<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bağ | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bag/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bag</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 May 2026 11:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>bağ | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bag</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gençlik yaşta değil, ruhta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 11:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaşın farkı; sosyal ilişkiler, yeni deneyimler ve yaşamla kurulan bağın gençlik hissi üzerindeki etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İnsan ruhu, hissettiği yaştadır!</strong></p>
<p>Günümüzde yaş almanın çoğu zaman yalnızca takvim yaşı üzerinden değerlendirildiğini aktaran Dr. Günay Hajiyeva, “Oysa bazı insanlar 30 yaşında hayattan kopmuş gibi görünürken, bazıları 70 yaşında bile yaşam enerjisiyle çevresine ilham verebiliyor. Bunun nedeni yalnızca biyolojik faktörler değil; kişinin ruhsal yaşı, yaşamla kurduğu bağ ve zihinsel esnekliğidir. Çünkü insan ruhu, hissettiği yaştadır.” dedi.</p>
<p>Psikolojide yaş kavramının yalnızca kronolojik yaştan ibaret olmadığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, “Kronolojik yaş, takvim üzerindeki yaşımızı ifade ederken; biyolojik yaş bedenimizin fiziksel durumunu gösterir. Bir de ruhsal yaş vardır. Ruhsal yaş, kişinin kendisini duygusal ve zihinsel olarak nasıl hissettiğiyle ilgilidir. İnsan zihni, kendisine sürekli anlatılan hikâyelere inanma eğilimindedir. ‘Artık çok yaşlandım’, ‘benden geçti’, ‘geç kaldım’ gibi düşünceler zihni geri çekerken; ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘hayatımda yeni başlangıçlar olabilir’, ‘önümde güzel yıllar var’ düşünceleri zihinsel canlılığı destekler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlanır! </strong></p>
<p>Zihnin yaş aldığı için değil; durağanlaştığı için yaşlandığını dile getiren Dr. Günay Hajiyeva, “Öğrenme isteğinin kaybolması, merak duygusunun azalması, heyecan hissinin yok olması zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenlerdir.” dedi.</p>
<p>Tekdüze yaşam biçiminin de bu süreci desteklediğini ifade eden Dr. Hajiyeva, şöyle devam etti:</p>
<p>“Her günün bir öncekinin tekrarı hâline gelmesi, zihni ‘otomatik pilot’ sistemine geçirir. Otomatik pilot kısa vadede güven hissi verse de uzun vadede yaşam sevincini azaltabilir. Çünkü zihin yenilik ister; yeni deneyimler karşısında uyarılır, öğrenir ve canlı kalır.</p>
<p>Birçok insanın ‘yılların nasıl geçtiğini anlamadım’ demesinin nedeni de budur. Beyin, yeni olmayan bilgileri kaydetme ihtiyacı duymaz. Günler birbirinin aynı hâline geldiğinde zaman algısı silikleşir. Bu durum zamanla kronik stres, tükenmişlik ve duygusal donukluk hissine yol açabilir.”</p>
<p><strong>İnsanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabilmesi mümkün! </strong></p>
<p>Toplumda yaşla ilgili kalıplaşmış birçok mesajın da ruhsal yaşlanmayı hızlandırabildiğine işaret eden Dr. Günay Hajiyeva, “‘Artık bu yaştan sonra olmaz’, ‘senin yaşın geçti’ gibi söylemler insanların yaşamla bağını zayıflatabiliyor.” dedi.</p>
<p>Oysa insanın her yaşta yeni başlangıçlar yapabileceğini kaydeden Dr. Hajiyeva, “40 yaşında yeni bir meslek öğrenmek, 50 yaşında yeniden âşık olmak, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak mümkündür. Ruhsal yaşımızı takvim yaşımızdan biraz daha genç tutabilmek, yaşam enerjimizi korumamıza yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir!</strong></p>
<p>Ruhsal olarak genç kalmanın en önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olmak olduğunu vurgulayan Dr. Günay Hajiyeva, “Bu deneyimlerin büyük ve hayat değiştirici olması gerekmez. Daha önce gidilmemiş bir yerde kahvaltı yapmak, farklı bir yoldan yürümek, yeni insanlarla tanışmak ya da yeni bir hobi edinmek bile zihni canlandırır. Çünkü beyin her yeni deneyimde dopamin salgılar. Dopamin yalnızca mutlulukla ilişkili değildir; aynı zamanda yaşam enerjisini ve motivasyonu destekleyen önemli bir nörotransmitterdir.” dedi.</p>
<p>İlk kez yaşanan duyguların da insanı canlı tuttuğu bilgisini veren Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki heyecanların unutulmamasının nedeni de budur. İlk kez yapılan şeyler zihinde daha güçlü iz bırakır. Bu nedenle hangi yaşta olursak olalım, merak ettiğimiz şeyleri denemekten vazgeçmemek gerekir.</p>
<p>İç konuşmalarımız da ruhsal yaşımız üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Zihin en çok kendi iç sesimizi dinler. Sürekli yorgunluk, tükenmişlik ve umutsuzluk mesajları veren bir iç ses zamanla zihni buna inandırır. Buna karşılık ‘henüz bitmedi’, ‘hâlâ öğrenebilirim’, ‘yeni bir dönem başlayabilir’ gibi düşünceler zihinsel dayanıklılığı artırır. Yapılan bazı araştırmalar da kendisini kronolojik yaşından daha genç hisseden kişilerin uzun vadede hastalıklara yakalanma riskinin daha düşük olabileceğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>İnsanları hayatımızdan çıkarmak yerine ilişkileri korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir! </strong></p>
<p>İnsan zihninin yalnız yaşamak için tasarlanmadığını hatırlatan Dr. Günay Hajiyeva, “Sosyal ilişkiler, aidiyet hissini güçlendirir ve kişinin yaşamla bağını canlı tutar. Günümüzde bireyselleşme ve yalnızlaşma giderek artıyor olsa da kaliteli ilişkiler ruh sağlığı açısından büyük önem taşır. Bir kahkaha, bir sohbet, bir anı paylaşımı ya da bir göz teması bile kişinin kendisini canlı hissetmesine katkı sağlar. Bu nedenle insanları hayatımızdan hızlıca çıkarmak yerine ilişkileri onarmaya ve bağları korumaya çalışmak daha sağlıklı olabilir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel hareketin ruhsal gençliğin önemli bir parçası olduğuna değinen Dr. Hajiyeva, “Spor yapmak, dans etmek, yürümek ya da bedeni hareket ettiren herhangi bir aktivite hem zihinsel hem duygusal sağlığı destekler. Hareket sayesinde kaygı düzeyi azalır, depresif belirtiler hafifler ve zihinsel esneklik artar. İnsan hareket ettikçe yaşadığını daha güçlü hisseder.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır!</strong></p>
<p>Bir diğer önemli noktanın ise gelecekle bağ kurabilmek olduğuna vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “İnsan, geleceğe dair planları olduğu sürece yaşam enerjisini korur. Bu planların büyük olması gerekmez. Bir arkadaş buluşması, torunla yapılacak bir gezi, başlanacak bir kurs ya da izlenecek bir film bile zihni canlı tutabilir. Gelecek duygusunu kaybetmemek, ruhsal olarak genç kalmanın temel unsurlarından biridir.” dedi.</p>
<p>Genç hissetmenin, yaşın gerçekliğini inkâr etmek anlamına gelmediğinin altını çizen Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Elbette herkesin bir biyolojik ve kronolojik yaşı vardır. Yaş almak aynı zamanda deneyim, olgunluk ve tecrübe kazandırır. Ancak ruhsal yaşlanma farklı bir kavramdır. Ruhsal yaşlanma; hayata karşı merakın, heyecanın ve umudun kaybolmasıdır.</p>
<p>Beden zamanla yaş alır; bunu durdurmak mümkün değildir. Ancak ruh, merak ettiği, öğrendiği, heyecan duyduğu ve insanlarla bağ kurmaya devam ettiği sürece genç kalabilir. Bu nedenle ruhsal yaşımızı genç tutmak için yaşamın içinde kalmaya, yeni deneyimlere açık olmaya, sosyal bağlarımızı güçlendirmeye ve zihnimize umut veren mesajlar göndermeye devam etmeliyiz. Çünkü insanın gerçek yaşı, ruhunun hissettiği yaştır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclik-yasta-degil-ruhta-636220">Gençlik yaşta değil, ruhta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üreticiden yatırımcıya sektörün buluşma noktası Olivtech oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ureticiden-yatirimciya-sektorun-bulusma-noktasi-olivtech-oldu-633513</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[firma]]></category>
		<category><![CDATA[fuar]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[noktası]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[olivtech]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiden]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımcıya]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633513</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gurme İzmir Olivtech Fuarı, üreticiden yatırımcıya sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ureticiden-yatirimciya-sektorun-bulusma-noktasi-olivtech-oldu-633513">Üreticiden yatırımcıya sektörün buluşma noktası Olivtech oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gurme İzmir Olivtech Fuarı, üreticiden yatırımcıya sektörün tüm paydaşlarını bir araya getirdi. Üç gün boyunca 6 bin 500’ü aşkın ziyaretçiyi ağırlayan fuarda; zeytin ve zeytinyağı, süt ürünleri ve tarım teknolojileri alanındaki yenilikler sergilenirken, uluslararası iş bağlantıları ve yeni yatırım fırsatları da gündemin odağı oldu.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Gurme İzmir Olivtech &#8211; 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı, üç gün boyunca sektörün tüm paydaşlarını İzmir’de buluşturdu. Yerli ve yabancı toplam 6 bin 504 ziyaretçinin ağırlandığı fuarda, üretimden paketlemeye ve tüketime uzanan geniş bir çerçevede Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra Almanya, Fransa, İsveç, Kanada ve Libya’dan 100’ün üzerinde katılımcı yer aldı. Söyleşiler, mutfak atölyeleri, tadım etkinlikleri, lansmanlar ve deneyim alanlarıyla zenginleşen Olivtech’te; tarımda dönüşümden markalaşmaya, gıdada kaliteden gastronomiye kadar pek çok konu ele alındı. Üniversiteler, kamu kurumları, kooperatifler ve sektör temsilcilerinin katkılarıyla hazırlanan etkinlik programı kapsamında; zeytin ve zeytinyağı üretim teknolojileri, süt ve peynir üretiminde değer zinciri, bağcılık ve şarapçılık trendleri, sürdürülebilir tarım uygulamaları ile tüketim alışkanlıkları üzerine oturumlar gerçekleştirildi. Fuarda, İzmir Bağ Yolu’nun da lansmanı gerçekleştirildi. Sektör temsilcileri, fuarın hem ticari hacim hem de uluslararası bağlantılar açısından verimli geçtiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Ziyaretçi ilgisi</strong></p>
<p>GEA Türkiye’den İlker Altıoğlu, fuarın çok verimli geçtiğini belirterek, “Küresel belirsizlikler nedeniyle daha düşük yoğunluk bekliyorduk, ancak beklediğimizden çok daha fazla yatırımcı ve müşteri vardı. Özellikle teknolojiye yatırım yapmak isteyen, ne istediğini bilen profesyonellerle bir araya geldik. Fuarda sergilediğimiz ekipmanlar özellikle kaliteli ve yüksek polifenollü zeytinyağı üretimine yatırım yapmak isteyen üreticilerden ilgi gördü. Bir önceki fuara göre daha yoğun bir ziyaretçi ilgisiyle karşılaşmak bizi çok mutlu etti. Önümüzdeki dönemlerde de Olivtech’te yer almaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><strong>Yeni cihazlar tanıtıldı</strong></p>
<p>Haus Makine Türkiye Genel Müdürü Yetkin Ateş, yaklaşık 80 yıllık geçmişe sahip firmanın bugün 80’e yakın ülkeye ihracat gerçekleştirdiğini söyleyerek, “Bu yıl Olivtech’te yeni makinelerimizin yanı sıra otomatik tartım cihazımız ve proses analiz sistemlerimizin lansmanını gerçekleştirdik. Özellikle yüksek polifenollü kaliteli zeytinyağı üretimine yönelik geliştirdiğimiz makinemiz yoğun ilgi gördü. Fuar boyunca yeni yatırımcılarla ve müşteri adaylarıyla sürekli temas halindeydik. Katılımın ve geri dönüşlerin yüksek olması bizi çok memnun etti” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Verimli geçti”</strong></p>
<p>Polat Makine Yurtiçi Satış Müdürü Emirhan Polat, 50 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren firmanın bugün 40’a yakın ülkeye ihracat yaptığını belirterek “Olivtech, sektör için çok önemli bir fuar. Hem mevcut müşterilerimizi hem de yeni yatırımcıları burada ağırlıyoruz. Fuar bizim için çok verimli geçti” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Fuardan memnun ayrılıyoruz”</strong></p>
<p>Tutkun Makine Türkiye Satış Müdürü Hüseyin Gür, 1984 yılında kurulan firmanın sofralık zeytin işleme makineleri ürettiğini belirterek Azerbaycan’dan İtalya’ya Yunanistan’dan, ABD’ye kadar birçok ülkeye satış yaptıklarını söyledi. İzmirli bir firma olarak fuarda yer almaktan mutluluk duyduklarını dile getiren Gür, “Uluslararası belirsizliklere karşın beklentimizin üzerinde bir taleple karşılaştık. Fuardan yeni iş bağlantıları kurarak, memnun ayrılıyoruz Fuarın zeytin ihtisas konusunda daha da büyümesini ve güçlenmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Sektörün lokomotif fuarlarından”</strong></p>
<p>Arma Endüstri Sahibi Tufan İlhan ise butik üreticilere yönelik ekipman çözümleri sunduklarını belirterek, “Zeytinyağı, şarap, meyve suyu, sirke ve sıvı gıda üretimi yapan işletmelere yönelik ürün tedariki yapıyoruz. Olivtech, sektörün lokomotif fuarlarından biri. Yıllardır katılıyoruz. Ticari açıdan yeni projeler geliştirdiğimiz, müşterilerimizle yeniden buluştuğumuz verimli bir fuar oldu” dedi.</p>
<p><strong>“Müşteri portföyümüz gelişti”</strong></p>
<p>Halıcı Süt Ürünleri sahibi Osman Halıcı, 1981 yılında kurulan firmalarının bugün günlük yaklaşık 120 ton süt işlediğini belirterek, fuarın yeni iş bağlantıları açısından önemli katkı sağladığını belirtti. Halıcı, “Üç gün boyunca hem mevcut müşterilerimiz hem de yeni müşterilerimizle buluştuk. İyi bağlantılar kurduk, müşteri portföyümüzü geliştirdik” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Bu fuarı çok seviyoruz”</strong></p>
<p>Özgün Zeytincilik Satış Sorumlusu Cüneyt Alay da firmanın bu yıl 35’inci yılını kutladığını belirterek, “Olivtech’te, İzmir’de müşterilerimizle bir araya gelmek bizim için çok değerliydi. Büyük ilgi gördük. İzmir’i ve Olivtech’i çok seviyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ureticiden-yatirimciya-sektorun-bulusma-noktasi-olivtech-oldu-633513">Üreticiden yatırımcıya sektörün buluşma noktası Olivtech oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efes Tarlası Yaşam Köyü Iter Vitis Rotasında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/efes-tarlasi-yasam-koyu-iter-vitis-rotasinda-632631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[efes]]></category>
		<category><![CDATA[iter]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[köyü]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[rotasında]]></category>
		<category><![CDATA[tarlası]]></category>
		<category><![CDATA[vitis]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efes Tarlası Yaşam Köyü, İzmir Bağ Yolu Projesi ile uluslararası arenada adını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-tarlasi-yasam-koyu-iter-vitis-rotasinda-632631">Efes Tarlası Yaşam Köyü Iter Vitis Rotasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Efes Tarlası Yaşam Köyü, İzmir Bağ Yolu Projesi ile uluslararası arenada adını duyurdu.</p>
<p>Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Programı kapsamında yer alan ve “Bağcılık ve Şarap Kültürü Rotası” olarak bilinen Iter Vitis, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nü onursal üyeliğe kabul etti.</p>
<p>İzmir’in bağcılık mirası açısından uluslararası öneme sahip olan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen İzmir Bağ Yolu, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Olivtech – 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı kapsamında gerçekleştirilen programla tanıtıldı. Programda, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nün onursal üyelik sertifikası Efes Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e takdim edildi.</p>
<p>Efes Tarlası Yaşam Köyü’nün Iter Vitis rotasına onursal üye olarak kabul edilmesinin, projenin uluslararası alanda gördüğü değeri bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Efes Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nün yalnızca tarımsal üretimi destekleyen bir proje olmadığını, aynı zamanda ziyaretçilere Efes Selçuk’a özgü bütüncül bir deneyim sunmayı amaçladığını ifade etti.</p>
<p>Başkan Sengel; “Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Programı kapsamında yer alan ve ‘Bağcılık ve Şarap Kültürü Rotası’ olarak bilinen Iter Vitis, Efes Tarlası Yaşam Köyü’nü onursal üyeliğe kabul etti. Hayata geçirdiğimiz Efes Tarlası Yaşam Köyü projesiyle ne kadar doğru ve vizyoner bir iş yaptığımızı uluslararası alanda bir kez daha görmüş olduk. Bu gelişme, Efes Selçuk’un yalnızca ziyaret edilen tarihi bir kent olmanın ötesinde; kültürel mirası, yerel üretimi, kadın dayanışmasını ve sürdürülebilir geleceği birlikte üreten örnek bir destinasyon olduğunu da ortaya koymaktadır. İzmir’in köklü bağcılık kültürünü korumayı, görünür kılmayı ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla geleceğe taşımayı hedefleyen İzmir Bağ Yolu Projesi’nin hayata geçmesine öncülük eden İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve projenin tüm paydaşlarına teşekkür ederiz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/efes-tarlasi-yasam-koyu-iter-vitis-rotasinda-632631">Efes Tarlası Yaşam Köyü Iter Vitis Rotasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yarımada&#8217;ya yaz dokunuşu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yarimadaya-yaz-dokunusu-632372</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:50:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Asfalt Serimi]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[dokunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[urla]]></category>
		<category><![CDATA[yarımada]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[yenileme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632372</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaz sezonu öncesi Çeşme, Urla ve Karaburun’da yol ve kaldırım çalışmalarını hızlandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yarimadaya-yaz-dokunusu-632372">Yarımada&#8217;ya yaz dokunuşu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, yaz sezonu öncesi Çeşme, Urla ve Karaburun’da yol ve kaldırım çalışmalarını hızlandırdı. Alaçatı’dan Urla’nın bağ yollarına uzanan kapsamlı yenilemelerle hem ulaşım konforu artırılıyor hem de turizm bölgeleri sezona hazırlanıyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde ulaşım konforunu artırmak amacıyla asfalt çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yol Yapım Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda çalışan İZBETON ekipleri, yaz sezonu öncesinde Yarımada bölgesindeki çalışmalara hız verdi. Seferihisar’ın ardından Urla ve Çeşme’nin ana arterlerinde de yenileme çalışmaları gerçekleştirildi. Gece gündüz sahada olan ekipler, turistik merkezlere yakışır nitelikte yollar kazandırıyor.</p>
<p><strong>Alaçatı’nın can damarı Atatürk Bulvarı tamamen yenilendi</strong></p>
<p>Sadece İzmir’in değil Türkiye’nin önemli turizm destinasyonlarından birisi olan Çeşme’nin Alaçatı Mahallesi’nin can damarı Atatürk Bulvarı, baştan sona yenilendi. Bu yıl 15’incisi düzenlenecek Uluslararası Alaçatı Ot Festivali öncesi yol çalışmasını tamamlayan ekipler, 20 metre genişliğinde ve 1,2 kilometrelik güzergâhta 8 bin 500 ton asfalt serimi gerçekleştirdi. Yolun yanı sıra Atatürk Bulvarı’nın 2 buçuk kilometrelik kaldırımları yenilenerek hem yaya hem de araç konforu artırılmış oldu.</p>
<p><strong>Reisdere aksında 6001 sokağın eski yolu kaldırıldı</strong></p>
<p>Çeşme’deki çalışmalar kapsamında Reisdere Mahallesi’nin ana aksını oluşturan 6001. Sokak’ta yer alan yaklaşık iki kilometrelik aksın yenilenmesi tamamlandı. Özellikle yaz aylarındaki trafik yoğunluğunda alternatif güzergah olarak kullanılan eski yol, 5 bin 880 ton sıcak asfalt serimi ile yeni ve modern bir görünüme kavuşturuldu. Asfalt seriminin yanı sıra ilçede çok sayıda noktada asfalt yama ve onarım çalışmaları da eş zamanlı devam ediyor.</p>
<p><strong>Urla’nın ana arterlerini yenileniyor</strong><br />İzmir’in diğer turistik ilçesi Urla’da da caddeler yenileniyor. Nur Dikmen Caddesi ve Kemal Ertan Caddesi’nin ardından ilçenin bir diğer önemli akslarından Yenikent Mahallesi’ndeki Hüseyin Zeren Caddesi’nin de çalışmalar tamamlandı. İZBETON ekipleri 1,3 kilometrelik güzergahta toplam 3 bin 500 tonluk asfalt serimi gerçekleştirdi. Hüseyin Zeren Caddesi ile eş zamanlı olarak Urla merkezindeki en önemli güzergahlarından Necati Cumalı Caddesi’nde asfalt serimi sürüyor</p>
<p><strong>Urla’nın plaj ve bağ yolları yaza yenilenerek girecek</strong></p>
<p>Urla merkezdeki çalışmaların yanı sıra yaz aylarında trafiğin yoğun olduğu plaj ve bağ yollarında da yenileme çalışmalarına hız verildi. Yağcılar, Demircili ve Kuşçular mahallelerini, ilçe merkezine bağlayan, aynı zamanda Altınköy ve Demircili sahilleri ile zeytin ve üzüm bağları üretim yollarının ana güzergahı Kuşçular Caddesi’nde yenileme çalışması başlatıldı. Altyapı çalışmaları sonrası bozulan yolun üst kaplaması yapılıyor. Altyapı kurumları ile koordineli olarak devam eden çalışmaların yaz sezonu öncesi tamamlanması hedefleniyor.  </p>
<p>Karaburun’da ise Merkez Mahallesi Gazi Mustafa Kemal Caddesi üzerinde kaldırım yenileme çalışmaları başlatıldı. Yaya konforunu önemli ölçüde artıracak çalışmanın yaz ayı öncesi tamamlanması hedefleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yarimadaya-yaz-dokunusu-632372">Yarımada&#8217;ya yaz dokunuşu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in bağcılık mirası için yeni adım: Bağ Yolu tanıtıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-bagcilik-mirasi-icin-yeni-adim-bag-yolu-tanitildi-632033</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:37:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağcılık]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomi]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[mirası]]></category>
		<category><![CDATA[rota]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632033</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen “İzmir Bağ Yolu”, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Olivtech – 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı kapsamında gerçekleştirilen program ile tanıtıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-bagcilik-mirasi-icin-yeni-adim-bag-yolu-tanitildi-632033">İzmir&#8217;in bağcılık mirası için yeni adım: Bağ Yolu tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde hayata geçirilen “İzmir Bağ Yolu”, İZFAŞ tarafından Fuar İzmir’de düzenlenen Olivtech – 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı kapsamında gerçekleştirilen program ile tanıtıldı. Proje, İzmir’in köklü bağcılık kültürünü korumayı, görünür kılmayı ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla geleceğe taşımayı hedefliyor. İzmir Bağ Yolu’nda 17 işletme, 1 onursal üye, 4 tane aday üye yer alıyor. </p>
<p>İzmir Bağ Yolu’nun temeli, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları arasında yer alan Iter Vitis üyeliği ile atıldı. Bu üyelik sayesinde İzmir, bağcılık mirasını uluslararası ölçekte temsil eden kentler arasındaki yerini aldı. İzmir .Bağ Yolu Lansmanı’na, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi Turizm ve Fuarlar Komisyonu Başkanı Seyhan Müşerref Kuralı, Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği Başkan Yardımcısı Yalçın Güçer, Çeşme Belediye Başkan Yardımcısı Banu Ayhan, Menderes Belediye Başkan Yardımcısı Rüzgar Sönmez, Torbalı Belediye Başkan Yardımcısı Murat Gilgil, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, SKAL İzmir Başkanı Aydın Tokbaş, İzmir Ticaret Odası Meclisi Konaklama Komitesi Başkanı Ahmet Kilimci, TÜRSAB Ege BTK Yönetim Kurulu üyeleri, firma ve sektör temsilcileri katıldı.</p>
<p><strong>“Bu hikayenin kendisi de biziz”</strong><br />Programın açılışında konuşan Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği Başkan Yardımcısı Yalçın Güçer, İzmir’in gastronomi ve bağ turizmi potansiyeline dikkat çekti. Güçer, “Üzümün ve şarabın gen kaynağı olan bu coğrafyanın yeniden güçlü bir kültür rotasıyla temsil edilmesi büyük bir anlam taşıyor. Yaklaşık 15 yıl boyunca bu ölçekte bir yapılanma yoktu, ancak kararlı bir çalışmayla kısa sürede Avrupa ölçeğinde en hızlı büyüyen ağlardan biri haline geldik. Bu rota, kültürel mirasımızı yalnızca anlatmakla kalmıyor; onu bir deneyime ve ekonomik değere dönüştüren bütüncül bir yaklaşım sunuyor. İzmir ise bu hikayenin en güçlü duraklarından biri. Bu potansiyelin, ekonomik hayatın içinde yer alması gerekiyor. Çünkü bir rotanın anlam kazanabilmesi için hikayeleştirilmesi şart. Bu hikayeyi anlatanlar biziz; aslında bu hikayenin kendisi de biziz. Bu nedenle bu değeri birlikte üretmek, birlikte anlatmak ve kalıcı bir ekonomik karşılığa dönüştürmek zorundayız” dedi. </p>
<p><strong>Pozitif birlikteliğe dikkat çekti</strong><br />Iter Vitis Başkanı Emanuela Panke, gönderdiği video mesajında; İzmir’de aktif ve dinamik bir bağcılık topluluğunu olduğunu ifade ederek, pozitif ve motive olmuş birlikteliğin birçok destinasyonda olmadığını sözlerine ekledi. İzmir Bağ Yolu’nun da bu pozitif birlikteliğin bir kanıtı olarak başarılı olacağını belirten Panke, İzmir’in doğal güzelleri ve kaliteli turizm ürünleriyle daha iyi yerlere geleceğine inandığını ifade etti.</p>
<p><strong>“Bölgesel refahı destekliyor”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ise “Oluşturduğumuz İzmir Bağ Rotası; yerel üreticilerimizi destekleyen, kırsal kalkınmayı teşvik eden, kültürel mirasımızı koruyan ve ziyaretçilere özgün deneyimler sunan bütüncül bir model olarak öne çıkmakta. Bu rota sayesinde yalnızca şarap üretimi değil; gastronomi, kültür, turizm ve yerel ekonomi arasında güçlü bir bağ kurulmakta” dedi. Konuşmasında İzmir’in bağcılık mirasının uluslararası platformlarda buluşacağını ifade eden Prof. Dr. Okyay, bağ evleri ve şaraphanelerden kültürel miras alanlarına, gastronomi duraklarından konaklama tesislerine kadar uzanan geniş bir ekosistem oluştuğunu, bu yapının, yalnızca turizmi değil, aynı zamanda yerel kalkınmayı ve bölgesel refahı da desteklediğini dile getirdi. </p>
<p><strong>Ortak hareket çağrısı yaptı</strong><br />Kültürel mirasın korunması ve doğru anlatılmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Okyay, “Bu çalışmaların uluslararası ölçekte nasıl karşılık bulduğunu gördükçe, kendimizi nasıl anlattığımızın ne kadar belirleyici olduğunu daha iyi anlıyoruz. Bu süreç sizlerin katkılarıyla mümkün oluyor. Hepinize İzmir adına çok teşekkür ediyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak süreci kolaylaştırmak için buradayız. Turizm Şube Müdürlüğümüz bu işe gönül verdi. Birçok farklı ağda, farklı destinasyonlarla birlikte çalışıyoruz. Birlikte çalışmak bu işin en önemli noktası. Burası Homeros’un memleketi, öyküler elbette bizim olacak. Bu öyküyü çok daha geliştireceğimizi biliyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak biz buradayız, birlikte yol almaya devam edelim. İlçe belediye başkanlarımız burada, sizler buradasınız. Bu birliktelikten çok daha güzel çalışmalar çıkacak” diyerek İzmir’in potansiyelinin ekonomik değere dönüştürülmesi için ortak hareket çağrısı yaptı.</p>
<p><strong>Ortak marka çatısı</strong><br />Turizm Şube Müdürlüğü Birim Şefi Sinem Soygül tarafından İzmir Bağ Yolu tanıtım sunumu gerçekleştirildi. Sunumda rotanın hedefleri, üyelik kriterleri ve gelecek dönem planları paylaşıldı. Program kapsamında; İzmir Bağ Yolu’nda yer alan ilçelerin belediye başkanları ve başkan yardımcıları, kendi bölgelerinde yer alan işletmelere üyelik sertifikalarını sundu. Ayrıca, Efes Tarlası Yaşam Köyü’ne Iter Vitis Onursal Üyelik Sertifikası Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e takdim edildi. Urla Bağ Yolu Derneği’nin de Iter Vitis üyelik sertifikasını, Urla Bağ Yolu Derneği Başkanı Serpil Erdurak, Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ile birlikte aldı. <br />İzmir Bağ Yolu ile birlikte üreticiler, yerel yönetimler ve turizm paydaşları ortak bir marka çatısı altında buluşacak; hazırlanacak tur paketleri, eğitim programları ve uluslararası iş birlikleri ile İzmir’in bağcılık mirası dünya sahnesine taşınacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-bagcilik-mirasi-icin-yeni-adim-bag-yolu-tanitildi-632033">İzmir&#8217;in bağcılık mirası için yeni adım: Bağ Yolu tanıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 15:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çağda]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[yüzyıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657">Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, bu alanda çalışmalar yürüten uzman isimleri ağırlıyor. İki gün sürecek kongrenin bu yılki teması<strong>, </strong>&#8220;Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı: Sosyal İzolasyon mu? Longevity (Uzun Yaşam) mi?&#8221; olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Açılışı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı</strong></p>
<p>Kongrenin açılışında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan &#8220;Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı&#8221; başlıklı açılış konferansında hem akademik hem de küresel ölçekte dikkat çeken mesajlar verdi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasına önemli bir gelişmeyi paylaşarak başladı ve “Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027’nin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak. Geçen yıl Avustralya’daydı. Bu kez Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde ve İbn Haldun Üniversitesi iş birliğiyle ülkemizde düzenlenecek. Bu müjdeyi de sizinle paylaşmak istedim.” dedi.</p>
<p><strong>“21. yüzyıl Bilgelik Yüzyılı olmak zorunda”</strong></p>
<p>İnsanlık tarihindeki büyük dönüşümlere dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, günümüzün yeni bir kırılma dönemine işaret ettiğini belirterek, “Neolitik dönem, Tarım dönemi, Endüstri devrimi ve 20. yüzyılda Bilgi Çağı… Peki 21. yüzyıl ne olacak? Yapay zekâyla birlikte bu yüzyılın ‘Bilgelik Yüzyılı’ olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da pozitif psikolojiden geçiyor.” diye konuştu. </p>
<p>Konuşmasının odağında “anlam” kavramının yer aldığını belirten Prof. Dr. Tarhan “Konumuzun ‘Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı’ olması tesadüf değil. Krizlere ve acılara doğru anlam yüklersek onları yönetebiliriz. Yanlış anlam yüklersek acılar çözülmez, devam eder. Bu anlam yükleme sürecinin en önemli yöntemlerinden biri de pozitif psikolojidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Pozitif psikoloji eğitimi somut sonuçlar verdi</strong></p>
<p>Üniversitede pozitif psikolojiyi eğitim sistemine entegre ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üniversitemiz kurulduktan sonra, 2013 yılında pozitif psikoloji dersini tüm öğrencilere zorunlu ders olarak koyduk. Ders öncesi ve sonrası ölçümler yaptık. Öğrencilerimizden ‘arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanımını bıraktım’, ‘babamla ilişkim düzeldi’ gibi geri bildirimler aldık.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Pozitif psikolojiden ilhamla geliştirilen projelere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yaklaşık 5 bin uluslararası öğrencimiz var. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin kendi aralarında gruplaştığını ve sosyal temasın sınırlı kaldığını gördük. Bunun üzerine ‘Pozitif Psikolojiden Hedef Arkadaşlığı Projesi’ni başlattık. Bu, bir tür akran mentorluğu modeli. Her yıl bilimsel araştırma projesi olarak destekliyoruz ve sonuçlarını da yayımladık.” dedi.</p>
<p><strong>Pozitif psikoloji, sıfırı artıya çıkarır…</strong></p>
<p>Klasik psikoloji ile pozitif psikoloji arasındaki farkı da açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Klasik psikoloji eksiyi sıfıra getirir, patolojiyi düzeltir. Pozitif psikoloji ise sıfırı artıya çıkarır. Yaşam kalitesini ve iyilik halini artırır.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımı tıptaki gelişmelerle kıyaslayan Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde tıpta ‘dokulara saygılı hekimlik’ anlayışı var. Gereksiz müdahaleler yerine minimal yöntemler tercih ediliyor. Bunun psikiyatridedeki karşılığı da pozitif psikoterapidir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, konuşmasında dijitalleşme çağında insanın anlam arayışının daha da önem kazandığını belirterek, pozitif psikolojinin bu süreçte bireylerin hem psikolojik dayanıklılığını artıran hem de yaşam kalitesini yükselten temel bir yaklaşım olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>İnsanlık nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyin güçlü yönlerini merkeze alan yaklaşımların önemine değinerek, “Kişinin karakter güçleri envanteri var (VIA). Howard Gardner’ın çalışmalarından da yararlanarak bunu rutin olarak uyguluyoruz. Kişinin pozitif yönlerini güçlendirdiğinizde, negatif yönlerini büyük ölçüde kendisi çözebiliyor. Bu yaklaşım çok daha etkili bir rehberlik sunuyor.” dedi. 2023 yılında Gardner’ı kongreye davet ettiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama insanlık nereye gidiyor diye sorduğumda, ‘İnsanlar daha zeki olacak ama daha insan olacaklarını söyleyemem’ dedi. Bu çok anlamlı bir uyarıydı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Zeka ucuzladı, karakter pahalılaştı</strong></p>
<p>Teknolojik gelişmelerin insan karakteri üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Tarhan, Elon Musk’ın sözlerini hatırlatarak, “Bugün ‘zeka ucuzladı ama karakter pahalılaştı’ deniyor. Gerçekten de karakterli insan bulmak zorlaşıyor. İnsanlar daha fazla imkana sahip oldukça bastırılmış yönleri, açgözlülükleri ortaya çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Empati çalışmazsak kötülükler artıyor!”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, günümüzde küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşandığını belirterek, “Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor. En büyük organı egosu. Kendini özel, önemli, üstün görüyor; hak duygusu sadece kendilerine yönelik. Hep dünya kendi çıkarı etrafında dönsün istiyor. Mesela narsistik yetişen bir çocuk, eline plastik mermi olan bir silah alıyor, yolda geçen bir hanımefendiye sıkıyor, kameraya çekiyor ve zevkle seyrediyor bunu. Şimdi böyle birisine empati öğretmek gerekiyor. &#8216;O senin kardeşin olsa, annen olsa ne hissederdin?&#8217; diye empati çalışmak gerekiyor. Empati çalışmazsak kötülükler artıyor. Bütün kötülükleri bir odaya doldursanız kapısını empati yoksunluğu açıyor. Pozitif Psikoloji bunu öğretiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Küresel empati yoksunluğu yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Dünyadaki çatışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Gazze’den İran’a kadar yaşanan olayların arkasında da empati eksikliği var. Ancak insanlık gelişiyor, umutsuzluğa kapılmamak gerekir. İletişim çağındayız ve kötülüklerin en büyük düşmanı iyi insanların tavır koymasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Psikiyatrinin geleceği kişiye özel tedavi…</strong></p>
<p>Sağlık alanındaki çalışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Hastanemizde kişiye özel tedavi yaklaşımının Türkiye’de öncülerinden olduk. Nörobilim temelli ve kanıta dayalı yöntemlerle psikiyatrik hastalıkların beyindeki karşılıklarını tespit ederek tedavi uyguluyoruz. Ayrıca farmakogenetik çalışmaları da kendi laboratuvarlarımızda yürütüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Bu bir kabuk değişimi, doğum sancısıdır…”</strong></p>
<p>Konuşmasının sonunda umudun önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini, “Dünyadaki savaşlara bakarak karamsarlığa kapılmayalım. Bu süreç bir kabuk değişimi, bir doğum sancısıdır. İnsanlık daha iyiye doğru ilerliyor. Bunu ‘geliştiren travma’ olarak görmeli ve travma sonrası büyümeye odaklanmalıyız” ifadeleriyle tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nazife Güngör: “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise açılış konuşmaları kapsamında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin her yüzyıl başında benzer kaotik süreçlerden geçtiğini belirterek, 21. yüzyılın da küresel ölçekte yeni bir çözülme ve dönüşüm sürecine sahne olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor. Yüzyıllar çoğu zaman sancıyla, bunalımla başlıyor.” diyerek tarihsel döngülere dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kaosu üreten, çözümü de buluyor!</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık her zaman kaotik durumlar yaratır ama çözümünü de yine kendisi bulur. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Sorun üretir ama daha iyi bir dünya için sorgulamayı da beraberinde getirir. Onun için de biz akademiye önem verelim. Biz insanlık olarak okumaya, düşünmeye, sorgulamaya, eleştirel düşünüşe önem vermeliyiz, ondan asla vazgeçmemeliyiz. Kötü varsa mutlaka iyi de vardır. Bir şeyler kötüye gidiyorsa, bir şeyler de iyiye gidebilir. Ama bu iyiye gitmesi insanın niyetine bağlıdır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Umutsuzluk insanlık tarihinde yoktur”</strong></p>
<p>İnsanlık tarihinin mücadelelerle dolu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık tarihinde hep trajediler ve kaoslar olmuştur ama her zaman bir çıkış yolu bulunmuştur. Bu nedenle bolca okumalı, düşünmeli, sorgulamalı ve eleştirel bakış açısını güçlendirmeliyiz. Daha insancıl bir gelecek, ancak bu şekilde mümkün olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Güler yüz önemli ancak arkasında derin düşünce olmalı”</strong></p>
<p>Pozitif psikolojinin önemine de değinen Prof. Dr. Güngör, “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı. Neşeyle bakarken aynı zamanda sorgulayan, eleştiren bir zihni de korumalıyız.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Çok özel bir dönemde yaşıyoruz”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, günümüz dünyasının insanlık tarihi açısından “en özel ve en kırılgan dönemlerden biri” olduğunu belirterek, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda insanın anlam dünyasını kökten değiştiren bir süreç olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Kaynak, “Hepimiz açıkçası çok özel bir dönemde yaşıyoruz. Hayatımıza çok hızlı giren ve ‘disruptive technologies’ dediğimiz yıkıcı teknolojilerle iç içeyiz. Dijitalleşme sadece iş yapış biçimlerimizi ya da sosyal medyayı etkileyen bir unsur değil; aynı zamanda hayatımızın anlam içeriğini değiştiren, bizi yeni bir hakikat ortamına adapte etmeye zorlayan travmatik bir dönemdir. Daha önce bildiklerimizin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiği bir çağdayız.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kaynak: “Bu bir fırtına değil, iklim değişikliği”</strong></p>
<p>Yaşanan dönüşümün geçici bir kriz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır. Biz de tam olarak böyle bir dönemdeyiz.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak kendilerini yalnızca “beyin üssü” değil, aynı zamanda “duygu üssü” olarak tanımladıklarını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Nevzat Tarhan hocamızın liderliğinde insan psikolojisini ve duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımı felsefe, tarih ve insan bilimlerinin tüm alanlarına yansıtıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>“Bu çağda nasıl iyi insan kalacağız?”</strong></p>
<p>Pozitif psikolojinin yalnızca olumlu düşünmekten ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Bedenen ve ruhen değiştiğimiz bu ortamda nasıl insan olarak kalacağız? Üstelik nasıl ‘iyi insan’ olarak kalacağız? Pozitif enerji yayan bireyler olarak bu olumsuzlukların içinde nasıl ayakta duracağız ve bu pozitifliği çevremizle nasıl paylaşacağız? Yeni hayatı nasıl inşa edeceğiz? Asıl mesele bu soruların cevabıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan:</strong> <strong>“Burada çok güzel anılar biriktireceğiz”</strong></p>
<p>Kongre Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, kongrenin iki gün boyunca unutulmaz anılara sahne olacağını belirterek, “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz. İki gün boyunca her birimiz farklı deneyimler ve kazanımlar elde edeceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kongrenin yalnızca akademik içerikle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren bir yönü bulunduğunu dile getiren Dr. Turan, “Sosyal bağlılığımızla ve ele alacağımız konularla birlikte kendi hayatımıza artılar katabileceğimiz, güzel anılar biriktirebileceğimiz çok kıymetli bir kongre olmasını diliyorum” dedi.</p>
<p><strong>Açılış dinletisi Prof. Dr. Haydar Sur’dan… </strong></p>
<p>Açılış konseri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından verildi. Prof. Dr. Sur, ud çalarak sevilen eserler seslendirdi.</p>
<p><strong>Kongrenin “Onur Konuğu” Prof. Dr. David Baron’a fahri doktora takdim edildi</strong></p>
<p>Kongrede “Onur Konuğu” ve psikiyatri ve spor bilimleri alanında uluslararası çalışmalarıyla tanınan Stanford ve Western Üniversitesi’nden (Western University of Health Sciences) Prof. Dr. David Baron’a Fahri Doktora unvanı takdim etti.</p>
<p>Tören kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Dr. Baron’a cübbesi giydirilerek Fahri Doktora belgesi takdim edildi. Prof. Dr. Tarhan ayrıca kendi eserlerinden oluşan İngilizce kitap setini hediye etti.</p>
<p>Törende, senato üyeleri sahneye davet edilerek toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı psikiyatrisi ve altı temel sacayağı</strong></p>
<p>Törende daha sonra Prof. Dr. David Baron, açılış konferansı verdi ve “Pozitif Yaşam Tarzı Psikiyatrisi Perspektifinden Sosyal İzolasyon ve Yalnızlığın Yaşam Kalitesi Üzerindeki Rolü” konusunu ele aldı. Yaşam tarzı psikiyatrisi, sosyal bağların gücü ve pozitif ruh sağlığına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Baron, modern psikiyatri anlayışının yalnızca hastalık odaklı değil, yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı.</p>
<p>Baron, yaşam tarzı psikiyatrisi yaklaşımının fiziksel aktivite, beslenme, uyku, zararlı maddelerden uzak durma, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi olmak üzere altı temel sacayağı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sizi mutlu eden faaliyetleri bulmak ve sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmak ruh sağlığının temelidir.” dedi.</p>
<p><strong>“Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmeye eşdeğer…”</strong></p>
<p>Sosyal izolasyonun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Baron, “İnsanlar sosyal varlıklardır. Bağ kurmak, insanın en temel ihtiyacıdır. Sosyal izolasyon, günde 15 sigara içmeye eşdeğer bir sağlık riski taşır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Pozitif psikoloji ve ruh sağlığı vizyonu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Baron, pozitif psikoloji yaklaşımının ruh sağlığında yeni bir paradigma oluşturduğunu belirterek, “Ruh sağlığı yalnızca hastalığın olmaması değildir; hayattan keyif almak, anlam bulmak ve gelişebilmektir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatride ilaçların önemine değinen Baron, buna rağmen hasta ile hekim arasındaki terapötik ilişkinin çoğu zaman daha belirleyici olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Bağ kuran insan iyileşir, gelişir ve güçlenir…  </strong></p>
<p>Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) çalışmalarına da değinen Baron, odağın yalnızca hastalıkların tedavisi değil, bireylerin “esenlik hali”ne ulaşması olması gerektiğini söyledi. Konuşmasını sosyal bağların kritik önemine dikkat çekerek tamamlayan Baron, “Sosyal izolasyonun önüne geçmek, yaşam kalitesini artırmanın en temel yoludur. İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” dedi.</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler konferanslar verdi</strong></p>
<p>Öte yandan, kongre kapsamında Prof. Dr. Tayfun Doğan “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin”, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur “İyi Olma Hali (Well-being) Bağlamında İlişkiler”, Doç. Dr. Sevda Yeşim Özdemir “Longevity’de Genetik Faktörler ve Yalnızlığın Biyolojisi” başlıklı konferans verdi.</p>
<p><strong>Atölye çalışmaları yapıldı</strong></p>
<p>Kongrede ayrıca Doç. Dr. Aslı Kartol ve Psk. Danışman Rümeysa Özel “Pozitif Psikoloji Temelli Vaka Formülasyonu: Güçlü Yön Odaklı Müdahale Tasarımı”, Dr. Psikolog Ebru Sinici “Zamanla Dost Olmak: Dijital Yalnızlık, Anlam ve Longevity”, Uzm. Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk “Dayanıklı Çocuklar Yetiştirmek”, Dr. Öğr. Üyesi Gamze Alçekiç Yaman “Pikselden Kalbe: Dijital Yalnızlıkta Bağ Kurma”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Yeniden Bağlanmak: Güçlü Yönlerle Bağ Kurmak”, Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak “Psikolojik Esnekliği İnşa Etmek”, Okan Tiring “Pozitif Psikoloji ve Adler: Sanat Yoluyla Amaç” ve Dr. Hakan Karaman “Cinsel İyilik Hali ve Terapide Temel Yaklaşımlar” başlıklı atölyelerde gerçekleştirildi. </p>
<p><strong>Kongrenin ikinci gününde neler var?</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci günü olan 26 Nisan Pazar günü Dr. Öğr. Üyesi Mert Sinan Bingöl “Anlam ve Anlamsızlık Sarmalından Nasıl Çıkabiliriz?”, Prof. Dr. Emine Nilüfer Pembecioğlu “Dijital Dünyada Gerçeklik Kırılımı” ve Uzm. Psk. Danışman Deniz Altınay “Sosyometri Kuramında Sosyal İzolasyon” başlıklı konferans verecek. Kongrede, “Yıkmadan Yıkılmadan Ayrılmak: Yapıcı Boşanma” konulu panelde Prof. Dr. Sefa Bulut, Doç. Dr. Besra Taş Bolat ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Deniz Özdemir birer konuşma gerçekleştirecek.<strong>  </strong>Kongrede, Prof. Dr. Sırrı Akbaba “Türk-İslam Kültüründe Erdemler”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “Yakınlık, Sevmek ve Yalnızlık”, Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Kendirci “Ruhsal İyileşmede Anlamın Rolü” ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan da “Sosyal İzolasyon mu? Sosyal Bağlılık mı?” başlıklı konferans gerçekleştirecek</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagda-ruh-sagligi-alarm-veriyor-630657">Dijital çağda ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor-628450</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 11:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[verebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628450</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, ekran kullanımının çocukların bağlanma, gelişim ve davranış süreçleri üzerindeki olumsuz etkileri ile sağlıklı ebeveyn tutumunun önemini hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor-628450">Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, ekran kullanımının çocukların bağlanma, gelişim ve davranış süreçleri üzerindeki olumsuz etkileri ile sağlıklı ebeveyn tutumunun önemini hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukta  şiddet eğilimi sinyalerine dikkat! </strong></p>
<p>Şiddet eğiliminin çoğunlukla çevresel faktörlerle şekillendiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Genetik yatkınlık söz konusu olsa bile, doğru değerler kazandırıldığında çocuk bu eğilimleri kontrol etmeyi öğrenebilir.” dedi.</p>
<p>Şiddete eğilimli olabilecek çocuklarda bazı erken sinyaller gözlemlenebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sınırları kabul etmeme, akranlarına karşı saldırgan davranışlar, zorbalık, hayvanlara karşı duyarsızlık, yenilgiyi kabullenememe, öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler  ve dijital oyunlara aşırı bağımlılık bu belirtiler arasında yer alır. Bu tür durumlarda problemi görmezden gelmek yerine bir uzmandan destek almak önemlidir. Ebeveynlik, öğrenilen bir süreçtir ve herkes bu süreçte dengeyi bulmaya çalışır. Çocuğa sınırsız özgürlük tanımak kadar aşırı sert tutumlar da gelişimi olumsuz etkiler. Sağlıklı disiplin; kararlı, tutarlı ve sevgi temelli bir yaklaşım gerektirir.”</p>
<p><strong>Ekranla meşguliyet, ebeveyn–bebek bağını zayıflatıyor! </strong></p>
<p>Dijital dünyanın hayatımıza yoğun biçimde girmesinin, çocuk gelişiminin birçok aşamasını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu nedenle her gelişim dönemini doğru anlamak ve bu dönemlerde çocuğun ihtiyaçlarını sağlıklı şekilde karşılamak büyük önem taşıyor.” dedi.</p>
<p>İnsan hayatının ilk yılının, temel güven duygusunun oluştuğu en kritik evre olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönem ‘bağlanma dönemi’ olarak adlandırılır. Bebek, öncelikle anneyle, ardından babayla güvenli bir bağ kurarak dünyayı güvenli bir yer olarak algılamayı öğrenir. Ancak ebeveynlerin bu süreçte sürekli ekranla meşgul olması, bebekle kurulan göz teması, temas ve duygusal iletişimi zayıflatabilir. Bu durum da güvenli bağlanmanın sağlıklı şekilde gelişmesini engelleyerek ilerleyen yıllarda psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ekran karşısında geçirilen uzun süreler, çocuğun farkındalık kazanmasını zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>2 ila 3 yaş arası dönemin, çocuğun özerklik kazanmaya başladığı bir evre olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Tuvalet eğitiminin de bu döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Çocuk bu süreçte kendi bedensel farkındalığını geliştirir; açlık, tokluk ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını tanımayı öğrenir.” dedi.</p>
<p>Ancak ekran karşısında geçirilen uzun sürelerin, çocuğun bu farkındalıkları kazanmasını zorlaştıracağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, şunları söyledi:</p>
<p>“Aynı şekilde ebeveynin de sürekli telefonla meşgul olması, çocuğun rehberlik alma sürecini sekteye uğratır. 3 ila 6 yaş arası ise ‘oyun çağı’ olarak tanımlanır. Bu dönemde çocukların hayal gücünü geliştiren oyunlar oynaması son derece önemlidir. Evcilik gibi sembolik oyunlar, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimine katkı sağlar. Buna karşın, şiddet içerikli dijital oyunlara maruz kalmak, hayal gücünün gelişimini sınırlandırabilir. Bu yaşlardan itibaren çocukların disiplinle tanışması, kreş ortamında yaşıtlarıyla etkileşim kurması ve paylaşmayı öğrenmesi gerekir. Sürekli şiddet içerikleriyle büyüyen bir çocuğun empati ve vicdan gelişimini sağlıklı şekilde tamamlaması ise oldukça güçleşir.”</p>
<p><strong>Sanal ve kolay başarı algısı gelişimi zayıflatıyor! </strong></p>
<p>7 ila 11 yaş arası dönemin, okul çağı olduğunu ve çocukların bu dönemde başarıya yöneldiklerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Akademik, sportif ya da sanatsal alanlarda takdir edilmek, özgüvenlerinin temelini oluşturur. Ancak günümüzde çalışmadan kazanma fikrinin öne çıkarılması, çocukların emek ve üretim kavramlarından uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Oysa bireyin kendini değerli hissetmesi, ürettiğini görmesi ve bir işe katkı sağladığını fark etmesiyle mümkündür. Bu dönemde sorumluluk bilinci kazandırmak da önemlidir. Gerçek sorumluluklar yerine sanal dünyaya yönelen çocuklar, hayatın gerçek dinamiklerinden kopabilir.” dedi.</p>
<p>Ergenlik sürecinde ise bireyin kişiliğinin daha belirgin hale geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönemde iki temel unsur öne çıkar: Aile ve çevre tarafından şekillenen üst benlik ile toplumun bireyden beklentileri. Eğer çocukluk döneminde sağlıklı bir değer sistemi oluşturulmamışsa ve toplum da kolay yoldan başarı, dış görünüş odaklılık gibi mesajlar veriyorsa, genç birey ciddi bir kimlik karmaşası yaşayabilir.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddet-egilimi-bazi-belirtiler-verebiliyor-628450">Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullarda şiddet alarm veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-alarm-veriyor-627786</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:08:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okullarda]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-alarm-veriyor-627786">Okullarda şiddet alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi.</p>
<p><strong>15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda suça yönelmede artış var</strong></p>
<p>İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul iklimi güven ve adalet üzerine inşa edilmeli</strong></p>
<p>Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu.</p>
<p>Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aile ve okul eşgüdümlü hareket etmeli</strong></p>
<p>Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.”   </p>
<p><strong>Toplumsal kutuplaşma gençleri doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” şeklinde konuştu.      </p>
<p><strong>Siber zorbalık ile fiziksel şiddet arasında karşılıklı bir bağ var</strong></p>
<p>Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi.</p>
<p>Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gençleri yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekiyor</strong></p>
<p>Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okullarda-siddet-alarm-veriyor-627786">Okullarda şiddet alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kadın Kadına Türküler Konseri&#8221; büyük beğeni topladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-kadina-turkuler-konseri-buyuk-begeni-topladi-625378</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadına]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[konseri]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[topladı]]></category>
		<category><![CDATA[türkü]]></category>
		<category><![CDATA[türküler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Süralsan Konservatuvarı Kadın Bağlama Topluluğu, “Kadın Kadına Türküler Konseri” sanatseverlere türkü dolu bir gece yaşattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-kadina-turkuler-konseri-buyuk-begeni-topladi-625378">&#8220;Kadın Kadına Türküler Konseri&#8221; büyük beğeni topladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Süralsan Konservatuvarı Kadın Bağlama Topluluğu, “Kadın Kadına Türküler Konseri” sanatseverlere türkü dolu bir gece yaşattı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Şef Nazlıcan Urun yönetiminde gerçekleşen konser büyük beğeni toplarken, kadın sanatçıların güçlü yorumlarıyla yeniden hayat buldu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Antalya’da sanatseverler, türkülerin birleştirici gücünü yansıtan özel bir gecede buluştu. Antalya Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürelsan Konservatuvarı Kadın Bağlama Topluluğu’nun sahne aldığı konser “Kadın Kadına Türküler Konseri” zengin repertuvarı ve sahne bütünlüğüyle dikkat çekti. Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konserde sahneye çıkan solistler, türkülere kendi renklerini katarak dinleyiciyle güçlü bir bağ kurdu. Konserde Karacaoğlan’dan, Pir Sultan Abdal’a, Aşık Mahsuni Şerif’ten Sabahattin Ali’ye kadar uzanan geniş bir repertuvar yer aldı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>KONSERE YOĞUN İLGİ</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Gamze Özmen Ülkü’nün seslendirdiği “Ülkü” ve “Bugün Bize Pir Geldi”, Zerrin Ceren’in yorumladığı “Yar Demedin”, “Dostum Dostum” ve “Dam Üstüne Çul Serer” izleyiciden yoğun ilgi gördü. Dilek Yapar “Sevda Vadisi” ve “Muhabbet Bağı” ile sahne alırken, Gonca Ersoy “Odam Kireç Tutmuyor” ve “Aldırma Gönül” ile geceye farklı bir duygu kattı. Şef Nazlıcan Urun ise “Nem Kaldı” ve “Ötme Bülbül” eserleriyle sahnede hem yönetici hem yorumcu kimliğiyle dikkat çekti. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>KALAY’DAN ETKİLEYİCİ PERFORMANS</span></span></span></p>
<p><span><span>Konserin konuk sanatçısı Merve Kalay ise sahnedeki performansıyla geceye ayrı bir renk kattı. Merve Kalay, “Yüce Dağ Başında Kar Boran Boran”, “Bu Dağlar Kömürdür” ve “Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım” gibi eserleri seslendirdi. Konser, izleyenlerden büyük beğeni toplarken, kadın sanatçılar ayakta alkışlandı. </span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-kadina-turkuler-konseri-buyuk-begeni-topladi-625378">&#8220;Kadın Kadına Türküler Konseri&#8221; büyük beğeni topladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:28:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çıkmalı]]></category>
		<category><![CDATA[doğan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[odaklı]]></category>
		<category><![CDATA[olmaktan]]></category>
		<category><![CDATA[politikaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı bünyesinde hazırlanan yüksek lisans tezi, İstanbul Kadıköy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri kadınların “yerinde yaşlanma” deneyimlerini çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan danışmanlığında, Elif Berber Tiryakioğlu tarafından hazırlanan “Yaşlı Kadınların Yerinde Yaşlanma Deneyimleri ve Değişen İhtiyaçları: İstanbul Kadıköy Örneği” başlıklı tez, yaşlılığı yalnızca sağlık ve bakım ekseninde değil; ev, mahalle, aidiyet, güvenlik ve bağımsızlık bağlamında değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yaşlılığı yaşamın içinden okumak tezin en güçlü yönü</strong></p>
<p>Çalışmayı akademik ve toplumsal açıdan önemli bulduğunu belirten Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, “Çalışma, yaşlılığı yalnızca sağlık sorunları ya da bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyor; ev, mahalle, komşuluk ilişkileri, aidiyet duygusu, güvenlik hissi ve bağımsızlık isteği gibi gündelik hayatın temel unsurlarıyla birlikte ele alıyor. Yaşlılık meselesini yaşamın içinden okumak, bu tezin en güçlü yönlerinden biri.” dedi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanma yalnızca konut tercihi değil</strong></p>
<p>“Yerinde yaşlanma” kavramının önemine dikkat çeken Doğan, “Yerinde yaşlanma, kişinin yaşlandıkça hayatından kopmadan, mümkün olduğunca kendi evinde, kendi mahallesinde ve alışık olduğu sosyal çevre içinde yaşamını sürdürebilmesi anlamına gelir. Bu yaklaşım yalnızca bir konut tercihi değildir; kişinin bağımsızlığını, sosyal ilişkilerini, günlük rutinlerini ve yaşamla kurduğu anlam bağını korumasıyla ilgilidir. Kişi tanıdığı bir çevrede kaldığında kendini daha güvende hisseder, gündelik yaşamını daha rahat organize eder, sosyal temaslarını daha kolay sürdürür ve bu durum psikolojik iyi oluşu destekler. Buna karşılık yaşanılan çevreden kopmak ya da kişinin kendi yaşam düzeni üzerinde söz hakkını kaybetmesi, yalnızlık, kaygı, yabancılaşma ve kırılganlık hissini artırabilir. Bu nedenle yerinde yaşlanma, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikososyal açıdan da koruyucu bir çerçeve sunar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlı kadınların görünmeyen deneyimleri görünür kılındı</strong></p>
<p>Araştırmanın özellikle yaşlı kadınlara odaklanmasının önemine değinen Doğan, “Yaşlı kadınların deneyimleri çoğu zaman genel ‘yaşlılık’ başlığı içinde görünmez hale gelebiliyor. Oysa kadınların yaşam boyu karşılaştıkları ekonomik, sosyal ve bakım temelli eşitsizlikler, yaşlılık döneminde daha belirgin hale geliyor. Bu çalışma tam da bu görünmeyen alanı görünür kılıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçe</strong></p>
<p>Kadıköy’ün araştırma sahası olarak seçilmesinin isabetli olduğunu belirten Doğan, “Türkiye’de yaşlı nüfus oranı yüzde 10’u aşmış durumda. Kadıköy’de ise bu oran Türkiye ortalamasının belirgin biçimde üzerinde. TÜİK verilerine göre ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfus 96 bin 252’ye ulaşmış ve bu grubun ilçe nüfusu içindeki oranı yüzde 20,99 olmuştur. Bu oranla Kadıköy, İstanbul’un 39 ilçesi içinde en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilçedir. Bu veriler Kadıköy’ü yalnızca sayısal olarak dikkat çeken bir yer haline getirmiyor; aynı zamanda yaşlanma deneyimini gündelik hayat, mahalle ilişkileri, bakım, güvenlik, aidiyet ve yaşam kalitesi boyutlarıyla anlamak açısından çok önemli bir sosyal saha haline getiriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı</strong></p>
<p>Çalışmanın Türkiye’de yaşlılık politikalarının dönüşüm ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten Doğan, “Yaşlılıkta asıl mesele yalnızca hastalıkların yönetimi değil, insanın bütüncül iyilik halinin korunmasıdır. Ruhsal denge, sosyal ilişkiler, güvenlik hissi, aidiyet duygusu ve yaşam üzerinde söz sahibi olabilme de en az fiziksel sağlık kadar önemlidir. Yaşlı bireyi sadece bakım ihtiyacı üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Özellikle yaşlı kadınlar açısından yalnızlık, sosyal izolasyon ve mahalle bağlarının zayıflaması belirleyici hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Hizmet modelleri çeşitlenmeli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Yüksel Bekaroğlu Doğan, huzurevi ve bakım evi hizmetlerinin tek seçenek haline gelmemesi gerektiğini ifade ederek, “Huzurevi ve bakım evi hizmetleri elbette gereklidir; ancak tek alternatif bunlar olmamalıdır. Evde destek hizmetleri, mahalle temelli sosyal hizmet uygulamaları, gündüzlü destek mekanizmaları, psikososyal destek programları ve aileyi güçlendiren ara modeller birlikte planlanmalıdır. Güçlü bir yaşlılık politikası, tek bir çözüm biçimine dayanan değil, farklı yaşam durumlarına uygun seçenekler sunabilen bir yapıyla mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen aile yapısının yaşlı kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini belirten Doğan, “Kadıköy gibi dönüşümün hızlı yaşandığı bir ilçede yalnızca binalar yenilenmiyor; mahallenin sosyal dokusu da değişiyor. Komşuluk ilişkilerinin seyrelmesi ve tanıdık çevrenin dağılması, yaşlı bireyler açısından aidiyet duygusunu zayıflatabiliyor. Sadece yaşlı bireyin kente uyum sağlamasını beklemek yetmez; kentin de yaşlı bireye uyum sağlayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yaş dostu şehir herkes için gereklidir</strong></p>
<p>Yaş dostu şehir yaklaşımının önemine değinen Doğan, “Yaş dostu bir şehir; çocuk için de, genç için de, engelli birey için de, bakım veren aileler için de daha yaşanabilir bir şehirdir. Yaya erişimi, güvenli kaldırımlar, dinlenme alanları, ulaşılabilir hizmet noktaları ve kapsayıcı kamusal alanlar toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırır. Kenti herkes için tasarlamak, yaşlılar için bir ayrıcalık değil; kamusal adaletin gereğidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mahalle temelli yerinde yaşlanma destek sistemi kurulmalı</strong></p>
<p>Tezden hareketle en öncelikli sosyal politika önerisini de paylaşan Doğan, “En öncelikli sosyal politika önerim, mahalle temelli ve çok katmanlı bir ‘yerinde yaşlanma destek sistemi’nin kurulması ve kurumsallaştırılmasıdır. Sosyal politika yalnızca bakım hizmeti sunmak değil, kişinin yaşadığı çevrede yaşamını sürdürebilmesini mümkün kılan koşulları güçlendirmek olmalıdır. Belediyecilik hizmetleri ile sosyal hizmet uygulamaları birlikte çalışmalı; ev içi düzenlemelerden psikososyal desteğe, ulaşım kolaylığından sosyal katılım programlarına kadar bütüncül bir yapı oluşturulmalıdır.” diyerek yerel yönetimlere çağrıda bulundu.</p>
<p><strong>Sahadan akademiye…</strong></p>
<p>Tezin yazarı Elif Berber Tiryakioğlu, çalışmasının hem kişisel hem de mesleki deneyimlerinin kesişim noktasında şekillendiğini belirtti. Kadıköy Erenköy Mahallesi’nde uzun yıllardır yaşadığını ve mahalle yaşamı içinde yaşlı kadınların gündelik hayatlarına yakından tanıklık ettiğini ifade eden Tiryakioğlu, sosyoloji mezunu olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyolog olarak görev yaptığını, özellikle saha çalışmalarında yaşlı bireylerin yaşam koşullarını yakından gözlemlediğini aktardı.</p>
<p>Tiryakioğlu, “Pandemi döneminde yaşlıların ne kadar yalnızlaştığına ve kırılgan hale geldiğine birebir şahit oldum. Mahallemdeki komşularım ve sahada karşılaştığım hikâyeler bana şunu düşündürdü: Yaşlıların sesi yeterince duyulmuyor. Oysa nüfus hızla yaşlanıyor ve bu mesele artık ertelenebilir bir konu değil. Amacım sadece akademik bir çalışma yapmak değil; onların hayatına dokunan, çözüm üretmeye katkı sunan bir perspektif geliştirmekti.” dedi.</p>
<p><strong>Ev bir hafıza mekânı</strong></p>
<p>Saha çalışması sırasında yaşlı kadınların en belirgin talebinin evlerinde ve mahallelerinde kalmak olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, “Birçok kadın için ev sadece dört duvar değildi. Eşini kaybettiği, çocuklarını büyüttüğü, bayramları geçirdiği, komşularıyla çay içtiği bir hafıza mekânıydı. Mahalle ise bilinirlik demekti; tanıdık bir fırın, selam veren bir esnaf, yılların komşusu… Yaş ilerledikçe insan için en kıymetli şeylerden biri güvenli ve tanıdık bir çevre oluyor. ‘Beni ben yapan yerden kopmak istemiyorum.’ derken aslında ‘Hayatımın izleri burada.’ demek istiyorlardı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En baskın tema yalnızlık</strong></p>
<p>Çalışmada en sık dile getirilen konunun yalnızlık olduğunu belirten Tiryakioğlu, “Bu yalnızlık sadece tek başına olmak değil; anlaşılmamak, aranıp sorulmamak ve sosyal hayattan yavaş yavaş çekilmek anlamına geliyordu. Komşuluk bağlarının zayıflaması ve sosyal çevrenin daralması bu süreci hızlandırıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sağlık hizmetlerine erişim ve dijital sistemlere uyumun da önemli sorun başlıkları arasında yer aldığını belirten Tiryakioğlu, randevu sistemine erişimde yaşanan zorlukların ve dijitalleşmenin hizmetlere ulaşımı sınırlayabildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yerinde yaşlanmayı güven ve aidiyet belirliyor</strong></p>
<p>Kentsel dönüşüm ve değişen mahalle yapısının yerinde yaşlanma deneyimini doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tiryakioğlu, “Kentsel dönüşüm projeleri ve yüksek katlı yaşam alanları arttıkça eski komşuluk ilişkileri seyrelmeye başlıyor. Oysa yaşlı bir kadın için mahalle sadece bir adres değil; aidiyet, güvenlik ve sosyal etkileşim alanı. Bu bağ zayıfladığında yerinde yaşlanmanın en önemli avantajları da kayboluyor. Günlük pratiklerin sürekliliği ve küçük dayanışma ağları daralıyor. Yerinde yaşlanmayı en çok güven ve aidiyet duygusunun azalması zorlaştırıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilik-politikalari-bakim-odakli-olmaktan-cikmali-624906">Yaşlılık politikaları bakım odaklı olmaktan çıkmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837">Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, aidiyet ve bağlılığı güçlendiriyor!</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinin bireylerin aidiyet ve bağlılık duygularını güçlendiren önemli sosyal ritüellerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Özellikle Ramazan Bayramı gibi kültürel ve dini bayramlarda yapılan ziyaretler, bireylerin sosyal destek ağlarını canlı tutmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Aile büyüklerini ziyaret etmenin bireylerde bazı duyguları tetikleyebileceğini aktaran Tunçel, “Kişi kendisini bir ailenin ve geçmişin parçası olarak hisseder bu da Aidiyet ve köklenme duygusunu açığa çıkarır. Büyüklerin yaşam deneyimlerini görmek bireyde takdir, minnettarlık ve saygı duygularını artırır. Tanıdık aile ortamı stresin azalmasına katkı sağlar, güven ve duygusal rahatlama hissedilir. Çocukluk anıları ve ortak ritüeller olumlu duyguları güçlendirir, mutluluk artar. Bu tür sosyal temaslar, psikolojide ‘koruyucu faktör’ olarak adlandırdığımız unsurlar arasında yer alır ve kişinin stresle başa çıkma kapasitesini artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretleri, yaşlılara hâlâ değerli olduklarını hissettirir!</strong></p>
<p>Yaşlı bireyler için bayram ziyaretlerinin çoğu zaman yalnızlık hissini azaltan ve sosyal görünürlüklerini artıran güçlü bir deneyim olduğuna değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaş ilerledikçe sosyal çevre daralabilir ve birey kendini toplumdan kopmuş hissedebilir. Bayram ziyaretleri ise yaşlı bireylere ‘sen hâlâ ailenin merkezindesin ve değerlisin’ mesajı verir.” dedi. </p>
<p>Bu ziyaretlerin yaşlı bireyler için önemli olduğuna vurgu yapan Tunçel, “Değerli ve hatırlanmış hissetmelerini sağlar, yaşam deneyimlerini aktarma fırsatı sunar, yalnızlık ve izolasyon duygularını azaltır, yaşam doyumlarını artırabilir. Klinik gözlemler, düzenli sosyal temasın yaşlı bireylerde depresif duygulanımı azaltabildiğini ve genel psikolojik dayanıklılığı desteklediğini gösteriyor.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Aile büyükleriyle vakit geçirmek, çocukların duygusal gelişimi için çok değerli</strong></p>
<p>Çocuklar ve gençler için de aile büyükleriyle vakit geçirmenin, duygusal gelişim ve kimlik oluşumu açısından oldukça değerli olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel şunları söyledi:</p>
<p>“Bu süreçte çocuklar; kuşaklar arası bağ kurmayı öğrenirler, empati ve saygı gibi sosyal beceriler geliştirirler, aile hikâyeleri aracılığıyla kimlik ve aidiyet duygusu kazanırlar, sabır, hoşgörü ve farklı yaşam deneyimlerini anlamayı öğrenirler. Ayrıca büyükanne ve büyükbabalar genellikle çocuklara koşulsuz kabul ve sıcaklık sunan figürler olabilir. Bu da çocukların duygusal güvenlik hissini güçlendirebilir.”</p>
<p><strong>Dijital iletişim, yüz yüze etkileşimin yerine geçen değil, onu tamamlayan bir araç!</strong></p>
<p>Görüntülü konuşma, mesajlaşma gibi dijital iletişim araçlarının özellikle mesafe nedeniyle ziyaretlerin mümkün olmadığı durumlarda çok değerli bir alternatif olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak psikolojik açıdan yüz yüze etkileşimin bazı benzersiz yönleri vardır.” dedi.</p>
<p>Yüz yüze iletişimde beden dili, sarılma, el öpme gibi dokunsal temas, ortak fiziksel ortam<strong> </strong>gibi unsurlar bulunduğunu ve bunların duygusal bağın güçlenmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Tuncel, bu nedenle dijital iletişimin tam bir ‘yerine geçme’ değil, daha çok ‘tamamlayıcı bir araç’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Anlamlı ilişkiler ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biri!</strong></p>
<p>Aile bağlarını güçlendiren bayram ritüellerinin, bazı terapi yaklaşımlarının günlük hayatta uygulanmasını destekleyebileceğini de dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Minnettarlık ve takdir duygularını ifade etmek pozitif psikoloji yaklaşımı, kuşaklar arası iletişimi güçlendirmek aile terapisi perspektifi, güvenli ilişkiler kurmayı pekiştirmek bağlanma temelli yaklaşımlar ve aileyle geçirilen anın değerini fark etmek mindfulness (farkındalık) yaklaşımlarını destekleyebilir. </p>
<p>Kişinin anlamlı ilişkiler kurması ve sürdürmesi, ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biridir. Bayram ziyaretleri de bu ilişkileri canlı tutan önemli sosyal ve kültürel pratikler arasında yer alır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-ruh-sagligini-guclendiriyor-620837">Bayram ziyaretleri ruh sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619463</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan doğası gereği başkalarıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bayramlar da insanların sevdikleriyle bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği özel zamanlardır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463">Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan doğası gereği başkalarıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Bayramlar da insanların sevdikleriyle bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirdiği özel zamanlardır. Bayramların ruhsal iyilik hali için önemli bir fırsat sunduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Ailemizle, arkadaşlarımızla ya da sevdiklerimizle bir araya gelmek yalnız olmadığımızı düşündürerek bizi güvende hissettirir. Bu nedenle bayramları sadece tatil olarak değil sosyal bağların güçlendiği zamanlar olarak da görmek gerekir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Günümüzde iletişimin önemli bir kısmının dijital kanallar üzerinden gerçekleştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Oysa yüz yüze iletişim, duyguların daha net ifade edildiği ve karşılıklı bağın daha güçlü kurulduğu bir iletişim biçimidir. Bayram ziyaretleri insanların fiziksel olarak bir araya gelmesine ve sosyal bağların güçlenmesine katkı sağlar. Güçlü sosyal ilişkiler de bireylerin zorlayıcı durumlarla başa çıkma kapasitesini artırarak duygusal dayanıklılığa katkı sağlar. Aynı zamanda sevdiklerimizle birlikte zaman geçirmek stres ve kaygı gibi olumsuz duyguların azalmasına da yardımcı olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde karşılıklı anlayış önemli</strong></p>
<p>Bayram buluşmalarında aileler arasındaki geçmiş kırgınlıkların ya da hassas konuların zaman zaman gündeme gelebileceğine de değinen Unutmaz, “Sevdiklerimizle iletişim kurmak kadar, iletişimi anlayışlı ve saygılı bir yaklaşımla sürdürebilmek de çok önemli. Karşımızdakini anlamak için dinlemek ve tartışmaya yol açabilecek konulardan mümkün olduğunca uzak durmak daha huzurlu bir bayram ortamı oluşmasına yardımcı olabilir. Küçük jestler, samimi sohbetler ve iki taraflı anlayış bayram ziyaretlerinin daha sıcak ve keyifli geçmesini sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Kişi hem kendine hem sevdiklerine zaman ayırmalı</strong></p>
<p>Bayramın pek çok kişi için günlük iş temposu arasında kısa bir mola anlamına geldiğini dile getiren Unutmaz, “Bu tür kısa tatiller zihinsel yorgunluğun azalmasına ve kişinin kendini daha yenilenmiş hissetmesine yardımcı olabilir. Bayramın yarattığı olumlu ruh halini sürdürebilmek için ise günlük yaşamda da sosyal bağları canlı tutmak önemli. Sevdiklerimizle iletişimde kalmak, küçük paylaşımlar yapmak ve kendimize dinlenmek için zaman ayırmak ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Bu küçük ama düzenli adımlar, yoğun yaşam temposu içinde kişinin kendini daha dengede hissetmesine katkı sağlar” bilgisini verdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayram-ziyaretleri-duygusal-dayanikliligi-arttiriyor-619463">Bayram ziyaretleri duygusal dayanıklılığı arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 09:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[duygusunun]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[utanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve aldatılma psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Aldatma, bir ihanet travmasıdır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, fiziksel aldatma ile duygusal aldatmayı ayırt etmek gerektiğini ve fiziksel aldatmanın ötesinde duygusal aldatmaların da günümüzde ciddi biçimde arttığını ifade ederek, “Aldatma, aslında bir ihanet travmasıdır. Kişinin arkadan bıçaklanmış gibi hissettiği her durum sadakatin ihlalidir” dedi.</p>
<p>Aldatmanın temelinde güven ve dürüstlük eksikliği olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Yalan söyleyen kişiler genellikle aldatıcı oluyor. Aldatmanın karanlık üçlüsü vardır; yüksek narsizm, düşük dürtü kontrolü ve yüksek dışa dönüklük. Bu üç özellik bir aradaysa kişi aldatmaya daha yatkın hale gelir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar ediyor</strong></p>
<p>Aldatma sonrası duygusal süreçlere değinen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin derin pişmanlık hissederken, bazılarının durumu rasyonalize etmeye çalıştığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yanlış yapıp da derin pişmanlık hissetmiyorsa, aynı hatayı tekrar eder. Bazı kişiler kendilerini kandırmanın yolunu bulurlar; ‘zaten ilişkimiz bitmişti’, ‘zaten artık bir şey hissetmiyordum’ derler. Bu zihinsel manevradır. Kendisini haklı çıkarmaya çalışır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aldatma sonrası affetme sürecine ilişkin olarak da “Derin bir pişmanlık hisseden kişiye bir şans verilebilir ama hemen bağışlamak doğru değildir. Samimiyet, sorumluluk ve bedel ödeme olup olmadığına bakılmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>Aldatılan insan ciddi depresyona giriyor</strong></p>
<p>İhanetin, kişinin benlik saygısını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Tarhan, aldatılan bireyin ağır bir duygusal travma yaşadığını vurguladı.</p>
<p>“Aldatılan insan ‘Ben sevilmeye değer değil miyim?’ diye düşünür ve ciddi bir depresyona girer. Bu travma, yaşam olayları ölçeğinde en yüksek stres değerine sahip olaylardan biridir. Birçok araştırmada eşin aldatması, eşin ölümünden bile daha yüksek travma puanı alıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin intikam amaçlı aldatma davranışı gösterdiğini, kiminin ‘Sen beni aldattın, ben de seni aldatırım’ diyerek intikam aldatması yaptığını anlattı.</p>
<p><strong>Evlilikte sadık kalmak ilkedir</strong></p>
<p>Kültürel kalıpların da ilişkilerdeki sadakat anlayışını etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Bizim kültürümüzde ‘erkek aldatabilir, kadın aldatmaz’ gibi yanlış değer yargıları var. Bu iki taraf için de yanlıştır. Evlilik bir yolculuktur. Yol arkadaşlığına sadık kalmak bir ilkedir. Bunun için fedakârlık ve arzuları erteleyebilme becerisi gerekir. Evde güven ilişkisi oluşursa aile sığınak haline gelir. Bugün ailelerin sığınak olmamasının sebeplerinden biri güvenli alanların yok olmasıdır.”</p>
<p>Aldatma eğiliminin kökeninde bağlanma stillerinin önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatan ya da aldatılan kişilerin çoğunda güvenli bağlanma yoktur. Kaygılı, kaçıngan veya dezorganize bağlanma stilleri görülür. İnsan ilişkisel bir varlıktır; beyin tek başına yaşamaya programlanmamıştır. Güvenli bağ kuramadığında, kişi ilişkilerde ya kaçar ya da aşırı bağlanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Birlikte yemek yemek bile ilişki kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ilişkilerde sağlıklı iletişimin önemine işaret ederek, “İletişimde üç biçim vardır; sağlıklı iletişim, çatışmalı iletişim ve iletişimsizlik. En kötüsü iletişimsizliktir. Eğer evde insanlar birbirine uzatma oynar gibi davranıyorsa, duygusal yatırımlar azalmış demektir. Eve gelince ‘otelde hoş geldin’ der gibi bir hava varsa, orada güvenli bağ kalmamıştır. Göz teması, kısa ama nitelikli sohbetler, birlikte sıcak yemek yemek bile ilişkinin kalitesini artırır. ABD’de yapılan stres ölçeklerinde bile ‘Haftada kaç gün sıcak yemek yiyorsunuz?’ sorusu yer alır, çünkü bu bile ilişkisel doyumu gösterir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aldatma ilişkileri toksik hale getirir</strong></p>
<p>Aldatmanın ilişkileri dönüştürerek toksik bir yapı yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Aldatma ilişkileri toksik hale getirir. Bu kişilerle uzun yolculuğa çıkılmaz. Çünkü sadakat ihlal edilmiştir. Kırılgan ilişkiler her zaman risk grubundadır. O nedenle bağlanma stillerinin onarılması, güvenli iletişimin yeniden kurulması gerekir.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde “güvenli alan” oluşturmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Evin güvenli bir alan haline gelmesi, çiftlerin birbirine güvenli bağ kurabilmesiyle mümkündür. Güvenli bağ kurulan ilişkilerde huzur, sevgi ve sadakat kalıcı olur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İlişkilerde sadakatin sadece romantik bağlarla sınırlı olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadakat, bütün insan ilişkilerinde geçerlidir. İş, arkadaşlık, aile ya da varoluşla olan ilişkilerde de güven ve doğruluk olmadan kalıcı bağ kurulamaz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar aldatmayı kolaylaştırdı ama izleri de silinmiyor</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, teknolojinin aldatmayı hem kolaylaştırdığını hem de saklanmasını zorlaştırdığını belirterek, “Dijital platformlar aldatma konusunda çok kolaylaştırdı. Fakat aynı zamanda da dijital platformların avantajı da oldu. Daha önce ‘yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ diyorduk, şimdi internete kadar yanıyor. Bir insanın dijital hesabını incelediğinizde çelişkilerini, yalanlarını görebiliyorsunuz. Kişinin tutarlılığı ve karakteri hakkında fikir verebiliyor bu izler. O nedenle bıraktığımız dijital izler çok önemli, kaybolmuyor. Bir gün önümüze çıkabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle eşlerin gizlilik davranışlarının güveni zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eve geldiğinde telefonunu kapatıyorsa bu güveni zedeler. Güven ilişkisi olan bir evlilikte kişi şifresini gizlemez, telefonu saklamaz. Ama ikinci, gizli bir telefon varsa zaten bu kolay anlaşılır. İnsan isterse karşısındakinin beden dilinden, davranışlarından aldatıldığını hissedebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar aldatmayı daha çabuk hissediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kadın ve erkek arasındaki duygusal zekâ farkına vurgu yaparak, “Aldatmayla ilgili özellikle duygusal okuryazarlık kadın beyninde daha gelişmiştir. Duygusal empati konusunda erkeklerden birkaç adım öndedirler. Onun için aldatmayı daha çabuk hissedebiliyorlar. Ama bu his, mutlaka doğrulanmalı. ‘Aldatıldım’ hissi geldi diye hemen etiketlemek doğru değil. Çünkü o zaman savunma duvarı örülür. Aldatmayı anlamak istiyorsak yargılamak yerine köprü kurmamız gerekiyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aldatma ve sadakat psikolojisini, dini ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirerek, aldatmanın bir anda ortaya çıkan bir davranış değil, küçük hataların birikimiyle gelişen bir süreç olduğunu ve “Aldatma bir zincirleme ihmalin sonucudur. İlk hata küçük olur ama kişi o hatayı fark edip durmazsa büyük sonuçlara yol açar” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, ahlaki hataları fiziksel hijyenle ilişkilendirerek, “Dışarıda dolaşırken elimiz mikroplarla temas ediyor. Eğer elimizi kirlenince hemen yıkarsak hastalık oluşmaz. Ama bekler, iltihap başlayınca temizlemeye kalkarsak geç olur. İnsan da hata yaptığında hemen fark edip vicdani temizlik yaparsa, o hata büyümez. Aldatma genellikle bir anda olmaz; küçük küçük adımlar vardır.<br /> En zor olan ilk adımdır. O yüzden kişi hatalara karşı duyarlı olmalı. Hata yaptığını fark edip ‘yanlış yaptım’ diyebilen kişi, iç kontrolü güçlü insandır.” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle çift ilişkilerinde affetmenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kimi insanlar hata yapar, pişman olur ama eşi o hatayı sürekli hatırlatır. İkide bir yüzüne vurur, dürter, geçmişi yeniden yaşatır. Bu yaklaşım yarayı iyileştirmez, kanatır. Kişi hatasından ders almışsa, artık o hatanın üzerinde durmak değil, o dersi kalıcı hale getirmek gerekir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir… </strong></p>
<p>Günümüz ilişkilerinde sıklığın değil, niteliğin önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zamanda ilişkiler zorlaştı ama ümitsiz olmamak gerekir. Nitelikli ilişkiler, az görüşülse bile güçlüdür. Böyle ilişkilerde iki kişi 1+1=2 etmez, 1+1=11 eder. Çünkü birbirini tamamlar, güçlendirir. Aynı hedefe odaklanmış, güven temelli ilişkiler lazer ışığı gibidir. Lazer nasıl tek yönde giderse, nitelikli ilişkiler de aynı yönde ilerler. Güven alanı oluşturmuş bir ilişkide, aldatıcılar ve çeldiriciler etkili olamaz.”</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sözlerini “Aldatma sadece fiziksel değil, manevi bir ihlaldir. Vicdanı canlı tutan, küçük hatalarda kendini sorgulayan insan hem kendini hem ilişkisini korur. Bu çağda en büyük direnç, ahlaki dirençtir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-empati-ve-utanma-duygusunun-zayiflamasi-aldatmayi-normallestirdi-618895">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Empati ve utanma duygusunun zayıflaması aldatmayı normalleştirdi!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdi İbrahim Vakfı&#8217;nın &#8220;Cesur Kulaçlar&#8221; Projesinde Dördüncü Dönem Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-vakfinin-cesur-kulaclar-projesinde-dorduncu-donem-basladi-618767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[brahim]]></category>
		<category><![CDATA[cesur]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromlu]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kulaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesinde]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in 2021 yılında hayata geçirdiği Abdi İbrahim Vakfı’nın Down sendromlu çocuklara yönelik olan sosyal sorumluluk projesi “Cesur Kulaçlar”, dördüncü dönemine başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-vakfinin-cesur-kulaclar-projesinde-dorduncu-donem-basladi-618767">Abdi İbrahim Vakfı&#8217;nın &#8220;Cesur Kulaçlar&#8221; Projesinde Dördüncü Dönem Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Türkiye’nin iyileştiren gücü Abdi İbrahim’in 2021 yılında hayata geçirdiği Abdi İbrahim Vakfı’nın Down sendromlu çocuklara yönelik olan sosyal sorumluluk projesi “Cesur Kulaçlar”, dördüncü dönemine başladı. 7 Mart 2026 – 27 Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek program kapsamında yüzme eğitimi alacak olan çocuklar suyla güvenli bir bağ kuracak ve çok yönlü gelişimlerini destekleyecek yeni bir sürece adım atacak.</strong></em></p>
<p>Hayatı ve geleceği iyileştirme misyonuyla toplumsal yatırım çalışmalarını sürdüren Abdi İbrahim, kalıcı sosyal etki yaratmayı hedefleyen projeleri kararlılıkla büyütüyor. Türkiye Down Sendromu Derneği iş birliğiyle yürütülen Cesur Kulaçlar, her geçen yıl artan katılımcı sayısı ve somut gelişim sonuçlarıyla Abdi İbrahim Vakfı’nın en güçlü sosyal fayda projelerinden biri haline geldi. Önceki dönemlerde elde edilen kazanımlar ve ailelerden gelen olumlu geri bildirimler, projenin sürdürülebilir bir model olarak devam etmesini sağladı. İlk üç dönemde çocukları suyla buluşturan proje, dördüncü dönemde de Down sendromlu çocukları yüzme sporuyla tanıştırarak hem fiziksel hem sosyal hem de bilişsel gelişimlerini destekleyecek bir yolculuğa çıkaracak. </p>
<p><strong>Suya Atılan Her Kulaç, Güçlenen Bir Gelecek</strong></p>
<p>Cesur Kulaçlar, yüzme eğitiminin çok ötesinde; Down sendromlu çocukların fiziksel ve sosyal becerilerini destekleyen bütüncül bir gelişim programı olarak öne çıkıyor. Program sayesinde çocuklar suyla güven ilişkisi kurarken fiziksel dayanıklılıklarını artırıyor ve beden koordinasyonlarını geliştiriyor. Bununla birlikte kurs süreci; çocukların sosyal ortamlarda daha aktif rol almalarına, özgüven kazanmalarına ve bağımsız hareket etme becerilerini güçlendirmelerine de katkı sağlıyor.</p>
<p>Önceki dönemlerde yapılan değerlendirmeler, Cesur Kulaçlar’a katılan çocukların fiziksel gelişimlerinin yanı sıra sosyal uyum, davranışsal gelişim, bilişsel beceriler ve özerklik alanlarında da belirgin ilerlemeler kaydettiğini ortaya koydu.</p>
<p><strong>Abdi İbrahim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Abdi İbrahim İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül</strong> proje ile ilgili şunları söyledi: “Cesur Kulaçlar, bizim için yalnızca çocuklara yüzme öğretmekten ibaret bir proje değil; onların özgüvenlerini güçlendiren, bağımsızlıklarını destekleyen ve hayata daha aktif katılımlarına alan açan uzun soluklu bir gelişim yolculuğu. Önceki dönemlerde çocuklarımızın gösterdiği ilerleme ve ailelerimizden aldığımız geri bildirimler, bu projenin ne kadar anlamlı ve doğru bir ihtiyaca karşılık geldiğini net biçimde gösterdi. Dördüncü dönemimize başlarken aynı heyecanı ve sorumluluğu taşıyoruz. Hedefimiz, Cesur Kulaçlar’ı her yıl daha da geliştirerek daha fazla çocuğa ulaşmak ve kapsayıcı sporun dönüştürücü gücünü daha geniş kitlelere yaymak.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye Down Sendromu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gün Bilgin ise proje ile ilgili şunları söyledi:</strong></p>
<p>“Down sendromlu çocuklarımızın gelişiminde sporun ve özellikle yüzmenin çok kıymetli bir yeri var. Su, çocuklarımız için hem fiziksel güçlenmenin hem de özgüven kazanmanın en etkili alanlarından biri. Cesur Kulaçlar sayesinde çocuklarımız yalnızca yüzmeyi öğrenmiyor; başarma duygusunu deneyimliyor, sosyal ortamlarda daha aktif rol alıyor ve bağımsızlık yolunda önemli adımlar atıyor. Türkiye Down Sendromu Derneği olarak, kapsayıcı sporun yaygınlaşmasını ve Down sendromlu bireylerin hayatın her alanında eşit fırsatlara erişmesini önceliklendiriyoruz. Abdi İbrahim Vakfı ile yürüttüğümüz bu sürdürülebilir iş birliği, özel gereksinimli çocuklarımızın potansiyellerini ortaya koymaları için güçlü bir zemin oluşturuyor. Dördüncü dönemle birlikte daha fazla çocuğumuzun suyla güvenli bir bağ kuracağına ve gelişim yolculuklarında önemli kazanımlar elde edeceğine yürekten inanıyor ve Abdi İbrahim Vakfı’na bir kez daha teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/abdi-ibrahim-vakfinin-cesur-kulaclar-projesinde-dorduncu-donem-basladi-618767">Abdi İbrahim Vakfı&#8217;nın &#8220;Cesur Kulaçlar&#8221; Projesinde Dördüncü Dönem Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 12:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çatlama]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[İç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kopuş]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dışarıdan her şey normal görünse de, kişi işine duygusal olarak bağlanamaz! </strong></p>
<p>Günümüzde gittikçe yaygın kullanılmaya başlanan ‘sessiz çatlama’ teriminin, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen iş hayatında; anlam, aidiyet ve duygusal bağlarını yitirmesiyle gelişen bir süreç olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum ani bir kırılma ya da açık bir tükenme haliyle değil, daha çok fark edilmeden ilerleyen bir iç kopuş şeklinde yaşanır.” dedi.</p>
<p>Kişinin işine devam ettiğini ve sorumluluklarını yerine getirdiğini aktaran Erol, “Hatta çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmez. Ancak iç dünyada, yapılan işle kurulan duygusal bağ zayıflamış, anlam duygusu aşınmış ve kişinin kendisini işe ait hissetme hali belirgin biçimde azalmıştır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür! </strong></p>
<p>Bu yönüyle sessiz çatlamanın, klasik tükenmişlikten ayrıldığına işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“Tükenmişlikte duygusal bitkinlik, enerji kaybı ve işlevsellikte gözle görülür bir düşüş daha erken dönemde ortaya çıkar. Sessiz istifada ise kişi bilinçli olarak geri çekilir ve minimum çabayla çalışmayı tercih eder. Sessiz çatlamada durum daha belirsizdir; kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür. Sorun davranıştan çok, kişinin yaptığı işle ve bulunduğu ortamla kurduğu içsel bağın giderek kopmasıdır.”</p>
<p><strong>Sessiz çatlamanın temelinde uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlar var! </strong></p>
<p>Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görüldüğünü dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi.</p>
<p>Zihinsel olarak sürekli ‘idare etme’ modunda olmak, otomatikleşmiş bir şekilde çalışmak ve yapılan işten eskisi kadar tatmin olmamak durumlarının yaygın olduğunu kaydeden Erol, “Kişi çoğu zaman neyin yanlış gittiğini tam olarak adlandıramaz; çünkü yaşanan durum tek bir olaydan değil, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslenir. Sessiz çatlamanın dışarıdan fark edilmesinin zor olmasının temel nedeni budur. Bu kişiler genellikle sorumluluklarını aksatmaz, şikâyet etmez ve beklentileri karşılamaya devam eder. Duygularını ifade etmekte zorlanan ya da yük olmamayı öğrenmiş bireylerde süreç daha da görünmez hâle gelir. Bu nedenle çevre tarafından ‘her şey yolunda’ algısı oluşurken, iç dünyada ciddi bir kopuş yaşanıyor olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon ve performans düşer! </strong></p>
<p>Performans açısından bakıldığında, sessiz çatlamanın her zaman doğrudan bir düşüşle ilerlemediğine dikkat çeken Erol, “Çoğu zaman önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon azalır ve ancak daha ileri aşamalarda performans etkilenmeye başlar.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte asıl kaybın, kişinin işe kattığı duygusal yatırım, yaratıcılık ve aidiyet hissi olduğuna değinen Erol, “Bu kayıp sayısal verilerle ölçülmediği için uzun süre gözden kaçabilir. Sessiz çatlamayı tetikleyen etkenler hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ele alınabilir. Bireysel düzeyde sınır koyamama, sürekli sorumluluk alma, onaylanma ihtiyacının yüksek olması ve duyguları bastırma eğilimi öne çıkar. Örgütsel düzeyde ise işverenler tarafından görülmeme hissi, takdir eksikliği, belirsiz beklentiler, psikolojik güvenliğin zayıf olması ve yapılan işin anlam boyutunun göz ardı edilmesi bu süreci besleyebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz çatlamayı kişisel yetersizlik değil, bir uyarı sinyali olarak görmek gerekir! </strong></p>
<p>Sessiz çatlamayla başa çıkabilmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk adım, yaşanan durumu kişisel bir yetersizlik olarak değil, bir uyarı sinyali olarak ele almaktır. Bu noktada; kişi kendi duygusal durumunu fark etmeye ve adlandırmaya çalışmalı, yaptığı işle kendi değerleri arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeli, iş ve özel yaşam sınırlarını daha net hâle getirmeli, duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmalı ve gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmamalı. </p>
<p>Sessiz çatlama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen, hatta kişinin kendisinin bile tam olarak fark edemediği bir süreçtir. Ancak görmezden gelindikçe derinleşir. Bu nedenle erken fark edilmesi, hem bireyin ruhsal sağlığı hem de uzun vadeli işlevselliği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615601</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Avustralya öncü oldu</strong></p>
<p>10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı</strong></p>
<p>Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yasaklama bir çözüm mü?</strong></p>
<p>12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergenlik kırılgan bir dönem</strong></p>
<p>Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var</strong></p>
<p>Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı</strong></p>
<p>Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-cocuklar-icin-yeni-donem-615601">Dijital dünyada çocuklar için yeni dönem!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[danışman]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[mali]]></category>
		<category><![CDATA[müşavir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[sürecin]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, terapi sürecine dair her şey konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854">Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, terapi sürecine dair her şey konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Terapiste olan ihtiyaç gerçek mi, yapay mı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, modern çağda terapinin yalnızca bir tedavi değil, bir yaşam gereksinimi hâline geldiğini belirterek, “Geçenlerde bir anne anlatıyordu; çocuğu terapiste gidiyormuş. ‘Anne, sen de çocukken gittin mi terapiye?’ diye sormuş. Anne de ‘Hayır, hiç gitmedim, ihtiyaç da hissetmedim’ demiş. Bu diyalog günümüzün gerçeğini gösteriyor. Şimdi ergenler bile terapi ihtiyacı hissediyor. Peki bu ihtiyaç gerçek mi, yoksa yapay mı? Tartışmalı bir konu. Modernizm, insanın stres yönetimini zayıflattı. İnsan artık problemlerini çözmekte zorlanıyor, duygusal baskı altında hissediyor. Böyle durumlarda terapi bir zorunluluk hâline geliyor.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüzde terapiye olan ihtiyacın artışını değerlendirerek, “Modern insan artık yalnız, beklentilerini yönetemiyor, ilişkiler yüzeyselleşti. Bu da terapiste yönelimi artırdı. Artık bir mali müşavir, hukuk danışmanı gibi ‘psikolojik danışman’ sahibi olmak modern yaşamın bir gerekliliği hâline geldi.” diye konuştu.</p>
<p>Modern yaşamın insanın stres eşiğini zorladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk çağlarda bir insan aslanla, kaplanla karşılaştığında nabzı yılda birkaç kez 140’a çıkardı. Bugün ise şehir trafiğinde, iş hayatında, her gün nabzı 140’a çıkan insanlar var. Stresörler arttı, beklentiler çoğaldı. İnsan artık her istediğini ihtiyaç zannediyor. Halbuki insanın ihtiyaçları sınırsız değil, istekleri sınırsız. Modern çağ, insanı bu farkı unutturdu.”</p>
<p><strong>Yalnızlık artık küresel bir tehdit hâline geldi</strong></p>
<p>Yalnızlığın artık küresel bir tehdit hâline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, modern insanın “derin bağ” kurma kapasitesini kaybettiğini ifade etti:</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler, küresel ölçekte üç büyük sorun tanımlıyor; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık çağın salgını hâline geldi. İnsan artık çok arkadaş sahibi ama güvenli, derin ilişkiler kuramıyor. Aile içinde bile güvenli bağ kuramayan gençler, bu ilişkiyi terapistle kurmaya çalışıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Klasik terapi yaklaşımları yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktı</strong></p>
<p>Klasik terapi yaklaşımlarının artık yerini “pozitif psikoterapi”ye bıraktığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi değişim ihtiyacı hissediyorsa ama bunu nasıl yapacağını bilmiyorsa, pozitif psikoterapi devreye girer. Bu yaklaşımda patolojiye değil, potansiyele odaklanırız. Kişinin güçlü karakter özelliklerini ortaya çıkarıp, zayıf yönlerini bu kaynaklarla yönetmesini öğretiriz. Bu, yara açmadan iyileştirme yaklaşımıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerin psikoterapiyi dönüştürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyindeki mutlulukla ilgili alanların pozitife odaklı terapilerde daha aktif olduğu görüldü. Negatife odaklı terapiler, kişiyi geçmişe hapsederken; pozitife odaklı olanlar psikolojik bağışıklığı güçlendiriyor. Bu da travmalarla baş etmede daha kalıcı sonuçlar veriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Güven oluşmadan terapi olmaz</strong></p>
<p>Bir terapinin en temel unsurlarından birinin “terapötik ittifak” olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Hiç kimseye anlatamadığı bir şeyi terapistine anlatacak. Eğer terapist geçmişteki danışanlarının isimlerini söylüyorsa, orada güven oluşmaz. Bu, mesleki etik sorunudur. Terapötik ittifak için güven, şeffaflık, samimiyet ve aktif dinleme şarttır. Samimi bir terapist, karşısındaki kişinin beynindeki ayna nöronları harekete geçirir. Bu nedenle güvenin oluştuğu her terapide, duygusal iyileşme çok daha hızlı gerçekleşir.” diye konuştu.</p>
<p>Ayrıca “nonverbal iletişimin” yani mimik, jest ve beden dilinin terapi sürecinde sözcükler kadar önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar sadece sözle değil, duyguyla iletişim kurar. Bazen bir bakış, bir mimik bin kelimeden daha etkilidir. O sıcaklık hissi, terapinin yarısını çözer.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Her terapi kişiye özel</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinin kişiselleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Biz genelde 10 seanslık bir hedefle başlıyoruz. Önce kişilik testleri, ilişki değerlendirme ölçekleri yapıyoruz. Kişinin iç ve dış dünyasını, söylemediklerini projektif testlerle anlamaya çalışıyoruz. Sonra hangi terapi yönteminin uygun olduğuna karar veriyoruz. Tıpkı iyi bir tamircinin çantasında her aletin bulunması gibi, terapistin de araçları farklıdır. Bazen bilişsel davranışçı terapi, bazen nörofeedback, bazen psikanaliz gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Psikiyatrist ve psikologların ekip çalışmasının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanı biyopsikososyal ve spiritüel bir bütün olarak ele almak gerekir. Biyolojik altyapı bozuksa, psikolojik müdahaleler tek başına yeterli olmaz. Bu nedenle ilaç tedavisiyle birlikte terapi planı en ideal sonuçları verir. Terapide amaç sadece yarayı görmek değil, kişinin kendini yeniden inşa etmesine yardımcı olmaktır.” dedi.</p>
<p><strong>“Terapist önyargılarını vestiyere asmalı”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapistin kimlik rollerinden sıyrılıp, danışan karşısında yalnızca “klinis­yen” rolünde olması gerektiğini dile getirerek, “Terapide paylaşılabilecekler var, paylaşılamayacaklar var. Terapistin kişinin özeline, özrüne ve kutsalına saygı duyması gerekir. Mesela birinin kekemeliği olabilir, bu onun özrüdür. Ya da farklı bir alt kültüre mensup olabilir. Terapist bunu hissettirmemeli. Ön yargılarını vestiyere asmalı. Dışarıda anne, baba, eş, iş insanı, hatta politik kimliği olabilir ama terapide sadece klinisyen kimliğiyle bulunmalı. O role giremeyen, kategorik düşünce yapısına sahip olmayan kişi terapi yapamaz. Her vakayı ayrı değerlendirmek gerekir. Bir gün içinde on farklı vaka görebilirsiniz. Önceki vakayı rafa kaldırmadan yeni vakaya odaklanamazsınız. Bu yüzden yazılı not almak çok değerlidir. Danışan, ‘Benim anlattıklarım önemli, terapistim not alıyor’ duygusunu yaşar. O notlar sonraki seanslarda kullanıldığında güven ilişkisi güçlenir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nasihatle terapi aynı değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapiyi nasihatten ayıran temel farkın “yapılandırılmış bir süreç” olması gerektiğini belirterek, “Bazı kişiler nasihat arıyor. Oysa terapi nasihat değildir. Terapi, kişinin ihtiyaçlarına göre yapılandırılmış bir süreçtir. Hedef belirlenir, yol haritası çizilir. Terapist, başlangıçta değerlendirme ölçekleriyle kişinin durumunu ölçer, terapi sonunda da aynı ölçeklerle değişimi gözlemler. Subjektif ve objektif veriler karşılaştırılır. Böylece terapinin somut etkisi izlenir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan akışı değiştiremiyorsa bakışı değiştirmeli</strong></p>
<p>Danışanların büyük bölümünün sorunlarını dış etkenlere bağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Terapiye gelenlerin yüzde 70–80’i problemi dış nedenlere bağlıyor; eşine, topluma, ekonomiye… Oysa insan akışı değiştiremiyorsa bakışını değiştirmelidir. Kişinin psikolojik kaynakları güçlü olsa bile düşünce çarpıtmaları varsa bunları kullanamaz. Zihinsel esneklik kazandırmak terapi sürecinin önemli bir hedefidir. Biz buna ‘kognitif fleksibilite’ diyoruz. Yani sadece A planı değil, B ve C planlarını da görebilmeli insan.”</p>
<p><strong>Ego savaşları ilişkilere zarar veriyor</strong></p>
<p>Aile ve çift terapilerinde sıkça gözlenen durumun “karşı tarafın değişmesini bekleme” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yakın ilişkilerde taraflar genellikle birbirini değiştirmeye çalışıyor. Oysa ‘İlişkimizin geleceği için doğru olan nedir?’ sorusunu sormak gerekir. Çoğu kişi ‘Eşim düzelirse ben de düzelirim’ diyor. Her iki taraf da böyle düşününce ego savaşları başlıyor. Değişim önce kendinden başlamalı. Terapi de bu farkındalığı kazandırmakla başlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Değişim isteğinin terapiye başlamanın en önemli koşulu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi sürekli eşini, patronunu, çevresini anlatıyor ama kendinden hiç bahsetmiyorsa bu kişi değişim istemiyor demektir. O yüzden terapide ilk hedef değişim motivasyonu oluşturmaktır. Terapiste gitmeyi kabul etmek bile yüzde 50 iyileşme anlamına gelir. Çünkü bu bir olgunluk göstergesidir.” dedi.</p>
<p><strong>Terapide rahatlama değil değişim hedeflenir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinde “rahatlama” yerine “değişim” hedefinin altını çizerek, “Bazıları ‘Terapiden çıktım, çok rahatladım’ diyor. Oysa terapinin amacı rahatlama değil, değişimdir. Terapi bir basamak gibidir; kişi her seansta bir adım yukarı çıkmalıdır. Amaç belirlenmeli, bağ kurulmalı ve kişiye ödevler verilmelidir. Bu, terapötik sürecin yapıtaşlarından biridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Terapötik ilişkinin duygusal boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişiler terapisti bir bağlanma nesnesi olarak görür; annesi, eşi ya da hayatındaki eksik rolün yerine koyar. Buna ‘transferans’ diyoruz. Terapist, böyle bir durumda profesyonel sınırlarını korumalı ve gerekiyorsa danışanı başka bir uzmana yönlendirmelidir. Aksi hâlde terapi bozulur.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aile içi ilişkilerdeki güç savaşlarına da değinerek, “Bazı kişiler gerçekten ‘hastayı eden’ kişiler oluyor. Ama kişi izin vermezse kimse onu hasta edemez. Kontrol duygusu yüksek, empati yoksunu bireyler karşı tarafı köleleştirmeye çalışıyor. Bu sürdürülebilir değil. Evliliğin ilk dönemlerinde ‘hayır deme becerisi’ kazandırmak çok önemli. ‘Bunu senin için yapıyorum ama doğru değil’ diyebilmek, ilişkileri dengede tutar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Terapinin nihai amacının kişinin kendine tarafsız bakabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan yaşadığı soruna tarafsız olamıyorsa çözüm üretemez. Hep kendini haklı gören kişi, kendi kör noktasını göremez. Terapide hem danışanın hem terapistin kendi ön yargılarına karşı bağımsız olması gerekir. Gerçek değişim ancak bu farkındalıkla mümkündür.” dedi.</p>
<p><strong>10 seanslık bir terapi almak kişinin kendine yatırımı</strong></p>
<p>Terapiye gitmenin bir “lüks” olarak değil, kişinin ruhsal sağlığına yaptığı orta ve uzun vadeli bir yatırım olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Tabii lüks gibi gözüküyor ama kişi böyle durumlarda kaybedeceği şeyleri düşündüğü zaman, on seanslık bir terapi almak aslında orta-uzun vadeli bir yatırımdır. Bu, ileride birçok hata yapmasını, yalnız kalmasını, depresyona girmesini önler. Her olayı bir travma olarak değil, geliştiren bir deneyim olarak görebilmek mümkündür. Hayatın olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte görebilmeli, ama odağı olumludan yana kurabilmeliyiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kişinin bunu kendi başına başaramadığı durumlarda “bir bilenden yardım almasının son derece insani ve faydalı” olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Hayat yolunda ilerlerken karşına bir engel çıktıysa ve sen aşamıyorsan, danışırsın. Bu konuda yüzlerce hasta görmüş bir uzman, ‘Bu açıdan bak, şöyle yaparsan düzelir’ diyebilir. Eskiden insanlar bu rehberliği bilge kişilerden alırdı, şimdi bunu mesleki formasyon almış terapistler yapıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Terapi sürecinde kültürel uyumun önemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Terapi eğitiminin içinde bile bu vurgulanır: Kişinin kültürünü, kimliğini ve değerlerini bilmek gerekir. Danışan kendi değerlerini anlamayan bir terapistten fayda göremez. Kültürüne uygun terapistle çalışan kişi daha hızlı yol alır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ terapinin süresini kısaltacak ama yerini alamaz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın terapi sürecindeki rolünü değerlendirerek, “Yapay zekâdan faydalanılabilir. Terapiste gitmeden önce kişi yapay zekâya sorular sorabilir, düşüncelerini tartabilir. Bu, seans sayısını azaltabilir. Belki on seansta yapılacak terapi altı seansta tamamlanabilir. Ama yapay zekâ bilinçli bir varlık değildir. Onu terapist yerine koyarsanız sizi yönetir, çocuk gibi yönlendirir. O yüzden alınan bilgileri terapistle birlikte değerlendirmek gerekir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-danisman-mali-musavir-gibi-zorunlu-hale-geldi-611854">Psikolojik danışman, mali müşavir gibi zorunlu hale geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 20:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağımızı]]></category>
		<category><![CDATA[başiskele]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişle]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[koparmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı. “Milletler geçmişleriyle bağlarını kopartırlarsa hafıza kaybı yaşarlar” diyen Başkan Büyükakın, bu bağın kopmaması için her türlü mücadeleyi vereceklerini vurguladı.</p>
<p><b>TARİH KOCAELİ’DE YAŞATILIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir çalışmaya imza attı. Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin talebi doğrultusunda, Başiskele Yeniköy Bayrak Meydanı’nda “Mübadele Anıtı” hayata geçirildi. Hem anıtın tanıtımı hem de mübadelenin yıl dönümü dolayısıyla söz konusu meydanda bir tören düzenlendi.</p>
<p><b>YOĞUN KATILIM SAĞLANDI</b></p>
<p>Törene Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, AK Parti Başiskele İlçe Başkanı Mehmet Başyiğit, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmit Şube Başkanı Yüksel Öztürk, Başiskele Balkan Batı Trakya İlleri Rumeli Türkleri Derneği Başkanı Raşit İlhan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>TOPLUMSAL HAFIZAYA VURGU</b></p>
<p>Yeniköy Camii Merkez Camii İmamı Numan Ayaz’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan törende konuşan Başkan Büyükakın, Mübadele Anıtı’nın taşıdığı anlam ve toplumsal hafızadaki önemine dikkat çekerek, “İnsanlar geçmişle bağlantılarını hafızaları üzerine kurarlar. Milletlerin de hafızası vardır. Milletler geçmişleriyle bağlantılarını kopartırsa hafıza kaybı yaşarlar. Nereden geldiklerini, nereye gittiklerini, amaçlarının ne olduğunu, kim olduklarını, her şeylerini kaybederler. Kültürlerinden kopanlar, tarihlerinden koparlar” dedi.</p>
<p><b>“BATI TRAKYA İLE BAĞ HİÇ KOPMADI”</b></p>
<p>1923 yılında imzalanan anlaşma ile yaklaşık 500 bin Müslüman Türk’ün mübadeleye tabi tutulduğunu hatırlatan Başkan Büyükakın, bölgede kalanlara ise asimilasyon politikasının uzunca bir süredir uygulandığını söyledi. Başkan Büyükakın, “Bugün aslında enteresan bir tarih. 29 Ocak aynı zamanda Milli Direniş ve Dayanışma Günü’nün yıldönümü. Bizim, Batı Trakya ile bağımız hiç kopmadı, temas devam ediyor” dedi.</p>
<p><b>“GEÇMİŞİMİZE BİR GEÇİŞ KAPISI”</b></p>
<p>Başkan Büyükakın sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında kültür emperyalizmi ve bu doğrultuda uygulanan asimilasyon politikaları tam da çağdaş dünyanın mankurtlaştırma politikalarının izdüşümüdür. Bu manada bizim tarihle olan bağımızı, hafızamızı tazeleyecek olan bütün bağlar işte bu köprülerdir. Bu anıta baktığınızda burada bir mermer ve üzerine yazılmış yazılar ve altta bir fotoğraf görmemeniz gerekir. Burası aslında bizim tarihimize, kimliğimize bir geçiş kapısının anıtı olarak orada durmaktadır.</p>
<p><b>“YAPTIĞIM EN ÖNEMLİ HİZMET”</b></p>
<p>Gençlerimiz,  30 Ocak 1923&#8217;te ve sonrasındaki iki yıl boyunca devam eden mübadele sürecinde neler olduğunu görsünler. Bugün kalanlara neler oluyor? Bugün kalanlar için ne yapmamız gerekir, o davamızı nasıl ayakta tutmamız gerekir. İşte bu, onun anıtıdır. Başiskele&#8217;de birçok iş yapıyoruz? Ama bana, ‘Başiskele’ye yaptığın en önemli hizmet nedir?’ diye sorarsanız, size bu anıtı gösteririm.</p>
<p><b>“BU, SADECE BİR ANIT DEĞİL”</b></p>
<p>Köprüler yollar ve diğerlerinin hiçbiri en büyük hizmetler listesinde bunun önünde değildir. Neden? Çünkü bu anıt bizi var eder. Çünkü devlet, bayrak, din ve vatan yoksa geri kalan her şey anlamsızdır. Öyle şeyler vardır ki, onlar yoksa diğer hiçbir şeyin anlamı yoktur. Onun için tarihle bağımızı yeniden kurduğumuz bu tür anıtlar aslında bizim geçmişten yarınlara uzanan köprülerimizdir.</p>
<p><b>“MANEVİ ANLAMI PAHA BİÇİLEMEZ”</b></p>
<p>Belki daha da az ama manevi anlamda paha biçilmez bir eseri buraya kazandırmış olduk. Bu anıt için emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. O yıllarda yollarda hayatını kaybeden ve şehit olan, ondan sonra vatan mücadelesi için veya ondan önce vatan mücadelesi için, bayrak mücadelesi için bu vatan uğruna toprağa düşmüş, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Gazilerimizi, onlardan ahirete irtihal edenleri de bu vesile ile minnetle anıyorum.”</p>
<p><b>ANITA KARANFİLLER BIRAKILDI</b></p>
<p>Dernek başkanlarından Raşit İlhan, Tahir Büyükakın’a derneklere verdiği katkılardan dolayı teşekkür ederek, “Bu anıt bizim çok değerli. Ruhunu yaşatmak için ise bizlere görev düşüyor” dedi. Yüksel Öztürk ise, “Türk kimliği Batı Trakya’da halen tanınmıyor. Bu dava hepimizin davasıdır” dedi. Böylesine güzel bir eserin Başiskele’ye kazandırılmasından memnuniyet duyduğunu belirten Yasin Özlü de yakın zamanda Yeniköy’de mübadeleyi anlatan Göç Müzesi’ni hayata geçireceklerini müjdeledi. Törenin sonunda Başkan Büyükakın ve beraberindekiler, mübadele döneminde hayatını kaybedenler için anıta karanfil bıraktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklı]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor! </strong></p>
<p>Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.</p>
<p>Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!</strong></p>
<p>Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor! </strong></p>
<p>Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”</p>
<p><strong>Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar! </strong></p>
<p>İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.</p>
<p>Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur! </strong></p>
<p>Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung, CES 2026&#8217;da FAST yayınlarının, içerik üreticilerinin ve canlı deneyimlerin Televizyonun geleceğine etkisini ele aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-ces-2026da-fast-yayinlarinin-icerik-ureticilerinin-ve-canli-deneyimlerin-televizyonun-gelecegine-etkisini-ele-aldi-604061</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 11:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Başkan Yardımcısı]]></category>
		<category><![CDATA[ces]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimle]]></category>
		<category><![CDATA[fast]]></category>
		<category><![CDATA[geniş]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<category><![CDATA[platform]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[üreticilerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yayınlarının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Samsung Electronics CES 2026'daki Tech Forum panel serisinin bir parçası olarak “FAST Forward: Yeni Akış Modelleri Yeni Nesil TV'yi Nasıl Şekillendiriyor” başlıklı bir panel düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-ces-2026da-fast-yayinlarinin-icerik-ureticilerinin-ve-canli-deneyimlerin-televizyonun-gelecegine-etkisini-ele-aldi-604061">Samsung, CES 2026&#8217;da FAST yayınlarının, içerik üreticilerinin ve canlı deneyimlerin Televizyonun geleceğine etkisini ele aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Samsung Electronics CES 2026&#8217;daki Tech Forum panel serisinin bir parçası olarak “FAST Forward: Yeni Akış Modelleri Yeni Nesil TV&#8217;yi Nasıl Şekillendiriyor” başlıklı bir panel düzenledi. Nevada Las Vegas&#8217;taki The Wynn&#8217;de düzenlenen panel, eğlence ve medya sektörünün liderlerini bir araya getirdi. Panelde, video akışın evrimi ve ücretsiz reklam destekli televizyon (FAST/free-ad-supported television) yayınlarının hızlı yükselişi ele alındı.</p>
<p>Oturumda, günümüzün hızla değişen tüketici davranışları ve tercihlerinin yanında teknolojiyle ve gelir getiren modellerle içeriklerin dönüşümü arasındaki ilişki vurgulandı. Ayrıca, içerik üreticilerinin birer stüdyoya dönüşen rolü ile etkileşimli ve pasif izlemeyi aktif katılımdan uzaklaştırma konusunda canlı deneyimlerin hızlandırıcı konumu da oturumda ele alındı.</p>
<p>The Ankler kanalından Natalie Jarvey&#8217;in moderatörlüğünü üstlendiği panelde Samsung TV Plus Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Global Başkanı Salek Brodsky, Smosh CEO&#8217;su Alessandra Catanese ve NBCUniversal Global TV Distribution ABD Satış ve Dağıtımdan Sorumlu Başkan Yardımcısı Bruce Casino yer aldı.</p>
<p><strong>İzleyiciler yeni tercihleri değerlendiriyor ve FAST yayınları ivme kazanıyor</strong></p>
<p>Panel, TV izleyicilerinin abonelik işlemleriyle uğraştığı ve parçalara bölünmüş yayın ortamıyla boğuştuğu bir ortamda, FAST yayınlarının televizyona sadeliği ve değeri nasıl geri kazandırdığına odaklandı. Bu konuda sorunları çözmek üzere geliştirilen Samsung TV Plus platformu, konuşmanın odak noktası oldu. Platform, yüzlerce canlı ve isteğe bağlı izlenebilen global kanalı, Samsung TV&#8217;ler ve cihazlar üzerinden, tek noktadan, ücretsiz ve kolay erişilebilir bir deneyimle sunuyor.</p>
<p>Günümüzde televizyon deneyiminin izleyici için sıklıkla çok zahmetli bir iş olarak görüldüğünü belirten Samsung TV Plus Kıdemli Başkan Yardımcısı Brodsky, “Samsung TV Plus ile amacımız, televizyon izlemeyi yeniden kolaylaştırmak ve doğrudan keşif gücünü, zahmetsiz, özenle hazırlanmış ve gerçekten izleyiciyi değerli hissettiren modern ve bağlantılı bir deneyimle birleştirmek” dedi. </p>
<p>Panelistler, FAST yayınlarının video akış ekosisteminin temel bir parçası haline geldiğini, abonelik ve geleneksel modelleri birleştirdiğini, aynı zamanda büyük ölçekte kaliteli ve kanıtlanmış programlar sunduğunu vurguladı. Samsung TV Plus bu başarıyı, izleme deneyimini zenginleştiren ve kullanıcılara sadece bulundukları yerde değil olmak istedikleri yerde de sunulan deneyimlerle kazandı.</p>
<p><strong>Video Akış Ekosistemi, hibrit modellerle yeniden tanımlanıyor</strong></p>
<p>Panelistler, video akışı tüketme evriminin, geleneksel modellerin değişiminden çok, izleyicilerin içeriklerle kurduğu etkileşimin artmasıyla ilgili olduğunu savundu. FAST yayınları, abonelikler ve doğrusal yayın modelleri giderek daha fazla ortak işler yapıyor. Böylece stüdyolar, tescilli franchise ürünlerinin ömrünü uzatıyor, yeni izleyicilere ulaşıyor ve performanstan ödün vermeden ek değer yaratıyor. Verileri, izleyici davranışlarını ve onlarca yıllık içerik bilgilerini kullanan medya şirketleri, mevcut içerik kanallarını tamamlamak, daha dayanıklı ve çeşitlendirilmiş bir ekosistem oluşturmak için FAST yayınlarından faydalanıyor.</p>
<p>NBCUniversal&#8217;ın tüm platformlarda güçlü bir performans sürdürmesini destekleyen bu yaklaşımın FAST izleyicilerine hem klasik hem de çağdaş içerikler sunduğunu belirten NBCUniversal Başkan Yardımcısı Bruce Casino, “FAST yayınları, geleneksel yayının yerini almıyor, aksine genişletiyor. FAST sayesinde, birden fazla yerde gösterilen harika içeriklerin birbirini yok etmek yerine artan bir değer yarattığını görüyoruz. Bu değer, franchise&#8217;ların FAST yayınlarında, video akışında ve doğrusal kanallarda gelişmesine imkan tanıyor” dedi.</p>
<p><strong>İçerik üreticileri yeni yapım stüdyolarına dönüşüyor</strong></p>
<p>Panelde ayrıca tüketici alışkanlıklarının ve televizyon platformlarının değişen yapısı nedeniyle içerik üreticilerinin geniş bir kitleye ulaşmak için artık köklü stüdyolarla çalışmak zorunda olmadıklarına da vurgu yapıldı. İçerikler sosyal platformlardan oturma odalarına yayıldıkça, FAST yayınları dijital kültür ile geleneksel TV arasında köprü kurmaya yardımcı oluyor ve içeriklerin prodüksiyon kalitesini artırıyor.</p>
<p>Samsung TV Plus, içerik üreticilerin dijital odaklı markalardan tam teşekküllü televizyon stüdyolarına dönüşmesine yardımcı olan bir platform olarak öne çıkıyor. Bu dönüşüm, erişimin artmasına, yeni gelir fırsatlarının ortaya çıkmasına ve içeriklerin daha geniş global kitlelere sunulmasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Skeç komedi ve doğaçlama kolektifi Smosh, dijital odaklı başlayıp TV stüdyosuna dönüşen markaların en bilindik örneklerinden biri. Samsung TV Plus üzerinden FAST kanalını başlatan Smosh, halihazırdaki sadık hayranlarıyla olan bağını güçlendirdi ve çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı başardı. Bu gelişme sayesinde Smosh, uzun vadeli büyümesini artırdı.</p>
<p>Smosh CEO&#8217;su Alessandra Catanese, paneldeki konuşmasında “Samsung TV Plus ile iş birliği yapmak, içerik üretiminde kalitemizi yükseltmemizi ve Smosh markasının geleceğine yatırım yapmamızı sağladı. Daha geniş kitlelere ulaşmamıza yardımcı olan Samsung TV Plus, içeriklerimizi şirket olarak hedeflediğimiz yönde destekleyen ve birinci sınıf bir ortamda konumlandırmamızı sağlayan doğru platform oldu” dedi.</p>
<p><strong>Canlı ve etkileşimli deneyimler izleyici katılımını artırıyor</strong></p>
<p>Panelistler, isteğe bağlı izleme imkanı sunan kanalların yanında, konserler ve etkileşimle sürdürülen içerikler gibi canlı programların, izleyicilerin aktif olarak katıldığı ortak anları nasıl yarattığını ve televizyon deneyimini nasıl yeniden şekillendirdiğini de ele aldı.</p>
<p>Senkronize prömiyer yayınlar ve gerçek zamanlı katılım gibi yeniliklere imkan tanıyan teknolojiler, televizyonu pasif bir etkinlikten çıkarıp etkileşimli bir deneyime dönüştürüyor. Bu gelişmeler, izleyicileri organik bir şekilde bir araya getirerek bağ kurma, heyecan ve aidiyet duygularını besliyor. Panelistler, televizyonun geleceğinin esnekliği, kültürel bağlantı kurmayı ve sadece tüketimi değil katılımı teşvik eden deneyimlerle şekilleneceği konusunda hemfikir oldu.</p>
<p>Kültürel bağlar kuran ve insanları bir araya getiren özgün içeriklerin en önemli konu olduğunu belirten Samsung TV Plus Kıdemli Başkan Yardımcısı Brodsky, bu nedenle, televizyonun her zaman evlerin merkezi olduğunu insanlara hatırlatan canlı etkinliklere, içerik üreticilerinin programlarına ve etkileşimli formatlara yatırım yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Video akış teknolojileri gelişmeye devam ederken, Samsung, içerik üreticilerine ve izleyicilere değer sunan, reklam verenlere daha büyük ölçek kazandıran bir TV ekosistemi oluşturmaya odaklanıyor. 2026 ve sonrasında televizyonun neye dönüşeceğini bu gelişmeler belirleyecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-ces-2026da-fast-yayinlarinin-icerik-ureticilerinin-ve-canli-deneyimlerin-televizyonun-gelecegine-etkisini-ele-aldi-604061">Samsung, CES 2026&#8217;da FAST yayınlarının, içerik üreticilerinin ve canlı deneyimlerin Televizyonun geleceğine etkisini ele aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsung, daha akıllı ve daha çok cihazla uyumlu yeni tasarımlarla 2026 ses ekosistemini genişletiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/samsung-daha-akilli-ve-daha-cok-cihazla-uyumlu-yeni-tasarimlarla-2026-ses-ekosistemini-genisletiyor-603466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 12:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[cihazla]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[hoparlör]]></category>
		<category><![CDATA[kanal]]></category>
		<category><![CDATA[Music Studio]]></category>
		<category><![CDATA[samsung]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[soundbar]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımlarla]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[uyumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soundbar ürünlerinde son 11 yıldır dünya lideri Samsung Electronics, 2026 model ses ürünleri serisini tanıttı ve evlere yönelik ses deneyiminde yeni bir sayfa açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-daha-akilli-ve-daha-cok-cihazla-uyumlu-yeni-tasarimlarla-2026-ses-ekosistemini-genisletiyor-603466">Samsung, daha akıllı ve daha çok cihazla uyumlu yeni tasarımlarla 2026 ses ekosistemini genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soundbar ürünlerinde son 11 yıldır dünya lideri Samsung Electronics, 2026 model ses ürünleri serisini tanıttı ve evlere yönelik ses deneyiminde yeni bir sayfa açtı. Genişleyen ürün yelpazesi, 6-9 Ocak tarihleri arasında Nevada Las Vegas&#8217;ta düzenlenecek olan CES 2026&#8217;da tanıtılacak. Yeni nesil soundbar’lar ve WiFi özellikli hoparlörlerden oluşan ürünler, daha zengin deneyimler, daha net sesler ve daha uyumlu çoklu cihaz performansı sunuyor. Samsung Electronics Görsel Ekran İş Birimi Başkan Yardımcısı Hun Lee, “On yılı aşkın bir zamandan beri Samsung, gelişmiş akustik, akıllı özellikler ve ince düşünülmüş tasarımlarla ev ses sistemlerinin gelişimine yön veriyor. Her âna ve tüm alanlara yönelik zengin ve etkileyici performanslar sunmak üzere tasarlanan yeni nesil ses cihazlarıyla bu mirası sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Sinematik ses Samsung Q Serisi Soundbar&#8217;la </strong></p>
<p>Samsung&#8217;un 2026 Q Serisi soundbar&#8217;ları, modern evler için sinematik sesleri yeniden yorumluyor, farklı oda boyutları ve dinleme tercihlerine yönelik daha zengin deneyimler sunuyor. Samsung&#8217;un şimdiye kadarki en sürükleyici soundbar deneyimini sunan en yeni amiral gemisi soundbar modeli HW-Q990H’de Sound Elevation teknolojisi ilk kez kullanılarak diyaloglar ekranın ortasına taşındı ve daha doğal bir ses deneyimi elde edildi. Kanallar ve içerikler arasında ses seviyesinin tutarlı olmasını sağlayan soundbar, yine ilk kez tanıtılan Auto Volume özelliğiyle daha yumuşak ve dengeli bir dinleme deneyimi sunuyor. Soundbar’daki 11.1.4 kanallı sistem, 7.0.2 ana bar, 4.0.2 arka hoparlör ve tasarrufu sağlarken güçlü baslar vermesi için geliştirilen 8 inçlik çift sürücülü kompakt aktif subwoofer&#8217;ı bir araya getiriyor. Yukarı yönlü kanallar ve yeni nesil yapay zekâ destekli ayarlama özelliği, ses alanını daha da genişleterek profesyonel ev sinema sistemi ölçeğinde ses sunuyor.</p>
<p>2026 serisine yeni eklenen Samsung All-in-One Soundbar (HW-QS90H), performans ile çok yönlü estetik kullanımı bir araya getiriyor. Ürünün Convertible Fit tasarımı hem duvara montajı hem de masa üstünde kullanımı desteklerken dahili jiroskop sensörü ise kanal dağıtımını konumlandırmaya göre otomatik olarak uyarlıyor. Geniş aralıklı dokuz hoparlörle birlikte 13 sürücüye sahip 7.1.2 kanallı sistem ve dahili Quad Bass Woofer, ek bir subwoofer ünitesine gerek kalmadan derin baslar sunuyor.</p>
<p><strong>Music Studio Serisi: İkonik nokta tasarımı ve etkileyici ses</strong></p>
<p>Daha güçlü bir entegre ekosistem oluşturma hedefiyle Samsung, “Music Studio 5” ve “Music Studio 7”den oluşan iki yeni Wi-Fi özellikli hoparlör tanıttı. Ses sistemi kombinasyonu imkanlarını artıran ve görsel-işitsel deneyimi sıra dışı bir seviyeye çıkaran yeni modeller, daha zengin ses deneyimleri sunuyor ve kullanıcıların mekanlarıyla estetik uyumunu güçlendiriyor. Kullanıcılar böylece daha iyi bir ses ortamının keyfini çıkarıyor. Her model, ünlü tasarımcı Erwan Bouroullec&#8217;in, müziğin ve sanatın evrensel bir sembolünden ilham alan ve Samsung&#8217;un kendine özgü estetiğine dayanan zamansız nokta konseptini paylaşıyor.</p>
<p>Serinin en sarmalayıcı modeli Music Studio 7 (LS70H), sol, ön, sağ ve üstten ses veren hoparlörleriyle sağladığı 3.1.1 kanallı uzamsal sesiyle doğal bir 3D deneyimi sunuyor. Samsung&#8217;un Audio Lab Pattern Control teknolojisi sinyal çakışmalarını azaltarak daha net ses hizalanması sağlarken, AI Dynamic Bass Control en az bozulmayla derin baslar sunuyor, Hi-Resolution Audio ise 24 bit/96 kHz&#8217;e kadar ses işleyebiliyor. Bunlara ek olarak süper tweeter, frekans aralığını 35 kHz&#8217;e kadar genişletebiliyor ve müzikal detayları daha da zenginleştirebiliyor. Siyah ve beyaz renk seçenekleriyle sunulan Music Studio 7, bağımsız bir sarmalayıcı hoparlör olarak kullanılabiliyor, Q-Symphony aracılığıyla ek ünitelerle veya Samsung TV&#8217;lerle eşleştirilerek daha geniş bir stereo ortamına veya full surround ses kurulumuna imkan tanıyor.</p>
<p>Estetik uyumun ses kadar önemli olduğu evler için geliştirilen Music Studio 5 (LS50H), sanat galerilerinden ilham alarak iç mekanları tamamlayan ve güzelleştiren daha küçük bir forma sahip. Ses ayarları Samsung Audio Lab tarafından yapılan Music Studio 5, net ve dengeli sesler için 4 inçlik woofer ve dahili dalga kılavuzu bulunan çift tweeter’a sahip. AI Dynamic Bass Control özelliği düşük frekansları bozulma olmadan derinleştirirken Wi-Fi yayın, akış hizmetleri, sesle kontrol ve Samsung Seamless Codec kullanan Bluetooth özellikleri ise akıllı bağlantı sağlıyor.</p>
<p><strong>Daha akıllı, bağlantılı ve sarmalayıcı ses deneyimi</strong></p>
<p>Samsung, Kaliforniya&#8217;daki Samsung Audio Lab liderliğinde sürdürdüğü mühendislikte mükemmelliğine olan bağlılığıyla, 11 yıl üst üste soundbar ürünlerinde dünya liderliğini koruyor. Bu başarı, Samsung&#8217;un 2026 ürün yelpazesinin her parçasını şekillendirerek gelişmiş akustiğin, amaca yönelik tasarımın ve akıllı bağlantı özelliklerinin bir arada sunulmasını sağlıyor. Samsung, 2026 yılında Q-Symphony özelliğini diğer cihazlarla daha da uyumlu hale getiriyor. Q-Symphony, Samsung TV&#8217;lerin, soundbar&#8217;ların ve Wi-Fi özellikli hoparlörlerin tek bir ses ekosistemi olarak çalışmasını sağlıyor. Kullanıcıların Samsung TV&#8217;leriyle beş adede kadar ses cihazını eşleştirebilmesine imkan tanıyan Q-Symphony, oda düzenini ve cihazların konumunu analiz ederek kanal dağılımını optimize ediyor. Böylece kullanıcılar, kendilerini sahnenin ortasında gibi hissediyor, daha net diyalogların ve daha detaylı surround seslerin keyfini çıkarıyor.</p>
<p>Ayrıca, Wi-Fi bağlantısı ve SmartThings uygulaması sayesinde kullanıcılar, tek bir sezgisel arayüz üzerinden ses ayarlarını kontrol edebiliyor, grup çalma işlemini yönetebiliyor, müzik akışına ve sesli asistan özelliklerine erişebiliyor. Anlık müzik kontrollerine imkan tanıyan SmartThings, bağlı bir mobil cihazdan içerik dinlemeyi başlatmayı ve çalma ayarları yapmayı kolaylaştırıyor.</p>
<p>Samsung&#8217;un ses ürün yelpazesi, 2025 yılının sonlarında tanıtılan yepyeni Sound Tower (ST50F ve ST40F) ürünlerini de içeriyor. Bu ürünler, Music Studio ve Soundbar ailelerini tamamlayan güçlü dış mekan ve sosyal dinleme deneyimleri sunuyor. Akustiği, tasarımı ve akıllı özellikleri bir araya getirerek Samsung&#8217;un ev ses sistemlerinde sürdürdüğü başarıyı yansıtan bu inovasyonlar, zahmetsiz, etkileyici ve derin bağ kurma hissi veren ses deneyimleri yaşatıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/samsung-daha-akilli-ve-daha-cok-cihazla-uyumlu-yeni-tasarimlarla-2026-ses-ekosistemini-genisletiyor-603466">Samsung, daha akıllı ve daha çok cihazla uyumlu yeni tasarımlarla 2026 ses ekosistemini genişletiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Düztaban]]></category>
		<category><![CDATA[düztabanlığın]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bebekler doğuştan düztabandır</strong></p>
<p>Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Ayak kemeri gelişmezse</strong></p>
<p>Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur.  Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Düztabanlığın 2 çeşidi var</strong></p>
<p>Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. </p>
<p><strong>Esnek düztabanlık</strong>: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet yaratmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir.</p>
<p><strong>Sert düztabanlık:</strong> İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır.</p>
<p>Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir;</p>
<ol>
<li>Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde</li>
<li>Hareketle artan ayak ağrısı</li>
<li>Ayak bileği şişmesi</li>
<li>Sıkı topuk bağları</li>
</ol>
<p><strong>Riski artıran nedenlere dikkat!</strong></p>
<p>Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır;</p>
<ul>
<li>Obezite</li>
<li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Romatizmal eklem iltihabı</li>
<li>Ayak veya ayak bileği yaralanmaları</li>
<li>Yaşlanmanın etkisi</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis önemli</strong></p>
<p>Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır.  Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.v</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın matbaa ve elektrik gibi insanlık üzerinde büyük bir etki yaratmaya başladığını, günlük yaşantının hızla vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, yapay zekanın nötr bir araç olduğunu, kullanım amacına göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve &#8220;Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin, yoksa birisini öldürürsün. Aynı etkiyi yapay zeka yapıyor.&#8221; Dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın potansiyel tehlikeleri ve nörolojik etkileri</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönlerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, özellikle psikolojik alanda yapay zeka kullanımının risklerini dile getirdi.</p>
<p>&#8220;Yapay zekayı psikolog gibi alıp onlara soru sorup onunla rahatlarsanız bu sizi intihara bile götürebilir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, intihar eğilimi olan bir kişinin yapay zekadan yüksek köprüler hakkında bilgi istemesi örneğini vererek, yapay zekanın niyeti okuyamadığı için yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanlardaki empatik algılama, duygusal okuryazarlık, sosyal ipuçlarını okuma ve soyut düşünme gibi becerilere sahip olmadığını ifade ederek, beyindeki ayna nöronlarının bu tür becerilerde kritik rol oynadığını ve otizm tanısında kullanılan Zihin Teorisi testlerinin yapay zekanın bu eksikliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu yetersizliği nedeniyle psikolojik olarak kırılgan bireylerde zihinsel yanılgılara ve patlamalara yol açabileceğini, hatta &#8220;yapay zeka psikozları&#8221; vakalarının yayınlandığını aktardı.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık ve dopamin tuzağı</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir diğer tehlikeli yönünün dijital bağımlılık olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki dopamin hormonunun rolüne dikkat çekti ve dopaminin &#8220;arzu hormonu&#8221; olduğunu, dijital oyunlar veya yapay zeka kullanımı sırasında dopamin salgılanmasının kişide sürekli bir &#8220;kaydırma etkisi&#8221; oluşturduğunu söyledi. Bu durumun, dopaminin sürdürülebilirlik tuzağına yol açarak kişinin haz alma eşiğini yükselttiğini ve daha çok harcama yapma veya daha çok ilgi gösterme ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kumar bağımlılığındaki artışın sebeplerinden birinin de bu dopamin birikimi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Yapay zeka bir araç olarak kullanılmalı, insan yerine geçmemeli</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir araç olarak kullanılması asla insanın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın sunduğu bilgilerin mutlaka bir klinisyen veya uzman tarafından doğrulanması gerektiğini, aksi takdirde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekanın empati, niyet okuma ve duygusal rezonans yeteneklerinin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanın hayal dünyasını geçici bir gerçeklik gibi algılamasına neden olabileceğini ve beynin gerçeklik test eden ağını devre dışı bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka konusunda &#8220;direksiyonda biz olursak korkmayalım, ama direksiyonu yapay zekaya kaptırırsak bu bizi şizofreniye sürükleyebilir, yanlış kararlar verdirebilir&#8221; diyerek, bunun bir &#8220;dijital afyon&#8221; haline gelebileceği uyarısında bulundu ve duygusal yönünü kontrol edebilen kişilerin yapay zekanın tuzaklarına düşmeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yapay zekaya kendini kaptıran kişiler falcılara inanmış gibi hatalara düşebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini ve potansiyel tehlikelerini değerlendirerek, yapay zekanın insanda &#8220;uçma duygusu&#8221;, sahte bir rahatlık hissi verdiğini ve bireyleri rüya aleminde gibi hissettirdiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekaya kendini kaptıran kişilerin rüyalarına veya falcılara inanmış gibi hatalara düşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zeka gerçekliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan yaşamında fiziksel, hayal ve rüya gerçekliklerinin yanı sıra, &#8220;yapay zeka gerçekliği&#8221; adını verdiği dördüncü bir gerçekliğin ortaya çıktığını ifade ederek, bu sanal gerçekliğin artık zihinlerde çok ciddi bir şekilde tasarlanabildiğini ve sorgulamadan bu gerçekliğe inanmanın falcıya inanmak gibi büyük hatalara yol açabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yankı odası yanılgısı ve yalnızlık paradoksu</strong></p>
<p>Yapay zekanın &#8220;yankı odası yanılgısı&#8221;na dikkat çeken Tarhan, bireylerin dijital ortamda kendi yankılarıyla konuşur gibi yalnızlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;yalnızlık paradoksu&#8221; nu ortaya çıkardığını, insanların çok sayıda yüzeysel arkadaşa sahip olmasına rağmen derin ve anlamlı ilişkilerden yoksun kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dikkat katili ve zaman tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın &#8220;dikkat katili&#8221; olduğunu, insanları aynı anda çoklu görevlere yönlendirerek derinleşmeyi engellediğini ifade etti. Beynin kalıcı öğrenmeyi odaklanarak ve derinleşerek gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu süreci bozduğunu söyledi. Ayrıca, yapay zekanın &#8220;zaman tuzağı&#8221;nı beraberinde getirdiğini belirten Tarhan, dijital platformların özellikle çocuklar ve gençler için özgürlük değil, esaret anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yapay kimlik ve duygusal zeka eksikliği</strong></p>
<p>Yapay zekanın yeni kimlikler inşa ettirdiğini ve kontrolü yapay zekaya kaptıranların geleceğinin tehlikeli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, duygusal zekanın kişinin kendi duygularını ve karşı tarafın duygularını anlama becerisiyle ilgili olduğunu, yapay zekada bu empatik yeteneğin bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>İnsan ilişkilerinde iletişimin yüzde 80&#8217;inin sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğini, yapay zekanın ise sadece bilgi aktarımı yaparak iletişimin yüzde 20&#8217;lik kısmını kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ses tonu, mimikler, jestler gibi non-verbal unsurların duygusal aktarımda kritik rol oynadığını ve yapay zekanın bu alanda yetersiz olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital platformlar &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; i ortaya çıkarabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka ve dijital platformların &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; ortaya çıkarabileceği uyarısında bulunarak, yapay zekaya aşırı bağımlı kişilerin duygusal ve sosyal iletişim kuramadıkları için otistik bireyler gibi tek bir alanda süperleşebileceklerini, ancak sosyal hayatta yalnız kalacaklarını ifade etti.</p>
<p>Kuşkucu ve paranoid eğilimi olan kişilerin yapay zekaya karşı duydukları korkuya da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital platformlara girilen her bilginin kalıcı olduğunu ve &#8220;dijital iz&#8221; bırakarak ileride kişinin karşısına çıkabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız küresel bir olgu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın günümüzün küresel sorunlarından biri olduğunu belirterek, yapay zekanın yanlış kullanımının bu yalnızlığı derinleştirebileceğini vurguladı ve “Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız olarak küresel bir olgu. Buna zayıf bağ etkisi deniyor. İnsan, nörobiyolojik olarak ilişki kurmazsa çatlar; çünkü ilişki kurma, yalnızlığı giderme ihtiyacı biyolojik bir gereksinimdir. Günümüzde birçok kişi bu ihtiyacı dijital alanlarda karşılamaya çalışıyor ama bu sahte bir doyum sağlıyor. Çok sayıda arkadaşlık varmış gibi görünüyor fakat derin ve anlamlı bağlar yok. Bu durumda temel güven duygusu oluşmuyor, kaygı artıyor, yalnızlık ve depresyon kaçınılmaz hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekaya aşırı maruziyet insanı yalnızlık tuzağına sokuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, stresin kişiden kişiye farklı sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Stres altında bazı kişilerde serotonin azalır ve depresyon gelişir. Kimilerinde ise hedef organ midedir; gastrit, ülser çıkar. Başkasında cilt sorunları başlar. Bu farklılık genetik polimorfizme bağlıdır. Ayrıca epigenetik öğrenmeler, yani çevreden gelen etkiler de gen ifadesini değiştirerek kişiyi savunmasız hale getirebilir. Yapay zekaya aşırı maruz kalmak, alışkanlık haline geldiğinde otomatikleşir ve insanı yalnızlık tuzağına sokar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın insanı köleleştirmemesi için “dozaj” vurgusu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Yılan zehirdir ama aynı zamanda ilaçtır. Dozunda kullanılırsa faydalıdır, fazla kullanılırsa zehirler. Yapay zekâ da aynıdır. Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırır, yanlış amaçlarla kullanıldığında ise kişiyi zehirler. Bütün mesele insanın iç disiplinine sahip olması ve kendi duygularını yönetebilmesidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Onaylanma ihtiyacının insanın biyolojik zaaflarından biri olduğuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın kendini sergileme, güzele ilgi duyma, güçlü olma ve sonsuzluk arayışı gibi dört temel biyolojik dürtüsü vardır. Bu dürtüler onaylanma ihtiyacını doğurur. Ancak bu ihtiyaç yanlış kullanıldığında tehdit haline dönüşür. Amerikan Psikoloji Birliği, günde üçten fazla ‘ego tatmini’ paylaşımını narsisizm açısından riskli kabul ediyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka kişiye özel tedavide önemli katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında sunduğu avantajlara da değinen ve kişiye özel tedavilerde önemli bir katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi olarak yapay zeka ile beyin sinyalleri, nörogörüntüleme kayıtları gibi verileri değerlendirip tanıyı kolaylaştırıcı sistemlerin patentini aldık. Bu sayede hata ihtimali azalıyor. Buna precision medicine yani kişiye özel, hassas tıp deniyor. Yapay zeka burada hekimlere ciddi bir destek sunuyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ kullanımında son sözün insanda olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ insanın etiketlenmesini azaltabilir, tedavi örneklerini görerek umut duygusunu artırabilir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Direksiyonda ben olacağım, yapay zekâ değil. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda bize hedefimize gitmeyi kolaylaştıran bir teknoloji harikası olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alınan bilgileri muhakkak doğrulamak gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın kullanımında en büyük riskin doğrulanmamış bilgi ve etik standartların göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Yapay zekayı kullanacaksınız ama aldığınız bilgileri muhakkak konfirme etmek gerekiyor. Yani doğrulamak gerekiyor. Başka bir şekilde ters sorularla tekrar sorgulamakta fayda var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>22 yaş dönemi kritik eşik</strong></p>
<p>Gençlerin yapay zekâ karşısında daha kırılgan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, beyin gelişim sürecini hatırlatarak şunları söyledi:</p>
<p>“Çocukluk 18 yaşında yasal olarak bitmiş kabul edilse de beynin sol beyin (rasyonel), sağ beyin (emosyonel) ve ön beyin (yürütücü) bütünlüğü genellikle 22 yaşında tamamlanıyor. Bu döneme olgunluk dönemi denir. 22 yaşına kadar kişiler doğru analiz ve karar verme altyapısında risk altındadır. 22 yaşın üzerinde olup tecrübe birikimine sahip olanlar daha az risk taşır. Yalnız kişiler, depresyondakiler, kaygılılar, aceleci-sabırsızlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanlar ise yapay zekayla ilişkilerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü duygu regülasyonu yapamayan, sosyal ilişki regülasyonu kuramayan bireyler, yapay zekayı yanlış bir danışman gibi kullanarak hatalı kararlar verebilir.”</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı olmazsa tehlike büyük</strong></p>
<p>Yapay zekada etik kullanımın en çok teknoloji şirketlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji firmaları kârı maksimize etmeye göre hareket ederse, etik standartları göz ardı ederse insanlık için büyük tehlike vardır. Muhakkak algoritma şeffaflığı gerekiyor. Gizli algoritmalarla kişiler yönlendirildiğinde en büyük risk ortaya çıkıyor. Şu anda küresel ölçekte bu konuda regülasyon yok ama er geç olacak, olmak zorunda. Çünkü algoritmalar şeffaf değilse insanları yanlış yönlendirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka ödev yapmasın</strong></p>
<p>Üniversite senatosunda yapay zeka konusunu gündeme aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimdeki yaklaşımı şöyle aktardı:</p>
<p>“Yapay zekanın yasaklanmasını yasaklayalım dedik. Çünkü yapay zeka hayatımıza girdi. Öğrenci yapay zekadan bilgi alabilir ama kendi yorumunu katarak sunmalıdır. Hocalar da bu alanda kendini geliştirmelidir. Yapay zeka roman yazamaz ama bir taslak verebilir, asist edebilir. Eğer öğrenci yapay zekadan aldığı bilgiyi kendi düşünceleriyle geliştirirse, bu hem intihali önler hem de öğrenmeyi kolaylaştırır.”</p>
<p><strong>Asistan olmalı, kaptan olmamalı!</strong></p>
<p>Yapay zekanın rolüne değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zeka bizim asistanımız olmalı kaptanımız olmamalı. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda hedefimize gitmeyi kolaylaştırır ama direksiyon her zaman insanda olmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın Yıllar Yaşam Merkezi&#8217;nde &#8216;Birlikte Güzel Yaş Almak&#8217; semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/altin-yillar-yasam-merkezinde-birlikte-guzel-yas-almak-semineri-600662</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin 50 yaş üstü vatandaşlara yönelik hizmet veren Altın Yıllar Yaşam Merkezi’nde “Birlikte Güzel Yaş Almak: Sosyalleşmenin Ruh Sağlığına Etkisi” konulu seminer düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/altin-yillar-yasam-merkezinde-birlikte-guzel-yas-almak-semineri-600662">Altın Yıllar Yaşam Merkezi&#8217;nde &#8216;Birlikte Güzel Yaş Almak&#8217; semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nin 50 yaş üstü vatandaşlara yönelik hizmet veren Altın Yıllar Yaşam Merkezi’nde “Birlikte Güzel Yaş Almak: Sosyalleşmenin Ruh Sağlığına Etkisi” konulu seminer düzenlendi. Seminer, Maltepe Belediyesi’nin toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik hizmete açtığı Sosyal Etkileşim ve Destek Merkezi’nce (SEDEM) verildi. Sosyal Hizmet Uzmanı ve Aile Danışmanı Güliz Gökkaya, sosyal bağ, yalnızlık, sosyal izolasyon ve anlamlı bağ farkını anlatarak  kalabalık içinde de yalnız hissedilebileceğini, farkı yaratan şeyin anlamlı bağ olduğunu söyledi. Sosyal bağların önemini aktaran Gökkaya “Duygular paylaşıldığında yük hafifler. Gün içinde küçük temaslar bile modu yükseltebilir. Bağ kurmak zor günlerde tutunacak bir bağ olur.  Duygu paylaşımı, beynin tehdit algısını yatıştıran ve duyguyu düzenlemeyi kolaylaştıran sosyal bir mekanizma olarak anlatılır. ‘Biri beni anlıyor’ hissi bedeni de rahatlatır.” şeklinde konuştu.  İyi ilişkinin güven, denge, saygı ve düzen temelleri üzerine kurulduğunu aktaran Gökkaya, arkadaşlık, topluluk hissi ve paylaşma konularına değindi. Seminer, günlük hayata uygun önerilerin katılımcılar ile paylaşılması ve soruların yanıtlanmasının ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/altin-yillar-yasam-merkezinde-birlikte-guzel-yas-almak-semineri-600662">Altın Yıllar Yaşam Merkezi&#8217;nde &#8216;Birlikte Güzel Yaş Almak&#8217; semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596941</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözümün kültür turizmi olduğu vurgulanırken, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, Çal, Lidya ve Urla bağ rotaları üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceği vurgulandı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TÜRSAB iş birliğiyle Fuar İzmir’de düzenlenen TTI İzmir-19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi, TTI Stage’de düzenlenen söyleşilerle sektör profesyonellerine bilgilendirici bir atmosfer sunuyor. TTI Stage’in ikinci gün oturumları, uluslararası destinasyonların tanıtımları ve bölgesel kalkınma modellerinin ele alındığı içeriklerle devam etti. Günün dikkat çeken başlıklarından Dünya Turizmi Nereye Gidiyor? oturumunda, küresel turizm trendleri ele alındı. Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, sektörün deneyimli isimleri TÜROFED eski Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık, TÜRSAB Hukuk Danışmanı İlker Ünsever ve kültür turizminin öncü isimlerinden Fest Travel’dan Faruk Pekin turizmin geleceğini şekillendiren yeni eğilimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız lazım”</strong></p>
<p>Oturumun açılışında konuşan Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, dünya turizminin yönü, Türkiye turizmi içinde bölgelerin mevcut durumu, hangi turizm çeşitlerine ağırlık verilmesi gerektiği, eksikler ve rekabet ortamına ilişkin başlıkların sektör için kritik önemde olduğunu vurguladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık ise 40 yıllık sektör deneyimine dikkat çekerek, turizmin Türkiye için son derece güçlü bir ekonomik ve toplumsal dinamik taşıdığını ifade etti. Turizmi “Değişen, değiştiren ve dönüştüren” olarak üç “D” ile tanımlayan Ayık, “Dünya ile birlikte turizm de hızla dönüşüyor. Türkiye’nin elindeki turizm ürünlerini yeniden envanter çalışmasıyla değerlendirmesi gerekiyor. Yeni dönemde müşteri beklentileri ve değişen talepler doğrultusunda turizm ürünlerimizi yeniden konumlandırmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte önemli sorumluluk düşüyor. Türkiye’nin misafirperverlik kültürünü ve bugüne kadar yeterince görünür olmayan niş değerlerini öne çıkararak sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“Turizmin özü insan ilişkileri”</strong></p>
<p>TÜRSAB Hukuk Başdanışmanı İlker Ünsever, merkezinde insan olan turizm sektörünün, dijital dünyanın etkisiyle büyük bir dönüşüm yaşadığını ifade etti. Ünsever, “Turizmin temelinde; deneyim, his, öğrenme ve keşif var. Turizmin özü, insan ilişkileri. Sanal teknolojilerle turizm ikame edilemez” diye konuştu. Ünsever, hukuki altyapısı olmayan dijital yapılarda sağlıklı bir gelişimden söz edilemeyeceğini de belirterek, sektörün merkezine mutlaka insanı alan bir düzenin yerleşmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Kültür turizmine ağırlık verilmeli”</strong></p>
<p>40 yılı aşkın süredir kültür turizmi alanında çalıştığını ifade eden Faruk Pekin ise “Türkiye turizmi, iki ana eksen üzerinde şekillenmiş durumda. Bunlar; kültür turizmi ile deniz-kum-güneş turizmi. Türkiye’de başlangıçta kültür turizmi ön plandaydı, ancak zamanla ağırlık sahil turizmine kaydı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, kültür turizmi. Çünkü Türkiye’nin turizmdeki en büyük rekabet avantajı, kültürel mirası” dedi. Göbeklitepe, Karahantepe ve Çatalhöyük gibi eşsiz değerlerin dünya ölçeğinde büyük bir potansiyel taşıdığını ifade eden Pekin, ülkemizin hedefinin 10 milyon nitelikli turistten, 80 milyar dolar gelir elde etmek olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>İzmir Bağ Yolu uluslararası kültür rotalarında güçleniyor</strong></p>
<p>Fuar kapsamında gerçekleştirilen “ITER VITIS-İzmir Bağ Yolunun Dünyaya Yolculuğu” başlıklı oturumda ise bağcılık mirasının uluslararası kültür rotaları içindeki yerini odağına aldı. Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği’nden Yalçın Güçer’in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda; Iter Vitis Avrupa Konseyi Kültür Rotası Başkanı Emanuela Panke, LA Organik Bağcılık ve Şarapçılık Fabrika Direktörü Ali Boz ile Urlice Şarapçılık Sahibi Bilge Bengisu Öğünlü konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, İzmir Bağ Yolu’nun Avrupa Konseyi tarafından tescillenen Iter Vitis Kültür Rotası ağı içerisine de alındığı hatırlatılarak, stratejik konumu, sürdürülebilir bağcılık uygulamaları, şarap turizminin gelişimi ve yerel ekonomiye sağladığı katkılar kapsamlı biçimde konuşuldu. Oturumda; binlerce yıllık bağcılık geçmişiyle Anadolu’nun önemli üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in, kültür rotaları aracılığıyla uluslararası turizm ağlarına daha güçlü entegre olma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, İzmir Bağ Yolu’nun, yalnızca bir turizm destinasyonu değil aynı zamanda gastronomi, kültür, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir turizmi bir araya getiren bütüncül bir deneyim rotası sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ege’nin üç güçlü bağ rotası TTI Stage’de tanıtıldı</strong></p>
<p>Ege’deki üç bağ yolunun ele alındığı diğer bir oturum ise “Bağ Turizmine Ege İmzası: Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası” başlığıyla gerçekleştirildi. Onur Türkay moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz, Ceylan Ertörer Diaz Leon ve Ercan Boztepe konuşmacı olarak yer alarak Ege Bölgesi’nin bağcılık ve şarap turizmi potansiyelini, yerel kültürel değerleri ve sürdürülebilir turizm yaklaşımını ele aldı. Katılımcılar, oturumda; Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası üzerinden Ege’nin bağcılık mirasının turizme dönüşümündeki rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Urla Bağ Yolu yaşam rotası olarak öne çıkıyor</strong></p>
<p>Ceylan Ertörer Diaz Leon, Urla Bağ Yolu’nun taşıdığı değere dikkat çekerek, “Urla Bağ Yolu, antik dönemlerden bu yana süregelen bağcılık geleneğini günümüzle buluşturan çok özel bir rota. Butik bağ evleri, yerel üzüm çeşitleri ve gastronomi ile entegre yapısı sayesinde ziyaretçilere bütüncül bir deneyim sunuyor. Urla; bağ evlerini, üzüm ve zeytin tarlalarını, köy hayatını, gastronomi ve sanat kültürünü bir araya getiren gerçek bir ‘yaşam rotası’ olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çal Bağ Yolu’nda üretim güçlü</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz ise Çal Bağ Yolu’nun üretim gücünü vurgulayarak, “Çal Bağ Yolu, Türkiye’nin en önemli üzüm ve şarap üretim merkezlerinden biri konumunda. Hem yerel hem de uluslararası üzüm çeşitleriyle üretim yapan bağları, köklü bağcılık geleneği ve bölge ekonomisine sağladığı katkı ile dikkat çekiyor. Bu potansiyelin turizmle daha güçlü entegre edilmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Lidya Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekildi</strong></p>
<p>Ercan Boztepe, Lidya Antik Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekerek “Lidya Antik Bağ Rotası, binlerce yıllık tarihsel ve kültürel miras ile bağcılığı bir araya getiren çok özel bir rota. Antik dönemden gelen köklü bağcılık geleneğini günümüze taşıyor ve ziyaretçilere yalnızca bir turizm deneyimi değil, aynı zamanda güçlü bir tarih yolculuğu sunuyor” dedi.</p>
<p>Konuşmacılar, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, bu üç rota üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-2-596941">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596935</guid>

					<description><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TTI İzmir -19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi kapsamında düzenlenen oturumlarda dünya turizminin yönü ve Ege’nin üç güçlü bağ rotası ele alındı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözümün kültür turizmi olduğu vurgulanırken, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, Çal, Lidya ve Urla bağ rotaları üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceği vurgulandı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TÜRSAB iş birliğiyle Fuar İzmir’de düzenlenen TTI İzmir-19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuarı ve Kongresi, TTI Stage’de düzenlenen söyleşilerle sektör profesyonellerine bilgilendirici bir atmosfer sunuyor. TTI Stage’in ikinci gün oturumları, uluslararası destinasyonların tanıtımları ve bölgesel kalkınma modellerinin ele alındığı içeriklerle devam etti. Günün dikkat çeken başlıklarından Dünya Turizmi Nereye Gidiyor? oturumunda, küresel turizm trendleri ele alındı. Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, sektörün deneyimli isimleri TÜROFED eski Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık, TÜRSAB Hukuk Danışmanı İlker Ünsever ve kültür turizminin öncü isimlerinden Fest Travel’dan Faruk Pekin turizmin geleceğini şekillendiren yeni eğilimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız lazım”<br /> </strong>Oturumun açılışında konuşan Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, dünya turizminin yönü, Türkiye turizmi içinde bölgelerin mevcut durumu, hangi turizm çeşitlerine ağırlık verilmesi gerektiği, eksikler ve rekabet ortamına ilişkin başlıkların sektör için kritik önemde olduğunu vurguladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Osman Ayık ise 40 yıllık sektör deneyimine dikkat çekerek, turizmin Türkiye için son derece güçlü bir ekonomik ve toplumsal dinamik taşıdığını ifade etti. Turizmi “Değişen, değiştiren ve dönüştüren” olarak üç “D” ile tanımlayan Ayık, “Dünya ile birlikte turizm de hızla dönüşüyor. Türkiye’nin elindeki turizm ürünlerini yeniden envanter çalışmasıyla değerlendirmesi gerekiyor. Yeni dönemde müşteri beklentileri ve değişen talepler doğrultusunda turizm ürünlerimizi yeniden konumlandırmalıyız. Sivil toplum kuruluşlarına bu süreçte önemli sorumluluk düşüyor. Türkiye’nin misafirperverlik kültürünü ve bugüne kadar yeterince görünür olmayan niş değerlerini öne çıkararak sektöre yeni bir vizyon kazandırmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“Turizmin özü insan ilişkileri”<br /> </strong>TÜRSAB Hukuk Başdanışmanı İlker Ünsever, merkezinde insan olan turizm sektörünün, dijital dünyanın etkisiyle büyük bir dönüşüm yaşadığını ifade etti. Ünsever, “Turizmin temelinde; deneyim, his, öğrenme ve keşif var. Turizmin özü, insan ilişkileri. Sanal teknolojilerle turizm ikame edilemez” diye konuştu. Ünsever, hukuki altyapısı olmayan dijital yapılarda sağlıklı bir gelişimden söz edilemeyeceğini de belirterek, sektörün merkezine mutlaka insanı alan bir düzenin yerleşmesi gerektiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Kültür turizmine ağırlık verilmeli”<br /> </strong>40 yılı aşkın süredir kültür turizmi alanında çalıştığını ifade eden Faruk Pekin ise “Türkiye turizmi, iki ana eksen üzerinde şekillenmiş durumda. Bunlar; kültür turizmi ile deniz-kum-güneş turizmi. Türkiye’de başlangıçta kültür turizmi ön plandaydı, ancak zamanla ağırlık sahil turizmine kaydı. Türk turizmi için kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, kültür turizmi. Çünkü Türkiye’nin turizmdeki en büyük rekabet avantajı, kültürel mirası” dedi. Göbeklitepe, Karahantepe ve Çatalhöyük gibi eşsiz değerlerin dünya ölçeğinde büyük bir potansiyel taşıdığını ifade eden Pekin, ülkemizin hedefinin 10 milyon nitelikli turistten, 80 milyar dolar gelir elde etmek olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>İzmir Bağ Yolu uluslararası kültür rotalarında güçleniyor<br /> </strong>Fuar kapsamında gerçekleştirilen “ITER VITIS-İzmir Bağ Yolunun Dünyaya Yolculuğu” başlıklı oturumda ise bağcılık mirasının uluslararası kültür rotaları içindeki yerini odağına aldı. Anadolu Gastronomi Turizmi Derneği’nden Yalçın Güçer’in moderatörlüğünde düzenlenen oturumda; Iter Vitis Avrupa Konseyi Kültür Rotası Başkanı Emanuela Panke, LA Organik Bağcılık ve Şarapçılık Fabrika Direktörü Ali Boz ile Urlice Şarapçılık Sahibi Bilge Bengisu Öğünlü konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda, İzmir Bağ Yolu’nun Avrupa Konseyi tarafından tescillenen Iter Vitis Kültür Rotası ağı içerisine de alındığı hatırlatılarak, stratejik konumu, sürdürülebilir bağcılık uygulamaları, şarap turizminin gelişimi ve yerel ekonomiye sağladığı katkılar kapsamlı biçimde konuşuldu. Oturumda; binlerce yıllık bağcılık geçmişiyle Anadolu’nun önemli üretim merkezlerinden biri olan İzmir’in, kültür rotaları aracılığıyla uluslararası turizm ağlarına daha güçlü entegre olma potansiyeline sahip olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, İzmir Bağ Yolu’nun, yalnızca bir turizm destinasyonu değil aynı zamanda gastronomi, kültür, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir turizmi bir araya getiren bütüncül bir deneyim rotası sunduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ege’nin üç güçlü bağ rotası TTI Stage’de tanıtıldı<br /> </strong>Ege’deki üç bağ yolunun ele alındığı diğer bir oturum ise “Bağ Turizmine Ege İmzası: Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası” başlığıyla gerçekleştirildi. Onur Türkay moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz, Ceylan Ertörer Diaz Leon ve Ercan Boztepe konuşmacı olarak yer alarak Ege Bölgesi’nin bağcılık ve şarap turizmi potansiyelini, yerel kültürel değerleri ve sürdürülebilir turizm yaklaşımını ele aldı. Katılımcılar, oturumda; Çal Bağ Yolu, Urla Bağ Yolu ve Lidya Antik Bağ Rotası üzerinden Ege’nin bağcılık mirasının turizme dönüşümündeki rolü üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Urla Bağ Yolu yaşam rotası olarak öne çıkıyor<br /> </strong>Ceylan Ertörer Diaz Leon, Urla Bağ Yolu’nun taşıdığı değere dikkat çekerek, “Urla Bağ Yolu, antik dönemlerden bu yana süregelen bağcılık geleneğini günümüzle buluşturan çok özel bir rota. Butik bağ evleri, yerel üzüm çeşitleri ve gastronomi ile entegre yapısı sayesinde ziyaretçilere bütüncül bir deneyim sunuyor. Urla; bağ evlerini, üzüm ve zeytin tarlalarını, köy hayatını, gastronomi ve sanat kültürünü bir araya getiren gerçek bir ‘yaşam rotası’ olarak öne çıkıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çal Bağ Yolu’nda üretim güçlü<br /> </strong>Prof. Dr. Hürriyet Yılmaz ise Çal Bağ Yolu’nun üretim gücünü vurgulayarak, “Çal Bağ Yolu, Türkiye’nin en önemli üzüm ve şarap üretim merkezlerinden biri konumunda. Hem yerel hem de uluslararası üzüm çeşitleriyle üretim yapan bağları, köklü bağcılık geleneği ve bölge ekonomisine sağladığı katkı ile dikkat çekiyor. Bu potansiyelin turizmle daha güçlü entegre edilmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Lidya Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekildi<br /> </strong>Ercan Boztepe, Lidya Antik Bağ Rotası’nın tarihsel derinliğine dikkat çekerek “Lidya Antik Bağ Rotası, binlerce yıllık tarihsel ve kültürel miras ile bağcılığı bir araya getiren çok özel bir rota. Antik dönemden gelen köklü bağcılık geleneğini günümüze taşıyor ve ziyaretçilere yalnızca bir turizm deneyimi değil, aynı zamanda güçlü bir tarih yolculuğu sunuyor” dedi.</p>
<p> Konuşmacılar, Ege Bölgesi’nin yalnızca deniz, kum, güneş turizmiyle değil, bu üç rota üzerinden bağcılık, gastronomi, kültür ve kırsal dokuyu bir araya getiren bütüncül bir turizm anlayışıyla da örnek oluşturabileceğini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egenin-uc-guclu-bag-rotasi-turizmi-canlandiracak-596935">Ege&#8217;nin üç güçlü bağ rotası turizmi canlandıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay: İzmir turizmini daha iyi yerlere getireceğiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-turizmini-daha-iyi-yerlere-getirecegiz-596932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:35:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[getireceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[Iter Vitis]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizmini]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[yerlere]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye olan İzmir, turizmde konumunu güçlendiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-turizmini-daha-iyi-yerlere-getirecegiz-596932">Başkan Tugay: İzmir turizmini daha iyi yerlere getireceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye olan İzmir, turizmde konumunu güçlendiriyor. Iter Vitis Başkanı ve Avrupa Temsilcisi Emanuela Panke İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı ziyaret ederek üyelik sertifikasını verdi. Başkan Tugay, kentin kültürünün, kültürel değerlerinin uluslararası alanlarda yer almasıyla İzmir turizmini daha iyi yerlere getireceklerini söyledi. </p>
<p>Tarihiyle, zenginlikleriyle ve üzümle derin bir bağa sahip olan İzmir, Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından biri olarak bilinen Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye oldu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a üyelik sertifikasını Iter Vitis Başkanı ve Avrupa Temsilcisi Emanuela Panke sundu. Panke, Başkan Dr. Cemil Tugay’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette Anadolu Gastro Turizm Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Yalçın Güçer ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları da yer aldı.</p>
<p><strong>Tugay: Zenginliklerimizin farkındayız</strong></p>
<p>İzmir’in birçok zenginliğe sahip olduğunu ve bu zenginliklerin farkında olduklarını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Avrupa Konseyi Kültür Rotalarından birisi olan Iter Vitis’e üye olduğumuz için mutluyuz. Kentimizin kültürünün, kültürel değerlerinin uluslararası alanlarda yer almasıyla İzmir turizmini daha iyi yerlere getireceğiz” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>İzmir Bağ Rotası için çalışmalar başladı</strong></p>
<p>Iter Vitis Rotaları Ağı, İzmir’in sürdürülebilir bir turizm destinasyonu olarak konumunu güçlendirmesinin yanında toprağının, bağlarının ve insanlarının hikâyesini paylaşması için de yeni bir kapı aralayacak. Üyelik yeni bir dönemin başlangıcı olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm Şube Müdürlüğü koordinasyonunda “İzmir Bağ Rotası”nın oluşturulması için de çalışmalara başlandı. Bu rota; bağları, kültürel miras alanlarını, gastronomi deneyimlerini ve kırsal toplulukları birbirine bağlayarak ziyaretçilere bütüncül bir yolculuk sunacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmir-turizmini-daha-iyi-yerlere-getirecegiz-596932">Başkan Tugay: İzmir turizmini daha iyi yerlere getireceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-2-590469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 11:39:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağları]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[onaylı]]></category>
		<category><![CDATA[rota]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[teos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teos Bağ Rotası, Avrupa Konseyi Bağ Rotası’na (Iter Vitis) dahil oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-2-590469">Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teos Bağ Rotası, Avrupa Konseyi Bağ Rotası’na (Iter Vitis) dahil oldu.</p>
<p>Seferihisar Belediyesi öncülüğünde kurulan Teos Bağ Rotası, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları arasında yer alan Iter Vitis – Avrupa Konseyi Bağ Rotası ağına resmen kabul edildi.<br />Bu gelişmeyle birlikte Seferihisar, Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan ilk bağ rotalarından birine sahip oldu.</p>
<p>⸻</p>
<p>Şarap Tanrısı’nın Tapınağından Avrupa’ya Uzanan Bir Hikâye</p>
<p>Antik Yunan mitolojisinde şarap, bağ, tiyatro ve sanatın tanrısı olarak bilinen Dionysos’un Anadolu’daki en büyük tapınağı, Seferihisar’daki Teos Antik Kenti sınırları içinde yer alıyor.<br />Bu tarihsel derinlik, Teos Bağ Rotası’nı yalnızca bağcılıkla değil; aynı zamanda mitoloji, tarih ve kültürle harmanlanan eşsiz bir destinasyon haline getiriyor.</p>
<p>⸻</p>
<p>Iter Vitis Nedir?</p>
<p>Iter Vitis – Avrupa Konseyi Bağ Rotası, Avrupa Konseyi tarafından tescillenmiş bir kültür rotasıdır.<br />Amaç; üzümün ve şarabın tarih boyunca Avrupa medeniyetindeki yerini, kültürel miras, sanat, gastronomi ve sürdürülebilir turizm çerçevesinde yaşatmak ve ülkeler arası iş birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Iter Vitis ağı; İtalya, Fransa, Portekiz, İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Romanya, Slovenya, Gürcistan, Moldova, Ermenistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Kuzey Makedonya, Azerbaycan, İsrail, Tunus, Ukrayna, Birleşik Krallık, Lüksemburg ve Türkiye gibi birçok ülkenin katılımıyla oluşturulmuştur.<br />Bu üyelik, Seferihisar’ın bağcılık ve kültürel miras alanında Avrupa ölçeğinde temsil edilmesini sağlayacak.</p>
<p>⸻</p>
<p>Başkan Yetişkin: “Seferihisar, Bağlarıyla Avrupa Haritasında Yerini Aldı”</p>
<p>Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, bu üyeliğin yalnızca bir turizm başarısı değil, aynı zamanda kültürel mirasın uluslararası tanınırlığı açısından tarihi bir adım olduğunu belirtti:</p>
<p>“Teos Bağ Rotası, Seferihisar’ın doğası, tarihi ve üretim kültürünün birleşiminden doğdu.<br />Bu rota sayesinde bağcılığımızı, şarabımızı ve Dionysos’tan gelen kültürel mirasımızı Avrupa ile buluşturuyoruz.<br />Artık Seferihisar, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da bağ rotalarından biri.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-2-590469">Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-587906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 15:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağları]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[onaylı]]></category>
		<category><![CDATA[projeler]]></category>
		<category><![CDATA[rota]]></category>
		<category><![CDATA[seferihisar]]></category>
		<category><![CDATA[teos]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi öncülüğünde kurulan Teos Bağ Rotası, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları arasında yer alan Iter Vitis – Avrupa Konseyi Bağ Rotası'na resmen kabul edildi. Sertifika töreni, bu yıl Kapadokya’da düzenlenen 14. Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Forumu kapsamında gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-587906">Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seferihisar Belediyesi öncülüğünde kurulan Teos Bağ Rotası, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları arasında yer alan Iter Vitis – Avrupa Konseyi Bağ Rotası&#8217;na resmen kabul edildi. Sertifika töreni, bu yıl Kapadokya’da düzenlenen 14. Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Forumu kapsamında gerçekleştirildi.</p>
<p>Türkiye’nin en köklü bağcılık merkezlerinden biri olan Seferihisar, bu önemli adımla birlikte Avrupa çapında tanınan kültürel bir rota haline geldi.</p>
<p>Şarap Tanrısı’nın en büyük tapınağı Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’nde</p>
<p>Antik Yunan mitolojisinde şarap, bağ, tiyatro ve sanatın tanrısı olarak bilinen Dionysos’un Anadolu’daki en büyük tapınağı, Seferihisar’daki Teos Antik Kenti sınırları içinde yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle Teos Bağ Rotası, yalnızca bağcılık kültürünü değil, aynı zamanda mitolojik ve arkeolojik mirası da içinde barındıran eşsiz bir destinasyon olarak öne çıkıyor.<br />Dünyada bu denli güçlü bir tarihsel ve mitolojik temele sahip çok az bağ rotası bulunuyor. Bu da Seferihisar’ı diğer bağ rotalarından ayıran, özgün ve kültürel derinliği olan bir konuma taşıyor.<br />Avrupa Konseyi’nde Seferihisar Rüzgarı Esti</p>
<p>Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen ve Avrupa çapında kültür turizmi ve kültürel rotalar alanındaki en prestijli buluşma olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Forumu’na ve sertifika törenine Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin ile Dış İlişkiler, Turizm ve Projeler Koordinatörü Dilan Taşdemir katıldı.<br />Toplantıda, sunum yapan ve projeleri tanıtılan tek belediye olma özelliğiyle Seferihisar Belediyesi öne çıktı. </p>
<p>Foruma, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Avrupa Konseyi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileri, Avrupa’daki kültür rotalarının başkanları ile Türkiye ve dünyanın dört bir yanından kültür turizmi uzmanları katıldı.</p>
<p>Seferihisar Belediyesi’nin uluslararası projesi olan İon Rotası, forum boyunca sergilendi ve tanıtıldı. Ayrıca Karakılçık Rotası ve Gastro Rotalar projeleri de sunumda yer aldı.<br />Yaklaşık 500 kişilik uluslararası katılımcı önünde gerçekleşen sunum, Seferihisar Belediyesi Dış İlişkiler, Turizm ve Projeler Koordinatörü Dilan Taşdemir tarafından gerçekleştirildi.<br />Sunumda Seferihisar’ın yürüttüğü projeler büyük beğeni topladı ve katılımcılardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>“Kültürel Öğelerimizi Birbiriyle Buluşturuyoruz”</p>
<p>Başkan Yetişkin törende yaptığı konuşmada Seferihisar’ın kültürel kimliğini bütüncül bir yaklaşımla ele aldıklarını vurguladı:</p>
<p>“Biz Seferihisar olarak kültürel öğelerimizin hepsini birbiriyle konuşturan, birbiriyle buluşturan bir turizm yaklaşımı gözetiyoruz.<br />Her bir değerin kendi içinde kıymetini korurken, bütüne katkı sağlamasını önemsiyoruz.<br />Bu sebeple Teos Antik Kenti’nden, Dionysos Tapınağı’ndan başlatarak Gölcük ve Gödence’deki bağ evlerine uzanan, bağın olduğu her yeri kapsayan bir rota geliştiriyoruz.<br />Seferihisar deniziyle, tarihiyle, kültürüyle zaten Türkiye’nin parlayan yıldızlarından biri.<br />Bu sertifikayla birlikte, Türkiye’deki bağcılık turizmine yeni bir bakış açısı kazandıracak, uluslararası ölçekte çok daha farklı bir konuma gelecektir.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/seferihisarin-baglari-avrupa-konseyinden-onayli-587906">Seferihisar&#8217;ın Bağları Avrupa Konseyi&#8217;nden Onaylı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Oct 2025 21:55:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aslında]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantı]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[galalarını]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncular]]></category>
		<category><![CDATA[portakal]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587081</guid>

					<description><![CDATA[<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, pek çok yapımın, seyirciyle ilk buluşmasına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan ikisi; Gökçen Usta’nın yönettiği “Bağlantı Hatası” ile Ali Altınöz’ün yönettiği “Gündüz ve Gece”ydi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081">&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, pek çok yapımın, seyirciyle ilk buluşmasına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan ikisi; Gökçen Usta’nın yönettiği “Bağlantı Hatası” ile Ali Altınöz’ün yönettiği “Gündüz ve Gece”ydi. </p>
<p>Akran zorbalığını konu alan “Bağlantı Hatası”nın, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’ndaki gösterimin ardından film ekibi, seyircilerin sorularını cevapladı. Söyleşiye; yönetmen Gökçen Usta ve yapımcı Ömer Faruk Sorak ile genç oyuncular Asena Keskinci, Derinsu Sorak, Utku Coşkun, Fatih Berk Şahin, Arda Akgenç, Arda Görgen, Oğulcan Çiftçioğlu ve Doğum Özüm katıldı. </p>
<p>“Zorbalık da çözümü de ailede başlar”</p>
<p>Senaryoyu birkaç kez baştan yazdıklarını ancak her seferinde yolun ‘aile’ye çıktığını gördüklerini dile getiren yönetmen Usta, “Sonunda filme, ‘zorbalık ailede başlar’ cümlesiyle devam ettik. Ama çözümü de ailede başlar! Araştırmalar gösteriyor ki zorbalığa uğrayan ya da zorbalık yapan çocuklar, aileleriyle en az 6 ay terapiye gittiklerinde çözüme ulaşılıyor” diye konuştu. Usta, filmin adının da buna işaret ettiğini belirterek “Filmimizin adı da bu yüzden Bağlantı Hatası; yani aileyle kurulan sevgi bağının, iletişim bağının kopmasından kaynaklı” dedi. </p>
<p>Filmin yapımcılarından, aynı zamanda yönetmen kimliğiyle tanınan Ömer Faruk Sorak ise akran zorbalığının çok hızlı yayıldığına dikkat çekerek “Filmi yaptığımız dönemle bugün arasındaki farkı görünce bizim filmin çok soft kaldığını düşünüyorum” diye konuştu. Sorak, sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“2006’da ‘Sınav’ filmini çekmiştik; üniversite sınavına giren çocukların gelecek kaygısıyla ilgili bir filmdi. Ama o günden bugüne Türkiye&#8217;de gençlik o kadar başka bir yere evrildi ki! Şu an; geleceğinin farkında bile olmayan, ânı yaşayan ve ânı da aslında o olmadığı halde, ‘mış gibi’ yaşayan bir kitle oluştu” </p>
<p>“Sorun, ekonomik değil” </p>
<p>Filmdeki hikâyenin bir devlet okulunda değil de özel okulda geçmesini özellikle tercih ettiklerini söyleyen Sorak, bu tercihin sebebini de şöyle açıkladı: </p>
<p>“Çünkü ekonomik seviyesi iyi olan ebeveynlerin, çocuklarına okul, servis parası verip ceplerine harçlıklarını koyduklarında görevlerinin bittiğini sanan ebeveynlerin de derdi bu. Özellikle özel okul seçtik ki ekonomik durumu iyi olmayan ebeveynler ve çocukların, ‘paramız olsaydı böyle şeylerin yaşanmadığı okullarda eğitim alırdık’ gibi bir hayali varsa bunun, büyük ölçüde gerçek olmadığını bilsinler” </p>
<p>“Bu film Z kuşağının gururu olmalı”</p>
<p>Filmde hem zorbalık yapan hem de zorbalığa uğrayan çocukları canlandıran genç oyuncularsa kendi tecrübelerinin filmdekinden çok da farklı olmadığını açıkladı:</p>
<p>Asena Keskinci: Senaryoyu okuduğumda dedim ki ben Eylül olmalıyım. Eylül sayesinde aslında bir katarsis yaşayacaktım. Çünkü bizim lisemiz filmdeki liseye o kadar benziyordu ki… Ben de o lisenin mağdurlarından biriydim; sözlü tacizden fiziksel şiddete kadar çok normalleşmişti bizim okulda. Ben bu zorbalığın ne demek olduğunu ve bunun karşısında o çaresizliğin ne demek olduğunu, insanın, annesiyle dahi bunu paylaşamıyor olmasının ne demek olduğunu çok iyi bilen birisiyim. İnsan annesiyle bile paylaşamazken biz bunun filmini yaptık. Z kuşağının gururu olmalıdır bu film. </p>
<p>Derinsu Sorak: Bence liseden önce ortaokulda da bazı şeyler çok normalleşmişti. Eğitim hayatımı çok etkilemişti, okula gitmek istemiyordum bir dönem. Yakın arkadaşlarımın zorbalık yüzünden sakatlandığına dahi şahit oldum, bazıları okul değiştirmek zorunda kaldı. Bu işi okuduğumda heyecanlandım. Çünkü İrem karakteri bana aşırı zıt ama aynı zamanda benzediğimiz yerler de buldum. Zorbalık yapmadım ama zorbalık yapan birinin de nasıl problemlerle savaştığını gördüm; aynanın o yüzünü de görmek güzel oldu. </p>
<p>Utku Coşkun: Benim lisemde de bazı şeyler fazlasıyla normalleştiriliyordu. Hatta ben bundan dolayı sene sonunda okul değiştirdim. Bir arkadaşım vardı, çocuğu zorbalıyorlardı. “Niye yapıyorsunuz?” dediğimde &#8220;Genciz biz, böyle şakalar olur” deniyordu. Ama o şaka değil; çok zarar verici yerlere gidebiliyor fakat kimse umursamıyordu. </p>
<p>“Lütfen ses çıkarın, ‘dur’ deyin!”</p>
<p>Fatih Berk Şahin: Ben biraz zorbaydım lisedeyken. Çünkü farkında değildim. Ne güzel ki şu anda bu konuyu açıklıkla konuşabiliyoruz ve insanlar aslında istemeden birbirlerine yaptıkları kötülüklerin farkına varabiliyor; bu çok kıymetli. </p>
<p>Arda Akgenç: Görmezden geldiğin zaman bir şeyler değişmiyor. Susmaya, görmemeye çalıştım ama görmediğinde bitmiyor; tersine bazen cesaret kazandırabiliyor karşı tarafa. O yüzden insanların birbirini kollaması lazım. Belli sınırlar aşıldığında sesini çıkarıp ‘dur’ demek lazım. Lütfen sesinizi duyurun!</p>
<p>Arda Görgen: Ben zorbalayan da zorbalanan da değildim. Ama yakın arkadaşlarım zorbalayan taraftaydı. Ben onlarla sadece eğleniyordum. Utku&#8217;nun da dediği gibi çünkü aklım ermiyordu. </p>
<p>Oğulcan Çiftçioğlu: Zorbalık bulaşıcı bir şey aslında. </p>
<p>Doğum Özüm: Ben de zamanında birçok kez kilomdan dolayı zorbalığa uğradım. Ama o zaman da hiçbir zaman yapmadığım gibi umutsuzluğa kapılmadım. </p>
<p>İzmir’in köyünde imece usulü bir film: Gündüz ve Gece </p>
<p>Altın Portakal’da günün ikinci galası, “Gece ve Gündüz”dü. yönetmen Ali Altınöz ile oyuncular Muttalip Müjdeci, Özgür Cem Tuğluk ve Gülşah Büktür, AKM Perge Salonu’ndaki gösterimin ardından gerçekleşen söyleşiye katıldı. </p>
<p>Annesinin intiharının ardından memleketine dönen Tufan’ın, bir şeyleri değiştirme çabasının umutsuz hikayesini anlatan hikâyeyi, filmin kurgusunu da yapan Ataberk Kuru ile ortaya çıkardıklarını söyleyen Altınöz, süreci şöyle anlattı: </p>
<p>“Ataberk&#8217;le Bolu&#8217;nun Mudurnu ilçesinde ‘hadi bir hikaye anlatalım, bir şeyler yapalım’ diye başlamıştık. Eski bir film vardır ya &#8220;Taşların Sırrı&#8221;; öyle bir şey yapalım istedik. 3 senelik bir hikayeydi”</p>
<p>“Gülşen’i çocukluğumdan tanıyorum”</p>
<p>Role hazırlanma süreçlerini paylaşan, oyunculardan Muttalip Müjdeci, “Bir Anadolu hikayesi. Çok zor şartlarda ama imece usulü, birlik olarak çalıştık” derken Gülşah Büktür; canlandırdığı, çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip olduğu için ahıra kapatılan Gülşen karakteri için çocukluk hatıralarından yararlandığını anlattı: “Bilecik&#8217;te ben çocukken bir kız çocuğu vardı ve eve bağlıyorlardı maalesef. Çok etkilenmiştim; o kızın görüntüsünü hiç unutmuyorum. Salonun ortasında bağlı bir şekilde ve çıkardığı sesler vesaire&#8230; Oradan bir bağ kurdum Gülşen karakteriyle. Benim için çok bildik tanıdık bir hikayeydi Gülşen&#8217;inki” </p>
<p>Oyunculardan Özgür Cem Tuğluk ise çekimleri gerçekleştirdikleri köy ortamından bahsederek “Sanırım burada çoğumuz, şehirde yaşayan insanlarız ve köyün dinamiklerinin ne kadar farklı olduğunu bu filmde gördük. Bazı şeyler bize yanlış veya farklı görünebilir ama o şartlar içindeki, o dinamikler içindeki değer yargıları farklı” dedi. Tuğluk, canlandırdığı Davur karakteri içinse “Davut&#8217;un da kendine göre doğru ve yanlışları var ve çok köşeli, sert bir karakter. Aslında özünde iyi bir insan ve iyilik yapmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu. </p>
<p>Çekimlerin köyde gerçekleştirilmesinin avantaj ve dezavantajları sorulduğunda ise oyuncular köyün avantajları üzerinde hemen hemen hemfikirdi. “Aslında bir yönden çok çok iyi; trafik yok” diyen Müjdeci’nin tercihini etkileyen bir diğer şey de çay tiryakisi olması olmuş: “Köydeki kahveden hiç gitmeyeyim istedim. Çaycıyımdır biraz; adam da çok güzel çay yapıyordu! Şahsen İstanbul dışında film çekmeyi çok seviyorum. Neresi olursa olsun yeter ki İstanbul dışında olsun” Tuğluk da “Karaktere girmek çok daha kolay. Çünkü kesintisiz bir süre bilfiil orada yaşıyorsunuz ve kendi adıma biraz daha rahat çıkıyor karakter” sözleriyle rol arkadaşını destekledi. Büktür ise köyün kadınlarıyla kurdukları ve zaman içinde ilerleyen dostluklarının, motivasyon adına büyük katkısı olduğunu dile getirdi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baglanti-hatasi-ile-gunduz-ve-gece-galalarini-altin-portakalda-yapti-587081">&#8220;Bağlantı Hatası&#8221; ile &#8220;Gündüz ve Gece&#8221; Galalarını Altın Portakal&#8217;da Yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[Çevrimdışı]]></category>
		<category><![CDATA[dostluklar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sosyal medya ve yalnızlık konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan var</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalnızlığını gidermek isteyen milyonlarca insan olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Adı üstünde ‘sosyal’ medya: İnsanların bir araya gelmesine, birlikte bir şeyler yapmasına fırsat yaratacak platformlar… Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bu mecralar yalnızlığımızı biraz daha görünmez kılarak derinleştiriyor mu? Sosyal medya ağlarıyla örülü bu çağda, insani bağların yerini ‘bağlantılar’ aldı. Facebook’a, Instagram’a bakarsak yüzlerce, hatta binlerce ‘arkadaşımız’ var. Ama bu ilişkiler klasik anlamda bir arkadaşlığın yerini tutabilir mi? Araştırmalar, ekran üzerinden kurduğumuz bağlar arttıkça, emek ve zaman isteyen dostlukların azaldığını söylüyor.” dedi.</p>
<p><strong>İnsanlar gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor</strong></p>
<p>Sosyolog Sherry Turkle’a atıfta bulunan Prof. Dr. Atalay, modern insanın durumunu ‘birlikte yalnızlık’ olarak tanımladığını kaydetti. Prof. Dr. Atalay, “İnsanlar sürekli bağlı, ama gerçek yakınlık kurmakta zorlanıyor. Bir ‘beğeni’, bir ‘emoji’, bir ‘iyi ki doğdun’ mesajı ama yüz yüze yarım saatlik bir sohbet bile yıllarca ertelenebiliyor. ‘Bir ara mutlaka karşılıklı bir kahve içelim’ mesajları hiçbir zaman tutamayacağımız sözler haline geliyor.  İnsan ilişkilerine dair kolektif bir çabasızdık ve yılgınlık içerisindeyiz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara enerji kalmadı</strong></p>
<p>Her şeyin hıza teslim olduğu bir çağda, ilişkilerin de bu tempodan nasibini aldığını söyleyen Prof. Dr. Atalay, “Derinlikli sohbetlere, uzun soluklu dostluklara, kalıcı ilişkiler kurmaya zamanımız da enerjimiz de kalmıyor. Telefon rehberimiz dolu, sosyal medya listelerimiz de ama bir gün ansızın başımız sıkışsa gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Modern çağın üzücü gerçeğinin “Kalabalık yalnızlık” olduğunu dile getiren Prof. Dr. Atalay, “Psikoloji literatürü, sosyal medya mecralarındaki arkadaşların sayısal bolluğunun niteliksel bir karşılık taşımadığını vurguluyor. Oxford Üniversitesi Evrimsel Psikoloji bölümü öğretim üyesi Robin Dunbar’ın ünlü ‘Dunbar sayısı’ teorisine göre, insan zihni aynı anda 150 civarında sosyal ilişkiyi sağlıklı biçimde sürdürebiliyor. Oysa sosyal medya profillerimiz bu sınırı çoktan aşmış durumda. Yani elimizde çok sayıda isim var, fakat bunların sadece çok azı gerçekten ‘arkadaş’. Nitelik niceliğin gölgesinde kayboluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal dönüşüm her kuşağı etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyaya olan ilginin sadece genç kuşaklara özgü olmadığını kaydeden Prof. Dr. Atalay, “İleri yaşlı bireyler bile sosyal medyanın akışına kapılmış durumda. Bu özellikle şaşırtıcı, çünkü ömrünün büyük kısmını internet olmadan geçirmiş, karşılıklı sohbetin, kalabalık buluşmaların, misafirliğin komşuluğun tadını bilen bir nesilden bahsediyoruz. Buluşmalar yerini emoji değiş tokuşlarına bıraktı. Şehirlerde çoğu zaman komşuların ismi dahi bilinmiyor. Yani mesele yalnızca Z kuşağının meselesi değil; bu, toplumsal bir dönüşüm.” dedi.</p>
<p><strong>Modern insanın yalnızlığı dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık…</strong></p>
<p>Türk Dil Kurumu&#8217;nun (TDK) 2024 yılının kelimesini &#8220;kalabalık yalnızlık&#8221; olarak ilan ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Atalay, &#8220;Metroda, otobüste yan yana oturan insanların her biri kendi telefonuna gömülmüş durumda. Kafelerde, restoranlarda aynı masalarda oturan herkes ayrı bir ekrana bakıyor. Modern insanın yalnızlığı, kalabalıkların içinde yaşanan, dışarıdan fark edilmesi güç bir yalnızlık.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Fiziksel beraberliğin öneminin unutulduğunu ve &#8220;aynı anda çevrimiçi olmanın yeterliymiş gibi geldiğini&#8221; vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Oysa insan, doğası gereği bağ kurmak ister. Güvenmeyi göze almak, ötekine yaklaşmak, içini dökmek ve bunu yaparken insani sıcaklığı hissetmek, tercihten öte, bir ihtiyaçtır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın faydalarına da dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Bu teknolojiler zaman ve mekân engellerini ortadan kaldırarak iletişimi çok kolaylaştırıyor.  Sosyal medya sayesinde yeni topluluklar oluşuyor. Özellikle göçmenler, azınlık grupları, marjinalleştirilmiş bireyler çevrimiçi ağlarda dayanışma imkânı buluyor. Fakat bu tür bağların kalıcı ve derin bir ilişkiye dönüşebilmesi için hâlâ ‘fiziksel’ temasın, ortak mekânların, yan yana geçirilen zamanların yerine konulabilecek bir şey yok. İnternet teknolojisi ve bu teknoloji sayesinde ulaştığımız sosyal medya mecralarını insani ilişkileri geliştirmek, kesintisiz şekilde iletişim kurmak ve samimiyeti ilerletmek için kullandığımızda faydalı oluyor. Yüz yüze ilişkilerin yerine bir alternatif olarak düşündüğümüzde ve bunu bir alışkanlığa dönüştürdüğümüzde ise yalnızlık baş gösteriyor. Çünkü hiçbir bildirim sesi, bir dostun sesini duymanın yerini tutmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnız ciddi bir sağlık riski olarak görülüyor</strong></p>
<p>Yalnızlık sorununa uluslararası platformda da çözüm arandığını belirten Prof. Dr. Atalay, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve bazı ülkelerin yalnızlıkla mücadele için attığı adımları hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Dünya Sağlık Örgütü 30 Haziran 2025’te yalnızlıkla ilgili yeni bir rapor yayımladı. Dünya Sağlık Örgütü yalnızlığı ciddi bir sağlık riski olarak görüyor. Raporda sosyal izolasyon ve yalnızlığın yaygın olduğu ve sağlık, iyi oluş ve toplum üzerinde ciddi ancak yeterince fark edilmeyen etkiler yarattığı vurgulanıyor. İngiltere ve Japonya’da bu sorun hakkında çözüm arayışları ve hizmetlerin sistematik hale getirilmesi hedefiyle yalnızlık bakanlıkları kuruldu. Bu gelişmeler yalnızlığın bireysel değil toplumsal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Ama çözülemez değil. Bu nedenle en yakınlarımızla ilişkilerimizi sosyal medya takiplerine, emoji değiş tokuşuna indirgemeden yeniden yan yana gelmenin ve birbirimizin gözlerine bakmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Çünkü gerçek hayat ekranların ötesinde akıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercek-dostluklar-cevrimdisi-kaldi-586275">Gerçek dostluklar &#8216;Çevrimdışı&#8217; kaldı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka şu an psikologların yerini alabilecek noktada değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-an-psikologlarin-yerini-alabilecek-noktada-degil-584777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 12:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[noktada]]></category>
		<category><![CDATA[psikologların]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yerini]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, günümüzün en çok tartışılan konularından biri olan yapay zekanın psikoloji ve terapi alanındaki rolünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-an-psikologlarin-yerini-alabilecek-noktada-degil-584777">Yapay zeka şu an psikologların yerini alabilecek noktada değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (İngilizce) Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, günümüzün en çok tartışılan konularından biri olan yapay zekanın psikoloji ve terapi alanındaki rolünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka psikologların yerini alabilir mi?</strong></p>
<p>“Yapay zeka psikologların yerini alabilir mi?” sorusunun günümüzde çok sık sorulduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Yapay zeka şu an için psikologların yerini alabilecek bir noktada değil. Çünkü terapist olmanın özü yalnızca bilgi aktarmak ya da bir protokolü takip etmek değildir. Terapide asıl belirleyici olan şey empati, insana özgü sezgiler ve sahici bir duygusal bağ kurabilme yeteneğidir. Yapay zeka bu yönleri belirli ölçüde taklit edebilir ama ‘sahici bir empati’ kurması mümkün değil. Dolayısıyla yapay zekayı, psikoloğun yerine geçecek bir figürden çok, süreci destekleyen bir yardımcı araç gibi görmek daha doğru olur.” dedi.</p>
<p><strong>İnsan terapist, danışanıyla sıcaklık, güven ve empatiye dayalı bir bağ kuruyor</strong></p>
<p>İnsan psikologla yapılan terapi ile yapay zekâ destekli terapi arasındaki en büyük farkın &#8220;duygusal derinlik&#8221; olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Anarat, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsan terapist, danışanıyla sıcaklık, güven ve empatiye dayalı bir bağ kurar. Bu bağın kendisi bile iyileştirici bir etki yaratır. Yapay zeka ise daha çok erişilebilirlik ve pratiklik açısından daha güçlü olabilir. Sohbet robotları günün her saati ulaşılabilir, hızlıdır ve maliyeti düşüktür. Ancak bir insan terapistin sağladığı içgörü, esneklik ve ilişki derinliğini vermesi mümkün değildir. Nitekim yapılan bazı araştırmalar, yapay zeka ile çalışan kişilerin kaygı düzeylerinde azalma yaşadığını göstermiştir; ama insan terapilerindeki iyileşme oranı çok daha yüksektir.”</p>
<p><strong>Yapay zeka psikologların rolünü dönüştürüyor</strong></p>
<p>Yapay zeka destekli psikolojik uygulamaların meslekte yarattığı dönüşüme de değinen Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, şunları kaydetti:</p>
<p>“Şunu net olarak söylemek gerekir ki yapay zeka psikolojide bazı kolaylıklar sağlıyor ama insan psikologların yerini doldurması söz konusu değil. Evet, sohbet robotları günün her saati ulaşılabilir, hızlı ve maliyet açısından avantajlı olabilir. Fakat bu uygulamalar daha çok yüzeysel destek sunuyor. Asıl iyileştirici olan şey, danışanın karşısında gerçekten onu dinleyen, duygusunu hisseden ve ihtiyaçlarına göre esneyebilen bir terapist bulmasıdır. Yapay zeka bu insani boyutu taklit edebilir ama sahici biçimde kuramaz. Bu dönüşüm, aslında psikologların rolünü daha da önemli hale getiriyor. Çünkü artık sadece terapi yapmak değil, aynı zamanda teknolojiyi doğru şekilde yönlendirmek, etik sınırları gözetmek ve yapay zekanın sunduğu verileri insani bir çerçeveye oturtmak da bizim sorumluluğumuzda. Yani psikoloji mesleğini geri plana itmek yerine, yapay zeka aslında bize ‘danışanın yanında insani bir bağ kuran vazgeçilmez özne’ olduğumuzu yeniden hatırlatıyor.”</p>
<p><strong>Kriz anlarında yapay zekanın tek başına karar vermesi risk</strong></p>
<p>Yapay zekanın psikolojik destek ve terapi alanında üstlenebildiği görevlere de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Şu anda yapay zeka en çok idari süreçlerde kullanılıyor. Örneğin, randevu ayarlama ya da not tutma gibi işlerde oldukça pratik. Bunun yanı sıra, anksiyete ya da depresyon için bilişsel davranışçı terapi tekniklerini uygulayan sohbet robotları da mevcut. İnsanlara psiko-eğitim sağlamak, günlük ruh halini takip etmek ve kişiye özel hatırlatmalar yapmakta başarılı olabiliyorlar. Ama kriz anlarında, örneğin intihar riski olan bir danışanla karşılaşıldığında, yapay zekanın tek başına karar vermesi büyük bir risk. Bu nedenle mutlaka insan gözetimiyle kullanılmaları gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka, empatiyi belirli kalıplar üzerinden taklit edebiliyor ama sahici değil…</strong></p>
<p>Yapay zekanın, empatiyi belirli kalıplar üzerinden taklit edebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Hatta bazı çalışmalar, kullanıcıların yapay zeka yanıtlarını insan terapistlerden daha empatik algıladığını gösteriyor. Ama burada çok kritik bir fark var: bu bir ‘yansıtılmış empati’, yani kullanıcının komut ve yönlendirmesi üzerinden tepkiler almak söz konusu. Terapide ise güven ve iyileşme, karşınızdaki kişinin sizin duygularınızı gerçekten hissettiğini bilmekle mümkün oluyor. Yapay zekanın buna yaklaşabilmesi mümkün, ama aynı sahicilikte değil.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsanlar yapay zeka ile bir bağ kurabiliyor ama bu terapist gözetiminde olmalı</strong></p>
<p>İnsan-makine etkileşiminde terapötik güven ve bağ kurulup kurulamayacağına da değinen Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Kısa vadede evet, insanlar yapay zeka ile bir bağ kurabiliyor. Bazen bu bağ, kişiye destek olduğunu hissettirebiliyor. Ama uzun vadede sahte bir yakınlık oluşma riski var. Bu da bağımlılık, yalnızlık ya da insan ilişkilerinden kaçma gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir. O yüzden yapay zeka ile güven ilişkisi kurulsa bile, bunun sınırlarının net çizilmesi ve mutlaka insan terapistin gözetiminde olması gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yapay zeka karar verici değil, sadece bir araç</strong></p>
<p>Yapay zekanın hatalı bir terapi önerisi vermesi durumunda sorumluluğun kimde olacağı sorusuna yanıt veren Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Sorumluluk her zaman insanda olmalı. Yapay zeka bir karar verici değil, sadece bir araç. Bu yüzden terapistler kullandıkları sistemlerin sınırlılıklarını bilmek, danışandan bilgilendirilmiş onam almak ve veri güvenliğini sağlamak zorundadır. Eğer bir hata olursa, bunun sorumluluğu terapiste ve sistemi geliştiren kurumlara aittir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Geleceğin terapistleri &#8220;yapay zeka okuryazarı&#8221; olmalı</strong></p>
<p>Öğrencilerin bu teknolojiyi bir tehdit olarak değil, doğru kullanıldığında bir destek aracı olarak görmeyi öğrenmeleri gerektiğini de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Elif Kurtuluş Anarat, “Bunun için de yapay zeka okuryazarlığı şart. Yani sadece yapay zekanın nasıl çalıştığını değil, etik sınırlarını, risklerini ve insan merkezli yaklaşımı nasıl koruyabileceklerini de öğrenmeliler. Geleceğin terapistleri, teknolojiyi meslek kodlarıyla uyumlu, etik çerçevede kullanmayı bilen kişiler olmak zorundadır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-su-an-psikologlarin-yerini-alabilecek-noktada-degil-584777">Yapay zeka şu an psikologların yerini alabilecek noktada değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir bağcılık mirasını koruyan Iter Vitis Rotası&#8217;na katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-bagcilik-mirasini-koruyan-iter-vitis-rotasina-katildi-584414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 08:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağcılık]]></category>
		<category><![CDATA[iter]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mirasını]]></category>
		<category><![CDATA[rota]]></category>
		<category><![CDATA[rotası]]></category>
		<category><![CDATA[üye]]></category>
		<category><![CDATA[vitis]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584414</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından biri olan Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye oldu. Bağcılık mirasını koruyan Iter Vitis Rotaları Ağı, İzmir için yeni bir dönemin başlangıcı olacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bagcilik-mirasini-koruyan-iter-vitis-rotasina-katildi-584414">İzmir bağcılık mirasını koruyan Iter Vitis Rotası&#8217;na katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından biri olan Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye oldu. Bağcılık mirasını koruyan Iter Vitis Rotaları Ağı, İzmir için yeni bir dönemin başlangıcı olacak. Bu üyelik, İzmir’in sürdürülebilir bir turizm destinasyonu olarak konumunu güçlendirirken toprağının, bağlarının ve insanlarının hikâyesini paylaşması için de yeni bir kapı aralayacak.</p>
<p>Tarihi, üzümle derin bir bağa sahip olan İzmir, Avrupa Konseyi’nin kültür rotalarından biri olarak bilinen Iter Vitis Rotaları Ağı’na üye oldu. İzmir’in sürdürülebilir bir turizm destinasyonu olarak konumunu güçlendirmesinin yanında toprağının, bağlarının ve insanlarının hikâyesini paylaşması için de yeni bir kapı aralayacak üyelik yeni bir dönemin başlangıcı olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm Şube Müdürlüğü koordinasyonunda “İzmir Bağ Rotası”nın oluşturulması için çalışmalara başlandı. Bu rota; bağları, kültürel miras alanlarını, gastronomi deneyimlerini ve kırsal toplulukları birbirine bağlayarak ziyaretçilere bütüncül bir yolculuk sunacak. </p>
<p><strong>İzmir Bağ Rotası için çalışmalar başladı</strong></p>
<p>İzmir, Iter Vitis’e katılarak kırsal alanları korumayı, sorumlu turizmi teşvik etmeyi ve deneyim paylaşımını geliştirmeyi taahhüt eden Avrupa destinasyonları ailesine katıldı. Bu üyelik, İzmir’in doğal ve kültürel mirasını korurken yerel üreticiler, zanaatkârlar ve topluluklar için yeni fırsatlar yaratmayı hedefliyor. Yakında “İzmir Bağ Rotası”; ziyaretçilerini görkemli bağları keşfetmeye, zeytinlikler ve antik kalıntılar arasında yürüyüş yapmaya, ödüllü şarapların tadına varmaya ve bağlarını kuşaklar boyunca yaşatan ailelerin hikâyelerini dinlemeye davet edecek. Bu rota yalnızca İzmir’in lezzetlerini değil, tarihin, kültürün ve sürdürülebilirliğin buluştuğu toprakların ruhunu keşfetme imkânı da sunacak.</p>
<p>Iter Vitis üyeliği ile İzmir; iş birliğine, mirasa ve ortak bir geleceğe katkı koymaya bir adım daha yaklaşıyor. Şehir, geçmişle bugünü; doğayla insanı ve İzmir’le Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü olarak deneyimlemeye davet ediyor.</p>
<p><strong>Kentin kültürünü şekillendirdi</strong></p>
<p>Antik Smyrna’dan Urla, Seferihisar, Torbalı, Menderes ve ötesine uzanan verimli topraklarda binlerce yıldır süregelen bağcılık, kentin peyzajını, ekonomisini ve kültürünü şekillendirdi. Günümüzde bu gelenek yeniden güçlü bir şekilde yaşatılırken; İzmir sınırları içinde yer alan 40’tan fazla şaraphane, toprağın verimliliğini üreticilerin yaratıcılığıyla buluşturarak özgün şaraplar üretiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-bagcilik-mirasini-koruyan-iter-vitis-rotasina-katildi-584414">İzmir bağcılık mirasını koruyan Iter Vitis Rotası&#8217;na katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BKF: Bir fuardan ötesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bkf-bir-fuardan-otesi-580295</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağcılar]]></category>
		<category><![CDATA[bkf]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[fuardan]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağcılar Belediyesi’nce düzenlenen 4. Bağcılar Kitap Fuarı, (BKF) kitap stantlarının dışında her bir köşesindeki farklı içerikli aktiviteleriyle dikkat çekiyor. Çevre Çadırı, çocukları doğa ile buluştururken Bilgi Evi standı da eğlendirerek öğrendiriyor. Vatandaşlar, çark çevirmeceyle sürpriz hediyeler, bilgi yarışmalarıyla kitaplar kazanıyor. Alandaki Filistin Duvarı Gazze’de yaşanan soykırımı dünyaya haykırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bkf-bir-fuardan-otesi-580295">BKF: Bir fuardan ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong><span>Bağcılar Belediyesi’nce düzenlenen 4. Bağcılar Kitap Fuarı, (BKF) kitap stantlarının dışında her bir köşesindeki farklı içerikli aktiviteleriyle dikkat çekiyor. Çevre Çadırı, çocukları doğa ile buluştururken Bilgi Evi standı da eğlendirerek öğrendiriyor. Vatandaşlar, çark çevirmeceyle sürpriz hediyeler, bilgi yarışmalarıyla kitaplar kazanıyor. Alandaki Filistin Duvarı Gazze’de yaşanan soykırımı dünyaya haykırıyor.</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Bir marka haline gelen BKF’nin (Bağcılar Kitap Fuarı) bu yıl 4’üncüsü düzenleniyor. Bağcılar Belediyesi’nin ev sahipliğinde Bağcılar Meydanı’nda açılan BKF, ilk günden itibaren ziyaretçi akınına uğruyor. Bağcılarlı her yaştan ilçe sakini, büyük bir bölümünü bu alanda geçiriyor. Hafta sonu gündüzleri hafta içi ise akşamları yoğunluk yaşanıyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Ziyaretçiler sıra dışı mekanla karşılaşıyor</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Kitap alışveriş yapmak ve sevdiği yazarlarla sohbet etmek için gelen vatandaşları, sıra dışı bir mekanla karşılaşıyor. Alanın dört bir yanına kurulmuş farklı içeriğe sahip bölümler, merak uyandırıyor. Ziyaretçiler kitap aldıktan sonra ya da almadan önce mutlaka bu bölümlere uğrayıp yararlı zaman geçiriyor. </span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Sürpriz hediyeler var</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Bu çarpıcı noktalarından biri Bağ-Kartlılar için ayrılan köşe. Bu alana kurulan çarkıfelek, Bağ-Kart kullanıcılarına eğlenme ve kazanma fırsatını sunuyor. Fuarı ziyaret edenler Bağ-Kartlarını veya kimliğini tarayıcıya okutunca anında 10 puan kazanıyor. Bu puanları biriktirenler, 20 puan karşılığında kahve alabiliyor veya 30 puan biriktirerek çark çevirme hakkı kazanıyor. Çarkı çeviren Bağ-Kartlılar, kahveden alışveriş çekine kadar sürpriz hediyeler kazanıyor. Rota Bağcılar uygulamasından 10 bin adım atanlar da çak çevirme hakkı kazanıyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Çocuklar, yeşil doğa ile tanışıyor</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Başka bir köşeye ise Çevre Çadırı kuruldu. Çadırda çocuklar doğa ile tanışıyor ve bağ kuruyor. Toprakla haşır neşir olan çocuklar tohum ekmeyi de öğreniyor.  Bunun yanında bir de uygulamalı geri dönüşüm çalışmasında kullanılmış plastik malzemelerden yeni ürünler yapılıyor. Uzman personel de çocuklara iklim krizini ve geri dönüşümün önemini anlatıyor. Çadır, gün boyunca dolup taşıyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Hem eğleniyor hem öğreniyorlar</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Bilgi Evleri bölümünde ise minikler, öğretmenler eşliğinde hem eğleniyor hem öğreniyorlar. Renkli boyalarla yüzleri süslenen minikler, çok sevdikleri patili dostlara, izledikleri süper kahramanlara ve masal karakterlerine dönüşüyor. Bazı minikler de atölye çalışması yapıyor. Öğretmenlerinin yönlendirmeleriyle hayal güçlerinin sınırlarını keşfe çıkıyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Zamanda yolculuk yapılıyor</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Ziyaretçiler, kültür, sanat ve edebiyat dolu platformda zaman yolculuğuna çıkıyor. Kitapseverler, edebiyat dünyasında iz bırakan yazarların hayatlarını anlatan küplerle ve fotoğraflarıyla karşılaşıyor. Gençler, renkli dekorlar arasında bol bol fotoğraf çekilebiliyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Tek sorulu yarışma</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Öte yandan Heybeden Kitap isimli proje kapsamında ise bilgi yarışmaları düzenleniyor. Heybelerinde kitapla dolaşan iki genç kız, alanda davetlilere sorular soruyor. Tek sorudan oluşan yarışmada bilenlere anında kitap hediye ediliyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Filistin Duvarı soykırımı haykırıyor</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>BKF’de en çok dikkat çeken ise Gazze’de yaşanan insanlık dramını unutturmamak için yapılan Filistin Duvarı. İki grafiti sanatçısının boyadığı duvarda Özgür Filistin yazıyor. Barış güvercinin yanında Filistinli çocuk, Türkiye ve Filistin bayrağının resminin yer aldığı duvar, Gazze&#8217;de yaşanan soykırımı dünyaya haykırıyor.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span>Her köşesi ayrı bir dünya</span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Renkli bir etkinliğe ev sahipliği yapmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyleyen Bağcılar Belediye Başkanı Yasin Yıldız &#8220;Bağcılar Kitap Fuarımız, bir fuardan öte bir mekan. Adeta her köşesi ayrı bir dünya. Vatandaşlarımızı eğlenceli, öğretici ve uyarıcı aktivitelerle dolu bir ortam karşılıyor. Herkes fuarda kendinden bir şey buluyor ve iyi ki geldim diyerek bu alandan ayrılıyor. Bu yönüyle çok kıymetli bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Tüm İstanbulluları BKF’ye bekliyorum” dedi.</span></span></strong></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bkf-bir-fuardan-otesi-580295">BKF: Bir fuardan ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Urla Bağ Yolu&#8217;nu dünyadaki herkes tanımalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/urla-bag-yolunu-dunyadaki-herkes-tanimali-580091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Sep 2025 10:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dünyadaki]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nü]]></category>
		<category><![CDATA[tanımalı]]></category>
		<category><![CDATA[urla]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580091</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Urla’da ilk kez düzenlenen Hasat Sonu Etkinliği’nin finaline katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/urla-bag-yolunu-dunyadaki-herkes-tanimali-580091">Urla Bağ Yolu&#8217;nu dünyadaki herkes tanımalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Urla’da ilk kez düzenlenen Hasat Sonu Etkinliği’nin finaline katıldı. Urla Bağ Yolu’nun Türkiye’de benzerinin olmadığını belirten ve ilçedeki kültürel yükselişin önemine dikkat çeken Başkan Tugay, “Urla’ya sahip çıkılacak yer olarak bakılması gerekiyor. Urla Bağ Yolu’nu bence dünyadaki herkes tanımalı, bilmeli. Bunun için gereken çalışmayı yapacağız” dedi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Urla Belediyesi tarafından ilk kez organize edilen Hasat Sonu Etkinliği’nin kokteyline katıldı. Gün boyunca gerçekleşen panellerin ardından Urla Karantina Adası’ndaki Tahaffuzhane (büyük limanlara yakın sağlık kuruluşu) binası bahçesinde düzenlenen buluşmada üreticiler, siyasetçiler, meclis üyeleri ve sanat dünyasının temsilcileri yer aldı. Bağların bereketinin kutlandığı programa Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ev sahipliği yaptı. </p>
<p><strong>“Urla Bağ Yolu’nun Türkiye’de benzeri yok”</strong></p>
<p>Gecede konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Urla’nın değerinin farkında olduğunu belirterek, “Urla’ya sahip çıkılacak, değer katılacak yer olarak bakılması gerekiyor. Binlerce yıl öncesinden gelen bağcılık kültürünü, toprakla bağlantılı olan o güzel duyguyu yeniden hissedip bugün bu noktalara getiren herkese bu şehrin belediye başkanı, bu ülkenin yurttaşı olarak çok teşekkür ediyorum.  Hakkınız ödenmez. Oluşturulan Bağ Yolu Rotası’nın Türkiye’de benzeri yok, yurt dışında da örnekleri çok az. Kesinlikle eksiği yok. Ancak biraz daha özen gösterilmesi ve tanıtımının yapılması lazım. Urla Bağ Yolu’nu bence dünyadaki herkes tanımalı, bilmeli. O yolun biraz daha çekici hale gelmesi için çalışmalıyız. Bunu ilçenin kalitesine yakışır şekilde yapmalıyız. Bizler bu hizmetleri yerine getirmek için buralardayız. Edebiyatın, sanatın, medeniyetin, demokrasinin doğduğu yerlerdeyiz. Bu değerlerimizi geleceğe çok daha iyi bir şekilde taşımalıyız. Bu etkinliği ilk defa düzenleyen Selçuk Başkan’a da çok teşekkür ediyorum” dedi.  </p>
<p><strong>“Büyükşehir Belediye Başkan’ımızla elimizden ne geliyorsa yapacağız”</strong></p>
<p>Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ise, “Urla’nın kültürel değerlerini koruyarak gelecek nesillere aktarmak için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’mızla birlikte elimizden ne geliyorsa yapacağız. Urla’da çok güzel bir bağ rotası oluştu. Kültür rotası da oluşturmak istiyoruz. Gastronomi, bağ ve kültür anlamında Urla’nın geleceğinin nereye evrileceği aslında tanımlanmış durumda. Urla’nın kazandığı ivmeyi gelecek nesillere aktarmak boynumuzun borcu” diye konuştu. </p>
<p><strong>Başkan Tugay&#8217;a teşekkür</strong></p>
<p>Urla Bağ Yolu Üyesi Urlice Şarapçılık Kurucusu Bilge Bengisu Öğünlü, “Bağcılıkta ve her alanda kadınlarımızın çok emeği var. Bu güzel geleneği ileriye taşımak istiyoruz. Çocuklarımız da bu bereketten faydalansın istiyoruz” dedi. </p>
<p>Urla Şarapçılık Kurucusu Can Ortabaş da, “Bereketli topraklardayız. Bu topraklar bizim mirasımız. Bu mirasa sahip çıkarak, birbirimizi rakip değil ortak olarak görerek güzel bir örnek veriyoruz” ifadelerini kullandı. Başkan Tugay&#8217;ın Urla Bağ Yolu&#8217;na sanatın da ilave edilmesi önerisine değinen Ortabaş, “Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Bizim düşünmediğimizi düşündü ve çalışmaları bir öteye götürdü” diye konuştu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/urla-bag-yolunu-dunyadaki-herkes-tanimali-580091">Urla Bağ Yolu&#8217;nu dünyadaki herkes tanımalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyunla öğrendiler, doğayla bağ kurdular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyunla-ogrendiler-dogayla-bag-kurdular-578939</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 15:59:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğayla]]></category>
		<category><![CDATA[kurdular]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendiler]]></category>
		<category><![CDATA[oyunla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578939</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Dünya Temizlik Günü’nde miniklere doğa ve çevre bilincini oyunla öğretti. Düzenlenen neşeli etkinlikte çocukların doğa ile olan bağları kuvvetlendirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyunla-ogrendiler-dogayla-bag-kurdular-578939">Oyunla öğrendiler, doğayla bağ kurdular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Dünya Temizlik Günü’nde miniklere doğa ve çevre bilincini oyunla öğretti. Düzenlenen neşeli etkinlikte çocukların doğa ile olan bağları kuvvetlendirildi.</p>
<p><b>MİNİKLER HARİTALARLA KEŞFE ÇIKTI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Lokomotif Çocuk Köyü’nde, Dünya Temizlik Günü kapsamında özel bir etkinlik düzenlendi. Etkinlikte 5-6 yaş grubu çocuklara haritalar dağıtılarak, oryantiring (yön bulma) temalı parkur oluşturuldu. Doğu Kışla Gençlik Parkı’nda gerçekleşen etkinlikte çocuklar haritalarla yönlerini bulmaya çalışırken, istasyonlarda çevre gözlemi yaptı ve doğayla bağ kurdu.</p>
<p><b>SIFIR ATIK İSTASYONLARIYLA FARKINDALIK</b></p>
<p>Cam, kâğıt, plastik ve metal atık kutularını yakından tanıyan çocuklar, öğretmenleri eşliğinde hangi atığın nereye atılması gerektiğini uygulamalı olarak deneyimledi. “Sıfır Atık” temalı istasyonlar miniklerin ilgisini çekerken, bu da onların eğlenerek öğrenmelerini sağladı.</p>
<p><b>ÇEVRE BİLİNCİ KÜÇÜK YAŞTA KAZANILIYOR</b></p>
<p>Etkinlik boyunca çocuklar dürbünlerle çevreyi inceledi, haritalar yardımıyla yönlerini buldu. Doğa dostu bu program sayesinde çocuklara çevrenin korunması, geri dönüşümün önemi ve ortak sorumluluk bilinci oyunlarla aktarıldı. Dünya Temizlik Günü kapsamında çevreye duyarlılık ve sıfır atık bilinci güçlendirilirken, çocukların doğa ile olan bağları da kuvvetlendirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyunla-ogrendiler-dogayla-bag-kurdular-578939">Oyunla öğrendiler, doğayla bağ kurdular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca&#8217;da üzüm bağından Kent Lokantaları&#8217;na uzanan tatlı dayanışma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bucada-uzum-bagindan-kent-lokantalarina-uzanan-tatli-dayanisma-574855</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 14:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağından]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[lokantaları]]></category>
		<category><![CDATA[na]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[uzanan]]></category>
		<category><![CDATA[üzüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buca Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışının güzel bir örneğine daha imza attı. Belediyeye ait Kaynaklar'daki üzüm bağında büyük emekle yetiştirilen üzümler, bağ bozumunun hemen ardından Buca’nın üç Kent Lokantası'nda vatandaşlara sunuldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-uzum-bagindan-kent-lokantalarina-uzanan-tatli-dayanisma-574855">Buca&#8217;da üzüm bağından Kent Lokantaları&#8217;na uzanan tatlı dayanışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buca Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışının güzel bir örneğine daha imza attı. Belediyeye ait Kaynaklar&#8217;daki üzüm bağında büyük emekle yetiştirilen üzümler, bağ bozumunun hemen ardından Buca’nın üç Kent Lokantası&#8217;nda vatandaşlara sunuldu. Buca Belediye Başkanı Mimar Görkem Duman, &#8220;Buca ismi üretim ve dayanışma ile anılacak&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yerel üretimi destekleyerek kırsal alanlardaki tarım potansiyelini yeniden canlandırmak üzere çalışmalarını sürdüren Buca Belediyesi, toprağın bereketini Bucalılar ile paylaşmayı sürdürüyor. Belediyeye ait Kaynaklar&#8217;da bulunan 13 dönümlük alanda yer alan üzüm bağından toplanan mahsul, her yıl olduğu gibi bu yıl da vatandaşların sofrasına sunuldu.  Sosyal belediyecilik anlayışının en güzel örneğinin sergilendiği Kent Lokantaları’nda, menülerin yanında ücretsiz olarak ikram edilen üzümler dayanışmanın simgesi haline geldi.</p>
<p>&#8220;BUCA&#8217;NIN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKIYORUZ&#8221;</p>
<p>Buca’da toprakta başlayan yolculuğun halkın sofrasında son bulduğunu ifade eden Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, &#8220;Buca, üzümüyle, bağıyla, bağcılık kültürüyle anılan bir yer. Yüzyıllardır bu topraklarda üzüm yetişiyor, sofralara bereket taşıyor. Biz de Buca Belediyesi olarak bu mirası geleceğe taşımak, üretimi desteklemek, Buca’nın sembolü olan üzümü yeniden hak ettiği değere kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Diğer yandan da sosyal faydayı en üst noktaya taşımaya çalışıyoruz. Üretimimizi Bucalılar ile paylaşıyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da mahsulümüzün bir kısmı Kent Lokantalarımızda kullanılacak, bir kısmını da ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızla paylaşacağız. Biz tarımı sadece ekonomik bir faaliyet olarak görmüyoruz; tarımı, dayanışmanın, bereketin ve birlikte üretmenin gücü olarak görüyoruz. Buca’da hayata geçirdiğimiz bu çalışma Buca’nın geleceğine sahip çıkmaktır. Çocuklarımıza sadece beton binalar değil, bereketli topraklar, yeşil bağlar, üretimin değer gördüğü bir şehir bırakmaktır. Bu nedenle Buca üreten bir ilçe olacak, Buca, bereketiyle anılacak&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-uzum-bagindan-kent-lokantalarina-uzanan-tatli-dayanisma-574855">Buca&#8217;da üzüm bağından Kent Lokantaları&#8217;na uzanan tatlı dayanışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coğrafi İşaretli Ada Karası Üzüm Hasadı Gerçekleşti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cografi-isaretli-ada-karasi-uzum-hasadi-gerceklesti-574517</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 10:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafi]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleşti]]></category>
		<category><![CDATA[hasadı]]></category>
		<category><![CDATA[karası]]></category>
		<category><![CDATA[şaretli]]></category>
		<category><![CDATA[üzüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574517</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin öne çıkan öno-turizm destinasyonları arasına girme yolunda önemli bir adım atan Avşa Adası, bu yıl ikincisi düzenlenen “Bir Başkadır Avşa” etkinliği ile ziyaretçilerini ağırladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cografi-isaretli-ada-karasi-uzum-hasadi-gerceklesti-574517">Coğrafi İşaretli Ada Karası Üzüm Hasadı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin öne çıkan öno-turizm destinasyonları arasına girme yolunda önemli bir adım atan Avşa Adası, bu yıl ikincisi düzenlenen <strong>“Bir Başkadır Avşa”</strong> etkinliği ile ziyaretçilerini ağırladı. </p>
<p> Marmara Adalar Belediye Başkan Yardımcısı Şahin Alagaş’ın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlik, coğrafi işaretli <strong>Ada Karası</strong> üzümünün bağ bozumu şenliklerle kutladı.</p>
<p>Etkinlik kapsamında bağlarda geleneksel yöntemlerle üzümler ezildi, müzik ve dans eşliğinde katılımcılar keyifli anlar yaşadı. <strong>Sardalya Şenliği</strong> ile ada halkına ve ziyaretçilere ızgara sardalya ikram edilerek bölgenin köklü balıkçılık kültürü de sofralara taşındı.</p>
<p>Programın öne çıkan bölümlerinden biri ise <strong>Ada Karası Sohbetleri</strong> oldu. Moderatörlüğünü Ebru Koralı’nın üstlendiği buluşmada, bölge üreticilerinden <strong>Alp Törüner, Gamze Sezer ve Ali İhsan Bortaçina</strong>, yeme-içme uzmanı <strong>Levon Bağış</strong> ile birlikte Avşa’nın bağcılık ve şarapçılık kültürünü tartıştı. Sohbet, hem ada bağlarının geleceğine dair ilham verici fikirler hem de bölgenin kültürel zenginliğine dair değerli paylaşımlar sundu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cografi-isaretli-ada-karasi-uzum-hasadi-gerceklesti-574517">Coğrafi İşaretli Ada Karası Üzüm Hasadı Gerçekleşti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2025 09:24:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[boynu]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=573625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teknolojik cihazlara giderek daha bağımlı hale gelinmesiyle birlikte, omurganın boyun bölgesindeki ilk yedi omuru kapsayan servikal bölgede görülen şikayetlerin de arttığını söylemek mümkün. Bu yaygın sağlık sorununun “Tech neck” olarak adlandırıldığından bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Bu kavram; teknolojinin getirdiği yaşam tarzı değişiklerinin özellikle kas ve iskelet sistemimiz üzerindeki olumsuz etkilerini anlatır. Bu viral sağlık sorununa karşı ev veya iş yerlerinde alınabilecek en iyi önlem ergonomik şartlara dikkat etmek. Bilgisayar karşısında oturuş, telefon kullanımı, günlük pozisyon değişiklikleri büyük önem taşır. Hareketsiz yaşam, kas ve iskelet sisteminde yıllar içinde kalıcı hasarlar bırakır. En uygun pozisyon, bir sonraki pozisyondur yani sürekli hareket etmek genel sağlık için çok kıymetli” dedi.</strong></p>
<p>Özellikle telefonu ellerinden düşürmeyen gençler, başlarını öne eğerek uzun süre aynı pozisyonda kalırlar. Bu tehlikeli alışkanlığın boyun kaslarına 5 ila 8 kat daha fazla yük bindirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Trafikte uzun süre oturmak, ergonomik olmayan toplu taşıma araçlarında yolculuk etmek ya da televizyon karşısında fazla vakit geçirmek de tehlikeli davranışlardır. Hipertansiyon ya da diyabet gibi kronik bir rahatsızlık olan Teck Neck’in tedavisinde sabırlı olmak ve egzersizi bir yaşam biçimine dönüştürmek şarttır. Şikâyetler, egzersiz yaptığınız sürece azalır, bıraktığınızda ise geri döner. Bu nedenle kas-iskelet sisteminin ömür boyu ihtiyaç duyduğu ilaç, egzersiz ve spordur” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Beldeki eğrilikler bağırsak sağlığını etkileyebilir</strong></p>
<p>Saatlerce aynı pozisyonda kalındığında boyun kasları ve disklerinin aşırı yüklenmeye maruz kalarak zorlanacaklarını vurgulayan Prof. Dr. Akı, “İnsanlar genellikle ekran karşısında saatlerini aynı pozisyonda geçirir. Bu durum da en sık karşılaşılan şikâyet olan boyun ağrısına yol açar. Omurga bir çadır direği gibidir; buradaki bir sorun akciğer, kalp, mesane ve bağırsak gibi organlara da yansır. Örneğin sırt bölgesindeki eğrilikler akciğer kapasitesini azaltır, ileri vakalarda kalbi etkiler. Beldeki eğrilikler mesaneye baskı yapar, bağırsak dolaşımını bozar. Omurgayla bağlantılı olarak kürek kemiği, omuz, kalça ve diz eklemleri de olumsuz etkilenebilir. Vücuttaki kas-iskelet sistemi bir domino taşı gibi birbirine bağlı” dedi.</p>
<p><strong>Sabit duruş gerektiren işlerde risk daha fazla</strong></p>
<p>Bu tür kas-iskelet sistemi problemlerinin uzun süre aynı pozisyonda kalmayı gerektiren her meslek grubunun risk altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akı, “Örneğin hareket edemeyen hastalara yardımcı olmak zorunda olan ya da evde hasta bakımını üstlenen sağlık çalışanları sıklıkla bel ve sırt ağrıları yaşar. Omurga problemleri genel olarak her yaşta ortaya çıkabilir hatta 17–18 yaşındaki gençlerde bile görülebilir. Ancak gençlerde yapısal bozukluklar, orta yaşta fıtıklar ve ileri yaşta eklem kireçlenmeleri daha ön planda” dedi.</p>
<p><strong>Tedaviye geç kalınırsa postür bozuklukları ortaya çıkabilir</strong></p>
<p>Teck Neck tedavi edilmezse; kas ve bağ kısalması, eklem hareketlerinin azalması ve deformasyonların ortaya çıkması gibi ciddi sıkıntılarla karşılaşılabileceğini vurgulayan Akı, “Özellikle boyun hareketleri belirgin şekilde azalır. Hasta günlük yaşamında bu durumun hemen farkına varmayabilir çünkü ihtiyaç duymadığı hareketleri yapmaz. Ancak muayene sırasında kısıtlılık ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi, yanlış kullanım ve postür bozukluklarının tipik sonucudur. Boynun öne doğru gitmesi kasları aşırı yük altında bırakır. Normalde omurganın hafif C şeklinde kıvrımı normaldir, bu kaybolduğunda veya tersine döndüğünde ise ciddi postür bozuklukları ortaya çıkar. Boyun düzleşmesi zamanla sırtı ve beli de etkiler, omuz hareketlerini kısıtlar” dedi.</p>
<p><strong>Her gün 10 dakikalık egzersiz ağrıları azaltıyor</strong></p>
<p>Günlük 10–15 dakikalık egzersizlerin hastaların şikayetlerini azaltarak yaşam kalitesini ciddi şekilde artıracağını açıklayan Akı, “Fizik tedavi programları, kayropraktik veya manuel terapi yöntemleri, kas spazmını azaltmaya yönelik enjeksiyonlar, gerekirse kısa süreli ilaç kullanımı da tedaviyi destekleyebilir. Ek olarak kısa süreli korse kullanımı da tavsiye edilebilir fakat mutlaka egzersizle desteklenmelidir. Aksi halde kaslarda erime olur ve alışkanlık gelişir. Asıl amaç kasları güçlendirerek doğal bir korse oluşturmaktır. Pilates, yüzme, tempolu yürüyüş ve bisiklet sürme omurga kaslarını çalıştırarak en doğal korumayı sağlayan aktiviteler arasında” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/telefon-kullanimi-boynu-5-kat-daha-fazla-zorluyor-573625">Telefon kullanımı boynu 5 kat daha fazla zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yörük Kültür Dernekleri Manisa&#8217;da Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yoruk-kultur-dernekleri-manisada-bulustu-570568</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:59:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[şöleni]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<category><![CDATA[yörük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şehzadeler ilçesine bağlı Sancaklıiğdecik Mahallesi, 7’nci Geleneksel Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni’ne ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Yörük Kültür Derneklerini bir araya getiren şölen, renkli görüntülere sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoruk-kultur-dernekleri-manisada-bulustu-570568">Yörük Kültür Dernekleri Manisa&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şehzadeler ilçesine bağlı Sancaklıiğdecik Mahallesi, 7’nci Geleneksel Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni’ne ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen Yörük Kültür Derneklerini bir araya getiren şölen, renkli görüntülere sahne oldu. Yörük kültürüne çok önem verdiklerini vurgulayan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, “Yörük ve Türkmen kültürümüz, bu toprakların en güçlü hafızalarından biridir. Manisa’mızda bu köklü kültürü yaşatmaya ve desteklemeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, Şehzadeler Belediyesi ve Manisa Yörük Türkmen Derneği iş birliğiyle 7’nci Geleneksel Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni Sancaklıiğdecik Mahallesi’nde gerçekleştirildi. Şölene Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, parti örgütleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanından gelen Yörük Kültür Derneklerini Sancaklıiğdecik’te bir araya getiren 7’nci Geleneksel Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni kortej yürüyüşü ile başladı. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte yöresel kıyafetler, halk oyunları ve davul-zurna eşliğinde coşkulu anlar yaşandı. Şölende, Manisa Yörük Türkmen Derneği Başkanı Arif Kurtoğlu ve Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, konuşma yaparak, şölenin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.</p>
<p><b>“Her zaman yanınızda olacağız”</b></p>
<p>Sözlerine, elim bir kaza sonucu yaşama veda eden merhum Başkan Ferdi Zeyrek’i anarak başlayan Başkan Besim Dutlulu, “Kendisini saygıyla, rahmetle anıyoruz. Geçtiğimiz yıl bu festivalde sizlerle birlikteydi. Çok güzel insandı, çok büyük bir başkandı. Yapacak çok işi vardı ama kaderin önüne geçemiyoruz. Şimdi bu önemli görev bizlere emanet. Bize düşen, onun bıraktığı bayrağı daha da yukarılara taşımaktır. Bize düşen, bu ülkenin kökü, özü ve teminatı olan <strong>Yörüklerimize</strong><b>, <strong>Türkmenlerimize</strong></b> sahip çıkmak, onların yanında olmaktır. Aynı Ferdi Başkan gibi biz de sizlere destek olacak, her zaman yanınızda olacağız. Onun yokluğunu aratmamak için elimizden gelenin fazlasını yapacağız. Bizim kapımız her zaman sizlere açık olacak, size hizmet etmek için çok çalışacağız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“İyi ki varsınız, iyi ki bu ülkenin yapı taşısınız”</b></p>
<p>Daha önceden katıldığı festivalleri anlatan Başkan Dutlulu, “En son Yörük ve Türkmen festivaline Ferdi Başkanımızla birlikte katılıp ata binmiştik. Bir elimizde Türk Bayrağı bir elimizde sancak ile dolaştık. Çok güzel bir gün geçirmiştik. Orada dernek başkanlarımızla çok uzun sohbetlerimiz olurdu. Onların bize her zaman söylediği şuydu, ki ben de bunun ne kadar doğru olduğunu anladım, derlerdi ki ‘Yörüklerden vatan haini çıkmaz, terörist çıkmaz, bu ülkeyi sevmeyen insan çıkmaz’. Ben de hep onlara şunu derdim, ‘İyi ki varsınız, iyi ki bu ülkenin yapı taşısınız, temel taşısınız’. Sizleri çok seviyoruz. Manisa’mızda bu köklü kültürü yaşatmaya ve desteklemeye devam edeceğiz. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun. Birbirinden güzel gösteriler, lezzetler, müzikler ve halk oyunlarıyla renklenen bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><b>Başkan Çetin Akın, Nazım Hikmet’in ‘Davet’ Şiirini Okudu</b></p>
<p>Şölende konuşan Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, “Çok güzel bir haftayı yaşıyoruz. Türklerin esir alınamayacağını gösterdiğimiz bir destan yazdık. Bu destanı 103 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları, dünya savaş tarihine damga vuran bir destana imza attı. Onların bırakmış olduğu bu güzel vatanda şöyle bir şiirle sizleri selamlamak istiyorum” diyerek Nazım Hizmet’in ‘Davet’ şiirini okuyarak konuşmasını sonlandırdı.</p>
<p><b>“Bu şenliğe omuz verdiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum”</b></p>
<p>Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ise, “Yörükler bugün sadece bir topluluk değil, Anadolu’nun vicdanı, doğanın parçası, insan emeği ve onurunun günümüzde yaşayan temsilcileridir. Yörük Türkmen Derneği’nin 7’ncisini düzenlediği Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni, bizim geleneklerimizde, tarım geleneğimizde olan en köklü şölenlerden biridir. Bu sadece üzüm toplamak değil, toprağa duyulan minnettir. Bağ Bozumu, mevsimsel döngülerin de aslında habercisidir. Bu güzel şenliğe omuz verdiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şenliklere katılan Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ da yaptığı selamlama konuşmasında festivale katılmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade ederek, festivalin hayırlı olmasını diledi. Yapılan konuşmaların ardından 7’nci Geleneksel Bağ Bozumu ve Yörük Kültür Şöleni çeşitli etkinliklerle devam etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoruk-kultur-dernekleri-manisada-bulustu-570568">Yörük Kültür Dernekleri Manisa&#8217;da Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 12:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 'Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı' konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8216;Sessiz Salgın: Hikikomori Yalnızlık Hastalığı&#8217; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Kendini eve hapsetme…</strong></p>
<p>Japonca kökenli bir kavram olan ‘Hikikomori’nin &#8220;hiki&#8221; kaçınma, &#8220;komori&#8221;nin ise içe kapanma ya da kendini eve hapsetme anlamına geldiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Türkçeye kavramsal olarak ‘kendini izole etme sendromu’ ya da ‘sosyal geri çekilme bozukluğu’ şeklinde çevrilebilir. Özellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan bu durum, ilk olarak 1990’lı yıllarda Japonya’da tanımlanmış; başlangıçta Japon kültürüne özgü sanılsa da günümüzde küresel bir sorun halini almıştır. Hikikomori&#8217;nin temel belirtileri şöyle; kişi sosyal ortamlardan uzak durur, evden çıkmak istemez, kendini eve kapatır, sadece fiziksel olarak değil, duygusal ve zihinsel olarak da içe kapanır, sosyal etkileşimleri neredeyse sıfıra indirir; neşeli görünebilir ama içsel olarak izoledir, sanal oyunlara aşırı düşkünlük görülür, özellikle okul ve iş gibi yapısal sorumluluklardan uzak dururlar, ev tek güvenli alan haline gelir ve anne babaya bağlılık vardır, ancak bu bağ mesafeli ve çelişkilidir; aile bireylerine duygusal yakınlık göstermez ama onlardan da kopamaz.”</p>
<p><strong>6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Bu durum 6 ay veya daha uzun sürdüğünde tanı konulabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Japonya’da geliştirilmiş 25 soruluk bir değerlendirme ölçeği vardır; Türkiye&#8217;de de 8 soruluk bir uyarlaması mevcuttur. Bu sendrom, depresyonun alt türlerinden biri olarak değerlendirilir.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların genellikle aşırı korumacı anneler ve işiyle meşgul, mesafeli babaların çocukları olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Aşırı korumacılık, çocuğun sorumluluk almadan büyümesine neden olur. Küçük yaşta yeterli sorumluluk verilmeyen çocuklar, dış dünyaya karşı güvensiz hale gelir. Ayrıca bu çocukların ilgi alanlarının sınırlı olması, zihinsel gelişimlerini daraltır. Ebeveynlerin çocuğu çeşitli sosyal etkinliklere yönlendirmesi, oyun, sanat, doğa gibi çok yönlü alanlarda deneyim kazandırması çocuğun beyin gelişimini ve dayanıklılığını artırır. Sorumluluk almayan çocuklar çalışma eyleminin getirdiği tatmini de tanıyamaz. Oysa ev işlerine katkı sağlamak, bir büyüğe yardımcı olmak bile çocuğun gelişimi açısından oldukça önemlidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreç ilerledikçe okul ve akran reddi gelişiyor</strong></p>
<p>Bu çocukların yetiştiği ailelerde sıklıkla sağlıklı iletişim eksikliği görüldüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Evde çatışmalar küçük bir sorundan bile büyük gerilimlere dönüşebilir. Bu durumda çocuk kendine odasında bir güvenli alan oluşturur ve zamanla sosyal izolasyonu normalleştirir. Süreç ilerledikçe okul reddi ve ardından akran reddi gelişir. Normalde 10 yaş sonrası çocuk için akran ilişkileri anne-babadan daha önemli hale gelirken, bu çocuklar akranlarından da kaçınır. Bu durum onları akran zorbalığına açık hale getirir ve yalnızlık döngüsünü derinleştirir. Nitekim Japonya ve İngiltere, yalnızlık bakanlığı kurarak bu duruma dikkat çekmiştir. Artık sadece bireysel değil, toplumsal boyutta bir sorun haline gelmiştir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anne babaya bağlı değil bağımlı hale geliyorlar</strong></p>
<p>Bu çocukların genellikle sosyal medya ve dijital ortamlar aracılığıyla sahte bağlar kurduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Gerçek ilişkilerden uzak, yüzeysel, geçici ve yapay övgülerle tatmin olurlar. Bu sahte bağlar çocuklara sahte bir ‘değerli olma’ hissi verir. Gerçek ile sahte arasındaki farkı ayırt edemedikleri için de bu ortamları daha güvenli görürler. Anne babanın aşırı eleştirel ya da yargılayıcı tutumu, çocuğun evde bile kendini bir mahkeme salonunda gibi hissetmesine neden olur. Bu nedenle çocuk, daha çok dijital dünyada bağlantı kurmaya yönelir. İnsan bağ kurmadan yaşayamaz; çocuk da sanal bağlarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Ancak bu bağlar yapaydır ve yalnızlık hissini daha da derinleştirir. Yalnız kalmak zamanla bir alışkanlık haline gelir ve sahte bir huzur hissi yaratır. Bu durumun sonunda çocuk, anne babaya bağlı değil bağımlı hale gelir ve süreç ilerledikçe onları da reddetmeye başlar.” dedi.</p>
<p><strong>Yalnızlık günde bir paket sigara içmek kadar hasar veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Birleşmiş Milletler&#8217;in geleceği bekleyen üç büyük küresel tehditten biri olarak ilan ettiği &#8220;yalnızlığın&#8221;, artık somut bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirterek, &#8220;Yapılan istatistikler, &#8216;çok yalnızım&#8217; diyen kişilerde kronik hastalık riskinin yüzde 26 daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, günde bir paket sigara içmek kadar bedenimize hasar veriyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Modernizmin &#8220;bireyselleşme&#8221; adı altında &#8220;bencilleşmeyi&#8221; yücelterek bu küresel salgını körüklediğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Kalabalık yalnızlık&#8221; kavramının Türkiye&#8217;de &#8220;yılın kelimesi&#8221; seçilmesini, modernizmin &#8220;sessiz çığlığı&#8221; olarak niteledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sosyal bir varlık olan insanın, başkalarına muhtaç olmadan yaşama öğretisiyle aslında kendi doğasına aykırı bir yola itildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Seçilmiş yalnızlık bilgelik…</strong></p>
<p>Her yalnızlığın kötü olmadığını, &#8220;seçilmiş yalnızlığın&#8221; kişinin kendini tanıdığı bir &#8220;iç keşif yolculuğu&#8221; ve bilgeleşme fırsatı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, asıl tehlikenin, bireyin istemediği halde yalnızlığa itilmesi olduğunu, bu durumun arkasında yatan bencilliği &#8220;sosyal kanser&#8221; olarak tanımladı.</p>
<p>&#8220;Bencil ve narsist insanlar, tıpkı bir tümör hücresi gibi sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Vücudumuzun bu hücrelerle savaştığı gibi, toplumun da bu &#8216;toksik&#8217; kişiliklerle mücadele etmesi gerekir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, yalnızlığın oluşturduğu kronik stresin bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun kendi kendini onarma mekanizmasını bozduğunu, bu küresel tehdidin bir sonraki adımının depresyon olduğunu ve çözümün, sosyal bağları güçlendirmekte yattığını ifade etti.</p>
<p><strong>Kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde erken yıpranma oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan ve okul reddi gibi sorunlarla kendini gösteren kronik yalnızlığın, beyinde somut ve ölçülebilir hasarlara yol açtığını dile getirerek, &#8220;Yapılan araştırmalar, kronik yalnızlık çeken kişilerin beyninde; bellek alanı olan hipokampus, duyguları düzenleyen anterior singulat korteks ve anlamlandırmayla ilgili bölgelerin fiziksel olarak küçüldüğünü gösteriyor. Bu durum kişileri erken yıpranmaya ve ruhsal bozukluklara karşı savunmasız bırakıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yalnızlığın yarattığı sürekli stresin, gen ifadesini bozarak vücudun &#8220;tehlike olmadığı halde tehlike var&#8221; sinyali vermesine ve tiroit gibi otoimmün hastalıklara yol açtığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Tarhan, aile içi iletişimin zayıf olduğu, kuralların nezaketle dengelenemediği ortamlarda büyüyen gençlerin bu riske daha açık olduğunu, çözümün, çocuklara sağlıklı iletişim ve problem çözme becerilerinin öğretilmesinde yattığını vurguladı.</p>
<p><strong>Yalnızlık salgınında erkekler neden daha fazla risk altında?</strong></p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon konusunda erkeklerin kadınlara göre daha büyük risk altında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunun temelinde kadın ve erkek beyninin genetik kodlarındaki farklılıkların yattığını söyledi.</p>
<p>&#8220;Kadın beyni, doğuştan gelen annelik kodları nedeniyle empati ve sözel ifade becerilerinde daha gelişmiştir. Stres altında kadın, konuşarak ve sosyalleşerek çözüm ararken, erkek beyni zihinsel sığınağına çekilerek içe kapanır.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, bu temel farklılığın, erkekleri akran zorbalığına, sosyal izolasyona ve kendini eve hapsetme gibi durumlara daha yatkın hale getirdiğini belirtti.</p>
<p>Kendini hayata kapatan gençlerde zaman kavramının dahi bozulabileceğini, hangi ayda veya günde olduklarını unutabileceklerini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, kadınların daha sosyal genetik şifreler taşıması nedeniyle teorik olarak bu küresel yalnızlık salgınına karşı daha dirençli olmasının beklendiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası gençlerde &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; arttı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle pandemi sonrası gençlerde artan &#8220;sanal dünyaya hapsolma&#8221; ve yalnızlık salgınının temelinde, ailelerin çocuklarına sunduğu sınırsız konfor ve yanlış yaşam felsefesinin yattığını ifade ederek, “Aman sorun çıkarmasın diye çocuğun her istediğini yapan, evin liderliğini ona kaptıran anne-babalar, aslında ona hayatın sınırlarını öğretmiyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Evde stres seviyesi yüksek olan çocukların, emek vermeden kolayca haz kaynaklarına ulaşılan sanal dünyayı bir &#8220;sığınak&#8221; olarak gördüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, eline &#8220;ucuz bakıcı&#8221; olarak tablet verilen ve rüyasında bile parmağıyla ekran kaydıran bebekler olduğunu, İskandinav ülkelerinin 3 yaşına kadar ekranı tamamen yasakladığını hatırlattı.</p>
<p>&#8220;Biz çocuklarımıza orta ve uzun vadeli hedefler sunmak yerine, sadece anlık haz ve dopamin odaklı bir hayat öğretiyoruz. &#8216;5-10 sene sonra nerede olacaksın?&#8217; sorusunu sormayan genç, para, şöhret ve alkışla dolu sanal dünyanın esiri oluyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, ailelere çocuklarına anlam ve amaç odaklı bir hayat sunmaları çağrısında bulundu<strong>.</strong></p>
<p><strong>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; </strong></p>
<p>Sanal ortamdaki iletişimin &#8220;sosyal&#8221; değil, &#8220;sanal&#8221; olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, gerçek fiziksel temasın olmadığı bu etkileşimlerin beynin sadece hayal kurmayla ilgili alanını çalıştırdığını belirtti.</p>
<p>&#8220;Gerçek sosyal hayatta beş duyu, motor beceriler, empati ve sosyal sınırlar öğrenilir. Sanal ortamda ise çocuk hata yapıp karşı tarafın tepkisinden ders çıkaramaz, bu yüzden sosyal sınırları öğrenemeyen bireyler yetişir.&#8221; diye konuşan Prof. Dr. Tarhan, özgüveni düşük ve stresini yönetemeyen kişilerin, sahte bir onay ve sürükleyicilik sunan sanal ortamlara, özellikle de oyunlara kaçtığını ifade etti.</p>
<p>İnsanın &#8220;ilişkisel bir varlık&#8221; olduğunu ve sosyal olarak kendini güvende hissettiğinde beynindeki tehlike devrelerinin sustuğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla yalnızlık arasında doğrudan bir nedensellik bağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Yalnızlığa itilen kişilerin, gerçek problemlerden kaçmak için anlık hazlara sığındığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Halbuki amaç ve anlam odaklı bir hayat seçseler, başlangıçta zorlansalar da orta ve uzun vadede kazanırlar. İnsan, bir bütünün ve bir anlamın parçası olmak ister; asıl mutluluk ve yalnızlığın çözümü burada yatar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Aileler negatifle savaşmak yerine, pozitifi artırmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 15 yaşındaki bir gencin protestocu ve negatif tavırlarının altında genellikle ailenin &#8220;fazla sevgiyle karışık fazla müdahalesinin&#8221; yattığını ifade ederek, &#8220;10 yaşından sonra çocuğu yönetemezsiniz; ona heykeltıraş gibi şekil vermeye çalışmak yerine, hayat yolunda bir &#8216;yol arkadaşı&#8217; olmalısınız.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buyurgan bir tavrın, özellikle özerklik duygusu gelişmiş çocuklarda tam tersi bir tepkiye ve &#8220;ters kimlik&#8221; gelişimine yol açtığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ailelere &#8220;negatifle savaşmak&#8221; yerine, &#8220;pozitifi artırma&#8221; stratejisini önerdi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Çocuğun dünyasına girebilmek için onun ilgi alanlarından (müzik, bilgisayar, sanat) bir kapı açın. Nasihat ve konferans vermek yerine, önce çocuğun iyi yönlerini övün. Güven ilişkisi tazelendiğinde, çocuk yanlışı zaten kendiliğinden bırakacaktır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon ve otizme bakılıyor</strong></p>
<p>Kendini eve kapatan, hatta tuvalete bile gitmekte zorlanan &#8220;Hikikomori&#8221; benzeri vakalarda, ilk olarak altta yatan biyolojik bir neden olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Bu gençlerde öncelikle depresyon ve otizm spektrum bozukluğu gibi sosyal iletişim güçlükleri olup olmadığını tarıyoruz. Eğer nonverbal (sözel olmayan) öğrenme güçlüğü gibi sorunlar varsa, tedavi tamamen değişiyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Pandemi sonrası bu tür vakalarda ve ergen intihar girişimlerinde ciddi bir artış yaşandığını, daha önce nadiren ihtiyaç duyulurken şimdi ergen servislerinde yer bulmakta zorlandıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Eğer ailede anne ve baba ortak bir dil konuşuyor, tutarlı davranıyor ve çocuklar arasında kutuplaşma yaratmıyorsa, bu gençler hızla toparlanıyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Yalnızlık ve sosyal izolasyon yaşayan ergenlerin en temel ihtiyacının &#8220;adam yerine konmak&#8221; ve &#8220;değer verilmek&#8221; olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, ailelerin &#8220;Bugün nasılsın?&#8221; gibi basit sorular yerine, &#8220;Şunu nasıl yapalım?&#8221; diyerek onu karar süreçlerine dahil etmesinin çok önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Ancak tüm bu çabalara rağmen, bir gencin sık sık ölümle ilgili konular açması, sorular sorması veya &#8220;uzun bir yolculuğa çıkıyor&#8221; gibi bir ruh haline bürünmesinin çok ciddi bir alarm sinyali olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu durumda ailelerin vakit kaybetmeden mutlaka bir uzman desteği alması hayat kurtarıcıdır.&#8221; diye sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalnizlik-gunde-1-paket-sigara-icmek-kadar-zarar-veriyor-570781">Yalnızlık günde 1 paket sigara içmek kadar zarar veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne sütünün 10 faydası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-sutunun-10-faydasi-565446</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[faydası]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sütü]]></category>
		<category><![CDATA[sütünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565446</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarih boyunca anne sütü, bebekler için en doğal ve vazgeçilmez besin olarak görülmüştür. Eski Mısır’dan kalma papirüslerde bile, bebeklerin yalnızca anne sütüyle beslenmesi ve üç yaşına kadar emzirilmesi gerektiği belirtilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sutunun-10-faydasi-565446">Anne sütünün 10 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarih boyunca anne sütü, bebekler için en doğal ve vazgeçilmez besin olarak görülmüştür. Eski Mısır’dan kalma papirüslerde bile, bebeklerin yalnızca anne sütüyle beslenmesi ve üç yaşına kadar emzirilmesi gerektiği belirtilir. Eski Türklerde de durumun benzer olduğunu hatta bu besinin kutsal sayıldığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “İbn-i Sina’nın ünlü eseri Tıp Kanunu’nda, yenidoğanların mümkün olduğu kadar anne sütü ile beslenmeleri gerektiğine vurgu yapılır. Bu durum 21’inci yüzyılın bilimsel gelişmeleri ışığında da geçerliliğini koruyor; anne sütü, yaşamın ilk altı ayı boyunca başka hiçbir ek gıdaya ihtiyaç duymadan bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu dönemde bebeğe ek olarak yalnızca D vitamini takviyesi yapılabilir” dedi.</strong></p>
<p>Her annenin sütü kendi bebeği için özeldir. Anne sütünde inek sütünde bulunmayan ve laboratuvarda üretilmesi mümkün olmayan 100’den fazla bileşen olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “Ek olarak anne sütünün içeriği, bebeğin değişen ihtiyaçlarıyla birlikte sürekli yenilenir. Örneğin bebeğin birinci ayındaki anne sütü bileşimi, yedinci aydaki sütten farklıdır, hatta sabah ve akşam saatleri bile değişkenlik gösterebilir. Ya da prematüre bir bebeğin sütü ile zamanında doğan bir bebeğin sütü de aynı değildir” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Bebeklerde ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Sokullu, “Ek gıdalara alışma sürecinde temel besin yine anne sütüdür. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerisi; ek gıdalarla birlikte, emzirmenin iki yaşa kadar devam ettirilmesidir” dedi.</p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, anne sütünün neden mucizevi kabul edildiğini gösteren 10 faydasını sıraladı:</p>
<p><strong>Sindirimi kolaylaştırır</strong></p>
<p>Anne sütü, bebeğin hassas ve gelişmekte olan sindirim sistemi için özeldir. İçeriği sayesinde, inek sütüne göre daha rahat sindirilir. Genel olarak anne sütü ile beslenen bebeklerde ishal veya kabızlık gibi problemler neredeyse hiç görülmez, oluşan özel bağırsak florası bebekleri enfeksiyonlardan korur.</p>
<p><strong>Bebeklerin böbreklerini yormaz</strong></p>
<p>Anne sütünün tuz ve protein oranı, inek sütüne kıyasla daha azdır. Bu özelliğiyle, yenidoğanın gelişmekte olan böbreklerine daha uygundur.</p>
<p><strong>Alerji riskini minimize eder</strong></p>
<p>Mama ile beslenen bebeklere kıyasla gıda alerjileri daha az görülür.</p>
<p><strong>Kalsiyum ve demir emilimini artırır</strong></p>
<p>Anne sütündeki kalsiyum ve demir, inek sütü bazlı mamalara göre daha iyi emilerek bebeğin kan dolaşımına katılır. Anne sütü alan bebeklerde demir eksikliği daha az görülür.</p>
<p><strong>Pişiği azaltır</strong></p>
<p>Anne sütü ile beslenen bebeklerde pişik görülme oranı daha azdır.</p>
<p><strong>Bağışıklığı güçlendirir</strong></p>
<p>Anne sütü bebeği çeşitli hastalıklardan korur, bağışıklık sistemini güçlendirir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde, kulak iltihabı, soğuk algınlığı gibi hastaneye yatmayı gerektirecek mikrobik hastalıklarla daha nadir karşılaşılır.</p>
<p><strong>Obeziteden korur</strong></p>
<p>Anne sütünün bebeği obeziteden koruduğuna dair bilimsel çalışmalar bulunur.</p>
<p><strong>Anne ile kurulan bağı güçlendirir</strong></p>
<p>Emzirme sırasında anne ile bebek arasında çok özel bir bağ kurulur. Kurulan bu bağ, bebeğin psikolojik gelişimine katkı sağlar.</p>
<p><strong>Kullanıma hazır ve ekonomiktir</strong></p>
<p>Anne sütü her zaman kullanıma hazır, temiz ve ideal sıcaklıktadır. Aynı zamanda formül mamalar ile karşılaştırıldığında çok daha ekonomik bir seçenektir.</p>
<p><strong>Anne sağlığını destekler</strong></p>
<p>Anne sütünün anne sağlığı için de pek çok faydası vardır. Emziren annelerde meme ve rahim kanserlerine, emzirmeyenlere oranla daha az rastlanılır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sutunun-10-faydasi-565446">Anne sütünün 10 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzirme sadece beslemek değil, bağ kurmak için bir fırsat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emzirme-sadece-beslemek-degil-bag-kurmak-icin-bir-firsat-561103</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 08:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beslemek]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561103</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, Dünya Emzirme Haftası kapsamında emzirmenin anne-bebek ilişkisine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu ve emziremeyen annelerin de hangi yollarla bağ kurabileceğini anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirme-sadece-beslemek-degil-bag-kurmak-icin-bir-firsat-561103">Emzirme sadece beslemek değil, bağ kurmak için bir fırsat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, Dünya Emzirme Haftası kapsamında emzirmenin anne-bebek ilişkisine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu ve emziremeyen annelerin de hangi yollarla bağ kurabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Emzirme, sadece beslenme değil, güvenli bağlanmanın temelinin atıldığı duygusal bir süreç!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminin, yaşamın en hızlı gelişim gösteren ve bağlanma temellerinin atıldığı evresi olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu dönemde, yalnızca beslenme ve bakım değil, duygusal temas da en az fiziksel ihtiyaçlar kadar önemlidir.” dedi.</p>
<p>Emzirmenin ise sadece besleyici değil, aynı zamanda bebeğin psikolojik dünyasının şekillendiği, anneyle bağ kurduğu eşsiz bir etkileşim anı olduğuna vurgu yapan Ülkü, “Bebekler dünyaya geldiklerinde, dünyayı anlamlandırmak için en çok ihtiyaç duydukları şey ‘güvenli bir ilişki’dir. Emzirme sırasında annenin bebeği kucağına alması, ten teması kurması, göz göze gelmesi, yumuşak sesiyle ona hitap etmesi, bebeğin içsel olarak ‘güvendeyim’ mesajını almasını sağlar. Bu anlarda beyinde ‘oksitosin’ adı verilen hormon hem annede hem bebekte salgılanır. Bu hormon, yalnızca fiziksel yakınlık değil, duygusal bağlılık hissini de beraberinde getirir. Bu biyolojik süreçler sayesinde bebek, düzenli olarak sevgi, sıcaklık ve güven deneyimler. İşte bu deneyimler, güvenli bağlanmanın temelidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanan bebekler, özgüveni yüksek ve stresle başa çıkabilen bireyler oluyor! </strong></p>
<p>“Güvenli bağlanma geliştiren bebeklerin ileriki yaşlarda özgüveni yüksek, ilişki kurma becerileri gelişmiş ve stresle baş etme yolları daha sağlıklı bireyler oldukları araştırmalarla da desteklenmiştir.” diyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, emzirmenin, sadece annenin bebeğine süt verdiği bir an değil, karşılıklı bir duygu alışverişi olduğunu yineledi.</p>
<p>Emzirme esnasında bebeğin annesinin yüzüne odaklandığını, mimiklerini izlediğini, sesine tepki verdiğini aktaran Ülkü, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Anne ise bebeğin verdiği küçük sinyalleri okumaya başlar. Bu karşılıklı uyum, yani ‘duygusal senkronizasyon’, bebeğin sosyal zekasının temellerini oluşturur. Araştırmalar, duygusal olarak senkronize olunan bebeklerin ilerleyen dönemlerde duygu tanıma, empati kurma ve sosyal ilişkilerde daha becerikli olduklarını gösteriyor.”</p>
<p><strong>Emzirme sırasında annenin kaygı seviyesi azalır, bebek ise sakinleşir! </strong></p>
<p>Emzirme sırasında hem anne hem bebek için doğal bir rahatlama süreci yaşandığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Biyolojik olarak, emzirme esnasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları sayesinde annenin kaygı seviyesi azalır, bebek ise sakinleşir. Bu anlar, bebek için içsel regülasyonun temellerinin atıldığı anlardır.” dedi.</p>
<p>Psikolojik olarak ise bu sürecin, annenin annelik kimliğiyle özdeşleşmesine ve bebeğiyle duygusal bağ kurmasına olanak sağladığını kaydeden Ülkü, aynı şekilde bebeğin de annenin kokusunu, sesini ve ritmini tanıyarak duygusal bir güvenlik ağı içinde büyüdüğünü aktardı.</p>
<p><strong>Emziremeyen anneler de bebekleriyle güçlü bir bağ kurabilir!</strong></p>
<p>Herhangi bir sebepten dolayı emziremeyen annelerin de bebekleriyle bağ kurabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Her anne-bebek ilişkisi özeldir ve tek bir doğru yolu yoktur. Anne sütü veremeyen ya da emzirme sürecinde zorluk yaşayan anneler, suçluluk duymadan, bebeğiyle bağını farklı yollarla da güçlendirebilir.” dedi.</p>
<p>Biberonla besleme sırasında da göz teması kurmanın, yumuşak bir ses tonuyla bebeğe konuşmanın, onun bedenine sevgiyle dokunmanın, bebekle birlikte geçirilen kaliteli zaman ve duyarlılığın, güvenli bağlanmanın en önemli yapıtaşları olduğunu vurgulayan Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Unutulmamalıdır ki, bağlanma, ‘ne yapıldığı’ kadar ‘nasıl yapıldığıyla’ da ilgilidir. Annenin duyarlılığı, tutarlılığı ve sevgisi, emzirmese dahi bebekle güçlü bir bağ kurmasını sağlar. </p>
<p>Annelik her kadında farklı bir şekilde yaşanır. Emzirme, bu yolculuğun yalnızca bir parçasıdır. Önemli olan, annelerin desteklenmesi, yargılanmadan kabul edilmesi ve her koşulda bebekleriyle kurdukları bağın kıymetinin fark edilmesidir. Sevgi, şefkat ve duygusal temasla beslenen her bağ, bir ömür boyu sürecek güvenli ilişkilerin temelini atar.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzirme-sadece-beslemek-degil-bag-kurmak-icin-bir-firsat-561103">Emzirme sadece beslemek değil, bağ kurmak için bir fırsat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 08:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[babaçocuk]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[benliğini]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, Babalar Günü dolayısıyla, baba figürünün çocuğun hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696">Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, Babalar Günü dolayısıyla, baba figürünün çocuğun hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Babasıyla sağlıklı bağ kuran çocuklar başarılı bireylere dönüşüyor!</strong></p>
<p>Baba figürünün, çocuğun hem duygusal hem sosyal hem de zihinsel gelişiminde önemli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babanın güven veren, sınır koyan, anlayışlı ve tutarlı olması, çocuğun dış dünyayla kuracağı ilişkilerin yanı sıra iç dünyasında geliştireceği benlik algısının şekillenmesinde de oldukça önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Babasıyla sağlıklı bağ kuran çocukların özgüveni yüksek, duygularını düzenleyebilen ve sosyal ilişkilerde daha başarılı bireyler olarak geliştiğini aktaran Ergür, bu bağın aynı zamanda ileriki yaşlarda akademik, mesleki ve duygusal alanlarda daha sağlıklı ilişkiler kurma kapasitesini desteklediğini vurguladı.</p>
<p><strong>‘İdeal baba’ nasıl olmalı?</strong></p>
<p>‘İdeal baba’ figürünün, her çocuk için farklılık gösterdiğini ancak genel olarak çocuğun hem fiziksel hem de duygusal ihtiyaçlarını gözetiyor olmasının önemli olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “İdeal olan, sevgi ve sınır arasındaki dengeyi kurabilen bir figür olabilmesidir.” dedi.</p>
<p>Babanın, çocuğun yaşına uygun olarak rehberlik etmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Çocuğun duygularına alan tanıması, eleştiriden uzak, anlamaya odaklı, destekleyici bir duruş sergilemesi önemlidir. Baba olmak sadece maddi olanak sağlamakla değil, çocuğun duygusal dünyasına temas edebilmekle anlam kazanır. Bu bağlamda ‘ideal baba’, güvenli bağlanmaya olanak sunan, varlığıyla destekleyen, yokluğuyla örselemeyen bir figürdür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Değişen baba-çocuk ilişkileri, çocukların ruh sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Geleneksel rollerin değişmesiyle birlikte, babalık anlayışının da dönüşüm geçirdiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Eskiden daha çok otorite figürü ya da aileyi maddi olarak destekleyen kişi konumunda olan baba, artık çocuğunun bakımında, duygusal gelişiminde ve günlük yaşamında daha aktif rol alıyor.” dedi.</p>
<p>Bu değişimin, çocukların babalarıyla daha yakın, açık ve şefkatli ilişkiler kurmasını sağladığını da sözlerine ekleyen Ergür, “Artık babalar sadece ‘disiplin sağlayan’ değil, duygusal bağ kuran, oyun oynayan, birlikte düşünen bireyler olarak konumlanıyor. Bu dönüşüm, çocukların ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen önemli bir gelişmedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuğun duygusunu anlamak ve yanında olduğunu hissettirmek çok kıymetli!</strong></p>
<p>Baba-çocuk ilişkilerinde tutarlılık, güven ve şefkatin temel unsurlar olarak betimlenebileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babalar, çocuklarıyla iletişimde yargılamadan dinlemeye, anlamaya çalışan bir tutum sergilemeye, açık uçlu sorular sormaya ve duyguları tanımaya önem vermelidir.” dedi.</p>
<p>Çocuğun yaşadığı bir sorunu çözmeden önce, onun duygusunu anladığını ve yanında olduğunu hissettirmenin de çok kıymetli olduğunu söyleyen Ergür, ‘ne hissediyorsun?, bu seni nasıl etkiledi?’ gibi sorularla kurulan diyalogların, çocuğun kendini ifade etme becerisini geliştireceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Çocukla geçirilen zamanın süresi değil, kalitesi önemli! </strong></p>
<p>Babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirebilmesi için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kaliteli zaman, ne kadar çok vakit geçirildiğiyle değil, içerdiği etkileşimle tanımlanır. Babalar, çocuklarıyla oyun oynamak, hikâye okumak, birlikte yemek yapmak, yürüyüşe çıkmak gibi basit ama samimi aktivitelerle bağlarını güçlendirebilir. Önemli olan, çocuğun ilgilerine duyarlılık göstermek ve birlikte geçirilen anlarda başka dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durmaktır. Bu sebeple geçirilen kaliteli zamanda telefonların kapatılması, ekrandan uzak olunması ve de göz teması kurularak, anlamak için dinleyerek vakit geçirilmesi, çocuk için ‘önemliyim’ duygusunu pekiştirir.”</p>
<p><strong>Çocuklar sözlerden çok davranışlara inanır!</strong></p>
<p>Babalar Günü’nün çocuklarıyla ilişkilerini yeniden değerlendirmek ve bağlarını güçlendirmek için anlamlı bir fırsat olduğunu da kaydeden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babaların çocuklarına verebileceği en kıymetli şey, koşulsuz sevgi ve tutarlı bir şekilde yanlarında olmaktır.” dedi.</p>
<p>‘Senin yanındayım, seni duyuyorum ve olduğun halinle kabul ediyorum’ mesajını içtenlikle hissettirmenin, bir çocuğun yaşam boyu taşıyacağı duygusal gücün temelini oluşturduğuna dikkat çeken Ergür, “Unutulmamalıdır ki, çocuklar sözlerden çok davranışlara inanır. Sevgi, ilgi ve şefkatle kurulan her temas, geleceğe bırakılan en kalıcı izdir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696">Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebekle kurulan bağ, bebeğin dünyasını şekillendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebekle-kurulan-bag-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-523432</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 May 2025 10:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[bebekle]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasını]]></category>
		<category><![CDATA[kurulan]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=523432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2 Mayıs Dünya Bebek Günü kapsamında anne ile bebek arasındaki bağın, bebeğin duygusal gelişimi ve dünyayı algılayış biçimi üzerinde nasıl etkileri olabileceğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebekle-kurulan-bag-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-523432">Bebekle kurulan bağ, bebeğin dünyasını şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 2 Mayıs Dünya Bebek Günü kapsamında anne ile bebek arasındaki bağın, bebeğin duygusal gelişimi ve dünyayı algılayış biçimi üzerinde nasıl etkileri olabileceğine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlk temas, anne ile bebek arasındaki bağın temelini oluşturuyor…</strong></p>
<p>Anne ile bebek arasındaki bağın, doğumdan hemen sonra, hatta anne karnında başladığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu bağ annenin bebeğine karşı gösterdiği sıcaklık, şefkat, temas, ses tonu ve duygusal varlığıyla şekillenir. Özellikle yaşamın ilk yılında bebeğin temel güven duygusu bu ilişkiyle gelişir.” dedi.</p>
<p>İlk göz temasının, annenin bebeğini kucağına almasının, kokusunu tanıması ve bebek ağladığında gösterdiği duyarlılığın bu bağın temelini oluşturduğunu aktaran Ülkü, düzenli temasın, tahmin edilebilir ve sıcak bir bakımın da bu ilişkinin sağlıklı gelişmesini sağladığını kaydetti.</p>
<p><strong>Bebek, annesinin iç dünyasını bedensel ve duygusal olarak yansıtıyor!</strong></p>
<p>Bebeklerin henüz kelimeleri bilmeseler de annelerinin duygularını hissedebildiklerine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Bebekler doğuştan gelen bir yetiyle, bakım veren kişinin ses tonundaki değişimleri, yüz ifadelerini ve dokunuşlarını algılar. Annenin sakinliği, stresli ya da huzurlu oluşu, kalp atış hızına ve solunumuna yansır. Bebek de bunu duyusal yollarla deneyimler.</p>
<p>Ayrıca yapılan araştırmalar, annesinin stres hormonu (kortizol) seviyesi yüksek olan bebeklerin de benzer fizyolojik stres tepkileri gösterdiğini ortaya koymuştur. Yani anne ne hissediyorsa, bebek bir şekilde onun iç dünyasını bedensel ve duygusal olarak yansıtır.”</p>
<p><strong>Annenin ruhsal durumu, bebeğin dünyayı algılama şeklini de etkiliyor!</strong></p>
<p>Annenin ruhsal durumunun, özellikle doğum sonrası dönemde, bebek üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Doğum sonrası depresyon, anksiyete bozuklukları gibi ruhsal sorunlar, annenin bebeğiyle kuracağı bağın niteliğini zayıflatabilir. Depresyondaki bir annenin yüz ifadesi daha az değişken olur, bebekle göz teması kurmakta zorlanabilir, bebeğin ihtiyaçlarına yanıt veremez hale gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bebeğin dünyayı algılama şeklini de etkilediğini dile getiren Ülkü, “Duygusal karşılıklılık eksikse, bebekte güvensizlik, huzursuzluk, aşırı ağlama gibi tepkiler gözlemlenebilir. Uzun vadede bu, çocuğun duygusal düzenleme becerilerinde ve sosyal ilişkilerinde sorunlara yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Annenin hatasız olması değil, bebeğin sinyallerine doğru yanıt vermesi önemli!</strong></p>
<p>“Sağlıklı bir bağ kurmak için mükemmel olmak gerekmez.” diyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, psikolojide ‘yeterince iyi anne’ kavramı olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Ülkü, “Yani, annenin hatasız olması değil, bebeğin sinyallerine duyarlı, tutarlı ve sevgi dolu şekilde yanıt vermesi önemlidir. Bebeğin ağlamasına duyarlı olmak, sarılma, emzirme, kucaklama gibi fiziksel temas, göz teması kurmak, bebekle konuşmak, şarkı söylemek, mimikler kullanmak, bebeği izlemek, onun tempo ve ihtiyaçlarına göre davranmak gerekir. Bu küçük ama düzenli davranışlar, bebeğin ‘ben önemseniyorum’ duygusunu geliştirmesine ve dünyayı güvenli bir yer olarak algılamasına yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Annenin kendine iyi bakması, bebeğine de iyi bakmasının ön koşulu…</strong></p>
<p>Her annenin hayatında zorlayıcı dönemler olabileceğine işaret eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yoğun stres, ekonomik zorluklar, ilişki sorunları ya da kişisel travmalar anneliği zorlaştırabilir. Bu durumda annenin yapabileceği en kıymetli şey, kendine destek aramak ve kendini suçlamamaktır.” dedi.</p>
<p>Uçaklardaki ‘önce kendi oksijen maskenizi takın’ uyarısını hatırlatan Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu uyarı, çocuklarımızı koruyabilmek için önce kendi nefesimize sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatır. Bir anne, duygusal ve fiziksel olarak tükenmişse, bebeğine tam anlamıyla var olamaz. Bu yüzden annenin kendine şefkatle yaklaşması, ihtiyaçlarını fark etmesi ve destek alması sadece kendisi için değil, bebeği için de çok kıymetlidir. Duygularını bastırmadan paylaşmak, günlük kısa rahatlama pratikleri yapmak, bebeğiyle geçirdiği zamana bilinçli olarak odaklanmak, destek gruplarına katılmak, gerekirse profesyonel psikolojik destek almak önerilebilir. Unutulmamalıdır ki, annenin kendine iyi bakması, bebeğine de iyi bakabilmesinin ön koşuludur.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebekle-kurulan-bag-bebegin-dunyasini-sekillendiriyor-523432">Bebekle kurulan bağ, bebeğin dünyasını şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay: &#8220;Gençlerle Kurduğumuz Sağlam Bağ Bizim İçin En Büyük Kazanım&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-genclerle-kurdugumuz-saglam-bag-bizim-icin-en-buyuk-kazanim-447176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2024 21:07:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerle]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kazanım]]></category>
		<category><![CDATA[kurduğumuz]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=447176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Zafer Meydanı ve Alaaddin Bulvarı’ndaki esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla sohbet etti. Özellikle genç esnafların ilgisinden büyük memnuniyet duyduğunu belirten Başkan Altay, “Gençlerle kurduğumuz bu sağlam bağ, bizim için en büyük kazanım” değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-genclerle-kurdugumuz-saglam-bag-bizim-icin-en-buyuk-kazanim-447176">Başkan Altay: &#8220;Gençlerle Kurduğumuz Sağlam Bağ Bizim İçin En Büyük Kazanım&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, şehir merkezinde esnafla ve vatandaşlarla buluşmaya devam ediyor.</p>
<p>Şehir merkezinde ve ilçelerdeki programları yoğun şekilde devam eden Başkan Altay, Zafer Meydanı ve Alaaddin Bulvarı’ndaki esnafları ziyaret ederek alışveriş yapan Konyalılarla sohbet etti.</p>
<p>Ziyaretleri değerlendiren Başkan Altay, “Şehrimizin gelişimi ve kalkınmasında önemli rol üstlenen esnaf kardeşlerimizi ziyaret ederek, onların görüşlerini dinledik ve desteklerini talep ettik. Ayrıca alışveriş yapan Konyalı hemşehrilerimizle de hasbihal etme fırsatı bulduk. Özellikle genç esnaflarımızın yoğun ilgisi ve desteği bizleri son derece memnun etti. Gençlerle kurduğumuz bu sağlam bağ, bizim için en büyük kazanım” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-genclerle-kurdugumuz-saglam-bag-bizim-icin-en-buyuk-kazanim-447176">Başkan Altay: &#8220;Gençlerle Kurduğumuz Sağlam Bağ Bizim İçin En Büyük Kazanım&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1966 Edremitspor Namağlup Şampiyon! Hedef BAG Ligi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/1966-edremitspor-namaglup-sampiyon-hedef-bag-ligi-444829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:13:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[edremitspor]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[ligi]]></category>
		<category><![CDATA[namağlup]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Play-off mücadelesi öncesi ligin son maçında Altınovaspor ile 1966 Edremitspor karşı karşıya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1966-edremitspor-namaglup-sampiyon-hedef-bag-ligi-444829">1966 Edremitspor Namağlup Şampiyon! Hedef BAG Ligi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Play-off mücadelesi öncesi ligin son maçında Altınovaspor ile 1966 Edremitspor karşı karşıya geldi.<br /> <br />Sezona iddialı bir şekilde başlayan 1966 Edremitspor namağlup olarak ilerlediği seriyi bozmayarak, ligin son maçının da kazananı oldu. Altınovaspor ile oynanan maçta; ilk yarıda Tayfun Akbey ve Mehmet Gezer’in golleri ile maçı 2-0 tamamladı. Takım bu maçla birlikte şampiyonluğunu ve yenilmezliğini ilan etti.<br /> <br />Özellikle ara dönemde de kadrosunu güçlendirmek amacıyla yeni transferler gerçekleştiren 1966 Edremitspor; Balıkesir Süper Amatör Ligi Körfez grubunun en iddialı takımı haline gelmişti. Beklentileri fazlasıyla karşılayan takım, futbolseverler tarafından takdir edildi.  <br /> <br />BAL Ligine yükselmek için büyük bir fırsat yakalayan 1966 Edremitspor, 10 Mart’ta başlayacak olan play-off turlarına kalmak için mücadele edecek.<br />Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1966-edremitspor-namaglup-sampiyon-hedef-bag-ligi-444829">1966 Edremitspor Namağlup Şampiyon! Hedef BAG Ligi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Hentbolcu Beyza Karaçam, Ön Çapraz Bağ Ameliyatı Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/milli-hentbolcu-beyza-karacam-on-capraz-bag-ameliyati-oldu-430828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 07:38:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beyza]]></category>
		<category><![CDATA[çapraz]]></category>
		<category><![CDATA[hentbolcu]]></category>
		<category><![CDATA[karaçam]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430828</guid>

					<description><![CDATA[<p>A Milli Kadın Hentbol Takımı’nda forma giyen sağ oyun kurucusu Beyza Karaçam, Türkiye Hentbol Milli Takımları Resmi Sağlık Sponsoru Memorial’da ameliyat oldu. 23 yaşındaki milli hentbolcunun ön çapraz bağ yırtığı cerrahi müdahale ile onarıldı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milli-hentbolcu-beyza-karacam-on-capraz-bag-ameliyati-oldu-430828">Milli Hentbolcu Beyza Karaçam, Ön Çapraz Bağ Ameliyatı Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>A Milli Kadın Hentbol Takımı’nda forma giyen sağ oyun kurucusu Beyza Karaçam, Türkiye Hentbol Milli Takımları Resmi Sağlık Sponsoru Memorial’da ameliyat oldu. 23 yaşındaki milli hentbolcunun ön çapraz bağ yırtığı cerrahi müdahale ile onarıldı. </strong></p>
<p>Antrenman sırasında talihsiz bir sakatlık geçiren A Milli Hentbol Takımı oyuncusu Beyza Karaçam, sol bacağında oluşan ön çapraz bağ yırtılması ve buna bağlı olarak da menisküs yaralanması sebebiyle ameliyat oldu. Memorial Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Haldun Orhun tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonla sağlığına kavuşan milli sporcumuz, fizik tedavi ve rehabilitasyon desteği sonrası yeniden sahalara dönecek. </p>
<p>Gerçekleştirilen operasyonla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Haldun Orhun, “Beyza, hastanemize geldiğinde sol dizinde ön çapraz bağ yırtığı mevcuttu.  Modern cerrahi yöntemlerle ön çapraz bağ ameliyatı ve menisküs onarımı tedavisi uyguladık. Yakında fizik tedavi çalışmalarına başlayacağız, hızlı bir iyileşmeyle yakın zamanda aktif spora dönmesini arzuluyoruz” dedi. </p>
<p>Hırvatistan’ın HC Lokomotiva Zagreb takımında forma giyen Beyza Karaçam, sağ oyun kurucu olarak forma giydiği A Milli Kadın Hentbol Takımı forması ile son olarak EHF EURO 2024 6. Eleme Grubu maçlarında oynarken, 2023 IHF Dünya Şampiyonası Avrupa Elemeleri ve 5. İslami Dayanışma Oyunları&#8217;nda şampiyon olan takım kadrolarında da yer almıştı. A Milli Takım’da 31 maçta forma giyen ve bu maçlarda 78 gol kaydeden başarılı oyuncu Beyza Karaçam’ın hentbol sahalarına en kısa sürede dönmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Ön Çapraz Bağ Yırtılması Sporcularda Daha Sık Meydana Geliyor</strong></p>
<p>Bağ yırtıklarının çoğunlukla gençlerde ve sportif aktivite yapan sporcularda görülen sakatlanmaların başında geldiğini paylaşan Prof. Dr. Haldun Orhun, “Spor sırasında meydana gelen, sporcuların aktif spor faaliyetlerini ve günlük yaşantılarını olumsuz yönde etkileyen ön çapraz bağ yaralanmaları oldukça sık karşılaşılan durumların başında geliyor. Bağ yaralanmaları sporcunun aktif spor faaliyetlerini etkilediği gibi günlük yaşantısını da olumsuz yönde etkileyebiliyor.</p>
<p>Vücudumuzun en büyük ve harekette hayati önem taşıyan eklemi olan dizimizde, fonksiyonların yerine getirebilmesi ve güçlü olabilmesi için ön çapraz bağların tam anlamıyla işlevini görmesi gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Orhun, bu bağın eklem fonksiyonlarının sağlıklı olabilmesi için önemli olduğunu ve eklemin kıkırdak ve diğer bağ yapılarının korunmasında da büyük önem taşıdığını aktararak, konuya ilişkin şunları söylüyor:</p>
<p>“Ön çapraz bağ; uyluk kemiği (femur) ile kaval kemiğinin (tibia) birbirine kısa bir halat gibi sıkıca bağlayan, dizin stabil ve güçlü kalmasını sağlayan önemli bir bağ. Futbol, voleybol, kayak, basketbol ve hentbol gibi ilgi gören sporlarda faaliyet gösteren sporcularda sıklıkla karşılaşılan ön çapraz bağ yırtılmalarında uygulanan artroskopik cerrahi (kapalı ameliyat) müdahaleyle sporcuların kısa sürede fonksiyonel bir dize kavuşmasını sağlıyoruz. Sporcular, ameliyattan sonra ortalama 3<strong> </strong>haftada tam olarak günlük hayatlarına, 3 aydan 6 aya kadar kısa bir sürede ise profesyonel spor faaliyetlerine geri dönebiliyor.</p>
<p>Greft olarak nitelendirilen bağ dokuları ile gerçekleştirilen ön çapraz bağ operasyonları, erken başlanan fizik tedavi ve rehabilitasyon ile yüzde yüz bağlantılı ve iyileşme sürecine tam olarak etki eden önemli bir faktör” dedi.</p>
<p>Ataşehir Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Haldun Orhun spor cerrahisi alanında uzun yılardır hizmet verdiğini aktararak, uygulanan doğru cerrahi ve fizik tedavi uygulamalarıyla hastalarda ve sporcularda kısa sürede yüz güldürücü sonuçlar alınabileceğinin mümkün olduğunu paylaştı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/milli-hentbolcu-beyza-karacam-on-capraz-bag-ameliyati-oldu-430828">Milli Hentbolcu Beyza Karaçam, Ön Çapraz Bağ Ameliyatı Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Karakoç&#8217;un şiirleri ve yazıları organik bir bağ içerisindedir&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karakocun-siirleri-ve-yazilari-organik-bir-bag-icerisindedir-422417</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 16:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[içerisindedir]]></category>
		<category><![CDATA[karakoçun]]></category>
		<category><![CDATA[organik]]></category>
		<category><![CDATA[şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstadın “Bir Gülü Yetiştirmek İçin” adlı şiiri, Uluslararası Sezai Karakoç Günleri kapsamında gerçekleşen oturumda yazarlar tarafından yorumlandı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karakocun-siirleri-ve-yazilari-organik-bir-bag-icerisindedir-422417">&#8220;Karakoç&#8217;un şiirleri ve yazıları organik bir bağ içerisindedir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üstadın “Bir Gülü Yetiştirmek İçin” adlı şiiri, Uluslararası Sezai Karakoç Günleri</p>
<p>kapsamında gerçekleşen oturumda yazarlar tarafından yorumlandı</p>
<p>“Karakoç’un şiirleri ve yazıları</p>
<p>organik bir bağ içerisindedir”</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından 16-19 Kasım tarihleri arasında</p>
<p>gerçekleştirilen Uluslararası Sezai Karakoç Günleri, Kocaeli Kongre</p>
<p>Merkezinde devam ediyor.</p>
<p>Türk edebiyatı ve fikir hayatının önemli</p>
<p>kalemlerinden olan büyük üstat Sezai Karakoç için dört gün boyunca</p>
<p>birbirinden nitelikli özel oturum ve etkinlikler gerçekleştiriliyor. Editör Sueda Nur</p>
<p>Çokadar moderatörlüğündeki “Bir Gülü Yetiştirmek İçin” adlı oturumda yazar ve</p>
<p>şairler Hakan Arslanbenzer, Nezihi Pesen ve Ömer Yalçınova, Karamürsel Alp</p>
<p>Salonunda katılımcılarla bir araya geldi. Oturumda üstadın Hızırla Kırk Saat</p>
<p>adlı eserinden bölümler okunarak yorumlandı.</p>
<p>“HIZIR, MODERN ŞİİR DÜSTURLARINA KARŞILIK VEREBİLİYOR”</p>
<p>Üstat Karakoç’un şuurunu 1950’li yıllarda edindiğini ifade eden yazar Hakan</p>
<p>Arslanbenzer, “Hem Türkiye’de hem de dünyada kuşaktaşları oldukça</p>
<p>çarpıcıdır. Savaş sonrası ortaya çıkan hayal kırıklığı, özellikle Batı Avrupa</p>
<p>merkezli, dünya çapında eski sistemin sömürgecilik, kapitalizm, akıl merkezci</p>
<p>dünyanın yetmediği bir gençlik karşımıza çıkıyor. Bunlar varoluşçuluğa</p>
<p>yöneliyor. Varoluşçuluk modern Türk şiirini yani Sezai Karakoç ve Cemal</p>
<p>Süreyya’nın başlattığı ikinci yeni akımı dahil olmak üzere modern Türk şiirini</p>
<p>etkilemiştir. Sezai Karakoç da varoluşçuluktan bir şekilde etkilenmiştir. Sezai</p>
<p>Karakoç’un Hızır’ı tercih etmesinin nedeni, Hızır’ın tüm bu modern şiir</p>
<p>düsturlarına ve modern şiir beklentilerine karşılık verebilmesidir. Hem folklorik</p>
<p>bir figür hem dini bir fügür hemde modernizmin andan ana taşınmak, bir kişide</p>
<p>birçok kişinin olması fikri, bu transformasyonların, metaformozları, imgeci</p>
<p>dönüşümleri sağlayabilecek bir figür olmasıdır” dedi.</p>
<p>“TARİHİN HER DÖNEMİNİ ŞİİRİNE MALZEME OLARAK KULLANABİLİR”</p>
<p>Üstat Karakoç’un eserinde başlığı olan tek şiirin Rapor şiiri olduğunu belirten</p>
<p>ve ilk defa burada Hızır olduğunu söylediğini ifade eden yazar Mustafa Nezihi </p>
<p>Pesen, “Daha önceki bölümlerde göndermeler var ama hissediyoruz bazı</p>
<p>yerlerde Hızır olduğunu, şair bazen kendisi de devreye giriyor, bazen Hızırı</p>
<p>konuşturuyor bazen kendisi konuşuyor. Burada artık Hızırın konuştuğunu ve</p>
<p>bir rapor tuttuğunu görüyoruz. Mesela bu şiirde beş bin meselesi tarih veriyor,</p>
<p>Çin Seddi bildiğimiz kadarı ile milattan önce 600’lerde başlıyor. Yüz yıllar</p>
<p>boyunca yapılıyor. Burada bir kronolojiyi takip ettiğimizde konuştuğu zaman</p>
<p>henüz gelmemiş, yani Hızır’ın düştüğü vakit henüz gelmemiştir. Tayyı zaman</p>
<p>tayyı mekan meselesi var burada. Hızır’ın bir zaman ve mekan ile mukayyed</p>
<p>olmaması melesidir. Şair aslında bunu yapar bize şunu söylüyor; tarihin her</p>
<p>dönemini şiirimde, şiirimin malzemesi olarak kullanabilirim. Ve burada</p>
<p>peygamberlerin tarihine ve peygamberlerin kıssalarına bir göndermelerde</p>
<p>bulunmaktadır” ifade etti.</p>
<p>“DÜŞÜNCE DÜNYASI İLE ŞİİR DÜNYASININ BİT BÜTÜNLÜĞÜ VARDIR”</p>
<p>Hızırla Kırk Saat adlı eserden bir şiir okuyarak yorumlamasına başlayan yazar</p>
<p>Ömer Yalçınova, “Biz Sezai Karakoç’u hem kendi kitaplarından tanıdık</p>
<p>şiirilerini, kitaplarını okuduk, dergilerini buldukça okuduk. Birde Sezai Karakoç</p>
<p>ile ilgili yazılmış olan eserlerden onu tanıyoruz. Sezai Karakoç’un bütün şiir ve</p>
<p>yazıları sanki birbiriyle organik bir bağ içerisindedir. O tohumun özelliği bütün</p>
<p>bir ağaç üzerinde görülebilmektedir. Yani burada düşünce dünyası ile şiir</p>
<p>dünyasının bütünlüğü vardır” dedi.</p>
<p>VATANDAŞLARDAN GELEN SORULARI YANITLADILAR</p>
<p>Oturumun sonunda yazarlar vatandaşlardan gelen sorulara yanıt verdi.</p>
<p>Oturuma katılan yazarlara Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından teşekkür</p>
<p>plaketi takdim edildi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karakocun-siirleri-ve-yazilari-organik-bir-bag-icerisindedir-422417">&#8220;Karakoç&#8217;un şiirleri ve yazıları organik bir bağ içerisindedir&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buca&#8217;da Bağ Bozumu Zamanı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bucada-bag-bozumu-zamani-405071</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Sep 2023 09:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bozumu]]></category>
		<category><![CDATA[bucada]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405071</guid>

					<description><![CDATA[<p>BAĞCILIK kültürünü kentte yeniden canlandıran Buca Belediyesi, bağ bozumuna başladı. Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç, belediyeye ait bağlardan toplanan üzümleri her yıl olduğu gibi bu yıl da Bucalıların sofralarına ulaştıracaklarını söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-bag-bozumu-zamani-405071">Buca&#8217;da Bağ Bozumu Zamanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>BAĞCILIK kültürünü kentte yeniden canlandıran Buca Belediyesi, bağ bozumuna başladı.  Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç, belediyeye ait bağlardan toplanan üzümleri her yıl olduğu gibi bu yıl da Bucalıların sofralarına ulaştıracaklarını söyledi.</p>
<p>Geçmiş yıllarda Türkiye’nin en iyi üzümlerini üreten Buca’da, bağcılığı eski günlerdeki gibi şahlandırmak için örnek tarım projeleri gerçekleştiren Buca Belediyesi, kendi bağlarında ürettiği üzümün hasadına başladı. Bu yıl aşırı sıcaklar nedeniyle Ege Bölgesi’ndeki bağlarda ortaya çıkan Bağ Midilyösü hastalığı rekoltede ciddi kayıplara neden olurken, belediyenin bağlarından 8 ton ürün alınacağı ifade edildi.</p>
<p>BUCALILARA DAĞITILACAK</p>
<p>Bağlarında Benekli sultaniyeden razakıya, Mevlana karasından pembe gemreye kadar toplam 13 çeşit üzümün yetiştiğini belirten Başkan Erhan Kılıç, her sene olduğu gibi bu sene de toplanan ürünleri Bucalılarla paylaşacaklarını dile getirdi. </p>
<p>İLK GÜNKÜ HEYECANLA ÇALIŞIYORUZ</p>
<p>Göreve geldikleri ilk sene güzel Buca’nın bereketli topraklarının betona terk edilmemesi için Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Programı’nı hayata geçirdiklerini hatırlatan Başkan Kılıç, “O günden bugüne epey yol aldık. Buca üzümü hak ettiği değeri bulsun istiyoruz. Buca’da tarım eski günlerindeki gibi canlansın, çiftçimiz kazansın istiyoruz. Asıl amacımız, bu toprakları, bu coğrafyayı korumak, betona mahkûm etmemek. Bu amaçla tarımsal faaliyetlerin yanı sıra bilinçlendirme çalışmaları da gerçekleştiriyoruz. Buca’da 7’den 70’e herkeste bu konuda bir farkındalık yaratmak için var gücümüzle ve ilk günkü heyecanımızla çalışıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bucada-bag-bozumu-zamani-405071">Buca&#8217;da Bağ Bozumu Zamanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyun, ebeveyn ve çocuk arasında bağ oluşturan bir köprü görevi görür</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyun-ebeveyn-ve-cocuk-arasinda-bag-olusturan-bir-kopru-gorevi-gorur-388471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jun 2023 12:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[görevi]]></category>
		<category><![CDATA[görür]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturan]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=388471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yetişkinler için eğlence anlamını taşısa da oyunun çocuklar için bir iş olduğunu söyleyen uzmanlar, çocukların hayatında iletişim ve ilişki kurmak, hayatı deneyimlemek, olumsuz duyguları düzenlemek ve öğrenmek için en etkili yolun ‘oyun’ olduğunu vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-ebeveyn-ve-cocuk-arasinda-bag-olusturan-bir-kopru-gorevi-gorur-388471">Oyun, ebeveyn ve çocuk arasında bağ oluşturan bir köprü görevi görür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yetişkinler için eğlence anlamını taşısa da oyunun çocuklar için bir iş olduğunu söyleyen uzmanlar, çocukların hayatında iletişim ve ilişki kurmak, hayatı deneyimlemek, olumsuz duyguları düzenlemek ve öğrenmek için en etkili yolun ‘oyun’ olduğunu vurguluyor. Oyun oynamanın, hem çocuğun psikomotor gelişimi hem de ebeveynle kurulan bağın güçlenmesi açısından çok elzem olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, çocukların kurdukları oyunlarla yeni şeyler keşfedip, deneyimleyip tekrar ederek öğrendiklerini pekiştirirlerken aynı zamanda dile gelemeyen olumsuz duyguları, küçük ya da büyük travmatik deneyimleri oyun yoluyla ortaya koyarak ebeveynlerinin desteğiyle bu yaşantıların yüklerinden kurtulduklarını söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, çocuklarda oyunun önemini açıkladı.</p>
<p><strong>Çocuklar için oyun, gelişimlerini destekleyen bir ihtiyaç</strong></p>
<p>Okulların tatile girmesiyle birlikte daha çok gündeme gelen oyunun, çocuğun fizyolojik ve psikolojik sağlığında önemli bir yeri olduğunu belirterek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çocuklar için oyun; dil, motor, zihinsel, fiziksel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarını destekleyici mühim bir temel ihtiyaçtır. Oyun, hayatı keşfetme, deneyimleme, öğrenme ve tekrar için eşsiz ve çok önemli bir yoldur.” dedi. </p>
<p><strong>Oyun, çocuk ve ebeveynin arasındaki ilişki ve iletişimi güçlendirir</strong></p>
<p>Oyunun ebeveyn ve çocuk arasında bağ oluşturan bir köprü görevi gördüğüne dikkat çeken Konuk, “Ebeveynlerin çocuklarıyla etkili bir şekilde oyun oynaması hem aralarındaki ilişkinin hem de iletişimin güçlenmesine yardımcı oluyor. Çocuklarla olan etkileşim, ancak eğlenceli bir şekilde devam ettirildiği takdirde kurulan bağların kalıcı olması sağlanabiliyor. Çocuğun yaş grubu ne olursa olsun hatta çocuk kendi başına oyun oynayabiliyor dahi olsa eğlendiği, öğrendiği anları en yakınındaki kişilerle paylaşmaya ve keşifleriyle ilgilenecek yetişkinlere ihtiyaçları vardır.” şeklinde ifade etti.</p>
<p><strong>Hareketli oyunlar çocuğun agresyonunu kontrol edebilmesine yardımcı olur </strong></p>
<p>İlkokul dönemindeki çocukların oldukça aktif ve hareketli oyunları tercih etmeye yatkın olduklarını belirten Konuk, “Bu yaşlardaki çocuklarla, hem çocuğun enerjilerini boşaltabilecekleri ve dikkatlerini toplayabilecekleri hem de dürtü kontrolünü sağlayabilecekleri dış ortam aktivitelerine uygun hareketli/fiziksel oyunlar oynanabilir. Birçok ebeveyn, çocuğu saldırganlığa ve agresifliğe yönlendireceğinden güreş gibi itiş kakış oyunlarından çekinir ancak oyun içerisinde çocuklar öfke ve kızgınlık duygularıyla bu oyunları oynamazlar. Aksine itiş kakış oyunları, çocukların fiziksel güçlerini gerçek hayatta değil oyunda sınamalarını ve eğlenmelerini, her insanda bulunan saldırgan dürtülerini ve agresyonunu kontrol edebilmesine yardımcı olur. Bununla birlikte hayal güçlerini geliştiren, kuralları olan ve birden fazla kişiyle oynanan kutu oyunları da yararlıdır. Grup içinde paylaşımda bulunmayı, sıra beklemeyi, sınırlara uymayı öğrenirler ve aynı zamanda gelişimsel beceriler de bu sayede desteklenebilir. Ancak en güzel ve etkili oyun türü, çocuğun kendi seçtiği ve kurduğu, ebeveynin de çocuğa dahil olduğu oyunlardır. Bunun için çocuğu izlemek ve ona katılmak yeterlidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Günlük düzenli oyun zamanı oluşturmak ilgi ve dikkatin çocuğa yönlendirilmesini sağlar</strong></p>
<p>Çocuğun gelişim sürecinde ebeveynle oynanan oyunun devamlılığının sağlanmasının altını çizen Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çalışan ebeveynlerin, hem kendilerinin yapabileceği düzeyde hem de çocukların ihtiyaçlarını karşılayabileceği şekilde günlük bir oyun zamanı oluşturması önemlidir. Oyuna 15-20 dakika gibi kısa sürelerle başlayıp yavaş yavaş bu süreler uzatılabilir. Ancak oyun zamanında asıl önemli olan nokta sürelere bağlı kalmak değil, her gün düzenli olarak oyun aracılığıyla birebir zaman geçirmek ve kesintisiz şekilde ilgi ve dikkatin çocuğa yönlendirilmesini sağlamaktır.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyun-ebeveyn-ve-cocuk-arasinda-bag-olusturan-bir-kopru-gorevi-gorur-388471">Oyun, ebeveyn ve çocuk arasında bağ oluşturan bir köprü görevi görür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 10:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bileği]]></category>
		<category><![CDATA[bombacı]]></category>
		<category><![CDATA[çapraz]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[hasan]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sporcularda]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanma]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=383249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spor yaralanmalarında cinsiyet farkıyla ilgili istatistikler, kadın sporcuların erkek sporculara göre yaralanma oranının yaygın spor dalları dikkate alındığında genel olarak birbirine yakın olduğunu gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249">Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadınların profesyonel olarak daha fazla spor yapmaya başlamasıyla birlikte spor yaralanmalarında cinsiyetler arası farklılığın ve yaralanma sebeplerinin güncel bir konu haline geldiğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Hasan Bombacı, epidemiyolojik çalışmaların kadın sporcuların özellikle alt ekstremite kas- iskelet sistemi spor yaralanma riskinin erkek sporculara göre daha fazla olduğunu gösterdiğini söyledi.</em></p>
<p> </p>
<p>Spor yaralanmalarında cinsiyet farkıyla ilgili istatistikler, kadın sporcuların erkek sporculara göre yaralanma oranının yaygın spor dalları dikkate alındığında genel olarak birbirine yakın olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle diz bölgesi yaralanmalarından ön çapraz bağ yaralanmaları kadınlarda daha sık görülürken, erkeklerde omuz ve kalça gibi farklı bölgelerdeki yaralanmaların daha yaygın görüldüğünü söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Bombacı, “Spor yaralanmalarının cinsiyetten bağımsız olarak her yaşta herkesi ilgilendiren önemli bir sorun. Spor hayatının devamlılığının sağlanabilmesi için hem yaralanmaların önlenmesi hem de tedavi ve sonrasında bilinçli ve tedbirli olmak gerekiyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>EN ÖNEMLİ ETKEN ANATOMİK VE BİYOLOJİK FARKLILIKLAR</strong></p>
<p>Kadın ve erkek spor yaralanmaları arasındaki farklılıkları vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Hasan Bombacı, kadın sporcuların özellikle alt ekstremite kas-iskelet sisteminde diz ve ayak bileği bağ yaralanma riskinin daha yüksek olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Kadınlar ve erkekler arasında cinsiyete özgü bazı anatomik ve biyolojik farklılıklar nedeniyle bu sonuç ortaya çıkıyor. Kadınların aylık dönemlerinde hormonların vücuttaki yoğunluğuna bağlı olarak bağlarda da gevşemeler yumuşamalar, tendonların direncinde azalmalar olabiliyor. Dolayısıyla özellikle menstural döngünün bazı dönemlerinde kadınlar yaralanmaya daha müsait hale geliyorlar.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“YARALANMAYA EN FAZLA YATKIN BAĞLAR DİZLERDEDİR”</strong></p>
<p>Kadınlardaki hormonal değişimden genel olarak tüm bağlar etkilense de en çok yaralanmaya yatkın bağ dizdeki ön çapraz olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hasan Bombacı, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Özellikle yarışmalı sporlarda mücadele sırasında, karşılıklı mücadelenin gerektirdiği durum içerisinde aniden durmak, dönmek gibi eylemleri yaparken eklemlere ve adalelere çok daha fazla yük binmektedir. Eğer bağlarda normalden farklı olarak gevşeme varsa bu durum bağların eklemi tutucu etkisini azaltır. Doğal olarak da gelen bu anormal yüklenmeye karşı eklemlerde ve bağlarda hasar olma ihtimali artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>ANATOMİK FARKLILIKLAR DA KADINLARDA RİSKİ ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Kadınların hormonların dışında anatomik olarak erkeklerden farklı olmasının da riski artıran bir diğer etken olduğunu anlatan Prof. Dr. Hasan Bombacı konuyla ilgili şunları anlattı: “Örneğin kadında bacaklar erkeklere göre biraz daha fazla dışarı doğru dönüktür. Kadınların biyolojisi ilgili olan bu durum “<em>valgus açılanması</em>” olarak tanımlanır. Dizdeki valgus açılanması özellikle ani dönüşlerde ve ani duruşlarda dizin gelen anormal stresler karşısında daha erken dengesinin bozulmasına sebep olur. Ve bu da o bölgeye binen yükün hasar yapma ihtimalini arttırır. Örneğin, hentbolda koşan bir sporcu kaleye yaklaştığı zaman şut atmak için zıplayıp bacağının üzerine indiği esnada dize normalden fazla bir dönme kuvveti uygular. Eğer sporcu bu durumlar için gerekli aktiviteyi oluşturacak refleksleri kazanamamışsa bağ yaralanmasıyla karşılaşma ihtimali yüksek olacaktır. Bunun dışında kadınlarda ön çapraz bağın erkeklere göre anatomileri gereği daha ince olmasının da bu durumdan sorumlu olduğu iddia edilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>AMATÖR SPORCULAR DA DİKKAT ETMELİ!</strong></p>
<p>Yaralanmaların sadece profesyonel sporcularda değil, aynı zamanda amatör sporcular arasında da önemli bir sorun olduğunu belirten Prof. Bombacı, spor yaparken önlem almanın ve bilinçli olmanın önemine değindi. Ancak, amatör sporcuların genellikle yarışmalı sporlarda yer almadığını ve bu nedenle yaralanma riskinin daha düşük olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YETERLİ ÖNLEM ALINMAZSA TEKRARLAMA İHTİMALİ YÜKSEK</strong></p>
<p>Bu tarz spor yaralanmalarında tedaviyle oldukça etkili sonuçlar alınabildiğini ve yeniden spora dönmenin mümkün olduğunun altın çizen Prof. Dr. Bombacı, ancak tedavi esnasında ve sonrasında gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Bombacı sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Tedavi bir kişiyi en fazla kaza olmadan önceki duruma getirilebilir. Örneğin en sık yaşanan ön çapraz bağ yaralanması sonucu sporcuların yüzde 70-80’i spora ve eski performans seviyesine dönebiliyor. Ancak bu dezavantajı nötralize edecek bir egzersiz programına girilmezse tekrar yaralanma olması kaçınılmazdır. Üstelik bu durumda bir önceki yaralanmanın yarattığı zayıflıkla birlikte risk daha da artar.”</p>
<p> </p>
<p><strong>KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Hasan Bombacı uygun antrenman teknikleri ve daha da önemlisi özel “<em>propriyosepsiyon egzersizleri</em>” ile bu açığın büyük oranda kapatılabileceğini belirterek şunları anlattı: “Özel egzersiz programları riski azaltmada oldukça etkili olmakla birlikte yapılan sporla ilgili tekniklerin de iyi bilinmesi önemli. Sporcunun yaralanma mekanizmasının analizine göre “egzersiz temelli” rehabilitasyon ve ayrıca, dayanıklılık, çeviklik, denge ve güçlendirme gibi pek çok açıdan yapılan antrenmanların bu yaralanmaları yüzde 27-45 oranlarında azalttığını gösteren bilimsel veriler mevcuttur. Kadın sporcuların anatomi ve biyolojisine bağlı potansiyel spor yaralanması riskleri nöromotor yeteneklerini arttıran egzersiz programları ile önemli derecede azaltılabilir. Sonuç olarak, kadın sporcuların bazı vücut bölgelerinde yaralanma riskinin erkek sporculara göre daha yüksek olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır. Ancak, spor yaparken uygun önlemlerin alınması ve yapılan spora özel hazırlayıcı antrenman teknikleri ile çalışmak çok önemlidir. Bu sayede spor yaralanmalarının önlenmesi ve tedavi sürecinin daha etkili bir şekilde yönetilmesi mümkün olabilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-hasan-bombaci-kadin-sporcularda-on-capraz-bag-ve-ayak-bilegi-yaralanma-riski-daha-yuksek-383249">Prof. Dr. Hasan Bombacı, &#8220;Kadın Sporcularda Ön Çapraz Bağ ve Ayak Bileği Yaralanma Riski Daha Yüksek!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Annenin bebeğe teması, güçlü bağ oluşturuyor ve özgüvenini geliştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/annenin-bebege-temasi-guclu-bag-olusturuyor-ve-ozguvenini-gelistiriyor-345167</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 11:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annenin]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğe]]></category>
		<category><![CDATA[geliştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturuyor]]></category>
		<category><![CDATA[özgüvenini]]></category>
		<category><![CDATA[teması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=345167</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sarılma eyleminin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Sarılma, sevdiklerimizle aramızdaki ilişkiyi güçlendirir ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/annenin-bebege-temasi-guclu-bag-olusturuyor-ve-ozguvenini-gelistiriyor-345167">Annenin bebeğe teması, güçlü bağ oluşturuyor ve özgüvenini geliştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sarılma eyleminin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Sarılma, sevdiklerimizle aramızdaki ilişkiyi güçlendirir ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.” dedi. Bebeklerin dünyaya geldiklerinden itibaren sarılmaya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ülkü, “Annesi sarıldığında kendilerini güvende hissederler ve ebeveyn ile çocuk arasında güçlü bağ oluşur. Çocuğun özgüveninin artmasına yardımcı olur. Fiziksel temas, çocukların duygularını düzenlemesine yardımcı olur.”dedi. Ülkü, çocuklara sarılarak sevgiyi hissettirmenin önemini vurguladı.</strong></p>
<p>ABD’de ortaya çıkan, sarılmaya ve kucaklaşmaya adanan bir gün olan 21 Ocak Dünya Sarılma Günü, 1986 yılından bu yana kutlanıyor. Dünya Sarılma Günü, herkesi aile ve arkadaşlarına daha sık sarılmaya teşvik etmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada sarılmanın önemi ve psikolojiye etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Sarılma, ruh sağlığına iyi geliyor</strong></p>
<p>Sarılmanın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Sarılma eylemi sırasında oksitosin hormonu salgılanır ve bu hormonun pek çok olumlu faydası vardır. Sarılma eyleminin ruh sağlığımız üzerinde de olumlu etkileri bulunmaktadır. Sarılma, sevdiklerimizle aramızdaki ilişkiyi güçlendirir ve kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Yaşamın ilk dönemlerinde anneyle temas çok önemli</strong></p>
<p>Çocukların gelişimi içinde tensel temasın oldukça önemli olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Doğum sonrası, anneler bebeklerini kucaklarına aldıkları ilk andan itibaren, vücutlarında oksitosin hormonu salınımı artar, bu da bebeklerine bağlanmalarını sağlar. Güvenli bağlanmanın gerçekleşebilmesi çocuğun temel bakım veren kişi tarafından tensel ihtiyaçların karşılanması oldukça önemlidir. Yaşamın ilk dönemlerinde, ten tene temas, anne ile bebek arasındaki ilişkinin temellendirilmesini sağlamaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sarılmak bebeğe güven duygusu veriyor</strong></p>
<p>Bebeklerin dünyaya geldiğinden itibaren sarılmaya ihtiyaç duydularını belirten İnci Nur Ülkü, “Anneleri onlara sarıldığında kendilerini güvende hissederler ve ebeveyn ile çocuk arasında güçlü bağ oluşur. Çocuğun özgüveninin artmasına yardımcı olur. Fiziksel temas, çocukların duygularını düzenlemesine yardımcı olur. Yoğun bir duygu yaşarken baş edebilmesi sağlar ve sakinleştirmeye yardımcı olur.  Çocuklara sarılarak sevgiyi hissettirmek önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Stresle başa çıkmasına yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Annenin çocukla temasının çocuğun karşılaşacağı zorluklarda yaşayacağı stresle başa çıkmasında da yardımcı olacağını belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çocuğunuz öfkelendiğinde, onunla temas ettiğinizde kendisini güvende hisseder. Aynı zamanda çocukların karşılaşacağı stresle de başa çıkmalarına yardımcı olur. Kendilerini daha mutlu ve sevildiğini hissederler. Oksitosin sosyal bağların kurulmasına da yardımcı olur. Oksitosin hormonu ile stres seviyesi düşer, kan basıncı dengelenir ve bağışıklık sistemi kuvvetlenir. Daha hızlı yara iyileşmesini destekler. Ayrıca, bir çocuğun karşılaşabileceği sosyal ve diğer stres türleriyle başa çıkmalarına yardımcı olur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sevgi görmeyen çocuklar olumsuz etkileniyor</strong></p>
<p>Çocukların gelişimleri için çeşitli duyusal uyarılara ihtiyaç duyduklarını da ifade eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu nedenle fiziksel temas ve çeşitli ten teması onlar için çok önemlidir. Çocukların bilişsel gelişimlerini hızlandırır. Yapılan araştırmalara göre; sevgi görmeyen çocuklar ve doğumdan sonra ten tene temasa sahip olmamış olan çocukların bilişsel, duygusal ve fiziksel problemlere sahip olabildikleri ve kortizol düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/annenin-bebege-temasi-guclu-bag-olusturuyor-ve-ozguvenini-gelistiriyor-345167">Annenin bebeğe teması, güçlü bağ oluşturuyor ve özgüvenini geliştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
