<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yorgunluk | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yorgunluk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yorgunluk</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 08:13:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yorgunluk | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yorgunluk</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artışı]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nedensiz]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda  “yeniden düzenleme” sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong>  pek çok kişinin bu dönemde “Depresyona mı giriyorum?” endişesi taşıdığını belirterek, “Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir. Mevsimsel geçişler sırasında gün ışığı süresi, sıcaklık, sosyal hareketlilik ve günlük alışkanlıklar değişir. Bu değişimler doğrudan biyolojik ritmimizi etkileyen sirkadiyen sistemini devreye sokar. Sirkadiyen sistemi sağlıklı çalışmadığında, hormon dengesinde ve duygu durumunda bozulmalar ile depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda kendimizi daha yorgun hissedebilir, sabahları uyanmakta zorlanabilir veya zihinsel performansımızda düşüş yaşayabiliriz. Burada önemli olan nokta, bu belirtilerin geçici ve yönetilebilir olduğunun bilinmesidir” diyor. </p>
<p><strong>Duygusal dalgalanmalar zayıflık değildir! </strong></p>
<p><strong>Uzman Psikolog Sena Sivri,</strong> mevsim geçişlerinde yaşanan duygu dalgalanmalarının psikolojik açıdan bir zayıflık değil; aksine adaptasyon kapasitemizin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Önemli olan, bu değişimleri korkulacak bir durum olarak görmek yerine, bedenin ve zihnin uyum sürecinin bir parçası olarak değerlendirebilmektir. Küçük yaşam düzenlemeleri, farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu dönemler daha dengeli, hatta kişisel farkındalığın arttığı bir süreç haline gelebilir. Çünkü ruh sağlığı, yalnızca zor dönemlerde değil; değişim anlarında da kendimize nasıl eşlik ettiğimizle şekillenir.”  <strong>Uzman Psikolog Sena Sivri, </strong> klinik deneyim ve bilimsel verilerin, küçük ama sürdürülebilir yaşam düzenlemelerinin ruh hali üzerinde belirgin bir koruyucu etkisi olduğunu gösterdiğini belirterek, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Gün ışığıyla temasınızı artırın</strong></p>
<p>Doğal ışık, beynin “uyanıklık” ve “denge” sinyallerini düzenliyor. Sabah saatlerinde alınan gün ışığı, serotonin seviyelerini destekleyerek, enerji artışı sağlıyor. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15–20 dakika zaman geçirmeniz önemli.</p>
<p><strong>Uyku düzeninizi koruyun</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde uyku isteğimiz oldukça artabiliyor. Ancak, düzensiz uyku saatleri, biyolojik ritmi daha da bozarak yorgunluk hissini artırabiliyor. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir. </p>
<p><strong>Hareket etmeyi ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Düşen enerji seviyeleri kişiyi hareketsizliğe itebiliyor; oysa hareket etmek enerji üretimini artırıyor. Düzenli egzersiz endorfin salgısını destekliyor ve kaygı düzeyini azaltıyor. Hafif tempolu yürüyüşler, yoga veya esneme egzersizleri bile psikolojik rahatlama sağlıyor.  </p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde hızlı enerji veren şekerli besinlere yönelim artabiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu seçimlerin kısa vadede rahatlatıcı görünse de sonrasında enerji düşüşüne yol açabileceğini vurgulayarak, “Beslenme alışkanlıkları, psikolojik iyi oluşun göz ardı edilmemesi gereken bir parçasıdır. Dengeli protein ve lif tüketimi ruh halinin daha dengeli kalmasına destek olur” diyor. </p>
<p><strong>Sosyal bağlarınızı sürdürün</strong></p>
<p>İçe kapanma eğilimi mevsim geçişlerinde artış gösterebiliyor. Ancak, sosyal etkileşim ve sağladığı aidiyet duygusu, psikolojik esnekliği güçlendiren önemli bir koruyucu faktördür. Kısa bir kahve buluşması ya da telefon görüşmesi bile aidiyet hissini güçlendirebiliyor. </p>
<p><strong>Günlük küçük rutinler oluşturun</strong></p>
<p>Belirsizlik duygusu zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Gün içinde tekrar eden küçük alışkanlıklar ise kontrol hissi kazandırıyor. Sabah rutini, kısa yürüyüşler veya akşam sakinleşme ritüelleri psikolojik dengeyi destekliyor. </p>
<p><strong>Duygularınızı normalleştirin</strong></p>
<p>“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi çoğu zaman içsel baskıyı artırıyor. Mevsimsel değişim dönemlerinde düşük enerji veya isteksizlik hissi yaşamak olağandır. Bu duyguları fark etmek ve kabul etmek, psikolojik uyumu kolaylaştırıyor. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Dijital yükünüzü azaltın</strong></p>
<p>Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Özellikle akşam saatlerinde ekrana maruz kalmak uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Gün içinde vereceğiniz kısa dijital molalar zihninizin toparlanmasına yardımcı olacak ve böylece duygusal dalgalanmaları daha hafif hissetmenize katkıda bulunacaktır.</p>
<p><strong>Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin</strong></p>
<p>Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor.  Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor. Tamamlanan her küçük adım, psikolojik olarak “ilerleme” duygusu oluşturuyor ve bu etkisiyle ruh halini olumlu yönde destekliyor. </p>
<p><strong>Destek almaktan çekinmeyin</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri, mutsuzluk, isteksizlik veya umutsuzluk hissinin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek almanızın önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mevsimsel duygu durum değişimlerinin terapiyle oldukça iyi yönetilebildiğini belirten Sena Sivri, “Erken dönemde alacağınız destek, sürecin kronikleşmesini önler. Psikolojik yardım güçsüzlük değil, farkındalık göstergesidir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedensiz-yorgunluk-motivasyon-kaybi-uyku-artisi-618793">Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 13:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[nurhan]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[ünüsan]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yorğunluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik dengenin, serotonin-melatonin döngüsünün yer aldığının altını çiziyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Kış Aylarında, Uyku Düzeni Bozulabilir, Enerji Seviyesi Düşebilir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kış aylarında artan yorgunluk, isteksizlik ya da uykuya dalmakta zorlanma gibi şikâyetler, çoğu zaman “uykusuzluk” olarak değerlendirilebiliyor. Bu durumun arkasında daha derin bir biyolojik denge, serotonin-melatonin döngüsü yer alıyor. KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudun biyolojik saatinin değiştiğini belirterek şunları kaydetti: “Gün ışığının azalmasıyla birlikte vücudumuzun biyolojik saati şaşar. Uyku-uyanıklık ritmini düzenleyen melatonin hormonunun üretimi karanlıkta artarken, serotonin yani “mutluluk hormonu” düzeyleri ışığa bağlı olarak düşer. Bu nedenle kış aylarında hem uyku düzeni bozulabilir hem de enerji seviyesi düşebilir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Öğünlerin Yetersiz Olması, Yorgunluğun En Önemli Sebeplerindendir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Serotonin ve melatonin üretiminin, ışığın yanı sıra besinlere de bağlantılı olduğunu söyleyen Ünüsan; “Özellikle triptofan içeren gıdalar, (yumurta, süt, hindi, yulaf) B6 vitamini kaynakları, (muz, patates, balık) magnezyum, (kabak çekirdeği, kakao, badem) kompleks karbonhidratlar, (tam tahıllar, kuru baklagiller) bu hormonların sentezinde kritik rol oynar. Yani yorgunluğunuz, sadece uyku eksikliğinden değil, bu döngüyü destekleyen öğünlerin yetersiz olmasından da kaynaklanabilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Yorgunluk Hissi, Biyolojik Ritmin Gönderdiği Bir Mesajdır”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yorgunluk hissinin, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesaj olduğunu belirten Ünüsan; “Kış döneminde sabah saatlerinde gün ışığına çıkmak, akşam saatlerinde ekran maruziyetini azaltmak melatonin sentezini destekler. Bedeninizi, mevsime uygun yaşamakta özgür bırakın. Biraz daha erken uyumak, daha az uyarana maruz kalmak ve öğünleri mevsimsel gıdalara göre düzenlemek, bu dönemde en etkili yenilenme adımlarıdır. Yorgunluk hissi, biyolojik ritmin gönderdiği bir mesajdır. Bedeninizin kışa göre ayarlandığını fark edin; bu döngüyü doğru beslenme, yeterli ışık ve düzenli uyku ile destekleyin” diyerek yorgunluk hissinin azaltılmasında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nurhan-unusandan-kis-yorgunluguna-karsi-altin-degerinde-beslenme-onerileri-604887">Prof. Dr. Nurhan Ünüsan&#8217;dan Kış Yorgunluğuna Karşı Altın Değerinde Beslenme Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 08:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çsel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonuna]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönümü]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yılın sonunda yeni bir yıla girerken aynı sahneler; takvim yaprakları değişiyor, sokaklar ışıklanıyor ve geri sayımlar yapılıyor.  Ama birçok insan için yeni yıl beklenen ferahlığı getirmiyor. Aksine içten içe bir sıkışma, tarif edilmesi zor bir huzursuzluk ve hatta hüzün hissi beliriyor. Bu durum ‘’yıl dönümü depresyonu’’ olarak adlandırılıyor ve çoğu zaman dile getirilmiyor. Çünkü yeni yıl mutlu olunması gereken bir dönem olarak algılanıyor. “Yeni yıl, yeni umutlar” söylemi o kadar güçlü oluyor ki, bu dönemde iyi hissetmemek adeta bir kusur gibi algılanıyor. Oysa ruh sağlığı açısından bakıldığında yılbaşının herkes için aynı duygusal karşılığı olması beklenmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz yeni yılın kişilerde hissettirdiği duygular hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yeni yıl bazıları için bir muhasebe zamanı iken bazıları için yük olabilir</strong></p>
<p>Takvim değişimleri insan zihni için sembolik eşiklerdir ve yeni yıl ise belki de bunların en güçlüsüdür. Geçmiş yıl ister istemez gözden geçirilir; yapılanlar, yapılamayanlar, ertelenen hayaller… Bu içsel muhasebe bazı kişilerde motive edici olabilirken, bazıları için oldukça ağır bir yük haline gelir.</p>
<p>“Geçen yıl nerede olmalıydım?”</p>
<p>“Bu yaşta hala neden buradayım?”</p>
<p>“Zaman benden hızlı mı geçiyor?”</p>
<p>Bu sorular özellikle zor bir yıl geçirmiş bireylerde, kendini yetersiz hissetme ve başarısızlık duygusunu derinleştirir. Oysa hayat takvim yılına sığmayacak kadar karmaşık ve inişli çıkışlıdır.</p>
<p><strong>Mutluluk baskısı göründüğünden daha yorucudur</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde yaşanan ruhsal zorlanmanın önemli bir nedeni de görünmez ama güçlü bir baskıdır ‘’Mutlu olma zorunluluğu’’. Sosyal çevrede, reklamlarda ve özellikle sosyal medyada sürekli olarak neşeli, üretken ve umut dolu bir ruh hali idealize edilir. Bu tabloya bakıp kendini öyle hissetmeyen kişi, bir de suçluluk yaşamaya başlar. “Herkes mutlu, bir ben mi böyleyim?” düşüncesi sessizce zihne yerleşir. Oysa psikolojide biliyoruz ki bastırılan her duygu, başka bir yerden daha güçlü geri döner.</p>
<p><strong>Sosyal medya: kutlamanın gölgede kalan yüzü</strong></p>
<p>Yeni yıl döneminde sosyal medya karşılaştırma ihtiyacını zirveye taşır. Kalabalık sofralar, seyahatler, büyük hedefler… Ekranda görünen hayatlarla kendi yaşamını kıyaslamak çoğu zaman kişinin kendini eksik ve geride hissetmesine neden olur. Unutulan şey ise, sosyal medyada gördüğümüz şey hayatın tamamı değil; seçilmiş anların vitrini olduğudur. Ama duygular bu mantıksal bilgiyi her zaman dikkate almaz.</p>
<p><strong>Yılbaşı sonrası sessiz kaygı oluşabilir</strong></p>
<p>Yılbaşı geçtikten sonra ortaya çıkan bir hal vardır ‘’Sebepsiz huzursuzluk’’. Kutlamalar biter, gündelik hayat geri döner; işler, borçlar, sorumluluklar, belirsizlikler… Tüm bunlar yeni yılın ilk günlerinde yoğun bir kaygı hissi yaratabilir. Bu durum çoğu zaman abartı olarak görülür. Oysa bu zihnin tekrar gerçeklikle temas kurma sürecidir ve oldukça yaygındır.</p>
<p><strong>Bazıları daha fazla risk altındadır</strong></p>
<p>Bu dönem özellikle yalnız yaşayanlar, yakın zamanda kayıp yaşamış olanlar, ekonomik ya da mesleki belirsizlik içindeki bireyler için daha zorlayıcı olabilir. Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde ise belirtiler yeniden alevlenebilir. Bu nedenle yeni yıl hüznü ya da kaygısı yaşayan kişilere “takılma” ya da “pozitif ol” demek, çoğu zaman yarardan çok zarar verir.</p>
<p><strong>Belki de sorun yeni yıl değil, kendimize yüklediklerimizdir</strong></p>
<p>Yeni yıl her şeyin bir gecede değişmesi gereken bir sınav değildir. Hayatı sıfırlamak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak, yorgunluğu fark etmek ve kendimize biraz daha şefkatli davranmak yeterlidir.</p>
<p>Eğer bu dönemde yaşanan hüzün ve kaygı uzun sürüyor, günlük yaşamı zorlaştırıyor ve umutsuzluk hissi derinleşiyorsa, profesyonel destek almak bir zayıflık değil; ruhsal sağlığın doğal bir parçasıdır.</p>
<p>Takvim değişti diye her şey değişmek zorunda değildir. Yeni yıl büyük kararların değil; kendini anlamanın ve acele etmeden ilerlemenin zamanı da olabilir. Çünkü bazen en büyük başlangıç kendine biraz daha anlayış gösterebilmektir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-icsel-yorgunluk-ve-yil-donumu-depresyonuna-yakalanmamak-icin-altin-oneriler-601626">Yeni Yılda İçsel Yorgunluk ve Yıl Dönümü Depresyonuna Yakalanmamak İçin Altın Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın yorgunlarıyız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk" konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk&#8221; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanıcıları nüfusun yüzde 70’ine yaklaştı</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanımının artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik bu yalnızca gençlere özgü bir alışkanlık değil. Her yaş grubundan milyonlarca insan, günün ciddi bir bölümünü dijital ekranlara bakarak geçiriyor. Sosyal medya kullanıcılarının oranı nüfusun yaklaşık yüzde 70’ine yaklaşmış durumda. Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi 3 saate yakın, internet kullanım süresi ise 7 saatten fazla ve her iki rakam da dünya ortalamasının üzerinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıyoruz</strong></p>
<p>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik yalnızca içerik tüketmekle kalmıyor, sürekli bir şeyler üretme, paylaşma ve sosyal bağlantılar kurma çabası içerisindeyiz. En yakın ilişkilerde dahi sosyal medyanın etkisi günden güne artıyor. Aile üyelerimizi sosyal medyadan gözetliyor, dostla muhabbeti düşmana nispeti sosyal medyadan yapıyoruz. İş için sosyal medya, aşk için sosyal medya, görülmek için sosyal medya, gizlenmek için sosyal medya, eğlenmek ve de öğrenmek için de yine sosyal medyadayız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor</strong></p>
<p>Dijital dünyanın görünmeyen yüklerinden birinin “dijital yorgunluk” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor, sosyal medya ve mobil mesajlaşma uygulamaları yakamızı bırakmıyor ve her kaydırmada güncellenen içeriklerle fark etmeden yavaş yavaş tükeniyoruz. Yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil bu; duygusal olarak da yıpranıyor, çevremizde olan biteni algılayamamaya başlıyoruz.</p>
<p>Psikoloji terminolojisinde bu durum için ‘Dijital tükenmişlik’ ifadesi kullanılıyor.  Dijital tükenmişliğin başlıca belirtileri, kayıtsızlık, ilgisizlik ya da zihinsel tükenmişlik olarak belirtiliyor. Dijital çağda aşırı bilgiye maruz kalıyoruz. Bilgi toplumu, bilgi çağı gibi ifadeler genellikle bu gerçeği yüceltmek için kullanılsa da zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli olarak karşılaşması sanıldığı gibi olumlu etkilere neden olmuyor.”</p>
<p><strong>Yoğun bilgi yükü hasta ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stres, uykumuzu bozarak, konsantrasyonumuzu sabote ederek ve bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hasta edebiliyor. Sonuçta Bilgi Yorgunluğu Sendromundan mustarip toplumlara dönüşüyoruz. Bu durumun nasıl ortaya çıktığını ortaya koymak için ‘Bilişsel Yük Kuramı’nı hatırlamak gerekiyor. Bilişsel yük kuramı çok fazla bilgiyle karşılaştığımızda zorlanmaya başladığımızı ve problem yaşadığımızı, çünkü çalışma belleğimizin bu bilgiyi işlemek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor. Bilgi fazlalığı, yorgunluk ve bireyin bulunduğu durumdan kaçma isteğine yol açıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ekran başında saatler geçirmek tükenmişliğe itiyor</strong></p>
<p>Durduk yere mesaj gelmiş gibi hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Sürekli telefondan ses geliyormuş gibi kulak kabartıyoruz. Dijital teknolojilerle kesintisiz şekilde ve aşırı uyarılmak, ekran başında saatler geçirmek bizi tükenmişliğe itiyor. Bu sorun yalnızca bireyi değil, ailesini, sosyal çevresini de ilgilendiren, insani ilişkileri sekteye uğratan bir boyuta taşındı. Her sabah gözümüzü açar açmaz yüzümüzü yıkamadan, sevdiklerimize günaydın demeden parmaklarımız otomatik pilota bağlı gibi telefona uzanıyor. Bildirim var mı, mesaj gelmiş mi, ‘beğeni’ almış mıyım? Bir bakıp çıkacağız sanıyoruz, olmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aile ve çiftler arasında sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Sosyotelizmin (phubbing), sosyal ortamlarda yanındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli olarak akıllı telefona bakmak, sosyal medyada gezinmek uğruna yanı başımızdaki kişileri ihmal etmek anlamında kullanıldığını ve aile, arkadaşlık ilişkilerinde, çiftler arasında sorunlara neden olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gözlerimizi ekrana her çevirdiğimizde sosyal ilişkilerimizden, çevremizden hatta kendimizden biraz daha soyutlanıyoruz. Aile içi sohbetlerin yerini sessizlik alıyor; çünkü aynı odada olsak, hatta aynı masa etrafında toplanmış olsak da herkes kendi dijital evreninde geziniyor. Dijital yorgunluk bu soyutlanmayı artırıyor, soyutlandıkça ise daha çok yoruluyor, tükeniyoruz. İşin bir de fiziksel yanı var. Dijital teknolojilerin bizi sürüklediği hareketsizlik, hatalı beden duruşları ve uykusuzluk sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz</strong></p>
<p>Bu durumun sadece bireysel bir irade eksikliği olmadığını, sistemin kendisinin buna göre tasarlandığını vurgulayan Prof. Dr. Atalay, algoritmaların rolünü şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Sosyal medya mecralarının çok fazla zamanımızı alması elbette yalnızca biz kullanıcıların tercih ve alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Hepsinin tabanında kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun şekilde platformda tutmaya programlanmış algoritmalar var. Bu algoritmalar bizim tüm dijital davranışlarımızı gözlemliyor, işliyor ve bizi her gün biraz daha iyi tanıyor. Böylece önümüze ne çıkarırsa gözümüzü ayıramayacağımızı kestirebilmeye başlıyor. Sonunda sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İşin ironik yanı, bu konuda yapılan araştırmalar sosyal medya yorgunluğunun zaman içerisinde kullanıcıların sosyal medya aktivitelerinden bunalmasına ve kullanımdan geri çekilmelerine de neden olmaya başladığını gösteriyor. Yani sosyal medya platformlarının hep toplumun iyilik durumu hem de kendi süreklilikleri için algoritma politikalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”</p>
<p><strong>Dijital minimalizm akımı yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Kullanıcıların bu konudaki hassasiyetleri arttıkça dijital minimalizm akımının da yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital minimalizme başlama adımlarını da şöyle sıraladı:</p>
<p>“-Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardaki kullanmadığımız uygulamaları silmek,</p>
<p>-Telefonu elimize aldığımızda Ne yapmak için kullanacağım? sorusunu sormak ve gereksiz dolaşmaları azaltmak,</p>
<p>– Sosyal medya ve eğlence amaçlı uygulamaların bildirimlerini kapatmak,</p>
<p>– Ekran süresi belirlemek,</p>
<p>-Haftada bir gün ya da günde belirli saatleri sosyal medyadan uzak geçirilecek zamanlar olarak belirlemek,</p>
<p>– Dijital ekranların yerine kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler koymak,</p>
<p>Tüm bunlar ilk başta kolay gelmeyebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 May 2023 09:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[dirençli]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[mse]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemi ile ilişkili olarak gelişen ve merkezi sinir sisteminin bir hastalığı olan Multipl Sklerozun (MS) neden ortaya çıktığına dair belirsizlik hala devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406">Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bağışıklık sistemi ile ilişkili olarak gelişen ve merkezi sinir sisteminin bir hastalığı olan Multipl Sklerozun (MS) neden ortaya çıktığına dair belirsizlik hala devam ediyor. Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, her ne kadar belirtileri merkezi sinir sisteminde ortaya çıksa da MS’in aslında bağışıklık sistemimizin bir iletişim hatası olduğunu söyledi. Prof. Dr. Karabudak, MS’in kişiye özel belirtileri olmasına karşın özellikte nedeni bilinmeyen yorgunluğa dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. </em></p>
<p> </p>
<p>MS’in tüm dünyada çoğunluğu genç ve üretken yaşta 2.5 milyon insanı ilgilendiren bir sorun olduğunu söyleyen Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, genetiğin etkili olduğu bu hastalıkta Türkiye’nin diğer Akdeniz ülkeleri gibi orta risk bölgesinde yer aldığını söyledi. </p>
<p><strong>“GENETİK YATKINLIĞI YÜKSEK OLANLARDA VİRAL YÜKLENME ÖNEM KAZANIYOR”</strong></p>
<p>MS’in ortaya çıkmasıyla ilgili üzerinde durulan görüşlerle ilgili bilgi veren Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, “Hastalığa yakalanma riski için genetik olarak yatkın kişilerde çocukluk ve ergenlik çağının geçirildiği bölgenin ve o dönemde karşılaşılan “viral yüklenme” nin üzerinde durulmaktadır” diye konuştu. “Viral yüklenme derken özellikle çocukluk çağında suçiçeği, kızamıkçık, EBV- enfeksiyoz mononükleozis etkeni Epstein-Barr virüsü ve uçuk yapan herpes tipi virütik bulaşıcı hastalıklarla karşılaşmanın yatkın bireylerde hastalığın çıkışını kolaylaştırabileceği düşünülmektedir” diyen Prof. Dr. Karabudak, sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Bilim çevrelerinde en çok ağırlık kazanan görüşe göre; Bağışıklık sisteminin de gelişmekte olduğu bu dönemde; henüz tanımlanamamış bir virüsün ya da çeşitli çocukluk çağı virüs hastalıklarının birinin veya birkaçının birlikte görülmesi hastalığa yatkın bireylerde sistemi kırılganlığa itebiliyor. Bu durumun sonuçlarının ise merkezi sinir sisteminde yıllar içinde ortaya çıkabileceği yönünde.”</p>
<p><strong>DİRENÇLİ ve NEDENSİZ YORGUNLUĞA DİKKAT</strong></p>
<p>MS hastalığının seyir açısından bakıldığında çok kişisel yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Karabudak, belirtilerin sıklığı ve şiddetinin kişiden kişiye farklılık gösterdiğine işaret etti. Her ne kadar en ciddi olmasa da en sık görülen belirtinin yorgunluk olduğunun altını çizen Prof. Dr. Karabudak özellikle nedeni bilinmeyen dirençli yorgunluğa dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. </p>
<p>Hastaların yüzde 75’inde yorgunluğun en fazla yakınılan ilk 3 semptomdan biri iken, yüzde 20-25 hastada ise en fazla şikayet edilen yakınma olduğunu belirten Prof. Dr. Karabudak, şu bilgileri verdi: “MS ilişkili yorgunluğun nedeni çok fazla faktöre bağlanır. Birincisi, tam olarak nedeni anlaşılamayan ve muhtemelen myelin zedelenmesine bağlı uyum mekanizmalarının etkilendiği merkezi yorgunluk denen durumdur. Bu noktada kişi ne iş yaptığından bağımsız olarak erken yorgunluktan şikayet eder. Özellikle ısıya karşı hassasiyet gösteren bu hastalar yaşadıkları durumu enerjide azalma hissi olarak tanımlar. Bir diğer yorgunluk nedeni depresyon olabilir. Depresyon motivasyonu azaltan bir durumdur. Ayrıca uyku uyanıklık dengesini bozarak da çabuk yorulmaya neden olabilir.”<br /> </p>
<p><strong>SAĞLIKLI BİREYLERİN YAŞADIĞI YORGUNLUKTAN FARKI NE?</strong></p>
<p>MS ile bağlantılı yorgunluğun nedeninin, immün sistemdeki değişiklikler, sinir sistemindeki değişikliklerin fonksiyonel sonuçları ve nöroendokrin değişiklikler gibi farklı nedenleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karabudak, sağlıklı kişilerin yaşadığı yorgunlukla MS’li kişilerin yaşadığı yorgunluğu karşılaştırdı:</p>
<p>“Her iki grubun tanımladığı yorgunluk arasında bazı benzerlikler olmakla birlikte farklılıklar gözlenmektedir. Her iki yorgunlukta da dinlenmeye ihtiyaç, motivasyonda azalma, sabırsızlık tanımlanmaktadır. Yorgunluk egzersiz, stres, depresyon, uzamış fiziksel aktivite ile artmakta ve dinlenme ve kaliteli uyku ile belirgin olarak azalmaktadır. Ancak MS hastalarının tanımladığı yorgunluğun günlük aktivitelere olan etkisi sağlıklı bireylerde izlenen yorgunluk etkilerine göre çok daha ağırdır. MS hastalarının aile yaşamları, sosyal ve profesyonel aktiviteleri bu yorgunluktan ileri derecede etkilenmektedir. Yine hastaların tanımladığı yorgunluk fiziksel aktiviteleri mental aktivitelere göre çok daha fazla etkilemektedir. Özellikle sıcaklık artışı ile yorgunluğun artış göstermesi MS yorgunluğu için tipik olarak saptanmıştır.”</p>
<p><strong>VÜCUT ISISININ ARTIRACAK İŞLERDEN KAÇINILMALI</strong></p>
<p>MS’te hastaların üçte birinde ateşlenme, sıcak ortamlarda bulunma veya zorlayıcı egzersizle ortaya çıkan halsizlikte artma yada bazı belirtilerin kötüleşmesi gibi ısı hassasiyeti olarak tanımlanın durumun yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Karabudak, “Bu hastalar merkezi yorgunluk haline daha açıktır. Bu nedenle vücut ısısını ani artırıcı ağır işler, egzersizlerden kaçınılmalıdır. Ateş olduğunda düşürücü tedbirler hemen alınmalı ve serin ortamlar tercih edilmelidir.”</p>
<p>Prof. Dr. Karabudak, bu nedenle yorgunluk şikayeti olan bir MS hastasında; yeni bir atak olup olmadığı, enfeksiyon varlığı, ağrı, uyku düzeni ve duygu durumunda değişiklik yaşanıp yaşanmadığı, kullandığı ilaçlar, yorgunluğa neden olabilecek immün sistemle ilgili hastalıklar araştırılmalıdır. Yorgunluk subjektif bir semptom olduğu için değerlendirilmesi oldukça zordur. Değerlendirme amacı ile pek çok farklı ölçek, test kullanılabilmektedir.”</p>
<p><strong>YORGUNLUKLA NASIL BAŞA ÇIKILIR?</strong></p>
<p>MS hastarında yorgunluğun hem kişinin kendisini hem de çevresini etkilediğin altını çizin Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Rana Karabudak, alınması gereken önlemlerle ilgili şu bilgileri verdi: “Öncelikle kuvvet kayıpları varsa tedavisi planlanır, atak döneminde kesin istirahat önemlidir. Uzun vadede kuvvet kayıpları yönünden kişiye özel fizyoterapi programları çıkarılmalı ve düzenli olarak sürdürülmesi sağlanmalıdır. Eğer hastada eşlik eden depresyon varsa medikal tedavi seçenekleri ve psikoterapi yine kişiye uygun olarak planlanmalıdır. Ayrıca yüksek karbonhidratlı beyaz un, şeker gibi gıdalardan uzak durarak sağlıklı beslenme kriterlerine uygun beslenmekte de yarar var.”</p>
<p><strong>“HASTANIN ÖDEVİ EGZERSİZ OLMALI”</strong></p>
<p>“Bütün bunlar dışında nedensiz bir merkezi yorgunluk durumu varsa, güne yayılan gerçekçi ve pratik bir aktivite programı planlanmalıdır” diyen Prof. Dr. Rana Karabudak, sözlerini şöyle tamamladı: “Kısa aralıklarla dinlenme ve çalışma, gevşeme teknikleri, günü planlamak önemlidir. Günün sıcak öğle saatlerinde yorucu aktivitelerden uzaklaşmalıdır. Yorgunluk düzenli egzersizden uzak kalmayı gerektirmez. Unutmayın ki kullanılmayan kas, eklem ve kemik yapıları giderek daha çok sınırlanır. Hareketsizliğe bağlı ek sorunların çıkması bir yana çalışmayan, antrene olmayan bir hareket sistemi her defasında daha çok enerji harcanmak durumundadır. Önemli olan her hastanın kendi durumuna uygun makul, gerçekçi ve düzenli bir hareket planı veya egzersiz ödevi sağlanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-bilinmeyen-direncli-yorgunluk-mse-isaret-edebilir-378406">Nedeni Bilinmeyen Dirençli Yorgunluk MS&#8217;e İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347802</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip. </strong></p>
<p><strong>Magnezyumun hem hücreler arası hem de hücreler içi sinyaller ilettiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Magnezyumun DNA sentezi, protein sentezi, kas kasılması, insülin mekanizması, kan basıncı, üreme gibi birçok mekanizmaya etkisi vardır. Bu element, kas ve sinir uyarılarına karşı duyarlılığı düzenler. Bu sayede fiziksel ve zihinsel olarak sakinleştirir. Magnezyum eksikliği hareket kabiliyetini bozarak fiziksel performansı düşürür” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Vücuttaki magnezyum düzeyinin düşmesinin nedenlerini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Toprağın magnezyum içeriğinin düşmesiyle sebze ve meyvelerin yetersiz magnezyum içermesi, günlük beslenmede yeterli sebze ve meyve tüketilmemesi, rafine karbonhidrat tüketiminin artması, aşırı kahve tüketimi, bağırsak hastalıkları sebebiyle emilim yetersizliği, gazlı içecekler ve işlenmiş etlerde bulunan fosfatın magnezyum emilimini engellemesi, D vitamini eksikliği, ishal ve aşırı terle vücutta sıvı kaybının fazla olması magnezyum eksikliğinin önemli sebepleridir” dedi.</p>
<p><strong>Magnezyum eksikliği yorgunluk, stres ve migren sebebi</strong></p>
<p>Magnezyum eksikliğinin kronik yorgunluk, kramplar, stres ve anksiyete, migren, diyabet, osteoporoz, konsantrasyon bozukluğu, fibromiyalji, kalp ritminde bozulmalar gibi önemli sorunlara sebep olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Vücudumuzda magnezyum seviyesi yeterli olduğunda kendimizi daha enerjik hissederiz. Kan şekeri dengelenir, uyku kalitesi yükselir, kan basıncı düzenlenir, migren ataklarında azalmalar görülür, depresyona iyi gelir ve adet öncesi sendromları azaltır” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong><u>Magnezyum kaynağı 9 besin: </u></strong></p>
<p>Kabak çekirdeği</p>
<p>Pazı</p>
<p>Avokado</p>
<p>Ispanak</p>
<p>Badem</p>
<p>Muz</p>
<p>İncir</p>
<p>Tam tahıllar</p>
<p>Mineralli sular </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
