisin önüne geçecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroid-sandiginiz-sikayetler-ciddi-bir-soruna-isaret-edebilir-615902">Hemoroid Sandığınız Şikayetler Ciddi Bir Soruna İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı<strong> </strong>şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebec</strong>i “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci</strong>, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.” </p>
<p><strong>Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse!</strong></p>
<p>Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, </strong>kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein tüketimi </li>
<li>Sigara ve alkol </li>
<li>Düzensiz uyku saatleri</li>
<li>Uzun süre ekran karşısında kalma</li>
<li>Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)</li>
<li>Hareketsiz yaşam</li>
<li>Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete</li>
<li>Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda yaşanan akran zorbalığı vakaları, öğrencilerin psikolojik ve akademik gelişimini olumsuz etkiliyor. </strong>Zorbalığa maruz kalan öğrencilerde içe kapanma, okuldan uzaklaşma ve akademik başarısızlık gibi belirtilerin sıkça görüldüğünü belirten Büyükşehir Belediyesi Psikologları, uygun destekle çocukların yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak, özgüvenini yeniden kazanabileceğini belirtti.</p>
<p><b>ÇOCUKLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİ</b></p>
<p>Sosyal medya başta olmak üzere ekranlara yansıyan görüntüler akran zorbalığının geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Öğrenciler arasında fiziksel, sözel ve psikolojik şiddet olarak kendini gösteren durum çocukların geleceği için önemli bir risk barındırıyor. Psikologlar, zorbalığın yalnızca mağdur olan öğrencileri değil, zorbalığı uygulayan ve tanık olan çocukları da olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Bu kapsalda Büyükşehir Belediyesi Lokomotif Çocuk Köyü Psikoloğu Bedriye Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların görünmeyen mücadelesidir” dedi.</p>
<p><b>“ALAY EDİLMEK ÇOCUĞUN BENLİK ALGISINI ZEDELİYOR”</b><br />Akran zorbalığının çocukların gelişimini kötü yönde etkilediğine dikkat çeken Psikolog Gizem Top, “Akran zorbalığı çocukların psikolojik sağlamlığını doğrudan etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğurabilen ciddi bir risk faktörüdür. Alay edilmek, dışlanmak, tehdit edilmek ya da sosyal ortamlarda küçük düşürülmek çocuğun benlik algısını zedelerken, kendine dair olumsuz inançlar geliştirmesine ve akademik motivasyonunun düşmesine yol açabilir. Örneğin sınıf içinde sürekli lakap takılan bir çocuk, zamanla ‘Ben zaten yetersizim’ düşüncesini içselleştirebilir ve derse katılmaktan kaçınabilir. Aynı zamanda çocuğun kendini güvende hissetme ihtiyacını sarsarak, sosyal ilişkilerden geri çekilmesine neden olabilir. Teneffüsler de yalnız kalmayı tercih eden ya da grup çalışmalarında geri planda duran çocuklar bu geri çekilmenin sık görülen örneklerindendir” dedi.</p>
<p><b>“DAVRANIŞSAL SİNYALLER AİLELER İÇİN BİRER İPUCUDUR”</b></p>
<p>Açıklamalarına devam eden Bedriye Gizem Top, “Saha gözlemlerimde, zorbalığa maruz kalan birçok çocuğun yaşadıklarını sözel olarak ifade etmekte zorlandığını, ancak davranışlarıyla güçlü sinyaller verdiğini görüyorum. Okula gitmek istememe, ani ders başarısı düşüşleri, içe kapanma, kaygı belirtileri, öfke patlamaları, uyku ve iştah değişiklikleri ile özgüvende belirgin azalma bu sinyaller arasında yer almaktadır. Çocuğun verdiği bu sinyaller aileler için önemli bir ipucudur. Örneğin daha önce okula severek giden bir çocuğun sabahları karın ağrısı bahanesiyle okula gitmek istememesi ya da akşamları yoğun huzursuzluk yaşaması, altta yatan bir zorbalık deneyiminin işaretleri olabilir. Çoğu zaman çocuklar, yaşadıklarını anlatmanın bir çözüm getirmeyeceğine ya da daha fazla sorun yaratacağına inanarak sessiz kalmayı tercih edebilirler. Bazı çocuklar ‘Şikâyet edersem daha çok dalga geçerler’ düşüncesiyle yaşadıklarını saklar. Bu noktada ebeveynlere ve bakım verenlere önemli sorumluluklar düşmektedir” dedi.</p>
<p><b>“ÇOCUĞUN YAŞADIKLARINI KÜÇÜMSEMEYELİM”</b></p>
<p>Çocuğun anlattıklarını küçümsemek, ‘takma kafana’ ya da ‘herkesin başına gelir’ gibi ifadelerle durumu geçiştirmenin çocuğun yalnızlık ve çaresizlik duygusunu arttırabildiğini ifade eden Top, “Örneğin yaşadığı zorbalığı paylaştığında ciddiye alınmadığını hisseden bir çocuk, bir sonraki adımda tamamen içine kapanabilir. Bunun yerine, yargılamadan dinlemek, duygularını geçerli kılmak ve çocuğa yalnız olmadığını hissettirmek koruyucu bir etki sağlar. ‘Bunu yaşaman çok zor olmalı, birlikte ne yapabileceğimize bakalım’ gibi ifadeler çocuğun güven duygusunu güçlendirir. Gerekli durumlarda okul ile iş birliği yapmak ve profesyonel destek almak, sürecin sağlıklı yönetilmesi açısından oldukça önemlidir. Erken fark edilen akran zorbalığı, doğru psikososyal destekle ele alındığında çocuğun psikolojik sağlamlığını güçlendirebilir ve kalıcı olumsuz etkiler bırakmadan yönetilebilir. Uygun destek alan birçok çocuk, yaşadığı deneyimi sağlıklı şekilde anlamlandırarak özgüvenini yeniden kazanabilmektedir” ifadesini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akran-zorbaligi-cocuklar-icin-ciddi-bir-risk-faktoru-605394">&#8220;Akran zorbalığı çocuklar için ciddi bir risk faktörü&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eder]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[takıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602805</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805">Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Takıntılı kilo verme davranışına sahip kişiler vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmalı!</strong></p>
<p>Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Her mahallede, her sokakta, küçük şehirlerde bile spor salonları var.” dedi.</p>
<p>Buraya gidenlerin zayıflamak için gittiğini, ‘spor yapayım kalori kaybedeyim’ düşüncesinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Böyle bir durumda olan birisi varsa, çok fazla vakit geçirmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmaları uygun olur. Basit işlerde bile başlangıçta işi bitirmek çok daha kolayken zaman geçtikçe daha zor olur. Atalarımız söylemiş; ağaç yaşken eğilir. Bir fidanı herkes eğebilir, büyük ağaç olduğu zaman kimse eğemez. Bunun için çok vakit kaybetmemek önemli. Aklınıza gelen her türlü tıbbi olayda vakit kaybetmemek, bir an evvel doktora başvurmak gerekir.” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Anoreksik zayıflık, beyindeki aksamalardan kaynaklanan ciddi bir psikiyatrik hastalık! </strong></p>
<p>Anoreksiyanın genellikle huzursuz aile ortamında büyüyen kişilerde daha fazla göründüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı kadınların kalçalarını ve göğüslerini yok ederek kadınlık yönlerini reddetmeye çalıştıklarını, bazılarının da ‘ne kadar zayıf o kadar iyi’ algısını ön plana taşıdıklarını belirten Prof. Dr. Erkmen, “Sonuç olarak bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Basitçe, bir insanın diyet yapıp kilo vermesinden çok daha ileri bir şeydir. Her kilo verdiğinde anoreksik olduğunu zannetmemek demektir. Hatta bazen aşırı kusmaya bağlı olarak bir sebeple diş hekimine giderse, diş hekimleri dişlerinin arka kısımlarının aşınmış olduğunu fark ederler. Kusarken çıkarılan asit dişleri tahrip eder ve bir süre sonra dişler dökülmeye başlar. Kesinlikle bir güzellik ortaya çıkmaz. Aksine olabildiğince çirkin bir tablo ortaya çıkar. İyi beslenemedikleri için saçlar dökülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>30 kilonun altı hastane yatışı gerektiren ciddi bir durum! </strong></p>
<p>Anoreksiya Nervoza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, bunun nedeninin de hiçbir şekilde gıda almayıp, aldıklarında da kusarak çıkarma, ishalle çıkarma veya aşırı spor yapma gibi eylemler olduğunu söyledi. </p>
<p>“Bu hastaların çok ilginç olan tarafı da her türlü gıdanın ne kadar kalori vereceği hakkında çok ciddi bilgileri vardır.” diyen Erkmen, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Onlar bir ekmek, bir tabak et kaç kalori bilirler. Dolayısıyla da ona dikkat ederek yemek yemeye başlarlar. Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir. İşin kötü olan tarafı da herkes bunun kötü bir zayıflık olduğunu fark eder. Hastalar ise ‘daha şişmanım biraz daha kilo vermem gerekiyor’ gibi kendilerinin daha şişman olduğunu iddia ediyor olabilirler. Ancak ne yazık ki iş kötüye gidiyor manasına gelir. Özellikle 30 kilonun altına düşerse ciddi tehlike vardır. Hastaneye yatırmak gerekir. Belki zorla besleme metotları uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Tedavide başarıyı sağlamak için kişinin hastalığı kabul etmesi gerekir! </strong></p>
<p>Tedavi süresi ve başarı oranının hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Çok kötü hastalığa tutulmuş bir insan ameliyat olur, bir bakarsın bir şey olmadan güzel bir şekilde yaşar ya da çok basit bir hastalıktan dolayı da ölebilir.” dedi.</p>
<p>Anoreksiyada da benzer bir durum söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dereceleri vardır. Mantıklı miktarda zayıfladıktan sonra ‘bu işin tadı kaçtı ben burada durayım’ diyenler de var, sonuna kadar gidenler de var. Otuz kilonun altına düşmüş, çocuk ağırlığında neredeyse ama hala yemek yememeye, kusmaya veya başka şeyler yapmaya çalışabilir. Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir. Başka türlü bir hastalığa tutulabilir.</p>
<p>Tedavide başarıyı sağlamak içinse kişinin hastalığı kabul etmesi ve tedavi için erken başvurması gerekir. 1-2 senedir devam eden bir şey halinde gelinirse ve hasta iyi uyum sağlarsa tedaviye iyileşir. Ancak eğer ilaçlarını kullanmaz ve kilo vermek için aynı davranışlarına devam ederse bu iş kötüye doğru gider ne yazık ki.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805">Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 07:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşma]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Grip, ani ateş ve şiddetli kas-eklem ağrıları ile başlar!</strong></p>
<p>Grip hastalığının, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, bir enfeksiyon hastalığı olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlar.” dedi.</p>
<p>Sonrasında hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtilerin eklendiğini ifade eden Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Ateşin 39°C’nin üzerinde olması, şiddetli kas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmek zorlaşır ve hastaların 3 ila 7 gün yatarak dinlenmesi gerekebilir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolur ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da 2 haftaya kadar devam edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ciddi sonuçlara neden olabilen grip, soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hatta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip hastalığının halk arasında sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırıldığına işaret eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmez ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalı. Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlar. Orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sözü edilen bu kadar özelliğin üstüne hastalığın spesifik tedavisinin olmadığını da eklersek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılabilir.” </p>
<p><strong>Grip, çok kolay bulaşan ve önlemesi zor bir hastalık!</strong></p>
<p>Grip hastalığına neden olan Influenza virüsünün çok kolay ve hızlı bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile taşınması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile temas başlıca bulaşma yollarıdır.” dedi.</p>
<p>Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olmasının bulaşıcılığı daha da arttırdığını dile getiren Dr. Mamçu, “Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokar. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşıma araçlarında çok kolay bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış kişilerde yani hastalığın kuluçka süresince de bulaştırma mümkündür. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu aşılanma!</strong></p>
<p>Grip hastalığına yakalandıktan sonra kullanılan ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve antigribal ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabildiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu  ‘aşılanma’dır.” dedi. </p>
<p>Dünyanın önde gelen sağlık otoritelerinin paylaştığı, kimlerin hangi durumlarda aşılanması gerektiğine dair bilgilere değinen Dr. Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bronşiyal astım hastaları, kalp ve damar sistemi hastalıkları olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, 65 yaşından büyük kişiler, bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler, grip mevsimi sırasında gebeliklerinin ikinci yada üçüncü 3 aylık dönemi içerisinde bulunacak olan gebeler, huzurevleri veya kışlalar toplu halde yaşanılan yerlerde kalanlar, sağlık personeli ve hastane görevlileri ile yüksek risk altındaki kişilere virüsü bulaştırabilecek kişilerin mutlaka aşılanması öneriliyor. Ayrıca toplum hizmetinde çalışanlar, okul ve kreş gibi virüsün kolaylıkla bulaşabildiği kalabalık ortamlarda bulunanlar, sık seyahat edenler, gribin yol açacağı iş gücü kaybını engellemek isteyenler ile grip olmak istemeyen herkesin grip aşısı olması tavsiye ediliyor. </p>
<p>Grip aşısı  tüm kış sezonu boyunca uygulanabilir. Ancak aşıdan tam yarar sağlanması açısından grip salgınlarının başlamasından önce aşının uygulanması gerekir. Bu nedenle en uygun zaman sonbahar aylarıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsız]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur</strong></p>
<p>Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür. </p>
<p><strong>Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı</strong></p>
<p>Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Fonksiyonel hazımsızlık olabilir</strong></p>
<p>Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Hazımsızlığın 7 işareti</strong></p>
<p>Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;</p>
<ul>
<li>Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu. </li>
<li>Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.</li>
<li>Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.</li>
<li>Üst karın bölgesinde yanma hissi. </li>
<li>Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.</li>
<li>Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.</li>
<li>Besinleri geğirerek çıkarmak.</li>
</ul>
<p>Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa dikkat!</strong></p>
<p>Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. </p>
<p>Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;</p>
<ul>
<li>Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı. </li>
<li>Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durulmalı.</li>
<li>Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli. </li>
<li>Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.</li>
<li>Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 09:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[edilmezse]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[venöz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezlik]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle günün sonuna doğru artan bacak ağrısı ve şişlik sadece yorgunluk belirtisi olmayabilir. Bu şikayetlerin, toplardamar kapakçıklarındaki bozulmaya bağlı gelişen kronik venöz yetmezliğin ilk sinyalleri olabileceğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, kadınlarla daha sık rastlanan bu sorunun hareketsiz yaşam ve obezitenin artmasıyla birlikte gençlerde de arttığını söyledi. Hastalığın ilerlemesini önlemede erken tanı kilit rol oynuyor. </em></p>
<p>Toplardamarlardaki kapakçık bozukluklarına bağlı gelişen kronik venöz yetmezlik, sadece estetik bir sorun değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturabiliyor. Özellikle genç ve ayakta sabit pozisyonda çalışan bireylerde görülme sıklığının arttığını belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Baran Şimşek, “Kronik venöz yetmezlik, venöz kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik ve ilerleyici olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediği taktirde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık” dedi.</p>
<p><strong>‘KRONİK VENÖZ YETMEZLİK TEDAVİ EDİLMEDİĞİNDE CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin özellikle genç ve çalışan bireylerde tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, “Kapakçıkların bozulması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle ortaya çıkan kronik venöz yetmezlik, ilerleyici bir damar hastalığıdır. Bu durum kronik olduğu için özellikle çalışan, genç yaş grubunda tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden önlenmesi gereken bir hastalık.” Diye konuştu. </p>
<p><strong>GENÇLERDE DE GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR</strong></p>
<p>Kadınların östrojen hormonunun etkilerine bağlı olarak toplardamar duvarlarında gevşeme ve genişlemeye daha yatkın olduğunu ve bunun da kadınları daha riskli hale getirdiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlarda ayrıca gebelik döneminde bebeğin özellikle 6. Aydan itibaren karın içi ana toplar damarlara yaptığı bası nedeniyle venöz yetmezlik daha sık görülebiliyor. Gebelik sayısı arttıkça venöz yetmezliğin derecesi ve şiddeti de artıyor. Yaş ilerledikçe risk artsa da artık gençlerde, hatta 21 yaş altı bireylerde bile damar gelişim anomalilerine bağlı olarak venöz yetmezliğe rastlayabiliyoruz” dedi.</p>
<p>Doç. Dr. Şimşek, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının hastalığın görülme sıklığını artırdığını vurgulayarak, “Özellikle COVID-19 döneminden sonra bu etkileri daha net gördük. Obeziteyi kontrol altına almak, hastalığın seyrini belirgin şekilde değiştiriyor. Obezite cerrahisi geçiren ve sonrasında diyetine, egzersizine dikkat eden hastalarda ilerleme durabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘İLK BELİRTİLER: AĞRI, DOLGUNLUK HİSSİ VE GECE KRAMPLARI’</strong></p>
<p>Hastaların genellikle bacaklarda ağrı, dolgunluk hissi, gece krampları ve özellikle bacak ve ayaklarda şişlik şikayetleriyle başvurduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “Bu şikayetler sabahları genellikle olmaz ama gün içinde, özellikle ayakta kalma süresi uzadıkça oluşmaya başlar ve artış gösterir. Başlangıçta dinlenmeyle rahatlasa da hastalık ilerledikçe sabahları da devam eden ağrılar ve şişlikler ortaya çıkabilir.”</p>
<p>Hastalığın bazen kas, kemik veya eklem problemleriyle karıştırılabildiğini ve görmezden gelinebildiğini anlatan Doç. Dr. Şimşek, “Tanı; hastanın öyküsü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle netleşir. Özellikle venöz doppler ultrasonografi tetkiki, hastalığın tanısını ve tedavi yöntemlerini belirlememizde en önemli görüntüleme yöntemidir. Tedavi edilmezse ciltte renk değişiklikleri, sertleşme ve yaralar gelişebilir ki bizim amacımız o aşamaya gelmeden hastalığı tedavi edebilmek. Uygun ve doğru zamanda tanı koyulup, tedaviye başlandığında hastalık bu evrelere ilerlemeden durdurulabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“VARİS BU HASTALIĞIN SONUCUDUR”</strong></p>
<p>Venöz yetmezlik ve varisin de karıştırılan kavramlar olduğunun altını çizin Doç. Dr. Şimşek, konuya şöyle açıklık getirdi: Kronik venöz yetmezliğin temelinde toplar damarlardaki kaçak ve buna bağlı artmış basınç var. Varisler bu hastalığın sonucu olarak ortaya çıkar diyebiliriz. Varislerde, C0’dan C6’ya kadar giden uluslararası bir evreleme sistemi kullanıyoruz. C0’da hiçbir belirti yokken, C1’de örümcek ağı şeklinde telenjiektazi adını verdiğimiz damarlar, C2’de retiküler ven dediğimiz daha geniş damarlar görülür. C3’te ödem, C4’te cilt değişiklikleri, C5’te iyileşmiş, C6’da ise iyileşmeyen yaralar ortaya çıkar.” </p>
<p><strong>“TEDAVİDE ÖNCELİK KORUYUCU YÖNTEMLERDİR”</strong></p>
<p>Tedavide öncelikle koruyucu yöntemlere başvurulduğunu ifade eden Doç. Dr. Şimşek, “En bilinen yöntem varis çoraplarıdır. Bacaktan yukarıya doğru basınç uygulayarak kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır. Erken evre hastalarda ilerlemeyi önler, şikayetleri azaltır. İkinci aşamada ağızdan alınan ilaçlarla venöz yetmezliğe ikincil gelişen ağrı, şişlik ve kramp gibi bulguları rahatlatabiliyoruz. Aynı zamanda orta ve ileri evre venöz yetmezlikte mutlaka kan sulandırıcı tedavide başlıyoruz. Üçüncü aşamada ise cerrahi tedaviye geçiyoruz. Artık klasik açık cerrahi yerine endovenöz lazer ablasyonu (EVLA) veya radyofrekans ablasyon (RFA) gibi modern yöntemleri kullanıyoruz. Bu işlemlerle kaçak yapan damar kapatılarak hastalık tamamen ortadan kaldırılıyor ve şikayetler azaltılıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong> ‘ERKEN TANI, OBEZİTEYLE MÜCADELE VE HAREKETLİ YAŞAM ŞART’</strong></p>
<p>Kronik venöz yetmezliğin erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığı taktirde kontrol altına alınabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Cerrahi yöntemler dışında ayrıca Köpük tedavisi (skleroterapi) dediğimiz yöntemi kullanarak, küçük çaplı varislerin içine ince iğnelerle köpük haline getirilmiş ilaç enjekte ediyoruz. Böylece varisler kayboluyor ve görünmez hale geliyor. Hem estetik hem de fonksiyonel olarak hastalara fayda sağlıyor. Sonuç olarak kronik venöz yetmezlik, erken dönemde fark edilip tedaviye başlandığında kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Obeziteyle mücadele, hareketli yaşam, spor yapmak ve düzenli takip bu sürecin en önemli parçalarıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-venoz-yetmezlik-tedavi-edilmezse-ciddi-saglik-sorunlarina-yol-acabiliyor-592794">Kronik Venöz Yetmezlik Tedavi Edilmezse Ciddi Sağlık Sorunlarına Yol Açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Evden çıkmamak, hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneği…</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan irili ufaklı depremlerin binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Fiziki, sosyal ve maddi yıkımların yanı sıra sarsılan psikolojik dengeler de uzun yıllar toplum üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Son günlerde medyada yer yer deprem sonrası evden çıkamayan, sosyal hayata dönemeyen, kendini odasına kapatan gençlerin hikayelerine rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Nurmedov, “Bu durum basit bir isteksizlik ve ilgi azalmasından ziyade buzdağının görünen kısmı misali, ciddi bir ruhsal sorunun yalnızca görünen yüzü olabilir. Deprem gibi ağır bir travmadan sonra bazı insanlar dış dünyayı tehlikeli olarak algılar. Ev, onlar için tek güvenli alan haline gelir. Bu sebeple evden çıkmamak bir tercih değil, beynin hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneğidir. Bu duruma psikolojide kaçınma davranışı (avoidance) denir ve çoğu zaman Akut Stres Reaksiyonu ve/veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilişkilidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Uzun süre evden çıkmamak ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Uzun süre evden çıkmamanın her zaman için ruhsal bir bozukluğun belirtisi olmayabileceğini fakat bu durumun, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Uzun süre dışarı çıkmamak, okula ya da işe gitmemek, insanlarla görüşmeyi bırakmak; depresyon, kaygı bozukluğu, agorafobi veya sosyal fobi gibi ruhsal sorunların habercisi olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nurmedov, bunlara ek olarak ‘hayat anlamsız’ ya da ‘artık hiçbir şey yapmak istemiyorum’ gibi umutsuzluk da eşlik ediyorsa artık bu durumun ciddiye alınması gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Aileler ya da kişinin yakın çevresi ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olmalı! </strong></p>
<p>Normal şartlarda bile dijital dünyaya olan eğilimin artmasına ek olarak travma sonrası bazı gençlerin gerçek hayattan iyice çekilip dijital dünyaya sığındıklarını kaydeden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Saatlerce telefonla oynamak, oyunlara bağımlı hale gelmek aslında duygusal acıdan kaçma yöntemidir. Zamanla bu durum gerçeklikten kopma, sosyal becerilerin körelmesi, yalnızlaşmanın artması gibi ciddi sonuçlar doğurur ve Hikikomori benzeri sosyal izolasyon sürecine evrilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumla karşılaşan ailelerin ya da kişinin yakın çevresinin ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Nurmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Zorlamak direnci arttırır ve kişi daha çok içine kapanır. Öte yandan ‘bırakalım kendisi toparlasın’ yaklaşımı da sürecin uzamasına ve sorunun büyümesine vesile olur. Bu bağlamda aileler ya da kişinin yakın çevresi yargılamadan dinleyebilmeli, his ve duygularını önemsemeli, birlikte günlük küçük hedeflerle hayata dönüş planları yapmalı, uzman desteği için teşvik etmeliler. Öte yandan azarlamak, suçlamak, kıyaslamak ya da zorla dışarıya çıkarmaya çalışmak asla yapılmaması gereken davranışlardır.” </p>
<p><strong>Kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmışsa durum ciddidir!</strong></p>
<p>Uzun süre evde kalmanın ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler bıraktığına işaret eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süreçte uyku düzeni bozulabilir, kişi geç kalkmaya ya da uykuya dalamamaya başlayabilir. Yeme alışkanlıkları değişir, iştahsızlık ya da tam tersi aşırı yeme davranışı sonucu kilo artışı ya da kaybı görülebilir. Zaman içinde kaygı ve depresyon belirtileri derinleşir, kişi özgüveninin kaybedebilir ve umutsuzluk gelişebilir. Tüm bunların sonucunda kişi sosyal hayattan tamamen koparak daha derin bir izolasyon sürecine sürüklenebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür vakalarda gecikmeden müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurmedov, “Aksi halde süreç kronikleşerek tedavi sürecini güçleştirir. Bu süreçte bazı belirtiler ciddi bir riskin habercisi olabilir ve acil uzman desteği gerektirir. Eğer kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmış, günlük yaşam işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelip okuldan ya da işten uzaklaşmışsa, sosyal ilişkilerini tamamen kesmişse ya da gerçeklikten kopuşu çağrıştıran ifadeler kullanmaya başlamışsa durum ciddidir. Hele sosyal medya hesaplarını kapatmaya başlamışsa bir genç, durum çok daha ciddidir. Böyle durumlarda günler değil, saatler içerisinde önlem almak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evine kapanan biri travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyor olabilir! </strong></p>
<p>Benzer bir durum yaşayan kişilere doğru yaklaşım ve destekle içinde bulundukları sürecin tamamen aşılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nurmedov, “İlk adım genellikle ruhsal durum muayenesidir. Kişinin ruhsal durumu, travmanın etkileri ve işlevsellik düzeyi açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ile yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif belirtilerin de kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma odaklı psikoterapiler travmaya bağlı duygusal yükün işlenmesinde etkili yöntemlerdir. Kişinin günlük hayata yeniden katılımını desteklemek için kademeli sosyal aktivasyon planı uygulanabilir. Bu süreçte aile desteğinin doğru şekilde organize edilmesi önemlidir. Bu amaçla aileye psikoeğitim verilerek hem kişinin zorlandığı noktalar hem de ona nasıl destek olunacağı öğretilir. </p>
<p>Sonuç olarak evine kapanan bir insan sadece tembel, sorumsuz ya da isteksiz olmayabilir. O kişi aslında travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyordur. Görmezden gelmek değil, anlamak ve destek olmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 13:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiren]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde seyrettiği günlerde sıcak çarpması riskine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasının vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan ve acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544">Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde seyrettiği günlerde sıcak çarpması riskine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasının vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan ve acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğunu söyledi. Sıcak çarpmasında vücudun kendini serinletemez hale geldiğini ve organların zarar görebileceği uyarısında bulunan Güven, sıcak çarpmasında ilk müdahalenin önemini vurguladı. İlk müdahalede kişinin hemen gölgeye ya da serin bir yere taşınması, üzerindeki fazla giysilerin çıkarılması, vücudun soğuk suyla silinerek soğutulmaya çalışılması, bilinci açııksa su içirilmesi ve mutlaka tıbbi yardım alınması gerekiyor. </p>
<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpması, nedenleri ve alınabilecek önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Sıcak çarpmasında organlar zarar görebilir<br />Sıcak çarpmasını “vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum” olarak tanımlayan Güven, “Sıcak çarpmasında vücut kendini serinletemez hale gelir ve organlar zarar görmeye başlar. Sıcak çarpmasının belirtileri 40 derece ve üzeri yüksek ateş, kafada karışıklık, sersemlik-konuşma bozukluğu ya da bayılma, terleyememe veya aşırı terleme, kuru, sıcak ve kırmızı cilt, baş ağrısı, mide bulantısı, hızlı kalp atışı, nefes darlığı, kas krampları veya nöbet geçirme şeklinde sıralanabilir” dedi.<br />Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı olanlar daha fazla etkleniyor<br />Yüksek sıcaklıkların herkesi etkileyebileceğini ancak bazı grupların daha fazla risk altında olduğunu kaydeden Güven, “Özellikle 65 yaş üzerindeki yaşlılar, bebekler ve küçük çocuklar, kalp, böbrek ve şeker gibi kronik hastalığı olanlar, açık havada çalışanlar ya da spor yapanlar, özellikle tansiyon ya da ruh sağlığı ilaçları olmak üzere ilaç kullananlar, evinde serinleme imkânı olmayanlar (klima, vantilatör yoksa) risk altındadır” dedi.<br />Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasından en fazla kalp ve tansiyon hastaları, diyabet hastaları, ağır ilaç kullananlar, hamileler ve yaşlıların etkilendiğini belirterek “Özellikle ileri yaş grubundaki kişiler, sıcağa karşı daha hassastır. Az terlerler, su içmeyi ihmal edebilirler ya da vücutları ısıyı dışarı atmakta zorlanır” dedi.<br />İlk müdahalenin doğru yapılması önemli<br />Sıcak çarpmasında ilk müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Ramazan Güven, ilk müdahalede yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:<br />-Kişiyi hemen gölgeye ya da serin bir yere taşıyın.<br />-Üzerindeki fazla giysileri çıkarın.<br />-Vücudunu soğutmaya başlayın: Soğuk suyla silin, vantilatör tutun, buzla koltuk altı-boyun gibi bölgelere kompres yapın.<br />-Bilinci açıksa su içirin ama zorla içirmeyin.<br />-112’yi arayın. Çünkü sıcak çarpması ciddi bir durumdur, mutlaka tıbbi yardım gerekir.<br />Soğutma işlemleri uygulanır, damardan sıvı verilir<br />Sıcak çarpması vakalarında hastanede uygulanan tedavi yöntemlerinden bahseden Doç. Dr. Ramazan Güven, “Hızla soğutma işlemi başlatılır. Buz banyosu ve serin hava üfleme gibi yöntemler kullanılır. Su ve mineral kaybı damardan sıvı verilerek giderilir. Sıcak çarpmasının böbrek, karaciğer, beyin gibi organlara zarar verip vermediği kontrol edilir. Gerekirse hasta yoğun bakıma alınabilir. Tedavide en önemli nokta, vakit kaybetmeden müdahale etmektir” dedi.<br />Bu uyarılara dikkat!<br />Aşırı sıcak havalarda alınması gereken önlemlere dikkat çeken Doç. Dr. Ramazan Güven, tavsiyelerini şöyle sıraladı:<br />-Gün içinde özellikle 11.00–17.00 saatleri arasında dışarı çıkmayın.<br />-Bol, açık renkli ve pamuklu giysiler giyin.<br />-Bol su için, susamayı beklemeyin.<br />-Gölge ya da serin yerlerde kalın, klimayı doğru kullanın.<br />-Spor yapacaksanız sabah erken saatleri tercih edin.<br />-Yaşlı ve yalnız yaşayan yakınlarınızı sık sık kontrol edin.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544">Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seks bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken ciddi bir sorun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-bir-sorun-554158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2025 07:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[seks]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, seks bağımlılığının biyolojik ve psikolojik nedenleri ile etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-bir-sorun-554158">Seks bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken ciddi bir sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, seks bağımlılığının biyolojik ve psikolojik nedenleri ile etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Seks bağımlılığı da diğer bağımlılıklar gibi…</strong></p>
<p>Seks bağımlılığının hem biyolojik hem de psikolojik faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan multifaktöriyel bir süreç olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Diğer madde bağımlılıklarında olduğu gibi, seks bağımlılığı da dopamin nörotransmiteri ile ilişkilidir. Birey, dopamin aracılığıyla haz, zevk ve tatmin duygusunu yaşadıktan sonra, her defasında bu tatminin şiddetini ve haz derecesini artırma eğiliminde olur.” dedi.</p>
<p>Bu durumun biyolojik açıklamasının oldukça basit olduğunu ifade eden Hajiyeva, “Dopamin salınımı belli bir süreden sonra tolerans gelişimine neden olur ve dopamin reseptörlerinde ‘down regülasyonu’ gerçekleşir. Yani, aynı cinsel aktiviteler dopamin salınımına yol açsa da, reseptörlerin duyarlılığı azaldığı için kişi eskisi kadar zevk alamaz. Bu da bireyin daha farklı cinsel fanteziler peşinde koşmasına, yeni dürtüler geliştirmesine ve farklı hazlar aramasına neden olur. Aslında bu süreç, diğer bağımlılık türlerinde de gözlenen tipik bir tolerans gelişimini yansıtır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin fren mekanizması prefrontal korteksin gelişimi tamamlandıkça devreye girer!</strong></p>
<p>Kompulsif cinsel davranışlar gösteren bireylerin EEG&#8217;lerinde de belirgin değişiklikler saptandığına dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Burada önemli bir nöroanatomik yapıya değinmek gerekir. Herkes bir arabanın freninin nerede olduğunu bilir, ama kendi vücudumuzun, zihnimizin, ruhumuzun ve beynimizin ‘freni’ nerededir? Bu fren, beynin prefrontal korteksidir.” dedi.</p>
<p>Prefrontal korteksin, dürtülerimizi, davranışlarımızı ve kompulsif eğilimlerimizi kontrol eden bir bölge olduğunu hatırlatan Hajiyeva, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu bölgenin gelişimi 20-25 yaşlarına kadar devam eder. Bu nedenle, seks bağımlılığı, riskli cinsel davranışlar ve yoğun cinsel eğilimler özellikle genç yaşlarda daha sık görülür. Ancak zamanla prefrontal korteksin gelişimi tamamlandıkça, bu fren mekanizması devreye girer ve süreç daha kontrol edilebilir hale gelir. Dolayısıyla, bu bağımlılığın dopamin sistemi ve prefrontal korteks üzerinden işlediğini dikkate alırsak, biyolojik faktörlerin sürecin önemli bir parçası olduğunu söylemek mümkündür. Ancak psikolojik etkenleri de göz ardı etmemek gerekir. Çocuklukta yaşanan travmalar, akran zorbalığı, aile içi baskılar ve istismar gibi faktörler de bu tür patolojilerin gelişmesinde tetikleyici olabilir. Birey, yaşadığı bu duygusal boşluğu doldurmak için ani ve hızlı bir şekilde haz arayışına yönelebilir. Bu da kendini cinsel bağımlılık şeklinde gösterebilir.”</p>
<p><strong>Yalnızlık ve depresif sürece neden olabilir!</strong></p>
<p>Seks bağımlılığının bireylerin sadece cinsel hayatlarını etkilemekle kalmadığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Bireylerin sosyal, fizyolojik, işlevsellik, romantik ilişkiler gibi tüm alanlarına nüfus eder ve o süreçleri de negatif olarak etkiler.” dedi.</p>
<p>Bağımlılığın, bireylerin sürekli olarak zihinlerinde bastırması gereken bir dürtüyle birlikte ilerlediğini ve sürekli bastırılması gereken bir düşünce olduğu için bireylerin çok fazla kaygılı, endişeli olduklarını kaydeden Hajiyeva, “Bireylerin çok fazla kaygı ve endişeleri zamanla bireyleri toplumdan uzaklaştırabilir. Sosyal izolasyon ve yalnızlık süreçlerine neden olabilir. Yalnızlık, kendisiyle birlikte bir depresif süreci tetikleyebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Seks bağımlılığı kişinin tüm hayatını etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Bu bireylerde utanç duygusuyla birlikte öz saygıda, öz değerde azalma, yetersizlik, değersizlik duygularının tetiklendiğine vurgu yapan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, “Aynı zamanda tabii ki psikolojik faktörler dışında, bireylerin sosyal hayatları da sosyal izolasyonla ve yalnızlıkla birlikte çok fazla etkileniyor. İş hayatlarındaki işlevsellik çok azalıyor çünkü işlerine odaklanamıyorlar. Gerekli sorumlulukları yerine getiremiyorlar ve bu bireylerin işlerinden atılmasına kadar giden bir sürece neden olabiliyor.” dedi.</p>
<p>Bağımlı kişilerin romantik ilişkilerinin de olumsuz etkilendiğine işaret eden Hajiyeva, “Partneri ile arasında sürekli bir güvensizlik, sadakatsizlik süreçleri romantik ilişkileri de kötü etkiliyor. Bu da bireyin yalnızlığına, uzaklaşmasına ve izolasyonuna neden oluyor. Aynı zamanda burada fizyolojik faktörler de var. Fizyolojik faktörler arasında en fazla örnek verebileceğimiz korunmasız cinsel ilişkiler. Seks bağımlılıklarında çok fazla rastlanıyor ve bu da cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını artırıyor. Bu yüzden bu süreci bir tek seks bağımlı olarak değil, tüm alanlara nüfuz eden, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak algılamamız toplum açısından ve bizim açımızdan çok daha faydalı olacaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara sağlıklı bir şekilde cinsel bilgilendirme yapılmalı!</strong></p>
<p>Seks bağımlılığına yönelik farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Okullarda düzgün ve sağlıklı cinsel bilgilendirilmeler yapılabilir. Çünkü şu an sosyal medyayla birlikte çocukların çok fazla uygunsuz, gereksiz materyallere, cinsel uyarılara maruz kaldığını görüyoruz. Çocuklar cinselliği pornografik materyallerden öğrenmeye başladılar, oysaki cinsellik ve gerçek yaşamdaki süreçler daha farklı boyutlarda. Bu yüzden çocuklara sağlıklı bir şekilde cinsel bilgilendirmenin yapılması aslında bu süreçte atabileceğimiz çok önemli adımlardan biri.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seks-bagimliligi-tedavi-edilmesi-gereken-ciddi-bir-sorun-554158">Seks bağımlılığı, tedavi edilmesi gereken ciddi bir sorun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:19:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Diş sıkma sorunu, çocukların da yaşam kalitesini düşürebilir! </strong></p>
<p>Bilinçsizce diş sıkma veya gıcırdatma olarak bilinen bruksizmin tipik olarak stresle bağdaştırıldığını hatırlatan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Yetişkin nüfusun yüzde 20’si gün içinde farkında olmadan dişlerini sıktığını bildiriyor. Ancak bruksizm sadece yetişkinlerin karşılaştığı bir sorun değil.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağında da diş sıkmanın görüldüğünü belirten Üçem, “Bu durum başka hastalıkların da habercisi olabilir. Hızla tedavi edilmeyen diş sıkma sorununun, çocukların yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Bruksizmin temelinde stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk gibi psikolojik nedenler yatıyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda görülen bruksizmin ve diş gıcırdatma durumunun her 100 çocuktan 25’inde görülebildiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çocuklarda bruksizm ile uyku halinde veya uyanıkken olmak üzere iki şekilde karşılaşılabiliyor. İki durumun da sebepleri stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk olarak biliniyor. Diş gıcırdatması ve diş sıkma tedavi edilmediğinde ise ciddi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Tedavinin temelinde ise diş sıkan kişinin karşılaştığı sorunun psikolog gözetiminde giderilmesi yatıyor.” dedi.</p>
<p>Çocuklardaki bruksizmin ortalama 12 yaşından sonra görülme sıklığının azaldığını ifade eden Üçem, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genellikle ebeveynler çocukların uykularında dişlerini gıcırdattıklarını ve sesten dolayı fark ettiklerini ifade ederler. Çocuklarda bruksizm nedenleri arasında duygusal ve psikolojik stresin yanı sıra, lokal ve sistemik pek çok neden bulunabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma, her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylem. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong>Diş gıcırdatma, diş ve çene sağlığına zarar verdiği için önemli! </strong></p>
<p>Çocuklarda bruksizmi tetikleyebilecek durumlara değinen Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle, solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonsal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda, çocuğu strese sokan kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri gibi durumların varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Üçem ayrıca, diş sıkma ve gıcırdatma probleminin dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemli olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Gece uykusunda hafif dokunuşlarla uyarılarak çocuğun diş gıcırdatması azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken ilk uygulamanın, gece çocuğu izlemek olduğunu ifade eden Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Böylece çocuk diş gıcırdatmaya başladığında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesi sağlanabilir. Bu uygulamayı diş gıcırdatma sıklığı azalana ya da tamamen bitene kadar her gece sabırla yapmak gerekir.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle zaman içinde çocuğun diş gıcırdatmasının azalmasının beklendiğini belirten Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medikal plakların çocuklarda kullanımı gelişim döneminde önerilmez. Çocuğunuzun diş gıcırdatma ve diş sıkma problemi varsa öncelikle bir çocuk diş hekimine gitmelisiniz. Çocuk diş hekiminiz muayene sırasında dişlerde hasar olup olmadığını kontrol edecektir. Ayrıca muayene sırasında çocuğunuzun stresli olup olmadığını anlamak için bazı sorular sorulabilir. Gerekli görülmesi durumunda çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine başvurmanız tavsiye edilebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 09:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[oyundur]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen "Her Yerde ve Herkes İçin Oyun" temalı “Uluslararası Oyun Kongresi” 1-3 Haziran 2025 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi ve Çarşı Yerleşke’de gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;Her Yerde ve Herkes İçin Oyun&#8221; temalı “Uluslararası Oyun Kongresi” 1-3 Haziran 2025 tarihlerinde Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi ve Çarşı Yerleşke’de gerçekleştirildi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmaları Kongre Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Amerikan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Sweta Shah, İstanbul Milletvekili ve Çocuk Hareketi Danışma Kurulu Başkanı Elif Esen tarafından yapıldı.</p>
<p><strong>Tarhan:</strong> “<strong>Yaşadığımız olayları</strong> <strong>bir çocuğun oyunu ele alışı gibi ele almayı başarmalıyız”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, oyunun çocuk gelişimi ve toplumsal yaşam için taşıdığı hayati öneme dikkat çekerek, &#8220;Türkiye&#8217;nin şu anda en çok önemli ihtiyaçlarından birisi de hayatı anlayış yaklaşımımızdır. Anadolu irfanı olan bu coğrafyada, Mevlana yetiştirmiş bu coğrafyada daha mutlu, daha huzurlu yaşamayı başarmamız gerekiyor. Yaşadığımız olayları, en ciddi olayı bile bir insanın eğlenceli bir şekilde, soğukkanlı bir şekilde, bir çocuğun oyunu ele alışı gibi ele almayı başarabilirsek birçok problemimiz çok daha kolay düzelir. Her olaya bir savaş stratejisiyle yaklaşmayız.&#8221; dedi.</p>
<p>Konuşmasında nörobilimin oyunun faydalarını kanıtladığını aktaran Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir çocuk, çocukluk döneminde iyi oyun oynayarak, her şeyi deneyimleyerek büyürse bir akış duygusu yakalıyor. Bu akış duygusu, pozitif psikolojide insanın bir iş yaparken saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığı duygudur. Çocuğun en ciddi işi oyundur. Erişkinlerin de en ciddi işi, bir işi oyun kolaylığında ve tadında başarabilmesidir. Bu böyle olduğu zaman insan yaşlanmıyor, Alzheimer&#8217;a bile iyi gelir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong> Oyunun antidepresan etkisi var!</strong></p>
<p>“Oyun oynarken beynin mutlulukla ilişkili bölgeleri aktif hale gelir. Bu süreçte haz duygusuyla bağlantılı olan dopamin ve anlam duygusuyla ilişkilendirilen serotonin hormonları salgılanır. Eğer oynanan oyun anlamlı bir içeriğe sahipse, sadece geçici bir haz değil, sürdürülebilir bir mutluluk da ortaya çıkar.” diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, “Serotonin antidepresandır. Oyunun antidepresan etkisi var. Bunu söyleyebiliriz. Çocuklar için olduğu gibi erişkinler için de aynı. Ama erişkinin yaptığı işi o akış duygusuyla yapabilmesi önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oyun sırasında çocukların gelişimi değerlendiriliyor</strong></p>
<p>Günümüzde çocuk gelişimiyle ilgili teoriler arasında öne çıkan yaklaşımlardan birinin de çocuğun, oyun yoluyla otonom sinir sisteminin işleyişini öğrendiği ve deneyimleyerek geliştirdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Oyun sırasında çocukların gelişimi farklı alanlarda değerlendirilir. Bazı testlerle çocukların özellikle ince motor becerileri ölçülür. Aynı zamanda çocuk ve ergen psikiyatrisinde sıklıkla kullanılan duyu bütünleme profili sayesinde çocuğun; ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi, sosyal becerileri ve duyusal becerileri gibi çok yönlü gelişim alanları değerlendirilir. Tüm bu beceriler ise oyun sırasında doğal olarak gelişir.”</p>
<p><strong>Duygusal zekâ açısından da oyun çok kritik</strong></p>
<p>Oyunun aynı zamanda değerler eğitiminin bir parçası olduğunu, çocuğun oyun oynarken; emek vermeyi, sabırlı olmayı (sebat etmeyi), bir gruba ait olma duygusunu öğrendiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu da onun sosyal zekasını geliştirir. Aynı zamanda oyun, mantıksal zekanın da gelişimine katkı sağlar. Çocuk oyun sırasında; sıralama yapmayı, zamanlamayı ve neden-sonuç ilişkisi kurmayı öğrenir. Bu süreçte beyinde farklı nöral ağlar (networkler) gelişir. Duygusal zekâ açısından da oyun çok kritiktir. Özellikle duyguların düzenlenmesinden sorumlu olan anterior singulat korteks bölgesi – ki bu bölge beynin ‘vites kutusu’ olarak da adlandırılır – oyun esnasında aktif olur. Bu bölge, duyguların hızını ayarlamada (yavaşlatma/hızlandırma) önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun gelişimi açısından en kritik dönem 4-6 yaş aralığı</strong></p>
<p>Tüm bu nedenlerle oyunun, sadece eğlence değil; çocuğun nörobiyolojik, sosyal, duygusal ve bilişsel gelişiminde hayati öneme sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğun gelişimi açısından en kritik dönem 4-6 yaş aralığıdır<strong>.</strong> Bu dönemde çocuğa teorik bilgi yüklemek yerine onunla birlikte oynamak, hoplamak, yazmak, çizmek gereklidir. Çünkü çocuk bu yaşlarda sadece bilgi değil, aynı zamanda kurallı yaşamayı, disiplini, empatiyi ve başkalarının hakkına saygı duymayı oyun yoluyla öğrenir. Oyun, çocuğun hem zihinsel hem duygusal hem de sosyal gelişimini destekler. Oyun sırasında kurallar vardır, bu da çocuğa kurallara uymayı ve sınır koymayı öğretir. Oyunun içerisinde empati, paylaşım, bekleme, anlayış gibi sosyal beceriler gelişir. Ancak günümüzde birçok çocuk yalnızca dijital oyunlarla vakit geçiriyor.”</p>
<p><strong>Bedeli ağır oluyor…</strong></p>
<p>Dijital oyunların çocuğun gelişimini sekteye uğrattığını ve çocuklarda ‘klip sendromu’ da denilen otizm belirtileri görülebildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ne zaman ki tableti elinden alıp, anne-baba çocukla aktif oyun oynamaya başlıyor; o zaman çocuktaki gelişme hızlanıyor. Ancak bu dönüşümün sağlanabilmesi için de çok geç kalmamak gerek. Özellikle dil gelişimi, 4 yaşından sonra çok zor ilerliyor. Bu yaşlardan sonra çocuklarda kalıcı dil bozuklukları gelişebiliyor. Anne babalar bazen tableti bir tür ‘ucuz bakıcı’ gibi görüyor. Tableti veriyor, çocuk saatlerce sessizce oynuyor. Bu ebeveynin de işine geliyor. Ama bunun bedeli ağır oluyor. Çocuğun gelişimi duruyor. Unutmayalım, çocuk için oyun, en ciddi iştir.”</p>
<p><strong>“Öyle sera çiçeği gibi çocuk yetiştiremeyiz”</strong></p>
<p>Oyunun, çocukların eleştirilme, üzülme, canının yanması gibi durumlarla karşılaşarak stres yönetmeyi öğrendiği bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Öyle sera çiçeği gibi çocuk yetiştiremeyiz. Öğrenecek. Bu da oyun esnasında, arkadaşlar arasında oluyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin getirdiği hızlı yaşamın çocukların sokağa çıkıp oynama imkanlarını kısıtladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, akrabalık bağlarının zayıflamasıyla çocukların apartmanda dahi arkadaş bulmakta zorlandığını, bu nedenle, en azından 3 yaşına gelen çocukların kreşe gönderilmesini tavsiye ederek, &#8220;Kreşe gittiği zaman çocuk orada sosyalleşmeye başlıyor. Birçok korkuları gidiyor, ihtiyaçlarını karşılıyor. Aslında hayatı öğreniyor, her şeyi öğreniyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Kurtuluş Savaşı&#8217;nda oyun</strong></p>
<p>İstanbul Milletvekili ve Çocuk Hareketi Danışma Kurulu Başkanı Elif Esen, babaannesinin Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşadığı bir anıyı paylaşarak, o dönemde Bursa Gemlik&#8217;ten İstanbul&#8217;a göç etmek zorunda kalan ailesinin Haydarpaşa Garı&#8217;nda Kızılay çadırlarında kaldığını anlattı.</p>
<p>Elif Esen, &#8220;Babaannem, Kızılay görevlilerinin kendilerine oyunlar oynattığını anlatırdı. Savaş döneminde, o travmatik ortamda çocuklara savaş hissiyatını daha az hissettirmek için &#8216;ağızlarında yumurta taşıma oyunu&#8217; oynatmışlar.&#8221; diyerek oyunun en zor zamanlarda bile bir hayata tutunma ve dayanışma aracı olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>&#8220;Çocuk siyasetten büyüktür&#8221;</strong></p>
<p>Siyasetten önce de sivil toplumda çocuklar için çalıştığını belirten Esen, &#8220;Umudum ve derdim her daim çocukların umut dolu olmaları ve geleceklerine güvenle hayal kurabilmeleri için onlara destek olmaktır.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>&#8220;Çocuk siyasetten büyüktür&#8221; anlayışıyla fikir annesi olduğu &#8220;Çocuk Hareketi&#8221;nin doğuşunu anlatan Elif Esen, bu sivil inisiyatifin Meclis’teki farklı partilerden milletvekillerini bir araya getirdiğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Çok kısa bir zamanda 5 ayrı partiden 10 milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin basın salonunda &#8216;Gazzeli çocuklar yaşamalı&#8217; diye bir basın toplantısı düzenledik.,&#8221; diyerek hareketin başarısına dikkat çeken Esen, partiler üstü bir bakışla kurulan bu inisiyatifin, Türkiye&#8217;nin dört bir yanından sivil toplum kuruluşlarını, akademisyenleri, hukukçuları, sağlıkçıları, eğitimcileri ve iş insanlarını bir araya getirdiğini ve Prof. Dr. Nurper Ülküer&#8217;in bu sürecin en büyük destekçisi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Oyun aslında yaşamın bütününde var”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin, “Oyun aslında yaşamın bütününde var. Daha dünyaya gelmeden önce anne karnında oynamaya başlıyor çocuklar. Oynamadığı zaman orada bir aksilik oluyor. Oynadıkları zaman biz onların oynamasından mutlu oluyoruz. Demek ki her şey yolunda gidiyor diyoruz. Doğduktan sonra yine oynuyorlar. Büyüdükçe devam ediyor. Aslında ölene kadar devam ediyor. Oynadıkça iletişim kuruyoruz. Oynadıkça öğreniyoruz. Oynadıkça ekip halinde çalışmayı öğreniyoruz. Oynadıkça birbirimize dokunmayı görüyoruz. Oynadıkça insani değerlerimizin farkına varıyoruz. Hayat hep bir oyun. Yaşamımızdan hiç çıkarmamız gereken en büyük değerlerimizden biri oyun.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nurper Ülküer:</strong> <strong>“Oyunun yaşamın her alanına entegre edilmesi gerek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, oyunun yeniden hatırlanması ve yaşamın her alanına entegre edilmesi gerektiğini belirterek, bu kongrenin temel amaçlarından birinin de bu olduğunu ifade etti.</p>
<p>Birleşmiş Milletler&#8217;in geçtiğimiz yıl 11 Haziran&#8217;ı &#8220;Dünya Oyun Günü&#8221; ilan etmesine değinen Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Bu karar, oyunu tekrar günlük yaşamımıza getirmek için atılmış önemli bir adım. Çünkü oyun; kültürleri, gelenekleri ve ekonomik problemleri aşan, herkesin ortak kullandığı evrensel bir dildir.&#8221; dedi.</p>
<p>Oyunun nörobiyolojik ve psikolojik olarak geliştirici, değiştirici ve rahatlatıcı bir araç olduğunun bilimsel çalışmalarla kanıtlandığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, bu kongrede oyunun bilimsel yönlerinin detaylıca ele alınacağını belirtti.</p>
<p><strong>Ebeveynler oyun oynamayı bilmiyorlar, unutmuşlar</strong></p>
<p>Haziran ayının &#8220;Ebeveynlik Ayı&#8221; olarak da kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Ülküer, ebeveynlerin çocukların hayatındaki ve oyun süreçlerindeki rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Yıllardır ebeveynlere &#8216;Çocuklarınızla oynayın&#8217; diyoruz. Ancak fark ettim ki, ebeveynler oyun oynamayı bilmiyorlar, unutmuşlar. &#8216;Mış gibi&#8217; oynuyorlar ve çocuklar bunun farkında. Çünkü biz oyun oynamayı unuttuk. Oyunbazlığı geri getirmemiz gerekiyor.&#8221; diyerek ebeveynlerin de oyun sürecine aktif ve içten katılımının önemini vurguladı.</p>
<p>Kriz durumlarında, afetlerde ve deprem sonrasında oyunun rahatlatıcı ve rehabilite edici gücüne dikkat çeken Prof. Dr. Ülküer, &#8220;Oyun bir haktır. Sadece çocuğun değil, yetişkinin de hakkıdır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sweta Shah:</strong> “<strong>Oyun, insanlar beceri geliştirdiklerini fark etmeden pek çok beceriyi geliştirebilir”</strong></p>
<p>Amerikan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nden Sweta Shah, kongrede bulunmaktan duyduğu heyecanı dile getirerek, &#8220;Umarım bugün ortaya çıkan bazı araştırmalar, İstanbul için, Türkiye için, ülke için bir sonraki aşamanın ne olması gerektiğini düşünmenize yardımcı olabilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Brookings Enstitüsü olarak herkes için, her yerde oyunun gücüne inandıklarını vurgulayan Shah, &#8220;Oyun, insanlar beceri geliştirdiklerini fark etmeden pek çok beceriyi geliştirebilir çünkü çok eğlenceli ve neşelidir. İnsanlar oyun oynarken öğrendiklerini düşünmezler. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, oyun günlük deneyimlere, pazar, mağaza, sokak ve sınıf tartışmalarına entegre edildiğinde, sadece küçük çocukların değil, yetişkinlerin de beynini yavaş yavaş ve sürekli olarak geliştirir. Çünkü beyinlerimiz yavaşlasa da büyümeye devam ediyor.” diye konuştu.</p>
<p>Açılışın ardından Çocuk ve ergen psikoterapisinde uzmanlaşmış bir psikoterapist<strong> </strong>olan Dr. Joanna Fortune &#8220;Why We Play?&#8221; (Neden Oynarız?) başlıklı bir konferans verdi.</p>
<p><strong>Kongre 3 gün sürdü</strong></p>
<p>3 gün süren kongre boyunca alanında öncü birçok yerli ve yabancı akademisyen ve uzman, panelist, moderatör ve atölye yürütücüsü olarak değerli bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Kongrede, nesiller arası oyun, oyun ve yaratıcılık, doğada oyun, dijital oyunlar, erken çocukluk (bebeklik, okul öncesi ve ilkokulun ilk yılları) dönemi ve oyun, okul dönemi ve oyun, ergenlik dönemi ve oyun, ebeveynlik ve oyun (oyuncu anne babalar, oyuncu kişilikler), yetişkinlik dönemi ve oyun, yaşlılık dönemi ve oyun (oyuncu büyükanne ve büyükbabalar) gibi konular ele alındı.  Kongre kapsamında katılımcılara çeşitli ve zengin içerikli atölye çalışmaları sunuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-cocugun-en-ciddi-isi-oyundur-542450">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Çocuğun en ciddi işi oyundur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınların önemsemesi gereken 7 ciddi sinyal !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-onemsemesi-gereken-7-ciddi-sinyal-436700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2024 07:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[önemsemesi]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=436700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor. Ancak geç kalındığında tedavisi oldukça güçleşen ciddi hastalıkların belirtileri kadınlar tarafından ‘strestendir’ veya ‘önemli bir sorun yoktur’ düşüncesiyle göz ardı edilebiliyor. Oysa dikkate alınmayan adet düzensizliği, ara kanamalar ve sık idrara çıkma gibi belirtiler ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-onemsemesi-gereken-7-ciddi-sinyal-436700">Kadınların önemsemesi gereken 7 ciddi sinyal !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor. Ancak geç kalındığında tedavisi oldukça güçleşen ciddi hastalıkların belirtileri kadınlar tarafından ‘strestendir’ veya ‘önemli bir sorun yoktur’ düşüncesiyle göz ardı edilebiliyor. Oysa dikkate alınmayan adet düzensizliği, ara kanamalar ve sık idrara çıkma gibi belirtiler ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.  <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın,</strong> “Kadınların herhangi bir yakınmalarında hekimlerine başvurmaları çok önemlidir. Zira, erken tanı ve tedavi sayesinde pek çok hastalık daha ciddi sağlık problemlerine yol açmadan tedavi edilebilir. En önemlisi ise hiçbir yakınması olmasa bile kadınların 21 yaşından itibaren her yıl düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemeleridir. Örneğin, smear testi sayesinde hücresel değişimler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Ayrıca yine düzenli kontrollerini yaptıran kadınlar, genelde belirti vermeden ilerleyen yumurtalık kanserine karşı önemli avantajlar elde edebilirler” diyor.  <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın,</strong> kadınların mutlaka hekime başvurmaları gereken 7 sinyali anlattı; önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Adet düzensizliği ve ara kanamalar</strong></p>
<p>Adet düzensizliği asla ihmal edilmemesi gereken önemli belirtilerden. En sık aşırı stres veya egzersiz, hızlı kilo alıp–verme, polikistik over sendromu (PCOS), tiroit veya prolaktin hormonu problemlerinden kaynaklanıyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Ayrıca aşırı ve yoğun  miktarda görülen uzun süreli adet kanamalarında mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılması gerektiğine işaret ederek, “Yoğun adet kanamaları endometrial polip, miyom, rahim duvarı kalınlaşması, rahim ağzı ve endometrium kanserinin önemli bir belirtisi olabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Kasık ağrısı, karında şişlik</strong></p>
<p>Kasık ağrısı; enfeksiyonlar, miyomlar, yumurtalık kistleri ve endometriozise işaret edebiliyor. Ağrıya vajinal akıntı eşlik ediyorsa pelvik enfeksiyonu açısından değerlendirmek önem taşıyor. Antibiyotik tedavisine rağmen ateş, şiddetli karın ve bel ağrısı oluşursa; rahim, yumurtalık ile tubaların enfeksiyonu ve abse açısından ileri tetkik gerekebiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, kadınlarda gelişen kasık ağrısına endometriozis hastalığının da neden olabileceğine dikat çekerek, “Endometriozis rahim içini kaplayan dokunun rahim dışında, endometrioma (çikolata kisti) ise endometriozisin yumurtalıklarda olmasıdır” diyor.   Kasık ağrısına adet gecikmesi eşlik ediyorsa altta yatan etkenin dış gebelik olabileceğini vurgulayan Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Eğer karın ağrısı ve karında şişlik belirtilerine  kilo kaybı da eşlik ediyorsa hasta yumurtalık kanseri açısından tetkik edilir. Yumurtalık kanseri genelde ileri evrede belirti verdiği için yıllık jinekolojik muayeneler, erken tanı ve tedavide büyük önem taşır” diyor. </p>
<p><strong>Genital siğiller</strong></p>
<p>Genital bölgede kabarık ve genellikle deri renginde  olan lezyonlar ‘genital siğil’ olabiliyor. Değişik görünümde, renkte ve çeşitli  yaygınlıkta görülen bu siğiller en sık Human Papilloma Virüsü’nden (HPV) kaynaklanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın,<strong> </strong>siğillerin çoğunlukla şikayet oluşturmadıklarını ve nadiren kaşıntıya yol açabildiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Siğillerin yüzde 90’ından sorumlu olan HPV tip 6 ve 11 rahim ağzı kanseri açısından düşük risk grubunda yer alır. Ancak diğer alt grupların da eşlik edebilmesi nedeniyle rahim ağzı kanseri tarama testlerinin mutlaka yapılması gerekir” </p>
<p><strong>Cinsel ilişki sonrasında kanama</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sonrasında oluşan vajinal kanama; vajinal enfeksiyonlar, rahim ağzında oluşan polipler, çok daha önemlisi rahim ağzı kanseri lezyonlarına bağlı görülebiliyor. Rahim ağzı kanserine en sık yol açan etkenin genellikle cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğuna dikkat çeken Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, “Bu virüs cinsel ilişki sonrasında vajinal kanamayla da kendini belli edebilir, ancak hastalığın erken dönemlerinde şikayet vermeyebilir. Bu nedenle jinekolojik muayene esnasında yapılan Smear – HPV testleri büyük önem taşır. Tarama testleri (Smear -HPV testleri)  ile kanser öncüsü lezyonlar tespit edilebilir. Erken tanı ve doğru tedaviyle rahim ağzı kanserinin gelişimi önlenebilir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Vajnal akıntı </strong></p>
<p>Fizyolojik vajinal akıntı kokusuz, şeffaf ve renksiz oluyor. Vajina florasında   birtakım yararlı mikroorganizmalar baskındır. Çeşitli sebeplerle flora dengesinin bozulması vajinal akıntıda değişikliklere  yol açabiliyor. Vajinal akıntı sarı ya da yeşil renkli ve kötü kokulu ise buna kasık veya bel ağrısı ile kaşıntı şikayetleri eşlik ediyorsa, nedeni enfeksiyon olabiliyor. Gonore, klamidya, üroplazma veya mikroplazma gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların varlığında eşlere antibiyotik tedavisi planlanıyor. </p>
<p><strong>Menopoz döneminde kanama</strong></p>
<p>Son adet tarihinden bir yıl sonra görülen vajinal kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Zira bu kanamalar; vajinal kuruluğa bağlı olarak vajinal atrofi kanamaları, endometrial hiperplaziler (rahim iç zarının kalınlaşması), rahim ağzı ya da endometrium kaynaklı polipler, miyomlar, dahası rahim ağzı ve endometrium kanserlerinin habercisi olabiliyor. Dr. Çağrı Arıoğlu Aydın, bu nedenle menopozda gelişen kanamaların mutlaka önemsenmesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Bu kanamalarda jinekolojik muayenenin yanı sıra rahim ağzı kanseri tarama testleri ve ultrasonografi yöntemlerine başvurulur. Rahim içi zarının kalın olduğu tespit edilirse, endometrial biyopsi seçenekleri değerlendirilmeli ve patoloji incelemesi yapılmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Sık idrara çıkma</strong></p>
<p>Kadınlarda sık idrara çıkma sorunu çeşitli sağlık durumlarından kaynaklanabiliyor. En yaygın sebepler arasında idrar yolu enfeksiyonları, üriner inkontinans ve bazı kronik durumlar yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonları, bakterilerin üriner sisteme girmesi ve enfeksiyona yol açmasıyla karakterizedir.  Bu durum, sık idrara çıkma, yanma hissi ve idrar yaparken acı gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Üriner inkontinans ise idrar kesesinin kontrolünün kısmen veya tamamen kaybedilmesi durumudur ve sık idrara çıkma, idrar kaçırma ile ani idrar ihtiyacı gibi semptomlarla ortaya çıkıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-onemsemesi-gereken-7-ciddi-sinyal-436700">Kadınların önemsemesi gereken 7 ciddi sinyal !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[damarı]]></category>
		<category><![CDATA[edilerek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[geçmek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[şah]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçların]]></category>
		<category><![CDATA[tespit]]></category>
		<category><![CDATA[yarattığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429942</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sadece yaşlıların değil gençlerin de karotis arter -şah damarı- hastalığı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, “Özellikle hareketsiz hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması gibi durumlar şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor” dedi.   </em></p>
<p>İnme geçiren hastaların büyük bir bölümünden sorumlu tutulan karotis arter, yaygın bilinen ismiyle şah damarı hastalığı yarattığı etkiler büyük olmasına karşın yeterince tanınmayan bir hastalık. Bununla birlikte hastalık sinsi seyrettiği için fark edilmediği takdirde yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek bir tabloyla karşı karşıya kalındığına söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, hastalığın erken tespit edildiğinde tedavisinin mümkün olduğunu anlattı. Tüm dünyada yaşam kayıplarında hala kardiyovasküler hastalıkların ilk sırada yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Özveren, şah damarı hastalığının da bu hasta grupları içinde yaklaşık yüzde 36’lık orana sahip olduğunu belirtti. </p>
<p><strong>“GENÇLERİ VE SPORCULARI DA ETKİLİYOR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalığında ileri yaş risk faktörleri arasında yer alsa da bu sorunun gençleri de etkilediğini anlatan Prof. Dr. Özveren, “Karotis arter hastalığının cinsiyetler açısından görülme farklılığı bulunmuyor. Kadın erkek arasındaki oran neredeyse eşit. Daha çok yaşlı popülasyonda görülmekle birlikte genç popülasyonda bu hastalıkla karşı karşıya kalabiliyor. Özellikle sedanter hayat, beslenme şeklinin kötüleşmesi, diyabetin daha çok karşımıza çıkması, obezitenin artması şah damarı hastalığının genç popülasyonda izlenmesine, felç ve inmelerin artmasına sebep oluyor. Bununla birlikte genç aktif sporcularda ani boyun hareketleri ile damar içerisinde yırtıklar oluşabiliyor. Romatizmal hastalıkların seyrinde de vaskülit dediğimiz damar tutulumları olabiliyor. Dolayısıyla bu grubunda dikkatli olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“ÇOĞUNLUKLA SİNSİ SEYREDER” </strong></p>
<p>Karotis arterin felç geçirmiş hastaların büyük bir bölümünden sorumlu olan bir damar hastalığı olduğunu anlatan Prof. Dr. Özveren, &#8220;Özellikle koroner arter hastalığı açısından da riskli grupta yer alan; diyabet hastaları, sigara kullananlar,75 yaş üstü kişiler, yüksek tansiyon hastaları, sedanter hayat sürenler ve obez kişiler şah damarı hastalığı açısından da risk altında yer alıyor. Çoğunlukla sinsi seyreden bu sorun bazen klinikte muayene sırasında fark edilen üfürümle ortaya çıkar. Sonrasında ayrıntılı muayeneye geçilir” dedi. </p>
<p><strong>“GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ HASTALIĞIN ORTAYA ÇIKMASINDA ÖNEMLİ” </strong></p>
<p>Hastalığın görüntüleme yöntemleriyle açığa çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özveren, “Bu hastalığı ultrasonografi, tomografik, anjiyografi, klasik anjiyografi, konvansiyonel anjiyografi yöntemlerle açığa çıkartabiliyoruz. Daralma çok tıkayıcı değilse, klinik sonlanım olmadıysa ya da damarı tıkayan segmentte yüzde 50’den daha az bir daralma söz konusuysa biz bunu ilaç tedavisi ile tedavi edebiliyoruz. İlaç tedavisi bunun küratif olarak olmasını engelleyebiliyor” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ ŞEKLİ KİŞİYE GÖRE BELİRLENİR”</strong></p>
<p>Şah damarı hastalıklarının tedavi edilebilir hastalıklar grubu arasında yer aldığının altını çizen Prof. Dr. Özveren, tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “Tedavide üç farklı yöntem kullanıyoruz. İlaç tedavisi, boyun damarına stent takılması ya da karotis endarterektomi dediğimiz cerrahi yöntemlerle plağı tedavi edebiliyoruz. Akut inme geliştiği zaman ise trombüs aspirasyon yöntemleri dediğimiz atan pıhtıyı alıp hastanın tamamen düzelmesini sağlayabiliyoruz. Bu tedavi yöntemlerinin çeşitlenmesinde hastanın klinik durumu, damar yapısı, ek hastalıkların varlığına göre değişebilir. Bazı hastalarda sekel -doku bozukluğu- kalabiliyor. Trombüs dediğimiz pıhtı atmasından sonra ilk 6 saat içerisinde girişim yapmak gerekiyor. Bu durumda hastalara tamamen iyileşme sağlanabiliyor.” </p>
<p><strong>TEKRARLAMASINI ÖNLEMEK İÇİN KLİNİK TAKİP ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Erken tedaviyle şah damarı hastalığının neden olabileceği yaşam kaybı ya da inme gibi sonuçların önüne geçilebildiğini ancak hastalığın tekrar etme riskinin olduğunun da bilinmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Özveren konuşmasına şöyle devam etti: “İki şah damarı olduğu için tek taraflı olan problemi çözdüğünüz zaman diğer tarafta da aynı problemle karşı karşıya kalma ihtimali var. Biz bunu klinik takiplerde engellemeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>“5 YILLIK PERİYOTLARLA BOYUN DAMAR ULTRASONOGRAFİ YAPTIRMALARINI ÖNERİYORUZ” </strong></p>
<p>Diğer kardiyovasküler hastalıklar gibi şah damarı hastalıkları da önlenebilir hastalıklar grubu içerisinde olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Özveren, korunma amacıyla yapılması gerekenleri şöyle sıraları: “45 yaş üstü popülasyonda da koroner arter risk faktörleri olan özellikle diyabet hastaları, sedanter yaşamı olanlar, obez kişiler, hipertansiyonu olanlar ve sigara içenlerin 5 yıllık periyotlarla boyun damar ultrasonografi yaptırmalarını öneriyoruz. Yaptığımız ultrasonografi incelemede boyun damarlarında ateroskleroz plak sapladığımız hastalarda bu takip sürecini yıllık periyotlarla indiriyoruz. Diğer kardiyovasküler hastalıklarda olduğunu gibi kişinin yaşam tarzı değişiklikleri de son derece önem taşıyor. Günlük hayatımızda sporu aktif etmek, beslenmemize dikkat etmek, obezite var ise diyet ve egzersizle obeziteden kurtulmak, diyabetin kontrolü, sigarayı bırakmak gibi faktörlerle aslında şah damarı hastalığını engelleyebiliyoruz.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erken-tespit-edilerek-sah-damari-hastaliginin-yarattigi-ciddi-sonuclarin-onune-gecmek-mumkun-429942">&#8220;Erken Tespit Edilerek Şah Damarı Hastalığının Yarattığı Ciddi Sonuçların Önüne Geçmek Mümkün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:02:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor. Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong> erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor. Önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır. Bu hastalar mutlaka detaylı olarak araştırılıyor” diyor. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten <strong>Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong>boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Pek çok ciddi hastalığa işaret edebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun ağrıları her zaman boyun omurgası veya yapılarına bağlı gelişmiyor; göğüs, kalp, hatta karın boşluğundaki iç organların hastalıkları bu bölgede ağrı oluşturabiliyor. Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,  akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai,<strong>   </strong>omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor” </p>
<p><strong> Girişimsel yöntemlerle ‘ağrı’ kontrol altında! </strong></p>
<p>Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlanıyor. Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ancak tedaviye rağmen ağrı devam ediyorsa, bu hastalarda girişimsel ağrı tedavisi uygulandığını belirterek, “Ağrının tümünün veya bir kısmının kontrol altına alınmasıyla sorun çözülüyor ya da iyileşmeye yardımcı olunuyor” diyor. Selektif sinir kökü bloğu, faset eklem bloğu, disk içi enjeksiyon, sempatik blok, epidural uygulama, epidural nöroplasti, radyofrekans teknikler, lazer uygulaması, nöromodulasyon (ağrı pompası) ve omurgada kırık varsa kifoplasti veya vertebroplasti ağrıları dindirmede başvurulan girişimsel yöntemler arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>Mikroenjeksiyon yöntemi</strong></p>
<p>Mikroenjeksiyon yöntemine, özellikle eklem kireçlenmelerinde, hastanın ağrılarını azaltmak amacıyla başvuruluyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, mikroenjeksiyon yönteminin sedasyon veya lokal anestezi altında kolayca uygulandığını belirterek, “Hasta işlem sırasında genelde hiç ağrı hissetmiyor. Eklem içine lokal anestezik ajan ile az miktarda kortizol enjekte edilip, aynı seansta faset eklemine radyofrekans uygulandığında, ağrılarda ciddi azalma görülüyor” diyor. Etkisi genelde işlemden hemen sonra ortaya çıkan mikroenjeksiyon yöntemi, hastaya göre, bir kaç aydan bir kaç yıla kadar etkili oluyor. Hasta günlük yaşantısına ertesi gün veya iki gün sonra devam edebiliyor. Yöntem yıllar içinde defalarca tekrarlanabiliyor. </p>
<p><strong> Epidural enjeksiyon </strong></p>
<p>Epidural enjeksiyon küçük boyun fıtıklarında, kireçlenmeye bağlı sinir sıkışmalarında veya boyun disklerinde oluşan<strong> </strong>anüler yırtıklarda ve omurilik sıkışmasına yol açmayan kanal darlıklarında ağrının giderilmesinde faydalı oluyor. Yöntem lokal anestezi veya sedasyon altında yapılıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, epidural steroidlerin güçlü antienflamatuar etkileri sayesinde, bası altında kalmış olan sinir dokusunda ödemi azaltmaları ve enflamasyonu önlemeleri nedeniyle epidural enjeksiyonun uzun yıllardır kullanıldığını vurgulayarak, “Etkisi genelde işlem sonrası başlayan yöntem uzun süre kalıcı etki sağlıyor. Hasta bir veya iki gün sonra günlük yaşamına devam ediyor. Epidural enjeksiyon da belli aralıklarla defalarca uygulanabiliyor ama genelde tekrara gerek kalmıyor” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 06:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[tekrarlayan]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425488</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞILAR ZATÜRREDEN KORUYOR<br /> </strong></p>
<p><strong>ZAMANINDA TEDAVİ EDİLMEYEN ZATÜRRE AKCİĞERLERDE HASAR BIRAKABİLİR<br /> </strong></p>
<p><strong>TEKRARLAYAN ZATÜRRE CİDDİ HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Akciğer dokusunun iltihaplanması olan zatürre (pnömoni), başta bakteriler olmak üzere virüsler ve diğer etkenlerle de gelişebilir. Zatürre tüm dünyada ve ülkemizde çok sık görülen ve ağır geçirildiğinde çocuklarda ölümcül olabilen bir hastalıktır.” diyen Liv Hospital Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erkan Çakır, zatürrede bulaşmanın nasıl olduğunu, zemin hazırlayan faktörleri, belirtilerini, nasıl tanı konulduğunu, akciğerlerde hasar bırakıp bırakmadığını ve çocuklarımızı nasıl korumamız gerektiğini anlattı.</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Zatürrede bulaşma nasıl olur?</strong></p>
<p>Hastalık akciğer ve solunum yolları ile ilgili olduğundan, hapşırma, öksürme ve balgam çıkartma gibi durumlarla kolayca bulaşabilmektedir. Özellikle kreş ve okul gibi kapalı ortamlarda zatürreye neden olan mikroplar kolaylıkla çocuklar arasında yayılabilmektedir. Ağız ve burun sekresyonları ile bulaşmış mendil, çatal, kaşık, bardak, pencere ve kapı kolları ile masa sandalye gibi zeminlerden de hastalık kolayca geçebilmektedir. Bazen dışarıdan mikrop almadan da kendi boğazımız ya da sindirim sistemimizde bulunan mikroplarla da hastalık oluşabilmektedir. Özellikle çocuklarda vücut direncinin düştüğü durumlarda normalde zararsız olan bu mikroorganizmalar zatürreye neden olabilmektedirler. Çocukluk çağında her yaş grubunda zatürreye neden olan mikroplar değişkenlik gösterdiğinden yetişkinlerden farklı olarak çocuklarda zatürre etkenleri çok daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Örneğin yeni doğan ya da erken doğmuş bebeklerde etkenler farklı iken, süt çocukluğu, okul öncesi, okul dönemi ve adolesan (ergenlik) dönemlerde de etkenler değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreye zemin hazırlayan faktörler nelerdir?</strong></p>
<p>Çocuklarda erken ve düşük ağırlıkta doğma (Prematürite), beslenmenin yetersiz olması, yeterli anne sütü alamama, kalabalık ortamlarda yaşama, aşılanmanın eksik olması, hava ve dış ortam kirliliği ile sigara dumanına maruziyet zatürreye zemin hazırlamaktadır. Bazı çocuklarda zatürre daha fazla ortaya çıkmaktadır. Doğumsal akciğer hastalıklarına sahip olma, kistik fibrozis, solunum tüycüklerinin çalışmaması, astım, sinir ve kas hastalıkları, kalp hastalıkları, down sendromu gibi sendromik hastalıklar, bağışıklık sistem bozuklukları ve yabancı cisim aspirasyonları gibi durumlar dirençli ve tekrarlayan zatürreye neden olabilmektedir. Grip zatürreye zemin hazırlayabildiğinden sık grip geçirenlerde de zatürre daha fazla görülmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürrenin belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Zatürre bazı durumlarda ani başlayan şikayetlerle kendini gösterirken, bazen de yavaş başlayan ve yavaş ilerleyen şekilde ortaya çıkabilir. Belirti ve bulgular zatürrenin etkenine göre değişmekle birlikte halsizlik, yüksek ateş, öksürük, hızlı ve zorlu soluma, iştahsızlık, göğüs ve karın ağrısı, balgam çıkartma ve bazı vakalarda hırıltı görülebilmektedir. Grip gibi başlamış vakalarda hastalığın ikinci ve üçüncü günlerinde alt solunum yollarına ilerlemesi ile solunum zorluğu, ateşte yükselme, bronşlardan hırıltı ve balgam sesi gelmesi gibi alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri de görülmektedir.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre tanısı nasıl konmaktadır?</strong></p>
<p>Zatürre ile uyumlu yukarıda sayılan bulguları olan hastalarda bazen sadece bulgular ve fizik muayeneye dayanılarak tanı koyulurken, bazı vakalarda da akciğer grafisi ve kan tetkikleri başta olmak üzere ilave tetkiklerle zatürre tanısı konulabilmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre tekrarlar mı?</strong></p>
<p>Zatürre normalde uygun bir tedavi ile klinik olarak yaklaşık 10-14 gün, radyolojik olarak ta 4 hafta içerisinde iyileşen bir hastalıktır. Bazı çocuklarda zatürre zamanında iyileşmez, dirençli olabilir ya da tekrarlayabilir. 1 aydan uzun süren klinik ve radyolojik bulguların olması durumunda dirençli zatürreden bahsedilirken, son 1 yılda 2, hayatı boyunca 3’ten fazla zatürre geçirme durumu ise tekrarlayan zatürre olarak nitelendirilmektedir. Zatürre dirençli olduğunda ya da tekrarladığında başta astım ve kronik bronşit olmak üzere, zatürreye zemin hazırlayabilecek diğer hastalıklar, yabancı cisim aspirasyonları, akciğerin doğumsal anomalileri, anatomik problemler, bronş içi problemler ve bağışıklık sistemi hastalıkları araştırılmalı ve bunlara yönelik testler yapılmalıdır.  <br /> </p>
<p><strong>Zatürre her zaman ağır mı geçirilmektedir? Ayaktan tedavi edilebilir mi?</strong></p>
<p>Bazı zatürre olguları hafif atlatılıp evde tedavileri yeterli olurken, bazılarında ise ağır seyir gösterip hastaneye yatış gerektirebilmektedir. Özellikle tedavinin ikinci günü dolmasına rağmen ateşin düşmemesi, solunumun düzelmemesi ya da kötüleşmesi, beslenememe, ağır radyolojik bulguların olması, başlangıçta olmayan göğüs ağrısı gibi durumların ortaya çıkması gibi durumlarda ağır zatürreden şüphelenilmeli ve tekrar doktora başvurulmalıdır.<br /> </p>
<p>Zatürre tedavisinde zatürreye neden olan mikroba yönelik tedaviler, sıvı alım dengesinin düzenlenmesi, istirahat, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler kullanılır. Tedavi şekli ve süresi çocuğun durumuna göre değişmektedir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürre akciğerlerde hasar bırakır mı?</strong></p>
<p>Zatürre zamanında ve uygun tedavi edildiğinde akciğerlerde hasar bırakmadan iyileşen bir hastalıktır. Tedaviye zamanında başlanmaması, yetersiz tedavi ya da zatürrenin çok ağır geçirildiği bazı durumlarda ise zatürre sırasında ve sonrasında akciğer dokusunda harabiyet, buzlu cam oluşumları, akciğerlerde sönme (Atelektazi), bronşlarda genişleme (Bronşektazi), hava hapisleri ve çeşitli düzeylerde solunum fonksiyon kayıpları meydana gelebilmektedir. Bu yüzden tanının gecikmeden konulması ve yeterli sürede uygun bir tedavi ile hastanın izlenmesi oldukça önemlidir.<br /> </p>
<p><strong>Zatürreden çocuklar nasıl korunmalıdır?</strong></p>
<p>Zatürreden korunmak için yapılacakların başında bulaşmanın engellenmesi gelmektedir. Solunum yolu enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylarda kalabalık ortamlardan kaçınma ve maske takma, havalandırmanın sağlanması, beslenme ve uyku düzenine dikkat edilmesi, anne sütü alımının özendirilmesi, kişisel hijyene özen gösterilmesi, sigara dumanına maruz kalınmaması gibi önlemler korunmada çok önemli rol oynamaktadır.<br /> </p>
<p>Çocukluk çağı aşılamalarının zamanında ve eksiksiz yapılması diğer hastalıklardan korunmada olduğu gibi zatürreden korunmada da hayati önem taşımaktadır. Ulusal aşı takvimimizde yer alan ve zatürreye yol açan Streptococcus pneumoniae (pnömokok) ve Haemophilus influenzae’ya karşı aşılar ve bunların yanı sıra zatürre etkeni olabilecek diğer mikroorganizmalar için de verem aşısı, kızamık, boğmaca ve suçiçeği aşısı rutin olarak tüm çocuklara uygulanmalıdır. Risk gruplarına ayrıca grip aşısı yapılması da yine zatürreden korunmada oldukça önemlidir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekrarlayan-zaturre-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-425488">Tekrarlayan zatürre ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Axis Communications, 2022 Sürdürülebilirlik Raporu&#8217;nda, sürdürülebilir iş uygulamaları konusundaki ciddi yaklaşımını açıkladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/axis-communications-2022-surdurulebilirlik-raporunda-surdurulebilir-is-uygulamalari-konusundaki-ciddi-yaklasimini-acikladi-402183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2023 10:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[axis]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[communications]]></category>
		<category><![CDATA[konusundaki]]></category>
		<category><![CDATA[raporunda]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağ video ve gözetim çözümleri alanında dünya lideri olan Axis Communications, 2022 Sürdürülebilirlik Raporu ile, şirketin sürdürülebilirliği teşvik etme çabasının yalnızca ürün tasarım ve üretimi ile sınırlı kalmayıp, tüm değer ve tedarik zincirini kapsadığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/axis-communications-2022-surdurulebilirlik-raporunda-surdurulebilir-is-uygulamalari-konusundaki-ciddi-yaklasimini-acikladi-402183">Axis Communications, 2022 Sürdürülebilirlik Raporu&#8217;nda, sürdürülebilir iş uygulamaları konusundaki ciddi yaklaşımını açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağ video ve gözetim çözümleri alanında dünya lideri olan Axis Communications, 2022 Sürdürülebilirlik Raporu ile, şirketin</strong> <strong>sürdürülebilirliği teşvik etme çabasının yalnızca ürün tasarım ve üretimi ile sınırlı kalmayıp, tüm değer ve tedarik zincirini kapsadığını </strong>belirtti.</p>
<p>Dünya genelinde Türkiye’nin de dahil olduğu 50’den fazla ülkede faaliyet gösteren, 4.200&#8217;den fazla çalışan, geniş bir teknoloji ve distribütör ağına sahip olan Axis Communications, sürdürülebilirlik konusunda endüstri lideri olarak 2022 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Bu konuda bir açıklama yapan Axis Communications Türkiye ve Orta Asya Bölge Müdürü Ayşegül Demirkol “Sürdürülebilirliğin sağlanması için, sosyoekonomik ve çevresel sorunlarla, sözde kalmayıp, proaktif bir şekilde mücadele etmek ve iş süreçlerinin her aşamasına yardımcı olacak önlemler almak, gezegenimiz için sorumluluğumuzdur,&#8221; dedi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gezegenimizi korumak</strong></p>
<p>AXIS Sürdürebilirlik Raporu açıklamasında, “2022 yılında Paris Anlaşması&#8217;nın hedeflerini karşılamak ve küresel ısınmayı endüstri öncesi seviyelere göre 2°C&#8217;nin altında tutabilmek için, en son bilimsel bulguların gerektirdiği sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünü, tüm tedarikçi ve ortakların uyması gereken şirket genelinde bir standart olarak belirledi.</p>
<p>Özellikle ürün ambalajlarında geri dönüştürülmüş ve yenilenebilir malzemeler kullanılması ve üretimin her pazar için mümkün olan en yakın lokasyonda yapılarak taşımadan kaynaklı karbon ayak izini azaltmayı hedefledi.</p>
<p>Axis 2024 yılına kadar koyduğu hedefte bütün tedarikçileri, üretim ve lojistiğin toplam enerji kullanımının en az %50&#8217;sinin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması ve bunun 2030 yılına kadar %100&#8217;e ulaşmasını sağlamak için harekete geçti. Bu eylem, şirketin ana ofislerinde tüm alanlara ulaşırken, tüm ışıklar LED&#8217;lerle değiştirildi ve enerji tüketimini azaltmak için sistemler zamanlayıcılarla kullanılmaya başladı.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sorumlu inovasyon</strong></p>
<p>Axis Communications’ın 2022 raporunda öne çıkan konular arasında;</p>
<ul>
<li>Birleşmiş Milletler 2030 Gündemi&#8217;ni desteklerken, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi&#8217;ni gerçekleştirmeyi amaçlayan şirketler arasında olup, değişimin bütünsel olarak kabul eder, ürün tasarım ve üretimi aşamalarında azami dikkati gösterir. </li>
<li>Sürdürülebilirliğin teşvik edilmesi, insan haklarının güçlendirilmesi ve bireysel gizliliği korumayı, teknolojiyi ilerletirken mümkün kılmayı benimser.</li>
<li>Ürün ve çözümlerinde çevresel ayak izini azaltmak amacıyla, enerji kullanımı düşük, ısı ve elektriksel gürültü gibi atıkları minimize eden güç kaynakları tasarlar ve aynı zamanda, özellikle birbiriyle temas eden ağlar bağlamında siber güvenlik önceliğiyle çalışır. Bu aşamalarda, ürün geliştirme, devre dışı bırakma gibi en iyi uygulama süreçlerini ve teknolojileri uygular. </li>
<li>Güvenilirliği, son kullanıcı ve ürün bilgilerinin gizliliğini en önemli önceliği olarak kabul eder.</li>
<li>2022 yılında Axis, ISO/IEC 27001 sertifikasının kapsamını, bağlı cihazlar için yazılım platformunun geliştirilmesi ve işletilmesini içerecek şekilde genişletmiştir. Uluslararası olarak tanınan bu standartla, iç bilgi altyapısının yönetimi, ortak ve müşterilere sunulan hizmetin kalitesinin artırılması gibi konulara verdiği önemi vurguluyor.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Axis Communications Hakkında:</strong></p>
<p>Axis, güvenliği ve iş performansını artırmak için çözümler yaratılarak daha akıllı ve daha güvenli bir dünya sağlama misyonuyla hareket eder. Bir ağ teknolojisi şirketi ve endüstri lideri olarak Axis, video gözetimi, erişim kontrolü, görüntülü diafon ve ses sistemleri alanında çözümler sunar. Bu çözümler akıllı analitik uygulamalarıyla güçlendirilmiş ve yüksek kaliteli eğitimlerle desteklenmektedir.</p>
<p>Axis, 50&#8217;den fazla ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 4,000 kişilik bir ekibe sahiptir ve dünya genelinde teknoloji ve sistem entegrasyonu ortaklarıyla işbirliği yaparak müşteri çözümleri sunar. Axis, 1984 yılında kurulmuş olup merkezi Lund, İsveç&#8217;te bulunmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/axis-communications-2022-surdurulebilirlik-raporunda-surdurulebilir-is-uygulamalari-konusundaki-ciddi-yaklasimini-acikladi-402183">Axis Communications, 2022 Sürdürülebilirlik Raporu&#8217;nda, sürdürülebilir iş uygulamaları konusundaki ciddi yaklaşımını açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 15:25:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[görülse]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nuri]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[patlamalar]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[üyesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi. Bu tür depolarda gerekli önlemlerin alınmış olması gerektiğine dikkat çeken Bingöl, tozlarda ıslatma tekniğinin, havalandırmanın, birikmiş tozların toplanması ve temizlenmesinin önemine vurgu yaptı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı<strong> </strong>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Kocaeli Toprak Mahsulleri Ofisi’nde meydana gelen patlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Yanıcı toz patlamasıyla karşı karşıyayız”</strong></p>
<p>Kocaeli Derince’ de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda bir patlama meydana gelmiş 12 kişi yaralanmıştı. Patlamaya dair değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği<strong> </strong>Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Yanabilen her madde gerekli koşullar oluştuğunda patlama riski oluşturabilir. Yanıcı sıvıların buharları, yanıcı gazlar ve yanıcı tozlar havadaki oksijen ile yapmış oldukları belirli konsantrasyonlarda, bir tutuşturucu kaynak ile buluştuklarında ‘patlayıcı ortam’ olarak adlandırdığımız ve kısaca ATEX (Patlayıcı Atmosfer) patlamaları dediğimiz patlamalara neden olur. Yani, patlayıcı ortamda herhangi bir kıvılcımla, tutuşturucuyla buluştuğunda bu tip patlamalara zaman zaman şahit oluyoruz. Buradaki görüntü de bizde öyle bir imaj yaratıyor. Dolayısıyla yanıcı toz patlaması olarak adlandırdığımız bir durumla karşı karşıyayız diyebilirim. Burada terminolojiyi de doğru kullanmak gerekir. Toz sıkışması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Tozlar sıkışmaz ya da sıkışsa da patlama özelliğine sahip olamazlar. Birikmiş tabaka halindeki yanıcı tozlar yanabilirler, yangına neden de olabilirler ama patlamazlar. Birikmiş tozların, yanıcı toz patlamasındaki etkileri ise havadaki askıda kalan tozların oluşturduğu konsantrasyon sonucu oluşacak ilk patlamanın ardından; birikmiş tabaka tozları havalanarak, ikincil patlamalara ve domino etkisine neden olurlar.” dedi.</p>
<p>Patlamanın nispeten şiddetli olduğunu ifade eden Bingöl, “Ancak dinamit gibi bir patlayıcı maddeye nazaran çok da şiddetli olmadığını söyleyebiliriz. Yani bir dinamit bu patlamanın belki 500 katı daha güçlü patlar. Ortadaki yıkıcı etkisi çok daha büyük olur. Bu tip patlamalar yaklaşık 10 bar basınçla patlarlar. Yanıcı sıvıların buharlarının ve yanıcı gazların birikip havadaki oksijenle buluştuğu zaman da aynı tip patlamalarla karşılaşırız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor…</strong></p>
<p>Riskli depolarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Aynı şekilde, doğalgaz sıkışması diye adlandırılır ama doğalgaz da aslında sıkışmaz. Doğalgaz birikir, birikince böyle bir ortam yaratır. Buna patlayıcı ortam diyoruz. Bunlar yine benzin buharları gibi yanıcı sıvılarda da zaman zaman gördüğümüz olaylardır. Yani şeker tozu, un tozu literatürde var. Bu patlamalar nadiren görülse de kakao tozu, tekstil tozları bunlar bu şekilde ciddi patlamalar yaratabilir. Deprem etkisi diyor çünkü miktar çok büyük olduğu için patlamanın şiddeti biraz daha fazla görünüyor. Daha küçük bir depoda patlama olsaydı belki bu şiddette olmayacaktı. Dolayısıyla bu tür depolarda yüklenirken, indirirken, boşaltırken yem fabrikalarında bazen un fabrikalarında gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Havalandırma ciddi bir önlem!</strong></p>
<p>Tozlarda ıslatma tekniğinin önemli bir önlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Toz patlamalara çok sık rastlamadığımız için diğerlerine göre ihmal diyebileceğimiz daha boş bulunma durumu olabiliyor. Burada alınabilecek önlemler, tabii ki buğday ve tahıl için çok bir şey söyleyemem ama genelde tozlarda ıslatma tekniği uygulanır. Özellikle yerdeki tozun havaya kalkıp askıda kalmaması gerekiyor. Çünkü askıda kaldığı zaman 3–5 saniyede olsa havadaki oksijenle konsantrasyon oluşturuyor. Bu tip patlama risklerine karşı, oluşabilecek patlamanın etkilerini azaltmak adına patlamadaki basıncı azaltıcı patlama kapakları da depolarda kullanılmalı.” dedi.</p>
<p>Yerde tabaka şeklinde birikmiş tozun çok fazla risk oluşturmadığını belirten Bingöl, “Dolayısıyla ıslatma tekniği uygulanabilir. Havalandırma ise ciddi bir önlemdir. Özellikle yükleme ve boşaltma esnasında dökme şeklinde çok yoğun tozun oluşmasını engelleyici önlemler alınabilir. Bir kısmı boşalttıktan sonra biraz beklenebilir, havadaki toz dinginleşsin ondan sonra boşaltılsın diye, biriken tozların sık sık temizlenmesi gibi de birtakım önlemler alınabilir. Burada sanki bazı önlemlerin atlandığı görülüyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Patlamada sıcak hava mı etkili oldu?</strong></p>
<p>Sıcak havanın patlamada bir etkisi olup olmadığının da sorgulandığına dikkat çeken Dr. Bingöl, “Havanın sıcak olması bu patlamada çok etkili değildir, yanıcı malzemenin tutuşma sıcaklıkları 130 santigrat derecelerin üzerindedir. Hatta birçok yanıcı madde 200, 300 derecelerin üzerinde tutuşur. Ancak, literatürde geçen 13 değişik tutuşturucu kaynak bulunur ki bu tutuşturucu kaynakları çok yüksek sıcaklıklar üretebilir ve patlamayı başlatacak yetenekte olabilir. Açık alevler, elektrikli aletler, mekanik kıvılcımlar, cep telefonlarının da içlerinde bulunduğu elektromanyetik frekanslar ve hatta en önemlilerinden birisi statik elektrik gibi. Yani bu gibi ATEX ya da diğer bir deyişle patlayıcı ortam oluşma ihtimali olan yerlerde, tutuşturucu kaynakların tamamı için de mevzuat kapsamında ciddi önlemler alınmalı.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir-395381">Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: &#8220;Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 10:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[graviste]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[myastenia]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavide]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda çok bilinmeyen bir sorun olan Myastenia gravis aslında ciddi bir kas güçsüzlüğü hastalığı. Toplumda görülme sıklığı nispeten nadir olmakla birlikte yıllık insidansı milyonda 7 ila 23 yeni vaka arasında gerçekleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349">Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Toplumda çok bilinmeyen bir sorun olan Myastenia gravis aslında ciddi bir kas güçsüzlüğü hastalığı. Toplumda görülme sıklığı nispeten nadir olmakla birlikte yıllık insidansı milyonda 7 ila 23 yeni vaka arasında gerçekleşiyor. Bu durum daha çok genç kadınlar ve ileri yaştaki erkekleri etkiliyor. Hastalığın en yaygın belirtisinin kas güçsüzlüğü ve yorgunluk olduğunu söyleyen Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede, özellikle kasların yoğun kullanımı sonrasında şikayetlerin arttığına işaret etti.</em></p>
<p>Otoimmün bir hastalık olan Myasthenia gravis (MG), sinir hücreleri ile kaslar arasındaki iletişimi sağlayan sinyalleri algılayan bölgelere vücudun kendi bağışıklık sisteminin savaş açması sonucu ortaya çıkıyor. Sinir uyarılarının kaslara doğru iletilmemesi kas güçsüzlüğü ile sonuçlanıyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri olan bu sorun günümüzde yeni tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınıp yönetilebiliyor. </p>
<p>MG&#8217;nin nöromiyelitis optika, otoimmün tiroid hastalığı, sistemik lupus eritematozus (SLE) ve romatoid artrit gibi bazı diğer otoimmün hastalıklarla ilişkili olabileceğinin bilindiğini söyleyen Dr. Yüksel Dede, “Ayrıca yeni anne olmuş kadınlarda doğum sonrası dönemin hastalık açısından riskli dönem olduğu yapılan bazı çalışmalarda gösterilmiştir” diye konuştu. </p>
<p><strong>KAS ZAYIFLIĞI VE YORGUNLUĞA DİKKAT!</strong></p>
<p>Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, myastenia gravise bağlı kas zayıflığı aktiviteye bağlı olarak kötüleşirken dinlendikten sonra düzeliyor. Bununla birlikte hem kas zayıflığının şiddeti hem de etkilendiği kaslar kişiden kişiye değişebiliyor. </p>
<p>Hastalığın semptomlarının yaygın farklı hastalıklarla benzerlik göstermesinden dolayı teşhisinde zaman kaybedilebileceğine işaret eden Dr. Yüksel Dede, hastalığın belirtileriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Myasthenia gravisin belirtileri, kas güçsüzlüğü ve yorgunluktur.  Göz kasları, yüz ve çiğneme kasları, boyun, kol ve bacak kasları hatta solunum kasları dahi etkilenebilir. Genellikle göz kapağı düşüklüğü, çift görme, konuşma zorluğu, yutma güçlüğü, solunum zorluğu ve genel kas güçsüzlüğü gibi belirtilerle kendini gösterir. Özellikle de gün içinde değişen bir yorgunluk söz konusudur; hastalar sabahları kendilerini daha iyi hissederken, akşama doğru gittikçe artan kas güçsüzlüğünden yakınırlar. Kaslar kullanıldıkça bulgular daha da belirginleşir, dinlendikçe de kas gücü yerine gelir.”</p>
<p><strong>ÇOĞU VAKADA TEDAVİDE ETKİN SONUÇLAR ALINABİLİYOR!</strong></p>
<p>Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, MG’nin teşhisi alanında uzman hekimlerin hastayı değerlendirmesi ile konuyor. Öncelikle uygun belirtileri olan hastadan ayrıntılı bir tıbbi öykü almak gerekiyor, sonrasında ayrıntılı bir nörolojik muayene yapılıyor ve kan tahlilleri ve elektromiyografi (EMG) gibi tanıyı destekleyecek testlerle teşhiş konuyor. </p>
<p>Bugün gelinen noktada, miyasteninin tedavisinin bulunduğunu ve çoğu vakada etkin sonuçlar sağlanabildiğini söyleyen Dr. Yüksel Dede, tedavi ile genellikle belirtilerin kontrol altına alınmasını, kas gücünün artmasını ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin hedeflediğini belirtti. Dr. Yüksel Dede, uygulanan tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “MG tedavisinde öncelikle daha önce sözü edilen sinir ve kas arasındaki sinyal aksamasını gidermeye yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Bunun yanı sıra vücudun kendi kas sinir kavşağına karşı ortaya çıkan immün yanıtı baskılamak için bağışıklık sistemini yatıştırmaya yönelik bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler uygulanmaktadır. Tedavi yaklaşımları hastanın belirtileri, hastalığın şiddeti, yaygınlığı gibi faktörler göz önünde bulundurularak hastaya özgü seçilir ve bazen ağızdan, bazen damar yoluyla bazen de timektomi gibi cerrahi prosedürlerin uygulanması gerekebilir.”</p>
<p><strong>HASTALIĞIN KONTROLÜNDE DÜZENLİ TAKİPLER ÇOK ÖNEMLİ!</strong></p>
<p>Myastenia gravisin kronik bir durum olduğunu ve tedavi sürecinin genellikle yaşam boyu devam ettiğini hatırlatan Dr. Yüksel Dede,   “Bununla birlikte, modern tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde çoğu kişinin semptomları kontrol altına alınabilir ve kişi aktif bir yaşam sürdürebilir. Bu aşamada düzenli tıbbi takip, belirtilerin yönetimi ve kişiye özgü tedavi planının iyileştirilmesi için önem arz etmektedir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>HASTALAR BUNLARA DİKKAT ETMELİ!</strong></p>
<p>Bazı önlemler alarak semptomların şiddetini azaltarak ve kontrol altına alarak yaşam kalitesini artırmanın mümkün olabileceğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede, hastaların dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: </p>
<ul>
<li>Miyasteni teşhisi almışsanız, düzenli tıbbi takip önemlidir. Hekiminiz semptomların seyrini izleyebilir, ilaçlarınızı ayarlayabilir ve gerektiğinde tedavi planını yeniden düzenleyebilir. Myastenia tedavisinde ilaçların düzenli kullanımı önem arz etmektedir. </li>
<li>MG hastalarının başka hastalıklar için kullanmaları gereken bazı ilaçlar hastalıklarının alevlenmesine sebep olabilir. Bu nedenle herhangi bir ilacı kullanmadan önce mutlaka hekimlerine konu hakkında bilgi vermeleri ve bu konuyu danışmaları gerekmektedir.</li>
<li>Fizyoterapi, konuşma terapisi ve solunum egzersizleri gibi destek tedaviler, kasların güçlenmesine, hareketliliğin artmasına ve iletişim becerilerinin iyileşmesine katkıda bulunur. </li>
<li>Miyastenili kişiler, enerjilerini daha iyi yönetmek için düzenli olarak dinlenme ve uyku alışkanlıklarına dikkat etmelidirler. Fiziksel aktiviteleri planlamak, aşırı yorucu aktivitelerden kaçınmak ve ihtiyaç duyulduğunda dinlenmek semptomların yönetimine yardımcı olacaktır. Aşırı stres, semptomların şiddetlenmesine neden olabilir, bu yüzden stresi azaltmaya yönelik çalışmalar faydalı olacaktır. (meditasyon, nefes egzersizleri gibi) </li>
<li>MG durumunda enfeksiyonlara karşı daha duyarlı hale gelinebileceği için ikincil enfeksiyonlardan korunmak önem arz eder. El hijyenine dikkat etmek, aşı takvimini takip edip, güncel aşıları olmak ve hasta insanlarla teması sınırlamak enfeksiyon riskini azaltacaktır. </li>
<li>Sıcak hava koşulları miyasteni hastalarını etkileyebilir, aşırı sıcaklar semptomların şiddetlenmesine neden olabilir. Bu nedenle, ortam sıcaklığını uygun bir seviyede tutmak, aşırı sıcak ortamlarda bulunmaktan kaçınmak önemlidir.</li>
<li>Sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı izlemek, yeterli miktarda su içmek genel sağlığı destekleyeceği için faydalı olacaktır. </li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349">Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkıyor ancak bu ağrı kanser gibi ciddi hastalıklardan da kaynaklanabiliyor. Vücudun herhangi bir yerindeki bir ağrı alarm anlamına geliyor ve bu nedenle ciddiye alınıp en erken zamanda doktora başvurulması gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Bilazer, kulak ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Kulak ağrısının nedeni çok önemli</strong></p>
<p>Kulak ağrısının en çok görülen nedeni enfeksiyonlardır. Orta kulak ve dış kulak yolu enfeksiyonları çok ağrılıdır. Orta kulak enfeksiyonu daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olurken dış kulak yolu enfeksiyonu kulağı aşırı kurcalama, hijyenik olmayan denize ve havuza girme sonucu oluşur. Daha az sıklıkla kulak kepçesindeki enfeksiyon ve darbelere bağlı şişmeler, kulak zarına ve dış kulak yoluna basınç yapan kulak kirleri, boğaz ve ağız bölgesindeki enfeksiyon, yara ve kanserlerde, çene eklemi ve diş hastalıklarında da kulağa yansıyan ağrılar görülebilir. Ayrıca nörolojik ve psikolojik hastalıklarda da kulak ağrısı ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak içi ağrısı da görülebilir</strong></p>
<p>Bazen boğaz enfeksiyonları sırasında, ağızda aft ve yara oluştuğunda kulak içine yansıyan ağrılar olabilir. Ayrıca ağız boşluğu, dil, yutak, gırtlak, geniz bölgelerindeki kanserlerde de kulak ağrısı oluşabilir. Çene eklemindeki ve dişlerdeki hastalıklarda da kulak ağrısı görülebilir. Bununla birlik dişlerini çok sıkan kişilerde de ağrı olabilmektedir. Bu durumda vakit kaybedilmeden uzman yardımı alınmaktadır.<br /> </p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>Kulak ağrısı durumunda öncelikle otoskop veya endoskop ile kulağın içine bakılmaktadır. Orta kulak enfeksiyonunda kulak zarı kızarmıştır, orta kulakta iltihap birikmesi de başlamış olabilir. Dış kulak yolu enfeksiyonunda kulak kanalı daralmış, şişmiş ve çok ağrılıdır, hasta kulağına dokunulunca aşırı ağrı hisseder. Kulak muayenesi normalse ağrının nedenini bulmak için burun, geniz, ağız boşluğu, yutak, gırtlak bölümlerini de endoskop ile muayene etmek gerekmektedir.</p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonlarında antibiyotik içeren damla ve tabletler ile kortizon içeren damlalar kullanılır, bazen dış kulak yolu enfeksiyonuna mantarlar neden olur o zaman antifungal damlalar kullanılır. Orta kulak enfeksiyonunda ise antibiyotik içeren tablet veya iğnelerden yararlanılmaktadır.</p>
<p><strong>Bebeklerde ve çocuklarda da görülebiliyor</strong></p>
<p>Bebekler elini kulağına götürüyor, ağlıyor ve huzursuzsa orta kulak enfeksiyonu veya diş çıkarmaya bağlı olabilir; kulak, burun, boğaz uzmanına muayene ettirmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Çocuklarda da genelde orta kulak enfeksiyonu vardır, parasetemol veya ibuprofen içeren ağrı kesiciler, lidokain içeren damlalar verilebilir. İlk fırsatta da kulak, burun, boğaz uzmanına muayeneye gidilmesi önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Op. Dr. Ali Rahimi: &#8220;Horlama çok ciddi bir hastalıktır.&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/op-dr-ali-rahimi-horlama-cok-ciddi-bir-hastaliktir-367718</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 12:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıktır]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[rahimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367718</guid>

					<description><![CDATA[<p>Horlama tansiyon, şeker ve kalp hastalıklarının kökenini oluşturuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-ali-rahimi-horlama-cok-ciddi-bir-hastaliktir-367718">Op. Dr. Ali Rahimi: &#8220;Horlama çok ciddi bir hastalıktır.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Horlama tansiyon, şeker ve kalp hastalıklarının kökenini oluşturuyor</strong></p>
<p><strong>Uyku problemi yaşayan hastaların uyku laboratuvarında detaylı olarak tetkik edilebildiğini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hastayı elimizdeki verilerle değerlendirerek cerrahi mi, ilaç tedavisi mi yoksa CPAP dediğimiz uyku cihazıyla mı tedavi edeceğiz ona karar veriyoruz.” dedi. Horlamanın çok ciddi bir hastalık olduğunun altını çizen Rahimi; tansiyon, şeker, kalp hastalıklarının kökenini oluşturduğunu söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, uyku problemlerinin uyku laboratuvarında nasıl tespit edildiği ve en yaygın uyku sorunu olan horlamanın nedenleri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Uyku laboratuvarında tüm uyku süreci incelenebiliyor</strong></p>
<p>Polisomnografi laboratuvarı olarak da bilinen uyku laboratuvarı hakkında bilgi veren Op. Dr. K. Ali Rahimi, uyku problemi yaşayan hastaların bir gece laboratuvarda misafir edildiğini, rahat bir odada uyumalarının sağlandığını belirterek “Böylece uykunun bütün komponentleri; beyinde olan dalgalanmalar, vücutta olan nefes alışverişi, oksijen saturasyonu, uykunun kalitesi, REM uzunluğu, bacak hareketlerini tam ayrıntılı olarak tetkik edebiliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Hastanın uyku sırasında nefesini ne kadar tuttuğu önemli</strong></p>
<p>Hastaların uyku laboratuvarında misafir edildiği sırada en az 6 saat kayıt yapıldığını ve çeşitli veriler elde ettiklerini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hastanın kalp ritmini, beyin ritmini, ne kadar uyuduğunu, ne kadar horladığını, ne kadar hareket ettiğini tespit edebiliyoruz. Ama bizim için burada en önemli şey apne miktarıdır. Yani nefesini ne kadar tuttuğudur. Bu bize çok ciddi bilgiler verir ve hastaya herhangi bir cihaz veya cerrahi işlem gerektiğini gösterebilir” şeklinde bilgilendirdi.</p>
<p><strong>Bilimsel veriler tedavi yöntemini belirliyor</strong></p>
<p>Hastaların genellikle bilimsel verilerle gelmediğini, eşleri horlamalarından şikâyet ettikleri için kendilerine başvurduğunu kaydeden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Her şeyi ölçmek için hastamızı bir gece burada misafir ediyoruz. Buradaki veriler bilimsel veriler olduğu için; hastaya cerrahi mi gerekir, yoksa ilaç tedavisi mi gerekir, yoksa CPAP dediğimiz uyku cihazı mı gerekiyor ona karar veriyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Horlamanın birçok nedeni var</strong></p>
<p>Horlamanın sadece kuru bir gürültü olmadığı, sistemik bir rahatsızlık olduğunun altını çizen Op. Dr. K. Ali Rahimi horlamanın birçok nedeni olduğunu söyledi. Horlayan biri için tüm nedenlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Rahimi, “Horlamayı biz genelde ikiye ayırıyoruz. Santral yani beyinden gelen horlama ve Periferik yani vücuttan gelen horlamalar. Santral horlamalar; çeşitli ilaçların kullanımı, çeşitli Mental Retardasyon hastalıkları, alkol kullanımı, alerji ilacı kullanımı ve antidepresanların kullanımıyla olur” dedi.</p>
<p>Periferi`den yani vücuttan gelen horlamanın tedavi edilebilir olduğunu vurgulayan Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bunun için baktığımız şeyler var. Önce boy uzunluğu, ikinci olarak boyun uzunluğu, kilo, göbek, kasların gevşek olması, spor yapmamak, burun tıkanıklığı, burundaki kemik eğriliği, et büyümesi, sinüzit, alerji, geniz eti -çocuklarda daha çok horlama sebebidir- bademciklerin büyük olması, uvula dediğimiz küçük dilin uzun veya bademciklere giden bantların çok geniş olması bunların hepsi tek tek araştırılır.” dedi.</p>
<p><strong>Horlama mutlaka tedavi edilmeli</strong></p>
<p>Horlamanın çok ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayan Op. Dr. K. Ali Rahimi, sebebini de tansiyon, şeker, kalp hastalıklarının kökenini oluşturması olarak açıkladı. Rahimi “Onun için tedavi burada neyi gerektirirse çok şiddetle üzerine gitmemiz lazım. Özellikle hastanın boyuna ve kilosuna bakarız. Hastanın boyuna uygun bir kilosu yoksa kiloyu verdirerek onun endeksini düzeltebiliriz. Eğer bir insan şişmansa muhakkak kilo vermesi lazım. Bu horlamayı illa kesmemiz lazım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Uyku apnesi ciddi kalp problemlerine neden olabilir</strong></p>
<p>Horlamanın iki önemli kriteri olduğunu söyleyen Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bir gürültüsü -ki o eşinizi çok ilgilendiriyor- iki apne kısmıdır. Apne, nefes kesilmesidir. Hastanın nefesi kesilir ve oksijen saturasyonu düşer, sonra şiddetli bir nefes almayla sıçrar. Bu aslında kalbin sıkıştığının ve beyne uyarı gönderdiğinin işaretidir. ‘Uyan ben rahatsız oluyorum’ deme şeklidir. O sıçrama hareketiyle beyin uyanır. Eşiniz size gecede beş kez sıçradığınızı söyleyebilir, halbuki bunlar apnedir” dedi.</p>
<p>Hipopneler de olduğunu ifade eden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Bunları eşiniz göremez. Bu oksijen saturasyonunun düşüklüğü ileride çok ciddi kalp, şeker problemleri, kilo ve tansiyon problemleri yaratır. Bunun için öncelikle apneyi tespit etmek için hastayı uyku laboratuvarına yatırırız. Burada invaziv bir işlem yapılmaz, uyku verileriniz toplanır. Sabah kalktığınızda kahvaltınız verilir, duşunuzu alıp hemen işinize geçebilirsiniz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi için cerrahi işlem gerekebilir</strong></p>
<p>Horlama tedavisi için öncelikle kilo verilmesi, alkol tüketilmemesi ve iki yastık kullanılması gerektiğini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Ama eğer burun tıkalıysa, kemik eğriliğiniz varsa, burun etleriniz çok büyükse, polip varsa bu durum cerrahi gerektirebilir.” dedi. Horlama cerrahisine Uvulopalatopharyngaplasty (UPPP) denildiğini söyleyen Rahimi, “Bu ameliyatla burnu açtıktan sonra küçük dil ve bademciklere ve yumuşak damağa yönelik bir ameliyat yaparız. Bu bölgeyi çok genişletiriz. Böylece burundan gelen hava rahat bir şekilde aşağıya iner” dedi.</p>
<p><strong>Uygun hastalara cerrahi operasyon öneriyoruz</strong></p>
<p>Hastayı uyku laboratuvarına yatırdıktan sonra sonuçları değerlendirdiklerini ifade eden Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Hasta eğer gençse ve ameliyata uygunsa tercihimiz bu yönde oluyor. Ama eğer ameliyat yapmama endikasyonu varsa o zaman CPAP adında bir alet kullanıyoruz. Çok basit bir alettir. Bir maskedir. Boğaza veriyoruz orada basınçlı havayı tutuyor. Hasta en ufak bir nefes almak istediğinde havayı bol miktarda akciğerlere gönderiyor. Böylece nefes alma zorluğu ortadan kalkmış oluyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/op-dr-ali-rahimi-horlama-cok-ciddi-bir-hastaliktir-367718">Op. Dr. Ali Rahimi: &#8220;Horlama çok ciddi bir hastalıktır.&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin: &#8216;Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş&#8217;ta ciddi trajedi yaşanıyor&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deva-partisi-sozcusu-idris-sahin-adiyaman-hatay-ve-kahramanmarasta-ciddi-trajedi-yasaniyor-349457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2023 16:33:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[deva]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[idris]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraşta]]></category>
		<category><![CDATA[partisi]]></category>
		<category><![CDATA[şahin]]></category>
		<category><![CDATA[sözcüsü]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=349457</guid>

					<description><![CDATA[<p>DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, deprem felaketinin ikinci gününde partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. “Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’taki durumun vahametine dikkat çekmek istiyoruz” diyen Şahin, OHAL ilanını “Kararın gecikmeli de olsa doğru olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deva-partisi-sozcusu-idris-sahin-adiyaman-hatay-ve-kahramanmarasta-ciddi-trajedi-yasaniyor-349457">DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin: &#8216;Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş&#8217;ta ciddi trajedi yaşanıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, deprem felaketinin ikinci gününde partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulundu. “Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’taki durumun vahametine dikkat çekmek istiyoruz” diyen Şahin, OHAL ilanını “Kararın gecikmeli de olsa doğru olduğunu düşünüyoruz. TBMM’de DEVA Partisi olarak destek olacağımızı bildiriyoruz” ifadelerini kullandı. Şahin şöyle konuştu:</p>
<p><strong>‘Yardımları AFAD’a ve Kızılay’a yönlendiriyoruz’</strong></p>
<p>“Ülkemizi derinden sarsan deprem felaketinin ikinci gününü yaşıyoruz. Var gücümüzle, ihtiyaç sahipleri ile dayanışma gösteren vatandaşlarımız arasında köprü oluyoruz. Yardımları, tüm teşkilatımızla birlikte AFAD’a ve Kızılay’a yönlendiriyoruz. Genel Merkezimizdeki Afet Koordinasyon Merkezi’nden gelişmeleri anbean takip etmeyi sürdürüyoruz.”</p>
<p><strong>“‘Kar erittik ama kar içilmiyor’ sözü, dramı gözler önüne seriyor”</strong></p>
<p>“Bu aşamada özellikle üç şehrimizde durumun vahametine dikkat çekmek istiyoruz. Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’ta ciddi bir trajedi yaşanıyor. Yaşadığımız felaketin boyutunu, Kahramanmaraş’tan duyduğumuz bir söz özetlemeye yetiyor. Depremzede insanlar, ‘Kar erittik ama kar içilmiyor’ diyerek yaşanan büyük dramı gözler önüne seriyor. Kahramanmaraş’ta, Malatya’da çeşmeden su içemediğini o alanda yaşayanlar bize aktarıyor.” </p>
<p><strong>‘Tüm imkânların seferber edilmesi çağrımızı yineliyoruz’</strong></p>
<p>“Bölgeden aldığımız haberlere göre, arama kurtarma çalışmalarının hızlandırılması, su gibi temel ihtiyaçların karşılanması aciliyet arz ediyor. Acil olarak tüm imkânların bölgedeki ihtiyaçlar için seferber edilmesi çağrımızı yineliyoruz.”</p>
<p><strong>‘OHAL kararı gecikmeli de olsa doğru, TBMM’de destek olacağız’</strong></p>
<p>“Sayın Cumhurbaşkanı öğlen saatlerinde 10 ilde 3 ay süreyle OHAL kararı alınmasına dair açıklamalarda bulundu. Kararın gecikmeli de olsa doğru bir karar olduğunu düşünüyor; tüm imkanların bir an önce bölgedeki ihtiyaçların giderilmesi için seferber edilmesini bekliyoruz. Felakete uğrayanların kurtarılması, temel ihtiyaçların karşılanması ile meydana gelen hasar ve zararların telafisi için gerekli tüm tedbirler acilen alınmalıdır. Bu yönde oluşacak talebe de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde DEVA Partisi olarak destek olacağımızı bildiriyoruz.”</p>
<p>Şahin, sözlerine “Milletimize bu zor zamanlardan dayanışma ile çıkacağımızın bilinciyle güç ve kuvvet diliyoruz” diyerek son verdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deva-partisi-sozcusu-idris-sahin-adiyaman-hatay-ve-kahramanmarasta-ciddi-trajedi-yasaniyor-349457">DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin: &#8216;Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş&#8217;ta ciddi trajedi yaşanıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
