<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yanlışlar | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yanlislar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yanlislar</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Jan 2026 07:51:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yanlışlar | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yanlislar</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[beyazlatmada]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Beyazlatma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, diş beyazlatma işlemiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar, uygulamanın güvenli sınırları ve kimler için uygun olmadığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Diş beyazlatmanın, diş renginden memnun olmayan hastalara önerilebilen minimal invaziv bir estetik diş hekimliği uygulaması olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekim kontrolünde klinikte uygulanan ofis tipi beyazlatma yöntemleri ya da hastanın evde, kişiye özel hazırlanan plaklar yardımıyla uygulayabildiği ev tipi beyazlatma yöntemleri bu amaçla kullanılabilir. Bu uygulamalar sayesinde hastaların doğal diş rengi birkaç ton açılabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Diş beyazlatmayla ilgili yaygın yanlış inanışlara dikkat! </strong></p>
<p>Diş beyazlatma hakkında yaygın yanlış inanışlar olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, bu yanlış inanışları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Mit 1; diş beyazlatma diş minesine zarar verir.<strong> </strong>Diş hekimi kontrolünde, uygun ajanlar ve doğru konsantrasyonlar kullanılarak yapılan beyazlatma işlemleri diş minesine kalıcı zarar vermez. Bilimsel çalışmalar, uygun sürede ve uygun konsantrasyonlarla gerçekleştirilen beyazlatma işlemlerinin diş minesinde herhangi bir yapısal bozukluk oluşturmadığını gösteriyor.</p>
<p>Mit 2; diş beyazlatma dişleri aşırı hassas yapar.<strong> </strong>Beyazlatma sonrası hassasiyet görülebilir; ancak bu durum geçicidir. Genellikle 24 ila 72 saat arasında kısa süreli bir hassasiyet oluşabilir. Uygun hassasiyet giderici ajanlar kullanılarak bu durum kontrol altına alınabilir.</p>
<p>Mit 3; beyazlatma işlemi kalıcıdır.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi kalıcı değildir. Zaman içerisinde çay, kahve ve sigara tüketimi gibi faktörlere bağlı olarak beyazlıkta azalma görülebilir. Ancak iyi bir ağız bakımı ve düzenli ağız hijyeni ile beyazlatmanın etkisi 1 ila 3 yıl boyunca korunabilir. </p>
<p>Mit 4; herkesin dişi aynı derecede beyazlar.<strong> </strong>Beyazlatma işleminin etkisi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Hastanın doğal diş rengi, mevcut lekelerin tipi ve hastanın yaşı gibi faktörler beyazlatma sonucunu doğrudan etkiler.</p>
<p>Mit 5; evde yapılan doğal yöntemler güvenilirdir.<strong> </strong>Limonla veya karbonatla diş fırçalama gibi yöntemlerin sık uygulanmasının güvenli olduğu düşünülse de bu tür doğal yöntemlerin kontrolsüz şekilde kullanılması kesinlikle tavsiye edilmez. Bu uygulamalar diş minesine kalıcı zarar verebilir, dişlerin daha hızlı renklenmesine yol açabilir ve zamanla hassasiyete neden olabilir. Bu nedenle söz konusu yöntemler güvenli değildir ve hekimler tarafından önerilmez.</p>
<p>Mit 6; beyazlatma dolgu ve kaplamaları da beyazlatır.<strong> </strong>Beyazlatma işlemi yalnızca doğal diş dokularının rengini açabilir. Dolgu ve kaplama gibi restoratif materyaller üzerinde herhangi bir beyazlatıcı etkisi bulunmaz.</p>
<p>Mit 7; beyazlatma her yaşta yapılabilir.<strong> </strong>Diş beyazlatma işlemi 18 yaş altındaki bireylere genellikle önerilmez. 18 yaşını doldurmuş erişkin hastalarda ise beyazlatma işlemi güvenli bir şekilde uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Beyazlatma işlemi hekim kontrolünde, uygun doz ve randevu sayısıyla yapılmalı!</strong></p>
<p>Beyazlatma işlemiyle ilgili bir diğer yanlış inanışın, yüksek konsantrasyonlu ajanların daha etkili sonuçlar sağlayacağı yönünde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Rabia Yıldırım, “Hekimler olarak hedefimiz, uygun ve yeterli konsantrasyonda beyazlatma uygulamaktır. Yüksek konsantrasyonlu ajanlar hızlı etki gösterebilir; ancak bu durum daha yüksek riskler barındırır. Bu nedenle beyazlatma işleminin hekim kontrolünde, önerilen doz ve randevu sayısı doğrultusunda yapılması önerilir.” dedi.</p>
<p>Diş beyazlatma işleminin etkisinin genellikle 1–3 yıl boyunca korunabileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yıldırım, “Oluşabilecek hassasiyet kontrol altına alınabilir. Ancak bazı gruplarda beyazlatma işlemi önerilmez. Hamilelik, emzirme dönemi ve 18 yaş altı bireylerde beyazlatma yerine farklı tedavi seçenekleri tercih edilebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-beyazlatmada-dogru-bilinen-yanlislar-602481">Diş beyazlatmada doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2025 11:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[felci]]></category>
		<category><![CDATA[hakkındaki]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[islak]]></category>
		<category><![CDATA[Kasları]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüz Felci]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, toplumda yaygın olan sağlıkla ilgili inanışların bilimsel karşılığını, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699">Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, toplumda yaygın olan sağlıkla ilgili inanışların bilimsel karşılığını, sinüzit ve yüz felci örnekleri üzerinden değerlendirdi.</p>
<p><strong>Nesilden nesile aktarılan bazı inanışlar, sorgulanmadan doğru kabul edilebiliyor!</strong></p>
<p>Toplumda nesilden nesile aktarılan bazı inanışların, çoğu zaman bilimsel dayanağı olup olmadığı sorgulanmadan doğru kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bu ifadeler, özellikle soğuk algınlığı, enfeksiyonlar ve sinir sistemi hastalıklarıyla ilişkilendirilir.” dedi.</p>
<p>Kültürümüzde yerleşmiş olan inanışlardan örnekler veren Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “En çok duyduklarımız ‘dondurma yersen bademcik iltihabı olursun’, ‘çıplak ayakla taşa basma böbreklerini üşütürsün’, ‘taşa oturma bağırsaklarını üşütürsün’, ‘boynuna atkı sar boğazın şişmesin’ ve özellikle soğuk havalarda çok sık duyduğumuz ‘ıslak saçla yatarsan sinüzit olursun’ deyimleridir. Bu ifadelerin hiçbirinin tıpta ispatlanmış bir çalışması yoktur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinüzitin saçın ıslak kalmasıyla ilişkili olduğunu gösteren bilimsel çalışma yok! </strong></p>
<p>Sinüzitin, genellikle nezle ve grip enfeksiyonları sırasında virüslerin sinüs boşlukları içinde iltihap oluşturmasıyla meydana geldiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu durumun saç telleriyle ya da saçın ıslak olmasıyla ilişkili olduğunu gösteren herhangi bir bilimsel çalışma bulunmaz.” dedi.</p>
<p>Saç derisi ile nazal mukozanın anatomik olarak birbirinden oldukça uzak bölgelerde yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan bir etkileşim söz konusu değildir. Buna rağmen, bireylerin kendilerini koruma konusunda azami dikkat göstermeleri elbette önemlidir. Her ne kadar ıslak saçla uyumanın sinüzite yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, konfor, genel hijyen ve vücut direncinin korunması açısından ıslak saçla uyumamak daha sağlıklı bir tercih olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yüz felci, yüz sinirindeki iletim bozukluğuyla gelişir!</strong></p>
<p>Günlük hayatta sıkça yanlış yorumlanan bir diğer durumun ise yüz felci olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felci, yüz kaslarını hareket ettiren yüz sinirinin iletiminin durması ve bu nedenle mimik kaslarının çalışamaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.” dedi.</p>
<p>Yüz sinirinin motor dallarının beyinden çıktıktan sonra kulak kemiği olarak bilinen temporal kemik içinde dar bir kanaldan ilerlediğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Rahimi şunları söyledi:</p>
<p>“Bu kanaldan çıktıktan sonra yanaktaki tükürük bezesinin içine girer ve çeşitli dallara ayrılarak yüzümüzdeki mimikleri oluşturan kasları hareket ettirir. Özellikle bu dar kemik kanal içinden geçerken sinirde herhangi bir ödem oluşması durumunda sinir iletimi bozulur ve kaslar görevini yapamaz. Bu tabloya yüz felci adı verilir. Bunun yanı sıra, tükürük bezi ameliyatları, çeşitli kafa travmaları ya da cerrahi kesiler sırasında sinirin bazı bölümleri zarar görebilir. Bu gibi durumlarda da sinir iletimi durur, ilgili bölgede mimik kasları çalışmaz ve yüz hareketlerinde belirgin bir asimetri oluşur.”</p>
<p><strong>Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı!</strong></p>
<p>Yüz felçleri içinde en sık karşılaşılan tablonun, Bell’s palsi olarak adlandırılan ve kemik içindeki ödeme bağlı olarak gelişen felç olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu tür yüz felçleri büyük oranda kendiliğinden düzelir.” dedi.</p>
<p>Ancak düşük bir ihtimal de olsa, iyileşmenin gerçekleşmediği durumlar da olabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, “Kalıcı yüz felci gelişebilir. Bu durumda yüzde asimetri ve estetik açıdan şekil bozuklukları ortaya çıkar. Yüz felciyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması son derece önemlidir. İlk olarak yapılması gereken, felcin santral mi (beyin kaynaklı) yoksa periferik mi (sinir trasesi boyunca) geliştiğinin ayırt edilmesidir. Bu ayrım tedavi yaklaşımını doğrudan belirler. Ardından, aynı tarafta kulak enfeksiyonu, kolesteatoma, temporal kemik fraktürü ya da tükürük bezine ait kitle veya cerrahi öykü olup olmadığı değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedaviye erken başlamak başarı oranını her zaman artırır!</strong></p>
<p>Göz kapağını kapatan kasları uyaran sinirin de fasiyal sinirin dallarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Yüz felcinde gözün kapanamaması, göz kuruluğu ve enfeksiyon riskini artırdığı için ayrıca önem taşır.” dedi.</p>
<p>Tedaviye mümkün olduğunca erken başlanmasının başarı oranını her zaman artırdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Rahimi, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Tedavi sürecinde ilaçlar, fizik tedavi uygulamaları, masaj, sıcak uygulamalar ve destekleyici yöntemler birlikte kullanılabilir. Bazı durumlarda herpes zoster virüsü, kulak çevresinde döküntülerle birlikte işitme kaybı, kulak çınlaması ve yüz felcini aynı anda ortaya çıkarabilir. Bu tabloda kalıcı hasar riski daha yüksek olduğu için ek ve daha yoğun tedavi yöntemlerine başvurulması gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinuzit-ve-yuz-felci-hakkindaki-dogru-bilinen-yanlislar-598699">Sinüzit ve yüz felci hakkındaki doğru bilinen yanlışlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-521901</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 08:12:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=521901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatın son derece doğal bir evresi olup, her kadının hayatında&#8230;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-521901">Menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın son derece doğal bir evresi olup, her kadının hayatında deneyimlediği önemli dönemeçlerden biri olan menopoz hakkında pek çok doğru bilinen yanlış ve kafa karışıklığı olduğu açık bir gerçek. İşte bu konu hakkında, Bağdat Caddesi Amerikan Tıp Merkezi’nde göreve başlayan Dr. Gamze Kırpınar ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Tüm sorulara son derece anlaşılır bir dille cevap veren Kırpınar’a teşekkür ediyor, sizleri onun cevapları ile baş başa bırakıyoruz:</p>
<p><strong>Menopoz nedir? Kaç yaşında menopoza girmek normaldir?</strong></p>
<div class="wp-block-image is-style-default">
<figure class="alignright size-large is-resized"><img decoding="async" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAAAAACH5BAEKAAEALAAAAAABAAEAAAICTAEAOw==" alt="" class=" lazy wp-image-104531"></figure>
</div>
<p>Menopoz, yumurtalıklarda östrojen hormon üretiminin durması ile birlikte adet görmenin sona ermesi ve aynı zamanda üreme fonksiyonlarının da bitmesi olarak tanımlanmaktadır. Son adetin üzerinden bir yıl geçtikten sonra artık menopoz denilmektedir. Bu bazen doğal akışında meydana gelirken, bazen de cerrahi-kemoterapi gibi faktörlerle aniden meydana gelmektedir. Ailesel faktörler, beslenme düzeni, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, vücut kitle indeksi, eşlik eden tıbbi hastalıklar, geçirilmiş yumurtalık cerrahisi ve radyoterapi, kemoterapi gibi tedaviler, menopoza girme yaşını etkilemektedir. Normal menopoz yaşı 45-55 yaşlar arasındadır. Ortalama menopoz yaşı Türkiye için 48, dünyada 51 yaş olarak bildirilmektedir. 40-45 yaşlarında görüldüğünde erken menopoz, 40 yaş altında ise erken yumurtalık yetmezliği olarak adlandırılmaktadır.</p>
<p><strong>Perimenopoz nedir, en sık görülen belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Hormon seviyelerinde dalgalanmaların olduğu menopoza geçiş sürecidir. Ortalama 2-7 yıl arasında sürdüğü kabul edilmektedir. Adet düzensizlikleri, sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku bozuklukları, ruh h&acirc;li değişikliklerinin kendini gösterdiği dönemdir. Perimenopozda başlayan şik&acirc;yetlere zamanla vajinal kuruluk, libido kaybı, idrar yolu problemleri, konsantrasyon güçlüğü, cilt değişiklikleri, kilo artışı gibi şik&acirc;yetler eklenmektedir.</p>
<p><strong>Menopozda kilo almak kaçınılmaz mıdır?</strong></p>
<p>Metabolizmada yavaşlama olduğu için kilo alma eğilimi artar. Ancak günlük su tüketimini artırmak, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli uyku bu sürece katkı sağlar.</p>
<p><strong>Menopoz beraberinde ne gibi riskler getiriyor?</strong></p>
<p>Östrojen eksikliğine bağlı kemik yoğunluğunda azalma, kırık riskinde artış görülür. Hipertansiyon ve ateroskleroz gelişimine bağlı kalp hastalıkları riski artar. Hafıza ve konsantrasyon problemleri başlar. Mood değişiklikleri, depresyon, anksiyete gelişebilir.</p>
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAAAAACH5BAEKAAEALAAAAAABAAEAAAICTAEAOw==" alt="Menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar" class=" lazy wp-image-104530"></figure>
<p><strong>Hormon tedavisi kullanılmalı mı? Meme kanseri yapar mı?</strong></p>
<p>Östrojeni yerine koymanın ateş basması, terlemeler ve bunların getirdiği sorunları iyileştirdiği bilinmektedir. Ayrıca doğru zamanda doğru hastada kullanıldığında, kalp sağlığı ve kemik sağlığı üzerine de olumlu etkileri olmaktadır. 60 yaş altında, menopoz sonrası 10 yıldan daha az geçmiş olan kadınlarda, ek sakınca yoksa hormon tedavilerinin kullanımı önerilmektedir. Östrojen kullandığımızda, rahmi olan kadınlarda rahim duvarını kanserden korumak için progesteron tedavisi de eklenmesi gerekmektedir. Kullanılan sentetik progesteronların meme kanseri ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Ancak biyoeşdeğer progesteronun, meme kanser riskini artırmadığı gösterilmiştir. Östrojenler de ağız yoluyla alındığında pıhtı riski ile ilişkilendirilmektedir. Östrojenleri cilt yolu ile kullandığımızda bu riskten kaçınılabilmektedir.</p>
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAAAAACH5BAEKAAEALAAAAAABAAEAAAICTAEAOw==" alt="Menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar" class=" lazy wp-image-104528"></figure>
<p><strong>Ne gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapılabilir?</strong></p>
<p>Kalsiyum, D vitamini, Omega-3 ve bitkisel östrojenlerden zengin beslenmek, işlenmiş gıdalardan ve aşırı şekerden uzak durmak, aktif bir yaşam tarzı benimsemek, stres yönetimi için düzenli uyku, meditasyon, derin nefes egzersizleri ve hobilere zaman ayırmak, gerekirse destek almak, sigara ve alkol tüketimini azaltmak önerilmektedir.</p>
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAAAAACH5BAEKAAEALAAAAAABAAEAAAICTAEAOw==" alt="" class=" lazy wp-image-104529"></figure>
<p><strong>Büyüklerimiz menopoza girince hormon mu kullandılar ki, bu doğal bir durum değil mi?</strong></p>
<p>Evet; menopoz hayatın doğal bir evresidir. Ancak günümüzde kadınlar için beklenen yaşam ömrü uzamıştır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kadınlar, erkeklerden ortalama 6-8 yıl daha uzun yaşamakta ve kadınlarda beklenen yaşam süresi 80 yaşın üzerindedir. Bu açıdan bakıldığında, artık kadınlar hayatlarının uzun bir dönemini menopozda geçirmekteler. Kadınların hayatında önemli bir dönemeç olan bu süreçte, hem fiziksel hem ruhsal değişiklikler meydana gelmektedir. Öte yandan, kadının kendine daha çok vakit ayırdığı, içsel gücünü keşfettiği bu dönemde doğru bilgi, destek, bireyselleştirilmiş tedaviler ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla bu süreç daha verimli ve keyifli geçebilmektedir. Menopoz hakkında pek çok doğru bilinen yanlış ve kafa karışıklığı vardır. Bu süreci daha bilinçli yönetmek, sağlıklı yaş almayı sağlayabilmek için bu alanla ilgilenen bir hekimin takibinde olmak önem arz etmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopoz-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-521901">Menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizm Farkındalığı ve Otizmde Doğru Bilinen Yanlışlar&#8221; ele alınıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizm-farkindaligi-ve-otizmde-dogru-bilinen-yanlislar-ele-aliniyor-459999</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 21:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi, Tohum Otizm Vakfı ile 17 Mayıs Cuma günü ‘’Otizm Farkındalığı ve Otizmde Doğru Bilinen Yanlışlar’’ın ele alınacağı ortak webinar gerçekleştiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizm-farkindaligi-ve-otizmde-dogru-bilinen-yanlislar-ele-aliniyor-459999">Otizm Farkındalığı ve Otizmde Doğru Bilinen Yanlışlar&#8221; ele alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi ile Tohum Otizm Vakfı, <strong>‘’Otizm Farkındalığı ve Otizmde Doğru Bilinen Yanlışlar</strong>’’ın ele alınacağı ortak webinar yapıyor.</p>
<p><strong>17 Mayıs Cuma</strong> günü NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Merkezi (ÇEGOMER) ekibi, Tohum Otizm Vakfı ile bir araya geliyor. </p>
<p>Moderatörlüğünü NPİSTANBUL Hastanesi Kurumsal İletişim Yöneticisi Simge Yıldırım Yurğa’nın yapacağı, Tohum Otizm Vakfı Eğitim Arge ve Projeler Direktörü Dr. Nursinem Şirin, NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, ÇEGOMER Ergoterapist Emrullah Harun Kaya ile Özel Eğitim Öğretmeni Nur Berber’in konuşmacı olarak yer alacağı webinar, <strong>17 Mayıs Cuma</strong> günü <strong>15.00 – 15.45 </strong>saatleri arasında gerçekleşecek.<strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizm-farkindaligi-ve-otizmde-dogru-bilinen-yanlislar-ele-aliniyor-459999">Otizm Farkındalığı ve Otizmde Doğru Bilinen Yanlışlar&#8221; ele alınıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 21:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[götürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[yanlışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315">Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sancısından bile şiddetli ağrılara neden olabilen, kapısını çaldığı kişinin acil servise kendini ‘zor atmasına’ yol açan böbrek taşı hastalığı günümüzde giderek yaygınlaşıyor.   <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren</strong>, ülkemizde her 10 kişiden birinde görülme oranıyla dünya ortalamasının üzerinde seyreden böbrek taşına genetik etkenlerden yanlış yaşam alışkanlıklarına dek bir çok etkenin neden olduğunu belirterek bu ciddi sağlık sorununa karşı özellikle günlük yaşantıda bazı kritik kurallara mutlaka uyulması gerektiğini vurguluyor. Böbrek taşı olanların ise “Taşımı herhalde düşürdüm ama görmedim, ağrım geçti” şeklinde yanılgısına çok sık düştüklerini ancak bu düşünceyle tedavinin bırakılmasının böbrek kaybına dahi götürebildiğini belirten Prof. Dr. Zeren “Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir. Bu nedenle benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir” diyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren böbrek taşına yol açan 8 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Az su içmek: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Az su içmek böbrekte kum ve taş oluşumuna zemin hazırlar. Günde 2-2.5 litre idrar çıkarmak özellikle de böbrek taşı oluşturmaya yatkın kişilerde taş oluşum riskini yüzde 50 azaltır. Bu nedenle her gün en az 2.5 litre su içmeye özen gösterin. Ayrıca alınan sıvının bir kısmının limon, portakal suyu şeklinde olması da idrarda taş oluşumunu engelleyen sitrat maddesini artıracağından ayrıca faydalı olacaktır. Son yıllardaki bazı çalışma sonuçları kahvenin de taş oluşumunu engellediği yönündedir.</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Fazla tuz ve şeker tüketmek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Fazla tuzlu yemek idrarla kalsiyum çıkışını artırarak çoğunluğu kalsiyum içerikli olan taşların oluşumunu tetikleyebilir. Fazla tuzlu yemek zaman içinde yüksek tansiyon nedeni de olabileceğinden böbrek damarlarının etkilenmesiyle böbrek fonsiyon bozukluklarına da yol açabilmektedir. Tuz yanında rafine şeker tüketimi de idrarla kalsiyum çıkışını artıran diğer bir risk faktörüdür. Bu nedenle fazla tuz ve şeker tüketiminden kaçının. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Bilinçsizce vitamin takviyesi kullanmak: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Son yıllarda öne çıkan vitamin ve mineral takviyeleri kişinin ihtiyacına göre doktor tavsiyesiyle değil gelişigüzel kullanıldığında uzun vadede böbreklere de çok ciddi zararlar veriyor. Örneğin; en masum görünenlerden biri vücut direncinin düştüğü, gribal durum hissedildiğinde ilk akla gelen destek ürünlerden olan C vitamininin alımını abartmak böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlar. Günlük yiyeceklerle alınan doğal C vitamini için böyle bir risk söz konusu değildir. Vücudunuzun vitamin ve mineral ölçümleri yapılmadan ve doktor tavsiye etmedikçe vitamin ve mineral takviyesini gelişigüzel kullanmaktan kesinlikle kaçının. </p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz olmak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Hareketli olmak taşların büyümeye fırsat bulamadan kristal veya kum halindeyken idrarla atılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle fiziksel bir engeliniz olmadığı takdirde hareketsiz kalmaktan mutlaka kaçınmak ve her gün düzenli yürüyüş/egzersiz yapmak, işyerinde dahi öğle tatillerinde mutlaka kısa da olsa yürümek gerekir. Egzersiz yaparken terlenebileceğinden beraberinde bol su içilmesi de unutulmamalıdır. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Hayvansal gıdaları aşırı tüketmek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Kırmızı et, yumurta, tavuk, balık gibi hayvansal proteinler idrarı asit hale getirip, kalsiyum dengesini bozması yanında idrardaki taş oluşumu için koruyucu olan maddelerin azalmasına da neden olmaktadır. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmamak, günlük tüketimde 150-160 gramı geçmemeye dikkat etmek gerekir. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş etler de ciddi oranda tuz içerdiğinden tüketiminden uzak durulmalıdır. Diyete dikkat ederek taş oluşum riski oldukça azaltılabilmektedir. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Kas yapmak için aşırı protein almak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Özellikle vücut geliştirmek amacıyla spor yapanlar kas oluşturmak için protein tozlarına ağırlık veriyor. Ancak dikkat! Yapılan bilimsel çalışmalar; aşırı protein alımının böbrek fonksiyonlarını bozduğunu ve kas yapsa da böbrekte taş oluşumuna zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bu nedenle doktorunuzun önerisi olmadan protein takviyesi kullanmayın. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Yoğurt, süt ve peyniri az tüketmek: YANLIŞ!</strong><strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Taşların büyük kısmı yapı olarak kalsiyum oksalat taşlarıdır. Bu nedenle çok eskiden süt, peynir, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdaların az tüketilmesi önerilirdi. Artık bunun yanlış olduğu bilinmektedir. Ancak kalsiyumlu yiyeceklerin ana öğünlerde tüketilmesi gerekir! Çünkü; domates, koyu yeşil yapraklı sebzeler, çilek, armut, kuruyemişler, çikolata ve çay gibi birçok yiyecekte bulunan oksalat maddesi kalsiyumdan zengin gıdalarla beraber tüketildiğinde oksalatın vücuda girişini engellemek büyük ölçüde mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Yetersiz idrar yolu enfeksiyonu tedavisi: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: İdrar yollarında enfeksiyona neden olan mikroplardan bazıları idrarın yapısını değiştirerek “enfeksiyon taşı” denen kalsiyum oksalattan farklı yapıdaki taşlara neden olmaktadır. Çok kısa süre içinde hızla büyüyebilen bu farklı yapıdaki taşların tamamen temizlenmesi ve idrarın uygun antibiyotik tedavisi ile tamamen mikropsuz hale getirilmesi çok önemlidir. Taşlar ameliyatla alınsa bile enfeksiyon tam temizlenmediği takdirde çok kısa süre içinde aynı yapıdaki taşlar hızlıca tekrarlamaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Böbrek taşı olanlar dikkat!</strong></p>
<p><strong>Ağrınız kesildi diye tedaviyi bırakmayın!</strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Zeren “Böbrek taşı olanların çok sık düştüğü bir yanlış; taşın düştüğü görülmeden, ağrı kesildi diye tedavinin yarım bırakılmasıdır. Takibin bırakılması böbrek kaybına kadar gidebilecek çok riskli bir durumdur. Eğer taş düşerken kısmi tıkanıklık yapacak şekilde yolda takılıp kalırsa idrarın taşın yanından az da olsa geçiyor olması ağrının ortadan kalkmasına neden olacaktır. Hastalar genellikle bu dönemde ‘taşımı herhalde düşürdüm, görmedim’ düşüncesi ile günlük yaşantılarına dönerler. Kısmi de olsa tıkanıklık devam etmesi böbreğin zamanla şişmesi ve kaybıyla sonuçlanabilir. İdrar yollarından taş, kum dökmüş veya ameliyat geçirmiş olanların sonraki yaşantılarında benzer yakınmaları olmasa bile düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekir. Taş problemi yaşayanların sonraki 10 yıl içinde tekrar benzeri şeyleri yaşama ihtimali yüzde 50’dir” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-yanlislar-bobrek-kaybina-goturebilir-443315">Bu yanlışlar böbrek kaybına götürebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
