<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yoksa | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yoksa/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yoksa</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yoksa | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yoksa</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[sarkan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor. Bu durumun genellikle estetik bir kaygıya sebep olduğu düşünülür ancak ileri derece göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak ciddi görme sorunlarını da beraberinde getirebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz, üst göz kapağı sarkmasında cerrahi ve cerrahi dışı tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</strong></p>
<p>Son yıllarda, üst göz kapağında biriken fazla deri ve yağ dokusunun çıkarılmasıyla uygulanan üst blefaroplasti oldukça popüler. Ancak bu cerrahi işlem popülerliğini sadece estetik ihtiyaçlardan almıyor. Özellikle yaşla birlikte sigara kullanımı gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesiyle oluşan ileri derece üst göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak görme sorunlarına sebep oluyor. Sarkan göz kapakları, aynı zamanda yorgun ve yaşlı bir yüz ifadesine yol açtığı için, pek çok kişi bu durumdan kurtulmanın sağlıklı ve bilimsel yollarını arıyor. </p>
<p><strong>Doğru Yöntem İçin Doğru Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Üst göz kapağı sarkmasının tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi için hastanın genel sağlık durumu, göz çevresi ile cilt yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz,</strong> cerrahi ya da ameliyatsız tüm uygulamalarda hasta-hekim iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulmasının, başarılı sonuçların anahtarı olduğunu vurguluyor. Öte yandan, her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde göz çevresi estetiğinde hem daha konforlu hem de daha etkili yöntemler kullanılıyor. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Planlama ile Sonuçlar Daha Verimli </strong></p>
<p>Genetik özellikler, güneş ışınlarına uzun süre maruziyet, cilt elastikiyetinin azalması, sigara kullanımı ve yaşlanma, üst göz kapağı sarkmasına neden olan en etkili faktörler arasında. Ancak sorunun çözümü için, kişiye özel tedavi planlamalarıyla hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemler var. Üst blefaroplasti operasyonu, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir işlem ve öncesinde, hastanın göz kapağı yapısı detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılabiliyor. Ameliyat sırasında, göz </p>
<p>kapağının doğal kıvrımına uygun şekilde yapılan kesilerle fazla deri ve gerekli durumlarda yağ dokusu çıkarılarak göz kapağı yeniden şekillendiriliyor. Operasyon sonrası süreçte ise hastalara; ilk günde buz kompresi yapmaları, doktor tarafından önerilen ilaç ve kremleri düzenli kullanmaları, yaklaşık 10 gün boyunca ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları öneriliyor. İyileşme süreci çoğu hastada kısa sürüyor ve düzenli kontrollerle süreç daha sağlıklı takip edilebiliyor. </p>
<p><strong>Göz Kapağı Sarkmasında Ameliyatsız Yöntemler Neler? </strong></p>
<p>Cerrahi işlem tercih etmeyen ya da operasyonu ertelemek isteyen kişiler için de modern tıpta ameliyatsız çözümler mevcut. Özellikle hafif düzeyde göz kapağı sorunları ve ince kırışıklıkları bulunan hastalarda bu yöntemler oldukça etkili. Fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer uygulamaları, göz çevresindeki ince kırışıklıkların giderilmesi ve cilt kalitesinin artırılması amacıyla kullanılıyor. Lazer ışınlarıyla cildin üst tabakası kontrollü şekilde yenilenirken kolajen üretimi de destekleniyor. Bu sayede ciltte daha sıkı ve canlı bir görünüm elde edilebiliyor. İşlem sonrası iyileşme süreci ise yaklaşık 10 gün. Bir diğer yöntem olan “Jet Plazma” uygulaması da göz kapağı cildinde sıkılaşma ve toparlanma sağlamak için kullanılan bir yöntem. Lokal anestezik kremler eşliğinde gerçekleştirilen bu uygulama sonrasında hastalar çoğunlukla 5-7 gün içinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve şişlik gibi geçici etkiler görülebiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engelli Bireylerde Destek Yoksa Diş Sağlığı Tehlikede!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerde-destek-yoksa-dis-sagligi-tehlikede-619066</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikede]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizmli bireyler, Down sendromlu hastalar ve felç geçirenlerde diş hastalıklarının görülme sıklığı, genel topluma kıyasla daha yüksek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerde-destek-yoksa-dis-sagligi-tehlikede-619066">Engelli Bireylerde Destek Yoksa Diş Sağlığı Tehlikede!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otizmli bireyler, Down sendromlu hastalar ve felç geçirenlerde diş hastalıklarının görülme sıklığı, genel topluma kıyasla daha yüksek. Güncel rakamlar da bunu kanıtlıyor; engelli bireylerde diş eti hastalıklarının görülme oranı yüzde 60 ile yüzde 90 arasında değişiyor. Bu durumun başlıca nedenleri arasında ise; motor kısıtlılıklar, bilişsel davranışsal faktörler ile anatomik farklılıklar var. El-göz koordinasyonunun yetersiz olması ve ince motor becerilerindeki sınırlılıklar, günlük ağız bakımının etkin şekilde yapılmasını zorlaştırıyor. </p>
<p>Özellikle Down sendromu olan bireylerde görülen büyük dil yapısı, dar çene ve diş çapraşıklıkları, hem temizliği güçleştiriyor hem de dişeti hastalıklarını artırıyor. Bu nedenle Down sendromlu bireylerde erken diş kaybı, normal popülasyona göre 3-4 kat daha sık karşılaşılan bir durum. Otizm spektrum bozukluğu bulunan bireylerde ise diş hekimiyle iş birliği kurmak güç olabilirken ağız içi işlemlere hassasiyet gelişebiliyor. Kullanılan epilepsi ve depresyon ilaçları da ağız kuruluğuna yol açarak çürük riskini artırabilmekte. Tükürüğün azalması ise, ağız içindeki doğal savunma mekanizmalarını zayıflatan bir durum. Dolayısıyla bakım veren eksikliği ya da ağız hijyeninin ikinci plana atılması gibi ihmaller, diş çürüğü, diş eti hastalıkları ve erken diş kaybı riskini artırıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Klinik Bilimler Endodonti Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Gözde Akbal Dinçer,</strong> ağız sağlığının korunmasında düzenli ve doğru günlük bakımın en kritik adım olduğunu vurgulayarak hem aileler hem de bakım verenler için bu konudaki önerilerini paylaşıyor: </p>
<p><strong>Günlük Bakımda En Büyük İhtiyaç: Destek </strong></p>
<p>Ailelerin ve bakım verenlerin eğitimi bu süreçte belirleyici bir role sahip. Pek çok engelli birey dişlerini tek başına yeterli düzeyde temizleyemediği için aile üyelerinin aktif katılımına ihtiyaç duyuyor. Aynada birlikte diş fırçalama gibi yöntemlerin, doğru alışkanlık kazandırmada etkili olduğunu unutmayın. Günde iki kez florürlü diş macunu ile fırçalama yapmayı ihmal etmeyin. </p>
<p>Motor kısıtlığı bulunan bireylerde elektrikli diş fırçası kullanılabilir. Ağız kuruluğu yaşayan bireylerde ise şekersiz sakız veya yapay tükürük ürünleri destekleyicidir. </p>
<p><strong>Beslenme Düzeninde Şekere Geçit Yok  </strong></p>
<p>Özellikle şekerli, yumuşak gıdalar dişlerde sürekli asit oluşumuna neden olarak çürük riskini artırır. Bu nedenle bisküvi, meyve suyu ve püre kıvamındaki gıdaların tüketimini sınırlandırın. </p>
<p><strong>Kontrol Şart Ama Daha Sık! </strong></p>
<p>Engelli bireylerin normal popülasyona göre daha sık, genellikle 3-6 ayda bir diş hekimi tarafından değerlendirilmesi daha sağlıklıdır. Fissür örtücüler, topikal flor uygulamaları ve profesyonel diş taşı temizliği gibi koruyucu uygulamalar, ciddi diş sorunlarının önüne geçebilir. Gerekli durumlarda sedasyon ile planlı ve kısa seanslarla tedavi seçenekleri de uygulanabiliyor. İş birliğinin mümkün olmadığı veya çok sayıda işlemin gerektiği hastalarda ise dental tedaviler genel anestezi altında tek seansta güvenli bir şekilde gerçekleştirilebiliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/engelli-bireylerde-destek-yoksa-dis-sagligi-tehlikede-619066">Engelli Bireylerde Destek Yoksa Diş Sağlığı Tehlikede!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 10:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bozuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekten]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacın]]></category>
		<category><![CDATA[moralin]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Satın Alma]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu kapsamında düzenlediği Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerlerinin beşincisi gerçekleştirdi. “Bilinçli Tüketici Olmak: Satın Almanın Püf Noktaları” başlığıyla çevrimiçi düzenlenen seminere yoğun katılım sağlandı.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası tüketim alışkanlıkları daha fazla sorgulanmaya başlandı</strong></p>
<p>Seminerin konuşmacısı, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı oldu. Konuşmasına, “Paranızın, zamanınızın ve gezegenimizin kontrolünü ele alma zamanı” sözleriyle başlayan Prof. Dr. Dağlı, pandemi sonrası dönemde tüketim alışkanlıklarının daha fazla sorgulanmaya başlandığını ifade etti. Kaynakların sınırlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, bilinçsiz tüketimin çevreye, atmosfere ve doğal kaynaklara zarar verdiğini belirtti.</p>
<p><strong>Alışveriş artık bir deneyim alanı</strong></p>
<p>Günümüzde alışverişin yalnızca bir ihtiyaç giderme davranışı olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Dr. Dağlı, modern tüketici deneyiminin duygusal bir boyut kazandığını dile getirdi. Alışverişin, birçok kişi için “duygusal boşluk doldurma aracı” haline geldiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, bu durumun tüketim kültürüyle doğrudan ilişkili olduğunu kaydetti.</p>
<p>“Tüketim kültüründe ‘tükettiğin kadar varsın’ anlayışı hâkim” diyen Dağlı, bu yaklaşımın toplumsal etkilerinin sorgulanması gerektiğini, bilinçli tüketimin, bireyin neden ve ne kadar tükettiğini fark etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Hız ve haz çağında tüketim</strong></p>
<p>Günümüz dünyasının hız ve haz odaklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Dağlı, teknolojiyle birlikte ekranların hayatın merkezine yerleştiğini söyledi. Tüketicilerin bu ekranlardan hız ve anlık tatmin beklediğini belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca para biriktirmek anlamına gelmediğinin altını çizdi.</p>
<p>Bilinçli tüketimin; zamanı, psikolojiyi ve çevresel kaynakları doğru yönetmeyi de kapsadığını ifade eden Prof. Dr. Dağlı, “Hedef, tüketimin nesnesi değil öznesi olabilmek” dedi.</p>
<p><strong>Satın alma davranışının psikolojisi</strong></p>
<p>Satın alma dürtüsünün arkasında nörolojik süreçlerin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, alışveriş sırasında beyinde dopamin salgılandığını ve bu durumun kısa süreli mutluluk hissi yarattığını, özellikle ürünün hayal edilmesi ve beklenmesi sürecinde dopamin düzeyinin arttığını ifade etti.</p>
<p>“Yalnızlık, stres ve can sıkıntısı gibi duygular, ‘terapi amaçlı alışverişi’ tetikleyebiliyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, algoritmaların tüketicilerin zayıf anlarını analiz ederek pazarlama kuşatması oluşturduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Pazarlama tuzaklarına dikkat!</strong></p>
<p>Fiyatlandırma stratejileri ve algı yönetimi konularına da değinen Prof. Dr. Dağlı, indirimlerin ve kampanyaların beyinde “kazanma hissi” oluşturduğunu, satın alma süreçlerinde, mantıklı karar verme merkezi olan prefrontal korteks ile duygusal tepkilerden sorumlu amigdala arasında bir denge mücadelesi yaşandığını ifade etti.</p>
<p>“Kıtlık ve aciliyet ilkesi, ‘hemen satın almalıyım’ duygusunu körüklüyor” diyen Prof. Dr. Dağlı, bu sürecin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli yeniden üretildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Dağlı, “‘Son üç ürün’, ‘süreniz doluyor’ gibi uyarılar, tüketicide kaygı yaratıyor. Bu durum ‘fırsatı kaçırma korkusu’, yani FOMO’yu tetikliyor ve bireyi hızlı karar almaya itiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Duyular üzerinden satın alma davranışı şekilleniyor</strong></p>
<p>Duyusal pazarlamanın satın alma süreçlerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Dağlı, alışveriş ortamlarının bilinçli olarak tasarlandığını belirtti. “Mağaza içindeki müzikten kokuya, raf düzeninden görsel tasarıma kadar her unsur satın alma davranışını etkilemek üzere kurgulanıyor. Dijital ortamda ise bu deneyimi web siteleri ve e-ticaret platformları üstleniyor” dedi.</p>
<p>Satın alma sürecinin yalnızca reklamlardan ibaret olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Burada bütünleşik pazarlama iletişiminden söz ediyoruz. Reklam, fiyat, dijital içerik, influencer önerileri ve kullanıcı deneyimleri bir bütün olarak tüketici davranışını şekillendiriyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bilgi ve artan erişimle manipülasyonun hızı da arttı </strong></p>
<p>Tüketici kavramına da açıklık getiren Prof. Dr. Dağlı, nihai tüketicinin ekonomik zincirin son halkasında yer aldığını ve ürünü ticari bir amaç gütmeden satın aldığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, “Bir avukatın evine aldığı televizyon tüketici işlemidir; ancak ofisine aldığı bilgisayar ticari faaliyet kapsamında değerlendirilir” örneğini verdi.</p>
<p>Bilgiye erişimin kolaylaşmasının yeni bir sorunu beraberinde getirdiğini belirten Prof. Dr. Dağlı, “Eskiden sorun bilgi eksikliğiydi, bugün ise bilgi kirliliği ve manipülasyon. Devasa bir veri yığınıyla karşı karşıyayız. Hangisinin gerçek bilgi, hangisinin algı yönetimi olduğunu ayırt etmek ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu durumu “modern tüketicinin paradoksu” olarak tanımlayan Prof. Dr. Dağlı, “Bilgiye erişim hızlandıkça, reklamların ve pazarlama tekniklerinin manipülasyon hızı da arttı. Bu, dijital çağın en büyük ironilerinden biri” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Algoritmalar en zayıf anı hedefliyor</strong></p>
<p>Algoritmik kuşatmaya dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, “Arama geçmişimiz sayesinde reklamlar bizi en zayıf anımızda yakalayabiliyor. Gece yarısı karşınıza çıkan bir yemek reklamı tesadüf değil” dedi. Nöropazarlama uygulamalarına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Hangi rengin, hangi kelimenin ya da hangi sesin ‘satın al’ butonuna bastırdığını artık biliyorlar” şeklinde konuştu.</p>
<p>Web sitelerinde kullanılan “karanlık modellerin” de altını çizen Prof. Dr. Dağlı, “Sepetten ürün çıkarmanın zorlaştırılması, sahte stok sayaçları gibi uygulamalar tüketiciyi dürtüsel satın almaya yöneltiyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Reklam ikna eder, manipüle etmez!</strong></p>
<p>Reklamcılığın etik boyutuna vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam ikna eder, manipüle etmez. Ancak tüketiciler manipüle olabildiği için bugün bilinçli tüketimi konuşmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Influencer pazarlamasına da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Reklam, reklam gibi kokmadığında daha etkili oluyor. Bir arkadaş tavsiyesi gibi sunulan içerikler eleştirel süzgeci aşabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Dur, düşün” çağrısı</strong></p>
<p>Bilinçli tüketici olmanın temel adımlarını da paylaşan Prof. Dr. Dağlı, satın alma öncesinde mutlaka bir “dur, düşün” aşamasının gerektiğini söyledi. “’Gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa sadece moralim mi bozuk?’ sorusu çok güçlü bir duygusal filtredir” diyen Prof. Dr. Dağlı, 30 gün kuralı, fiyat geçmişi takibi, kullanıcı yorumlarının detaylı incelenmesi ve envanter kontrolü gibi yöntemleri önerdi.</p>
<p>Dürtüsel tüketici ile bilinçli tüketici arasındaki farklara da değinen Prof. Dr. Dağlı, “Dürtüsel tüketici anlık haz peşindedir ve çoğu zaman pişmanlık yaşar. Bilinçli tüketici ise araştırır, sorgular ve uzun vadeli tatmin yaşar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Satın alma sonrası da sürecin parçası</strong></p>
<p>Satın alma sonrasının da bilinçli tüketimin önemli bir aşaması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Beklentiyle gerçek örtüşmüyorsa cayma hakkınızı kullanın. ‘Belki alışırım’ demeyin. Bu bir tüketici hakkıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ürün kullanım kılavuzlarının incelenmesi ve deneyimlerin paylaşılmasının hem bireysel memnuniyeti hem de toplumsal farkındalığı artırdığını belirten Prof. Dr. Dağlı, bilinçli tüketimin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Tek tıkla ödeme kolaylaşıyor, harcama kontrolü zorlaşıyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özgül Dağlı, dijital çağda tüketim davranışlarının dönüşümüne dikkat çekerek, özellikle son dönemde bilimsel çalışmalarda öne çıkan “infinite scrolling” (sonsuz kaydırma) kavramının, bireyleri sürekli bir arayış ve satın alma döngüsü içinde tuttuğunu vurguladı. Prof. Dr. Dağlı, “Bu kavram aslında bireyin hiç durmadan tüketmeye yönlendirilmesi anlamına geliyor. Algoritmaların gücü ve sosyal medya reklamlarının kişiselleştirilmiş yapısı, bu süreci daha da hızlandırıyor” dedi.</p>
<p>Tek tıkla ödeme sistemlerinin çoğu zaman kolaylık olarak sunulduğunu ancak harcama kontrolünü zorlaştırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dağlı, influencer pazarlaması ve dijital vitrinlerin, bireylerin bilinçli tüketici olma yolculuğunun önüne geçebildiğini belirtti. Prof. Dr. Dağlı, “Gördüğünüz her şeye sahip olma arzusu, tüketim dürtümüzü körüklüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ucuz olan pahalıdır!</strong></p>
<p>Ürün kalitesinin nicelikten daha önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dağlı, “Ucuz olan aslında pahalıdır sözü boşuna söylenmemiştir. Uzun ömürlü, kaliteli ve çevreye duyarlı ürünler tercih edilmelidir” dedi.</p>
<p>Bilinçli tüketicinin bir “manifestosu” olabileceğini dile getiren Dağlı, bu manifestoyu “Az ama öz almak, niceliğe değil niteliğe odaklanmak, kontrolün sizde olduğunun farkına varmak ve pazarlama stratejilerinin sizi her zaman yönetmesine izin vermemek.” şeklinde dile getirdi.</p>
<p><strong>Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır</strong></p>
<p>Bilinçli tüketicinin haklarını bilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Dağlı, cayma hakkı, fatura ve garanti belgelerinin saklanmasının önemine dikkat çekti. Aldatıcı reklamlara karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Dağlı, “Reklam Kurulu tanımına göre tüketiciyi aldatan, bilgi eksikliğini istismar eden ve can güvenliğini tehlikeye atan reklamlar aldatıcı kabul edilir. Reklamlarda dürüstlük ve şeffaflık esastır” dedi.</p>
<p>Sahte indirimler, eksik bilgilendirme, abartılı vaatler, bilimsel temeli olmayan sağlık beyanları, görsel yanıltmalar ve dijital tuzakların en yaygın aldatıcı reklam türleri olduğunu belirten Prof. Dr. Dağlı, özellikle influencer iş birlikleri ve karanlık tasarımlara karşı tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz</strong></p>
<p>Tüketicilerin korunma mekanizmalarına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dağlı, “Yanıltıcı reklamlara karşı Reklam Kurulu’na başvurabilirsiniz. E-Devlet üzerinden bu işlemler yapılabiliyor. Tüketici Hakem Heyetleri ve CİMER de önemli başvuru kanallarıdır” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Dağlı, aldatıcı reklamla satın alınan ürünlerin ayıplı mal kapsamında değerlendirildiğini ve iade, değişim ile tazminat hakkı doğduğunu hatırlatarak, “Satın aldığınız her şey, hayatınızdan verdiğiniz bir zaman dilimidir. Zamanınızı neye harcadığınıza dikkat edin ve haklarınızı bilin” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gercekten-ihtiyacin-var-mi-yoksa-moralin-mi-bozuk-614440">Gerçekten ihtiyacın var mı, yoksa moralin mi bozuk?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </p>
<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>
<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>
<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>
<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>
<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>
<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>
<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>
<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>
<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>
<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80&#8217;i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 09:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610333</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </span></p>
<p><b><strong> “Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </span></p>
<p><b><strong> Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </strong></b></p>
<p><span> </span><span>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> ‘İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </span></p>
<p><b><strong> Bu şikayetler varsa DİKKAT </strong></b></p>
<p><span> ‘</span><span>Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </span></p>
<p><b><strong>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</strong></b></p>
<p><span> </span><span>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan , stresten ,sedanter  yaşamdan dolayı oluşabilir Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen  durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-610333">Dr. Derya Güneş Uyardı, “Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEMA Vakfı: Toprak Yoksa Su, Su Yoksa Gıda Yok!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-toprak-yoksa-su-su-yoksa-gida-yok-592186</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:43:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<category><![CDATA[toprağın]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[verimli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592186</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEMA Vakfı, 17–30 Kasım Erozyonla Mücadele Haftası kapsamında "Toprak Yoksa Su, Su Yoksa Gıda Yok" söylemiyle toprağın su, gıda ve iklimle arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-toprak-yoksa-su-su-yoksa-gida-yok-592186">TEMA Vakfı: Toprak Yoksa Su, Su Yoksa Gıda Yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMA Vakfı, 17–30 Kasım Erozyonla Mücadele Haftası kapsamında </strong><em><strong>&#8220;Toprak Yoksa Su, Su Yoksa Gıda Yok&#8221;</strong></em><strong> söylemiyle toprağın su, gıda ve iklimle arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor. Dünyada her saniye 1.260 ton, yani yaklaşık 42 kamyon dolusu verimli toprak erozyonla kaybediliyor. Bu kayıp, yalnızca doğanın değil, yaşamın da kaybı anlamına geliyor.</strong></p>
<p>TEMA Vakfı, her yıl Erozyonla Mücadele Haftası kapsamında toprağı korumanın ve erozyonla mücadele çalışmalarının önemine dikkat çekerken; çevrim içi seminerler, geleneksel toprak yürüyüşleri, stant çalışmaları ve eğitim sunumlarıyla toplumda farkındalık yaratmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>500 yılda oluşan toprak, 16 yılda kayboluyor</strong></p>
<p>Karalardaki tüm yaşam toprağa ve topraktaki suya bağlı, ancak bu yaşam kaynağı hızla tükeniyor. Toprak bozulumunun en yaygın şekli olan erozyon nedeniyle her yıl milyonlarca ton verimli toprak kayboluyor. Ülkemizde her 16 yılda 1 santimetre toprak erozyona uğrarken, 1 santimetre toprağın oluşması 500 yıl sürüyor.</p>
<p>Bu tabloya dikkat çeken <em><strong>TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç</strong></em>, toprağın gezegenin sihirli örtüsü olduğunu vurgulayarak, &#8220;Yalnızca tarım için değil; suyun döngüsü, gıdanın sürekliliği ve iklimin dengesi için de toprak hayati öneme sahip. Toprağı korumak demek, yaşamın devamını güvence altına almak demek. Bugün toprağa sahip çıkmazsak, yarının suyunu, gıdasını ve yaşamını kaybederiz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bu hızla gidersek toprakların yüzde 90’ı zarar görecek</strong></p>
<p>Erozyon, toprağın en verimli ve organik madde açısından en zengin kısmını yok ediyor. Bu durum, tarımda ürün kayıplarını yüzde 50’ye kadar artırırken, toprağın su tutma kapasitesini azaltıyor ve kuraklığı derinleştiriyor. Dünya genelinde toprakların yüzde 33’ü bozulmuş durumda; bu hızla devam ederse 2050 yılında bu oran yüzde 90’a ulaşacak.</p>
<p>Ataç, toprak kaybının tarım verimliliği ve su varlıkları için büyük bir tehdit olduğunu vurgulayarak, “Toprağın en verimli kısmı yok olduğunda tarım verimliliği de azalıyor. Bu durum, yoğun kimyasal gübre kullanımı ve daha fazla sulamayla dengelenmeye çalışıldığında ise doğa zarar görüyor. Kimyasal gübreler ve pestisitler toprak ekosistemine zarar verirken aşırı sulama sonucunda dereler, nehirler ve göller kuruyor.” dedi.</p>
<p><strong>Kuraklık artıyor, toprak sağlığı azalıyor</strong></p>
<p>Diğer yandan insan kaynaklı iklim değişikliği yağış düzenlerini bozuyor; topraklar her geçen yıl daha fazla kuruyor ve toprak sağlığı azalıyor. Son 30 yılda dünyadaki kurak alanlar, Türkiye’nin beş buçuk katı kadar (4,3 milyon km²) büyüdü.  Türkiye’de ise toprakların yüzde 5,5’i, yani yaklaşık Konya büyüklüğünde bir alan, artık daha kurak bir iklime sahip.</p>
<p>Bu noktada küresel ısınmaya dikkat çeken Ataç, &#8220;Sıcaklığın artması, daha az su ve daha az gıda demek. Topraklarını kaybeden, su varlıkları azalan ve her geçen gün ısınan bir dünyada gıda üretiminin azalması kaçınılmaz görünüyor. Buna karşın nüfus artışıyla gıdaya olan talep de büyüyor; 2050 yılında gıdaya olan ihtiyaç yüzde 50 artacak.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Çözümün merkezinde toprak var</strong></p>
<p>Tüm bu sorunların çözümünün merkezinde toprağın yer aldığını söyleyen Deniz Ataç, şunları dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Toprak, karbonu depolayarak iklim krizinin etkilerini azaltıyor. Yağışların büyük bölümü yine toprakta birikiyor; pınarları ve akarsuları besleyerek ihtiyaç duyduğumuz suyu sağlıyor. Bu nedenle erozyonla mücadele, iklim değişikliği etkilerinin azaltılmasında kritik rol oynuyor. Sağlıklı topraklar, artan verimle birlikte bereketi büyütüyor. Daha yaşanabilir bir gelecek için toprağın gıda, su ve iklim ile arasındaki bağı doğru anlamak ve bu bağı güçlendirmek zorundayız.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-toprak-yoksa-su-su-yoksa-gida-yok-592186">TEMA Vakfı: Toprak Yoksa Su, Su Yoksa Gıda Yok!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi&#8221; Ataşehir&#8217;de Seyirciyle Buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-atasehirde-seyirciyle-bulustu-585904</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 15:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ataşehir]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[seyirciyle]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585904</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, beğeniyle izlenen oyunlarından “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” ile Ataşehir seyircisine konuk oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-atasehirde-seyirciyle-bulustu-585904">&#8220;Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi&#8221; Ataşehir&#8217;de Seyirciyle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, beğeniyle izlenen oyunlarından “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” ile </span></span></span><span><span>Ataşehir </span></span><span><span><span>seyircisine konuk oldu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>Nick Whitby</span></span></b><span><span>’nin yazdığı, <b>Yücel Erten</b>’in çevirdiği, <b>Hüseyin Köroğlu</b>’nun yönettiği “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” 21 Ekim 2025 Salı günü saat 15.00 ve 20.00’de İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi Şener Şen Sahnesi’nde seyirci karşısına çıktı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Nazi Dönemi Avrupa’sı, Almanya’nın Polonya’yı işgali, Polonya’daki direniş hareketi gibi pek çok tarihi dönemin yansımalarını taşıyan, geniş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken </span></span><span><span><span>“Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” Ataşehir seyircisinden yoğun ilgi gördü.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Seyircinin büyük bir heyecan ve merakla takip ettiği oyun, gösterim sonunda uzun süre ayakta alkışlandı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ </span></span></span></b><b><span><span><span><span>(13+ Yaş)</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Polonya’nın Nazi işgalinin hemen öncesinde, Varşova Tiyatrosu’nda Hitler karşıtı bir oyunun genel provası yapılmaktadır. Diplomatik bir skandala yol açma ihtimali yüzünden son anda gelen bir haberle sansür kurulu tarafından oyun yasaklanır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Daha önce oynadıkları “Hamlet“i yeniden gündeme almak zorunda kalırlar. Tiyatronun sanat yönetmeni ve ünlü oyuncusu Jozef Tura Hamlet’i oynamaktadır. Karısı Maria da ünlü bir oyuncudur ve çok hayranı vardır. Kısa bir süre sonra Almanlar Polonya’yı işgal eder. Tiyatro kapanır ve oyuncular işsiz kalırlar. Ancak tiyatronun genel sanat yönetmeninin karısı Maria’ya âşık olan havacı bir teğmen aracılığıyla, aralarına sızan bir Alman casusun Polonya’daki direnişçilerin adlarını oluşturduğu listeyi Nazilere iletmek üzere olduğunu öğrenirler. Casusa engel olmak için herkes üzerine düşeni yapacaktır ve rollerini gerçek hayata taşıma zamanı gelmiştir. Ellerinde sadece sanatsal enstrümanları vardır yani oyunculuk, kostüm ve dekorları.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Oyunda <b>Aziz Sarvan, Emre Narcı,</b> <b>Emre Şen, Erkan Akkoyunlu, Gürkan Başbuğ, Hüseyin Köroğlu, Özgür Ali Kuruçay, Şenay Saçbüker, Tarık Köksal, Ümit Bülent Dinçer, Vildan Türkbaş, Volkan Ayhan, Yasemin Tunca, Yonca İnal</b> rol alıyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-atasehirde-seyirciyle-bulustu-585904">&#8220;Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi&#8221; Ataşehir&#8217;de Seyirciyle Buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 17:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mahir]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582547</guid>

					<description><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na “Dil, Kültür ve Ötesi” adlı söyleşisiyle konuk oldu. Selim Sırrı Paşa Salonu’nda katılımcılara hitap eden Ünal, “Gerçeklik yoksa anlam da yoktur” ifadesini kullandı.</p>
<p><b>“YAŞADIĞIMIZ EN BÜYÜK SORUN ANLAM KAYBIDIR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 15’incisini düzenlediği Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı’na kitapseverlerin yoğun ilgisi sürüyor. Birbirinden ünlü yazarların ve 515 yayınevinin katıldığı fuarda kitapseverler ve yazarlar her gün bir araya gelerek kâğıdın büyülü dünyasıyla buluşuyor. Bu kapsamda Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, 64. Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Mahir Ünal’ı ağırladı.  Dil, kültür ve ötesi üzerinden insanın anlam kurma serüvenine değinmek istediğini belirten Prof. Dr. Mahir Ünal, “Bugün en büyük ihtiyaç duyduğumuz şey anlamdır. Her şeyin bu akışkanlıkta sığılaştığı bu dünyada yaşadığımız en büyük sorun anlam kaybıdır. Her şeyin sığılaştığı bu dünyada gerçeklik kaybından kaynaklanan bir anlam kaybıdır. İnsan anlanır, gerçeklik üzerinden inşa ediliyor. Gerçeğe çarpmayan hiçbir şey anlama dönüşmez” dedi.</p>
<p><b>“GERÇEKLİK YOKSA ANLAMDA YOKTUR”</b></p>
<p>Prof. Dr. Ünal, “5565 Sayılı İnternet Yasasını hazırlıyoruz ve tabi kıyameti koparıyorlar. ‘İfade özgürlüğünü engelleyecek misiniz diye’. İfade özgürlüğünü anlamak için bir örnek vereceğim. Devletin en temel sorumluluklarından bir tanesi gıda güvenliğidir, yani güvenli gıdaya erişimdir. Aynı şekilde bilgi güvenliğini de sağlamak gerekir. İfade özgürlüğünün üç aşaması var. Doğru bilgi, kanaat ve ifade. Yani doğru bilgiye erişim, doğru bilgi ile birlikte bir kanaat oluşturma ve o kanaatinizi ifade etme. Doğru ve güvenli bilgiye erişemiyorsanız, oluşturduğunuz kanaat sağlıklı bir kanaat olamaz. Peki, sağlıklı bir kanaat oluşturamıyorsanız sizin ifadelerini durumu nasıl değerlendirilmelidir? Bu örneği şunun için verdim. En çok dezenformasyon konusunu konuşuyoruz. Dezenformasyon yalan bilgi değildir. Dezenformasyon gerçekle yanlışın birbirinden ayırt edilememe durumudur. Eğer insanın anlam kurma serüvenini konuşacaksak bunun hemen yanı başında gerçekliği konuşmamız gerekiyor. Eğer gerçeklik yoksa anlamda yoktur” şeklinde konuştu. </p>
<p><b>“DİL ANLAMIN BİÇİMİNİ OLUŞTURUYOR”</b></p>
<p>Dilin, anlamın biçimini oluşturduğunu, kültürün ise anlamın ortak belleğini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Ünal, “Anlamın ortak belleği dediğim zaman şuan benim konuştuklarımı anlıyorsunuz. Çünkü ortak bir belleğimiz var. Bu ortak belleği ve hafızayı dil inşa ediyor. Ötesi dediğimizde ise bu kurduğumuz anlamın sınırlarını aşma çabasını kast ediyoruz” ifadelerini kullandı. Söyleşi sonunda Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı’na katkılarından dolayı Prof. Dr. Mahir Ünal’a teşekkür plaketi takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mahir-unal-gerceklik-yoksa-anlam-da-yoktur-582547">Mahir Ünal: Gerçeklik yoksa anlam da yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşkolik misiniz, yoksa tükenmek üzere misiniz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iskolik-misiniz-yoksa-tukenmek-uzere-misiniz-550953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 12:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[işkolik]]></category>
		<category><![CDATA[misiniz]]></category>
		<category><![CDATA[tükenmek]]></category>
		<category><![CDATA[üzere]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, işkoliklik ile tükenmişlik sendromu arasındaki farklar, aralarındaki ilişki, bu durumların birey ve ilişkiler üzerindeki etkileri ile terapi süreci ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iskolik-misiniz-yoksa-tukenmek-uzere-misiniz-550953">İşkolik misiniz, yoksa tükenmek üzere misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, işkoliklik ile tükenmişlik sendromu arasındaki farklar, aralarındaki ilişki, bu durumların birey ve ilişkiler üzerindeki etkileri ile terapi süreci ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İşkolik çalışırken heyecan duyar, tükenmiş biri çalışmayı bile istemez!</strong></p>
<p>İşkoliklik ve tükenmişlik sendromu kavramlarının birbirine karıştırılabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “İşkoliklik, kişinin dinlenmeden, kendine zaman ayırmadan sürekli çalışması ve bunu bir zorunluluk gibi hissetmesidir. Tükenmişlik sendromu ise, duygusal yorgunluk, motivasyon kaybı ve işe karşı isteksizlikle kendini gösteren bir çöküş halidir.” dedi.</p>
<p>İşkolik birinin genellikle çalışırken heyecan duyabildiğini, tükenmiş bir kişinin ise çalışmayı düşünmek bile istemeyebildiğini dile getiren Aydın, “Örneğin; Ayşe Hanım her sabah erkenden kalkıp ofise koşa koşa gidiyor ve işten çıktığında dahi mailleri kontrol ediyor, tatildeyken bile aklı işte kalıyor. Bu durum iş kolikliğe örnek olarak gösterilebilir.   Ama bir sabah yataktan kalkmakta zorlanıyorsa, hiçbir şey yapmak istemiyorsa ve her şey gözünde dağ gibi büyümeye başlıyorsa bu artık tükenmişliğe işaret edebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İşkoliklik tükenmişliğe yol açabilir ama her tükenmişliğin kaynağı işkoliklik değil!</strong></p>
<p>Her işkolik bireyin zamanla tükenmişlik yaşayabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Ama bu kaçınılmaz son değildir. Bu, kişinin sınırlarını ne kadar gözettiğiyle ilgilidir.” dedi.</p>
<p>“Tükenmişlik yaşayan herkesin işkolik olması da gerekmez.” diyen Aydın, “Örneğin; hemşirelik gibi yoğun ve duygusal emek isteyen mesleklerde çalışan kişiler, iş saatleri dışında çalışmasalar da zamanla tükenebilirler. Yani işkoliklik tükenmişliğe yol açabilir ama her tükenmişliğin kaynağı işkoliklik değildir. Bu iki durum arasında bir bağ olsa da, her zaman bire bir örtüşmezler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşkoliklik, belirtileri besleyerek tükenmişlik sendromuna zemin hazırlayabilir!</strong></p>
<p>İşe aşırı bağlılığın bir noktadan sonra kişinin sağlığını, ilişkilerini ve ruhsal dengesini tehdit edebildiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Uyku sorunları, sinirlilik, sürekli yorgunluk hissi, odaklanma güçlüğü ve keyif alınan aktivitelerden uzaklaşma en sık görülen belirtilerdir. İşkoliklik, bu belirtileri besleyerek tükenmişlik sendromuna zemin hazırlar.” dedi.</p>
<p>Bir kişinin sürekli ‘biraz daha çalışayım, sonra dinlenirim’ diyerek aylarını geçirmesi halinde, bedeninin bir gün bu tempo karşısında alarm vereceğine ve enerji bataryalarının tamamen bitebileceğine vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“İşkolik bireyler, iş dışında kalan zamanı genellikle boş, anlamsız ya da verimsiz olarak değerlendirir. Bu da onları eşleriyle, çocuklarıyla ya da arkadaşlarıyla geçirilen zamanlardan uzaklaştırır. Tükenmişlikte ise kişi, yorgunluğundan ötürü sosyal ortamlardan geri çekilir, içe kapanır. Her iki durumda da ilişkilerde mesafe oluşur. İşkolik biri hafta sonları dahi iş düşünmekten çocuğunun resim sergisine gidemezken, bir süre sonra tükenmişlik yaşayan eşiyle iletişimi kopma noktasına gelir. Bu süreçte hem bireyler hem de ilişkiler zarar görür.”</p>
<p><strong>“Terapi, sadece semptomları hafifletmek değil, hayatı yeniden yapılandırmak anlamına gelir”</strong></p>
<p>Bir bireyin hem işkolik olup hem de tükenmişlik sendromu yaşaması durumunda terapi sürecinin genellikle iki aşamada ilerlediğine değinen Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Öncelikle bireyin enerji kaynaklarını yeniden kazanması, yani tükenmişliği hafifletmesi hedeflenir. Sonrasında ise işkolik düşünce kalıplarıyla çalışılır. ‘Çalışmazsam değerli değilim’ ya da ‘Durmak tembelliktir’ gibi inançlar gözden geçirilir. Danışan, iş dışında da var olabileceğini öğrenmeye başlar.” dedi.</p>
<p>Psikolojik desteğin, kişiye hem kendini yeniden tanıma hem de hayatına denge kazandırma fırsatı sunduğunu vurgulayan Aydın, “Terapi, sadece semptomları hafifletmek değil, hayatı yeniden yapılandırmak anlamına gelir.” uyarısında bulundu ve işkolik bireylerin tükenmişliğe karşı kendilerini koruyabilmesi için önerilerde bulunarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle iş ve özel hayat arasındaki sınırların net çizilmesi önemlidir. Günlük mola vermek, izin günlerini değerlendirmek, tatil planlamak basit ama etkili adımlardır. Ayrıca ‘hayır’ demeyi öğrenmek, her gelen işi üstlenmemek ve zaman yönetimi konusunda bilinçli davranmak koruyucudur. Eskiden akşamları da çalışan birinin artık belirli bir saatte bilgisayarını kapatmayı alışkanlık haline getirmesi gerekir. Bu tür küçük adımlar, zamanla tükenmişliğe karşı güçlü bir kalkan oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iskolik-misiniz-yoksa-tukenmek-uzere-misiniz-550953">İşkolik misiniz, yoksa tükenmek üzere misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fırsat mı yoksa parlayan nesne mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/firsat-mi-yoksa-parlayan-nesne-mi-541552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 12:16:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[fırsat]]></category>
		<category><![CDATA[nesne]]></category>
		<category><![CDATA[parlayan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, kişinin sürekli olarak yeni ve heyecan verici fırsatlara yönelip hiçbirini tamamlama konusunda sebat gösterememesi durumu olarak tanımlanan Parlayan Nesne Sendromu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/firsat-mi-yoksa-parlayan-nesne-mi-541552">Fırsat mı yoksa parlayan nesne mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, kişinin sürekli olarak yeni ve heyecan verici fırsatlara yönelip hiçbirini tamamlama konusunda sebat gösterememesi durumu olarak tanımlanan Parlayan Nesne Sendromu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Her işinizi yarım bırakıyorsanız bu sendroma yakalanmış olabilirsiniz!</strong></p>
<p>Parlayan Nesne Sendromu’nun (Shiny Object Syndrome), yeni ve heyecan verici fırsatlar tarafından dikkatin dağılması anlamında kullanıldığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yeni pek çok fikriniz var ancak bunları uygulayamıyorsanız; sürekli olarak yeni hedeflere yöneliyor ancak  onları asla sonuna kadar götüremiyorsanız; bir kurstan diğerine sürekli alan değiştiriyor ve kurslar yarım kalıyorsa; yaptığınız şeye sonuna kadar bağlı kalmak yerine sık sık bir hedeften diğerine atlıyorsanız; sürekli olarak yeni iş alanlarına girişiyor ve yeni web siteleri kuruyor, ancak bu siteleri geliştirmek için çabalamıyorsanız bu sendroma yakalanmış olabilirsiniz.” dedi.</p>
<p>Çevremizde girişimcilik adına pek çok projeler ortaya çıktığına dikkat çeken Demir, “Teknolojinin hızla gelişimi ve sosyal medyanın elimizin altında olması ile beraber özellikle her yerde yenilikler, girişimcilik haberleri görmeye başladık. Parlak nesne sendromu da işte bu tip girişimcilik, start up projelerini kaçırmaya dair korku ve sürekli olarak bu tip durumlarla temas içinde olmayı getiriyor. Bu durum dolaylı yoldan dikkatimizin dağılması, üzerinde çalıştığımız işlerin aksaması, bitmemesi, sürekli yarım bırakılan kurslar, kitaplar, aktiviteler şeklinde kendini gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her yarım kalmışlık motivasyonu uzun vadede düşürüyor!</strong></p>
<p>Bir işi sıfırdan herhangi bir başarı düzeyine çıkarmanın, odaklanma, çaba ve sebat gerektirdiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çevremizde başarıya ulaşmış, toplumdan onay almış bir iş gördüğümüzde hemen biz de yapmak istiyoruz. Bu durum o iş için verilen emeği görmezden gelip sadece parlaklığına aldanmamıza neden oluyor.” dedi.</p>
<p>Kişilerin dürtüsel olarak o parlaklığa ve popülerliğe aldanarak aynı işe giriştiklerinde çoğunlukla bu parlaklık için ödenen bedelleri ödemeye hazır olmadıklarının altını çizen Demir, “O işi süreç için değil sonuç için istediklerinde emek vermek de yük geliyor ve girişilen iş yarım kalıyor. Her yarım kalmışlık kişinin beyninde eksik dopamin salınımı demek ki bu durum da motivasyonumuzu uzun vadede düşürüyor. Bir işi yapmak için o işin günümüzde parlayan bir iş olmasının   ötesinde, sizin onu yapmaya dair isteğiniz, odak ve dikkati toplamanız, tutarlı bir çaba göstermeniz gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Herkes parlayan nesneyi görüyor ve dahil olmak istiyor”</strong></p>
<p>Günümüzde akımların ve trendlerin kişilerde kısa vadeli dopamin sağladığını ancak bunun uzun vadede psikolojik problemler olarak ortaya çıktığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Umutsuzluk, karamsarlık, başarısızlık, yetersizlik hissi, depresyon, tükenmişlik gibi durumları tetikleyebiliyor.” dedi.</p>
<p>Üniversitelerde psikoloji bölümlerinin popülerliğinin arttığını ancak özellikle psikoterapist olmak için yürünmesi gereken 10 yıllar alan uzun bir yol olduğunu örnek gösteren Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Psikolojinin parlaması ile parlaklık peşinde koşan ancak çaba ve istekten yoksun kişilerin bu yolda yorulduğu ve yarıda bıraktığını gözlemliyoruz. Sosyal medyada gezi, öneri, yemek tarifleri sayfaları fazlaca yaygınlaşmışken, herkes bu parlayan nesneyi görüyor ve dahil olmak istiyor. Birisi sosyal medyada girişimcilerin başarı hikayesini duyup onun peşinden aslında o şeyi yeterince istemeden gidebiliyor. Çok yaygın olan bir podcast serisi yapmak da yine son dönem parlayan nesneler arasında. Ya da şirketiniz için yeni bir ürün satın almak, farklı alanlara dahil olmak da beyaz yakalılar ve yöneticiler açısından örnek olabilir.”</p>
<p><strong>Sosyal medya pek çok parlak nesne ile dolu!</strong></p>
<p>Parlayan Nesne Sendromundan korunmanın zor olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çünkü günümüzde pek çok parlayan nesne bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Parlayan Nesne Sendromundan kaçınmak için bazı adımların izlenebileceğini ifade eden Demir, “Başarılı olmak için uzaklara gitmenize gerek yok, kendi alanınızı emek verdiğiniz becerilerinizi düşünün. Zamanı yeni trendleri kovalayarak harcamak yerine en iyi yaptığınız şeye odaklanın. Sosyal medya pek çok parlak nesne ile dolu. Bu anlamda yapılan yorumlar sizi çekiyor olabilir. Bu iş çok kolay, basit ve kısa yoldan para kazandırıyor gibi yorumları sorgulayın, hemen inanmayın. Size ne kadar uyuyor, hayatınıza uygun mu, gerçekten ihtiyacınız mı, size değer katacak mı sorularını yanıtlamadan adım atmayın. Başkası yapıyor ve başarılı diye aynı şeyin size uyduğu anlamını çıkaramayız.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>‘Bekle ve gör’ yaklaşımı, ayırt edebilmek için önemli bir strateji!</strong></p>
<p>Başarıyı getirenin dikkati odaklamak ve üzerinde çalışabilmek olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Sürekli olarak yeni ürünler, yeni teklifler öneren grupları ve haberleri takip etmek odaklanmanızı ve düşünce akışınızı bozar. Her tavsiyeye bakmanın, sizin için iyi olup olmadığını değerlendirmenin ve bu konuda bir karar vermenin zihinsel yüküyle uğraşmak zordur. Buna ‘bilişsel yük’ deriz ve sizin asıl başarılı olacağınız alanda ilerlemenize engel olur. Sosyal medya haber akışları, yazışma grupları, üyelikleriniz, sürekli gelen bildirimleri kısıtlamak veriminizi arttırabilir.” dedi.</p>
<p>Demir ayrıca, ‘bekle ve gör’ yaklaşımının benimsenmesini önerdi ve “Emin olmadığınızda, bu yaklaşımı benimsemek yardımcı olur. Günümüzdeki hızlı teknolojik değişimlerle birlikte, birçok girişim hızlıca yükselip kayboluyor. Yeni bir iş için önce beklemek ve onun gelip geçici olmadığını görmek avantaj sağlayabilir. Beklemek aynı zamanda bir şeyin gerçek bir fırsat mı yoksa parlayan bir nesne mi olduğunu ayırt etmenize yarayacaktır.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/firsat-mi-yoksa-parlayan-nesne-mi-541552">Fırsat mı yoksa parlayan nesne mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyadaki mutluluk pozları gerçek mi yoksa gerçeklikten kaçış mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-452679</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Apr 2024 11:24:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklikten]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[medyadaki]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[pozları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=452679</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutluluk pozlarıyla insanların kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabildiklerini ifade eden uzmanlar, sosyal medyayı kullanırken insanların kendilerini sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmasının mükemmeliyetçilik duygusunu körüklediğini de söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-452679">Sosyal medyadaki mutluluk pozları gerçek mi yoksa gerçeklikten kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mutluluk pozlarıyla insanların kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabildiklerini ifade eden uzmanlar, sosyal medyayı kullanırken insanların kendilerini sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmasının mükemmeliyetçilik duygusunu körüklediğini de söylüyor. </strong></p>
<p><strong>Mutlu anları paylaşmanın insanların kendilerini iyi hissetmelerine ve olumlu bir imaj oluşturmalarına yardımcı olabileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz,</strong> <strong>“Mutluluk pozları paylaşmak, kişinin kendine olan güvenini artırabilir, kişinin kendisini iyi hissedip, pozitif duygularını pekiştirmesine yardımcı olabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, Sosyal medyada mutluluk pozlarına olan ilgi ve ‘sanal mutluluk’ konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Mutluluk pozlarıyla insanlar kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabiliyor</strong></p>
<p>İnsanların en iyi ve mutlu anlarını paylaşmaları için, sosyal medya platformlarının bir alan sağladığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İnsanlar, sosyal medyada kendilerini en iyi halde göstermek ve bu vesile ile de dikkat çekmeyi istedikleri için mutlu anlarını paylaşma eğilimi gösterebiliyor. Bu da olumlu geri bildirimler ve beğeniler alarak kendilerini daha iyi hissetmelerine imkân veriyor. Mutluluk pozlarıyla, insanlar kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortam bulabilirler ve birçok kişi, başkalarının mutlu anlarını gördükçe kendilerini eksik veya mutsuz hissedebilirler ve bu da bu yönde pozlar vermeyi daha da artırabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik duygusunu körüklüyor</strong></p>
<p>Sosyal medyayı kullanırken insanların kendilerini sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırmasının mükemmeliyetçilik duygusunun körüklenmesini artırdığını da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ayrıca sosyal medya platformları, insanların kendilerini ifade etmeleri ve kimliklerini oluşturmaları için de bir araç olarak kullanılabiliyor. Mutlu anları paylaşmak, insanların kendilerini iyi hissetmelerine ve olumlu bir imaj oluşturmalarına yardımcı olabilir. Bu paylaşımlar, insanların kendilerini ve hayatlarını olumlu bir şekilde tanımlamalarına ve başkalarına göstermelerine ön ayak olabilir.</p>
<p><strong>Pozitif duyguları pekiştirmeye yardımcı olabiliyor</strong></p>
<p>Bunun psikolojik zeminde birçok nedeni olabilir. Evvela insanlar genellikle olumlu geri bildirim alma ve beğenilme arzusunu taşırlar. Mutluluk pozları, diğerlerinin beğenilerini ve olumlu yorumlarını çekebilir; kişinin kendisini değerli ve takdir edilmiş hissetmesine yardım edebilir. Dolayısıyla, mutluluk pozları paylaşmak, kişinin kendine olan güvenini artırabilir ve sosyal bağlarının da güçlenmesine yardım edebilir. Bunun dışında, kişinin kendisini iyi hissedip, pozitif duygularını pekiştirmesine yardımcı olabilir. Pozitif anıları hatırlamak ve paylaşmak, kişinin ruh halini yükseltebilir ve olumsuz duygularıyla başa çıkmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle kişinin kendi mutluluğunu artırmasına ve psikolojik iyilik halini desteklemesine katkıda bulunabilir.”</p>
<p><strong>Kendilerini daha başarılı, çekici ve mutlu olarak göstermeye çalışıyorlar</strong></p>
<p> İnsanlar genellikle sosyal medyada en iyi ve mutlu anlarını paylaşarak kendilerini daha başarılı, çekici ve mutlu olarak göstermeye çalıştıklarını, çünkü bu durumun kişilerin kendilerini diğerleriyle kıyasladığı bir ortamda olumlu bir imaj oluşturmaya yardımcı olduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu da, daha olumlu bir benlik algısının geliştirilmesine ve kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesine katkıda bulunabilir. Son olarak, kişiler sosyal medya platformlarındaki paylaşımlarıyla kendilerini ifade edip, kişisel kimliklerini de inşa edebiliyor. Bu imkânı tanıdığı için de pozitif anıları paylaşmaları, ilgi alanlarını, değerlerini ve yaşam tarzını diğerlerine sunmaları ve bunun da olumlu veyahut mutluluk pozları özelinde verilmesi kendisini daha iyi anlamasına ve başkalarının da onu daha iyi anlayıp tanımalarına yardımcı olabilir.” şeklinde değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Gerçek mutluluk, sosyal medyada gösterildiği gibi daima parlak ve mükemmel değil</strong></p>
<p>Gerçek hayattaki mutlulukla sosyal medyada gösterilen mutluluğun uyumlu olmayabileceğini de dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Çünkü sosyal medya platformları çoğunlukla kullanıcıların en iyi ve en mutlu anlarını paylaşmaları üzerine odaklanırken, gerçek hayat daha karmaşık ve farklı duygusal deneyimlere üzerine kuruludur. Sosyal medyada paylaşılan mutluluk pozları genellikle dikkatlice seçilerek, düzenlen anların bir yansımasıdır ve bu pozlar gerçek hayattaki her anın tam bir temsili değildir. Hayatın bütününün bir kısmını temsil etmektedir. Herkeste farklılıklar gösterse de gerçek hayatta insanlar, günlük yaşamın stresiyle, sorunlarıyla ve zorluklarıyla karşılaşabilirler; bu da duygusal dalgalanmaları deneyimlemelerine neden olabilmektedir. </p>
<p>Ayrıca, gerçek mutluluk, sosyal medyada gösterildiği gibi daima parlak ve mükemmel değildir; bunun yerine, genellikle küçük anlarda ve sıradan yaşamın içinde bulunur. Sosyal medyada gösterilen mutluluk genellikle idealize edilmiş bir versiyon sunarken, gerçek hayattaki mutluluk daha karmaşık, gerçekçi ve zaman zaman zorlu da olabiliyor. Ayrıca bunların yanı sıra sosyal medya üzerinden verilen mutluluk pozları, insanların olumlu duygularını paylaşma ve başkalarıyla bağlantı kurma ihtiyacını da karşılayabilmekte ve sosyal medya kullanıcıları arasında olumlu bir atmosferin oluşmasına da vesile olabiliyor.”</p>
<p><strong>İlişkilerde samimiyet ve derinlik eksikliğine yol açabiliyor</strong></p>
<p>Mutluluk pozları paylaşmanın kişilerin kendine olan güveni ve benlik saygısı üzerinde çeşitli etkileri olabileceğini de kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk olarak, pozitif geri bildirimler ve beğeniler almak, kişilerin kendilerini değerli ve çevreleri tarafından kabul görmüş olduklarını düşünmelerine vesile olabilir ve güven duygusu hissettirebilir ve benlik saygılarını güçlendirebilir. Ancak, sosyal medyada sürekli olarak mutluluk ve başarıyla dolu pozlar paylaşmak, bazı kişilerde kendilerini karşılaştırma ve kendilerini yetersiz hissetme eğilimini de beraberinde getirebilir. Mükemmel görünen hayatları görmek, kişilerde kıskançlık, özsaygı eksikliği ve değersizlik duygularına da neden olabilir; benlik saygılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca, sürekli mutluluk pozları paylaşmak, kişilerin gerçek duygularını bastırmasına ve sosyal medyada yapay bir imaj oluşturmasına neden olabilir. Bu da bireylerin kendileriyle ve başkalarıyla olan ilişkilerinde samimiyet ve derinlik eksikliğine yol açabilir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyadaki-mutluluk-pozlari-gercek-mi-yoksa-gerceklikten-kacis-mi-452679">Sosyal medyadaki mutluluk pozları gerçek mi yoksa gerçeklikten kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 13:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[aşıdan]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[tarzından]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=450442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı, sorun yaratsa gözden kaçar mıydı?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442">Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı, sorun yaratsa gözden kaçar mıydı?</span></strong></p>
<p><strong>BMJ Journals’da yayımlanan araştırmayı değerlendiren Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabileceğini ve maalesef bunların Covid aşıları kadar gündeme gelip tartışılmadığını kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler. Kafein, enerji içecekleri ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bütün bunlar gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir.” diye bilgi verdi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, BMJ Journals’da yayımlanan araştırmaya göre, koronavirüs aşısının, koronavirüs geçiren kişilerde kalp hastalıkları oluşma riskini azaltmasını değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Medyada da yer alan iddialar toplumda aşı kararsızlığına yol açtı”</strong></p>
<p>Covid-19 aşılarının kalp hastalığı ve pıhtıya yol açtığına dair çok spekülasyon yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Uzbay, “Bu tür iddialar medyada da yer aldı ve toplumda aşı kararsızlığına yol açtı. Ancak aşıların kalp hastalığına veya pıhtıya yol açtığına dair iddiaların bilimsel bir dayanağı yoktu ve kanıtlanmış bir bilgi değildi. Kurallara uygun, yeterli denek sayısı içeren, düzgün bir araştırmaya dayanmıyordu. Daha çok medya ve özellikle sosyal medya destekli algı yönetmeye dayalı iddialardı.” dedi. </p>
<p><strong>“Aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı”</strong></p>
<p>İnsanların normal zamanlarda da çevrelerinde olabilecek olguları sürekli olarak Covid aşılarına bağlanarak korkutulduğunu da kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Bu iddiaların ortaya atıldığı dönemlerde bizim sahip olduğumuz kanıta dayalı bilimsel bilgiler Covid-19’un nedeni olan virüsün ve hastalığın kalpte hasar oluşturabileceğini ve insanları pıhtıya yatkınlaştırdığına işaret ediyordu. Yani aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu görürdük”</strong></p>
<p>Bugün gelinen noktada BMJ Journals’da yayımlanan çalışmanın sonuçlarının aklı selim bilim insanlarının önerilerini doğruladığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “Yirmi milyon kişinin bir yıl boyunca takip edildiği çalışmanın sonuçlarına göre aşıların bırakın neden olmayı, insanları kalp hastalıkları ve pıhtı riskinden koruduğunu gösteriyor. Çalışmadaki örneklem sayısı oldukça yüksektir ve çalışma bilimsel olarak aşıların böyle bir riski olmadığına önemli bir kanıt sunmaktadır. Aşılanmış ve aşılanmamış kişilerin karşılaştırılması da olabilir, ancak şart değil. Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu aşılanmış grubun içinde de ciddi bir artış olarak görürdük.” şeklinde bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Kalp hastalıklarının görülme sıklığı belli”</strong></p>
<p>Kalp hastalıklarının toplumda görülme sıklıklarının belli olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Genel toplumda görülme sıklıklarının aşı alanlarda anlamlı ölçüde artması beklenirdi. Öte yandan Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi. Çünkü özellikle bilimi önemseyen ülkelerde aşılananlar ve aşı etkileri yakından izlendi. Olumsuz bir durum aşılamanın durdurulması ve iznin askıya alınması ile sonuçlanırdı.” dedi. </p>
<p><strong>Gençlerde artan kalp hastalıkları…</strong></p>
<p>Aşı karşıtı lobilerin toplum sağlığına zarar verecek şekilde algı yönetimi yapmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabilir ve maalesef bunları Covid aşıları kadar gündeme getirip tartışmıyoruz. Günümüz gençlerinde obezite yaygın, iyi ve sağlıklı beslenmiyorlar, daha hareketsizler ve boş zamanlarında bilgisayar başında daha çok zaman geçiriyorlar. </p>
<p>Kafein, enerji içecekleri ve amfetamin benzeri stimülanların ve bazı uyuşturucuların kullanımı yaygınlaşıyor. Bugünlerde metamfetamin yakalamalarının arttığını da görüyoruz. Bütün bunlar özellikle gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyebilir. Ancak aşılarla uğraşırken bunları neredeyse hiç konuşmuyoruz.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artan-kalp-hastaliklari-asidan-mi-yoksa-yasam-tarzindan-mi-450442">Gençlerde artan kalp hastalıkları aşıdan mı yoksa yaşam tarzından mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli Şehir Tiyatroları, 13-18 Şubat tarihlerinde İstanbul Mecidiyeköy Büyük Sahne&#8217;de Yaşamak Mı Yoksa Ölmek mi adlı oyunu sahneleyecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeli-sehir-tiyatrolari-13-18-subat-tarihlerinde-istanbul-mecidiyekoy-buyuk-sahnede-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-adli-oyunu-sahneleyecek-440503</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Feb 2024 12:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[adlı]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[mecidiyeköy]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[sahnede]]></category>
		<category><![CDATA[sahneleyecek]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<category><![CDATA[tarihlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=440503</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Yaşamak Mı Yoksa Ölmek mi adlı oyunu 13-18 Şubat tarihlerinde İstanbul Mecidiyeköy Büyük Sahne’de seyirciyle buluşturacak. Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin hemen öncesinde geçen 135 dakikalık oyun Kocaelili tiyatroseverler tarafından büyük beğeni toplamıştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-sehir-tiyatrolari-13-18-subat-tarihlerinde-istanbul-mecidiyekoy-buyuk-sahnede-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-adli-oyunu-sahneleyecek-440503">Kocaeli Şehir Tiyatroları, 13-18 Şubat tarihlerinde İstanbul Mecidiyeköy Büyük Sahne&#8217;de Yaşamak Mı Yoksa Ölmek mi adlı oyunu sahneleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Yaşamak Mı Yoksa Ölmek mi adlı oyunu 13-18 Şubat tarihlerinde İstanbul Mecidiyeköy Büyük Sahne’de seyirciyle buluşturacak. Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin hemen öncesinde geçen 135 dakikalık oyun Kocaelili tiyatroseverler tarafından büyük beğeni toplamıştı.</p>
<p> </p>
<p><b>YÖNETMENLİĞİNİ İLHAM YAZAR YAPIYOR</b></p>
<p>Nick Whitby tarafından yazılan ve Yücel Erten tarafından çevrilen oyun İlham Yazar tarafından yönetildi. Dekor tasarımını Murat Gülmez’in yaptığı oyunun kostüm tasarımı Çevren Sarayoğlu, müzik Ali Erel, koreografi Gizem Erden, ışık tasarımı Mustafa Bal, ses tasarımı İlker Sevüker, tasarım koordinatörü Emine Kaynak Yıldırım ve yönetmen yardımcısı Işık Öztorun oldu.</p>
<p> </p>
<p><b>GENİŞ OYUNCU KADROSU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından hazırlanan oyunda Funda İlhan, Aydın Sigalı, Çağrı Mengüç, Serhat Güzel, Zeynep Dilara Saydam, Levent Muratoğlu, Güliz Gençoğlu, Ozan Şahin, Duygu Mine Özcan, Onursal Yıldırım, Cemal Aldıç, Volkan Dinç, Ferdi Yıldız, Su Özdemir, Sevcan Kuş Efe, Umut İsfen, Çağla Buldak Akarsu, İbrahim Aydın, Ahmet Buğra Karakoyun ve Işık Öztorun rol alıyor.</p>
<p> </p>
<p><b>TRAJİKOMİK 2 PERDE</b></p>
<p>1939- Varşova. Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin hemen öncesi. Özel bir tiyatronun Hitler karşıtı oyununun provaları, politik-diplomatik gerekçelerle yasaklanır. ‘’Hamlet’’ oyununa geri dönen tiyatroda, genç bir havacı teğmen ile oyuncu arasında bir flört baş gösterir. Almanlar işgali gerçekleştirmiş, tiyatro kapanmıştır. Havacı teğmen aracılığıyla bir Alman casusun Polonya’daki tüm direniş hareketini ele verecek listeyi Nazilere iletmek üzere Polonya’ ya geleceği bilgisine ulaşan oyuncular, bunu engellemek üzere harekete geçerler. Artık dekorları Gestapo karargâhına, kostümleri üniformaya, oyuncular da yurt sever direnişçilere dönüşmüşlerdir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeli-sehir-tiyatrolari-13-18-subat-tarihlerinde-istanbul-mecidiyekoy-buyuk-sahnede-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-adli-oyunu-sahneleyecek-440503">Kocaeli Şehir Tiyatroları, 13-18 Şubat tarihlerinde İstanbul Mecidiyeköy Büyük Sahne&#8217;de Yaşamak Mı Yoksa Ölmek mi adlı oyunu sahneleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oyuncuların Nazi işgaline karşı direnişinin hikayesini Yaşamak mı yoksa ölmek mi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oyuncularin-nazi-isgaline-karsi-direnisinin-hikayesini-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-438935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2024 11:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[direnişinin]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesini]]></category>
		<category><![CDATA[işgaline]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[nazi]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[oyuncuların]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=438935</guid>

					<description><![CDATA[<p> İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor.  Oyun, 7 Şubat 2024 Çarşamba günü 20.30’da Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde ilk kez sahneleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyuncularin-nazi-isgaline-karsi-direnisinin-hikayesini-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-438935">Oyuncuların Nazi işgaline karşı direnişinin hikayesini Yaşamak mı yoksa ölmek mi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, </span></span><b><span><span>Nick Whitby</span></span></b><span><span>’nin yazdığı, <b>Yücel Erten</b>’in çevirdiği, <b>Hüseyin Köroğlu</b>’nun yönettiği</span></span><span><span>“Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor.  Oyun, 7 Şubat 2024 Çarşamba günü 20.30’da Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde ilk kez sahneleniyor.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Polonya’nın Nazi işgalinin hemen öncesinde, Varşova Tiyatrosunda Hitler karşıtı bir oyunun genel provası yapılmaktadır. Diplomatik bir skandala yol açma ihtimali yüzünden son anda gelen bir haberle sansür kurulu tarafından oyun yasaklanır. Daha önce oynadıkları “Hamlet“i yeniden gündeme almak zorunda kalırlar. Tiyatronun sanat yönetmeni ve ünlü oyuncusu Jozef Tura Hamlet’i oynamaktadır. Karısı Maria da ünlü bir oyuncudur ve çok hayranı vardır. Kısa bir süre sonra Almanlar Polonya’yı işgal eder.  Tiyatro kapanır ve oyuncular işsiz kalırlar.  Ancak tiyatronun genel sanat yönetmeninin karısı Maria’ya âşık olan havacı bir teğmen aracılığıyla, aralarına sızan bir Alman casusun Polonya’daki direnişçilerin adlarını oluşturduğu listeyi Nazilere iletmek üzere olduğunu öğrenirler. Casusa engel olmak için herkes üzerine düşeni yapacaktır ve rollerini gerçek hayata taşıma zamanı gelmiştir. Ellerinde sadece sanatsal enstrümanları vardır yani oyunculuk, kostüm ve dekorları.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Macar yazar Melchior Lengyel’in romanından uyarlanan ve filme de çekilen bu başarılı oyun izleyicimizle buluşacaktır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span>“YURTTA BARIŞ, DÜNYA’DA BARIŞ”</span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Oyunun yönetmeni Hüseyin Köroğlu “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi”de savaşı nasıl ele aldığını şöyle anlatıyor:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Özellikle yönettiğim oyunlarda insanlara savaşın ne kadar kötü, ne kadar aşağılık olduğunu anlatmaya çalışıyorum, nefes aldığım sürece de anlatmaya devam edeceğim. Belki de ilk kez “Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi” oyununu, savaşa tanıklık eden bir çocuğun yüreğinden bakarak izleyeceksiniz. 2. Dünya Savaşı’nda Polonya Naziler tarafından işgal edilince, Varşova Tiyatrosu’ndaki oyuncuların, meslektaşlarımızın nasıl direndiklerini, hayatlarını yok sayarak nasıl mücadele ettiklerini, siz kıymetli seyircilerimizle paylaşmak isteği, bir savaş çocuğu olarak beni çok heyecanlandırdı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1939’da Varşova’da yaşananlar, 1974’te çocukken yaşadıklarımla, bugün Gazze’de, Ukrayna’da yaşananlar aynı. İnsanoğlunun  “her şeye sahip olma” tutkusu,  tüm canlıları hunharca yok etmeye devam ediyor. Tam da bu noktada bir dünya lideri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünya’da Barış” sözünün önemini,  ne kadar kıymetli olduğunu hepimize bir kez daha hatırlatmak isterim.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Müziğini Orçun Tekelioğlu’nun, dekor ve kostüm tasarımını Gamze Kuş’un, koreografisini Senem Oluz’un, ışık tasarımını Özcan Çelik’in, efekt tasarımını Kadir Arlı’nın yaptığı, fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu’nun çektiği </span></span><span><span>oyunda <b>Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay</b> rol alıyor.</span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oyuncularin-nazi-isgaline-karsi-direnisinin-hikayesini-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-438935">Oyuncuların Nazi işgaline karşı direnişinin hikayesini Yaşamak mı yoksa ölmek mi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki protonun çarpışması mı daha güçlüdür yoksa iki kız kardeşin çarpışması mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iki-protonun-carpismasi-mi-daha-gucludur-yoksa-iki-kiz-kardesin-carpismasi-mi-420631</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 21:08:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[çarpışması]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüdür]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşin]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[protonun]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=420631</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği Sivrisinekler’i seyirciyle buluşturdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iki-protonun-carpismasi-mi-daha-gucludur-yoksa-iki-kiz-kardesin-carpismasi-mi-420631">İki protonun çarpışması mı daha güçlüdür yoksa iki kız kardeşin çarpışması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İKİ PROTONUN ÇARPIŞMASI MI DAHA GÜÇLÜDÜR YOKSA İKİ KIZ</p>
<p>KARDEŞİN ÇARPIŞMASI MI?</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ekin</p>
<p>Tunçay Turan’ın çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği Sivrisinekler’i seyirciyle</p>
<p>buluşturdu.</p>
<p>İnsanlık tarihindeki en önemli deneylerden biri olarak kabul edilen Hadron</p>
<p>Çarpıştırıcısı deneyinin yanı sıra deneyde görev alan bilim insanlarından biri olan</p>
<p>Alice ve ailesinin kendi içlerindeki “çarpışmalarının” konu edildiği oyun, 8 Kasım 2023</p>
<p>Çarşamba günü Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde ilk gösterimini yaptı. Seyircinin</p>
<p>beğeniyle izlediği oyun, uzun süre alkışlandı.</p>
<p>Oyunun gösterimine Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Genel Sanat</p>
<p>Yönetmeni Yardımcıları Emrah Özertem ve Tankut Yıldız, sanatçılar Haldun Dormen,</p>
<p>Suna Keskin, Anta Toros ve Ayça Bingöl’ün yanı sıra birçok sanatçı katıldı.</p>
<p>Oyunun sonunda söz alan Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever:</p>
<p>“Çok kıymetli bir iş. Ali’ye çok teşekkür ediyorum. Yaz boyunca çok güzel, çok keyifli</p>
<p>bir çalışma yapıldı. Şehir Tiyatrosu’na çok güzel bir oyun hediye etmişsiniz. Çok</p>
<p>teşekkür ediyorum.</p>
<p>Ayşin ablamızı sahnede görmeyi o kadar çok özlemişiz ki. Biz burada usta çırak</p>
<p>ilişkisiyle bir aileyiz. Ama bu 65 yaş işi bizi bozdu. Burda ben Toron abilerle, birçok</p>
<p>kişiyle çalışma fırsatı bulan bir oyuncuyum. Biz o zaman Toron abinin veya başka bir</p>
<p>büyüğümüzün kaç yaşında olduğunu bilmezdik, onlar devam ederlerdi işlerine. Zincir</p>
<p>koptu. Şimdi onu yeniden bir araya getirmeye çalışıyoruz. Çok teşekkür ediyorum”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Yüzyılın Bilim Projesi Olarak Bilinen CERN Deneyleri Oyunda Konu Ediliyor</p>
<p>Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron</p>
<p>Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan</p>
<p>kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki</p>
<p>kara deliktir.</p>
<p>Oyunun yönetmeni Ali Gökmen Altuğ, Sivrisinekler’in hikâyesini şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Cenevre’de CERN’de çalışan Alice, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı olarak adlandırılan</p>
<p>çarpıştırıcıda protonları çarpıştırıp Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamaya çalışırken,</p>
<p>bir yandan da hayatındaki diğer parçacıklarla; yani kendisi gibi bilim insanı olan</p>
<p>annesi Karen, baş belası kız kardeşi Jenny ve oğlu Luke ile çarpışmaktadır.</p>
<p>Kirkwood’un oluşturduğu bu dünyada, makro kozmos ve mikro kozmos birbirine</p>
<p>paralel olarak ilerlemekte ve bize bu ikisi arasındaki büyük çatışmayı seyretme</p>
<p>fırsatını sunmaktadır. İnsanlık tarihinin en önemli deneylerinden birini yürüten bir bilim</p>
<p>insanıyla, onun hamileyken ultrasona girmeyi reddeden kız kardeşinin, kocasına</p>
<p>verilen Nobel ödülünün aslında kendi hakkı olduğunu düşünen bir bilim kadınının, bir</p>
<p>anne olarak iki kızı arasında alenen evlat ayrımı yapmasının, laboratuvarda protonları</p>
<p>çarpıştıran bir annenin, zorbalığa uğrayan, annesinin desteğine ihtiyaç duyan oğluna</p>
<p>değememesinin hikâyesini izliyoruz.”</p>
<p>Dramaturgisini Özge Ökten Yılmaz’ın, dekor ve ışık tasarımını Cem Yılmazer’in,</p>
<p>kostüm tasarımını Gamze Kuş’un, efekt tasarımını Metin Küçükyılmaz’ın, video-</p>
<p>görsel tasarımını Enes Altuğ Avşar’ın yaptığı, fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu’nun</p>
<p>çektiği oyunda; Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan</p>
<p>Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor.</p>
<p>Oyun, 9-11 Kasım, 15-18 Kasım 2023 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan</p>
<p>Sahnesi’nde.</p>
<p>İyi seyirler…</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iki-protonun-carpismasi-mi-daha-gucludur-yoksa-iki-kiz-kardesin-carpismasi-mi-420631">İki protonun çarpışması mı daha güçlüdür yoksa iki kız kardeşin çarpışması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 07:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[klima]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131">Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar. Klimaların solunum yolu enfeksiyonlarından kas tutulmalarına, alerjiden felce kadar farklı sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu </strong>“Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımı, özellikle kışın alışkın olduğumuz ama ‘yazın olur mu?’ diye düşündüğümüz soğuk algınlığı, nezle, ateşli boğaz enfeksiyonları ve lejyoner (klima) hastalıklarının önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik bu hastalıkların bazıları; bağışık sisteminin zayıf olduğu bazı hastalarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanıcılarında ve 50 yaş üstü kişilerde ağır seyredebiliyor. Aynı zamanda alerjik bünyeli kişiler için klimalarda üreyebilen küf mantarları da alerjik rinit ve alerjik astıma yol açabiliyor. Peki, klimalar nasıl oluyor da hastalıklara neden olabiliyor ve tedbir almak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu klimaların olası risklerini anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. RİSK: ALERJİLER</strong></p>
<p>Yeterli bakım yapılmamış klimaların ortama soğuk hava üflerken içindeki tozları, küf mantarlarını yani içinde bulunan alerjik etkenleri de üfler. Bu durum normal kişileri etkilemezken özellikle alerji sorunu olan kişilerde şikayetlerin artmasına ve alerji ataklarına neden olabiliyor. Bazı hastalarda kuru öksürüğe hatta astım krizlerinin yaşanmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>2. RİSK: KAS AĞRILARI VE FELÇ</strong></p>
<p>Yazın sık sık kas tutulmalarından ya da ağrılarından şikayet eden kişilere rastlanmasının nedenlerinden biri de klimalar oluyor. Klimaların üflediği soğuk havaya doğrudan maruz kalan kişilerdeki yüz sinir kılıfları etkilenirken, ileri etkilerde ödem yapabiliyor. Ancak bu durum, yüz felcine de yol açabilir ki böyle bir durumda ilk yapılması gereken acilen en yakın sağlık kuruluşuna gitmektir. </p>
<p><strong>3. RİSK: SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARI</strong></p>
<p>Klimaların korkulan etkilerinden biri, solunum yolu enfeksiyonlarına yol açması. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, klimaya bağlı solunum yolu enfeksiyonları yaşanmasının iki nedeni olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dışarıda çok sıcak bir hava varken içerde klimayı yüksek soğukluk derecesinde kullanmak bazı riskleri de beraberinde getiriyor. İç-dış sıcaklık arasındaki yüksek farklılık, ani ısı değişikliği etkisine, aynı zamanda sürekli soğuk ve kuru havaya maruz kalmak vücut direncinin düşmesine yol açar. Bu da kişinin hastalığa davetiye çıkarması gibi bir durum. O nedenle tedbir alınmalı, klima ile dış sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmalıdır.”</p>
<p>İkinci nedenin ise klimanın çalışırken içindeki bazı bakteri ve virüsleri havaya üflemesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Bunlar solunum yoluyla kişiye bulaşırlar. Havayı serinletirken aynı zamanda kurutan klimalar, üst solunum yollarında farenjit, burun tıkanıklıkları ve sinüzit gibi hastalıklara yol açıyor. Nezle, grip gibi hastalıkların yanı sıra halk arasında klima hastalığı olarak bilinen ağır sağlık sorunlarına yola açabilecek hastalıklar da görülebiliyor” diyor.   </p>
<p><strong>9 öneriyle yaz sıcağında sağlığınızı koruyun</strong></p>
<p>Peki, yazın vazgeçilmezlerimizin başında gelen klimaların sağlık risklerinden uzak durmak için hangi tedbirler alınabilir. İşte Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu’nun önerileri:  </p>
<ol>
<li>Odanız ne çok soğuk ne çok sıcak olmalı. Klimanızı 22-25 arası bir dereceye sabitleyin. </li>
<li>Odanız sıcakken klimanızı ani bir şekilde çok soğuk dereceye getirmeyin. Isıyı yavaş yavaş düşürün ki vücut sıcaklığınız ani düşmesin. </li>
<li>Dış sıcaklık ile klima çalışan odadaki sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmasına dikkat edin.  </li>
<li>Klimanızın üfleme gücünü sabit ve en fazla orta seviyede tutun. Aniden yükselttiğiniz üfleme gücüne maruz kalmanız vücut sıcaklığının ani düşmesine, kaslarınızın da olumsuz etkilenmesine neden olur.  </li>
<li>Klimanızın üflediği noktada bulunmaktan kaçının. Doğrudan klimanın üflediği yerde bulunmak sizi o an ferahlatsa da çok zararlıdır. </li>
<li>Çok terlediniz, çok sıcakladınız ve yüzünüze püfür püfür essin istiyorsunuz ancak  klimayı yüzüne doğru üfletmeyin. Bu hem yüz felcine hem de içinde varsa hastalık etkenlerini hızlıca solumanıza yol açabilir. </li>
<li>Kuru hava sağlığa zarar verebildiğinden nem dengesini sağlayan klimaları tercih edin. </li>
<li>Klimaların yeterli düzeyde solunum yollarınızı nemlendirememe ihtimaline karşılık bol bol su için. </li>
<li>Bakımı titizlikle yapılmayan klima sularında bakteri üreyebileceğinden klima ve havalandırma sistemlerinin filtrelerini her yıl değiştirip bakımlarını yaptırın.</li>
</ol>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-392131">Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2023 11:12:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derinden]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü yapıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009">Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>Sabancı Üniversitesi “Toplum ve Afet Risk Yönetimi”  </u></strong><strong><u>seminer dizisinin üçüncüsü yapıldı</u></strong></p>
<p><em><strong>Sabancı Üniversitesi’nin afet risk yönetimi ve afet sonrası müdahale yöntemleri konularında başlattığı “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü “Afet Risk Yönetiminde Psikoloji Bilimi ve Uygulamaları” başlığıyla yapıldı.</strong></em></p>
<p><em><strong>Seminerde, afet risk yönetiminin omurgasının psikoloji bilimi uygulamalarına dayandığı vurgulanarak, psikolojik hazırlığın olmaması durumunda depremin toplumu çok derinden etkilediği ifade edildi.</strong></em></p>
<p>Sabancı Üniversitesi’nin afet risk yönetimi ve afet sonrası müdahale yöntemleri konularında başlattığı “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü 18 Nisan 2023, Salı günü yapıldı. </p>
<p><strong>“Afet Risk Yönetiminde Psikoloji Bilimi ve Uygulamaları” </strong>konusunun ele alındığı seminerin konukları Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi<strong> Prof. Dr. Nebi Sümer, </strong>Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Psikoloji Bölüm Başkanı<strong> Prof. Dr. Gökhan Malkoç </strong>ve TOBB ETÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Nuray Karancı </strong>oldu.<strong> </strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi<strong> Prof. Dr. Nebi Sümer, </strong>seminerde yaptığı konuşmada<strong>, </strong>“Afetlerde daha çok müdahale sırasındaki psiko-sosyal destekte psikoloji akla geliyor. Ama evrensel olarak bilinen afet yönetimi dediğimiz genel evrensel modelinin 4 aşaması vardır: Risk ve zarar azaltımı, hazırlık, müdahale ve iyileştirme. Bunun her biri psikolojiyle ilgili. Yani davranış değişimi ile risk ve zarar azaltımında uygun normlar ve anlayış olmaz, toplum depreme hazırlık yapmaz, depreme maruz kalanlara zamanında müdahale edilmez ve iyileşme çalışması takip edilmez ise toplum ayağa kalkamaz. Dolayısıyla afet risk yönetiminin omurgası psikoloji bilimi uygulamalarına dayanır.”</p>
<p><strong>KADINLARIN %60’I, ERKEKLERİN %41’İ DEPREMDEN YÜKSEK YA DA ÇOK YÜKSEK ETKİLENDİĞİNİ SÖYLÜYOR</strong></p>
<p>6 Şubat’ta yaşanan depremin yıkıcılığının çok büyük olduğunu hatırlatan <strong>Prof.  Dr. Nebi Sümer</strong>, “3-4 Mart’ta depremden bir ay sonra benim de katıldığım bir araştırma kuruluyla kapsamlı bir deprem araştırması yapıldı. Resmi rakamlara göre 51 bin ölüm var, yaralı sayısı tam bilinmiyor ama 100 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. İnanılmaz büyük bir afet yaşadık. Araştırmaya göre, Türkiye&#8217;de her 4 kişiden biri, %27’si deprem bölgesinde bir yakınımı, arkadaşımı, akrabamı, dostumu kaybettim, diyor. Bu çok büyük rakam.”</p>
<p>Depremin psikolojik etkisine de baktıklarını söyleyen <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer,</strong> şöyle devam etti: </p>
<p>“Bu tarz büyük olaylarda olayın etkisini ölçen bir psikolojik ölçek vardır. Genellikle, bizim aktif dönem dediğimiz bir ay içerisinde etki azalır. Sadece maruz kalanlarda yüksek olur. Burada durum çok daha felaket. Deprem bölgesindeki beş ilde yaşayanlarda maruz kalma ölçeğindeki maddelere göre %61’i fazla ya da çok fazla düzeyde depremden etkilenmiş. Yani düşüncesini aklından atamıyor. Bundan kaçmaya çalışıyor ya da aşırı uyarıldığı için kendisini rahatsız hissediyor. Kadınların %60’ı, erkeklerin %41’i depremden yüksek ya da çok yüksek etkilendiğini söylüyor. Bunlar inanılmaz rakamlar. Bir ay boyunca ağlamak buna yetmez. Olayın özü bu psikolojik hazırlık yoksa deprem, toplumu çok derinden etkiliyor.”</p>
<p><strong>“İNŞAAT MÜHENDİSİNİN DE HİPOKRAT YEMİNİ ETMESİ LAZIM” </strong></p>
<p>TOBB ETÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Nuray Karancı </strong>ise seminerde yaptığı konuşmada,<strong> </strong>daha fazla önlem almaya teşvik edebilmesi için deprem korkusunun azalmaması gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “1995 yılında Japonya Kobe’de yaşanan deprem 1999’da yaşadığımız İstanbul depremine çok benziyor. Japonlar çok hazırlıklı denir, ancak Kobe depreminde hazırlıklı değillerdi. Yangın çıktı, çok kayıpları oldu. Japonlar bunun üzerine orada çok güzel bir müze yaptı. O travma unutulmasın ki; bizim rasyonel davranışlar gösterme, hazırlıklı olma, binaları güvenli yapma eğilimimiz devam etsin, diye. Yaşadığımız acılar, travmalar tabii ki hafifler, ancak depremin korkusu azalmamalı. Korkalım ki, bir şey yapalım. Korku kötü bir duygu değil, çünkü bizi uyarıyor: Problem var burada, ben daha sağlam yapılar yapmalıyım. İnşaat mühendisinin de Hipokrat yemini etmesi lazım aslında, yaptığı şey çok önemli; ancak süreçte mühendis de, belediye de, mal sahibi de var. Burada bir sorumluluk zinciri söz konusu.” </p>
<p>Seminere katılan Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Psikoloji Bölüm Başkanı<strong> Prof. Dr. Gökhan Malkoç </strong>da Psikologlar Derneği olarak deprem bölgesine yaşadıklarını paylaşarak, şöyle konuştu:</p>
<p>“Genelde sahaya yani bir çalışma yapmadan önce biz veri temelli müdahale programlarını önemseriz onun için de rutin bir çalışma olarak 6 kişilik bir ekiple yola çıktık. Büyük bir yıkımla karşılaştık. Depremin bir fiziksel büyüklüğü var, bir de psikolojik büyüklüğünün olduğunu gördük, psikolojik büyüklük gerçekten çok fazlaydı. Yıkım olmayan yerlerde de hayatı sormak istedik. Çok fazla yıkımın olmadığı Samandağ Vakıflı Köyü’nde yaşayan aileler çocuklarının neredeyse tamamını korkudan İstanbul’a göndermişler. Nereye girdiysek hangi şehre gittiysek orada farklı bir öykü gördük. Ama en önemlisi koordinasyon ve organizasyon problemiydi. “</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009">Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehir Tiyatrolarından Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolarindan-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-362780</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2023 12:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[ölmek]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatrolarından]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Yaşamak Mı Yoksa Ölmek Mi? adlı oyunu 6 Nisan Perşembe günü seyirciyle buluşturacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolarindan-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-362780">Şehir Tiyatrolarından Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Yaşamak Mı Yoksa Ölmek Mi? adlı oyunu 6 Nisan Perşembe günü seyirciyle buluşturacak</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 25. sezonunda da sanatseverleri yeni oyunlarla buluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda sahnelendiği her şehirde doyumsuz bir tat bırakan Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi? adlı oyun 6 Nisan Perşembe günü saat 20.30’da SDKM’de seyirciyle buluşacak.</p>
<p><b>TRAJİKOMİK BİR OYUN</b></p>
<p>Nick Whitby’ın yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği ve yönetmenliğini İlham Yazar’ın yaptığı Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi? adlı oyun, Polonya’nın Naziler tarafından işgalinin hemen öncesinde geçiyor. Özel bir tiyatronun Hitler karşıtı oyunun provaları politik-diplomatik gerekçelerle yasaklanır. “Hamlet” oyununa geri dönen tiyatroda, genç bir havacı teğmen ile oyuncu arasında bir flört baş gösterir. Almanlar işgali gerçekleştirmiş, tiyatro kapanmıştır. Havacı teğmen aracılığıyla bir Alman casusun Polonya’daki tüm direniş hareketlerini ele verecek listeyi Nazilere iletmek üzere Polonya’ya geleceği bilgisine ulaşan oyuncular, bunu engellemek üzere harekete geçerler. Artık dekorları Gestapo karargahına, kostümleri üniformaya, oyuncular da yurt sever direnişçilere dönüşmüşlerdir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolarindan-yasamak-mi-yoksa-olmek-mi-362780">Şehir Tiyatrolarından Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
