<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yük | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yuk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yuk</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 08:43:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yük | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yuk</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MC Hidrolik, SSTB 300 Test Ünitesi ile Bosch Rexroth&#8217;un Bölgesel Referans Merkezi Konumunu Güçlendiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mc-hidrolik-sstb-300-test-unitesi-ile-bosch-rexrothun-bolgesel-referans-merkezi-konumunu-guclendiriyor-625330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[300]]></category>
		<category><![CDATA[bosch]]></category>
		<category><![CDATA[Bosch Rexroth]]></category>
		<category><![CDATA[hidrolik]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[mc]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[sstb]]></category>
		<category><![CDATA[süreçleri]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bosch Rexroth Certified Excellence (CE) Partneri MC Hidrolik, mobil sektör araçlarına yönelik yüksek kapasiteli hidrolik bileşenlerin test ve servis süreçlerindeki yetkinliğini SSTB 300 test ünitesiyle güçlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mc-hidrolik-sstb-300-test-unitesi-ile-bosch-rexrothun-bolgesel-referans-merkezi-konumunu-guclendiriyor-625330">MC Hidrolik, SSTB 300 Test Ünitesi ile Bosch Rexroth&#8217;un Bölgesel Referans Merkezi Konumunu Güçlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bosch Rexroth Certified Excellence (CE) Partneri MC Hidrolik, mobil sektör araçlarına yönelik yüksek kapasiteli hidrolik bileşenlerin test ve servis süreçlerindeki yetkinliğini SSTB 300 test ünitesiyle güçlendirdi. Servis alanında Bosch Rexroth’un yetkin partnerlerinden biri olan MC Hidrolik, attığı bu adımla, Rexroth standartlarında bakımı yapılan hidrolik pompaların test, doğrulama ve kalite güvence süreçlerini tamamen kendi bünyesinde gerçekleştirebilen bölgesel bir merkez haline geldi.</p>
<p>Bosch Rexroth’un yüksek kalite standartlarını servis süreçlerine taşıyan bu yatırım, teknik kapasitesiyle pazardaki benzer uygulamalardan ayrışıyor. 2026 yılı başında devreye alınan merkez, özellikle yeni nesil, ileri teknoloji hidrolik pompa ve motorları gerçek çalışma koşullarına benzer biçimde test edebilme kabiliyetine sahip.</p>
<p>Bosch Rexroth Türkiye Satıştan Sorumlu Genel Müdürü Hasan F. Civan konuya ilişkin olarak şunları söyledi: “Sürdürülebilir büyüme için iş ortaklarımızın teknolojik yetkinliklerini artırmaları stratejik önceliğimizdir. MC Hidrolik SSTB 300 ile attığı bu adımprojesi, yalnızca bir kapasite artışı değil, aynı zamanda servis kalitesinin dijitalleşme ile geleceğin standartlarına taşınmasıdır. Bu tesis, müşterilerimize yüksek performanslı Bosch Rexroth ürünleri için yerel, hızlı ve fabrika standartlarında bir servis güvencesi sunacak.”</p>
<p>Projenin MC Hidrolik’in vizyonundaki yerini vurgulayan Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çetinkaya ise şöyle dedi: “Bosch Rexroth CE Partner ağı içindeki teknolojik girişimler, bugünün kalitesini değil, yarının standartlarını belirleyen stratejik bir zorunluluktur. 315 kW kurulu elektrik gücüne sahip yeni nesil test ünitemizle, yüksek performanslı ve elektronik kontrollü pompaları tam yük altında ve gerçek çalışma koşullarına en yakın değerlerde test edebiliyoruz. Dijital altyapımız sayesinde tüm süreçleri kayıt altına alarak müşterilerimize ölçülebilir, izlenebilir ve şeffaf bir hizmet sunuyoruz. Bu gelişme, MC Hidrolik’i bölgesel ölçekte referans alınan bir teknoloji merkezi konumuna taşıyor.”</p>
<p>Yeni kurulan test merkezi hidrolik sistemlerin performans, verimlilik ve dayanıklılık ölçümlerine odaklanacak. Ünitenin ağ bağlantısı özelliği, uzaktan analiz imkanının yanı sıra Bosch Rexroth teknik ekipleriyle hızlı veri paylaşımını mümkün kılıyor. Dijital raporlama kabiliyeti sayesinde servis süreçlerini hızlandıran MC Hidrolik, bu hamleyle hem yerel hem de bölgesel pazarda servis kalitesini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mc-hidrolik-sstb-300-test-unitesi-ile-bosch-rexrothun-bolgesel-referans-merkezi-konumunu-guclendiriyor-625330">MC Hidrolik, SSTB 300 Test Ünitesi ile Bosch Rexroth&#8217;un Bölgesel Referans Merkezi Konumunu Güçlendiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vestel teknolojileriyle son bir yılda 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vestel-teknolojileriyle-son-bir-yilda-44-milyon-litre-su-tasarrufu-saglandi-622104</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 13:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[44]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşık]]></category>
		<category><![CDATA[Çamaşır Makineleri]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[litre]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[Su Tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojileriyle]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[veriler]]></category>
		<category><![CDATA[vestel]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde milyarlarca insan güvenli suya erişimde zorluk yaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vestel-teknolojileriyle-son-bir-yilda-44-milyon-litre-su-tasarrufu-saglandi-622104">Vestel teknolojileriyle son bir yılda 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde milyarlarca insan güvenli suya erişimde zorluk yaşıyor. Bu nedenle su verimliliği sağlayan teknolojiler, sürdürülebilir geleceğin en kritik araçlarından biri olarak görülüyor. Vestel, bu yaklaşımla ürün ve teknolojileriyle su kaynaklarının korunmasına katkı sağlamaya devam ediyor. Dünya Su Günü vesilesiyle paylaştığı veriler, Vestel’in akıllı teknolojilerinin su verimliliği konusunda önemli kazanımlar sunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Vestel Global Pazarlama &#038; Yurt İçi Satış Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu </strong>22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, “Su kaynaklarının korunmasını, sadece çevresel bir gereklilik değil; gelecek nesillere olan borcumuz ve ertelenemez bir ortak sorumluluk olarak görüyoruz. Çatısı altında faaliyet gösterdiğimiz Zorlu Grubu’nun Akıllı Hayat 2030 vizyonuyla uyumlu şekilde; çevresel ve sosyal etkiyi işimizin doğal bir bileşeni olarak ele alıyoruz. Sürdürülebilirliği tüm operasyonlarımızın merkezine alırken, sadece üretim süreçlerimizde değil, ürünlerimizin kullanım aşamasında da su ve enerji verimliliğini en üst seviyeye taşımak için çalışıyoruz. Teknolojinin dönüştürücü gücüyle tüketicilerimizi de sürdürülebilirlik yolculuğuna aktif birer paydaş olarak dahil edip; kaynak kullanımını optimize eden akıllı çözümlerimizle, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünü hep birlikte inşa etmeyi amaçlıyoruz.</p>
<p>Teknolojiye dayalı bu vizyonumuzun somut etkilerini, paylaştığımız veriler net bir şekilde ortaya koyuyor. Akıllı cihazlarımızın sağladığı yüksek verimlilik sayesinde, sadece son bir yılda yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu elde ettik. Bu rakam, 17,5 olimpik yüzme havuzunun doluluğuna denk geliyor. Yeni nesil çamaşır ve bulaşık makinelerinde su tüketimi, önceki nesil Vestel modellerinin ortalama tüketimi ile karşılaştırıldığında yüzde 27,7 azalırken, ‘Eco’ program ve ‘otomatik yük algılama’ gibi inovasyonlarımızla suyun daha verimli kullanılmasına katkı sağlayan teknolojiler geliştiriyoruz.</p>
<p>Özellikle kullanıcılarımızın bilinçli tercihleriyle sadece ‘Eco’ program kullanımı üzerinden 2,5 milyon litrelik su tüketiminin önüne geçilmesi, teknoloji ile tüketicinin farkındalık davranışı birleştiğinde dünyamız için ne kadar önemli bir etki yaratabileceğini ortaya koyuyor” dedi.</p>
<p><strong>17,5 olimpik yüzme havuzuna denk su tasarrufu</strong></p>
<p>Vestel’in paylaştığı verilere göre akıllı cihazların sağladığı verimlilik sayesinde son bir yılda bulaşık makinelerinde yaklaşık 24 milyon litre, çamaşır makinelerinde ise yaklaşık 20 milyon litre olmak üzere, yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı. Bu miktar 17,5 olimpik yüzme havuzuna denk gelen bir su hacmine karşılık geliyor.</p>
<p>Vestel, geliştirdiği enerji ve su verimliliği yüksek ürünler, akıllı program seçenekleri ve kullanıcı farkındalığını artıran teknolojileriyle sürdürülebilir kaynak kullanımına katkı sağlıyor. Dünya Su Günü kapsamında paylaşılan veriler, teknolojinin doğru kullanıldığında doğal kaynakların korunmasında ne kadar önemli rol oynayabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Yeni nesil dönüşüm sürüyor</strong></p>
<p>Eski nesil bulaşık ve çamaşır makineleri yerine Vestel’in son teknoloji bulaşık ve çamaşır makineleri ile kullanıcıların ortalama su tüketimi yüzde 27,7 oranında azalmış ve yıkayıcı ürünlerinin daha verimli hale geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Vestel akıllı ürünlerindeki ‘Eco’ program ile standart program arasındaki su tüketimi farkı da dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. Bulaşık makinelerinde ‘Eco’ program tercih edildiğinde standart programlara kıyasla yüzde 20 daha az su kullanılıyor. Çamaşır makinelerinde bu oran yüzde 39’a çıkıyor.</p>
<p><strong>‘Eco’ programla 2,5 milyon litre su tüketimi önlendi</strong></p>
<p>Kullanıcı tercihlerine uygun şekilde Vestel’in akıllı cihazlarından elde edilen verilere göre kullanıcılar son bir yılda bulaşık makinelerinde 478 bin 658 kez, çamaşır makinelerinde ise 96 bin 895 kez ‘Eco’ programını tercih etti. Daha yoğun programlar yerine ‘Eco’ programını tercih eden kullanıcılar, yaklaşık 2,5 milyon litre su tüketiminin önüne geçti. Ortaya çıkan veriler, Vestel kullanıcıların bilinçli tercihlerinin somut etkisini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Otomatik yük algılama ile gereksiz tüketime son</strong></p>
<p>Vestel çamaşır makinelerinde bulunan ‘otomatik yük algılama’ teknolojisi gereksiz su tüketimini azaltmaya yardımcı olan önemli bir özellik. ‘Eco’ programında tam yük yerine yarım yük algılandığında yüzde 43, çeyrek yük algılandığında ise yüzde 55 su tasarrufu sağlanıyor. ‘Pamuklu’ programında yarım yük algılanması halinde, tam yük tüketimine kıyasla yüzde 41 su tasarrufu sağlanıyor. Bu teknoloji sayesinde makineler, yıkama sırasında çamaşır miktarını analiz ederek su tüketimini otomatik olarak optimize ediyor.</p>
<p>Vestel, geliştirdiği yeni nesil ürünlerle su ve enerji verimliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vestel-teknolojileriyle-son-bir-yilda-44-milyon-litre-su-tasarrufu-saglandi-622104">Vestel teknolojileriyle son bir yılda 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GSD Holding Denizcilik Alanında Büyümeye Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gsd-holding-denizcilik-alaninda-buyumeye-devam-ediyor-618823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[büyümeye]]></category>
		<category><![CDATA[denizcilik]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[faaliyet]]></category>
		<category><![CDATA[filo]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[gsd]]></category>
		<category><![CDATA[Gsd Holding]]></category>
		<category><![CDATA[holding]]></category>
		<category><![CDATA[inşa]]></category>
		<category><![CDATA[taşıma]]></category>
		<category><![CDATA[teslim]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Denizcilik ve finansal hizmetler sektörlerinde faaliyet gösteren GSD Holding, deniz taşımacılığı alanındaki yatırımlarını stratejik bir planlama doğrultusunda sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gsd-holding-denizcilik-alaninda-buyumeye-devam-ediyor-618823">GSD Holding Denizcilik Alanında Büyümeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Denizcilik ve finansal hizmetler sektörlerinde faaliyet gösteren GSD Holding, deniz taşımacılığı alanındaki yatırımlarını stratejik bir planlama doğrultusunda sürdürüyor. Şirket, son dönemde attığı adımlarla hem yeni nesil gemi yatırımlarını artırdı hem de operasyonel verimliliği destekleyen filo yenileme hamleleri gerçekleştirdi.</p>
<p>GSD Holding, iştirakleri GSD Denizcilik ve GSD Shipping B.V. aracılığıyla Japonya’nın önde gelen gemi inşa gruplarıyla imzaladığı anlaşmalar doğrultusunda önümüzdeki yıllarda teslim alınacak yeni nesil kuru yük gemileri için önemli yatırımlar yaptı. Japon tersanelerinde inşa edilecek farklı kapasitelerdeki gemiler, yüksek yakıt verimliliğine sahip tasarımlarıyla grubun uluslararası deniz taşımacılığı faaliyetlerini güçlendirecek şekilde filoya katılacak.</p>
<p>Bu yatırımlar kapsamındaki son adım, Hollanda merkezli bağlı ortaklık GSD Shipping B.V. ile Sumitomo Corporation garantörlüğünde faaliyet gösteren Sumisho Marine Co. Ltd. arasında Japonya’da inşa edilecek bir adet ultramax tipi kuru yük gemisinin satın alınmasına ilişkin imzalanan niyet mektubu oldu.</p>
<p><strong>Operasyonel Yapıyı Güçlendiren Adımlar</strong></p>
<p>Bu süreçte şirket yalnızca yeni gemi yatırımlarıyla değil, aynı zamanda filo optimizasyonu kapsamında gerçekleştirdiği satış işlemleriyle de filosunu daha modern ve rekabetçi bir yapıya dönüştürdü. GSD Holding, bu satışlarla daha yaşlı tonajını azaltırken yeni ve daha yüksek verimlilik sunan gemileri filosuna dahil ederek operasyonel yapısını dengeli şekilde yenilemeyi sürdürdü.</p>
<p>2024 yılında ultramax tipi <strong>Zeyno</strong>, 2025 yılında ise handysize tipi <strong>Olivia</strong> gemilerinin satışı gerçekleşti. 2025 yılında teslim alınan ultramax tipi <strong>S. Selim</strong> gemisinin ardından, 2026 yılında filoya katılan <strong>M/V Guzide</strong> adlı kuru yük gemisi de ticari faaliyetlerine başladı. Önümüzdeki yıllarda teslim alınması planlanan yeni gemilerle birlikte GSD Holding’in filosu hem kapasite hem de teknoloji açısından daha güçlü bir yapıya kavuşacak.</p>
<p>“<strong>Filomuzu büyütürken aynı zamanda gençleştiriyoruz”</strong></p>
<p><strong>GSD Denizcilik Genel Müdürü Hakan Yılmaz</strong>, son dönemde gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Denizcilik faaliyetlerimizi uzun vadeli ve disiplinli bir yatırım yaklaşımıyla sürdürüyoruz. Son dönemde gerçekleştirdiğimiz yeni gemi yatırımları ve stratejik satışlar ile filomuzu büyütürken aynı zamanda daha genç ve modern bir yapıya dönüştürüyoruz. Geçtiğimiz hafta teslim aldığımız <strong>Güzide</strong> gemimiz ile birlikte bugün itibarıyla grup bünyesinde 10 gemiden oluşan aktif filomuz ve inşası devam eden 7 yeni gemimiz bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda teslim alınacak yeni tonajla birlikte hem filomuzdaki gemi sayısı hem de toplam taşıma kapasitemiz önemli ölçüde artacaktır.”</p>
<p>Yılmaz değerlendirmesinde ayrıca şunları kaydetti: “GSD Holding olarak stratejik odağımız, geared tonnage olarak tanımlanan yani kendi vinçlerine sahip handysize ve ultramax segmentindeki kuru yük gemileridir<strong>.</strong> Bu segmentteki gemiler, liman altyapısının sınırlı olduğu bölgelerde de operasyonel esneklik sağlayarak küresel ticarette önemli bir rol üstlenmektedir. Küresel tersanelerdeki doluluk oranlarının yüksek seyretmesi ve yeni gemi teslim sürelerinin uzaması, orta vadede yeni tonaj arzının sınırlı kalabileceğine işaret etmektedir. Bu çerçevede söz konusu segmentte büyümeye devam ederek filomuzu güçlendirmeyi hedefliyoruz. Japon tersanelerinde inşa edilerek filomuza katılacak modern tonaj sayesinde operasyonel verimliliğimizi artırmayı hedefliyoruz. GSD Holding olarak güçlü bilançomuz ve uluslararası iş ortaklarımızla deniz taşımacılığındaki büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p>
<p>GSD Holding, uluslararası deniz taşımacılığı pazarındaki gelişmeleri yakından takip ederek filo yapısını en modern gemiler ve verimlilik odaklı yatırımlarla güçlendirmeyi sürdürüyor. Şirket, önümüzdeki dönemde de stratejik gemi yatırımlarıyla küresel denizcilik faaliyetlerindeki konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gsd-holding-denizcilik-alaninda-buyumeye-devam-ediyor-618823">GSD Holding Denizcilik Alanında Büyümeye Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçişleri Bakanı Çiftçi Konya&#8217;da &#8220;Gazze Gönül Sofrası İftarı&#8221;nda Gazzeli Ailelerle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/icisleri-bakani-ciftci-konyada-gazze-gonul-sofrasi-iftarinda-gazzeli-ailelerle-bulustu-618449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 12:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[çişleri]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[gazzeli]]></category>
		<category><![CDATA[gönül]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[misafir]]></category>
		<category><![CDATA[sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618449</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Gazze Gönül Sofrası İftarı” programında, Konya’da misafir edilen Gazzeli ailelerle bir araya geldi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/icisleri-bakani-ciftci-konyada-gazze-gonul-sofrasi-iftarinda-gazzeli-ailelerle-bulustu-618449">İçişleri Bakanı Çiftçi Konya&#8217;da &#8220;Gazze Gönül Sofrası İftarı&#8221;nda Gazzeli Ailelerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Gazze Gönül Sofrası İftarı” programında, Konya’da misafir edilen Gazzeli ailelerle bir araya geldi.  Bakan Çiftçi, Konya’nın Gazze’den gelen 157 haneyi bağrına bastığını, onlara kucak açtığını belirterek, “Bu tablo, ensar-muhacir kardeşliğidir. Konya’mız, Gazze’den yüreği yaralı gelen kardeşlerini aynı ruhla karşılamıştır. Bu sadece bir misafirperverlik örneği değildir. Bu, İslam medeniyetinin özüdür çünkü medeniyetimiz insanı yük görmez, emaneti baş tacı eder” dedi. Konya Valisi İbrahim Akın, “Devletimiz her zaman Filistin davasının ve mazlum kardeşlerimizin yanında olmuş, onların haklı mücadelesine destek vermiştir. Bizler de Konya olarak bu kadim kardeşliğin bir parçası olmaktan yüreğimizi ve soframızı sizlerle paylaşmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz” dedi. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “Bir yerde umut varsa, o umut tüm kalpleri aydınlatır. Sizler, savaşın ağır yükünü omuzlarınızda taşıyarak, acıya ve imtihana sabrederek buraya geldiniz. Şunu bilmenizi isterim ki; Türkiye’nin her şehrinde olduğu gibi Konya’da da her daim sizlerin yanında olan büyük bir aile var” diye konuştu.</strong></p>
<hr/>
<p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Konya’da misafir edilen Gazzeli ailelerle iftar sofrasında buluştu.</p>
<p>Selçuklu Kongre Merkezi’nde Konya Valiliği ev sahipliğinde düzenlenen “Gazze Gönül Sofrası İftarı” programı Kur’an tilavetiyle başladı. Yapılan duaların ardından iftar edildi.</p>
<p>Programda konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, göreve yeni başlayan İçişleri Bakanı Çiftçi’nin Konya’da bulunmasından büyük mutluluk duyduklarını belirterek, hayırlı olsun dileklerini iletti.</p>
<p><strong>“HER DAİM YANINIZDA OLDUK, BUNDAN SONRA DA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”</strong></p>
<p>Ramazan’ın kalplerin birbirine yaklaştığı, sofraların bereketlendiği, kardeşliğin yeniden hatırlandığı mübarek bir ay olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Müminler bir vücudun azaları gibidir. Bir yerde acı varsa, o acıyı tüm ümmet hisseder. Bir yerde umut varsa, o umut tüm kalpleri aydınlatır. Gazzeli kardeşlerimiz, savaşın ağır yükünü omuzlarınızda taşıyarak, acıya ve imtihana sabrederek buraya geldiniz. Şunu bilmenizi isterim ki; Türkiye’nin her şehrinde olduğu gibi Konya’da da her daim sizlerin yanında olan büyük bir aile var. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye olarak sinmeyeceğiz, susmayacağız, unutmayacağız; Gazze’yi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız’ ifadesinde belirttiği üzere, her daim yanınızda olduk, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“GAZZELİ KARDEŞLERİMİZİ BURADA SADECE MİSAFİR DEĞİL, KONYA’MIZIN BİR PARÇASI OLARAK GÖRÜYORUZ”</strong></p>
<p>Konya Valisi İbrahim Akın da sözlerine göreve yeni başlayan İçişleri Bakanı Çiftçi’yi tebrik ederek başladı.</p>
<p>Osmanlı’dan beri Filistin ile kurulan gönül bağının bugün de aynı sıcaklıkla devam ettiğini vurgulayan Vali Akın, “Ecdadımızın Kudüs’e gönderdiği dualar bugün bizim yüreklerimizde aynı samimiyetle yankılanıyor. Çünkü Kudüs bizim için bütün Müslümanların ortak davası, ilk kıblemiz ve peygamberler yurdudur. Bu mübarek belde bizlere ecdadımızın emaneti. İşte bu yüzden Gazzeli kardeşlerimizi burada sadece misafir değil, Konya’mızın bir parçası olarak görüyor, onların hüznünü hüznümüz sevincini sevincimiz biliyoruz. Kıymetli Gazzeli kardeşlerim, bilmenizi isterim ki burası sizin de evinizdir. Konya’mızda Ramazan’ın bereketini paylaşırken dualarımızda Filistin’in ve tüm Müslüman kardeşlerimizin selameti ile huzuru için niyazda bulunuyoruz. Devletimiz her zaman Filistin davasının ve mazlum kardeşlerimizin yanında olmuş, onların haklı mücadelesine destek vermiştir. Bizler de Konya olarak bu kadim kardeşliğin bir parçası olmaktan yüreğimizi ve soframızı sizlerle paylaşmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>“MEDENİYETİMİZ İNSANI YÜK GÖRMEZ, EMANETİ BAŞ TACI EDER”</strong></p>
<p>İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Konya’nın mazlumlara kucak açan şehirlerden biri olduğunu söyledi.</p>
<p>Konya’nın Gazze’den gelen 157 haneyi bağrına bastığını, onlara kucak açtığını belirten Bakan Çiftçi, “Konya’mız, bu merhametin en net göstergesidir. Bu tablo, ensar-muhacir kardeşliğidir. Konya’mız, Gazze’den yüreği yaralı gelen kardeşlerini aynı ruhla karşılamıştır. Bu sadece bir misafirperverlik örneği değildir. Bu, İslam medeniyetinin özüdür, çünkü medeniyetimiz insanı yük görmez, emaneti baş tacı eder. İnancımız mazlumu uzak görmez, kardeş bilir. Bizim tarihimiz, sığınana sırt dönmez, sahip çıkar” diye konuştu.</p>
<p>Bakan Çiftçi, tarih boyunca kültür ve medeniyetin mayalandığı bu toprakların bugün de aynı ruhla büyük ve güçlü Türkiye yürüyüşüne güç kattığını dile getirdi.</p>
<p><strong>“UFKUNU KENDİ BÜYÜTEN BİR TÜRKİYE VAR”</strong></p>
<p>Son zamanlarda bölgede tırmanan hadiselerle dünyada hızla değişen dengelerin, Türkiye’nin geldiği noktanın kıymetini daha iyi gösterdiğine işaret eden Bakan Çiftçi, “Artık önünü göremeyen, hedefini başkalarının çizdiği, istikametini dışarıdan belirleyen bir Türkiye yok. Rotasını kendi çizen, ufkunu kendi büyüten bir Türkiye var. Savunma sanayiinden yerli ve milli teknolojiye, sağlık sisteminden güvenlik altyapısına kadar pek çok alanda çığır açan bir Türkiye var. Bugün, muhterem Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ikinci yüzyılımızın güçlü vizyonu olan Türkiye Yüzyılı hedefleriyle yol alıyoruz. Konya, bu vizyonda öncü şehirlerimizden biridir. Üretimde, tarımda, sanayide, ihracatta, inovasyonda, savunma sanayiinde gösterdiği atılımlarla Türkiye Yüzyılı’nın taşıyıcı sütunlarından biridir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>İftar programına, Gazzeli aileler ile AK Parti İl Başkanı Fatih Özgökçen, MHP İl Başkanı Remzi Karaarslan, milletvekilleri, üniversitelerin rektörleri, oda başkanları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/icisleri-bakani-ciftci-konyada-gazze-gonul-sofrasi-iftarinda-gazzeli-ailelerle-bulustu-618449">İçişleri Bakanı Çiftçi Konya&#8217;da &#8220;Gazze Gönül Sofrası İftarı&#8221;nda Gazzeli Ailelerle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dominant]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün. Ben bugün, kadınların hem bedenleri hem de ruhlarıyla taşıdıkları bir yük olan genetik hastalıklara dikkat çekmek istiyorum. Çünkü genetik hastalıklar yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda derin bir psikososyal boyuta da sahiptir.”</p>
<p><strong>Her 10 Diyaliz Hastasından 1’i Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı Nedeniyle Böbrek Yetmezliği Yaşıyor</strong></p>
<p>Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı; böbreklerde çok sayıda kistin ilerleyici biçimde büyümesiyle seyreden, zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilen ve toplumda en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Prof. Dr. Karakan hastalık ve tedavi ile ilgili şunların altını çizdi: “Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının günümüzde artık tedavisi mümkün. Uygun evrede tanı alan hastaların ilaç tedavisi ile hastalık sürecini yavaşlatabiliyoruz. Buna rağmen bilgi eksikliği ile diyaliz tedavisi alan her 10 hastadan biri bu hastalık nedeniyle böbrek yetmezliği tanısı almakta.”</p>
<p>Hastalığın otozomal dominant kalıtım göstermesi nedeniyle, hastalığı taşıyan bir ebeveynin çocuğuna hastalığı aktarma riski yüzde 50’dir. Prof. Dr. Karakan, bu bilginin özellikle anneler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Kadınlar bir yandan kendi sağlık süreçlerini; hipertansiyon, kronik ağrı ve böbrek fonksiyon kaybı gibi sorunları yönetmeye çalışırken, diğer yandan çocuklarına hastalığı aktarma ihtimaliyle yüzleşiyor. Araştırmalar, hastaların yüzde 62’sinin bu nedenle yoğun bir suçluluk duygusu yaşadığını gösteriyor. Bu suçluluk duygusu, bazı kadınların anne olma kararını dahi yeniden gözden geçirmesine yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>Genetik Hastalıklarda Toplumsal Baskı Özellikle Kadınlara Yöneliyor </strong></p>
<p>Genetik hastalıklar hem anneden hem babadan aktarılabilmesine rağmen, toplumsal baskının çoğu zaman kadına yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Karakan, kadınların evlilik ve annelik kararları üzerinden sorgulanabildiğini belirtti.</p>
<p>Genetik hastalığı olan bir çocuğun bakım sorumluluğunu üstlenen kadınların iş yaşamından uzaklaşabildiğini, sosyal olarak yalnızlaşabildiğini ve tükenmişlik yaşayabildiğini söyleyen Karakan, kronik hastalıkla yaşamanın depresyon ve anksiyete riskini de artırdığına dikkat çekti: “Kadınlar çoğu zaman hem kendi hastalıklarıyla hem de ailelerinin kaygısıyla aynı anda mücadele ediyor” dedi.</p>
<p> <strong>Çözüm: Multidisipliner Destek ve Toplumsal Farkındalık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şebnem Karakan, bu yükün hafifletilebilmesi için şu adımların atılması gerektiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li>Genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması</li>
<li>Gebelik öncesi ve sonrası multidisipliner destek sağlanması</li>
<li>Psikososyal destek mekanizmalarının standart hale getirilmesi</li>
<li>Eşlerin ve aile bireylerinin sürece aktif katılımının teşvik edilmesi</li>
<li>Toplumsal farkındalık kampanyaları ile doğru bilginin yaygınlaştırılması</li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Karakan sözlerine şöyle devam etti: “Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı yalnızca böbrekleri etkileyen bir hastalık değildir. Kadının bedenini, ruhunu, annelik kimliğini ve sosyal yaşamını da etkileyen çok boyutlu bir durumdur” diyen Karakan, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Genetik hastalıklar biyolojik bir gerçektir; ancak kadınlara yüklenen sosyal ve psikolojik baskı değiştirilebilir bir toplumsal tutumdur. Kadını suçlayan değil destekleyen, yalnız bırakan değil güçlendiren, korku üreten değil bilgi sunan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Kadınların güçlü varlığını yalnızca 8 Mart’ta değil, yılın her günü desteklemek hepimizin sorumluluğudur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 07:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Enflamatuvar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayı]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617700</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enflamasyon aslında koruyucu bir süreç ama…  </strong></p>
<p>Enflamasyonun bağışıklık sisteminin tehdit algıladığında devreye soktuğu koruyucu ve iyileştirici bir yanıt olduğunu söyleyen <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Akut enflamasyon kısa sürer; enfeksiyonla savaşır, yara iyileşmesini başlatır ve işini tamamlayınca sonlanır. Kronik enflamasyon ise enflamatuvar sinyallerin uzun süre hafif yüksek kalmasıdır. Klinik olarak sessiz görünebilir, fakat hücresel düzeyde yıpranmayı artırır, yaşlanmayı hızlandırır” diyor. </p>
<p><strong>Enflamasyon sinyalleri bu değerlerde gizli!</strong></p>
<p>Klinik pratikte enflamasyon sürecinin izlerini kanda takip edebildiklerini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk,</strong> “Örneğin hs-CRP (yüksek duyarlılıklı C-reaktif protein) vücuttaki düşük düzeyli enflamasyonu gösteren önemli bir belirteçtir. Ferritin her ne kadar demir depolarını yansıtsa da enflamasyon durumlarında yükselme eğilimindedir. İnsülin direnci göstergeleri, hücrelerin insüline yanıtının azalmasını ortaya koyarak metabolik stres hakkında ipucu verir. Lipid profili (kolesterol ve trigliserid değerleri) ve karaciğer enzimleri ise damar sağlığı ve metabolik yük hakkında bize bilgi sağlar. Gerektiğinde daha ileri tetkiklerle altta yatan neden detaylandırılabilir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyon bu 3 yol ile yaşlandırıyor!</strong></p>
<p>Yaş ilerledikçe bağışıklık sisteminin eskisi kadar esnek çalışmayabileceğini belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bazı savunma yanıtları zayıflarken, bazı enflamatuvar sinyaller daha kolay tetiklenebilir ve daha uzun süre yüksek kalabilir. İşte bu tablo, yaşla birlikte görülen düşük düzeyli ve sistemik enflamasyon eğilimini ifade eder. Bilimsel literatürde bu durum “inflammaging” olarak adlandırılır. Terim, “inflamasyon” ve “aging” (yaşlanma) kelimelerinin birleşiminden gelir ve kronik, düşük düzeyli enflamasyonun biyolojik yaşlanma sürecini hızlandırıcı etkisini tanımlar. Bu süreç tek bir mekanizmayla değil, birbiriyle bağlantılı üç temel biyolojik yol üzerinden ilerler” diyerek o 3 mekanizmayı açıklıyor. </p>
<p><strong>Bağışıklık Sisteminde Sürekli Alarm Hâli</strong></p>
<p>Bağışıklık sisteminin düşük düzeyde ama sürekli uyarıldığında hücreler arası iletişimi sağlayan “sitokin” adı verilen sinyallerin dengesinin değişebileceğini belirten Dr. Halil Ertürk, “Onarım ve iyileşme süreçleri yerine “tetikte kalma” durumu baskınlaşabilir. Bu da dokuların uzun vadede daha fazla yıpranmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p><strong>Metabolik Dengesizlik ve Visseral Yağ</strong></p>
<p>İnsülin direnci (hücrelerin insüline yeterli yanıt verememesi), kan şekeri dalgalanmaları ve özellikle karın içi yağ dokusu enflamatuvar sinyalleri artırabilir. Metabolik stres ile enflamasyon arasında bir kısır döngü oluşabilir ve bu durum biyolojik yaşlanmayı hızlandırabilir.</p>
<p><strong>Hücresel Enerji Üretiminde Zorlanma</strong></p>
<p>Hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondriler zorlandığında oksidatif yük artabilir. Bu durum hücresel onarım kapasitesini ve stresle baş etme mekanizmalarını zayıflatabilir. Uzun vadede hücresel yıpranma artabilir.</p>
<p><strong>Kronik enflamasyon engellenebilir mi? </strong></p>
<p>Kronik enflamasyonun sıfırlanamayacağını belirten <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Çünkü enflamasyon iyileşme ve savunma için gereklidir. Daha doğru hedef kronik gereksiz uyarıyı azaltmak ve sistemi yeniden dengeye yaklaştırmaktır. Bunun için öncelikle birkaç temel alanda tutarlı bir şekilde çalışmak gerekir”uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Kronik enflamasyona karşı 6 önemli adım</strong></p>
<p><strong>Uyku:</strong> Her gün düzenli 7-8 saat uykunun yanı sıra aynı saatte ve kesintisiz uyumak enflamatuar sinyalleri azaltmakta etkilidir. </p>
<p><strong>Beslenme:</strong> İşlenmiş gıdaların azaltılması ve yeterli lif ile protein tüketimi, yemekten sonra kan şekerinin ani yükselip düşmesini önleyerek enflamatuvar yükü azaltabilir.</p>
<p><strong>Egzersiz:</strong> Kalp-damar dayanıklılığı ve kas kütlesinin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Acıbadem Life Longevity’den İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk, “Düzenli yürüyüşe haftada 2–3 gün kuvvet egzersizi eklemek, metabolizmanın daha dengeli çalışmasına ve vücuttaki enflamatuvar yükün azalmasına yardımcı olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Stres yönetimi:</strong> Uzamış stres, uyku ve glukoz üzerinden enflamatuvar yükü besler; kısa, sürdürülebilir pratiklerle stres yükü azaltılmalıdır.</p>
<p><strong>Bel çevresi ve vücut kompozisyonu:</strong> Amaç sadece kilo vermek değil; karın içi yağlanmayı azaltıp kas kütlesini koruyarak daha sağlıklı bir vücut kompozisyonu oluşturmaktır.</p>
<p><strong>Sigara, alkol ve çevresel toksinler: </strong>Birçok hastalık için sigara en net risk faktörlerinden biridir. Alkol ve toksik maruziyetler de enflamatuvar yükü artırır.</p>
<p>Romatizmal hastalıklardan, viral enfeksiyonlara kadar daha birçok nedenin uzun süren düşük düzey enflamasyona neden olabileceği uyarısında bulunan <strong>Dr. Halil Ertürk</strong>, “Bu durumların tedavisi enflamasyonu tamamen ortadan kaldırmayabilir ancak azaltmakta etkili olur. Uyku, egzersiz, beslenme, stres ve bel çevresi gibi temel alanlar düzenlendiğinde, birçok kişide hem yakınmaların hem de laboratuvar görüntüsünün daha iyi bir yere geldiğini görebiliyoruz” diyor. </p>
<p><strong>…Kutu bilgisi…</strong></p>
<p><strong>Kronik enflamasyon hangi hastalıklarda rol oynuyor?</strong></p>
<p><strong>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Ertürk</strong>, kronik enflamasyonun yalnızca yaşlanma üzerinde etkili olmadığını, pek çok hastalığa da zemin hazırladığını belirtiyor. </p>
<p><strong>Kalp-damar hastalıkları:</strong></p>
<p>Damar duvarında uzun süre devam eden enflamatuvar süreçler, damar sertliği olarak bilinen aterosklerozun gelişimine katkı sağlayabilir. Bu durum kalp krizi ve inme riskini artırabilir.</p>
<p><strong>İnsülin direnci ve diyabet:</strong></p>
<p>Yağ dokusu, karaciğer ve kaslarda artan enflamatuvar sinyaller, hücrelerin insüline verdiği yanıtı bozabilir. Bu da kan şekeri kontrolünün zorlaşmasına ve zamanla diyabet riskinin artmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (NAFLD):</strong></p>
<p>Karaciğerde yağ birikimi zamanla enflamasyona ve doku sertleşmesine (fibrozis) ilerleyebilir. Özellikle bel çevresi artışı ve karın içi yağlanma bu süreci daha belirgin hale getirebilir.</p>
<p><strong>Nörodejeneratif süreçler:</strong></p>
<p>Metabolik stres ve beyin dokusunda gelişen enflamasyon (nöroenflamasyon), sinir hücrelerinde hasara ve bilişsel işlevlerde azalmaya yol açabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslanmayi-hizlandiran-sessiz-tehdit-617700">Yaşlanmayı Hızlandıran Sessiz Tehdit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[artabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Damarlar]]></category>
		<category><![CDATA[derecenin]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk hava kalp hastaları için daha dikkatli olmayı gerektiriyor. Özellikle dış ortamda geçirilen süre ve hava koşulları kalbin yükünü artırabiliyor. Güvenli sınırların kişiden kişiye değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kalp hastalığı olanlar için kesin bir sıcaklık ya da süre eşiği yok. Bu sınırlar kişinin genel sağlık durumuna ve hastalığın derecesine göre değişir. Ancak kalp sağlığı için en uygun aralık 18–24 derecedir. Özellikle 12 derecenin altındaki soğuklarda kalp krizi riski artabilir. Ayrıca rüzgârın hissedilen sıcaklığı düşürdüğü unutulmamalı ve dışarıda kalma süresi buna göre planlanmalı” dedi.</strong></p>
<p>Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daraltır. Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>Soğuk hava susuzluğu yüzde 40 azaltabiliyor</strong></p>
<p>Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Koylan, “Yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik. Daralan damarlar beynin susuzluk sinyalini yüzde 40’a kadar azaltabilir. Ancak susama hissinin azalması, sıvı ihtiyacının düştüğü anlamına gelmez. Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer. Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20–30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür” dedi.</p>
<p><strong>Soğukta ölçümler şaşırtabilir</strong></p>
<p>Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Koylan, “Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-derecenin-altinda-kalp-krizi-riski-artabiliyor-616128">12 derecenin altında kalp krizi riski artabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Şadi Özdemir yüksek teknolojiyi işaret etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-yuksek-teknolojiyi-isaret-etti-612358</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[şadi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Bölgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojiyi]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ilçedeki organize sanayi bölgeleri (OSB) temsilcileriyle bir araya gelerek, sorunlarını dinledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-yuksek-teknolojiyi-isaret-etti-612358">Başkan Şadi Özdemir yüksek teknolojiyi işaret etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ilçedeki organize sanayi bölgeleri (OSB) temsilcileriyle bir araya gelerek, sorunlarını dinledi. Toplantıda kaçak yapılarla mücadelede kararlılık mesajı veren Başkan Şadi Özdemir, “Kontrolsüz büyüme, gıda güvenliğini tehdit ediyor. Bursa artık yüksek teknoloji odaklı bir dönüşüme odaklanmalı” dedi.</p>
<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, ilçede faaliyet gösteren OSB temsilcileriyle iki ayda bir gerçekleştirdiği ortak akıl toplantıları kapsamında, bu kez Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi (NOSAB) Hizmet Binası’nda bir araya geldi. Kentin sanayi vizyonu, çevre projeleri ve çözüm bekleyen sorunlarının ele alındığı toplantıya NOSAB Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ev sahipliği yaptı. Toplantıda sanayi bölgelerinin temsilcileri, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları Serpil Altun ve Emre Karagöz ile ilgili birim müdürleri katıldı.<br />YÜKSEK TEKNOLOJİ ODAKLI DÖNÜŞÜM</p>
<p>Türkiye’deki planlama sorunlarına ve Bursa’daki sanayi yoğunluğuna dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, sanayicilere stratejik bir dönüşüm çağrısında bulundu. Bursa’daki sanayi bölgelerinin doluluk oranlarına bakılması gerektiğini ve yeni sanayi bölgelerine ihtiyacın olmadığını vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeni sanayi bölgeleri açmak yerine, orta teknolojili üretimin Anadolu’ya kaydırılması, Bursa’nın ise tamamen yüksek teknolojili üretime odaklanması gerekiyor. Kontrolsüz büyüme, tarım alanlarımızı ve gıda güvenliğimizi ciddi şekilde tehdit ediyor. Gelecekte yaşanabilecek gıda ve su krizlerine karşı bugünden tedbir almalıyız.”<br />KAÇAK YAPIYLA MÜCADELEDE DAYANIŞMA ÇAĞRISI<br />Tarım arazileri üzerine inşa edilen kaçak fabrikaların oluşturduğu haksız rekabete değinen Başkan Şadi Özdemir, bu konuda taviz vermeyeceklerini vurguladı. Kaçak yapılarla mücadele ederken yer yer yalnız kaldıklarını söyleyen Başkan Şadi Özdemir, “Sizler OSB çatısı altında yüksek maliyetlerle ve kurallara uygun üretim yaparken, dışarıdaki kaçak yapılar haksız kazanç sağlıyor. Bu durum hem planlı üretim yapan sanayiciye zarar veriyor, hem de belediyemizi ciddi bir yük altına sokuyor. Herkesi bu konuda duyarlılığa ve dayanışmaya davet ediyorum” diye konuştu.<br />TIR PARKI VE SOKAK HAYVANLARI SORUNUNA ÇÖZÜM<br />Trafik ve park sorunlarına da değinen Başkan Şadi Özdemir, şehir içindeki TIR ve iş makinesi parkı sorununu kökten çözecek bir proje üzerinde çalıştıklarını kaydetti. Bu araçların şehir dışına transfer edileceğini belirten Başkan Şadi Özdemir, kurulacak yeni park alanının aynı zamanda bir ‘Deprem Lojistik Merkezi’ olarak tasarlanacağını kaydetti. Ayrıca sokak hayvanları popülasyonu için Bursa Büyükşehir Belediyesi ile eş güdümlü yürütülen Kuruçeşme ve Karacaoba projeleri hakkında sanayicileri bilgilendirdi.<br />AMATÖR SPORA DESTEK</p>
<p>Nilüfer Belediyespor’un basketbol ve hentbol branşlarındaki başarılarına da değinen Başkan Şadi Özdemir, açıkladıkları “Spor Manifestosu” kapsamında amatör sporu desteklemeye devam edeceklerini belirterek, sanayicilerden de dayanışma beklediklerini ekledi.</p>
<p>YAĞMUR SUYU HASADI PROJESİ</p>
<p>Toplantıda, NOSAB tarafından hayata geçirilen ve TÜBİTAK destekli bir start-up projesi olan ‘Yağmur Suyu Hasadı’ projesinin sunumu yapıldı. NOSAB Başkanı Erol Gülmez, proje ile yılda 7 milyon metreküp su tasarrufu hedeflediklerini belirtti. Çatılardan toplanan yağmur suyunun sanayi tesislerindeki üretim süreçlerine dahil edileceğini ifade eden Gülmez, bu sayede yeraltı su kaynaklarının korunacağını vurguladı.<br />Toplantı sonunda Başkan Şadi Özdemir ve katılımcılar, binanın otopark alanında yer alan yağmur suyu hasadı sistemini yerinde inceleyerek, bilgi aldılar.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-yuksek-teknolojiyi-isaret-etti-612358">Başkan Şadi Özdemir yüksek teknolojiyi işaret etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[günleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlevsel Donma]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[pilotta]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.</p>
<p>Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! </strong></p>
<p>Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.</p>
<p>Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.</p>
<p>Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”</p>
<p><strong>Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!</strong></p>
<p>Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!</strong></p>
<p>İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.</p>
<p>Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mardin Şehir Hastanesi Yüksek Verimli İklimlendirme Altyapısı İçin Form Endüstri Ürünleri&#8217;ni Seçti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mardin-sehir-hastanesi-yuksek-verimli-iklimlendirme-altyapisi-icin-form-endustri-urunlerini-secti-612016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 08:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[altyapı]]></category>
		<category><![CDATA[altyapısı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[clivet]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[düşük]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[klimlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[mardin]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Kapasite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mardin Şehir Hastanesi’nin soğutma altyapısında, Form Endüstri Ürünleri tarafından sunulan Clivet santrifüj chiller sistemleri tercih edildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mardin-sehir-hastanesi-yuksek-verimli-iklimlendirme-altyapisi-icin-form-endustri-urunlerini-secti-612016">Mardin Şehir Hastanesi Yüksek Verimli İklimlendirme Altyapısı İçin Form Endüstri Ürünleri&#8217;ni Seçti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mardin Şehir Hastanesi’nin soğutma altyapısında, Form Endüstri Ürünleri tarafından sunulan Clivet santrifüj chiller sistemleri tercih edildi. VFD’li, 2 kademeli kompresör teknolojisine sahip bu sistemler, kısmi yükte sağladığı yüksek enerji verimliliği, düşük kalkış akımı ve sessiz çalışma karakteriyle büyük ölçekli sağlık tesislerinin yıl boyunca kesintisiz iklimlendirme ihtiyacına güçlü bir çözüm sunuyor. Toplam 4.500 kW kapasiteye sahip sistem, en düşük kWh/ton maliyetini hedefleyen sürdürülebilir ve güvenilir bir altyapı oluşturuyor.</strong></p>
<p>Mardin Artuklu Üniversitesi yerleşkesinde, 260 bin metrekarelik alanda inşa edilen ve 750 yatak kapasitesiyle bölgenin en büyük sağlık yatırımlarından biri olan Mardin Şehir Hastanesi’nin soğutma altyapısında, Form Endüstri Ürünleri’nin yüksek kapasiteli Clivet çözümleri kullanıldı. Projede toplam 4 adet WCHT-CN 1300.1 ED Inverter Direct-Drive santrifüj chiller yer alırken, sistemin toplam kapasitesi 4.500 kW olarak tasarlandı. Yüksek kapasiteli bir sağlık tesisinin yıl boyunca kesintisiz, güvenilir ve düşük enerji maliyetli iklimlendirme ihtiyacına cevap veren bu yapı, hastanenin operasyonel sürdürülebilirliğini destekleyen kritik bir unsur olarak konumlanıyor.</p>
<p>Bünyesinde 264 poliklinik, 226 yoğun bakım yatağı, 28 ameliyathane ve 382 hasta odası bulunan Mardin Şehir Hastanesi, iklimlendirme sistemlerinde yüksek kapasite ve maksimum verimlilik gerektiriyor. Bu ihtiyaç doğrultusunda tercih edilen Clivet santrifüj chillerler, özellikle büyük hacimli sağlık yapılarında uzun süreli ve stabil çalışma performansı sunmasıyla öne çıkıyor. Yüksek kapasiteyi kompakt bir çözümle bir araya getiren sistem, düşük kalkış akımı sayesinde elektrik altyapısı üzerinde ek yük oluşturmadan güvenli bir işletme sağlıyor.</p>
<p><strong>Kısmi Yükte Maksimum Enerji Verimliliği</strong></p>
<p>Clivet WCHT-CN 1300.1 ED modeli, inverter kontrollü VFD teknolojisi ile 2 kademeli santrifüj kompresör yapısını bir arada kullanarak, santrifüj chillerlerin çalışma ömrünün büyük bölümünü oluşturduğu kısmi yük koşullarında çok yüksek verimlilik sunuyor. Santrifüj chiller sistemlerinin çalışma ömürlerinin yüzde 80’inden fazlasını tam yük yerine kısmi yükte çalışarak geçirdiği düşünüldüğünde, bu yaklaşım enerji tüketimini ciddi ölçüde düşüren bir avantaj yaratıyor. Böylece sistem, yüksek kapasiteli bir tesiste yıl boyunca en düşük kWh/ton maliyetini sağlayan çözümlerden biri haline geliyor.</p>
<p>VFD’li 2 kademeli santrifüj kompresör yapısı, yük değişimlerine anlık ve hassas yanıt vererek gereksiz enerji tüketiminin önüne geçiyor. Bu yaklaşım, işletme maliyetlerinin düşürülmesini sağlarken sistemin uzun yıllar boyunca stabil ve güvenilir performansla çalışmasına katkı sunuyor. AHRI 550/590 sertifikasına sahip olan chillerler, uluslararası standartlarda verimlilik ve performans değerlerini karşılayan bir altyapı sunduğunu da belgeliyor.</p>
<p><strong>Sessiz Çalışma, Düşük İşletme Maliyeti ve Uzun Ömür</strong></p>
<p>Mardin Şehir Hastanesi’nde tercih edilen Clivet santrifüj chiller sistemi, sessiz çalışma karakteriyle sağlık yapıları için kritik olan akustik konforu da destekliyor. Aynı zamanda düşük işletme maliyeti, uzun ömürlü komponent yapısı ve yüksek sistem stabilitesi sayesinde yatırımın toplam yaşam döngüsü maliyetini optimize ediyor. Yüksek kapasiteyi düşük enerji tüketimiyle birleştiren bu yapı, hastane gibi 7/24 çalışan tesislerde ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilir bir çözüm sunuyor.</p>
<p>Form’un mühendislik uzmanlığı ve Clivet teknolojisiyle hayata geçirilen bu proje, Mardin Şehir Hastanesi gibi büyük ölçekli ve yoğun kullanım gerektiren sağlık tesislerinde, yüksek verimli iklimlendirme altyapısının nasıl kurgulanabileceğine dair güçlü bir referans niteliği taşıyor. Clivet santrifüj chiller çözümleri, yüksek kapasite, enerji verimliliği ve işletme güvenliğini entegre bir çözümde bir araya getiren mühendislik yaklaşımıyla öne çıkıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mardin-sehir-hastanesi-yuksek-verimli-iklimlendirme-altyapisi-icin-form-endustri-urunlerini-secti-612016">Mardin Şehir Hastanesi Yüksek Verimli İklimlendirme Altyapısı İçin Form Endüstri Ürünleri&#8217;ni Seçti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrekleri]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kreatin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[takviyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[uçar]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yorabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde <strong>yaklaşık 850 milyon kişi</strong> böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.<strong> </strong>Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası; bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada <strong>ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor</strong>. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi</strong> <strong>Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Zuhal Atan Uçar,</strong> böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni</strong></p>
<p>Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,<strong>  </strong>böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong> Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması. <strong> </strong>Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><b> <strong>Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike</strong>Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda <strong>kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor. </strong> Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,   “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için <strong>en tehlikeli risk faktörlerinden biri</strong> haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor. Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor. A<strong>şırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken</strong>Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen <strong>önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, </strong>Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor. Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.  Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlikeÇok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin <strong>gereksiz ve kontrolsüz kullanımının</strong> böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık <strong>yüzde 10-20’sinin</strong> böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor. Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor. Önlemek için: Takviye ürünlerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor. </b></p>
<p><strong>Obezite: Böbreklere de yük oluyor</strong></p>
<p><b>Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere <strong>hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi</strong> yoluyla hem de <strong>dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon</strong> üzerinden zarar vermesi. Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor. Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskliÇok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor. Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.  Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor</b></p>
<p>Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Önlemek için:</strong><strong> </strong>Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor. </p>
<p><b> </b></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vitamin-protein-ve-kreatin-takviyeleri-bobrekleri-yorabiliyor-610807">Vitamin, protein ve kreatin takviyeleri böbrekleri yorabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-operasyonlarda-is-guvenligi-kritik-bir-zorunluluk-609289</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 11:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[İnverter]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[operasyonlarda]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[Vinç]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[zorunluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) değerlendirmeleri, dünya genelinde iş kazalarının önemli bir bölümünün ağır ekipman kullanılan çalışma alanlarında meydana geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-operasyonlarda-is-guvenligi-kritik-bir-zorunluluk-609289">Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu tablo, vinç operasyonları gibi yüksek risk barındıran uygulamalarda, süreç kaynaklı riskleri minimize eden otomasyon ve gelişmiş güvenlik teknolojilerinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektöründe sunduğu inverter, anti-sway gibi ileri teknoloji çözümlerle, iş güvenliği standartlarının yükselmesine katkı sağlıyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre iş kazaları ve meslek hastalıkları, her yıl dünya genelinde milyonlarca çalışanın sağlık kaybı yaşamasına ve iş gücünden uzak kalmasına neden oluyor. Türkiye’de de SGK tarafından açıklanan verilere göre, 2024 yılında 733.646 iş kazası kayıtlara geçti. Bu rakamlar, özellikle vinç ve ağır sanayi gibi yüksek riskli sektörlerde iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca bir mevzuat gerekliliği değil, kritik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Vinç Operasyonlarında Güvenli ve Kontrollü Performans</strong></p>
<p>Vinç uygulamalarında güvenlik, süreklilik ve hassas kontrol; operasyonel başarının temelini oluşturuyor. Mitsubishi Electric, vinç sektörünün bu kritik ihtiyaçlarını yakından tanıyor ve özel olarak geliştirdiği inverter çözümleriyle güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmasına destek oluyor.</p>
<p>0.4 kW ile 1.3 MW güç aralığını kapsayan Mitsubishi Electric inverterleri; sıcak, soğuk, nemli ve tozlu ortamlar gibi zorlu çalışma koşullarında dahi yüksek performans ve dayanıklılık sunuyor. İleri seviye kontrol kabiliyetleri sayesinde operasyonel verimliliği artıran bu çözümler, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasına katkıda bulunuyor. Mitsubishi Electric inverterleri; gezer köprü vinçleri, portal vinçler, kule vinçleri ve döner liman vinçleri gibi farklı uygulama alanlarında güvenle kullanılabiliyor.</p>
<p>Mitsubishi Electric’in vinç uygulamalarında sunduğu inverter çözümleri, yüksek yüklenme kapasitesiyle güçlü bir performans sunarken, fren senkronizasyonu sayesinde yüklerin kontrollü ve güvenli bir şekilde taşınmasını mümkün kılıyor. Zorlu saha koşulları için çift kat vernik kaplama ile güçlendirilen sistemler, uzun ömürlü kullanım sağlıyor. Dahili PLC yapısı sayesinde vinç otomasyonunun ihtiyaçlara göre özelleştirilmesine olanak tanıyan bu çözümler, operatör müdahalesini azaltarak insan kaynaklı risklerin minimize edilmesine katkıda bulunuyor. Bunun yanı sıra, global haberleşme protokollerini destekleyen inverterler, farklı kontrol ve otomasyon sistemleriyle kolay entegrasyon avantajı da sağlıyor. </p>
<p><strong>Anti-Sway Teknolojisi ile Üst Düzey Güvenlik</strong></p>
<p>Vinç operasyonlarında güvenliği doğrudan etkileyen unsurların başında yük salınımı geliyor. Mitsubishi Electric’in E800 ve A800 serisi inverterlerinde yer alan dahili anti-sway özelliği, yük salınımı seviyesini düşürerek daha hassas, kontrollü ve güvenli bir taşıma süreci sağlıyor.</p>
<p>Yük konumlandırma hassasiyetini artıran anti-sway teknolojisi, operasyonların daha hızlı ve verimli ilerlemesine katkı sunarken; fren senkronizasyonu ile yük kaymalarının ve olası iş kazalarının önüne geçilmesine yardımcı oluyor. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-riskli-operasyonlarda-is-guvenligi-kritik-bir-zorunluluk-609289">Yüksek Riskli Operasyonlarda İş Güvenliği Kritik Bir Zorunluluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Kurumları İçin Tüm Banka Sanal POS&#8217;ları Tek Noktada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egitim-kurumlari-icin-tum-banka-sanal-poslari-tek-noktada-608613</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[banka]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[Craftgate]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[entegrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[esnek]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[kurumları]]></category>
		<category><![CDATA[limit]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[pos]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlayıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608613</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim kurumları, avantajlı komisyon oranları ve vade seçeneklerinden yararlanmak için günümüzde birden fazla banka ve ödeme hizmeti sağlayıcısıyla çalışıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitim-kurumlari-icin-tum-banka-sanal-poslari-tek-noktada-608613">Eğitim Kurumları İçin Tüm Banka Sanal POS&#8217;ları Tek Noktada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim kurumları, avantajlı komisyon oranları ve vade seçeneklerinden yararlanmak için günümüzde birden fazla banka ve ödeme hizmeti sağlayıcısıyla çalışıyor. Bu çoklu sağlayıcılı yapı, ödeme süreçlerini dijitalleştirmiş kurumlar için bile her bir sağlayıcı için ayrı bir entegrasyon, operasyonel yük ve yönetim zorluğu anlamına geliyor. Craftgate, tüm banka POS’larını ve taksit yapılarını tek panel üzerinden yönetilebilir hale getirerek, kurumların hem teknik bağımlılıklarını azaltıyor hem de öğrenci ve velilere daha esnek ödeme imkanlarını zahmetsizce sunabilmesini sağlıyor. Tüm ödeme altyapısının tek merkezden kolaylıkla yönetilmesini sağlayan Craftgate ödeme orkestrasyonu platformu, karmaşıklığı ortadan kaldırarak eğitim kurumlarının finansal çevikliğini artırıyor.</p>
<p><b><strong>Ticari Kararlar Teknik Engellere Takılmıyor</strong></b></p>
<p>Ticari esneklik kazanmak isteyen eğitim kurumları, her yeni banka veya ödeme hizmeti sağlayıcısı için zaman ve teknik kaynak gerektiren ayrı entegrasyonlara ihtiyaç duyuyor. Bu durum, kurumların en avantajlı komisyon ve vade tekliflerinden faydalanmasını zorlaştırıyor. Teknik entegrasyon zorluğunun ticari kararların önünde bir engel haline geldiği bu noktada, Craftgate sunduğu tek entegrasyon modeliyle kurumları ek geliştirme eforundan ve teknik kaynak ayırma ihtiyacından kurtarıyor. Böylece eğitim kurumları, diledikleri banka veya ödeme sağlayıcısını hızla devreye alarak ticari açıdan daha esnek hareket edebiliyor.</p>
<p><b><strong>Kayıt Döneminde Kesintisiz Ödeme ve Limit Birleştirme Avantajı</strong></b></p>
<p>Kayıt dönemlerinde yüksek tutarlı ödemelerde karşılaşılan yetersiz kart limiti engeli, Craftgate’in Limit Birleştirme ve Parçalı Ödeme özellikleriyle çözülüyor. Birden fazla kartın limitinin birleştirilmesine ve parçalı ödeme yapılmasına olanak tanıyan bu çözümler, velilere ve öğrencilere finansal açıdan daha esnek ve erişilebilir seçenekler sunarak ödemelerin başarıyla tamamlanma oranını artırıyor.</p>
<p>Eğitim kurumları, Craftgate’in Link ile Ödeme çözümü sayesinde yoğun kayıt dönemlerinde sorunsuz şekilde online ödeme kabul etmek için ödeme linkleri üreterek öğrenci ve velilere iletebiliyor ve herhangi bir teknik entegrasyon gerekmeksizin anlaşmalı oldukları ödeme sağlayıcısı üzerinden kolayca ödeme alabiliyor.</p>
<p>Craftgate’in Autopilot özelliği ise bir sanal POS’ta kesinti yaşanması durumunda, işlemi otomatik olarak o an çalışan ve en avantajlı teklifi sunan diğer kanallara yönlendirerek ödeme akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor. Anlaşmalı olunan ödeme sağlayıcılarında sistemsel kesinti veya hata olduğunda dahi ödeme alınabilmesine imkan tanıyan Autopilot ve Ödeme Tekrar Deneme özellikleri, 2025 yılında Craftgate üye işyerlerinin 1,17 milyar TL ciro kaybının önüne geçti.</p>
<p><b><strong>Ödeme Yönetiminde Merkezi Hakimiyet ve Esneklik</strong></b></p>
<p>Craftgate, farklı banka ve ödeme kuruluşlarının panelleri arasında dağınık biçimde yürütülen yönetim ihtiyacını ortadan kaldırarak ödeme hizmeti sağlayıcılarını tek bir merkezde konsolide ediyor. Bu yaklaşım, kurumların ödeme operasyonlarında uçtan uca görünürlük ve kontrol kazanmasını sağlarken, merkezi yönetim ve kolay entegrasyon kabiliyetleriyle ekiplerin üzerindeki manuel iş yükünü azaltıyor. Böylece kurumlar, ödeme süreçlerinde daha hızlı aksiyon alabilmelerini mümkün kılan esnek bir yapıya kavuşuyor.</p>
<p>Ödeme orkestrasyonunu henüz devreye almamış eğitim kurumları için yeni dönemin kritik ihtiyacı, ödeme altyapısını yönetilebilir ve sürdürülebilir bir yapıya taşımak. Craftgate, tek panelden kolaylıkla yönetilen çok sağlayıcılı yapısı sayesinde operasyonel yükü azaltırken, ödeme süreçlerinin sürekliliğini sağlıyor. Böylece kurumlar teknik operasyonlarla vakit kaybetmeden odağını eğitim kalitesinde ve öğrenci deneyiminde tutabiliyor.</p>
<p><strong>Craftgate Kurucu Ortağı ve COO’su Murathan Özcan</strong>, konuyla ilgili açıklamasında şunları söyledi: “Kurumlar ödeme tarafında teknik entegrasyonlarla uğraşmak yerine ticari çeviklik kazanmak istiyor. Ancak çoklu sağlayıcıyla geleneksel yöntemlerle çalışmak, bu çevikliği zaman ve kaynak maliyeti yüksek bir teknik yüke dönüştürebiliyor. Craftgate, ödeme süreçlerini tek entegrasyon üzerinden kolay yönetilebilir ve kesintisiz bir yapıya taşıyor. Böylece eğitim kurumları yoğun dönemlerde ödeme sürekliliğini güvence altına alırken, limit birleştirme gibi özelliklerle velilere ve öğrencilere daha erişilebilir ödeme seçenekleri sunabiliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitim-kurumlari-icin-tum-banka-sanal-poslari-tek-noktada-608613">Eğitim Kurumları İçin Tüm Banka Sanal POS&#8217;ları Tek Noktada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10-12]]></category>
		<category><![CDATA[ekleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[ömrünüze]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendimizi iyi hissettiğimizde gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Modern tıpta bu sorunun yanıtı artık yalnızca şikâyetlere ya da rutin kan testlerine dayanarak verilmiyor. Günümüzde sağlık; ölçülebilen, izlenebilen ve geleceğe dair öngörü sunabilen fizyolojik göstergeler üzerinden değerlendiriliyor. Bu göstergelerden biri olan VO₂ Max, vücudun oksijeni alma, taşıma ve kullanma kapasitesini ortaya koyarak yalnızca mevcut durumu değil, uzun vadeli sağlık potansiyelini de yansıtan önemli bir parametre olarak öne çıkıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “VO₂ Max, tek bir organa değil, tüm sistemlerin birlikte nasıl çalıştığına dair bilgi verir. Bu yönüyle sağlığın ne kadar sürdürülebilir olduğunu gösteren en güçlü göstergelerden biridir” diyor. </p>
<p><strong>Kalbinizden Bütünsel Sağlığınıza Uzanan İpucunu Veriyor</strong></p>
<p>Sağlık değerlendirmelerinde çoğu zaman tansiyon, kolesterol, kan şekeri ve EKG gibi ölçümler temel alınır. <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu testler vücudun dinlenme halindeki fizyolojisini gösterir. Oysa vücudun gerçek kapasitesi; efor, stres ve günlük yaşam yükleri altında nasıl yanıt verdiğiyle ortaya çıkar” diyor. </p>
<p>VO₂ Max’in bu noktada kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan <strong>Karakuş</strong>, “VO₂ Max, yalnızca akciğerlerin ne kadar oksijen alabildiğini değil; kalbin bu oksijeni ne kadar etkin pompaladığını, damarların dokulara ne kadar iyi taşıyabildiğini ve kasların bu oksijeni ne ölçüde kullanabildiğini birlikte değerlendiren bütünsel bir göstergedir. Bu nedenle sadece sporcular için değil, kendini sağlıklı hisseden ancak gizli kalp-damar riski taşıyabilecek bireyler için de son derece değerlidir. Günümüzde VO₂ Max, kardiyovasküler sağlığın uzun vadeli seyrini öngörmede giderek daha güvenilir bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Birçok Kronik Hastalıkla İlişkili</strong></p>
<p>Düşük VO₂ Max değerlerinin yalnızca fiziksel kondisyonla sınırlı bir konu olmadığını ve bu göstergenin birçok kronik hastalıkla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş</strong>, “Geniş ölçekli epidemiyolojik ve kohort çalışmalar, düşük aerobik kapasitenin kardiyometabolik hastalıklar, hipertansiyon, tip 2 diyabet gibi yaygın sağlık sorunlarıyla anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, VO₂ Max düzeyinin düşmesi erken mortalite yani ölüm riskini de artırıyor. Bu nedenle VO₂ Max’i yalnızca bir performans ölçütü olarak değil, gelecekteki kardiyovasküler riskin güçlü bir öngörücüsü olarak değerlendirmek gerekiyor” diyor. </p>
<p><strong>O Değeri Artıran Daha Uzun Yaşıyor!</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünde altın standart yöntemin kardiyopulmoner egzersiz testi olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “Bu test sırasında birey kontrollü olarak efor altına alınırken, kalp, akciğer ve dolaşım sisteminin birlikte nasıl çalıştığı değerlendirilir. Bu sayede kalp-damar sisteminin gerçek performansı yük altındayken net ve objektif biçimde ortaya konabilir. VO₂ Max değeri doğru yaşam tarzı müdahaleleriyle artırılabilir. Bilimsel çalışmalar, düzenli ve yapılandırılmış aerobik egzersiz programlarıyla 6–8 hafta gibi kısa bir sürede yüzde 15 ila 25 oranında artış sağlanabildiğini ortaya koyuyor. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta ya da 75 dakika yüksek yoğunlukta yapılan aerobik aktiviteler, kalbin bir atımda pompaladığı kan miktarını artırır, kas dokusunun oksijeni daha verimli kullanmasını sağlar ve kardiyorespiratuvar adaptasyonu hızlandırır. Yüksek aerobik kapasiteye sahip bireylerde biyolojik yaşlanma süreçleri daha yavaş seyretmekte. Yüksek VO₂ Max düzeylerine sahip bireylerin, ortalama 10–12 yıl daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam sürdüğü gösterilmiş durumda. Bu nedenle VO₂ Max, yaşam süresi ve yaşam kalitesinin biyolojik bir yansıması olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p><strong>Sağlık Risklerini Erken Saptamada Yol Gösterici</strong></p>
<p>VO₂ Max ölçümünün klinik ve koruyucu kardiyoloji açısından giderek daha önemli bir yere sahip olduğunu belirten <strong>Doç. Dr. Alper Karakuş,</strong> “VO₂ Max ölçümü, henüz herhangi bir şikâyeti olmayan bireylerde bile gizli kardiyovasküler risklerin erken dönemde ortaya konmasına yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda yaşam tarzı değişikliklerinin ya da uygulanan tedavilerin kalp-damar sistemi üzerindeki etkisini objektif olarak izleme imkânı sağlıyor. Tansiyon, kolesterol ya da kan şekeri değerleri normal sınırlarda olan kişilerde bile VO₂ Max sayesinde uzun vadeli kardiyovasküler risk stratifikasyonu yapılabiliyor. Bu yönüyle VO₂ Max, modern koruyucu kardiyolojinin merkezinde yer alan önemli bir parametre haline gelmiştir. Bu nedenle VO₂ Max değerini bilmek, kalp sağlığını bilimsel temelde yönetmenin en etkili yollarından biridir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omrunuze-10-12-yil-ekleyebilir-608207">Ömrünüze 10-12 Yıl Ekleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kışın kalbi korumak için 7 altın kural</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisin-kalbi-korumak-icin-7-altin-kural-605660</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk Hava]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605660</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp krizi genellikle sıcak havalarla ilişkilendirilse de gerçek tehlike soğuk günlerde daha belirgin hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-kalbi-korumak-icin-7-altin-kural-605660">Kışın kalbi korumak için 7 altın kural</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp krizi genellikle sıcak havalarla ilişkilendirilse de gerçek tehlike soğuk günlerde daha belirgin hale geliyor. Kış aylarında kar temizlerken ya da günlük işler sırasında kalbin beklenmedik biçimde zorlandığı sıkça görülür. Bu nedenle soğuk hava ile kalp krizi arasındaki ilişiklinin özellikle de kalp hastaları tarafından bilinmesi gerektiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kış mevsimi her ne kadar keyifli anlar sunsa da kalp ve damar sistemi için sessiz bir risk oluşturur. Hava sıcaklığı düştükçe kalp krizi vakaları daha sık karşımıza çıkar” dedi.</strong></p>
<p>Soğuk havalarda vücut, iç ısısını koruyabilmek için cilde yakın damarları daraltır. Bu durum hayati organları sıcak tutmaya yardımcı olsa da kanın dolaşımını zorlaştırır. Bu şartlarda kalbin kanı pompalayabilmek için daha fazla efor harcadığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Damarların büzüşmesi tansiyonun yükselmesine yol açarken, kalbin daha hızlı ve güçlü çalışması kalp kasının oksijen ihtiyacını artırır. Soğuk havayla birlikte kanın akışkanlığının azalması da pıhtılaşma riskini yükseltir. Bu olasılıklar herkesi ilgilendirse de özellikle kalp hastaları, yaşlılar ve sigara kullanan kişilerde tehlike daha belirgin hale gelir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ani ve ağır kış aktiviteleri kalbi daha fazla zorlar</strong></p>
<p>Kış aylarında acil servislere başvuruların artmasının nedenlerinden birinin de vücudun alışık olmadığı ani ve yoğun fiziksel eforlar olduğunu vurgulayan Koylan, “Özellikle kar küreme gibi aktiviteler, soğuk havanın etkisiyle kalp üzerinde ciddi bir yük oluşturabilir. Soğuk havayı solurken damarlar daralır, ağır yük kaldırma sırasında kalp daha hızlı ve güçlü çalışmak zorunda kalır bu da kalp atış hızının ve tansiyonun kısa sürede tehlikeli seviyelere çıkmasına yol açabilir. Kondisyonu düşük olanlar veya kalp hastalığı bulunan kişiler için bu tür eforlarda risk daha da artar. Ayrıca soğuğa uzun süre maruz kalmak hipotermiye neden olabilir; vücut ısısının düşmesi kalp ritmini bozarak hayati tehlike yaratabilecek sorunlara yol açabilir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nevrez Koylan, kış aylarında kalbi korumaya yardımcı olacak 7 önemli maddeyi paylaştı:</p>
<p><strong>Sabah saatlerinde daha temkinli olun</strong></p>
<p>Soğuk kış sabahlarında ani hareketlerden kaçınılmalı, vücudun yavaşça ısınmasına ve güne hazırlanmasına zaman tanınmalı.</p>
<p><strong>Beslenme düzenine özen gösterin</strong></p>
<p>Soğuk havalarda ağır ve yağlı besinlere yönelmek kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir. Sebze, meyve ve sağlıklı yağların ağırlıkta olduğu beslenme tarzı korunmalı.</p>
<p><strong>Alkol tüketimini sınırlandırın</strong></p>
<p>Alkol geçici bir sıcaklık hissi verse de vücudun daha hızlı ısı kaybetmesine neden olur. Soğuk havalarda alkol tüketimi sınırlandırılmalı.</p>
<p><strong>Kat kat giyinin</strong></p>
<p>Tek bir kalın kıyafet yerine birden fazla kat kullanılmalı. İç katmanda teri emen kumaşlar, dış katmanda rüzgârı kesen giysiler seçilmeli, bere ve atkıyla ısı kaybı azaltılmalı.</p>
<p><strong>Soğuk havada egzersizi kontrollü yapın</strong></p>
<p>Açık havada yapılan aktiviteler çok soğuk günlerde kalbi zorlayabilir. Bu dönemlerde kapalı alan egzersizleri tercih edilmeli, dışarı çıkıldığında ağız ve burun atkıyla korunmalı.</p>
<p><strong>Aşılarınızı zamanında yaptırın</strong></p>
<p>Grip ve zatürre gibi enfeksiyonlar kalbin iş yükünü artırır. Kış öncesinde aşılar ihmal edilmemeli.</p>
<p><strong>İlaç kullanımını düzenli sürdürün</strong></p>
<p>Kış aylarında değişen yaşam alışkanlıkları tansiyon ve kolesterol değerlerini etkileyebilir. Bu nedenle tedaviler aksatılmadan devam ettirilmeli.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-kalbi-korumak-icin-7-altin-kural-605660">Kışın kalbi korumak için 7 altın kural</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim Köprüsü&#8217;nde HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-3-604670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[altyapısı]]></category>
		<category><![CDATA[hswim]]></category>
		<category><![CDATA[köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu proje; ağır taşıtların durdurulmadan denetlenmesini sağlayarak trafik ve yolcu güvenliğini artıran, yol altyapısını koruyan ve bakım-onarım maliyetlerini azaltan yenilikçi bir çözüm.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-3-604670">Yavuz Sultan Selim Köprüsü&#8217;nde HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu proje; ağır taşıtların durdurulmadan denetlenmesini sağlayarak trafik ve yolcu güvenliğini artıran, yol altyapısını koruyan ve bakım-onarım maliyetlerini azaltan yenilikçi bir çözüm. Aşırı ve izinsiz yüklerin erken tespiti sayesinde trafik akışı kesintiye uğramazken, ani duruş ve kuyruklanmaların önüne geçilecek. Aynı zamanda yakıt tüketimi ve emisyonların azalmasıyla çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlanacak. Gelişmiş sensör ve veri analitiği altyapısı ise adil, şeffaf denetim ile akıllı ve sürdürülebilir ulaşım politikaları için güçlü bir temel oluşturacak. </strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu İşletmesi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde hayata geçireceği Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) ile ulaşımda dijitalleşme ve güvenlik adına önemli bir adım daha attı. </p>
<p>Bu teknoloji sayesinde ağır taşıtların aks yükleri ve toplam ağırlıkları, trafik akışını kesintiye uğratmadan, araçlar seyir halindeyken ölçülebilecek. Proje ile ağır taşıtlar durdurulmadan denetlenebilecek, bu sayede trafik akışında kesintiler yaşanmasının önüne geçilecek. Ani duruşlar ve kuyruklanmaların azalmasıyla sürücü ve yolcu güvenliği artırılırken, aşırı yük taşıyan araçların erken aşamada tespit edilmesi yol üstyapısında meydana gelen bozulmaları azaltacak ve bakım-onarım maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlayacak.</p>
<p>İmzalanan anlaşma hakkında bir değerlendirme yapan <em><strong>Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu İşletmesi Genel Müdürü Alper Akar </strong></em> <em>“</em><em>Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde hayata geçireceğimiz Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) ile ağır taşıtların aks yükleri ve toplam ağırlıkları trafikte herhangi bir duraksamaya gerek kalmadan ölçülebilecek. Bu sistem sayesinde hem yol altyapısının korunmasına hem de güvenli ve sürdürülebilir ulaşımın desteklenmesine yönelik önemli bir adım daha atıyoruz. Fizibilite, kurulum, entegrasyon ve test süreçlerinin ardından sahada aktif olarak devreye alınacak bu teknoloji; Intetra ve alanında uzman teknik ekiplerimizle yürütülen güçlü iş birliklerinin bir sonucu olarak, veri odaklı ve yenilikçi altyapı çözümlerimize önemli katkı sağlayacak.” </em>dedi. </p>
<p><em><strong>Intetra CEO’su Muhammed Alyürük </strong></em>ise<em><strong> </strong></em>proje ile ilgili şu<em><strong> </strong></em>açıklamalarında bulundu:</p>
<p><em>Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi ülkemizin en önemli geçiş noktalarından birinde, köprünün işletmesini başarıyla yürüten ICA ile birlikte çok değerli bir projeyi hayata geçirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) projemiz kapsamında; köprünün hem Avrupa–Asya hem de Asya–Avrupa yönlerindeki girişlerinde, araçların ağırlıkları durmaksızın ve yüksek hızda ölçümlenebilecek. Bu proje, Türkiye’deki ilk örnek uygulamalardan biri olmasının yanı sıra, akıllı ulaşım sistemleri alanında ülkemizin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından da son derece gurur verici. Intetra olarak; akıllı ulaşım sistemlerine yön veren projelerde yer almaktan, teknolojimizi dünyanın en özel mühendislik yapılarından birine entegre etmekten ve geleceğin ulaşım altyapısına katkı sunmaktan büyük heyecan duyuyoruz.</em></p>
<p>Yakıt tüketimi ve emisyon değerlerini düşürerek çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak olan bu proje, akıllı ulaşım sistemleri için güçlü bir veri altyapısı oluşturuyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ndeki bu uygulama, modern ve adil denetim politikalarının Türkiye&#8217;deki en önemli örneklerinden biri olarak konumlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-3-604670">Yavuz Sultan Selim Köprüsü&#8217;nde HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde  HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-2-604598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 12:04:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[hswim]]></category>
		<category><![CDATA[köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[selim]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604598</guid>

					<description><![CDATA[<p>IC Altyapı Grubu bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde Intetra iş birliği ile Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) projesi hayata geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-2-604598">Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde  HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu proje; ağır taşıtların durdurulmadan denetlenmesini sağlayarak trafik ve yolcu güvenliğini artıran, yol altyapısını koruyan ve bakım-onarım maliyetlerini azaltan yenilikçi bir çözüm. Aşırı ve izinsiz yüklerin erken tespiti sayesinde trafik akışı kesintiye uğramazken, ani duruş ve kuyruklanmaların önüne geçilecek. Aynı zamanda yakıt tüketimi ve emisyonların azalmasıyla çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlanacak. Gelişmiş sensör ve veri analitiği altyapısı ise adil, şeffaf denetim ile akıllı ve sürdürülebilir ulaşım politikaları için güçlü bir temel oluşturacak. </strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu İşletmesi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde hayata geçireceği Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) ile ulaşımda dijitalleşme ve güvenlik adına önemli bir adım daha attı. </p>
<p>Bu teknoloji sayesinde ağır taşıtların aks yükleri ve toplam ağırlıkları, trafik akışını kesintiye uğratmadan, araçlar seyir halindeyken ölçülebilecek. Proje ile ağır taşıtlar durdurulmadan denetlenebilecek, bu sayede trafik akışında kesintiler yaşanmasının önüne geçilecek. Ani duruşlar ve kuyruklanmaların azalmasıyla sürücü ve yolcu güvenliği artırılırken, aşırı yük taşıyan araçların erken aşamada tespit edilmesi yol üstyapısında meydana gelen bozulmaları azaltacak ve bakım-onarım maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlayacak.</p>
<p>İmzalanan anlaşma hakkında bir değerlendirme yapan <strong>Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Çevre Otoyolu İşletmesi</strong><strong> Genel Müdürü Alper Akar </strong> “Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde hayata geçireceğimiz Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) ile ağır taşıtların aks yükleri ve toplam ağırlıkları trafikte herhangi bir duraksamaya gerek kalmadan ölçülebilecek. Bu sistem sayesinde hem yol altyapısının korunmasına hem de güvenli ve sürdürülebilir ulaşımın desteklenmesine yönelik önemli bir adım daha atıyoruz. Fizibilite, kurulum, entegrasyon ve test süreçlerinin ardından sahada aktif olarak devreye alınacak bu teknoloji; Intetra ve alanında uzman teknik ekiplerimizle yürütülen güçlü iş birliklerinin bir sonucu olarak, veri odaklı ve yenilikçi altyapı çözümlerimize önemli katkı sağlayacak.” dedi. </p>
<p><strong>Intetra CEO’su Muhammed Alyürük </strong>iseproje ile ilgili şuaçıklamalarında bulundu:</p>
<p>Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi ülkemizin en önemli geçiş noktalarından birinde, köprünün işletmesini başarıyla yürüten ICA ile birlikte çok değerli bir projeyi hayata geçirmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Yüksek Hızda Hareket Halinde Tartım Sistemi (High Speed Weigh-in-Motion, HSWIM) projemiz kapsamında; köprünün hem Avrupa–Asya hem de Asya–Avrupa yönlerindeki girişlerinde, araçların ağırlıkları durmaksızın ve yüksek hızda ölçümlenebilecek. Bu proje, Türkiye’deki ilk örnek uygulamalardan biri olmasının yanı sıra, akıllı ulaşım sistemleri alanında ülkemizin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından da son derece gurur verici. Intetra olarak; akıllı ulaşım sistemlerine yön veren projelerde yer almaktan, teknolojimizi dünyanın en özel mühendislik yapılarından birine entegre etmekten ve geleceğin ulaşım altyapısına katkı sunmaktan büyük heyecan duyuyoruz.</p>
<p>Yakıt tüketimi ve emisyon değerlerini düşürerek çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayacak olan bu proje, akıllı ulaşım sistemleri için güçlü bir veri altyapısı oluşturuyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ndeki bu uygulama, modern ve adil denetim politikalarının Türkiye&#8217;deki en önemli örneklerinden biri olarak konumlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yavuz-sultan-selim-koprusunde-hswim-teknolojisi-ile-kesintisiz-agirlik-denetimi-2-604598">Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde  HSWIM Teknolojisi ile Kesintisiz Ağırlık Denetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Affetmek nasıl özgürleştirir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 09:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Affedici]]></category>
		<category><![CDATA[Affetme]]></category>
		<category><![CDATA[affetmek]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[özgürleştirir]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, affetme ve affetme psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskın</strong></p>
<p>İnsanların kendilerini kötü hissettiren bir olay veya kişiye karşı öç alma, kaçınma ya da affedicilik gibi üç farklı tepki geliştirebildiğini söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Olgunlaşmamış kişiliklerde öç alma davranışı baskındır. ‘Bana yaptıysa ben de yaparım’ şeklinde bir tepki oluşur. Zayıf ve kaçıngan kişiliklerde ise kişi olaydan uzaklaşır, izolasyona gider. Bu iki uç da ruhsal dengeyi bozar. Oysa affedicilikte kişi olayı analiz eder, ‘Ne kadarından ben sorumluyum ne kadarından değilim?’ diye düşünür ve süreci kabullenmeye çalışır.” dedi.</p>
<p><strong>Affedememek biyolojik bir yük oluşturur</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca psikolojik bir süreç olmadığını, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren nörobiyolojik bir etki yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kin, öfke, nefret, kıskançlık, düşmanlık gibi duygular beyindeki ‘beş karanlık atlı’dır. Bu duygular aktifleştiğinde beyinde asidik kimyasallar salgılanır. Bu durum bağışıklık sistemini zayıflatır, stres hormonlarını artırır. En çok mide ve bağırsak sistemi etkilenir, depresif kişilerde cilt rahatsızlıkları görülür. Kronik stres, uzun vadede kanser gibi ciddi hastalıkların zeminini hazırlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Affetmemek kibirdir</strong></p>
<p>Bazı kişilik yapılarının affetmeye dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsistik ve paranoyak eğilimli bireylerin en çok affedemeyen gruplar arasında yer aldığını belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Affetmemek kibirdir. Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler eleştiriyi haksızlık gibi algılar, kin tutar, unutmamakla övünür. Onlar için affetmek zayıflıktır. Ancak bu kişilerde kronik stres çok fazladır ve bu kadar zihinsel yükle uzun yaşamak mümkün değildir. Paranoyak kişilikler de benzer şekilde kendilerine yöneltilen eleştirileri tehdit gibi algılarlar. Bu kişiler unutamaz, affedemez, hep hesap tutar. ‘Deve kini’ denilen bu durum ilişkileri bozar, güveni yok eder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek mümkün değilse kabullenmek gerekir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, özellikle ihanet, aldatma veya adaletsizlik gibi olaylarda affetmenin her zaman mümkün olmadığını ancak kişinin “radikal kabullenme” yoluyla zihinsel yükünü hafifletebileceğini ifade ederek, “Bazen karşı taraf özür dilemez, affedilecek bir durum da yoktur. Bu durumda kişi ‘Evet, haksızlığa uğradım. Affedemiyorum ama kabulleniyorum’ diyebilir. Bu, duygusal bir kapanıştır. Kişi olayı kutuya koyar, rafa kaldırır ve hayatına devam eder. Böylece affetmeden de unutmayı başarabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan adaletsizlik travma bırakır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, çocuklukta yaşanan haksızlıkların bireyin yaşamı boyunca kalıcı izler bıraktığını ifade ederek, “Bir olayda, dövülen bir çocuk karakola götürülüyor ve döven kişi rütbeli biri olduğu için çocuk ondan özür dilemeye zorlanıyor. Çocuk altını ıslatmış halde el öptürülüyor. Bu olay çocuğun zihninde fotoğraf gibi kalır. Ancak ilerleyen yıllarda bu çocukta haksızlığa karşı güçlü bir duyarlılık gelişebilir. Travma bazen kişilik olgunlaşmasını da tetikleyebilir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Affetmek kişiyi özgürleştirir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişiyi hem ruhsal hem de bedensel anlamda özgürleştirdiğini belirterek, “Affetmek, geçmişin zincirlerinden kurtulmak demektir. Kişi affettiği zaman kendini özgürleştirir. Affetmeyen kişi ise geçmişte yaşadığı olayın mahkûmu olur. Olay bitmiş olsa bile zihin onu yeniden yaşar. Bu nedenle affetmek, bir erdem olmanın ötesinde, kişinin kendi sağlığına yaptığı en büyük yatırımdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmenin antidepresan etkisi var</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca ilişkileri onarmadığını, aynı zamanda kişinin psikolojik yükünü hafiflettiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, affetmenin beyindeki antidepresan etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Affeden kişi kendi içindeki yükü atar, özgürleşir. Sosyal bağlanma teorisine göre affetme, güven ilişkisini yeniden kurar ve sosyal bağları güçlendirir. Psikolojik olarak da kişinin kaygısını ve depresif yükünü azaltır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmeyi başaramayan kişilerde çözülmemiş yas ve tamamlanmamış travma belirtileri görüldüğünü söyleyerek, “Kişi affedemediğinde, travmayı yeniden ve yeniden yaşar. Bu, beyinde açık kalmış bir dosya gibidir. Kapatılmadığı sürece zihni yavaşlatır, kişiyi duygusal olarak tüketir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affetmek sadece karşı tarafı bağışlamak anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Affetmenin yalnızca karşı tarafı bağışlamak değil, aynı zamanda radikal kabullenme ve kendini affetme süreci olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendini affedebilmesi için önce öz farkındalığı olması gerekir. Eğer kişi her olayı başkasına bağlıyorsa, hep ‘o hata yaptı, o özür dilesin’ diyorsa, affetme sürecini tamamlayamaz. Oysa olayı analiz edip kendi payını görebilen kişi, travmayı fırsata dönüştürmeyi başarabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Affetmenin ilişkilerde uzlaşmayı ve yeniden yapılanmayı da kolaylaştırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir ilişkiye yatırım yapılırsa, affedicilik sayesinde nefretin sevgiye, kırgınlığın güvene dönüşmesi mümkündür. Bu, duygusal regülasyonun bir sonucudur.” dedi.</p>
<p>Affetme sürecinde samimiyetin nörobiyolojik etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Samimiyetin nörobilimi var. Ayna nöronlar, duygusal okuryazarlığımızı yönetir. Empatisi yüksek kişiler karşısındakini hisseder. Ancak aşırı empati, kişinin benlik saygısını düşürür. Benlik algısı çok düşerse depresyon, çok yükselirse narsisizm gelişir. Bu dengeyi kurabilen kişiler, sağlıklı bağlar oluşturur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affetmenin bir yönü de öz şefkat</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin kişide duygusal kırılganlık oluşturduğunu ancak bu kırılganlığın doğru yönetildiğinde travmayı çözümlemenin en etkili yolu olduğunu dile getirerek, “Affedemeyen kişi, geçmişle şimdi arasındaki duygusal dosyayı kapatamaz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Affetmenin bir yönünün de öz şefkat olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Kişi haksızlığa uğradığında hemen kendini suçlama eğilimindeyse, öz şefkat geliştirmemiştir. Öz şefkatte ‘ortak insanlık değeri’ vardır. Hatasız insan yoktur. Hata yapabilirlik insana özgüdür. Kişi ‘Bu hata bana ne öğretti?’ diyebilirse, tehdit boyutunu değil fırsat boyutunu görür. Hatalarını dönüştürebilen kişiler, olumsuz duyguları olumluya çevirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artıyor</strong></p>
<p>Affedemeyen kişilerin çoğunun geçmişten getirdiği duygusal yükleri ilk karşılaştığı olaylara yansıttığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan trafikte orantısız öfkeleniyorsa, sırtında duygusal çöpler taşıyor demektir. Birikmiş öfkesini, ilk karşısına çıkan kişiye boşaltıyor. Linç kültürünün psikolojisi de budur.” dedi.</p>
<p>Affetmemenin bedensel etkilerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi olayı zihninde sürekli yaşarsa, kortizol salgısı artar. Beyin ACTH salgılayarak böbreküstü bezini uyarır. Kortizol pompalanır, vücut savaş haline girer: damar direnci artar, kaslar kasılır, tansiyon yükselir. Bazı insanlar kaç tepkisi verir, damarlar gevşer, tansiyon düşer. Hatta ani stres şokuyla ölen insanlar bile vardır. Adli tıpta travma izi bulunmayan ölümler, çoğu zaman kortizol fırtınasına bağlı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Affedicilik cinsiyete göre farklılaşıyor…</strong></p>
<p>Cinsiyetler arasında affediciliğin biyolojik temellerine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kadın ve erkek stres altında farklı hormonlar salgılar. Kadında oksitosin salgısı artar, bu da sakinlik ve şefkat oluşturur. Erkekte vazopressin salgısı artar, damarları sıkar, liderlik ve sahiplenme davranışını tetikler. Kadın iç ilişkilerde, erkek dış ilişkilerde daha travmatiktir. Bu genetik roller, affedicilik farklarını da açıklar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir denge</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yok saymanın affediciliğin bir savunma biçimi olduğunu belirterek, “Uzaklaşmak kaçınma davranışıdır. Eğer kişi ‘Bu kişi üzülmeye bile değmez’ diyorsa, bu bir travma çözümüdür. Ama kişi olayı sürekli düşünüyorsa, o artık izolasyondur. Affedicilik, intikam ve kaçınma arasında bir dengedir. İntikam toplumu yıkar, sosyal ilişkileri bozar. Kişi öfkesini günlerce yaşatırsa en büyük zararı kendine verir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, affetmenin aynı zamanda sevgi ve değer temelli bir mesaj taşıdığını söyleyerek, “Affetmek, ‘Sen benim için önemlisin, değerlisin’ mesajıdır. Karşısındaki kişi empati yapabiliyorsa, bu bağları güçlendirir. Ancak merhamet ve utanma duygusu zayıf kişiler affedemez. Karşısındakine acı çektirmekten haz alırlar.” diye konuştu.</p>
<p>Son yıllarda affediciliğin yalnızca ahlaki veya dini bir konu olmaktan çıkarak nörobilimsel bir çalışma alanına dönüştüğünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Affetme, sadece manevi ya da felsefi bir kavram değil; nörobiyolojik bir süreçtir. Beynin stres sistemini düzenler, kortizol salınımını dengeler. Son 10 yılda affedicilikle ilgili çok sayıda bilimsel yayın çıktı. Çünkü artık biliyoruz ki, affetmek ruhu değil, bedeni de iyileştiriyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Affedicilik hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem</strong></p>
<p>Affediciliğin hem aile hem de toplum düzeyinde öğrenilen bir erdem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl ki aile içinde anne-baba affedici ise, çocuk da bunu rol model alır. Aynı durum toplum için de geçerlidir. Lider affedici ise toplum affedicidir, lider kinciyse toplum da kinci olur.  Yani affedicilik de sahtecilik de bulaşıcıdır. Toplumsal değerlerin şekillenmesinde rol model kişilerin büyük etkisi vardır.” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/affetmek-nasil-ozgurlestirir-604027">Affetmek nasıl özgürleştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir Has Üniversitesi PDRM Uzmanları Sınav Dönemine Dikkat Çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesi-pdrm-uzmanlari-sinav-donemine-dikkat-cekiyor-603974</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dönemine]]></category>
		<category><![CDATA[düşünceler]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[has]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kadir]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[pdrm]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanları]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603974</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Merkezi (PDRM) uzmanları, sınav dönemlerinde öğrencilerin yaşadığı zihinsel yük ve erteleme döngüsüne dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesi-pdrm-uzmanlari-sinav-donemine-dikkat-cekiyor-603974">Kadir Has Üniversitesi PDRM Uzmanları Sınav Dönemine Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadir Has Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Merkezi (PDRM) uzmanları, sınav dönemlerinde öğrencilerin yaşadığı zihinsel yük ve erteleme döngüsüne dikkat çekiyor. Sınav stresini asıl ağırlaştıran, sınavın kendisinden çok öğrencilerin zihninde tekrar eden umut kırıcı düşünceler oluyor. “Başlayamıyorum”, “yetişmeyecek”, “kesin başarısız olacağım” gibi uflamalar büyüdükçe ders çalışmak gözde daha da zorlaşıyor. Oysa doğru anı beklemek yerine kaçamaksız küçük bir başlangıç yapmak, bu zihinsel yükü hafifletmenin en etkili yolu. Uzmanlara göre yalnızca 5 dakikalık dürüst bir başlangıç bile erteleme döngüsünü kırıyor, kontrol duygusunu yeniden kazandırıyor ve sınav sürecini yönetilebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Uf’lama balonu: Sınavdan daha ağır gelen düşünceler</strong></p>
<p>Öğrenciler ders çalışmaya başlamadan önce, bir dersle ya da kendi performanslarıyla ilgili eleştirel, umut kırıcı ve süreci zorlaştıran tekrarlayıcı düşüncelerle karşı karşıya kalabiliyor. “Bu ders nasıl bitecek?”, “Sınavda kesin başarısız olacağım”, “Neden bu kadar geç başladım?”, “Neden hep aynısı oluyor, neden başlayamıyorum?” gibi düşünceler, uzmanlara göre “uflamalar” olarak adlandırılabilecek bir zihinsel yük oluşturuyor. Bu uflamalar büyüdükçe işe başlamak giderek daha zor hale geliyor. Bu durum, uflamalarla şişirilen bir balona benzetilebilir. Balon büyüdükçe, sınava çalışmanın etrafında oluşan düşünceler sınavın kendisinden bile daha ağır ve zorlayıcı bir hale dönüşüyor. Oysa sınava ayrılacak süre ve çalışılacak materyal en başından beri aynı; süreci olduğundan daha büyük ve içinden çıkılmaz hissettiren ise zihinde tekrar eden olumsuz düşünceler oluyor.</p>
<p>Uzmanlar, öğrencilerin bu “uflamaları” büyütmek yerine ders çalışmaya başlayabilmenin ve küçük de olsa bir adım atmanın yaratacağı rahatlama hissini kendilerine hatırlatmalarını öneriyor. “İyi ki başlayabildim”, “İyi ki ertelemedim” gibi düşünceler, atılan adımların pekişmesini sağlıyor; özdenetimi güçlendirerek öğrencinin hem stresini azaltmasına hem de süreci daha yönetilebilir hale getirmesine yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Kaçamaksız bir başlangıç</strong></p>
<p>Uzmanlar, sınav dönemlerinde etkili bir başlangıcın dürüst ve kaçamaksız olması gerektiğini vurguluyor. Kaçamaksız yalnızca 5 dakikalık bir başlangıcın bile zihinde büyüyen engelleri küçülttüğünü ve uflamalarla şişen balonun patlaması için yeterli olduğunu belirtiyor. Bu kısa sürenin, öğrencinin stresini kontrol altına almasına ve çalışmaya devam edebilmesine alan açtığını ifade ediyor. Öğrencilerin, bu süreci kolaylaştırmak için dikkat dağıtıcı unsurları bilinçli olarak ortamdan uzaklaştırması gerekiyor. Uzmanlar, telefonu başka bir odaya bırakmanın ya da yalnızca çalışmaya odaklanabilecekleri bir ortamda masaya oturmanın sürece destek sağladığını aktarıyor. Sınava hazırlanırken karşılaşılan bir diğer yaygın durumun ise zihne gelen alakasız düşüncelerle öğrencinin kendisini farklı bir eylemin içinde bulması olduğunu söyleyen uzmanlar, “Odam çok dağılmış, önce toparlayıp temizleyeyim, sonra çalışırım” düşüncesinin sık görülen bir erteleme biçimi olduğunu belirtiyor. Öğrenciler, yapmak üzere yola çıktıkları işten daha ilgi çekici ancak daha az önemli bir uğraşa yönelme eğilimi gösterebiliyor. Bu noktada, çalışma ortamına bir planla girmenin odağı yeniden toplamada etkili olduğunu belirten uzmanlar, kişinin kendisini amaçsızca konudan sapmış halde fark ettiğinde asıl işe dönmesinin kolaylaştığını ifade ediyor. Kaçamaksız dakikaların süresini kademeli olarak artırmanın ve gün içerisinde başlangıcı ve bitişi belli olan çalışma aralıklarını tekrarlamanın, sınav sürecini daha yönetilebilir hale getirdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Doğru anın geleceğini beklemek</strong></p>
<p>“Kendimi motive hissettiğimde başlarım” düşüncesi, öğrenciler arasında sık karşılaşılan bir erteleme biçimi olarak öne çıkıyor. Çoğu zaman yeterince enerjik ya da motive olunmadığına dair gerçekçi olmayan gerekçeler üretiliyor; “Bugün yorgunum, bir şey yapmaya halim yok, yarın bakarım” gibi düşüncelerle çalışma ileriye erteleniyor. Oysa çoğu iş için %100 hazır olmak gerekmiyor. <strong>Tam anlamıyla hazır olma hâli, sürekli ileriye taşınan ve ulaşılamayan bir eşik gibi duruyor.</strong> Ders çalışmak için de her zaman yüksek motivasyon ve enerjiye sahip olmak şart değil; daha az enerjik hissedilen zamanlarda bile yapılabilecek küçük ve yönetilebilir işler bulunuyor. Bu nedenle doğru anın gelmesini beklemek yerine, küçük bir adım atmak süreci başlatmak için yeterli oluyor.</p>
<p><strong>İlk adımın gücü</strong></p>
<p>Sınav dönemlerinde endişe, zorluk ve karmaşık düşünceler çoğu zaman zihinde tek bir büyük yük gibi hissediliyor. Bu yükü aşılması güç bir dağ olarak görmek yerine, ilk dokunuşu küçük bir adım olarak ele almak süreci daha yönetilebilir kılıyor. Stres yaratan bir sınavın hazırlığını ertelemek, sık tekrar edilen bir davranış haline geliyor; çünkü erteleme kısa vadede rahatlatıyor, ancak uzun vadede ertelenen görev zihnin arka planında varlığını sürdürüyor. “Herkes sınav hakkında konuşuyor, bense daha hiç başlamadım” gibi düşüncelerle ertelenen işler birikerek kişinin peşini bırakmıyor. Uzmanlara göre bu görevleri gözde büyüyen birer ‘öcü’ haline getirmek yerine, küçük de olsa ilk adımı atmak, erteleme döngüsünü kırarak stresin azalmasına ve kontrol duygusunun yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadir-has-universitesi-pdrm-uzmanlari-sinav-donemine-dikkat-cekiyor-603974">Kadir Has Üniversitesi PDRM Uzmanları Sınav Dönemine Dikkat Çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçilerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><strong>Ağrı azaldı, uyku ve enerji geri geldi</strong></p>
<p>Araştırmaya Van’daki bir tekstil fabrikasında çalışan 60 işçi katıldı. Çalışanlar iki gruba ayrıldı. Tüm katılımcılara ergonomi eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak fizyoterapist eşliğinde düzenli boyun egzersizleri ve manuel terapi uygulandı.</p>
<p>12 haftalık programın sonunda; Boyun ağrısının belirgin şekilde azaldığı, uyku kalitesinin yükseldiği, gün içi yorgunluk hissinin büyük ölçüde gerilediği, duruş farkındalığı ve beden kontrolünün arttığı gözlemlendi.</p>
<p><strong>“Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil”</strong></p>
<p>Çalışmanın bulgularını değerlendiren Doç. Dr. Ömer Şevgin, tekstil sektöründe ağrının normalleştirildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Tekstil işçilerinde boyun ağrısı o kadar yaygın ki, pek çok çalışan bunu mesleğin kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyor. Oysa çalışmamız açıkça gösterdi ki; doğru egzersiz programı ve manuel terapi desteğiyle bu ağrılar büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil.”</p>
<p>Doç. Dr. Şevgin, çalışan sağlığının üretim kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Çalışan sağlığı, üretimin kalitesini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler. Bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış bu tür programların yaygınlaşması hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük bir kazançtır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sadece fiziksel değil, psikolojik yük de hafifledi”</strong></p>
<p>Araştırmanın yürütücüsü Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy ise özellikle uyku kalitesindeki iyileşmenin önemine dikkat çekerek, “Boyun ağrısı yalnızca fiziksel bir problem değil. Uykuyu bozuyor, yorgunluğu artırıyor, çalışanların iş performansını ve moralini düşürüyor. Üçlü müdahale programı uygulanan grupta uyku kalitesinin hızla yükseldiğini gördük. Bu değişim, kişinin tüm yaşamını olumlu etkiliyor.” dedi.</p>
<p>Atasoy, programın çalışanların hem fiziksel hem de psikolojik yükünü azalttığını belirtti.</p>
<p><strong>“Bu programı işyerlerine entegre etmek hem kolay hem ekonomik.”</strong></p>
<p>İşverenlerin de bu programdan kazanç sağlayacağını vurgulayan Atasoy, “Egzersiz ekipmansız, ergonomi eğitimi kısa süreli, manuel terapi ise düzenli aralıklarla uygulanabiliyor. Yani maliyeti düşük ama etkisi çok yüksek bir programdan bahsediyoruz. Daha az hastalık izni, daha az iş gücü kaybı ve daha iyi çalışan memnuniyeti sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tekstil sektöründe yeni bir dönem mümkün</strong></p>
<p>Atasoy, tekstil sektöründe çalışma koşulları kaçınılmaz olarak kas-iskelet sistemi hastalıklarına yol açmak zorunda olmadığına işaret ederek, doğru ergonomik düzenlemeler ve fizyoterapi destekli programlarla çalışanların yaşam kalitesi artırılabileceğini, bu üçlü yaklaşımın yalnızca tekstil sektöründe değil; tekrarlayıcı hareket gerektiren tüm iş kollarında uygulanabileceğini belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[defalarca]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor… Günümüzde pek çok kişinin ortak şikâyeti aynı: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünce trafiğiyle açıklanmıyor; duygusal sıkışmışlık, stresin artması ve bedenin sessiz tepkileri zihni daha da yoruyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, zihinsel ve bedensel yükün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak ruh sağlığını korumak için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİN HIZINA DUYGULAR YETİŞEMİYOR</strong></p>
<p>Günlük hayatta pek çok kişiden aynı cümleyi duyarız: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Düşüncelerin durmaması çoğu zaman fazla düşünmekten çok daha derin bir sürecin işaretidir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>’ ye göre zihnin hızlanması, kişinin duygularına yaklaşmakta zorlandığı ya da içsel bir sıkışmışlık yaşadığı dönemlerde belirginleşiyor. “Zihin, duygulara temas etmekte güçlük çektiğinde devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen <strong>Gözeri</strong>, bu durumun stres sisteminin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor. Tehdit algısı yükseldiğinde zihnin fark edilmez bir tempo artışına girdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog</strong> <strong>Gözeri</strong>, “Bu nedenle aynı düşüncenin defalarca tekrarlanması, detaylarda kaybolma ya da durmak bilmeyen iç konuşmalar çoğu zaman zihnin yardım çağrısı niteliğinde. İnsan bir çıkış yolu bulamadığında düşünceler hızlanır; içteki gürültü dış dünyanın sesini bastırmaya başlar” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ÇOK DÜŞÜNMEK ZİHNİNİZİ YORMUYOR; </strong></p>
<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca “çok düşünmekle” açıklanmadığını, kişinin içten içe sıkıştığında, duygularına yaklaşmakta zorlandığında ya da stres yükü arttığında zihnindeki trafiğin hızlandığını ifade eden <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihin yorulduğunda beden sessizce devreye girer. Stres sistemi sık aktive olduğunda yalnızca kafa karışmaz; uyku düzeni bozulur, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Yani zihin ve beden birbirinden bağımsız değildir, biri zorlandığında diğeri mutlaka bir yerden sinyal verir” diyor. </p>
<p><strong>ZİHNİNİZ YARDIM ÇIĞLIĞINI UYKUSUZLUK, KALP, MİDE SORUNLARIYLA YANSITABİLİR</strong></p>
<p>Kişinin çıkış yolu bulamadığında düşüncelerinin hızlandığını ve içteki gürültünün dış dünyanın sesini bastırmaya başladığını belirten Gözeri; “Bu dönemde stres yavaş yavaş birikir ve biriken bu yük sonunda kendini bedende gösterir: baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, omuz–boyun gerginliği, uykuya dalma güçlüğü… Bunların her biri zihinsel yorgunluğun bedensel yankılarıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>BEDENİNİZ DUYGULARI İŞARET EDİYOR</strong></p>
<p>Her insanın taşıyabileceği yükün farklı olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>; “Üstelik bu yük çoğu zaman fark ettirmeden, sessizce artar. Bu tablonun merkezinde duygular yer alır. <strong>Pek çok kişi duygusunu söylemediğinde sorunun çözüldüğünü sanır; oysa bastırılan duygu kaybolmaz, yalnızca başka bir yerden geri döner. B</strong>u psikolojide <em>duygusal bastırma</em> olarak tanımlanır. Bilimsel araştırmalar da bu durumu doğruluyor: Bastırılan duygular, bedenin stres tepkisini artırarak <strong>kortizol seviyelerini yükseltiyor</strong>. Yani kişi o duyguyu kelimelere dökmese bile, <strong>beden o yükü taşımayı sürdürüyor</strong> ve bir noktada farklı belirtiler üzerinden sinyal vermeye başlıyor” diyor. </p>
<p><strong>STRES DÜŞÜNCELERİ, DÜŞÜNCELER DUYGULARI BESLİYOR</strong></p>
<p>Stres, düşünceler ve duyguların birbirini sürekli besleyen üç halka olduğunu söyleyen <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>; “Kişi içsel olarak sıkıştığında, en basit günlük işler bile gözünde büyüyebilir; zihinsel gürültü, normalde kolaylıkla yönetilebilecek işleri zorlaştırır. Bu noktada duyguları bastırmak yerine onları tanımaya çalışmak, gün içinde kendimize kısa nefes molaları ya da birkaç dakikalık zihinsel ara yaratmak bu yükü hafifletebilir. Uzun süren, kişiyi sosyal hayattan koparan ve günlük hayat akışını engelleyen süreçlerde ise mutlaka uzmana başvurmak, yardım almaktan çekinmemek gerekir ” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, iyileşme sürecindeki en kritik adımın farkındalık olduğunu belirtiyor: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an, değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü, dönüşümün kapısını aralar.” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:23:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bedendeki]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sıkma]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yansıması]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüklerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, bruksizmin stres ve ruhsal yüklerle ilişkisi, yol açabileceği sağlık sorunları ve nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler!</strong></p>
<p>Modern yaşamın bizlere pek çok kolaylık getirdiğini dile getiren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Ancak beraberinde artan sorumluluklar, ekonomik kaygılar, sosyal baskılar ve belirsizlikler de insanları hiç olmadığı kadar yoğun bir stres altına soktu. Bilindiği üzere artan stres, sadece ruh sağlığını değil, fiziksel sağlığı da etkiliyor. Son yıllarda diş kliniklerinde artan diş sıkma ve gıcırdatma, yani bruksizm vakaları, bu durumu açıkça gözler önüne seriyor.” dedi.</p>
<p>Bruksizmin kişinin farkında olmadan, uyanıklık veya uyku sırasında dişlerini sıkması ya da gıcırdatması olarak tanımlandığını hatırlatan Doç. Dr. Tınastepe, “Hatta bazı durumlarda gerçek bir diş teması olmaksızın, kaslardaki gerginlik şeklinde de karşımıza çıkabiliyor. Uyku sırasında ve uyanıklık anında ortaya çıkan her iki bruksizm türünün ortaya çıkış sebepleri farklılık gösterse de, yoğun stres ve anksiyete ikisinde de ortak rol oynar. Stres diş sıkmayı artırır, diş sıkma da kişinin stresini besler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bruksizm, basit bir alışkanlık değil, birçok sağlık sorununu beraberinde getiren ciddi bir durum!</strong></p>
<p>Bruksizmin, sadece stres karşısında ortaya çıkan basit bir alışkanlık olarak adlandırılabilecek kadar hafif bir durum olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Bruksizm, beraberinde birçok sağlık sorununu da getirir.” dedi.</p>
<p>Dişlerin, normal çiğneme kuvvetlerine kıyasla çok daha fazla yüklere maruz kalmasının etkilerinden bahseden Doç. Dr. Tınastepe, şunları söyledi:</p>
<p>“Dişlerde aşınma, çatlak ve kırık gibi hasarlar görülebilir. Dişleri çevreleyen kemik dokular ve bağ dokuları da aynı şekilde bu durumdan olumsuz etkilenir. Bruksizm yaşayan kişiler sabahları ağız açmada zorluk yaşayabilir; açtıklarında ise tıklama sesi ve ağrı ile karşılaşabilirler. Ağrı sadece çene eklemi ile sınırlı kalmayabilir; dişlerde, çenelerde ve baş, şakak ile boyun bölgesinde de ciddi rahatsızlık yaratabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma yaşayan kişilerde uyku kalitesi düşer ve sabahları yorgun uyanırlar. Dikkat dağınıklığı, sinirlilik ve gerginlik gün boyu onlara eşlik edebilir.</p>
<p>Bruksizm çoğu zaman tek başına görülmez; en sık anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları (özellikle uyku apnesi), çene eklemi problemleri ve reflü ile birlikte görülür. Son dönemde yapılan çalışmalarda, akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte bruksizmin daha sık görüldüğü, bu kişilerde depresyon ve anksiyete belirtilerinin de daha yüksek oranlarda eşlik ettiği dikkat çekiyor.” </p>
<p><strong>Bruksizmin kesin tedavisi yok, ancak zararları azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş hekimlerinin, diş sıkma ve gıcırdatmanın vereceği zararları azaltmak için genellikle gece plaklarından (splintlerden) faydalandıklarını aktaran Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Splintler; dişlere, kaslara ve diğer ilgili yapılara gelen kuvvetleri azaltır ve kasların daha dengeli çalışmasını sağlar.” dedi.</p>
<p>Gerektiğinde ilaç tedavisi ve fizik tedavi yöntemlerinden de yararlanıldığını kaydeden Doç. Dr. Tınastepe, “Ayrıca botulinum toksin uygulamaları da bu amaçla oldukça yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak burada kritik bir gerçek var; bruksizmin henüz kesin bir tedavisi bulunmuyor. Alınacak önlemlerle oluşturabileceği zararlar minimuma indirilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, uyku düzeni, gevşeme egzersizleri ve bedensel farkındalık bruksizmi azaltır! </strong></p>
<p>Tedavinin bir parçası olması gereken yaklaşımlar hakkında bilgi veren Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, “Psikolojik destek alınmalı, uyku düzenlenmeli, nefes ve gevşeme egzersizlerinden faydalanılmalı, dijital ve zihinsel yük azaltılmalı ve bedensel farkındalık artırılmalı.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerden destek alınmasının, yalnızca dişleri, çene kaslarını ve çevre dokuları korumakla kalmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Tınastepe, “Bu yöntemler aynı zamanda bruksizmin ortaya çıkmasına neden olan temel zihinsel ve duygusal yükleri de azaltmayı hedefler. Özellikle stresin doğru bir şekilde yönetilmesi ve uyku kalitesinin uyku hijyeni sağlanarak artırılması, diş sıkmanın oluşması ve  şiddetinde belirgin bir azalma sağlayabilir. Nefes ve gevşeme egzersizleri ile kasların gevşemesine yardımcı olunurken, dijital ve zihinsel yükün azaltılması ise kişinin sürekli tetikte olma sürecinden kurtulmasına destek olur. Bedensel farkındalığın artmasıyla kişi gündüzleri dişlerini sıktığını daha kolay fark eder ve bu davranışı bilinçli olarak kontrol etmeyi öğrenebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bruksizm, ruhsal yüklerin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir! </strong></p>
<p>Bruksizm, vücudumuzun bizimle iletişim kurma yollarından biri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Neslihan Tınastepe, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ruhumuza fazla gelen yüklerden kurtulmamız ve belki de biraz yavaşlamamız için bir uyarıdır. Bazen söyleyemediklerimiz, bastırdıklarımız, ertelediklerimiz ve içe attıklarımız bu şekilde dışarı çıkar. Bunu görmezden gelirsek, bruksizme eşlik eden diğer fiziksel rahatsızlıkları da çok zaman geçmeden yaşamımızda görmeye başlayabiliriz. Bruksizm, ruhsal yüklerimizin bedendeki yansıması olarak düşünülebilir. Sonuç olarak bruksizm için çözüm yine bizde, ruhumuzun derinliklerinde saklı görünüyor. Bazen bu belirtileri hayatın yoğunluğu içinde fark etmeyebiliriz; ancak bedenimizin verdiği bu sinyaller süreklilik kazanmaya başladıysa, profesyonel destek almak en sağlıklı adım olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruhsal-yuklerin-bedendeki-yansimasi-bruksizm-599546">Ruhsal yüklerin bedendeki yansıması: Bruksizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 10:37:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emekçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeğin]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişkilerde duygusal emeğin tek taraflı biçimde kadınların üzerine yıkılmasının kadınların psikolojisi ve ilişki üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253">Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişkilerde duygusal emeğin tek taraflı biçimde kadınların üzerine yıkılmasının kadınların psikolojisi ve ilişki üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Erkeğin duygusal kabızlığı, zamanla tükenmişliğe yol açabiliyor!</strong></p>
<p>‘Man-keeping’ yani ‘erkek dadılığı’ kavramının, bir kadının, partneri olan erkeğin olgunlaşmamış duygularının sorumluluğunu üstlenmesi ve iyileştirmeye çalışması olduğunu dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bir kadının, partneri olan erkeğin hem annesi, hem terapisti, hem kriz yöneticisi, hem sosyal sekreteri olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Bu durumun ‘duygusal emekçi’ gibi isimlerle de anıldığını aktaran Dr. Bingöl, “Yapılan araştırmalara göre; sürekli erkeğin moralini, enerjisini, özgüvenini yüksek tutmaya çalışmak, kişisel ve duygusal gelişimini desteklemek, sürekli erkeğin duygularını analiz etmek, onun adına düşünmek, onun adına affetmek veya öfkelenmek, sosyalleşmesi ve arkadaş edinmesi yönünde teşvik etmek, akrabaları ve arkadaşlarıyla olan duygusal ilişkilerine aracılık etmek, aile ve iş sorunlarını çözmesine destek olmak ve benzeri tüm duygusal süreçler bir yerden sonra kadına büyük bir yük oluyor. Erkeğin bu duygusal kabızlığı, başlangıçta kadına, kontrol duygusu ve hakimiyet hissi verse de zamanla tükenmişlik, değersizlik ve cinsel isteksizlik gibi sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü birisine ebeveynlik yaptığınızda, o kişiye karşı romantik veya cinsel çekim hissetmeniz giderek zorlaşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erkeklerin duygusal eksiklikleri, kadınların üzerine orantısız bir duygusal yük bindiriyor!</strong></p>
<p>Erkeklerin, kadınlara kıyasla daha az duygusal paylaşımlar yaptığını ve daha az yakın ilişkiler kurduğunu hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Erkeklerin sosyal ağlarındaki bu duygusal eksiklikler, zamanla kadınların erkekler adına bu sorumlulukları üstlenmesine yol açıyor ve bu kadın aleyhine orantısız bir yük haline geliyor.” dedi.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet kalıplarının etkisine de değinen Dr. Bingöl, “Sosyokültürel açıdan ‘aslan oğlum, erkek oğlum’ anlayışıyla yetiştirilmek ve ‘yuvayı dişi kuş yapar’ dayatması, erkeğin duygusal açıdan zayıf görülmemesine yol açar. Erkeklerin duygularını daha az ifade edecek şekilde yetiştirilmeleri ve duygusallığın daha çok kadınlara yüklenmesi gibi faktörler, kadınların duygusal açıdan daha fazla sorumluluk alma gereği hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun, duygusal işçiliğin ‘tek taraflı’ olması! </strong></p>
<p>‘Man-keeping’ sorununu aşmak için ilk olarak, kadınların kendisine ‘gerçekten bir ilişki mi arıyorum, yoksa bir çocuk mu büyütmek istiyorum?’ sorusunu sorması gerektiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü kadınlar bir ilişki yaşadığını zannederken, çoğu zaman kendilerini birine duygusal ebeveynlik yaparak büyütmeye çalışırken bulurlar.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde doğal olarak duygusal emeğin harcanmasının beklendiğini vurgulayan Dr. Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak olağan şartlarda bu emeğe her iki tarafın da ortak olması beklenir. Eğer sadece bir taraf duygusal yükü üzerine alırsa, problem buradan kaynaklanır. Yani sorun, duygusal işçiliğin ‘tek taraflı’ olmasıdır. Bu nedenle sorunun çözümü açısından erkekler, duygusal sorumluklarını üzerlerine almalı. Çevresiyle daha derin bağlar kurarak, daha fazla sosyalleşerek, gerekirse terapiste giderek ilişkinin duygusal sorumluluklarını üstlenmeleri önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253">Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nden özel çocukların ailelerine destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ozel-cocuklarin-ailelerine-destek-599074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 15:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ailelerine]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599074</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’ne bağlı Üreten Engelliler Merkezi’ne gelen kursiyer velilerine “Bakımın Ötesinde: Engelli Birey Ebeveyni Olmanın Duygusal Yükünü Hafifletmek” konulu seminer düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ozel-cocuklarin-ailelerine-destek-599074">Maltepe Belediyesi&#8217;nden özel çocukların ailelerine destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’ne bağlı Üreten Engelliler Merkezi’ne gelen kursiyer velilerine “Bakımın Ötesinde: Engelli Birey Ebeveyni Olmanın Duygusal Yükünü Hafifletmek” konulu seminer düzenlendi. Seminer, Maltepe Belediyesi’nin toplum sağlığını güçlendirmek, erişilebilir danışmanlık ve rehabilitasyon hizmeti sunmak için hizmete açtığı Sosyal Etkileşim ve Destek Merkezi’nce (SEDEM) verildi. SEDEM’de görevli Sosyal Hizmet Uzmanı ve Aile Danışmanı Güliz Gökkaya, katılımcılara yoğun bakım sorumluluğunun yarattığı duygusal yükü hafifletmeye yönelik pratik yaklaşımlar, destek kaynakları ve baş etme yöntemleri hakkında bilgi verdi. Gökkaya, katılımcılara SEDEM bünyesinde sundukları hizmetleri tanıtarak hayatın her evresinde yanlarında olmayı hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><b>‘DIŞARIDAN GÖRÜNMEYEN YÜKLER TAŞIYORLAR’</b></p>
<p>Ebeveynin çoğu zaman dışarıdan görünmeyen yükler taşıdığına dikkat çeken Gökkaya “Çoğu zaman dışarıdan görülmeyenler, bitmeyen randevular, telefonlar, raporlar, ya bir şey olursa kaygısı, gece uykusunun bölünmesi, herkese yetişmeliyim baskısı, kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleme, toplumda anlaşılmama, yalnızlık hissi olabilir. Bu duygular kişinin kötü ebeveyn olduğu anlamına gelmez. Yalnızca çok uzun süredir ağır bir yük taşıdığı anlamına gelir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ozel-cocuklarin-ailelerine-destek-599074">Maltepe Belediyesi&#8217;nden özel çocukların ailelerine destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgalanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[glikoz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekeriniz]]></category>
		<category><![CDATA[takipte]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kan şekeri dalgalanmaları, sanılanın aksine yalnızca diyabetle ilgili değildir; glikozdaki ani yükseliş ve düşüşler, obeziteden insülin direncine, kalp-damar hastalıklarından metabolik sendroma kadar pek çok kronik hastalığın erken uyarı işaretlerini verebilir. Bu nedenle yıllarca sadece diyabetli bireylerle anılan Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisi, artık sağlıklı yaşam takibinin en güçlü araçlarından biri haline geldi. Çünkü  CGM, vücudun besinlere, strese, uykuya ve egzersize verdiği tepkileri gerçek zamanlı görünür kılarak kişiye benzersiz bir biyolojik farkındalık sağlıyor. <strong>Acıbadem Life Danışmanı ve Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma ve Uygulama Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “CGM teknolojisi bize metabolizmanın perde arkasını gösteriyor. Diyabetli olsun olmasın herkes için glikoz dalgalanmaları, gelecekteki metabolik risklere dair çok değerli bilgiler taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>METABOLİZMANIZI AN BE AN TAKİP EDİN</strong></p>
<p>Sürekli Glikoz Takibi (CGM) teknolojisinin yaygınlaşmasını insanların kendi biyolojik tepkilerini gerçek zamanlı izleme ihtiyacının artışına bağlayan <strong>Prof. M. Temel Yılmaz</strong>, CGM ile bireylerin yedikleri bir öğünün kan şekerini ne kadar yükselttiğini, kısa bir yürüyüşün glikozu nasıl dengelediğini, stresin ya da uykusuzluğun metabolizmayı nasıl etkilediğini anlık olarak görebildiğini belirtiyor. Bu görünürlüğün metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayatın içine taşıdığını vurgulayan <strong>Prof. Yılmaz</strong>, “CGM verileri kişiye, hangi yiyeceklerin kendisi için uygun olduğunu, hangi egzersiz süresinin kan şekerini stabilize ettiğini ve hangi alışkanlıkların metabolik yük oluşturduğunu objektif biçimde öğretiyor. Böylece teknoloji, yalnızca sağlık takibi yapan bireylerin değil; sporcuların, kilo yönetimi hedefleyenlerin ve yaşam tarzını iyileştirmek isteyenlerin de vazgeçilmez bir aracı hâline geliyor. CGM, “görerek öğrenmeyi” sağlıyor ve metabolizmayı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayata taşıyor. İnsanlar yedikleri bir öğünün, yaptıkları bir yürüyüşün ya da dün geceki uykularının kan şekerine nasıl yansıdığını görerek daha bilinçli davranış değişikliklerine yöneliyor” diyor. </p>
<p><strong>CGM, ERKEN UYARI SİSTEMİ GİBİ…</strong></p>
<p>Diyabeti olmayan bireylerde bile gün boyunca belirgin glikoz dalgalanmaları yaşanabiliyor. Bu dalgalanmaların CGM teknolojisi ile ortaya konabildiğini söyleyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Saatlik glikoz kayıtları sayesinde öğün sonrası ani “pikler”, gecelik düşüşler ve gün içindeki sık iniş–çıkışlar objektif biçimde görülebiliyor. Son araştırmalar, özellikle obezite ve prediyabet grubundaki kişilerde bu glikoz değişkenliğinin yüksek olduğunu ve bunun erken metabolik bozulmanın güçlü bir göstergesi olabileceğini kanıtlıyor. Hatta tamamen sağlıklı görünen bazı bireylerin bile CGM takiplerinde zaman zaman prediabetik seviyelere ulaştığı; bu dalgalanmaların insülin direnci, kilo artışı ve uzun vadede kalp–damar hastalıkları riskleriyle ilişkili olabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle CGM, yalnızca mevcut hastalığı izlemek için değil, gelecekte gelişebilecek metabolik sorunlara karşı bir erken uyarı sistemi gibi çalışıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>DİYABETTE EVDEN TAKİP SİSTEMİ, SAĞLIK YÖNETİMİNİ KÖKTEN DEĞİŞTİRİYOR</strong></p>
<p>CGM’in bireylerin kendi metabolik verilerine doğrudan ulaşmasını sağlayarak kişisel sağlık yönetimini kökten değiştirdiğine dikkat çeken <strong>Prof. Dr. M. Temel Yılmaz</strong>, “Teknoloji doğru şekilde yorumlandığında diyabetli bireylerde tedavi uyumunu güçlendirirken, diyabeti olmayan kişilerde de beslenme, uyku ve egzersiz gibi günlük alışkanlıkların metabolik etkilerini görünür kılarak yaşam tarzı farkındalığını belirgin biçimde artırıyor. Herkesin glukoz tepkisi benzersizdir; aynı yiyecek bir kişide yüksek bir glikoz yükselmesi yaratırken bir başkasında çok daha hafif bir yanıt oluşabilir. CGM bu farklılıkları gözler önüne sererek kişiye özel beslenme planlarının, bireye göre düzenlenmiş egzersiz önerilerinin ve daha etkili uyku–stres yönetimi stratejilerinin geliştirilmesini mümkün kılıyor. Bu nedenle CGM verilerinin yaygınlaşması, önümüzdeki yıllarda kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımının en güçlü bileşenlerinden biri olarak değerlendiriliyor” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kan-sekeriniz-24-saat-takipte-597524">Kan Şekeriniz 24 Saat Takipte</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 12:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetlilerin]]></category>
		<category><![CDATA[görevi]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yağlar]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565">Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi. Diyabetin kontrol altında tutulmasında en önemli görevin diyabetlilere ait olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada diyabetlilerin beslenmesinde dikkat etmeleri gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.<br />Diyabetin iyi yönetilmesi çok önemli… <br />Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetin tedavisinde amacımız kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmektir. Burada en önemli görev diyabetlilere aittir. Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” uyarısında bulundu<br />Beslenme, diyabet tedavisinin temelini oluşturuyor<br />Beslenme, kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesinde en önemli faktör olduğu için beslenmenin diyabetin tedavisinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, ayrıca beslenmenin diyabetle ilgili komplikasyon riskini azaltmaya ve diyabetlilerin genel olarak sağlıklı olmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Prof. Dr. M. Emel Alphan, doğru ve dengeli beslenmenin önemli olduğu üç noktayı şöyle açıkladı:<br />Kan şekeri kontrolü: Besinlerdeki karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerini doğrudan etkilediği için diyabetliler, öğünlerde karbonhidrat sayımı yaparak ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih ederek kan şekeri seviyelerini daha iyi kontrol edebilirler.<br />Komplikasyon riskinin azaltılması: Sağlıklı beslenme, diyabete bağlı oluşabilecek kalp-damar hastalığı, böbrek hastalığı (nefropati), görme bozukluğu (retinopati) ve sinir hasarı (nöropati)  gibi komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olur.<br />Ağırlık yönetimi: Diyabetlilerin çoğu tanı konulduğu zaman şişmandırlar. Diyabetlilerin tanı konulduktan sonra ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybetmeleri bile kan şekerlerinin, kan basıncının, kan yağlarının (toplam kolesterol, trigliserid, LDL-K), 3 aylık kan şekeri ortalamalarının (HbA1c), kullanılan ilaç (ağızdan alınan ilaçlar veya insülin vb.) dozlarının azalmasına neden olur. O yüzden diyabetliler için sağlıklı ağırlık yönetimi çok önemlidir. Kişiye özel beslenme planı, kilo verme veya kilo koruma hedeflerine ulaşmada yardımcı olabilir.<br />Özel bir beslenme planı oluşturulmalı<br />Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme, diyabetlilerin enerji seviyelerini iyileştirmeye ve yorgunluklarını azaltmaya da yardımcı olabilir. Her bireyin beslenme ihtiyacı farklı olduğu için, diyabetlilerin bir diyetisyen ile ya da diyabet alanında uzman bir diyetisyen ile çalışarak kişiye özel bir beslenme planı oluşturmaları önemlidir.<br />Diyabetli bireylerin beslenmesinde bu noktalara dikkat!<br />Diyabetlilerin beslenmelerinde dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalara da değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bunlar genel önerilerdir. Her diyabetlinin, diyabet diyetisyeni ile birlikte oluşturdukları kendilerine özel bir beslenme planı olmalıdır” diyerek önerilerini şöyle sıraladı: <br />Karbonhidrat sayımı: Kan şekerini etkileyen en önemli faktör karbonhidrattır. Diyabetlilerin karbonhidrat alımlarını takip etmeleri, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmaları için önemlidir. Diyabetlilerin karbonhidrat kaynağı besinleri ve karbohidrat içeriklerini bilmeleri ve önerilen karbonhidratları öğünlerine dengeli olarak dağıtmaları çok önemlidir.  Tam tahıllar (tam buğday ekmeği, çavdarlı ekmek ile bulgur vb. posalı tahıllar), sebzeler, meyveler ve kurubaklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Ayrıca süt, yoğurt, kefir vb. besinlerde de karbonhidrat bulunur.<br />Glisemik indeks: Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinler seçilmelidir. Glisemik indeks, 50 gram karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerine olan etkisini gösterirken, glisemik yük; besinlerin yenilen miktarının kan şekerine olan etkisini gösterir. Bu besinler kan şekerini daha yavaş yükseltir. Bu besinlere örnek olarak tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeleri verebiliriz. Ama miktar çok önemlidir. Örneğin 4-5 yemek kaşığı tüketilen mercimeğin glisemik indeksi ve glisemik yükü düşüktür. Fakat bu miktarın üzerine çıkıldığında glisemik yük arttığı için kan şekeri seviyeleri yükselebilir. Düşük glisemik indeksli meyveler seçilmelidir.<br />Posalı besinler: Posa, kan şekeri seviyelerini kontrol etmeye yardımcı olur.   Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller posa açısından zengindir. Özellikle çözünebilir posadan zengin olan sebzeler, meyveler ve baklagiller kan şekerini ve kan yağlarını düşürmede etkilidir.<br />Proteinli besinler: Sağlıklı beslenmede önemli bir yeri olan proteinli besinlerin yağsız olanları tercih edilmelidir (yağsız et, tavuk, balık, yumurta, baklagiller ile az yağlı süt, yoğurt, peynir vb.)<br />Yağlar: Doymuş yağlardan ve trans yağlardan kaçınmak gerekir.  Yemeklerde tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine zeytinyağı ve fındık yağı ile ayçiçek yağı, soya yağı gibi bitkisel sıvı yağların az miktarda kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ayrıca trans yağların en önemli kaynağı olan paketli besinler (bisküvi, kraker, kurabiye vb.), fast food restoranlarda defalarca yanmış yağda kızartılan patatesler, cipsler ve hidrojene edilmiş yağlardan uzak durulmalıdır.<br />Porsiyon kontrolü: Porsiyon boyutlarına dikkat edilmelidir. Aşırı miktarlarda yenilen her yemek kan şekeri seviyelerini olumsuz etkileyebilir.<br />Sıvı tüketimi: Diyabetlilerin su içmeleri çok önemlidir. Şekerli meşrubatlardan ve içeceklerden kaçınılmalı, çay, kahve şekersiz içilmelidir, gerektiğinde belirli miktarlarda yapay tatlandırıcı kullanılabilir.<br />Ara öğünler: Meyveler, sebzeler ve belirli ölçüde kuruyemişler ara öğünlerde tercih edilebilir. Elma, armut, şeftali, portakal ve çilek gibi düşük glisemik indeksli meyveler ara öğünler için uygundur.<br />Alkol ve şekerli besinler: Alkol tüketilmemeli ya da çok az alınmalı. Şekerli besinler ve içecekler tüketilmemelidir.<br />Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır<br />Diyabetli bireylerin şeker, çikolata ve tatlı tüketmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetlilere eskiden şeker, şekerli içecekler, çikolata ve tatlılar belli ölçülerde karbonhidratlı besinlerin yerine sayılarak veriliyordu. Fakat Amerikan Diyabet Derneği, son rehberinde bu tür besinlerin ve içeceklerin kesinlikle yenilmemesi ve içilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bunun nedeni; bu olayın diyabetliler tarafından abartılması, özellikle tip 1 diyabetlilerin karbonhidrat miktarlarını gözetmeden tatlı vb. besin ve içecekleri tüketerek uyguladıkları insülin dozlarını çok fazla arttırmalarıdır. İnsülin tedavisinde olan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin insülin dozlarının çok yüksek olması istenmez. Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır. O yüzden diyabetlilerin içecek olarak sadece su tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Unutulmaması gereken en önemli konu; diyabetlilerin tedavilerinde ilaç/insülin olsa bile sağlıklı beslenme ile birlikte bu ilaçların etkinliğinin artacağını bilmeleridir” diye konuştu.<br />Ketojenik diyetler diyabetliler için uygun mu?<br />Karbonhidratın yer almadığı ketojenik diyetlere de değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Son yıllarda ketojenik diyetler popüler diyetler arasında yerini aldı. Aslında ketojenik diyetlerin tedavi edici özelliği sadece epileptik çocuklarda kanıtlandı ve epilepsi tedavisinde kullanılmaktadır. Ketojenik diyet ve obezite ile ilgili araştırmalar, 1960&#8217;lı yıllarda başladı ve ilk sonuçlar net değildi, zayıflamada başarılı olduğunu iddia eden çalışmalar var. Ketojenik diyetlerin kan yağları üzerine etkili olduğu yönünde yapılan çalışmaların sonuçları da karışıktır. Yapılan çalışmaların ya vaka sunumu ya da küçük gruplarda yapılan çalışmalar olduğu ve bu çalışmaların uzun süreli olmadığı ve büyük popülasyonlarda yapılmadığı bilinmektedir. Ketojenik diyetler, kilo vermeye yardımcı olsa da vücuttan su kaybına (dehidratasyon), hipotansiyona (tansiyon düşüklüğü), baş dönmesine, yorgunluğa, besin öğesi eksikliklerine, posa eksikliği nedeniyle kabızlığa ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Başlangıçta kan lipidlerini düzelttiği iddia edilse de uzun dönemde kan yağlarının yükselmesine neden olduğu için kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon riskini arttırabilir” uyarısında bulundu.<br />Diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor<br />Ketojenik diyetlerinin karbonhidrat miktarının çok az olduğu (enerjinin yüzde 5’i), yağ ve proteinlerin fazla miktarlarda verildiği diyetler olduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: <br />“Beslenme rehberleri, obez ve diyabetliler için ketojenik diyetlerin kullanımını desteklemiyorlar. Rehberlere göre diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor. Bu da enerjinin yüzde 40’ının karbonhidrattan gelmesi demektir. Ketojenik diyetlerin kısa vadede genel olarak güvenli olduğu bulunmuş olsa da uzun süreli uygulanamazlar. Uzun süreli, kesintisiz ketojenik diyetlerin güvenliği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır.  Meyve, baklagiller ve yüksek posalı tam tahılları yememek, birçok faydalı besin öğesinin vücuda alınmaması demektir ve bu besin öğeleri takviyelerle yerine konulmazsa yan etkilerin görülme olasılığı daha da artar. Bu bahsettiğimiz besinler yukarıda da anlatıldığı gibi diyabetlilerin mutlaka alması gereken besinlerdir.  Özellikle tip 1 diyabetlilerde ketojenik diyetler, ketoasidoz komasını tetikleyebilir, hipoglisemi (şeker düşüklüğü) riskini arttırabilir. Ayrıca, alınan yüksek miktarlardaki yağ ve protein nedeniyle kalp-damar hastalığı riski artabilir, nefropati oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayrıca alınan aşırı protein kemiklerden kalsiyumun çekilerek idrarla atılmasına ve osteoporoz (kemik erimesi) riskinin artmasına neden olur.”<br />Diyabet yönetiminde yaşam tarzı değişikliği yapılmalı<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için sağlıklı beslenmeyi uygulayarak yaşam tarzı değişikliği yapmak (sağlıklı beslenmek, fiziksek olarak aktif olmak, sigara/alkol kullanmamak, kaliteli ve düzenli uyku ve güneşten yeterince yararlanarak D vitamini almak) diyabetlilerin sağlıklı olarak uzun yaşamalarına neden olduğu bir gerçektir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565">Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş teklifi sahte casusluk gerçek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/is-teklifi-sahte-casusluk-gercek-586245</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 07:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[casusluk]]></category>
		<category><![CDATA[Dreamjob]]></category>
		<category><![CDATA[faaliyet]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Kore]]></category>
		<category><![CDATA[lazarus]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[şirketi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[teklifi]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586245</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, Kuzey Kore ile bağlantılı Lazarus grubu çatısı altında takip ettiği Operation DreamJob kampanyasının yeni bir örneğini gözlemledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-teklifi-sahte-casusluk-gercek-586245">İş teklifi sahte casusluk gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, Kuzey Kore ile bağlantılı Lazarus grubu çatısı altında takip ettiği Operation DreamJob kampanyasının yeni bir örneğini gözlemledi. Kampanyada, savunma sanayisinde faaliyet gösteren birkaç Avrupa şirketi hedef alındı. Bu şirketlerin bazıları insansız hava aracı (İHA/Drone) sektöründe yoğun olarak faaliyet gösterdiğinden operasyonun Kuzey Kore&#8217;nin drone programını genişletme çabalarıyla bağlantılı olabileceği; saldırganların başlıca hedefinin, özel bilgiler ve üretim know-how&#8217;ının çalınması olduğu düşünülüyor.</strong></p>
<p>ESET araştırmacılarının bulgularına göre gerçek hayatta gerçekleşen saldırılar, Orta ve Güneydoğu Avrupa&#8217;da savunma sektöründe faaliyet gösteren üç şirketi arka arkaya hedef aldı. İlk erişim neredeyse kesin olarak sosyal mühendislik yoluyla sağlandı. Hedeflere yerleştirilen ana yük, saldırganlara ele geçirilen makine üzerinde tam kontrol sağlayan bir uzaktan erişim truva atı (RAT) olan ScoringMathTea idi. Saldırganların başlıca hedefinin, özel bilgiler ve üretim know-how&#8217;ının dışarıya sızdırılması olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Operation DreamJob&#8217;da, sosyal mühendisliğin ana teması, kârlı ama sahte bir iş teklifi ve buna eşlik eden bir kötü amaçlı yazılım. Kurban, genellikle iş tanımı içeren bir yem belge ve bunu açmak için trojanize edilmiş bir PDF okuyucu alır. ESET Research, bu faaliyeti Operasyon DreamJob ile ilgili kampanyaları ve Avrupa&#8217;da bulunan hedef sektörlerin önceki Operasyon DreamJob örneklerindeki hedeflerle (havacılık, savunma, mühendislik) uyumlu olması nedeniyle Lazarus&#8217;a atfediyor. </p>
<p>Hedef alınan üç kuruluş, farklı türde askeri teçhizat (veya bunların parçaları) üretiyor ve bunların çoğu, Avrupa ülkelerinin askeri yardımı sonucunda şu anda Ukrayna&#8217;da kullanılıyor. Operation DreamJob&#8217;un gözlemlenen faaliyetleri sırasında, Kuzey Koreli askerler Moskova&#8217;nın Kursk bölgesinde Ukrayna&#8217;nın saldırısını püskürtmesine yardım etmek için Rusya&#8217;ya konuşlandırılmıştı. Bu nedenle, Operation DreamJob&#8217;un şu anda Rusya-Ukrayna savaşında kullanılan bazı batı yapımı silah sistemleri hakkında hassas bilgiler toplamakla ilgilendiği mümkündür. Daha genel olarak, bu kuruluşlar Kuzey Kore&#8217;nin de yurt içinde ürettiği ve kendi tasarım ve süreçlerini mükemmelleştirmeyi umduğu türden malzemelerin üretiminde yer almaktadır. İHA ile ilgili bilgi birikimine olan ilgi dikkat çekici, zira bu, Pyongyang&#8217;ın yerli drone üretim kapasitelerine büyük yatırım yaptığına işaret eden son medya haberlerini yansıtıyor. Kuzey Kore, yerli İHA kapasitelerini geliştirmek için büyük ölçüde tersine mühendislik ve fikri mülkiyet hırsızlığına güvenmiştir. </p>
<p>Son Lazarus saldırılarını keşfeden ve analiz eden ESET araştırmacısı Peter Kálnai ve Alexis Rapin şu açıklamayı yaptılar: &#8220;Operasyon DreamJob&#8217;un, en azından kısmen, İHA&#8217;larla ilgili özel bilgileri ve üretim know-how&#8217;ını çalmak amacıyla gerçekleştirildiğini düşünüyoruz. Dropper&#8217;lardan birinde gözlemlenen drone ifadesi, bu hipotezi önemli ölçüde desteklemektedir. Hedef alınan kuruluşlardan birinin, şu anda Ukrayna&#8217;da kullanılan ve Kuzey Kore&#8217;nin cephe hattında karşılaşmış olabileceği en az iki İHA modelinin üretiminde yer aldığına dair kanıtlar bulduk. Bu kuruluş, Pyongyang&#8217;ın aktif olarak geliştirmekte olduğu bir uçak türü olan gelişmiş tek motorlu insansız hava araçlarının tedarik zincirinde de yer almaktadır.“</p>
<p>Genel olarak, Lazarus saldırganları oldukça aktiftir ve arka kapılarını birden fazla hedefe karşı kullanırlar. Bu sık kullanım, bu araçları ortaya çıkarır ve tespit edilmesini sağlar. Buna karşı önlem olarak, grubun araçlarının yürütme zincirinde bir dizi dropper, yükleyici ve basit indirici yer alır. Saldırganlar, kötü amaçlı yükleme rutinlerini GitHub&#8217;da bulunan açık kaynaklı projelere dâhil etmeye karar verdiler.</p>
<p>Ana yük olan ScoringMathTea, yaklaşık 40 komutu destekleyen karmaşık bir RAT&#8217;tır. İlk ortaya çıkışı, Ekim 2022&#8217;de Portekiz ve Almanya&#8217;dan VirusTotal&#8217;a gönderilen başvurularla izlenebilir; burada dropper, Airbus temalı bir iş teklifi gibi görünerek kurbanları tuzağa düşürmüştür. Uygulanan işlevsellik, Lazarus&#8217;un genellikle gerektirdiği işlevselliklerle aynıdır: Dosya ve işlemlerin manipülasyonu, yapılandırmanın değiştirilmesi, kurbanın sistem bilgilerinin toplanması, TCP bağlantısının açılması ve yerel komutların veya C&#038;C sunucusundan indirilen yeni yüklerin yürütülmesi. ESET telemetrisine göre, ScoringMathTea, Ocak 2023&#8217;te bir Hint teknoloji şirketine, Mart 2023&#8217;te bir Polonya savunma şirketine, Ekim 2023&#8217;te bir İngiliz endüstriyel otomasyon şirketine ve Eylül 2025&#8217;te bir İtalyan havacılık şirketine yönelik saldırılarda görülmüştür. Operation DreamJob kampanyalarının amiral gemisi yüklerinden biri olduğu görülmektedir.</p>
<p>Grubun en önemli gelişimi, DLL proxy&#8217;leri için tasarlanmış yeni kütüphanelerin tanıtılması ve daha iyi kaçınma için trojanize edilecek yeni açık kaynaklı projelerin seçilmesidir. Kálnai, &#8220;Yaklaşık üç yıldır Lazarus, tercih ettiği ana yükü olan ScoringMathTea&#8217;yi kullanarak ve açık kaynaklı uygulamaları trojanize etmek için benzer yöntemler uygulayarak tutarlı bir çalışma tarzını sürdürmüştür. Bu öngörülebilir ancak etkili strateji, grubun kimliğini gizlemek ve atıf sürecini belirsizleştirmek için yetersiz olsa da güvenlik tespitinden kaçmak için yeterli polimorfizm sağlar&#8221; diye aktardı.</p>
<p>HIDDEN COBRA olarak da bilinen Lazarus grubu en az 2009 yılından beri aktif olan ve Kuzey Kore ile bağlantılı bir APT grubudur. Yüksek profilli olaylardan sorumludur. Lazarus kampanyalarının çeşitliliği, sayısı ve uygulamadaki tuhaflığı bu grubu tanımlamaktadır. Ayrıca siber suç faaliyetlerinin üç temel unsurunu da yerine getirmektedir: Siber casusluk, siber sabotaj ve mali kazanç peşinde koşma.</p>
<p>Operasyon DreamJob, esas olarak sosyal mühendisliğe dayanan Lazarus kampanyalarının kod adıdır ve özellikle prestijli veya yüksek profilli pozisyonlar için sahte iş teklifleri kullanır (&#8220;hayalindeki iş&#8221; tuzağı). Hedefler ağırlıklı olarak havacılık ve savunma sektörlerindedir, ardından mühendislik ve teknoloji şirketleri ile medya ve eğlence sektörü gelir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/is-teklifi-sahte-casusluk-gercek-586245">İş teklifi sahte casusluk gerçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vodafone Business, Koru Grubu&#8217;nun Teknoloji Ortağı Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vodafone-business-koru-grubunun-teknoloji-ortagi-oldu-581780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[business]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[grubu]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[koru]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[müşteri]]></category>
		<category><![CDATA[nün]]></category>
		<category><![CDATA[ortağı]]></category>
		<category><![CDATA[pro]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[vodafone]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581780</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşletmelerin dijitalleşmelerine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone Business; şirketlerin teknoloji iş ortağı olarak, inovatif ve güvenilir çözümleri sayesinde sağladığı hizmetlerle iş yapış süreçlerini kolaylaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafone-business-koru-grubunun-teknoloji-ortagi-oldu-581780">Vodafone Business, Koru Grubu&#8217;nun Teknoloji Ortağı Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşletmelerin dijitalleşmelerine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone Business; şirketlerin teknoloji iş ortağı olarak, inovatif ve güvenilir çözümleri sayesinde sağladığı hizmetlerle iş yapış süreçlerini kolaylaştırıyor. Bu noktada şirket, Türkiye’nin önde gelen sağlık ve turizm kuruluşlarından olan Koru Grubu’na (Koru Hastanesi ve Bolu Koru Otel), Mobil Numara Taşıma &#038; Santral Sabit Ses ve Mobil Entegrasyonu, Microsoft Office 365 &#038; Windows Pro ve DC Lisanslama’nın yanında Yüksek Hızlı İnternet Altyapısı ve Red Wi-Fi 3.0 çözümü sunmaya başladı. Sağladığı müşteri memnuniyeti ve operasyonel verimliliğin yanında Vodafone Business, güvenlik açısından da kurumsal müşterisinin dijitalleşme yolculuğundaki en önemli partnerlerinden biri oldu. </p>
<p>Vodafone Business tarafından Koru Grubu’na sunulan Red Wi-Fi 3.0 çözümü; gelişmiş erişim noktaları, merkezi yönetim paneli ve güvenlik katmanlarıyla öne çıkıyor. Bu teknoloji sayesinde hem Koru Hastanesi’nde hem de Bolu Koru Otel’de kullanıcılar kesintisiz, yüksek hızlı ve güvenli internet deneyimi yaşıyor. Akıllı yük dengeleme ve otomatik ağ optimizasyonu özellikleri, yoğun hasta ve ziyaretçi trafiğinin olduğu sağlık tesislerinde bağlantı sürekliliğini sağlarken, detaylı raporlama ve kontrol imkânı ile kurum ağları uçtan uca yönetilebiliyor. Mobil Numara Taşıma &#038; Sabit Ses ve Mobil Entegrasyonu, iletişimi daha verimli ve maliyet avantajlı hale getirirken; Microsoft Office 365, Windows Pro ve DC Lisanslama projeleriyle iş gücü uzaktan erişim ve bulut tabanlı çalışma kolaylığından faydalanıyor. Böylece Koru Grubu, dijitalleşme yolculuğunda hem operasyonel verimlilik hem de müşteri deneyimi tarafında önemli bir rekabet avantajı kazanıyor.</p>
<p><strong>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu</strong>, konuyla ilgili şunları söyledi: “Vodafone Business’ı yalnızca bir telekom şirketi olarak değil; nesnelerin interneti, veri merkezlerimiz üzerinden sağladığımız bulut uygulamaları ve yapay zekâ destekli çözümlerimiz gibi hizmetlerimizle, işletmelerin dijital dönüşümlerini mümkün kılan bir teknoloji ortağı olarak konumluyoruz. Bu kapsamda Koru Grubu’na sunmuş olduğumuz inovatif ve güvenilir çözümlerle müşterimizin teknoloji iş ortağı olduk. İş birliğimiz kapsamında Mobil Numara Taşıma hizmetimizle Koru Grubu’nun 350 adet mobil numarası Vodafone bünyesine kazandırılırken, mobil fatura maliyetleri de düşürülmüş oldu. Bunun yanında partnerimize Microsoft Office 365 &#038; Windows Pro ve DC Lisans Projesi özelinde verilerin bulut depolama alanında tutulabilme yeteneği ile her yerden erişim kolaylığı ve kullanılan kurumsal uygulamalarla birlikte tam entegrasyon alanı sağlamış olduk. Ayrıca Yüksek Hızlı İnternet Altyapısı ve Red Wi-Fi 3.0 ürünlerimizle iş ortağımıza yüksek hızlı internet altyapısını uygun maliyetlerle mümkün kılarken, müşterimizin iş gücünde verimlilik sağladık. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da Vodafone Business olarak Türkiye genelindeki tüm KOBİ ve işletmelerin güvenilir dijital dönüşüm danışmanı olarak yanlarında olmayı hedeflerken, kurumsal müşterilerimize yarının avantajlarını bugünden sunmaya devam edeceğiz.”        </p>
<p><strong>Koru Sağlık Grubu Genel Müdürü Ali Özön</strong> de iş ortaklığı ile ilgili “Koru Sağlık Grubu olarak dijitalleşmeyi sağlık hizmetlerimizin merkezine alıyoruz. Vodafone ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde; bilgi teknolojileri altyapımızı güçlendiriyor, veri güvenliği ve operasyonel verimliliğimizi artırıyoruz. Bu dönüşüm, hastalarımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinde hız, erişilebilirlik ve güvenilirlik standartlarımızı daha da ileriye taşıyacak.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafone-business-koru-grubunun-teknoloji-ortagi-oldu-581780">Vodafone Business, Koru Grubu&#8217;nun Teknoloji Ortağı Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:16:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmağı]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmak]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[Kemiğini]]></category>
		<category><![CDATA[Tarak]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, </strong>Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde  kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Stres kırığına yol açabilir! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir.  Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak, pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genetik faktörlerden dar ayakkabılara… </strong></p>
<p>Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları  diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.</p>
<p><strong>Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Başparmakta dışa doğru yamukluk ve   başparmak çıkıntısında ağrı</li>
<li>Ayak tarak kemiğinin altında ağrı</li>
<li>Ayakkabı giymede güçlük</li>
<li>Ayakta deformasyona bağlı nasır oluşması</li>
<li>Diğer komşu parmakların üst-üste binmesi</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor.  Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Ameliyatla deformite düzeltiliyor</strong></p>
<p>İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı  ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk  gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>günümüzde<strong> </strong>bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini  aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz.  İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Bisiklet Paylaşımında Yeni Dönem Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/istanbulda-bisiklet-paylasiminda-yeni-donem-basliyor-568866</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 15:38:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bisiklet]]></category>
		<category><![CDATA[ibb]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[vizyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568866</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bisiklet kullanımını artırmak ve mikro mobiliteyi güçlendirmek amacıyla yeni nesil bisiklet paylaşım sistemi için hazırlıklarını tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulda-bisiklet-paylasiminda-yeni-donem-basliyor-568866">İstanbul&#8217;da Bisiklet Paylaşımında Yeni Dönem Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bisiklet kullanımını artırmak ve mikro mobiliteyi güçlendirmek amacıyla yeni nesil bisiklet paylaşım sistemi için hazırlıklarını tamamladı. Otobüs öncelikli şeritlerden büyük metro projelerine kadar uzanan geniş ulaşım vizyonunun parçası olan bu sistem, hem kent içi toplu ulaşımı besleyecek hem de İstanbul’un çevreci ulaşım hedeflerine katkı sağlayacak. Hem de önceki uygulamadan farklı olarak kamuya herhangi bir maddi yük getirmeyecek. </strong></p>
<p><strong>ESKİ SİSTEM SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ KAYBETTİ</strong></p>
<p>İSBİKE, 2017 yılında 300 istasyon ve 3.000 bisikletle hizmete başlamıştı. Ancak geçen yıllar içinde bisikletlerin büyük bölümü ömrünü doldurdu; yaklaşık 2.000 bisiklet hurdaya ayrıldı, gasp edildi veya çalındı. Kalan bisikletler ise yüksek bakım-onarım maliyetleri çıkarıyor. 2024–2025 döneminde sadece mevcut 1.250 bisikletin bakım maliyeti 88 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Mevcut sistemin kioskları da eski teknolojiye sahip olduğundan günümüz ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kaldı. Bu nedenle İBB, sürdürülebilir, teknolojik ve maliyetsiz bir modele geçme kararı aldı.</p>
<p><strong>YENİ MODEL: ELEKTRİKLİ, TEKNOLOJİK, GELİR GETİREN</strong></p>
<p>Dünya kentlerindeki örnekler dikkate alınarak, elektrik destekli bisikletlerin kullanılacağı ve istasyonsuz işletme modeline geçileceği yeni sistem için yönetmelik düzenlemeleri yapıldı. İBB Meclisi, 17 Temmuz 2025’te “Paylaşımlı Bisiklet Yönetmeliği Revizyonu”nu onayladı. Süreç, ilgili Bakanlıklar nezdinde devam ediyor.</p>
<p><strong>Yeni sistemin en önemli özellikleri şunlar olacak:</strong></p>
<p>•          Elektrikli bisikletler: İlk etapta 4.000 bisiklet hizmete girecek.</p>
<p>•          Maliyet yükü yok: Yatırım ve bakım-onarım işletmeler tarafından yapılacak, İBB bütçesine yük getirmeyecek.</p>
<p>•          Gelir modeli: İBB işletmelerin aldığı lisanstan gelir elde edecek</p>
<p>•          Yüksek teknoloji: Uygulama üzerinden kullanım, coğrafi çitleme ile güvenli park, hırsızlığa karşı korunaklı sistemler.</p>
<p>•          Kent estetiği: Yeni park alanları İstanbul’un dokusuna uygun biçimde tasarlanacak.</p>
<p><strong>TOPLU ULAŞIMI BESLEYECEK</strong></p>
<p>Bisiklet paylaşım sistemi, toplu ulaşım zincirinin ilk halkası olan mikro mobiliteyi güçlendirecek. Kullanıcılar metro, metrobüs ve tramvay hatlarına kolay erişim sağlayabilecek. Bazı bölgelerde bisiklet parkları doğrudan aktarma istasyonu olarak tasarlanacak.</p>
<p><strong>PELİN ALPKÖKİN: “ULAŞIMI MİKRO MOBİLİTEDEN MEGA YATIRIMLARA KADAR BÜTÜNCÜL YÖNETİYORUZ”</strong></p>
<p>İBB Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr.Pelin Alpkökin, yeni döneme dair vizyonu şu sözlerle özetledi:</p>
<p>“Bisiklet kullanımını artırmaya yönelik çalışmalarımız, otobüs öncelikli şeritlerden büyük metro projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazenin parçasıdır. Ulaşımı yönetmek, mikro mobiliteden mega yatırımlara kadar bütüncül bir süreçtir. Bu nedenle bisiklet, hem mikro mobilite vizyonumuzun önemli bir parçası hem de hayalimizdeki tarihi yarımada ve Taksim, Kadıköy, Moda gibi kent dokusuna sahip bölgelerde yayayı ve bisikleti önceliklendirme amacımızın somut göstergesidir. Vizyonumuzu modern teknoloji ve halkımızın güncel taleplerini dikkate alarak yeni bir sayfa açıyoruz.”</p>
<p><strong>Alpkökin, mevcut sistemin artık teknolojik ve mühendislik açısından günümüzden uzak kaldığını hatırlatarak şunları ekledi:</strong></p>
<p>“Sistem ilk olarak 2017’de yaklaşık 3 bin bisikletle başlamıştı. Ancak zamanla bisikletlerin büyük bölümü ömrünü doldurdu; bir kısmı gasp edildi veya çalındı. Bugün kullanılan yaklaşık 1.200 bisikletin de ekonomik ömürleri sona ermek üzere. Bu nedenle yeni bir çalışma başlattık. ‘Paylaşımlı bisiklet yönergesi’ hazırladık, yerli ve yabancı lisans firmalarıyla görüştük. Yeni modelde şehrin estetiğine uygun park alanları, yüksek teknoloji ve elektrikli bisikletler olacak. Üstelik bu sistem İBB’ye mali yük getirmeyecek, aksine işletmelerin aldığı lisanstan gelir sağlayacak.”</p>
<p><strong>Yeni sistemin uluslararası örneklerle uyumlu olacağını vurgulayan Alpkökin, şu bilgileri verdi:</strong></p>
<p>“Elektrikli bisikletler kullanılacak, bakım ve onarım tamamen firmaların sorumluluğunda olacak. Kullanıcılar aplikasyon üzerinden sisteme erişebilecek ve bisiklet parkları yenilenecek. İlk etapta 4 bin bisiklet hizmete başlayacak. Bu bisikletler, İstanbullulara, öğrencilere, misafirlere ve turistlere pratik bir ulaşım alternatifi sunacak.”</p>
<p><strong>İSTANBUL’UN KARBON NÖTR 2050 VİZYONUNA KATKI</strong></p>
<p>Yeni bisiklet paylaşım sistemi, İstanbul’un karbon nötr 2050 vizyonu doğrultusunda çevreci, çağdaş ve sürdürülebilir bir ulaşım alternatifi sunacak. İstanbullulara, öğrencilere, misafirlere ve turistlere daha pratik, hızlı ve güvenli bir kent içi ulaşım deneyimi kazandıracak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulda-bisiklet-paylasiminda-yeni-donem-basliyor-568866">İstanbul&#8217;da Bisiklet Paylaşımında Yeni Dönem Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:15:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>
<p><strong>Zihinsel iş yükü, tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi enerji tüketir…</strong></p>
<p>Zihinsel iş yükünün günlük yaşamın görünmeyen organizasyonu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Evin işleyişini planlamak, eksikleri fark etmek, ihtiyaçları önceden sezmek, krizleri önlemek, detayları hatırlamak ve her bireyin yaşamını sürdürmesini kolaylaştırmak için sürekli tetikte olmak demektir.” dedi.</p>
<p>Bu yükün, genellikle fark edilmediğini aktaran Ülkü, “Çünkü ne fiziksel bir hareket içerir ne de kolayca gözlemlenebilir. Ancak zihin sürekli çalışır. Tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi; dışarıdan belli olmasa da enerji tüketir, yorucu olur ve uzun vadede sistemi yavaşlatır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kadınlar, anneliği kutsal bir sorumluluk olarak gördükleri için zihinsel yükü içselleştirir!</strong></p>
<p>Özellikle annelerin, bu zihinsel yükü çoğu zaman sorgulamadan ve doğal bir görevmiş gibi üstlendiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çünkü çocuk doğduğu andan itibaren anneden ‘bilmek’, ‘ön görmek’, ‘düzenlemek’ ve ‘yetişmek’ beklenir. Annelik kutsal bir sorumluluk olarak kodlandığı için kadınlar bu görünmez yükü taşımayı çoğu zaman içselleştirir.” dedi.</p>
<p>Bir annenin zihnindeki günlük iç sesin nasıl olabileceğine örnekler veren Ülkü, şunları söyledi:</p>
<p>“Sabah kahvaltıda ne yapsam? Çocuğun montu küçülmüş müydü? Hafta sonu misafir gelecek, eksik malzemeleri almalıyım. Eşim yorgundu, akşam daha sessiz olayım. Kayınvalidem aramıştı, dönmeyi unutmayayım. Doğum günü yaklaşıyor, ne hediye alsam? Okulun veli toplantısı vardı, tarihini tekrar kontrol etmeliyim… Bu cümleler size tanıdık geliyorsa, zihinsel yükün tam da merkezindesiniz demektir.”</p>
<p><strong>Zihinsel yük görünmezdir, bu nedenle takdir edilmez…</strong></p>
<p>Sürekli plan yapmanın, hatırlamanın ve organize etmenin zihinsel enerjiyi tükettiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu da uzun vadede stres, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, uyku bozuklukları, duygusal patlamalar, sinirlilik ve depresyon gibi ruhsal sorunlara zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Çoğu annenin ‘yorgunum ama nedenini bilmiyorum’ dediğini kaydeden Ülkü, “Fiziksel olarak bir şey yapmasa da zihni hiç durmaz. Bu sürekli tetikte olma hali, hem bedeni hem de zihni tükenme noktasına getirir. Zihinsel yük çoğu zaman takdir edilmez, görünmezdir. Bu da annede değersizlik hissi yaratır. Kendisini yalnız, anlaşılmamış ve tükenmiş hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmeli!</strong></p>
<p>Toplumun, zihinsel iş yükünü genellikle kadınlara atfettiğini yineleyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Kadın, evin düzenleyicisi, planlayıcısı, ‘her şeyi bilen kişisi’ rolüne sıkıştırılır. Erkeklerin ise çoğunlukla yalnızca fiziksel olarak yaptığı yardımlar görünür hale gelir. Ama asıl yük planlamakta, takip etmekte ve hatırlamakta gizlidir.” dedi.</p>
<p>“Erkek ‘yardım eder’, kadın ise ‘sorumludur’. Aradaki bu fark, zihinsel yükün adil biçimde paylaşılmasının önündeki en büyük engeldir.” diyen Ülkü, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Üstelik bu sadece bireysel ilişkilerin değil; kültürel kodların, medyanın, eğitim sisteminin ve yetiştirilme biçimlerinin sonucudur. Erkek çocuklara ‘sorumluluk alma’ değil ‘yardım etme’ öğretilir. Kadınlar ise küçük yaştan itibaren ‘ayrıntıları düşünme’ sorumluluğuyla büyür.</p>
<p>‘Eşim istersem yapıyor zaten’ veya ‘söylediğimde yardım ediyor’ cümleleri zihinsel yükün halen kadında olduğunu gösterir. Çünkü bir kişinin görev alması için ona görev verilmesi gerekiyorsa, sorumluluk hâlâ o kişinin değildir. Zihinsel yükün eşit paylaşımı, ancak iki tarafın da aktif şekilde görev üstlenmesiyle mümkün olur. Baba sadece çocuğu parka götüren kişi değil; okul kayıt tarihini bilen, beslenme çantasını düşünen, kıyafet alışverişini planlayan kişi de olmalıdır. Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmelidir.”</p>
<p><strong>Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir!</strong></p>
<p>Zihinsel yükle baş etmek için ilk adımın fark etmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir.” dedi.</p>
<p>İkinci adımın ise bu yükü paylaşma konusunda açık iletişim kurmak olduğunu kaydeden Ülkü, “Suçlayıcı değil; ihtiyaç odaklı bir dille konuşmak önemlidir. ‘Bu konuları hep ben düşünüyorum, bu beni yoruyor. Senin de aktif katkına ihtiyacım var’ gibi cümleler etkili olabilir. Üçüncü adım ise mükemmeliyetçiliği bırakmaktır. Her şeyi eksiksiz yapma isteği, zihinsel yükü daha da artırır. ‘Yeterince iyi anne’ olmak, ‘kusursuz anne’ olmaktan daha gerçekçidir. Ayrıca annelerin kendi kişisel alanlarını yaratmaları, dinlenmeye ve duygusal destek almaya hakları olduğunu kabul etmeleri gerekir. Gerekirse psikolojik destek alınmalı. Unutmayın, ruh sağlığınız sizin için de çocuğunuz için de kıymetli.” önerilerinde bulundu.</p>
<p><strong>Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür!</strong></p>
<p>Zihinsel yükün dile getirilmediğinde, zamanla öfkeye, kırgınlığa, içe kapanmaya, kaygıya ve depresyona dönüşebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kadınlar çoğu zaman içten içe ‘bunu neden sadece ben düşünüyorum?’ sorusunun cevabını bulamaz ve kendini yalnız hisseder. Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür. Ne yaşadığını kimse anlamaz çünkü söylemez. Bu da kadını iç dünyasında izole eder, ilişkilerde mesafe yaratır, tükenmişlik hissini artırır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor-558808">Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221; ile Emrah Çalapkulu&#8217;dan duygusal bir hit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gonlune-yuk-etme-beni-ile-emrah-calapkuludan-duygusal-bir-hit-396713</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 23:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[beni]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çalapkuludan]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emrah]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[gönlüne]]></category>
		<category><![CDATA[hit]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396713</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü müzisyen Emrah Çalapkulu, duygusal şarkılarıyla kalpleri fethetmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gonlune-yuk-etme-beni-ile-emrah-calapkuludan-duygusal-bir-hit-396713">&#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221; ile Emrah Çalapkulu&#8217;dan duygusal bir hit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü müzisyen Emrah Çalapkulu, duygusal şarkılarıyla kalpleri fethetmeye devam ediyor. Son eseri &#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221;, dinleyicilere gerçek yaşam deneyimlerinin şarkı sözlerine dönüştürüldüğü bir müzik yolculuğu sunuyor.</p>
<p>&#8220;Sözü ve Müziği Emrah Çalapkulu&#8217;na ait &#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221;, sanatçının müzikal yeteneklerini ve duygusal derinliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kendine has tarzı ve güçlü vokaliyle tanınan Çalapkulu, bu eserinde dinleyicileri duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.</p>
<p>Şarkının düzenlemesini ise müzik dünyasının yetenekli isimlerinden Mehmethan Dişbudak üstlenirken, müzik videosunun yönetmen koltuğunda Buğra Karacam oturuyor.</p>
<p>&#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221;, tamamen gerçek yaşanmış olayların derin bir hisle şarkı sözlerine dönüştürüldüğü bir başyapıt olarak nitelendirilebilir. Sözlerindeki samimiyet ve müziğin dokunaklı melodisi, dinleyicilerin kendilerini şarkının duygusal atmosferinde kaybetmelerini sağlıyor.</p>
<p>Gönlüne Yük Etme Beni 11 Ağustos Cuma Günü 388+ etiketiyle dijital platformlarda ve Emrah Çalapkulu&#8217;nun YouTube kanalında yayında.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gonlune-yuk-etme-beni-ile-emrah-calapkuludan-duygusal-bir-hit-396713">&#8220;Gönlüne Yük Etme Beni&#8221; ile Emrah Çalapkulu&#8217;dan duygusal bir hit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yüzde 7,3&#8217;üne çok yük getirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/muayene-ve-tedavi-harcamalari-hanelerin-yuzde-73une-cok-yuk-getirdi-389646</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 13:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[getirdi]]></category>
		<category><![CDATA[hanelerin]]></category>
		<category><![CDATA[harcamaları]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üne]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389646</guid>

					<description><![CDATA[<p>"Sağlık Modülü" adlı özel konulu çalışma 2022 yılında Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte modül olarak uygulanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayene-ve-tedavi-harcamalari-hanelerin-yuzde-73une-cok-yuk-getirdi-389646">Muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yüzde 7,3&#8217;üne çok yük getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sağlık Modülü&#8221; adlı özel konulu çalışma 2022 yılında Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte modül olarak uygulanmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ile aynı dönemde uygulanan modülün amacı, hanelerdeki 15 yaş ve üstündeki tüm fertlerin sağlık durumlarını ve sağlık harcamalarının hanehalkına getirdiği yükü tespit etmektir.</p>
<p>Son yıllarda yoksulluğun yanı sıra sosyal dışlanma kavramının da önemli hale gelmesiyle yoksulluk veya sosyal dışlanma göstergesi olan &#8220;AROPE&#8221; üretilmeye başlanmıştır. AROPE göstergesi, Eurostat tarafından ilk defa Avrupa 2020 hedefleri kapsamında önerilmiş bir göstergedir. Göreli yoksulluk veya maddi ve sosyal yoksunluk içinde olan veya çok düşük çalışma yoğunluğu olan hanelerde yaşayan fertler &#8220;yoksul veya sosyal dışlanmış&#8221; olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p><strong>Muayene ve tedavi harcamaları hanelerin %7,3&#8217;üne çok yük getirdi</strong><br /> </p>
<p>Hanelerin %7,3&#8217;üne doktor muayene ve tedavi harcamalarının çok yük getirdiği, %36,1&#8217;ine biraz yük getirdiği, %47,7&#8217;sine ise yük getirmeği görüldü. Diş muayene ve tedavi harcamaları hanelerin %5,5&#8217;ine çok, %25,8&#8217;ine biraz yük getirirken %32,2&#8217;sine yük getirmedi. İlaç harcamaları ise hanelerin %5,9&#8217;una çok, %37,3&#8217;üne biraz yük getirdi. Hanelerin %50,8&#8217;i ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti.</p>
<p>Son 12 ay içerisinde hanelerin %9,0&#8217;ı muayene veya tedavi, %36,6&#8217;sı diş muayenesi veya tedavisi, %6,0&#8217;ı ilaç harcaması yapmadı.</p>
<p><strong>En yüksek %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %32,8&#8217;inde diş muayenesi harcaması olmadı</strong></p>
<p>Doktor muayene ve tedavi ile ilaç için harcama yapmama durumunun hanelerin gelir gruplarından çok etkilenmediği görüldü. Diş muayene ve tedavisine ilk (en düşük) %20&#8217;lik gelir grubunda olanların %51,9&#8217;unun, ikinci %20&#8217;lik gelir grubunun %44,8&#8217;inin, üçüncü %20&#8217;lik gelir grubunun %40,6&#8217;sının, dördüncü %20&#8217;lik gelir grubunun %36,9&#8217;unun, beşinci (en yüksek) gelir grubunun ise %32,8&#8217;inin harcama yapmadığı görüldü.</p>
<p>En düşük %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %49,1&#8217;ine doktor muayene ve tedavi, %27,8&#8217;ine diş muayene ve tedavi, %52,2&#8217;sine ise ilaç harcamaları yük getirdi. En yüksek %20&#8217;lik gelir grubundaki hanelerin %60,4&#8217;ü doktor muayene ve tedavi, %41,1&#8217;i diş muayene ve tedavi, %65,7&#8217;si ilaç harcamalarının yük getirmediğini belirtti.</p>
<p><strong>Yoksulluk riski altında olmayanların %31,3&#8217;ü çoğunlukla oturarak çalışanlar</strong><br /> </p>
<p>Bir işte çalışan 15 yaş ve üstü fertlerin tüm çalıştıkları süre incelendiğinde çoğunlukla bu fertlerin %28,2&#8217;sinin oturarak, %47,9&#8217;unun ayakta durarak, %18,4&#8217;ünün yürüyerek veya orta düzey fiziksel aktivite yaparak, %5,6&#8217;sının ise ağır iş ya da ağır fiziksel aktivite yaparak çalıştığı görüldü.</p>
<p>Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin %16,8&#8217;i oturarak çalışırken risk altında olmayan fertler için bu oran %31,3 oldu.  Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerin %10,1&#8217;inin ağır iş ya da aktivite yaparak çalışma hayatını geçirdiği görüldü.</p>
<p>Bir işte çalışsın ya da çalışmasın 15 yaş ve üstü fertlerin olağan bir haftada iş dışında geçirilen zamanları incelendiğinde bu fertlerin %4,4&#8217;ünün &#8216;Günde iki kere veya daha fazla&#8221;, %12,6&#8217;sının &#8216;Günde bir kere&#8217;, %6,5&#8217;inin &#8216;Haftada 4-6 kere&#8217;, %9,3&#8217;ünün &#8216;Haftada 1-3 kere&#8217;, %3,5&#8217;inin &#8216;Haftada 1 kereden az&#8217; en az 10 dakika boyunca aralıksız devam eden fiziksel aktivite veya boş zaman aktivitesi yaptıkları tespit edildi. Fertlerin %63,8&#8217;inin ise fiziksel aktivite veya boş zaman faaliyetlerine zaman ayırmadığı görüldü.</p>
<p><strong>Fertlerin %97,1&#8217;i iletişim faaliyetlerinde zorlanmıyor</strong></p>
<p>Modül kapsamındaki 15 yaş ve üstü fertlerin %97,1&#8217;i iletişim kurmada, %95,7&#8217;si öz bakımında, %90,6&#8217;sı işitmede, %84,5&#8217;i bir şeyleri hatırlamada, %80,3&#8217;ü yürümede ve %80,1&#8217;i görmede sorun yaşamadığını ifade etti. En çok zorlanılan faaliyetler ise sırası ile %19,7 ile görme, %19,2 ile yürüme, %15,2 ile hatırlama olurken fertlerin sadece %2,7&#8217;si iletişim faaliyetlerinde zorlandığını söyledi.</p>
<p>Fertlerin en çok yapamadığını belirttiği faaliyetler ise %0,6 ile öz bakım, %0,5 ile yürüme, %0,3 ile bir şeyleri hatırlama ve iletişim kurma faaliyetleri oldu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muayene-ve-tedavi-harcamalari-hanelerin-yuzde-73une-cok-yuk-getirdi-389646">Muayene ve tedavi harcamaları hanelerin yüzde 7,3&#8217;üne çok yük getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
