<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeme | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yeme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yeme</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 May 2026 11:12:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>yeme | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yeme</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 11:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişiminde]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının aile tutumlarıyla ilişkisi ve hastalara yaklaşımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338">Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının aile tutumlarıyla ilişkisi ve hastalara yaklaşımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Eleştirel ve mükemmeliyetçi ebeveyn tutumları yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarının gelişiminde aile tutumlarının önemli bir rol oynayabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle başarı odaklı, mükemmeliyetçi ve eleştirel ebeveyn yaklaşımları hem yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor hem de mevcut sürecin seyrini olumsuz etkileyebiliyor.” dedi.</p>
<p>Aile içinde beden, kilo ve beslenme üzerine sık ve eleştirel yorumlar yapılabildiğini aktaran Elbaşoğlu, “Diyet, kilo verme ve yeme davranışlarının sürekli gündem olması çocuk ve ergenlerde yeme bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Aynı şekilde çocuğun bedenine yönelik olumsuz değerlendirmeler, beğenmeme ya da eleştirme gibi tutumlar da risk faktörü olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiya kısıtlama ve kontrol, bulimia ise tıkınırcasına yeme ve telafi davranışlarıyla karakterize! </strong></p>
<p>Söz konusu yeme bozuklukları arasında Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervoza’nın öne çıktığını kaydeden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Anoreksiya Nervoza temel olarak yeme kısıtlaması ve aşırı kontrol davranışları ile karakterizedir. Bulimia Nervoza ise tıkınırcasına yeme ataklarının ardından kusma ya da telafi edici davranışlarla seyreder.” dedi.</p>
<p>Bazı vakalarda bu iki tablonun birlikte görülebildiğini ya da zaman içinde birinin diğerine dönüşebildiğini ifade eden Elbaşoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikolojik açıdan anoreksiya nervozada kontrolcülük, mükemmeliyetçilik, inkar ve kusursuz olma isteği ön plandadır. Kişi kendi bedenini ve yeme davranışını sıkı bir şekilde kontrol etme eğilimindedir. Bulimia nervozada ise dürtüsellik, duygu düzenleme güçlüğü, kontrol kaybı ve yoğun utanç duygusu daha belirgindir. Yeme ataklarını genellikle pişmanlık ve suçluluk takip eder.”</p>
<p><strong>Yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşebilir!</strong></p>
<p>Özellikle anoreksiya nervoza vakalarında hastalığın kabul edilmemesinin sık görülen bir durum olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu kişilerde güçlü bir inkar mekanizması ve ego-sintonik bir yapı söz konusudur; yani yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşmiştir. Kişi, ‘bedenimi kontrol edebildiğim sürece değerliyim’ gibi bir inanç geliştirebilir. Bu nedenle hastalık algısı zayıf olur ve tedavi süreci daha dirençli ilerleyebilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluğu yaşayan bireylere yaklaşımda eleştirel ve yargılayıcı dilden kaçınılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu kişilere yöneltilen ‘çok zayıfsın’, ‘çok kilo aldın’ gibi beden odaklı yorumlar ya da yemek yemeye yönelik baskı içeren ifadeler süreci olumsuz etkileyebilir. Bunun yerine daha destekleyici, anlayışlı ve yargılamayan bir iletişim tarzı benimsenmelidir. Aile içi iletişim sorunları da yeme bozukluklarının önemli bir bileşeni olabileceğinden, tedavi sürecinde bu alanın da ele alınması gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozuklugu-gelisiminde-ebeveyn-etkisi-buyuk-637338">Yeme bozukluğu gelişiminde ebeveyn etkisi büyük!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 11:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[etin]]></category>
		<category><![CDATA[etini]]></category>
		<category><![CDATA[Etler]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[pişirmenin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayramlar; sevdiklerimizle aynı sofrada buluştuğumuz, birlik ve beraberliğin güçlendiği, paylaşmanın en güzel duygularla yaşandığı özel günler olarak hayatımıza anlam katıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767">Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayramlar; sevdiklerimizle aynı sofrada buluştuğumuz, birlik ve beraberliğin güçlendiği, paylaşmanın en güzel duygularla yaşandığı özel günler olarak hayatımıza anlam katıyor. Özellikle Kurban Bayramı; özenle hazırlanan sofraları, et yemekleri, tatlıları ve geleneksel ikramlarıyla kültürümüzün en önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle bayramı hem keyifli hem de sağlıklı geçirmek için kurban etini pişirme yöntemleri ve beslenme düzenimize özen göstermemiz büyük önem taşıyor. Çünkü bayramın gerçek güzelliği, sevdiklerimizle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu anılar paylaşınca daha da anlam kazanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dr. N. Sinem Türkmen, Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme konuları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Güne hafif ama doyurucu bir kahvaltıyla başlayın</strong></p>
<p>Bayram sabahlarının vazgeçilmezi olan kahvaltı, gün içerisindeki beslenme düzenini belirleyen en önemli öğündür. Aç karnına yoğun et tüketmek sindirim sistemini zorlayabilir ve gün boyu kontrolsüz yeme isteğine neden olabilir. Bu nedenle güne; yumurta, zeytin, avokado, çiğ ceviz, kuru kayısı, bol yeşillik ve tam tahıllı ekmek içeren dengeli bir kahvaltıyla başlamak hem tokluk süresini uzatır hem de sonraki öğünlerde porsiyon kontrolünü kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Porsiyon kontrolünü ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Bayram sofralarında et yemeklerinin yanında tatlılar ve hamur işleri de sıkça tüketiliyor. Elbette hazırlanan lezzetlerin tadını çıkarmak bayramın en güzel yanlarından biri. Ancak burada belirleyici olan miktardır. Özellikle kalp-damar hastalığı, yüksek kolesterol, diyabet, karaciğer yağlanması veya mide-bağırsak rahatsızlığı bulunan kişilerin kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmaması gerekir. Küçük porsiyonlarla, yavaş yiyerek ve öğün saatlerini dengeli planlayarak bayramı daha sağlıklı geçirmek mümkündür.</p>
<p><strong>Ziyaretlerde ikramlara ölçülü yaklaşın</strong></p>
<p>Bayramın en güzel geleneklerinden biri de akraba ve dost ziyaretleridir. Ancak gün içerisinde yapılan çok sayıda ziyarette ikram edilen tatlılar, börekler, et yemekleri ve içecekler farkında olmadan aşırı kalori tüketimine yol açabilir. Her ikramı tam porsiyon tüketmek yerine küçük tadımları tercih etmek daha doğru olacaktır. Aynı gün içinde tüketilen tatlı, çay ve kahve miktarına dikkat edilmeli; özellikle kafein tüketimi arttığında su tüketimi de artırılmalıdır. Günlük 2 fincan sade kahve ve 2 fincan sade çay yeterlidir.</p>
<p><strong>Bayramda hareket etmeyi unutmayın</strong></p>
<p>Bayram boyunca artan kalori alımını dengelemenin en etkili yollarından biri fiziksel aktivitedir. Kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek, asansör yerine merdiven kullanmak ve düzenli egzersiz alışkanlığını sürdürmek hem sindirimi destekler hem de alınan enerjinin dengelenmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>Etin yanında yoğurt yerine salata tercih edin</strong></p>
<p>Kırmızı et tüketiminin arttığı bayram döneminde sofralarda mutlaka bol yeşillikli salatalara yer verilmelidir. Limonlu salatalar hem sindirimi destekler hem de kırmızı ette bulunan demirin emilimini artırır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzeler, fazla et tüketiminin oluşturduğu asit yükünün azaltılmasına katkı sağlar. Et yemekleriyle birlikte yoğurt, süt ve peynir gibi yüksek kalsiyum içeren besinlerin tüketilmesi ise demir emilimini azaltabileceği için dikkatli olunmalıdır.</p>
<p><strong>Kurban etini hemen tüketmeyin</strong></p>
<p>Yeni kesilen etlerde “ölüm katılığı” olarak bilinen ve kasların sertleşmesine neden olan doğal bir süreç yaşanır. Bu nedenle kurban etinin hemen tüketilmesi hazımsızlık ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir. Etin daha yumuşak, lezzetli ve sindirimi kolay hale gelmesi için en az 12-24 saat dinlendirilmesi önerilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin</strong></p>
<p>Et yemeklerinde pişirme yöntemi sağlık açısından büyük önem taşır. Etlerin çok yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmesi zararlı bileşiklerin oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle tavada, fırında, buharda veya kontrollü ızgara yöntemi tercih edilmelidir. Etlerin zerdeçal, zencefil, biberiye, karabiber gibi antioksidan içeriği yüksek baharatlarla; limon suyu veya sirke gibi asidik sıvılarla marine edilmesi daha sağlıklı bir tüketim sağlar. Yanmış kısımlar mutlaka tüketilmeden önce ayıklanmalıdır. Etlerin saklama koşullarına da dikkat edilmelidir. Uygun ambalajla buzdolabında birkaç gün, derin dondurucuda ise birkaç ay güvenle muhafaza edilebilir. Sağlıklı seçimlerle geçirilen bir bayram, hem sofraların keyfini artırır hem de bayram sonrası oluşabilecek sağlık sorunlarının önüne geçer.</p>
<p><strong>Kurban etini buharda pişirin</strong></p>
<p>Kurban Bayramı’nda et tüketimi ile ilgili dikkat etmeniz gerekenler şöyle sıralanmaktadır :</p>
<ol>
<li>Tavada, ızgarada veya buharda pişirme tercih edilmelidir. </li>
<li>Kanserojen maddelerin oluşumunu azaltmak için etler çok yüksek sıcaklıkta ve uzun süre pişirilmemelidir. </li>
<li>Mangalda pişirme yapılacak ise; önce mikrodalgada ön pişirme uygulanmalı ve et suyu uzaklaştırıldıktan sonra ızgara işlemine geçilmelidir. </li>
<li>Etlerin, antioksidan kapasitesi yüksek baharatlar; (zerdeçal, zencefil, biberiye, karabiber vb.) ve sirke, limon suyu gibi C vitamininden zengin asidik sıvılar ile marinasyonu yapılarak ısıyla teması kesilmelidir. Marinasyona şeker içeriği yüksek maddeler ve yağ eklenmemelidir. </li>
<li>Etin fazla pişmekten yanmış yerleri varsa, tüketilmeden önce mutlaka yanık kısımlar kesilip atılmalıdır. </li>
<li>Etler buzdolabında +4 / +7derecede buzdolabında uygun ambalaj veya yağlı kâğıda sararak 2-3 gün, derin dondurucuda ise (-180C) en fazla 3-4 ay saklanmalıdır. </li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-etini-saglikli-pisirmenin-6-onemli-kurali-636767">Kurban Etini Sağlıklı Pişirmenin 6 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diye]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsülin Direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[veremiyorum]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Acar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz geliyor, kilo vermeliyim telaşına kapıldıysanız, diyete başlamadan önce bilmeniz gereken konulardan biri de, insülin direncinizin olup olmadığı…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416">Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz geliyor, kilo vermeliyim telaşına kapıldıysanız, diyete başlamadan önce bilmeniz gereken konulardan biri de, insülin direncinizin olup olmadığı… Zira hem fazla yemenizden hem de geç kilo vermenizden sorumlu olan insülin direnci aynı zamanda çeşitli hastalıklara yol açacak kadar önemli bir durum. Türkiye’de diyabet ve insülin direnci giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geliyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 9,6 milyon diyabet hastası bulunuyor ve yetişkin nüfusta diyabet görülme sıklığı yüzde 16,5 seviyelerine ulaşmış durumda. Ayrıca milyonlarca kişinin prediyabet, yani gizli şeker ve insülin direnciyle yaşadığı tahmin ediliyor.  Uzmanlara göre yanlış beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve obezite, insülin direncinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> erken dönemde alınacak önlemlerle insülin direncinin kontrol altına alınabileceğini belirterek, “Doğru beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde insülin direncini azaltmak mümkündür. Tedavi sürecinde en önemli basamaklardan biri ise dengeli beslenmedir” diyor. </p>
<p><strong>Tatlı krizinizin nedeni insülin direnci olabilir</strong></p>
<p>İnsülin, pankreastan salgılanan ve kandaki şekerin hücrelere taşınmasını sağlayan bir hormon. Ancak insülin direnci geliştiğinde, pankreas insülin üretse bile, hücreler bunu görmüyor ve kullanamıyor. Bu durumda pankreas daha fazla insülin üretmek zorunda kalıyor ve zamanla kan şekeri dengesi bozulabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,  “İnsülin direnci uzun vadede tip 2 diyabetin gelişme riskini artırabilen önemli bir metabolik bozukluktur. Kilo artışı, özellikle bel çevresinde yağlanma, yemek sonrası uyku hali, sık acıkma ve tatlı isteğinde artış gibi belirtilerle de kendini gösterebilir. Kontrol altına alınmayan insülin direnci yalnızca kan şekeri sorunlarına yol açmaz. Aynı zamanda yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması ve kalp hastalıklarına da zemin hazırlayabilir. Kadınlarda ise insülin direnci; eski adıyla Polikistik Over Sendromu (PCOS), yeni adıyla Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS) ile yakından ilişkilidir ve mevcut PMOS bulgularını ağırlaştırabilir“ diye konuşuyor. “Sürekli yüksek seyreden insülin düzeyi vücutta yağ depolanmasını artırır ve kilo vermeyi zorlaştırır. Bu nedenle erken dönemde yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar</strong>, insülin direncini düşürecek 10 beslenme önerisi paylaştı:</p>
<p><strong>Beyaz ekmek yerine tam tahılları tercih edin</strong></p>
<p>Beyaz ekmek, pirinç ve hamur işleri kan şekerini hızlı yükseltebiliyor. Tam tahıllı ürünler ise daha yavaş sindirilerek kan şekeri dalgalanmalarını azaltabiliyor. Zeynep Acar, “Lif oranı yüksek besinler tokluk süresini uzatır ve insülin yanıtını olumlu etkileyebilir” diyor. </p>
<p><strong>Öğün atlamayın</strong></p>
<p>Uzun süre kontrolsüz aç kalmak kan şekeri dengesini bozabiliyor ve sonraki öğünde aşırı yemeye neden olabiliyor. Düzenli ve dengeli planlanan öğünler ise kan şekerinin daha stabil seyretmesine yardımcı oluyor. Aralıklı oruç gibi daha uzun açlık süreleri ise, bazı bireylerde doğru planlandığında metabolik dengeyi ve insülin duyarlılığını destekleyebiliyor.</p>
<p><strong>Şekerli içeceklerden uzak durun</strong></p>
<p>Hazır meyve suları, gazlı içecekler ve şekerli kahveler kan şekerini hızla yükselterek insülin direncini artırabiliyor. Zeynep Acar, “Şekerli içecekler yerine su, ayran veya şekersiz bitki çayları tercih edilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Her öğünde protein tüketin</strong></p>
<p>Yumurta, yoğurt, peynir, balık, tavuk ve kurubaklagiller gibi protein kaynakları daha uzun süre tok kalmayı sağlayabiliyor. Protein ağırlıklı öğünler ani açlık krizlerini önlemeye yardımcı olabiliyor. </p>
<p><strong>Lif tüketimini artırın</strong></p>
<p>Sebzeler, meyveler, kurubaklagiller ve yulaf gibi lif açısından zengin besinler sindirimi yavaşlatarak kan şekeri kontrolünü destekliyor.</p>
<p><strong>Gece geç saatte yemek yemeyin</strong></p>
<p>Gece geç saatlerde tüketilen ağır öğünler kan şekeri dengesini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle yatmadan hemen önce yenilen yüksek kalorili besinler kilo artışını kolaylaştırabiliyor.</p>
<p><strong>Sofranızda sağlıklı yağlara yer verin</strong></p>
<p>Zeytinyağı, avokado, ceviz, badem ve fındık gibi sağlıklı yağ kaynakları daha dengeli bir beslenme düzenine katkı sağlayabiliyor. Zeynep Acar, “Doğru yağ seçimi hem kalp sağlığını hem de metabolik dengeyi destekler” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Porsiyon kontrolüne dikkat edin</strong></p>
<p>Sağlıklı besinler tüketiliyor olsa bile aşırı porsiyonlar kilo kontrolünü zorlaştırabiliyor. Daha küçük tabak kullanımı ve yavaş yemek yeme alışkanlığı porsiyon kontrolünü kolaylaştırabiliyor.</p>
<p><strong>Tatlı krizlerine karşı meyve ve tarçından yararlanın</strong></p>
<p>Tatlı isteğini bastırmak için şerbetli tatlılar yerine meyve tüketmek daha doğru bir tercih olabiliyor. Tarçın da kan şekeri dalgalanmalarını azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Düzenli hareket edin</strong></p>
<p>Beslenme kadar fiziksel aktivite de insülin direnciyle mücadelede önemli rol oynuyor. Günlük yürüyüşler bile hücrelerin insüline duyarlılığını artırabiliyor. Zeynep Acar, “Haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak insülin direncinin kontrol altına alınmasına katkı sağlayabilir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-kilo-veremiyorum-diye-dusunuyorsaniz-636416">Neden kilo veremiyorum? diye düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 09:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aç]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[değilken]]></category>
		<category><![CDATA[diyor]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtü]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yediren]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gün içinde kendinizi ya buzdolabının önünde buluyorsunuz ya da yeni yemek yemiş olsanız da “o tatlıyı mutlaka yemeliyim” diyebiliyorsunuz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771">Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde kendinizi ya buzdolabının önünde buluyorsunuz ya da yeni yemek yemiş olsanız da “o tatlıyı mutlaka yemeliyim” diyebiliyorsunuz. Bazen çevrenizdekiler yediklerinize tepki bile gösterebilir, siz ise kendinizi hep şu cümleyi söylerken buluyor olabilirsiniz: “Aç değilim ama yemek istiyorum”. Bu durum çoğu zaman iradesizlik ya da kontrolsüzlük olarak yorumlansa da aslında yeme davranışının altında derinden sebepler yatıyor olabilir. Bu davranışın yalnızca fiziksel açlıkla açıklanamayacağını belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman</strong>, “Bu durum özellikle stresli, yorgun ya da duygusal olarak zorlayıcı anlarda ortaya çıkıyor. Bu nedenle asıl soru “Ne kadar yiyorum?” değil, “Neden yiyorum?” olmalı” diyor ve duygusal yemenin 4 neden ve 4 çözümünü anlatıyor. </p>
<p><strong>GERÇEKTEN AÇ MISINIZ? </strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışı çoğu zaman yalnızca fiziksel açlıkla değil, duygusal ihtiyaçlar ve içsel gerilimlerle de ilişkilidir; ancak her yeme isteğini duygusal olarak etiketlemek de doğru değildir. Bazen beden gerçekten enerjiye ihtiyaç duyarken, bazen de stres, yalnızlık ya da yorgunluk gibi duygular bu davranışı tetikleyebilir. Bu nedenle önemli olan, yeme davranışını yargılamak yerine kaynağını anlayabilmektir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman</strong>, “Asıl soru ne kadar yediğimiz değil, neden yediğimizdir. Kişi ‘Şu an hissettiğim şey açlık mı, yoksa başka bir ihtiyacın ifadesi mi?’ diye sormaya başladığında değişim de başlar” diyor.</p>
<p>Duygusal yemek yeme davranışının farklı nedenlerle, alışkanlıklarla ortaya çıkabileceğini belirten <strong>Cansu Karaman</strong> 4 neden ve 4 çözümü sıralıyor. </p>
<p><strong>FAZLA YEMEYE İTEN 4 NEDEN – 4 ÇÖZÜM</strong></p>
<p><strong>1. Neden: Duygusal düzenleme zorluğu</strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışının en yaygın nedenlerinden birinin duygularla baş etmede yaşanan zorluklar olduğunu belirten Klinik Psikolog Cansu Karaman, “Kaygı, yalnızlık, stres ya da sıkıntı gibi duygular yoğunlaştığında, yemek birçok kişi için hızlı ve erişilebilir bir rahatlama aracı haline gelebilir. Bu noktada yeme davranışı fiziksel bir ihtiyaçtan çok, duygusal bir boşluğu doldurma ya da içsel gerilimi azaltma işlevi görür. Ancak bu rahatlama genellikle kısa sürelidir ve sonrasında suçluluk duygusu ile birlikte döngü yeniden başlar” diyor. </p>
<p><strong>Çözüm: “Dur – fark et – isimlendir” yaklaşımı</strong><br /> Yeme isteği ortaya çıktığında otomatik şekilde harekete geçmek yerine kısa bir duraksama yaratmak kritik bir adımdır. Kendinize “Şu an gerçekten aç mıyım, yoksa bir duyguyla mı baş etmeye çalışıyorum?” sorusunu sormak, farkındalığı artırır. Ardından hissettiğiniz duyguyu isimlendirmek (örneğin “şu an gerginim” ya da “yalnız hissediyorum”) duygunun yoğunluğunu azaltır ve davranış üzerinde kontrol hissi oluşturur. Bu basit ama etkili adım, otomatik yeme davranışını bilinçli bir tercihe dönüştürür.</p>
<p><strong>2. Neden: “Ya hep ya hiç”</strong></p>
<p>Birçok kişi beslenme sürecini katı kurallar üzerinden yürütür. Bu nedenle küçük bir kaçamak bile “her şey bozuldu” düşüncesini tetikleyebilir. Bu siyah-beyaz bakış açısı, kişinin kendini başarısız hissetmesine ve “nasıl olsa bozuldu” diyerek daha fazla yeme davranışına yönelmesine neden olur. Böylece tek bir küçük sapma, kontrol kaybına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Çözüm: Esnek ve sürdürülebilir düşünme geliştirmek</strong><br /> Beslenmede mükemmeliyetçi yaklaşım yerine esnekliği benimsemenin önemine değinen Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, “Bir öğünde plan dışına çıkmak, tüm sürecin başarısız olduğu anlamına gelmez. “Her öğün yeni bir başlangıçtır” bakış açısı, kişinin süreci sürdürebilmesini sağlar” diyor. </p>
<p><strong>3. Neden: Dürtüye anında tepki verme alışkanlığı</strong></p>
<p>Yeme isteğinin ardında çoğu zaman anlık bir dürtü olabilir. Bu dürtüye hemen yanıt vermek, davranışın otomatikleşmesine ve alışkanlık haline gelmesine yol açar. Oysa bilimsel olarak bu tür dürtülerin büyük bir kısmı kısa süre içinde kendiliğinden azalır. </p>
<p><strong>Çözüm: Ertele</strong><br /> Yeme isteği geldiğinde kendinize 10 dakika gibi kısa bir süre tanıyın. Bu süre içinde ortam değiştirebilir, su içebilir, kısa bir yürüyüş yapabilir ya da dikkatinizi başka bir aktiviteye yönlendirebilirsiniz. Klinik psikolog Cansu Karaman, bu yöntemle kişinin dürtüsü ile davranışı arasında “boşluk” oluşturmasını sağladığını ve kontrolünü kuvvetlendirdiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>4. Neden: Kendine karşı eleştirel ve sert iç ses</strong></p>
<p>Fazla yemek yeme davranışından sonra ortaya çıkan “Yine başaramadım”, “Hiç iradem yok” gibi düşünceler, kişinin kendine karşı sert ve yargılayıcı bir tutum geliştirmesine neden olabilir. Bu içsel eleştiri suçluluk ve utanç duygularını artırarak kişinin yeniden yemekle rahatlama aramasına yol açabilir. Böylece kısır bir döngü oluşur.</p>
<p><strong>Çözüm: Öz-şefkat ve destekleyici iç konuşma geliştirmek</strong><br /> Kendine daha anlayışlı yaklaşmanın bu döngüyü kırmanın en önemli adımlarından biri olduğunu belirten Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, “Şu an zorlandım ama bu normal” ya da “Tekrar dengeyi kurabilirim” gibi daha gerçekçi ve destekleyici bir iç konuşma, hem duygusal yükü azaltır hem de kişinin yeniden kontrol kazanmasına yardımcı olur. Öz-şefkat, değişimin önündeki en büyük engellerden biri olan suçluluk duygusunu azaltarak daha sürdürülebilir bir iyileşme süreci sağlar” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ac-degilken-yediren-4-neden-4-cozum-634771">Aç Değilken Yediren 4 Neden 4 Çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 11:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla, alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğunu]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[Duygusal Yeme]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[faktörler]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olumsuz duyguların yeme davranışını değiştirebildiğini belirten uzmanlar, duygusal yeme bozukluğunun sonuçlardan biri olduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıktığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi. Psikolojik faktörler, sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntülerinin duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olduğuna dikkat çeken Aydın, duygusal yemede temel kaygının kilo değil, duyguları yönetmek olduğunu vurguladı. Aydın ayrıca, açlık günlüğü tutmanın, bireyin yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini fark etmesine yardımcı olabildiğini aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, duygusal yeme davranışının tetikleyici faktörleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Duygusal yeme açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun, kişinin fiziksel açlıktan ziyade stres, yalnızlık, kaygı, öfke gibi olumsuz duygulara tepki olarak yemek yemesiyle ortaya çıkan bir yeme davranışı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Açlık sinyallerinden çok duygusal uyarıcılarla tetiklenir.” dedi.</p>
<p>Fiziksel açlığın yavaş geliştiğini aktaran Aydın, “Her türlü yiyecekle giderilebilir ve doyma hissiyle son bulur. Oysa duygusal açlık ani başlar, genellikle yüksek kalorili yiyeceklere yöneltir ve doyma hissine rağmen devam edebilir. Sınav öncesinde çikolata krizine giren bir öğrenci, aslında fizyolojik açlığını değil kaygı kaynaklı duygusal açlığını gidermeye çalışıyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemede kişi kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar!</strong></p>
<p>Duygusal yeme bozukluğunun klinik yeme bozukluklarından farklı olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Ruhsal bozukluklar arasında, anoreksiya nervoza veya bulimia nervoza gibi bağımsız bir tanı kategorisi olarak geçmez, daha çok yeme davranışını etkileyen bir eğilimdir. Klinik yeme bozukluklarında kilo, beden algısı ve davranış üzerinde ciddi bozulmalar olurken, duygusal yemede bireyin temel kaygısı kilo değil, duygularını regüle etmektir. Anoreksiyada kişi kilo almaktan yoğun korku duyar ve besin kısıtlamasına giderken, duygusal yemede kişi stresle başa çıkmak için aşırı yemek yer ama kilo kaygısını ikincil düzeyde yaşar.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme davranışını tetikleyen farklı faktörler var!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışının gelişiminde etkili olan faktörlere değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Öz düzenleme becerilerinin zayıflığı, düşük benlik saygısı, kaygı bozuklukları gibi psikolojik faktörler; aile içinde yiyecekle ödüllendirilme, stresli yaşam olayları, sosyal destek eksikliği gibi sosyal faktörler ve öğrenilmiş davranış örüntüleri etkilidir.” dedi.</p>
<p>Çocuklukta ağladığında yiyecekle sakinleştirilen bir bireyin, yetişkinlikte de benzer bir baş etme biçimini sürdürebileceğine işaret eden Aydın, “Araştırmalar, duygusal yemenin özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha yaygın görüldüğünü, çünkü bu dönemde kimlik gelişimi ve sosyal ilişkilerdeki stresin yoğun olduğunu göstermektedir.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Açlık günlüğü, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olabilir!</strong></p>
<p>Duygusal yeme davranışını fark etmek için kişinin, yeme anındaki duygu-düşünce ilişkisini gözlemlemesi ve açlık sinyallerini ayırt etmesi gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Günlük tutmak veya ‘açlık günlüğü’ oluşturmak, kişinin ne zaman ve hangi duygularla yemek yediğini anlamasına yardımcı olur. İşten geldikten sonra aslında tok olmasına rağmen stresten dolayı sürekli atıştıran biri, fiziksel açlık değil duygusal açlıkla hareket ettiğini fark edebilir. Ayrıca yeme sonrası suçluluk ve pişmanlık duygularının sık yaşanması da önemli bir ipucudur.”</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘mükemmel beden’ kültürü, duygusal yemeyi tetikleyebilir!</strong></p>
<p>Modern yaşamın hızlı temposunun, yoğun stres faktörleri ve sosyal medyanın ideal beden algısını sürekli dayatmasının, duygusal yeme davranışını güçlendiren unsurlar arasında olduğunu kaydeden Aydın, “Özellikle sosyal medyada karşılaştırma yapma eğilimi ve ‘mükemmel beden’ kültürü, bireylerde stres ve yetersizlik duygusu yaratırken, bu duygular duygusal yemeyi tetikleyebilir. Instagram’da fit yaşam içeriklerini sürekli gören bir genç, kendini yetersiz hissedip stresini atıştırarak gidermeye çalışabilir. Ayrıca modern yaşamın getirdiği hızlı hazır gıda erişimi, bu davranışı sürdüren bir kolaylaştırıcıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Tedavide amaç, yeme davranışına yol açan duyguların fark edilmesi!</strong></p>
<p>Duygusal yeme tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin en sık kullanılan ve en etkili yöntemlerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çünkü bireyin yeme davranışına yol açan otomatik düşünceleri fark etmesine ve daha sağlıklı baş etme becerileri geliştirmesine yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Mindfulness temelli yaklaşımların da kişinin duygu ve bedensel sinyallerini fark etmesine, yeme davranışını bilinçli hale getirmesine katkı sağladığını aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Grup terapileri, destek grupları ve sağlıklı yaşam becerilerinin öğretilmesi de tedaviyi güçlendirir. Örneğin mindful eating uygulamalarıyla kişi, bir çikolatanın tadını gerçekten fark ederek yavaş yediğinde, aşırıya kaçmadan tatmin olmayı öğrenebilir.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olumsuz-duygular-duygusal-yeme-bozuklugunu-tetikliyor-626308">Olumsuz duygular duygusal yeme bozukluğunu tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arzusu]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yansıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik yeme davranışını etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve duyguların yer değiştirmesinin, yeme bozukluklarının anlaşılmasında önemli psikolojik dinamikler arasında yer aldığını dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, yeme bozukluklarının gelişiminde ve sürdürülmesinde belirgin bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun en çarpıcı şekilde Anoreksiya Nervoza örneğinde görüldüğüne değinen Elbaşoğlu, “Mükemmeliyetçi bireyler için kontrol duygusu hayati bir öneme sahiptir ve bu kontrol ihtiyacı çoğu zaman beden ve yeme davranışı üzerinden sağlanmaya çalışılır. Kişi, yeme düzenini ve bedenini ‘kusursuz’ hale getirdiğinde hayatındaki diğer alanların da yoluna gireceğine inanabilir. Bu düşünce yapısı, yeme davranışını yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp psikolojik bir kontrol aracına dönüştürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrolünü kaybeden kişi bunu bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında sıkça karşılaşılan bir diğer mekanizmanın ise ‘yer değiştirme’ olduğunu aktaran Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu savunma mekanizması, bireyin bir alanda yaşadığı duyguyu başka bir alana yönlendirmesi şeklinde işler.” dedi.</p>
<p>Kontrol duygusunu hayatının farklı alanlarında kaybeden bir kişinin, bu ihtiyacını bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabileceği örneğini paylaşan Elbaşoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle baskıcı aile yapıları veya yoğun denetim içeren çevrelerde büyüyen bireylerde, kontrol edilebilen nadir alanlardan biri beden olabilir. Bu nedenle kişi, yemek yeme davranışı üzerinden hem kontrol hissini yeniden kazanmaya hem de içsel gerilimini azaltmaya çalışır. Ergenlik döneminde ise bu durum daha da belirgin hale gelir; çünkü bu dönem, bireyin bağımsızlık arayışı ile ebeveyn otoritesi arasında çatışmaların yoğun yaşandığı bir süreçtir. Yeme davranışı, bu çatışmanın hem sembolik hem de somut bir ifade alanına dönüşebilir.”</p>
<p><strong>Beden Dismorfik Bozukluğu, bedenin çarpık algılanmasına yol açar! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkisinin günümüzde yadsınamaz bir gerçeklik olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Yeme bozukluklarında sıkça görülen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin kendi bedenini çarpık ve gerçek dışı bir şekilde algılamasına neden olur.” dedi.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında yaygın olarak kullanılan filtrelerin, kusursuzluk algısını güçlendirirken, bireylerin kendilerini bu idealize edilmiş görüntülerle kıyaslamasına yol açtığını kaydeden Elbaşoğlu, “Özellikle ince beden tipinin güzellik, başarı ve kontrol gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilmesi, bu algıyı daha da pekiştirir. Araştırmalar, zayıflığı idealize eden içeriklere yoğun şekilde maruz kalan bireylerde, beden memnuniyetsizliğinin ve olumsuz benlik algısının arttığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘kusursuz’ bedenler ergenleri yetersiz hissettirebilir! </strong></p>
<p>Sosyal medya etkisinin özellikle ergenler üzerinde daha güçlü olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Kimlik gelişiminin ve bedensel değişimlerin yoğun yaşandığı bu dönemde, gençler dış etkilere daha açıktır. Sosyal medyada sunulan ‘kusursuz’ beden imgeleri, ergenlerin kendi bedenlerini yetersiz görmelerine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak yeme bozukluğu olan bireylerin yalnızca ideal bedene ulaşmaya çalışmadığını vurgulayan Elbaşoğlu, “Aynı zamanda kendi mevcut bedenlerini de gerçekçi olmayan bir biçimde algılarlar. Oldukça zayıf bir kişi kendisini hâlâ kilolu olarak değerlendirebilir. Bu durum, sorunun yalnızca dış etkilerle değil, aynı zamanda içsel algı bozukluklarıyla da ilişkili olduğunu gösterir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları sadece yemekle ilgili değil! </strong></p>
<p>Diyet yapma ile yeme bozuklukları arasındaki farkın da bu noktada belirginleştiğine işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Her ne kadar yüzeyde benzer davranışlar içeriyor gibi görünseler de, iki durumun altında yatan zihinsel ve duygusal süreçler oldukça farklıdır.” dedi.</p>
<p>Diyet yapmanın genellikle belirli bir hedef doğrultusunda, kontrollü ve sınırlı bir süreyi kapsayan bir davranış olduğunu; buna karşılık yeme bozukluklarında bireyin zihninin sürekli olarak yemek yememek ve beden üzerine yoğunlaştığını kaydeden Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu düşünceler kişinin günlük yaşamının büyük bir bölümünü kaplar ve ciddi bir zihinsel meşguliyet yaratır. Ayrıca yeme bozukluklarında yeme davranışının anlamı da farklıdır. Bu durum, yalnızca beslenme ile ilgili bir mesele değil; kontrol, değer, yeterlilik ve kimlik gibi daha derin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilidir. Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca “yemekle ilgili bir sorun” olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Aslında bu bozukluklar, bireyin kendi iç dünyasında denge kurma çabasının, kontrol ihtiyacının ve duygusal çatışmalarının bir yansımasıdır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzu azalt, sağlığı artır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artır]]></category>
		<category><![CDATA[azalt]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[tuzu]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792">Tuzu azalt, sağlığı artır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 11-17 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında tuz tüketiminin sağlık üzerindeki etkileri, fazla tuzun gizli kaynakları ve tuz alışkanlıklarını değiştirmek için pratik, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Günlük tuzu 1 gram azaltmak bile kalp ve inme riskini düşürüyor!</strong></p>
<p>Tuzun, vücut için gerekli bir mineral olduğunu hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel süreçlerde rol oynar. Ancak ihtiyaçtan fazlası özellikle hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve böbrek sorunları açısından risk oluşturur.” dedi.</p>
<p>Yapılan çalışmaların, günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp-damar hastalıkları riskinde anlamlı düşüş sağlayabildiğini gösterdiğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, küçük bir azalmanın, büyük bir etki yaratabileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Fazla tuzun önemli bir kısmı, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor! </strong></p>
<p>Yüksek sodyum alımının vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açabileceğine dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu durum tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebilir.” dedi.</p>
<p>Tuzun doğrudan yağ artışına neden olmadığına işaret eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Ancak zayıflamak isteyen bireylerde ödem nedeniyle kilo verme sürecini zorlaştırabilir ve motivasyonu olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını önerirken, Türkiye’de ortalama tüketim bunun yaklaşık iki katına ulaşıyor. Üstelik fazla tuzun önemli bir kısmı sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen besinlerden geliyor. Ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu, salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri, hazır soslar, paketli atıştırmalıklar, cipsler, bulyonlar ve hazır çorbalar günlük sodyum alımına ciddi katkı sağlıyor. Bu nedenle yalnızca ‘yemeğe tuz atmamak’ çoğu zaman yeterli değil.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığı! </strong></p>
<p>‘Tuzlu yeme alışkanlığı genetik midir?’ sorusunun sıkça gündeme geldiğini hatırlatan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tat duyusuna ilişkin bireysel farklılıklar kısmen genetik olabilir; ancak belirleyici olan büyük ölçüde çevresel faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Çocukluk döneminden itibaren tuzlu besinlere maruz kalmanın, aile içi yemek alışkanlıkları ve işlenmiş gıdaların yaygın tüketiminin bu tercihleri şekillendirdiğini dile getiren Hülya Yiğit İspiroğlu, “Yani çoğu durumda mesele genetik kader değil, öğrenilmiş bir damak alışkanlığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede anlamlı bir fark yaratır! </strong></p>
<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için en etkili stratejinin ani ve radikal kesintiler yerine kademeli azaltım olduğunu kaydeden Hülya Yiğit İspiroğlu, “ Damak tadı yaklaşık 2–4 hafta içinde daha düşük tuz düzeyine uyum sağlayabilir.” Dedi.</p>
<p>‘Az tuzlu yemek tatsızdır’ düşüncesinin çoğunlukla alışkanlıktan kaynaklandığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tuz azaldıkça besinlerin kendi aroması daha belirgin hale gelir. Etiket okumak, sodyum içeriği yüksek ürünleri sınırlamak, yemek pişirirken tuzu en son aşamada ve ölçülü eklemek, sofraya tuzluk koymamak pratik ama etkili adımlardır.</p>
<p>Lezzeti artırmak için tuza bağımlı kalmak gerekmez. Limon, sirke, sarımsak, soğan, taze otlar ve baharatlar yemeğin tadını zenginleştirir. Doğru planlanmış, işlenmiş gıdalardan uzak ve dengeli bir beslenme modeliyle tuz tüketimini azaltmak mümkündür. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede hem kalp sağlığı hem de kilo kontrolü açısından anlamlı bir fark yaratır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzu-azalt-sagligi-artir-619792">Tuzu azalt, sağlığı artır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[hipnoz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kodluyor]]></category>
		<category><![CDATA[Seans]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Telkin]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617308</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İhsan Öztekin, hipnoterapinin ne olduğu, hipnozdan farkı, uygulama süreci, etkileri ve özellikle yeme bozuklukları ile kilo kontrolünde nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hipnoterapide hipnoz tekniğinden yararlanılarak tedavi amaçlanır! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin, hipnoz tekniğinden yararlanılarak uygulanan bir psikoterapi yöntemi olduğunu aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Tıp dünyasında hipnoterapi bir psikoterapi yöntemi olarak kabul edilir.” dedi.</p>
<p>Hipnoz ile hipnoterapinin aynı şey olmadığına değinen Öztekin, “Hipnoz; bir kişi ya da grubu söz, bakış ve telkin gibi yollarla geçici bir süre etki altına alma durumudur. Bu süreçte kişinin dikkati belirli noktalara yoğunlaştırılır ve bilinçaltı daha aktif hale gelir. Hipnoterapide ise hipnoz tekniğinden yararlanılsa da temel amaç tedavidir. Daha çok psikiyatrik ve ruhsal hastalıklarda, ayrıca kişisel gelişim alanlarında uygulanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Herkes, farkında olmadan yaşamı boyunca hipnoz hali yaşar! </strong></p>
<p>Her insanda doğuştan hipnotik etki altına girme özelliği olduğuna işaret eden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Hipnoza girmeyeceğini düşünen kişiler dahil herkes, yaşamı boyunca farkında olmadan birçok kez hipnoz hali yaşar.” dedi.</p>
<p>Bir film seyrederken, bir konuşmayı dinlerken ya da akvaryumda balıkları izlerken hipnotik bir odaklanma hali oluşabileceğini dile getiren Öztekin, “Uzun yolculuklarda görülen ‘yol hipnozu’ bu duruma örnek olarak verilebilir. Oyuncağıyla oyuna dalmış bir çocuğun dış dünyaya tepkisiz kalması ya da kişinin yaptığı işe yoğunlaşarak çevresini fark etmemesi de benzer bir odaklanma halidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisi kalıcı oluyor! </strong></p>
<p>Hipnoterapinin kaç seans süreceğinin, çözülmek istenen soruna, kişinin yaşadığı çevreye, hipnoterapistin kullandığı telkin ve terapi yaklaşımına, terapistle kurulan güven ilişkisine ve kişinin kişilik özelliklerine bağlı olduğunu kaydeden Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “En az 10 seans uygulanır. Özellikle ilk seanslar arasındaki sürenin çok uzun tutulmaması önerilir.” dedi.</p>
<p>Haftada 2-3 seansla başlanmasının ve ilerleyen süreçte seans aralıklarının açılmasının, tedavinin daha etkili ve kalıcı olması açısından önemli olduğunu vurgulayan Öztekin, şunları söyledi:</p>
<p>“Hipnozun etki alanı beyin olduğu için etkisinin kalıcı olduğu belirtiliyor. Örneğin kilo verme sürecinde ‘rejim’ ve ‘diyet’ gibi kavramlar bilinçaltı için olumsuz çağrışımlar oluşturabilir. Kişi sevdiği yiyecekleri bırakmak zorunda kaldığını düşünür ve bu durum çoğu zaman diyet sonrasında daha fazla kilo alımıyla sonuçlanabilir. Oysa kontrolsüz yemenin nedenleri bilinçaltında gizlidir. Stres, gerginlik, endişe, suçluluk ve kızgınlık gibi olumsuz duygular aşırı yeme davranışına yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Amaç, kişiye özel telkinlerle etkili bir tedavi süreci yürütmek! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğu tanısı ya da şikâyeti ile başvuran danışanlarla ilk seansta ayrıntılı bir psikolojik değerlendirme yapıldığını aktaran Klinik Psikolog İhsan Öztekin, “Bireyin temel kişilik özellikleri, ailesi, yaşam tarzı, ilişkileri, geçmişte yaşadığı travmalar, mevcut korku ve kaygıları ile takıntıları ele alınır. Yeme bozukluğunda her bireyde farklı davranışlar ve tetikleyiciler görülebileceği için, yeme davranışına ilişkin ayrıntılı sorular yöneltilir.” dedi.</p>
<p>Obezite vakalarında; yeme davranışı bozukluğunun ne zaman başladığı, hangi yaşta ortaya çıktığı, hangi yiyeceklerde kontrol kaybının arttığı, günün hangi saatlerinde yoğunlaştığı ve bu davranışa eşlik eden sigara, alkol, kahve ya da çay gibi alışkanlıkların olup olmadığının değerlendirildiğine dikkat çeken Öztekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Amaç, bireye özgü yeme davranışlarını belirleyerek kişiye özel telkinler hazırlamak ve etkili bir tedavi süreci yürütmektir. Hipnoterapi, yeme davranışı üzerinde etki göstermeyi hedefler. Bu yöntemde diyet programı ya da kısıtlama uygulanmaz. Etki, kişinin iradesini zorlamak yerine hipnotik etki altında verilen telkinlerle beyindeki yanlış kodlamaların düzeltilmesi ve sağlıksız dürtülerin ortadan kaldırılması üzerinden sağlanır. Aşırı ve kontrolsüz yeme davranışı ortadan kaldırıldığında bireyin normal yeme alışkanlığı kazanması ve sağlıklı, düzenli şekilde kilo vermesi hedeflenir. Yeme bozukluğu psikolojik bir sorun olarak ele alındığından, sorunun psikolojik yöntemlerle çözülmesi verilen kiloların kalıcı olmasına katkı sağlar.</p>
<p>Son olarak, ‘bir seansta kilo verme’ gibi sloganlarla sunulan yöntemlerin gerçekçi olmadığı ve bilimsel bir karşılığının bulunmadığı unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipnoterapi-davranislari-yeniden-kodluyor-617308">Hipnoterapi davranışları yeniden kodluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değerinde]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Ramazan’da yapılan beslenme hatalarını anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935">Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Ramazan’da yapılan beslenme hatalarını anlattı.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uzun süreli açlık sonrası mideye yüklenmeyin</strong></p>
<p>Ramazan’da beslenme düzeninin tamamen değiştiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “İnsan yaşamında bazı özel dönemler vardır, Ramazan ayı bunların en önemlilerindendir. Çünkü beslenme şekli tamamen değişir. Uzun süreli bir açlık sonrası iftarla birlikte o açlık sonlandırılır. Bu nedenle iftar öğünü en önemli öğündür. Ancak aç olan mide zaten asit salgılamış durumdadır. Hızlı ve yüksek miktarda besin alımı ciddi mide sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p>İftara suyla başlanmasının en doğru tercih olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Uzun süreli dehidrasyon söz konusu olduğu için iftarın suyla açılması en doğru tercihtir. Açlık süresince mide asit salgılamaya devam ettiği için, iftar anında hızlı ve yüksek miktarda besin tüketmek ciddi sindirim sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle iftara hafif bir çorba ya da geleneksel olarak sofralarda yer alan mantı gibi nispeten hafif bir seçenekle başlanabilir. İftarı açtıktan sonra mutlaka kısa bir ara verilmesi önerilir. Çorba veya ölçülü iftariyeliklerin ardından 15–20 dakikalık bir mola sindirime zaman tanır. Bu süreçte namaz kılınabilir ya da sofradan kısa süreliğine uzaklaşılabilir. İftariyeliklerde de porsiyon kontrolü önemlidir. Peynir ince bir dilim olacak şekilde tüketilmeli; sucuk ve pastırma gibi ürünler ise abartılmamalıdır. Amaç, uzun süreli açlık sonrası mideyi yormadan sindirime geçişi sağlamaktır. Aranın ardından zeytinyağlılar veya sebze yemekleri tercih edilebilir. Hemen ağır ana yemeklere, özellikle et ve yoğun protein içeren yemeklere geçilmesi önerilmez. Sindirim sistemine kademeli olarak uyum sağlatıldıktan sonra ana yemeklere geçilmesi daha sağlıklı bir iftar düzeni oluşturacaktır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tatlı yasak değil, doğru tercih önemli</strong></p>
<p>Ramazan’da tatlı tüketiminin tamamen yanlış olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Uzun süreli açlıklarda en önemli noktalardan biri, besinlerin hızlı tüketilmemesi ve doğru tercihler yapılmasıdır. Hem yeme hızı hem de tüketilen besinin türü sindirim sağlığı açısından belirleyicidir. Tatlı konusu ise genellikle yanlış anlaşılıyor. Tatlıya tamamen karşı çıkmak doğru değildir; tatlı beslenmede yer alabilir. Ancak burada belirleyici olan, hangi tatlının ve ne miktarda tüketildiğidir. Ramazan sofralarında sıklıkla şerbetli ve hamurlu tatlılara yer verildiğini görüyoruz. Oysa bunun yerine sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Güllaç, sütlaç, tavukgöğsü veya su muhallebisi gibi şeker ve şerbet içeriği daha düşük seçenekler daha uygun alternatiflerdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hızlı yemek, gereğinden fazla tüketmeye ve sindirim sorunlarına yol açar</strong></p>
<p>Ramazan’da yapılan en büyük hatalardan birinin de ezanla birlikte yemeğe hızlı ve kontrolsüz bir şekilde başlanması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Oysa hem ana yemekler hem de tatlılar yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Çünkü besin ağza alındıktan yaklaşık 15 dakika sonra tokluk hissi beyne ulaşır. Hızlı yemek, gereğinden fazla tüketmeye ve sindirim sorunlarına yol açar. ‘Ramazan kilo aldırır’ ya da ‘oruç mideyi bozar’ şeklindeki yaygın inanışlar doğru değildir. Asıl önemli olan, nasıl beslendiğiniz, neyi tercih ettiğiniz ve ne hızda tükettiğinizdir. Yavaş ve dengeli beslenmek hem sindirime zaman tanır hem de uzun süreli açlık sonrası oluşabilecek kan şekeri dalgalanmalarının dengelenmesine yardımcı olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sahur altın değerinde</strong></p>
<p>Sahurun atlanmaması gerektiğini özellikle vurgulayan Prof. Dr. Müge Arslan, “Sahurun tamamen atlanmasındansa, gece 12–01 gibi geç saatlerde de olsa bir öğün yapılmasını tercih ediyoruz. Çünkü Ramazan’da 8–10 hatta 12 saate varan uzun süreli açlık söz konusu oluyor ve bu süreçte kan şekeri dengesinde ciddi dalgalanmalar yaşanabiliyor. Bu nedenle sahur, adeta ‘altın değerinde’ bir öğündür ve mutlaka yapılmasını öneriyoruz” dedi.</p>
<p>Uyku nedeniyle sahura kalkmanın zor olabildiğini belirten Prof. Dr. Arslan, sağlıklı bir oruç süreci için bu öğünün ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Sahurda hafif, mideyi yormayan ve kan şekerini dengeleyen besinlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Kahvaltı tarzı bir öğün iyi bir seçenek olabilir. Peynir, yumurta veya omlet, zeytin, yeşillikler ve 1–2 dilim ekmek dengeli bir alternatif sunar. Daha yemek tarzında bir tercih yapmak isteyenler için çorba ya da zeytinyağlılar uygun olabilir. Pratik bir seçenek arayanlar ise yoğurt içine yulaf, meyve ve badem ekleyerek doyurucu ve dengeleyici bir öğün hazırlayabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Sahura kalkamayan kişiler için ise hiç yememektense hafif bir alternatifin tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, en azından gece geç saatlerde küçük bir öğün tüketmenin daha doğru olacağını ifade etti.</p>
<p><strong>İftar ile sahur arasında su tüketimine dikkat</strong></p>
<p>Sıvı tüketiminin önemine de değinen Prof. Dr. Arslan, iftardan sahura kadar geçen sürede yeterli su alınması<strong> </strong>gerektiğini söyledi ve “Uzun süreli susuzluk nedeniyle dehidratasyon gelişir. Bireysel farklılıklar olmakla birlikte en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>İftarda şekerli ve şerbetli içecekler yerine su ve ayranın tercih edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, bu tür içeceklerin kan şekeri dengelendikten sonra ve sınırlı miktarda tüketilmesinin daha uygun olacağını vurguladı.</p>
<p>Çay ve kahvenin ölçülü tüketilebileceğini ancak aşırı tüketimin kalp atım hızını artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, özellikle tansiyon ve kalp-damar hastalığı olanların dikkatli olması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kilo artışı, Ramazan’dan ziyade besin tercihleri ve yaşam tarzıyla ilişkili</strong></p>
<p>Ramazan ayının tek başına kilo aldırdığı yönündeki inanışın doğru olmadığını söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Kilo artışı, Ramazan’dan ziyade besin tercihleri ve yaşam tarzıyla ilişkilidir. Ramazan’da birçok kişi normal beslenme düzeninden farklı bir modele geçiyor. Uzun süreli açlığın ardından sofraya oturulduğunda, özellikle pide, ekmek, pilav ve makarna gibi karbonhidrat ağırlıklı besinler hızlı ve büyük porsiyonlarla tüketilebiliyor. Ancak boş mideye bir anda yüksek miktarda yemek yüklenmesi sindirim sistemine zaman tanımıyor ve mide rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Ayrıca uzun süre düşük seyreden kan şekeri, hızlı ve yoğun karbonhidrat alımıyla aniden yükseliyor; ardından tekrar düştüğünde ise halsizlik, titreme ve yemekten sonra bitkinlik hissi ortaya çıkabiliyor. Sahura kalkmamak ya da sahurda ağır ve yüksek kalorili besinler tüketmek süreci olumsuz etkiler. Sahurda baklava, pilav, makarna ya da iftar kadar ağır bir öğün tüketmek elbette kilo alımına neden olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ramazan’da kilo almak bir yana, kilo vermek bile mümkün olabilir</strong></p>
<p>Sağlıklı bir Ramazan için iftarın kademeli yapılmasını öneren Prof. Dr. Müge Arslan, “Önce ölçülü iftariyelikler (peynir, zeytin, az miktarda pastırma gibi), ardından çorba ve kısa bir ara… Sonrasında salata veya hafif bir sebze yemeğiyle devam edilip, mideye sindirim için zaman tanındıktan sonra ana yemeğe geçilmelidir. Tatlı tercihi ise sütlü tatlılardan yana kullanılmalıdır. Ayrıca iftardan 1–2 saat sonra yapılacak 30–45 dakikalık bir yürüyüş hem sindirimi destekler hem de kilo kontrolüne katkı sağlar. Günümüzde iftar saatlerinin daha erken olması, akşam yürüyüşü için zaman da yaratmaktadır. Düzenli ve dengeli beslenme ile birlikte hafif fiziksel aktivite eklendiğinde, Ramazan’da kilo almak bir yana, kilo vermek bile mümkün olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935">Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 11:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çiğ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiğini]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[önerilere]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Aytaç Atamer]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, Ramazan’da sindirim sağlını korumak için dikkat edilmesi gereken alışkanlıklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667">Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, Ramazan’da sindirim sağlını korumak için dikkat edilmesi gereken alışkanlıklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ramazan’a uygun beslenme alışkanlıkları geliştirilmesi önemli! </strong></p>
<p>Ramazan ayında beslenme şeklinden yemek saatlerine, yenen yemeğin çeşidinden hareket miktarına kadar birçok dengenin değiştiğini hatırlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle bu döneme uygun alışkanlıklar geliştirilmesi büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Ramazan ayının nefis terbiyesi, yeme alışkanlıklarının gözden geçirilmesi ve özellikle porsiyon kontrolünü öğrenmek için önemli bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Atamer, bayram sonrasında da benzer yeme alışkanlıklarının sürdürülmesi ve dengeli beslenmenin yaşam tarzı haline getirilmesi önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Su tüketimi iftar ve sahur arasına yayılmalı!</strong></p>
<p>Ramazan ayı boyunca su kaybının daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu nedenle yeterli suyun iftar ve sahur aralığında tüketilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Suyu bir anda içmenin doğru olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Atamer, şunları söyledi:</p>
<p>“Bir anda içilen bir litre suyun faydası sınırlı olacaktır. Bunun yerine su tüketimi iftar ve sahur arasına yayılmalı. Günlük ortalama 2-3 litre su hedeflenmeli. Sahurda en az yarım litre su içilmesi önerilir. İftarda birkaç bardak suyun ardından ılık, hafif ballı ve limonlu su tüketmek şeker dengesinin ayarlanmasına katkı sağlayabilir.</p>
<p>Çay ve kahve tüketimi ise sınırlandırılmalı. İftar ve sahurda içilen kahve ve siyah çay, beyindeki susama merkezinin baskılanmasına neden olarak yeterince su içmeyi engelleyebilir. Ayrıca idrar söktürücü etkileri nedeniyle gün içinde su kaybını artırabilirler. Bu nedenle Ramazan boyunca kontrollü tüketilmeleri önerilir. Gazlı ve şekerli soğuk içeceklerden ise uzak durulmalı.”</p>
<p><strong>Ramazan’da porsiyonların küçültülmesi önemli!</strong></p>
<p>Ramazan’da porsiyonların küçültülmesinin önemli olduğunu aktaran Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Tabağa tüm ürünleri doldurmak yerine, her ürün tüketildikten sonra diğer yemeğe geçilmeli.” dedi.</p>
<p>Göz ve mide açlığı nedeniyle porsiyon alımının fazla olabileceği uyarısını yapan Prof. Dr. Atamer, “İlk 15 dakika az ölçüyle başlanırsa, devamında da yine az porsiyon ile devam edilir ve bu sayede kilo alımının önüne geçilebilir. Her grup besin kaynağı az ve dengeli şekilde tüketilmeli. Vücudun ihtiyacı olan karbonhidratlar daha çok sebze ve bakliyatlardan, daha az miktarda olmak üzere meyvelerden alınmalı. Pide gibi beyaz unlu ürünler yerine kepekli siyah bulgur, esmer pirinç, çavdar, tam buğday ve kepekli buğday gibi şeker yükseltici etkisi daha az olan gıdalar tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Protein ağırlıklı beslenme iştah kontrolünü destekler!</strong></p>
<p>Protein alımının azaltılmasının iştah kontrolünü zorlaştıracağına ve Ramazan sonunda bedenin yağ oranında artışa neden olabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Protein ağırlıklı beslenmek gerekir.” dedi.</p>
<p>Balığın haftada iki kez, kızartma yerine diğer pişirme yöntemleriyle tüketilmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Atamer, “Aşırı yağlı tüketilen protein kaynakları; sucuk, sosis, pastırma, aşırı yağlı et, kavurma, kızartma ve yağlı peynir gibi besinler kilo alımına neden olabilir. Özellikle kırmızı et ve balık eti hazırlanırken sebzelerle sote edilmeli; yoğurt, ayran veya kefirle birlikte tüketilmelidir. Sahurda yumurta ihmal edilmemelidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Katı bir lokma en az 20 kez çiğnenmeli ve sonra yutulmalı!</strong></p>
<p>Yemeklerin çok çiğnenerek tüketilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Katı bir lokma en az 20 kez çiğnenmeli ve sonra yutulmalıdır. Çiğnenme yapılamıyorsa yemek arasında mola verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Özellikle iftarda, ilk çorbadan sonra mutlaka 15 dakika beklenmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Atamer, beynin doğru besin sinyali oluşturabilmesi için ilk lokmadan itibaren en az 13 dakika geçmesi gerektiğini hatırlattı.</p>
<p><strong>Sahurda tatlı tüketilmemeli!</strong></p>
<p>Sahurda tatlı yenmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “İftarda ise haftada en fazla bir-iki kez hafif tatlılar tercih edilebilir.” dedi.</p>
<p>Az şekerli sütlü tatlılar, güllaç ve dondurucuya atılan meyveli yoğurtların tercih edilebileceğine işaret eden Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu tatlılar yemekten en az bir saat sonra tüketilmeli. Şerbetli tatlılardan uzak durulmalı. İftar sonrası yatıncaya kadar olan dönemde ve sahurda sınırlı olmak kaydıyla taze meyve ile birlikte çiğ, kavrulmamış kuru yemiş tüketilebilir. Bağırsakların iyi çalışmasını sağlayan meyveler zaman zaman bol tarçınlı, şekersiz veya az şekerli komposto olarak hazırlanabilir. Ancak meyvelerin şeker içeriği unutulmamalı ve günde iki porsiyondan fazla tüketilmemeli.</p>
<p>Ceviz, içerdiği Omega 3 desteği ve tokluk süresini uzatması nedeniyle hem sahurda hem iftarda 2-3 adet tüketilebilir. Bunun yanında çiğ olarak 4 adet badem, 3 adet fındık veya fıstık alınması önerilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sindirim-sagligini-korumak-icin-bu-onerilere-dikkat-616667">Ramazan&#8217;da sindirim sağlığını korumak için bu önerilere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor. Kilo yönetimi sürecinin yalnızca fiziksel ölçütlere göre planlanmaması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Zayıflama ilaçları ve cerrahi yöntemler kilo kaybı sağlamada etkili olabilir ancak kişi psikolojik olarak hazır değilse ve yeni bir yaşam düzenini benimsemezse bu yöntemlerden kalıcı sonuç almak zorlaşır” dedi.</strong></p>
<p>Kişinin yeme alışkanlıkları, duygularıyla baş etme biçimi ve değişime ne kadar hazır olduğu bu sürecin sonucunu belirler. Duygusal yeme ve gerçekçi olmayan beklentilerin hem ilaç hem de cerrahi sonrası uyumu zorlaştırabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Hızlı kilo kaybı sadece bedeni değil, zihni de etkiler. Birçok kişi yeni bedenine uyum sağlamakta zorlanabilir. Aynadaki görüntü ile kişinin kendini algılayışı her zaman aynı olmayabilir. Uzun yıllar kilolu kimliğiyle yaşamış bireylerde kilo kaybı benlik algısında boşluk hissi yaratabilir. Çevreden gelen ilgi bazı kişilerde öz güveni artırırken bazılarında kaygı ve kontrol ihtiyacını artırabilir. Bu nedenle herkes bu değişime aynı şekilde uyum sağlayamaz” dedi.</p>
<p><strong>Yeme davranışı sadece açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Yeme davranışının çoğu zaman duygusal ihtiyaçlara da hizmet ettiğini belirten Unutmaz, “Kaygı, yalnızlık, öfke ya da boşluk gibi duygular yemek yoluyla bastırılabilir. Kilo verme sürecinde bu alışkanlık kısıtlandığında, daha önce geri planda kalan duygular daha görünür hale gelir. Bu nedenle yeme davranışını yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değil, geçmişte işe yarayan bir baş etme yolu olarak değerlendirmek gerekir. Sağlıklı kilo yönetimi, duyguları düzenlemek için yeni yollar geliştirmeyi gerektirir. Kilo kaybı bedeni değiştirir ama zihni de dönüştürür. Bu nedenle kalıcı sonuç için kişinin zihinsel hazırlığı, yeme alışkanlıkları ve beden algısı mutlaka birlikte ele alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>Kilo kaybı her sorunu çözmez</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde en sık yapılan hatanın, zayıflamanın psikolojik iyileşmenin şartı olarak görülmesi olduğunu belirten Unutmaz, “Birçok kişi beden değiştiğinde öz güveninin ve yaşam doyumunun kendiliğinden artacağını düşünür. Oysa zihinsel altyapı değişmeden gerçekleşen kilo kaybı kalıcı bir iyilik hali sağlamayabilir. Kaygı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirebilir, kontrol ihtiyacı artabilir ve bu da sürecin devamını zorlaştırabilir. Kilo yönetimi sadece bedeni değil, kişinin benlik algısını, duygularını yönetme biçimini ve yaşamla kurduğu ilişkiyi de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir Diyetisyeni İpek Öztaş&#8217;tan sağlıklı beslenme önerileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-diyetisyeni-ipek-oztastan-saglikli-beslenme-onerileri-615358</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[diyetisyeni]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[öztaş]]></category>
		<category><![CDATA[pek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615358</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi diyetisyeni İpek Öztaş, Ramazan ayında değişen beslenme düzenine sağlıklı uyum sağlamanın yollarını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-diyetisyeni-ipek-oztastan-saglikli-beslenme-onerileri-615358">Büyükşehir Diyetisyeni İpek Öztaş&#8217;tan sağlıklı beslenme önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><strong>Antalya Büyükşehir Belediyesi diyetisyeni İpek Öztaş, Ramazan ayında değişen beslenme düzenine sağlıklı uyum sağlamanın yollarını anlattı. Sahur ve iftarda dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Öztaş, yavaş ve kontrollü yemenin sindirim sistemi için kritik olduğunu vurguladı. </strong></span></span></p>
<p><span><span>Ramazan ayının başlamasıyla birlikte günlük beslenme düzeni değişiyor, oruç sürecine sağlıklı bir geçiş yapmak ve vücut dengesini korumak ise büyük önem taşıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Haşim İşcan Aile Eğitim ve Sosyal Hizmetler Merkezi’nde görev yapan diyetisyen İpek Öztaş, Ramazan boyunca doğru beslenme alışkanlıklarının nasıl olması gerektiğine ilişkin önemli bilgiler verdi.</span></span></p>
<p><span><span>SAHURDA YEDİKLERİMİZ ÖNEMLİ</span></span></p>
<p><span><span>Beslenme düzeninin değiştiği bu dönemde vatandaşların bazı hususlara dikkat etmesi gerektiğini belirten Öztaş, sahurun gün boyu enerjiyi korumak açısından kritik olduğunu söyledi. Öztaş, “Sahur, gün boyunca enerjinizi yüksek tutmanızı sağlar. Bu nedenle lif açısından zengin tam buğday ekmeği ve sebzeler ile protein değeri yüksek peynir, yumurta, yoğurt gibi besinler tercih edilmeli. Ceviz ve badem gibi sağlıklı yağ kaynakları da tokluk süresini uzatır ve sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar” dedi.</span></span></p>
<p><span><span>İFTAR İÇİN DENGELİ BİR TABAK OLUŞTURULMALI</span></span></p>
<p><span><span>İftara hurmayla başlamanın doğru bir tercih olduğunu ifade eden Öztaş, suyun yavaş tüketilmesi gerektiğini vurguladı. “Mideyi aniden doldurmak yerine küçük bir kase çorbayla başlanmalı ve ardından 10-15 dakika beklenmeli. Ana öğünde tavuk, balık, kırmızı et ya da baklagiller gibi protein kaynaklarının yanında tam buğday ekmeği, bulgur pilavı ve sebze tüketilerek dengeli bir tabak oluşturulmalı. Aşırı yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı; ızgara, fırın veya tencere yemekleri tercih edilmeli” diye konuştu.</span></span></p>
<p><span><span>YAVAŞ VE KONTROLLÜ YEMEYE ÖZEN GÖSTERİN</span></span></p>
<p><span><span>Yeme alışkanlıklarının da en az içerik kadar önemli olduğunu belirten Öztaş, hızlı yemenin şişkinlik ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyleyerek, “Lokmalar iyice çiğnenmeli, yavaş ve kontrollü yenmeli. Günlük en az 2 litre su tüketilmeli. İftardan sonra meyve, süt, yoğurt ya da ayran gibi ara öğünler kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. Ayrıca iftar sonrasında yapılacak hafif tempolu yürüyüşler sindirim sistemini destekler, ancak ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır” ifadelerini kullandı.  </span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-diyetisyeni-ipek-oztastan-saglikli-beslenme-onerileri-615358">Büyükşehir Diyetisyeni İpek Öztaş&#8217;tan sağlıklı beslenme önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayını]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmemizi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[iftarda]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615246</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246">Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı, yeme-içme düzeninin, uyku saatlerinin ve günlük aktivitenin değiştiği; bu nedenle planlı beslenmenin hem konforu hem de sağlık sonuçlarını belirgin şekilde etkilediği bir dönemdir. Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<ol>
<li><strong>Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir! </strong></li>
</ol>
<p>Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak:</strong> Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.  </li>
<li><strong>Kas kaybını sınırlamak:</strong> Uzun açlık aralığında günlük protein dağılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.  </li>
<li><strong>Hidrasyonu korumak:</strong> Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu “toplam hedef” olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir. </li>
<li><strong>Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak:</strong> Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gösteren çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.  Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir. </p>
<ul>
<li>Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.</li>
<li>Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.</li>
<li>Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.  </li>
<li><strong>İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor </strong></li>
</ul>
<p>Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde “tıkınır” gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor. </p>
<p>1. adım (0–10 dakika): </p>
<p>1–2 bardak su </p>
<p>1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.</p>
<p>2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkünse kısa yürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.</p>
<p>3. adım (ana öğün): “Tabak modeli” uygulayın:<br /> </p>
<ul>
<li>Tabağın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri</li>
<li>Tabağın çeyreği: protein (balık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)</li>
<li>Tabağın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)<br /> </li>
</ul>
<p>Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.</p>
<p>Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.</p>
<ol>
<li><strong>Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır! </strong></li>
</ol>
<p>Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır. </p>
<p>Örnek sahur seçenekleri olarak; </p>
<ul>
<li>Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates</li>
<li>Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)</li>
<li>Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt<br /> Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.  </li>
</ul>
<p>Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğu artırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.</p>
<ol>
<li><strong>İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli </strong></li>
</ol>
<p>Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor. <br /> Toplam hedef kişiye göre değişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.</p>
<p>Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir. </p>
<ol>
<li><strong>Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin </strong></li>
</ol>
<p>Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-615246">Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmemizi Sağlayan 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı<strong> </strong>şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebec</strong>i “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci</strong>, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.” </p>
<p><strong>Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse!</strong></p>
<p>Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, </strong>kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein tüketimi </li>
<li>Sigara ve alkol </li>
<li>Düzensiz uyku saatleri</li>
<li>Uzun süre ekran karşısında kalma</li>
<li>Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)</li>
<li>Hareketsiz yaşam</li>
<li>Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete</li>
<li>Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres duygusal açlığı artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-duygusal-acligi-artiriyor-607288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:29:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yoğun bir günün ardından dolaba yönelmek ya da stresli bir anda atıştırma isteği duymak birçok kişi için tanıdık bir durumdur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-duygusal-acligi-artiriyor-607288">Stres duygusal açlığı artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yoğun bir günün ardından dolaba yönelmek ya da stresli bir anda atıştırma isteği duymak birçok kişi için tanıdık bir durumdur. Bu tanıdık hissin arkasında ise çoğu zaman hormonların etkisi vardır. Stres sırasında beynin, kortizol adı verilen bir hormon salgıladığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Kortizolün temel görevi vücudu tehlikeye hazırlamaktır ancak bu süreçte iştah da belirgin şekilde artar. Kaygı, korku ve öfke gibi duygular beyin tarafından ‘tehlike’ olarak algılandığı için, stres anlarında vücut daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğunu düşünür. Bu nedenle stresliyken yemek yeme isteği, özellikle ani ve kontrolsüz bir şekilde ortaya çıkabilir” dedi.</strong></p>
<p>Günlük hayatta her yeme isteği gerçek bir açlıktan kaynaklanmaz, bazı durumlarda bu istek duygusal tetikleyicilerle ortaya çıkar. Duygusal yeme ile fiziksel açlığın birbirinden farklı olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Fiziksel açlık yavaş yavaş gelişir, mide guruldaması gibi bedensel sinyallerle kendini gösterir ve kişi hemen her türlü yiyeceğe açık hale gelir. Duygusal yeme ise ani başlar ve çoğu zaman açlıktan çok bir boşluk hissiyle ilişkilidir. Bu durumda kişi belirli yiyeceklere yönelir ve yeme davranışının ardından pişmanlık ya da suçluluk gibi duygular yaşayabilir. Burada asıl ihtiyaç beslenmekten çok, duyguları bastırma çabasıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin stresle başa çıkma yolu: şeker</strong></p>
<p>Stresli anlarda özellikle tatlı ve karbonhidratlı besinlere yönelmenin rastlantı olmadığını belirten Unutmaz, “Bu tür yiyecekler beyinde dopamin ve serotonin salgısını geçici olarak artırarak kısa süreli bir rahatlama hissi yaratır. Beyin bu süreçte adeta ‘şekerle sakinleş’ mesajı verir ancak bu etki kalıcı değildir. Eğer kişi bu döngüyü sık sık yaşıyor, yemek sonrasında yoğun pişmanlık hissediyor, kendini kusturma gibi davranışlar gösteriyor ya da en ufak boşluk anını stres olarak algılayıp kontrolsüz şekilde yeme eğilimi sergiliyorsa, yalnızca diyetle çözüm aramak yeterli olmayabilir. Duygular önemli birer sinyaldir ve yemek onların yerine geçmesi gereken bir çözüm değildir. Bu noktada psikolog ya da psikiyatri desteği almak büyük önem taşır” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-duygusal-acligi-artiriyor-607288">Stres duygusal açlığı artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 10:23:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme Ve Diyet Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[standart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400">Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının nedeni, belirtileri, sebep olabileceği sorunlar ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları, kişinin ruhsal ve günlük yaşamını derinden etkileyebilir!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarının, yalnızca kilo ya da fiziksel görünümle ilgili sorunlar olmadığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kişinin duygu durumunu, düşünce yapısını, ilişkilerini ve günlük işlevselliğini derinden etkileyen ciddi ruhsal sorunlardır.” dedi.</p>
<p>Çoğu zaman ‘irade’, ‘diyet’ ya da ‘zayıflama isteği’ olarak görülse de, aslında çok daha karmaşık bir psikolojik süreci işaret ettiğini aktaran Yiğit, “Bir kişinin yeme bozukluğu riski taşıyıp taşımadığına işaret eden bazı belirtiler var. Sık sık kalori hesabı yapmak bu belirtilerden biri. Bu kişiler günün büyük bir bölümünü ne yediğini, kaç kalori aldığını ya da ne kadar yakması gerektiğini düşünerek geçirebilir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Yeme bozukluğu olan bireyler, yeme davranışını olumsuz duygularla ilişkilendirebilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluğunun diğer belirtilerine de değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şunları söyledi:</p>
<p>“Bireyler sosyal ortamlarda yemek yemekten kaçınabilir. Başkalarının yanında yemek yerken yoğun gerginlik yaşayabilir, davetlerden ya da dışarıda yemek yenilen ortamlardan uzak durabilir. Konuşmaları, kilo alma kaygısı ve kilo verme odaklı olabilir. Sohbetlerin büyük bölümü kilo, diyet, zayıflama ya da vücut görünümü etrafında dönebilir. Aşırı ve kontrolsüz spor yapma eğiliminde olabilirler. Fiziksel sınırları zorlayacak şekilde, dinlenmeye izin vermeden ya da suçluluk duygusuyla spor yapabilirler. Belirli yiyecekleri tükettikten sonra yoğun suçluluk ve utanç duyabilirler. Özellikle ‘sağlıksız’ olarak etiketlenen yiyecekler tüketildiğinde bulantı, pişmanlık, kendini cezalandırma isteği gibi duygular ortaya çıkabilir. Duygusal yeme davranışı gösterebilirler. Açlık hissi olmamasına rağmen stres, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi olumsuz duygularla baş etmek için yemeğe yönelebilirler.” </p>
<p><strong>Tek başına diyet yapmak sorunu derinleştirebilir!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında kişinin; yemek yemeyi, kilosunu ve fiziksel görünümünü aşırı derecede düşünür hale geldiğine işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu düşünceler zamanla kişinin bedensel sağlığını, psikolojik iyi oluşunu, sosyal ilişkilerini ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkiler. İş, okul, aile ve sosyal hayat geri planda kalabilir. Bu noktada önemli bir gerçek şudur: Yeme bozuklukları yalnızca kilo vererek ya da diyet yaparak çözülebilecek sorunlar değildir. Aksine, tek başına diyet yapmak çoğu zaman sorunu derinleştirebilir.” uyarısını yaptı.</p>
<p><strong>Yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım altın standart!</strong></p>
<p>“Eğer kendinizde bu belirtilerden bazılarını fark ediyorsanız, durumu göz ardı etmeden profesyonel destek almanız önemlidir.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeme bozukluklarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın altın standart kabul edildiğini vurguladı.</p>
<p>Ekibin diyetisyen, psikolog ve gerekirse psikiyatristten oluşması gerektiğinin altını çizen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diyetisyen, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme düzeninin oluşturulmasına rehberlik eder. Psikolog, yeme davranışının altında yatan duygusal ve bilişsel süreçleri ele alır. Psikiyatrist ise gerektiğinde tıbbi değerlendirme ve ilaç desteği sağlar. Unutulmamalıdır ki erken fark edilen ve doğru şekilde ele alınan yeme bozuklukları tedavi edilebilir. Yardım istemek bir zayıflık değil, iyileşme yolunda atılan güçlü bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklari-tedavisinde-altin-standart-ekip-calismasi-600400">Yeme bozuklukları tedavisinde altın standart ekip çalışması!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık. Ancak yapılan araştırmalar, hastaların önemli bir kısmının beslenmede farkında olmadan hatalar yaptığını gösteriyor. Diyetisyen Harika Özkaya Yurttadur, diyabet yönetiminde beslenmenin kritik bir rol oynadığını belirterek, “Basit görünen yanlış alışkanlıklar bile kan şekeri dengesini bozarak komplikasyon riskini artırabilir” uyarısında bulundu. Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının en sık yaptığı 10 beslenme hatasını ve doğru yaklaşımları anlattı.</em></p>
<p><strong>KAHVALTIYI ATLAMAK</strong></p>
<p>Kahvaltıyı atlamanın diyabet hastaları için kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen en önemli beslenme hatalarından biri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, “Gece boyunca uzun süren açlık süresi kan şekerinin düşmesine neden olurken, sabah saatlerinde vücut enerji ihtiyacını karşılamak için glikojen depolarından kana şeker salınımını artırır ve bu da ani yükselmelere yol açabilir” dedi. Kahvaltı yapılmadığında bu dalgalanmaların daha belirgin hale geldiğini ve gün boyu kan şekeri dengesini sağlamak zorlaştığını anlatan Dyt. Yurttadur, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Yapılan araştırmalar, kahvaltıyı atlamanın diyabet yönetiminde olumsuz sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Nitekim 317 diyabet hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların yaklaşık yüzde 7’sinin kahvaltı yapmadığı belirlenmiştir. Bu grubun, kahvaltı yapanlara kıyasla daha genç olduğu, sigara kullanımının daha yaygın olduğuna ve en önemlisi de HbA1c düzeyleri ile gün içindeki şeker dalgalanmalarının anlamlı biçimde yüksek seyrettiği saptanmıştır.’ Bu sonuçların kahvaltının diyabet kontrolünde vazgeçilmez bir rol oynadığını ve düzenli kahvaltı alışkanlığının kan şekeri dengesini korumada temel bir adım olduğunu gösterdiğini söyleyen Dyt. Yurttadur, önerilerini şöyle sıraladı: “Güne yumurta ve peynir gibi sağlıklı protein kaynakları, avokado, zeytin ve ceviz gibi sağlıklı yağlar ile tam tahıllı ekmek, yulaf, kepekli galeta gibi lifli karbonhidrat kaynaklarını içeren bir kahvaltıyla başlamak, kan şekeri kontrolünü destekleyecektir.”</p>
<p><strong>ŞEKERSİZ ÜRÜNLERE GÜVENMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastaları arasında yaygın bir başka yanılgının da şekersiz ibaresi taşıyan her ürünün güvenli olduğu düşüncesi olduğunu belirten Dyt. Yurttadur, “Oysa birçok şekersiz gıda, kan şekerini etkilemeyen tatlandırıcılar içerse de, yüksek oranda karbonhidrat, yağ veya kalori barındırabilir. Bu ürünler, özellikle aşırı tüketildiklerinde kan şekeri dengesini olumsuz yönde etkileyebilir ve kilo artışına zemin hazırlayabilir.”</p>
<p>Ayrıca bazı şekersiz ürünlerde kullanılan yapay tatlandırıcıların, iştah artışına ve tatlı isteğinin sürmesine yol açabileceğine işaret eden Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle şekersiz etiketi, bir ürünün diyabet dostu olduğu anlamına gelmez. Diyabet hastalarının ürün etiketlerini dikkatle okumaları, karbonhidrat ve kalori içeriklerini değerlendirmeleri büyük önem taşır. En doğru yaklaşım doğal ve dengeli beslenme planına sadık kalmak, işlenmiş şekersiz gıdaları ise içindekiler kontrolü yaparak ölçülü tüketmek olacaktır.”</p>
<p><strong>LİF TÜKETİMİNİ İHMAL ETMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastalarında lif alımının yetersiz olmasının kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen önemli bir beslenme hatası olduğunun altını çizen Dyt Yurttadur, bu gıdaların sağlığı yararlar konusunda şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalar, özellikle çözünür lifler, sindirimi yavaşlatarak glikozun kana daha dengeli bir şekilde geçmesini sağlar ve ani kan şekeri yükselmelerini önler. Ayrıca lif, tokluk hissini artırarak aşırı yemeyi engeller ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Ancak birçok diyabet hastası, sebze, meyve, tam tahıllar ve baklagiller gibi lif kaynaklarını yeterince tüketmemektedir. Bu durum, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de bağırsak sağlığının olumsuz etkilenmesine yol açabilir.</p>
<p>Çözünebilir lif yönünden zengin olan bezelye, kuru fasulye, barbunya, yulaf, bazı sebze ve meyveler diyabetlilerde, yemeklerden sonra kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlar. Posalı besinler, çok çiğneme gerektirdiğinden yemek yeme zamanını uzatırlar, midedeki sindirimi ve mide boşaltma hızını yavaşlatarak tokluk hissini arttırırlar. Böylece tip 2 DM çok sık görülen şişmanlığın tedavisinde lif, ağırlık kaybedilmesinde de yardımcı olmaktadır.”</p>
<p><strong>PORSİYON KONTROLÜNÜ SAĞLAYAMAMAK</strong></p>
<p>En sık yapılan hatalardan biri sağlıklı besin tercihlerine rağmen porsiyon kontrolü yapılmaması olduğunu söyleyen Dyt. Yurttadur, “Ne yazık ki bazı diyabet hastaları, sağlıklı gıdalar tüketseler bile miktarlara dikkat etmedikleri için kan şekeri kontrolünde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı yemek, özellikle karbonhidrat ve yağ açısından yoğun öğünler, kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir ve kilo artışına neden olabilir. Bu durum hem diyabet yönetimini hem de genel sağlığı olumsuz etkileyebilir” dedi. </p>
<p><strong>SIVILARDAN ALINA GİZLİ KALORİLER</strong></p>
<p>Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının fark etmeden sıvılardan yüksek miktarda kalori alabildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Çay, kahve, meyve suyu, gazlı içecekler ve hazır içeceklerdeki eklenen şeker ve krema, günlük kalori alımını hızla artırıyor. Çoğu kişi sıvının etkisi olmaz diye düşünse de bu küçük eklemeler kan şekerinde ani yükselmelere ve uzun vadede kilo artışına yol açabiliyor. Bu nedenle içeceklerin içeriklerini kontrol etmek ve mümkün olduğunca şekersiz, doğal seçenekleri tercih etmek büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI BİLMEMEK</strong></p>
<p>Karbonhidrat kaynaklarını yeterince tanımamanın ve sadece ekmek, makarna veya pilavı karbonhidrat kaynağı olarak görmenin de sık yapılan bir başka yanılgı olduğunu anlatan Dyt. Yurttadur, yoğurt, süt, bazı sebzeler, meyveler ve hatta paketli atıştırmalıkların da kan şekerini yükselten karbonhidrat içerdiğini hatırlattı. Dyt. Yurttadur konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bir dilim ekmeğin veya bir kâse pirincin karbonhidrat miktarı küçük görünebilir, ama bir öğünde birkaç karbonhidrat kaynağını bir arada tüketmek kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir. Paketli gıdalarda karbonhidrat miktarının farkında olmamak da yaygın bir sorun. Az şekerli veya şekersiz ürünler de yüksek karbonhidrat içerebilir, etiket okumak bu nedenle önemli. Meyve suları, smoothie’ler, sütlü içecekler gibi sıvılar da hızlı emilen karbonhidrat içerir ve bunlar genellikle göz ardı edilir.”</p>
<p>Bu gıdaların miktarı kontrol edilmediğinde, özellikle birden fazla karbonhidrat kaynağı aynı öğünde tüketildiğinde, kan şekerinin hızla yükseldiğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle hangi yiyeceklerin karbonhidrat içerdiğini bilmek ve miktarlarını düzenlemek, kan şekeri dalgalanmalarını önlemenin en etkili yollarından biridir” dedi. </p>
<p><strong>YETERSİZ SU TÜKETİMİ</strong></p>
<p>Diyabet hastaları için su tüketiminin çok kritik bir rol oynadığını söyleyen Dyt. Yurttatur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeterli su almak, kanda biriken fazla glikozun idrar yoluyla atılmasını kolaylaştırır ve böylece hiperglisemi riskini azaltır. Bu nedenle diyabetlilerin, kan şekerini dengelemeye destek olmak için günlük en az 2,5 litre su içmeye özen göstermesi gerekir.”</p>
<p><strong>GÜN İÇİNDE ÖĞÜN ATLAMA VE SONRASINDA AŞIRI YEME / YANLIŞ ARA ÖĞÜN TERCİHİ</strong></p>
<p>Gün içinde öğün atlamak, diyabet hastalarının sık yaptığı hatalardan biri. Uzun süre aç kalmanın kan şekerinin düşmesine yol açtığını ve bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğini tetiklediğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Özellikle kahvaltı veya öğle öğününü atlayanlarda bu durum daha belirgin. Bir diğer sorun ise yanlış ara öğün tercihleri. Çikolata, paketli atıştırmalıklar veya şekerli içecekler, kan şekerini hızla yükseltiyor ve kısa süre sonra tekrar açlık hissi yaratıyor. Bu döngü, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de kilo kontrolünün zorlaşmasına neden oluyor. Diyabet yönetiminde, öğünlerin atlanmaması ve ara öğünlerde sağlıklı seçenekler tercih edilmesi, kan şekeri dengesini korumanın ve gün boyunca enerjiyi dengede tutmanın temel yollarından biri diyebiliriz.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>YAĞ KAYNAKLARININ KALİTESİNE DİKKAT ETMEME</strong></p>
<p>“Diyabet hastalarının beslenmesinde sadece yağ miktarının değil, yağın kalitesinin de büyük önem taşıdığını anlatan Dyt. Yurttadur, “Doymuş ve trans yağlar açısından zengin besinler, hem kan damarlarını olumsuz etkileyerek kalp-damar hastalıkları riskini artırıyor hem de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Oysa zeytinyağı, avokado, fındık ve balık gibi sağlıklı yağ kaynakları, kan şekeri dengesinin korunmasına ve kalp sağlığının desteklenmesine yardımcı oluyor.” Dedi. </p>
<p><strong>PROFESYONEL DESTEK ALMAMAK</strong></p>
<p>“Diyabetli kişiler, beslenme konusunda kendi başlarına karar verdiklerinde yanlış alışkanlıklar geliştirebilir. Hangi besinleri ne miktarda tüketmeleri gerektiğini bilmemek, kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede komplikasyon riskine yol açabilir” diyen Dyt. Harika Özkaya Yurttadur, sözlerini şöyle tamamladı: “Uzman bir diyetisyenden alınacak kişiye özel öneriler, hem kan şekeri kontrolünü hem de sağlıklı kilo yönetimini destekler. Profesyonel rehberlik olmadan yapılan denemeler, sık yapılan beslenme hatalarının kalıcı hale gelmesine neden olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 07:58:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarında]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıkları büyük ölçüde kültürel normlarla şekilleniyor</strong></p>
<p>Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin, psikoloji ve antropoloji literatüründe önemli bir araştırma alanı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Çeşitli kültürlerde beslenme alışkanlıkları ve yemekle ilgili sosyal pratikler büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillenir.” dedi.</p>
<p>Türk kültüründe aile ve arkadaşlarla birlikte yemek yemenin önemli bir sosyal etkinlik olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bol yiyecek sunulması ve bereket vurgusu yaygındır. Buna karşın Kuzey Avrupa kültürlerinde daha minimalist ve işlevsel bir yemek anlayışı görülür. Yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışlar, bu kültürel kodlardan etkilenebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bulimia nervoza, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla ciddi sonuçlara yol açabilir!</strong></p>
<p>Bulimia nervozanın, kontrol edilemeyen yeme krizleriyle başlayan ve bu davranışı telafi etmek için kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz ya da katı diyetler gibi yöntemlerin uygulandığı bir yeme bozukluğu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bireyler genellikle suçluluk, utanç ve yoğun kilo alma kaygısı yaşarlar. Fiziksel olarak normal kilo aralığında olsalar bile bu kaygı devam eder ve davranışlar çoğunlukla gizli gerçekleşir. Tedavi edilmediğinde hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bulimia Nervoza ve Anoreksiya Nervoza arasındaki farklara ve benzerliklere değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi: </p>
<p>“Bulimia nervoza; hızlı ve kontrolsüz yeme, ardından telafi edici davranışlar ile karakterize edilir. Bu kişiler genellikle normal kilo aralığındadır. Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür. Tedavi edilmediğinde depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon gibi sorunlara neden olabilir.”</p>
<p><strong>Güzellik baskısı gençlerde yeme bozukluklarına yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Toplumsal normların, medya etkisinin ve kişisel özgüvenin, insanların dış görünüşe verdiği önemi belirlediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Güzellik standartlarının yarattığı baskı, özellikle gençlerde beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarına zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluklarının genetik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Erken teşhis, semptomların şiddetlenmesini önlemek ve ciddi komplikasyonları engellemek açısından kritiktir. Psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve diğer uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip, hem fiziksel hem ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olur. Komorbid durumların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir; düzenli takip ve profesyonel destek önemli!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarıyla mücadelede bireyin kendi sağlık durumunu anlaması ve ihtiyaç duyduğunda profesyonel yardım almasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Erken müdahale, uzun vadeli sorunların önüne geçebilir.” dedi.</p>
<p>Teşhisin genellikle bir psikiyatrist tarafından konduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Fiziksel muayene, kan testleri, elektrolit ölçümleri ve gerekirse görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Psikiyatrik değerlendirme ve yeme davranışının gözlemlenmesi teşhisin temel aşamalarıdır. Medikal tedavi, çeşitli psikoterapi yöntemleri ve diyetisyen desteği tedavinin temel bileşenleridir. Uygulanan yöntem bireyin ihtiyacına göre belirlenir. Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve profesyonel destek önemlidir. Hastanın kendi durumunu izlemesi ve gerektiğinde yardım alması nüks riskini azaltır. Multidisipliner ekip, tedavinin kişiye özel ve etkili ilerlemesini sağlar. Ekip çalışması hem fiziksel hem psikolojik açıdan bütünsel bir yaklaşım sunar.”</p>
<p><strong>Belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı!</strong></p>
<p>Ailelerin destekleyici, baskıcı olmayan bir tutum sergilemesinin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Mevcut yeme rutinlerinin aşırı şekilde değiştirilmemesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stresin azaltılması iyileşme sürecine katkı sağlar. Ailenin hastalık belirtilerini tanıması ve profesyonel yardım aramada destek olması kritik önem taşır.” dedi.</p>
<p>Partnerlerin, kısıtlayıcı tutumlardan kaçınarak, belirtileri fark ederek ve duygusal destek sunarak tedavi sürecine olumlu katkıda bulunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Yeme bozuklukları ciddi tıbbi sorunlara yol açabileceği için belirtileri fark eden bireylerin en kısa sürede bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaları önerilir. Tedavi süreci sabır gerektirir ve yakın desteği iyileşmenin önemli bir parçasıdır.” uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:25:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anoreksiya Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[normalleştirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673">Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Her bir yeme bozukluğu kendine özgü özellikler taşır…</strong></p>
<p>Hemen hemen herkes tarafından bilinen anoreksiya nervoza dışında da çeşitli yeme bozuklukları olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “En sık görülenler anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Bunların dışında pika, kaçıngan/kısıtlayıcı gıda alımı bozukluğu ve gece yeme sendromu da diğer yeme bozuklukları arasında sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluklarının farklılıklarına değinen Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme nöbetleri ile karakterizedir. Kişi kontrol kaybı yaşar, hızla yedikten sonra kusma, aşırı egzersiz veya müshil kullanımı gibi telafi davranışları gösterebilir. Bigoreksiya (kas dismorfisi), kişinin kas kütlesini artırma ve yağ oranını azaltma takıntısıdır; çoğunlukla sporcularda görülür. Drankoreksiya, kalori kısıtlaması yerine aşırı alkol tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılama biçimidir. Diabulimiya, diyabet hastalarının insülin kullanımını kilo kontrolü amacıyla bilinçli olarak kısıtlamasıdır. Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı ile başlar; yalnızca ‘temiz’ veya ‘sağlıklı’ kabul edilen yiyecekleri tüketme konusunda aşırı kaygı vardır.”</p>
<p><strong>Anoreksiya nervozada psikolojik, biyolojik ve genetik etkenlerin birlikte rol alıyor!</strong></p>
<p>En sık karşılaşılan anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik boyutlarda geliştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişiler duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını ayırt etmekte zorlanır. Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar. Aşırı kontrol ve kimlik çabası, aşırı zayıf olma uğraşıyla sonuçlanabilir.” dedi.</p>
<p>Biyolojik olarak anoreksiya hastalarının beyin görüntüleme çalışmalarında serebral atrofi ve ventriküllerde genişleme olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Hüseyin, genetik bakımından da yapılan ikiz çalışmalarına göre anoreksiya nervoza kalıtsallığının yüzde 28 ila 74 arasında değiştiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır…</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın kişinin aynadaki yansıması ile gerçek görünümü arasında uçurum oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişi kendini olduğundan çok daha kilolu görür. Bu algı, kilo alma korkusunu artırır ve sağlıksız yeme alışkanlıklarına yol açar.” dedi.</p>
<p>Sürekli ‘yeterince ince değilsin’ düşüncesinin, kişinin sosyal ortamlardan kaçmasına, yemek yemekten suçluluk duymasına ve kendini sürekli kontrol etme ihtiyacına neden olduğunu dile getiren Hüseyin, “Genellikle 12–25 yaş aralığındaki genç kadınlarda daha sık görülür, ancak erkeklerde ve diğer yaş gruplarında da rastlanabilir. Çocukluk ve ileri yaşta da ortaya çıkabilir. Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır. Kalp ritmi düzensizlikleri, düşük tansiyon, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, hormonal dengesizlikler sık görülür. Uzun süreli beslenme eksikliği organ yetmezliğine ve ölümcül sonuçlara yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemli!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Beslenme düzeni oluşturulmalı, gerekirse hastane yatışı uygulanmalı. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile olumsuz düşünce ve inançlar değiştirilmeli. Grup terapisi ve yakın çevrenin desteği iyileşmeyi hızlandırır. Kişinin sağlıklı beden algısı kazanması, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesi ve kendine şefkat göstermesi desteklenmeli.” dedi.</p>
<p>Toplumdaki güzellik ve ideal vücut algısının anoreksiya nervozayı tetikleyebildiğine işaret eden Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medya ve sosyal medyada sürekli idealize edilen beden imajları, özellikle gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sağlıksız davranışlara yönelmesine neden olur. Sosyal kabul arzusuyla sağlıksız diyetler ve aşırı kilo kontrolü ortaya çıkabilir. Bu nedenle toplumsal farkındalığın artırılması, sağlıklı beden imajlarının medya ve sosyal platformlarda temsil edilmesi ve çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673">Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya yeme bozukluklarıyla mücadele ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-yeme-bozukluklariyla-mucadele-ediyor-553125</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarıyla]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeme bozukluğu, kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkileyecek şekilde geliştirdiği bir yeme alışkanlığı olarak özetlenebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yeme-bozukluklariyla-mucadele-ediyor-553125">Dünya yeme bozukluklarıyla mücadele ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeme bozukluğu, kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığını olumsuz etkileyecek şekilde geliştirdiği bir yeme alışkanlığı olarak özetlenebilir. Ruhsal olduğu kadar fiziksel sağlık problemlerine de yol açabilen bu bozukluk, farklı türlere sahip olsa da genellikle bireyin beden algısı ve duygusal durumu ile ilişkilidir. Yeme miktarı, sıklığı ve türünün sağlıksız bir şekilde değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Yapılan araştırmalara göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde sekizi yeme bozukluklarıyla mücadele ediyor ve bu durumdan en çok ergenler ile 12-35 yaş aralığındaki kadınlar etkileniyor” dedi.</strong></p>
<p>Yeme bozukluğu, yemek yeme alışkanlıklarının ötesini ilgilendiren çok yönlü ve derin bir sağlık sorunu. Temelinde; bozulan gerçeklik ve beden algısı, öz güven sorunları ve travmatik yaşantılar gibi birçok etken barındırabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Tüm bu sayılanlar bireyin genel sağlığını ciddi şekilde tehdit edebilir. Günümüzde sosyal medya aracılığıyla şiddetini artıran toplumsal baskılar, özellikle genç yaştaki bireylerin ruhsal ve bedensel sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu nedenle yeme bozuklukları konusunda farkındalık kazanmak ve özellikle dijital dünyanın olası risklerinden korunmayı öğrenmek oldukça önemli” dedi.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, en sık rastlanan yemek bozukluklarını sıraladı:</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza</strong></p>
<p>Kişi kilo almaya yönelik yoğun ve sürekli bir korku duyar. Beden algısında ciddi bozulmalar meydana gelir ve kendisini aynada olduğundan çok daha kilolu ve farklı bir şekilde algılar. Bu bozuklukta birey, ideal ya da eksi seviyede olmasına rağmen kendini kilolu hisseder ve kilo verme çabalarını takıntılı bir şekilde sürdürebilir.</p>
<p><strong>Bulimia nervoza</strong></p>
<p>Birey kontrolünü kaybederek kısa sürede aşırı miktarda yemek yer, ardından da bu kalorileri telafi etme amacıyla kusma, aç kalma ya da aşırı egzersiz gibi davranışlara yönelir. Bu döngü, fiziksel sağlığı tehdit ederken aynı zamanda yoğun suçluluk, utanç ve bedeninden memnuniyetsizlik gibi duygularla kişinin ruhsal sağlığına da saldırır.</p>
<p><strong>Tıkınırcasına yeme bozukluğu (Binge eating)</strong></p>
<p>Kişi fiziksel açlık yaşamadan, yemeyi durduramayacak şekilde aşırı miktarda yiyecek tüketir. Diğer beslenme bozukluklarının aksine, ataklardan sonra yenen yiyeceklerden kurtulmak için telafi davranışlar gözlemlenmez ancak yine de yoğun pişmanlık, utanma ve depresif duygular ortaya çıkabilir.</p>
<p> <strong>Ruminasyon bozukluğu</strong></p>
<p>Daha önce çiğnenip yutulmuş olan yiyecek, istemsiz bir şekilde tekrar ağız içine getirilir. Bu yiyecek yeniden çiğnenebilir, yutulabilir veya tükürülerek vücut dışına atılabilir. Bu durum istemsizce tekrarlayan bir reflekse dönüşerek hem fizyolojik hem de psikolojik problemlere yol açabilir.</p>
<p><strong>Pika yeme bozukluğu</strong></p>
<p>Besin olarak kabul edilmeyen maddeler, sürekli ya da tekrarlayıcı bir şekilde yenir. Örneğin; kül, toprak, kâğıt, tırnak, saç, boya, tebeşir, sabun, deterjan ya da taş gibi maddelere karşı yeme isteği duyulabilir. </p>
<p><strong>Kaçıngan/kısıtlayıcı yeme bozukluğu (arfıd)</strong></p>
<p>Kişi yemek yemekten kaçınır ya da belirli gıdalara karşı aşırı hassasiyet gösterir. Bu kişiler genellikle yiyeceklere karşı ilgisizdir veya kokusu, dokusu ya da tadı nedeniyle bazı besinleri reddeder. </p>
<p><strong>Diğer belirtilen yeme bozuklukları</strong></p>
<p>Gece uykudan kalkıp yemek yenmesi gibi, daha az bilinen ya da tanı kriterlerini tam karşılamayan ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bozukluklardır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yeme-bozukluklariyla-mucadele-ediyor-553125">Dünya yeme bozukluklarıyla mücadele ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:39:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığa]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarından]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz ile Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, VR gözlükler kullanılarak beden algısını düzeltmeye yönelik uygulanan tedavi yönteminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100">Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz ile Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, VR gözlükler kullanılarak beden algısını düzeltmeye yönelik uygulanan tedavi yönteminden bahsetti.</p>
<p><strong>Beden algısı bozukluğu kaygı, utanç ve üzüntüye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Beden algısı bozukluğu yaşayan bireylerin, algıladıkları fiziksel kusurlarının anlamını ve önemini akılcı olmayacak şekilde abartarak yorumladıklarını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişiler, küçük sayılabilecek kusurlarını kendilerinin sevilmeyebileceği, değer görmeyebileceği şeklinde sağlıklı olmayan bir tarzda yorumlarlar.” dedi.</p>
<p>Bu düşüncelerle oluşan algının sebebiyet verdiği kaygı, utanç ve üzüntü duyguları ile baş edebilmek adına birtakım ritüelleşebilen davranışlar sergilediklerini aktaran Beyaz, “Sürekli aynaya bakma yahut tartıya çıkma, art arda estetik operasyonlar geçirme gibi davranışlar görülebilir. Ayrıca sosyal ortamlardan geri durma, insanlarla daha az temas gibi kaçınma davranışları geliştirerek geçici rahatlamaya yönelip, rahatsızlığın derinleşmesine hizmet eden bir döngüye girerler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>VR gözlükler ile kişiye sıkıntıya tahammül edebilmesi öğretiliyor!</strong></p>
<p>VR gözlüklerin, nasıl kullanıldığına açıklık getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“VR gözlükler danışanın oluşan ritüellerine karşı maruz kalabileceği sanal bir gerçeklik senaryosu oluşturur. Davranışların azaltılıp, bırakılması için duyarsızlaştırılması ve kaçındığı durumlara karşı sıkıntıya tahammül etme pratiği yapmalarına ve olumsuz algılarının değişmesine yardımcı olur. Bu yöntemin temel prensibi, sanal bir ortamda görsel-işitsel duyuların uyarılarak etkileşimli ortamlarla danışanın kaygı, utanç duygularını hissettiren durumlara maruz bırakılması ve ritüel/kaçınma davranışlarını azaltarak sıkıntıya tahammül edebilmeyi öğrenmesidir.”</p>
<p><strong>VR teknolojisi birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılabiliyor… </strong></p>
<p>VR teknolojisinin sadece beden imajı bozukluklarında kullanılmadığını aktaran Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birçok farklı sorunlarda da kullanılabiliyor. Yükseklik, hayvan, araç kullanımı, enjeksiyon ve kan, MRI cihazı, asansör, otobüs, uçak, sınıf ve etkinlik alanları gibi sosyal durumlar üzerine özgül fobiler, alkol-madde kullanımı gibi bağımlılıklar, depresyon, çeşitli yeme bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluklar, anksiyete bozuklukları gibi çeşitli rahatsızlıkların çalışılması üzerine oldukça geniş bir yelpazesi bulunuyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>VR ile yapılan terapiler ruh sağlığı uzmanı gözetiminde gerçekleştiriliyor!</strong></p>
<p>VR terapilerde minimal seviyelerde de olsa risk faktörleri bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Güvenlik önlemleri, terapiyi uygulayan ruh sağlığı uzmanının gözetiminde alınır.” dedi.</p>
<p>Terapiye başlamadan önce alınan anamnez ve muayene bulgularında danışanın psikolojik ve travma geçmişinin öyküsü, halihazırdaki ruhsal durumu gibi faktörler dikkate alınarak güvenli bir yol haritası belirlendiğini dile getiren Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu vesileyle tetikleyici olabilecek senaryolar uzun sürmeyecek şekilde kontrollü ve hiyerarşik bir modelle uygulandığı için danışanın dissosiye olması gibi risklerini oldukça azaltıyor. Terapist seans esnasında danışanla etkileşim içinde olduğu için danışanın tepkileri takip edilerek stres seviyesi kontrol altında tutuluyor. Psikoz teşhisi olan danışanlar için de durumlarını tetiklemeyecek şekilde senaryolar tasarlandığı için gerçeklik algısında bozulmaya sebebiyet vermiyor.”</p>
<p><strong>Farklı ruhsal sorunlar için farklı senaryolar… </strong></p>
<p>Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi ise tedavi sırasında bireylere ne tür sanal sahneler ya da görseller sunulduğu hakkında bilgi verdi. Çebi, “Tedavi sırasında fobilere yönelik iş görüşmesi simülasyonu, topluluk önünde konuşma, sınıf ortamında öğretmenle konuşma gibi senaryolar bulunuyor. Asansör, uçak, araba, yükseklik, hayvan, MRI cihazı, diş kliniği olarak yapılandırılmış güvenli ortamlarda fobilere ait sahneler yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Bağımlılıklara yönelik senaryolar arasında ise süpermarkette alkol reyonunda dolaşma, alkolle temas etme, gece kulübü tuvaletinde maddeyi klozete atıp sifonu çekebilme, özel parti senaryosunda maddeyi ve alkolü reddetme ve sigara içmeme alıştırmasına yönelik senaryolar yer aldığını aktaran Çebi, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Depresyona yönelik sahneler arasında doğa yürüyüşü, kürek çekme, parkta vakit geçirerek fotoğraf çekme, bir görevi yerine getirme gibi sahnelerle hedef ve motivasyon sağlanıyor. Yeme bozukluğuna ait sahneler arasında pizza, hamburger, kurabiye gibi yüksek kalorili yiyeceklerin bulunduğu ortama maruz kalarak yiyecekleri yiyebilir veya yemeyi reddedebilirler.  Ayrıca bir tartı üzerinde durup farklı vücut ağırlıklarını deneyimlerken aynada değişen vücut imajlarını görebilirler. Kişilerin sağlıklı yiyeceklerin, sebzelerin olduğu alternatiflere yöneltileceği senaryolar da bulunuyor. Zorlanmalar/Kompulsiyonlara yönelik senaryolarda oda içerisindeki eşyalarla temas, objeleri dağıtabilme ve düzenleyebilme, çöplerle dolu metro istasyonu senaryosu, oda ve banyo senaryoları yer alıyor.” </p>
<p><strong>VR ile kişi korktuğu nesne ve durumlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılıyor!</strong></p>
<p>Sanal gözlükle en çok fobiler üzerine çalışıldığına değinen Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “VR ile kişi korktuğu nesne ve durumlarla kontrollü bir şekilde karşılaştırılıp maruz bırakılarak kişinin korku ve kaygısının azalması hedeflenir.” dedi.</p>
<p>Bir diğer hastalık grubunun sosyal anksiyete bozukluğu olduğunu ifade eden Çebi, “VR ile sosyal etkileşim senaryoları planlanarak sosyal beceri kazanımı ve anksiyetenin azalması; panik bozuklukta, travma sonrası stres bozukluğunda kişinin travmatik olayları güvenli bir ortamda tekrar yaşaması ve kaçınmanın azalması; nörogelişimsel bozukluklarda özellikle Otizm spektrum bozukluğunda sosyal iletişim senaryoları ile duyusal entegrasyon ve sosyal beceri eğitiminin kazanımı; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda sanal sınıf ortamlarında okul motivasyonu, dikkat, zaman yönetimi ve dürtü kontrolünün kazanımı hedeflenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>VR uygulaması çocuk ve ergenlerde de kullanılabiliyor!</strong></p>
<p>Sanal gerçeklik gözlüklerinin kullanımının kişinin hastalık grubu ve hangi durum için uygulandığına göre farklılık gösterdiğini kaydeden Uzman Ergoterapist Cahit Burak Çebi, “Kişiye uygun bir tedavi planı oluşturulur. Yer alan araştırmalar paralelinde fobiler, travma sonrası stres bozukluğu gibi hastalık grubunda etkiler 4-10 seansta gözlemlenirken, nörogelişimsel bozukluklarda etkisi daha ileri seanslarda gözlemlenebiliyor. Kişinin hastalık seyri, bilişsel fonksiyonları ve tedaviye olan direncine göre sonuçların gözlemlenme düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterir.” dedi. </p>
<p>Tedavinin çocuk ve ergenler üzerinde kullanılması hakkında da bilgi veren Çebi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuk ve ergen grubunda VR kullanımı çocuğun gerçeklik algısı, bilişsel fonksiyonları ve duyusal profili göz önünde bulundurularak uzman kontrolü eşliğinde bireyselleştirilmiş bir şekilde kullanıldığında oldukça etkilidir. Çocuk ve ergenin gerçeklik ve hayal arasındaki ayrımı iyi yapması ve özellikle nörogelişimsel bozukluğa sahip çocuklarda ani seslerin, karmaşık görsellerin ve hızlı uyaranların kontrollü bir şekilde planlanması gerekir. Tüm bu parametreler uzman eşliğinde planlandığında çocuk ve ergen grubunda oldukça keyifli ve etkili bir tedavi süreci açığa çıkar.</p>
<p>Teknolojik gelişmelere ve ruh sağlığında artan dijitalleşme eğilimi göz önünde bulundurularak önümüzdeki 5-10 yıl içerinde VR teknolojisinin psikiyatrik tedavilerdeki rolünün büyük ölçüde artacağı düşünülüyor. Özellikle fobiler, anksiyete, travma, bağımlılık, yeme bozukluğu ve nörogelişimsel bozukluklarda kişi odaklı, güvenilir ve kolay ulaşılabilir mekanlar ve durumlar oluşturduğundan yaygınlaşması öngörülüyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-gerceklik-gozlugu-ile-yeme-bozukluklarindan-bagimliliga-yenilikci-destek-tedavisi-mumkun-553100">Sanal gerçeklik gözlüğü ile yeme bozukluklarından bağımlılığa yenilikçi destek tedavisi mümkün…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2024 21:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buzdolabında]]></category>
		<category><![CDATA[çözümü]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[sorunun]]></category>
		<category><![CDATA[üzgün]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kontrol kaybedildiğinde, beslenme sorunları yaşandığına işaret eden uzmanlar, bunlar arasında en sık görülenin duygusal yeme olduğunu söylüyor.</strong> </p>
<p><strong>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Duygusal yeme özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği biliniyor.” dedi. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, 26 Şubat-3 Mart 2024 tarihleri arasındaki Yeme Bozukluğu Farkındalık Haftasına dikkat çekerek, yeme bozuklukları ve psikoloji konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>En sık görülen yeme bozukluğu; duygusal yeme…</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu ifade ederek, “Bu kontrolü bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeni ile kaybettiğimizde çeşitli beslenme sorunları yaşanıyor. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkan çeşidi ise duygusal yemedir.” dedi.</p>
<p>Duygusal yemenin, olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen ve aşırı yeme eğilimini gösteren bir davranış bozukluğu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsü ile ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yeme, gerekenden daha yağlı, tuzlu ve şekerli yeme davranışları gözleniyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygusal yemeyi özellikle olumsuz emosyonlar tetikliyor</strong></p>
<p>Bilim insanlarının farklı duygu durumlarının yemek yeme sürecinde, bireylerin yemek davranışını nasıl etkilediğini araştırdığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bunun sonucunda ise duygusal yemenin özellikle olumsuz emosyonlar denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke ve hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında daha çok tetiklendiği ortaya çıkarmıştır.” dedi. </p>
<p><strong>Yalnızlık duygusunda boşluk hissi yemek yiyerek doldurulmaya çalışılıyor</strong></p>
<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla ilişkili olduğunun da saptandığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yemek alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamdan bir boşluk hissi yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edilememesiyle yeme bozuklukları başlayabiliyor ve sonrasında kişiler aidiyet duygusunu yitirebiliyor.  Bu noktada boşluğu yemek yiyerek doldurmaya çalışıyorlar.</p>
<p><strong>“Bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil”</strong></p>
<p>Oysa üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğunuzda sorunun çözümünü bulacağınız adres buzdolabı değil. Bilmemiz gereken en önemli nokta, duygusal açlığın yiyecekler ile doldurulamayacağıdır.  İnsan yemek yediği anda kendini iyi hissedebilir ama yemek bittiğinde duygular bitmez üstelik kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kilolar eklenebilir.”</p>
<p><strong>“Bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilirsiniz”</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, sorunun çözümüne ilişkin de şunları kaydetti:</p>
<p>“Duygularınızı ele almanın sağlıklı yollarını bulabilir, bilinçsizce yemek yeme yerine bilinçli yemeyi öğrenebilir, kilonuzu kontrol altına alıp duygusal gıda tüketimine son verebilirsiniz. Eğer siz de duygusal yeme noktasında kendinizi durduramıyorsanız mutlaka psikolojik destek almalısınız.” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofke-de-duygusal-yeme-nedeni-huzun-de-uzgun-ya-da-ofkeli-oldugunuzda-sorunun-cozumu-buzdolabinda-degil-445059">Öfke de duygusal yeme nedeni, hüzün de… Üzgün ya da öfkeli olduğunuzda sorunun çözümü buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-435775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 08:40:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklikten]]></category>
		<category><![CDATA[kazanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda belli durumlarda iştahsızlık yaşandığına işaret eden uzmanlar, enfeksiyon durumunda çocuklarda iştahsızlık olabileceğini ifade ediyor. Yemek istememenin psikolojik nedenlerine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Çocuk aileyi kontrol altında tutmak istiyor olabilir ya da yemek ortamından hoşlanmıyor olabilir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-435775">Yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklar aileyi kontrol altında tutmak istiyorsa da yemek istemiyor</strong></p>
<p><strong>Çocuklarda belli durumlarda iştahsızlık yaşandığına işaret eden uzmanlar, enfeksiyon durumunda çocuklarda iştahsızlık olabileceğini ifade ediyor. Yemek istememenin psikolojik nedenlerine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Çocuk aileyi kontrol altında tutmak istiyor olabilir ya da yemek ortamından hoşlanmıyor olabilir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, çocuklarda beslenme konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Çocuk neden yemek yemek istemiyor?</strong></p>
<p>Çocukların neden yemek istemediklerine ilişkin Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Öncelikle yemeğin ne zamanda ne şekilde sunulduğu çok önemli. Enfeksiyon durumunda çocuklarda iştahsızlık olabilir. Bu noktada proteinli besinleri çocuklara vermek gerekiyor. Psikolojik sebeplere gelecek olursak çocuk aileyi kontrol altında tutmak istiyor olabilir ya da yemek ortamından hoşlanmıyor olabilir. </p>
<p>Porsiyonları çocuğun kendisi ayarlaması gerekiyor. Bu şekilde ilerlenirse beslenme sağlıklı bir süreç haline gelmiş olur.” dedi.</p>
<p><strong>Beslenme süreci anne sütü ile başlıyor</strong></p>
<p>Beslenme sürecinin ilk başta anne sütü ile başladığını ve 6 aydan sonraki sürecin çok önemli olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit,  “Çünkü yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun yemek yememesi ne zaman sorun teşkil eder?</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Eğer çocukta ciddi bir kilo kaybı ya da halsizlik varsa yemek yeme süresi çok uzun sürüyorsa bu durum artık sorun haline gelmiş demektir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda önce kilo alımı durdurulmalı</strong></p>
<p>Obezitenin şu an çocuklarda yüzde 60 durumda olduğunu ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şöyle devam etti: </p>
<p>“Avrupa maalesef bu konularda yüksek sıralarda. Şişman çocuklara hemen diyet yaptırmıyoruz, öncelikle kilo alımını durdurmaya çalışıyoruz. Ancak eğer ki çocuk 2 yaşından küçükse, motor gelişiminde bir gerilik varsa o noktada zayıflaması gerekir. Çocuklarda obeziteye yol açan şekerli yiyeceklerden de uzak durmak gerekiyor.”</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, çocuklar yemek yemediği zaman ailelerin baskı yapmaması gerektiğine işaret ederek, çocuğa yemek üzerinden ödül ceza sistemi yapılmamasının önemini de vurguladı.</p>
<p><strong>Çocuk ailedeki beslenme alışkanlıklarına uyum sağlıyor</strong></p>
<p>Çocukların büyüdüğü aile ortamındaki beslenme alışkanlığına uyum sağladığını da kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bunun için çocuğa farklı seçenekleri de yediklerinin beraberinde sunmak gerekiyor. Ancak çok fazla seçenek sunulup çocuğun kafası karıştırılmamalı. Diğer seçeneklerin tadını alması sağlanmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Seçenekleri renklendirmek için neler yapılmalı? </strong></p>
<p>Yemek yeme sürecinde çocuğu tek başına bırakmamak ve masaya ailecek oturmanın da gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Yemekler çocuğa sırasıyla gelmelidir. Eğer çocuğun pilav veya makarnaya direkt yönelimi varsa proteinli besinle başlamak gerekiyor. Tabağı şekillendirmek de iştah artırıcı olabilir. Yemek esnasında oyun kurulabilir.” dedi.</p>
<p>Çocuk gün içinde iki porsiyon sebze, iki-üç porsiyon meyve ve iki bardak yoğurt yemiyorsa bu noktada yeterli beslenmemiş olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu noktada vitamin desteklerinden yararlanılabilir. Ancak bunu bilinçsiz bir şekilde kullanmamak gerekir.”şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-aliskanligi-bebeklikten-kazaniliyor-435775">Yeme alışkanlığı bebeklikten kazanılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Banvit BRF Akıllı Çocuk Sofrası kapsamında 23 Nisan&#8217;da ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/banvit-brf-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-23-nisanda-ebeveynlerin-cocuklarin-yeme-aliskanliklari-uzerindeki-etkisine-dikkat-cekiyor-368537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2023 13:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[banvit]]></category>
		<category><![CDATA[brf]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynlerin]]></category>
		<category><![CDATA[etkisine]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[nisanda]]></category>
		<category><![CDATA[sofrası]]></category>
		<category><![CDATA[üzerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Banvit BRF “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi kapsamında 23 Nisan’da Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’ın katkısıyla ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/banvit-brf-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-23-nisanda-ebeveynlerin-cocuklarin-yeme-aliskanliklari-uzerindeki-etkisine-dikkat-cekiyor-368537">Banvit BRF Akıllı Çocuk Sofrası kapsamında 23 Nisan&#8217;da ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Banvit BRF “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi kapsamında 23 Nisan’da Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’ın katkısıyla ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekti.</strong></p>
<p>Toplumsal yatırımlarında &#8221;Sürdürülebilir Gıda&#8221; konusuna odaklanan Banvit BRF, çocukların sağlıklı gelişimine destek veren “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi kapsamında 23 Nisan’da proje danışmanlarından Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’ın “Ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıklarını nasıl etkilediği’ konusundaki makalesini paylaştı.</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen beyaz et üreticilerinden olan Banvit BRF, sürdürülebilirlik çalışmaları çerçevesinde sağlıklı nesillerin yetişmesine ve gıda israfının önlenmesine katkıda bulunmak amacıyla başlattığı “Akıllı Çocuk Sofrası” projesini sürdürüyor.  Projeyle çocuklarda doğru beslenme alışkanlıklarının oluşturulması ve gıda israfı konusunda farkındalık yaratılması hedefleniyor. Beslenme alışkanlıklarının çok büyük ölçüde aile içinde edinildiği gerçeğinden yola çıkan “Akıllı Çocuk Sofrası”, ilkokul öğrencileri ile ailelerinin ve öğretmenlerinin sürdürülebilir gıda konusundaki eğitim ve farkındalık çalışmalarını kapsıyor</p>
<p>Çocukların gelişiminde beslenmenin önemini her fırsatta vurgulayan Banvit BRF, 23 Nisan’da geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızın yeme alışkanlıklarına odaklandı. Proje danışmanlarından Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, 23 Nisan’daki makalesinde 1970’lerden bu yana çocukluk döneminde fazla kilolu olma yüzdeliğinin giderek arttığını ve bunun çocuklar için bir risk oluşturabileceğini belirterek şunları yazdı. “Kiloluluk ve obezite çocuklar için hem sosyal damgalanma riski taşıyabilir hem de onların sağlıklarını ömür boyu etkileyebilir.  Elbette her çocuğun yeme alışkanlıkları ailede oluşuyor. Bir çocuğun kilosu hem ailesinin yeme alışkanlıklarına hem de çevresindeki gıda alımına ve ulaşabildiği gıdalara bağlı. Örneğin, çocuğunuzun kola içmesini istemiyorsanız, fakat evde yetişkinlerin içimi için kola bulunuyorsa, o zaman çocuğunuzu uzun vadede engellemeniz zordur. Vereceğiniz nasihatlerin veya koyacağınız bir yasağın ancak kısa dönemde etkisi olur; çünkü çocuklar ilk önce yetişkinleri taklit ederek öğrenirler ve hayatta var olurlar.”</p>
<p>Makalesinde Amerikan Pediatri Akademisi’nin sunduğu raporun da bu görüşü onayladığını kaydeden Bolat şöyle devam etti; “Rapora göre, çocukların yüksek yağlı yiyeceklere yönelik tercihleri ebeveynlerin yağ tüketim oranıyla doğrudan orantılı. Dolayısıyla, çocuğun erken gelişiminde yiyecek tercihlerini şekillendiren faktörlerin kaynağı çocuğun içerisinde bulunduğu aile ortamında yatıyor. Çocukların yeme alışkanlıklarını etkileyen davranışsal faktörlere ilişkin çalışma yapan Birch ve Fisher çocuklarda gıda tercihlerini detaylı incelediler. Buldukları ilk bulgu ise şu oldu; Anne sütü ile daha çok beslenen çocuklar yeni tatlara daha açık oluyor çünkü anne sütü ile farklı tatlara maruz kalıyor. Ayrıca bebekliğinde çoğunlukla anne sütüyle beslenen ve doyan çocuklar ek gıdaya daha kolay geçerler; çünkü birçok tat deneyimleri olmuştur. Daha çok mamayla beslenen ve her öğünde aynı tada alışan bebekler ise, ek gıdaya ve yemek yemeye geçmekte zorlanıyorlar. Yani, emzirme döneminden itibaren ailenin yeme alışkanlıkları çok belirleyici oluyor.”</p>
<p>Bunun yanı sıra yenilmesi istenen yiyeceğin ulaşılabilir olmasının da çok önemli olduğunu kaydeden Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, Baranowski’nin okul çocuklarıyla yaptığı bir araştırmaya dikkat çekti. Araştırmada çeşitli meyve sebzelerin sıklıkla servis edildiği bir okulda, çocukların meyve-sebze tüketiminin yaşıtlarına oranla fazla olduğu ve çocukların meyve-sebzeyi daha çok tercih ettikleri ortaya çıktı.</p>
<p>Çocukların beslenmeleri konusunda önce ebeveynlerin, sonra da çevrenin tutumunun çok önemli olduğunu belirten Bolat, şunları yazdı; “Beslenme konusunda çocuklara doğru rol model olabilmemiz çok önemli. Unutmayın, bir çocuğun yeni bir tada alışması ortalama olarak 5-10 denemeden sonra oluşur. Bu sebeple bu süreçte zorlamadan, kuralcı olmadan çocuğu o besine kademeli maruz bırakmak önemli. Aynı zamanda çocukların sağlıklı gıdalara kolaylıkla ulaşabilmeleri ve sağlıksız gıdaların ev ve okul ortamında barındırılmaması da önem taşıyor. Çocuklukta edinilen alışkanlıklarla başa çıkmak bir ömür sürebilir. Çocuklara sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıkları oluşturabilecekleri alan ve imkan sunmak da her birimizin görevi.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/banvit-brf-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-23-nisanda-ebeveynlerin-cocuklarin-yeme-aliskanliklari-uzerindeki-etkisine-dikkat-cekiyor-368537">Banvit BRF Akıllı Çocuk Sofrası kapsamında 23 Nisan&#8217;da ebeveynlerin çocukların yeme alışkanlıkları üzerindeki etkisine dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 09:54:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[nüfusunun]]></category>
		<category><![CDATA[unda]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişinin yeme eylemini fiziksel açlıktan ziyade ruhsal durumuna göre şekillendirdiği bir beslenme davranışı olan yeme bozukluğunun farklı türleri bulunsa da en sık rastlanan iki tür arasında anoreksiya nervoza ve bulimia nevroza geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522">Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişinin yeme eylemini fiziksel açlıktan ziyade ruhsal durumuna göre şekillendirdiği bir beslenme davranışı olan yeme bozukluğunun farklı türleri bulunsa da en sık rastlanan iki tür arasında anoreksiya nervoza ve bulimia nevroza geliyor. </strong></p>
<p><strong>Yeme bozukluğunun temelinin çocukluk çağında atıldığını ancak gelişime bağlı olarak ergenlik döneminde görülmeye başladığını vurgulayan Hiwell Online Terapi Platformu Uzman Klinik Psikoloğu Selin Çelen, “Çocukluk ve ergenlik döneminde; depresyon, sosyal medya etkisi, şiddet, cinsel istismar, akran zorbalığı, ebeveyn baskıları gibi bazı risk faktörleri bulunuyor. Yetişkinlerde ise 20 yaş sonrasında görülüyor. </strong></p>
<p><strong>Yeme bozukluğunun psikolojik etkileri olduğu kadar fizyolojik etkileri de var. Tüm bunları gözeterek yeme bozukluğu bulunan kişilerle empati yapmak, onların yanında olduğumuzu hissettirmek çok önemli” dedi.</strong></p>
<p>Yeme bozukluğu, bireyin kısıtlayıcı beslenme tarzı, yasaklar, mükemmel olma ihtiyacı, beğenilme ve arzulanma isteği gibi pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabiliyor. Kişinin yemekle arasındaki ilişkinin bozulması durumunda ortaya çıkan yeme bozukluğunun nedenleri arasında çoğunlukla beden görünümüne karşı memnuniyetsizlik duyma ve sağlıklı olma isteği yer alıyor. Her bireyin terapiye kolay ve daha hızlı erişebilmesi için hayata geçen Hiwell Uzman Klinik Psikoloğu Selin Çelen, değerini kilosu ve beden görünümü üzerine kuran kişinin, memnuniyetsizliğini telafi etmek için; kısıtlayıcı diyetler, detokslar, kendini aç bırakmak, kusma, laksatif-diüretik kullanma, aşırı egzersiz yapma gibi davranışlarda bulunabildiğini söyledi. Yapılan bu eylemlerin kişinin yeme ile kurduğu ilişkinin bozulmasına neden olduğunu belirten Selin Çelen, bu rahatsızlığın fiziksel etkileri, tespiti ve bu bireylere yaklaşırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Söz konusu rahatsızlığın temellerinin çocukluk döneminde atıldığını ancak gelişime bağlı olarak 13-14 yaşlarında görülmeye başladığının altını çizen Selin Çelen, “Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan; kaygı bozuklukları, depresyon, sosyal medya etkisi, psikolojik ve fiziksel şiddet, cinsel istismar, akran zorbalığı, kayıplar ve ebeveyn baskıları yeme bozukluğunun en temel nedenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle tüm risk faktörlerini göz önünde bulundurarak erken müdahalede bulunmak oldukça önemli” diye konuştu.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE YEME BOZUKLUĞU GÖRÜLME ORANI YÜZDE 3</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre ülkemizde yeme bozukluğu görülme sıklığının ortalama yüzde 3 oranında olduğunu bildiren Selin Çelen, ergenlerde bu oranın yüzde 2.33, ergen kızlarda ise yüzde 4.03 olduğunu söyledi. Bu oranın üniversite öğrencisi kızlar üzerinde yapılmış bir çalışmada Anoreksiya Nervoza yüzde 0.1-4 arasında, Bulimia Nervozanın ise yüzde 18-20 arasında değiştiğini vurgulayan Selin Çelen, yeme bozukluğu görülen kişilerde aynı zamanda kaygı bozukluğu görülme oranının da yüzde 60’ın üzerinde olduğunun altını çizdi. </p>
<p><strong>PANDEMİDE ARTTI</strong></p>
<p>Selin Çelen, “Chicago’da bulunan ve yeme bozukluğuyla mücadele eden bir dernek olan ANAD’a göre dünya çapında yaklaşık her 10 kişiden 1&#8217;i bu hastalıktan etkileniyor ve dünya nüfusun en az yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor. Ancak pandemi döneminde dünyada ve Türkiye’de klinik olarak görülmese de toplumda yeme bozukluğu görülme sıklığı arttı. ANAD Derneği’nin çocuk ve ergenlerle ilgili araştırma bulgularına göre; 1-3’üncü sınıftaki kızların yüzde 42&#8217;si zayıflamak istiyor, 10 yaşındaki çocukların yüzde 81&#8217;i şişman olmaktan korkuyor, ergen kızların yüzde 35-57&#8217;si hızlı diyet yapıyor, oruç tutuyor, kendi kendine kusuyor ve diyet hapları ya da müshil kullanıyor. Yeme bozukluğu, ölüm riski en yüksek tanı grubudur. Özellikle Anoreksiya Nervoza grubunda ölüm riski, gelişmiş ülkelerde yüzde 10’larda” dedi.</p>
<p><strong>EN ÖNEMLİ NOKTA, HASSAS VE DİKKATLİ YAKLAŞMAK</strong></p>
<p>Eğer çevremizde yeme bozukluğu olduğundan şüphelenilen bir birey varsa, bu kişilere karşı oldukça hassas bir şekilde yaklaşmanın çok önemli olduğunu bildiren Selin Çelen, “Çünkü bu bireyler, çevresinden gelecek herhangi olumlu ya da olumsuz bir yorum karşısında hızlıca tetiklenebilirler. ‘Çok güzel gözüküyorsun’, ‘Kilolu değilsin’, ‘Kilo mu aldın?’ ya da ‘Kilo mu verdin?’ gibi yorumlar olumlu veya olumsuz olsa da kişiyi yeme alışkanlıkları konusunda harekete geçirebilecek bir etki yaratabilir. Bu tarz sorular yerine empati yapmak, duygularını sormak ve karşılamak, ihtiyaçlarını öğrenmek, şefkatle kucaklamak, motivasyonel davranmak, yalnız olmadığını ve güvende hissettirmek çok daha önemli ve değerli” diye konuştu.</p>
<p><strong>TEDAVİDEN ÖNCE TESPİT DAHA ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Selin Çelen, yeme bozukluğu tedavisi için önce bunun temel nedenlerinin tespit edilmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Yiyecek tüketiminin artışı, yemek yerken kontrolü kaybetmek, kendini aç bırakmak, kısıtlayıcı beslenme düzeni uygulamak ve ardından aşırı yeme döngüsü, aşırı yemenin ardından kusma, kısa sürede kilo vermek, fazla fiziksel aktivite yapmak, gizli yemek yemek, kalori hesabı yapmak, regl düzensizliği veya regl kesilmesinin bu hastalığın belirtileri arasında yer aldığını ifade eden Selin Çelen, “Bu nedenlerin tespitinden sonra kişinin beden görünümüne dair memnuniyetsizliklerinin nedenleri ve sonuçlarının ilişkisi detaylıca inceleniyor ve çalışmalar yapılıyor. İnceleme esnasında çoğunlukla; özgüven, mükemmeliyetçilik, başarısızlık, yetersizlik, beğenilmeme ve sevilmeme inançlarıyla çalışılıyor. Bunlara ek olarak ise yeme ile kurulan ilişkinin onarılması için davranışsal bir takım müdahale yöntemleri de uygulanıyor. Açlık ve tokluk sinyallerinin farkındalığı ve takibi, yasaklı yiyecekler ile barışmak, kısıtlayıcı diyet döngülerinden sürdürülebilir beslenmeye geçiş, geçmişteki diyet deneyimlerinin keşfi, alternatif davranış eylemleri, yeni baş etme yöntemleri oluşturmak, duygu regülasyonunu sağlamak gibi çeşitli yöntemler kullanılıyor. Yeme bozukluğu tedavisinde kullanılan terapi ekolleri arasında; Bilişsel Davranışçı Terapi, Dinamik Terapi, EMDR Terapi, Mindfulnes, Şema Terapi, Diyalektik Davranış Terapi geliyor” dedi. </p>
<p><strong>FİZİKSEL ETKİLERİ DE BULUNUYOR</strong></p>
<p>Yeme bozukluğunun psikolojik etkileri olduğu kadar fizyolojik etkileri de olduğunu söyleyen Selin Çelen, bu rahatsızlıklardan bazılarını şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Kardiyovasküler sorunlar </li>
<li>Erken yaşta başlayan vakalarda büyüme-gelişme geriliği,</li>
<li>Kemik kütlesinde azalma,</li>
<li>Mide tahrişi ve kanaması,</li>
<li>Diş minelerinde erozyon ve diş çürümeleri,</li>
<li>Düşük potasyum değeri,</li>
<li>Uykuya eğilim,</li>
<li>Kalp ritim bozuklukları,</li>
<li>Karaciğer yağlanması,</li>
<li>Cilt kuruluğu,</li>
<li>Tüylenmede artış,</li>
<li>Kabızlık,</li>
<li>Düşük beden ısısı,</li>
<li>Saç dökülmesi,</li>
<li>Kadınlarda regl olamama…</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>DUYGULARIYLA BAŞ EDEMEYEN BİREY, YEME İLE BUNU TOLERE ETMEYE ÇALIŞIYOR</strong></p>
<p>Yeme bozukluğuna sadece duygusal açlık denilemeyeceğinin altını çizen Klinik Psikolog Selin Çelen, “Duygusal yeme bozukluğunda kişiler, herhangi bir duygu hissettiklerinde normalden daha fazla yiyecek tüketebiliyor. Genelde olumsuz duygularla ortaya çıkan bu yeme davranışı, aslında bir baş etme yöntemi olarak kullanılıyor. Başarısızlık, yetersizlik, baskı altında hissetme, öfke gibi olumsuz duygular hisseden bir birey, yeme davranışında bulunuyor ve ardından da çoğunlukla pişmanlık hissediyor. Ancak olumsuz duyguların yanı sıra olumlu duyguların ardından da yeme davranışı gözleniyor. Olumlu duyguyla gelen yeme davranışının nedeni de kişinin kendini ödüllendirmek istemesinden kaynaklanıyor. Duygusal açlık, duygusal yeme alanında sıklıkla görülüyor. Ancak her yeme davranışının temelinde kişi aslında; açlık, tokluk, üzüntü, keder, sıkıntı, öfke, pişmanlık, mutluluk gibi pek çok duyguda yeme eyleminde bulunuyor. Birey, yaşadığı duyguyu tolere edemediği ve baş edemediği için yemek yeme eylemi ile bu hissi yönetmeye ve rahatlamaya çalışıyor. Bu nedenle duygusal açlık terimini bu noktada kullanabiliriz. Ancak duygu açlığı ile yemek yeme eylemini ve bu kapsamda yaşanan duyguyla ya da olayla baş etme yöntemini kullanmak, işlevsel bir çözüm değil. Bu noktada daha kullanışlı ve sağlıklı baş etme yöntemleri bulmak daha doğru bir çözüm olacaktır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522">Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
