<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yöntemler | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yontemler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yontemler</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 May 2026 08:39:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>yöntemler | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yontemler</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tireli incir üreticisine ekşilik böceğine karşı tuzak dağıtıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tireli-incir-ureticisine-eksilik-bocegine-karsi-tuzak-dagitildi-636088</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 08:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[böceğine]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekşilik]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[incir]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[tireli]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>
		<category><![CDATA[üretici]]></category>
		<category><![CDATA[üreticisine]]></category>
		<category><![CDATA[verim]]></category>
		<category><![CDATA[yem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636088</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, incirde kalite kaybına neden olan ekşilik böceğiyle mücadele kapsamında Tire’de üreticilere çekici yem tuzağı dağıttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tireli-incir-ureticisine-eksilik-bocegine-karsi-tuzak-dagitildi-636088">Tireli incir üreticisine ekşilik böceğine karşı tuzak dağıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, incirde kalite kaybına neden olan ekşilik böceğiyle mücadele kapsamında Tire’de üreticilere çekici yem tuzağı dağıttı. Verimi düşük ve riskli kimyasal ilaçlama yöntemleri yerine doğal mücadeleyi yaygınlaştıran Büyükşehir Belediyesi, İzmir incirinde yaşanan kalite kaybının önüne geçmeyi hedefliyor.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, binlerce yıldır kent tarımının simgelerinden incirde çiftçinin yaşadığı kalite ve verim kaybına karşı desteklerine devam ediyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Türkiye üretiminin yaklaşık 4’te 1’lik payına sahip İzmir’de verim kaybına yol açan ekşilik böceğine karşı tuzak dağıttı. İzmir’deki toplam üretimin yarısından fazlasını gerçekleştiren Tire’deki incir üreticilerine yeni sezon öncesi 4 bin 350 adet çekici yem tuzağı verildi. Dağıtım sırasında üreticilere, özellikle hasat döneminde meyvede ekşime, çürüme ve aflatoksin oluşumuna neden olarak ciddi kalite kayıplarına yol açan ekşilik böceği hakkında bilgilendirme yapıldı.</p>
<p>Kimyasal mücadele yöntemlerinin sınırlı ve riskli olması nedeniyle çevre dostu biyoteknik yöntemlere ağırlık veren Büyükşehir Belediyesi, yürüttüğü çalışmalarla ihracata gönderilen İzmir incirlerinde kalite kaybının önüne geçmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>“Çiftçiye yapılan her destek faydalıdır”</strong></p>
<p>Mücadelenin çok büyük öneme sahip olduğunu ifade eden üretici Hasan Hüseyin Akçay, “Çiftçimiz için yapılan her destek bizim için faydalıdır. Çok memnunuz. Yardımcı olan herkesten Allah razı olsun. İncirde ekşime sorunu oluyordu. Bu tuzağı kullandıktan sonra çok faydası olacağını düşünüyorum. Bu bölgenin inciri çok kalitelidir. Bizlere yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Böceğe karşı ilaçla mücadele yeterli olmuyor”</strong></p>
<p>Dağıtımı tesadüfen görüp Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın ziraat mühendislerinden süreç hakkında bilgi alan ve ekşilik böceği tespiti yapan incir üreticisi Seher Taş Anlı, “Kendi incir bahçelerimiz var. Her yıl çok zarar görüyoruz. İncirlere zaman zaman böcekler geliyordu ama biz bunların Akdeniz böceği olduğunu düşünüyorduk. Ekşilik böceği diye bir şey varmış, bunu hiç duymamıştık. Tesadüfen gördüm, sordum. Sağ olsunlar bizi aydınlattılar. Meyvelerimiz telef oluyor. Bu çalışmaları takdir ediyorum, çoğalmasını istiyorum. Üreticiler bu konuda çok sıkıntı çekiyor. Ege Bölgesi’nde böyle bir böcek yaygın durumda. Üretici bir de buradan zarar görüyor” dedi.</p>
<p>Kimyasal ilaçların çoğu zaman yeterli olmadığını dile getiren Anlı, “Üretici bir şekilde üretmeye çalışıyor, ilaçla mücadele ediyor ama yeterli gelmiyor. Böyle basit bir düzenek faydalı olacaksa harika. Tarıma destek olunması gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Kimyasal kullanmadan daha kaliteli olur”</strong></p>
<p>Bekir Gedikoğlu, çiftçiye yapılan desteğin hayati öneme sahip olduğunu belirterek “Biz de bu sayede böcekle mücadele etmiş oluruz. Tatlı, güzel incir çıkarıyoruz. Ancak incirde kararma oluyor, ekşi bir tat bırakıyor, yani kısacası incir hurdaya çıkıyor. Daha önce ilaç kullandım ama başarılı olamadım. İnşallah şimdi engel olabiliriz. Kimyasal kullanmaktansa doğal yöntemler daha iyi. En azından yiyeceğimiz inciri kaliteli şekilde yemiş oluruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Verim düştü”</strong></p>
<p>Özcan Akkuyu ise, “25 ton incir üretimi yapıyorum ama bu hastalıklardan dolayı verim düştü. Çok güzel ürünlerimiz vardı. Ben 1977’den beri TARİŞ’e ortağım. Oradan hiç şikayet gelmedi. Sinekler ağacın başına geliyor, hastalık yapıyor. Buna karşılık önlem alacağız” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Doğal yöntemlerle mücadele ediliyor</strong></p>
<p>Ekşilik böceğiyle mücadele konusunda verilen destekler, hem üreticilerin girdi maliyetlerini azaltıyor hem de daha güvenilir incir üretimi sağlıyor. Aynı zamanda doğal yöntemler kullanılarak kimyasal ilaç kullanımının da önüne geçiliyor. Ekşilik böceği ile biyoteknik mücadelede teknik talimatta yer alan, ekşilik böceği tuzağı olarak bilinen yem tuzakları kullanılıyor. Cezbedici yem tuzakları 1,5-2 litrelik ağzı kapalı plastik kaplardan oluşurken, cezbedici yem olarak su, maya ve incir kullanılıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tireli-incir-ureticisine-eksilik-bocegine-karsi-tuzak-dagitildi-636088">Tireli incir üreticisine ekşilik böceğine karşı tuzak dağıtıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kimyasallar Yerine Doğa: Tarımda Mantar Devrimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kimyasallar-yerine-doga-tarimda-mantar-devrimi-634875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 11:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasallar]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarımda]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[yerine]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarım, artan nüfus ve iklim değişikliği gibi küresel zorluklar karşısında her zamankinden daha sürdürülebilir ve çevre dostu çözümlere ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimyasallar-yerine-doga-tarimda-mantar-devrimi-634875">Kimyasallar Yerine Doğa: Tarımda Mantar Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Tarım, artan nüfus ve iklim değişikliği gibi küresel zorluklar karşısında her zamankinden daha sürdürülebilir ve çevre dostu çözümlere ihtiyaç duyuyor. Geleneksel tarım yöntemlerinde yaygın olarak kullanılan kimyasallar kısa vadede verimi artırsa da uzun vadede toprak sağlığına, su kaynaklarına ve insan yaşamına zarar verebiliyor. Bu nedenle bilim insanları, doğayla uyumlu alternatif yöntemler geliştirmeye odaklanıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu yaklaşımlardan biri de Acıbadem Üniversitesi Medikal Biyoteknoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar’ın araştırmacı olarak yer aldığı uluslararası çalışmada ele alındı. Joint Genome Institute destekli projenin ilk bilimsel yayını olma özelliğini taşıyan çalışma, dünyanın en saygın bilimsel dergilerinden Nature Microbiology’de yayımlandı. Araştırma, tarımda kimyasallara alternatif olarak mantarların kullanımını bilimsel temellerle yeniden değerlendiriyor…</strong></em></p>
<p>Tarımın geleceğini doğayla uyumlu yöntemlerde arayan bu kapsamlı araştırma, özellikle “Trichoderma” adı verilen faydalı mantarların sürdürülebilir tarımdaki rolünü ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, “Biz bu çalışmada, doğada zaten bulunan ve toprağa fayda sağlayan mantarların tarımda nasıl daha etkili kullanılabileceğini inceledik. Amacımız, ekosistem dengesini gözeterek bitkileri daha doğal yollarla koruyabilmek” diyor.</p>
<p>Bu faydalı mantarların, bitkilerin ekolojik ortamında yer alarak onları zararlı mikroorganizmalara karşı koruduğunu belirten Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, “Bu mantarlar hem hastalık yapan etkenlerle mücadele ediyor hem de bitkinin daha sağlıklı büyümesine katkı sağlıyor. Böylece daha az kimyasal kullanarak verimli üretim yapmak mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor…</p>
<p><strong>Hedef, Doğaya Zarar Vermeden Üretimi Artırmak</strong></p>
<p>Araştırmanın yalnızca verim artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, “Toprağa verilen kimyasallar zamanla suya, havaya ve dolaylı olarak insan sağlığına da zarar verebiliyor. Bizim üzerinde durduğumuz yöntem ise doğaya zarar vermeden üretimi artırmayı hedefliyor. Yani hem çevre korunuyor hem de daha sağlıklı gıdaya ulaşmak mümkün oluyor” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, elde edilen bulguların tarımda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın önünü açabileceğini de ifade ediyor: “Gelecekte tarımda doğayla uyumlu yöntemlerin daha fazla yer bulacağını düşünüyoruz. Bu tür faydalı mantarlar da bu dönüşümün önemli bir parçası olacak”…</p>
<p>Dünya genelinde her yıl milyonlarca ton kimyasal pestisit kullanımı, toprağı, su kaynaklarını ve ekosistemi tehdit ediyor. Bu durum, insan sağlığını da doğrudan etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, biyolojik mücadele yöntemlerinin tarımda giderek daha fazla önem kazandığını ve doğa temelli çözümlerin uzun vadede daha sürdürülebilir sonuçlar sunduğunu vurguluyor. Doğanın kendi mekanizmalarına dayanan biyolojik çözümlerin önemine dikkat çeken çalışma, mantarların tarımda aktif birer “doğal müttefik” olarak kullanılabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p><b><strong> Tarımda Kimyasal Yerine Biyolojik Güç: Trichoderma Mantarı</strong></b></p>
<p>Trichoderma, doğada yaygın olarak bulunan ve bitki kökleriyle etkileşime girerek büyümeyi destekleyen bir mantar cinsi olarak biliniyor. Ancak bu geniş ailenin yalnızca küçük bir bölümü bugüne kadar tarımda kullanıldı. Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, Trichoderma türlerinin çeşitliliğinin ve işlevlerinin henüz tam olarak keşfedilmediğini, bu nedenle daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor. Araştırma kapsamında, Trichoderma’nın 500’ü aşkın türüne dair bilgi eksikliği ilk kez bu ölçekte ele alındı. Uluslararası ekip, 37 farklı Trichoderma alt türünü genomik, ekolojik ve fizyolojik açıdan analiz ederek, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı “fenogenomik” çalışmalardan birini gerçekleştirdi. 140’tan fazla özellik ölçülerek, makine öğrenmesi yöntemleriyle gen-fenotip ilişkileri haritalandı.</p>
<p><b><strong>Mantarlar Nasıl Çalışıyor?</strong></b></p>
<p>Araştırma bulgularına göre Trichoderma’nın kökeni 66 ila 100 milyon yıl öncesine, yani Geç Kretase dönemine uzanıyor. Bu dönem, çiçekli bitkilerin yayılmaya başladığı ve ekosistemlerin dönüşüm geçirdiği bir zaman dilimi olarak biliniyor. Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, bu evrimsel sürecin mantarların farklı çevresel koşullara uyum sağlamasında kritik rol oynadığını belirtiyor. Çalışma, bu mantarların aslında toprakta değil, ağaç yüzeyleri ve orman ekosistemlerinde evrimleştiğini ortaya koyarak, tarımda kullanım biçimlerine dair önemli bir bakış açısı sunuyor.</p>
<p>Araştırmada elde edilen en dikkat çekici bulgulardan biri, Trichoderma türlerinin diğer mantarları hedef alarak onları baskılayabilme yeteneği oldu. Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, bu özelliğin tarımda biyolojik mücadele açısından büyük bir avantaj sağladığını ifade ediyor. Bu özellik, bitkilerde hastalığa neden olan patojen mantarların doğal yollarla kontrol altına alınmasını sağlıyor. Çalışmada incelenen alt türlerinin bitki büyümesini desteklediği; kök gelişimi, biyokütle artışı ve stres toleransını artırdığı belirlendi.</p>
<p><b>Ancak araştırma yalnızca umut verici sonuçlar değil, aynı zamanda önemli uyarılar da içeriyor. Bazı Trichoderma türlerinin bitkilere zarar verebildiği ve hatta belirli koşullarda insan sağlığı açısından risk oluşturabileceği ortaya kondu. Özellikle bazı türlerin bağışıklığı zayıf bireylerde enfeksiyona neden olabileceği vurgulandı.</b></p>
<p>Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, bu nedenle tarımda kullanılacak mikroorganizmaların dikkatle seçilmesi ve kapsamlı biyogüvenlik değerlendirmelerinden geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Tarımda kullanılacak biyolojik ajanların tür bazında dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b> <strong>Doğayla Uyumlu, Kimyasallardan Uzak Tarım</strong></b></p>
<p>Araştırma, sürdürülebilir tarımın yalnızca kimyasallardan uzaklaşmak değil, doğayı bütüncül olarak anlamakla mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Prof. Dr. Günseli Bayram Akçapınar, Trichoderma gibi mikroorganizmaların doğru kullanılması halinde hem üretim verimliliğinin hem de ekosistem sağlığının birlikte korunabileceğini vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kimyasallar-yerine-doga-tarimda-mantar-devrimi-634875">Kimyasallar Yerine Doğa: Tarımda Mantar Devrimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[dışı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[nöromodülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629326</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326">Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.</strong></p>
<p><strong>Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor.” dedi. Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Alzheimer ve demans tedavisinde rTMS, tDCS, ultrason, ışık ve 40 Hz uyarım gibi ilaç dışı nöromodülasyon yöntemlerinin beyin fonksiyonlarını destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatmadaki güncel yeri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevcut tedaviler Alzheimer’ı durdurmaz, sadece semptomları hafifletir!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının, günümüzde küresel ölçekte giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığını kaydeden Dr. Celal Şalçini, “Mevcut farmakolojik tedaviler, özellikle asetilkolinesteraz inhibitörleri ve memantin, hastalığın seyrini tamamen durdurmaktan ziyade semptomları sınırlı ölçüde hafifletir ve geçici bir iyilik hali sağlar.” dedi.</p>
<p>Bu tedavilerin hastalığın ilerleyişini bir miktar yavaşlatsa da uzun vadede hastalığın nihai sonucu üzerinde belirgin bir değişiklik oluşturmadığını ifade eden Dr. Şalçini, “Anti-amiloid tedavilere yönelik çalışmalar umut verici olsa da yan etkiler, maliyet etkinliği ve düzenleyici onay süreçleri gibi nedenlerle henüz yaygın klinik kullanıma girmiş değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nöromodülasyon tedavisi, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sinaptik plastisiteyi artırıyor! </strong></p>
<p>Bu noktada, ilaç dışı tedavi yöntemlerine olan ihtiyacın giderek arttığını, özellikle nöromodülasyon tekniklerinin dikkat çektiğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Nöromodülasyon, farmakolojik ajanlar dışında elektrik, manyetik alan, ışık veya ses dalgaları gibi fiziksel yöntemlerle beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilemeyi amaçlayan bir tedavi yaklaşımıdır. Bu yöntemlerin temel hedefi, sinaptik plastisiteyi artırmak, uzun süreli güçlenmeyi desteklemek ve beyin atrofisinin ilerleyişini yavaşlatmaktır. Ancak bu tedavilerin etkili olabilmesi için canlı nöronal dokunun varlığı kritik önem taşır, bu nedenle erken dönemde müdahale büyük avantaj sağlar.” dedi.</p>
<p>Günümüzde Alzheimer hastalığının yalnızca protein birikimiyle açıklanan bir durum olmaktan çıktığı bilgisini paylaşan Dr. Şalçini, şöyle devam etti:</p>
<p>“Aynı zamanda bir ‘bağlantı hastalığı’ (konnektopati) olarak değerlendirilmeye başlandı. Özellikle Default Mode Network ve hipokampal-kortikal ağlarda meydana gelen bozulmalar, bilişsel gerilemenin temelinde yer alır. Nöromodülasyon teknikleri de bu ağları hedef alarak işlevsel bağlantıları yeniden güçlendirmeyi amaçlar.”</p>
<p><strong>Non-invaziv yöntemler içinde en yaygın olanı rTMS! </strong></p>
<p>Nöromodülasyon yöntemlerinin invaziv ve non-invaziv olarak iki ana gruba ayrıldığına değinen Dr. Celal Şalçini, “İnvaziv yöntemlerden biri olan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), özellikle hareket bozukluklarında etkili sonuçlar vermiş olsa da Alzheimer hastalığında sınırlı fayda gösteriyor ve henüz yaygın kullanım alanı bulabilmiş değil. Benzer şekilde vagal sinir stimülasyonu da sınırlı sayıda çalışmada değerlendirdi ve klinik uygulamada yerini alamadı.” dedi.</p>
<p>Non-invaziv yöntemlerin ise günümüzde daha yaygın kullanıldığına vurgu yapan Dr. Şalçini, “Bunların başında tekrarlayan transkraniyal manyetik uyarım (rTMS) geliyor. rTMS, saçlı deri üzerinden uygulanan manyetik alanlar aracılığıyla kortikal nöronları uyararak beyin fonksiyonlarını düzenler. Özellikle dorsolateral prefrontal korteks hedeflenmekte ve yüksek frekanslı uyarımlar ile bilişsel işlevlerde iyileşme sağlanabiliyor. Düşük frekanslı uygulamalar inhibitör etki yaratırken, yüksek frekanslı uygulamalar uyarıcı etki gösteriyor. rTMS’nin bilişsel rehabilitasyon ve ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, tedavi etkinliğini belirgin şekilde artırıyor. Son yıllarda geliştirilen ‘multi-site rTMS’ yaklaşımı ile birden fazla beyin bölgesinin aynı anda uyarılması hedeflenir ve daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TPS, nöroplastisiteyi artıran ve derin beyin yapılarına ulaşabilen bir yöntem! </strong></p>
<p>Bir diğer yöntem olan transkraniyal doğru akım stimülasyonunun (tDCS), düşük yoğunluklu elektrik akımı ile nöronal uyarılabilirliği düzenlediğini aktaran Dr. Celal Şalçini, “Uygulaması kolay, taşınabilir ve yan etkisi oldukça düşük olan bu yöntem, özellikle hafif bilişsel bozukluklarda geçici iyileşmeler sağlayabiliyor. tACS ise alternatif akım kullanarak özellikle 40 Hz frekansında beyin ritimlerini düzenlemeyi hedefliyor, ancak insan çalışmalarında henüz sınırlı veri bulunmuyor.” dedi.</p>
<p>Ultrason temelli yöntemlere de dikkat çeken Dr. Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Transkraniyal Pulse Stimülasyonu (TPS), kısa süreli akustik darbelerle beyin dokusunu uyararak nöroplastisiteyi artırır ve derin beyin yapılarına ulaşabilme avantajı sunar. Avrupa’da Alzheimer tedavisi için onay almış olması, bu yöntemin klinik önemini artırır. Odaklanmış ultrason (FUS) ise kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini geçici olarak artırarak özellikle amiloid temizliğini desteklemeyi amaçlar.</p>
<p>Fotobiyomodülasyon olarak bilinen yöntem, yakın kızılötesi ışık kullanarak mitokondriyal fonksiyonları iyileştirir ve oksidatif stresi azaltır. Bu sayede nöronal metabolizma desteklenir ve nörodejeneratif süreçler yavaşlatılabilir. Özellikle bilişsel rehabilitasyonla birlikte uygulandığında daha güçlü klinik sonuçlar elde edilir.”</p>
<p><strong>Nöromodülasyon, umut vadeden ancak henüz gelişim aşamasında bir tedavi! </strong></p>
<p>Son yıllarda öne çıkan bir diğer yaklaşımın ise gama frekanslı (40 Hz) nöromodülasyon olduğu bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Görsel ve işitsel uyarıların birlikte kullanıldığı bu yöntemin, mikroglial aktiviteyi artırarak amiloid ve tau proteinlerinin temizlenmesini hızlandırdığı düşünülüyor. Klinik çalışmalarda bilişsel gerilemenin yavaşlatılması ve beyin atrofisinin azaltılması yönünde umut verici sonuçlar elde edildi.” dedi.</p>
<p>Tüm bu yöntemler değerlendirildiğinde, demans tedavisinde tek bir standart protokolün bulunmadığını vurgulayan Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın heterojen yapısı nedeniyle tedavi planı; hastanın klinik durumu, sosyal koşulları ve tedaviye erişim imkanları doğrultusunda bireyselleştirilir. Genel yaklaşım, nöromodülasyon tekniklerinin farmakolojik tedaviler ve bilişsel rehabilitasyon ile birlikte kullanılması yönündedir.</p>
<p>Sonuç olarak, nöromodülasyon yöntemleri Alzheimer ve diğer demans türlerinde umut vadeden, ancak henüz gelişim aşamasında olan tamamlayıcı tedavi seçenekleridir. Erken dönemde başlandığında daha etkili olan bu uygulamalar, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak uzun dönem etkileri, optimal uygulama protokolleri ve etik boyutları konusunda daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ilac-disi-yaklasimlar-umut-vadediyor-629326">Alzheimer&#8217;da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Edr Katilleri]]></category>
		<category><![CDATA[eset]]></category>
		<category><![CDATA[etkisizleştiren]]></category>
		<category><![CDATA[Fidye Yazılımı]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kod]]></category>
		<category><![CDATA[saldırgan]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin]]></category>
		<category><![CDATA[sistemlerini]]></category>
		<category><![CDATA[sürücü]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri olan ESET, EDR katili ekosistemine yönelik en son derinlemesine analizini yayımlayarak saldırganların güvenlik açığı bulunan sürücüleri nasıl kötüye kullandığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673">Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siber güvenlik çözümlerinde dünya lideri olan ESET, EDR katili ekosistemine yönelik en son derinlemesine analizini yayımlayarak saldırganların güvenlik açığı bulunan sürücüleri nasıl kötüye kullandığını ortaya koydu. ESET’in raporu, yaygın olarak görülen sürücü merkezli yaklaşımın ötesine geçen, telemetri destekli içgörüler sunuyor. Rapor, operatörlerin değil, iş ortaklarının araç çeşitliliğini nasıl şekillendirdiğini ve kod tabanlarının sürücüleri rutin olarak nasıl yeniden kullandığını ve değiştirdiğini belgeliyor.</strong></p>
<p>Endpoint Detection and Response ifadesinin kısaltması olan EDR, Türkçe&#8217;ye Uç Nokta Tespit ve Yanıt olarak çevrilen gelişmiş bir siber güvenlik teknolojisidir. Sunucu, bilgisayar ve mobil cihazlar gibi ağdaki uç noktaları sürekli izleyerek, antivirüslerin kaçırabileceği şüpheli davranışları gerçek zamanlı tespit eder ve otomatik yanıtlar verir. Siber suçluların çalışanların dizüstü bilgisayarlarını, masaüstü bilgisayarlarını ve mobil cihazlarını iş verilerine ve altyapıya sızmak için kullanmasını önlemek için işletmeler açısından önemli bir araçtır. <strong>EDR Killer</strong>, bir siber saldırganın hedef sistemdeki güvenlik yazılımlarını etkisiz hâle getirmek için kullandığı araç veya teknikleri ifade eder. EDR katilleri, modern fidye yazılımı saldırılarının temel bir parçasıdır; bu nedenle, iş ortakları yükleri sürekli olarak değiştirmek yerine şifreleyicileri çalıştırmak için kısa ve güvenilir bir zaman aralığını tercih ederler. ESET araştırmacıları, son zamanlarda gözlemlenen EDR katillerinden en azından bazılarının, yapay zekâ destekli üretime işaret eden özellikler sergilediğini değerlendiriyor. ESET telemetri ve olay araştırmalarına dayanan bu çalışma, sahada aktif olarak kullanılan yaklaşık 90 EDR katilinin analizine ve izlenmesine dayanmaktadır. </p>
<p><strong>Fidye yazılımı saldırılarındaki yeni taktik önce güvenliği devre dışı bırakmak</strong></p>
<p>Son yıllarda, EDR katilleri modern fidye yazılımı saldırılarında en sık görülen araçlardan biri hâline geldi. Bir saldırgan yüksek ayrıcalıklar elde eder, korumayı bozmak için bu tür bir araç kullanır ve ancak o zaman şifreleyicisini başlatır. Her yerde görülen Bring Your Own Vulnerable Driver (BYOVD) tekniğinin yanı sıra ESET saldırganların sık sık meşru anti-rootkit yardımcı programlarını kötüye kullandığını veya sürücüsüz yaklaşımlar kullanarak uç nokta algılama ve yanıt (EDR) yazılımının iletişimini engellediğini veya onu askıya aldığını da gözlemlemektedir. Kötüye kullanılan bu araçlar sadece bol miktarda mevcut olmakla kalmaz, aynı zamanda öngörülebilir ve tutarlı bir şekilde davranır; işte bu yüzden de iş ortakları bunlara yönelmektedir.</p>
<p>EDR katillerini araştıran ESET araştırmacısı Jakub Souček “Bu araştırmanın ortaya çıkardığı manzara, kavram kanıtlarının sonsuz çatallanmasından karmaşık profesyonel uygulamalara kadar uzanan devasa bir alandır. Darknet&#8217;te reklamları yapılan ticari EDR katillerine odaklanmak, müşteri tabanlarını daha iyi anlamamızı ve aksi takdirde gizli kalacak bağlantıları tespit etmemizi sağlıyor. Şirket içinde geliştirilen EDR katilleri, kapalı grupların iç işleyişi hakkında fikir vermektedir. Ayrıca vibe kodlama da işleri daha da karmaşık hâle getirmektedir” açıklaması yaptı.</p>
<p><strong>Saldırı ekosistemi büyüyor</strong></p>
<p>Verileri başarılı bir şekilde şifrelemek için fidye yazılımı şifreleyicilerinin tespit edilmekten kaçınması gerekir. Günümüzde, paketleme ve kod sanallaştırmadan sofistike enjeksiyona kadar uzanan çok çeşitli olgun kaçınma teknikleri mevcuttur. Ancak ESET, şifreleyicilerde bunların uygulandığını nadiren görmektedir. Bunun yerine, fidye yazılımı saldırganları, şifreleyicinin dağıtımından hemen önce güvenlik çözümlerini bozmak için EDR katillerini tercih etmektedir. Aynı zamanda, EDR katilleri genellikle meşru ancak savunmasız sürücülere dayanır; bu da eski veya kurumsal yazılımların kesintiye uğraması riski olmadan savunmayı önemli ölçüde zorlaştırır. Sonuç, minimum geliştirme çabasıyla çekirdek düzeyinde etki sunan bir araç sınıfıdır; bu da bu araçları basitlikleri göz önüne alındığında orantısız bir şekilde güçlü kılar. Bu nedenle ESET, güvenlik açığı bulunan sürücülerin yüklenmesini engellemenin savunma hattında çok önemli bir adım olduğunu ancak mevcut çeşitli atlatma teknikleri nedeniyle bunun kolay bir adım olmadığını vurguluyor. Bu durum, neden sadece buna güvenilmemesi gerektiğini ve EDR katillerinin sürücüyü yükleme şansı bulamadan onları devre dışı bırakmayı hedeflemesi gerektiğini ortaya koyuyor. </p>
<p>Aslında, en basit EDR engelleyiciler güvenlik açığı bulunan sürücülere veya diğer gelişmiş tekniklere dayanmaz. Bunun yerine, yerleşik yönetim araçlarını ve komutlarını kötüye kullanırlar. BYOVD teknikleri, modern EDR engelleyicilerin ayırt edici özelliği hâline gelmiştir: Her yerde bulunur, güvenilirdir ve yaygın olarak kullanılır. Tipik bir senaryoda, bir saldırgan kurbanın makinesine meşru ancak güvenlik açığı bulunan bir sürücü yerleştirir, sürücüyü yükler ve ardından sürücünün güvenlik açığını kötüye kullanan bir kötü amaçlı yazılımı çalıştırır. Daha küçük ancak büyümekte olan bir EDR katili sınıfı, çekirdeğe hiç dokunmadan hedeflerine ulaşır. Bu araçlar, EDR işlemlerini sonlandırmak yerine diğer kritik özelliklere müdahale eder. </p>
<p><strong>Yapay zekâ etkisiyle yeni nesil saldırı araçları gelişiyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ artık EDR katillerinin cephaneliklerindeki en yeni silah olarak kabul edilebilir. Yapay zekânın belirli bir kod tabanının oluşturulmasına doğrudan yardımcı olup olmadığını belirlemek genellikle pratik olarak imkânsızdır. Özellikle saldırganlar kodu sonradan işlediklerinde veya gizlediklerinde, yapay zekâ tarafından üretilen kodu insan tarafından yazılan koddan güvenilir bir şekilde ayıran kesin bir adli belirteç yoktur. Ancak ESET araştırmacıları, son zamanlarda gözlemlenen EDR katillerinden en azından bazılarının, yapay zekâ destekli üretimi güçlü bir şekilde ima eden özellikler sergilediğini değerlendiriyor. Buna açık bir örnek, Warlock fidye yazılımı çetesi tarafından yakın zamanda kullanılan bir EDR katilinde görülmektedir. Araç, yapay zekâ tarafından üretilen şablonlar için tipik bir örüntü olan olası düzeltmelerin bir listesini yazdırmakla kalmayıp, belirli bir sürücüyü istismar etmek yerine, çalışan bir sürücü bulana kadar birbiriyle ilgisiz, yaygın olarak kötüye kullanılan birkaç cihaz adını döngüsel olarak deneyen bir deneme-yanılma mekanizması da içermektedir. </p>
<p>ESET araştırmacısı Jakub Souček  yaptığı açıklamada  şunları söyledi : “Önemli bir gözlem, hizmet olarak fidye yazılımı (RaaS) ekosistemlerindeki iş bölümü. Operatörler genellikle şifreleyiciyi ve destekleyici altyapıyı sağlar ancak EDR katili seçimi iş ortaklarına bırakılır. Bu, iş ortağı havuzu ne kadar büyükse EDR katili araçlarının o kadar çeşitli hâle geldiği anlamına gelir. Fidye yazılımına karşı savunma, otomatik tehditlere karşı savunmadan temelde farklı bir zihniyet gerektirir. Oltalama e-postaları, yaygın kötü amaçlı yazılımlar ve istismar zincirleri, güvenlik çözümleri tarafından tespit edilip etkisiz hâle getirildiğinde durur; ancak fidye yazılımı saldırıları durmaz. Bunlar etkileşimli, insan odaklı operasyonlardır ve saldırganlar tespitlere, araç arızalarına ve çevresel engellere sürekli olarak uyum sağlar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirketlerin-guvenlik-sistemlerini-etkisizlestiren-yontemler-artiyor-622673">Şirketlerin güvenlik sistemlerini etkisizleştiren yöntemler artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 12:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Körfezi&#8217;nin hem deprem geçmişi hem de olası depremlerin riskleri analiz edilecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-korfezinin-hem-deprem-gecmisi-hem-de-olasi-depremlerin-riskleri-analiz-edilecek-607978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depremlerin]]></category>
		<category><![CDATA[geçmişi]]></category>
		<category><![CDATA[körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[olası]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[Sıvılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Altun’nun yürütücülüğünü yaptığı, “İzmir Körfezi Kıyılarında Paleosıvılaşma İzlerinin Çok Disiplinli Karakterizasyonu” adlı proje TÜBİTAK-ARDEB 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-korfezinin-hem-deprem-gecmisi-hem-de-olasi-depremlerin-riskleri-analiz-edilecek-607978">İzmir Körfezi&#8217;nin hem deprem geçmişi hem de olası depremlerin riskleri analiz edilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Altun’nun yürütücülüğünü yaptığı, “İzmir Körfezi Kıyılarında Paleosıvılaşma İzlerinin Çok Disiplinli Karakterizasyonu” adlı proje TÜBİTAK-ARDEB 1001 Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. </span></span><span>Proje,</span> <span>İzmir Körfezi kıyılarında geçmişte meydana gelen depremlerin zemin üzerindeki etkilerini modern teknolojilerle analiz ederek, gelecekteki olası risklere dair kritik veriler sunmayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> <span><span>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, yapay zekâdan ileri geoteknik yöntemlere kadar birçok modern teknolojiyi buluşturan bu öncü projeleriyle TÜBİTAK desteği almaya hak kazanan Prof. Dr. Selim Altun ve disiplinlerarası ekibini tebrik ederek, çalışmalarında başarılar diledi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“Tarihsel deprem kataloglarındaki eksikler tamamlanacak”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>         </b><span><span>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Selim Altun, “Sıvılaşma gibi ciddi zemin problemlerine yol açabilecek deprem parametrelerinin ve bunların tekrarlanma periyotlarının belirlenmesinde, mevcut tarihsel ve aletsel dönem katalogları kimi zaman yetersiz kalabiliyor. Bu noktada devreye giren proje, ‘paleo-sıvılaşma’ olarak adlandırılan geçmiş dönem deprem izlerini inceleyerek bu eksikliği gidermeyi amaçlıyor. Türkiye’de ilk kez farklı disiplinlerin bütüncül bir bakış açısıyla paleo-sıvılaşma üzerine bir arada çalışacağı bu projede; Holosen ve Geç Pleyistosen dönemlerine ait izler saha ve yaşlandırma çalışmalarıyla analiz edilecek” diye konuştu</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span>“Örselenmeyi en aza indiren yöntemler kullanılacak”</span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Selim Altun, “İzmir Körfezi kıyı şeridinde gerçekleştirilecek çalışmalarda oldukça geniş bir teknolojik imkan yelpazesi kullanılacak. Literatürde deprem kaynaklı sıvılaşmaların yaşandığı bilinen sahalarda; drone görüntülerinin yapay zeka ile entegrasyonundan elde edilen haritalar, sismik yöntemler ve sondaj verileri birleştirilecek. Araştırma kapsamında açılacak çukurlardan alınacak numuneler, C14 ve optik lüminesas (OSL) yöntemleriyle yaşlandırılarak geçmişteki büyük sarsıntıların zaman çizelgesi çıkarılacak. Proje kapsamında zemin örneklemesinde hassas yöntemlere başvurulacak. Piezokoni penetrasyon deneyi (CPTu) ile sıvılaşma derinlikleri belirlenirken, numune alımında ise örselenmeyi en aza indirgeyen ‘GEL-PUSH’ ve ‘Shelby tüp(UD)’ yöntemleri kullanılacak. Elde edilen numuneler üzerinde yapılacak dinamik üç eksenli deneyler ve geriye dönük analizler sayesinde, bölgeyi geçmişte etkileyen paleo-depremlerin büyüklükleri ve pik yer ivmeleri tahmin edilebilecek” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yürütücülüğünü Prof. Dr. Selim Altun’un yaptığı projede; Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğr. Gör. Ş. Çağlar Tuna, Dokuz Eylül Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümünden Öğr. Gör. Zülfikar Erhan ve Özkan C. Özdağ araştırmacı olarak görev alırken; Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Hasan Sözbilir ve Doç. Dr. Mustafa Softa ise danışman olarak katkı sağlıyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span> </span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-korfezinin-hem-deprem-gecmisi-hem-de-olasi-depremlerin-riskleri-analiz-edilecek-607978">İzmir Körfezi&#8217;nin hem deprem geçmişi hem de olası depremlerin riskleri analiz edilecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatmada]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Diş beyazlatmanın, diş renginden memnun olmayan hastalara önerilebilen minimal invaziv bir estetik diş hekimliği uygulaması olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekim kontrolünde klinikte uygulanan ofis tipi beyazlatma yöntemleri ya da hastanın evde, kişiye özel hazırlanan plaklar yardımıyla uygulayabildiği ev tipi beyazlatma yöntemleri bu amaçla kullanılabilir. Bu uygulamalar sayesinde hastaların doğal diş rengi birkaç ton açılabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Diş beyazlatmayla ilgili yaygın yanlış inanışlara dikkat! </strong></p>
<p>Diş beyazlatma hakkında yaygın yanlış inanışlar olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, bu yanlış inanışları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Mit 1; diş beyazlatma diş minesine zarar verir.<strong> </strong>Diş hekimi kontrolünde, uygun ajanlar ve doğru konsantrasyonlar kullanılarak yapılan beyazlatma işlemleri diş minesine kalıcı zarar vermez. Bilimsel çalışmalar, uygun sürede ve uygun konsantrasyonlarla gerçekleştirilen beyazlatma işlemlerinin diş minesinde herhangi bir yapısal bozukluk oluşturmadığını gösteriyor.</p>
<p>Mit 2; diş beyazlatma dişleri aşırı hassas yapar.<strong> </strong>Beyazlatma sonrası hassasiyet görülebilir; ancak bu durum geçicidir. Genellikle 24 ila 72 saat arasında kısa süreli bir hassasiyet oluşabilir. Uygun hassasiyet giderici ajanlar kullanılarak bu durum kontrol altına alınabilir.</p>
<p>Mit 3; beyazlatma işlemi kalıcıdır.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi kalıcı değildir. Zaman içerisinde çay, kahve ve sigara tüketimi gibi faktörlere bağlı olarak beyazlıkta azalma görülebilir. Ancak iyi bir ağız bakımı ve düzenli ağız hijyeni ile beyazlatmanın etkisi 1 ila 3 yıl boyunca korunabilir. </p>
<p>Mit 4; herkesin dişi aynı derecede beyazlar.<strong> </strong>Beyazlatma işleminin etkisi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Hastanın doğal diş rengi, mevcut lekelerin tipi ve hastanın yaşı gibi faktörler beyazlatma sonucunu doğrudan etkiler.</p>
<p>Mit 5; evde yapılan doğal yöntemler güvenilirdir.<strong> </strong>Limonla veya karbonatla diş fırçalama gibi yöntemlerin sık uygulanmasının güvenli olduğu düşünülse de bu tür doğal yöntemlerin kontrolsüz şekilde kullanılması kesinlikle tavsiye edilmez. Bu uygulamalar diş minesine kalıcı zarar verebilir, dişlerin daha hızlı renklenmesine yol açabilir ve zamanla hassasiyete neden olabilir. Bu nedenle söz konusu yöntemler güvenli değildir ve hekimler tarafından önerilmez.</p>
<p>Mit 6; beyazlatma dolgu ve kaplamaları da beyazlatır.<strong> </strong>Beyazlatma işlemi yalnızca doğal diş dokularının rengini açabilir. Dolgu ve kaplama gibi restoratif materyaller üzerinde herhangi bir beyazlatıcı etkisi bulunmaz.</p>
<p>Mit 7; beyazlatma her yaşta yapılabilir.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi 18 yaş altındaki bireylere genellikle önerilmez. 18 yaşını doldurmuş erişkin hastalarda ise beyazlatma işlemi güvenli bir şekilde uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Beyazlatma işlemi hekim kontrolünde, uygun doz ve randevu sayısıyla yapılmalı!</strong></p>
<p>Beyazlatma işlemiyle ilgili bir diğer yanlış inanışın, yüksek konsantrasyonlu ajanların daha etkili sonuçlar sağlayacağı yönünde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekimler olarak hedefimiz, uygun ve yeterli konsantrasyonda beyazlatma uygulamaktır. Yüksek konsantrasyonlu ajanlar hızlı etki gösterebilir; ancak bu durum daha yüksek riskler barındırır. Bu nedenle beyazlatma işleminin hekim kontrolünde, önerilen doz ve randevu sayısı doğrultusunda yapılması önerilir.” dedi.</p>
<p>Diş beyazlatma işleminin etkisinin genellikle 1–3 yıl boyunca korunabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, “Oluşabilecek hassasiyet kontrol altına alınabilir. Ancak bazı gruplarda beyazlatma işlemi önerilmez. Hamilelik, emzirme dönemi ve 18 yaş altı bireylerde beyazlatma yerine farklı tedavi seçenekleri tercih edilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşukluk]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin hangi durumlarda gerekli olduğunu, teknolojik ilerlemelerle cerrahinin güvenliğini ve omurga hastalıklarının belirtilerini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<h3><strong>Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor!</strong></h3>
<p>Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, “Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10’luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor!</strong></h3>
<p>Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi.</p>
<h3><strong>Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor!</strong></h3>
<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.”</p>
<h3><strong>Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı!</strong></h3>
<p>Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 16:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[dizlerde]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşan]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemindeki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay İzmir&#8217;in ev sahipliği yaptığı uluslararası organizasyonda konuştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-ev-sahipligi-yaptigi-uluslararasi-organizasyonda-konustu-579046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[fay]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliği]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası İnşaat Mühendisliğinde Tahribatsız Muayene Sempozyumu’nda (NDT-CE 2025) konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’deki diri fay hatlarına dikkat çekerek, “Biz, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin bilimin ve teknolojinin sunduğu yeniliklerden faydalanarak çözüm üretmek anlamına geldiğine inanıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-ev-sahipligi-yaptigi-uluslararasi-organizasyonda-konustu-579046">Başkan Tugay İzmir&#8217;in ev sahipliği yaptığı uluslararası organizasyonda konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası İnşaat Mühendisliğinde Tahribatsız Muayene Sempozyumu’nda (NDT-CE 2025) konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’deki diri fay hatlarına dikkat çekerek, “Biz, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin bilimin ve teknolojinin sunduğu yeniliklerden faydalanarak çözüm üretmek anlamına geldiğine inanıyoruz. Bu nedenle pek çok koldan çalışıyor, üniversitelerimizle birlikte deprem master planı çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Uluslararası İnşaat Mühendisliğinde Tahribatsız Muayene Sempozyumu’nun (NDT-CE 2025) açılışına katıldı. Hyatt Regency İzmir İstinyepark’ta 26 Eylül tarihine kadar devam edecek sempozyumda inşaat mühendisliğinde tahribatsız test ve değerlendirme (NDT/NDE) alanında çalışan araştırmacılar, akademisyenler, sektör liderleri, yapı sahipleri ve yöneticileri ile Büyükşehir Belediyesi’nin bürokratları bir araya geldi. İlk kez 1985 yılında başlayan ve Almanya, ABD, Fransa, İsviçre gibi ülkelerde üç yılda bir düzenlenen etkinlik Ege Üniversitesi tarafından gerçekleştirildi. Buluşmada 28 ülkeden yaklaşık 150 katılımcı yer aldı. Sempozyumda özellikle deprem riski yüksek şehirlerde yapıların hasar tespitinde tahribatsız muayene yöntemlerinin kullanımı, taşıyıcı sistemlerin performansının güvenilir biçimde değerlendirilmesi ve afet sonrası hızlı müdahale stratejilerinin geliştirilmesi konuları ele alındı.</p>
<p><strong>“İzmir’de 17 diri fay var ve her biri yıkıcı deprem potansiyeline sahip”</strong></p>
<p>Törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, önemli bir uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük mutluluk duyduklarını belirterek sempozyumun mühendislik dünyasında yeniliklerin ve bilgilerin paylaşıldığı bir platform olmasının yanı sıra kentlerin daha güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir bir geleceğe hazırlanmasına katkı sağlayan çok değerli bir buluşma niteliği taşıdığını vurguladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye ve İzmir’in deprem gerçeğine dikkat çekerek,  “Ülkemiz, aktif fay hatları üzerinde yaşayan bir coğrafya. Türkiye’nin her köşesinde olduğu gibi İzmir’de de deprem hayatımızın ayrılmaz bir gerçeği. Bilim insanlarımızın çalışmalarına göre, İzmir il sınırları içinde 17 diri fay bulunuyor. Bu fayların her biri, 6 ile 7.2 büyüklüğünde yıkıcı deprem üretme potansiyeline sahip. Nitekim 30 Ekim 2020’de yaşadığımız depremde 100’den fazla vatandaşımızı kaybettik, binden fazla insanımız yaralandı. Bu acı deneyim, kentimizin depreme ne kadar hazırlıklı olması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Aramızdan ayrılan her bir vatandaşımızı bir kez daha saygıyla ve rahmetle anıyorum” dedi.</p>
<p><strong>Yeni deprem master planı hakkında bilgilendirme</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen deprem master planı çalışmalarına ilişkin bilgi veren Başkan Tugay, “1998-2000 yılları arasında hazırlanan Radius Projesi, şehrimizin ve ülkemizin ilk deprem master planıydı. Ancak yeni bilimsel veriler, bu planın geçerliliğini yitirdiğini ortaya koydu. Bu nedenle üniversitelerimizle birlikte yeni bir Deprem Master Planı için çalışma başlattık. Bu plan kapsamında; sismik tehlike analizlerinin yapılması, yapı stoku envanter çalışmaları, mikrobölgeleme çalışmalarının yapılması, ‘Afet Risk Yönetimi ve Eylem Platformu’nun kurulması, tsunami erken uyarı sistemleri ve tahliye haritalarının oluşturulması gibi adımlar atıyoruz. ‘Afet Acil Durum Müdahale Planı’mızı tamamladık. Bir afet anında belediyemizdeki tüm birimlerimizin çalışmalarını bu plan dahilinde gerçekleştiriyoruz. Başta deprem olmak üzere tüm doğal afetlere yönelik hazırlıklarımız son hızla devam ediyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Paylaşacağınız her bilgiyi ve yeniliği ele alacağız”</strong></p>
<p>“Biz, deprem gerçeğiyle yüzleşmenin; aynı zamanda bilimin ve teknolojinin sunduğu yeniliklerden faydalanarak çözüm üretmek anlamına geldiğine inanıyoruz” diyerek sözlerini sürdüren Başkan Tugay, “Bizimle paylaşacağınız her bir bilgiyi ve yeniliği de bu yaklaşımla ele alacağız. Biliyoruz ki, teknolojik gelişmelerin ışığında ilerlemek; daha güvenli kentler kurmanın, daha dirençli toplumlar yaratmanın, afetlere karşı hazırlıklı bir insanlık inşa etmenin en güçlü yoludur” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Başkan Tugay’a teşekkür</strong></p>
<p>NDT-CE 2025 Organizasyon Komitesi Eş Başkanı Prof. Dr. Ninel Alver, “Bu konferans korumaya çalıştığımız çevreye zarar vermeden inşaat alanında nasıl ilerleyeceğimiz konusunda yol gösteriyor. Günümüzde dirençli, güvenli altyapılar oluşturmak her zamankinden daha hayati bir olgu. Bu bağlamda 30 ülkeden 100’den fazla uzmanı ve akademisyeni bir araya getiren bu konferans tüm inovatif yaklaşımları, sektördeki en son gelişmeleri ve ürünleri sunacaktır. Bu bağlamda tüm konuşmacılarımıza ve özellikle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Dr. Cemil Tugay’a desteklerinden ötürü çok teşekkür ederim” dedi.NDT-CE 2025 Organizasyon Komitesi Eş Başkanı Dr. Daniel Algernon da vaktinde çok niş olan bu konunun son senelerde çok önemli ve popüler bir alan olmaya başladığını belirterek, konferansın tüm yeni çalışmaları ve profesyonelleri bir araya getirdiği için ilham verici olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“2020 depreminden sonra farkındalık daha da arttı”</strong></p>
<p>İzmir İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Bengi Atak da konuşmasında binalara zarar vermeden izleme, koruma ve analiz çalışmaları yapılmasını sağlayan tahribatsız testin önemine değinerek, “2020’de gerçekleşen İzmir depreminden sonra bina güvenliği ile ilgili farkındalık daha da artmıştır. Depremden sonra yaklaşık 20 bin bina incelenmiştir. Güvenli ve dirençli kentler yaratmak çok önemlidir. Hepinize başarılı bir konferans dilerim” dedi.</p>
<p><strong>Detaylı teknik sunum</strong></p>
<p>Sempozyuma davetli konuşmacı olarak katılan Münih Teknik Üniversitesi’nde görevli Prof. Dr. Christian Grosse ise “Sürdürülebilir Bir Altyapının Tasarımı ve Rehabilitasyonuna Yönelik Stratejiler” başlığı altında bir sunum yaptı. Grosse sunumunda yapıların güvenilirliği ve sürdürülebilirliği için tahribatsız muayene ve yapısal sağlık izleme teknolojilerinin uygulanabilirliği ile gerekliliğinin önemini vurguladı. Bu yöntemlerle hasar tespiti yapmanın doğal afetlere karşı daha dayanıklı yapılar inşa edilmesine katkı sağlayacağını belirten Grosse ayrıca tahribatsız muayene yöntemleri ile yapıların bakım-onarımlarına ayrılan sürenin ve maliyetin de azaltılmasının mümkün olacağını ifade etti. Grosse, “Bu sayede ülke çapında tüm yönetim birimleri için bütçe açısından önemli ölçüde tasarruf sağlanır. Tahribatsız hasar belirleme yöntemleri, deprem sırasında hasar görme riski yüksek olan metro, tünel gibi yapılar için erken uyarı sistemi imkanını sunar” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Son teknolojiler ve yöntemler tartışılıyor</strong></p>
<p>Çığır açan araştırmalar ve vaka çalışmaları sunan uzman konuşmacıların yer aldığı sempozyumla çok çeşitli NDT yöntemleri ve uygulamalarını kapsayan derinlemesine teknik oturumlar, uygulamalı atölyeler ve eğitimler ve meslektaşlarla bağlantı kurmak ve gelecekteki projelerde iş birliği yapmak için çok sayıda ağ kurma fırsatı hedefleniyor. Ayrıca, katılımcılar sergi alanında önde gelen firmaların ve kuruluşların en son ürünlerini ve hizmetlerini keşfedebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-izmirin-ev-sahipligi-yaptigi-uluslararasi-organizasyonda-konustu-579046">Başkan Tugay İzmir&#8217;in ev sahipliği yaptığı uluslararası organizasyonda konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 17:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözmek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[korkusunu]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[vr]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, diş hekimi korkusu (dentofobi) ve bu korkunun psikolojik temelleri, nedenleri, önleme yöntemleri ile çocuk ve yetişkinlerde uygulanabilecek terapi ve destek teknikleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980">Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, diş hekimi korkusu (dentofobi) ve bu korkunun psikolojik temelleri, nedenleri, önleme yöntemleri ile çocuk ve yetişkinlerde uygulanabilecek terapi ve destek teknikleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş hekimi korkusunun temeli travmatik deneyimler ve çocukluk dönemindeki ağrılı tedaviler! </strong></p>
<p>Dentofobinin diş hekimine ve tedaviye gitmeye karşı yoğun ve anlamsız korkulara verilen isim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Mantık dışı korkular olarak değerlendirilir. Travmatik deneyimler ve çocukluk dönemindeki ağrılı tedavilerden sonra gelişen problemler dentofobinin kaynağını oluşturur.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminde yaşanan olumsuz anıların yetişkinlikte ‘korku’ olarak ön plana çıktığını aktaran Karpat, “Diş hekimi fobisi yaşayanlarda kaygı bozukluğu, panik atak görülme sıklığı oldukça fazladır. Uzun vadede tedavi ertelendiği için ağızda birtakım estetik problemler, sağlık sorunları, enfeksiyonlar gibi ciddi riskler görülme eğilimi içerisinde olabilirler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sanal gerçeklik terapisi, diş hekimi korkusunu aşmayı sağlıyor!</strong></p>
<p>Temel psikolojik nedenlere değinen Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Utanma, kontrol kaybı, ağrı duyacağına dair yoğun korkular psikolojik temelleri oluşturur.” dedi.</p>
<p>Hastanın güvenliğini arttırmanın, süreci anlamasını sağlamanın ve hastayla birlikte süreci yönetmenin önemli değerler olduğuna işaret eden Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Dentofobide kullanılan psikolojik yöntemler içerisinde bilişsel davranış teknikleri, maruz bırakma, sanal gerçeklik uygulamaları gibi teknolojiden de faydalanılan terapi yöntemleri ön plana çıkıyor. Sanal gerçeklik uygulamalarıyla hastanın bir diş kliniğine geldiği ilk dakikadan itibaren tüm serüveni canlandırılıyor. Hasta terapi ortamında kendini diş kliniğinde buluyor ve korkusunun üzerine gitmesine ortam sağlanmaya çalışılıyor.” </p>
<p><strong>Olumlu imgeleme, nefes ve gevşeme egzersizleri kişiye yardımcı olabilir!  </strong></p>
<p>Bireylerin diş tedavisine gelmeden önce kendilerine uygulayabilecekleri yöntemler olduğundan bahseden Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Bu yöntemler arasında olumlu imgeleme, meditasyon, nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Psikoterapi seansları içerisinde aynı tekniklerin uygulandığını aktaran Karpat, “Uygulanan destek yöntemleri içerisinde danışanları algılayabilme, onların problemlerini görebilme, birlikte bu süreçte adım adım ilerleme ve onları sakinleştirme üzerine kurulu bir planlama bulunur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Korku nedeniyle diş hekiminden uzun süre kaçınılıyorsa profesyonel destek gerekebilir!</strong></p>
<p>Profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyulup duyulmadığının genellikle kişinin kaçınma davranışı üzerinden değerlendirildiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Can Karpat, “Eğer kişi korkularına bağlı olarak doktora gitmekten uzun vadede kaçınıyorsa ve diş problemlerinde ciddi ilerleme görülüyorsa o zaman profesyonel desteğe ihtiyacı olabilir.” dedi.</p>
<p>Çocuklarda gelişen dentofobide ebeveynlerin tutumlarının genellikle açıklayıcı korku dilinden uzak ve kapsayıcı şekilde olması gerektiğine dikkat çeken Karpat, “Çocuk danışanlarla eğlenceli ve oyun barındıran ortamlar, açıklayıcı süreçler ve küçük ödüllerle bağ kurarak tedavi süreçleri daha kolay hale getirilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-hekimi-korkusunu-terapi-ve-vr-gozluk-ile-cozmek-mumkun-574980">Diş hekimi korkusunu terapi ve VR gözlük ile çözmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.  Dünyada olduğu gibi ülkemizde de erişkinlerde yaklaşık yüzde 25-35 oranında hemoroid hastalığı görülüyor.  Özellikle sosyal ve iş hayatında ciddi sıkıntılara yol açsa da hastalar utanma duyguları nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınıyorlar. <strong>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, </strong>bunun sonucunda hastaların genellikle ameliyatsız tedavi seçeneklerini kaybettiklerine dikkat çekerek, “Oysa hemoroid hastalığı erken dönemde ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilmektedir. Dolayısıyla, rektal kanamalarda ve şişliklerde zaman kaybetmeden mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu muayene ayrıca kanser gibi hastalıkların da ekarte edilmesi açısından çok kıymetlidir” diyor.</p>
<p><strong>Tuvalette uzun süre oturmayın!</strong></p>
<p>Hemoroid; anal kanalın en alt kısmında bulunan damar yastıkçıklarının genişleyip şişmesiyle ve aşağı sarkmasıyla gelişen bir hastalık. Anal kanalda yastıkçık görevi gören bağ dokusuyla çevrili damarsal yapıların basınca maruz kalmaları sonucunda genişlemeleri ve gevşemeleriyle oluşuyor. Bu basınç artışı kabızlık, tuvalette uzun süre oturmak, ıkınmak, hamilelik ve obezite gibi nedenlere bağlı olarak gelişiyor.</p>
<p><strong>İlk belirtisi genellikle ağrısız kanama oluyor</strong></p>
<p>Hemoroidler, bulundukları bölgeye göre iç ve dış hemoroid olarak tanımlanıyor. İç hemoroidler hastalığın ilerleme durumuna göre 1-4 arası evrelendiriliyor ve  ilk belirtiler genellikle dışkılama sonrası parlak kırmızı renkte ve ağrısız kanama oluyor. Bunun yanında kaşıntı, makattan dışarı çıkan şişlikler ve ileri aşamalarda ağrı sık görülüyor. Dış hemoroidlerde benzer şikayetler yaşansa da ağrı, kaşıntı ve oturma sırasında rahatsızlık hissi daha ön plana geçiyor.</p>
<p><strong>Erken evrede ameliyatsız kontrol altına alınabiliyor!</strong></p>
<p>Hemoroid hastalığının tedavisinde hastanın hem şikayetlerini ortadan kaldırmak hem de yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor.   Erken evrede tanı konulduğunda ilaç tedavileri, lifli beslenmek, bol su tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle hemoroidin kontrol altına alınması sağlanabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ileri evrelerde ise cerrahi tedavinin kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, “Sık kanamalı ve ağrılı durumlarda ameliyat etmek en doğru yaklaşımdır” diyor.</p>
<p><strong>Pek çok cerrahi seçenek mevcut!</strong></p>
<p>İç hemoroidlerde 3. ve 4. evrede veya tekrarlayan şiddetli kanamalı tablolarda cerrahi yönteme başvurmak gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde birçok cerrahi seçeneğin olduğunu belirterek, bu yöntemleri “Hemoroidektomi (klasik cerrahi olarak hemoroid yastıkçıklarının çıkarılması), Stapler Hemoroidopeksi, lazer yöntemleri, THD veya HAL gibi arter ligasyonu (damar bağlama)” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Gelişen teknoloji tedaviyi kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda hemoroid cerrahisinde, ağrının daha az hissedildiği, hızlı iyileşme ve işe dönüş sağlayan yeni cerrahi yöntemler ön plana çıkıyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ancak her cerrahi yöntemin kendine ait avantajları ve dezavantajları olduğunu belirterek, “Bu nedenle, planlama hasta özelinde yapılıp kullanılacak olan ameliyat tekniği belirlenmektedir. Doğru hastada doğru teknik seçildiğinde ameliyat sonrasında hemoroid nüksleri beklemediğimiz bir durumdur” diyor. Dr. Gülden Cancan, son yıllarda daha çok stapler, THD ve lazer gibi yöntemlerin tercih edildiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemlerin daha az ağrı, hızlı iyileşme ve erken iş gücü dönüşü sağladıkları için avantajlı oldukları söylenebilir. THD, ameliyat sırasında doppler ultrason eşliğinde hemoroidleri besleyen damarların bağlanıp memeciklerin küçülmesinin sağlandığı bir yöntemdir. Doku çıkartılmadığı için iyileşme daha hızlı ve işgücü kaybı kısa sürelidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 13:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567116</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116">Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Op. Dr. İdris Avcı, bel fıtığının ameliyatsız yöntemlerle nasıl tedavi edilebildiği, bu tedavilerin kimlere uygun olduğu, başarı oranları ve tekrar riskini azaltmanın yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşama, genellikle ameliyatsız yöntemler…</strong></p>
<p>Bel fıtığı tedavisinde ilk aşamanın, özellikle kuvvet kaybı, idrar kaçırması gibi durumlar yok ise, genellikle ameliyatsız yöntemler olduğunu dile getiren Op. Dr. İdris Avcı, “Amaç, ağrıyı azaltmak, fonksiyon kaybını önlemek ve yaşam kalitesini artırmaktır.” dedi.</p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde sıklıkla kullanılan yöntemlere değinen Avcı, “Ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ve gerektiğinde antiinflamatuvar ilaçları içeren ilaç tedavileri kullanılır. Uygun olan hastalar manuel terapi, sıcak-soğuk uygulamalar, elektrik stimülasyonu, traksiyon ve egzersiz programları gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarına yönlendirilir. Yine uygun hastalarda epidural steroid enjeksiyonları veya sinir kökü blokajları, sinir üzerindeki ödemi ve inflamasyonu azaltabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri ve destekleyici tedaviler ağrı kontrolünde etkili… </strong></p>
<p>Kullanılan diğer yöntemlerden de bahseden Op. Dr. İdris Avcı, “Uygun hastalarda radyofrekans ablasyon tedavisi ağrıları kontrol etmek için fayda sağlayabilirler. Kilo kontrolü, oturma ve çalışma pozisyonunun düzeltilmesi, düzenli egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri de faydalı olabilir. Bazı hastalarda kuru iğne, akupunktur veya ozon tedavisi destekleyici olarak kullanılabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ameliyatsız tedaviler herkese uygun değil!</strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavilerin kimler için uygun kimler için uygun olmayabileceği hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, şunları söyledi:</p>
<p>“Hafif veya orta derecede bel fıtığı olanlar, kuvvet kaybı, idrar-dışkı kontrol kaybı gibi acil cerrahi gerektiren bulguları olmayanlar, ilaç ve fizik tedavi ile şikayetleri azalan hastalar, yaşam tarzı değişikliklerini uygulayabilecek motivasyona sahip kişilerde ameliyatsız yöntemler uygulanabilir.</p>
<p>Kauda ekuina sendromu (idrar-dışkı tutamama, ileri nörolojik kayıp) gelişmiş hastalar, şiddetli güç kaybı veya ilerleyici felci olanlar, uzun süreli ilaç tedavisine rağmen şikayetleri artan hastalar ile ciddi sinir basısı bulunanlarda ise uygun olmadığı söylenebilir.”</p>
<p><strong>Hastaların büyük bir kısmı cerrahiye gerek kalmadan iyileşebiliyor!</strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavilerle birçok hastada tamamen iyileşme veya belirgin düzelmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Op. Dr. İdris Avcı, “Özellikle küçük ve orta boy fıtıklarda, zamanla diskin büzüşmesi ve sinir basısının azalmasıyla şikayetler büyük ölçüde kaybolabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak ileri derecede fıtık veya ciddi nörolojik kayıplarda tek başına ameliyatsız tedavilerin yeterli olmayabileceğini altını çizen Avcı, genel olarak, hastaların yüzde 70–80’inin cerrahiye gerek kalmadan iyileşebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Ağrı tekrarlayabilir ama doğru alışkanlıklar riski azaltıyor… </strong></p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinde süreç hakkında bilgi veren Op. Dr. İdris Avcı, “Akut dönemde, ilaç ve istirahat ile 1–2 hafta içinde belirgin rahatlama görülebilir. Fizik tedavi ve egzersiz sürecinde, ortalama 4–6 hafta sürer. Tam düzelme ve kalıcı iyileşme 3–6 ayı bulabilir. Süre, hastanın yaşı, fıtığın büyüklüğü, yaşam tarzı ve tedaviye uyumuna göre değişkenlik gösterir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatsız bel fıtığı tedavisinin ardından tekrarlama riski olduğuna vurgu yapan Avcı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle yanlış hareketler, ağır kaldırma, uzun süreli oturma veya obezite riski artırır. Tekrarlama oranı yaklaşık yüzde 10–15 civarındadır. Düzenli egzersiz, bel ve karın kaslarını güçlendirme, doğru duruş alışkanlığı kazanma ve kilo kontrolü ile bu risk belirgin şekilde azaltılabilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-tedavisinde-ilk-secenek-ameliyatsiz-yontemler-567116">Bel fıtığı tedavisinde ilk seçenek ameliyatsız yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jun 2025 00:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=542264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Felç Tedavisinde yeni yöntemleri, felçli hastalar ve yakınları için umut olabiliyor. Robot destekli tedavi de bunlardan biri.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264">Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Felç Tedavisinde yeni yöntemleri, felçli hastalar ve yakınları için umut olabiliyor. Robot destekli tedavi de bunlardan biri.</p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon umutları ‘ayağa kaldırıyor’ </strong><strong> </strong><strong>Felci robotik rehabilitasyon ile yenen hastalar doktorlarıyla buluştu!</strong></p>
<p><b><strong>Felç Tedavisinde Robot Desteği </strong></b></p>
<p><span>Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasının etkisiyle nörolojik hastalıkların yaygınlığı da artıyor. Öyle ki günümüzde her 6 kişiden 1’inin felç (inme) geçirdiği belirtiliyor. Vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma veya konuşma zorluğuna yol açan inme sonrasında gerçekleştirilen fizik tedavi ve rehabilitasyon ise hasarın kalıcı hale gelmesinin önlenmesinde kilit bir rol üstleniyor. Son yıllarda, inme tedavisinde devrim niteliğinde bir gelişme olan “robotik rehabilitasyon” çok ağır hastaların bile yeniden yürüyebilmelerini ve diğer uzuvlarını eskisi gibi kullanabilmelerini sağlıyor! </span><strong>Acıbadem Taksim Hastanesi’nde</strong><span> geçtiğimiz günlerde düzenlenen </span><strong>“Robotik Rehabilitasyon”</strong><span> söyleşisinde, hekimler robot destekli fizik tedavi ve rehabilitasyon programının önemini anlatırken,   bu tedaviyle sağlıklarına kavuşan hastaları da tedavi süreciyle ilgili deneyimlerini paylaştılar.  </span></p>
<p><b><strong>Beyinde hasarlı dokuların görevini sağlıklı bölgeler üstleniyor</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Hareket etme yeteneğimiz, beyindeki nöronların; inme ve beyin hasarı nedeniyle zarar görmeleri veya omurilik yaralanmaları sonucu omurilikten kaslara ulaşan sinyal yolunun kesilmesiyle bozulabiliyor. Beynimizin gördüğü hasardan sonra kendini toparlamaya ve iyileştirmeye çalıştığı süreç ise aylarca sürebiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Cihan Aksoy</strong>, beyin ve sinir hücrelerinin iyileşmesinin hasta inme geçirdikten hemen sonra başladığını belirterek, “Ancak hasarlı bölgede düzelme çoğunlukla sınırlı kalıyor ve normal fonksiyonun tam düzelmesiyle sonuçlanmıyor. Bu nedenle, hasar gören beyin dokularının görevini beynin sağlıklı bölgeleri üstleniyor. Beyin, zarar görmemiş hücreleri yeniden düzenleyerek ve yeni bağlantılar oluşturarak hasarı telafi etmeye çalışıyor” dedi.</p>
<p><b><strong>Hareketler sinir sistemine yeniden öğretiliyor</strong></b></p>
<p>İnme sonrasında yürüyemeyen, kollarını hareket ettiremeyen hastalarda Robotik rehabilitasyonun beynin yeniden öğrenme işlevlerinin hızlı ve düzgün şekilde oluşmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Cihan Aksoy, “Rehabilitasyonun hedefi, her bir hasta için en uygun sonucu elde etmek amacıyla nöroplastisiteden, yani beynin yapısal veya fizyolojik değişikliklere uğrama yeteneğinden maksimum düzeyde yararlanmaktır. Robotik rehabilitasyon teknolojileri, belirli hareketlerimizin ve günlük yaşantımızda yaptığımız olağan işlerimizin tekrar tekrar uygulanmasına olanak tanıyor. Bu sayede ağır etkilenmiş, yani hiç bacak veya kol hareketi olmayan hastalarda bile beyin, hücrelerinin yeniden çalışmasını ve hareketleri tekrar öğrenmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Beynin tekrar iyileşmesi için 4 önemli kural</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Cihan Aksoy, tedaviden etkin sonuç alınması için rehabilitasyon programına zaman kaybetmeden başvurmak gerektiğini belirterek, “Ayrıca,<strong> </strong>beynin tekrar iyileşmesi için rehabilitasyonun dört önemli ayağı vardır.  Bunlar; hastanın motivasyonu ve tedaviye olan inancı ile aile desteği, tecrübeli multidisipliner bir ekip, en iyi teknolojik destek ve maksimum iyileşmeyi uyaran, ortalama 6 saat süren yoğun ve kapsamlı bir programdır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><b><strong>Çok ağır felçli hastada bile tekrar yürüme şansı yüzde 48 oranında artıyor!</strong></b></p>
<p>Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor ve yakın bir gelecekte 60 yaş ve üzerindeki nüfusun 2 milyarın üzerine çıkacağı öngörülüyor. Nüfusun yaşlanmasının bir etkisi olarak toplumda inme hastalığının görülme sıklığının da giderek arttığını söyleyen <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde bu hasta grubunda robotik rehabilitasyon programından son derece başarılı sonuçlar alındığına işaret ederek, “Öyle ki  robotik rehabilitasyonla çok ağır inme geçirmiş hastalarda dahi yüzde 48 oranında tekrar yürüme olasılığını artırabiliyoruz. Yeter ki hastalar umutlarını hiç yitirmesinler ve programlara düzenli olarak katılsınlar” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Robot yardımıyla egzersizlerde maksimum fayda</strong></b></p>
<p>Standart fizik tedavide hastalar yorulabildikleri için süre ve motivasyonun sınırlanabildiğini aktaran Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli programın ise egzersizlerin süresi, tekrarı ve zorluğunda tedavinin yoğunluğunun artabileceği bir ortam sunduğunu anlatarak, “Örneğin, felçli hastalar kol hareketlerini çalıştırmak için seans içerisinde bir fizyoterapist ile 30 hareket tekrarı gerçekleştirirken, robot yardımıyla 1000’den fazla tekrar yapabiliyorlar. Klasik yöntemle günde en fazla 1,5 saat fizik tedavi alabiliyorken, robotik rehabilitasyonda günde 6 saate kadar fizyoterapistlerle birlikte çalışabiliyorlar” dedi.</p>
<p><b><strong>Egzersizler sanal gerçeklik ekranında simüle ediliyor</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Robotik Rehabilitasyon programının ev ve sosyal yaşantımızda gerçekleştirdiğimiz işleri taklit eden egzersizleri yapma olanağı sağladığını aktaran Doç. Dr. Mustafa Çorum, konuşmasına şöyle devam etti: “Robotik rehabilitasyonda görevler ekranda sanal gerçeklikle simüle edildiği için terapiler çok daha eğlenceli geçiyor. Belirli hareketlerin yapıldığı bilgisayar oyunları dikkati sağlayarak hastaların egzersizlere daha iyi odaklanmalarına yardımcı oluyor. Hastalar, sanal ortamda yaratılmış görsel hedefe yönelik kol veya bacak hareketini görerek kendi hareketlerini düzeltebiliyorlar. Ayrıca hareketleri algılayan sensörler hastaya uyarı vererek hareketin düzgün yapılması için teşvik edebiliyor. Bu robotik cihazlar doğru hareketin her seferinde tam olarak aynı şekilde tekrarlanmasını ve bu sayede beynin kaslarını harekete geçirecek şekilde eğitilmesini sağlıyor.”</p>
<p><b><strong>“Aynı dönemde hem felç hem meme kanseriyle savaştım”</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak kendi tedavisiyle ilgili bilgi veren 47 yaşındaki Seniha Terzi felç öyküsünü şöyle anlattı: “Bir şirkette pazarlama müdürüyüm. Sıradan bir iş günüydü. Masamda çalışırken, bir an bardağı tutamadığımı hissettim. Kolumdaki hissizlik sadece bir-iki saniye sürmüş olsa da yüksek tansiyon hastası olduğum için hemen tansiyonumu ölçtüm. Tansiyonum çok yüksek çıkınca ilacımı aldım ve  hastaneye gittim. Tam hastaneden ayrılırken bir anda ayağımda inanılmaz bir güç kaybı oluştu, kolum da hiç hareket edemez hale geldi. ‘Felç geçiriyorsunuz, sizi hemen yatırıyoruz’ dediler. Hastanede tedavi gördüğüm bir hafta boyunca kolumu hiç hareket ettiremedim, bacağımdaki güçsüzlük nedeniyle koltuk değneklerinden destek alarak yürüyebildim.”</p>
<p><b><strong>Adeta oyun oynar gibiydim, hiç sıkılmadım  </strong></b></p>
<p><strong> </strong>Hastanede klasik fizik tedavi yöntemi uygulandığını ve taburcu olduğunun ertesi günü Robotik Rehabilitasyon Merkezi’nde seanslara başladığını belirten Seniha Terzi, “Tam 35 seans her gün işe gider gibi hastaneye gittim; tüm gün süren yoğun bir programa girdim. Ama hiç klasik bir fizik tedavi gibi değildi. Oyun oynar gibiydim. Aynı hareketi 10 kez yapsanız sıkılırsınız. Ancak hareketleri robotla birlikte yapınca hiç sıkılmadan tekrarlıyorsunuz. Kendimle yarıştığım, puan topladığım ve her gün kendimi biraz daha geçtiğim bir programdı” dedi.</p>
<p><b><strong>Artık hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum</strong></b></p>
<p>Tedavisine devam ederken meme kanserine de yakalandığını öğrenince zaman kaybetmeden ameliyat olduğunu belirten Seniha Terzi, bu nedenle fizik tedaviye bir hafta ara verdiğini anlatarak, “Beni meme kanserinden daha çok inme zorladı aslında. Ben çalışan, sporunu yapan ve seyahat eden çok aktif bir insandım, birden hayatım kısıtlanmış, neredeyse hiçbir şey yapamaz hale gelmiştim. Bu süreçte doktorum, sağlık personeli, ailem ve arkadaşlarım beni hep motive ettiler. Hem azmim hem çevremdeki insanların büyük destekleri sayesinde tedaviden başarılı sonuç aldım. Artık kolaylıkla elimi ve kolumu hareket ettiriyor, yürüyebiliyor; hayatıma kaldığım yerden aktif bir şekilde devam ediyorum” diyerek noktaladı sözlerini.</p>
<p><b><strong> “Yeniden yürüyebilmek çok büyük mutluluk”</strong></b></p>
<p><strong> </strong>Söyleşiye katılarak deneyimlerini anlatan 63 yaşındaki Sevim Çakmak, bir gece uykusundan uyandığında sağ kolunun tamamını kaplayan hissizliği fark ettiğini söyledi. Apar topar hastaneye kaldırılan Sevim Çakmak’a yarım saat içinde tüm tetkikler yapılmış ve beyin kanaması tanısı konulmuş. Son 3 aydır yoğunlaştırılmış nöro-rehabilitasyon tedavisi gören Sevim Çakmak, “En başından beri bilincim yerindeydi. Hiçbir zaman ‘ben artık yürüyemeyeceğim’ gibi umutsuzluğa düşmedim. Kolumun sağ tarafını hiç kullanamıyordum. Bugün pek çok işimi halledebiliyorum. Fizik tedavimi hiç aksatmıyorum. Üstelik sıkılmıyorum da. Tedavi sürecinde bilgisayar oyunu oynuyorum. Kuşları yakalıyorum, sonra ondan çıkıp başka oyunlara giriyorum. Uzun aradan sonra desteksiz yeniden yürüyebilmek çok büyük mutluluk” dedi. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/felc-tedavisinde-yeni-yontemler-542264">Felç Tedavisinde Yeni Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Yöntemler Kalp Sağlığınıza Işık Tutuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-yontemler-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-426664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınıza]]></category>
		<category><![CDATA[tutuyor]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde yaş ortalamasının artması ile birlikte, kalp damar hastalıklarına neden olan risk faktörlerine maruziyet süresi de artmaktadır. Bu durum ise kalp damarlarının yapısının kötüleşmesine ve aşırı kireçlenmesine yol açmaktadır. Ancak günümüzde kalp hastalıklarının teşhisi ve tedavisinde işlem riskini düşüren ve başarısını artıran yöntemler öne çıkmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yontemler-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-426664">Bu Yöntemler Kalp Sağlığınıza Işık Tutuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BU YÖNTEMLER KALP SAĞLIĞINIZA IŞIK TUTUYOR</strong></p>
<p>Dünyada ve ülkemizde yaş ortalamasının artması ile birlikte, kalp damar hastalıklarına neden olan risk faktörlerine maruziyet süresi de artmaktadır. Bu durum ise kalp damarlarının yapısının kötüleşmesine ve aşırı kireçlenmesine yol açmaktadır. Ancak günümüzde kalp hastalıklarının teşhisi ve tedavisinde işlem riskini düşüren ve başarısını artıran yöntemler öne çıkmaktadır. Kalbi besleyen koroner damarların görüntülenmesini sağlayan IVUS   (İntravasküler ultrason) ile OCT (Optik Koherens Tomografi) teknolojileri en uygun tedavi yönteminin karar verilmesine imkan sağlamaktadır. Memorial Hizmet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, “Istanbul Coronary Intravascular Imaging Optimum: IVUS &#038; OCT Toplantısı”nda damar içi görüntüleme yöntemleri ile ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Ameliyata uygun olmayan hastalar için de hayat kurtarıcı</strong></p>
<p>Ülkemizde yaşlı nüfusunu artması ile birlikte kalp damar problemlerinin görülme sıklığında da önemli bir artış yaşanmaktadır. Bu hastalarda kalbi besleyen koroner damarların yapısı daha kireçli, yaygın, düzensiz, ince olabilmektedir. Bu hastalarda uygun tedavi seçeneğinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi için “İntravasküler ultrason” yani damar içi görüntüleme büyük önem taşımaktadır. Kalbin içindeki 2-3 milimetrelik damarlara özel bir tel gönderilerek ultrason dalgaları ile damarın yapısı değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme sonucu tedavi stratejisi belirlenmekte ve hastaya bir tedavi planı çıkarılmaktadır.</p>
<p>OCT ise koroner arterler yani kalbi besleyen damarların yakın kızılötesi ışık kullanılarak mikroskopik düzeyde incelenmesine olanak sağlayan yüksek çözünürlüklü bir görüntüleme metodudur. Kalp damarlarındaki problemler belirlenerek hızlıca tedavi planlamasına geçilebilmektedir. Bu ise işlem başarısını artırmaktadır.</p>
<p><strong>Hem tedavi sırasında hem de sonrasında fayda sağlıyor</strong></p>
<p>Amerika’da ve Japonya’da stent takılan hastaların %50-70’inde damar içi görüntüleme uygulamaları yapılmaktadır. Dünya genelinde kullanılma sıklığı %10 olarak bilinmektedir. Hastanın hem tedavi sırasında hem de tedavi sonrasında işlem başarısını artıran damar içi görüntüleme işlemleri yani IVUS ve OCT’nin kullanımı konusunda 4 ülkeden 20 doktor bir araya geldi. Memorial Hizmet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız ve Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emir Özgür Barış Ökçün direktörlüğünde, Harvard Medical School Brigham and Women’s Hospital Kardiovasküler Görüntüleme Bölüm Direktörü Prof. Dr. Diaa Hakim ve Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Sorumlusu Doç Dr. Kudret Keskin&#8217;in katkılarıyla 24-26 Kasım tarihinde Memorial Hizmet Hastanesi’nde Istanbul Coronary Intravascular Imaging Optimum: IVUS &#038; OCT Toplantısı düzenlendi. Hindistan, Endonezya, Irak ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden uzmanların katıldığı toplantıda teorik ve canlı yayın eşliğinde uygulamalı eğitim verildi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yontemler-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-426664">Bu Yöntemler Kalp Sağlığınıza Işık Tutuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemik Metastazında Yeni Gelişen Yöntemler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler-410315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[metastazında]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=410315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘kanserin kemiğe sıçraması’ olarak bilinen kemik metastazının görülme sıklığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler-410315">Kemik Metastazında Yeni Gelişen Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘kanserin kemiğe sıçraması’ olarak bilinen kemik metastazının görülme sıklığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile çok daha fazla karşılaşıldığını belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş</strong> “Kemik metastazı mevcut kanserin ilerlediğini gösterir. Akciğer ve karaciğerden sonra en sık metastaz alan üçüncü bölgedir. Kanser tipine bağlı olarak kemik metastazının görülme sıklığı yüzde 70’i bulabilmektedir” diyor. Hastaların en sık başvuru nedeninin şiddetli ağrı, şişlik, topallama ve kemikte kırık olduğunu, bu nedenle bu tür şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş kemik metastazı hakkında bilinmesi gerekenleri ve tedavide yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösterebiliyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda kanser tedavilerinin gelişimine paralel olarak yaşam süresi uzadıkça metastatik kemik kanseri ile karşılaşma sıklığı da artıyor. Genellikle yavaş seyirli ilerleyen, iyi ve kötü huylu olmak üzere ikiye ayrılan kemik tümörlerinde hastaların sıklıkla ağrı şikayetiyle hekime başvurduğunu, ağrıda belirleyici unsurun ise istirahatta bile devam etmesi ve zamanla şiddetinin artması olduğunu belirten Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş “Hasta geceleri ağrı nedeniyle uykudan uyanabilir ve standart ağrı kesicilerden yeterli fayda görmeyebilir. Geceleri uykudan uyandıran ağrı kötü huylu kemik tümörlerinin bir göstergesi olsa da nadiren iyi huylu tümörde de görülebilir. Vücutta düzensiz sınırlı, hızlı büyüyen ve ağrılı şişlikler ile topallama da kötü huylu olması açısından uyarıcı olmalıdır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Erken tanı hayati önem taşıyor!</strong></p>
<p>Sıklıkla 40 yaş sonrası ortaya çıkan kemik metastazı mevcut kanserin ilerlemiş olduğunu gösteriyor. Bu hastaların alanında uzman hekimler (Ortopedik Onkoloji hekimi, Tıbbi ve Radyasyon Onkolojisi, Patoloji, Radyoloji ve Nükleer tıp) tarafından değerlendirilip tanı ve tedavisine karar verilmesi gerekiyor. Doç. Dr. Gümüştaş, kemik metastazlarının tüm kemiklerde gelişebilmekle birlikte en sık omurga, pelvis (leğen kemiği), femur (uyluk) ve humerus (kol) bölgesinde görüldüğünü belirterek şöyle konuşuyor: “Kemik metastazı tanısının konulmasının hayati önemi vardır. Özellikle kemiğin kendisinden kaynaklanan tümörlerden ve hastanın mevcut tümöründen başka bir odaktan kaynaklanmadığı ortaya konulmalıdır. Aksi taktirde hastanın yaşamını ciddi şekilde olumsuz etkileyecek geri dönüşümsüz hatalara yol açılır.”</p>
<p><strong>Tedavide çok hızlı gelişmeler yaşanıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda teknolojideki ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kemik metastazlarının tedavisinde çok önemli yenilikler yaşanıyor. Bazı iyi huylu tümörler sadece takip edilirken, birçoğunun ameliyat ile çıkarılmasının tedavi için yeterli olduğunu, kemiğin kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörlerin asıl tedavisinin ise ameliyat ile temiz bir şekilde çıkarılması olacağını vurgulayan Doç. Dr. Gümüştaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazılarının tedavisinde cerrahiye ek olarak kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Kemik metastazlarının ameliyat ile tedavisinde kapalı ya da açık yöntemler uygulanabilir. Kemik metastazlarının tedavisinde yeni gelişmeler; görüntüleme eşliğinde (tomografi, seyyar röntgen) kapalı uygulanan yakma (radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon) ve dondurma (krioablasyon) işlemleridir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>Tümör yüksek ısıda yakılıyor</strong></p>
<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Ortopedik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Seyit Ali Gümüştaş, son yıllarda sık kullanılan yöntemlerden Radyofrekans ablasyon (RF) ile bazı iyi huylu kemik tümörleri ve kemik metastazlarının, tümörün görüntüleme eşliğinde yüksek ısıda kapalı olarak yakılması suretiyle tedavi edilebildiğini belirterek “Bu yöntem özellikle genel durumu çok iyi olmayan ve açık cerrahiyi tolere edemeyecek kemik metastazı hastalarında hayati öneme sahiptir. RF ablasyon işlemi çok spesifik olup özellikle kemik ve yumuşak doku tümör cerrahisi ile ilgilenen Ortopedi ve Travmatoloji hekimi ya da Girişimsel Radyologlar tarafından yapılmaktadır” diyor. Doç. Dr. Gümüştaş bu yöntemde ısının tümör üzerinde eritme/küçültme etkisi gösterdiğine, bazen ameliyata gerek bırakmayabildiğine dikkat çekerek “İyi ve kötü huylu kemik tümörlerinde uygulanabilmektedir. Düşük riskli ve hızlı sonuç alınabilen etkin yöntemdir. Radyoterapiye dirençli ya da tekrarlamış kemik metastazlarında uygulanabilmesi ekstra avantajıdır. Seçilmiş hastalarda radyofrekans ablasyon ile tümörü yaktıktan sonra aynı giriş yerinden çimentolama işlemi güvenle uygulanabilir” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemik-metastazinda-yeni-gelisen-yontemler-410315">Kemik Metastazında Yeni Gelişen Yöntemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
