<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yanlış | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/yanlis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yanlis</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>yanlış | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/yanlis</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine  yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker, </strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong> son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker,  “Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor? </strong>PRP yöntemi<strong> </strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor.  Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor. </p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ </strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>bu yöntemin<strong> </strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong> Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong> </strong>tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Etki süresi: </strong>Kök hücre tedavisinin<strong> </strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT </strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong> </strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor.  Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.  </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor? </strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 19:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[pozisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır konu hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p>Omurga sağlığını etkileyen pek çok faktör vardır. Bu faktörlerden biri de uyku pozisyonlarıdır. Yanlış uyku pozisyonları vücutta ağrılara neden olabileceği için kişinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkiler ve bir süre sonra hareket kısıtlamalarına neden olabilir.</p>
<p>Sabah kalkığınızda beliniz, sırtınız veya boynunuz ağrıyorsa yanlış pozisyonda uyuyor olabilirsiniz. Ağrılara veya bozukluklara çözüm bulabilmek adına öncelikle bilinçli olmak gerekir. Unutmayalım ki yanlış yatış-uyku pozisyonu fıtıklara  hatta kireçlenmelere bile neden olabilmektedir.  Bel ağrısı uyku kalitesini bozabildiği gibi yanlış yatış pozisyonu da bel veya boyun ağrısına hatta fıtıklara neden olabilmektedir. Bazı yatış pozisyonlarında omurganın doğal kavisleri zorlanabilir veya aşırı ve uzun süreli bası-basınç altında kalabilir. Aynı zamanda obezite gibi nedenler, uyku apnesi yaşanması sonucu çeşitli ağrılara ve  yorgunluğa neden olabilmektedir.</p>
<p><b><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-0-AukpsKnr.jpeg"/></b></p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları omurgayı nasıl etkiliyor ?</strong></b></p>
<p>Omuz, bel ve boyun bölgelerinde ağrı şikayeti olan bireyler için ise yüzüstü uyku pozisyonu önerilmemektedir. Bel fıtığı olanlar için en iyi uyku pozisyonunun, yan yatış pozisyonu olduğu saptanmıştır. Yan yatış pozisyonunda bacaklar arasına yastık yerleştirilmelidir. Boyun fıtığı olanların ise sırt üstü ve boyun kavsini destekleyici bir yastık kullanarak yatmaları ideal olanıdır.  İdeal bir yatak vücudun gömülmesini engelleyecek sertlikte, vücut hatlarını koruyacak kadar yumuşak olmalı yani doğal eğriliklerin korunmasını sağlayan, eğriliklerin artma ve azalmasına yol açmayan şekilde tasarlanması gerekir. İnsanlar günün önemli bir bölümünü yatakta istirahat ederek yani uyuyarak geçirmektedir. Burada amaç diskler, tendonlar, kaslar ve eklemlerin  basıncın kötü etkisinden kurtarılması, rahatlaması adeta nefes almasıdır ki, ertesi gün yeni bir strese ve yüklenmeye hazır hale gelebilsin.  İdeal yatak, vücut yapısına uygun olmalı ve denenerek alınmalıdır;  vücut yatak içinde rahatsız olmamalı, zorlanmamalı, yatağa gömülmemelidir.  Hem çok sert yataklar hem de çok yumuşak yataklar omurlarımızı bir arada tutan ve destekleyen bağlar, eklemler, kaslar, diskin anulus dediğimiz kapsülü aşırı derecede gerilir ve bu da her gece tekrarlayarak başımıza istemediğimiz sorunlar açabilmektedir. Her hasta için tek bir yatak tipi doğru değildir; kişiye, kiloya, rahatsızlığa özel yatak seçilmesi gerekir. Bir süre kullanıldıktan sonra yataklar devamlı yatılan taraf deforme olmakta, çukurlaşmakta olup diğer tarafı değiştirilerek kullanılmalı veya değiştirilmelidir.</p>
<p><b><strong>Doğru uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>İdeal yatış pozisyonu, sırtüstü veya sağa-sola yan yatmaktır. Yan pozisyonda hastanın iki bacağı arasına koyacağı yastık omurga açısından yararlıdır. Yan yatışta dizler arasına destek konularak ve dizlerin bükülerek yatılması önerilirken bu yatış pozisyonunun da uyluk arkasındaki kasların kısalmasına neden olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Bu kısalma gün içinde dik duruşu bozarak bel ağrısına neden olabilir. Bu  nedenle dizlerin bükülerek yatılması durumu mecburi durumlarda ve kısa süreli olmalıdır. Ayrıca Romatoid Artrit hastaları için dizlerin bükülerek yatılması önerilmemektedir.</p>
<p><b><strong>Yanlış uyku pozisyonları nelerdir ?</strong></b></p>
<p>Bel kavsinin aşırı derecede artmasına, faset eklemlerin zorlanmasına ve bel ve boyun ağrı veya fıtıklarına yol açması nedeniyle yüzüstü yatmak kesinlikle önerilmemektedir. Ancak yüzüstü pozisyonu Ankilozan Spondilit hastaları için tavsiye edilmektedir. Ayrıca seyahatlerde dikkatsiz uyunması da özellikle boyun ağrılarına neden olmakta olup uzun seyahat araçlarının yeniden dizayn edilmesi önem arzetmektedir. Uzun seyahatlerde seyahat yastığı kullanılmalıdır. Yüksek yastık kullanılarak yatmak özellikle boyun ağrılarına açıkça neden olmaktadır. Diğer hastalıklar açısından yüksek yastık ile yatması gereken hastalar ikinci bir ortopedik yastık ile boyun kavsini desteklemelidir.</p>
<p><strong>Yatışa geçiş nasıl olmalı ? Nasıl kalkılmalıdır ?</strong></p>
<p>Doç.Dr.Ahmet İnanır ,”Bel ağrına olmamak için yatarken yatağa önce oturulmalı ve yan yatılmalıdır. Şayet sırt üstü yatmak düşünülüyorsa önce yatağa oturulup yan yatılmalı ve sırt üstü dönülmelidir. Sabahleyin sırt üstü uyanılmış ise önce yana dönülmeli sonra bacaklarını aşağıya sarkıtırken kol ve dirsekten destek alarak omurga doğrultulmalıdır.”dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-uyku-pozisyonu-agrilara-neden-olabiliyor-621888">Yanlış Uyku Pozisyonu Ağrılara Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düşürdüm]]></category>
		<category><![CDATA[hatanız]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşımı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Genetik yatkınlığın yanı sıra, yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımı gibi etkenlerin de böbrek taşının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirten <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran</strong> “Böbrek taşı geçici bir ağrı problemi değildir, doğru takip edilmediğinde kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. Erken tanı ve bilinçli takip ile böbrek kaybı önlenebilir. Ancak sağlıksız yaşam alışkanlıklarının yanı sıra toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler de ne yazık ki böbreklerimize büyük zarar veriyor hatta böbreklerin zamanla kaybedilmesine yol açabiliyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Baran, <strong>12 Mart Dünya Böbrek Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada toplumda doğru sanılan 10 yanlışı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaparsa tehlikelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Ağrısız taşlar da böbreğe zarar verebilir. Sessiz taşlar hiç ağrı yapmadan zamanla böbrek fonksiyonunu bozabilir. Hatta staghorn (geyik boynuzu) tipindeki taşlar sessizce büyük boyutlara ulaşıp böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. Bu nedenle düzenli takip önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Bira içmek böbrek taşını düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Toplumda yaygın olan bu inanış bilimsel olarak doğru olmadığı gibi tehlikelidir. Taş tedavisinde bira vb hiçbir alkolün yeri yoktur. Bira sıvı içerdiği için idrar miktarını geçici olarak artırabilir ancak içeriğindeki alkol vücudu susuz bırakabilir ve böbrek sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca alkol bazı taş türlerinde (özellikle ürik asit taşlarında) risk faktörlerini artırabilir. Su en doğru tercihtir.  </p>
<ul>
<li><strong>Taş varsa mutlaka şiddetli ağrı yapar: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Her taş ağrı yapmaz; sessiz taşlar da takip edilmelidir. Böbrekte sabit duran ve idrar kanallarında tıkanıklığa neden olmayan taşlar çoğu zaman hiç belirti vermeyebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek tüm taşları düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Az su içmek böbrek taşı riskini artırır ama böbrek taşı oluşumunda genetik, beslenme alışkanlıkları ve metabolik faktörler de etkilidir. <strong>Bol su içmek tüm taşları düşürmez. Küçük taşların düşmesine yardımcı olabilir ama taş boyutu büyüdükçe taşın düşmesi zorlaşır. Sıvı tüketimi destekleyicidir ancak taşın boyutu ve yeri tedavi yöntemini belirler.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tüm taşlar kendiliğinden düşer: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Büyük taşların idrar kanalından geçmesi mümkün olmadığı için genellikle müdahale gerektirir. Bazı taşlar özellikle 5-6 mm’den büyük olanlara cerrahi ya da girişimsel tedavi yapılması zorunludur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Taş ağrısı geçti ise taş kesin düşmüştür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Taş ağrısı genellikle idrar kanalının bir yerinde tıkanıklığa bağlı idrar akımının durmasından kaynaklanır. Taş yer değiştirdiğinde veya idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı geçebilir. Ancak bu, taşın düştüğü anlamına gelmez; görüntülemeyle doğrulanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Taş kırdırmak böbreğe zarar verir: YANLIŞ!</strong><br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Doğru hasta seçimi ile uygulanan tedaviler böbreğe kalıcı zarar vermez. Uygun hastada yapılan taş kırma işlemi güvenlidir.</p>
<ul>
<li><strong>T<strong>aş ameliyatı açık cerrahidir ve çok zordur: YANLIŞ!</strong></strong> <br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Günümüzde çoğu taş kapalı (endoskopik/lazer) yöntemlerle tedavi edilir. Açık cerrahi uygulamaları neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Endoskopik ameliyatlar hastaların normal hayata hızlıca dönmelerini çok kolaylaştırır. Modern taş cerrahisi minimal invazivdir ve iyileşme süresi kısadır.</p>
<ul>
<li><strong>Bir kez taş düşürdüm/ ameliyat oldum tekrar taş oluşmaz: YANLIŞ!</strong> <br /><strong>DOĞRUSU</strong>: Taşı düşürmek sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Taşın içeriği analiz edilmeden ve metabolik değerlendirme yapılmadan tekrar riskini azaltmak mümkün değildir. Taş analizi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleri ile kişiye özel önleyici plan yapılmalıdır. Ameliyat da mevcut taşı temizler ancak yeni taş oluşumunu engellemez. Ameliyat sonrası metabolik değerlendirme ve yaşam tarzı düzenlemesi gerekir.</li>
<li><strong>Bitkisel ürün kullandım, taşım hemen eriyip düştü: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Böbreklerdeki taşları hızlı bir şekilde, direkt olarak eriten herhangi bir tedavi (bitkisel ya da medikal) olmadığını belirten Doç. Dr. Baran şöyle konuşuyor: “Halk arasında sıkça önerilen bitkisel ürünlerin böbrek taşını erittiğine dair güçlü bilimsel kanıt yoktur. Bu ürünler “doğal” olarak pazarlansa da içerikleri standart değildir ve yüksek miktarda tüketildiklerinde; mide-bağırsak sorunlarına, elektrolit dengesizliklerine, karaciğer veya böbrek üzerinde yük artışına, tansiyon değişikliklerine neden olabilirler. Böbrek taşı tedavisi ve önlenmesi bilimsel değerlendirme ile planlanmalıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dönemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kurbanı]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Tik]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rvan]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[savaşın]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, savaş ve kriz dönemlerinde dezenformasyonun neden hızla yayıldığını, sosyal medyada doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığını ve “mavi tikli” hesaplara yönelik güven algısının nasıl istismar edildiğini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması</strong></p>
<p>Dezenformasyonun tanımına açıklık getirerek sözlerine başlayan Prof. Dr. İrvan, “Dezenformasyon, bilginin ya da haberin kasıtlı, bilinçli olarak çarpıtılması anlamına geliyor. Kriz dönemlerinde hızla yayılmasının nedeni, krizlerin belirsizlik dönemleri olmasından kaynaklanıyor.” dedi.</p>
<p>Belirsizlik arttıkça medyaya ve sosyal medyaya bağımlılığın da arttığını belirten Prof. Dr. İrvan, “Kişilerin kendi görüşlerine ve beklentilerine uygun bilgileri doğru kabul etme eğilimi artıyor. Buna psikolojide doğrulama önyargısı deniliyor. Yani kişi, bu bilgileri doğrulama gereksinimi duymadan kabulleniyor” ifadelerini kullandı<strong>.</strong></p>
<p><strong>Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır</strong></p>
<p>Savaş ve çatışma dönemlerinde doğrulama mekanizmalarının neden zayıfladığına ilişkin de Prof. Dr. İrvan, doğru bilgiye ulaşmanın bu dönemlerde son derece güçleştiğini söyledi.</p>
<p>X hesabında daha önce paylaştığı bir ifadeyi hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Her sıcak savaş aynı zamanda propaganda savaşıdır; (sosyal) medya üzerinden yürütülür. Savaşan taraflar bu savaşı sosyal medyaya da taşıyorlar. Haliyle neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yapılan açıklamalara bakarak belirleyebilmek hiç kolay değil.” dedi.</p>
<p>Örnek olarak, ABD/İsrail güçlerinin İran’a yönelik saldırılarının başladığı 28 Şubat’ta ortaya atılan iddialara değinen Prof. Dr. İrvan, “ABD merkezli medyada İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne ilişkin haberler yer alırken, İran medyası bu haberi yalanlayan yayınlar yaptı. Gerçekler elbette er ya da geç ortaya çıkıyor ancak şunu her zaman hatırlamakta yarar var. Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Mavi tik” güven algısını istismar ediyor</strong></p>
<p>Sosyal medyada “mavi tikli” hesaplara duyulan güvenin nasıl oluştuğuna da değinen Prof. Dr. İrvan, özellikle X platformunda mavi tikin uzun süre “otorite sembolü” olarak algılandığını belirtti.</p>
<p>“Eğer bir hesap mavi tikliyse güvenilir hesap imajı yaygındı. Ancak bu özellik ücretli abonelik modeline dönüştürülünce, parayı ödeyen herkes mavi tik alabilir hale geldi” diyen Prof. Dr. İrvan, buna rağmen kullanıcı psikolojisinde güven algısının büyük ölçüde değişmediğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. İrvan, “Toplumu manipüle etmek isteyen, dezenformasyon peşinde koşan hesaplar toplumun bu güven algısını istismar ediyor” dedi.</p>
<p><strong>Yalan haberler 6 kat daha hızlı yayılıyor</strong></p>
<p>Resmî yalanlamaların viral hale gelen yanlış bilgilerin hızını kesip kesemediğine ilişkin ise Prof. Dr. İrvan, “Resmî yalanlamaların her zaman başarılı olduğunu söylemek zor” diyerek iki temel nedene işaret etti. “Birincisi, toplumların otoritelere karşı güveni sarsılmış durumda. Otoriteler, hoşa gitmeyen doğru bilgileri de yalanlayabiliyor. İkincisi ise sosyal medya mantığı. Bir haber yalanlandıysa, bu yalanlama bile haberin daha çok yayılmasına hizmet edebiliyor.” dedi.</p>
<p>Science dergisinde 2018 yılında yayımlanan bir araştırmayı hatırlatan Prof. Dr. İrvan, “Bu araştırma, yalan haberlerin gerçek haberlerden 6 kat daha hızlı yayıldığını göstermişti. ‘Bu haber yanlış’ şeklindeki paylaşımların bile yayılım hızına katkı sunduğunu unutmamak gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Algoritma doğruluğu değil etkileşimi ödüllendiriyor</strong></p>
<p>X platformunun algoritmik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. İrvan, sistemin içeriğin doğruluğunu değil, etkileşim potansiyelini öncelediğini söyledi ve “Algoritma, bir bilginin doğru olup olmadığına bakmıyor; aldığı beğeni, yorum ve yeniden paylaşım sayısını önceliyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok paylaşıldığı için tam da platformun sevdiği türden bir içeriğe dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Etkileşim temelli gelir modelinin yanlış bilgiyi teşvik ettiğini belirten Prof. Dr. İrvan, “Benim ‘kırıntı habercileri’ diye tanımladığım bazı hesaplar, yanlış olduğu anlaşılmış haberleri sırf etkileşim almak için tekrar tekrar paylaşmaktan çekinmiyor. Bir haber ne kadar yanlışsa o kadar çok etkileşim alıyor ve gelir getiriyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyayı kapatmak paniği artırır</strong></p>
<p>Kriz dönemlerinde panik ve toplumsal huzursuzluğun önlenmesi için uygulanması gereken iletişim stratejilerine de değinen Prof. Dr. İrvan, sosyal medya platformlarının yavaşlatılmasının ya da erişime engellenmesinin yanlış bir yöntem olduğunu dile getirdi ve “Halk arasında korku ve panik yayılıyor diye ilk önlem olarak sosyal medyayı yavaşlatmak ya da erişilemez hale getirmek en kötü iletişim stratejisidir. Bu uygulamalar tam da paniği artıran bir etki yapar.” dedi.</p>
<p>Doğru yaklaşımın hızlı ve doğru bilgilendirme olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrvan, “Yurttaşları doğrulanmış haber ve bilgileri paylaşmaya teşvik etmek gerekir. Doğru ve sürekli bilgilendirme yapılmazsa söylentiler ve dedikodular devreye girer, dezenformasyona kapı aralanır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Etkileşim vermemek de bir mücadele yöntemidir</strong></p>
<p>Son olarak sosyal medyada yalan haberlerle mücadelenin yollarına değinen Prof. Dr. İrvan, “Bu haberleri paylaşan hesaplara etkileşim vermemek de etkili bir yöntemdir.” dedi.</p>
<p> “Kriz dönemlerinde güvenilir medya ve gazeteci hesaplarını takibe almalı, önümüze düşen haberlere daha kuşku içinde bakmalıyız.” diyen Prof. Dr. İrvan, özellikle belirsizlik dönemlerinde dijital okuryazarlığın hayati önem taşıdığını vurguladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-savasin-ilk-kurbani-daima-gerceklerdir-618170">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Savaşın ilk kurbanı daima gerçeklerdir!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[davranıştan]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Günlük yaşam kalitesini düşüren ve tedavisi geciktirildiğinde  çok daha ciddi sorunlara yol açabilen omuz ağrısının genç yaşlarda da yaygınlaştığını belirten <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift</strong>, “Vücudumuzun en hareketli eklemi olan omzumuzu hatalı davranışlarla hızla yıprandırıyoruz. Eskiden daha çok ağır iş yapanlarda görülen omuz ağrıları, artık gençlerde de çok sık görülüyor. ‘Nasılsa geçer’ deyip tedaviyi geciktirmek ise sorunun çok daha ciddi boyutlara ulaşmasına neden oluyor. Ofiste, masa başında ya da evde bazı pratik egzersizleri yapmak omuzlarımızı sağlıklı ve dinç tutabilirken, bir haftadan daha uzun süren ağrılarda ise doktora başvurmak gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan hatalı alışkanlıkları ve alınması gereken önlemleri anlattı, basit ama etkili 5 egzersizi açıkladı. </p>
<ul>
<li><strong>Doğru oturuş alışkanlığı kazanın</strong></li>
</ul>
<p>Bilgisayar başında çalışırken sırt dik, omuzlar gevşek ve geride olmalıdır. Ekran göz hizasında olmalı, klavye ve mause kullanırken omuzlar yukarı kalkmamalıdır. Uzun süreli kambur duruş, omuz kaslarında gerginlik ve sıkışmaya yol açar.</p>
<ul>
<li><strong>Tek taraflı yük taşımayın</strong></li>
</ul>
<p>Çanta veya poşetleri tek omuzda ya da tek elde taşımak omuz dengesini bozar. Yükü iki kola eşit dağıtmak gerekir. Sırt çantası kullanılacaksa iki askı birlikte takılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Omuz eklemi hareket ettikçe beslenir. Gün içinde en az 2-3 saatte bir omuz çevirme, esneme ve hafif germe hareketleri yapılmalıdır. Masa başında çalışanların kısa molalar vermesi omuz sağlığı için önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Spor öncesi mutlaka ısınma hareketi yapın</strong></li>
</ul>
<p>Isınmadan yapılan spor aktiviteleri, özellikle ağırlık kaldırma egzersizleri omuz tendonlarında yırtıklara yol açabilir. Egzersiz öncesi mutlaka ısınma yapılmalı ve bilinçli program uygulanmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Ağrı uzarsa mutlaka doktora başvurun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısının ‘nasılsa geçer’ denilerek ertelenmemesini, zamanında müdahale edilmeyen problemlerin omuz hareketlerinde kısıtlılık, kas güçsüzlüğü ve kronik ağrıya yol açabildiğini vurgulayarak “Omuz ağrısı bir-iki haftadan uzun sürüyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa ya da kolu kaldırmayı zorlaştırıyorsa ihmal edilmemelidir. Erken dönemde yapılacak muayene ve görüntüleme yöntemleriyle sorunun ilerlemesini engellemek mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Omuz ağrısına yol açan 7 hatalı alışkanlık!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan en yaygın 7 önemli hatayı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Uzun süre bilgisayar başında yanlış oturuş</li>
<li>Sürekli öne eğik telefon kullanımı</li>
<li>Ağır sırt çantası veya tek omuzda taşınan çantalar</li>
<li>Laptop ve dosya çantalarının taşınması</li>
<li>Ağır poşetlerin tek kolla kaldırılması</li>
<li>Hareketsiz yaşam tarzı, düzenli omuz egzersizleri yapmamak</li>
<li>Ani ve bilinçsiz yapılan spor hareketleri</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>İşte basit ama etkili 5 egzersiz </strong></p>
<p>Günlük hayatta 5 egzersizin düzenli yapılmasının, boyun, omuz ve sırt kaslarının çalışmasına yardımcı olacağını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Ancak egzersizler ağrı sınırını aşmadan yapılmalıdır. Şiddetli ağrı, uyuşma veya güç kaybı varsa egzersiz öncesi ortopedi uzmanına başvurulmalıdır” diyor.  Prof. Dr. Çift, basit ama etkili 5 egzersizi şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Omuz germe</strong>: Otururken ya da ayakta dik durarak omuzlarınızı kulaklara doğru kaldırın, geriye doğru çevirerek indirin. 10 kez geriye, 10 kez öne doğru yapın.</li>
<li><strong>Kürek kemiği sıkıştırma</strong>: Omuzlarınızı geriye doğru çekerek iki kürek kemiğini birbirine yaklaştırın. 5 saniye tutun ve gevşetin. 10 tekrar yapın. </li>
<li><strong>Boyun germe</strong>: Çenenizi önce bir omuza değdirip 5’e kadar sayın. Sonra aynı işlemi diğer omuza yapıp hareketleri 10 defa tekrar edin. </li>
<li><strong>Duvar yürüyüşü</strong>: Yüzünüz duvara dönük şekilde durun.        Parmaklarınızı duvarda yukarı doğru “yürütün”. Kolunuzu zorlamadan yukarıya götürün. 5 saniye bekleyin, indirin. 10 tekrar yapın.Bu işlemi duvara yan dönerek de aynı şekilde uygulayın. </li>
<li><strong>Kol sallama</strong>: Hafifçe öne doğru eğilin ve bir elinizi masa ya da sabit bir yere destek olarak dayayın. Diğer kolunuzu serbest bırakın. Kolunuzu küçük daireler çizerek yavaş ve kontrollü şekilde hareket ettirin. Bu hareketleri her iki kola 3 dakika uygulayın.  </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 09:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[Deyim]]></category>
		<category><![CDATA[Deyimler]]></category>
		<category><![CDATA[deyimlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü, Türk Dili Bölümü Öğr. Gör. Selçuk Duman, deyimlerin Türkçedeki yeri, yanlış kullanımların doğurduğu sonuçlar ve dil bilinci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Dilimizde deyimler omurga görevi üstleniyor</p>
<p>Deyimlerin, &#8220;az sözle çok şey anlatma&#8221; sanatının en önemli ve zengin bir yanını temsil ettiğini dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Yüzyılların tecrübesi, neşesi, üzüntüsü ve hayat görüşü, deyimler sayesinde yaşayan kelimelere dökülüp günümüze ulaşmıştır. Uzun uzun anlatılması gereken karmaşık bir ruh halini veya sosyal bir durumu, iki-üç kelimelik bir deyimle özetleyebilmek, insanımızın pratik zekâsını ve dilimizin ifade kabiliyetini gösterir. Bu yönüyle dilimizde deyimler, mecaz ve benzetme anlamlarıyla adeta omurga görevi üstlenmektedir.” dedi.</p>
<p>Deyimlerin bozulması kültürel hafızanın silinmesidir</p>
<p>Deyimlerin yanlış kullanılmasının yalnızca bir “dil hatası” olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Deyimlerin bozulması kesinlikle kültürel ve zihinsel bir kayıptır. Her deyim, arkasında o deyimi doğuran bir hikâye, bir gelenek veya tarihi bir olay barındırır. Deyimi bozduğunuzda, o tarihsel bağı koparmış ve kültürel kodları silmiş olursunuz. ‘Dilsel hata’ deyip geçmek, meselenin ciddiyetini hafife almaktır. Nitekim, kelimeler kaybolduğunda, o kelimelerin taşıdığı ‘dünya görüşü’ de kaybolur.” diye konuştu.</p>
<p>Yanlış bilinen bazı deyimler </p>
<p>Günlük dilde sıkça yanlış kullanılan deyimlere de örnek veren Duman, “Yaygın olanlarını şöyle söyleyebiliriz: ‘Göz var nizam var’ hatalısıdır; doğrusu ‘Göz var izan (anlayış) var’dır. Yine ‘Zürafanın düşkünü, beyaz giyer kış günü’ diye bilinen deyimin aslı ‘Zürefanın (zarif kimselerin) düşkünü’dür. Konunun hayvan olan zürafa ile ilgisi yoktur. ‘Aptala malum olur’ sözü de aslında ‘Abdala (ermiş kişiye) malum olur’ şeklindedir. Bu hatalar, deyimin arka planda yüklendiği bilgi ve gelenek mirasını yok edip, cümleyi anlamsız ve değersiz hale getirebiliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu bir doğal değişim değil, dilin yozlaşması</p>
<p>Deyimlerin zamanla bozulmasının dilin doğal evrimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Dilde doğal değişim ve gelişim vardır ancak deyimlerin bozulması genellikle ‘bilgisizlik’ ve ‘kulaktan dolma kullanım’ kaynaklıdır. Benzetme yönünü anlamadan, kelimenin ses benzerliğine aldanarak yapılan yanlışlar (Safe yerine safa, izan yerine nizam gibi), zamanla yaygınlaşarak doğruyu kovuyor. Bu doğal bir evrim değil, dilin yozlaşmasıdır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Dijital ortam ‘galat-ı meşhur’ üretiyor</p>
<p>Sosyal medya ve dijital platformların dil üzerindeki etkisine de değinen Öğr. Gör. Selçuk Duman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dijital ortam, ‘galat-ı meşhur’ (yaygın yanlış) üretim fabrikası gibi çalışıyor. Yanlış bir kullanım sosyal medyada popüler olduğunda, doğrusunu bilenler bile azınlıkta kalarak insanı ‘acaba ben mi yanlış biliyorum’ şüphesine düşüyor. Dilin standartlarını belirleyen kurumlar yerine, sosyal medya fenomenlerinin dil kullanımı, belirleyici olmaya başlıyor ki bu da Türkçenin kuralsızlaşması riskini ortaya çıkarıyor.”</p>
<p>Deyimlerin anlamını bilmeden kullanmak dile yabancılaşmaktır</p>
<p>Deyimlerin bilinçsiz kullanımının, bireyin kendi diline yabancılaşmasının bir göstergesi olduğunu ifade eden Duman, “Anlamını bilmeden deyim kullanmak, rotasını bilmeden gemi kullanmaya benzer. Bu durumda dil kazaları yapılması kaçınılmaz olur. Dil bilinci, kelimenin sadece sesini değil, ruhunu ve kökünü de bilmeyi gerektirir. Bu bilinç, ezbere ve düşünmeden konuşma yapmaktan insanı korur.” dedi.</p>
<p>Genç kuşak deyimlerin çağrışım dünyasından uzaklaşıyor</p>
<p>Gençlerin deyimlerle kurduğu ilişkiyi de değerlendiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Ne yazık ki zayıf ve kopuk buluyorum. Gençler daha çok düz ve gerçek anlam üzerinden düşünüyor ve konuşuyor. Deyimlerin mecaz ve soyut dünyasına girmekte zorlanıyorlar. Emojilerle veya globalleşmiş İngilizce kalıp ifadelerle duygularını ve düşüncelerini ifade etmeyi tercih ediyorlar. Bu zayıflık ve kopuş durumu gençlerin Türkçenin o zengin çağrışım dünyasından mahrum kalmalarına neden oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Deyimler Türkçenin tadı tuzu</p>
<p>Deyimlere sahip çıkmanın, Türkçenin kimliğini korumak açısından hayati olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Çünkü deyimler, Türkçenin ‘tadı tuzudur’. Bir dili sadece gramer kurallarıyla yaşatamazsınız. Ona tadını, kokusunu ve rengini veren deyimlerdir. Deyimlerine sahip çıkmayan bir dil, zamanla mekanikleşir, bir ‘çeviri diline’ dönüşür ve özgünlüğünü yitirir. Kimliğimizi, mizahımızı ve zekâmızı gelecek nesillere aktarmak istiyorsak, deyimlerimizi doğru öğrenmeli, öğretmeli ve yaygın bir biçimde kullanmalıyız.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkce-deyimlerimiz-tehdit-altinda-611113">Türkçe deyimlerimiz tehdit altında!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sadece meyve veya sıvı ağırlıklı diyetler sağlıklı çözüm sunmuyor</strong></p>
<p>Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetlerin kısa sürede kilo kaybı sağlıyor gibi görünse de vücut için kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmadığını belirten Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetler; vücudun ihtiyaç duyduğu protein, yağ, vitamin ve mineralleri yeterince karşılamaz. Bu diyetler genellikle kısa sürede ağırlık kaybı sağlasa da bu kaybın büyük kısmı yağdan değil; kas dokusu ve sudan olur. Kişi, diyeti bıraktığında ise kaybedilen vücut ağırlığı hızlıca geri alınır. Yani bu yöntemler kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmaz.” dedi.</p>
<p><strong>“Doğal ve temiz” gibi söylemlerle pazarlanması tehlikeli</strong></p>
<p>Bu tür diyetlerin tehlikeli yönünün, “doğal”, “temiz”, “vücudu arındıran” gibi ifadelerle pazarlanması olduğuna işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Özellikle genç ve hızlı sonuç arayan bireyler, bu söylemlere kolayca inanabiliyor. Oysa sağlıklı yaşam; tek bir besin grubuna odaklanmak değil, dengeyi koruyup çeşitliliği sağlamaktır. Yanlış diyetler, sağlıklı yaşam adı altında normalleştirildiğinde, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önü açılabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sadece meyveyle beslenmenin metabolik bedeli ağır</strong></p>
<p>Meyvenin sağlıklı bir besin grubu olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade eden Hatunoğlu, “Sadece meyveyle beslenildiğinde aşırı fruktoz alımı olur, kan şekeri dalgalanır. Aynı zamanda B12, demir, çinko ve esansiyel yağ asitleri gibi hayati besin ögeleri yetersiz alınır. Bu durum halsizlik, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve bağışıklık zayıflığına yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karaciğer sağlığı sessizce bozulabiliyor</strong></p>
<p>Protein ve sağlıklı yağ eksikliğinin karaciğer üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çeken Hatunoğlu, “Protein ve sağlıklı yağlar, metabolik dengenin korunması için gereklidir. Uzun süre bu besinleri almamak, karaciğerde yağ birikimini artırabilir. Özellikle meyve ağırlıklı beslenmede aşırı fruktoz alımı, karaciğerde yük oluşturur ve zamanla yağlanmaya neden olabilir. Bu durum alkol kullanılmasa bile karaciğer sağlığını olumsuz etkileyebilir. Yanlış ve dengesiz beslenme alkol kullanılmadan da karaciğer hastalıklarına, hatta siroza kadar ilerleyen tablolara neden olabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman ‘sessiz’ ilerler; kişi uzun süre belirti hissetmez. Belirtiler ortaya çıktığında ise hastalık genellikle ileri evrededir. Bu yüzden düzenli beslenme ve koruyucu sağlık kontrolleri büyük önem taşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi dengeyle güçleniyor</strong></p>
<p>Tek yönlü beslenmenin, bağışıklık sistemini doğrudan zayıflattığını çünkü bağışıklığın güçlü kalabilmesi için karbonhidrat, protein ve yağların dengeli alınması gerektiğini ifade eden Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Yetersiz protein alımı, bağışıklık hücrelerinin ve antikorların üretimini azaltırken; sağlıklı yağ eksikliği hücre zarlarının yapısını bozarak bağışıklık hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkiler. Aşırı veya dengesiz karbonhidrat tüketimi ise kan şekeri dalgalanmalarına yol açarak vücudun savunma yanıtını zayıflatabilir. Bunun yanında tek tip diyetlerde A, C ve D vitaminleri ile çinko, demir ve selenyum gibi bağışıklık için önemli vitamin ve minerallerin eksikliği sık görülür. Bu mikro besin yetersizlikleri, kişinin daha sık hastalanmasına ve hastalık sonrası iyileşme sürecinin uzamasına neden olabilir; bu nedenle bağışıklık sistemi ancak besin çeşitliliği ve dengeyle güçlü kalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Hollywood diyetlerinin bilimsel karşılığı yok</strong></p>
<p>Ünlü isimler üzerinden pazarlanan diyet programlarının büyük bölümünün bilimsel dayanağı olmadığını belirten Hatunoğlu, “Hollywood diyeti, ünlü diyeti gibi isimlerle sunulan programların büyük çoğunluğunun bilimsel bir temeli yoktur. Sağlıklı kilo vermenin olmazsa olmazı; kişiye özel, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme planıdır. Hızlı kilo değil, kalıcı sağlık hedeflenmelidir. Düzenli öğünler, yeterli protein, sağlıklı yağlar, sebze-meyve dengesi ve hareketli bir yaşam temel yaklaşımlardır. Beslenme bir cezalandırma yöntemi değil, vücudu destekleme aracıdır. Sağlıklı yaşam; yasaklarla değil, dengeyle mümkündür. En doğru yol, bilimsel bilgiye dayalı ve bireye uygun beslenme alışkanlıkları kazanmaktır.” diyerek sözlerine son verdi</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Mantık Günü&#8217;nde Osmangazi&#8217;de Felsefi Buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-mantik-gununde-osmangazide-felsefi-bulusma-606037</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 09:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[felsefi]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[osman]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606037</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi ve Bursa Felsefe Kulübü iş birliğiyle 14 Ocak Dünya Mantık Günü dolayısıyla anlamlı bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-mantik-gununde-osmangazide-felsefi-bulusma-606037">Dünya Mantık Günü&#8217;nde Osmangazi&#8217;de Felsefi Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi ve Bursa Felsefe Kulübü iş birliğiyle 14 Ocak Dünya Mantık Günü dolayısıyla anlamlı bir etkinlik düzenlendi. Her yaştan katılımcının ilgisini çeken programda mantığın gerekliliği ve gündelik yaşamdaki önemi ele alındı.</p>
<p>Şadırvanlı Han Eğitim Akademisi’nde gerçekleştirilen “Mantık Niçin Gereklidir” başlıklı etkinliğe, Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fikret Osman konuşmacı olarak katıldı. Programın moderatörlüğünü ise aynı bölümden Prof. Dr. Metin Becermen üstlendi. Etkinliğe katılanlar, mantığın neden gerekli olduğu, günlük hayatta nasıl kullanılması gerektiği ve bireylerin karşılaştıkları mantık yanlışları hakkında bilgi edinme fırsatı buldu.</p>
<p>“Mantık Yanlışları Bizi Yanlış Yönlere Sevk Eden Akıl Yürütmelerdir”</p>
<p>Dünya Mantık Günü kapsamında mantığın önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fikret Osman, konuşmasında mantık yanlışlarının bireyleri nasıl yanıltabildiğine değindi. Osman, “Mantık yanlışları son derece önemlidir. Hepimiz bilerek ya da bilmeyerek sıkça bu yanlışlara düşebiliyoruz. Bu yanlışlardan nasıl kaçınılabileceğini anlatmaya çalıştım. Mantık yanlışları, özellikle bilinçli olarak bizi yanlış yönlere sevk etmeye çalışan akıl yürütmelerdir. Bir kişi hakkında ön yargı oluşturup ardından onun görüşünü bu ön yargı üzerinden değerlendirmek bir mantık yanlışıdır. Bu durumda bilginin kendisinden uzaklaşılır ve konu farklı bir yöne çekilir. Bunun gibi pek çok hatadan söz etmek mümkündür” ifadelerini kullandı.</p>
<p>“Sosyal Medyada Mantık Yanlışları Yaygın”</p>
<p>Bütün parça ilişkisine dayalı hataların da yaygın olduğuna dikkat çeken Osman, “Gündelik dilde ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan biçimsel hatalar var. Bir takım çıkarımlar ve koşullu önermeler üzerinden yapılan yanlışlar bireyleri yanıltabiliyor. Bütün parça ilişkisine dayalı hatalar yaygın bir parçayı ele alırken bütünün tamamını yansıtmadığı göz ardı ediliyor. Bu tür hatalar, yanlış yargılara ve hatalı değerlendirmelere yol açabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Dil kullanımının önemine de vurgu yapan Osman, “Dilimizin netleşmesi son derece önemlidir. Dili netleştirdiğimizde düşüncemizi de geliştirmiş oluruz. Bu durum, felsefe gibi düşünsel alanlar için büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Programın sonunda Osmangazi Kent Konseyi Genel Sekreteri Mutlu Çınar, Geçmiş Dönem Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Erdem Saker, Bursa Felsefe Kulübü Başkanı Gürkan Kaya tarafından Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fikret Osman’a teşekkür belgesi verildi. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-mantik-gununde-osmangazide-felsefi-bulusma-606037">Dünya Mantık Günü&#8217;nde Osmangazi&#8217;de Felsefi Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[Hpv Aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koruma]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim Ağzı]]></category>
		<category><![CDATA[sandığınız]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahim ağzı kanseri, dünyada en sık görülen ve aslında önlenebilir kanser türlerinden birisidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445">Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim ağzı kanseri, dünyada en sık görülen ve aslında önlenebilir kanser türlerinden birisidir. Bu kanserin en yaygın nedeni olan HPV virüsüne karşı geliştirilen aşı, hem kadınlarda hem erkeklerde etkili koruma sağlayabiliyor. Ancak toplumda hala bu aşıyla ilgili yanlış bilinen birçok bilgi bulunuyor. Bilimsel gerçekler göz ardı edildiğinde, aşı tereddüdü erken koruma şansını ortadan kaldırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, rahim ağzı kanserini önlemek için en önemli iki unsur olan HPV aşısı ve düzenli tarama testleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Rahim ağzı kanseri belirti vermeden de gelişebiliyor </strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virüsü), cinsel yolla bulaşan en yaygın virüslerden biridir. 100’den fazla tipi bulunan HPV’nin bazı türleri siğillere yol açarken, bazıları rahim ağzı kanseri gibi ciddi hastalıklara neden olabilir. Cinsel olarak aktif kişilerin büyük çoğunluğu yaşamları boyunca en az bir kez HPV ile karşılaşır. Enfeksiyonların çoğu bağışıklık sistemi tarafından kendiliğinden temizlenir; ancak bazı yüksek riskli tipler kalıcı hale gelerek kansere yol açabilir.</p>
<p>Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamı yüksek riskli HPV tipleri ile ilişkilidir. Virüs hücrelerde uzun süre kalırsa, yıllar içinde kansere dönüşebilecek hücresel değişiklikler başlar. Bu süreç genellikle belirti vermeden ilerler. Bu nedenle düzenli smear ve HPV testleri hayati önem taşır. Anormal kanama gibi belirtiler erken evrede her zaman olmayabilir ve ancak hastalık ileri evreye ulaştığında ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Basit ve ağrısız bir işlem olan smear ve HPV testlerini ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Kadınların en çok endişe ettiği işlemlerden biri gibi görünse de smear ve HPV testleri kısa, basit ve ağrısız işlemlerdir. Jinekolojik muayene sırasında küçük bir fırça yardımıyla rahim ağzından örnek alınır. İşlem anestezi gerektirmez ve dakikalar içinde tamamlanır. Laboratuvar incelemesiyle hücresel değişiklikler (smear) ve yüksek riskli HPV tipleri araştırılır. Bu testler, kanser belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce hastalığın tespit edilmesini sağlar.</p>
<p><strong>Aşı sonrası da tarama testlerine devam edin </strong></p>
<p>HPV aşısı hem kız hem de erkek çocuklara önerilir. En ideal uygulama yaşı 9–14 yaş arasıdır. Bu dönemde bağışıklık sistemi en güçlü yanıtı verir. Ancak sonraki yaşlarda da aşı yapılabilir. Aşı tedavi edici değil, koruyucu bir etkidedir. Rahim ağzı kanserine neden olan HPV tiplerinin yüzde 90’ından fazlasına karşı koruma sağlar. Ayrıca genital siğil gibi diğer HPV kaynaklı hastalıkların da önüne geçer. </p>
<p>Tek eşlilik, kondom kullanımı ve sigaradan uzak durmak riski azaltabilir; ancak en güçlü koruma HPV aşısı ile sağlanır. Evet, aşı yüksek oranda koruyucudur; ancak aşının içermediği bazı tipler olduğu için düzenli smear ve HPV testleri aşıdan sonra da devam etmelidir. </p>
<p><strong>HPV aşısı hakkında doğru sandığınız 5 yanlış</strong></p>
<p><em><strong>Yanlış 1</strong></em>: HPV aşısı sadece kız çocukları içindir.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Aşı hem kızlarda hem erkeklerde koruyucudur.</p>
<p><em><strong>Yanlış 2:</strong></em> Aşı cinsel yaşam başladıktan sonra yapılmalıdır.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> En etkili dönem 9–14 yaş arasıdır.</p>
<p><em><strong>Yanlış 3:</strong></em> HPV aşısı kısırlık yapar.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Böyle bir etkiyi gösteren hiçbir bilimsel kanıt yoktur. </p>
<p><em><strong>Yanlış 4</strong></em>: Aşı olursam smear ve HPV testine gerek yoktur.</p>
<p><strong>Doğru:</strong> Aşı güçlü koruma sağlar ama içermediği bazı tipler için tarama devam etmelidir. </p>
<p><em><strong>Yanlış 5:</strong></em> Tek eşlilik HPV’den tamamen korur.</p>
<p><em><strong>Doğru:</strong></em> Tek eşlilik riski azaltabilir ama ortadan kaldırmaz. HPV çok yaygındır, en güçlü koruma aşıdır.</p>
<p><strong>Rahim alınmadan tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan rahim ağzı kanserlerinde, rahim koruyucu cerrahi yöntemler uygulanabilir. “Konizasyon” veya “radikal trakelektomi” gibi yöntemlerle sadece kanserli bölge çıkarılır ve rahim korunur. Bu tekniklerle hasta, hem hastalıktan kurtulur hem de gebelik şansını koruyabilir. Ancak bu yöntemler sadece erken evre ve uygun kriterleri karşılayan hastalarda güvenle uygulanabilir. </p>
<p>Tarama sırasında anormal hücreler tespit edildiğinde, “konizasyon” yani rahim ağzından koni şeklinde doku alınması veya elektrik enerjisi ile anormal bölgenin çıkarılması olan LEEP işlemleri yapılabilir. Bu kısa ve güvenli işlemlerle hastalıklı doku temizlenir ve alınan örnek laboratuvarda incelenir. Bu yöntemler çoğu hastada rahmin korunmasına olanak tanır; yani kadınlar ileride anne olma şansını kaybetmez. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hpv-asisi-hakkinda-dogru-sandiginiz-5-yanlis-604445">Hpv Aşısı Hakkında Doğru Sandığınız 5 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yankı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tehdit ve fırsatlarıyla yapay zeka konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın matbaa ve elektrik gibi insanlık üzerinde büyük bir etki yaratmaya başladığını, günlük yaşantının hızla vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini belirterek, yapay zekanın nötr bir araç olduğunu, kullanım amacına göre olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve &#8220;Bıçak gibi, amacında kullanırsan ekmeği kesersin, yoksa birisini öldürürsün. Aynı etkiyi yapay zeka yapıyor.&#8221; Dedi.</p>
<p><strong>Yapay zekanın potansiyel tehlikeleri ve nörolojik etkileri</strong></p>
<p>Yapay zekanın sunduğu olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönlerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, özellikle psikolojik alanda yapay zeka kullanımının risklerini dile getirdi.</p>
<p>&#8220;Yapay zekayı psikolog gibi alıp onlara soru sorup onunla rahatlarsanız bu sizi intihara bile götürebilir.&#8221; diyen Prof. Dr. Tarhan, intihar eğilimi olan bir kişinin yapay zekadan yüksek köprüler hakkında bilgi istemesi örneğini vererek, yapay zekanın niyeti okuyamadığı için yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanlardaki empatik algılama, duygusal okuryazarlık, sosyal ipuçlarını okuma ve soyut düşünme gibi becerilere sahip olmadığını ifade ederek, beyindeki ayna nöronlarının bu tür becerilerde kritik rol oynadığını ve otizm tanısında kullanılan Zihin Teorisi testlerinin yapay zekanın bu eksikliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu yetersizliği nedeniyle psikolojik olarak kırılgan bireylerde zihinsel yanılgılara ve patlamalara yol açabileceğini, hatta &#8220;yapay zeka psikozları&#8221; vakalarının yayınlandığını aktardı.</p>
<p><strong>Dijital bağımlılık ve dopamin tuzağı</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir diğer tehlikeli yönünün dijital bağımlılık olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki dopamin hormonunun rolüne dikkat çekti ve dopaminin &#8220;arzu hormonu&#8221; olduğunu, dijital oyunlar veya yapay zeka kullanımı sırasında dopamin salgılanmasının kişide sürekli bir &#8220;kaydırma etkisi&#8221; oluşturduğunu söyledi. Bu durumun, dopaminin sürdürülebilirlik tuzağına yol açarak kişinin haz alma eşiğini yükselttiğini ve daha çok harcama yapma veya daha çok ilgi gösterme ihtiyacı doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kumar bağımlılığındaki artışın sebeplerinden birinin de bu dopamin birikimi olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Yapay zeka bir araç olarak kullanılmalı, insan yerine geçmemeli</strong></p>
<p>Yapay zekanın bir araç olarak kullanılması asla insanın yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın sunduğu bilgilerin mutlaka bir klinisyen veya uzman tarafından doğrulanması gerektiğini, aksi takdirde yanlış yönlendirmelere yol açabileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapay zekanın empati, niyet okuma ve duygusal rezonans yeteneklerinin olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın insanın hayal dünyasını geçici bir gerçeklik gibi algılamasına neden olabileceğini ve beynin gerçeklik test eden ağını devre dışı bırakabileceğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka konusunda &#8220;direksiyonda biz olursak korkmayalım, ama direksiyonu yapay zekaya kaptırırsak bu bizi şizofreniye sürükleyebilir, yanlış kararlar verdirebilir&#8221; diyerek, bunun bir &#8220;dijital afyon&#8221; haline gelebileceği uyarısında bulundu ve duygusal yönünü kontrol edebilen kişilerin yapay zekanın tuzaklarına düşmeyeceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Yapay zekaya kendini kaptıran kişiler falcılara inanmış gibi hatalara düşebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekanın insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini ve potansiyel tehlikelerini değerlendirerek, yapay zekanın insanda &#8220;uçma duygusu&#8221;, sahte bir rahatlık hissi verdiğini ve bireyleri rüya aleminde gibi hissettirdiğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekaya kendini kaptıran kişilerin rüyalarına veya falcılara inanmış gibi hatalara düşebileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Yapay zeka gerçekliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan yaşamında fiziksel, hayal ve rüya gerçekliklerinin yanı sıra, &#8220;yapay zeka gerçekliği&#8221; adını verdiği dördüncü bir gerçekliğin ortaya çıktığını ifade ederek, bu sanal gerçekliğin artık zihinlerde çok ciddi bir şekilde tasarlanabildiğini ve sorgulamadan bu gerçekliğe inanmanın falcıya inanmak gibi büyük hatalara yol açabileceğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Yankı odası yanılgısı ve yalnızlık paradoksu</strong></p>
<p>Yapay zekanın &#8220;yankı odası yanılgısı&#8221;na dikkat çeken Tarhan, bireylerin dijital ortamda kendi yankılarıyla konuşur gibi yalnızlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, bu durumun &#8220;yalnızlık paradoksu&#8221; nu ortaya çıkardığını, insanların çok sayıda yüzeysel arkadaşa sahip olmasına rağmen derin ve anlamlı ilişkilerden yoksun kaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>Dikkat katili ve zaman tuzağı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın &#8220;dikkat katili&#8221; olduğunu, insanları aynı anda çoklu görevlere yönlendirerek derinleşmeyi engellediğini ifade etti. Beynin kalıcı öğrenmeyi odaklanarak ve derinleşerek gerçekleştirdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekanın bu süreci bozduğunu söyledi. Ayrıca, yapay zekanın &#8220;zaman tuzağı&#8221;nı beraberinde getirdiğini belirten Tarhan, dijital platformların özellikle çocuklar ve gençler için özgürlük değil, esaret anlamına geldiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yapay kimlik ve duygusal zeka eksikliği</strong></p>
<p>Yapay zekanın yeni kimlikler inşa ettirdiğini ve kontrolü yapay zekaya kaptıranların geleceğinin tehlikeli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, duygusal zekanın kişinin kendi duygularını ve karşı tarafın duygularını anlama becerisiyle ilgili olduğunu, yapay zekada bu empatik yeteneğin bulunmadığını vurguladı.</p>
<p>İnsan ilişkilerinde iletişimin yüzde 80&#8217;inin sözlü olmayan (non-verbal) iletişimle gerçekleştiğini, yapay zekanın ise sadece bilgi aktarımı yaparak iletişimin yüzde 20&#8217;lik kısmını kapsadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, ses tonu, mimikler, jestler gibi non-verbal unsurların duygusal aktarımda kritik rol oynadığını ve yapay zekanın bu alanda yetersiz olduğunu dile getirdi.</p>
<p><strong>Yapay zeka ve dijital platformlar &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; i ortaya çıkarabilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, yapay zeka ve dijital platformların &#8220;öğrenilmiş otizm&#8221; ortaya çıkarabileceği uyarısında bulunarak, yapay zekaya aşırı bağımlı kişilerin duygusal ve sosyal iletişim kuramadıkları için otistik bireyler gibi tek bir alanda süperleşebileceklerini, ancak sosyal hayatta yalnız kalacaklarını ifade etti.</p>
<p>Kuşkucu ve paranoid eğilimi olan kişilerin yapay zekaya karşı duydukları korkuya da değinen Prof. Dr. Tarhan, dijital platformlara girilen her bilginin kalıcı olduğunu ve &#8220;dijital iz&#8221; bırakarak ileride kişinin karşısına çıkabileceğini anlattı. </p>
<p><strong>Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız küresel bir olgu</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlığın günümüzün küresel sorunlarından biri olduğunu belirterek, yapay zekanın yanlış kullanımının bu yalnızlığı derinleştirebileceğini vurguladı ve “Kalabalıkta yalnız hissetmek, yapay zekadan bağımsız olarak küresel bir olgu. Buna zayıf bağ etkisi deniyor. İnsan, nörobiyolojik olarak ilişki kurmazsa çatlar; çünkü ilişki kurma, yalnızlığı giderme ihtiyacı biyolojik bir gereksinimdir. Günümüzde birçok kişi bu ihtiyacı dijital alanlarda karşılamaya çalışıyor ama bu sahte bir doyum sağlıyor. Çok sayıda arkadaşlık varmış gibi görünüyor fakat derin ve anlamlı bağlar yok. Bu durumda temel güven duygusu oluşmuyor, kaygı artıyor, yalnızlık ve depresyon kaçınılmaz hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekaya aşırı maruziyet insanı yalnızlık tuzağına sokuyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, stresin kişiden kişiye farklı sonuçlar doğurduğunu belirterek, “Stres altında bazı kişilerde serotonin azalır ve depresyon gelişir. Kimilerinde ise hedef organ midedir; gastrit, ülser çıkar. Başkasında cilt sorunları başlar. Bu farklılık genetik polimorfizme bağlıdır. Ayrıca epigenetik öğrenmeler, yani çevreden gelen etkiler de gen ifadesini değiştirerek kişiyi savunmasız hale getirebilir. Yapay zekaya aşırı maruz kalmak, alışkanlık haline geldiğinde otomatikleşir ve insanı yalnızlık tuzağına sokar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın insanı köleleştirmemesi için “dozaj” vurgusu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Yılan zehirdir ama aynı zamanda ilaçtır. Dozunda kullanılırsa faydalıdır, fazla kullanılırsa zehirler. Yapay zekâ da aynıdır. Yerinde kullanıldığında hedefe ulaşmayı kolaylaştırır, yanlış amaçlarla kullanıldığında ise kişiyi zehirler. Bütün mesele insanın iç disiplinine sahip olması ve kendi duygularını yönetebilmesidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Onaylanma ihtiyacının insanın biyolojik zaaflarından biri olduğuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın kendini sergileme, güzele ilgi duyma, güçlü olma ve sonsuzluk arayışı gibi dört temel biyolojik dürtüsü vardır. Bu dürtüler onaylanma ihtiyacını doğurur. Ancak bu ihtiyaç yanlış kullanıldığında tehdit haline dönüşür. Amerikan Psikoloji Birliği, günde üçten fazla ‘ego tatmini’ paylaşımını narsisizm açısından riskli kabul ediyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka kişiye özel tedavide önemli katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında sunduğu avantajlara da değinen ve kişiye özel tedavilerde önemli bir katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi olarak yapay zeka ile beyin sinyalleri, nörogörüntüleme kayıtları gibi verileri değerlendirip tanıyı kolaylaştırıcı sistemlerin patentini aldık. Bu sayede hata ihtimali azalıyor. Buna precision medicine yani kişiye özel, hassas tıp deniyor. Yapay zeka burada hekimlere ciddi bir destek sunuyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ kullanımında son sözün insanda olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekâ insanın etiketlenmesini azaltabilir, tedavi örneklerini görerek umut duygusunu artırabilir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Direksiyonda ben olacağım, yapay zekâ değil. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda bize hedefimize gitmeyi kolaylaştıran bir teknoloji harikası olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Alınan bilgileri muhakkak doğrulamak gerekiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yapay zekânın kullanımında en büyük riskin doğrulanmamış bilgi ve etik standartların göz ardı edilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Yapay zekayı kullanacaksınız ama aldığınız bilgileri muhakkak konfirme etmek gerekiyor. Yani doğrulamak gerekiyor. Başka bir şekilde ters sorularla tekrar sorgulamakta fayda var.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>22 yaş dönemi kritik eşik</strong></p>
<p>Gençlerin yapay zekâ karşısında daha kırılgan olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarhan, beyin gelişim sürecini hatırlatarak şunları söyledi:</p>
<p>“Çocukluk 18 yaşında yasal olarak bitmiş kabul edilse de beynin sol beyin (rasyonel), sağ beyin (emosyonel) ve ön beyin (yürütücü) bütünlüğü genellikle 22 yaşında tamamlanıyor. Bu döneme olgunluk dönemi denir. 22 yaşına kadar kişiler doğru analiz ve karar verme altyapısında risk altındadır. 22 yaşın üzerinde olup tecrübe birikimine sahip olanlar daha az risk taşır. Yalnız kişiler, depresyondakiler, kaygılılar, aceleci-sabırsızlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olanlar ise yapay zekayla ilişkilerinde çok daha dikkatli olmalıdır. Çünkü duygu regülasyonu yapamayan, sosyal ilişki regülasyonu kuramayan bireyler, yapay zekayı yanlış bir danışman gibi kullanarak hatalı kararlar verebilir.”</p>
<p><strong>Algoritma şeffaflığı olmazsa tehlike büyük</strong></p>
<p>Yapay zekada etik kullanımın en çok teknoloji şirketlerinin sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji firmaları kârı maksimize etmeye göre hareket ederse, etik standartları göz ardı ederse insanlık için büyük tehlike vardır. Muhakkak algoritma şeffaflığı gerekiyor. Gizli algoritmalarla kişiler yönlendirildiğinde en büyük risk ortaya çıkıyor. Şu anda küresel ölçekte bu konuda regülasyon yok ama er geç olacak, olmak zorunda. Çünkü algoritmalar şeffaf değilse insanları yanlış yönlendirebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zeka ödev yapmasın</strong></p>
<p>Üniversite senatosunda yapay zeka konusunu gündeme aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, eğitimdeki yaklaşımı şöyle aktardı:</p>
<p>“Yapay zekanın yasaklanmasını yasaklayalım dedik. Çünkü yapay zeka hayatımıza girdi. Öğrenci yapay zekadan bilgi alabilir ama kendi yorumunu katarak sunmalıdır. Hocalar da bu alanda kendini geliştirmelidir. Yapay zeka roman yazamaz ama bir taslak verebilir, asist edebilir. Eğer öğrenci yapay zekadan aldığı bilgiyi kendi düşünceleriyle geliştirirse, bu hem intihali önler hem de öğrenmeyi kolaylaştırır.”</p>
<p><strong>Asistan olmalı, kaptan olmamalı!</strong></p>
<p>Yapay zekanın rolüne değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zeka bizim asistanımız olmalı kaptanımız olmamalı. Onu destek mekanizması olarak kullandığımızda hedefimize gitmeyi kolaylaştırır ama direksiyon her zaman insanda olmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-yapay-zeka-yanki-odasi-etkisi-yapar-600784">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Yapay zeka yankı odası etkisi yapar&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016">Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor. Bu nedenle günümüzde artık genç yaştan itibaren sağlıklı yaş alma yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya</strong> “Sağlıklı yaş almak, artık yalnızca ileri yaşların değil, gençlerin hatta ergenlerin de sorumluluğudur. Artık hasta olmamak için değil, sağlıklı kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Bugüne dek bilinen doğrular son dönemde tamamen değişti; çağımızda kişiye özgü, bütüncül bir yaklaşım gerektiği anlaşıldı. Yani sağlıklı yaş almak bir orkestra gibidir; gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsi uyum içinde çalışmalıdır” diyor. Sağlıklı yaş almak için bazı bildiklerimizi unutmamız gerektiğini vurgulayan Dr. Küçükkaya, sağlıklı yaş almada doğru bilinen yanlışları ve yeni yaklaşımları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>SU TÜKETİMİ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 2 litre su içmelisiniz: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Su ihtiyacı kişiye ve güne göre değişir. Günlük su tüketimi; kilo, cinsiyet, yaşam tarzı ve kronik hastalığa göre kişiye özgüdür. Sabit bir şekilde günde 2 litre (8 bardak) su içmek herkese uygun değildir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük su ihtiyacı ortalama 2-3 litre arasında değişebilir ancak böbrek hastalığı, kalp yetmezliği gibi diğer durumlarda bu miktar tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişinin su tüketim planı da doktor tarafından belirlenmelidir. İdrar rengi yeterli su tüketiminde çok önemli bir göstergedir. İdrar açık renk olmalıdır, koyu ise yeterli su içilmemiş demektir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>UYKU</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 7-8 saat uyumak şarttır: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Uyku ihtiyacı kişiye, yaşa ve yaşam tarzına göre değişir. Kimileri 5 saat uyuyarak dinç uyanırken, kimileri 9 saate ihtiyaç duyar. Önemli olan erken yatmak ve 7-8 saat uyumak değil, uykuda olunan saatler ve uykunun kalitesidir. 22:00- 06:00 saatleri arasında vücut kendini yeniler, metabolizma, hücre onarımı, yağ yakımı ve bağışıklık bu süreçte güçlenir. O nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmak gerekir. Dr. Küçükkaya “Ayrıca horlama, uyku apnesi gibi sorunlar sağlıklı uyku döngüsünü bozduğu için mutlaka tedavi edilmelidir. Doğru saatte, doğru oksijenle kesintisiz uyumak, kronik hastalıkların riskini de azaltır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>EGZERSİZ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Günde 10 bin adım atmak idealdir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Yapılan araştırmalar; 10 bin adımın herkese uygun olmadığını gösteriyor. Hedef; yaşa, cinsiyete, kiloya, sağlık durumuna ve kapasiteye göre kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir hareket hedefleri koymaktır. Dr. Küçükkaya “Protezi olan birine 10 bin adım önerilemez, düşme riski olan yaşlıya yoğun tempo koşu yaptırılamaz. Kimine günde 5 bin-7 bin adım gibi daha düşük ama düzenli aktivite, kimine 5-6 km koşu uygundur. Açık havada, bol oksijenli alanlarda yürüyüş beden ve ruh sağlığını birlikte destekler. Derin nefes egzersizleri, esneme hareketleri ve kültür-fizik çalışmaları da çok önemlidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>BESLENME</strong></li>
</ul>
<p><strong>Sağlıklı beslenmek kalori kısmak demektir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sağlıklı beslenme doğru besinleri, doğru zamanda ve dengede tüketmektir. Sürekli kalori kısıtlamak metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybı ve hücresel yıpranmaya yol açar. Dr. Küçükkaya “25 yaşındaki bir genç ile 45 yaşındaki bir kadının beslenme gereksinimleri farklıdır. Diyabeti olanla olmayan, erkek ile kadın, aktif yaşam süren ile masa başı çalışan aynı beslenme planını uygulayamaz. Bilimsel çalışmalarda en sağlıklı model olarak öne çıkan Akdeniz tipi beslenmeye geçilmelidir. Paketli gıda, işlenmiş ürünler, asitli ve şekerli içecekler ile fast food tüketimden kaçınılmalı, mevsim sebze ve meyveleri tüketilmelidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>VİTAMİN TAKVİYESİ</strong></li>
</ul>
<p><strong>Her gün vitamin takviyesi almak gençleştirir: YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Vücutta eksik olan vitamin tamamlandığında işe yarar, fazlası ise zarar verir. Dr. Küçükkaya şöyle konuşuyor: “Hücresel gençliği artıran şey dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Omega, magnezyum, çinko vb vitamin ve mineral takviyelerinin vücutta yeterli düzeyde olması önemlidir ancak bu takviyeler kandaki değerlere göre doktor tarafından tahliller yapıldıktan sonra belirlenmelidir. Ayrıca ‘doğal’ veya reçetesiz satılıyor diye tüm takviyeler güvenli demek değildir. Gelişigüzel vitamin kullanmak karaciğer/böbrek hasarı, ilaç etkileşimleri veya yanlış test sonuçlarına hatta organ yetmezliğine yol açabilir.” </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Düzenli doktor takibi çok önemli</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, sağlıklı yaş almanın bir orkestra gibi olduğunu, gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsinin uyum içinde çalışması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Tüm sürecin koordinasyonu için düzenli tahlil, tarama ve kontrol şarttır. Genetik altyapıdan kaynaklanabilecek hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları vb) artık çok genç yaşta tespit edilebiliyor. Kontroller aksatılmamalı, kullanılan ilaçlar doktor önerisi olmadan kendi kendine bırakılmamalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-yas-almaya-genc-yasta-baslanmali-600016">Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Acil Sağlık Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Durumlarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ihbarlarla]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[paramedikler]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yükü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, 1–7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası dolayısıyla yaptığı değerlendirmede acil sağlık hizmetlerinin önemine ve paramediklerin sahadaki kritik rolüne dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920">Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, 1–7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası dolayısıyla yaptığı değerlendirmede acil sağlık hizmetlerinin önemine ve paramediklerin sahadaki kritik rolüne dikkat çekti.</p>
<p><strong>Acil sağlık hizmetlerinde nitelikli insan gücü hedefleniyor</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, İlk ve Acil Yardım Programı’nın amacını anlatırken, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“İlk ve Acil Yardım Programı; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin etkin bir şekilde verilmesini sağlamak amacıyla eğitim veren bir ön lisans programıdır. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı olarak amacımız; hastalık ve kaza sırasında hasta ve yaralılara temel ve ileri yaşam desteği yapabilen, her türlü travma ve acil yaklaşım gerektirecek durumlarda acil tıbbi müdahaleleri uygulayabilen, hasta ve yaralıların güvenli bir şekilde hastaneye transferini sağlayabilen, acil durumlarda diğer sağlık personelleri ve ilgili kişilerle etkili iletişim kurabilen, takım çalışmasına uyumlu, alanıyla ilgili sorunları tanımlayan ve çözüm önerileri geliştirebilen, çağdaş, insan odaklı, etik ilkelere öncelik veren, bilim ve teknolojik gelişmeleri takip eden, bilgili ve donanımlı sağlık personelleri yetiştirmektir.”</p>
<p><strong>Acil sağlık personelinde olmazsa olmaz yeterlilikler</strong></p>
<p>Mezunlardan beklenen yetkinlikleri sıralayan Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, “Hayatı tehdit eden durumları erkenden tanıyabilme, gerekli ilk ve acil müdahaleyi uygun şekilde yapabilme, hastayı stabilize ederek güvenli bir şekilde transferini sağlayabilme, acil ekipmanları ve teknolojiyi etkin kullanabilme, hızlı karar verebilme, sakin ve profesyonel davranabilme ve etkili iletişim kurabilme mezunlardan beklenen yetkinliklerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Acil durumlarda paramediklerin rolü vazgeçilmez…</strong></p>
<p>Paramediklerin giderek artan rolünü değerlendiren Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, şunları söyledi:</p>
<p>“Acil sağlık hizmetleri sunumunda aktif olarak görev yapan paramediklerin rolü gün geçtikçe daha kritik ve vazgeçilmez hale gelmektedir. Artan nüfus ve şehirleşme ile artan acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç bu nedenlerin başında gelmektedir. Acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç tek bir hasta veya olay üzerinden olabileceği gibi, toplu olaylar ve afetler gibi durumlardan kaynaklı da olabilmektedir. Sağlık alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerden dolayı sağlık hizmetlerinden beklentiler de artmaktadır. Acil durumlarda hızlı müdahale ve altın saatlerin öneminden ötürü paramedikler vazgeçilmez roldedirler.”</p>
<p><strong>Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, sektörde paramediklerin karşılaştığı zorluklara da dikkat çekerek, “Paramediklerin karşılaştığı sorunlar; iş yükü, uzun çalışma saatleri, şiddet olayları ve güvenlik problemleri, fiziksel ve psikolojik yıpranma, bulaş riski, yanlış ihbarlar, ambulansın olay yerine veya hastaneye erişim sorunları, atanma ve iş bulma sorunlarıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yapay zeka acil sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olacak</strong></p>
<p>Acil sağlık hizmetlerinin geleceğine ilişkin öngörülerini paylaşan Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, “Gelişen bilişim sisteminin acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesine katkı sağlaması, yapay zeka ve teknolojinin acil bakımın standart bir parçası olması” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920">Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:28:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[açık]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştirel Düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[halka]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Seminerler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği yeni projesiyle dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993">Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi, toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonu çerçevesinde hayata geçirdiği yeni projesiyle dikkat çekiyor. Her Çarşamba saat 20.00’de çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek olan ve 8 hafta sürecek seminer dizisi, 19 Kasım 2025 tarihinde başladı. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu ve programı eksiksiz takip edenlere &#8220;Dijital Katılım Sertifikası&#8221; nın verileceği seminer dizisi, eleştirel düşünmeden dijital görgü kurallarına, Türk dizilerinin sosyolojik okumasından bilinçli tüketiciliğe kadar geniş bir yelpazede uzman akademisyenleri halkla buluşturuyor.</p>
<p><strong>Seminer dizinin ilk konusu eleştirel düşünme becerileri</strong></p>
<p>Seminer dizisinin açılışını yapan Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim (İngilizce) Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, &#8220;Eleştirel Düşünme Becerileri: Zihnimizin Tuzaklarını Tanımak&#8221; başlıklı sunumunda,<strong> </strong>bilgi kirliliğinin yoğun olduğu günümüzde hayati bir önem taşıyan &#8220;Eleştirel Düşünme&#8221; kavramını derinlemesine ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, bu kavramın sadece bir zeka göstergesi değil, öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri seti olduğunu belirterek, “Eleştirel düşünme, en basit tanımıyla insanın kendi düşüncesi üzerine düşünmesi ve bu eylem üzerine eleştirel bir bakış açısı kazanmasıdır. Yaşamımızın her alanında, kendi düşünce sistemlerimiz üzerine doğru akıl yürütme süreçlerine dayanan analizler yapabilmektir. Eleştirel Düşünme Derneği’nin de belirttiği gibi, bu bir eylem rehberidir. Gözlem, deneyim ve iletişim yoluyla edindiğimiz bilgileri etkin bir biçimde analiz etme yöntemidir. Ancak bu noktada kabul etmemiz gereken ilk gerçek şudur: İnsan düşüncesi kusurlu olmaya yatkındır.” dedi.</p>
<p><strong>Kendi düşüncemiz zannettiğimiz fikirler aslında öğrenilmiş kabuller</strong></p>
<p>İnsanların doğdukları andan itibaren aile, çevre, eğitim sistemi ve medya gibi unsurların etkisiyle şekillendiğini ifade eden Doç. Dr. Pehlivan, çoğu zaman kendi düşüncemiz zannettiğimiz fikirlerin aslında öğrenilmiş kabuller olduğunu söyledi.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, “Kültür, içine doğduğumuz andan itibaren gündelik yaşam pratiklerimizi belirler. Biz bunları sorgulamadan alışkanlığa dönüştürürüz. Eleştirel düşünür olabilmek için öncelikle bu içselleştirilmiş kabulleri fark etmemiz, otoritelerden bağımsız düşünebilmemiz ve kanıta dayalı karar verme mekanizmasını çalıştırmamız gerekir. Kendi kültürümüze, kendi düşünme sistemimize, kendi alışkanlıklarımıza eleştirel bir gözle, sorgulayıcı bir gözle bakabilmeyi başarmak, aynı zamanda şu da demek; kendi toplum ve kültürümüze ait olmayan ve yaşam pratikleri açısından bizden uzak olan toplum ve kültürleri ve bu kültürlerde yetişmiş olan insanları da anlayabilmek ve o kültürlere karşı da bir aslında anlayış ve nesnel bir bakış gerektirebilmek demek. Dolayısıyla aslında insanlar arasındaki din, dil, kültür gibi birtakım farklılıklar adil ve tarafsız düşünmemize engel olmamalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Rasyonel düşünmenin önündeki engeller Egosentrizm ve Sosyosentrizm</strong></p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, rasyonel düşünmeyi engelleyen en temel iki eğilimin ‘Ben Merkezcilik’ (Egosentrizm) ve ‘Grup Merkezcilik’ (Sosyosentrizm) olduğunu, ben merkezciliğin, kişinin her koşulda kendi çıkarını ve haklılığını ön plana alma çabası olduğunu kaydederek, “İnsan, kendi inançlarını sürdürmek için bazen tutarsız ve irrasyonel davranabilir. Ben merkezci tavırda amaç, nesnel ve doğru bilgiye ulaşmak değil, kendi düşüncesini haklı çıkarmaktır. Bu yüzden kişi, kendisini doğrulayan kanıtları görürken, fikrini çürüten delilleri görmezden gelir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Grup merkezciliğin (Sosyosentrizm) ise toplumsal kutuplaşmaların temelinde yattığına dikkat çeken Doç. Dr. Pehlivan, “İçinde bulunduğumuz grup; bu bir millet, bir futbol takımı veya bir siyasi parti olabilir, bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu dikte eder. Kendi grubumuzun hatalarını örtbas ederken, karşı grubun hatalarını mercek altına alırız. ‘Biz iyiyiz, onlar kötü’ kabulüyle hareket ederiz. Oysa eleştirel düşünce, ‘Başka bir toplumda doğsaydım aynı değerlere sahip olur muydum?’ sorusunu sorabilmeyi gerektirir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bilimsel bilgi yanlışlanabilir olmalı</strong></p>
<p>Bilimsel görünümlü ancak bilimsel temelden yoksun olan “Sahte Bilimler” (Pseudoscience) konusuna da değinen Doç. Dr. Pehlivan, astroloji, fal ve bazı spiritüel inançların işleyiş mekanizmalarını anlattı ve “Sahte bilimler, bilimsel olduklarını iddia ederler ancak hipotezlerini çürütülmeye karşı korumalı olarak kurarlar. Oysa bilimsel bilgi yanlışlanabilir olmalıdır. ‘Evrenden iste, olsun’ gibi yaklaşımlarda, istediğiniz gerçekleşmediğinde ‘Yeterince istemedin’ denilerek suç bireye atılır. Bu döngüsel bir mantık hatasıdır.” dedi.</p>
<p>İnsanların fallarda veya burç yorumlarında kendilerini bulmalarının sebebinin “Barnum Etkisi” olduğunu dile getiren Doç. Dr. Pehlivan, “Size ‘Dışarıdan sert görünüyorsunuz ama içiniz çok duygusal’ dendiğinde bunu kabul edersiniz. Çünkü bu, hemen herkes için geçerli olabilecek genel bir ifadedir. İnsanlar belirsizlikten hoşlanmaz ve anlam bulmaya isteklidir. Bu yüzden gerçekleşen tek bir tahmini hatırlar, gerçekleşmeyen otuz tahmini unuturuz. Buna da ‘Seçici Düşünme’ diyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mantık hatası taşıyan akıl yürütmeleri neler?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, eleştirel düşünme disiplininin en önemli başlıklarından biri olan mantık hatalarını (logical fallacies) ele alarak, &#8220;Yanlış akıl yürütme süreçleri, argüman oluştururken, bir fikri savunurken, bir sav ortaya atarken yaptığımız mantıksal yanılgıların genel adıdır. Doğru olarak gerekçelendirilmemiş, doğru öncüller üzerine kurulmamış veya hatalı ya da eksik bir akıl yürütmeyle şekillenmiş argümanlar bu başlık altında değerlendiriliyor. Bu mantık hatası taşıyan akıl yürütmelerin bazı türleri hem günlük hayatımızda hem de medyada, siyasette çok fazla karşımıza çıktığı için belirli isimlerle adlandırılmış ve tanımlanmışlar.” diye konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, konuşmasında en yaygın görülen yanlış akıl yürütme biçimlerini şu başlıklar altında detaylandırdı:</p>
<p><strong>Fikri değil, kişiliği hedef almak: “Ad Hominem&#8221;</strong></p>
<p>Tartışmalarda en sık karşılaşılan hatalardan birinin kişiyi karalama olduğunu belirten Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Ad Hominem, bir insanın fikirlerini, bakış açısını, o insanın kişiliğine ya da sahip olduğu karakter özelliklerine saldırarak eleştirmeye çalışmayı ifade eder. Karşıdaki kişinin fikrini yanlışlamaya çalışırken doğru gerekçeler sunmak yerine, o fikirle ilgisiz olan ama o kişinin kişiliğine saldırı içeren argümanlar kullanmaktır. Örneğin, yabancı bir ekonomi profesörü ülkemiz ekonomisi ile ilgili bir yorum yapmış olsun. Birisi, &#8216;O profesörün görüşleri çok saçma çünkü o bir yabancı&#8217; derse, bu Ad Hominem olur.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sözleri çarpıtmak: “Çöp Adam (Straw Man) yanılgısı&#8221;</strong></p>
<p>Karşı tarafın argümanını zayıflatmak için sözlerinin kasten çarpıtılmasına &#8220;Çöp Adam&#8221; yanılgısı dendiğini ifade eden Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Burada karşı tarafın argümanını karikatürize ederek ve abartılı yorumlar kullanarak saptırmaktan bahsediyoruz. O fikri çarpıtmak ve saldırıya daha açık hale getirmek anlamına geliyor. Örneğin birisi, &#8216;Sosyal medya dikkat süresini kısaltıyor&#8217; dediğinde, karşı taraf &#8216;Ne yapalım yani hiç sosyal medya kullanmayalım mı? Teknolojiden tamamen uzak mı duralım, mağaraya mı dönelim?&#8217; cevabını veriyorsa bu bir Çöp Adam yanılgısıdır. Çünkü ilk kişi teknolojiyi reddetmeyi önermemiş, sadece bir gözlemi aktarmıştır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Sıralamayı nedensellik sanmak: “Post Hoc&#8221;</strong></p>
<p>Olayların oluş sırasının her zaman bir neden-sonuç ilişkisi doğurmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Post Hoc&#8221; yanılgısını şu sözlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bu, zamansal olarak ardışık olan iki olay arasında, sadece biri daha önce diğeri daha sonra gerçekleştiği için nedensel bir ilişki varmış gibi davranmaktır. Sonradan olan, daima öncekinin sonucudur şeklindeki yanlış inançtır. Oysa her şey bir şeyden sonra olur. Her sabah evden çıktığımda karşıdaki okulun zili çalıyor olabilir. Ama okulun zilinin çalması ben dışarı çıktığım için gerçekleşmiyor.&#8221;</p>
<p><strong>Küçük örneklerden büyük genellemeler</strong></p>
<p>Bilimsel geçerliliği olmayan az sayıda örnekle genelleme yapmanın tehlikelerine değinen Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Burada savunulan bir iddianın desteklenmesi için az sayıda örnek üzerinden istatistiksel sonuçlara ulaşma söz konusudur. Örneğin, &#8216;Bizim ailede herkes çok tatlı yer ama kimse şeker hastası olmadı, o yüzden tatlının şeker hastalığı yaptığına inanmıyorum&#8217; demek, küçük sayılarla istatistik hatasıdır. Sadece bizim ailemiz veya arkadaş çevremiz toplumun genelini temsil etmeyebilir. Bu tür genellemeler genellikle yanlış çıkar.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Doğada var olan durumların toplumsal ahlak veya doğruluk için mutlak bir ölçüt olamayacağını da vurgulayan Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;Bir şeyin doğal olduğu için iyi ve geçerli olduğunu öne sürmek, hatalı bir akıl yürütmedir. Doğadaki olgular bize iyi, doğru veya ahlaki olanı vermez; değer içermezler. Örneğin, bebeğin ilk besini anne tarafından karşılanıyor diye çocuk bakımının her zaman ve sadece annenin sorumluluğunda olması gerektiği iddiası, biyolojik bir olgudan değer çıkarmaya çalışmaktır. Doğada hayvanların yaşam biçimlerini aynen alıp insan yaşamına uygulayamayız. Ayrıca doğal olan her şey insana iyi gelmez; doğada zehirli bitkiler de vardır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Korelasyon ile nedensellik aynı şey değil</strong></p>
<p>İstatistiksel verilerin yorumlanmasında sıkça yapılan hatalardan biri olan korelasyon ve nedensellik karmaşasına da değinen Doç. Dr. Pehlivan, &#8220;İki değişken arasında korelasyon (ilişki) var diye her zaman neden-sonuç ilişkisi olduğunu düşünemeyiz. &#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Doç. Dr. Pehlivan, bir fikri sadece bir otorite söylediği için veya çoğunluk yaptığı için doğru kabul etmenin de birer mantık hatası olduğunu belirterek, &#8220;Herhangi bir alanda otorite sahibi bir kişinin ifade ettikleri, tek başına bir fikrin doğruluğunu kanıtlamak için yeterli değildir. &#8216;Çoğunluk yapıyorsa doğrudur&#8217; yanılgısı da tehlikelidir. Bir şeyi çoğunluğun yapıyor olması, onun doğru veya etik olduğunu göstermez.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p>Doç. Dr. Bahar Muratoğlu Pehlivan, sunumunun son bölümünde günlük hayatta ve tartışmalarda sıkça düşülen &#8220;İspat Yükü / Cehalete Başvurma&#8221; ve &#8220;Döngüsel Nedensellik&#8221; yanılgılarını da işaret ederek, &#8220;İspat Yükü ve Cehalete Başvurma&#8221; (Appeal to Ignorance) olarak adlandırılan yanılgının, henüz kanıtlanmamış bir konunun, tersi ispatlanamadığı için doğru kabul edilmesi durumu olduğunu, &#8220;Döngüsel Nedensellik&#8221; (Circular Reasoning) yanılgısının da bir argümanın doğruluğunu, yine o argümanın kendisine dayandırarak ispatlamaya çalışmak olduğunu sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Seminer Dizisi 8 Hafta Sürecek</strong></p>
<p>Programın ilerleyen haftalarında ele alınacak öne çıkan başlıklar ve konuşmacılar ise şöyle:</p>
<p>“3 Aralık Çarşamba 2025 tarihinde Radyo, Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Doç. Dr. Esennur Sirer, ‘Türk Dizilerini Okumak: Kültür ve Temsiller’ başlıklı seminerinde, Türk dizi sektörünün kültürel kimlik oluşumundaki rolünü ve uluslararası pazardaki ekonomik etkilerini değerlendirecek. İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 17 Aralık Çarşamba 2025’teki sunumunda, dijital çağda saygılı ve etik iletişimin temelleri olan Netiket’i ele alacak; siber zorbalık ve çevrimiçi çatışmaların önüne geçmenin yollarını tartışacak. 24 Aralık Çarşamba 2025’te Doç. Dr. Özge Uğurlu Akbaş, ‘Etkili İletişim’ semineriyle beden dili, empati kurma ve çatışma çözümü becerileri üzerinden kişisel markayı geliştirme yöntemlerini aktaracak. Reklamcılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Özgül Dağlı, 7 Ocak Çarşamba 2026’da ‘Bilinçli Tüketici Olmak’ başlığı altında, 502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde tüketicilerin haklarını ve mantıklı alışverişin püf noktalarını paylaşacak.”</p>
<p><strong>Görsel sanat ve kent kültürü inceleniyor</strong></p>
<p>Seminer dizisinde medya ve iletişim alanının farklı disiplinlerine de yer veriliyor. 21 Ocak 2026’da Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül ile &#8220;Tasarım Okumaları&#8221; seminerinde, reklam görselleri üzerinden vaka analizleri yaparak tasarımların toplumsal bilinç ve algı üzerindeki etkilerini inceleyecek. 4 Şubat 2026 tarihinde ise Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cem Tutar, &#8220;Kent Okumaları: Kentsel Mekân ve Mahalle Kültürü&#8221; semineriyle, kentsel dönüşüm süreçleri çerçevesinde değişen mahalle yaşantısını ve mekân-insan ilişkisini ele alacak.</p>
<p>Seminerler dizisi, 11 Şubat 2025’te Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın sunacağı &#8220;Yurttaş Haberciliği&#8221; semineriyle sona erecek. Prof. Dr. İrvan, dijital teknolojilerle haber üretimine katılan yurttaşların rolünü, bu olgunun etik ilkelerini ve geleneksel gazetecilikten farklarını açıklayacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halka-acik-cevrimici-seminerler-dizisi-basladi-592993">Halka açık çevrimiçi seminerler dizisi başladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 16:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotik Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[Antimikrobiyal]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Faruk Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592574</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır” uyarısında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574">Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır” uyarısında bulundu. Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü de antimikrobiyal direncin yayılımının azaltılmasında aşıların rolüne dikkat çekerek “Aşılar, birçok enfeksiyonu önleyerek, antibiyotik kullanımını azaltmakta, ilaca dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkmasını ve yayılmasını yavaşlatmaktadır” dedi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Faruk Aydın ve İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Ünlü, 18-24 Kasım Antibiyotik Farkındalık Haftası dolayısıyla yaptıkları açıklamada gereksiz antibiyotik kullanımının zararlarına dikkat çekti.</p>
<p>Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı pek çok risk doğuruyor</p>
<p>Antimikrobiyal direncin dünya genelinde hızla büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Faruk Aydın, “Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı, bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açarak hem tedavi süreçlerini uzatmakta hem de ciddi hastalık ve ölüm riskini artırmaktadır. Antibiyotik Farkındalık Haftası, doğru antibiyotik kullanımını teşvik etmek, toplumda farkındalık oluşturmak ve sağlık çalışanlarının bu konuda ortak bir yaklaşım benimsemesini sağlamak amacıyla her yıl 18–24 Kasım tarihleri arasında kutlanmaktadır” dedi.</p>
<p>Antibiyotik direnci, rutin enfeksiyonların tedavisini zorlaştırabilir</p>
<p>Antimikrobiyal direncin yol açabileceği risklere dikkat çeken Prof. Dr. Faruk Aydın, “Antibiyotik direnci, gelecekte rutin enfeksiyonların bile tedavisini zorlaştırabilir. Yanlış antibiyotik kullanımı; ishal, alerjik reaksiyonlar ve organ hasarı gibi ciddi yan etkilere yol açabilir. Antibiyotikler yalnızca bakteriyel enfeksiyonlarda etkilidir; grip, soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlarda etkili değildir. Direncin yayılması, sadece bireyi değil tüm toplumu etkiler” uyarısında bulundu.</p>
<p>Antibiyotik kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar!</p>
<p>Antibiyotiklerin doğru kullanımı için yapılması gerekenlere değinen Prof. Dr. Faruk Aydın, “Antibiyotikleri yalnızca hekim reçetesiyle kullanın. Kendi kendinize antibiyotik başlamayın. Reçete edilen ilacı önerilen süre ve dozda kullanın. Evde kalan antibiyotikleri tekrar asla kullanmayın veya başkalarıyla paylaşmayın. Enfeksiyonlardan korunmak için el hijyeni, aşılanma ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarına önem verin. Ayrıca bu savaşta yeni yaklaşımın, aşıların uygun şekilde kullanımı olduğunu unutmayın” diye konuştu. </p>
<p>Aşılar antimikrobiyal direncin yayılımının azalmasında etkili oluyor</p>
<p>Antimikrobiyal direncin yayılımının azaltılmasında aşıların önemli bir rolü olduğunu belirten Doç. Dr. Özge Ünlü, “Aşılar, birçok enfeksiyonu önleyerek, antibiyotik kullanımını azaltmakta, ilaca dirençli mikroorganizmaların ortaya çıkmasını ve yayılmasını yavaşlatmaktadır. Bu nedenle aşılar antimikrobiyal direncin yayılımını azaltmaya yönelik müdahalenin önemli bir parçasıdır” dedi.</p>
<p>Aşılama sayesinde ölüm oranları azalacak</p>
<p>Aşılama sayesinde antimikrobiyal direnç ilişkili ölüm, hastane maliyeti ve üretkenlik kaybının önemli ölçüde azalacağını belirten Doç. Dr. Özge Ünlü, “Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki dünya çapında mevcut aşılar uygun şekilde uygulanır ve küresel aşılama yüzde 90&#8217;a ulaşırsa antimikrobiyal direnç ilişkili 106 bin ölümün, yıllık 861 milyon dolar hastane maliyetinin, yıllık 5,9 milyar dolar üretkenlik kaybının ve yıllık 142 milyon günlük doz antibiyotik kullanımının önüne geçmek mümkün” dedi.</p>
<p>Antibiyotik direncinin yayılmasını durdurmak mümkündür</p>
<p>Prof. Dr. Faruk Aydın ve Doç. Dr. Özge Ünlü, duyuruyu şu mesajla tamamladı: “Toplum, sağlık çalışanları ve karar vericiler birlikte hareket ettiğinde antibiyotik direncinin yayılmasını durdurmak mümkündür. Bu hafta, bilinçli antibiyotik kullanımına dikkat çekmek ve geleceğimizi korumak için bir fırsattır. Sağlığımız için el ele: Gereksiz antibiyotik kullanımına hayır!”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gereksiz-ve-yanlis-antibiyotik-kullanimina-dikkat-592574">Gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 07:37:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altı]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[estetikte]]></category>
		<category><![CDATA[merdiven]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında düzenlediği farkındalık seminerinde estetik cerrahi alanındaki yanlış bilinen uygulamaları ve doğru yaklaşımları gündeme taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605">Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><b><span>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında düzenlediği farkındalık seminerinde estetik cerrahi alanındaki yanlış bilinen uygulamaları ve doğru yaklaşımları gündeme taşıdı. Merdiven altı estetik uygulamaların sağlık açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekilen seminerde, bilinçli ve güvenli karar verme süreçlerinin önemi vurgulandı.</span></b></span></span></p>
<p><span><span>Beylikdüzü Belediyesi, halk sağlığı günleri kapsamında vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik eğitim ve farkındalık seminerlerine devam ediyor. Bu kapsamda Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Aynadaki Yansımam – Estetik Konusunda Doğru Bilinen Yanlışlar” başlıklı farkındalık semineri düzenlendi. Seminerde, estetik cerrahi alanında toplumda sıkça karşılaşılan yanlış bilgiler ve doğru yaklaşımlar ele alındı. Programın konuşmacısı Doç. Dr. Fatma Bilgen Bekerecioğlu, katılımcılara estetik cerrahinin tanımı, kapsamı ve bilimsel temellere dayalı uygulamalar hakkında önemli bilgiler aktardı.</span></span></p>
<p><span><span><span><b>“İnsan sağlığı bu kadar ucuz olmamalı”</b></span></span></span></p>
<p><span><span>Bekerecioğlu, özellikle toplumda yaygın olan yanlış inanışlara ve bilinçsizce yapılan estetik müdahalelerin risklerine dikkat çekerek, “Bugün burada doğru sanılan yanlışları düzeltip insanları bilgilendirdik. Öncelikle botoks ve dolgu her yerde yapılacak işlemler değildir. Yanlış uygulamalar geri dönülmesi zor hasarlara, hatta körlüğe kadar gidebilen sonuçlara yol açabiliyor. Estetik işlemler şu anda trend olduğu için herkes çok merak ediyor. Elbette hepimiz genç kalmak istiyoruz, yaşlanmak istemiyoruz. Ancak bunun doğallığı bozmadan, sağlıklı bir şekilde ve uzman hekimler tarafından yapılması gerekiyor. Bizim düşük fiyatlara alamadığımız ürünlerle yapılan uygulamalar ciddi riskler taşıyor. İnsan sağlığı bu kadar ucuz olmamalı” ifadelerini kullandı.</span></span></p>
<p><span><span>Seminerde ayrıca merdiven altı estetik uygulamaların doğurabileceği sağlık sorunlarına dikkat çekilerek, güvenli ve bilinçli karar verme süreçlerinin önemi vurgulandı. Etkinlik, katılımcıların sorularını yönelttiği interaktif bir bölümle sona erdi.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetikte-merdiven-alti-tehlikesine-dikkat-cekildi-591605">Estetikte Merdiven Altı Tehlikesine Dikkat Çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DemirDöküm, Tüketiciyle Gerçek Zamanlı Seçim Anlarında Buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/demirdokum-tuketiciyle-gercek-zamanli-secim-anlarinda-bulusuyor-588720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 12:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlarında]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[demirdöküm]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[Kombi]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketiciyle]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zamanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588720</guid>

					<description><![CDATA[<p>DemirDöküm, yeni kampanyası "DemirDöküm Doğru Seçim" ile gündelik seçimleri markasıyla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demirdokum-tuketiciyle-gercek-zamanli-secim-anlarinda-bulusuyor-588720">DemirDöküm, Tüketiciyle Gerçek Zamanlı Seçim Anlarında Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DemirDöküm, yeni kampanyası &#8220;DemirDöküm Doğru Seçim&#8221; ile gündelik seçimleri markasıyla buluşturuyor. Metro istasyonlarından navigasyon ve dijital platformlara kadar pek çok temas noktasında yer alacak kampanya, &#8220;Yanlış yol, yanlış film, yanlış tarif telafi edilir, yanlış kombi seçimi edilmez&#8221; mesajıyla hayata geçiyor.</strong></p>
<p>İklimlendirme sektörüne 70 yıldır öncülük eden DemirDöküm, kombi alımını gündelik kararlarla ilişkilendiren yeni iletişim kampanyasını başlattı. &#8220;Doğru Seçim&#8221; kampanyası ile duygusal ya da fonksiyonel faydaları aktarmak yerine tüketiciyi seçim anlarında karşılayan DemirDöküm, sektörde benzersiz bir yaklaşıma imza atıyor.</p>
<p>Kampanyanın yaklaşımıyla ilgili olarak <strong>DemirDöküm Marka ve Müşteri Deneyimi Direktörü Bilge Kıran</strong>, &#8220;Kombi sektöründe satın alma kararı genellikle ihtiyaç anında veriliyor, bu nedenle de tüketici ile sınırlı bir zamanda temas edebiliyoruz. Tüketici, diğer birçok üründe olduğu gibi kombiyi sürekli takip etmiyor. Biz de bu davranış modeline yaratıcı bir çözüm getirerek, tüketicilerin günün her anında ürün yerine aldıkları seçimlere odaklandık&#8221; dedi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yıllık 1,1 milyon adetlik kombi pazarında DemirDöküm&#8217;ün yüzde 93&#8217;lük bilinirlik oranına sahip olduğuna dikkat çeken Bilge Kıran, her yıl 800 bin potansiyel müşterinin marka tercihleri arasında yer aldığını, köklü bir kurumun böylesine önemli bir seçim anında müşterisinin yanında olması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Kombinin telafisi olmayan çok önemli bir seçim olduğunu, uzun yıllar kullanıldığını, yanlış bir tercihin çok zor ve maliyetli sonuçlar doğuracağına dikkat çeken <strong>Kıran</strong>, &#8220;Ürünlerimiz yaşam alanlarında 10-15 yıl ısı konforu sağlıyor. Bu gerçekten yola çıkarak günlük seçim yapılan tüm anları sahiplenmek istedik. Her gün yaptığımız seçimlerin farkındalığını yaratarak, kombi seçiminin ne kadar kritik olduğunu göstereceğiz&#8221; açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kıran</strong>, kampanya detaylarıyla ilgili olarak şunları kaydetti: &#8220;Gün içinde binlerce karar veriyoruz. Ne giyeceğimizi, işe hangi yoldan gideceğimizi, hangi yemeği yiyeceğimizi, akşam eve geldiğimizde hangi dizi veya filmi izleyeceğimizi seçiyoruz. Bu kampanyada tüketicilerimize gerçek zamanlı yaptıkları seçimlerle ilgili bir farkındalık yaratarak, bu farkındalık üzerinden kombi kararının önemine dikkat çekeceğiz. Bugün yanlış seçtiğiniz günlük seçimlerin bir telafisi var. Örneğin işe giderken trafik yoğun olan yolu ertesi gün kullanmayabilirsiniz. Ancak yanlış bir kombi seçimi, yıllarca unutulmaz. Yeni kampanyamızda tüketicilerimize her seçim anında &#8216;doğru seçim&#8217; mesajını vereceğiz.&#8221;</p>
<p>Kampanya, İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;de 15 şehir içi büyük formatlı alınlıkta, Marmaray, metro ve vapurlar dahil 9.500 farklı ekranda ve 600 metro board&#8217;da görünür olacak. Disney+, HBO Max, dijital TV kanalları, Moovit, Yandex Navigasyon, Beinsports, Beinconnect ve Maçkolik gibi yüksek kullanıcı trafiğine sahip dijital platformlarda da video ve banner formatlarında yer alacak kampanya, tüketicilerin karar verdiği anlarda DemirDöküm&#8217;ü hatırlatacak.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/demirdokum-tuketiciyle-gercek-zamanli-secim-anlarinda-bulusuyor-588720">DemirDöküm, Tüketiciyle Gerçek Zamanlı Seçim Anlarında Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış atık yönetimi, gezegenin en büyük tehdidi haline geldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-atik-yonetimi-gezegenin-en-buyuk-tehdidi-haline-geldi-585789</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gezegenin]]></category>
		<category><![CDATA[haline]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tehdidi]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585789</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, dünyayı bekleyen çevresel riskleri anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-atik-yonetimi-gezegenin-en-buyuk-tehdidi-haline-geldi-585789">Yanlış atık yönetimi, gezegenin en büyük tehdidi haline geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, dünyayı bekleyen çevresel riskleri anlattı.</p>
<p><strong>Çevre sağlığı önemli ve hassas bir konu!</strong></p>
<p>Çevre sağlığının uzun yıllardır gündemde olması, pek çok bilimsel ve teknolojik gelişme sayesinde bu alandaki bilgimizin artmasına rağmen hala önemli ve hassas bir konu olma özelliğini koruduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde atık suların arıtılmasından, suyun dezenfeksiyonuna, atık yönetiminden kirlilik izleme teknolojilerine kadar pek çok gelişim gösteren alan maalesef nüfus artışı ve üretim süreçlerinden çıkan pek çok atıkla başa çıkmakta zorlanmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Güncel sorunlar, hava, su ve toprak kirliliği…</strong></p>
<p>Günümüzde farklı bölgelerde farklı çevresel sorunların kendini gösterdiğine işaret eden Dr. Adiller, “Sanayi bölgeleri ve yoğun nüfusa sahip şehirlerde hava kirliliği, su kirliliği, yanlış atık yönetiminden kaynaklı toprak kirliliği yoğun bir şekilde görülürken, bir yandan da iklim değişikliği su ve toprak gibi doğal kaynakları baskı altına almaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çevre kirliliği ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Çevre kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şöyle devam etti:</p>
<p>“Aslında çevresel anlamda her türlü kirliliğin kısa ve uzun vadeli etkileri bulunduğu gibi doğrudan ve dolaylı etkileri bulunmaktadır. Hava, su ya da toprakta bulunan kirleticilerin bazıları kısa süreli anlık sağlık sorunları yaratırken bazıları uzun sürede kendini göstermekte ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Ayrıca bir çevre bileşeninde kendini gösteren kirlilik bir diğerinde bozulmaya yol açmakta ve beklenmedik sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin içerisinde zararlı maddeler bulunan bir su ile sulanan bitkiler gıda güvenliği riski oluşturabilmektedir.”</p>
<p><strong>Bir kot pantolon üretiminde 3 bin 781 litre su tüketiliyor</strong></p>
<p>Bireylerin günlük yaşamda alabileceği önlemlere de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bireyler günlük hayatlarında öncelikle çevre sağlığını koruma amaçlı önlemler almalıdırlar. Çünkü her ne kadar tüketiciler doğrudan çevreyi kirletmese de çevreyi kirleten üreticilerden aldıkları ürünlerle ya da fazla tüketimleri sonuçlarında ortaya çıkan atıklarla çevre kirliliğine ortak olmaktadırlar. Bu yüzdende her tüketici aldığı herhangi bir ürününün -ne kadar masum olursa olsun- üretim sürecinin çevreye zararı olduğunun bilincinde olmalıdır. Çünkü üretim sürecinde ortaya çıkan atıklar ne kadar doğru biçimde yönetilirse yönetilsin, her üretim sürecinde ortaya çıkan atık ya da kullanılan doğal kaynak çevrede bir iz bırakmaktadır. Bunun en önemli örneklerinden biri de su tüketimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP verilerine göre bir kot pantolon üretiminde 3 bin 781 litre su tüketilmektedir. Su sıkıntısı yaşadığımız bu günlerde bunun aslında hayatımız için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Türkiye hızla “su fakiri” ülke olmaya doğru gidiyor</strong></p>
<p>Su kıtlığına dikkat çeken Dr. Adiller, şöyle devam etti:</p>
<p>“Su canlı hayatı için en temel ihtiyaçlardan biridir. Ve bu kadar önemli olan bir ihtiyaç maalesef ülkemizde ve içinde bulunduğumuz coğrafyada iklim değişikliği etkisiyle giderek azalmaktadır. Ortadoğu ve Akdeniz ülkeleri iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemiz su kaynakları açısından değerlendirildiğinde su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde yer almakta ve hızla su fakiri ülke olma yolundadır. Bu noktada bizlere düşen doğrudan ve dolaylı olarak kullandığımız su miktarını azaltmaya çalışmaktır. Genellikle su tasarrufu denince akla diş fırçalarken musluğu kapatma önerisi gelmektedir. Ancak bu öneri çok kısıtlı bir tasarruf sağlamaktadır. Bireysel olarak kullandığımız su doğrudan ve dolaylı kullanım olarak 2 sınıfa ayrılır. Doğrudan kullandığımız su günlük ihtiyaçlarımız için musluğumuzdan tükettiğimiz suyu tarif etmektedir. Dolaylı kullandığımız su ise, tüm ihtiyaçlarımızın üretim süreçleri için harcanan su miktarını ifade etmektedir. Günümüzde büyük şehirde yaşayan bir kişinin doğrudan su tüketimi kabaca günlük 200 litre seviyesindedir. Ancak aynı kişinin ortalama günlük dolaylı su tüketimi 4 bin litrenin üzerinde olabilir. Örneğin satın aldığınız bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12 bin litreden fazla su tüketilmektedir. Bu açıdan bakıldığında tüketim alışkanlığını değiştirmek yılda milyonlarca litre su tasarrufuna sebep olabilir.”</p>
<p><strong>Enerji tasarrufu da doğanın korunmasında önemli bir unsur</strong></p>
<p> Enerji tasarrufuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şunları söyledi:</p>
<p>“Enerji tasarrufu da benzer şekilde doğanın korunmasında ve sürdürülebilirlik konusunda bir diğer önemli unsurdur. Dünyanın pek çok ülkesinde yenilenebilir enerji yatırımları yapılsa da günümüzde hala enerji önemli bir oranda doğalgaz ya da kömür gibi fosil kaynaklar yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Fosil yakıtlar yardımıyla üretilen bu enerjinin bedeli ne kadar önlem alınıyor olsa da hava kirliliği, karbon emisyonları ve hatta asit yağmurları olmaktadır. Hava kirliliğine bağlı ortaya çıkan hastalıklar, karbon emisyonlarındaki artıştan etkisini arttıran iklim değişikliği ve asit yağmurlarından kaynaklanan tarımsal verim kaybının bedeli ekolojik açıdan ve halk sağlığı açısından büyük olmaktadır. Ayrıca bu durumun geri çevrilmesi için ekonomik bedeller de ödenmektedir.”</p>
<p><strong>Araştırmalar kanımızda bile mikro boyutta plastik kalıntıları olduğunu gösteriyor</strong></p>
<p>Atık yönetiminde bireylerin sorumluluğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Dünyamızda hiçbir madde sınırsız değildir. Bunun yanı sıra bir madde bir anda yok olmaz. Üretim süreçlerinde kullanılan pek çok hammadde doğadan farklı şekillerde elde edilir ve doğadan elde edilen bu maddelerin bir rezerv miktarı vardır. Bu noktada ürünlerin kullanım ömürlerini doldurduktan sonra geri dönüştürülerek doğadan alınan hammadde miktarının azaltılması hem bu rezervleri korumakta hem de bu rezervlerin doğadan elde edilme süreçlerinde ortaya çıkabilecek kirlilik risklerini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca bu ürünlerin geri dönüştürülmemesi ve atık haline dönüşmesi ciddi bir çevre sağlığı sorunu yaratmaktadır. Atıkların geri dönüştürülmediği her senaryoda bu atıklar ya yakılarak atmosfere karışarak ya da toprağın altında uzun yıllar boyunca bozulmadan kalacaklardır. Daha kötü şekilde yönetilmeleri bu atıkların sulara ve toprağa karışarak çevreye ve canlılara daha fazla zarar vermesine yol açacaktır. Örneklendirecek olursak günümüzde plastik tüketimi sonucunda ortaya çıkan atıkların doğru şekilde yönetilmemesi okyanuslarda ülkemiz yüzölçümünden daha büyük plastik atık adaları oluşmasına sebep olmuştur. Ayrıca yapılan araştırmalar kanımızda bile mikro boyutta plastik kalıntıları olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Devlet ve toplum el ele vermeli</strong></p>
<p>Çevre sağlığının korunmasında devletlerin ve yerel yönetimlerin öncelikli adımlarına da değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde eşiğinde bulunduğumuz çevresel felaket ancak devlet, yerel yönetim ve halkın tam katılımlı çevreci bir yaklaşım benimsemesiyle mümkündür. Öncelikle devlet ve yerel yönetimlere düşen ilk görev kamu ve özel kurumlarda tam çevreci bir yaklaşım sergilenmesini sağlamaktır. Bu çevreci yaklaşımı sağlarken alanın uzmanlarının gerektiği noktalarda istihdam edilmesi, özellikle kamu ve özel sektörde sürdürülebilirlik ve çevre koruma ile ilgili konumlarda çevre mühendisleri ve çevre sağlığı teknikerlerinin istihdamının arttırılması ülke genelinde bu konudaki bilinci ve işlevselliği arttıracaktır. Ayrıca vatandaşların çevre bilincini ve ekolojik okuryazarlık seviyelerinin yükseltilmesi konusunda da çalışmalar yapılmasını desteklemek gerekmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm fırsatı için geleceği beklemeyelim!</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Hava, su ve toprak kirliliği temel çevresel sorunlar olarak görülse de bu sorunların hayatın her bölümüne yansıması pek çok ciddi çevresel, yaşamsal, ekonomik ve sosyolojik sorun yaratmaktadır. Su stresi yaşadığımız günlerde su kaynaklarımızı kirletmemiz bizi su fakiri haline getirir. Suyu ve toprağı kirletmemiz kısa vadede gıda güvenliğini riske atar, uzun vadede ise toprak kaynaklarımıza zarar vererek tarımsal verimliliği düşürür ve kıtlığa sebep olabilir. Dünyanın farklı ülkelerinde geçmişte yaşanan pek çok çevresel felaket ülkemiz ve içerisinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanabilir. Çözüm fırsatı için geleceği beklemeyelim, gelecek nesiller için temiz bir çevre bırakmayı bile düşünmeye gerek yok. Günümüz nesli bile çok uzak olmayan bir gelecekte çevresel risklerle ciddi boyutta karşı karşıya gelebilir. O yüzden sorunun çözümü için yarını bile beklemeden bugünden çalışmaya başlamalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-atik-yonetimi-gezegenin-en-buyuk-tehdidi-haline-geldi-585789">Yanlış atık yönetimi, gezegenin en büyük tehdidi haline geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka doğru verilerle beslenmezse yanlış sonuçlar üretebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dogru-verilerle-beslenmezse-yanlis-sonuclar-uretebilir-585196</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 07:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmezse]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sarıalioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[verilerle]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585196</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zeka bugün neredeyse her sektörde olduğu gibi yazılım testinde de büyük bir dönüşüm yaratıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dogru-verilerle-beslenmezse-yanlis-sonuclar-uretebilir-585196">Yapay zeka doğru verilerle beslenmezse yanlış sonuçlar üretebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay zeka bugün neredeyse her sektörde olduğu gibi yazılım testinde de büyük bir dönüşüm yaratıyor. Test ekiplerine ciddi bir hız, öngörü ve verim kazandırıyor; tekrarlayan işleri üstleniyor, riskleri daha doğru analiz ediyor ve test kapsamını genişletiyor. Bu sayede ekipler sadece hata bulmaya değil, ürünün kalitesini ve kullanıcı deneyimini geliştirmeye odaklanabiliyor. Yapay zekanın test ekiplerinin elini güçlendirdiğini belirten TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Her güçlü teknolojide olduğu gibi bu noktada da dengeyi korumak önemli. Yapay zeka doğru verilerle beslenmezse yanlış sonuçlar üretebilir, mesele sadece teknolojiyi kullanmak değil, onu doğru biçimde yönlendirebilmek. Bizler yapay zekayı bir tehdit ya da mucize olarak değil, doğru yönetildiğinde inanılmaz bir potansiyel barındıran bir iş ortağı olarak görüyoruz.” diyor.</strong></p>
<p>Yapay zeka bazı rutin görevleri çok daha hızlı ve hatasız yapabiliyor. Test senaryosu üretmek, log analizi yapmak, regresyon süreçlerini otomatikleştirmek ya da rapor oluşturmak gibi işler artık büyük ölçüde makinelere devrediliyor. Ancak bu durum test uzmanlarının rolünü ortadan kaldırmak bir yana, onları çok daha değerli bir hale getiriyor. Çünkü teknoloji hala insanın sezgisi, yaratıcılığı, merakı ve empati kurma yeteneğiyle boy ölçüşemiyor.</p>
<p><strong>Etik, gizlilik ve güvenlik gibi konulara daha çok dikkat edilmeli</strong></p>
<p>TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Eğer yapay zeka doğru verilerle beslenmezse yanlış sonuçlar üretebilir. Etik, gizlilik ve güvenlik gibi konulara yeterince dikkat edilmezse hız kısa sürede riske dönüşebilir. Mesele, yapay zeka testi nasıl yapar? değil, biz yapay zeka ile nasıl daha akıllıca test ederiz? sorusuna cevap bulmak.” diyor.</p>
<p>Bir yazılımın doğru çalışması kadar, doğru deneyim sunması da kritik ve bu farkı hala yalnızca insan anlayabiliyor. Yapay zeka veriyi analiz edebiliyor, ancak o verinin arkasındaki duyguyu, kullanıcıyı rahatsız eden küçük bir detayın aslında büyük bir deneyim farkı yaratabileceğini insan kadar hissedemiyor. İşte tam da bu noktada, test profesyonellerinin değeri ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka ile değer üretenler kazanacak</strong></p>
<p>Bu dönemi bir değişim değil, bir evrim olarak gördüğünü belirten Sarıalioğlu, “Artık test uzmanları yalnızca bulguları raporlayan kişiler değil, teknolojiyi yönlendiren, onu anlamlandıran ve sonuçları stratejik kararlara dönüştüren kişiler haline geliyor. Kısacası, testin geleceği makineye karşı insan değil, insan + makine iş birliği üzerine kuruluyor. Bizim işimiz, yapay zekadan korkmak değil, onu anlamak; ondan daha hızlı değil, onunla daha akıllı çalışmak. Gelecekte test profesyonelleri, yapay zekayı sadece kullanan değil, onunla değer üretebilen, kaliteyi uçtan uca şekillendiren stratejik roller üstlenecek.” dedi.</p>
<p><strong>“Amacımız, kaliteyi uçtan uca inşa eden Quality Engineer neslini yetiştirmek”</strong></p>
<p>Bu alanda ilerlemek isteyenlerin öncelikle yazılım testinin temellerini iyi kavraması gerektiğinin altını da çizen Barış Sarıalioğlu, “Veri bilimi, makine öğrenmesi, istatistik ve algoritma mantığı gibi alanlarda kendini geliştirmek büyük fark yaratıyor. Etik, güvenlik, gizlilik ve “explainable AI”, yani açıklanabilir yapay zeka gibi kavramlarına da hakim olmak gerekiyor. Tüm bunların yanında, çevik metodolojileri, özellikle Agile ve DevOps yaklaşımlarını bilmek artık bir zorunluluk haline geldi. Amaç, sadece yapay zekayla test yapmak değil; onunla üretebilmek, birlikte gelişebilmek olmalı.” diyor.</p>
<p>TesterYou olarak bu yolculukta profesyonellere rehberlik ettiklerini açıklayan Sarıalioğlu, “Global akreditasyonlara sahip eğitim programlarımızla hem yazılım testinin temellerini öğretiyor hem de yapay zeka destekli test yaklaşımlarında yeni bir bakış açısı kazandırıyoruz. Amacımız, geleceğin sadece test uzmanlarını değil, kaliteyi uçtan uca inşa eden “Quality Engineer” neslini yetiştirmek.” şeklinde sözlerini sürdürdü.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dogru-verilerle-beslenmezse-yanlis-sonuclar-uretebilir-585196">Yapay zeka doğru verilerle beslenmezse yanlış sonuçlar üretebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketlere]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Omuz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[telefonundan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zorlayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer</strong> “Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda omuz ağrısının, bel-boyun ağrısından daha fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. </p>
<p>Cep telefonlarının yoğun kullanımından masa başı çalışırken duruş bozukluklarına, spor yaparken zorlayıcı hareketlerden ağır sırt çantası taşımaya dek günlük yaşamda yapılan bazı yanlışların da omuz hastalıklarının artmasına neden olduğunu belirten Dr. Değer, artık gençlerde hatta çocuklarda da şikayetlerin yaygın görüldüğünü söylüyor.</p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer omuzlarda en sık ortaya çıkan hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile omuzları tehdit eden hataları anlattı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Kimi zaman ‘geçer’ diye beklendiği, kimi zaman da işlerin yoğunluğundan dolayı doktora başvurulması ötelendiği için omuzlarımızda ortaya çıkan sorunlar zamanla çok daha karışık bir hal alarak, basit bir tedavi yerine ameliyata kadar ilerleyebiliyor. Günlük yaşantının koşuşturmacasında yapılan bazı yanlış hareketlerin omuz sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopodi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer “Omuz ağrısı ile kliniğe başvuran hastalarımızda; gömlek, ceket, sütyen vb. kıyafetleri giymekte, saçını taramakta, yemeğini yemekte, raflara uzanmakta zorlanma başlıca şikayet sebepleri olmaktadır. Hastalarımız tarafından ‘elimi belime götüremiyorum’, ‘bir yere uzanıp bir bardak dahi alamıyorum’, ‘omuzumun üstüne yatamıyorum, yatınca uyuyamıyorum’ veya ‘uykudan uyandırıyor’ gibi şikayetler de sıkça dile getiriliyor” diyor. </p>
<p>Omuz ekleminin vücudumuzdaki en fazla hareket açıklığına sahip, en komplike eklem olduğunu vurgulayan Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Omuz çevresinde birçok farklı anatomik yapıdaki problemler omuz ağrısına neden olabilmektedir. Doğru tedavi uygulanabilmesi için, öncelikle detaylı omuz muayenesi ve ardından gerekli görüntülemeler yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde yetersiz veya yanlış tedavilerle kronikleşen durumlar ortaya çıkıp kas dengesinin bozulması ve kas kütle kaybı ile yeni problemler eklenebilir ve hastalıkların tedavisi daha zorlaşıp daha uzun sürebilmektedir.”</p>
<p><strong>Bu hatalardan kaçının!</strong></p>
<p>Günümüzde omuz hastalıklarının gençlerde de yaygınlaştığını hatta çocuk yaşlara kadar indiğini belirten Dr. Göker Utku Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle spor esnasında tekrarlayan omuz hareketleri ile kola ve omuza ağır/ters yük binmesi, omuz ve çevresindeki problemlerin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Toplumun spora olan ilgisinin artması ve erken yaşta profesyonel spora daha fazla yönelinmesi omuz ağrısını çocukluk yaşlarına kadar indirmiştir. Fitness salonlarının ve vücut geliştirme sporunun yaygınlaşması ile de gençlerde ağır veya yanlış egzersizlere bağlı omuz zorlanmaları ve yaralanmalarına bağlı ağrılar sıklıkla görülmektedir. Ayrıca masa başı çalışma esnasında saatlerce bilgisayar karşısında yanlış oturuş, cep telefonlarının yoğun kullanımı nedeniyle uzun süreli duruş bozuklukları, özellikle seyahatlerde uzun süre ağır sırt çantaları ile dolaşmak ve valizlerin taşınması esnasında yanlış hareketler de boyun ve sırt bölgesindeki kasları olumsuz etkileyerek postürün değişimine, ardından da hareket kısıtlılığı ve ağrılara neden olmaktadır. </p>
<p><strong>Omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıklar!</strong></p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Değer omuz ağrısının bel ve boyun ağrısı ile birlikte toplumda ağrı şikayetinin en sık görüldüğü üç bölgeden biri olduğunu belirterek “Yapılan birçok çalışmada; omuz ağrısının toplumun yüzde 25-30’unda görüldüğü bildirilmiştir. Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada da; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda bel-boyun ağrısından fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. Dr. Göker Utku Değer son yıllarda omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıkları “Üst kol kaslarından biri olan biseps kasının tendonunun iltihaplanması (Biseps tendiniti), omuz sıkışması sendromu, omuzda ağrı/güç kaybı ve hareket kısıtlılığına yol açan Rotator manşet tendon zorlanmaları ve yırtıkları, donuk omuz, tekrarlayan omuz çıkığı, halk arasında kulunç olarak bilinen Miyofasiyal Bant, tendonun içinde kalsiyum birikmesi sonucu oluşan ve ağrıya/hareket kısıtlılığına neden olan Kalsifik tendinit ve kireçlenme olarak bilinen omuz eklem artrozu” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Doğru ve erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Omuz ağrısı tedavisinde doğru ve erken tanının çok büyük önem taşıdığını, tedavinin bu sayede hem daha kolay hem de daha kısa sürede başarıya ulaşacağını belirten Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor; “Tedavi erken evrede basit olarak günlük kullanıma dikkat edilmesi, ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar kullanılması ve soğuk uygulaması ile başlamaktadır. Hastanın şikayetinin süresinin veya şiddetinin artması ile hastalıklı dokuyu yenileyici veya yangıyı bastırıcı birtakım enjeksiyon yöntemleri uygulanılıp fizik tedavi uygulamaları ile tedavi kombine edilebilir. Sıklıkla hastalıkların ileri evrelerinde cerrahi tedavilere geçilmektedir. Ancak bazı hastalıkların başlangıç anında –örneğin; akut travmatik rotator manşet yırtığı- cerrahi tedavilere gereksinim duyulmaktadır. Günümüzde omuz ilişkili birçok hastalığa kapalı yöntemlerle cerrahi tedavi uygulamaktayız. Bu sayede ameliyat sonrasında daha az ağrı daha az ameliyat izleri ile hızlı iyileşme sağlanabilmektedir. Teknolojik gelişmeler ile hem cerrahi yöntemler pratikleşmekte hem de uygulanan materyallerin çeşitliliği ve dayanıklılığı artmaktadır.” Dr. Değer omuz çevresi, boyun ve sırt kaslarının bilinçli bir şekilde yapılacak egzersizle kuvvetlendirilmesi, doğru duruş alışkanlığının kazanılması ve omuzları riske atan yanlış hareketlerden kaçınılması ile omuz sağlığını korumanın mümkün olacağını vurguluyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 09:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anne adayları için çok özel ve heyecanlı bir dönem olan hamilelikte, bilgi kirliliği de çokça görülebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338">Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anne adayları için çok özel ve heyecanlı bir dönem olan hamilelikte, bilgi kirliliği de çokça görülebiliyor. Özellikle de annelik duygusunu ilk kez yaşayan kadınlar; çevreden gelen iyi niyetli tavsiyeler, sosyal medya paylaşımları ve kulaktan dolma bilgiler arasında çoğu zaman kafa karışıklığı yaşayıp bazı hatalara düşebiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu</strong>, “Hamilelikte doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak kritik önem taşıyor. Oysa toplumumuzda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar çok sık karşımıza çıkıp, anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde riske atabiliyor. Kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemek, hamileliği, doğumu ve lohusalığı sağlıklı ve huzurlu kılar. Sağlıklı nesiller, bilinçli annelerin doğru adımlarıyla başlar” diyor. Dr. Kayaoğlu, hamilelik sürecinde en sık yapılan 6 hatayı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>“İki kişilik yemek”: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>“Artık iki canlısın, iki kişilik yemelisin.” cümlesi gebelikte en sık duyulan ve uygulanan yanlışlardan biridir. Hamilelik sürecinde annenin enerji ihtiyacı elbette ki artar; fakat sanılanın aksine bu kadar büyük ölçekte değildir. Günlük beslenmeye ortalama olarak 300–350 kalori eklemek çoğu zaman yeterli olacaktır. Önemli olan porsiyonu arttırmak değil, çeşitli, dengeli ve besin değeri yüksek gıdaları tercih etmektir.</p>
<ul>
<li><strong>Folik asite geç başlamak: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Anne karnındaki bebeklerde beyin ve omurilik taslağı olan nöral tüpün gelişimi ve kapanması gebeliğin erken haftalarında gerçekleşir. Bu dönemde oluşan aksaklıklar, beyin ve omurgayı koruması gereken kemiklerde anatomik bozukluklara yol açabilir. Nöral tüpün doğru şekilde kapanması için folik asite gebelik planlaması sürecinde başlanmalıdır. “Hamile kalınca başlarım” şeklindeki düşünce risk yaratabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Doğal olan zararsızdır: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu “Toplumda oldukça yaygın olan bu yaklaşım gebelikte ciddi riskler doğurabilir. Örneğin; bazı bitkisel çaylar rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum veya düşük riskini artırabilirken; alınan bazı doğal takviyeler ise kullanılmakta olan ilaçlarla etkileşime girerek zararlı sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik sürecinde doktor onayı olmadan hiçbir ilaç, vitamin ya da bitkisel ürün kullanılmamalıdır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Hamile kadın yatıp dinlenmeli: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sağlıklı seyreden gebeliklerde hareket çok önemli olsa da mutlaka doktora danışılmalıdır. Egzersiz yapmak konusunda risk oluşturacak durumlar dışında, başlangıç için en uygun zaman gebeliğin 3. ayından sonradır. Egzersiz yapmak; kilo alımının kontrollü olmasına, ödemleri azaltmaya, uykuyu düzenlemeye, doğumu kolaylaştırmaya ve gebelikten lohusalığa ruhen ve bedenen daha sağlıklı geçmeye yardımcı olur.  </p>
<ul>
<li><strong>Hamileyken diş tedavisi yapılmaz: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Hormonal değişim diş eti hassasiyetini artırdığından çürük, diş eti kanamaları ve iltihabi durumlar gebelik döneminde daha kolay gelişebilmektedir. Tedavinin ertelenmesi annenin yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp erken doğum riskini artırabilir. Özellikle ikinci üç aylık dönemde lokal anesteziyle uygulanabilecek diş temizliği, dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi vb işlemler hekim onayıyla güvenle yapılabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Doğuma hazırlığı ertelemek: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Dr. Kayaoğlu “Hamilelikte özellikle doğumun fizyolojisini ve doğumda karşılaşılabilecek durumları öğrenmek; doğum ekibiyle işbirliği içerisinde kalınmasını desteklerken, anne adayının süreç içindeki kontrol duygusunu da güçlendirmektedir.  Hamilelikte kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemeniz; gebeliğinizin daha huzurlu, doğumuzun daha güçlü ve lohusalığınızın daha sağlıklı olması için size ışık olacaktır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hamilelikte-her-bitkisel-cay-masum-degil-576338">Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ünlü manken ve sunucu Asuman Krause, yanlış hesap yapınca &#8216;evsiz&#8217; kaldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/unlu-manken-ve-sunucu-asuman-krause-yanlis-hesap-yapinca-evsiz-kaldi-554896</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 11:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[asuman]]></category>
		<category><![CDATA[evsiz]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[krause]]></category>
		<category><![CDATA[manken]]></category>
		<category><![CDATA[sunucu]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapınca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554896</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etiler'deki evinde 11 yıldır oturan kiracısını tahliye ettirmek için mahkemeye başvuran ünlü sunucu ve manken Asuman Krause'nin talebi kira süresi hesaplamasında hata yapıldığı gerekçesiyle reddedildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unlu-manken-ve-sunucu-asuman-krause-yanlis-hesap-yapinca-evsiz-kaldi-554896">Ünlü manken ve sunucu Asuman Krause, yanlış hesap yapınca &#8216;evsiz&#8217; kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Ünlü sunucu ve eski manken <strong>Asuman Krause,</strong> <strong>Etiler&#8217;</strong>deki evinde <strong>11 yıldır oturan</strong> kiracısını tahliye ettirmek istedi. <strong>Kira sözleşmesinin 10 yılı doldurduğunu</strong> iddia ederek kiracısının<strong> tahliye edilmesi </strong>için mahkemeye başvuran <strong>Krause</strong>&#8216;nin talebi mahkeme tarafından <strong>kira süresi hesaplamasında hata yapıldığı </strong>gerekçesiyle reddedildi. </p>
</div>
<div>
<p><b>İkinci kez dava açtı</b></p>
</div>
<div>
<p>Krause, Uskumruköy’de yaşadığı evde meydana gelen su baskınının ardından tadilat süreci boyunca Etiler’deki kendi evine taşınmak istemişti. Ancak evde kiracı olarak oturan Serpil U.’yu tahliye ettirmek amacıyla açtığı davayı, delil yetersizliği nedeniyle kaybetti.</p>
</div>
<div>
<p><strong>Hürriyet</strong>&#8216;in haberine göre Krause, ikinci bir dava açarak, kira sözleşmesinin 10 yılı doldurduğunu ileri sürdü ve kiracının tahliyesini talep etti. Ancak mahkeme, kiracının çıkarılabilmesi için sözleşmenin en az 12 yılı doldurmuş olması gerektiğine hükmederek bu davayı da reddetti.</p>
</div>
<div>
<p>Kiracı Serpil U.’nun avukatı Utku Özkan konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Asuman Krause süre hesabını yanlış yaptı, dava reddedildi” ifadelerini kullandı.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/unlu-manken-ve-sunucu-asuman-krause-yanlis-hesap-yapinca-evsiz-kaldi-554896">Ünlü manken ve sunucu Asuman Krause, yanlış hesap yapınca &#8216;evsiz&#8217; kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8217;33’ten 3 noksan olan sayı, 44’ten kaç noksandır?&#8217; sorusuna yanlış yanıt verdi: Tepkiler üzerine sebebini açıkladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/33ten-3-noksan-olan-sayi-44ten-kac-noksandir-sorusuna-yanlis-yanit-verdi-tepkiler-uzerine-sebebini-acikladi-546788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 13:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[kaç]]></category>
		<category><![CDATA[noksan]]></category>
		<category><![CDATA[noksandır]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[sayı]]></category>
		<category><![CDATA[sebebini]]></category>
		<category><![CDATA[sorusuna]]></category>
		<category><![CDATA[ten]]></category>
		<category><![CDATA[tepkiler]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[verdi]]></category>
		<category><![CDATA[yanıt]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kim Milyoner Olmak İster'e katılan Sıla Sinem Korkmaz'ın bir işlem sorusunu bilememesi sosyal medyada gündem oldu. Yarışmacı, yaşananların ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı ve sahne fobisi olduğunu açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/33ten-3-noksan-olan-sayi-44ten-kac-noksandir-sorusuna-yanlis-yanit-verdi-tepkiler-uzerine-sebebini-acikladi-546788">&#8217;33’ten 3 noksan olan sayı, 44’ten kaç noksandır?&#8217; sorusuna yanlış yanıt verdi: Tepkiler üzerine sebebini açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Kim milyoner olmak ister yarışmasında matematik sorusu soruldu. Yarışmacı <strong><em>“33’ten 3 noksan olan sayı, 44’ten kaç noksandır?” </em>sorusuna doğru yanıt veremedi.</strong></p>
</div>
<div>
<p><b>Matematik sorusu eledi</b></p>
</div>
<div>
<p>22 yaşındaki üniversite öğrencisi ve aynı zamanda modellik yapan Sıla Sinem Korkmaz, 7.500 TL değerindeki soruda zorlandı. Joker haklarını da kullanan Korkmaz, doğru cevabı veremeyince yarışmadan çekilmek zorunda kaldı.</p>
</div>
<div>
<p>Yarışmacının takıldığı soru sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. 5.000 TL kazanarak yarışmadan ayrılan Korkmaz’a yöneltilen soru şöyleydi:</p>
</div>
<div>
<p><em><strong>“33’ten 3 noksan olan sayı, 44’ten kaç noksandır?”</strong></em></p>
</div>
<div>
<p>Doğru cevabın 14 olduğu soruya Sıla&#8217;nın 4 cevabını vermesi, sosyal medya kullanıcılarının dikkatinden kaçmadı. Konu kısa sürede gündem olurken, Korkmaz’dan açıklama geldi. Instagram hesabından paylaşım yapan 22 yaşındaki yarışmacı şunları söyledi:</p>
</div>
<div>
<div>
<div>“Tabii ki de soruları bilemediğimden değil, sahne fobim olduğundan cevaplayamadım. Lütfen acayip şeyler yazmayın.”</div>
</div>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250620/33ten-3-noksan-olan-sayi-44ten-kac-noksandir-sorusuna-yanlis-yanit-verdi-tepkiler-uzerine-sebebini-1097191082.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/33ten-3-noksan-olan-sayi-44ten-kac-noksandir-sorusuna-yanlis-yanit-verdi-tepkiler-uzerine-sebebini-acikladi-546788">&#8217;33’ten 3 noksan olan sayı, 44’ten kaç noksandır?&#8217; sorusuna yanlış yanıt verdi: Tepkiler üzerine sebebini açıkladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 12:31:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[eksik]]></category>
		<category><![CDATA[etkilere]]></category>
		<category><![CDATA[haberciliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[irvan]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[veya]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=526796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan, özellikle deprem gibi afet durumlarında medyanın hız ve doğruluk dengesini koruyarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelerinin önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor  </strong></p>
<p>6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, medyada sorunlu habercilik pratikleri görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Bu haberler ile sosyal medya paylaşımları konusunda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak bir ‘Deprem Haberciliği Rehberi’ oluşturmuştuk. Bu rehberde de vurguladığımız gibi, deprem gibi afetlerde medyanın sorumluluğu daha çok artıyor.” dedi.</p>
<p>Bir deprem meydana geldiğinde insanların bir an önce ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştığını aktaran İrvan, “Bu nedenle medyanın son dakika haberciliğinde hem yeterince hızlı olması hem de teyitsiz bilgiler aktarmaması beklenir. Bu ikisi arasındaki dengeyi kurabildiği oranda medya başarılı olacaktır. Deprem haberciliğinde, ‘haberi hızlı ver ama doğru ver’ şeklinde özetleyebileceğimiz bir yayıncılık anlayışını oturtmamız gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hız anlayışını teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek kolay değil! </strong></p>
<p>Doğruluk ve hız arasında denge kurarken, doğruluktan ödün vermemenin ilkesel olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Maalesef günümüzde habercilik pratiği büyük oranda sosyal medya platformları üzerinden yürüyor ve sosyal medyanın birinci ilkesi hız. Aynı şekilde, internet üzerinden yayın yapan haber siteleri de hıza dayalı bir yayıncılık anlayışına sahipler. Bu anlayışı, teyide dayalı habercilik anlayışıyla değiştirmek çok kolay değil.” dedi.</p>
<p>Deprem haberlerinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımının toplum üzerinde birçok olumsuz etkisi söz konusu olduğuna dikkat çeken İrvan, şöyle devam etti:</p>
<p><strong>Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor</strong></p>
<p>“İlk olarak, toplumda korku ve paniğe yol açabiliyor. Bunun örneğini Hatay’da gördük. Barajın patladığına ilişkin olarak yayılan bir söylenti halk arasında paniğe yol açmıştı. İkincisi, kurtarma ve yardım faaliyetlerini sekteye uğratabiliyor. Örneğin kurtarma ekipleri paniğe kapılıp çalışma yerlerini terk edebiliyorlar ya da ekipler yanlış yerlere yönlendirilebiliyor. Üçüncüsü, toplumun medyaya duyduğu güveni zedeliyor. Yalan haberler medyanın itibarını sarsıyor.”</p>
<p><strong>Afet anlarında medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı</strong></p>
<p>Sosyal medyada yalan ve dezenformasyonu tümüyle ortadan kaldırmanın mümkün olmadığına değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, afet zamanlarında sosyal medya platformlarına kısıtlama getirmenin de doğru olmadığını vurguladı. Bu uygulamanın olumsuz etkilerinin de Kahramanmaraş depremleri sırasında görüldüğünü dile getiren İrvan, “Yapılması gereken, şeffaf bir kriz yönetimi gerçekleştirebilmektir. Bu ne demek? Öncelikle yetkili birimlerden doğru bilgi akışının hızla sağlanması gerekir. Doğru bilgi akışını sağlamazsanız söylentiler hızla devreye girecektir. Doğru bilgi akışı da iyi organize olarak sağlanabilir. İkincisi, tıpkı pandemi sürecinde olduğu gibi, deprem uzmanlarından oluşan bir bilim kurulu oluşturulmalı, medyaya bu kurulda yer alan uzmanlar bilgi vermelidir. Her kafadan farklı bir ses çıktığında toplum çaresiz kalır. Yurttaşların deprem anında yapması gerekenler iyi anlatılmalı, medyada ‘önleyici habercilik’ yapılmalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeli…</strong></p>
<p>Resmi kaynaklardan teyit edilmemiş bilgiler paylaşmanın deprem anında kurtarma çalışmalarını olumsuz etkileyebildiğini, halkta paniğe yol açabildiğini kaydeden Prof. Dr. Süleyman İrvan, “Ancak resmi kaynakların da medyaya zamanlı ve doğru bilgi vermesi beklenir. Kaynaklar ulaşılabilir olmalı ve gazeteciler sorularına cevap alabilmeliler. Türkiye’de maalesef zaman zaman resmi makamların olumsuzlukları gizleme gibi bir kötü alışkanlığı söz konusu.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazeteciler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Deprem anında ve sonrasında yayın yaparken gazetecilerin dikkat etmesi gereken konulara da değinen Prof. Dr. Süleyman İrvan, şunları söyledi:</p>
<p>“Göçük başında yakınlarının enkazdan kurtarılmasını bekleyen insanlarla konuşurken dikkatli bir dil kullanılmalı. Depremzedelerle röportaj yaparken ve haberleri aktarırken duyarlı olunmalı, insani duygu ve değerler göz ardı edilmemeli. Yakınları halen göçük altında olan insanlara mikrofon uzatırken çok dikkatli davranılmalı. Depremde hayatını kaybedenlerin görüntülerini ve özellikle de yüzlerini gösteren görüntüleri vermekten kaçınılmalı. Depreme ilişkin haberleri verirken, görüntülere müzik ekleyerek dramatikleştirmek<strong> </strong>doğru değildir. Göçük altında bulunan insanlarla, habercilik uğruna sağlıklarını tehlikeye atacak şekilde gereksiz temas kurmaya çalışmamak gerekir.”</p>
<p><strong>Reyting uğruna, toplumda infial oluşturacak bir dil kullanılmamalı!</strong></p>
<p>Deprem anında gazetecilerin şok edici nitelikte görüntüler çekebileceklerini ifade eden İrvan, “Ancak bu görüntüleri verirken toplumsal sorumluluk anlayışı ile hareket edilmeli, haber diline dikkat edilmelidir. Sırf reyting uğruna, bağıra çağıra haber sunmak, ‘şok görüntüler’, ‘gördüklerinize inanamayacaksınız’ gibi toplumda infial oluşturacak bir dil kullanmak yanlıştır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-suleyman-irvan-afet-haberciliginde-yanlis-veya-eksik-bilgi-paylasimi-olumsuz-etkilere-neden-olabiliyor-526796">Prof. Dr. Süleyman İrvan: &#8220;Afet haberciliğinde yanlış veya eksik bilgi paylaşımı olumsuz etkilere neden olabiliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış diyetler zayıflatmıyor tam aksi kilo aldırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-zayiflatmiyor-tam-aksi-kilo-aldiriyor-455944</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 May 2024 12:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aksı]]></category>
		<category><![CDATA[aldırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflatmıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455944</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların çok kısa bir sürede hızlı şekilde kilo vermeyi hedeflediklerinde çok yanlış diyetlere yöneldiklerini kaydeden uzmanlar, zayıflama hedefiyle başlanılan süreçte uygulanan yanlış listeler, yetersiz ve dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getirdiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-zayiflatmiyor-tam-aksi-kilo-aldiriyor-455944">Yanlış diyetler zayıflatmıyor tam aksi kilo aldırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Popüler diyetlerin başarısız olmasındaki nedeninin uygulanabilir olmaması olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü her diyet, hazırlanan her beslenme listesi bireyin parmak izi gibidir, o kişiye özeldir. Bireye uygun hazırlanmamış listeler olmalı.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, hızlı zayıflama ve şok diyetler konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getiriyor”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Arslan, yanlış diyetlerin aslında kilo alımını tetikleyebileceği ve sağlığı olumsuz etkileyebileceğini ifade ederek, dengesiz beslenme ve hızlı kilo verme hedeflerinin, çoğu zaman beklenmeyen sonuçlara yol açabildiğini dile getirerek, “Yeterli ve dengeli beslenme; insanın vücudunun alması gereken enerji, makro ve mikro besin ögelerinin yani karbonhidratın da proteinin de yağın da vücudun ihtiyacı olduğu miktarlarla vücuda alınmasıdır. İnsanlar çok kısa bir sürede hızlı bir şekilde kilo vermeyi hedeflediklerinde çok yanlış diyetlere yöneliyorlar. Zayıflama hedefiyle başladıkları bu süreçte tam tersi bir etki oluyor ve çok fazla kilo alıyorlar. Uygulanan yanlış listeler, yetersiz ve dengesiz beslenmenin temeline dayalı zayıflama listeleri obeziteyi de beraberinde getiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Ciddi yetersiz ve dengesiz beslenmeye paralel olarak sistem bozuklukları olabiliyor”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Arslan, diyetler konusunda sosyal medyada çok ciddi bir bilgi kirliliği var olduğunu kaydederek, diyetisyenlere birçok kanaldan ulaşılabileceğini ama bu işin eğitimini almamış insanların yanlış bilgiler verdiklerini belirterek, “Ciddi yetersiz ve dengesiz beslenmeye paralel olarak sistem bozuklukları ve paralelinde birçok sağlık sorunları olabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Diyet bir pazar haline geldi maalesef…”</strong></p>
<p>“Beslenme tarihine bakıldığında her dönem popüler diyet listeleri gündeme geliyor.” diyen Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Taş devri diyeti vardı, kan grubu diyeti geldi. Hollywood diyetleri, Kore diyetleri…  Gelecek tarihlerde de devam edecek. Neden? Çünkü diyet bir pazar haline geldi maalesef. Ve bireylerin bu konudaki bilgi yetersizlikleri, zayıflama sürecinin ne olduğuna dair bilgi sahibi olmamaları, hızlı ve geçici çözümlere yönelmeleri bu diyetleri popüler hale getirdi. Bunların hiçbirini önermiyorum. Çünkü bu diyetlerin tamamı isim değişiklikleriyle birlikte aynı temele dayanıyor. Tek besin grubu, yetersiz ve dengesiz beslenme temeline dayanıyor. </p>
<p><strong>“Kore diyeti… Kesinlikle önermiyorum…”</strong></p>
<p>Örneğin; Kore diyeti denilen diyet sıvının ağırlıklı olduğu, meyve ve sebzenin ağırlıklı olduğu diyettir ya da protein ağırlıklı diyetler var. Bunların hiçbiri sağlık açısından kabul edilebilir diyetler değillerdir. Kesinlikle önermiyoruz. </p>
<p>Önemli olan yeterli ve dengeli beslenme temelinde sağlıklı kilo vermek. Popüler diyetlerin başarısız olmasındaki neden uygulanabilir olmaması. Çünkü her diyet, hazırlanan her beslenme listesi bireyin parmak izi gibidir, o kişiye özeldir. Bireye uygun hazırlanmamış listeler olmalı. Bizim sağlıklı beslenme dediğimiz aslında öğün atlamadan beslenmedir.”</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenme takıntısı Ortoreksiya…</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Arslan, Ortoreksiya denilen aşırı derecede sağlıklı beslenme takıntısı hastalığına işaret ederek, “Bir hastalık haline getirip, ‘şu kadar gram karbonhidrat yemişim, bunun içerisinde şu kadar yağ varmış bunu yapmayayım’ süreçleri Ortoreksiyaya geçme oluyor. Bunun ileriki etaplarında artık vücut şeklini de beğenmeme pozisyonu oluyor. Sağlıklı bir vücut şekline sahip olmasına rağmen kendini aynada kilolu görmeye başlıyor. O işte o zaman anoreksiyaya kayma oluyor. Ondan sonra daha sağlıksız biz süreç başlıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Ekmeksiz bir liste doğru mu?</strong></p>
<p>Acaba kilo alacak mıyım korkusuyla hapishane hayatıyla beslenmenin doğru olmadığına işaret eden Doç. Dr. Müge Arslan, yeterli ve dengeli beslenmede içerisinde karbonhidrat, protein ve yağı da barındıran listelerin olduğunu, ekmek de bir karbonhidrat çeşidi olduğu için ekmeksiz bir listenin söz konusu olmadığını söyledi. </p>
<p>Doç. Dr. Müge Arslan, “Ekmeğin türü çok önemli. Beyaz ekmek önermiyoruz çünkü glisemik indeks kavramı söz konusu oluyor. Şeker miktarı yüksek besinler önerilmiyor. Ama ekmeksiz liste de kesinlikle önermiyoruz. Bu tarz şeyleri de doğru bulmuyoruz. Ekmek olabilir ama miktarı önemli. Ekmek yemiyorum diyen bir insana da zorla ekmek vermek de doğru değil. Onun da muadilleri var. Çorba tüketebilir, pilav tüketebilir ama bulgur pilavı tercih edilmesinden yanayız. Tek besin grubu ve yasakların olduğu listelerle bir yere kadar gidilebiliyor ve verilen kilo da kilo kaybı olmuyor, su kaybı oluyor. Sonra fazlasıyla tekrar geri alınıyor.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Kan şekeri dengesi önemli!</strong></p>
<p>Tahıllı, posa miktarı yüksek olan ekmekleri önerdiklerini de kaydeden Doç. Dr. Müge Arslan, “Tahıllı ekmek olabilir, siyez unundan yapılmış olabilir, çavdar ekmeği olabilir, bu tarz ekmeklere yönelim istiyoruz çünkü bu tarz ekmeklerin içindeki şeker miktarı düşük oluyor. Bu nedenle gün içerisindeki kan şekerinin dengelenmesi sürecinde daha destekleyici özelliğe sahip oluyor.” dedi.</p>
<p><strong>Şok diyetlere dikkat! </strong></p>
<p>Şok diyetlerin kilo değil su kaybına neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Sauna etkisi gibi düşünün. Saunaya girip çıktığınızda iki kilo daha düşük çıkarsınız ve kilo verdim diyemezsiniz çünkü su kaybıdır. Şok diyetlerin etkisi de bu. Kısa sürede hızlı bir şekilde tartıdaki o rakamın düşmesini hedef alan şeylerdir. Şok diyetler kesinlikle uygulanmaması gereken diyetlerdir.” diye vurguladı.</p>
<p><strong>“Tek öğün beslenerek yaşamınızın sonuna kadar gidemezsiniz” </strong></p>
<p> </p>
<p>Bir öğün beslenmenin de doğru olmadığını ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Olmaz çünkü yaşam süreci bir metabolik süreçten ibarettir. Günlük hayatınızı devam ettirebilecek enerjiye sahip olmanız gerekir. Tek bir öğün beslenip 24 saat boyunca o tek öğünle bu enerji ve metabolik süreçlerin devamlılığını sağlamanız imkansız ve çok zor. Bunu yaparsanız da arka planda bazı şeyleri bozuyor oluyorsunuz.  3 temel öğün yani kahvaltı, öğle ve akşam öğünlerinin kesinlikle yapılması gerekiyor. Ara öğünler de kişinin yaşam tarzına adapte olarak yapılabilir. Tek öğün beslenerek yaşamınızın sonuna kadar gidemezsiniz.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>‘Bunu yediğim zaman mutlu oluyorum’ diye bir şey yok…</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Arslan, “Vücut bir makine aslında, içeriye verdiğinizin çalışma şekliyle yaşamınızı devam ettiriyorsunuz. Bunun için de o dengeye çok dikkat etmeniz gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Bilim beslenmenin psikolojisine döndüğünü dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, “İnsanlar ya çok mutlu olduğunda kutlamak için yemek yerler ya da çok mutsuz olduklarında.  Bunun temelinde psikolojik faktörler vardır.  O mutsuzluk halinden kurtulabilmek için genellikle kolay ulaşabileceğimiz besinleri tercih ederiz. Bunlar da cipstir, çikolatadır…  ‘Bunu yediğim zaman mutlu oluyorum’ diyenler var, hayır öyle bir şey yok, sağlıklı besinlerle de mutlu olabiliyorsunuz.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-zayiflatmiyor-tam-aksi-kilo-aldiriyor-455944">Yanlış diyetler zayıflatmıyor tam aksi kilo aldırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyette en çok yapılan 10 yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyette-en-cok-yapilan-10-yanlis-416860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 01:52:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[diyette]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilinçsizce yapılan her diyet pek çok sağlık sorununa sebep olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyette-en-cok-yapilan-10-yanlis-416860">Diyette en çok yapılan 10 yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilinçsizce yapılan her diyet pek çok sağlık sorununa sebep olabilir. Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzına bağlı olarak kilo sorunları ile obezite günümüzde her geçen gün daha fazla karşılaştığımız bir sorun. Buna paralel olarak kilo vermek için yanlış yollara başvuranların sayısı da hiç az değil. Diyet yapmak asla geçici bir süreç değil, sürdürülebilir sağlık yolunda benimsenmesi gereken bir yaşam tarzıdır” açıklamasında bulunarak diyet yaparken en sık düşülen 10 hatadan söz etti.</strong></p>
<p><strong>Akşam yemeğini es geçmek</strong></p>
<p>Sanılanın aksine, akşam yemeğini atlamanın sağlıklı kilo vermeye bir katkısı yoktur. Akşam yemeğini es geçmek sağlıklı bir tercih değildir, yapılması gereken akşam yemeğini geç saatlere bırakmamaktır. </p>
<p><strong>Bir başkası için hazırlanmış kişiye özel diyetin aynısını kopyalamak</strong></p>
<p>Diyet, kişiye özel olmalıdır. Kişinin klinik durumuna, yaşam tarzına, fiziksel aktivite sıklığına bağlı olarak farklılık göstermesi gerekir dolayısıyla bu değişkenlerin uzman bir diyetisyen tarafından değerlendirilmesi sağlık açısından çok önemlidir. Kontrol altında geçirilen sağlıklı bir kilo verme sürecinin sonunda, uygunluğu tespit edilen bir beslenme tarzına erişilir ve bu beslenme tarzının kişi tarafından hayat boyu sürdürülmesi gerekir. </p>
<p><strong>Sadece sıvı ile beslenmek</strong></p>
<p>Uzun süre sebze ve meyve suları ile beslenmek, tek tip beslenme olarak değerlendirilir. Bu beslenme türünde pek çok vitamin ve mineral alımı gerçekleşiyor olsa da protein ve yağ alımı olması gerekenin çok altında kalacağı için ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Tarçınlı veya limonlu suyun yağ yakıcı sanılarak tüketilmesi</strong></p>
<p>Suya eklenen tarçın veya limonun yağ yakıcı etkisi yoktur. Vücuttaki fazla yağın yakılması sadece kişiye özel dengeli bir diyet ve düzenli bir sporla gerçekleşebilir.</p>
<p><strong>Karbonhidratı tamamen hayatından çıkarmak </strong></p>
<p>Kişinin özel bir sağlık durumu yoksa, günlük enerji ihtiyacının ortalama yüzde 40-50’si karbonhidratlardan sağlanmalıdır. Burada önemli olan nokta, alınan karbonhidratın çeşididir. Diyet yaparken uzak durulması gerekenler; sofra şekeri eklenmiş gıdalar, glikoz/mısır şurubu, nişasta, tatlandırılmış ve beyaz rafine un ile yapılmış gıdalardır. Tam tahıllı ekmek, meyveler, kuru baklagiller, süt ve süt ürünleri ve kabuklu/lifli tahıllar vücudumuza gerekli olan kompleks karbonhidratları içerir ve kişinin istisnai bir sağlık durumu yoksa bu sayılanların tüketilmesi tavsiye edilir.</p>
<p><strong>Besinlerin tamamen yağsız olanlarını tercih etmek</strong></p>
<p>Bir uzman tarafından kişiye özellikle kısıtlanmadığı sürece, hayvansal ürünlerin yağsız olanlarını tüketmek gereksiz bir tercihtir. Çünkü düşünülenin aksine vücudumuzun bir miktar doymuş yağa da ihtiyacı vardır.</p>
<p><strong>Yemekleri hiç yağ kullanmadan yapmak</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenmek demek yağı tamamen hayatınızdan çıkarmak demek değildir aksine zeytinyağı, güçlü bir antioksidan olması sebebiyle özellikle yemek ve salatalarda kullanmak için kaliteli bir yağdır. </p>
<p><strong>Gece yatmadan önce pul biberli yoğurt yemek</strong></p>
<p>İçerdiği probiyotikler sayesinde yoğurt, bağırsak sağlığına iyi gelir. Pul biberdeki kapsaisinin kilo verdirici, antikanser ve tok tutucu özelliklere sahip olduğu yapılan bazı çalışmalarda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla pul biberli yoğurdun sağlığa iyi geldiği söylenebilir. Hatta bu karışıma, zerdeçal, karabiber ve sevilen diğer baharatlar da eklenebilir fakat gece geç saatlerde yenmesinin ekstra bir faydası bulunmamaktadır. Mümkün olduğunca akşam 19:00 veya 20:00’dan sonra genel olarak beslenmenin sonlandırılması tavsiye edilir.</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenme sürecinde sporu gerekli görmemek</strong></p>
<p>Sporun eşlik etmediği diyetler ya sonuç vermezler ya da kişiyi çok düşük kalori almaya zorlarlar. Bu da bağışıklık açısından uzmanların tavsiye etmediği bir durumdur. Unutulmamalıdır ki; diyet yapmak asla geçici bir süreç değil, sürdürülebilir sağlık yolunda benimsenmesi gereken bir yaşam tarzıdır.</p>
<p><strong>Diyet ve spor olmadan hızlı, kolay kilo vermek için farklı yollar aramak</strong></p>
<p>Kilo verdirici ilaçlar, cerrahi işlemler ve metabolizma hızlandırıp kilo vermeye destek olan bitki çayları ancak diyet ve spor eşliğinde gerçek anlamda etkili olurlar. Bunların hiçbiri tek başına mucize olarak görülmemelidir. Ek olarak kilo verdirici ilaçlar kullanılmadan önce çok iyi araştırılmalıdır çünkü günümüzde kısa zamanda ve zahmetsiz bir şekilde zayıflamayı vaat eden ürünler geniş kitleler tarafından yüksek talep bulurlar bu sebeple piyasada sadece finansal çıkarlar uğruna merdiven altı üretim olan ve insan sağlığını tehdit eden pek çok ürün dolaşmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyette-en-cok-yapilan-10-yanlis-416860">Diyette en çok yapılan 10 yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun Estetiği Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-dogru-sanilan-7-yanlis-407492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Sep 2023 11:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=407492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle oluşan ‘güzellik algısı’ estetik ameliyatlarına olan talebi artırıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-dogru-sanilan-7-yanlis-407492">Burun Estetiği Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle oluşan ‘güzellik algısı’  estetik ameliyatlarına olan talebi artırıyor. Ülkemizde en sık yapılan estetik ameliyatlarında burun estetiği, bir diğer adıyla Rinoplasti birinci sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Mithat Ulay,</strong> Rinoplasti ameliyatının burnun dış görüntüsüne olan etkisinin yanı sıra nefes alma sorununa da çözüm sağladığına dikkat çekerek, “Günümüzde kişinin yüzüne, cildine ve kemik yapısına uygun olan ve estetik işlem yapıldığı anlaşılmayan sonuçlar elde edilebiliyor. Ameliyatlarda hastaların beklentileri de dikkate alınarak en doğal ve fonksiyonlarını yapan bir burun oluşturulabiliyor. Dolayısıyla hastaların Rinoplasti ile ilgili kaygıları varsa bunu hekimleriyle paylaşmaları önem taşıyor” diyor. <strong>Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Mithat Ulay,</strong> burun estetiği ameliyatı hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli önerilerde bulundu!  </p>
<p> </p>
<p><strong>Burun ameliyatı şiddetli ağrı yapar. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Ameliyat sonrasında oluşan şişlik ve morluklar nedeniyle burun estetiği ameliyatının şiddetli ağrıya sebep olduğu düşünülüyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, son yıllarda medikal ve teknolojik gelişmeler sayesinde Rinoplasti ameliyatından sonra ciddi bir ağrı sorunu yaşanmıyor. Dr. Mithat Ulay, “Ağrı, tamamen kişinin ağrı eşiğine bağlı bir histir. İlk günlerde yaşanabilen sızlama tarzındaki ağrılar basit ağrı kesici ilaçlarla kolayca kontrol altına alınabiliyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ödem ve morarma uzun süre geçmez. YANLIŞ!  </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Burun estetiği ameliyatlarında, gerekli durumlarda kemiğe müdahale yapılıyor. İşlem sonrasında burunda ödem ile gözaltlarında morarma ve şişlik oluşabiliyor. Bu sorunlar kişinin cilt dokusuna bağlı olarak çoğunlukla ilk 1-2 haftada azalıyor. İyileşme sürecini hızlandırmak için özel bir diyet, morluk giderici krem, yüze düzenli olarak uygulanan buz kompresi ve vitamin takviyesi tavsiye ediliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında burun ucu zamanla düşer. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Aslında kişi ameliyat olsa da olmasa da zamanla yer çekimi nedeniyle burnun ucu doğal olarak düşmeye başlıyor. Dr. Mithat Ulay, “Ameliyatta burnun çatısı dediğimiz kıkırdak ve kemik dokusu aşırı alınırsa zamanla burun ucu düşer. İlk 3-4 haftada ödemden dolayı anlaşılmasa da ödem kaybolunca, yetersiz kıkırdak ve kemik dokusu nedeniyle burun ucunun düştüğü fark ediliyor” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tamponu çıkarmak çok acılı bir işlemdir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Burun estetiği yaptırmak isteyen kişileri en çok korkutan şey, burun içine yerleştirilen tamponlar oluyor. Eskiden yağlı ve gazlı bezlerin burundan çıkarılması acı duyulan bir işlemdi. Son yıllarda ise burun anatomisine uygun olarak geliştirilen ve nefes alınmasını mümkün kılan silikon tamponlar kullanılıyor. Bu tamponlar burnun içinde yaklaşık yedi gün kalıyor ve acıya yol açmadan kolaylıkla çıkarılabiliyorlar. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında burun doğal durmaz. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Dr. Mithat Ulay, en iyi estetik ameliyatının dışarıdan fark edilmeyecek şekilde gerçekleştirilen ameliyat olduğuna işaret ederek, “Burun yüzümüzün ortasında yer alan bir organımız. Bu nedenle görünümünün doğal olması gerekiyor. Önemli olan, yüze ve cilde uygun bir burun yapılmasıdır” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Nefes alma problemi yaşanır. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Burunda kemik ve kıkırdak eğriliği ile burun eti, nefes alma probleminin başlıca nedenini oluşturuyor. Dolayısıyla Rinoplasti ameliyatı sadece estetik amaçlı yapılmıyor; deviasyon gibi sorunların düzelmesine ve burun fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde çalışmasına da imkan sağlıyor. Ameliyatın ardından burunda oluşan şişlik sonucu yaşanan nefes alma problemi ise 1-2 hafta sonra azalıyor. Burundaki problemler giderildiği için hasta ameliyat sonrasında eskisinden çok daha rahat nefes alabiliyor. Tam iyileşme ise bir yıl sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Burun estetiği ileri yaşlarda yapılamaz. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Burun estetiği ameliyatı, tıbbi olarak gerekli olması halinde ileri yaşlarda da yapılabiliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-dogru-sanilan-7-yanlis-407492">Burun Estetiği Hakkında Doğru Sanılan 7 Yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyet Mitleri Yanıltıyor! Doğru beslenmeyle ilgili 5 yanlış bilgi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyet-mitleri-yaniltiyor-dogru-beslenmeyle-ilgili-5-yanlis-bilgi-397255</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 11:10:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeyle]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[mitleri]]></category>
		<category><![CDATA[yanıltıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397255</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı beslenme ve diyetle ilgili doğru bilinen yanlış sayısı çok fazladır. Aile, sosyal çevre ve sosyal medya kaynaklı bilgi kirliliği, yanlış ve eksik bilgi aktarımına neden olur. Bu bilgi kirliliği hem diyet programlarında başarılı olmayı engeller hem de sonuç almamızı geciktirerek motivasyonumuzu düşürür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyet-mitleri-yaniltiyor-dogru-beslenmeyle-ilgili-5-yanlis-bilgi-397255">Diyet Mitleri Yanıltıyor! Doğru beslenmeyle ilgili 5 yanlış bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıklı beslenme ve diyetle ilgili doğru bilinen yanlış sayısı çok fazladır. Aile, sosyal çevre ve sosyal medya kaynaklı bilgi kirliliği, yanlış ve eksik bilgi aktarımına neden olur. Bu bilgi kirliliği hem diyet programlarında başarılı olmayı engeller hem de sonuç almamızı geciktirerek motivasyonumuzu düşürür. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, beslenme ve diyetle ilgili doğru bilinen 5 yanlış maddeyi sıraladı ve doğru beslenme yöntemleri hakkında önemli ipuçları verdi.</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme ürünleri, diyet listeleri ve detoks programları özellikle havaların ısınmasıyla birlikte gündemden düşmüyor. Milyonlarca insanın zayıflamak ve fit bir görünüme sahip olmak için bilgi edinmeye çalıştığı böylesi bir ortamda, doğru ve dengeli beslenmenin püf noktaları hakkında tavsiyelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, çok sık gündeme gelen 5 yanlış bilgiyi sıraladı.</p>
<p><strong>“Şekersiz içecekler sağlıklıdır”</strong></p>
<p>Doğru beslenmeye çalışırken, yanlış tercihler yapılabildiğine işaret eden Yiğit, soğuk içeceklerdeki ‘şekersiz’ ve ‘kalorisiz’ yazılarına karşı uyarıda bulundu. Yiğit, “Şekersiz ve kalorisiz olan bu içecekler, vücutta şeker gibi insülin salgılatır ve yağ depolanmasını uyarır. Üstelik bağırsak sağlığını da olumsuz etkileme ihtimalleri her zaman vardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Detoks suları toksin atar”</strong></p>
<p>Günümüzde çok sık başvurulan detox sularının içeriğine de dikkat çeken Yiğit, “Vücudumuzdaki toksin atma işlemini karaciğerimiz yapar. Bu içecekler eğer taze yapıldıysa, size vitamin, mineral ve posa sağlayıp diyetinize destek olur. Ancak vadettiği arındırmayı yapmayacaktır. Tabii ki şekerli içecekler yerine bu detox içeceklerini içmek karaciğerinize destek olacaktır. Burada önemli olan bu içecekleri tek besin kaynağı haline getirmemektir.” dedi. </p>
<p><strong>“Glutensiz ürünler ve vegan ürünler sağlıklıdır”</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, toplumda kabul gören glutensiz ve vegan ürünlerin sağlıklı olduğu yönündeki yaygın görüşün aksine, bu ürünlerin çoğunun işlenmiş olabileceğini belirtti. Yiğit, “Glutensiz etiketli ürünlerin aslında çoğu işlenmiştir. Eğer glutensiz undan yapıldıysa, tatlarını güzelleştirmek için daha çok şeker atılmış olma ihtimalleri vardır. Bu nedenle sadece bu ibarelere değil, ürünün etiketindeki içeriğe bakmak gerekiyor. Ürünün vegan olması, hayvansal bir içerik kullanılmadığını ifade etse de bu ürünler daha yağlı olabilmekte, çoğunlukla doymuş yağları da daha çok içermektedir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Mısır gevrekleri zayıflamaya yardımcı olur” </strong></p>
<p>Kahvaltılarda sıkça tüketilen mısır gevreklerinin zayıflama sürecine yardımcı olup olmadığı hakkında da konuşan Yiğit, tüketicilerin hangi ürünleri tercih ettiğinin önemine vurgu yaparak şunları söyledi: “Eğer ballı, çikolatalı, şeker ilaveli olanlar tercih ediliyorsa aksine daha çok acıktırabilir ve porsiyon kontrolünü daha zor sağlarsınız. Sabahları güne bol peynirli bol yeşillikli yani proteinli ve posalı bir kahvaltıyla başlamak gün içindeki iştah kontrolünüzün sağlanmasına ve kilo kontrolünüze daha çok yardımcı olur.”</p>
<p><strong>“Kalori hesaplamak, doğru beslenmek için yeterlidir”</strong></p>
<p>Dyt. Hülya Yiğit, sadece kalori hesaplayarak doğru beslenmenin mümkün olamayacağına işaret ederek, “Bu konu çoğu kişi tarafından yanlış anlaşılıyor. Bir besinin kalorisine değil, içindeki posa ve protein oranına bakmak gerekiyor. Örneğin bir adet peynirli sandviçin kalorisiyle, bir çikolatanın kalorisi eşittir. Ancak besleyicilikleri farklıdır. Bu nedenle etiketteki kaloriye değil, besinin içindeki protein ve lif oranına bakmamız gerekir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyet-mitleri-yaniltiyor-dogru-beslenmeyle-ilgili-5-yanlis-bilgi-397255">Diyet Mitleri Yanıltıyor! Doğru beslenmeyle ilgili 5 yanlış bilgi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Botoksla ilgili doğru bilinen 9 yanlış</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-396046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinen]]></category>
		<category><![CDATA[botoksla]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırışıklıkların giderilmesinde en çok tercih edilen uygulamaların başında gelen botoks, kırışıklıkların dışında diş sıkma, migren ve aşırı terleme gibi pek çok farklı hastalığın tedavisinde de tercih ediliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, botoks ile ilgili doğru bilinen 9 yanlışı paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-396046">Botoksla ilgili doğru bilinen 9 yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kırışıklıkların giderilmesinde en çok tercih edilen uygulamaların başında gelen botoks, kırışıklıkların dışında diş sıkma, migren ve aşırı terleme gibi pek çok farklı hastalığın tedavisinde de tercih ediliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, botoks ile ilgili doğru bilinen 9 yanlışı paylaştı.</strong></p>
<p><strong>Yanlış: Botoks bir yılan zehridir.</strong></p>
<p><strong>Doğru:</strong> Botulinum toksini, clostridium botulinum isimli bakteriden elde edilen protein yapıda bir ilaçtır.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoks yaptırırsam yüzüm şişer.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Botoks, nöromüsküler kavşakta etki ederek kasların çalışmasını geçici olarak bloke eden bir toksindir. Kas içine uygulanır. Hyalüronik asit içerikli dolgular gibi hacim verici etkisi bulunmaz.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoksu bir kere yaptırırsam hep yaptırmak zorunda kalırım. Yaptırmazsam daha kötü olurum.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Botoks geçici olarak kasları bloke ederek etkili olduğu süre boyunca mimik ile oluşan çizgilerin yok edilmesi/hafiflemesini sağlar. 4-6 ay sonra etkisi tamamen ortadan kalkar. Etki ortadan kalktığında eskisi ile aynı veya daha iyi bir görünüm ortaya çıkar çünkü sadece 4-6 ay mimik çizgilerinin oluşumu engellemiş olduğundan çizgi hafiflemiş olabilir. Daha kötü olmaz. Sürekli tekrar etmek zaruri değil ancak tekrar edilirse kırışıklıkların açılması ve oluşmaması sağlanır.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoks yaptırırsam sürekli donuk bir ifade ile dolaşırım.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Eskiden çok daha donuk ifadeler yaratan uygulamalar nedeniyle oluşan bu algının aksine artık hekimin değerlendirmesi, görüşü ve hastanın da isteğiyle beraber çok daha doğal görüntüler elde ediliyor.</p>
<p><strong>Yanlış: Çizgilerim oluşunca botoks yaptırmam gerekir.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Botoks kasların çalışmasını engelleyerek mimik çizgilerini ortadan kaldırır. O nedenle ideali çizgiler mimik yapılmadığı halde görünecek hale gelmeden, mimikle oluşan çizgiler belirginse yapılmasıdır.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoks yaptırmak için yaşın çok erken.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Botoks 18 yaşından büyük, ihtiyacı olan herkese yapılabilir. Burada işlem için uygunluk ve gereklilik kişinin ihtiyacına göre belirlenir. Çok mimik yapan kişilerde bu nedenle uygulama yaşı düşmektedir.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoks sadece kırışıklık için uygulanır.</strong></p>
<p><strong>Doğru: </strong>Botoks diş sıkma tedavisinde masseter kasına, aşırı terleme şikâyeti için yüz, saçlı deri, koltuk altı, el ve ayaklara da uygulanmaktadır. Bunun dışında güldüğümüzde diş etlerimiz görünüyorsa bu bölge için de gummy smile botoks uygulaması yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Yanlış: Dudaklarıma botoks yaptırınca dudaklarım şişer.</strong></p>
<p><strong>Doğru:</strong> Botoks hacim veren bir işlem değildir. Dudağa dolgunluğu veren hyalüronik asit içerikli dolgulardır. Botoks bu bölgede dudak üzerinde oluşan çizgiler için uygun hastalarda kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Yanlış: Botoksla ilgili korkutan haberler duydum, botoks güvenli değil, yaptırmayayım.</strong></p>
<p><strong>Doğru:</strong> Botoks, 20 yılı aşkın süredir uygulanan güvenli FDA onaylı, çokça bilimsel çalışması olan bir ilaçtır. FDA onaylı ve ülkemizde 3 adet marka bulunuyor. Hepsi de güvenlidir. </p>
<p>Ancak son zamanlarda Uzak Doğu ve İran menşeili onaysız, standardizasyonu ve güvenilirliği olmayan ve sahte ürünlerle yapılan uygulamalar sonrası bazı olumsuz durumlar görülebiliyor. </p>
<p>Güvenli ürünleri kullanan uzman hekimler tarafından uygulanan botoks işlemi yıllardır güvenli bir şekilde yapılıyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/botoksla-ilgili-dogru-bilinen-9-yanlis-396046">Botoksla ilgili doğru bilinen 9 yanlış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 17:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[panikle]]></category>
		<category><![CDATA[şule]]></category>
		<category><![CDATA[tercihe]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle deprem bölgelerinden ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde yaşadığımız deprem, sel gibi üst üste gerçekleşen afetler sebebiyle  deprem bölgelerinden  ve özellikle olası İstanbul depreminden daha az riskli bölgelere doğru ciddi bir nüfus hareketliliği yaşanıyor. </p>
<p><strong>Gayrimenkul uzmanı Şule Alp,</strong></p>
<p>“Ani karar ve panikle göç eden vatandaşlarımızın göç ettikleri yerlerin güvenli ve konforlu olması, iş imkanı, eğitim gibi faktörleri de düşünmeleri gerekmektedir. Risklerin  ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına yönelik fikirler var. Göç etmek, riski azaltan bir önlem olarak görülüyor ancak burada ister istemez belli şehirler ön plana çıkacak. Özellikle olası İstanbul depremi sebebiyle insanlar göç etmek için harekete geçtiler,</p>
<p>Deprem bakımından Türkiye’nin en güvenli illeri; Konya, Karaman, Artvin, Rize, Trabzon, Ordu, Giresun, Yozgat, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın, Kırklareli, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Niğde, Mardin, Şırnak, Siirt, Batman, Ardahan, Mersin, Antalya şeklinde açıklama yapılması sebebiyle bu şehirlere yoğun ilgi olduğunu ve olacağını söyleyebiliriz.”</p>
<p><strong>Son yaşanan depremlerin korkuttuğu İstanbullular, alternatif arayışına yöneldi. </strong></p>
<p>Gayrimenkul Uzmanı Şule Alp, “Fay hattından uzaklığı ve İstanbul&#8217;a yakın olması nedeniyle Edirne ve Kırklareli&#8217;ne talep arttı. İstanbul&#8217;da yaşayan çok sayıda vatandaş, Edirne ve Kırklareli&#8217;nden arsa ve ev almaya ya da kiralamaya başladı. Fay hattı üzerinde olan Tekirdağ ise tercih edilmediğini gözlemliyoruz. Deprem sebebiyle istanbulda yaşayan vatandaşlarımızın geçici veya mevsimsel olarak da kalabilecekleri yaşam alanlarına sahip olmak için ikinci  mekanlar alma arayışları bulunuyor. Bağ evi, köy evi, yayla evi, şehir çeperindeki doğala yakın meskenler, yazlıklar şuan da en çok talepler arasında özellikle  okul, hastane ve alışveriş merkezlerine ulaşım kolaylığı olan tek katlı veya az katlı yerlere olan ilginin fazlasıyla arttığını söyleyebiliriz. </p>
<p>Bu hareketlilik bir yandan kalabalık şehirlerin daha da kalabalık hale gelmesine, diğer yandan ise afet yaşanan illerin nüfusunun azalmasına sebebiyet verecektir. Böylelikle şehirler  arasındaki nüfus orantısı dengesiz bir hal alacaktır. Yaşadığımız acı deprem de büyük bir demografik etki uyandırma potansiyeline sahip olduğu için planlama ve takip gerektirmektedir. Nüfus ve göç hareketliliği bağlamında yetkili kurumların verileri sıklıkla ve açık bir şekilde paylaşmaları, bu bölgelerde araştırmacıların daha derinlemesine araştırmalar yapmaları fiziki ve psiko-sosyal çalışmaların dışında ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulan en önemli unsurlardan olacaktır.” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gayrimenkul-uzmani-sule-alp-uyariyor-panikle-kacis-yanlis-tercihe-neden-olabilir-358063">Gayrimenkul uzmanı Şule Alp uyarıyor.. Panikle kaçış yanlış tercihe neden olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
