<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yapılmalı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yapilmali/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yapilmali</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yapılmalı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yapilmali</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[testleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir yıla girildiğinde sağlık başlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. Özellikle kanser hem görülme sıklığının artması hem de toplumda yarattığı endişe nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. Kanserle mücadelede en kritik unsur, hastalığı beklemek yerine riskleri erken dönemde yönetmekten geçiyor. Araştırmalar 2026’nın ilk günlerinden itibaren kanserle mücadelede en etkili yaklaşımın erken tanı, düzenli tarama ve yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, yeni yılda kanser hastalığına karşı alınması gereken önlemler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Uzun yaşam, sağlıklı yıllar anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Kanser, modern çağda ortaya çıkmış bir hastalık değildir. Tarihsel ve arkeolojik bulgular, kanserin binlerce yıldır insanlıkla birlikte var olduğunu göstermektedir. Günümüzde kanser sıklığındaki artışın temel nedeninin, tıptaki ilerlemeler sayesinde insan ömrünün uzaması olduğu bilinmektedir. İnsanlar artık daha uzun yaşamakta; bu durum, kanser riskinin daha geniş bir zaman dilimine yayılmasına neden olmaktadır. Son iki yüzyılda ortalama yaşam süresi belirgin biçimde artmıştır. Ancak asıl belirleyici olan, bu sürenin ne kadarının sağlıklı geçirildiğidir. Daha uzun yaşayan toplumlarda kanserin daha sık görülmesi, korunma ve erken tanı stratejilerinin her zamankinden daha önemli hale gelmesine yol açmıştır.</p>
<p><strong>Erken tanı mümkün ama katılım düşük</strong></p>
<p>Günümüzde meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserleri başta olmak üzere birçok kanser türünde erken tanı sayesinde tedavi başarısı önemli ölçüde arttı. Buna rağmen tarama programlarına katılım oranları hala düşük seviyelerde seyrediyor. Birçok kişi, kanser olasılığıyla yüzleşmekten kaçınmakta ve tarama testlerini ertelemektedir. Oysa erken tanı sayesinde hastalık kontrol altına alınabilmekte ve tedavi süreci çok daha etkili şekilde yönetilebilmektedir.</p>
<p><strong>2026’da kanser tarama testlerinizi yaptırın!</strong></p>
<p>Kanser çoğu zaman belirti vermeden ilerler ve erken evrede saptandığında ise tedavi şansı belirgin şekilde artar. Ailede kanser öyküsü bulunuyorsa, son dönemde nedeni açıklanamayan bazı şikayetler ortaya çıktıysa ya da yaş itibarıyla risk grubuna girildiyse “bir şeyim yok” denilmemeli ve vakit kaybetmeden tarama testleri için hekime başvurulmalıdır. Kanser tarama testlerinin, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin belirlenmesinde hayati bir rol üstlendiği unutulmamalıdır.</p>
<p><em><strong>Kadınlar için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>40 yaş sonrası düzenli mamografi</li>
<li>21–65 yaş arası smear ve HPV taramaları</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi veya dışkıda gizli kan testleri</li>
</ul>
<p><em><strong>Erkekler için önemli testler:</strong></em></p>
<ul>
<li>50 yaş sonrası PSA testi ve prostat muayenesi</li>
<li>50 yaş sonrası kolonoskopi</li>
<li>Uzun süre sigara kullanmış bireylerde düşük doz akciğer tomografisi</li>
</ul>
<p>Bunların dışında, kadın erkek fark etmeksizin yaşı kaç olursa olsun her bireyin yılda bir kez temel kan ve biyokimya testlerini yaptırması, genel sağlık durumunun izlenmesi açısından faydalı olabilir. Aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre karaciğer ve tiroit ultrasonu gibi kişiye özel taramalar planlanmalıdır. Özellikle ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerde taramaların daha erken yaşta ve daha sık aralıklarla yapılması büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>“Ben sağlıklıyım” yetmez “Biz sağlıklı mıyız?” demeliyiz!</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalarda, kanser riskinin yalnızca genetik yatkınlıkla değil; günlük yaşamda benimsenen alışkanlıklarla da yakından ilişkili olduğu ortaya konulmaktadır. Hareketsizlik, düzensiz ve dengesiz beslenme, aşırı kilo alımı ve kronik stres gibi faktörlerin etkisinin yalnızca bireyle sınırlı kalmadığı, aynı yaşam alanını paylaşan tüm aile bireylerini etkilediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi alışkanlıkların aile içinde birlikte uygulanmasının, uzun vadede koruyucu bir etki sağladığı kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Akdeniz diyetini ve aktif yaşamı benimseyin</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları açısından Akdeniz diyetinin, kanser riskini azaltıcı etkileri bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Sebze ve meyve tüketiminin artırılması, zeytinyağı ve balık ağırlıklı beslenmenin tercih edilmesi; bunun yanında düzenli fiziksel hareketin sağlanması, yeterli ve kaliteli uykunun desteklenmesi ile stresin yönetilmesi, korunmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşımın geçici bir diyet programı olarak değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak benimsendiğinde daha etkili sonuçlar elde edildiği görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-yilda-kanserden-korunmak-icin-neler-yapilmali-603089">Yeni Yılda Kanserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda yapılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilimsel-tartismalarin-ekranlarda-degil-uzmanlar-arasinda-kapali-ortamlarda-yapilmali-522866</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2025 13:07:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[ekranlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[ortamlarda]]></category>
		<category><![CDATA[tartışmaların]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından toplumda yaşanan korku ve kaygı duyguları ile deprem psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilimsel-tartismalarin-ekranlarda-degil-uzmanlar-arasinda-kapali-ortamlarda-yapilmali-522866">&#8220;Bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda yapılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından toplumda yaşanan korku ve kaygı duyguları ile deprem psikolojisi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Depreme 360 derece açıyla bakmak gerekir</strong></p>
<p>Depreme 360 derece açıyla bakmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Sadece yer bilimleri açısından bakma eğilimi kaygıyı artırıyor. Deprem sonrası psikoloji üç aşamadan oluşuyor. İlk 15 gün içerisinde yaşanan akut stres doğaldır ve genellikle kendiliğinden düzelir. Eğer bu durum dört haftayı aşarsa, posttravmatik stres bozukluğu riski ortaya çıkar. Sekiz haftayı geçtiğinde ise profesyonel klinik yardım alınması gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem korkusu kişilik yapısına göre farklılık gösteriyor</strong></p>
<p>Deprem korkusunun kişilik yapısına göre farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin dışarıdan sakin görünmesine rağmen içsel panik yaşayabileceğini, bu tür durumlarda soğukkanlılığın bir savunma mekanizması olduğunu, ancak çözüm bulunamadığı takdirde kronik strese dönüşebileceğini belirtti.</p>
<p>Deprem korkusunun artmasında belirsizlik, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının büyük etkisi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, Japonya örneğine vererek, güçlü sistemlerin, toplumun deprem korkusunu azaltmada etkili olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Sorgulamadan inanmamak lazım! </strong></p>
<p>Deprem tahminleriyle ilgili kamuoyunda yapılan çelişkili açıklamaları da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Her uzman kendi penceresinden bakarak açıklamalar yapıyor. Bu tür bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda, bilimsel platformlarda yapılması gerekiyor. Resmi kurumlar, uzman görüşlerini bilimsel veriler ışığında değerlendirip toplumla net, güven verici bir dille paylaşmalı. Aksi takdirde halkta daha fazla kaygı ve güvensizlik oluşuyor. Biri diyor ki ‘İstanbul&#8217;u terk edin’. Diğeri ‘Geçti bitti.’ Bunu söylerken sadece kendi penceresinden bakıyorlar. En kötü senaryoya göre hareket ediyorlar. En kötü senaryoya karşı kendi ruh halini topluma yansıtıyor. Onun için şu andaki deprem uzmanlarının söylediklerinin hepsini sorgulamadan inanmamak lazım. Yani fazla iyimser olanı da fazla kötümser olanı da.”</p>
<p><strong>Topluma yeni stres faktörleri eklendi</strong></p>
<p>Deprem sonrası oluşan kronik stresin toplum üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan “Toplumda kronik bir mutsuzluk hali var. Zaten çalkantılı bir toplumuz, buna yeni stres faktörleri eklendi. Bu tür durumlar grup stresi oluşturur ve sonuçta tartışmalar, kavgalar ve şiddet olayları artar,&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda zaten var olan suç oranlarının daha da artabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu gibi dönemlerde liderliğin kritik rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Toplum, yöneticilere ve karar vericilere güven duymazsa kriz daha da derinleşir. Liderler gerçekleri gizlerse kaygı artar. Güvenin kaybolduğu yerlerde kimse rahat edemez. Şu an Türkiye’de depremle ilgili plan ve projeler hazırlandı hissi oluşmadı.&#8221; ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>İletişim sistemleri yetersiz kaldı!</strong></p>
<p>Deprem sonrası iletişim sistemlerinin yetersiz kaldığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Tarhan, &#8220;İnternet ve telefon hatları çöktü. Sonrasında sadece özürler geldi. Bu tür afetlere hazırlıkta devletin düzenleyici ve denetleyici rolü çok önemli. Vatandaş vergisini ödüyor; karşılığında etkili kriz yönetimi bekliyor.&#8221; diye konuştu. </p>
<p><strong>Deprem için beyin egzersizleri önerisi</strong></p>
<p>Deprem korkusuyla baş etmek için &#8220;kabul egzersizleri&#8221; yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, Japonların da kullandığı &#8216;Acceptance Commitment Therapy&#8217; (Kabul ve Kararlılık Terapisi) tekniklerini önerdi. </p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, egzersizlerin temel adımlarını şöyle açıkladı:</p>
<p>“Korkuya şefkatle yaklaşmak; korkuyu reddetmek yerine onu kabul etmek gerekiyor. Özellikle çocuklar, ebeveynlerinin tepkilerine göre şekilleniyor. Anne-baba soğukkanlı olursa çocuk da korkuyu daha kolay yönetiyor. Nefes ve kas gevşeme egzersizleri; bedenle iletişim kurarak geçmişte aşılmış stresli durumları hatırlamak, şükran duygusunu artırmak önemli. ‘Şu anda sağlıklıyım, şu anda bilincim yerinde’ gibi olumlu düşünceler zihni rahatlatır. Zihinsel sığınak oluşturmak; büyük bir anlamın parçası olduğunu hissetmek kişiye güç verir. İnanç sistemlerinde olduğu gibi yüksek bir varlığa güvenmek, evrende bir düzen olduğunu görmek insanı rahatlatır. Panik anında yalnız olmadığını bilmek çok önemli.”  </p>
<p><strong>Sosyal temas travma etkisini azaltıyor!</strong></p>
<p>Deprem gecesinde insanların aileleriyle birlikte olma ihtiyacının arttığını gözlemlediklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu içgüdüsel bir davranış. Sosyal temas travmanın etkisini azaltır.&#8221; dedi. </p>
<p><strong>Travmalar, anlam arayışını yoğunlaştırıyor…</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, travma anlarında insanların anlam arayışının yoğunlaştığını belirterek, &#8220;Böyle anlarda insan hayatı, değerleri, ilişkileri ve benlik algısını yeniden gözden geçirir. Korkuyu kabul egzersizi yapmak, kendine şefkatle yaklaşmak ve geçmişi pozitif değerlendirmek önemlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kontrol duygusu yüksek olan kişilerin korkuyu daha yoğun yaşadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle panik bozuklukta bu durumun sıkça görülür. Bütçesi milyar doları bulan bir şirketi yöneten bir iş insanı, kendi tansiyonunu yönetemediğini söylemişti. Çünkü insanın kontrol edebileceği ve edemeyeceği şeyler vardır.&#8221; diye konuştu. </p>
<p><strong>Çocuklarda travma yönetimi nasıl olmalı?</strong></p>
<p>Çocukların deprem gibi travmatik olaylardan etkilenme biçiminin yaş gruplarına göre değiştiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, 0-6 yaş arasındaki çocukların en çok bağlılık ilişkisine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Deprem anında çocuklar mutlaka anne-baba ile birlikte olmalı. Onların yanında olmak, beyinde güven ve sevgi hormonu oksitosin salgılanmasını artırıyor.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>6 yaş sonrası çocukların ise olayları sorgulamaya başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu yaş grubundaki çocuklar &#8216;Neden oldu? Bana bir şey olur mu? Sana bir şey olur mu?&#8217; gibi sorular sorar. Bu dönemde çocukları susturmak yerine, onları dinlemek çok önemli. Konuşmak değil, duygularını ifade etmelerine izin vermek gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Anne-baba tutumunun çocukların travmaya karşı dayanıklılığını doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Büyük insan tepkisi beklemeyelim ama büyük insan gibi yaklaşalım. Çocuğun kendini değerli ve güvende hissetmesi, bu dönemin en önemli kazanımıdır.&#8221; İfadesinde de bulundu.</p>
<p><strong>Gençlerin deprem kaygıları ve psikolojik tepkileri ne?</strong></p>
<p>Gençlerin deprem kaygıları ve psikolojik tepkileri üzerine de değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin yaşadığı kimlik sorgulamalarının, anlam arayışlarının doğal olduğunu vurguladı.</p>
<p>Ergenlik döneminin “Ben kimim? Nereye yönelmeliyim? Niçin?” gibi soruların yoğunlukla sorulduğu fırtınalı bir dönem olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu yaş grubunda varoluş ve anlam sorgulaması yapmaları sağlıklı bir gelişim göstergesidir. Deprem gibi büyük olaylar da bu sorgulamaları tetikleyebilir. Eğer ergenler bir grup içinde güvenli bir ortamdaysalar birbirlerine desteklerler. Dış arkadaşlık aileden daha önemlidir. Ergenlik döneminin doğası budur. Aileler bu dönemde ergenlere akıl vermekten çok onların fikirlerine başvurmalı. &#8216;Sence ne yapabiliriz?&#8217; gibi sorularla aidiyet duygusu güçlendirilmelidir. Bu yaklaşımın bile terapötik etkisi olur” diye konuştu.</p>
<p><strong>Narsistler depremden daha fazla korkar!</strong></p>
<p>Narsistik kişilerin dışarıdan korkmuyormuş gibi görünebileceklerini ancak depremden en çok korkan gruplardan biri olduklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Narsistik kişiler, güçlü görünme zorunluluğunda oldukları için korkularını gizlerler. Aslında güçlü bir karaktere sahip değillerdir; sadece güçlü rolünü oynarlar. Kritik anlarda, örneğin bir depremde, en hızlı kaçış tepkisini gösterenler arasında olabilirler.&#8221; açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Zorluklar, daha büyük bir anlamı kavrama fırsatı sunar! </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin zor bir coğrafyada bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, son dönemde toplumda ‘kalabalıklar içinde yalnızlık’ kavramının yaygınlaştığını belirtti. </p>
<p>“Üzerine bir de deprem kaygısı eklendiğinde toplumda geleceğe dair umutsuzluk duyguları artabiliyor. Ancak Türkiye geçmişte çok daha büyük krizleri aştı. İstiklal Savaşı, I. Dünya Savaşı gibi büyük zorluklar yaşandı. O dönemlerde bir amaç vardı; şimdi de toplum olarak yeni bir amaç belirlememiz gerekiyor.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, yaşanan zorlukların insanlara daha büyük bir anlamı kavrama fırsatı sunduğunu vurguladı.</p>
<p><strong>Kucaklayıcı, kapsayıcı bir ortama ihtiyaç var!</strong></p>
<p>Herkesin kendini sorgulaması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye&#8217;de şu andaki bu gerilim ortamını hak etmiyor. Şu anda Türkiye&#8217;yi kucaklayıcı, kapsayıcı bir ortama ihtiyaç var. Şu anda herkesin kendisini sorgulaması gerekiyor. Bu olaylar bize ne öğretti diye düşünmeliyiz.” diye konuştu. </p>
<p>Türkiye&#8217;deki sosyal yapıdaki çözülmelere de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, aile sistemindeki çöküş, gençlerin evlilikten uzaklaşması, ekonomik sıkıntılar ve yalnızlık gibi sorunların toplumun genel ruh halini olumsuz etkilediğini kaydetti. </p>
<p><strong>Gençlere güven ve adalet duygusu verilirse sorunların büyük kısmı çözülür</strong></p>
<p>Bu olumsuzluklara rağmen, toplumsal barışı sağlayacak ortak bir anlamın bulunabileceğini ancak toplumda ciddi bir kaygı ortamı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Şu anda toplumda savaş ortamı ruh hali hâkim. İnsanlar gelecekle ilgili güven ve ümit duygusunu hissedemiyor. O yüzden yeni bir amaç ve vizyon ortaya konulması gerekiyor. Kurtuluş Savaşı döneminde olduğu gibi ortak bir amaç etrafında birleşilirse, toplumdaki stresin ve olayların yüzde 50’si azalır.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumun sessiz kalmasının da riskli olduğuna değinen Prof. Dr. Tarhan, karamsarlığa kapılmadan umutla hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. Özellikle genç nesilde adalet beklentisinin yüksek olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Gençler kötü değil. Masumiyet arayışı içindeler. Onlara güven ve adalet duygusu verirsek, sorunların büyük kısmı çözülür.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilimsel-tartismalarin-ekranlarda-degil-uzmanlar-arasinda-kapali-ortamlarda-yapilmali-522866">&#8220;Bilimsel tartışmaların ekranlarda değil, uzmanlar arasında kapalı ortamlarda yapılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş beyazlatma işlemi diş hekimi tarafından yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatma-islemi-dis-hekimi-tarafindan-yapilmali-417338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Oct 2023 07:24:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[işlemi]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Estetik bir gülüşe sahip olmak isteyen herkes için en önemli noktalardan biri dişlerinin rengi. Beslenme ve ağız bakım alışkanlıklarına bağlı olarak diş yüzeyinde lekelenmelere bağlı renk değişimine sıklıkla rastlandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Diş beyazlatma işlemi, hekim kontrolünde uygulandığında dişlerde yapısal değişiklik ve kalıcı hasar oluşturmayan güvenilir bir tedavidir.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatma-islemi-dis-hekimi-tarafindan-yapilmali-417338">Diş beyazlatma işlemi diş hekimi tarafından yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diş beyazlatma işlemi diş hekimi tarafından yapılmalı</strong></p>
<p><strong>Estetik bir gülüşe sahip olmak isteyen herkes için en önemli noktalardan biri dişlerinin rengi. Beslenme ve ağız bakım alışkanlıklarına bağlı olarak diş yüzeyinde lekelenmelere bağlı renk değişimine sıklıkla rastlandığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir,</strong> <strong>“Diş beyazlatma işlemi, hekim kontrolünde uygulandığında dişlerde yapısal değişiklik ve kalıcı hasar oluşturmayan güvenilir bir tedavidir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, diş beyazlatma hakkında merak edilenleri anlattı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Estetik bir gülüşe sahip olmak isteyen herkes için en önemli noktalardan biri dişlerinin rengi. Dişlerin rengi, yapısı gereği zaman içinde değişebiliyor. Beslenme ve ağız bakım alışkanlıklarına bağlı olarak diş yüzeyinde lekelenmelere bağlı renk değişimine sıklıkla rastlanıyor.” dedi.</p>
<p>Diş renklenmelerinin diş beyazlatma yani bleaching işlemi ile giderilmesinin, son yıllarda diş hekimleri tarafından sıklıkla uygulandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu tedavide; dişlerin yüzeyindeki gözenekli mine yapısında oluşan ve renk veren maddelerin diş beyazlatma jelleri ile giderilmesi sayesinde diş rengi açılıyor. Diş beyazlatma yöntemleri uygulama tekniğine göre iki farklı türe ayrılıyor.</p>
<p>Muayenehane ortamında bir saat içinde gerçekleştirilen Power Bleaching; beyazlatıcı jel ve ışıktan oluşan, kısa sürede diş rengini 3-4 ton açabilen en hızlı, güvenilir ve etkili beyazlatma sistemidir. Evde diş beyazlatma metodu ise; ağızdan alınan basit bir ölçü ile kişiye özel hazırlanan plastik ağızlıkların içine jeller konularak yapılan beyazlatma işlemidir.”</p>
<p><strong>Ek seanslarla desteklendiğinde kalıcı hale getirilebiliyor</strong></p>
<p>Beyazlatma sonrasında rengin zamanla kaybolmaya başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu süre hastanın renkli içecekler ve sigara kullanımına göre 6 ay ile 1 yıl arası bir zaman alabiliyor. 4-6 ayda 1 ya da 2 seans ile desteklenmesi ile diş beyazlatma kalıcı hale getirilebiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Beyazlatma yöntemlerinin dişlerde az da olsa hassasiyete sebep olabildiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Bu durum normal ve beklenen bir yan etkidir. Diş hassasiyetinin genellikle 24-48 saat içerisinde geçmesi beklenir.” dedi.</p>
<p><strong>Diş beyazlatma güvenilir mi?</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, diş beyazlatma işleminin güvenirliliği hakkında bilgi vererek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diş beyazlatma işlemi, hekim kontrolünde uygulandığında dişlerde yapısal değişiklik ve kalıcı hasar oluşturmayan güvenilir bir tedavidir. İşleme engel herhangi bir diş ve diş eti hastalığı olmayan herkes diş beyazlatma tedavisi yaptırabilir. Dişlerinin renginden memnun olmayan ve sorun yaşayan herkes diş beyazlatma tedavisi için diş hekimine başvurabilir ve işlemlerini kısa sürede yaptırabilir.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.42670</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatma-islemi-dis-hekimi-tarafindan-yapilmali-417338">Diş beyazlatma işlemi diş hekimi tarafından yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Şehir Peyzajları, Polen Etkisini Azaltacak Şekilde Yapılmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-peyzajlari-polen-etkisini-azaltacak-sekilde-yapilmali-404263</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 12:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[etkisini]]></category>
		<category><![CDATA[peyzajları]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[şekilde]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Aerobiyoloji ve Hava Kirliliği Çalışma Grubu ve Ankara Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen Atmosferde Aeroalerjenler ve Kliniğe Yansıması Çalıştayı 8-9 Eylül 2023 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-peyzajlari-polen-etkisini-azaltacak-sekilde-yapilmali-404263">&#8220;Şehir Peyzajları, Polen Etkisini Azaltacak Şekilde Yapılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Aerobiyoloji ve Hava Kirliliği Çalışma Grubu ve Ankara Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen Atmosferde Aeroalerjenler ve Kliniğe Yansıması Çalıştayı 8-9 Eylül 2023 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Çalıştayda polen etkisini azaltacak şehir peyzajlarının önemine değinilirken AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan da küresel ısınma nedeniyle polen mevsiminin değiştiğini söyleyerek hastaların neredeyse yıl boyu polen alerjisinden yakındıklarını ifade etti.</strong></p>
<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Aerobiyoloji ve Hava Kirliliği Çalışma Grubu ve Ankara Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen <strong>Atmosferde Aeroalerjenler ve Kliniğe Yansıması Çalıştayı</strong> 8-9 Eylül 2023 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Çalıştayda polen alerjisi olan hastaların yararına olacak önlemlere de yer verildi.  Aerobiyoloji ve Hava Kirliliği Çalışma Grubu Yürütme Kurulu üyesi ve Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. N. Münevver Pınar şehirlerde park ve bahçelerin peyzajı ve yol kenarı ağaçlandırmasında alerjenitesi yüksek, rüzgarla tozlaşan ve atmosfere çok polen verebilen ağaçların kullanılmamasını önerdi. Böcek ve kuşlarla tozlaşan ve az sayıda polen üreten, erguvan, sofora ağacı, yalancı akasya, süs elması, yalancı keçiboynuzu, katalpa ve oya ağacı gibi ağaçların tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Aynı şekilde çayır çimen polenlerinin, bitkinin üst kısmında yer aldığını, geniş park ve bahçelerde ilkbaharda çim biçme etkili bir şekilde yapılırsa polen sayısının azalacağını ekledi. </p>
<p><strong>Bazı polenler astıma yol açıyor</strong></p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan</strong> ise çalıştaydaki konuşmasında bazı polenlerin mevsimsel alerjik nezle ve astıma yol açtıklarını belirtti. Küresel ısınma nedeniyle polen mevsimlerinin değiştiğini ve hastaların neredeyse yıl boyu polen alerjisindan yakındıklarını söyledi. Hastaların polen takvimine göre dış ortam aktivitelerini planladıklarını, bunun için Ankara Üniversitesi ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü işbirliği ile yayınlanan <strong>Ankara Alerjik Polen Bülten</strong>i’nden çok yararlandıklarını bildirdi. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik AD’na ait Palinoloji Laboratuvarında polen gözlem ve tahmini yapılmakta olduğunu, polen takviminin Ankara Alerjik Polen Bülteni web sitesinde düzenli olarak yayınlandığını söyledi.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></p>
<p>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-peyzajlari-polen-etkisini-azaltacak-sekilde-yapilmali-404263">&#8220;Şehir Peyzajları, Polen Etkisini Azaltacak Şekilde Yapılmalı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birinci Sınıfa Başlayan Çocukların Okula Uyum Sürecinde Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birinci-sinifa-baslayan-cocuklarin-okula-uyum-surecinde-neler-yapilmali-399657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2023 10:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[birinci]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[sınıfa]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duygular bulaşıcıdır; duygularınız çocuğunuza doğrudan bulaşır. Dolayısıyla çocuğunun okula başlamasıyla ilgili kaygı ve korku gibi duygular yaşayan ebeveynler bu duyguları çocuklarına da aktarabilirler. Bu noktada ebeveynin kendi duygusuna yönelik destek alması önerilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birinci-sinifa-baslayan-cocuklarin-okula-uyum-surecinde-neler-yapilmali-399657">Birinci Sınıfa Başlayan Çocukların Okula Uyum Sürecinde Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>Duygular bulaşıcıdır; duygularınız çocuğunuza doğrudan bulaşır. Dolayısıyla çocuğunun okula başlamasıyla ilgili kaygı ve korku gibi duygular yaşayan ebeveynler bu duyguları çocuklarına da aktarabilirler. Bu noktada ebeveynin kendi duygusuna yönelik destek alması önerilir.</li>
<li>Belirsizlik yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da kaygı uyandırır. Soyut düşüncesi gelişmekte olan çocuğunuza okul sürecini somutlaştırarak gelişimine uygun bir dille anlatın. Örneğin; okulun nasıl bir yer olduğu, kaçta okula gideceği, onu kim nasıl ve nerden alacağı, orada kimler olacağı ve ne yapacakları konusunda sade anlaşılır bir dille bilgilendirin.</li>
<li>Çocuğunuz okula başlamadan birlikte gideceği okulu gezin, sınıfını, kantini okulun tuvaletlerini ona gösterin öğretmeniyle tanıştırın. Bu tutum çocuğun okulun nasıl bir yer olduğu ve kendisini nelerin beklediği konusunda somutlaştırma yapmasına yardımcı olarak kendisini güvende hissettirecektir.</li>
<li>Çocuğunuz kaygı ve korku gibi olumsuz duyguları yetişkinler kadar doğrudan aktaramayabilir. Bu dönemde duygular somatik deneyimlerle çıkabilir. Örneğin karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi belirtiler çocuğunuzda gözlemliyorsanız duygularını ifade edilmesi için oyun yolu ya da resim yoluyla alan açın ve gerekli durumlarda uzmandan destek alın.</li>
<li>Abartıya kaçmadan kendi çocukluk deneyimlerinizden korku ve kaygılarınızdan bahsedebilir ve duyguları normalleştirebilirsiniz. Bunu yaparken çocuğunuzun duygularını görmezlikten gelme ya da küçültmeye tutumunuzun kaymadığından emin olun.</li>
<li>Okula başlayacak olan çocukların olayları sebep sonu ilişkisi ile ilişkilendirmesini bekleriz. Ebeveyn olarak bu konuda çocuğunuzla kurallar konusunda tutarlı bir tutum sergilemenizi öneririm. Bu noktada kurallarda zaman zaman esneklik ve fikir alışverişinde bulunma ortak bir karara varma çocuğun düşünme becerisinin gelişmesine yardımcı olacaktır.</li>
<li>Okul çağı çocuğu bu yaşlarda biricikliğini ve bu biricikliğinin ötekilerle ilişki kurarak benlik saygısı üzerinde belirleyici etkiler oluşturur.  Özellikle bu dönemlerde ebeveynlerin eleştirel baskıcı tutumları çocuğun benlik algısında zedeleyici bir etki oluşturabilir. Örneğin; ‘böyle bir çocuk olmaya devam edersen okulda hiç arkadaşın olmaz’ ‘yaramaz çocukları öğretmenler sevmez’ ‘iyi sen tembel çocuk ol’ tam tersi olumlu geri bildirimler veren destekleyici ebeveyn tutumları ise çocukta yüksek benlik saygısının oluşumuna zemin hazırlar.  </li>
<li>Okula başlayabilmek için dikkatini toplayabilme, verilen çalışmaları sonuna kadar yapabilme yani dikkatini sürdürebilme, el göz koordinasyonu, anneden ayrılabilme gibi birçok özellikleri çocuğun barındırıyor olması gerekir. Bu özelliklerden bir ya da daha fazlasının olmaması çocuğun okula uyum süreci üzerinde zorlaştırıcı bir etki oluşturabilir. Okula ve okumaya akademik yaşama tutumu olumsuz yönde etkilenebilir.   </li>
</ul>
<p>Dolayısıyla okul öncesi fizyolojik gelişimin takibi kadar duygusal, sosyal ve bilişsel gelişiminde okula uyum konusunda son derece önemli olduğunu söyleyebilirim. Çocuğunuzun okula hazır oluşluğunun ve gelişimsel sürecinin uzman tarafından değerlendirilmesi ve test edilmesi uyum sürecinin sağlıklı bir şekilde geçirilmesinde önemli bir rol oynayacaktır.   Okula başladıktan sonra da benzer şekilde çocuğun biyo-psiko-sosyal gelişimi ebeveynler ve öğretmenler tarafından gözlenmeli herhangi bir gelişimsel bozukluk belirtileri görülüyorsa psikolojik destek alınması faydalı olacaktır.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birinci-sinifa-baslayan-cocuklarin-okula-uyum-surecinde-neler-yapilmali-399657">Birinci Sınıfa Başlayan Çocukların Okula Uyum Sürecinde Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 09:12:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[durumunda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güneş Çarpması, yaz aylarında sıcak hava ve güneş altında uzun süre kalanlarda, sıkça görülen ciddi bir durumdur. Hayati risk dahi barındırabilen bu sorunun tedavisi de kritik detaylara sahip. Egepol Hastaneleri Doktorlarından Uzm. Dr. Ferit Sarı, güneş çarpmasıyla ilgili merak edilenler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962">Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş Çarpması, yaz aylarında sıcak hava ve güneş altında uzun süre kalanlarda, sıkça görülen ciddi bir durumdur. Hayati risk dahi barındırabilen bu sorunun tedavisi de kritik detaylara sahip. Egepol Hastaneleri Doktorlarından Uzm. Dr. Ferit Sarı, güneş çarpmasıyla ilgili merak edilenler hakkında bilgiler veriyor.</p>
<p>Güneş çarpması, insan bedeninde ciddi yan etkilere neden olan hayati risk barındıran bir durumdur. Bu durumun, sadece cilt üzerinde etkilerinden söz edemeyiz. Güneş yanığı ile güneş çarpması birbirine karıştırılmamalıdır. Güneş çarpması, genel olarak tüm bedene etki eden yaygın bir bozukluğu ifade eder. </p>
<p>Özellikle çocuklar ve yaşlıların, bu riske daha açık olduklarından söz edilebilir. Kalp ve damar hastalıkları olanlar, diyabet hastaları, sinir sistemi rahatsızlıkları olanlar, genel olarak risk grubu içerisinde yer alır. Doktorları tarafından güneşe çıkmaları yasaklanan her hasta da ayrıca risk grubu içerisinde tanımlanır.</p>
<p>Güneş çarpması, esasen sadece risk grubunun kaçınması gereken bir durum değildir. Herhangi bir hastalığı olmayanlar da uzun süre bu etkiye maruz kalmaları halinde, bu sorunla yüzleşebilir. Doğrudan güneş ışığına maruz kalmak, bu sebeple doğru değildir. Direkt güneş ışığı, radyoaktif etkileri ile cilt ve tüm vücut üzerinde etkilere neden olabilir.</p>
<p>Güneş çarpmasının belirtileri arasında baş ağrısı, bulantı, kusma, yüksek ateş, terleyememe, sinir sistemi bozuklukları ve bilinç kaybı bulunur. Güneş çarpmasından korunmak için güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıya çıkılmamalı, güneş koruyucu önlemler alınmalı ve sıvı tüketimi arttırılmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpması ve Risk Faktörleri</strong></p>
<p>Güneş çarpması, sıcak havalarda güneş altında uzun süre kalan bireylerde meydana gelebilen ciddi bir durumdur. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, aşırı kilolu veya kaşektik kişiler, kanser hastaları, psikiyatrik rahatsızlığı olanlar, 65 yaş üzeri kişiler ve gebeler güneş çarpması açısından risk altında olan gruplardır. Yüksek sıcaklıklara maruz kalmak, aşırı besin tüketmek, kalın giyinmek ve fazla alkol tüketmek de güneş çarpmasını tetikleyebilir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasının Belirtileri ve Tehlikeleri</strong></p>
<p>Güneş çarpmasının belirtileri arasında baş ağrısı, bulantı, kusma, yüksek ateş, terleyememe, sinir sistemi bozuklukları, ruhsal durum bozuklukları ve bilinç kaybı bulunur. İleri safhalarda tehlikeli olabilen güneş çarpmalarında, ciddi yaşam kaybı riski vardır ve kişinin sinir sisteminde kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu nedenle, güneş çarpması belirtileri görüldüğünde vakit kaybedilmeden tedbirler alınmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasından Korunma Yolları</strong></p>
<p>Güneş çarpmasından korunmak için güneşin yoğun olduğu saatlerde (10.00-16.00) mümkün olduğunca dışarıya çıkılmamalıdır. Güneş gözlüğü, şapka ve şemsiye gibi güneş ışığından koruyacak aksesuarlar kullanılmalı ve mutlaka güneş koruyucu kremler sürülmelidir. Günde en az 2,5-3 lt sıvı tüketmek, sindirimi kolay hafif yiyecekler tercih etmek ve ılık duş almak da önemlidir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasında İlk Müdahale</strong></p>
<p>Güneş çarpması durumunda, kişi hemen serin bir yere alınmalı ve üzerindeki sıkı giysiler gevşetilmelidir. Vücut ısısını düşürmeye yönelik başına, göğsüne ve koltukaltlarına soğuk su ile ıslatılmış bez koyulabilir veya soğutucularla soğutmaya çalışmak gerekir. Kan dolaşımını başa doğru yönlendirmek için kişinin ayakları yükseltilmeli, kol ve bacaklara masaj yapılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar kullanmak da gerekebilir.</p>
<p><strong>Güneş Çarpması Sonrası Komplikasyonlar</strong></p>
<p>Güneş çarpması sonrası oluşabilecek komplikasyonlar nedeniyle hastalar birkaç hafta takip edilmelidir. Sıvı ve tuz dengesi ile sıcaklık değişimleri gözlem altında tutulur. Güneş çarpmasında tablo kötüye gidiyorsa tuz ve elektrolit seviyelerini belirlemek için kan testleri kullanılabilir. Kan testi sonucuna göre hastaya sıvı terapisi uygulanabilir.</p>
<p><strong>Çocuklarda Güneş Çarpması ve Önlemler</strong></p>
<p>Çocukların cildi güneşe karşı hassastır, özellikle 1 yaş altı bebekler için güneş koruyucu kullanırken doktora danışmak önemlidir. Çocuklar dışarı çıkarılmadan önce güneş koruyucu sürülmeli ve güneşin yoğun olduğu saatlerde (10.00-16.00) dışarı çıkılmamalıdır. Uzun süre güneş altında kalan çocuklarda güneş çarpması olabilir, bu durumda bol bol su içirilmeli ve vücut sıcaklığı normalin üzerindeyse ateş düşürücü ilaçlar kullanılmalıdır.</p>
<p><strong>Güneş Çarpmasında Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>
<p>Güneş çarpması durumunda kesinlikle su içirilmemeli, alkol koklatılmamalı ve katı yiyecekler verilmemelidir. Güneş çarpması teşhisi için kişinin semptomları gözden geçirilmeli, kan basıncı ve sıcaklık değerleri ölçüldükten sonra tanı konulmalıdır. Güneş çarpmasına maruz kalan kişi hemen serin bir yere alınarak ilk müdahale yapılmalı ve gerekirse en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-carpmasi-durumunda-kimler-risk-altinda-neler-yapilmali-395962">Güneş Çarpması Durumunda Kimler Risk Altında, Neler Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikten önce diş bakımı yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikten-once-dis-bakimi-yapilmali-378716</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2023 08:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikten]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=378716</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hormonal denge değişimi altta yatan bir problemi daha da alevlendirebilir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikten-once-dis-bakimi-yapilmali-378716">Hamilelikten önce diş bakımı yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hormonal denge değişimi altta yatan bir problemi daha da alevlendirebilir</strong></p>
<p><strong>Diş eti iltihabı hamileler üzerinde erken doğum riski yaratabilir </strong></p>
<p><strong>Hamilelik döneminde hormonel dengesizlik nedeniyle diş etlerinde sorunlar görülebileceğine dikkat çeken uzmanlar, hamileliğin doğrudan diş ve diş etlerinde bir rahatsızlığa sebep olmayacağını belirtiyor. Çocuk sahibi olma planları yapanların gebelik döneminden önce mutlaka ağız ve diş sağlığı bakım ve muayenelerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “İkinci 3 aylık dönemde cerrahisiz periodontal tedaviler güvenlidir. Ancak bu tedavilerin yapılabilmesi için kadın doğum doktoruna danışılması önemlidir.” uyarısında bulunuyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, hamilelikte ortaya çıkabilecek diş eti problemlerine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Hamilelik dönemi oral hijyen eksikliğini daha çok arttırabilir</strong></p>
<p>Hamile kadınlarda hormonel dengelerin bozulması nedeniyle diş etlerinde şişme veya kızarıklık görülebileceğini kaydeden Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu şişmeler genel bir diş eti şişmesi veya lokal denilen bir dişi ya da bir kısım diş etini kapsayabilir. Diş eti şişmesinin sebebi direkt hamilelik değildir. Eğer altta yatan bir sebep olarak dişlerimize iyi bakmıyorsak, hamilelik döneminden önce de oral hijyen iyi yapılmamışsa, hamilelik dönemi bu oral hijyenin eksikliğini daha çok arttırabilir. Sonuç olarak daha şiddetli bir tablo ortaya çıkabilir.” diyerek ağız ve diş sağlığının önemini vurguladı. </p>
<p><strong>Diş eti iltihabı hamileler üzerinde olumsuz etkilere sahip</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olma planları yapanların gebelik döneminden önce mutlaka ağız ve diş sağlığı bakım ve muayenelerini yaptırmaları gerektiğinin altını çizen Bahar, “Diş eti iltihabının hamileler üzerinde erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, düşük, preeklampsi ve alt genital bölge enfeksiyonu gibi çeşitli olumsuz etkilere sahip olduğu farklı çalışmalarla ortaya konmuştur.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İkinci 3 aylık dönemde cerrahisiz tedaviler güvenli</strong></p>
<p>Çalışmaların, hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde yapılan cerrahisiz periodontal tedavinin güvenli olduğunu ve istenmeyen hamilelik problemlerinde bir artışa neden olmadığını açıkça gösterdiğini dile getiren Bahar, “Periodontal tedavinin diğer tedavi yöntemlerine göre olumsuz hamilelik sonuçlarında önemli bir azalma sağladığı, yapılan birçok çalışmayla gösterilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedavi için kadın doğum uzmanının onayı önemli</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde diş tedavisi için hastanın kadın doğum doktoruna danışılması gerektiğine dikkat çeken Bahar, “Hamilelik döneminde diş taşı temizliği gibi cerrahisiz periodontal tedavilerin yapılabilmesi için hastanın kadın doğum doktoruna danışılması önemlidir. Akabinde hamile hastalara uygulanan özel protokoller yerine getirilir ve uygulama yapılır. Cerrahi tedavilerin ise çok acil olmadığı sürece hamilelik sonrasına bırakılması tavsiye edilir.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hamilelik doğrudan diş ve diş etlerinde bir rahatsızlığa sebep olmaz</strong></p>
<p>Hamileliğin doğrudan diş ve diş etlerinde var olmayan bir rahatsızlığa sebep olmayacağını vurgulayan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hormonal denge değişimi altta yatan bir enflamasyonu veya problemi daha da alevlendirebilir. Bu yüzden hamilelik planlayan kadınların mutlaka diş bakımlarını yaptırmaları ve mümkünse diş eti uzmanı kontrollerini aksatmamaları tavsiye edilir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikten-once-dis-bakimi-yapilmali-378716">Hamilelikten önce diş bakımı yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Döviz kurunda ve enerji fiyatlarında iyileştirme yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doviz-kurunda-ve-enerji-fiyatlarinda-iyilestirme-yapilmali-365169</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 11:27:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[döviz]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fiyatlarında]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[kurunda]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin uyguladığı düşük kur – düşük faiz politikası, yüksek enflasyon, artan enerji fiyatları, finansmana erişim zorlukları ve depremin etkileriyle rekabetçiliğini kaybeden Türk ihracatçısı rekabetçi kur rekabetçi enerji fiyatı talebini sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doviz-kurunda-ve-enerji-fiyatlarinda-iyilestirme-yapilmali-365169">Döviz kurunda ve enerji fiyatlarında iyileştirme yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin uyguladığı düşük kur – düşük faiz politikası, yüksek enflasyon, artan enerji fiyatları, finansmana erişim zorlukları ve depremin etkileriyle rekabetçiliğini kaybeden Türk ihracatçısı rekabetçi kur rekabetçi enerji fiyatı talebini sürdürüyor.</p>
<p>2022 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, “Kahramanmaraş merkezli 11 ili sarsan deprem gününden itibaren bütün sorunlarımızı bir kenara bıraktık ve yaraları sarmaya başladık. Oradaki meslektaşlarımızın, girişimcilerimizin ticari faaliyetlerine geri dönmeleri için çalışıyoruz. Şanlıurfa pamuğun Kahramanmaraş da ülkenin tekstil merkezi. Dolayısıyla oralarda yaşanan bütün problemler hepimizi etkiliyor. Diğer bölgelerimiz siparişleri ve talepleri karşılamak için ellerinden gelen gayreti gösteriyor. Afet bölgelerindeki fabrikalar da toparlanmaya başladı. Türkiye’nin ihtiyacı olan hammadde yarı mamulü ihracatçılarımıza sunmaya çalışacaklar.” dedi.</p>
<p><strong>Sektörlerimizin bugünkü döviz kuru ile rekabetçi olma şansı yok</strong></p>
<p>Başkan Eskinazi, 2022 sezonunda 1 milyon tonun üzerinde rekor pamuk üretimi gerçekleştiğini pamuk ithalatının azaldığına dikkat çekerek, “Dünyadaki resesyon ve siparişlerdeki hafiflemeden dolayı pamuktaki avantajımızı da kullanamadık. Önümüzdeki günlerde dünyada piyasaların eski seyrine döneceğini, siparişlerin artacağını, kurun üzerindeki baskının azalacağını ümit ediyoruz. Bütün sektörlerimizin bugünkü döviz kuru ile rekabetçi olma şansı yok. Dünyada enerji fiyatları yarının altına düşerken rekabetçiliğimizi kaybettik. Enerji fiyatları yarı yarıya düşürülseydi rekabetçiliğimizi koruyabilirdik. Önemli olan rekabetçi kur rekabetçi enerji fiyatı.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Merkez Bankası’nın baskıları bir an evvel ortadan kalkmalı</strong></p>
<p>Jak Eskinazi, “Seçimlerde kim iktidara gelirse gelsin bizim sesimize kulak vereceğimize inanıyoruz. Ülkemiz tekstil sektörüne sahip çıkmalı. Döviz kurunda ve enerji fiyatlarında iyileştirme yapılmalı. Mayıs ayında Milano’daki tekstil makineleri fuarı ITMA’ya gideceğiz. Her sene yatırım için fabrikalarımızı yenilemek için gidiyorduk bu sefer neler yapıldığını görmek için gidiyoruz. Önümüzdeki aylarda siparişlerin yerine oturmasıyla bu yatırımları yapacak duruma geleceğimizi umuyoruz. Yatırımsız olmuyor, şu anda sadece sermayelerimizi korumaya çalışıyoruz. Kredi sıkıntılarımız çok fazla. Kredi musluklarının açılması şart, açılmazsa sanayici zor günler geçirecek. Merkez Bankası’nın baskılarının bir an evvel ortadan kalkmasını diliyorum.” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p><strong>Türkiye’nin büyüme trendinde azalma yılın ikinci yarısında belirginleşecek</strong></p>
<p>Genel kurul toplantısı sonrasında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal, Türkiye ve dünya ekonomisindeki güncel gelişmeleri tekstil ve konfeksiyon ihracatçılarına aktararak, “Küreselleşmede durgunluk dönemine girdik. Ülkelerarası bağımlılık söz konusu. Bu bağımlılığın çözümü bölgeselleşme ve bloklaşma ile sonuçlanabilir. Avrupa Yeşil Mutabakatı yakından tedariği gündeme getirecek. Türkiye’nin mevcut ekonomik yapısı çağ ile uyumlu değil. Türkiye’nin sanayisinin ve tarımının büyümesi gerekiyor. Üretim deseni ile tüketim deseni arasında ciddi bir uyumsuzluk var. Türkiye’nin büyüme trendinde azalma yılın ikinci yarısında belirginleşecek.” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Alman tedarik yasası yürürlükte</strong></p>
<p>Avukat Sevil Eskicioğlu ise Türkiye’nin moda endüstrisinde lider ihraç pazarlarından Almanya’nın uluslararası tedarik zincirlerinde insan haklarını korumaya/insan haklarına aykırılığın engellenmesine (çocuk işçilik, kölelik, sendikalaşma yasağı, iş güvenliği, sosyal standartlara ve sosyal uygunluğa uymayan koşullarda çalışma vb.) yönelik Tedarik Zinciri Kanunu’yla ilgili hukuki süreçler, kanunun kapsamı, korunan haklar, yükümlülüklerin kapsamı, Türk şirketlerinin nasıl etkileneceği ve Avrupa Birliği (AB) Yönetmeliği hakkında sunum yaptı.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doviz-kurunda-ve-enerji-fiyatlarinda-iyilestirme-yapilmali-365169">Döviz kurunda ve enerji fiyatlarında iyileştirme yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siber zorbalıkla karşılaşıldığında ne yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-karsilasildiginda-ne-yapilmali-353263</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 10:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[karşılaşıldığında]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalıkla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353263</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan sosyal medya, sanal zorbalıkla da sıklıkla gündeme geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-karsilasildiginda-ne-yapilmali-353263">Siber zorbalıkla karşılaşıldığında ne yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan sosyal medya, sanal zorbalıkla da sıklıkla gündeme geliyor. Özellikle akranlar arasında yaşanan sanal zorbalıkla mücadelede bazı önlemlere dikkat çeken Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, sanal zorbalığın önlenmesinde evebeynlerin çok iyi gözlem yapması gerektiğini vurgulayarak farkındalık oluşturulması açısından bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sanal zorbalıkla karşılaşan gençlere tavsiyelerde bulunan Kilit, “Sizi rahatsız eden kişiyle iletişiminize son verin. Hesaplarınızı korunaklı hale getirin, herkesin erişimine açmayın. Zorbalık ısrarla devam ediyorsa güvendiğiniz kişilere ya da ebeveynlerinize durumu anlatın” tavsiyesinde bulundu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, sosyal medyada sıkça görülen sanal zorbalık ve alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Zorbalık sosyal medyada da sıkça yaşanabiliyor</strong></p>
<p>Zorbalığın “Bir kişinin, bir başka kişiyi kasıtlı ve düzenli olarak rahatsız etmesi, zarar verme amacını taşıyan eylemlerde bulunması, incitmesi ya da korkutması” olarak tanımlanabileceğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, zorbalığın bugün özellikle sosyal medya mecralarında yoğun bir biçimde yaşandığını söyledi. Siber zorbalığın bilgi iletişim teknolojileri aracılığıyla bireylerin birbirlerine düşmanlık, korkutma, tehdit, sindirme, taciz amaçlı yazılı ve görsel iletileri kasıtlı ve düzenli bir şekilde göndermelerine işaret ettiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Dijital platformlar, dijital ortamlar ve sosyal medya mecraları aracılığıyla rahatsızlık verme eylemi olarak tanımlanabilecek olan siber zorbalık, özellikle gençler arasında daha sık gözlemlenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalığın pek çok örneği bulunuyor</strong></p>
<p>Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, siber zorbalık örneklerini sosyal medyada bir başkasının rahatsızlık verici görüntülerini yayınlamak, bir başkası hakkında yalan ya da uydurma haberler yaratmak ve bunları yaymak, bir başkasının özel ya da mahrem bilgilerini sızdırmak, tehdit mesajları yollamak, hakarete varan ifadeler kullanmak, anonim hesaplardan taciz etmek, rahatsızlık vermek, bir başkasının hesaplarını ele geçirmek bu hesaplardan uygunsuz yayınlar yapmak, bir kimseyi ısrarla takip etmek ve bir kimsenin paylaşımlarına kasıtlı olarak sürekli olumsuz yorumlar yapmak olarak sıraladı.</p>
<p><strong>Ebeveynlere önemli görevler düşüyor</strong></p>
<p>Siber zorbalığın önlenmesine yönelik alınabilecek tedbirler olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, siber zorbalığın tanımı ve türleriile ilgili bilgilendirmenin önemine işaret etti.</p>
<p>Bilinçlendirmenin önemine işaret eden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, “Aile ve öğretmenlerin mağdurları erken fark etmelerine yardımcı bilgiler vermesi önemlidir. Çocuk ve ergenlerde siber zorbalığa karşı olumsuz tutum geliştirme ve siber zorbalığın olumsuz sonuçları konusunda farkındalığın arttırılması gereklidir.” dedi. Sanal zorbalığın önlenmesinde anne ve babanı gözlemci olması gerektiğini de işaret eden Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, özellikle filtre programlarının kullanılmasını ve internet kullanım süresinin sınırlandırılmasını tavsiye etti.</p>
<p><strong>Siber zorbalıkla karşılaşıldığında ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Neriman Kilit, siber zorbalık ile karşılaşıldığında yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Sizi rahatsız eden kişiyle iletişiminize son verin.</li>
<li>Hesaplarınızı korunaklı hale getirin, herkesin erişimine açmayın.</li>
<li>Zorbalık ısrarla devam ediyorsa güvendiğiniz kişilere/ebeveynlerinize durumu anlatın.</li>
<li>Zorbalığa maruz kaldığınız platformlara gerekli şikayetleri yapın, bu hesapları ya da kişileri bildirin.</li>
<li>Zorbalığa maruz kaldığınız platformlardaki hesaplarınızı silin ya da dondurun.</li>
<li>Tehlike altında olduğunuzu hissediyorsanız resmi makamlara gerekli şikayetlerde bulunun.</li>
<li>Zorbalığın sadece sizin başınıza gelen bir sorun olmadığını unutmayın, durumu görmezden gelmeyin ve gerekli önlemleri alın.</li>
<li>Eğer ebeveynseniz çocuklarınızla konuşun, güvenli internet kullanımı hakkında bilgi verin, destek olun, takip edin ve gerekirse erişimlerini kontrollü hale getirin.</li>
<li>Haklarınızı iyi bilin, sosyal mecraların zorbalıkla mücadele politikalarını inceleyin.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-zorbalikla-karsilasildiginda-ne-yapilmali-353263">Siber zorbalıkla karşılaşıldığında ne yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olası depremlere hazırlıkta her evde YOTA çalışması yapılmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olasi-depremlere-hazirlikta-her-evde-yota-calismasi-yapilmali-353224</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 09:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışması]]></category>
		<category><![CDATA[depremlere]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[olası]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yota]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353224</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, olası depremlerde alınması gereken önlemleri gündeme getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olasi-depremlere-hazirlikta-her-evde-yota-calismasi-yapilmali-353224">Olası depremlere hazırlıkta her evde YOTA çalışması yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ortaya çıkardığı sonuçlar, olası depremlerde alınması gereken önlemleri gündeme getirdi. Bireysel ve toplumsal olarak hazırlık yaparak depremlerin afete dönüşmesine engel olunabileceğini belirten uzmanlar,</strong> <strong>YOTA (Yapısal Olmayan Tehlikelerin Azaltılması) çalışması yapılmasını tavsiye ediyor. Acil Durum ve Afet Yönetimi Uzmanı Ayşe Aydemir Yıldırım, “Yapısal olmayan tehlikelerden kastettiğimiz şey, evimizin içerisinde bulunan eşyalardır. Evimizdeki eşyaları güvenli şekilde yerleştirerek ve eşyaları sabitleyerek evimizde bir YOTA çalışması yapabiliriz” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Acil Durum ve Afet Yönetimi Programı Öğretim Görevlisi Ayşe Aydemir Yıldırım, olası depremler öncesinde alınacak önlemlerle depremin afete dönüşmesinin engellenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Bu deprem yaşadığımız en büyük afet olmayacak</strong></p>
<p>Yaşanan afetlerden bir an önce dersler çıkartıp artık risk odaklı afet yönetimi sistemine geçilmesi gerektiğini kaydeden Acil Durum ve Afet Yönetimi Uzmanı Ayşe Aydemir Yıldırım, “Geçmişte Türkiye’de yaşadığımız en büyük afet olarak Erzincan depreminden bahsederdik. 7.9 büyüklüğündeydi ve yaklaşık 33 bin kişi Erzincan depreminde yaşamını kaybetti. Sonra 1999 Marmara depremini yaşadık ve yaklaşık 18 bin kişi yaşamını kaybetti, çok fazla sayıda binamız yıkıldı.  Şimdi ise Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de yaşadığımız en büyük afet olan Kahramanmaraş depremi meydana geldi. Maalesef üzülerek söylüyorum ki bu yaşadığımız en büyük afet olmayacak. İstanbul’da hepimizin bildiği gibi büyük bir İstanbul depremi bekliyoruz. Bu yüzden bizim bu afetlerden bir an önce dersler çıkartıp yaralarımızı sarıp artık risk odaklı afet yönetimi sistemine geçmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depremlerin afete dönüşmesine engel olabiliriz</strong></p>
<p>Acil Yardım ve Afet Yönetimi Uzmanı Ayşe Aydemir Yıldırım, depremlere engel olunamadığını ancak depremin afete dönüşmesine engel olunabileceğini kaydederek “Depremler oluşması engellenemeyen doğa olaylarıdır. Ne zaman, nerede, hangi büyüklükte bir deprem olacağını maalesef tahmin edemiyoruz. Ne yazık ki tüm teknolojik gelişmelere rağmen maalesef deprem afeti için henüz erken uyarı mümkün değildir. Dolayısıyla bizim her an deprem olacak gibi hazırlık yapmamız gerekir. Her deprem bir afet değildir. Depremleri afet olarak nitelendirebilmemiz için çok ciddi sonuçların meydana gelmesi gerekir. Ölüm ve yaralanmaların olması, binaların yıkılması, binaların ağır hasar görmesi durumunda yaşanan bu depremler afet olarak kabul edilmektedir. Yaşanan bu depremlere engel olamıyoruz fakat depremlerin afete dönüşmesine engel olabiliriz. Bunu ancak bireysel ve toplumsal olarak hazırlık yaparak sağlayabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Hiçbir hazırlığımız yok</strong></p>
<p>Şu anda beklenen büyük İstanbul depreminin olma ihtimalinin uzmanlar tarafından yüzde 62 olarak ifade edildiğinin altını çizen Yıldırım, bireysel ve toplumsal olarak hiçbir hazırlığın olmadığını söyledi. En uzun fay hattının İstanbul’a uzanan Kuzey Anadolu Fay hattı olduğunu ifade eden Yıldırım, “En son 1999 Marmara depremini yaşadık ve jeoloji mühendisleri 30 yılda bir bu depremlerin tekrarlayacağını ifade ediyor. 99 depreminden sonra 22 yıl geçti. Büyük bir deprem yaşanmadı, kaldı 8 yıl… Şu an jeoloji mühendisleri, şu an şu dakika İstanbul’da deprem olma ihtimali yüzde 62 tahmininde bulunuyor. Yani oldukça yüksek bir orandır. Biz bunu biliyoruz, uzmanlar söylüyor fakat hazırlık yapıyor muyuz? Maalesef bireysel olarak da toplumsal olarak da hiçbir hazırlığımız yok.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Toplumca bilinçlenmemiz ve hazırlık sürecine geçmemiz gerekiyor</strong></p>
<p>Kandilli Rasathanesinin hazırladığı deprem sonrası tahmin analizlerine göre Marmara denizinde7 ile 7.5 büyüklüğü arasında bir depremin olmasının beklendiğini kaydeden Yıldırım, “Kandilli Rasathanesinin hazırladığı tahmin senaryosuna göre 7.5 büyüklüğünde bir deprem olduğunda İstanbul’da 50-60 bin civarında ağır hasarlı bina yıkılacak. 500-600 bin civarında evsiz nüfus, 70-90 bin civarında can kaybı onunla beraber ağır yaralılar, elektrik, su, doğalgaz gibi altyapı sistemlerinde yine sıkıntılar yaşanacak ve 50 milyar dolarda maddi kayıp yaşanacağına yönelik tahminler var. Ayrıca İstanbul’da büyük bir deprem yaşandığında yaklaşık 1 milyon arama kurtarmacaya ihtiyaç duyulacak diye tahmin ediliyor. 1 milyon arama kurtarmacı maalesef Türkiye’de yok ki baktığımızda arama kurtarmacılar da birer afetzede adayıdır. Bizim onlara işi bırakmadan bireysel olarak, toplum olarak bilinçlenip hızlı bir şekilde hazırlık sürecine geçmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>YOTA çalışması yapılmalı</strong></p>
<p>Olası deprem öncesi yapılması gerekenlere dikkat çeken Acil Yardım ve Afet Yönetimi Uzmanı Ayşe Aydemir Yıldırım, “Deprem öncesi yapabileceğimiz şeyler var. Afet çantası hazırlamak, bina sağlam mı sorgulamak, uzman kişiler tarafından sorgulatmak, bir aile afet planı hazırlamak, tatbikatlar düzenlemek ve tatbikatlara katılım sağlamak gibi çalışmalarla deprem öncesi için hazırlık yapabiliriz. Aynı zamanda evimizdeki eşyaların yerlerini güvenli bir şekilde yerleştirebiliriz, tehlike arz eden eşyaları sabitleyerek evimizde tehlikelere yönelik zarar azaltma çalışması yapabiliriz. Bu kapsamda YOTA çalışmasını öneririm. YOTA çalışması; Yapısal olmayan tehlikelerin azaltılması çalışmasıdır. Yapısal olmayan tehlikelerden kastettiğim ise evimizin içerisinde bulunan eşyalardır. Evimizdeki eşyaları güvenli şekilde yerleştirerek ve eşyaları sabitleyerek evimizde böyle bir YOTA çalışması yapabiliriz’ dedi.</p>
<p><strong>Herkes üç gün hayatta kalmayı öğrenmeli</strong></p>
<p>Afet yönetiminde depremin ilk 72 saatinin altın saatler olarak ifade edildiğini, bu sürede herkesin kendiyle baş başa kalma ihtimalinin bulunduğunu kaydeden Yıldırım, üç gün hayatta kalmayı sağlayacak şekilde herkesin tedbir alması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Deprem meydana geldiğinde arama kurtarma ekipleri, AFAD ve sağlık çalışanlarının herkese ulaşmasının mümkün olmadığını kaydeden Ayşe Aydemir Yıldırım, “Altın saatlerde herkes kendiyle baş başadır. O nedenle herkes üç gün hayatta kalmayı öğrenecek. Ayrıca afet çantası hazırlamak çok kıymetlidir. Afet çantasında ilk üç gün hayatta kalacak yiyeceğinizi, suyunuzu, ilk yardım malzemelerinizi mutlaka koymanız gerekmektedir. Afet çantasında; çocuğunuz varsa onun için aktivite malzemeleri, içerisinde ıslak mendil, tuvalet kâğıdı, diş fırçası, diş macunu gibi malzemelerin bulunduğu bir hijyen paketi oluşturabilirsiniz. Fener, pil ve radyo mutlaka olmalıdır. Su ve yiyecek 72 saat yetecek kadar konulmalıdır. Burada uzun ömürlü ve size enerji verecek konserve yiyecekleri tercih edebilirsiniz. Yedek anahtarlar ve sağlık kayıtları da koyulmalıdır. Mevsime uygun kıyafetler ve battaniye de afet çantasına mutlaka koyulmalıdır. 6 ayda bir afet çantasını güncelleyerek kıyafeti değiştirmek önemlidir. Nakit para mutlaka olmalıdır. Afet çantasında ilk yardım çantası çok çok önemlidir. Düdük, koruyucu malzemeler ve aile planı da afet çantasına koyarak afet çantamızı hazırlayabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Deprem esnasında yapılması gereken temel davranış: “Çök, Kapan, Tutun”</strong></p>
<p>Deprem anında tahliye olmaya çalışmanın insan hayatını riske attığını söyleyen Yıldırım, “Deprem esnasında panik olmadan sakin bir şekilde ‘Çök, Kapan, Tutun’ davranışı yapmamız gerekiyor. Deprem öncesinde güvenli yerleri belirleyip koltuk yanı, masa yanı, yatağımızın yanında durarak çöküp, başımızı ensemizi koruyacak şekilde kapanmak ve düşmemek için de bir elimizle tutunmak gerekiyor. Yani ‘Çök, Kapan, Tutun’ davranışı deprem esnasında yapılması gereken temel davranıştır. Diğer bir deyişle cenin pozisyonudur. Yani aslında küçülerek hedefimizi de küçültmüş oluyoruz. Deprem olduğunda kesinlikle kaçmayacağız, panik olmayacağız, kapılardan, pencerelerden, merdivenlerden uzak duracağız, çünkü bir deprem meydana geldiğinde ilk yıkılacak yerler merdivenlerdir. Hiçbir taşıyıcı özelliği yoktur. Dolayısıyla tahliye olmaya çalışmak hayatımızı riske atmak anlamına geliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Artçı sarsıntılara karşı da tedbirli olunmalı</strong></p>
<p>Artçı depremlerin bazen aylar, bazen yıllarca sürdüğüne değinen Acil Durum ve Afet Yönetimi Uzmanı Ayşe Aydemir Yıldırım, “Deprem sonrasında kendimizde ve etrafımızdaki kişilerde yaralanma var mı diye bakmamız gerekiyor. Zaten ilk yardım çantasını afet çantasına koyduk. Koyduğumuz ilk yardım malzemeleri ile kendimize ve etrafımızdaki kişilere ilk yardım yapmamız gerekiyor. Deprem sonrası artçı sarsıntılar devam eder. Artçı depremler bazen aylar, bazen yıllarca bile sürüyor. Mutlaka artçı sarsıntılara karşı da tedbirli olmamız gerekiyor. Pilli radyodan acil durum talimatlarını mutlaka takip edeceğiz. Uyarıları dinleyeceğiz. Afet sonrası yıkılmış elektrik direklerinden, ağaçlardan, yüksek katlı binalardan uzak durmamız gerekiyor ve lütfen telefonları meşgul etmeyelim. İnsanlar tanıdıklarını merak ediyor fakat bu oradaki afetzedeler ve çalışan arama kurtarma personelinin işini zorlaştırıyor.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olasi-depremlere-hazirlikta-her-evde-yota-calismasi-yapilmali-353224">Olası depremlere hazırlıkta her evde YOTA çalışması yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medya zorbalığını önlemek için neler yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-zorbaligini-onlemek-icin-neler-yapilmali-352558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 08:48:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimlik belirsizliği ve erişim kolaylığı, zorbalığı teşvik ediyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-zorbaligini-onlemek-icin-neler-yapilmali-352558">Sosyal medya zorbalığını önlemek için neler yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kimlik belirsizliği ve erişim kolaylığı, zorbalığı teşvik ediyor…</strong></p>
<p><strong>Sosyal medya araçlarında farklı biçimlerde ortaya çıkan zorbalık, bireyler üzerinde büyük ölçekli etkiler yaratıyor. Elektronik ortamlarda en çok aşağılama, hakaret, tehdit, dışlama ve cinsiyetçilik şeklinde zorbalık türleri ile karşılaşıldığını belirten uzmanlar; sosyal medyada yer alan kimlik belirsizliğinin ve erişim kolaylığının dışlama, nefret söylemi ve rencide eden söylemleri teşvik ettiğini ifade ediyor. Zorbalığa herkesin maruz kalabileceğinin altını çizen Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, “Elektronik ortamlardaki zorbalık türlerinin neler olduğunu öğrenmek ile korunmaya başlanılabilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise, bireylerin zorbalık içeren paylaşımların dolaşımına katkı sunmayı bırakmalarıdır” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, sosyal medyada karşılaşılan zorbalığın uygulanma biçimleri ile zorbalık uygulayan kişilerin özelliklerine değindi, sosyal medya zorbalığına karşı konulmasını sağlayacak tavsiyelerini paylaştı.</p>
<p><strong>Sosyal medyada farklı biçimlerde uygulanıyor</strong></p>
<p>Genel olarak kendini rahatlıkla savunamayacak olan bireye yönelik bir kişi ya da grup tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirilen saldırgan bir eylem, davranış ya da söylem olarak tanımlanan zorbalığın sosyal medya araçlarında farklı biçimlerde ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, “Zorbalık bireyler üzerinde büyük ölçekli etkiler yaratıyor. Sosyal medya mecralarının kendine has yapısı, sosyal baskılar sebebiyle dile getirilemeyen düşüncelerin iç kısıtlamalardan geçmeden etkileşime girmesi ya da teşhir, linç ve iptal kültürünün iç içe geçmesi bazı sosyal normların ve değerlerin değişimine neden oluyor. Günümüzde elektronik ortamlarda en çok alay, aşağılama, hakaret, tehdit, dışlama, yıpratma, cinsiyetçilik, linç, başkası adına hesap açma, insan karalama, dolaylı, ilişkisel ya da sosyal zorbalık türleri ile karşılaşılıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Otorite karşısında düşüncelerini söyleyemiyorlar</strong></p>
<p>Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, sosyal medyada yer alan ve siber zorbalık olarak isimlendirilen bu zorbalığın en önemli faktörlerinin başında mecranın kimlik belirsizliği, disinhibisyon (<em>baskılananın dışavurumu</em>) ve erişim kolaylığı özelliklerine sahip olmasının yer aldığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Bireyler bir grubun içinde yer aldıklarında kendi içi kısıtlamalarını kontrol edip, ifadelerini özenle seçerken sahte hesaplar kullandıklarında öz farkındalıklarını ve sorumluluklarını azaltıyorlar, normalde yapmayacakları eylemleri ve söylemleri gerçekleştiriyorlar, daha rahat davranıyorlar ve kendilerine sınır koymuyorlar. Öte yandan bireyler gündelik hayattan farklı olarak sosyal medya mecralarında karşısındaki kişiyi etkilemek ve ikna etmek için performans sergiliyor, profillerini vitrine dönüştürerek sanal kimliklerini oluşturuyorlar. Gündelik hayatta bir otoritenin varlığında gerçek düşüncelerini söylemekten kaçınan bireyler, otoritenin en aza indiği sosyal medya mecralarında karşısındaki kişinin statüsünü düşünmeden istediğini ifade ederek kendi sanal kimliklerini bu akran iletişimi formu ile oluşturuyorlar. Yapılan çalışmalar, sosyal medyada yer alan kimlik belirsizliğinin, disinhibisyonun ve erişim kolaylığının kaba, rencide edici küfür, daha az pozitif yorum, dışlama, fanatik nefret söylemi içeriklerini teşvik ettiğini gösteriyor. Diğer faktörler ise eş zamansızlık ve siber mağduriyettir.”</p>
<p><strong>Siber zorbalık ve siber mağduriyet arasında ilişki bulunuyor</strong></p>
<p>Bireylerin gündelik hayatta iletişim kurarken yüz yüze anlık tepkiler verdiklerini, sosyal medya mecralarında karşılaştıkları bir iletiye ise dakikalar ya da saatler sonra geri bildirimde bulunabildiklerini ifade eden Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, “Mesajlarda, iletilerde ve söylemlerde senkronize bir zaman diliminin kullanılmaması, zorbalığı yapan kişinin empati kurması, pişmanlık duyması ve geribildirimlere anlık cevap oluşturma şansını azaltıyor. Siber zorbalık ile siber mağduriyet arasında organik bir ilişki bulunuyor. Bireyler kendisinin gördüğü zararı elektronik ortamlarda başkasına da verme eğilimi gösterebilir. Özellikle düşmanca duyguları aktarma ve intikam alma duygusunun ağır bastığı bireyler sanal ortamda agresif ve yönlendirici davranışlar sergileyerek üstünlük ihtiyaçlarını gidermeye çalışabilir. Bu mecrada zorbalığın görünmez olması ya da zorbalığı yapan kişinin davranışlarının sonuçlarının farkına varamaması disinhibisyon etkisini de artırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Homojen yapıya sahip değiller</strong></p>
<p>Sosyal medya kullanıcılarının homojen bir yapıya sahip olmadıklarının altını çizen Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, “Sosyal medya kullanıcıları mecranın olumlu ya da olumsuz olmak üzere iki farklı özelliğinin belirginlik kazanmasını sağlıyor. Olumlu özellik olarak paylaşımlar katılımcı kültürün yaygınlaşması, hızlı mesaj iletimi ile insanlara kolaylıkla ulaşıp örgütlenme alanı ve demokratik bir ortamın oluşmasına katkıda bulunuyor. Özellikle kriz ve afet anlarında yerel bilgiler, koordinasyon verileri, uyarılar, önemli bilgiler ve tavsiyelerin aktarımında oldukça etkili oluyor. Olumsuz özellik olarak ise paylaşılan bilginin doğru ve güvenilirliğine dair kafa karışıklıkları, gözlemsel seçilim uygulamalarının yaygınlık kazanması, insan karalama tekniklerine sıklıkla başvurulması, teyit ya da doğrulama araçlarının aktif kullanılmaması ve iletilerin sorgulanmaması enformasyon/mesaj enflasyonuna neden oluyor. Bireylerin sosyal medyadaki davranış örüntüleri ile beş faktörlü kişilik modeli (dışadönüklük, nevrotiklik, deneyime açıklık, uyumluluk, özdenetim) arasında ilişki olmasına rağmen tüm paylaşımları bu model ile açıklamak doğru ve yeterli olamıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Zorbalık türleri öğrenilerek korunma sağlanabilir</strong></p>
<p>Öncelikle elektronik ortamlardaki zorbalık türlerinin neler olduğunu öğrenmek ile korunmaya başlanabileceğini ifade eden Doç. Dr. Yıldız Derya Birincioğlu Vural, “Zorbalığın sınırları çizilirse korunma yolları da belirlenebilir. ‘Benim çevremde gerçekleşmez ya da benim başıma gelmez’ düşüncesinden sıyrılmakta fayda var. Zorbalığa herkes maruz bırakılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bireylerin zorbalık içeren paylaşımların dolaşımına katkı sunmayı bırakmalarıdır. Paylaşımların trafiği arttıkça izleyici kitlesi de artış gösterecek ve zorbalık eylemi normalleşerek meşruluk kazanacaktır. Elektronik ortamlarda uygulanan zorbalıkların sadece fail ve mağdur arasında gelişen bir durum olmadığı, geniş bir izleyici kitlesine sahip olduğu ve bu sebeple de depresyon, kaygı, boyun eğici tutum, öfke, benlik saygısı yitimi gibi psikolojik olarak olumsuz yönde etkisinin olduğu unutulmamalı.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medya-zorbaligini-onlemek-icin-neler-yapilmali-352558">Sosyal medya zorbalığını önlemek için neler yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlı bireylerin afet sonrası yaşama uyumu için neler yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasli-bireylerin-afet-sonrasi-yasama-uyumu-icin-neler-yapilmali-352375</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 11:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[uyumu]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352375</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlılık döneminin en büyük zorlanmalarından birisi olan kayıpların Kahramanmaraş merkezli meydana gelen afetle birlikte oldukça ağır yaşandığını belirten uzmanlar; afetler sonrasında yaşlı bireylerde en yoğun olarak gözlemlenen duyguların korku, kayıp, yas, keder ve depresif ruh hali olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireylerin-afet-sonrasi-yasama-uyumu-icin-neler-yapilmali-352375">Yaşlı bireylerin afet sonrası yaşama uyumu için neler yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşlılık döneminin en büyük zorlanmalarından birisi olan kayıpların Kahramanmaraş merkezli meydana gelen afetle birlikte oldukça ağır yaşandığını belirten uzmanlar; afetler sonrasında yaşlı bireylerde en yoğun olarak gözlemlenen duyguların korku, kayıp, yas, keder ve depresif ruh hali olduğunu ifade ediyor. Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, yaşlı bireylere afet sonrası süreçte sakin bir ses tonunda ‘her şey yoluna girecek’ gibi telkin edici söylemler eşliğinde güvenli alanlar oluşturulmasını, mahremiyetlerinin gözetilmesini ve su, tesbih, yastık gibi ürünlerle uyumunun kolaylaşırılmaya çalışılmasını tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü uygulamalı psikoloji öğretim görevlisi İdil Arasan Doğan, ani gelişen afet durumlarında yaşlı bireylerin yaşadığı duygu durumlar hakkında değerlendirmelerde bulundu ve psikolojik iyi oluşlarının sağlanabilmesi için önemli tavsiyeler paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşlı birey için olağan yaşantı hızlıca sağlanmalı</strong></p>
<p>Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, ‘Afet durumları yaşlı bireylerin uyum sağlamış oldukları koşulların aniden değişimi olarak belirmekte olup, bu değişimlere nasıl uyum sağlanacağının yarattığı zorlu bir süreçtir’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu süreçte önemli olan yaşlı birey için olağan yaşantının bir an önce sağlanmasıdır. Temel hedef afetlerle birlikte bedene, duyguya ya da dünyaya dair inançların sarsılması sonrasında beraberinde yaşanan kopmaların onarılması, kurulacak ilişki ve desteklerle bu bağlantıların yeniden oluşturulmasıdır. Öncelikle psikolojik ilk yardımda var olan kaygıları ve fiziksel durumu müdahale olmaksızın anlaşılmaya çalışılmalı ancak psikolojik sorunlar üzerine direkt soru sorulmamalıdır. Burada kilit nokta psikolojik triyajdır. Bunu yapacak görevlilerin gerekli eğitimleri almış olmaları, ne zaman ne yapacaklarını bilmesi oldukça önemlidir. Özellikle afet süreçlerinin yarattığı kırılgan durumlar, yaşlılık döneminin kendine has süreçleriyle yaşanabilecek kırılganlığı artırıyor. Maalesef ülkemizde yaşanan ve eşi benzeri olmayan Kahramanmaraş merkezli depremden çok sayıda yaşlı etkilendi. Bakımevinde kalan yaşlılarımızın ise sonrasında ne yapacağını bilemez halde yardıma muhtaç kalması da durumun çaresizliğini ortaya koydu.”</p>
<p><strong>Ani kayıplara farklı boyutlarda tepki veriyorlar </strong></p>
<p>Yaşlılık döneminin en büyük zorlanmalarından birisi olan kayıpların bu afetle birlikte oldukça ağır olarak yaşandığını vurgulayan uygulamalı psikoloji öğretim görevlisi Doğan, “Yaşlı bireyler dönemi itibariyle akran kaybı, eş kaybı, rol kaybı gibi birçok kayıpla karşı karşıya kalıyor. Aniden ve beklenmedik olan deprem gibi afetlerde yaşanan kayıpları ise yaşlılar kendilerine göre farklı boyutlarda tepkiler vererek karşılıyor. Bununla birlikte gerçeği inkar etme, olası ve var olan demansiyel süreçlerin atak göstermesi ile beliren unutkanlıklar, bilişsel aktivitelerde gerileme, yalnız kalma isteği ve içe çekilme belirtileri yoğun olarak görülüyor. Kendince çözüm olarak düşündükleri ile problemi çözemediklerinde ise gerginlik ve kaygı artıyor. Bu süreçler yaşlı bireyde oryantasyonda bozulma ve davranışsal süreçlerde kötüleşme ile sonuçlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Korku, keder ve yas yaşıyorlar</strong></p>
<p>Deprem gibi ani gelişen afetler sonrası yaşlı bireylerde en yoğun olarak gözlemlenen duyguların korku, kayıp, yas, keder ve depresif ruh hali olduğunu ifade eden Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, “Burada oluşan beklentisel duygular korku, bir tepki olarak ortaya çıkan kayıp, yasa eşlik eden keder duygusu ve duygusuzluk olarak ifade edilebilecek durum ise depresyon olarak açıklanabiliyor. Yaşlıların bu travmayı en az hasarla atlatabilmesi için kişilerarası destek mekanizmalarının harekete geçirilmesi ve bakım süreçlerinin ivedi olarak devreye sokulması oldukça önemli. Bu bağlamda yakınlarına hızlıca ulaşım, yemek ve suyun hazır bulundurulması ve bir yere sevki gerekli ise karar önceliği gerekiyor.” dedi.</p>
<p><strong>İhtiyaçları hazırda bulundurulmalı</strong></p>
<p>Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, süreçte verilen suyun yaşlıların uyum sağlaması ve sakinleşmesini kolaylaştırdığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Uyum sağlamaya yönelik diğer nesneler tesbih, yastık gibi ürünler olarak düşünülebilir. Bunların yanı sıra yaşlıların afetleri en az hasarla atlatabilmeleri, ‘o an orada olmak ilkesi’ ile oluşacak psikososyal çalışmalar ve sakin bir ses tonunda ‘her şey yoluna girecek’ gibi telkin edici söylemler eşliğinde güvenli alanlarının oluşturulmasına bağlıdır. Mahremiyetlerinin gözetilmesi, kullandıkları ilaç, gözlük ve işitme cihazlarının önceden yedeklerinin hazır bulundurulması, eğer yaşlının demansı var ise mutlaka daha önceden var olan yer belirleyicisinin olması, isminin yer aldığı bir takının kullanılması gibi uygulamaların bu noktada önleyici ve koruyucu müdahaleler arasında yer aldığı söylenebilir. Ek olarak yaşlı birey Alzheimer’lı bir hasta ise muhtemelen bırakılan yerde durmayacaktır, bu nedenle oldukça dikkatli olunmalıdır. Afet alanında destek veren kimselerin yaşlı ve demanslı hasta ile iletişim konusunda eğitiminin sağlanması da oldukça kritiktir. Bunlarla birlikte hazır halde bekletilecek acil afet bakım merkezlerinin oluşturulması oldukça değerlidir.” </p>
<p><strong>Disiplinlerarası iş birliği ön plana çıkıyor</strong></p>
<p>Disiplinlerarası iş birliğinin çok önemli olduğu bu süreçlerde geriatri &#8211; geropsikiyatri temelindeki kişilerarası yaklaşımların, yaşamı gözden geçirmenin, bilişsel işlevlerin aktivasyonuna yönelik ve grup temelinde yapılacak çalışmaların etkin olacağını belirten Öğr. Gör. İdil Arasan Doğan, “Bir umut aşılama olarak yaşlı bireyin toplumsal katılımının sağlanması, işe yaramışlık hissinin desteklenmesi belki de süreçte en değerli olumlu müdahale olarak görülebilir. Ek olarak yaşlı bireyin birlikte yaşadığı ve ilişkide olduğu aile üyeleri ile bakım verenler, bakım merkezi çalışanları ya da diğer hizmet veren kişilere yönelik yaşlılık, yaşlı bakımı üzerine psikoeğitim verilmesi yaşlanan bir toplum olarak toplum ruh sağlığımıza katkı sağlayacak olup acil afet durumlarında önleyici bir mekanizma olarak işlev görecektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasli-bireylerin-afet-sonrasi-yasama-uyumu-icin-neler-yapilmali-352375">Yaşlı bireylerin afet sonrası yaşama uyumu için neler yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet sonrası travmaya mühahale ne zaman yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afet-sonrasi-travmaya-muhahale-ne-zaman-yapilmali-349394</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2023 10:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[mühahale]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travmaya]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=349394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Telkin etmek yerine acılar paylaşılmalı…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-sonrasi-travmaya-muhahale-ne-zaman-yapilmali-349394">Afet sonrası travmaya mühahale ne zaman yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Telkin etmek yerine acılar paylaşılmalı…</strong></p>
<p><strong>Travma ve akut anlarında şok etkisi yaratacak bir durumla karşılaşılabildiğini belirten uzmanlar, doğal afet sebebiyle yaşanan travmaların kişide öfke oluşturabildiğini ifade ediyor. İlk aşamada kabullenemeyiş ve inkar etme sürecinin yaşandığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, afet süreci hala yaşanıyorken bireye psikolojik bir tedavi ya da müdahale girişiminde bulunmanın kişiyi rahatlatmayacağına, aksine negatif reaksiyona yol açabileceğine dikkat çekiyor. Gökpınar, psikolojik müdahalenin inkar ve öfke sürecinden sonra yapılmasını, öncelikle telkin etmek yerine acıların paylaşılmasını tavsiye ediyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, Türkiye’yi derinden sarsan deprem afeti sonrası ortaya çıkması muhtemel travmatik etkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>İlk anda afetin fiziksel etkileri önemseniyor</strong></p>
<p>Travma anlarında ya da akut anlarda kişinin şok etkisi yaratacak bir durumla karşılaşabildiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar “Birey ilk önce içerisinde bulunduğu durumun yarattığı psikolojik etkilerden ziyade, kendisinde fiziksel olarak bir problemin olup olmadığına bakar. Fiziksel yaralanmalar ve çevresel olaylar kontrol altına alındıktan sonra travmadan kaynaklı psikolojik etkiler söz konusu olmaya başlayabilir” dedi. </p>
<p><strong>Travmalar öfke oluşturabiliyor</strong></p>
<p>Doğal afet sebebiyle yaşanan travmaların kişide bir öfke oluşturabileceğini belirten Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Kişi bir kabullenemeyiş ve inkâr etme süreci yaşar. Daha sonra tanık olunan afetin psikolojik etkileri bireyin kişisel hayatına fiziksel olarak yansıyabilir. Örneğin uyku düzensizlikleri, iştah kaybı gibi belirtiler fiziksel olarak görülen ilk belirtiler olarak tanımlanabilir. Kişi yaptıklarından keyif almamaya başlama, geleceğe dair umutsuzluk, kaygı içerisinde olma, en ufak bir seste irkilme, yangından sonra herhangi bir ateş gördüğünde korkma, irkilme gibi birtakım travmatik belirtiler yaşayabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Telkin yerine acıyı paylaşmak gerekiyor</strong></p>
<p>Şok etkisi yaşanan ilk aşamada, henüz travma süreci tam sonlanmamışken psikolojik bir müdahale yapmanın doğru olmayacağını vurgulayan Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Bizim ruhsal olarak açılan yarayı görmemiz lazım. Afet süreci hala yaşanıyorken bireye psikolojik bir tedavi ya da müdahale girişiminde bulunmak kişiyi rahatlatmayacaktır. Aksine böyle bir durumda bireyden negatif reaksiyon alınması muhtemeldir. Kişinin açılan psikolojik yaralarının gün yüzüne çıkması müdahale için en uygun zamandır. Bu süreçte yapılması gereken telkin etmeye çalışmak değil, bireyin acılarını paylaşmak ve acılarına ortak olmaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Müdahale inkâr ve öfke sürecinden sonra yapılmalı</strong></p>
<p>Bir afet sırasında fiziksel olarak bir hasar yoksa ve şok yaşanıyorsa psikolojik olarak rahatlatmak amacıyla yapılan ilk müdahalenin psikolojik ilk yardım olarak tanımlandığını kaydeden Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Bu süreçte kazazede önce kayıplar sebebiyle depresif bir süreç yaşar. Daha sonra anksiyete süreci meydana gelir. Travma sürecinden uzaklaşıldıkça yıllar içerisinde bireyde bir kabullenme süreci oluşur. Bu evreler arasında ise inkâr etme ve öfke duyma evresi atlatıldıktan sonraki süreç, psikolojik yardım alınması gereken en uygun süreç olacaktır. Çünkü bireyin inkâr ettiği bir şey ona yardımcı olamaz. Kabulleniş gereklidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Afetzedelerin acısına ortak olunmalı</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Cemre Ece Gökpınar, “Yaşanan kayıplar ve yas tutma sürecinde olaya uzaktan şahit olanların üzerine düşen görev, afeti yaşayanların ve kayıpları olan insanların acılarına ortak olmaktır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-sonrasi-travmaya-muhahale-ne-zaman-yapilmali-349394">Afet sonrası travmaya mühahale ne zaman yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Döneminde Hangi Aşı Ne Zaman Yapılmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelik-doneminde-hangi-asi-ne-zaman-yapilmali-344558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2023 08:37:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=344558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hamilelik, bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönem olduğu için bulaşıcı hastalıklara karşı hassasiyet artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelik-doneminde-hangi-asi-ne-zaman-yapilmali-344558">Hamilelik Döneminde Hangi Aşı Ne Zaman Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamilelik, bağışıklık sisteminin zayıfladığı bir dönem olduğu için bulaşıcı hastalıklara karşı hassasiyet artıyor. Anne adaylarının aşılanmaları anne karnındaki fetüsün ve doğumdan sonra yenidoğanın önlenebilir olan enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanmalarında önemli rol oynuyor. </p>
<p>Aşıların temel amacı, anne adaylarının yüksek risk altında oldukları bulaşıcı hastalıklara karşı korunmalarını sağlamak. Aşılama sayesinde aynı zamanda düşük, bebekte gelişme geriliği ve zekâ geriliği gibi ağır tablolar da önlenebiliyor. İdeali, aşıların hamilelik öncesinde tamamlanması olsa da, hamilelik sırasında da aşı uygulamaları yapılıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, her aşının kendine özel bir uygulama takvimi olduğunu belirterek, “Canlı aşılar haricinde hamilelikte uygulanabilen tüm aşılar, hamileliğin ilk 3 aylık dönemi de dahi olmak üzere herhangi bir hamilelik haftasında yapılabiliyor. Ancak yine de, hamileliğin ilk 3 ayı organ gelişimi olan dönemi kapsadığı için aşıların mümkünse 3 aydan sonra uygulanması tercih ediliyor” diyor. Hamilelikte standart aşı takvimine göre yapılması gereken aşıların yetersiz dozda ve sürede uygulandıklarında etkinliklerinin azalacağına dikkat çeken Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, “Örneğin tetanoz aşısında, doğumdan en geç 2 hafta önce aşı dozunun tamamlanmış olması gerekiyor. Yeterli süre sağlanmadıysa tek doz tetanoz aşısı olan anne ve bebek bu hastalık açısından risk altında oluyor.” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>HANGİ AŞI NE ZAMAN YAPILMALI? </strong></p>
<p>Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği (ACOG) tüm hamileler için rutin olarak tetanoz, difteri, boğmaca, hepatit B ve influenza aşılarını öneriyor. Hamilelikte iyi bir güvenlik profiline sahip olan bu aşılar yenidoğana pasif koruma sağlayabiliyor ve düşüğe neden olmuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, hamilelik döneminde yaptırılması yaşamsal öneme sahip olan aşıları şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>İNFLUENZA</strong></p>
<p>İnfluenza aşısı, hamilelikte önerilen bir diğer önemli aşılardan. Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, influenza enfeksiyonunun hamilelikte daha ağır seyredebildiği için hepatit B enfeksiyonundan daha farklı bir özellik taşıdığına dikkat çekerek, “Zira influenza annede akciğer ile kalp sorunlarında, hastanede yatışta ve düşükte artışa neden olabiliyor” diyor. Bunların yanı sıra hamilelikte influenza aşısının antikorları plasentadan geçerek bebeği koruyor. Bu sayede influenza aşısı anne adaylarının yanı sıra 6 aydan küçük yenidoğanlarda da koruma sağlıyor. </p>
<p><strong>Ne zaman yapılmalı? </strong></p>
<p>Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 14. hamilelik haftasından sonra, influenza mevsimi boyunca, (Eylül-Nisan aylarında) hamilelere influenza aşısını öneriyor.</p>
<p><strong>COVID – 19 AŞISI</strong></p>
<p>Covid-19 pandemisinde yapılan çalışmalarda, anne adaylarında, hamile olmayanlara göre bu enfeksiyonun daha ağır seyrettiği izlenmiş. Çalışmalar sonucunda; inaktif Covid-19 aşı uygulamalarının anne adayları ve yenidoğan için hamileliğin her aşamasında etkin ve güvenli olduğu tespit edilmiş. Bu nedenle anne adaylarına T.C. Sağlık Bakanlığı’nın ve Kadın Doğum Derneklerinin önerisi doğrultusunda Covid-19 aşısı tavsiye ediliyor. </p>
<p><strong>Ne zaman yapılmalı? </strong></p>
<p>Covid – 19 aşısını, hamileliğin ilk 12. hafta sonrasına kadar ertelemenin gerekli olduğuna dair bir kanıt mevcut değil. Bu nedenle aşı hamileliğin her döneminde uygulanabiliyor. Bir doz Covid-19 aşısı orijinal alfa varyantına karşı iyi bir koruma sağlıyor, ancak virüsün delta varyantı ile iyi bir bağışıklık seviyesi sağlamak için iki doz gerekiyor. İkinci doz, ilk dozdan 8 hafta sonra uygulanıyor. Omicron varyantına karşı en iyi korumayı sağlamak için bir doz güçlendirici (üçüncü doz) öneriliyor. </p>
<p><strong>TETANOZ – DİFTERİ AŞISI</strong></p>
<p>Tetanoz enfeksiyonu; hamilelikte yaralanma, ısırık, trafik kazası ve yanık gibi durumlarda veya doğum esnasında bebeğin göbek kordonunun (özellikle evde yapılan doğumlarda) hijyenik olmayan bıçak gibi alet ile kesilmesi ya da pansuman edilmesi sonucu gelişebiliyor. Aşılama sayesinde hem hamilelikte ortaya çıkabilecek tetanoz enfeksiyonunun şiddeti azalıyor, hem de buna bağlı gelişebilecek olan erken doğum ve ölü doğum riski düşüyor. Bunların yanı sıra bebekte gelişebilecek olan nörolojik sorunlar da önlenebiliyor. </p>
<p>Difteri hastalığı da solunum yollarında ölümcül sonuçlara yol açabilen bir hastalık. Difteri toksoid aşısı çocukluk çağından itibaren aşı takviminde tetanoz aşısı ile birlikte uygulanıyor. Yaygın aşılama programı ile de dünya genelinde oldukça az görülmeye başlandı. Ancak çocukluk çağında aşılamayla ömür boyu bağışıklık sağlanamadığı için hamilelik durumunda tetanoz aşısı ile birlikte uygulama tekrarı yapılıyor. </p>
<p><strong>Ne zaman yapılmalı?</strong></p>
<p>Tetanoz- Difteri aşı takvimine göre; aşının ilk dozu hamileliğin 4. ayında veya henüz yapılmadıysa 4. aydan sonra ilk muayenede uygulanıyor. İkinci doz, ilk dozdan en az 4 hafta sonra yapılıyor, bu sayede 1-3 yıl koruma sağlanmış oluyor. Bununla birlikte; 2. dozdan en az 6 ay sonra yapılan 3. doz uygulaması ile 5 yıl ve 3. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile 10 yıl bağışıklık sağlanıyor. Yine aşı takvimine göre; 4. dozdan en az bir yıl sonra ya da bir sonraki hamilelikte uygulanan aşı ile doğurganlık çağı boyunca koruma sağlanıyor. Daha önce beş tam doz ile aşılanan kadınlarda, son 10 yılda ek doz yapılmamışsa, hamilelikte tercihen 20-36 haftalar arasında tek doz aşılama yeterli oluyor. </p>
<p><strong>HEPATİT B AŞISI</strong></p>
<p>Hepatit B aşısı, anne adayının daha önceden bağışıklığı yoksa yapılabiliyor. Hamilelikte geçirilen hepatit B enfeksiyonunun normal popülasyona göre daha ciddi seyretmesi beklenmiyor. Ancak yenidoğana enfeksiyonun aktarılması riski oluyor. Dolayısıyla daha önceden hepatit B enfeksiyonuna bağışıklık kazanmamış olan anne adaylarının hamilelik döneminde aşılanmaları, yenidoğanda ciddi sorunlar oluşturabilen hepatit B virüsünün bulaşma riskini azaltıyor.  </p>
<p><strong>Ne zaman yapılmalı?</strong></p>
<p>Hamileliğin 0, 1 ve 6. aylarında uygulanan aşı hem anneyi hem doğumdan sonra bebeği koruyor. </p>
<p><strong>BOĞMACA AŞISI</strong></p>
<p>Boğmaca aşısı çocukluk çağında aşı takviminde yer alıyor, ancak ömür boyu bağışıklık sağlamıyor. Bu nedenle yüksek riskli hasta grubuna (sağlık çalışanları, bağışıklığı baskılanmış kişilerle yaşayan, küçük çocuklarla yaşayan veya çalışan kişiler) ek doz uygulamaları öneriliyor. </p>
<p><strong>Ne zaman yapılmalı? </strong></p>
<p>Hamilelik döneminde 6. aydan sonra, doğacak bebeği korumaya yönelik, boğmaca aşısının uygulanması tavsiye ediliyor. Bu sayede bebeğe erken dönemlerinde pasif koruma imkânı sağlanabiliyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelik-doneminde-hangi-asi-ne-zaman-yapilmali-344558">Hamilelik Döneminde Hangi Aşı Ne Zaman Yapılmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
