<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zihinsel | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/zihinsel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/zihinsel</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>zihinsel | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/zihinsel</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmangazi&#8217;den Zihinsel İyi Oluşa Değer Katan Etkinlik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-zihinsel-iyi-olusa-deger-katan-etkinlik-616234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atölye]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[katan]]></category>
		<category><![CDATA[oluşa]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal belediyecilik anlayışıyla toplumsal farkındalığı güçlendiren çalışmalara imza atan Osmangazi Belediyesi, vatandaşların zihinsel ve duygusal iyi oluşunu destekleyen önemli bir atölye gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-zihinsel-iyi-olusa-deger-katan-etkinlik-616234">Osmangazi&#8217;den Zihinsel İyi Oluşa Değer Katan Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Sosyal belediyecilik anlayışıyla toplumsal farkındalığı güçlendiren çalışmalara imza atan Osmangazi Belediyesi, vatandaşların zihinsel ve duygusal iyi oluşunu destekleyen önemli bir atölye gerçekleştirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Toplumun her kesiminin ruhsal, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sunmayı hedefleyen Osmangazi Belediyesi, vatandaşların yoğun katılımıyla Zihinsel İyi Oluş Atölyesi’ni düzenledi. Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nin kütüphanesinde gerçekleşen etkinlikte, atölye eğitmeni Uzman Klinik Psikolog Zeliha Yüksel Karaca tarafından önemli bilgiler verildi. Atölye kapsamında günlük hayatın zorlayıcı duyguları, stresle başa çıkma yöntemleri ve rahatlama teknikleri ele alındı. Katılımcıların ihtiyaçlarına yönelik olarak planlanan programda, teorik bilgilerin yanı sıra uygulamaya dönük işlevsel çalışmalar da yapıldı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><b><span><span>“Amacımız İnsanlara Dokunabilmek, Onları Anlayabilmek”</span></span></b></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzman Klinik Psikolog Zeliha Yüksel Karaca, etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada, “Daha çok gruba ve onların ihtiyaçlarına yönelik bir atölye düzenledik. Günlük hayatın zorlayıcı duygularından, stresle başa çıkma yöntemlerinden, rahatlama yöntemleriyle alakalı olarak daha işlevsel, uygulamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdik. Amacımız, küçük de olsa insanlara dokunabilmek, onları anlayabilmek ve bir nebze olsun hayatlarında o kısa molayı vererek kendilerini sevmemeleriyle, zaman ayırmalarıyla ve iyi bakmalarıyla ilgili farkındalık oluşturmak” ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Programın sonunda Uzman Klinik Psikolog Zeliha Yüksel Karaca, atölyeye desteklerinden ötürü Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın’a teşekkürlerini sundu.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/osmangaziden-zihinsel-iyi-olusa-deger-katan-etkinlik-616234">Osmangazi&#8217;den Zihinsel İyi Oluşa Değer Katan Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 12:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[48]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kala]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[saati]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[ziline]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609546</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk, orta ve lise kademesindeki öğrenciler, yarıyıl tatilinin ardından okula dönmeye hazırlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546">Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk, orta ve lise kademesindeki öğrenciler, yarıyıl tatilinin ardından okula dönmeye hazırlanıyor. Okul zilinden önceki 48 saatin zihinsel hazırlığın somutlaştırılması gereken belirleyici bir evre olduğunu söyleyen İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, ev içinde okul saatlerine benzer bir kahvaltı ve yemek saati düzenine geçmenin, erken uyumanın ve akşam saatlerinde ekran kullanımının sınırlandırılmasının okula zihinsel olarak hazırlanmaya katkı sağlayacağını söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, iki haftalık sömestr tatilinin sona ermesinin ardından okula uyum sürecine ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Geçiş dönemi zorluğu yaşanabilir<br />İki haftalık bir aradan sonra okulun kurallı yapısına dönmenin, çocuklarda konfor alanından çıkmanın yarattığı doğal bir direnç oluşturabileceğini belirten Banu Dirice Karcı, “Bu süreçte çocuklarda ‘okula gitmek istememe, ‘odaklanma güçlüğü’ veya sabahları görülen ‘aşırı isteksizlik’ en sık rastlanan durumlardır. Bazen bu psikolojik süreç; karın ağrısı, mide bulantısı veya baş ağrısı gibi bedensel şikayetlerle (psikosomatik belirtiler) kendini gösterebilir. Ebeveynler bu tepkileri, birer disiplin sorunu veya şımarıklık olarak değil, çocuğun yeni düzene alışmaya çalışırken yaşadığı bir ‘geçiş dönemi zorluğu’ olarak görmeli ve sabırlı bir tutum sergilemelidir” tavsiyesinde bulundu.<br />Uyku saati erkene çekilmeli<br />Okula alışma sürecinde uyku düzeninin sağlanmasının önemli olduğunu belirten Banu Dirice Karcı ,“Uyku düzeni, sadece fiziksel bir dinlenme süreci değil, çocuğun gün içinde karşılaştığı duygusal stresle başa çıkma kapasitesini belirleyen en temel unsurdur. Tatil sonrası uykusuz kalan bir çocukta gözlemlenen huzursuzluk ve tepkisellik, aslında yorgun düşen sinir sisteminin bir savunma mekanizmasıdır. Bu noktada uyku saatini kademeli olarak erkene çekmek ve uyku öncesinde çocukla yapılacak samimi, sakin sohbetlerle günün değerlendirmesini yapmak, zihninin yeni güne karşı güvende ve hazır hissetmesini sağlar” dedi.<br />İlk hafta uyum sürecine odaklanılmalı<br />Okula adaptasyonu kolaylaştırmak adına, ilk hafta akademik performanstan ziyade okula uyum sürecine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Banu Dirice Karcı, “İlk hafta çocuğun bilişsel kapasitesini zorlamadan rutinlere dönüşü desteklenmelidir. Buna ek olarak, yeni dönemde işlenecek konulara dair yapılabilecek ufak ve keyifli ön hazırlıklar, akademik bir baskıdan ziyade zihinsel bir ‘ısınma turu’ işlevi görerek çocuğun derslere karşı yabancılık çekmesini önleyecektir” diye konuştu.<br />Teknoloji ve ekran kullanımı sınırlı ve kontrollü olmalı<br />Genel olarak teknoloji ve ekran kullanımının sınırlı ve kontrollü şekilde olması gerektiğini kaydeden Banu Dirice Karcı, “Bu süreçte de teknoloji ve ekran kullanımını kademeli olarak azaltmak, beynin dopamin dengesini koruyarak odaklanma becerisini arttırır. Özellikle, akşam saatlerinde ekran kullanımını sınırlayıp ev içi uyaranları düşürmek, beyindeki kaygı seviyesini azaltarak çocuğun ertesi günün sorumluluklarını birer tehdit olarak değil, yönetilebilir görevler olarak algılamasına olanak tanır” dedi.<br />48 saat önceden zihinsel hazırlık yapılmalı<br />Okula başlamadan birkaç gün önce evde yapılabileceklere de değinen Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, “Okul zilinden önceki 48 saat, zihinsel hazırlığın somutlaştırılması gereken belirleyici bir evredir. Ev içinde okul saatlerine benzer bir kahvaltı ve yemek saati düzenine geçmek, biyolojik hazırlığı başlatır. Çantanın birlikte düzenlenmesi veya okul kıyafetleriyle birlikte kullanılacak küçük bir kişisel aksesuarın (sevdiği bir çanta süsü, toka veya saat gibi) seçimi türünden hazırlıklar, beynin ‘hazırlık’ moduna geçmesini sağlayan önemli sinyallerdir” diye konuştu. <br />Yoğun tempodan şikâyet edilmemeli<br />Ebeveynleri kaygılarını çocuğa hissettirmemesi gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Banu Dirice Karcı, sözlerini şöyle tamamladı:<br />“Bu evrede en kritik nokta, ebeveynlerin kendi kaygı ve yakınmalarını çocuğun yanında dile getirmemesidir. Yetişkinlerin okulun getirdiği yoğun tempodan şikâyet etmesi, çocuğun okulu bir &#8220;yük&#8221; olarak kodlamasına neden olabilir. Ayrıca bu süreçte başvurulan ‘tatil bittiği için üzülme’ gibi duyguları baskılayıcı söylemler yerine; çocuğun duyguları ifade etmesine izin verilmeli, sonrasında okulda özlediği bir arkadaşını veya sevdiği bir aktiviteyi hatırlatmak gibi pozitif bir odak noktası oluşturulmalıdır. Unutulmamalıdır ki; tatilin bittiğine değil, okulun sunduğu sosyal kazanımlara, yeni keşiflere ve bireysel başarı duygusuna vurgu yapan dürüst bir iletişim dili, öğrencinin psikolojik dayanıklılığını pekiştirerek süreci bir krizden gelişim fırsatına çevirecektir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ders-ziline-48-saat-kala-zihinsel-hazirlik-yapilmali-609546">Ders ziline 48 saat kala zihinsel hazırlık yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar&#8221; İnegöl&#8217;de Konuşulacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/norocesitlilik-ve-egitimde-yeni-yaklasimlar-inegolde-konusulacak-602605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 08:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Ayas]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimde]]></category>
		<category><![CDATA[konuşulacak]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[nöroçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602605</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi organizasyonuyla Otizmli araştırmacı yazar Espina Hande Ayas’ın konuşmacı olarak katılacağı “NRM Çerçevesinde Zihinsel İşleyiş, Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşım” konulu seminer düzenlenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norocesitlilik-ve-egitimde-yeni-yaklasimlar-inegolde-konusulacak-602605">&#8220;Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar&#8221; İnegöl&#8217;de Konuşulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İnegöl Belediyesi organizasyonuyla Otizmli araştırmacı yazar Espina Hande Ayas’ın konuşmacı olarak katılacağı “NRM Çerçevesinde Zihinsel İşleyiş, Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşım” konulu seminer düzenlenecek.</span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi, toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik önemli bir seminere ev sahipliği yapıyor. Otizmli araştırmacı yazar Espina Hande Ayas, “NRM Çerçevesinde Zihinsel İşleyiş, Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşım” konulu semineriyle İnegöllülerle buluşacak.</span></span></p>
<p><span><span>Eğitim, öğrenme süreçleri ve nöroçeşitlilik konularında güncel ve bilimsel yaklaşımların ele alınacağı seminerde; zihinsel işleyişin farklı boyutları, eğitimde kapsayıcı modeller ve nöroçeşitliliğin toplumsal yaşamdaki yeri kapsamlı biçimde değerlendirilecek. Seminer, 05 Ocak 2026 Pazartesi günü saat 20.00’de, İnegöl Belediyesi Yeni Hizmet Binası Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.</span></span></p>
<p><span><span><b>KONTENJAN SINIRLI</b></span></span></p>
<p><span><span>Eğitimcilerin, ebeveynlerin, öğrencilerin ve konuya ilgi duyan tüm vatandaşların katılabileceği ücretsiz seminerde, kontenjan 120 kişi ile sınırlı. Kayıt işlemleri görselde yer alan QR kod üzerinden yapılabilirken, aynı zamanda https://hizmetkapisi.inegol.bel.tr adresinden de yapılabilir.</span></span></p>
<p><span><span><b>ESPİNA HANDE AYAS KİMDİR?</b></span></span></p>
<p><span><span>Espina Hande Ayas, otizmli bir yazar ve söyleşi konuşmacısıdır. Zihinsel farklılıklar ve otizm konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Türkiye’de etkinlikler düzenleyerek hem bireylerle hem ebeveynlerle deneyimlerini paylaşmaktadır. Özellikle otizmi “normalleştirmek” yerine bireyin zihinsel işleyişini anlamaya ve farklılıkları kabul etmeye odaklanan bakış açısıyla tanınmaktadır. Ayas, yıllardır birebir deneyimlerini bir yöntem haline getirerek bu yaklaşımı Türkiye genelinde anlatıyor ve insanların “zihin haritası” üzerinden anlamaya yönelik bir farkındalık geliştirmeyi amaçlıyor. Onun çalışmaları, tanı ve tedaviden çok zihinsel süreçlerin anlaşılması ve insanların davranışlarının bu süreçle ilişkilendirilmesine vurgu yapıyor. Özellikle söyleşilerinde, otizmli bireylerin dünyasını tanımlamak yerine tanıklık etmek gerektiğini vurgulayarak, bu yaklaşımın toplumsal kabullenme ve eğitimde yeni yöntemlerle bir arada yürütülmesi gerektiğini ifade ediyor.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norocesitlilik-ve-egitimde-yeni-yaklasimlar-inegolde-konusulacak-602605">&#8220;Nöroçeşitlilik ve Eğitimde Yeni Yaklaşımlar&#8221; İnegöl&#8217;de Konuşulacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 10:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[besinler]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[Uyarılma]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Zihinsel Performans]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, besinler ve içeceklerin zihinsel performans üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçası!</strong></p>
<p>Beslenme ve içecek tercihlerinin, bilişsel işlevleri tek başına belirleyen unsurlar olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Daha çok beynin çalıştığı genel fizyolojik zemini etkilerler. Kan şekeri dengesi, sıvı alımı ve bedenin uyarılma düzeyi; dikkat ve zihinsel sürdürülebilirlik üzerinde dolaylı bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu etkilerin genellikle kısa süreli ve kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini aktaran Alp, “Sağlıklı bireylerde, tek bir içeceğin hafıza ya da üst düzey bilişsel işlevleri kalıcı biçimde güçlendirmesini beklemeyiz. Bilişsel performans çok boyutlu bir süreçtir ve beslenme bu sürecin yalnızca bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>‘Zihni keskinleştirme’ algısı, geçici bir uyanıklık hissini yansıtıyor!</strong></p>
<p>‘Zihni keskinleştirme’ ifadesinin bilimsel bir kavramdan ziyade gündelik bir betimleme olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Nörobilimsel açıdan bu tür içeceklerin oluşturduğu etki çoğu zaman dikkat sistemlerinde geçici bir uyanıklık artışıyla sınırlıdır. Bu durum, bilişsel kapasitenin artmasından çok, mevcut zihinsel durumun daha belirgin hissedilmesiyle ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Kişinin kendini daha ‘açık’ hissetmesinin, her zaman ölçülebilir bir performans artışı anlamına gelmeyebileceğini ifade eden Alp, bu tür ifadelerin bilimsel dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Pancar suyunun zihinsel performansa etkisi fizyolojik ve öznel algılarla ilişkili! </strong></p>
<p>Son dönemde pancar suyunun zihinsel performansla ilişkilendirilmesine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Pancar suyu ile zihinsel performans arasındaki ilişki, doğrudan bilişsel süreçlerden ziyade fizyolojik mekanizmalar üzerinden ele alınır.” dedi.</p>
<p>Pancar suyu içeriğinde yer alan bileşenlerin damar genişlemesini desteklemesinin, beyin kan akışı üzerinde dolaylı bir etki meydana getirebileceğine işaret eden Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ancak bu durum, bilişsel işlevlerin otomatik olarak güçlendiği anlamına gelmez. Mevcut araştırmalar, bu etkinin daha çok genel uyanıklık ve bedensel enerjiyle ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle pancar suyunun bilişsel etkileri sınırlı ve dolaylıdır.</p>
<p>Pancar suyu sonrası bildirilen ‘zihinsel açılma’ hissi çoğu zaman öznel bir deneyimi yansıtır. Uyanıklık artışı, bedensel farkındalık ve beklenti bu algının oluşmasında etkili olabilir. Nöropsikolojik açıdan gerçek bilişsel değişim, standart testler ve nesnel ölçümlerle değerlendirilir. Kişinin kendini daha iyi hissetmesi, bilişsel işlevlerin gerçekten güçlendiği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle öznel deneyim ile ölçülebilir bilişsel değişim arasındaki ayrım önemlidir.”</p>
<p><strong>Gerçek bilişsel güçlenme öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir!</strong></p>
<p>Kısa süreli dikkat artışının, beynin uyarılma düzeyindeki geçici bir yükselmeyle ilişkili olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu durum genellikle anlık performansı etkiler ve kalıcı değildir. Gerçek bilişsel güçlenme ise öğrenme, tekrar ve nöroplastisite süreçlerini içerir.” dedi.</p>
<p>Tekil uyaranlar ya da içeceklerin çoğunlukla ilk grupta yer aldığını aktaran Alp, “Bu ayrım, bilişsel etkileri doğru yorumlayabilmek açısından önem taşır. Zihinsel uyarılma oluşturan içecekler her bireyde aynı etkiyi göstermeyebilir. Kaygı bozukluğu, panik atak ya da dikkat düzenleme güçlüğü olan kişilerde bu tür etkiler rahatsızlık hissini artırabilir. Aşırı uyarılma, odaklanmayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırabilir. Beynin verimli çalışması, her zaman daha fazla uyarılmayla sağlanmaz. Bu nedenle bireysel farklılıkların göz önünde bulundurulması gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkili!</strong></p>
<p>Zihinsel berraklığı destekleyen temel unsurların düzenli uyku, stresin yönetilebilmesi ve dikkat yükünün dengelenmesi olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Uyku sürekliliği, özellikle bellek ve yürütücü işlevler için belirleyicidir.” dedi.</p>
<p>Gün içinde zihinsel molalar verebilmenin ve dikkat bölünmelerini azaltmanın da bilişsel verimi desteklediğinin altını çizen Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Fiziksel hareket ve günlük rutinler, beynin düzenleyici sistemlerine katkı sağlar. Bu alışkanlıklar, tekil içecek etkilerinden çok daha kalıcıdır. Zihinsel berraklık arayışında öncelikle kişinin kendi zihinsel ritmini tanıması önerilir. Dikkatin ne zaman düştüğünü ve bunun hangi koşullarda gerçekleştiğini fark etmek önemlidir. Kısa vadeli çözümler yerine, zihinsel yükün nasıl dağıtıldığına odaklanmak daha sürdürülebilir sonuçlar sağlar. Bilişsel verimlilik çoğu zaman dışsal bir destekten çok, içsel düzenlemeyle ilişkilidir. Bu farkındalık, uzun vadede zihinsel performansı daha sağlıklı bir biçimde destekler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihni-besinler-degil-aliskanliklar-guclendiriyor-602294">Zihni besinler değil, alışkanlıklar güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[defalarca]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor… Günümüzde pek çok kişinin ortak şikâyeti aynı: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünce trafiğiyle açıklanmıyor; duygusal sıkışmışlık, stresin artması ve bedenin sessiz tepkileri zihni daha da yoruyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, zihinsel ve bedensel yükün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak ruh sağlığını korumak için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİN HIZINA DUYGULAR YETİŞEMİYOR</strong></p>
<p>Günlük hayatta pek çok kişiden aynı cümleyi duyarız: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Düşüncelerin durmaması çoğu zaman fazla düşünmekten çok daha derin bir sürecin işaretidir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>’ ye göre zihnin hızlanması, kişinin duygularına yaklaşmakta zorlandığı ya da içsel bir sıkışmışlık yaşadığı dönemlerde belirginleşiyor. “Zihin, duygulara temas etmekte güçlük çektiğinde devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen <strong>Gözeri</strong>, bu durumun stres sisteminin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor. Tehdit algısı yükseldiğinde zihnin fark edilmez bir tempo artışına girdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog</strong> <strong>Gözeri</strong>, “Bu nedenle aynı düşüncenin defalarca tekrarlanması, detaylarda kaybolma ya da durmak bilmeyen iç konuşmalar çoğu zaman zihnin yardım çağrısı niteliğinde. İnsan bir çıkış yolu bulamadığında düşünceler hızlanır; içteki gürültü dış dünyanın sesini bastırmaya başlar” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ÇOK DÜŞÜNMEK ZİHNİNİZİ YORMUYOR; </strong></p>
<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca “çok düşünmekle” açıklanmadığını, kişinin içten içe sıkıştığında, duygularına yaklaşmakta zorlandığında ya da stres yükü arttığında zihnindeki trafiğin hızlandığını ifade eden <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihin yorulduğunda beden sessizce devreye girer. Stres sistemi sık aktive olduğunda yalnızca kafa karışmaz; uyku düzeni bozulur, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Yani zihin ve beden birbirinden bağımsız değildir, biri zorlandığında diğeri mutlaka bir yerden sinyal verir” diyor. </p>
<p><strong>ZİHNİNİZ YARDIM ÇIĞLIĞINI UYKUSUZLUK, KALP, MİDE SORUNLARIYLA YANSITABİLİR</strong></p>
<p>Kişinin çıkış yolu bulamadığında düşüncelerinin hızlandığını ve içteki gürültünün dış dünyanın sesini bastırmaya başladığını belirten Gözeri; “Bu dönemde stres yavaş yavaş birikir ve biriken bu yük sonunda kendini bedende gösterir: baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, omuz–boyun gerginliği, uykuya dalma güçlüğü… Bunların her biri zihinsel yorgunluğun bedensel yankılarıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>BEDENİNİZ DUYGULARI İŞARET EDİYOR</strong></p>
<p>Her insanın taşıyabileceği yükün farklı olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>; “Üstelik bu yük çoğu zaman fark ettirmeden, sessizce artar. Bu tablonun merkezinde duygular yer alır. <strong>Pek çok kişi duygusunu söylemediğinde sorunun çözüldüğünü sanır; oysa bastırılan duygu kaybolmaz, yalnızca başka bir yerden geri döner. B</strong>u psikolojide <em>duygusal bastırma</em> olarak tanımlanır. Bilimsel araştırmalar da bu durumu doğruluyor: Bastırılan duygular, bedenin stres tepkisini artırarak <strong>kortizol seviyelerini yükseltiyor</strong>. Yani kişi o duyguyu kelimelere dökmese bile, <strong>beden o yükü taşımayı sürdürüyor</strong> ve bir noktada farklı belirtiler üzerinden sinyal vermeye başlıyor” diyor. </p>
<p><strong>STRES DÜŞÜNCELERİ, DÜŞÜNCELER DUYGULARI BESLİYOR</strong></p>
<p>Stres, düşünceler ve duyguların birbirini sürekli besleyen üç halka olduğunu söyleyen <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>; “Kişi içsel olarak sıkıştığında, en basit günlük işler bile gözünde büyüyebilir; zihinsel gürültü, normalde kolaylıkla yönetilebilecek işleri zorlaştırır. Bu noktada duyguları bastırmak yerine onları tanımaya çalışmak, gün içinde kendimize kısa nefes molaları ya da birkaç dakikalık zihinsel ara yaratmak bu yükü hafifletebilir. Uzun süren, kişiyi sosyal hayattan koparan ve günlük hayat akışını engelleyen süreçlerde ise mutlaka uzmana başvurmak, yardım almaktan çekinmemek gerekir ” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, iyileşme sürecindeki en kritik adımın farkındalık olduğunu belirtiyor: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an, değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü, dönüşümün kapısını aralar.” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolojide]]></category>
		<category><![CDATA[parlatma]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, beynin doğru frekansta çalışmasını hedefler!</strong></p>
<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, bireylerin zihinsel sağlıkları kadar, zihinsel performanslarını en üst düzeye çıkarma çabalarının da büyük bir önem taşıdığını aktaran Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Beyin parlatma kavramı, hem psikoterapi hem de nörobiyolojik sağlığın entegrasyonu açısından devrim niteliğinde bir yenilik sunuyor. Bu kavram, yalnızca psikolojik bozuklukların yönetimi için değil, aynı zamanda bireylerin kişisel gelişimi ve en yüksek potansiyellerine ulaşmaları adına da oldukça etkili bir araç.” dedi.</p>
<p>Beyin dalgalarının EEG cihazlarıyla ölçülmesinin, beynin düşünme, duygulanma ve tepki verme biçimini anlamaya olanak tanıdığını ifade eden Taşkın, “Bu dalgalar, beynimizin sağlıklı işleyişinin bir yansımasıdır ve belirli bozukluklar, örneğin depresyon, anksiyete, OKB ve DEHB gibi durumlar, beyin dalgalarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilidir. Beyin parlatma tekniği, bu düzensizlikleri hedef alarak, beynin doğru frekansta çalışmasını sağlamayı amaçlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapinin derinliğini ve etkisini artırır! </strong></p>
<p>Psikoterapinin, bireylerin içsel dünyalarını keşfederek, duygusal ve zihinsel sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ancak, bazen psikoterapi süreci yalnızca zihinsel ve duygusal düzeyde gerçekleşir. Beyin parlatma gibi nörolojik tekniklerle birleştirildiğinde, bireylerin zihinlerinin çalışma biçimlerine doğrudan müdahale edebilir, böylece daha hızlı ve etkili sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Taşkın ayrıca, beyin dalgalarını iyileştirmenin, bireylerin terapi sürecinde daha derin bir içgörüye ulaşmalarını ve duygusal dengeyi kurmalarını kolaylaştırabileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Beyin dalgalarının eğitimi, hem verimliliği hem duygusal sağlığı destekliyor!</strong></p>
<p>Beyin parlatmanın, iyi oluş ve optimal performansın geliştirilmesinde de önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sporcular, sanatçılar ve iş dünyasında çalışan profesyoneller için beyin dalgalarının güçlendirilmesi, bireylerin verimliliğini, yaratıcılığını ve odaklanmalarını artırır.” dedi.</p>
<p>Beyin parlatmanın, yalnızca dışsal performansı artırmakla kalmadığını aynı zamanda içsel dengeyi ve duygusal sağlığı da güçlendirdiğini kaydeden Taşkın, “Zihinsel sağlığın korunması, yalnızca bireylerin yaşadığı anlık stres ve kaygıyı aşmalarına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli psikolojik refahı sağlar. Beyin dalgalarının doğru bir şekilde eğitilmesi, depresyon, kaygı gibi duygusal durumlarla başa çıkmada önemli bir rol oynar ve kişilerin duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapiyle birleştiğinde zihinsel iyilik hâlini ve bireyin potansiyelini artırıyor! </strong></p>
<p>Bu bağlamda, beyin parlatma tekniklerinin, psikoterapinin gücünü desteklerken, optimal performansın sınırlarını da zorlayabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Düzenli olarak yapılan beyin dalgası eğitimi, yalnızca zihinsel sağlık açısından değil, aynı zamanda kişisel gelişim açısından da önemli faydalar sunar.” dedi.</p>
<p>Yılda 4 kez yapılan alfa dalgası çalışmasının, bu tür bir yenilikçi yaklaşımın etkili olduğunu ve beyin sağlığının güçlendirilmesinin, duygusal ve bilişsel iyileşme sürecine katkı sağladığını gösterdiğini ifade eden Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sonuç olarak, beyin parlatma, psikoterapi ile birleşerek bireylerin zihin sağlığını iyileştirmek, içsel dengeyi sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak için güçlü bir araç haline gelir. Bu yenilikçi yaklaşım, beyin dalgalarının optimizasyonu ile hem iyi oluşu artırmayı hem de bireylerin en yüksek potansiyellerine ulaşmalarını sağlamayı mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:57:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Riski]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[beslen]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[temiz]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593050</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlıklı ve fit bir yaşlanma süreci ile Alzheimer’dan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050">İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sağlıklı ve fit bir yaşlanma süreci ile Alzheimer’dan korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve fit bir yaşlanmayı destekliyor!</strong></p>
<p>Güzel, sağlıklı, fit ve dinç bir yaşlanma sürecini teşvik etmek için yaşam tarzı değişiklikleri yapılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dengeli ve besleyici bir diyet, yaşlanma sürecini olumlu yönde etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıl ürünleri, sağlıklı yağlar ve yeterli protein içeren bir diyet tercih edilmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri de yaşlanma karşıtı etkilere sahiptir. Fiziksel aktivite, kas kitlesini koruma, esnekliği artırma, enerji seviyelerini yükseltme ve genel sağlığı iyileştirme açısından önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz yapmayı hedeflemek ve güçlendirme egzersizleri eklemek önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Stres yönetimi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları yaşlanmayı yavaşlatıyor! </strong></p>
<p>Kronik stresin, yaşlanma sürecini hızlandırabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Düzenli meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres azaltma teknikleri, stresin olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.” dedi.</p>
<p>Kaliteli uykunun, hücresel yenilenme için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“7-9 saat uyku almaya çalışın ve uyku düzeninizi koruyun. Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek yaşlanma sürecini hızlandırabilir. Bu alışkanlıklardan kaçının veya sınırlayın. Sosyal ilişkiler ve entelektüel uyarım, zihinsel ve duygusal sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. Arkadaşlarınızla ve ailenizle bağlantı kurun, yeni ilgi alanlarına yönelin. Sağlık kontrolünden geçmek ve sağlık sorunlarını erken teşhis etmek, tedavi edilmesini kolaylaştırabilir ve yaşlanma sürecini daha iyi yönetmenize yardımcı olabilir. Olumlu bir zihinsel tutum ve zihinsel egzersizler, bilişsel fonksiyonları korumak için önemlidir. Düşünce gücünüzü ve zihinsel esnekliğinizi sürdürmek için yeni şeyler öğrenmeye ve zihinsel meydan okumalara katılmaya çalışın. Güneşe maruz kalma, cilt yaşlanması ve cilt kanseri riskini artırabilir. Güneş koruyucu kullanımı ve uygun giyimle cildinizi koruyun. Yeterli su içmek, cildin nemli kalmasına ve genel sağlığı desteklemeye yardımcı olabilir.”</p>
<p><strong>Teknoloji, yaşlı bireylerin sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşam sürmelerine destek olabiliyor!</strong></p>
<p>Günümüzde yaşlanma sürecinin, teknolojik gelişmelerle önemli ölçüde değiştiğini kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sağlık hizmetlerine daha iyi erişim, daha etkili teşhis ve tedavi yöntemleri yaşlıların yaşam kalitesini artırdı.” dedi.</p>
<p>Bilinçli yaşlanmanın, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklandığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, “Teknoloji bu alanda da destek sunuyor. İnternet ve sosyal medya ise yaşlı bireylerin sosyal bağlantılarını sürdürmelerine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle yaşlanmanın şekli ve süreci, teknolojik ilerlemelerle daha sağlıklı, aktif ve sosyal bir yaşamı teşvik edebiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yaş, genetik faktörler, kronik hastalıklar ve sağlıksız yaşam Alzheimer riskini artırıyor!</strong></p>
<p>Alzheimer riskini arttıran bir çok neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yaş ilerledikçe Alzheimer riski artar. Aile geçmişi de Alzheimer riskini etkileyebilir. Yüksek tansiyon, obezite ve diyabet gibi kardiyovasküler sorunlar Alzheimer riskini ve şiddetini belli oranlarda artırabilir. Düzensiz egzersiz yapmak ve zihinsel olarak aktif olmamak, sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi Alzheimer riskini yükseltebilir. Yine kronik inflamasyon, barsak veya diş eti iltihapları Alzheimer riskini artırabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken teşhis, Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatarak yaşam kalitesini artırabilir!</strong></p>
<p>Erken teşhisin, Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatma veya semptomların yönetimine yardımcı olma potansiyeline sahip tedavi seçeneklerine erken erişim sağladığına vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Alzheimer hastalığı erken teşhis edildiğinde, doktorlar daha iyi tedavi seçenekleri sunabilirler. İlaçlar ve diğer tedavi yöntemleri, semptomların ilerlemesini yavaşlatabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Ayrıca, bilişsel ve duygusal işlevleri destekleyici terapiler de uygulanabilir.” dedi.</p>
<p>Erken teşhisin, bireylerin Alzheimer risk faktörlerini daha yakından izlemelerine yardımcı olabileceğini de aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Erken teşhis, risk faktörlerinin yönetilmesini ve olası komplikasyonların önlenmesini sağlayabilir. Alzheimer hastalığı genetik yatkınlıkla ilişkilendirilmiştir. Aile geçmişi bu hastalığa karşı riski artırabilir. Bu nedenle, aile geçmişinizde Alzheimer hastalığı olan bir kişi varsa, düzenli olarak bilişsel testler ve doktor muayeneleri yaptırarak erken teşhis için daha fazla bilgi edinebilirsiniz.</p>
<p>Genetik yatkınlığı olan bireyler, düzenli doktor muayeneleri ve bilişsel testler yaptırmalıdır. Bu, herhangi bir erken belirtiyi veya değişikliği yakından izlemek için önemlidir. Genetik yatkınlığı olan kişiler, doktorları ile Alzheimer hastalığına karşı koruyucu tedavileri tartışmalıdır. Bu, genetik riski azaltmaya veya hastalığın ilerlemesini geciktirmeye yardımcı olabilir. Bu nedenle, bu konuda bilinçli olmak ve sağlık uzmanları ile işbirliği yapmak önemlidir.”</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer’dan korunmada en etkili yol, doğru yaşam tarzına odaklanmak!</strong></p>
<p>Antioksidanlar, vitaminler ve besin takviyelerinin sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer&#8217;dan korunma açısından bazı faydalar sağlayabileceğine değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Antioksidanlar, vücutta serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresi azaltarak hücresel hasarı önleyebilirler. Bu, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve bazı sağlık sorunlarını önleyebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak, antioksidan takviyelerinin bilimsel olarak kesin ve etkili bir şekilde yaşlanma veya Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğunun kanıtlanmadığının altını çizen Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ayrıca, bazı durumlarda yüksek dozda antioksidan takviyelerinin zararlı olabileceği de gösterilmiştir. Bu nedenle, antioksidanları doğal gıdalardan almak en iyisi olabilir. Özellikle B12 vitamini, D vitamini ve omega-3 yağ asitleri gibi besin maddeleri sağlıklı yaşlanma ve beyin sağlığı için önemlidir. Ancak, bu vitaminlerin takviyeleri sadece eksiklik durumlarında veya doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır. Aşırı vitamin alımı zararlı olabilir ve bazı çalışmalar, vitamin takviyelerinin Alzheimer riskini azaltmada etkisiz olduğunu göstermektedir. Genel olarak, sağlıklı yaşlanma ve Alzheimer&#8217;dan korunma için en iyi strateji, dengeli bir beslenme planı, düzenli egzersiz, zihinsel ve sosyal aktivitelerin sürdürülmesi ve stresten kaçınılması gibi yaşam tarzı faktörlerine odaklanmaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-yas-almak-icin-altin-kural-temiz-beslen-aktif-yasa-ve-stresi-yonet-593050">İyi yaş almak için altın kural temiz beslen, aktif yaşa ve stresi yönet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emdr]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[terapisiyle]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda pek çok kişi yaşamlarının bir döneminde travmatik ya da zorlayıcı olan olaylara maruz kalıyor. Travmatik olayların başında çocukluk çağı ihmalleri, ani veya beklenmedik kayıplar, ağır hastalıklar, kaza ve doğal afetler ile sınav ya da performans baskısı gibi yüksek stres yaratan deneyimler geliyor. Bu tür travmatik olaylara maruz kalan kişilerin belleğinde bu olay sağlıklı bir biçimde işlenmeden &#8220;donmuş&#8221; olarak kalıyor. İşlenmeden kalan bu anılar tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında; aşırı korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabiliyor. Bilimsel bir psikoterapi yöntemi olan EMDR terapisiyle bireyin rahatsız edici yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntı ve semptomların hafifletilmesi sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Klinik Psikoloji Bölümü’nden Uz.Psi. Sevcan Aktaş, “10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü” nedeniyle zihinsel travmalar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçiriyor</strong></p>
<p>Göz hareketleriyle duyarsızlaşma ve yeniden işlemleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing- EMDR) terapisi, rahatsız edici ya da zorlayıcı yaşam deneyimlerinden kaynaklanan duygusal sıkıntıların ve semptomların hafifletilmesine yardımcı olan bilimsel bir psikoterapi yöntemidir. Psikolojik travmanın beyindeki işlenme biçimine doğrudan temas eder. Tıpkı fiziksel yaralanmalarda vücudun doğal olarak iyileşme sürecine girmesi gibi, EMDR terapisi de beynin psikolojik yaraları iyileştirme kapasitesini harekete geçirmemizi sağlar. </p>
<p><strong>Taciz, aşağılanma ve başarısızlık gibi bazı zorlu anlar beyinde donmuş halde kalabiliyor</strong></p>
<p>Kaza, kayıp, taciz gibi travmatik olaylar ile aşağılanma veya başarısızlık gibi yoğun stres yaratan deneyimler, bazı durumlarda beyin tarafından sağlıklı biçimde işlenemez ve işlenmemiş biçimde bellekte depolanabilir. Bu da tetikleyici durumlarla karşılaşıldığında yoğun korku, kaygı, utanç ya da öfke gibi yoğun tepkilere yol açabilir. EMDR terapisi, bireyin doğal iyileşme sürecini başlatmak için özel olarak yapılandırılmış protokoller ve çift yönlü uyarım (göz hareketi, dokunsal veya işitsel uyarı) teknikleri kullanılır.</p>
<p><strong>Beyindeki işlenmeden donmuş durumlar EMDR terapisiyle yeniden işlenir</strong></p>
<p>Terapist ilk olarak danışanın geçmiş öyküsünü alır, güncel belirtileri değerlendirir ve gelecekteki hedeflerini anlamaya çalışır. Daha sonra birlikte çalışılacak anılar belirlenir. Bu anılar, olumsuz düşünceler, beden duyumları ve duygular eşliğinde terapide ele alınır. Terapi sırasında, danışanın beynindeki bilgi işleme sisteminin yeniden devreye girmesi hedeflenir. Zihinsel olarak bu anıyla bağlantılı rahatsız edici öğeler aktive edilirken, çift yönlü uyarım eşliğinde bu anı yeniden işlenir. </p>
<p><strong>Beyin “Bu zorlu süreç geçti artık güvendeyim” mesajını alır</strong></p>
<p>Bu uyarım, beynin sağ ve sol yarım küreleri arasında iletişimi güçlendirir. Bu süreç, tıpkı uykudayken rüya gördüğümüz REM evresinde olduğu gibi, beynin bilgiyi sınıflandırıp duygusal yükünü azaltmasına yardımcı olur. Beyin, olayı artık &#8220;şu anda yaşanan bir tehdit&#8221; olarak değil, &#8220;geçmişte yaşanmış bir deneyim&#8221; olarak algılamaya başlar.</p>
<p>Bu yeniden işlemleme sırasında kişi, anıya eşlik eden olumsuz düşünceleri ve yoğun duyguları daha gerçekçi biçimde değerlendirmeye başlar. “Ben güçsüzüm” gibi inançların yerini “O anda elimden geleni yaptım” gibi daha dengeli düşünceler alır. Duygusal yoğunluk azalır, bedensel gerginlik gevşer ve kişi kendini daha huzurlu hisseder.</p>
<p><strong>Hangi durumlarda EMDR uygulanabilir?</strong></p>
<p>Başlangıçta travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) için geliştirilmiş olsa da EMDR şu durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilir: </p>
<ul>
<li>Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)</li>
<li>Kaygı bozuklukları</li>
<li>Sınav kaygısı ve performans baskısı</li>
<li>Yas ve kayıp sonrası yaşanan duygusal zorlanmalar</li>
<li>Özgüven eksikliği, değersizlik düşünceleri</li>
<li>Çocukluk çağı ihmal veya istismar deneyimleri</li>
<li>Kaza, ameliyat gibi fiziksel travmalardan sonra gelişen duygusal sorunlar</li>
</ul>
<p><strong>EMDR, gelecekteki kaygı verici olaylarda da kişiyi rahatlatabiliyor</strong></p>
<p>EMDR terapisi sadece geçmişte yaşanmış travmalara değil, gelecekte kaygı uyandıran durumlara da uygulanabilir. Kimi zaman kişi henüz yaşanmamış bir olay hakkında yoğun stres yaşayabilir. “Sınavda yine panik olursam, toplantıda herkesin önünde konuşmam gerekirse…” gibi kişi de panik korku yaratan durumlarda EMDR terapistiyle gelecekte olmasını beklediği sahneyi zihninde canlandırır. Bu sırada yine çift taraflı uyarım (örneğin göz hareketleri) uygulanır. Zihin, bu &#8220;olasılık sahnesi&#8221;ni işlerken kişi, o duruma karşı verdiği yoğun tepkileri hafifletir ve yavaş yavaş duruma duyarsızlaşır. Yani kaygı, korku, panik gibi duygular azalır. Yerine daha dengeli, daha güvenli bir içsel yanıt gelişir. Bu çalışmada amaç, kişinin zihinsel olarak o olaya hazırlanmasını sağlamak, gerekli başa çıkma kaynaklarını harekete geçirmek ve beyni “bu durumu güvenle atlatabilirim” mesajına alıştırmaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yukler-emdr-terapisiyle-hafifletilebiliyor-583082">Zihinsel Yükler EMDR Terapisiyle Hafifletilebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:15:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><strong>Zihinsel iş yükü, tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi enerji tüketir…</strong></p>
<p>Zihinsel iş yükünün günlük yaşamın görünmeyen organizasyonu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Evin işleyişini planlamak, eksikleri fark etmek, ihtiyaçları önceden sezmek, krizleri önlemek, detayları hatırlamak ve her bireyin yaşamını sürdürmesini kolaylaştırmak için sürekli tetikte olmak demektir.” dedi.</p>
<p>Bu yükün, genellikle fark edilmediğini aktaran Ülkü, “Çünkü ne fiziksel bir hareket içerir ne de kolayca gözlemlenebilir. Ancak zihin sürekli çalışır. Tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi; dışarıdan belli olmasa da enerji tüketir, yorucu olur ve uzun vadede sistemi yavaşlatır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kadınlar, anneliği kutsal bir sorumluluk olarak gördükleri için zihinsel yükü içselleştirir!</strong></p>
<p>Özellikle annelerin, bu zihinsel yükü çoğu zaman sorgulamadan ve doğal bir görevmiş gibi üstlendiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çünkü çocuk doğduğu andan itibaren anneden ‘bilmek’, ‘ön görmek’, ‘düzenlemek’ ve ‘yetişmek’ beklenir. Annelik kutsal bir sorumluluk olarak kodlandığı için kadınlar bu görünmez yükü taşımayı çoğu zaman içselleştirir.” dedi.</p>
<p>Bir annenin zihnindeki günlük iç sesin nasıl olabileceğine örnekler veren Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Sabah kahvaltıda ne yapsam? Çocuğun montu küçülmüş müydü? Hafta sonu misafir gelecek, eksik malzemeleri almalıyım. Eşim yorgundu, akşam daha sessiz olayım. Kayınvalidem aramıştı, dönmeyi unutmayayım. Doğum günü yaklaşıyor, ne hediye alsam? Okulun veli toplantısı vardı, tarihini tekrar kontrol etmeliyim… Bu cümleler size tanıdık geliyorsa, zihinsel yükün tam da merkezindesiniz demektir.”</p>
<p><strong>Zihinsel yük görünmezdir, bu nedenle takdir edilmez…</strong></p>
<p>Sürekli plan yapmanın, hatırlamanın ve organize etmenin zihinsel enerjiyi tükettiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu da uzun vadede stres, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, uyku bozuklukları, duygusal patlamalar, sinirlilik ve depresyon gibi ruhsal sorunlara zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Çoğu annenin ‘yorgunum ama nedenini bilmiyorum’ dediğini kaydeden Ülkü, “Fiziksel olarak bir şey yapmasa da zihni hiç durmaz. Bu sürekli tetikte olma hali, hem bedeni hem de zihni tükenme noktasına getirir. Zihinsel yük çoğu zaman takdir edilmez, görünmezdir. Bu da annede değersizlik hissi yaratır. Kendisini yalnız, anlaşılmamış ve tükenmiş hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmeli!</strong></p>
<p>Toplumun, zihinsel iş yükünü genellikle kadınlara atfettiğini yineleyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Kadın, evin düzenleyicisi, planlayıcısı, ‘her şeyi bilen kişisi’ rolüne sıkıştırılır. Erkeklerin ise çoğunlukla yalnızca fiziksel olarak yaptığı yardımlar görünür hale gelir. Ama asıl yük planlamakta, takip etmekte ve hatırlamakta gizlidir.” dedi.</p>
<p>“Erkek ‘yardım eder’, kadın ise ‘sorumludur’. Aradaki bu fark, zihinsel yükün adil biçimde paylaşılmasının önündeki en büyük engeldir.” diyen Ülkü, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Üstelik bu sadece bireysel ilişkilerin değil; kültürel kodların, medyanın, eğitim sisteminin ve yetiştirilme biçimlerinin sonucudur. Erkek çocuklara ‘sorumluluk alma’ değil ‘yardım etme’ öğretilir. Kadınlar ise küçük yaştan itibaren ‘ayrıntıları düşünme’ sorumluluğuyla büyür.</p>
<p>‘Eşim istersem yapıyor zaten’ veya ‘söylediğimde yardım ediyor’ cümleleri zihinsel yükün halen kadında olduğunu gösterir. Çünkü bir kişinin görev alması için ona görev verilmesi gerekiyorsa, sorumluluk hâlâ o kişinin değildir. Zihinsel yükün eşit paylaşımı, ancak iki tarafın da aktif şekilde görev üstlenmesiyle mümkün olur. Baba sadece çocuğu parka götüren kişi değil; okul kayıt tarihini bilen, beslenme çantasını düşünen, kıyafet alışverişini planlayan kişi de olmalıdır. Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmelidir.”</p>
<p><strong>Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir!</strong></p>
<p>Zihinsel yükle baş etmek için ilk adımın fark etmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir.” dedi.</p>
<p>İkinci adımın ise bu yükü paylaşma konusunda açık iletişim kurmak olduğunu kaydeden Ülkü, “Suçlayıcı değil; ihtiyaç odaklı bir dille konuşmak önemlidir. ‘Bu konuları hep ben düşünüyorum, bu beni yoruyor. Senin de aktif katkına ihtiyacım var’ gibi cümleler etkili olabilir. Üçüncü adım ise mükemmeliyetçiliği bırakmaktır. Her şeyi eksiksiz yapma isteği, zihinsel yükü daha da artırır. ‘Yeterince iyi anne’ olmak, ‘kusursuz anne’ olmaktan daha gerçekçidir. Ayrıca annelerin kendi kişisel alanlarını yaratmaları, dinlenmeye ve duygusal destek almaya hakları olduğunu kabul etmeleri gerekir. Gerekirse psikolojik destek alınmalı. Unutmayın, ruh sağlığınız sizin için de çocuğunuz için de kıymetli.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür!</strong></p>
<p>Zihinsel yükün dile getirilmediğinde, zamanla öfkeye, kırgınlığa, içe kapanmaya, kaygıya ve depresyona dönüşebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kadınlar çoğu zaman içten içe ‘bunu neden sadece ben düşünüyorum?’ sorusunun cevabını bulamaz ve kendini yalnız hisseder. Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür. Ne yaşadığını kimse anlamaz çünkü söylemez. Bu da kadını iç dünyasında izole eder, ilişkilerde mesafe yaratır, tükenmişlik hissini artırır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba ile yakın ilişki, zihinsel gelişim ve akademik başarı için önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baba-ile-yakin-iliski-zihinsel-gelisim-ve-akademik-basari-icin-onemli-385436</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jun 2023 11:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=385436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her baba-çocuk ilişkisinin farklı olduğunu belirten uzmanlar, baba figürünün çocuk gelişiminde hayati öneme sahip olduğunu vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-ile-yakin-iliski-zihinsel-gelisim-ve-akademik-basari-icin-onemli-385436">Baba ile yakın ilişki, zihinsel gelişim ve akademik başarı için önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her baba-çocuk ilişkisinin farklı olduğunu belirten uzmanlar, baba figürünün çocuk gelişiminde hayati öneme sahip olduğunu vurguluyor. Baba ile kurulan kaliteli ilişkinin çocuğun zihinsel gelişimi ve akademik başarısına olumlu yansıdığını kaydeden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, psikolojik bozuklukların temelinde sağlıksız ebeveyn ilişkilerinin önemli rol oynadığına dikkat çekiyor. Nurmedov ayrıca otoriter babaların çocuklarının da içine kapalı, karamsar ve endişeli büyüdüğünün altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, baba figürünün çocuk gelişimi ve eğitimindeki önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Babanın çocuk gelişiminde hayati önemi var</strong></p>
<p>Her baba-çocuk ilişkisinin farklı olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu ilişki babaların kişisel deneyim, eğitim, kültürel miras ve tercihlerine bağlı olarak değişebilir. Bir babanın çocuk gelişiminde hayati önemi vardır.” diyerek çocuğun hayatında baba figürünün önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Baba ile yakın ve kaliteli ilişki, zihinsel gelişim ve akademik başarı için önemli</strong></p>
<p>Babanın çocuğun gelişimindeki rolünün sınırlandırılamayacak kadar geniş bir yelpazede değerlendirilebileceğini belirten Nurmedov, “Temel olarak bir babanın çocuğun gelişiminde model olma, disiplin ve sınır koyma, talim ve terbiye, sorumluluk alma ve sorumluluk paylaşımı, cinsel eğitim, sevgi ve duygusal bağ kurma gibi rolleri var. Ayrıca, yapılan araştırmalar babası ile yakın ve kaliteli ilişki içinde olan çocukların zihinsel gelişiminin ve akademik başarılarının olumlu yönde etkilendiğini gösteriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Otoriter babanın çocuğu içine kapalı, karamsar ve endişeli büyür </strong></p>
<p>Otoriter bir babanın hem çocuğun ruhsal gelişimini hem de ev yaşamını oldukça olumsuz etkileyeceğinin altını çizen Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Çocuk hayatı boyunca bunun izlerini taşır. Otoriter bir baba emir verir ve harfiyen uygulanmasını bekler. Çocuklarla karşılıklı iletişime kapalıdır. Muhalif tüm fikirlere karşıdır. Kural ve talepleri katı ve katidir. Çocukların özerkliği minimaldir. Böyle bir babanın çocuğu içine kapalı, karamsar ve endişeli büyür.” dedi.</p>
<p>Kız çocuklarının ergenlik ve yetişkinlik döneminde pasif ve bağımlı kişilik özellikleri sergilediğini, erkek çocuklarının ise agresif ve asi olduklarını sözlerine ekleyen Nurmedov, “Çocuklar ergenlik döneminde umursamaz maskesi altında bağımlı kişiliği, tedirginlik ve kararsızlığını gizlemeye çalışırlar. Bu nedenle otoriter babaların çocuklarında başkaldırı sık görülür. Kadın danışanlarım otoriter baba figüründen bahsederken ‘bir an önce şu evden kaçsam da kurtulsam hayali ile büyüdüm. Kaçtım da ne oldu? Evlendiğim kişi babamın aynısı oldu çıktı karşıma’ der.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik bozuklukların temelinde sağlıksız ebeveyn ilişkileri önemli rol oynar</strong></p>
<p>Bugün psikiyatri ve psikolojide baba-çocuk ilişkisinin izi olmayan bir bozukluk ya da hastalığın neredeyse hiç olmadığını belirten Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Başta bağımlılık olmak üzere, kişilik bozuklukları, yeme bozuklukları, sosyal fobi ve kaygı bozuklukları ve diğer bozukluk türlerinin temelinde sağlıksız ebeveyn ilişkileri önemli rol oynar.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-ile-yakin-iliski-zihinsel-gelisim-ve-akademik-basari-icin-onemli-385436">Baba ile yakın ilişki, zihinsel gelişim ve akademik başarı için önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk 5 dakikaya dikkat! Zihinsel körlük yapıyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-5-dakikaya-dikkat-zihinsel-korluk-yapiyor-384759</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 13:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dakikaya]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[körlük]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar sınav günü yaklaştıkça öğrencilerin kaygı düzeyinin de arttığına dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-5-dakikaya-dikkat-zihinsel-korluk-yapiyor-384759">İlk 5 dakikaya dikkat! Zihinsel körlük yapıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar sınav günü yaklaştıkça öğrencilerin kaygı düzeyinin de arttığına dikkat çekiyor. Sınavdan önce ve sınav esnasında yapılabilen kimi hatalı davranışları hatırlatan Eğitim Uzmanı Ertuğrul Tut, sınavdan bir gün önce zihnin boşaltılması ve biraz rahatlatılması gerektiğini belirtiyor. Sınavın ilk 5 dakikasının kaygı düzeyinin zirve yaptığı ve hata yapma oranının yüksek olduğu bir zaman dilimi olduğunu vurgulayan Tut, zihinsel körlüğün yaşanabileceği bu dilimin çok iyi yönetilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Tut, taktik ve egzersiz önerilerinde bulunuyor.  </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Eğitim Uzmanı Ertuğrul Tut, YKS’den bir gün önce ve sınav esnasında dikkat edilmesi gerekenlere dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Fiziksel olarak yormayacak ama zihni meşgul edecek aktiviteler yapılmalı</strong></p>
<p>Sınav gününe yaklaşıldıkça kaygı düzeyinin de artmaya başladığını belirten Eğitim Uzmanı Ertuğrul Tut, “Kaygının fazla artması ile birlikte süreci hatalı ya da yanlış yönlendirme durumları söz konusu olabiliyor.” dedi.</p>
<p>Sınavdan bir gün önce ve sınav esnasında yapılabilen bazı yanlış davranışları değiştirmek gerektiğine vurgu yapan Tut, “Sınavdan bir gün önce artık zihni boşaltmak ve biraz rahatlamak gerekiyor. Fiziksel olarak yorulmayacağınız ama aynı zamanda kafanızı da meşgul edecek aktiviteler bünyeye en iyi gelecek etkinliklerdir. Aile ile vakit geçirme ve sınav üzerine çok konuşmamak kaygı düzeyinizi düşürmeye katkı sağlayabilir.” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sınav günü ve öncesinde ağır yiyecekler tüketmek performansı olumsuz etkileyebilir</strong></p>
<p>Sınavdan bir gün önce ve sınav sabahı yapılacak kahvaltıda vücudu yoracak gıdalardan uzak durulması konusunda uyaran Tut, “Sınav sabahı hafif bir kahvaltı ile sınava girebilirsiniz. Bir gün öncesinde yenecek ağır yemekler ve sınav günü ağır kahvaltı sınav performansını da olumsuz etkileyecek bir durumdur.” dedi.</p>
<p><strong>Kaygı düzeyiniz artabilir, uykunuz kaçabilir!</strong></p>
<p>Sınava kadar olan zaman diliminde yatış ve kalkış saatlerinin sınav gününe göre programlanması gerektiğini de sözlerine ekleyen Tut, “Vücudunuzu uygun saatlere alıştırmak oldukça önemlidir. Sınavdan bir gün önce kaygı düzeyinizin yükselmesi ile uykunuzun kaçması söz konusu olabilir. Bu duruma da dikkat etmeniz ve kaygı düzeyinizi ortalama seviyeye indirgemeniz gerekiyor. Unutmayın ki bu sınava uzun süredir hazırlanıyorsunuz. Sonuç ne olursa olsun asıl olan mutluluğunuz ve sağlıklı varlığınızdır. Hayatta birçok şeyin telafisi olduğu gibi bu sınavın da telafisi söz konusu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En önemli taktik stratejiyi bozmamak</strong></p>
<p>Sınav esnasında uygulanması gereken en önemli taktiğin şimdiye kadar ki stratejiyi bozmamak olduğunu ifade eden Eğitim Uzmanı Ertuğrul Tut, “Şimdiye kadar uyguladığınız deneme sınavlarındaki stratejiyi değiştirmeyin. ‘Branşların çözüm sıralarını bu sefer şu şekilde deneyeyim’ diyerek risk almamalısınız. Yapamadığınız, takıldığınız sorular elbette olacaktır. Bunlar üzerinde çok da fazla vakit kaybetmeden, soruyu daire içerisine alarak sonradan zaman kalırsa dönüş yapabileceğinizi biliyor olmamız önemlidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Zihinsel körlük yaşayabilirsiniz, 30 saniye ara vermek gerekir</strong></p>
<p>Sınavın ilk 5 dakikasının kaygı düzeyinin zirve yaptığı zaman dilimi olduğunu kaydeden Tut, “İlk 5 dakika oldukça önemli, hata yapma oranınız yüksek olur. Zaman kalırsa ilk 5 dakika içerisinde çözdüğünüz soruları gözden geçirmekte fayda var. Kimi zaman zihinsel körlük yaşayabilirsiniz. Bunu hissettiğiniz anda dik oturuş pozisyonuna geçip diyafram şişirerek derin nefes alıp 30 saniye ara vermek iyi gelecektir. Zaman kontrolünü asla elden bırakmamalısınız. Planlama açısından oldukça önemli. Panik yaşamamak adına zaman yönetimini iyi kullanmanız gerekiyor.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Kontrollü kaygı olumlu motivasyon sağlar</strong></p>
<p>Özellikle Temel Yeterlilik Testinde kat sayı olarak daha fazla puan getirisi olacak branşların üzerinde durmak gerektiğine dikkat çeken Eğitim Uzmanı Ertuğrul Tut sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sınav esnasında çok fazla su içmek stresten de kaynaklı tuvalet ihtiyacı doğurabilir, bu sebeple temkinli olmakta fayda var. Unutulmamalı ki yerinde ve dereceli kaygı düzeyi sizlere olumlu motivasyon olarak geri dönecektir. Düşük ve yüksek kaygı düzeyi ise başarınızın önündeki en büyük engeldir. Tüm öğrencilere bu süreçte başarılar dilerim.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-5-dakikaya-dikkat-zihinsel-korluk-yapiyor-384759">İlk 5 dakikaya dikkat! Zihinsel körlük yapıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel kimliğin yitirilmesine yol açan zihinsel ve fiziksel bir sorun: Tükenmişlik Sendromu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bireysel-kimligin-yitirilmesine-yol-acan-zihinsel-ve-fiziksel-bir-sorun-tukenmislik-sendromu-373701</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 13:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[kimliğin]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmişlik]]></category>
		<category><![CDATA[yitirilmesine]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373701</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tükenmişlik Sendromu sıradan bir enerji düşüklüğü ile karıştırılmamalı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireysel-kimligin-yitirilmesine-yol-acan-zihinsel-ve-fiziksel-bir-sorun-tukenmislik-sendromu-373701">Bireysel kimliğin yitirilmesine yol açan zihinsel ve fiziksel bir sorun: Tükenmişlik Sendromu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tükenmişlik Sendromu sıradan bir enerji düşüklüğü ile karıştırılmamalı</strong></p>
<p><strong>Aşırı mükemmeliyetçi ya da ‘hayır’ diyemeyenlerde de olası bir sonuç</strong></p>
<p><strong>Tükenmişlik sendromunun bir çeşit psikolojik rahatsızlık olduğunu söyleyen uzmanlar bu sendromun özellikle 1970’li yıllarda Amerikalı bir psikoloğun iş ve meslek yaşantısı sonrasında geliştirdiği bir kavram olarak karşımıza çıktığı bilgisini veriyor. “Tükenmişlik sendromu günümüzde öncelikli iş, meslek hayatı ve hayatın birçok alanında karşımıza çıkabiliyor.” diyen Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz bu psikolojik rahatsızlığı “Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler, çevrelerine sağlayabilecekleri ya da verebilecek bir şeylerin kalmadığını hissederler. Günlük rutinlerini gerçekleştirme de zorlantı, isteksizlik, korku duyarlar. Karamsar bir bakış açısıyla birlikte sürekli bu kişilerin umutsuz hissetmesi söz konusudur. “ şeklinde tanımlıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz tükenmişlik sendromuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Daha çok kimlerde görülebileceği ve hangi durumlarda tetiklenebileceğine değinen Beyaz, tükenmişilik sendromuna karşı önerilerini de sıraladı.</p>
<p><strong>Bireysel kimliğin yitirilmesine yol açan zihinsel ve fiziksel tükenme durumu</strong></p>
<p>Tükenmişlik Sendromu’nun kişinin ruh halini etkileyen ve sosyal hayatında kişiyi zorlayan psikolojik bir rahatsızlık olduğunu belirterek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İş hayatının getirmiş olduğu sorumluluklar, kişinin kaldırabileceği yükten daha fazla olduğunda, aile konusunda baskılanan, aile içerisinde fazla sorumluluk yüklenen kişilerde, bireyin normal şartlarda kariyerinden, arkadaşlıklarından veya aile etkileşimlerinden aldığı keyif duygusunu azaltan ve bireysel kimliğin yitirilmesine yol açan bir tür zihinsel ve fiziksel tükenme durumudur.” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan bir yorgunluk ya da enerji düşüklüğü ile karıştırılmamalı</strong></p>
<p>Tükenmişlik sendromunun sıradan bir yorgunluk ya da enerji düşüklüğü ile karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Beyaz, “Çok daha ağır ve ruhsal durumdur. Stresle başa çıkabilme ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilme konusunda tükenmişlik sendromu yaşayan bireylerde zorlanma görülür. Ayrıca bu kişiler, çevrelerine sağlayabilecekleri ya da verebilecek bir şeylerin kalmadığını hissederler. Günlük rutinlerini gerçekleştirmede zorlantı, isteksizlik, korku duyarlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı mükemmeliyetçi ya da ‘hayır’ diyemeyenlerde de olası bir sonuç</strong></p>
<p>Kişisel faktörlerin de önemli bir etkiye sahip olduğunun altını çizen Beyaz, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Yetiştirilme tarzı ve kişilik özellikleri bunlardan bir tanesi. A Tipi kişilik özellikleri dediğimiz aşırı mükemmeliyetçi, rekabetçi, hırsa sahip olma özelliği bulunan kişilerde karşımıza çıkıyor. Bunun dışında hayır demekte zorluk çeken, sınırlarını çizme noktasında sorun yaşadığını düşünen bireylerde tükenmişlik sendromu bir sonuçtur.”</p>
<p><strong>Fiziksel, psikolojik ve davranışsal belirtiler ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Tükenmişlik sendromunun belirtilerinin fiziksel, psikolojik ve davranışsal olarak ele alınabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Fiziksel belirtiler yorgunluk, bitkinlik, enerjisizlik, vücut ağrıları, bağırsak problemleri, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, iştahta artış veya azalış, uyku düzeninin değişiyor olması, nefes alıp vermede zorlanma şeklinde karşımıza çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Psikolojik belirtiler arasında iş ve sosyal yaşantıda öfke patlamaları, ümitsizlik, çaresizlik, tatminsizlik, kişinin kendinden memnun olmayışı, özgüvensizlik, gerçekçi olmayan endişe ve şüphelerin ortaya çıkması, suçluluk ve düşmanlık hisleri olduğunu söyleyen Beyaz, davranışsal belirtileri de şöyle sıraladı:</p>
<p>“Davranışsal boyuttaki belirtiler arasında öfke patlamaları, kişinin sorumluluklarına karşı duyarsız olması, erteleme, öz bakımın düşüyor olması, kişinin kendisine özen göstermiyor olması gibi durumlar görülebiliyor.”</p>
<p><strong>Tükenmişlik Sendromu’nun dört evresi</strong></p>
<p>Tükenmişlik sendromunun dört aşaması olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz bu evreleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“Birinci evre, sınırların zorlanması dediğimiz idealistik olarak adlandırılır. Bireyi fazla sorumluluk altına alır. Bu evre yorgunluk hissi ve enerji düşüklüğü oluşturmaya başlar. </p>
<p>İkinci evre, memnuniyetsizlik dediğimiz evredir. Birey yaptığı işerin sonucundan memnun olmaz. Çaba ve zaman harcayarak gerçekleştirdiği eylemlerin beklentisini alamaz. Alamadığı zaman ise duygusal bir buhrana girmeye başlayabilir.</p>
<p>Üçüncü evre, umutsuzluk evresidir. Bireyin zihninden yaşadığı olumsuz durumların hep devam edeceğine yönelik düşünceler geçmeye başlar. Yanı sıra kişi artan yükü sebebiyle; sinir nöbeti, öfke krizleri, tepkisizlik, uyku bozukluğu gibi semptomlar yaşamaya başlayabilir.</p>
<p>Dördüncü evre, tepkisizlik evresidir. Kişinin etrafında gerçekleşen olaylara karşı tepkisini yitirmesidir. Her şeyin kötüye gideceğine yönelik düşüncelerde olduğu için sorumluluklarını yerine getirememe durumuna gelir.”</p>
<p><strong>Ulaşılabilir hedefler motivasyonu arttırır</strong></p>
<p>“Kişinin kendisine iyi gelecek meşguliyetlere zaman ayırarak, stresten uzaklaşıp dinleneceği, tükenmişliğinin azalacağı önemli bir adım atabilir.” diyerek tükenmişlik sendromuna karşı öneride bulunan Beyaz sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerek bir profesyonelden gerekse aile veya arkadaş çevresinden alınacak destekler fayda sağlar. Kişinin anlaşılıyor olması, sorunlarının çözüme yönelik karşılık buluyor olması bu semptomların azalmasında büyük bir öneme sahip. Kişinin ulaşılabilir hedefler belirliyor olması, motivasyonunu arttırır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bireysel-kimligin-yitirilmesine-yol-acan-zihinsel-ve-fiziksel-bir-sorun-tukenmislik-sendromu-373701">Bireysel kimliğin yitirilmesine yol açan zihinsel ve fiziksel bir sorun: Tükenmişlik Sendromu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
