<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anlamı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/anlami/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlami</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2026 07:53:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>Anlamı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlami</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[bugünü]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[destanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçilmez]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[zinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621606</guid>

					<description><![CDATA[<p>18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde Selçuk Efes Kent Belleği’nde “18 Mart’ın Anlamı ve Günümüz” başlıklı bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606">Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde Selçuk Efes Kent Belleği’nde “18 Mart’ın Anlamı ve Günümüz” başlıklı bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe konuşmacı olarak katılan Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Mustafa Özdemir, Çanakkale Zaferi’nin tarihin seyrini değiştirdiğini ve Milli Mücadele’nin yolunu açtığını vurguladı.</p>
<p>Tarihi olayların tekrar etmesinin, gelişmiş ülkelerin sömürgeci bakış açılarını sürdürmelerinden kaynaklandığını belirten Özdemir, I. Dünya Savaşı sonrasında hiçbir toplumun eskisi gibi kalmadığını ifade etti. Osmanlı Devleti’nin doğrudan kendi çıkarlarıyla örtüşmeyen bir savaşın içinde yer aldığını hatırlatan Özdemir, “Biz bu savaşa varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumak için girdik ve büyük bir kahramanlık örneği sergiledik” dedi.</p>
<p><b>MİLLİ MÜCADELE RUHU ÇANAKKALE’DE DOĞDU</b></p>
<p>Çanakkale Zaferi’nin büyük bir gurur kaynağı olduğunu dile getiren Özdemir, o döneme kadar Batı tarafından küçümsenen bir toplumun, güçlü donanmalara sahip devletlere karşı beklenmedik bir direniş gösterdiğini söyledi. Bu direnişin savaşın süresini uzattığını ve dünya siyasetinde önemli kırılmalara yol açtığını ifade eden Özdemir, aynı zamanda bu sürecin Mustafa Kemal Atatürk’ün tanınmasına ve Milli Mücadele liderliğinin önünün açılmasına katkı sağladığını belirtti.</p>
<p>Çanakkale’de ortaya çıkan bilincin Milli Mücadele’nin temelini oluşturduğunu vurgulayan Özdemir, bu direnişin aynı zamanda ezilen uluslara da ilham verdiğini ifade etti.</p>
<p><b>“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” RUHU YAŞATILMALI</b></p>
<p>Savaşın seyri ve günümüzdeki algısı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Özdemir, Çanakkale ruhunun yeterince yaşatılamadığını söyledi. “Çanakkale Geçilmez ifadesinin ne anlama geldiğini iyi kavramamız gerekiyor” diyen Özdemir, denizcilik geleneğinden bir örnek vererek; “İstanbul Boğazı’ndan geçen bir geminin seyir defterine ‘Boğaz geçildi’ diye yazılır. Ancak Çanakkale Boğazı’ndan geçerken ‘Şehitlik anıtı selamlandı’ ifadesi yer alır. Çünkü Çanakkale için ‘geçildi’ denmez; Çanakkale geçilmez.” dedi.</p>
<p>Etkinlik, Dr. Mustafa Özdemir’in katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecilmez-bir-destanin-izinde-canakkalenin-anlami-ve-bugunu-kent-belleginde-konusuldu-621606">Geçilmez Bir Destanın İzinde: Çanakkale&#8217;nin Anlamı ve Bugünü Kent Belleği&#8217;nde Konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 18:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[14]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620254</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uzm.Dr. İnan Mutlu, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle bir açıklama yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254">Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşte o yazı…</p>
<p>“14 Mart, Türkiye’de yalnızca bir meslek günü değildir. Kökeni, tıp öğrencilerinin ve hekimlerin tarih sahnesinde üstlendikleri toplumsal sorumluluğu hatırlatan güçlü bir simgeye dayanır. 1827’de kurulan Mekteb-i Tıbbiye’nin mirası ve özellikle işgal yıllarında tıbbiyelilerin gösterdiği duruş, bu günün tarihsel arka planını oluşturur. O dönem genç tıp öğrencileri yalnızca hekim olma yolunda ilerleyen bireyler değil, aynı zamanda ülkenin geleceği için sorumluluk alan aydınlar olarak görülmüştür.<br /> Tıbbiyelilerin Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle kurduğu ilişki de bu açıdan son derece anlamlıdır. Cumhuriyet’in bilimsel akla, eğitime ve toplumsal ilerlemeye dayanan karakteri ile tıp eğitiminin rasyonel ve bilimsel temelleri arasında güçlü bir bağ vardır. Bu nedenle hekimlik mesleği yalnızca bir sağlık hizmeti üretme alanı değil, aynı zamanda kamusal sorumluluğun ve toplumsal ilerleme idealinin de bir parçası olarak görülmüştür”</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-0-ErYFCK2d.jpeg"/>Birinci Basamak</figure>
<p><b><strong>Sağlık sistemine daha gerçekçi bir gözle bakmak gerekiyor</strong></b></p>
<p>“Bugün ise 14 Mart’ı kutlarken sağlık sistemine daha gerçekçi bir gözle bakmak gerekiyor. Sağlık hizmetine erişimin artması kuşkusuz toplum açısından önemli bir kazanımdır. Ancak sağlık sisteminin başarısı yalnızca hekime ulaşabilme kolaylığıyla ölçülemez. Nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir bir sağlık hizmeti sunulup sunulamadığı da en az erişim kadar önemli bir ölçüttür. Toplumda sağlık hizmetinin kalitesine ilişkin değerlendirmelerin çoğu zaman yalnızca “randevu alabilmek” veya “hekime ulaşabilmek” üzerinden yapılması, sistemin bütüncül biçimde tartışılmasını zorlaştırmaktadır.<br /> Gerçekte sağlık hizmetinin önemli bir bölümü, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının kişisel özverileri sayesinde yürümektedir. Yoğun çalışma temposu, artan hasta yükü ve sınırlı kaynaklar içinde sağlık çalışanları mesleklerine duydukları sorumlulukla sistemi ayakta tutmaya çalışmaktadır. Sağlık sisteminde aksayan pek çok nokta, çoğu zaman bu bireysel çabalar sayesinde telafi edilmektedir”</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-1-fXNTQnbg.jpg"/>Hekimler ne kadar vergi ödeyecek</figure>
<p><b>Hekimlere yönelik şiddet görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır</b></p>
<p>“Bununla birlikte hekimlere yönelik şiddet sorunu da artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Sağlık kurumlarının güvenli çalışma alanları olması gerekirken, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının zaman zaman fiziksel ya da sözlü şiddetle karşı karşıya kalması hem mesleki motivasyonu hem de sağlık hizmetinin niteliğini olumsuz etkilemektedir. Şiddetin hiçbir koşulda kabul edilemez olduğu ve sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda çalışmasının toplum sağlığı için de vazgeçilmez olduğu açıktır. Hekimlerin çalışma koşulları ve özlük hakları da bu tablonun önemli bir parçasıdır. Ülkenin genel ekonomik koşulları sağlık çalışanlarını da doğrudan etkilemektedir. Artan iş yükü, uzun çalışma saatleri ve ekonomik zorluklar, genç hekimlerin mesleğe bakışını ve geleceğe dair beklentilerini şekillendirmektedir. Sağlık sisteminin sürdürülebilirliği için yalnızca fiziksel altyapının değil, sağlık çalışanlarının mesleki ve ekonomik koşullarının da güçlendirilmesi gerekmektedir.<br /> 14 Mart, bu nedenle yalnızca bir kutlama günü değil; sağlık hizmetinin niteliğini, hekimlerin çalışma koşullarını ve toplumun sağlık hakkını birlikte düşünme fırsatıdır. Nitelikli, erişilebilir ve kamusal sorumluluk bilinciyle yürütülen bir sağlık sistemi, hem sağlık çalışanlarının emeğine saygının hem de toplumun sağlıklı bir geleceğe olan hakkının en önemli güvencesidir.<br /> Tıbbiyeden bugüne uzanan bu birikim, hekimliğin yalnızca bir meslek değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatmaya devam etmektedir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-14-martin-anlami-tibbiyeden-bugune-620254">Dr. İnan Mutlu, 14 Mart’ın Anlamı: Tıbbiyeden Bugüne</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 08:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[analizi]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[swot]]></category>
		<category><![CDATA[yapma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686">Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Ramazan, anlamı gözden geçirme fırsatı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın psikiyatrik açıdan taşıdığı anlama dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Ramazan, şahsi görüşümün dışında psikiyatrik açıdan şöyle bir anlamı var: İnsan hayatında ‘dur, düşün, yeniden başla’ demesi gereken zamanlar vardır. Bu, yeniden başlamak için bir fırsattır. Bu hatta inovasyonun, yani yenilikçiliğin, girişimciliğin temel kurallarından birisidir; %15 kuralı. Bir insan 10 saat bir iş yapıyorsa, 1,5 saat yaptığı iş hakkında düşünsün, düşündüğü hakkında düşünsün ve bir özeleştiriden geçsin, bir kendi iç muhasebesinden geçsin ve bunun sonucunda yeniden bir düzenleme yapsın. Bir moratoryum ilan etmek gibidir bir açıdan. Ve bu arada birçok şey masaya yatırılıp yeniden ele alınır. Ramazan da insanın hayat yolculuğunda giderken, 12 aydan bir ayını böyle bir içsel yolculuğa çıkmak gibi ele alması; kendini anlamak ve yaptığı rutin işlere farklı açılardan bakabilmek, yeni bakışlar getirebilmek, yeni anlamlar katabilmek ve hayatıyla ilgili sorgulamalar yapabilmesi için bir fırsattır. Yani ‘anlamı gözden geçirme fırsatı’ Ramazan diyebiliriz.”</p>
<p><strong>“Ruhumuza atılan bir resetleme”</strong></p>
<p>Ramazan’ı ruhsal bir yenilenme süreci olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, beynin duygu, düşünce ve değer kalıplarının kayıtlı olduğu bir merkez olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:</p>
<p>“Ruhumuza atılan bir resetleme gibi tanımlamak burada çok önemli. Nasıl oluyor peki? İnsanın ruhunda&#8230; Ruhumuzun mana dünyası ile madde dünyası arasındaki aracı organımız beynimiz. Duygu, düşünce, davranış ve değer kalıplarımız, değer yargılarımız beyinde kayıtlıdır, yazılıdır. Çocukluktan beri öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır ve son bir sene içerisinde hayatımıza yeni aktörler katılmıştır, yeni düşünce kalıpları ortaya çıkmıştır, yeni tehditler, fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden analiz etmek gerekiyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Ramazan, psikolojik SWOT analizi yapma dönemi</strong></p>
<p>Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Beyin fırtınası çalışmalarında önerilen bir yöntem vardır; buna SWOT analizi denir. Kişi bu çalışmayı yaparken kendisine farklı bir açıdan, adeta üçüncü bir gözle bakarak değerlendirme yapar. Güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini tespit eder, amacını netleştirir. Amacını belirledikten sonra da o hedefe ilerlerken karşılaşabileceği tehditleri ve sahip olduğu fırsatları analiz eder. Bu tür değerlendirmeler birçok vizyon toplantısında, kurumsal düzeyde ve resmi uygulamalar çerçevesinde yapılmaktadır. Ramazan ayı da insan için benzer bir imkân sunar. Hayat yolculuğu açısından bakıldığında Ramazan, kişinin kendi yaşamına dair psikolojik bir SWOT analizi yapabileceği özel bir dönem olarak değerlendirilebilir.”</p>
<p><strong>“Oruç, niyetle başlar”</strong></p>
<p>Ramazan’ın yalnızca bedensel bir açlık süreci olmadığını, asıl anlamının niyetle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan şöyle devam etti:</p>
<p>“Mesela kişi, “Yaptığım iş ne kadar doğru? Amaçlarıma ne ölçüde hizmet ediyorum? Doğru bir stratejiyle mi ilerliyorum? Farkında olmadan yaptığım hatalar var mı?” gibi soruları kendisine yöneltip hayatının anlamı ve amacı üzerine yeniden düşünme fırsatı olarak Ramazan’ı değerlendirirse, bu dönem yalnızca bir açlık kürünün ötesine geçer. Anlamı bilinmeden tutulan oruç ise sadece bir açlık pratiği olarak kalır. Elbette bu da bütünüyle karşılıksız değildir; vücut belli bir süre aç kaldığında DNA hasarlarının onarımına katkı sağladığına dair bulgular vardır. Yani bedensel faydaları da söz konusudur. Ancak Ramazan’ın asıl değeri niyetle başlar. Anadolu’da Ramazan için “Niyetli misin?” diye sorulması son derece manidardır. Çünkü Ramazan orucunun temelinde niyet vardır.”</p>
<p>Ramazan ve namazda niyetin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ramazan’da niyet var, namazda niyet var. Bunlar da niye niyet var? Çünkü insanın Allah’la bağ kurduğu andır bu dönemler. O dönemler kalbini Rabbine yönelttiği dönemlerdir insanın. Varoluşun amacını değerlendirdiği, varoluşuna uygun geçtiği sınav sürecini yeniden ele aldığı günlerdir bunlar.” dedi.</p>
<p><strong>Eski Ramazanlar çocukluğumuzun Ramazan’ı…</strong></p>
<p>Ramazan’ın toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol ve madde kullanan bireylerin yaklaşık yüzde 50’si Ramazan ayında bu alışkanlıklarına ara veriyor. Yüzde 50 gibi yüksek bir oran dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Nitekim cezaevlerindeki suç oranlarına bakıldığında, vakaların yaklaşık yüzde 60’ının alkol ve madde kullanımıyla ilişkili olduğu görülüyor. Ramazan döneminde alkol ve madde kullanımının azalması, aile içi ilişkileri de olumlu yönde etkiliyor. Ev ortamında huzurun arttığı, aile bireyleri arasındaki iletişimin ve uyumun güçlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle çocuklar da Ramazan günlerini daha sıcak, daha sakin ve daha huzurlu bir dönem olarak hatırlıyor ve özlüyorlar. Çünkü çocukları sevindirmek hayırdır, sevaptır, güzeldir. İyilik yapmak teşvik ediliyor. Bunun etkisiyle insanoğlu Ramazan’ı hep güzel anılarla beynine kaydetmiş. Bu çocuklardaki Ramazan’ı biz ‘eski Ramazan’ gibi söylüyoruz; aslında kendi çocukluğumuzun Ramazan’ını kastediyoruz buradan farkında olmadan, bilinçaltı bir mekanizmayla.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Ramazan, psikolojik sağlamlık antrenmanıdır”</strong></p>
<p>Ramazan’ın bir dayanıklılık eğitimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ramazan, bir bakıma insan için bir antrenman sürecidir. Bu dönem, kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek üzere kendisiyle çalıştığı, bir idman yaptığı özel bir ay gibidir. Dayanıklılık eğitimi verdiği, isteklerini erteleme becerisini geliştirdiği ve sosyal empati duygusunu güçlendirdiği bir süreçtir. Empati, en temel sosyal duygulardan biridir; karşı tarafın duygularını anlayabilme becerisidir. Nitekim Danimarka’da okullarda empati dersi verildiği bilinmektedir. Bu dersin amacı, çocukların bencil bireyler olarak yetişmemesi; yalnızca kendi çıkarlarını düşünen değil, bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurabilen bireyler olmalarını sağlamaktır.</p>
<p>Ramazan da bu yönüyle sosyal bir aydır. Kişi, açlık deneyimi üzerinden ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlar; iyilik yapmanın bir ibadet olduğunu idrak eder. ‘Her türlü iyilik sadakadır’ anlayışı, selam vermeyi ve tebessüm etmeyi dahi bir hayır olarak gören bir inanç perspektifini yansıtır. Bu nedenle Ramazan ayı, ruhların olgunlaştığı, geliştiği ve tekâmül ettiği bir dönem niteliği taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi, Ramazan’ın anlamına uygun şekilde yaşanmasına bağlıdır.”</p>
<p><strong>Çağın iki temel hastalığı: Bencillik ve dünyacılık…</strong></p>
<p>Toplumsal bencillik ve dünyacılık eğilimlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ancak içinde bulunduğumuz çağın iki temel hastalığından söz edilebilir: Biri bencillik, diğeri ise dünyacılık. Bu iki eğilim, insanın manevi kaynaklarını zayıflatmakta, içsel derinliğini daraltmaktadır. Bencil bakış açısına sahip kişi, çoğu zaman herkesi kendisine borçlu gibi görür; önceliği daima kendi çıkarıdır. ‘Önce can, sonra canan’ anlayışıyla hareket eder, gerektiğinde en yakınlarını dahi geri planda bırakabileceğini ifade eder. Bu yaklaşım, fedakârlık duygusunun zayıfladığı bir insan tipinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Geçmişte psikiyatri pratiğinde daha çok aşırı fedakâr, kendini ihmal eden, adeta ‘kendini paspas yapan’ kişilerle karşılaşılırken; günümüzde ise daha çok bencil ve narsistik özellikler gösteren bireylerle çalışıldığını söylemek mümkündür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ramazan’da sessiz iyilik yapılmalı!</strong></p>
<p>Ramazan’da öncelikle sessiz iyilik yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar’da hâlen varlığını sürdüren sadaka taşları bu anlayışın bir yansımasıdır; veren de alan da birbirini görmez. Anadolu geleneğinde de benzer uygulamalar vardır. Ramazan ayında bir kişi çıkar, mahalle bakkalının veresiye defterindeki borçları kapatır ve bunu zekâtına sayar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Buna karşılık günümüz küresel sistemine bakıldığında, ‘sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının hâkim olduğu bir düzenin dikkat çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Sermayesini ranta yatırarak emek harcamadan geçinmeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusudur. Bunun yanında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı da yaygındır; ‘başkası açlıktan ölse de ben tok olduktan sonra bana ne’ diyen bir bakış açısı vardır. Ramazan ayı, işte bu sistemi ve bu zihniyeti sorgulamak için önemli bir fırsat sunar.” dedi.</p>
<p><strong>Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabiliriz</strong></p>
<p>“Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabilir ve bunu Ramazan sonrasında da sürdürebilirsek, bu dönüşümü kalıcı hâle getirebiliriz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerekir. İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür. Ramazan’dan sonra daha olumlu yönde değişmiş bir şekilde hayata devam edebilmek ise ilahi hedefi kavrayabilmekle mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan’ın emredilişi, insanlara yalnızca açlık çektirmek için değildir. İlahi hedefin ne olduğunu düşünmek, kaderin bu süreçte insandan ne istediğini sorgulamak gerekir. İnsan aklını kullandığında bu anlamı bulabilir. Her bireyin kendine özgü bir hayat amacı ve yol haritası vardır; önemli olan o yol haritasını doğru çizebilmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-bir-psikolojik-swot-analizi-yapma-donemi-614686">Ramazan, bir psikolojik SWOT analizi yapma dönemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi Belediyesi&#8217;nden Dil Felsefesi Buluşması</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-dil-felsefesi-bulusmasi-610768</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaştan bireyin düşünsel gelişimine katkı sunmayı hedefleyen Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği Şadırvanlı Han Felsefe Konferansları’nda bu kez ‘dil felsefesi’, Prof. Dr. Zeki Özcan’ın düşünceleri ışığında tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-dil-felsefesi-bulusmasi-610768">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden Dil Felsefesi Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaştan bireyin düşünsel gelişimine katkı sunmayı hedefleyen Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği Şadırvanlı Han Felsefe Konferansları’nda bu kez ‘dil felsefesi’, Prof. Dr. Zeki Özcan’ın düşünceleri ışığında tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p>Gerçekleştirdiği Şadırvanlı Han Felsefe Konferansları ile felsefeyi yalnızca akademik bir alan olmaktan çıkararak toplumun her kesimine ulaştıran anlamlı buluşmalara imza atan Osmangazi Belediyesi, ‘Şehrin Kalbinde Felsefe Rüzgarları Esiyor’ mottosundan hareketle dil felsefesi konusunu masaya yatırdı. Şadırvanlı Han’ın tarihi atmosferinde Osmangazi Kent Konseyi ve Bursa Felsefe Kulübü iş birliğiyle düzenlenen panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Zeki Özcan, 1880’li yıllarda ortaya çıkan dil felsefesinin amacına ve anlamına yönelik düşüncelerini kapsamlı bir şekilde aktardı.</p>
<p>Dil felsefesinin amacının, anlamı, anlaşmayı ve insanlar arası iletişimi iyileştirme hedefiyle dilin analiz edilmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Zeki Özcan, “Önceden felsefe, sadece kavramlara dayalı yapılıyordu. Dil felsefesiyle birlikte felsefe artık dilimizde anlamı belirleyen, faktörleri ve anlamı belirsizleştiren, faktörleri belirleyerek daha iyi anlamayı, anlaşmayı ve iyi bir iletişim kurmayı amaçlamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>“Kelimeleri Kendi İstediğimiz Gibi Kullanamayız”</p>
<p>Dilin yaşayan bir organizma olarak tanımlayarak, temel ayırt edici özelliğinin de kullanımı olduğunu belirten Prof. Dr. Özcan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dilin kullanımı keyfi değildir, uzlaşımsaldır. Herkes dilin içine doğar ve dilde kullanılan anlamları öğrenir, kullanır. Başka bir deyişle, kavramları, kelimeleri kendi istediğimiz gibi anlayıp, istediğimiz gibi kullanamayız. Zaten dil felsefesinin ayırt edici özelliği buradan gelir. Anlamın psikolojik sübjektif kavramlarla değil, toplumda öğrenilen, kullanılan ifadelerden öğrenileneceğini kabul eder. Dil felsefesine göre insan bir soğan gibidir, soğanın en dış kabuğunda kültür vardır, ikinci kabukta sosyal hayat vardır, üçüncü kabukta psikolojik durumlar vardır. Dil felsefesi, soğanın dış kabuğundaki kültürdeki anlamı, kullanımı, referansları temel alarak insanların nasıl daha iyi bir hayat ortaya koyabilmelerini, düşüncelerini nasıl daha berraklaştırılmaları gerektiğini ifade eder. Düşünce mi dili, dil mi düşünceyi doğurur? Gerçekte dil ve düşünce arasında öncelik sonralık ilişkisi yoktur. Biz bir şeyi düşünmeye başladığımız anda dilimiz vardır, dilimizle ifade ederiz. Dilimizden ayrı düşünce yoktur.”</p>
<p>“İnsanın Düşüncesinin Sınırları Diliyle Kısıtlı”</p>
<p>Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Hızalan da, Bursa’da son yıllarda yoğun felsefe etkinliklerinin olduğunu belirterek, “Dil felsefesi, felsefenin alt dalı mı, birebir kendisi mi, o kadar önemli. Çünkü dil insanın her şeyi. İnsanın dünyasının, düşüncesinin sınırları diliyle kısıtlı, dili kadar düşünebiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Panelin sonunda Osmangazi Kent Konseyi Genel Sekreteri Sosyolog Mutlu Çınar ve Bursa Felsefe Kulübü Başkanı Dr. Gürkan Kaya tarafından, moderatör Prof. Dr. İbrahim Hızalan ile konuşmacı Prof. Dr. Zeki Özcan’a teşekkür belgesi verildi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangazi-belediyesinden-dil-felsefesi-bulusmasi-610768">Osmangazi Belediyesi&#8217;nden Dil Felsefesi Buluşması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
