<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anlam | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/anlam/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlam</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Mar 2026 14:19:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>anlam | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlam</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 14:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[başardı]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[kullanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[merkezini]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[parmaklarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[serra]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564">Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çarşı Yerleşke lobi alanındaki sergi düzenlenen törenle açıldı. Törene Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İsmail Barış, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ömer Faruk Karasakal, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.</p>
<p>Yoğun ilgi gören sergide ziyaretçiler, dokunma ve hissetme temasıyla kurgulanan eserleri dikkatle incelerken, her bir çalışmanın ardındaki emeği ve duyguyu yakından deneyimleme fırsatı buldu. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:</strong> <strong>“Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış”</strong></p>
<p>Açılış töreninin ardından sergiyi ziyaret eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan Serra Kargaoğlu ile bizzat sergiyi gezdi. </p>
<p>Karaoğlu’ndan çalışmaları hakkında bilgi alan Tarhan, ortaya koyulan bu eserlerin çok yönlü bir başarıyı temsil ettiğini vurguladı. Tarhan; “Görme engelli bir gencin bu kadar harika ve ince işçilik gerektiren eserler ortaya koyması gerçekten çok etkileyici ve anlamlı bir başarı hikâyesi. Müthiş bir emek var ve bu aslında sınırları zorlayan bir şey. Parmaklarıyla beyninin görme merkezini kullanmayı başarmış, bu literatüre geçecek bir bilgi. Bu durum yalnızca sanatsal bir üretim değil, aynı zamanda kişinin beyninin görme merkezini parmaklarıyla kullanmayı başarması açısından nörobilimsel olarak da incelenmesi gereken bir örneklik taşıyor. Serra’nın bu başarısı doğru anlam yüklendiğinde engellerin nasıl aşılabildiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Aynı durumda olan birçok gence de örnek olacak nitelikte.” dedi.</p>
<p><strong>“Anlam katılırsa engeller aşılıyor”</strong></p>
<p>Hayata anlam katılması gerektiğine dikkat çeken Tarhan; “Üniversitede sosyal hizmetler programına girmiş ve okul başarısı da yüksek. Zekâsı yüksek ve sanat yönünü kullanarak kendisine, hayatına önemli bir anlam katmış. Anlam katılırsa engeller aşılıyor. Engellere, acılara, zorluklara doğru anlamlar katanlar o acıları yönetebiliyor. O anlamı katmış. Çok güzel, annesi babası müthiş destek olmuş bu da çok büyük bir avantaj. Öğretmeni, küratörü de burada çok sabırlı bir şekilde öğretmiş. Hatta Neşet Ertaş’ın bir sözü var; ‘Aşkla koşan yorulmaz.’ Serra gece gündüz çalışarak büyük bir eserler ortaya çıkarmış. Burada bütün hocalar kapıyı açtılar ve gençlere sahip çıkılıyor. Bu tarzdaki yaklaşımlar aslında insanlığın geleceğine hizmettir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Mehmet Zelka:</strong> <strong>“Azim, gayret ve inancın karşılığı…”</strong></p>
<p>Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka serginin güçlü bir emeğin ürünü olduğunu belirtti. Zelka; “Burada hepimiz bir azmin, gayretin ve inancın karşılığını görüyoruz. Serra’nın ortaya koyduğu eserler, uzun bir emeğin ve sabrın sonucu. Elbette bu süreçte ailesinin ve hocalarının desteği de çok büyük bir önem taşıyor. Maddi ve manevi destekle birlikte böyle güzel çalışmaların ortaya çıkması mümkün oluyor. Bu anlamda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve Serra’nın ilerleyen süreçte çok daha güzel işlere imza atacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak: “Parmak uçlarıyla örülen bir hayal dünyası”</strong></p>
<p>ENMER Müdürü, Sosyal Hizmetler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Çaylak, Serra Kargaoğlu ile tanışma süreçlerini ve serginin ortaya çıkış hikâyesini aktardı. Çaylak; “Serra ile yolumuz bir fuarda kesişti ve sonrasında kendisini üniversitemize davet ettik. İki yıldır birlikte çok verimli bir eğitim süreci yürütüyoruz. Bu süreçte onun ne kadar yetenekli ve üretken bir sanatçı olduğunu daha yakından görme fırsatı bulduk. Serra’nın parmak uçlarıyla ilmek ilmek ördüğü bu dünyayı biz gözlerimizle keşfedelim istedik. Bu sergi, görmenin ötesinde hayal gücünün ve hissederek üretmenin ne kadar güçlü olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda üniversitemizin bu tür çalışmalara verdiği destek de bu süreci mümkün kıldı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Serra Kargaoğlu:</strong> <strong>“Görmekten çok hissettirmek istedim”</strong></p>
<p>Serginin sahibi Serra Kargoğlu ise çalışmalarının çıkış noktası ve sürecinden bahsetti. Kargaoğlu; “Bu sergide denizaltı temalı bir çalışma yaptım çünkü denizaltının nasıl bir yer olduğunu, orada yaşayan canlıları ve o dünyanın nasıl hissettirdiğini merak ettim. Çalışmalarımı ipliklerle ve tamamen dokunarak yaptım. Dalgaların sesi benim için bir ritim ve müzik gibi. Bu yüzden bu sergide sadece görmek değil, aynı zamanda hissetmek önemli. Çalışma sürecinde çok farklı duygular yaşadım; zorlandığım, üzüldüğüm anlar da oldu ama hiçbir zaman vazgeçmedim. İnsanların bu sergiyi gezerken görmekten çok hissetmelerini istiyorum. Belki göremiyoruz ama denizaltında bizim gibi yaşayan, hisseden bir dünya. Ben de bunu size hissettirmek istedim. Burada görmekten çok hissettikleri anlamalarını istiyorum. Çünkü hissetmek çok çok çok farklı bir şey.” dedi.</p>
<p><strong>Gönül Kargaoğlu: “Gözlerinizi kapatın ve hissetmeye odaklanın”</strong></p>
<p>Serra Kargaoğlu’nun annesi Gönül Kargaoğlu ile babası Deniz Kargaoğlu ise serginin ziyaretçiler tarafından daha derin bir deneyimle keşfedilmesini istediklerini belirtti. Gönül Kargaoğlu; “Sergiyi gezmeden önce sizlerden ricam, birkaç saniye gözlerinizi kapatmanız ve neler hissedeceğinizi hayal etmeniz. Daha sonra eserleri bu şekilde gezdiğinizde Serra’yı ve onun dünyasını çok daha iyi anlayacağınıza inanıyorum. Serra küçük yaşlardan itibaren dokunarak üretmeye başladı; oyun hamurlarıyla, iplerle, farklı materyallerle kendini ifade etti. Zamanla bu yeteneği gelişti ve bugün böyle bir sergiye dönüştü. Bu bizim için yıllardır kurduğumuz bir hayaldi ve bugün gerçekleşmiş olması bizi çok mutlu etti.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Funda Sevim:</strong> <strong>“Ziyaretçiler kendilerini Serra’nın yerine koymalı”</strong></p>
<p>Ferry’s Concept Art Studio Küratörü ve Sanat Danışmanı Funda Sevim ise serginin deneyimsel yönüne dikkat çekti. Sevim; “Ziyaretçilerden en büyük beklentimiz, sergiyi gezerken kendilerini Serra’nın yerine koymaları ve onun nasıl bir dünyada ürettiğini hayal etmeleri. Gözlerini kapatarak bu deneyimi yaşamaları, eserleri çok daha farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini sağlayacaktır. Serra ile çok küçük yaşlarda tanıştık ve onun hayal gücünün ne kadar güçlü olduğunu o zaman fark ettim. Bu süreçte birbirimize çok şey kattık ve onun daha da ilerleyeceğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toplam 36 eser yer aldı</strong></p>
<p>36 eserin yer aldığı sergide, Serra Kargaoğlu’nun üretim sürecine ışık tutan özel bir bölüm de oluşturuldu. Bu bölümde Serra’nın ilkokul yıllarında ilk kez ortaya koyduğu çalışmalar sergilenerek, sanat yolculuğunun başlangıcından bugüne uzanan gelişimi gözler önüne serildi. Ziyaretçiler bu alan sayesinde sanatçının yıllar içindeki ilerleyişine ve azmine yakından tanıklık etti.</p>
<p><strong>Okul arkadaşları da sergiyi ziyaret etti</strong></p>
<p>Sergi yalnızca sanatseverlerin değil, Serra Kargaoğlu’nun eğitim hayatını paylaştığı arkadaşlarının da yoğun ilgisiyle karşılaştı. Arkadaşları sergiyi birlikte gezerek hem arkadaşlarının başarısına ortak oldu hem de eserleri büyük bir ilgiyle inceledi. Bu buluşma dayanışma ve paylaşım duygusunun güçlü bir yansıması olarak dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sergi 3 Nisan’a kadar devam edecek…</strong></p>
<p>Büyük ilgi gören “Parmak Uçlarındaki Okyanus” sergisi, açılış gününün ardından da ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. </p>
<p>3 Nisan’a kadar ziyaretçilerle buluşacak olan sergi, görmenin ötesine geçen deneyimsel yapısıyla daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor. Sergi, sanatın engel tanımayan evrensel gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parmaklariyla-beynin-gorme-merkezini-kullanmayi-basardi-623564">Parmaklarıyla beynin görme merkezini kullanmayı başardı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oranının]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yükselmesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><strong>Mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerekli</strong></p>
<p>Türkiye’nin uzun yıllardır gerek yerel gerekse uluslararası araştırmalarda orta düzeyde mutlu olarak görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Bu araştırmadaki sonuçlar şaşırtıcı değildir. Yalnız mutlulukta bir yükseliş trendinin görülmesi önemlidir. Çünkü özellikle pandemi, yaşadığımız deprem ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, insanımızın mutluluk düzeylerinde düşüşe neden olmuştu. Bu bakımdan söz konusu artış olumlu olarak değerlendirilse de istenen düzeyde olduğu söylenemez. Şahsen mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerektiği kanısındayım. Bunun için de hem bireysel hem toplumsal hem de yönetim açısından yapılması gereken çok şey var. Bireysel anlamda daha sağlıklı beslenmek, kişilerarası ilişkilerimizi geliştirmek, yaşamda bir anlam ve amaç bulmak gibi yapabileceğimiz şeyler var. Toplumsal olarak ise dayanışmayı artırmak, sosyal-duygusal destek vermek ve dürüstlüğü artırarak daha güvenilir olmak gibi yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır. Bazı konularda ise devletin ve yöneticilerin inisiyatif alması gerekmektedir. Ekonominin iyileştirilmesi, şehirlerde yeşil alan oranının artırılması, şehirlerimizi insan dostu şehirlere dönüştürme ve toplumsal adaleti ve güvenliği sağlama gibi konular, mutluluğu artırmak için devletimizin yapabileceği şeylerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Evli bireyler bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu</strong></p>
<p>Araştırmada evli bireylerin daha mutlu olduğunun ortaya çıkmasının aile kurumunun önemine işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Doğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutlulukla ilgili neredeyse tüm araştırmalarda, evli bireylerin bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Evli bireylerin yalnızlık duygusunu daha az yaşamaları, daha iyi beslenmeleri, ekonomik durumlarının daha iyi olması ve düzenli cinsel yaşamlarının olması gibi etkenler daha mutlu olmalarına katkı sağlamaktadır. Bunun dışında aile, çoluk-çocuk sahibi olmak insanların hayatına önemli düzeyde anlam katmaktadır. Yani aile en güçlü anlam kaynaklarından biridir. Tüm bunlar bir araya gelince de evli bireylerin mutluluk düzeyleri artmaktadır. Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir. Bununla birlikte daha bilinçli anne-baba ve eş olabilmeleri için bireyler eğitilmeli, bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır.”</p>
<p><strong>Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj</strong></p>
<p>Araştırmada mutluluğun en önemli kaynağı olarak yüzde 69 oranıyla aile gösterilmesini değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Biz kolektif kültürün hâkim olduğu, sıcakkanlı insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu durum toplumda ihtiyaç duyan insanlara önemli düzeyde sosyal-duygusal destek verilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanlar bu sayede kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yalnız ve değersiz hissetmemektedirler. Oysaki bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda çok ciddi anlamda bir yalnızlık ve anlam krizi yaşanmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu olmak sağlıklı olmaktır</strong></p>
<p>Araştırmada sağlığın mutluluk kaynakları arasında ilk sırada yer almasını da değerlendiren Prof. Dr. Doğan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sağlık, mutluluğun en üst düzey formu olarak nitelendirilebilir. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır. Filozof Arthur Schopenhauer, ‘sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Ahmaklıkların en büyüğü, iş, eğitim, şöhret, terfi, şehvet ya da anlık zevkler olmak üzere her ne için olursa olsun, sağlığını feda etmektir’ der. Sağlık iyi olduktan sonra mutluluğun önündeki diğer sorunlar bir şekilde halledilebilir. Günümüzde daha fazla insan sağlık konusunda bilinçli davranmaya çalışmaktadır. İnsanlar eskiye göre daha sağlıklı beslenmekte, egzersiz yapanların sayısı geçmişe göre artmakta ve insanlar sağlık kontrollerine daha sık gitmektedir. Bununla birlikte, maalesef ülkemizde sigara kullanımı, paketli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve hareketsizlik oldukça yaygındır. Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak sağlık davranışlarını sergileyenlerin, sağlıksız yaşayanlara göre oldukça küçük bir azınlığı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de bu konuda umutluyum. Giderek daha fazla insanımız sağlıklı yaşama yönelmektedir.”</p>
<p><strong>Mutluluk ve para ilişkisi</strong></p>
<p>Araştırmada hayat pahalılığının en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Mutluluk ve para ilişkisi en çok merak edilen konulardan biridir. Para ve ekonomik durumun iyi olması mutluluk açısından önemli bir avantajdır. Ekonomik durumunuz iyi olduğunda, pek çok açıdan kendinizi güvende hissedersiniz, daha iyi beslenirsiniz, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanırsınız, başarılı olduğunuz duygusunu yaşarsınız ve yoksulluğun sebep olabileceği stres ve sıkıntılardan kurtulursunuz. Tüm bunlar mutluluk açısından büyük avantajdır. Zaten araştırmalar da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireylerin daha mutlu olduklarını gösteriyor. Ancak finansal durumu oldukça iyi olmasına rağmen pek çok mutsuz insan da var. Bu neden böyledir? Birincisi para tek belirleyicisi değildir. İkincisi, insanlar zengin olmaya da alışabiliyorlar. Bir süre sonra parasal anlamda iyi durumda olmak onların mutluluğuna bir katkı sağlayamayabiliyor. Buna hedonik adaptasyon adını veriyoruz. Yani başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra bu etkilerini kaybetmeleri durumudur. Üçüncüsü sonradan para sahibi olan kişiler parayla ne yapacaklarını da bilemeyebiliyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Paranın nasıl harcandığı da önemli</strong></p>
<p>Paranın nasıl harcanacağının da mutluluk açısından önemli göründüğünü kaydeden Prof. Dr. Doğan, “Parayla zaman satın alıyor ve bazı sıkıcı işleri yapmaktan kurtuluyorsanız, paranızı diğer insanlarla paylaşıyorsanız (yardımseverlik) ve paranızı nesnelerden çok eylemlere harcıyorsanız sizi daha mutlu edebilir. Bugün almış olduğunuz bir kazak ya da telefonun on yıl sonra bir önemi kalmayacaktır. Geçmişe dönüp bunları hatırladığınızda da muhtemelen mutlu hissetmeyeceksiniz. Ancak paranızı eylemlere harcadığınızda durum farklı olacaktır. Yaşadığınız güzel anılar, bir seyahat, arkadaşlarınızla ya da sevdiğiniz kişilerle gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik hafızanıza kazınacaktır ve yıllar sonra bile hatırladığınızda sizi mutlu edecektir. Zaten bir bakıma mutluluk güzel anılar biriktirmektir. Geçmişe ilişkin olumlu anılarınız ne kadar çoksa o kadar mutlusunuz demektir.” dedi.</p>
<p><strong>Para mutluluk açısından önemli ama her şey değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gelir durumunuz mutluluk açısından önemlidir ancak para her şey değildir. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra, bireysel gelişime ve kendini gerçekleştirmeye önem vermeliyiz. Bu da ‘sahip olma’ anlayışından çıkarak ‘olma’ anlayışına geçmekle mümkündür. Ancak bu yolla, dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen daha kalıcı ve gerçek bir mutluluk elde edilebilir. Olma anlayışı içerisinde sürekli olarak kendimizi geliştirmeli, içsel kalemizi güçlendirmeli ve daha umutlu, affedici, iyimser, özgüven sahibi, öz-değeri yüksek, sevgi dolu, anlamlı ve amaçlı yaşayan ve derin, doyurucu, sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olmak için çabalamalıyız.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayramlar]]></category>
		<category><![CDATA[belirsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[çatışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[koşullar]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[ritüellerini]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621846</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, savaşların gölgesinde yaşanan bayramları değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846">Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, savaşların gölgesinde yaşanan bayramları değerlendirdi.</p>
<p><strong>Savaşlar ve çatışma ortamı bayramları dönüştürüyor</strong></p>
<p>Bayramların, toplumsal hayatın en güçlü sembolik alanlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bayramlar kolektif hafızanın yeniden üretildiği, toplumsal dayanışmanın pekiştirildiği ve ortak değerlerin görünür hale geldiği zaman dilimlerini ifade ediyor. Ancak günümüz uluslararası sisteminde artan savaşlar ve süreklilik kazanan çatışma ortamı, bu sembolik alanın anlamını ve işlevini doğrudan dönüştürüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bayramlar artık daha katmanlı bir deneyim</strong></p>
<p>Küresel ölçekte eş zamanlı yaşanan çatışmaların yalnızca siyasi dengeleri değil, gündelik yaşam pratiklerini de etkilediğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Bayramlar klasik anlamda bir birleşme ve yakınlaşma zemini olma özelliğini tamamen kaybetmiş değil. Ancak içinde bulunulan koşulların izlerini taşıyan daha katmanlı bir deneyime dönüşmüş durumda.” dedi.</p>
<p><strong>Toplumsal duygu rejimi değişiyor</strong></p>
<p>Savaş ve belirsizlik ortamlarının bireylerin duygusal dünyasını etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Savaş ve çatışma ortamlarının en belirgin etkilerinden biri, toplumsal duygu rejimlerinde meydana gelen değişimdir. Güvensizlik, belirsizlik ve tehdit algısının arttığı dönemlerde bireylerin kolektif ritüellere yüklediği anlam da farklılaşır. Bayramlar hâlâ kutlanmakta; ritüeller sürdürülmekte, ancak bu ritüellerin arka planındaki duygusal yoğunluk ve toplumsal karşılığı önemli ölçüde dönüşmektedir. Coşku yerini daha temkinli ve yer yer buruk bir sevinç haline bırakırken, toplumsal birliktelikler daha sınırlı ve kontrollü bir çerçevede gerçekleşmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bayram, çatışma bölgelerinde bir ‘dayanma pratiğine’ dönüşüyor</strong></p>
<p>Çatışma bölgelerinde bayramların çok daha farklı yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu dönüşümün en çarpıcı boyutu doğrudan çatışma bölgelerinde yaşayan insanların deneyimlerinde görülür. Günlük hayatın sürekli tehdit altında olduğu, siren seslerinin ve patlamaların sıradanlaştığı ortamlarda bayram, alışıldık anlamından uzaklaşır. İnsanlar bir yandan hayatta kalma refleksiyle hareket ederken, diğer yandan bayramın ritüellerini sürdürebilmek için çaba gösterir. Bu durum, korku ile umut, kayıp ile tutunma arzusu arasında gidip gelen yoğun bir psikolojik gerilim üretir. Bayram, bu koşullarda neşeden çok bir dayanma ve devam edebilme pratiğine dönüşür.”</p>
<p><strong>Savaşın etkisi sınırları aşıyor</strong></p>
<p>Savaşların yalnızca çatışma bölgelerini etkilemediğini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Savaşların etkisi yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı değildir. Sıcak savaşın doğrudan yaşanmadığı toplumlarda da bu süreçlerin çok katmanlı etkileri hissedilmektedir. Ekonomik dalgalanmalar, artan hayat pahalılığı ve temel ihtiyaçlardaki belirsizlikler gündelik yaşamı zorlaştırırken; insanlar bir yandan başka coğrafyalardaki acılara empatiyle yaklaşmakta, diğer yandan bu çatışmaların kendilerine de sıçrayabileceği endişesini taşımaktadır. Bu durum, bayramların hem maddi hem de duygusal boyutunu derinden etkileyerek, onları daha temkinli ve karmaşık bir duygu deneyimine dönüştürmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Genelleşmiş tehdit algısı bayramın ruhunu değiştiriyor</strong></p>
<p>Sürekli savaş haberlerine maruz kalmanın bireylerin ruh halini etkilediğini belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Sürekli olarak savaş haberlerine maruz kalmak, küresel belirsizlik hissi ve geleceğe dair artan kaygı, bireylerin ruh halini derinden etkilemektedir. Güvende olunan bir coğrafyada yaşansa bile, genelleşmiş tehdit algısı bireylerin zihninde yer etmekte ve bu durum bayramların duygusal tonunu değiştirmektedir. İnsanlar bayramı yaşarken bir yandan da dünyanın farklı yerlerinde yaşanan acıların farkındalığını taşımakta; bu da sevinç ile hüzün arasında ikili bir duygu durumu yaratmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Bayramlar küresel etkilerden bağımsız değil</strong></p>
<p>Bu süreci sosyolojik açıdan “dolaylı etkilenme” olarak tanımlayan Prof. Dr. Süleymanlı, “Bireyler doğrudan çatışmanın içinde olmasalar bile, küresel sistemin parçası olmaları nedeniyle bu süreçlerin ekonomik, psikolojik ve kültürel sonuçlarını deneyimler. Bu da bayramların yalnızca yerel değil, aynı zamanda küresel gelişmelerden etkilenen bir toplumsal pratik olduğunu ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kamusal dilde barış vurgusu geri planda kalabiliyor</strong></p>
<p>Bayram dönemlerindeki söylemlere de dikkat çeken Prof. Dr. Süleymanlı, “Kamusal söylem de bu dönüşümün önemli bir parçasıdır. Bayram dönemlerinde yapılan açıklamalar, siyasal aktörlerin dili ve medya çerçeveleri incelendiğinde, barış ve merhamet vurgusunun yer yer geri planda kaldığı; buna karşılık güvenlik, mücadele ve güç söylemlerinin daha görünür hale geldiği dikkat çekmektedir. Bu durum, bayramların sembolik anlamının siyasal bağlam içinde yeniden şekillendiğini göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bayramların iki katmanlı yapısı var</strong></p>
<p>Bayramların hem bireysel hem de toplumsal boyutuna işaret eden Prof. Dr. Süleymanlı, şunları söyledi:</p>
<p>“Bayramların iki katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir; bireyin iç dünyasında oluşan anlam ve içinde bulunduğu dışsal koşullar. Savaş ve çatışma ortamı bu iki katman arasındaki ilişkiyi yeniden düzenler. Dış koşullar bayramın nasıl yaşanacağını sınırlandırırken, içsel değerler bu sınırlar içinde bayramın anlamını belirler. Bayramlar bu nedenle yalnızca kültürel bir süreklilik unsuru değil, aynı zamanda toplumsal yapının, değerler sisteminin ve kolektif bilinç durumunun analiz edilebildiği önemli bir sosyolojik gösterge işlevi görmektedir. Toplumların içinde bulunduğu ruh hali, dayanışma kapasitesi ve değerler sistemi, bayramların yaşanma biçiminde somutlaşır. Çatışma ortamlarının yoğunlaştığı dönemlerde bayramların daha sessiz, daha temkinli ve daha içe dönük bir karakter kazanması, bu dönüşümün en görünür işaretlerinden biridir.”</p>
<p><strong>Tüm zorluklara rağmen bayramlar varlığını sürdürüyor</strong></p>
<p>Tüm bu değişimlere rağmen bayramların ortadan kalkmadığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tüm bu dönüşüme rağmen bayramlar tamamen ortadan kalkmaz; aksine yeni koşullara uyum sağlayarak varlığını sürdürür. Bu süreçte bayramlar, bireylerin anlam arayışına cevap veren, toplumsal bağları asgari düzeyde de olsa koruyan ve insanın ‘insan kalma’ çabasını destekleyen bir işlev üstlenir. Bu işlev, özellikle belirsizlik ve kaygının yoğunlaştığı dönemlerde daha da görünür hale gelmektedir. Bayramların bugünkü durumu, yalnızca kültürel bir değişimi değil, aynı zamanda içinde yaşadığımız çağın ruhunu yansıtan önemli bir göstergedir. Bu çerçevede bayramlar, yalnızca geleneksel bir pratik değil, aynı zamanda mevcut toplumsal koşullardan etkilenen dinamik bir sosyolojik alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, bayramların taşıdığı anlamın korunmasının artık yalnızca kültürel bir mesele değil, aynı zamanda etik ve insani bir sorumluluk haline geldiğini göstermektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kuresel-catismalar-bayram-rituellerini-donusturuyor-621846">Küresel çatışmalar bayram ritüellerini dönüştürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Şey]]></category>
		<category><![CDATA[boşa]]></category>
		<category><![CDATA[çıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kovalamak]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[Tatmin]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, 20 Mart Dünya Mutluluk Günü kapsamında mutluluğun aslında ne demek olduğu, kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatminin önemi ve kalıcı huzura giden yollar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mutluluk, herkes için farklı anlam taşıyor!</strong></p>
<p>Sanılanın aksine mutluluğun, sürekli yüzde kocaman bir gülümsemeyle etrafa neşe saçmak ya da hiç dert sahibi olmamak gibi bir şey olmadığını ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Buna ‘öznel iyi oluş’ demek uygun bir kullanım olabilir. Yani bir insanın hayatının genel olarak ne kadar tatmin edici ve olumlu duygularını, olumsuz duygularına kıyasla ne kadar sık yaşadığıyla ilgili bir durum.” dedi.</p>
<p>İnsanların mutluluğu bambaşka şekillerde yaşamasının sebebinin oldukça insani olan farklı gerekçelere bağlı olduğunu aktaran Beyaz, “Hepimizin parmak izi gibi eşsiz olabilecek bir geçmişi, farklı değer yargıları, genetik yatkınlıkları, kişilikleri ve de yaşanmışlıkları var. Çocukluğunda çok fazla karmaşa yaşamış biri için, sadece sıcak bir evde sessizce kitap okumak güvende hissettirir ve bu onun için oldukça tatmin edici bir mutluluktur. Bir başkası içinse mutluluk sürekli yeni yerler keşfetmek, sınırları zorlamak olarak karşımıza çıkabilir. Yani belirtmeye çalıştığım; farklılıklarımız mutluluğun bizim için ne anlama geldiğini baştan aşağı değiştirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı! </strong></p>
<p>Modern yaşamda mutluluğu etkileyen faktörlere değinen<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutsuzluğun günümüzde bir salgın gibi yayılmasına neden olabilecek bazı etkenler var. Mutsuzluğun en büyük nedenlerinden biri kıyaslama davranışı. Özellikle de sosyal medya nedeniyle, artık kendimizi sadece yakınlarımızla değil, dünyanın herhangi bir ucundaki insanların hayatlarının sadece ‘en iyi ve filtreli’ anlarıyla kıyaslıyoruz. Bu da insanın içinde sürekli bir eksiklik, geride kalmışlık hissini tetikleyebiliyor. Bir diğer faktör ise modern hayatın baş döndürücü hızı. İstediğimiz bir yemeğe, diziye, alışverişe anında ulaşmaya o kadar alıştık ki, beynimizin haz-mutluluk süreçleri buradan nasibini fazlasıyla alıyor. Emek verip beklemeyi unuttuk. Hal böyle olunca, anında sonuç vermeyen uzun soluklu ilişkilerden ya da yeni bir beceri edinme süreçlerinden çabucak sıkılıp mutsuzluğa sürükleniyoruz.”</p>
<p><strong>Bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük, kalıcı mutluluğu oluşturur!</strong></p>
<p>İnsanın içsel olarak gerçekten huzurlu hissedebilmesi için bilimsel araştırmalar ışığında ön plana çıkan bazı noktalar olduğunu kaydeden Beyaz, “Bunları ruhun temel gıdaları gibi düşünebiliriz. İlki sevilmek ve birilerine ait hissetmek, yani samimi ve doğal bağlar kurabilmek. Diğeri, hayatta bir işe yaradığını, bir şeyleri başarabildiğini görmek ki buna da yetkinlik diyoruz. Bunların dışında da kişinin kendi hayatının direksiyonunda olduğunu idrak etmesi, yani dışarıdan ağır bir baskı görmeden kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğü denilebilir. Bu temel kavramlar; bağ kurma, yetkinlik ve özgürlük hissi bir arada olduğunda aslında o kalıcı mutluluktan söz edebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mutluluk kovaladıkça kaçıyor!</strong></p>
<p>Mutluluğu sürekli arama veya zorlamanın günümüzün önemli yanılsamalarından biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Mutluluğu bir hedefe dönüştürmek son derece yıpratıcıdır. ‘Sürekli mutlu olmalıyım, hiç kötü hissetmemeliyim’ baskısı, psikolojide toksik iyimserlik dediğimiz halin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.” dedi.</p>
<p>Mutluluğu kovaladıkça kaçtığına işaret eden Beyaz, “Çünkü sürekli ‘Şu an mutlu muyum?’ diye kendimizi yoklamaya çektiğimizde aslında içinde bulunulan anın farkındalığı düşüyor. Dahası üzüntü, öfke ya da hayal kırıklığı gibi son derece insani duyguları baskılamak, onları bir düdüklü tencere içine hapsetmek gibi. İnsan sadece neşeyi değil, acıyı da yaşayabildiği ve hatta kabul edebildiği ölçüde sağlıklıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Geçici hazlar yerine anlamlı amaçlar, kalıcı tatmin sağlar! </strong></p>
<p>İnsanların mutluluğu kısa vadeli hazlar yerine uzun vadeli tatmin ile nasıl ilişkilendirebileceği hakkında önerilerde bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu dengeyi kurabilmenin yolu beynimizin ödül sistemini anlamaktan geçiyor.” dedi.</p>
<p>Beynimiz dopamin kaynaklı anlık hazları çok sevdiğini dile getiren Beyaz, “Bir dilim pasta yemek veya sosyal medyada beğeni almak o an harika hissettirir ama etkisi saman alevi gibi çabuk söner ve hemen daha fazlasını isteriz. Kalıcı tatminse bu anlık eğlenceden ziyade hayatın anlamının anlaşılabilmesiyle daha ilgilidir. Zorlu bir sınavda başarıya ulaşmak, bir çocuğun yetişmesine katkı sağlamak veya bir dostun acısında ona yardımcı olabilmek o an pek de eğlenceli ya da haz veren bir şey olmayabilir. Hatta can sıkıcı ve yorucu gelecektir. Ama günün sonunda kendimizi kontrol ederken, işe yarar, anlamlı bir şey yaptığımız yönündeki algımız, kalıcı mutluluğun doğrudan kendisidir. Bu vesileyle hayatımızı yalnızca geçici hazlara değil, daha büyük bir amaca adadığımızda o derin, uzun vadeli tatmin duygusuna ulaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Zor zamanlarda mutluluğu kovalamak yerine, tutunacak bir neden bulmak daha işlevsel! </strong></p>
<p>Günlük yaşamda mutluluğu artırmak için uygulanabilecek basit ve doğal çeşitli yollar olduğunu aktaran<strong> </strong>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Hayat kötü giderken gerçekçi olmayıp, her şey harika demekten bahsetmiyorum; ancak çok kötü bir günün sonunda bile küçük de olsa bir şeye şükredebilmek, beynin sürekli felaket arayan radarını yavaşlatabileceği gibi iyi bir nefes de aldırır.” dedi.</p>
<p>Zihni geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından çekip alarak, anın farkındalığını hissettirecek basit şeylere odaklamanın zihni son derece sakinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bununla birlikte bolca fiziksel aktivasyon da zihinsel karamsarlığı en hızlı kıran şeylerden biri. Kayıp, hastalık veya büyük krizler gibi zor yaşam koşullarında insanlardan mutlu olmalarını beklemekse pek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. O noktada amacımız mutluluk değil, anlam bulmak ve psikolojik dayanıklılık göstermeye niyet ve gayret etmek olmalı. Zor zamanlarda mutluluğun peşinden koşturmaktansa, ayakta tutabilecek, belki de tutunmaya yarayacak bir neden bulmak çok daha işlevseldir. O zorluk bittiğinde zaten gösterilen çaba çoğu kere kalıcı bir huzur olarak geri dönebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlulugu-kovalamak-bosa-cikiyor-621775">Mutluluğu kovalamak boşa çıkıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyer Sergisi ve Mukaddes Emanetler Sergisi Kadir Gecesi&#8217;nde Doldu Taştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siyer-sergisi-ve-mukaddes-emanetler-sergisi-kadir-gecesinde-doldu-tasti-621071</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 10:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[emanetler]]></category>
		<category><![CDATA[gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[kadir]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Konya Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyer]]></category>
		<category><![CDATA[Siyer Sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621071</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Taş Bina’da düzenlenen Peygamber Efendimizin hayatını anlatan Siyer Sergisi ile Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen Mukaddes Emanetler Sergisi, mübarek Kadir Gecesi’nde Peygamber aşıklarıyla doldu taştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siyer-sergisi-ve-mukaddes-emanetler-sergisi-kadir-gecesinde-doldu-tasti-621071">Siyer Sergisi ve Mukaddes Emanetler Sergisi Kadir Gecesi&#8217;nde Doldu Taştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Taş Bina’da düzenlenen Peygamber Efendimizin hayatını anlatan Siyer Sergisi ile Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen Mukaddes Emanetler Sergisi, mübarek Kadir Gecesi’nde Peygamber aşıklarıyla doldu taştı. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, özellikle Ramazan ayı boyunca sergilere olan ilginin artarak devam ettiğini belirterek, “Kadir Gecesi gibi özel bir gecede bu ilginin zirveye ulaşması çok daha anlam kazandı. Sergilerimize ilgi gösteren tüm Peygamber aşıklarına en içten teşekkür ediyorum&#8221; dedi. </strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen iki önemli sergi, mübarek Kadir Gecesi’nin gönülleri kuşatan manevi ikliminde vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Taş Bina’da Peygamber Efendimizin kutlu risalet yolculuğunu ve hayatını anlatan Siyer Sergisi ile Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki Mukaddes Emanetler Sergisi’ne Kadir Gecesi’nde gösterilen yoğun ilgiden büyük mutluluk duyduklarını söyledi. </p>
<p><strong>SERGİLERDE DUYGU DOLU ANLAR YAŞANDI</strong></p>
<p>Özellikle Ramazan ayı boyunca sergilere olan ilginin artarak devam ettiğini kaydeden Başkan Altay, “Kadir Gecesi gibi özel bir gecede Siyer Sergimize ve Mukaddes Emanetler Sergimize gösterilen ilginin zirveye ulaşması çok daha büyük anlam kazandı. Hemşehrilerimizin Peygamber Efendimizin hayatını daha yakından tanıması ve mukaddes emanetlerle buluşması bu anlamlı geceyi en güzel şekilde ihya etmelerine vesile oldu. Asırlardır ilmin, irfanın ve medeniyetin merkezi konumunda olan Konya’mızda böylesine maneviyatı yüksek etkinliklerle hemşehrilerimizi buluşturmaya bundan sonra da devam edeceğiz. Kadir Gecesi’ne özel sabah namazına kadar açık olan sergilerimize ilgi gösteren tüm Peygamber aşıklarına en içten teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>SERGİLERİ ZİYARET EDENLER BAŞKAN ALTAY’A BÜYÜKŞEHİR’E TEŞEKKÜR ETTİ</strong></p>
<p>Kadir Geçesi’nde sergileri ziyaret ederek adeta Asr-ı Saadet atmosferini deneyimleyen ziyaretçiler ise, böyle anlamlı programlarla buluşmanın kendileri için çok kıymetli olduğunu ifade ederek, Başkan Altay’a teşekkür etti.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi’nin Taş Bina’daki Siyer Sergisi ile Tantavi Kültür Merkezi’ndeki Mukaddes Emanetler Sergisi’ni Ramazan ayı boyunca ziyaret edenlerin sayısı 56 bini geçti. <br />Aralık ayından bu yana Taş Bina’da açık olan Siyer Sergisi’ni toplamda ziyaret edenleri sayısı 73 bin 325 oldu. </p>
<p><strong>SİYER SERGİSİ </strong></p>
<p>Türkiye’de ilk kez Peygamber Efendimizin hayat yolculuğunu anlatan Siyer Sergisi’nde Peygamber Efendimizin hayatını tematik olarak ele alan panoların yanı sıra üç boyutlu maketler, kısa film gösterimleri ve Hira Mağarası’nda gerçekleşen ilk vahyin canlandırıldığı özel bir deneyim alanı yer alıyor.</p>
<p>Siyer Sergisi, bayrama kadar 10.00-16.00 – 20.00-22.00 saatleri arasında; bayramdan sonra ise haftanın 7 günü 09.00–18.00 saatleri arasında Konya Büyükşehir Belediyesi Taş Bina’da ziyaret edilebilecek. </p>
<p><strong>MUKADDES EMANETLER SERGİSİ</strong></p>
<p>Ramazan ayına özel açılan Mukaddes Emanetler Sergisi’nde Peygamber Efendimizin Nâl-ı Şerif’i ve kabir toprağı, Semure ağacı parçası, Kâbe kilidi ve anahtarı, Hazreti Ömer’in kılıcı gibi 47 adet teberrük ve 16 adet Kâbe örtüsü yer aldı.</p>
<p><strong>KADİR GECESİ İHYA PROGRAMI DA DÜZENLENDİ</strong></p>
<p>Öte yandan Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından, Kadir Gecesi vesilesiyle Tantavi Kültür ve Sanat Merkezi’nde ihya programı da gerçekleştirildi. Teravih namazı sonrası düzenlenen programda Kur’an-ı Kerim tilavetleri, ilahiler ve tasavvuf musikisi icra edildi. </p>
<p>Hadi Duran ve Ayasofya Hafızlar Topluluğu’nun sahne aldığı programda İl Müftüsü Ali Öge de Kadir Gecesi’nin anlam ve önemine dair bir sohbet gerçekleştirdi. Program, yapılan dua ile sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siyer-sergisi-ve-mukaddes-emanetler-sergisi-kadir-gecesinde-doldu-tasti-621071">Siyer Sergisi ve Mukaddes Emanetler Sergisi Kadir Gecesi&#8217;nde Doldu Taştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstiklal Marşı&#8217;nın Anlam ve Önemi KTO Karatay&#8217;da Anlatıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/istiklal-marsinin-anlam-ve-onemi-kto-karatayda-anlatildi-620167</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[karatay]]></category>
		<category><![CDATA[konferans]]></category>
		<category><![CDATA[kto]]></category>
		<category><![CDATA[marş]]></category>
		<category><![CDATA[marşı]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[önemi]]></category>
		<category><![CDATA[stiklal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620167</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıl dönümü münasebetiyle Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi’nde “İstiklal Marşı’nın Anlam ve Önemi” konulu konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istiklal-marsinin-anlam-ve-onemi-kto-karatayda-anlatildi-620167">İstiklal Marşı&#8217;nın Anlam ve Önemi KTO Karatay&#8217;da Anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıl dönümü münasebetiyle Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi’nde “İstiklal Marşı’nın Anlam ve Önemi” konulu konferans düzenlendi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>KTO Karatay Üniversitesi’nde, İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yıl dönümü münasebetiyle “İstiklal Marşı’nın Anlam ve Önemi” konulu konferans düzenlendi. Konferansa, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ, Tarih Bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Caner Arabacı, gaziler, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan konferans, Tarih Bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Caner Arabacı’nın sunumu ile gerçekleşti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“İstiklal Marşı, Milli Birliği ve Bütünlüğü Simgeleyen Ses Bayrağımızdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstiklal Marşı’nın kabulü ile ilgili önemli bilgiler paylaşan Prof. Dr. Caner Arabacı; “Bugün, üniversitemizde İstiklal Marşı&#8217;nın kabulünün 105. yıl dönümünü anıyoruz. İstiklal Marşı, bizim milli birliğimizi, bütünlüğümüzü simgeleyen, ay yıldızlı bayrağımız gibi ses bayrağımızdır. Millî mutabakat metnimiz, buluştuğumuz, birleştiğimiz, bütünleştiğimiz mutabakat metnimizdir. 1920 yılında marş yarışması düzenlenir ve Mehmet Akif, 10 kıtalık meşhur marşı üç günde bitirir ve bir kıtasını Tacettin Dergâhında duvara çakıyla kazır. Şiir, meclise gelmeden önce Mehmet Akif&#8217;in başyazarı olduğu Sebîlürreşâd Dergisinde yayınlanır. Sonra, şiiri 01 Mart 1921&#8217;de Hamdullah Suphi Tanrıöver o muhteşem sesiyle mecliste 10 kıta olarak okur. Beyitler arasında, kıta sonlarında defalarca coşkuyla alkışlanır. Daha sonra da 12 Mart&#8217;ta da bütün milletvekilleri ayaktayken okunur. Marş oylama ile kanunlaşır, kanun hükmüne girer ve kabul edilir. Bu anlamlı günde bir kez daha hatırlayarak; bu milletin medeniyet değerleri, inancı, kültürü, bayrağı, marşı, ezanı gibi birliği sağlayan unsurlarına samimi bağlılığımızı göstermeliyiz” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Konferans, günün anlam ve önemini anlatan konuşmanın ardından katılımcıların sorularının cevaplanması ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istiklal-marsinin-anlam-ve-onemi-kto-karatayda-anlatildi-620167">İstiklal Marşı&#8217;nın Anlam ve Önemi KTO Karatay&#8217;da Anlatıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canik Belediyesi&#8217;nden Anlam Yüklü Program</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-anlam-yuklu-program-619861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:28:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[canik]]></category>
		<category><![CDATA[Canik Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[yüklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Belediyesi'nin ilçede düzenlediği 'Vatan, Bayrak, Şehadet' İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü programı yoğun ilgiye sahne oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-anlam-yuklu-program-619861">Canik Belediyesi&#8217;nden Anlam Yüklü Program</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Canik Belediyesi&#8217;nin ilçede düzenlediği &#8216;Vatan, Bayrak, Şehadet&#8217; İstiklal Marşı&#8217;nın Kabulü ve Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü programı yoğun ilgiye sahne oldu. Şehitler ve görevini sürdüren güvenlik güçleri için dualar edilen ve Kur&#8217;an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirilen programda duygu dolu anlar yaşandı. Canik Belediyesi&#8217;nin &#8216;Canikli Gençler Ecdadın İzinde&#8217; projesini anlatan kısa film gösterimi salonda alkışları topladı. Programa katılan vatandaşlar ve gençler Canik Belediyesi&#8217;nin milli ve manevi değerler temalarında düzenlediği programları ilgiyle takip ettiklerini ifade ederek, &#8220;Canik Belediyesi milli ve manevi değerler üzerine gerçekleştirdiği programlarla farkındalık oluşturuyor. Her alanda farkındalık sahibi nesiller yetiştirme hedefiyle çalışıyor. Böylesine anlamlı programlarla bizlerin buluşmasına vesile olan Canik Belediye Başkanımız İbrahim Sandıkçı&#8217;ya ve tüm belediye çalışanlarına teşekkür ediyoruz&#8221; dediler. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Drama ve Oratoryo Gösterisi Sahneledi </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Canik Belediyesi ve Canik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenen programda, öğrenciler tarafından sahnelenen Çanakkale Geçilmez Oratoryo Gösterisi ve &#8216;O Gün Mecliste&#8217; adlı drama gösterisi katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Sezai Karakoç Canik Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programda öğrencilerin seslendirdiği marşlara katılımcılar ellerinde salladıkları Türk bayraklarıyla eşlik etti. Salonun Türk bayraklarıyla donatıldığı, duygu dolu anlar ile birlikte coşkulu anların da yaşandığı program çerçevesinde, ayrıca Canik Borsa İstanbul Anadolu Lisesi öğrencilerinin yer aldığı koro tarafından Sakarya Marşı, Ordunun Duası ve Bayrağım Marşı seslendirildi.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canik-belediyesinden-anlam-yuklu-program-619861">Canik Belediyesi&#8217;nden Anlam Yüklü Program</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[Deyim]]></category>
		<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<category><![CDATA[deyimlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Dilimizde deyimler omurga görevi üstleniyor</p>
<p>Deyimlerin, &#8220;az sözle çok şey anlatma&#8221; sanatının en önemli ve zengin bir yanını temsil ettiğini dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Yüzyılların tecrübesi, neşesi, üzüntüsü ve hayat görüşü, deyimler sayesinde yaşayan kelimelere dökülüp günümüze ulaşmıştır. Uzun uzun anlatılması gereken karmaşık bir ruh halini veya sosyal bir durumu, iki-üç kelimelik bir deyimle özetleyebilmek, insanımızın pratik zekâsını ve dilimizin ifade kabiliyetini gösterir. Bu yönüyle dilimizde deyimler, mecaz ve benzetme anlamlarıyla adeta omurga görevi üstlenmektedir.” dedi.</p>
<p>Deyimlerin bozulması kültürel hafızanın silinmesidir</p>
<p>Deyimlerin yanlış kullanılmasının yalnızca bir “dil hatası” olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Deyimlerin bozulması kesinlikle kültürel ve zihinsel bir kayıptır. Her deyim, arkasında o deyimi doğuran bir hikâye, bir gelenek veya tarihi bir olay barındırır. Deyimi bozduğunuzda, o tarihsel bağı koparmış ve kültürel kodları silmiş olursunuz. ‘Dilsel hata’ deyip geçmek, meselenin ciddiyetini hafife almaktır. Nitekim, kelimeler kaybolduğunda, o kelimelerin taşıdığı ‘dünya görüşü’ de kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p>Yanlış bilinen bazı deyimler </p>
<p>Günlük dilde sıkça yanlış kullanılan deyimlere de örnek veren Duman, “Yaygın olanlarını şöyle söyleyebiliriz: ‘Göz var nizam var’ hatalısıdır; doğrusu ‘Göz var izan (anlayış) var’dır. Yine ‘Zürafanın düşkünü, beyaz giyer kış günü’ diye bilinen deyimin aslı ‘Zürefanın (zarif kimselerin) düşkünü’dür. Konunun hayvan olan zürafa ile ilgisi yoktur. ‘Aptala malum olur’ sözü de aslında ‘Abdala (ermiş kişiye) malum olur’ şeklindedir. Bu hatalar, deyimin arka planda yüklendiği bilgi ve gelenek mirasını yok edip, cümleyi anlamsız ve değersiz hale getirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu bir doğal değişim değil, dilin yozlaşması</p>
<p>Deyimlerin zamanla bozulmasının dilin doğal evrimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Dilde doğal değişim ve gelişim vardır ancak deyimlerin bozulması genellikle ‘bilgisizlik’ ve ‘kulaktan dolma kullanım’ kaynaklıdır. Benzetme yönünü anlamadan, kelimenin ses benzerliğine aldanarak yapılan yanlışlar (Safe yerine safa, izan yerine nizam gibi), zamanla yaygınlaşarak doğruyu kovuyor. Bu doğal bir evrim değil, dilin yozlaşmasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortam ‘galat-ı meşhur’ üretiyor</p>
<p>Sosyal medya ve dijital platformların dil üzerindeki etkisine de değinen Öğr. Gör. Selçuk Duman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dijital ortam, ‘galat-ı meşhur’ (yaygın yanlış) üretim fabrikası gibi çalışıyor. Yanlış bir kullanım sosyal medyada popüler olduğunda, doğrusunu bilenler bile azınlıkta kalarak insanı ‘acaba ben mi yanlış biliyorum’ şüphesine düşüyor. Dilin standartlarını belirleyen kurumlar yerine, sosyal medya fenomenlerinin dil kullanımı, belirleyici olmaya başlıyor ki bu da Türkçenin kuralsızlaşması riskini ortaya çıkarıyor.”</p>
<p>Deyimlerin anlamını bilmeden kullanmak dile yabancılaşmaktır</p>
<p>Deyimlerin bilinçsiz kullanımının, bireyin kendi diline yabancılaşmasının bir göstergesi olduğunu ifade eden Duman, “Anlamını bilmeden deyim kullanmak, rotasını bilmeden gemi kullanmaya benzer. Bu durumda dil kazaları yapılması kaçınılmaz olur. Dil bilinci, kelimenin sadece sesini değil, ruhunu ve kökünü de bilmeyi gerektirir. Bu bilinç, ezbere ve düşünmeden konuşma yapmaktan insanı korur.” dedi.</p>
<p>Genç kuşak deyimlerin çağrışım dünyasından uzaklaşıyor</p>
<p>Gençlerin deyimlerle kurduğu ilişkiyi de değerlendiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Ne yazık ki zayıf ve kopuk buluyorum. Gençler daha çok düz ve gerçek anlam üzerinden düşünüyor ve konuşuyor. Deyimlerin mecaz ve soyut dünyasına girmekte zorlanıyorlar. Emojilerle veya globalleşmiş İngilizce kalıp ifadelerle duygularını ve düşüncelerini ifade etmeyi tercih ediyorlar. Bu zayıflık ve kopuş durumu gençlerin Türkçenin o zengin çağrışım dünyasından mahrum kalmalarına neden oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Deyimler Türkçenin tadı tuzu</p>
<p>Deyimlere sahip çıkmanın, Türkçenin kimliğini korumak açısından hayati olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Çünkü deyimler, Türkçenin ‘tadı tuzudur’. Bir dili sadece gramer kurallarıyla yaşatamazsınız. Ona tadını, kokusunu ve rengini veren deyimlerdir. Deyimlerine sahip çıkmayan bir dil, zamanla mekanikleşir, bir ‘çeviri diline’ dönüşür ve özgünlüğünü yitirir. Kimliğimizi, mizahımızı ve zekâmızı gelecek nesillere aktarmak istiyorsak, deyimlerimizi doğru öğrenmeli, öğretmeli ve yaygın bir biçimde kullanmalıyız.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 20:22:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anıtı]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bağımızı]]></category>
		<category><![CDATA[başiskele]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[büyükakın]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişle]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[koparmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[mübadele]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609382</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması amacıyla hayata geçirilen Mübadele Anıtı, Başiskele Yeniköy’de açıldı. “Milletler geçmişleriyle bağlarını kopartırlarsa hafıza kaybı yaşarlar” diyen Başkan Büyükakın, bu bağın kopmaması için her türlü mücadeleyi vereceklerini vurguladı.</p>
<p><b>TARİH KOCAELİ’DE YAŞATILIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Türkiye–Yunanistan Nüfus Mübadelesi’nin toplumsal hafızada canlı tutulması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla önemli bir çalışmaya imza attı. Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin talebi doğrultusunda, Başiskele Yeniköy Bayrak Meydanı’nda “Mübadele Anıtı” hayata geçirildi. Hem anıtın tanıtımı hem de mübadelenin yıl dönümü dolayısıyla söz konusu meydanda bir tören düzenlendi.</p>
<p><b>YOĞUN KATILIM SAĞLANDI</b></p>
<p>Törene Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, AK Parti Başiskele İlçe Başkanı Mehmet Başyiğit, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmit Şube Başkanı Yüksel Öztürk, Başiskele Balkan Batı Trakya İlleri Rumeli Türkleri Derneği Başkanı Raşit İlhan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.</p>
<p><b>TOPLUMSAL HAFIZAYA VURGU</b></p>
<p>Yeniköy Camii Merkez Camii İmamı Numan Ayaz’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan törende konuşan Başkan Büyükakın, Mübadele Anıtı’nın taşıdığı anlam ve toplumsal hafızadaki önemine dikkat çekerek, “İnsanlar geçmişle bağlantılarını hafızaları üzerine kurarlar. Milletlerin de hafızası vardır. Milletler geçmişleriyle bağlantılarını kopartırsa hafıza kaybı yaşarlar. Nereden geldiklerini, nereye gittiklerini, amaçlarının ne olduğunu, kim olduklarını, her şeylerini kaybederler. Kültürlerinden kopanlar, tarihlerinden koparlar” dedi.</p>
<p><b>“BATI TRAKYA İLE BAĞ HİÇ KOPMADI”</b></p>
<p>1923 yılında imzalanan anlaşma ile yaklaşık 500 bin Müslüman Türk’ün mübadeleye tabi tutulduğunu hatırlatan Başkan Büyükakın, bölgede kalanlara ise asimilasyon politikasının uzunca bir süredir uygulandığını söyledi. Başkan Büyükakın, “Bugün aslında enteresan bir tarih. 29 Ocak aynı zamanda Milli Direniş ve Dayanışma Günü’nün yıldönümü. Bizim, Batı Trakya ile bağımız hiç kopmadı, temas devam ediyor” dedi.</p>
<p><b>“GEÇMİŞİMİZE BİR GEÇİŞ KAPISI”</b></p>
<p>Başkan Büyükakın sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında kültür emperyalizmi ve bu doğrultuda uygulanan asimilasyon politikaları tam da çağdaş dünyanın mankurtlaştırma politikalarının izdüşümüdür. Bu manada bizim tarihle olan bağımızı, hafızamızı tazeleyecek olan bütün bağlar işte bu köprülerdir. Bu anıta baktığınızda burada bir mermer ve üzerine yazılmış yazılar ve altta bir fotoğraf görmemeniz gerekir. Burası aslında bizim tarihimize, kimliğimize bir geçiş kapısının anıtı olarak orada durmaktadır.</p>
<p><b>“YAPTIĞIM EN ÖNEMLİ HİZMET”</b></p>
<p>Gençlerimiz,  30 Ocak 1923&#8217;te ve sonrasındaki iki yıl boyunca devam eden mübadele sürecinde neler olduğunu görsünler. Bugün kalanlara neler oluyor? Bugün kalanlar için ne yapmamız gerekir, o davamızı nasıl ayakta tutmamız gerekir. İşte bu, onun anıtıdır. Başiskele&#8217;de birçok iş yapıyoruz? Ama bana, ‘Başiskele’ye yaptığın en önemli hizmet nedir?’ diye sorarsanız, size bu anıtı gösteririm.</p>
<p><b>“BU, SADECE BİR ANIT DEĞİL”</b></p>
<p>Köprüler yollar ve diğerlerinin hiçbiri en büyük hizmetler listesinde bunun önünde değildir. Neden? Çünkü bu anıt bizi var eder. Çünkü devlet, bayrak, din ve vatan yoksa geri kalan her şey anlamsızdır. Öyle şeyler vardır ki, onlar yoksa diğer hiçbir şeyin anlamı yoktur. Onun için tarihle bağımızı yeniden kurduğumuz bu tür anıtlar aslında bizim geçmişten yarınlara uzanan köprülerimizdir.</p>
<p><b>“MANEVİ ANLAMI PAHA BİÇİLEMEZ”</b></p>
<p>Belki daha da az ama manevi anlamda paha biçilmez bir eseri buraya kazandırmış olduk. Bu anıt için emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. O yıllarda yollarda hayatını kaybeden ve şehit olan, ondan sonra vatan mücadelesi için veya ondan önce vatan mücadelesi için, bayrak mücadelesi için bu vatan uğruna toprağa düşmüş, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Gazilerimizi, onlardan ahirete irtihal edenleri de bu vesile ile minnetle anıyorum.”</p>
<p><b>ANITA KARANFİLLER BIRAKILDI</b></p>
<p>Dernek başkanlarından Raşit İlhan, Tahir Büyükakın’a derneklere verdiği katkılardan dolayı teşekkür ederek, “Bu anıt bizim çok değerli. Ruhunu yaşatmak için ise bizlere görev düşüyor” dedi. Yüksel Öztürk ise, “Türk kimliği Batı Trakya’da halen tanınmıyor. Bu dava hepimizin davasıdır” dedi. Böylesine güzel bir eserin Başiskele’ye kazandırılmasından memnuniyet duyduğunu belirten Yasin Özlü de yakın zamanda Yeniköy’de mübadeleyi anlatan Göç Müzesi’ni hayata geçireceklerini müjdeledi. Törenin sonunda Başkan Büyükakın ve beraberindekiler, mübadele döneminde hayatını kaybedenler için anıta karanfil bıraktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyukakin-gecmisle-bagimizi-hicbir-zaman-koparmayacagiz-609382">Büyükakın: Geçmişle bağımızı hiçbir zaman koparmayacağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital dünyada bedava yok, takas var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-bedava-yok-takas-var-608322</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 09:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[bedava]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[takas]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608322</guid>

					<description><![CDATA[<p> Üsküdar Üniversitesi Kurumsal Büyük Veri Koordinatörü Hakan Özdemir, 28 Ocak Veri Koruma Günü kapsamında verinin yalnızca toplanmasının değil, doğru şekilde anlamlandırılmasının da hayati önemde olduğunu anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-bedava-yok-takas-var-608322">Dijital dünyada bedava yok, takas var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> Üsküdar Üniversitesi Kurumsal Büyük Veri Koordinatörü Hakan Özdemir, 28 Ocak Veri Koruma Günü kapsamında verinin yalnızca toplanmasının değil, doğru şekilde anlamlandırılmasının da hayati önemde olduğunu anlattı.</p>
<p><strong>Veri, dijital çağın yeni petrolü </strong></p>
<p>Verinin neden “yeni petrol” olarak tanımlandığını açıklayan Hakan Özdemir, “Sanayi devriminde petrol, makineleri çalıştıran ve ekonomiyi büyüten ana güçtü. Dijital devrimde ise bu güç ‘veri’dir. Ancak veriyi petrolden ayıran önemli bir fark vardır. Petrol kullanıldıkça tükenir, veri ise kullanıldıkça çoğalır ve değerlenir. Günümüzde finans, sağlık, e-ticaret ve ulaşım gibi sektörlerin tamamı, kararlarını artık sezgilerle değil, işlenmiş verilerle alıyor. Ham veri değersiz bir sayı yığınıdır; ancak işlendiğinde ‘bilgiye’ ve ‘içgörüye’ dönüşerek şirketlere ve ülkelere rekabet üstünlüğü sağlar.” dedi.</p>
<p><strong>Asıl veri, farkında olmadan ürettiklerimiz</strong></p>
<p>Bireylerin büyük kısmının yalnızca sosyal medyada paylaşım yaptığında veri ürettiğini düşündüğünü ifade eden Hakan Özdemir, “Biz sadece fotoğraf paylaştığımızda veya mesaj attığımızda veri ürettiğimizi sanıyoruz. Oysa ‘pasif veri’ dediğimiz devasa bir trafik var. Akıllı saatimizden kalp ritmimiz, navigasyondan hızımız, e-ticaret sitelerinde fareyi hangi ürünün üzerinde ne kadar beklettiğimiz bile kaydediliyor. Özellikle ‘Nesnelerin İnterneti’ (IoT) dediğimiz akıllı ev cihazlarının yaygınlaşmasıyla, dijital ayak izimiz artık evimizin içine kadar girdi. Ürettiğimiz verinin büyük çoğunluğu, biz ekranı kapattıktan sonra arka planda akmaya devam ediyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Miktar değil, anlam önemli</strong></p>
<p>Veriyi değerli kılan unsurun miktar değil anlam olduğunu vurgulayan Hakan Özdemir, “Geçmişte ‘Ne kadar çok verimiz varsa o kadar iyi’ anlayışı (Big Data) hakimdi. Bugün ise ‘Doğru ve temiz veri’ (Smart Data) dönemi başladı. Milyarlarca gereksiz veri satırı, sistemi yavaşlatmaktan başka işe yaramaz. Önemli olan, veriler arasındaki ilişkileri kurabilmek ve bir sonraki adımı öngörebilmektir. Bir marketin milyonlarca fiş bilgisine sahip olması değil; o fişlerden yola çıkarak müşterinin bebeğinin doğduğunu anlayıp ona uygun teklif sunabilmesi veriyi değerli kılar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Siber hijyen eksikliğine dikkat!</strong></p>
<p>Kişisel verilerin en çok risk altında olduğu alanlara da dikkat çeken Hakan Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“En büyük risk, kaynağı belirsiz mobil uygulamalar ve açık Wi-Fi ağlarında. Özellikle son dönemde popüler olan, fotoğrafınızı yükleyip sizi farklı karakterlere dönüştüren eğlence uygulamaları, aslında dünyanın en büyük biyometrik veri havuzlarını oluşturuyor. Bireylerin en sık yaptığı hata ise ‘siber hijyen’ eksikliğidir; yani doğum tarihi gibi tahmin edilebilir şifreler kullanmak ve her uygulamaya düşünmeden kamera/rehber erişim izni vermektir.”</p>
<p><strong>Dijital dünyada bedava yok, takas var!</strong></p>
<p>Ücretsiz uygulamaların işleyişine dair önemli bir hatırlatmada bulunan Hakan Özdemir, “Dijital ekonomide ‘bedava’ diye bir kavram yoktur, ‘takas’ vardır. Bir navigasyon uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, karşılığında konum verinizi ve sürüş alışkanlıklarınızı verirsiniz. Bir mesajlaşma uygulamasını ücretsiz kullanırsınız, kiminle ne sıklıkla konuştuğunuzun bilgisini verirsiniz. Bu platformlar, kullanıcıyı bir ‘müşteri’ olarak değil, reklam verenlere sunulacak bir ‘hedef kitle’ olarak görür. Kısacası, hizmetin bedelini kredi kartımızla değil, mahremiyetimizle ödüyoruz.”</p>
<p><strong>Veri okuryazarlığı artık temel bir yurttaşlık becerisi</strong></p>
<p>Deepfake videolar ve sahte haberlerin yayılma hızına da değinen Hakan Özdemir, “Veri okuryazarlığı, dijital dünyada karşımıza çıkan bilginin kaynağını sorgulama, nasıl üretildiğini anlama ve bir grafiğin veya istatistiğin bizi yanıltıp yanıltmadığını fark etme becerisidir. Bugün deepfake (yapay kurgu) videoların ve sahte haberlerin bu kadar hızlı yayılmasının sebebi, teknolojik yetersizlik değil, toplumsal veri okuryazarlığının düşük olmasıdır. Manipüle edilmemek ve dijital haklarımızı savunabilmek için bu yetkinlik artık okuma-yazma bilmek kadar elzemdir.” dedi.</p>
<p><strong>Veri toplamak bir arşivcilik, veriyi anlamlandırmak ise dedektiflik</strong></p>
<p>Geleceğe yönelik riskleri değerlendiren Hakan Özdemir, “Veri toplamak bir arşivcilik, veriyi anlamlandırmak ise dedektifliktir. Elinizde binlerce parçalık bir yapboz kutusu olduğunu düşünün; parçaları kutuda biriktirmek veri toplamaktır. O parçaları birleştirip manzarayı ortaya çıkarmak ise anlamlandırmaktır. Teknoloji dünyası artık veri depolamayı aştı; şu anki büyük yarış, bu veriden kimin daha hızlı ve isabetli ‘sonuç’ çıkaracağı üzerine kurulu.</p>
<p>Dijital sistemler ve algoritmaların, insanlar tarafından ve geçmiş verilerle eğitildiğini kaydeden Hakan Özdemir, “Eğer geçmiş verilerde toplumsal bir önyargı varsa (örneğin; belirli bir meslek grubunda sadece erkekler çalışmışsa), algoritma bunu bir kural zannedebilir ve gelecekteki kadın adayları eleyebilir. Teknoloji tarafsız gibi görünse de verinin kendisi kirliyse veya yanlıysa, çıkan sonuç da ayrımcı olabilir. Bu, dijital etiğin en büyük tartışma konularından biridir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>En büyük tehlike veri manipülasyonu</strong></p>
<p>Veri ihlallerinin (şifre çalınması, kart kopyalanması) maddi hasar vereceğini ve bunun da telafi edilebilir olduğunu anlatan Hakan Özdemir, “Ancak veri manipülasyonu çok daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Özellikle ses ve görüntü kopyalama teknolojilerinin gelişmesiyle, ‘gerçeklik algımızın’ manipüle edilmesi riskiyle karşı karşıyayız. İnsanların söylemedikleri sözleri söylemiş gibi gösteren, olayları çarpıtan içerikler, sadece bireyleri değil, toplumun güven duygusunu ve toplumsal hayatı tehdit eder hale gelecektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>‘Saklayacak bir şeyim yok’ çağın en büyük yanılgısı… </strong></p>
<p>“Benim verimden ne olur ki?” düşüncesinin büyük bir yanılgı olduğunu vurgulayan Hakan Özdemir, sözlerini şu uyarıyla tamamladı:</p>
<p>&#8220;Ben önemli biri değilim, saklayacak bir şeyim yok&#8221; düşüncesi dijital çağın en büyük yanılgısıdır. Sizin veriniz tek başına anlamsız gelebilir ama milyonlarca kişinin verisiyle birleştiğinde toplumsal davranışları yönlendirmek için kullanılır. Ayrıca bireysel olarak da; sesiniz, yüzünüz veya kimlik bilgileriniz kopyalanarak adınıza suç işlenebilir veya yakınlarınız dolandırılabilir. Verinizi korumak, dijital dünyadaki ‘benliğinizi’ ve itibarınızı korumaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-bedava-yok-takas-var-608322">Dijital dünyada bedava yok, takas var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyiliğin gerçek gücü niyette saklı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyiligin-gercek-gucu-niyette-sakli-607584</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 09:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[Davranışın]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[niyette]]></category>
		<category><![CDATA[saklı]]></category>
		<category><![CDATA[yiliğin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü kapsamında karşılıksız iyilik yapma davranışının psikolojik temellerini, bireysel ve toplumsal ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve sağlıklı sınırların nasıl çizilmesi gerektiğini ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyiligin-gercek-gucu-niyette-sakli-607584">İyiliğin gerçek gücü niyette saklı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, 24 Ocak Dünya Karşılıksız İyilik Günü kapsamında karşılıksız iyilik yapma davranışının psikolojik temellerini, bireysel ve toplumsal ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve sağlıklı sınırların nasıl çizilmesi gerektiğini ele aldı.</p>
<p><strong>Karşılıksız iyilik, empati, vicdan ve öğrenilmiş değerlerin birleşiminden doğar!</strong></p>
<p>İyilik yapmanın, insan olmanın en temel davranışlarından biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Üstelik bazen hiçbir karşılık beklemeden, hatta kimse görmeden yapılan iyilikler, hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığı açısından güçlü bir anlam taşır.” dedi.</p>
<p>Karşılıksız iyilik yapma davranışının kökeninde birden fazla psikolojik dinamik yer aldığını kaydeden Bal, “Empati, başkasının duygusunu anlayabilme ve onun yaşantısına duygusal olarak temas edebilme becerisidir. İyiliğin en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Vicdan, bireyin içsel ahlaki pusulası olarak doğru olanı yapma yönünde rehberlik eder. Bunun yanında aileden, kültürden ve toplumdan öğrenilen sosyal değerler de iyilik davranışını şekillendirir. Yani karşılıksız iyilik, yalnızca ‘iyi biri olma’ isteğinden değil; empati, vicdan ve öğrenilmiş değerlerin birleşiminden doğar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İyiliğin içten gelmesi doğal bir ‘iyi hissetme’ kaynağı! </strong></p>
<p>Bilimsel çalışmaların, iyilik yapmanın yalnızca alıcıyı değil, yapan kişiyi de dönüştürdüğünü gösterdiğini aktaran Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Karşılıksız bir iyilik sırasında beyinde dopamin, serotonin ve oksitosin gibi mutluluk ve bağlanma hormonları salgılanır.” dedi.</p>
<p>Bu durumun stres hormonlarını azalttığına, kişinin kendini daha sakin, anlamlı ve bağlı hissetmesine katkı sağladığına vurgu yapan Bal, “Bu nedenle iyilik yapmak, psikolojik açıdan doğal bir ‘iyi hissetme’ kaynağıdır; ancak bu etki, iyiliğin içten gelmesiyle güçlenir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sağlıklı iyilik, ‘kendimden vazgeçerek’ değil, ‘kendimi de gözeterek’ yapılan iyiliktir! </strong></p>
<p>Karşılıksız iyiliğin, bireyin kendilik değeri üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Kişi, başkasına fayda sağlayabildiğini gördüğünde ‘değerliyim’, ‘etki yaratabiliyorum’ duygusunu deneyimler. Bu, dış onaydan bağımsız bir özsaygı gelişimine katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Ancak burada kritik bir nokta olduğuna dikkat çeken Bal, şunları söyledi:</p>
<p>“İyilik yaparken kişinin kendi sınırlarını koruması gerekir. Sürekli veren, kendi ihtiyaçlarını ihmal eden bireylerde zamanla tükenmişlik, öfke ve değersizlik hissi ortaya çıkabilir. Sağlıklı iyilik, ‘kendimden vazgeçerek’ değil, ‘kendimi de gözeterek’ yapılan iyiliktir.”</p>
<p><strong>İyiliğin gerçek gücü alkışta değil, niyette saklı! </strong></p>
<p>Bu noktada onay ihtiyacıyla yapılan iyilik ile içsel motivasyonla yapılan iyilik arasındaki farkın belirginleştiğini ifade eden Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Onay ihtiyacıyla yapılan iyilikte kişi, sevilmek, kabul görmek ya da takdir edilmek ister; karşılık alamadığında hayal kırıklığı yaşayabilir. İçsel motivasyonla yapılan iyilikte ise davranışın kaynağı kişinin kendi değerleri ve anlam arayışıdır. Bu tür iyilik, daha sürdürülebilir ve ruhsal açıdan besleyicidir. Onay ihtiyacına dayanan davranışlar ise psikoterapide üzerinde durulan meselelerdendir.” dedi.</p>
<p>Onay ihtiyacı veya herhangi bir ikincil kazanç için yapılan iyilik davranışında bireyin bu amaca ulaşmak için davranışının görünür olmasını isteyebileceğini aktaran Bal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bireyin sosyal çevresinin yanı sıra, iyiliğin sosyal medyada daha görünür hale gelmesi de günümüzde tartışılan bir konudur. İyiliğin paylaşılması, başkalarına ilham verebilir; ancak iyilik yalnızca görünür olmak için yapıldığında, anlamı değişebilir. İyiliğin gerçek gücü, alkışta değil, niyette saklıdır.</p>
<p>24 Ocak Karşılıksız İyilik Günü, bize şunu hatırlatır: İyilik, yalnızca dünyayı değil, yapan kişinin iç dünyasını da iyileştirir. Ancak en sağlıklı haliyle, sınırları olan, içten ve karşılık beklentisinden özgür olduğunda anlam kazanır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyiligin-gercek-gucu-niyette-sakli-607584">İyiliğin gerçek gücü niyette saklı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aileyi Koruyacak Reçete!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aileyi-koruyacak-recete-605057</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 18:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aileyi]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[koruyacak]]></category>
		<category><![CDATA[reçete]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi; devlet toplumun aklı ise “Aile toplumun kalbidir” onu güçlendirmek, aile yüzyılına katkı sunmak amacıyla Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kaleminden “Aileye Bilgelik Aşısı” isimli çalışmayı okurla buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aileyi-koruyacak-recete-605057">Aileyi Koruyacak Reçete!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi; devlet toplumun aklı ise “Aile toplumun kalbidir” onu güçlendirmek, aile yüzyılına katkı sunmak amacıyla Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın kaleminden “Aileye Bilgelik Aşısı” isimli çalışmayı okurla buluşturdu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın, aile kurumunu güçlendirmeyi amaçlayan yeni kitabı “Aileye Bilgelik Aşısı” raflarda.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Yayınları tarafından, Fatma Özten editörlüğünde yayımlanan eser, modern dünyanın aile üzerindeki baskılarına karşı çözüm odaklı bir rehber niteliği taşıyor.</p>
<p><strong>İnsan kalbinin ilk evi, ruhun sığınağı, hayat yolculuğunun en güvenli limanı…</strong></p>
<p>Kitabının önsözünde aileyi “insan kalbinin ilk evi” olarak tanımlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aile bağlarının insanın temel psikolojik ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Aile… İnsan kalbinin ilk evi, ruhun sığınağı, hayat yolculuğunun en güvenli limanı. İnsan bu dünyaya gözlerini açtığı anda önce bir yürek hisseder, bir ses duyar, bir dokunuşla tanışır. İşte o anda aile, insanın kalbine bir tohum olarak ekilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Modern yaşamın aile yapısını çok yönlü biçimde zorladığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, bireyselleşme, dijitalleşme ve duygusal yorgunluğun aile bağlarını zayıflattığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Zaman geçer, teknoloji gelişir; ancak insanın derinindeki ihtiyaç hiç değişmez: Sevilmek, anlaşılmak ve bir yere ait olmak. Kökler sallandığında, bütün ağacın sarsıldığını biliyoruz” dedi.</p>
<p>Kitabında aileyi yalnızca bir sosyal yapı olarak ele almadığını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aileyi insanın kendini tanıma ve anlamlandırma sürecinin merkezine yerleştirdi. Bu nedenle kitabın ilk bölümünün bireyin içsel yolculuğuna ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kendini tanımadan sevmeyi, duygularını anlamadan empatiyi, yaşamın anlamını sorgulamadan aileyi ayakta tutmayı başaramıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Eserde, Hz. Mevlâna’nın öğretileri de önemli bir yer tutuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mevlâna’nın sevgi, merhamet ve nefs terbiyesine dair yaklaşımının günümüz aileleri için güçlü bir rehber sunduğunu ifade ederek, “Bugünün aileleri, Mevlâna’nın çağları aşan bilgelik diline her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor” diye ifade etti.</p>
<p>Kitabın merkezinde evlilik, aile içi denge, empati, duygusal hijyen, öfke ve stres yönetimi gibi başlıklar yer alıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aileyi sessizce yıpratan görünmez risklere dikkat çekerek, “Aile bozulmadan önce yapılacak en büyük yatırım, ilişkinin duygusal altyapısını güçlendirmektir” ifadesini kullandı.</p>
<p>Çocuk ve gençlik psikolojisine ayrılan bölümlerde ise dijital çağın etkileri, mahremiyet eğitimi, sorumluluk bilinci ve gençlerin ruhsal dayanıklılığı ele alınıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan bu noktada, “Sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı ailelerden ve doğru yönlendirilmiş çocuklardan doğar” vurgusunda bulundu.</p>
<p><strong>Güçlü aile bağları travmalar karşısında önemli bir koruyucu unsur</strong></p>
<p>Kitapta ayrıca Viktor Frankl’ın ‘anlam arayışı’ yaklaşımı, nörobilimdeki Default Mode Network (DMN) ve Salience Network (SN) gibi kavramlarla birlikte ele alınıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, güçlü aile bağlarının travmalar karşısında önemli bir koruyucu unsur olduğuna dikkat çekerek, “Acıya anlam yükleyebilen bireyler ve aileler, psikolojik dayanıklılığı daha kolay kazanıyor. Bu da aileyi koruyan bir aşı işlevi görüyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Eserin son bölümlerinde değerler, iyilik, yardımlaşma, dayanışma kültürü, yaşlanma, yalnızlık ve engellilik gibi toplumsal konulara yer veriliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, aile kurumunun yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal barışın da temel kaynağı olduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Kitabın yazılış amacı ne?</strong></p>
<p>Kitabın yazılış amacını ise Prof. Dr. Tarhan, şu sözlerle dile getirdi:</p>
<p>“Bu kitabı yazarken amaçladığım şey; aileyi bozulmadan, yıpranmadan, tükenmeden koruyacak bir ‘aile aşısı’ sunabilmekti. Ailenin korunması için aşı hükmündeki şey aile bilgeliğidir.”</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, eserin okurlarda kalıcı bir etki bırakmasını dileyerek, “Aile bir çatıdan ibaret değildir. Aile, insanlığın kalbidir. Kalbi korumak ise bütün bir toplumu ve gelecek kuşakları korumaktır” dedi.</p>
<p>“Aileye Bilgelik Aşısı” kitabı, 12 bölümden oluşuyor ve aileyi tehdit eden sorunlardan çok, aileyi güçlendiren farkındalıklara odaklanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aileyi-koruyacak-recete-605057">Aileyi Koruyacak Reçete!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 13:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Hedefler]]></category>
		<category><![CDATA[dair]]></category>
		<category><![CDATA[enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[taze]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken yeni kararlar almanın ve yeni hedefler belirlemenin “zamanı bölümlere ayırma” eğilimiyle açıklanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yılın kişinin kendisiyle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791">Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken yeni kararlar almanın ve yeni hedefler belirlemenin “zamanı bölümlere ayırma” eğilimiyle açıklanabileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yılın kişinin kendisiyle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu dönemin kişinin neye ihtiyaç duyduğunu fark edebildiği ve bu ihtiyaçlara alan açmayı seçebildiği bir psikolojik eşik olarak görülebileceğini kaydeden Uzunkoca, “Bu dönem, kimileri için bu küçük düzenlemelerle ilerlemek, kimileri içinse daha cesur ve kapsamlı değişimlere yönelmek anlamına gelebilir.  Yeni yıl, tam da bu yüzden yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşır” diye konuştu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, yeni yıl öncesinde yeni kararlar alma ve hedefler belirlemenin psikolojisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik sıfırlama düğmesi gibi işliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yeni yılın genellikle taze bir başlangıç anlamına geldiğini, bu dönemde yeni kararlar alındığını ve yeni hedefler belirlendiğini belirten Uzunkoca, “Bu durumu ‘zamanı bölümlere ayırma’ eğilimiyle açıklayabiliriz. Yani bizler doğal olarak zamanı belirli parçalara bölüp, o parçaları birer dönüm noktası gibi kullanarak kendi hayatlarımızda değişim yaratmaya çalışırız. Diğer deyişle insanlar, belirli zaman dilimlerini (yeni yıl, doğum günü, hatta yeni hafta) bir tür temiz sayfa olarak görme eğilimindedir. Bu sayede geçmişteki hatalardan, başarısızlıklardan veya ertelenmiş işlerden kendilerini ayrıştırıp, yeni bir motivasyonla başlama fırsatı bulurlar. Bu aslında bir nevi psikolojik bir sıfırlama düğmesi gibi işler. Bu sayede kendimizi psikolojik olarak yenilenmiş hissederiz” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni yıl kolektif anlam taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yeni yılın bu denli güçlü bir dönüm noktası olarak algılanmasının bir nedeninin de doğum günü gibi bireysel zaman işaretlerinden farklı olarak kolektif bir anlam taşıması olduğunu kaydeden Uzunkoca, “Yeni yıl, kültürler ve toplumlar arasında paylaşılan nadir zaman eşiklerinden biridir. Herkesin aynı anda geçmiş yıla dönüp bakması, değerlendirme yapması ve yeni kararlara yönelmesi, bu dönemin psikolojik etkisini güçlendirir. Ayrıca yeni yıl, çoğu zaman bir duraklama, dinlenme ve kutlama dönemiyle birlikte gelir. Bu doğal duraklama hali, bireylerin hem geriye bakmasını hem de ileriye dönük planlar yapmasını kolaylaştırır ve ‘yeni bir başlangıç’ anlatısını daha güçlü kılar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psikolojik yenilenme ile zihinsel ve duygusal tazelenme hissediliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikolojik yenilenmenin, bireyin gündelik yaşamında yaptığı şeylerle ve bu yaptıklarını nasıl deneyimlediğiyle yakından ilişkili olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, “Psikolojik olarak yenilenme denildiğinde kastedilen şey, bireyin zihinsel ve duygusal olarak kendini tazelenmiş, motive olmuş ve yeniden enerjilenmiş hissetmesidir. Ancak bu his, yalnızca takvimin değişmesiyle ortaya çıkmaz. Psikolojik yenilenme, bireyin gündelik yaşamında yaptığı şeylerle ve bu yaptıklarını nasıl deneyimlediğiyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle yenilenme, çoğu zaman büyük ve köklü değişimlerden değil, gündelik yaşam içinde yaşanan küçük ama fark edilen deneyimlerden beslenir” dedi.  </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Küçük ve anlamlı ara hedefler önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu açıdan bakıldığında psikolojik yenilenmenin, yalnızca belli kişilere ya da özel koşullara özgü bir durum değil; herkesin gündelik yaşamında kendi eylemleri üzerinden mümkün olabilen bir süreç olduğunu kaydeden Uzunkoca, “Bu noktada küçük ve anlamlı ara hedefler önem kazanır. Ara hedefler, bireyin kendi davranışlarıyla ve ilerleyişiyle daha bilinçli bir temas kurmasına yardımcı olur. Kişi, belirlediği bir adımı hayata geçirdiğinde ya da koyduğu bir hedef doğrultusunda hareket ettiğini gördüğünde, yaptığı şeylerle kendisi arasında daha net bir bağ kurar. Bu bağ, başarma hissinin ortaya çıktığı yerdir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bir işi tamamlama, kişiyi yeterli ve etkin hissettiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Başarma hissinin zihinsel ve duygusal olarak tazelenmeye önemli bir katkısı olduğunu belirten Uzunkoca, “Başarma hissi, soyut bir duygu değil; gün içerisinde gerçekten hissedilen somut bir deneyimdir. Kişi, yaptığı bir şeyi tamamladığında ya da planladığı bir adımı gerçekleştirdiğinde, kendisini daha yeterli ve etkin hisseder. Bu deneyim, bireyin zihinsel ve duygusal olarak tazelenmesine katkı sağlar. Çünkü kişi, kendi eylemleri üzerinden kendisiyle daha olumlu bir iç değerlendirme yapabildiği anda, psikolojik yenilenme hissi güçlenir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Küçük adımların farkında olmak da yenilenmeye katkı sağlıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Psikolojik yenilenmenin yalnızca bir hedefe ulaşmakla ilgili değil; asıl olarak kişinin bu hedef sürecinin üzerinde durabilmesiyle ilgili olduğunu vurgulayan Uzunkoca, şunları söyledi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bazen bir şeyi başaramamış olsak bile durabildiğimizi, kendimize yüklenmeden devam edebildiğimizi fark etmek de güçlü bir yenilenme deneyimi yaratır. Kişinin bu anlarda kendi içsel gücüyle, dayanıklılığıyla ve sürece dair kurduğu bağla temas edebilmesi, psikolojik olarak tazelenmesine katkı sağlar. Bu nedenle psikolojik yenilenme, tek bir karar anıyla ya da büyük başlangıçlarla değil; bu tür başarma deneyimlerinin zaman içinde birikmesiyle oluşur. Birey, yaptığı küçük adımların farkında oldukça ve bu adımların kendisinde yarattığı etkiyi görebildikçe, kendini daha taze ve motive hisseder. Yenilenme bu anlamda, baştan başlamak değil; bulunduğu yerde yaptığı şeylerle yeniden temas edebilmek ve yoluna buradan devam edebildiğini hissedebilmektir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ara hedeflere ulaşmak da kutlanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ara hedeflere ulaşmış olmanın da kutlamaya değer olduğunu belirten Uzunkoca, “Ara hedeflerinize ulaştığınız zaman mutlaka küçük de olsa bir kutlamasını yapın, bu ara hedefe ulaşmış olmanın keyfini çıkarın ve sonraki hedefinize odaklanın. Bazen bu küçük hedeflere ulaşılmamış da olabilir. İşte bu ara noktalar tam da bunun için var; nerede olduğumuzu görmek, durmak ve gerekirse yolu yeniden ayarlamak için. Büyük hedeflere giden yol her zaman düz ilerlemez; bazen yavaşlar, bazen yön değiştirir. Yenilenme de tam olarak burada başlar. İnsan, durabildiği, fark edebildiği ve kendine yüklenmeden yeniden yön çizebildiği anlarda gerçekten tazelenir. Çünkü yenilenmek, baştan başlamak değil; bulunduğu yerden yeniden yön çizebilmektir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yeni yıl, yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Ülfet Uzunkoca, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu açıdan bakıldığında yeni yıl, kendimizle ilgili yeni ihtimalleri düşünmek için güçlü bir fırsat sunar. Kimileri için bu küçük düzenlemelerle ilerlemek anlamına gelebilir; kimileri içinse daha cesur ve kapsamlı değişimlere yönelmek. Bu dönem, neye ihtiyaç duyduğumuzu fark edebildiğimiz ve bu ihtiyaçlara alan açmayı seçebildiğimiz bir psikolojik eşik olarak görülebilir. Yeni yıl, tam da bu yüzden, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yil-yenilenmeye-dair-umut-ve-hareket-enerjisi-tasiyor-601791">Yeni yıl, yenilenmeye dair umut ve hareket enerjisi taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 09:35:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına<strong> </strong>&#8220;İsraftan Verimliliğe&#8221; temasıyla<strong> </strong>düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.”</strong></p>
<p>Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi.</p>
<p>Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var</strong></p>
<p>Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var</strong></p>
<p>Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi.</p>
<p>Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici…</strong></p>
<p>Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi.</p>
<p>Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir”</strong></p>
<p>Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi.</p>
<p>Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız”</strong></p>
<p>Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi.</p>
<p>Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır”</strong></p>
<p>İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi.</p>
<p><strong>Artan tüketim mutluluk üretmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.</p>
<p>İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi.</p>
<p>Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu.</p>
<p>İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor”</strong></p>
<p>Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi.</p>
<p>“Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti.</p>
<p>Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi.</p>
<p><strong>İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı</strong></p>
<p>İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti.</p>
<p>İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi</strong></p>
<p>Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı.</p>
<p>Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan &#8220;helalleşme kültürü&#8221; üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi.</p>
<p>ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu.</p>
<p>Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-verimliligin-yakiti-anlamdir-600259">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Verimliliğin yakıtı anlamdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hallac-ı Mansur: Tasavvuf ve Şatahat Dili&#8221; Programında Aralık Ayı Semineri Gerçekleşti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hallac-i-mansur-tasavvuf-ve-satahat-dili-programinda-aralik-ayi-semineri-gerceklesti-599892</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 00:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[aralık]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[hallac-ı]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<category><![CDATA[mansur]]></category>
		<category><![CDATA[programında]]></category>
		<category><![CDATA[şatahat]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı seminer dizisinin Aralık ayı programı 17 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hallac-i-mansur-tasavvuf-ve-satahat-dili-programinda-aralik-ayi-semineri-gerceklesti-599892">&#8220;Hallac-ı Mansur: Tasavvuf ve Şatahat Dili&#8221; Programında Aralık Ayı Semineri Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Prof. Dr. Ekrem Demirli’nin Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı seminer dizisinin Aralık ayı programı 17 Aralık Çarşamba akşamı gerçekleşti. Saat 19.30’da başlayan programda Demirli; Hallac-ı Mansur’un şiirlerinden yola çıkarak tasavvuf tarihindeki farklı kavramların izini sürdü.</b></p>
<p>Prof. Dr. Ekrem Demirli, bu sezon Zeytinburnu Kültür Sanat’ta başladığı konuşma dizisinde Hallac-ı Mansur’u İslam düşüncesinin ve tasavvufi hayatın en mühim isimlerinden birisi olarak ele alıyor. Tasavvuf geleneğinin önemli isimlerinden olan Hallac-ı Mansur ve onunla özdeşleşen “şatahat” dili, kendi anlam dünyası içinde değerlendiriliyor. 17 Aralık Çarşamba akşamı saat 19.30’da başlayan programda Demirli, semineri İslam düşüncesi ve tasavvuf tarihinden örneklerle zenginleştirdi.</p>
<p><b>“Bazı kavramların başına felaketler geliyor.”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ekrem Demirli, bazı kavramların farklı nedenlerle esas anlamlarından uzaklaştıklarına vurgu yaptı:</p>
<p>“Benim işlerimden biri kavramları başlarına gelen felaketlerden kurtarmak. Kavramları esas anlamlarına taşımaya çalışıyorum. Bu bakımdan merhamet, aşk, vefa gibi kelimeleri onarmaya çalıştım. Bunlardan biri de sohbet kavramı. Sohbet çok güzel bir kavram. Bugün nedense sohbet denince zihnimize konuşmak geliyor. Sohbet kelimesine niye böyle olmuş, karşılıklı konuşmaya niye sohbet diyoruz bilmiyorum. Bence burada bir tercüme kazası yaşanmış. Sohbet esas anlamı itibarıyla beraber olmak demektir.”         </p>
<p><b>“İslam literatüründe topraktan gelmek, ahlaki bir kavram olarak ele alınmış.”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ekrem Demirli, topraktan gelme kavramının tasavvuf tarihinde nasıl algılandığı üzerine konuştu:</p>
<p>“Topraktan geldiğini anlamak tasavvuf tarihi için önemli bir kavram. Bugün bütün dünyadaki dindarlar bu konuyu tartışırken daha çok Evrim Teorisi üzerinden tartışıyorlar. Bizim literatürümüzde topraktan yaratılış, daha çok ahlaki bir kavram olarak ele alınmış. Buradan hareketle bir evrensel insan tanımına ulaşılmış.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hallac-i-mansur-tasavvuf-ve-satahat-dili-programinda-aralik-ayi-semineri-gerceklesti-599892">&#8220;Hallac-ı Mansur: Tasavvuf ve Şatahat Dili&#8221; Programında Aralık Ayı Semineri Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kendini]]></category>
		<category><![CDATA[kültüründe]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ödül-ceza psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir</strong></p>
<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan beyninin ödül-ceza sistemine verdiği tepkilerin hayvan beyninden farklı işlediğini belirterek, modern eğitim anlayışında içsel motivasyonun ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Hayvan beyninin cezaya daha önce tepki verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni aldığı eğitime göre tepkisini değiştirir. Çok cezayla yetiştirilmişse cezaya daha erken tepki verir; ödüle ise daha sonra karşılık verir. İnsan bunu değiştirebiliyor, yorumlayabiliyor. Hayvanda ise ceza tepkisi daha hızlıdır. Beyinde negatif olaylara tepki, pozitif olaylara tepkiye göre altı misli daha fazla ve hızlıdır.” dedi.</p>
<p>EEG testleriyle bu durumun ölçüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin negatif uyaranlara 50 milisaniye içinde tepki verirken, pozitif uyaranlara tepki için 300 milisaniye gerekir. Yani beynimiz olumsuz bilgiyi olumluya göre yaklaşık 6 kat daha hızlı algılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar</strong></p>
<p>Modern nörobilimde “ödül-ceza” yerine “ödül ve kaçınma yolakları” tanımının kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Köpeğe iyi davranış için şeker vermek, kötü davranış için cezalandırmak işe yarar. Ama insan beyninde sadece dopamin sistemiyle, dışsal motivasyonla ilerlemek kişiyi sahte davranışlara sürükler. Modern anlayış diyor ki, sadece dopamin değil; serotonin sistemini de çalıştırın. Çünkü serotonin süreci ödüllendirir, anlam katar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Süreci ödüllendirin, içsel motivasyon gelişsin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insanın karakter ve sorumluluk bilincinin, dışsal ödüllerle değil süreç odaklı eğitimle geliştiğine işaret ederek<strong>, </strong>“Bir insana sürekli ‘şunu yap, al ödül; bunu yap, al destek’ derseniz, içsel motivasyon gelişmez. Hep başkasının gözüne bakan, müdür varken çalışan, kontrol edilmediğinde kaytaran insanlar yetişir. Halbuki insanın özerklik duygusu gelişmeli, yalnız kaldığında da doğruyu yapabilmeli.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir </strong></p>
<p>İnsan kişiliğinin yalnızca üçte birinin genetik olduğunu, geri kalanının ise epigenetik yani öğrenilmiş alışkanlıklardan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklukta öğrenilen davranışlar tekrarla kişilik haline gelir. 6 hafta tekrarlarsanız alışkanlık, 6 ay tekrarlarsanız kişilik olur. Epigenetik mekanizmalar sayesinde beyin yanlış dürtüleri kapatabilir, doğru davranışları otomatik hale getirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Baskı kültürleri zeki ama tembel bireyler yetiştiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, totaliter sistemlerin eğitim anlayışını da dikkat çekerek, “Otoriter, korku odaklı eğitim kültürlerinde insanlar genellikle pasif agresif olur. ‘Evet’ der ama yapmaz. Bu yüzden bu toplumlarda zeki ama tembel insan çoktur. Çünkü dışsal motivasyona bağımlı yetişmişlerdir. Yenilikçi ve girişimci bireyler bu nedenle az çıkar. Güvenli toplumlarda hukuk işler, kişi öngörülemez sürprizlerle karşılaşmaz. Yanlış yaptığında cezalandırılmak yerine öğrenme fırsatı sunulur. Bu yüzden özerklik, risk alma ve yenilikçilik gelişir. İçsel motivasyonun temelinde de bu güven vardır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insan ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için güvenli bağlanma, empati ve içsel motivasyonun önemine dikkat çekerek, “Modern çağın en büyük sorunu yalnızlık. Bunun arkasında egoların şişmesi ve çıkar odaklı yaşam anlayışı var. Oysa insanın çıkar değil, doğruluk odaklı öğrenmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Güvenli bağlanma ve derin ilişkiler</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yakın çevre ile kurulan ilişkilerin birey için bir güven alanı olduğunu belirterek, “Bir insanın birinci dereceden yakınlarıyla kurduğu bağlar derin ve anlamlıysa güvenli bağlanma vardır. Ev güven alanıdır. Sosyal ilişkiler de güvenli olabilir fakat anlamlılık açısından daha sınırlıdır” diye konuştu.</p>
<p>Bireylerin yalnızca iş yaşamıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, insanların mutlaka amatörce uğraşacağı, keyif alacağı bir meşgalesi olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Narsistik bakış açısı yalnızlaştırıyor</strong></p>
<p>Günümüzde ilişkilerin hızla tüketildiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Şimdilerde ‘sana uymuyorsa git’, ‘yapamıyorsan ayrıl’ gibi yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu, narsistik bir bakış açısıdır. ‘Sen değerlisin, sen önemlisin, herkes sana uymak zorunda’ anlayışı insanı yalnızlaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çıkarcı olmak mı, erdemli olmak mı?</strong></p>
<p>Kapitalist sistemin çıkar odaklı bir ahlak anlayışı öğrettiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Kapital sistem ‘çıkarcı olmak kârlıdır’ diyor. Ancak içsel motivasyonu önceleyen eğitim anlayışları ‘erdemli olmak kârlıdır’ der. Çünkü erdemli olan kişi orta ve uzun vadede kazanır, çıkarcı olan ise kısa vadede kazansa da sonunda kaybeder” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif disiplin ve ödül sistemi</strong></p>
<p>Öğrenme süreçlerinde ödülün esas, cezanın ise istisna olması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin korkuyla değil, anlam ve amaç odaklı öğrenmeyle kalıcı şekilde öğrenir. Çocuklara hata yaptıklarında bağırmak ya da cezalandırmak yerine, o hatayı bir öğrenme fırsatına dönüştürmek gerekir. Böylece çocukta suçluluk yerine sorumluluk ve empati gelişir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İçsel motivasyonun 3 temel unsuru</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bireyde yetkinlik, özerklik ve kendini aşan bir amacın varlığının içsel motivasyonun temel unsurları olduğunu belirterek, “Dış ödül odaklı kişiler rüzgârla giden yelkenli gibidir. Rüzgâr yoksa ilerleyemezler. İçsel motivasyonu olan kişiler ise buharlı gemi gibidir; kendi gücüyle yol alabilir. Bu nedenle eğitim sistemleri bireye içsel motivasyonu öğretmelidir” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın kendini değerlendirme biçimi</strong> <strong>ilişkilerini doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın kendini değerlendirme biçiminin hem kişisel gelişimi hem de toplumsal ilişkileri doğrudan etkilediğini dile getirerek, “Öz güven, kişinin olumlu yönlerini görüp onları öne çıkarırken olumsuz yönlerine karşı da önlem almasını sağlar. Ancak öz beğeni, kişinin kendini kusursuz görmesine yol açar. Bu da narsistik kişilik yapısına zemin hazırlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fedakârlık şeması merhamet yorgunluğuna yol açar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilik yapılarında fedakârlığın aşırıya kaçtığını kaydederek, “Fedakârlık şeması olan kişiler herkese iyilik yapmak zorunda hisseder. İyilik yaptığında iyi, yapmadığında kötü bir insan olduğunu düşünür. Hak edene de etmeyene de aynı şekilde davranır. Karşılığında nankörlük gördüğünde ise yıkılır, kendini suçlar. Bu noktada suçluluk duygusu gerekçesi biliniyorsa öğrenmeye dönüşür; ama gerekçesiz suçluluk hastalıktır. Yoğun suçluluk ve yetersizlik duyguları depresyon belirtileridir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İnsan kendini aldatma ustasıdır</strong></p>
<p>İnsanın en büyük tuzaklarından birinin zihinsel zaafları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan çok zeki olmasına rağmen aptalca şeyler yapabilir. Çünkü insan kendi kendini aldatma ustasıdır. Hızlı kararlar çoğu zaman zihinsel tuzaklara yol açar. İçsel motivasyonu güçlü olanlar ise olayları daha iyi analiz eder ve cezaya gerek kalmadan doğruyu seçer” diye konuştu.</p>
<p><strong>Fiziksel görünüm kutsallaştırıldı, toplum dopamin bağımlısı oldu</strong></p>
<p>Sosyal medyanın fiziksel görünüme aşırı vurgu yaptığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bugün gençsen, güzelsen, yakışıklıysan değerlisin; değilsen değersizsin anlayışı hâkim. Hollywood dopamin endüstrisi gibi çalışıyor. Oysa asıl olan serotonin toplumudur. Anlam, sanat, edebiyat, şiir ve kendini aşan amaçlarla elde edilen mutluluk daha kalıcıdır. Dopamin toplumu tüketim kültürünü körüklerken, serotonin toplumu erdemi ve anlamı öne çıkarır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özgürlük sorumlulukla dengelenmeli</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özgürlüğün yanlış anlaşıldığını belirterek, “İnsan özgürdür ama sorumsuz değildir. Başkasına da kendine de zarar verme özgürlüğü yoktur. Örneğin bağımlılık tedavisinde kişi algıları bozulduğu için kendi kararını veremez. Böyle durumlarda zorunlu tedavi uygulanır. Özgürlük, sorumlulukla dengelenirse gerçek anlamına kavuşur. Özgürüz ama sorumsuz değiliz. Özgürüz diye başkasına zarar verme özgürlüğümüz yok. Kendimize de zarar verme özgürlüğümüz yok.” dedi.</p>
<p><strong>Karma inancı ve yüksek bir anlamın parçası olmak güven sağlar</strong></p>
<p>İnsanın belirsizliğe tahammül edemediğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Beyin belirsizliği tehdit olarak algılar. Bu nedenle insan yaşadığı olayları mutlaka anlamlandırmak ister. İnanç sistemleri, kültür ya da yüksek bir amaca bağlanma bu noktada devreye girer. Kişi kendini daha büyük bir anlamın parçası hissettiğinde belirsizlik azalır, güven duygusu artar. Anlam ve inanç, insan zihninde koruyucu bir kalkan görevi görür. İnsan yaşadığı olayları anlamlandırıyor ve bir inancın parçası oluyor. Karma da anlamlandırma yapıyor. Yüksek bir anlamın parçası olmak kişi de belirsizliği gideriyor. Kendini güvende hissediyor. Korkular azalıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-baski-kulturunde-zeki-ama-tembel-insan-coktur-599217">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Baskı kültüründe zeki ama tembel insan çoktur!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka çağında karar yine insanın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 08:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[çağında]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[ürünü]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yine]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, her yıl Kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanan Dünya Felsefe Günü dolayısıyla dijital çağda felsefenin önemine değindi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782">Yapay zeka çağında karar yine insanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, her yıl Kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanan Dünya Felsefe Günü dolayısıyla dijital çağda felsefenin önemine değindi.</p>
<p><strong>Felsefe farklılıklarla birlikte düşünme becerisini geliştirmeye çağırıyor</strong></p>
<p>Unesco’nun, Dünya Felsefe Gününün felsefe ile ilgilenen herkese ait olduğunu söylediğine işaret eden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Dünya Felsefe Günü, çağımızın problemlerini ve krizlerini akılcı, kültürlerarası diyaloğu güçlendirerek tartışabileceğimiz hoşgörülü bir ortam yaratmaya aracı olmayı hedefler. Yani felsefe yalnızca kendimizi anlamak ve tanımakla yetinen bir etkinlik değildir; aynı zamanda bizden farklı olanla karşılaşmak, bu farklılıkları tanımak ve bu farklılıklarla birlikte düşünmek becerisini de geliştirmeye çağıran bir etkinliktir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijital çağda, düşünmenin ve sorgulamanın anlamı değişti mi?</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hayatlarımızı önemli oranda kolaylaştırdığı ve ilerleyen dönemlerde daha da kolaylaştıracağı gerçeğini görmenin gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Yapay zeka aracılığıyla üzerinde düşündüğümüz ya da araştırma yaptığımız konular hakkında her zamankinden çok daha fazla veriye ulaşabiliyoruz. Yine yapay zeka bu veriyi işleyebiliyor ve bize anlamlı sonuçlar verebiliyor. Ancak bu dijitalleşme insanın üzerinden kendi yaşamıyla ve varoluşuyla ilgili önemli sorularla meşgul olmak ve bu sorulara kendi yaşamlarında aldıkları kararlar ve yaptıkları tercihlerle birtakım cevaplar aramak ve vermek sorumluluğunu alamaz. Örneğin yapay zekaya aklımıza gelen tüm soruları sorabiliriz ancak ne yapacağımız ve nasıl yaşayacağımızla ilgili nihai karar her zaman bize ait olmak zorunda. Bu nedenle eleştirel düşünebilme, kendimize, başkalarına ve dünyaya ilişkin içten bir merak ve sorgulama hiçbir zaman yapay zeka ile gerçekleştirilemez. Dijital çağda da düşünmenin ve sorgulamanın anlamının değişmediğini ancak eskisine oranla çok daha büyük bir önem, değer ve aciliyet kazandığını söyleyebiliriz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Teknolojinin dönüştürücü gücünü sorgulama felsefi bir ihtiyaç</strong></p>
<p>İnsanın dünya üzerinde var olmaya başladığı ilk andan itibaren hem kendisine hem de etrafında yaşadığı dünyaya şu veya bu şekilde bir anlam yüklediğini kaydeden Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Onu belirli bir şekilde yorumlamış ve dönüştürmüştür. Teknoloji de bu dönüştürme araçlarından bir tanesidir aslında. Dolayısıyla teknoloji aracılığıyla insanın kendisini ve yeryüzünü nasıl dönüştüreceği ve neye dönüştüreceği teknolojinin kendisinin cevaplayamayacağı açık bir soru olarak durmaktadır. Günümüzde yaşanan savaşları, hammadde ve iklim krizlerini düşünecek olursak bu soru son derece hayati ve acil bir sorudur. Bu soru ancak felsefi etkinliğin ve felsefece bir yaşamın teori ve pratiğin önünde açabileceği yeni ufuklar içinde ele alınabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zeka felsefesi adı altında ele alınabilecek kendine özgü bir alandan bahsetmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, “Yapay zeka felsefesi yapay zekanın hayatlarımızda kapladığı yerin ortaya çıkarabileceği çeşitli ahlaki ve pratik soruları, insan zihni ve yapay zeka arasındaki ilişkileri, farklılıkları ve benzerlikleri, insan ve makineler arasındaki ilişkileri ele alır ve tartışır.” dedi.</p>
<p><strong>Yakın zamanda bilinçli bilgisayarlar programlamamız pek mümkün görünmüyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın “düşünebilme” ya da “bilinç” sahibi olma kapasitesi olup olmadığını değerlendiren Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Zeka sorun çözme becerisi anlamına gelirken bilinç acı, neşe, aşk ve öfke gibi şeyleri hissedebilme ve kendinin farkında olabilme becerisini de ifade eder. Yapay zeka, verilerle sorun çözme konusunda insandan çok daha becerikli bir hale gelebilir. Ancak bu onun zamanla bilinç kazanacağı anlamına gelmez. Biz henüz bilincin kökeni ve nasıl ortaya çıktığı hakkında yeterince bilgi sahibi olamadığımız için yakın zamanda bilinçli bilgisayarlar ya da makineler programlamamız pek mümkün görünmüyor gibi. Bu konuya ilgisi olanlar Yuval Noah Harari’nin 21. YY Dersleri isimli kitabına bakabilirler.”</p>
<p><strong>Yapay zeka insan ürünü olan fikir ve düşünceleri işleyip ortaya yeni bir felsefe atabilir</strong></p>
<p>İnsan aklının ürünü olan bir sistemin, kendi felsefesini oluşturup oluşturamayacağı konusunu da ele alan Prof. Dr. Çiğdem Yazıcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsan ürünü bir sistem, bir felsefe yaratması söz konusu olduğunda ancak insanı taklit edebilir. İnsan aklının ürünü olan bir sistem derken yapay zeka benzeri bir sistemden bahsediyorsak eğer yapay zeka yalnızca insan ürünü olan fikir ve düşünceleri bir veri olarak işleyip ortaya yeni bir felsefe atabilir. Ama bu felsefe insan aklının ürettiklerinden bağımsız olamaz; insanların toplu birikimlerini aktardıkları verilerin derlenmesi ile ortaya daha önce yazılmamış daha kapsamlı felsefe tarihi derlemelerinden ortaya felsefi teori örnekleri çıkartabilir. Kaldı ki yapay zekanın ortaya attığı felsefe ne tür bir soru etrafında şekillenecek yani başlangıç noktası ne olacak? Yapay zeka neden yeni bir felsefi sistem ortaya atmaya ihtiyaç duysun? Bunu ancak kendisi dışındaki bir etki nedeniyle örneğin bir insanın bunu talep etmesi üzerine yapabilir. Felsefe ancak insana özgü bir anlamlandırma ihtiyacının ürünü olarak kendi otantikliğini koruyabilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-caginda-karar-yine-insanin-592782">Yapay zeka çağında karar yine insanın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keçiören&#8217;de &#8220;Atatürk&#8217;ü Anlamak&#8221; Semineri Düzenlendi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/keciorende-ataturku-anlamak-semineri-duzenlendi-589338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:41:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlendi]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[onun]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[vatan]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak ve onun düşüncelerini bilimin ışığında yeniden değerlendirmek amacıyla “Atatürk’ü Anlamak” başlıklı seminer programı düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-ataturku-anlamak-semineri-duzenlendi-589338">Keçiören&#8217;de &#8220;Atatürk&#8217;ü Anlamak&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak ve onun düşüncelerini bilimin ışığında yeniden değerlendirmek amacıyla “Atatürk’ü Anlamak” başlıklı seminer programı düzenledi. Yunus Emre Kültür Merkezi’nde Keçiören Belediyesi Meslek Edindirme Kursları (KEÇMEK) kursiyerlerine yönelik gerçekleştirilen programa, Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan, Keçiören Belediye Başkan Danışmanı İlahiyatçı Yazar Ayşe Sucu, belediye başkan yardımcıları ve muhtarlar ile çok sayıda kursiyer katıldı. Programda Sosyolog Hakan Çakmak, Atatürk’ü her yönüyle anlamaya yönelik, onun yaşamı, liderliği, Cumhuriyet Dönemi kazanımları, ilke ve devrimlerine dair katılımcılara bilgiler aktardı.</p>
<p><b>&#8220;Atatürk’ü anlamak, insanlığı anlamaktır”</b></p>
<p>Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda katılımcılara hitaben konuşan <b>Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan</b>, şu mesajları paylaştı: &#8220;Atatürk’ü anlamak, hepimiz için büyük bir önem taşımaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurmuş olduğu milli bir nizam içinde geleceğe yön veren yapıyı oluşturan kişidir. O, sadece ve sadece vatan için doğmuş, vatan için okumuş, asker şerefiyle yaşamış, inancını ve düşüncesini bu millete adamış, din ve vicdan hürriyetini bu millete kazandırmış büyük bir liderdir. Eğer o ve onunla aynı ruha sahip silah arkadaşları olmasaydı, bugün ne dinimizi özgürce yaşayabilir ne de hürriyetimizi koruyabilirdik. Onların ileri görüşlülüğü, inançları ve kararlılıkları sayesinde bugün bağımsız bir vatanda yaşıyoruz. Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük miras; akıl, bilim, hürriyet ve vatan sevgisidir. Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin görevidir.&#8221;</p>
<p>&#8220;Atatürk’ü anlamak, insanlığı anlamaktır.” diyen Başkan Özarslan, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: “Atatürk’ü anlamak; insanlığa hizmeti, milli ve manevi değerlere sahip çıkmayı, vatanı ve Cumhuriyet’i korumayı anlamaktır. Onun bize bıraktığı en büyük miras, Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet, bu milletin namusudur. Bizler de bu Cumhuriyet’in kalbinde yeni nesilleri yetiştirecek, onun ilkelerini ve emanetlerini başımızın üstünde taşıyacağız.&#8221;</p>
<p><b>“Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını gelecek nesillere aktarmalıyız”</b></p>
<p><b>Sosyolog Hakan Çakmak</b> ise programda yaptığı sunumda şunları söyledi: “Unutmayalım ki bu vatan kolay kazanılmadı. 1919’da başlayıp 1923’e kadar süren Kurtuluş Savaşı, büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklarla kazanıldı. Atatürk ve silah arkadaşları, vatan uğruna canlarını seve seve feda ettiler. Atatürk’ün karakterinde net bir duruş vardı: ‘Ya istiklal ya ölüm!’ O ve milletimiz, esaret altında yaşamayı hiçbir zaman kabul etmedi; ‘Ya şerefli bir ölüm ya da özgür bir vatan!’ dedi. Sonunda zafer kazanıldı ve bugün biz, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları olarak o büyük mücadelenin meyvelerini topluyoruz. Bugün Atatürk’ü rahmet ve saygıyla anarken, bizlere düşen en büyük görev; bu mücadeleyi unutmamak, Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını gelecek nesillere aktarmak ve Cumhuriyet değerlerine daima sahip çıkmaktır.”</p>
<p><b>“Atatürk olmasaydı bugün biz olmazdık”</b></p>
<p>Programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden <b>Keçiören Belediye Başkan Danışmanı İlahiyatçı Yazar Ayşe Sucu</b>, “Başkanımız, Ulu Önder Atatürk’e dair söylenebilecek her şeyi fazlasıyla dile getirildi. Ben sadece küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Bir Satı Kadın torunu olarak, bu program benim için ayrıca anlam taşıyor. Dedem Gazi Hasan Şimşek, Kurtuluş Savaşı&#8217;nda beş gaziden biri olarak mücadele vermiş, Atatürk’ün yanında emir eri olarak görev yapmıştır. Dedemden Atatürk’ü çok dinledim. Hep ‘Atatürk’ümüz başkaydı’ derdi. Bugünlerde Atatürk&#8217;e yönelik haksız söylemlerin arttığını üzülerek görüyoruz ama unutmamalıyız ki o olmasaydı, belki de bugün biz olmazdık. Olsak bile kim bilir adımız, sanımız ne olurdu. Değerli Başkanım, Allah sizlere Keçiören’e ve ülkemize nice güzel hizmetlerde bulunmayı nasip etsin. Konuşmalarınızla yalnızca Keçiören’i değil, tüm Türkiye’yi aydınlattığınız için minnettarız.” diye konuştu.</p>
<p>Atatürk ile ilgili hikâyelerin paylaşıldığı programda, Mustafa Kemal Atatürk’ün bir devlet lideri olarak çocuklarla kurduğu ilişkiyi konu alan kısa film gösterimi de yapıldı. Program, Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan’ın seminerde emeği geçen KEÇMEK Koordinatörü Ali Gölpunar ile eğitmenlere teşekkür plaketi takdim etmesiyle sona erdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/keciorende-ataturku-anlamak-semineri-duzenlendi-589338">Keçiören&#8217;de &#8220;Atatürk&#8217;ü Anlamak&#8221; Semineri Düzenlendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 13:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasının]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p>“Matematik, doğayı anlamanın ve geleceği inşa etmenin en güçlü dilidir,” diyor Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak ve ekliyor:</p>
<p>“Farkında olmadan bebeklikten itibaren matematikle yaşamaya başlarız. Bir yiyeceğin çokluğunu anlamak için sayar, adımlarımızı atarken bile geometrik bir hesap yaparız. Ben öğrencilerime matematiği, ‘karşılaştığımız sorunları tanımlayıp çözme sanatı’ olarak anlatıyorum. Çünkü matematik, evreni anlamamız için bize verilmiş en güçlü araçtır.”</p>
<p><strong>“Matematik, Korkulacak Değil, Keşfedilecek Bir Alan”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bazı öğrencilerin matematiğe karşı erken yaşta önyargı geliştirebildiğini söylüyor ve ekliyor:</p>
<p>“Çocuklara sadece ders olarak değil, bir keşif alanı olarak matematik sunulmalı. Onların merak etmelerini, sorular sormalarını sağlamalıyız. ‘Bu benim ne işime yarayacak?’ yerine ‘Yeni bir yol keşfetmeliyim’ diyebilen gençler yetiştirmeliyiz.</p>
<p>Matematik yalnızca sınıfta değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Mühendislikte, teknolojide, ekonomide ve hatta sanatta bile matematik var. Öğrenciler, bu bağlantıları gerçek hayat uygulamalarıyla gördüğünde matematik anlam kazanıyor.”</p>
<p><strong>“Matematik, Yaratıcılığın ve Eleştirel Düşünmenin Anahtarı”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik yalnızca bir çözüm aracı değil; aynı zamanda yaratıcılığın ve eleştirel düşünmenin okulu.</p>
<p>“Bir problemi çözmenin tek bir yolu yoktur. Matematik bize farklı yollarla düşünmeyi öğretir. Bu da gençlerin hem hayal gücünü hem de mantıksal düşünme becerisini geliştirir.</p>
<p>Şehirde binlerce telefonun aynı anda baz istasyonlarına bağlandığı karmaşık bir durumu düşünün. Bu büyük karmaşayı anlamak için matematiksel modeller kurarız. Yani karmaşık bir tabloyu sadeleştirmek aslında hem akıl yürütmeyi hem de hayal gücünü birlikte çalıştırmaktır.”</p>
<p>Bu örnekle, matematiğin yalnızca defterlerde değil, her gün elimizdeki telefondan, şehirlerin işleyişine kadar her yerde yaşadığını hatırlatıyor.</p>
<p><strong>“Matematik, 5G VE 6G’nin Görünmeyen Omurgası”</strong></p>
<p>Geleceğin teknolojilerinde matematiğin belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, özellikle yapay zeka, veri bilimi, haberleşme teknolojileri ve biyoinformatik alanlarında büyük bir devrimin başladığını söylüyor.</p>
<p>“5G ve 6G sadece daha hızlı internet demek değil,” diyor. “Nesnelerin interneti, akıllı şehirler, sürücüsüz araçlar ve uzaktan yapılan cerrahi operasyonların altyapısı demek. Bu sistemlerin güvenli ve verimli çalışması tamamen matematiksel modellere dayanıyor. Kısacası geleceğin akıllı dünyasını inşa eden görünmeyen güç, matematiktir.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak akademik çalışmalarından da örnek veriyor:</p>
<p>“Örneğin, telefonların ve internetin daha hızlı, daha güvenli çalışması için kullanılan ağ sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Normalde bu ağların performansını ölçmek uzun zaman alıyor. Biz geliştirdiğimiz özel bir matematiksel modelle bu süreci çok daha kısa sürede ve doğru biçimde analiz edebiliyoruz. Böylece bağlantı kalitesini artıracak sistemleri önceden öngörmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p>Bu örnek, matematiğin sadece teoride değil, günlük hayatı yöneten görünmeyen altyapılarda nasıl rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Matematik Laboratuvardan Hayata Taşınıyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, öğrencilerini yalnızca sınıfta değil, gerçek araştırma süreçlerinde de aktif rol almaya teşvik ediyor.</p>
<p>“İnsansız Hava Aracı (İHA) projelerinde rota planlamasından görüntü işlemeye kadar her adımda matematik var. Sensörlerden gelen verilerin işlenmesi, rotaların belirlenmesi, görüntülerin analiz edilmesi… Tüm bu işlemleri, verileri anlamlandıran, rotaları en kısa yoldan çizen ve görüntüleri netleştiren gelişmiş matematiksel yöntemlerle yapıyoruz.</p>
<p>Bu çalışmalar sayesinde öğrenciler, tahtadaki denklemlerin gerçek dünyada nasıl hayat bulduğunu deneyimliyor. Onlar için en büyük farkındalık şu oluyor: Matematik sadece bir ders değil; gökyüzünde uçan bir aracın, bir hastanede çalışan yapay zekanın ya da bir şehirdeki trafik sisteminin temelidir.”</p>
<p><strong>Geleceğin Matematik Eğitimi: Kodlama, Veri Analizi ve Modelleme</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik eğitimi ezberden uzak, uygulamalı ve disiplinler arası olmak zorunda.</p>
<p>“Artık karmaşık hesaplamaları bilgisayarlar yapıyor. Bizim görevimiz, öğrencilere doğru soruları sormayı, bir dünya problemini matematiksel dile çevirmeyi ve bunu çözmek için uygun teknolojik araçları kullanmayı öğretmek.”</p>
<p>Geleceğin sınıflarında MATLAB, Python, R gibi programlama dilleri, yapay zeka destekli öğrenme ortamları<strong> </strong>ve<strong> </strong>sanal laboratuvarlar yer alacak. Amacımız, teknolojiyi bir enstrüman gibi kullanarak karmaşık sistemleri anlayabilen ve tasarlayabilen matematiksel düşünürler yetiştirmek.</p>
<p>Bu yaklaşım, geleceğin öğrencilerini yalnızca matematik bilen değil, veriyi yorumlayan, sistem kurabilen ve çözüm üreten bireylere dönüştürecek.”</p>
<p><strong>“Matematik, Geleceği Şekillendiren Sessiz Kahraman!”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak sözlerini şu cümleyle özetliyor:</p>
<p>“Matematik korkulacak bir alan değil; evrenin düzenini, teknolojinin ilerleyişini ve insan aklının yaratıcılığını anlamanın en estetik yoludur. Geleceği şekillendiren sessiz kahraman, matematiktir.”</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkan Şoray TEGV&#8217;in 30. yılına anlam kattı: &#8220;Eğitim bir toplumun geleceğini aydınlatan en güçlü ışıktır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkan-soray-tegvin-30-yilina-anlam-katti-egitim-bir-toplumun-gelecegini-aydinlatan-en-guclu-isiktir-584943</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 07:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenim]]></category>
		<category><![CDATA[şoray]]></category>
		<category><![CDATA[tegv]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkan]]></category>
		<category><![CDATA[yılına]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584943</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk sinemasında “Sultan” unvanıyla gönüllerde taht kuran usta sanatçı Türkan Şoray, Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı’nın (TEGV) İstanbul’daki Zeyrek Öğrenim Birimi’ni ziyaret ederek çocuklarla unutulmaz bir gün geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkan-soray-tegvin-30-yilina-anlam-katti-egitim-bir-toplumun-gelecegini-aydinlatan-en-guclu-isiktir-584943">Türkan Şoray TEGV&#8217;in 30. yılına anlam kattı: &#8220;Eğitim bir toplumun geleceğini aydınlatan en güçlü ışıktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk sinemasında “Sultan” unvanıyla gönüllerde taht kuran usta sanatçı Türkan Şoray, Türkiye Eğitim Gönülleri Vakfı’nın (TEGV) İstanbul’daki Zeyrek Öğrenim Birimi’ni ziyaret ederek çocuklarla unutulmaz bir gün geçirdi.   TEGV’in 30. yılına özel bu anlamlı ziyarette Şoray, çocuklarla atölyelere katıldı, onlarla sohbet etti ve “Hep birlikte TEGV’e destek olalım, çocukları nitelikli eğitimle buluşturalım” çağrısında bulundu.</p>
<p>Tarihi dokusuyla İstanbul’un kalbinde yer alan Zeyrek Öğrenim Birimi 1995 yılından bu yana 1800 gönüllüsünün desteğiyle 22.500 çocuğa nitelikli eğitim desteği sundu. Bu özel mekân, TEGV’in 30. yılında da çocukların hayallerini büyütmeye, umutlarını güçlendirmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Zeyrek öğrenim biriminde renkli ve anlamlı buluşma</strong></p>
<p>Ziyareti sırasında Türkan Şoray’ı çocuklar, büyük bir sevgi seliyle çiçeklerle karşıladı. Gün boyunca çocukların etkinliklerine katılan sanatçı, onların enerjisine ve neşesine ortak oldu.</p>
<p>Şoray, çocukların okuma alışkanlıklarını ve ifade becerilerini geliştiren “Okuyorum Oynuyorum” etkinliğinde onlarla birlikte kitap okudu, hikâyeler üzerine sohbet etti. Ardından çocukların yaratıcılıklarını sergiledikleri “Düşler Atölyesi”ne katıldı; küçük ellerin hayallerinden doğan renkli dünyalara konuk oldu. Ziyaretin bir diğer durağı olan Bilişim ve Teknoloji Odası’nda, teknolojiyle tanışan çocukların tasarlayıp 3D yazıcıyla ürettikleri “Türkan Şoray silueti” sanatçıya hediye edildi. Ziyaretin sonunda çocuklar, kendi yazdıkları mektupları ve yaptıkları bir resmi Şoray’a armağan ederek bu özel günü kalplerine kazıdılar.</p>
<p><strong>“Eğitim bir toplumun geleceğini aydınlatan en güçlü ışık”</strong></p>
<p>Ziyaret boyunca duygusal anlar yaşayan <strong>Türkan Şoray</strong>, eğitimin gücüne olan inancını şu sözlerle dile getirdi: </p>
<p>“Bugün TEGV’in Zeyrek Öğrenim Birimini ziyaret ettim. Burada çocukların parıldayan gözlerini, neşesini, umudunu, enerjisini gördüm. TEGV Öğrenim Birimlerinde, çocuklar çeşitli faaliyetlerde kendi potansiyellerini keşfediyor, teknoloji ile tanışıyor, kendi dünyalarını tasarlıyorlar. Eğitim… Bir toplumun geleceğini aydınlatan en güçlü ışık. Ben buna yürekten inanıyorum. Ülkemizin dört köşesinde sizi bekleyen çocuklar var. Hep birlikte TEGV’e destek olalım, çocukları nitelikli eğitimle buluşturalım. Unutmayın: Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir!”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkan-soray-tegvin-30-yilina-anlam-katti-egitim-bir-toplumun-gelecegini-aydinlatan-en-guclu-isiktir-584943">Türkan Şoray TEGV&#8217;in 30. yılına anlam kattı: &#8220;Eğitim bir toplumun geleceğini aydınlatan en güçlü ışıktır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 17:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mahir]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582547</guid>

					<description><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu. Selim Sırrı Paşa Salonu’nda katılımcılara hitap eden Ünal, “Gerçeklik yoksa anlam da yoktur” ifadesini kullandı.</p>
<p><b>“YAŞADIĞIMIZ EN BÜYÜK SORUN ANLAM KAYBIDIR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 15’incisini düzenlediği Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na kitapseverlerin yoğun ilgisi sürüyor. Birbirinden ünlü yazarların ve 515 yayınevinin katıldığı fuarda kitapseverler ve yazarlar her gün bir araya gelerek kâğıdın büyülü dünyasıyla buluşuyor. Bu kapsamda Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, 64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal’ı ağırladı.  Dil, kültür ve ötesi üzerinden insanın anlam kurma serüvenine değinmek istediğini belirten Prof. Dr. Mahir Ünal, “Bugün en büyük ihtiyaç duyduğumuz şey anlamdır. Her şeyin bu akışkanlıkta sığılaştığı bu dünyada yaşadığımız en büyük sorun anlam kaybıdır. Her şeyin sığılaştığı bu dünyada gerçeklik kaybından kaynaklanan bir anlam kaybıdır. İnsan anlanır, gerçeklik üzerinden inşa ediliyor. Gerçeğe çarpmayan hiçbir şey anlama dönüşmez” dedi.</p>
<p><b>“GERÇEKLİK YOKSA ANLAMDA YOKTUR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ünal, “5565 Sayılı İnternet Yasasını hazırlıyoruz ve tabi kıyameti koparıyorlar. ‘İfade özgürlüğünü engelleyecek misiniz diye’. İfade özgürlüğünü anlamak için bir örnek vereceğim. Devletin en temel sorumluluklarından bir tanesi gıda güvenliğidir, yani güvenli gıdaya erişimdir. Aynı şekilde bilgi güvenliğini de sağlamak gerekir. İfade özgürlüğünün üç aşaması var. Doğru bilgi, kanaat ve ifade. Yani doğru bilgiye erişim, doğru bilgi ile birlikte bir kanaat oluşturma ve o kanaatinizi ifade etme. Doğru ve güvenli bilgiye erişemiyorsanız, oluşturduğunuz kanaat sağlıklı bir kanaat olamaz. Peki, sağlıklı bir kanaat oluşturamıyorsanız sizin ifadelerini durumu nasıl değerlendirilmelidir? Bu örneği şunun için verdim. En çok dezenformasyon konusunu konuşuyoruz. Dezenformasyon yalan bilgi değildir. Dezenformasyon gerçekle yanlışın birbirinden ayırt edilememe durumudur. Eğer insanın anlam kurma serüvenini konuşacaksak bunun hemen yanı başında gerçekliği konuşmamız gerekiyor. Eğer gerçeklik yoksa anlamda yoktur” şeklinde konuştu. </p>
<p><b>“DİL ANLAMIN BİÇİMİNİ OLUŞTURUYOR”</b></p>
<p>Dilin, anlamın biçimini oluşturduğunu, kültürün ise anlamın ortak belleğini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Ünal, “Anlamın ortak belleği dediğim zaman şuan benim konuştuklarımı anlıyorsunuz. Çünkü ortak bir belleğimiz var. Bu ortak belleği ve hafızayı dil inşa ediyor. Ötesi dediğimizde ise bu kurduğumuz anlamın sınırlarını aşma çabasını kast ediyoruz” ifadelerini kullandı. Söyleşi sonunda Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na katkılarından dolayı Prof. Dr. Mahir Ünal’a teşekkür plaketi takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 08:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[dopamini]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, dijital çağda sosyal medya ve hızlı dijital içerik tüketiminin beyindeki etkileri, olumsuz sonuçları ve dengeli kullanımın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027">Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, dijital çağda sosyal medya ve hızlı dijital içerik tüketiminin beyindeki etkileri, olumsuz sonuçları ve dengeli kullanımın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<h3><strong>Beynin dikkat sistemi dijitalleşmeyle doğrudan hedef alınıyor ve bilişsel fonksiyonlar etkileniyor</strong></h3>
<p>Çağımızın en büyük getirisi olan dijitalleşmenin kişinin dış dünyayla kurduğu ilişki biçimlerini dönüştürmekle kalmadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Aynı zamanda zihinsel yapılanmasını, duygusal düzenleme kapasitesini ve davranış örüntülerini de belirgin şekilde etkiliyor. Özellikle sosyal medya platformlarının işleyişi kullanıcıya sürekli yeni, çarpıcı ve yüksek uyarım içeren içerikler sunuyor. Bu da beynin dikkat sistemini doğrudan hedef alıyor ve bilişsel fonksiyonlar üzerinde belirgin bir etki yaratıyor.” dedi.</p>
<p>İnsan beyninde dikkat sisteminin merkezinde yer alan prefrontal korteksin, dış uyaranlar arasında seçim yapmayı, dikkat odağını sürdürmeyi ve dürtüleri kontrol etmeyi sağladığını kaydeden Erol, “Sosyal medya uygulamaları, özellikle reels, shorts, stories gibi kısa süreli içeriklerle bu bölgeleri sürekli uyararak, dopaminerjik ödül sisteminde yapay bir aşırı duyarlılık oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Dijital içerik tüketimi dopamin dengesini bozuyor! </strong></h3>
<p>Beynin, doğası gereği hazla bağlantılı olan dopamin salınımını öğrenme, keşfetme ve bağlantı kurma gibi anlamlı aktivitelerde deneyimlemeye programlandığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Ancak dijital içeriklerin hızlı tüketimi, bu dopaminerjik sistemi kolay hazlar üzerinden uyarır ve uzun vadede dopaminin doğal salınımını bozar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, nörobiyolojik düzlemde ödül sisteminde tolerans gelişimine, haz eşiğinin yükselmesine ve sıradan uyarıcıların artık yeterli tatmin sağlamamasına neden olduğuna dikkat çeken Erol, şöyle devam etti:</p>
<p>“Diğer bir ifadeyle kişi artık basit bir yürüyüşten, kitap okumaktan ya da bir sevdiği insanlarla zaman geçirmekten keyif alamamaya başlar, çünkü beyin yüksek uyarana koşullanmıştır. Bu değişimlerin davranış boyutunda karşılığı ise dikkat eksikliği, dürtüsel kararlar, tahammülsüzlük, sabırsızlık, düşük içsel motivasyon ve ilişkilerde yüzeysellik olarak kendini gösterir. Özellikle genç bireylerde odaklanma zorluğu ve içsel huzursuzluk şikayetleriyle başvuran vakalarda, temel sorun çoğu zaman dikkat eksikliğinden değil, haz eşiğinin yükselmesinden ve odaklanma sürelerinin kısalmasından kaynaklanır. Beyin artık kendi başına sessiz bir ortamda kalmakta zorlanır, dışardan keyif veren bir uyarıcı olmadığında boşluk ya da anlamsızlık hissiyle yüzleşir.”</p>
<h3><strong>Sağlıklı psikoloji, olumsuz duygulara da yer açabilmeyi gerektirir! </strong></h3>
<p>Psikolojik yansımaları açısından ele alındığında ise haz odaklı zihinsel yapılanmanın kişinin duygu düzenleme becerilerini zayıflattığının görüldüğüne vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Anlam üretimi, sabretme, bekleme, belirsizliğe tahammül etme gibi zihinsel beceriler körelir. Oysa sağlıklı bir psikolojik işleyiş için yalnızca pozitif uyaranlarla değil, olumsuz duygularla da temas edebilme ve bu duygulara yer açabilme becerisi gerekir.” dedi.</p>
<p>Haz odaklı sistemin, bireyi sürekli olumlu deneyimlere yönlendirdiğini dile getiren Erol, “Bu nedenle hüzün, öfke, yalnızlık gibi duygularla karşılaşıldığında birey bunlarla baş etmek yerine kaçınma, bastırma ya da anlık dikkat dağıtma yollarına başvurur. Bu durum duyguların işlenmeden zihinde kalmasına, uzun vadede ise anksiyete, boşluk hissi ve duygusal tükenmişlik gibi belirtilere neden olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<h3><strong>Sosyal medya dengeli kullanıldığında içsel kontrol yeniden kazanılır!</strong></h3>
<p>Dijital çağın sunduğu imkânlardan tamamen uzaklaşmanın gerekli olmadığının altını çizen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yönetilebilir hale gelmesi için kişinin ekran karşısında geçirdiği zamanı bilinçli bir şekilde yapılandırması, dijital farkındalık kazanması ve dopamin sistemini düzenleyen doğal aktivitelere yönelmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte yapılabilecek bazı temel müdahalelerden bahseden Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günde belirli saatlerde telefondan tamamen uzaklaşmak, özellikle günün ilk ve son saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak. Egzersiz yapmak, doğada vakit geçirmek, üretken faaliyetlerde bulunmak; çizim, yazı, el işi gibi, anlamlı sohbetler ve gönüllülük faaliyetleri gibi etkinliklere katılmak. Meditasyon, nefes çalışmaları, mindful yürüyüşler gibi pratiklerle dikkat kasını yeniden güçlendirmek. Anlık iyi hissetmelerin uzun vadeli doyum sağlamadığını; sürdürülebilir tatminin ancak değer temelli anlam yüklü eylemlerle mümkün olduğunu içselleştirmek. Başkalarının paylaştığı görüntülerin gerçekliği yansıtmadığını, hayatın yalnızca en iyi anlarından oluşmadığını hatırlamak.</p>
<p>Kişi sosyal medya kullanımı pasif değil dengeli bir eyleme dönüştürürse içsel kontrol hissini yeniden kazanmaya başlar.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-icerikler-dopamini-somuruyor-566027">Dijital içerikler dopamini sömürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den Anneler Günü&#8217;ne Anlam Katan Etkinlikler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-anneler-gunune-anlam-katan-etkinlikler-528810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 May 2025 10:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[gününe]]></category>
		<category><![CDATA[ibbden]]></category>
		<category><![CDATA[katan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=528810</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Anneler Günü’nü birbirinden özel etkinliklerle kutluyor. Bu özel günün anlam ve önemine uygun olarak annelere yönelik renkli ve anlamlı etkinliklerle anneler hem keyifli vakit geçirecek hem de unutulmaz anılar biriktirecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-anneler-gunune-anlam-katan-etkinlikler-528810">İBB&#8217;den Anneler Günü&#8217;ne Anlam Katan Etkinlikler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Anneler Günü’nü birbirinden özel etkinliklerle kutluyor. Bu özel günün anlam ve önemine uygun olarak annelere yönelik renkli ve anlamlı etkinliklerle anneler hem keyifli vakit geçirecek hem de unutulmaz anılar biriktirecek.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu yıl da Anneler Günü’nde annelere kendilerini özel hissettirecek çeşitli etkinliklerle dolu bir program sunuyor. Spor dolu buluşmalar, lezzetli ikramlar, sürpriz indirimler ve anlamlı kutlamalarla bu özel gün, anneler ve çocukları için unutulmaz bir hatıraya dönüşecek.</p>
<p><strong>ANNELERE ÖZEL ETKİNLİKLER</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Spor İstanbul’da bu anlamlı günde annelere özel etkinlikler düzenliyor. Bahçelievler Spor Kompleksi’nde 10 Mayıs’ta fitness, stüdyo ve yüzme branşlarından faydalanan kadın üyelerin katılacağı Anneler Günü Yoga Etkinliği gerçekleştirilecek. Annelere hem fiziksel hem zihinsel rahatlama imkânı sunacak.</p>
<p>Cemal Kamacı Spor Kompleksi’nde 11 Mayıs Pazar günü gerçekleşecek Anneler Günü Aerodance Etkinliği’nde anne ve çocuklar keyifli vakit geçirecek. Bu özel etkinlikte, Pickleball sahasında 50 anne ve 50 çocuk hem anne-çocuk bağını güçlendirecek hem de yaş gruplarına uygun müzik ve koreografiler eşliğinde eğlenceli dakikalar yaşayacak. </p>
<p>Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Spor Tesisleri Şube Müdürlüğü tarafından Tuzla Ulubatlı Hasan Ortaokulu Spor Salonu ve Esenyurt Anadolu Lisesi Spor Salonu’nda 11 Mayıs Günü Anneler Günü Voleybol Şenliği düzenlenecek. Anneler ve kızları farklı takımlarda voleybol maçı yaparak keyifli vakit geçirecek. </p>
<p><strong>BELTUR’DAN LEZZETLİ VE ANLAMLI SÜRPRİZLER</strong></p>
<p>Belbim iş birliğiyle, 10-11 Mayıs tarihlerinde Anne Kart sahibi annelere çay veya Türk kahvesi ikram edilecek. Tüm Beltur noktalarında geçerli olacak bu uygulama ile annelere küçük ama özel bir jest sunulacak.</p>
<p><strong>BÜYÜKADA’DA ÖZEL ANNELER GÜNÜ KAHVALTISI</strong></p>
<p>Anneler Günü, Beltur Büyükada’da da 11 Mayıs’ta özel bir etkinlikle kutlanacak. Sedef Adası manzarası eşliğinde gerçekleşecek bu özel kahvaltı etkinliğinde, deneyimli şefler tarafından hazırlanan menüler eşliğinde keyifli anlar yaşanacak. Etkinlik kapsamında, 4-10 yaş grubundaki çocuklar için düzenlenecek atölyede minikler, annelerine kendi elleriyle tatlı atıştırmalıklar hazırlayacak. Anneler için kahvaltı ücretinde %40 indirim uygulanacak.</p>
<p>Katılım kontenjanla sınırlı olup, kayıt için 0 (216) 222 28 28 numaralı telefondan ya da [email protected] adresinden başvuru yapılması gerekiyor. </p>
<p><strong>BAHÇE MARKET VE İSTANBUL KİTAPÇISI’NDA ANNELER GÜNÜ’NE ÖZEL İNDİRİMLER</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketi İstanbul Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’ye bağlı Bahçe Market’lerde Anneler Günü&#8217;ne özel tüm ürünlerde annelere özel %10 indirim uygulanacak.</p>
<p>İBB Kültür AŞ’ye bağlı İstanbul Kitapçısı şubelerinde 9-11 Mayıs tarihleri arasında seçili kitaplarda %25 indirim uygulanacak.</p>
<p><strong>DARÜLACEZE’DE ANLAMLI KUTLAMA</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İstanbul Darülaceze Şube Müdürlüğü,11 Mayıs Anneler Günü dolayısıyla sakinlerle özel bir kutlama programı düzenliyor. Anneler günü etkinliği kapsamında Kartal Yaşlı Bakım Merkezi Yerleşkesinde kahvaltı, müzik dinletisi ve yaş pasta kesimi yapılacak ve yaş almış kadın sakinlere çiçek takdim edilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-anneler-gunune-anlam-katan-etkinlikler-528810">İBB&#8217;den Anneler Günü&#8217;ne Anlam Katan Etkinlikler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anneler Günü&#8217;ne el emeğiyle anlam katan etkinlik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anneler-gunune-el-emegiyle-anlam-katan-etkinlik-527070</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 15:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[emeğiyle]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[gününe]]></category>
		<category><![CDATA[katan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi tarafından düzenlenen Anneler Günü Hediyelik Eşya Günleri ve El Sanatları Kursiyerleri Yıl Sonu Sergisi Büyükpark’ta Kızlar başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anneler-gunune-el-emegiyle-anlam-katan-etkinlik-527070">Anneler Günü&#8217;ne el emeğiyle anlam katan etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi tarafından düzenlenen Anneler Günü Hediyelik Eşya Günleri ve El Sanatları Kursiyerleri Yıl Sonu Sergisi Büyükpark’ta Kızlar başladı. Bornova Kadın Girişimi ve İşletme Kooperatifi üyesi kadınlar ile el sanatları kursiyerlerinin el emeği ürünleri Bornovalıların beğenisine sunuldu. Organizasyon 9 Mayıs’a kadar devam edecek.</p>
<p><b> </b>Bornova Belediyesi Hobi ve Beceri Edindirme Kursları’nın El Sanatları Yıl Sonu Sergisi, Anneler Günü Hediyelik Eşya Günleri kapsamında Büyükpark’ta Kızlar Kahvesi önünde başladı. Etkinlikte, Bornova Kadın Girişimi ve İşletme Kooperatifi üyesi kadınlar ile el sanatları kursiyerlerinin el emeği göz nuru ürünleri yer aldı. Takıdan çantaya, aksesuardan kıyafete kadar birçok ürün ziyaretçilerin beğenisine sunuldu.</p>
<p><b> Başkan Eşki: “Kadınların üretimde daha görünür olması gerekiyor”</b></p>
<p><b> </b>Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, kadın emeğinin, toplumun kalkınmasında ve dayanışma ruhunun güçlenmesinde en temel unsurlardan biri olduğunu belirterek, “El emeğiyle, yaratıcılıkla ve sabırla üretilmiş bu özel ürünler, hem ekonomik hem kültürel anlamda büyük bir değer taşıyor. Bornova Belediyesi olarak kadınların üretimde daha görünür olması, güçlenmesi ve sosyal hayata daha fazla katılması için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><b> 9 Mayıs’a kadar açık</b></p>
<p><b> </b>Büyük ilgi gören sergi, 9 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek. El emeğiyle hazırlanan rengarenk ürünler, Anneler Günü hediyesi arayanlar için hem anlamlı hem de özgün seçenekler sunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anneler-gunune-el-emegiyle-anlam-katan-etkinlik-527070">Anneler Günü&#8217;ne el emeğiyle anlam katan etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKDEM Çocuklara &#8216;Ramazan&#8217;ın Anlam ve Önemini Anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akdem-cocuklara-ramazanin-anlam-ve-onemini-anlatti-367763</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2023 13:26:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akdem]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara]]></category>
		<category><![CDATA[önemini]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=367763</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zeytinburnu Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi (AKDEM), çocuk ve ebeveynlerini kapsayan ‘Ramazan ve Çocuk’, ‘Ramazanı Anlamak’ temalı atölye ve söyleşi programlarını gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdem-cocuklara-ramazanin-anlam-ve-onemini-anlatti-367763">AKDEM Çocuklara &#8216;Ramazan&#8217;ın Anlam ve Önemini Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Zeytinburnu Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi (AKDEM), çocuk ve ebeveynlerini kapsayan ‘Ramazan ve Çocuk’, ‘Ramazanı Anlamak’ temalı atölye ve söyleşi programlarını gerçekleştirdi.  </strong></em></p>
<p>Zeytinburnu Belediyesi Aile Kadın Destekleme ve Engelliler Merkezi (AKDEM)’nin Ramazan ayı dolayısıyla gerçekleştirdiği, çocukların yanı sıra aile bireylerini de kapsayan Ramazan ayına özel bir atölye ve söyleşi programı gerçekleşti. Yazar Merve Gülcemal’in mentörlüğün de gerçekleşen “Ramazan ve Çocuk”, “Ramazanı Anlamak” temalı atölye ve söyleşi programlarına katılım beklenilenin üzerindeydi.  </p>
<p><strong>ÖNCE ÇOCUKLARA SONRA ANNELERE</strong></p>
<p>Yazar Merve Gülcemal, ilk olarak “Ramazan ve Çocuk” temasıyla miniklerle buluşurken; bir hafta sonra ise “Ramazanı Anlamak” konusu ile yetişkin bireylerle AKDEM’de buluştu. Yazar ve anne-çocuk buluşmasında çocukların Ramazan ayına karşı bilinç düzeylerini arttırmak, gelecekte değerlerini bilen, duygusal ve vicdanı zekâsını çocukluk çağında tamamlayan bireylerin yetişmesini amaçlayan atölyelere ilginin oldukça yoğun geçtiği görüldü.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdem-cocuklara-ramazanin-anlam-ve-onemini-anlatti-367763">AKDEM Çocuklara &#8216;Ramazan&#8217;ın Anlam ve Önemini Anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
